Şehrimizdeki partilerin kararları Mustafa Kemal'e bildirildi
AFYONKARAHİSAR
Onikinci Kolordu Kumandanı Selâhattin Bey, İstanbul'daki çeşitli partilerin Ermeni meselesi ile alâkalı olarak Amerikan Tahkik Komisyonuna verdikleri muhtırayı temin etmiş ve bunu acele Erzurum'a Mustafa Kemal Paşa'ya telgrafla bildirmiştir.
Bu telgrafta belirtildiğine göre, partilerin, Amerikan Komisyonuna verilmek üzere aldıkları kararlar şunlardır:
"1 - Ermenistan için, Türkiye'nin Doğu sınırı üzerinde Ermenilerin işine yarayacak bir toprak parçasını vermeyi, Doğu illerindeki Türklerin ve orada işbaşında bulunan büyüklerin, gelecekteki rahatlıklarını ve özgür gelişmelerini düşünerek kabul edebilecekleri kanısında olduklarını;
Yalnız bu kanılarını, oradaki Kürtlerle işbirliği yapmış olmaları ve Kürtlerin de Ermenilere toprak vermek düşüncesini hiç benimsemeyeceklerini bildikleri için açığa vurmak istemediklerini; açığa vursalar bile oradaki Türk çoğunluğunun aşağıdaki koşullara uyulması konusunda kendilerine sağlam söz verilmedikçe bu düşüncede Kürtlerden ayrılmayacaklarını sandıklarını belirtmişlerdir.
2 - Boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan Türk ve Kürtlerin yeni gönderilecekleri topraklarda hemen yerleştirilmesi ve hemen yeni topraklarından yararlanmalarını sağlamak için Amerika'nın yardım etmesi,
3 - O bölgede ve özellikle Erzincan ve Sivas arasında yoğun olarak bulunan Ermenilerin de yeni Ermenistan sınırları içerisine gönderilmelerinin sağlanması,
4 - Ermenistan hesabına yapılacağını kestirdiğimiz toprak verme işi, bağımsız bir Ermenistan adına değil, ancak büyük ve uygar bir devletin mandası altında gelişecek yeni bir devlet adına olacaktır.

Samsun'dan İstanbul'a silâh ve mühimmat sevkiyatının durdurulduğu öğrenildi
9 uncu Ordu Müfettişi: "Millî tezahüratı men ve tevkif için nefsimde ve hiç kimsede kudret ve takat göremiyorum." diyor
BİR KAÇ GÜN EVVEL İNGİLİZLERİN KABİNEYE BİR NOTA VEREREK, SİVAS VE CİVARINDA BULUNAN ERMENİLERİN TEHDİD ALTINDA BULUNDUKLARINI BİLDİRDİĞİ, TEDBİR ALINMASINI İSTEDİĞİ VE BUNUN ÜZERİNE HARBİYE BAKANLIĞININ BU HUSUSTA MUSTAFA KEMAL PAŞA'DAN İZAHAT TALEP ETTİĞİ ÖĞRENİLMİŞTİR.
Mustafa Kemal Paşa'dan gelen cevapta, İngilizlerin iddialarını doğrulayacak hiç bir olayın cereyan etmediği, bunların devam etmekte olan mitingleri durdurmak için böyle bir şeyi bahane eyledikleri belirtilmektedir.
Fakat Mustafa Kemal Paşa'nın, Havra'dan yollamış olduğu bu telgrafının son kısmı büyük bir önemi haiz görülmüştür. Bu kısmı aynen yayımlıyoruz:
"Fakat istiklâl ve millî mevcudiyetimizi imha ve bekayı hayatı tehlikeye isaleden işgal-i kasıt ve teaddi gibi İzmir havalisinde görülmekte olan fiiliyatın zuhurat-ı mümasilesine karşı ne halkın heyecan ve tesirat-ı vicdaniyesini ne de buna müstenid millî tezahüratı men ve tevkif için nefsimde ve hiç kimsede kudret ve takat göremiyeceğim gibi, bu yüzden tahaddüs edecek vakayi ve hadisat karşısında mesuliyeti kabul edebilecek ne kumandan ve ne de mülkiye memuru ve ne de hükümet tasavvur ederim."
MUSTAFA KEMAL SİLÂH SEVKİYATINI DURDURDU
Mustafa Kemal Paşa, silâh, mühimmat ve malzemenin İstanbul'a sevkini durdurmuştur.
Bugüne kadar Türk ordusunun silâhları ve cephanesi, mütareke ahkâmına göre denilerek Samsun'a sevkediliyor ve oradan İstanbul'a gönderiliyordu.
Cumartesi günü İstanbul'dan Harbiye Bakanlığından buraya gelen bir şifrede, Diyarbakır'da 13 üncü kolordu tarafından Samsun yoluyla İstanbul'a gönderilmek üzere 31-33 adet muhtelif sürgü koliyle 198 makineli tüfek ve 26 top kaması sevkedildiğinden bahisle bunların nerede, ne zaman yollanacağı soruluyordu.
Mustafa Kemal Paşa, sevkiyatı durdurduğunu cevabında açıklamamış yalnız, malzemeyi getirmekte olan ilk kademeye Havza'da rastladığını, katedilen uzun yol dolayısiyle efradın yorgun ve perişan bir vaziyette bulunduğunu, diğer kademelerin de aynı şekilde perişan olmalarının kuvvetle muhtemel bulunduğunu söyleyerek tekrar malûmat yollayacağını bildirmekle iktifa etmiştir.

1. BÖLÜM
ÂL-İ MUHAMMED’İN SIRRININ EHLİ OLMAYANLARDAN
KORUNMASI VE ONLARA BİLDİRİLMEMESİ HAKKINDAKİ RİVAYETLER
1-    …Âmir bin Vâsile’den:
Emirülmüminin aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Allahın ve resülünün yalanlanmasını ister misiniz? Halka anladıkları dilden konuşun ve inkâr edecekleri şeyleri (söylemekten) çekinin.”
2- …Enes bin Malik’den Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurduğunu duydum:
“Halkın kabullenmeyeceği şeylerden bahsetmeyin. Siz Allah ve resülünün yalanlanmasını hiç ister misiniz?”
3- …Abdül’âlâ bin A’yân’dan:
İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam bana şöyle buyurdu:
“Ey Abdül’âlâ! Bizim velâyetimiz sadece tanıyıp kabullenmekle olmaz. Bizim velayetimiz, onu ehli olmayanlardan koruyup saklamakla mümkündür. Benim şiilerime selam gönder ve onlara şöyle söyle: Halkın anladıkları şeyleri anlatıp onların kabul etmeyeceği şeyleri söylemeyen ve böylece bizi halka sevdiren bir kula Allah rahmet eylesin. (Sonra buyurdu ki: Bize karşı savaşan düşmanlarımız, bizim istemediğimiz şeyleri halka anlatanlardan daha kötü değillerdir.)”
4- …Abdü’âlâ bin A’yân’dan:
“İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam buyurdu ki:
“Bu velayeti ehli olmayanın yanında gizlemedikçe onu kabul etmiş sayılmazsınız. Bizim söylediğimizi söyleyip, bizim söylemediğimizi de söylememeniz yeterlidir. Eğer bizim söylediğimizi söyler, sustuğumuz şeye de teslim olursanız, tıpkı bizim iman ettiğimiz gibi iman etmiş olursunuz. Yüce Allah buyuruyor ki: “Eğer sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, hidayete ererler.” Ali bin Hüseyn aleyhisselam buyurdu ki: Halka anladıkları dilden konuşun, onların takâtı olmayan şeyleri onlara yüklemeyin. Aksi halde bize düşman kesilirler.”
5- …Abdül’âlâ bin Âyân’dan:
İmam Cafer-i Sadık -aleyhisselam- şöyle buyurdu:
“Bizim velayetimiz sadece tasdikleyip kabul etmekle olmaz. Bizim velayetimiz ehli olmayanlardan korumakla mümkündür. Benden Allahın selamını ve rahmetini şiilere söyle ve onlara de ki, imamınız şöyle diyor: Halkın anladıkları şeyleri anlatıp onların kabul etmeyeceği şeyleri söylemeyen ve böylece bizi halka sevdiren bir kula Allah rahmet eylesin. Sonra bana şöyle buyurdu: Bize karşı savaşan düşmanlarımız, bizim istemediğimiz şeyleri halka anlatanlardan daha kötü değillerdir.”
6- …Muhammed bin Hazzâz’dan:
İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Bizim sırlarımızı halka ifşa eden, tıpkı bizim hakkımıza karşı çıkan gibidir.”
7- …Hasan bin Serrî’den:
İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Ben bir adama birşeyler söylüyorum. O da (ehli olmayanlara) aynen anlatarak benim lânetimi kazanıyor ve ben ondan beraat ediyorum.”
8- …İbn-i Muskân’dan:
İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam bana şöyle buyurdu:
“Bir kavim vardır ki beni kendilerinin imamı sanarlar. Allah’a andolsun ki ben onların imamı değilim. Allah onlara lânet etsin. Ben her ne kadar onu örttüysem, onlar o örtüyü yırttılar. Ben kezâ ve kezâ diyorum. Onlar da diyorlar ki: “İmam başka birşey söylemek istiyordu.” Ben sadece bana itaat edenlerin imamıyım.”
9- …Kerrâm-ı Has’emi’den:
İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Vallahi eğer ağızlarında kilit olsaydı, onlara yapması geretiği işleri söylerdim. Vallahi eğer takiyye edebilen birini görseydim, ona çok şeyler anlatırdım. Allah bana yardımcı olsun.”
10- …Ebu Basir’den:
İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum:
“Allah bir sırrı Cebrail’e söyledi: Cebrail ise o sırrı Muhammed’e iletti. Muhammed ise o sırrı Ali’ye öğretti. Ali ise o sırrı Allah’ın istediklerine birer birer öğretti. Siz ise o sırrı yolda konuşuyorsunuz.”
11- …Mufazzal’dan:
İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam’a benim elimden tutarak şöyle buyurdu:
Ey Mufazzal! Bu iş sadece sözle olmaz. Hayır, vallahi onu Allahın koruduğu gibi korumalısın. Allahın onu şerif kıldığı gibi sen de onu şerif kılmalısın. Onun hakkını da tıpkı Allahın emrettiği gibi edâ etmelisin.”
12- ...Hafs bin Nasîb’i Fer’ân’dan:
Muallâ bin Huneys’in katledildiği günden sonra İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam’ın yanına gittiğim de bana şöyle buyurdu:
Ey Hafs! Muallâ’ya birşeyler anlattım. O da gidip ifşâ edince kılıçla öldürüldü. Halbuki ben ona demiştim ki: Kim bizim sözlerimizi korursa, Allah da onu korur. Dinini de dünyasını da muhafaza eder. Ve her kim sırrımızı ifşâ ederse, onun dinini ve dünyasını elinden alır. Ey Muallâ! Her kim bizim zor sözlerimizi gizlerse Allah onun iki gözünün arasına bir nur karar kılar ve halkın içinde onu aziz kılar. Ve her kim sırrımızı ifşâ ederse ya silahla öldürülür ya da şaşkınlık içinde ölür.”

ŞEYH MUHAMMED BİN İBRAHİM-İ NUMANÎ, HZ. MEHDİ (A.S) HAKKINDA HADİSLER (GAYBET-i NUMANÎ), 1. BÖLÜM, Çeviri: CEVAD GÖK, "İmam Ali (a.s) Müessesesi"

HAZIRLIK NO :2007/1536
ESAS NO : 2008/968
İDDİANAME NO. : 2008/623

DAVACI	:	K.H.
İHBAR EDEN	:	ŞEVKİ YİĞİT, HASAN Oğlu ASİYE'den olma, 04/11/1959 doğumlu, TRABZON ili, OF ilçesi, ESKİPAZAR MERKEZ MAH., 48 cilt, 53 aile sıra no, 28 sıra no'da nüfusa kayıtlı Eskipazar Beldesi Fatih Mah. Of/ TRABZON ikamet eder.
İHBAR TARİHİ 	:	12/06/2007
MAKTUL	:	MUSTAFA YÜCEL ÖZBİLGİN, Hamdi oğlu, 1942 doğumlu, Danıştay 2. Dairesi üyesi.
MAĞDURLAR	:
1- MUSTAFA BİRDEN, Osman oğlu, 1946 doğumlu, Danıştay 2. Daire Başkanı
2-	AYLA GÖNENÇ, Enver kızı, 1951 doğumlu, Danıştay 2.Daire üyesi
3-	AYFER ÖZDEMİR, Mehmet Nuri kızı, Danıştay 2. Daire üyesi
4-	AHMET ÇOBANOĞLU, Mehmet oğlu,  1962 doğumlu, Danıştay Tetkik Hakimi
 ŞÜPHELİLER	:

BÖLÜM I SORUŞTURMANIN ÖZETİ:
BÖLÜM II ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ:
BÖLÜM III ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DEŞİFRE EDİLEBİLEN YAPILANMASI:
BÖLÜM IV ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ EYLEMLER:
BÖLÜM V ŞÜPHELİLERİN BİREYSEL DURUMLARI:
1) ŞÜPHELİ OKTAY YILDIRIM ;
2) ŞÜPHELİ MEHMET DEMİRTAŞ ;
3) ŞÜPHELİ ALİ YİĞİT;
4) ŞÜPHELİ ZAFER (KOD) MUZAFFER TEKİN ;
5-ŞÜPHELI MAHMUT ÖZTÜRK
6- ŞÜPHELİ GAZİ GÜDER :
7-ŞÜPHELİ AYŞE ASUMAN ÖZDEMİR ;
8-ŞÜPHELİ HALİL BEHİÇ GÜRCİHAN ;
9-ŞÜPHELİ İSMAİL YILDIZ ;
10-ŞÜPHELİ KEMAL ŞAHİN:
11-ŞÜPHELİ MEHMET MURAT YÜCEL ;
12-ŞÜPHELİ FERUDUN REFİK NUHOĞLU;
13-ŞÜPHELİ HAYRULLAH MAHMUD ÖZGÜR ;
14-ŞÜPHELİ ERGÜN POYRAZ :
15-ŞÜPHELİ BEKİR ÖZTÜRK
16-ŞÜPHELİ FUAT ERMİŞ
17-ŞÜPHELİ TUĞRUL DERME
18-ŞÜPHELİ METE YALAZANGİL
19-ŞÜPHELİ AYDIN YÜKSEK:
20-ŞÜPHELİ MUZAFFER ŞENOCAK:
21-ŞÜPHELİ FİKRET EMEK:
22-ŞÜPHELİ MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK
23- ŞÜPHELİ RAFET ARSLAN
24-ŞÜPHELİ ZEKİ YURDAKUL ÇAĞMAN:
25-ŞÜPHELİ TUNCAY HACIBEKTAŞOĞLU
26-ŞÜPHELİ SAİPİR DEBZLELVİDZE
27-ŞÜPHELI İSMAİL EKSİK
İKİNCİ GRUPTAKİ KİŞİLERİN BİREYSEL DURUMLARI

28 -ŞÜPHELİ VELİ KÜÇÜK
29- ŞÜPHELİ SEVGİ ERENEROL
30-ŞÜPHELİ MUAMMER KARABULUT
31-ŞÜPHELİ VEDAT YENERER
32-ŞÜPHELİ GÜLER KÖMÜRCÜ ‎
33-ŞÜPHELİ EMİN CANER YİĞİT
34-ŞÜPHELİ ÜMİT OĞUZTAN
35-ŞÜPHELİ SAMİ HOŞTAN
36-ŞÜPHELİ SEDAT PEKER
37- ŞÜPHELİ SEMİH TUFAN GÜLALTAY ‎
38-ŞÜPHELİ ALİ YASAK
39-ŞÜPHELİ VATAN BÖLÜKBAŞOĞLU
40-ŞÜPHELİ ORHAN TUNÇ
41-Şüpheli HABİB ÜMİT SAYIN
42-ŞÜPHELİ EMİN GÜRSES
43-ŞÜPHELİ KEMAL YALÇIN ALEMDAROĞLU
44-Şüpheli SERHAN BOLLUK
45-Şüpheli DOĞU PERİNÇEK
46-ŞÜPHELİ FERİD İLSEVER
47- MEHMET ADNAN AKFIRAT
48 -ŞÜPHELİ HİKMET ÇİÇEK
49- ŞÜPHELİ HAYATİ ÖZCAN
50 -ŞÜPHELİ IBRAHIM BENLİ
51- ŞÜPHELİ MAHIR CAYAN GÜNGÖR
52 -ŞÜPHELİ YUSUF TUNÇER
53- ŞÜPHELİ AYDIN GERGİN
54 -ŞÜPHELİ YUSUF BEŞIRIK
55- ŞÜPHELİ İLHAN SELÇUK
56 -ŞÜPHELİ KEMAL KERİNÇSİZ
57- ŞÜPHELİ FUAT TURGUT
58 -ŞÜPHELİ HAYRETTİN ERTEKİN
59- ŞÜPHELİ NUSRET SENEM
60 -ŞÜPHELİ ABDULMUTTALİP TONÇER
61- ŞÜPHELİ MURAT ÖZKAN
62 -ŞÜPHELİ SATILMIŞ BALKAŞ
63- ŞÜPHELİ ASİM DEMİR
64 -ŞÜPHELİ ATİLLA AKSU
65- ŞÜPHELİ MEHMET FİKRİ KARADAĞ
66 -ŞÜPHELİ HÜSEYİN GÖRÜM
67- ŞÜPHELİ ERKUT ERSOY
68 -ŞÜPHELİ KAHRAMAN ŞAHİN
69- ŞÜPHELİ EROL ÖLMEZ
70 -ŞÜPHELİ ABDULLAH ARAPOĞULLARI
71- ŞÜPHELİ ERDAL İRTEN
72 -ŞÜPHELİ RAİF GÖRÜM
73- ŞÜPHELİ YUSUF GÖRÜM
74 -ŞÜPHELİ OĞUZ ALPASLAN ABDÜLKADİR
75- ŞÜPHELİ RECEP GÖKHAN SİPAHİOĞLU
76 -ŞÜPHELİ MUHAMMET YÜCE
77- ŞÜPHELİ SELİM AKKURT
78 -ŞÜPHELİ COŞKUN ÇALIK
79-ŞÜPHELİ AYHAN ÇELİK
80 -ŞÜPHELİ HÜSEYİN GAZİ OĞUZ
81- ŞÜPHELİ TANJU OKAN
82 -ŞÜPHELİ YAŞAR ASLANKÖYLÜ
83- ŞÜPHELİ İHSAN GÖKTAŞ
84 -ŞÜPHELİ RASİM GÖRÜM
85- ŞÜPHELİ ALİ KUTLU
86 -ŞÜPHELİ MURAT ÇAĞLAR
SONUÇ
NETİCE VE TALEP :

BÖLÜM III
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DEŞİFRE EDİLEBİLEN YAPILANMASI
l-ASKERİ YAPILANMASI
ERGENEKON terör örgütünün yapılanması içinde askeri yapılanmanın çok önemli yerinin bulunduğu, ERGENEKON dokümanında ERGENEKON başkanlığına bağlı 7 gizli birimin 5 tanesinin başında asker bulunduğunun belirtilmesi ve bu bölümlerin başkanlıklarına komutanlık diye isim verilmesinden bu örgütlenmenin kurucularının ve önemli yöneticilerinin asker kökenli olduğunu göstermektedir.
Diğer taraftan ele geçirilen dokümanlardan ve alman ifadelerden örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızmaya çalıştığı ve burada örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu, hakkında işlem yapılan şüphelilerin de görevde oldukları dönemde ellerinde bulunan imkan ve yetkileri örgütün amaç ve çıkarları doğrultusunda kullandıkları anlaşılmıştır.
Öte yandan örgütsel dokümanlarda belirtildiği gibi örgütün en çok önem verdiği ve sızmaya çalıştığı kurumlardan birisinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu, bu nedenle halen gizli bir şekilde bu faaliyetlerini sürdürdüğü, hatta bu faaliyetlerini KARARGAH EVLERİ şeklinde adlandırarak özellikle harp okullarında bulunan subaylar ve öğrencilerle ilgilendikleri, bunların yanı sıra halen görevde olan bazı Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile ilişki içerisinde oldukları, bu ilişkileri sayesinde birçok kişinin askerlikle ilgili problemlerini çözdükleri ve istedikleri yerlerde askerlik yapmalarını sağladıkları, ayrıca bu ilişkileri örgütün farklı amaç ve hedefleri için kullandıkları anlaşılmıştır.
Soruşturma kapsamında olan şüphelilerden;

1-Şüpheli Veli KÜÇÜK	(Emekli Tuğgeneral)
2-Şüpheli Mehmet Fikri KARADAĞ       (Emekli Kurmay Kıdemli Albay)
3-Şüpheli Muzaffer TEKİN	(Emekli Piyade Kd.Yüzbaşı Disiplinsizlik)
4-Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK	(Emekli yüzbaşı istifa)
5-Şüpheli Fikret EMEK	(Emekli Piyade Kıdemli Binbaşı Malulen)
6-Şüpheli Oktay YILDIRIM	(Emekli Levazım Kademeli Başçavuş Malulen)
7-Şüpheli Muhammet YÜCE	(Hava Uzman Çavuş sözleşme feshi)
8-Şüpheli Mahmut ÖZTÜRK	(Emekli Levazım Başçavuş)
9-Şüpheli Orhan TUNÇ	(Emekli Kademeli Kıdemli Başçavuş)
10-Şüpheli Rafet ARSLAN	(Emekli Topçu Yüzbaşı Malulen)
11-Gazi GÜDER	(Müstafi Deniz Yüzbaşı İstifa) oldukları tespit
edilmiştir.
ERGENEKON terör örgütünün gizli üst yapılanmasında görevli oldukları anlaşılan
Şüpheliler Veli KÜÇÜK'ün Tuğgeneral, M. Fikri KARADAĞ'ın Kurmay Albay, Muzaffer
TEKİN'in yüzbaşı (İhraç), Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Fikret EMEK, Rafet ARSLAN ve
Gazi GÜDER'in yüzbaşı, Oktay YILDIRIM, Orhan TUNÇ, Mahmut ÖZTÜRK ve
Muhammet YÜCE'nin astsubaylık ve uzman çavuşluk kadrolarından malulen veya
kadrosuzluk sebebiyle emekli edildikleri bildirilmiştir. Ayrıca soruşturma kapsamında birçok
örgüt üyesinin görevli askeri şahıslarla irtibat halinde oldukları Bazı askeri şahısların emekli
olur olmaz örgüte ait dernek ve sivil toplum kuruluşlarında üst düzey görevlere geldikleri
anlaşılmaktadır.
ERGENEKON terör örgütünün üst düzey gizli yapılanmasının yöneticileri ve üyeleri olan şüpheliler,
Veli KÜÇÜK, İlhan SELÇUK, Doğu PERİNÇEK, (Zafer kod) Muzaffer TEKİN, Paşa (kod) M. Fikri KARADAĞ, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Sevgi ERENEROL, Erkut ERSOY, Habip Ümit SAYIN, Hayrettin ERTEKİN, Güler KÖMÜRCÜ, Hikmet ÇİÇEK'in doğrudan askeri şahıslarla irtibatlarının bulunduğu ve askeri yapılanma içinde görevli bulunduklan anlaşılmaktadır. Şüpheli Doğu PERİNÇEK'in parti içi gizli söylemlerinde ve telefon görüşmelerinde, Milli kuvvetler olarak nitelediği ve Millet Ordu işbirliğiyle yapılacak darbe planlarından söz ettiği anlaşılmıştır.
ERGENEKON terör örgütünün ana dokümanlarında ve örgüt içi dokümanlarda;

a)İstihbarat Dairesi,
b)Operasyon Dairesi,
c)Analiz ve Değerlendirme Dairesi, (Sözde Komutanlıkları),
d)Örgüt İçi Araştırma Dairesi (Sözde Komutanlıkları),
1- ERGENEKON dokümanında

1).     AMAÇ, KAPSAM VE YÖNTEM
l/a).   AMAÇ
"Bu çalışmanın amacı, Atatürk ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş, Kemalizm'in tek, gerçek ve içtenlikli koruyucusu (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un re-organizasyonuna katkıda bulunabilmektir." Denilmiş ise de Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde böyle bir oluşumun bulunmadığı bizzat Genel Kurmay Başkanlığı'nın dosyada mevcut yazılarıyla belirtilmiştir.
(sözde) TSK bünyesi içinde faaliyet gösteren Ergenekon'un sorunlarının belirlenmesi ve giderilmesine yönelik gözlem, tespit, karşılaştırma ve önerilere yer verilmekle yetinilmeyip, yepyeni bir yapılanma örneği önerilmektedir.
Böylelikle,   Ergenekon’un 21.   yüzyıl koşullarına uygun   re-organizasyonu
doğrultusunda analiz yapılarak, bir araştırma, geliştirme ve yeni yapılanma raporu hazırlanmıştır.
Şeklindeki ibarelerden ERGENEKON terör örgütünün sürekli olarak kendisini Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesindeymiş gibi göstermek suretiyle kendisine taban kazanmayı ve örgütün hakim konumda olduğunu göstermek için Türkiye Cumhuriyeti'nin Ordusunun bu işin içinde olduğunu vurgulamak ihtiyacı hissetmişlerdir.
Ayrıca ERGENEKON dokümanının Gizlilik Prensibi başlıklı bölümünün altında;
l/e).   GİZLİLİK PRENSİBİ
Ergenekon, (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerin de içinde yer alacağı "sivil" personelden yararlanmakla karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir. ABD'nin birçok istihbarat biriminin örgütlenmesinde "Masonik" benzeri bir yapılanmaya gidilmiş olmasının nedenleri arasında, istihbarat birimlerinin karşılaştığı sorunların üstesinden gelmede kendi içinde yer alan zengin insan kaynaklarına sahip olunması amacı yatmaktadır
Şeklindeki ibarelerden de örgütün sivillerle bazı askeri şahısların yönetiminde masonik yapılanma benzeri bir yapılanma olduğu, bizzat örgütü tarif eden ve prensiplerini belirleyen ERGENEKON dokümanından anlaşılmaktadır. Buradan da örgütün homojen bir yapıda olduğu sivil ve askeri şahıslarca  bizzat yönetildiği anlaşılmaktadır.
Örgütün sivil yapılanmasını anlatan ERGENEKON-LOBİ başlıklı ve birçok şüpheliden elde edilen belgenin giriş bölümünde de,
BÖLÜM: I
1). GİRİŞ
Gelişen ve değişen siyasal, ekonomik, bilimsel ve toplumsal dünya koşullan ile bölgesel coğrafyasında ve kendi içinde Türkiye'nin özgür iradesi dışına ve ulusal çıkarlarına aykırı biçimde içine sürüklenmek istediği çeşitli oluşumlar göz önüne alındığında; (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"a bağlı olarak,
....
(Sözde) "Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"un kontrolünde, sivil unsur olarak çalışması plânlanan Kemalist/sivil "Lobi"ye ve yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere yeni yüzyılda gereksinim vardır. Geleceğin dünyasında "sanal ortam" büyük önem ifade edecek olmakla birlikte, katı gerçekler belirleyici ve sonuçlandırıcı unsurlar olmaya devam edecektir. Bu nedenle (sözde) Türk silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un Lobi adını verdiğimiz örgütsel organizasyonun faaliyetlerine önümüzdeki zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinimi olacağı görüşünde haddimizin sınırlarını zorlayan ısrarcılıktaki ifade ve işaretlerimizin amacı, konunun öneminden kaynaklanmaktadır."
Şeklinde ERGENEKON terör örgütünün sivil unsurlarının dahi yönlendirilmesinde bizzat örgütün üst düzey yöneticilerince yapılıp yazılı belge haline getirilen LOBİ dokümanında dahi kendilerini (sözde) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bünyesinde ve kontrolünde kurulmuş bir örgüt gibi tanımlamak suretiyle örgütün etki ve faaliyet alanını geniş tutulmasına ve Türk Milletinin Türk Ordusuna karşı duymuş olduğu sevgi, saygı ve bağımlılığını da kötüye kullanmak suretiyle amaçlarına ulaşmayı planladıkları anlaşılmaktadır.
Yine şüpheliler Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN'dan ele geçirilen "PANZEHİR" isimli dokümanda: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin genç ve yetenekli subaylarının PKK üst yönetim kademesine yerleştirilmesi şeklindeki ibarelerden de yine örgütün kendi ana prensiplerinden olan terör örgütü kurup yönetmek prensibine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin manevi şahsiyetini alet edip kullanmak suretiyle kendi ideolojik ve örgütsel faaliyetlerini gerçekleştirmeyi amaçlamışlardır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm yasadışı oluşum ve terör örgütlerine karşı verdiği kararlı mücadele tüm dünya tarafından bilinmektedir.
Örgütsel içerikli dokümanlardan de anlaşılacağı üzere ERGENEKON terör örgütü yapılanması içinde Askeri Yapılanmanın çok önemli yer tuttuğu, yapılanmadaki ana unsurlar olan, İstihbarat Dairesi Komutanlığı, İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı, Operasyon Dairesi Komutanlığı, Örgüt İçi Araştırma Dairesi Komutanlığı başlıklı dört ana birimin asker kökenli olacağının belirtilmesinden açıkça anlaşıldığı gibi, Üniteler arasında enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm "Operasyon Dairesi Komutanlığı" dır. Çünkü, elde edilen enformasyon analiz ve değerlendirilmesinde gerektiği hallerde katkısı olabilir. Denilerek muhtemelen bu daireye bazı istisnaların getirildiği,
KONTROL	DAİRESİ'nin	varlığından	Ergenekon	Örgütü
Başkanı/Komutanından başkaca hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerekliliktir. Denilmek suretiyle kontrol dairesinin çok gizli ve hücre yapılanması şeklinde örgütlendiği anlaşılmaktadır.
Operasyonlarda yer alması zorunlu olan bu dairede yer alan ajanların ilk görevi; operasyon alanı içinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma
gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir. İkinci bir görevleri, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi BİR AJANI ÖLDÜRMEKTİR.
Kontrol Dairesinde görevlendirilecek ajanlar, mutlak'a Türk Silahlı Kuvvetleri
bünyesinden ve özel operasyon ünitelerinden çok dürüst, güvenilir kişilerden
seçilmelidir.        Bu     ajanlar     merhametsiz        olmalı        Ve  bağımsız	görev
yapabilmelidirler. Emirleri doğrudan Ergenekon Komutan'ından almalıdırlar, üst yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler. Denilmiş olup soruşturma kapsamında yakalanan Fik

II.BÖLÜM

Bu bölümde genel olarak ERGENEKON terör örgütünün yapısı ve örgütlenmesi ile amaçları anlatılacaktır.
1-ÖRGÜTÜN KURULUŞU VE OLUŞUMU
Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden "ERGENEKON" terör örgütünün uzun yıllardır ülkemizde faaliyet gösterdiği, 1999 yılında örgütün re-organizasyonuna ihtiyaç duyularak örgütün yapılanması, çalışma yöntemleri, yapılanması vb. hususları içerecek hususların yazılı hale getirildiği ve bu çalışma ile sivil unsurların örgüt içerisinde yer almasının sağlanması gerektiğinin vurgulandığı ve böylelikle 1999 yılından sonra örgütün sivil açılımlar sağladığı görülmüştür.
"ERGENEKON" terör örgütü en başta, "derin devlet" ifadesi ile anılan, ülkemizde birçok kanlı eylemler gerçekleştiren, gerçekleştirdiği bu eylemlerle ciddi kriz, kargaşa, anarşi, terör ve güvensizlik ortamı oluşmasını amaçlayan ve bunu kısmen de olsa başararak ülkemizin gelişme ve kalkınmasının önünde engel olan bir örgüttür.
Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre NATO'nun komünizmle mücadele amacıyla birçok ülkede kurduğu bu örgütler, zaman içerisinde amaçlan dışına çıkmış ve bir kısım kişi ve zümrelerin kendi amaç ve ideolojilerini gerçekleştirmek için kullandıkları birer terör örgütüne dönüşmüştür. Dünyadaki birçok ülke İtalya örneğinde olduğu gibi bu oluşumlarla gerekli mücadeleyi yapmış ve bunu başardıklarında "HUKUK DEVLETİ" olabilmişlerdir.
Ne yazık ki, ERGENEKON terör örgütü uzun yıllardır sürdürdüğü faaliyetlerle ülkemizin bir MAFYA ve TERÖR CENNETİNE dönüşmesine neden olurken, bazen bir mafya liderinin yaptığı eylem ve açıklamalarla hükümetlerin düşürülebildiği, bazen de bir terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemlerle ciddi kaosların yaşandığı ülke olmamıza sebebiyet vermiştir. Öte yandan gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlerle ülkemizin yetişmiş insanları   ve sahip olduğumuz  değerlerden olan aydınlar katledilmiş ve her olaydan sonra ülkemiz yeniden kaosa, karanlığa ve güvensizlik ortamına sürüklenmek istenmiştir. Böylelikle ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ, ülkemizde yaşayan tüm vatandaşların huzurlu ve güvenli bir yaşam sürmesini sağlayacak olan HUKUK DEVLETİ olmanın önünde daima bir engel teşkil etmiştir.
Fakat gerçekleştirdiği bunca eyleme rağmen, ERGENEKON terör örgütünün gizli ve hücre yapılanması, eylemlerin profesyonelliği ve kamu kurumlarındaki yapılanma ve ilişkileri sayesinde eylemlerin ERGENEKON terör örgütü bağlantısının deşifre edilmesi daima engellenmiştir.
20. yüzyılın sonlarına doğru Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazası ile ülkemizdeki bu kanlı örgütün kapılan kısmen de olsa aralanmıştır. Fakat örgütün o dönemdeki etkinliği ve gücü nedeniyle yeterince derinleştirilememiş, sadece buz dağının görünen yüzü aydınlatılmış ve örgüt amaçlan doğrultusunda karanlık eylemlerine devam etmiştir.
ERGENEKON terör örgütünün devlet kurumlarında ciddi bir şekilde irtibatlarının olduğu da ortadadır. Bu nedenle ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'ne yönelik başlatılan bir çalışmayı anında öğrendikleri gibi kendilerine yönelik çalışma yapan kişi ya da kurumlan yıpratmak, yıldırmak ve baskı altına almak için anında örgütün her türlü imkan ve taktiklerini seferber ettikleri görülmüştür.
Şüpheliler Oktay YILDIRIM, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve MİLLİ IRGAT (KOD) Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR'dan ele geçirilen "ERGENEKON-LOBİ" ve "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI" başlıklı dokümanlara bakıldığında bu belgelerin öncelikle ERGENEKON terör örgütünün sivil unsurlarının oluşturulması ve örgütlenmesi amacıyla hazırlanıp uygulamaya konulduğu hiçbir tereddüte yer vermeyecek açıklıkta anlaşılmaktadır.
Daha sonra dosyasımıza dahil edilen, Tuncay GÜNEY'den 2001 yılında elde edilen ERGENEKON belgelerinin incelmesinde, "ERGENEKON'UN YAPILANDIRILMASI" başlıklı 29 Ekim 1999 tarihli dokümanın örgütün hiyerarşik yapısının, amaç ve prensiplerinin yazılı hale getirilip kayıt altına alınarak, daha da sistemli ve yapılacak işlerin ayrıştırılmasına ve hangi işte hangi birimin (departmanın) sorumlu olacağına kadar hiyerarşik taksimat ve örgütün katı gizli prensiplerinin madde madde yazıldığı ve böylece devlet içinde başka bir devletin oluşturulmasının amaçlandığı görülmüştür.
Bu dokümanın içeriğinden ERGENEKON terör örgütünün daha eski yıllardan beri faaliyetlerini sürdürdüğü, üst düzey yöneticilerin özellikle devlet kadrolarında çalıştıkları sırada edindikleri tecrübeler ışığında illegal olarak bu örgütün faaliyetlerim sürdürdükleri belirlenmiştir. Özellikle Susurluk kazası olarak bilinen olaydan sonra meydana çıkartılan illegal yapılanma üyelerinin bir kısmının devletin üst düzey birimlerinde görev yapmış görevli şahıslar olması ve bu şahısların bir çoğunun "Susurluk Çetesi" olarak bilinen davada ceza alıp mahkum olmaları oldukça anlamlıdır. Ancak bu olayın aydınlatılması için toplumsal desteğe karşın örgütün deşifre edilememesi, yapılanmanın devlet kurumlan içindeki uzantılarının güçlü olması ile oluşumun derinliğinin ve etkinliğinin doğal bir sonucudur. Şüpheli Veli KÜÇÜK'ün adı birçok yerde geçmesine rağmen hakkında herhangi bir işlem yapılamamıştır.
Yine "MAFİANIN YENİDEN YAPILANMASI(REORGANİZASYONU)" dokümanında bu hususun açıkça tartışılıp bu tür riskli bir işte kamu görevlilerinin yer almasının hukuki sıkıntılar oluşturabileceği, bu sebeple mafyanın başına sivil bir şahsın getirilmesinin uygun görüldüğü ve bu kararların da yazılı hale getirildiği görülmüştür.
"ERGENEKON" dokümanının 7. bölümünde "GENEL DEĞERLENDİRME" başlığı altında bulunan paragrafta;
"(Sözde) Türk Silahlı Kuvvetli bünyesinde faaliyet göstermekte olan 'Ergenekon'un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi vardır. Bunların yanı sıra yeni çalışma yöntemleri geliştirilmesi esastır. Ayrıca Ergenekon'un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunluluğu vardır. Kamuoyu kafasının karıştığı, içinden çıkamadığı, mantıklı ve tatmin edici açıklamalar alamadığı zamanlarda gelişen her olay karşısında Ergenekon (derin devlet) sözcüğünü anımsayıp, dehşete kapılarak içten içe Ergenekon sözcüğünü yinelemektedir. Bu durum kamuoyunda moral çöküntüsüne neden olmakta, toplumda gelecek endişeleri belirmektedir. Bu gerçeği gören kötü niyetli çevreler ise; Medya kuruluşları içindeki yandaşlarından yararlanarak Ergenekon aleyhinde 'Kara Propaganda' yürütebilmektedirler." Denilmiş ise de örgütün kara propagandadan rahatsızlık duymadığı gibi Bu noktada, "Kara Propaganda'nın yararlarını görmezden gelemeyiz. Ancak, Ergenekon, 'Kara Propaganda'nın sağlayacağı yararlılıkta doyum noktasına ulaşmıştır. Bundan sonrası ise, negatiftir." denilmek suretiyle de ERGENEKON terör örgütünün "kara propagandasının" yapılmasından da memnuniyet duyup, bu noktada doyum noktasına ulaşıldığı vurgulanmaktadır.
Aynı bölümde ERGENEKON tabirinin yanında (Derin Devlet) vurgusu yapılmış olup, örgüt yöneticileri kendilerini derin devlet' olarak kabul edip, bu şekilde dış dünyada da algılanmasını sağladıkları, dosyada mevcut bir çok şüphelinin kendi aralarındaki telefon ve e - mail görüşmelerinde "derin devlet adına hareket ettiklerini hiç çekindemeden söyledikleri gibi örgütün dış dünya ile olan irtibatlarını sağlayan üye ve yöneticilerince de bu olgunun sürekli kullanıldığı için kamuoyunda da ERGENEKON tabiriyle "derin devlet" tabirinin bir arada kullanılmasını sağladıkları, ayrıca bu hususu örgütün yazılı dokümanlarına da çekinmeden yazdıkları tespit edilmiştir.
"DERİN DEVLET" tabiri; Türk Dil Kurumunun resmi sitesinde; "Devletin çıkarlarını gözetip kolladığı öne sürülen, göz önünde olmayan örtülü güç" olarak tanımlanmakta ve bilinmekle beraber ERGENEKON örgütü üyelerince; "devletin gerçek sahiplerinin kendileri olduğu, tüm yöneticilerin hain olduğu, Anayasal kuralların devletin güvenli ve sağlıklı yönetilmesine yetmiyeceği, bu sebeblerle ERGENEKON gibi bir derin oluşumun devleti perde arkasından yönetmesinin zorunlu olduğu, bu şekilde devleti yönetenlerin ERGENEKON YAPILANMASINA itaat etmelerini sağlamak için, gerektiğinde şok suikastlerin bile işlenebileceği şeklindeki kuralları bizzat ERGENEKON yapılanmasının tavizsiz ve acımasız kurallarını belirleyen "ERGENEKON'un YENİDEN YAPILANMASI(Reorganizasyonu)" dokümanında açıkça örgütsel kural olarak yer almıştır.
ERGENEKON terör örgütünün gizli amaçlarına ulaşabilmek için katı iç kurallarının belirlendiği bu dokümanda, örgütün gizli amaçlan da yer almaktadır.
2-DEVLET İÇİNDE ERGENEKON TÜRÜ BİR YAPILANMA OLABİLİR Mİ?
A-GENELKURMAY      BAŞKANLIĞININ      ERGENEKON      TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLGİLİ YAZISI
Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında; Genelkurmay Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde böyle bir oluşumun bulunup bulunmadığı hususları sorulmuş olup, Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğinin 24 Eylül 2007 tarih ve 3050-635-07-O.Ö.sayılı cevabi yazılarında;
"Böyle bir oluşumun Türk Silahlı Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde bulunmadığı," belirtilmiştir.
Elde edilen örgütsel doküman ve belgelerde geçen bazı terimlerin bu örgütün sanki devletin içinde bir kurum olduğu yolunda bir izlenim yaptırması sebebiyle elde edilen örgütsel içerikli dokümanlar Genelkurmay Başkanlığına gönderilerek sorulmuş olup, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 15 Nisan 2008 tarihli cevabi yazılarında;
29 Ekim 1999 tarihli 'ERGENEKON OLUŞUM' isimli belgenin Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olmadığı belge içinde Tük Silahlı Kuvvetleri içinde geçen her türlü bilgi ve ifadenin Tük Silahlı Kuvvetleri ile hiçbir ilgisinin olmadığı,
1 Mayıs 2000 tarihli 'PANZEHİR' başlıklı belgenin Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olmadığı, ayrıca söz konusu belgenin Türk Silahlı Kuvvetleri ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığı,
Özel Kuvvetler Mesaj Formu' ve Kara Kuvvetleri Mesaj Formu' yazılı evrakın içeriğinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgisinin olmadığı, Tük Silahlı Kuvvetleri'nde mesaj alışverişinde kullanılan mesaj formuna benzetilmeye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir belge gibi gösterilmeye çalışıldığının saptandığı,
Sevgi ERENEROL 'dan elde edilen Derin Ergenekon' isimli belgenin T

BÖLÜM IV

1. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ıskata teşebbüs
2-Darbe ortamı hazırlamak amacıyla halkı Türkiye cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik,
3- 05 Mayıs 2006 tarhinde Şişli'de bulunan Cumhuriyet Gazetesi merkezine el bombası atılması.
4-10 Mayıs 2006 tarihinde Şişli'de bulunan Cumhuriyet Gazetesine el bombası ile ikinci saldırının gerçekleştirilmesi.
5-11 Mayıs 2006 tarihinde Şişli'de bulunan Cumhuriyet Gazetesine el bombası atılmak suretiyle üçüncü saldırının gerçekleştirilmesi.
6- 17 Mayıs 2006 günü Danıştay 2. Dairesine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu Danıştay üyesi Mustafa Yücel ÖZBİLGİN'in öldürülmesi ve 2 üyenin yaralanması.
7-13 Haziran 2007 günü İstanbul-Ümraniye İlçesinde bir adrese düzenlenen operasyonda 27 adet el bombası ele geçirilmesi.
8-25.06 2007 tarihinde Eskişehir'de emekli Yüzbaşı Fikret EMEK'den 12 adet el bombası, 2 adet uzun namlulu silah, llkg C3 patlayıcı madde, llkg TNT patlayıcı madde, 2 adet ruhsatsız silah ve bol miktarda dokümanın ele geçirilmesi.
9-Devlete ait gizli bilgi ve belgelerin elegeçirilip amacı dışında kullanılması,
10-Kişilerin siyasi felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetme eylemleri,
11- Silahlanma, ruhsatsız silah bulundarma ve taşıma eylemleri, olarak Gerçekleştiği,

Ergenekon terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi ve hükümetini ortadan kaldırmak için Türk Silahlı Kuvvetleri içinde varolduğunu düşündükleri resmi hiyerarşiye uymayan bir grubun askeri müdahale yapması için tahrik etmek ve darbe için gerekli ortamı hazırlamaya yönelik faaliyetleri:
18/10/1982 tarihli, 2709 Sayılı Anayasamızın "Egemenlik" başlığını taşıyan 6. maddesinde:
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini, Anayasanm koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" hükmü getirilmiştir.
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ demokrasi tarihimizde kendi amaç ve çıkarlarına aykırı gördüğü tüm yönetimleri yok edip yerine kendi amaç ve çıkarlarına uygun yönetimleri işbaşına getirmeyi ilke edinmiştir. Özellikle genel seçimler sonrası meşru yollarla, halk iradesi ile yeniden tesis edilmiş Yasama ve Yürütme erklerini kullanmaya mezun siyasi yapılanmaları bir türlü içine sindirememiş ve demokratik yollarla bu siyasi yapılanma ile mücadele etmek yerine "suikast", "dezenformasyon", "hukuk dışı müdahalelere(darbe) uygun ortam hazırlama" , "halkı isyana, kanun ve kurallara uymamaya teşvik" gibi bir misyonla mücadelesine başlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletini anti-demokratik yollarla ele geçirip kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda bir yönetim kurmayı amaçlayan ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ mensuplarının Anayasamızın 6. maddesinde belirtilen millet iradesini tamamen hiçe sayarak bu nihai amaca ulaşabilmek için her türlü illegal yolu mubah gördükleri gibi bu uğurda ülkede kaos oluşması, terör olaylarının artması ve ekonomik kriz çıkması için her türlü eylemi gerçekleştirmekten çekinmedikleri görülmüştür.
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ nün millet iradesiyle iktidara gelmiş yönetimleri devirmek için, bazen başbakana suikast planlan hazırladığı, bazen dez-enformasyon yaparak yıpratmaya çalıştığı, tüm bu yollara başvurup sonuç alamayınca da ülkemizi kaosa sürükleyecek eylemler gerçekleştirip, gerekli ortamı hazırlayarak, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde askeri hiyerarşiye aykırı hareket etmesini istedikleri bir grubun askeri darbe yapması için göreve çağırdıkları tespit edilmiştir.
Gizli Tanık 17 nin 11.06.2008 tarihli ifadesinde,
Bu olaydan yaklaşık 10 gün sonra KAHRAMAN ŞAHİN ile NİYAZİ KIYAK' m VELİ KÜÇÜK' ün Ümraniye ilçesinde Güvenlik şirketi aracılığıyla korumasını yaptırdığı bir binaya gittiklerini, burada VELİ KÜÇÜK' ün adamlarını ,mülkiyeti Anayasa Mahkemesi eski başkanına ait olduğu söylenen boş olan ve eski bir hipermarket olduğu söylenen bu binada barındıklarını, yaklaşık 15 kişi olduğunu, bunun dışında sürekli gelip gidenler bulunduğunu, bu kişilerin de hepsinin sabıkalı tipler olduğunu Veli KÜÇÜK' ünde buraya gelerek kendileri ile görüştüğünü dernekte anlattıklarına şahit olmuştum. Zaten bu ziyaretten sonra da Ümraniye' deki bu yerden derneğe sürekli genç kişiler gelmeye başladı. Dernek içersinde VELİ KÜÇÜK' ün Cumhuriyet muhafızları adında bir birim oluşturduğu, işe almak istediği 150 kişiyi bu amaçla istediği, güvenlik şirketi görüntüsü altında bu kişileri eğiteceği, bu kişilerin öncülüğünde diğer sivil toplum kuruluşlarının da katılımı ile Ankara'da meclis önünde büyük bir kalabalığın toplanacağı, toplanan insanların birden bire ceplerindeki kalpakları, bordo ve siyah bereleri takarak meclise yürüyecekleri, kalabalığın önünde bu oluşumda yer alan AHMET HURŞİT TOLON ve bir kısım emekli paşaların yer alacağını, meclisi koruyan askeri birliğin bu kişileri görünce direnemeyecekleri anlatılıyordu. Hatta bu fikrin hayata geçirilmesi için İstanbul yeşil direkteki tekstilcilere 10.000 adet kalpak, bere sipariş verildiği, ancak maliyetin yüksek olmasmdan dolayı bundan vazgeçildiği. Bunları VELİ KÜÇÜK' ün Azerbaycan'dan temin edip getirteceği konuşuluyordu. Bunları MEHMET FİKRİ KARADAĞ' m ağzından bizzat duydum.
MEHMET FİKRİ KARADAĞ'm hükümetin ihanet içersinde olduğu, başka ihanet edenlerinde bulunduğu, elinde 13.500 kişilik bir ihanet edenlerin listesi olduğu, zamanı gelince hepsinin hesap vereceği, halkın aylaklandırılmasının gerektiği şeklindeki konuşmalarına bizzat şahit oldum. Hatta ordunun gerekli müdahaleyi yapmadığından yakınıp bizzat genel kurmay başkanına küfür ettiğini de duydum. Dediği,
Ergenekon terör örgütü mensuplarından ve üst düzey yöneticilerinden olan şüpheli İlhan SELÇUK, 3886 tape numaralı, 07.02.2008 günü saat: 12.51 sıralarında İ.Y. ile yaptıkları telefon görüşmesinde özetle; "... şimdi yalnız 2 tane şey var, EĞER KAPATMA DAVASI AÇILIRSA" "BİR DE ÜSTÜNE EKONOMİK KRİZ GELİRSE, TÜRKİYE BİRAZ KARIŞIRSA BELKİ Bİ UMUTLAR DOĞABİLİR" "ÇÜNKÜ NORMAL YOLLARDAN BUNLARI MÜMKÜN DEĞİL YANİ" diyerek ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'nün demokratik yollarla hiçbir şekilde bir şey elde edemeyeceğini, bu nedenle ekonomik krizden kaos ve kargaşa amaçladığını açıkça ifade etmektedir.
Ergenekon terör örgütü üyelerinden şüpheli Habip Ümit SAYIN' da yaptığı bir telefon konuşmasında, "Odayı bekler gibi kriz bekliyoruz. Gelse de hükümet düşse diye" diyerek İlhan SELÇUK'un söylemlerini destekler ve onaylar tarzda konuşmalar yaptığı tespit edilmiştir.
ERGENEKON terör örgütünün özellikle devlet yönetiminde farklı düşüncelere tahammül edemediği, farklı düşüncede olan hemen herkesi "ikinci cumhuriyetçi" , "işbirlikçi" , "karşıdevrimci" , "ABD-CİA-MOSSAD Ajanı" /'tarikatçı" , "dinci" , "dönek" , "hain" gibi karalama kampanyalarıyla halk önünde küçük düşürmeye çalıştığı, "fişleme" faaliyetlerine giriştiği, halkı bu kişilere karşı kışkırttığı ve kahraman Türk Ordusu içinde kendi düşüncelerini benimsemiş ve kabul etmiş olduğuna inandığı bir gruba kendi menfaatleri doğrultusunda bir darbe yaptırarak mevcut yasama (TBMM) ve yürütme kurumlarını lağv ederek yerine kendi düşünce ve amaçlarına uygun bir yönetim tesis etme yönünde faaliyetlere giriştiği tespit edilmiştir.
Terör örgütü hedefe giden yolda propagandasını yaparken, egemenliği kayıtsız, şartsız millete teslim etmiş olan yüce Atatürk' ün yolunu takip ediyormuş izlenimi vermektedir. Bu sayede "hedef kitle olarak belirledikleri kesim tarafından sempati ile karşılanmayı amaçlamaktadırlar. Yüce Atatürk' ün öncülüğü ile tesis edilen demokratik sistemimizin yine Yüce Atatürk'ün adı kullanılarak ve faaliyetlerine maskeleme yapılarak Ergenekon terör örgütü tarafından antidemokratik müdahalelerin gerçekleşmesine çalışıldığı açık bir şekilde anlaşılmıştır.
Soruşturma kapsamında şüphelilerden ele geçirilen dokümanların incelenmesinden ; ERGENEKON terör örgütünün, 1999 yılında re-organize edilerek sivil açılımlarını gerçekleştirdiği ve faaliyetlerine hız verdiği anlaşılmaktadır. Özellikle 2002 yılında yapılan genel seçimlerinden sonra ERGENEKON dokümanında belirtilen yöntemlerin tek tek uygulamaya konularak mevcut meclisi ve hükümeti ortadan kaldırmak için her türlü yola başvurdukları görülmüştür.
ERGENEKON terör örgütü mensupları ülkemizde ekonomik ve siyasi kriz, terör ve kaos ortamı oluşturacak eylemlere girişmişlerdir. Bu çerçevede öncelikle yapılanmasmdaki bir hücreye değişik aralıklarla 05-10-11/05/2006 tarihlerinde üç defa Cumhuriyet Gazetesine el bombası bomba attırılmış ve arkasından da 17/05/2006 tarihinde de Danıştay 2. Dairesinde görev yapan yüksek yargıçlara yönelik silahlı bir eylem gerçekleştirilmiştir.
Eylem sırasında hayatını kaybeden görev şehidi Mustafa Yücel ÖZBİLGİN'in cenaze töreninde de ülkede gerilim ve çatışma ortamı oluşturacak protestolar düzenlemişlerdir. Terör örgütü burada siyasi iktidarı zan altında bırakıp halkın tepkisini siyasi iktidara yöneltmesini amaçladıkları.
Ülkemizde son birkaç yılda meydana gelen benzer olaylara bakıldığında, Danıştay Saldırısından önce ve kısa bir süre sonra benzer olayların zincirleme bir şekilde devam ettiği ve hemen hemen birçok olayda ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'nü işaret eden ciddi şüphelerin bulunduğu görülmüştür. Fakat örgütün  temel prensibi olan gizlilik ve hücre yapılanması nedeniyle olayların birbirleri ile benzerlik gösterdikleri görülmüşse de yeterli delil edilmesi mümkün olmamıştır. Fakat eylemlerin amaç ve neticelerine bakıldığında aynı merkezden yönlendirildiği, ülkede kaos anarşi terör kargaşa, huzursuzluk çıkarmayı ve ülkemizi uluslar arası arenada sıkıntıya sokmayı hedeflediği net olarak görülmektedir.
Ülkemizde son yıllarda meydana gelen provakatif amaçlı eylemlere bakıldığında şu olaylar dikkat çekmektedir.
01-RAHİP ANDREA SANTORA CİNAYETİ
5 Şubat 2006 günü Trabzon ilimizde Rahip Andrea SANTORA uğradığı silahlı saldın sonucu hayatını kaybetmi

I.BÖLÜM

Trabzon İl Jandarma Komutanlığı'nın 156 hattını gizli numaradan arayarak isim ve kimliğini belirtmeyen bir şahsın, "Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı'nın karşısındaki tek katlı binanın (önünde büfe var) çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğu, patlayıcı maddeyi Mehmet DEMIRTAŞ isimli şahsın sakladığı, bu patlayıcıları bir astsubayın temin ettiği, adres olarak Mithatpaşa caddesi ile Samanyolu caddesinin birleştiği sokakta bulunan Kardak Balıkçısının yanındaki tek katlı bina" şeklinde ihbarda bulunması üzerine, bu ihbar önce İstanbul İl jandarma Komutanlığına, sonrasında da İstanbul Emniyet Müdürlüğüne intikal ettirilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünce ihbarda belirtilen yerin Ümraniye ilçesi Çakmak Mahallesi Samanyolu Caddesi Güngör Sokak No: 2 sayılı yerde, Yiğit büfe ve Kardak Balıkçısı arasından geçilmek sureti ile girilen bir gecekondu olduğu 12.06.2007 tarihinde tespit edilmiş ve Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nden alınan arama kararına istinaden yapılan aramada, belirtilen ikametin çatısında, ihbarda belirtilen elektrik direğinin yanında üzeri siyah renkli naylonla örtülmüş yeşil renkli, her iki tarafında taşımak için halattan ip bulunan ahşap kasa şeklindeki sandıkta 27 adet savunma ve taarruz tipi el bombası bulunmuştur. Ev sahibi Mehmet DEMİRTAŞ ile evde daha önceden kiracı olarak oturduğu anlaşılan yeğeni Ali YİĞİT şüpheli olarak yakalanmıştır.

Evde yapılan arama sırasında Mehmet DEMİRTAŞ'ın bombaların Oktay YILDIRIM'a ait olduğunu şifai olarak bildirmesi üzerine bu şüphelinin de yakalandığı, alınan mahkeme kararlarına istinaden ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda Oktay YILDIRIM ve Mehmet DEMİRTAŞ'da ruhsatlı, Ali YİĞİT'in evinde de ruhsatsız silah ve mermiler ile Oktay YILDIRIM'ın evinden sustalı bıçak, kasatura türü kesici aletlerin ele geçirildiği, ayrıca şüphelilere ait bilgisayarlar ve diğer evraklara el konulup mahkemeden alınan kararlar çerçevesinde teknik olarak incelemesinin yapıldığı,
Şüphelilerin sorgulanması sırasında Mehmet DEMİRTAŞ'ın susma hakkını kullandığı, Oktay YILDIRIM'ın suçlamaları kabul etmediği ve bombalarla ilgisinin olmadığını beyan ettiği, şüpheli Ali YİĞİT'in ise; bombaların Oktay YILDIRIM'a ait olduğunu, kendisinin bu evde geçici olarak ikamet ettiğini, daha sonra babası Şevki YİĞİT' in bir gün evin çatısında tahta ararken bombaların bulunduğu sandığı gördüğü ve kendisine sorduğunu, kendisinin de bu konuyu evin sahibi olan Mehmet DEMİRTAŞ'a sorduğu, Mehmet DEMİRTAŞ'ın da sandığı Oktay YILDIRIM'in", getirdiğini söylediğini, Oktay YILDIRIM ve Mahmut ÖZTÜRK'ün sürekli Mehmet DEMİRTAŞ'a ait LPG istasyonu ve manava geldiklerini, özel olarak gizli gizli görüşmeler yaptıklarım, kendisi odaya girdiğinde konuşmayı kestiklerini, bir gün Oktay YILDIRIM'a "KUVA-İ MİLLİYE ne demek?" diye sorduğunda KUVA-İ MİLLİYE'nin DEVLETİN ÇIKARLARINI KORUYAN BİR DERNEK OLDUĞU, DEVLETİ YÖNETENLERİN GERÇEK YÖNETİCİ OLMADIĞINI VE DEVLET İÇERİSİNDE BAŞKA ŞEYLERİN DÖNDÜĞÜNÜ kendisine söylediğini ve Mehmet DEMİRTAŞ'ın da kendisine "çatıda askeri bir sandık var ve içinde el bombalan var, bu malzemelere bir şey olursa başınız belaya girer kurtaramayız, kimseye bu konudan bahsetme seni de alırlar, bu evde sen oturuyorsun" diyerek kendisini uyardığını ve bombaların 1,5 yıl kadar önce Oktay YILDIRIM tarafından getirildiğini belirttiği, kendisinin bu olayı öğrenmesinden sonra Oktay YILDIRIM'm manava geldiğine şahit olmadığını ve babasının bu bombalan ihbar etmesini söylediğini, kendisinin de korktuğu için ihbar edemediği, ancak bu sebeple evi boşaltıp başka bir eve taşındığı, muhtemelen bu ihban da babasının yapmış olduğunu, ayrıca bombaların olduğu manav dükkanına Oktay YILDIRIM ve Mahmut ÖZTÜRK'ün yanı sıra kendisini daha önceden tanımadığı ancak medyadan ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN olarak bildiği şahsın siyah bir mercedes araba ile manav dükkanının önüne gelip durduğunu ancak araçtan kimsenin aşağı inmediğini, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN'in dikkatlice manava bakmasından sonra arabanın uzaklaştığını, arkasından Oktay YILDIRIM'm manav dükkanından ayrılıp 15-20 dk. sonra Mahmut ÖZTÜRK ile birlikte san Opel Corsa ile manava geldiklerini, bu olaydan 3-4 ay kadar sonra babasının bombalan bulduğunu beyan etmiştir.
Bu ifade ve ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' in el bombalan ile ilgili medyada Oktay YILDIRIM'ı savunmaya yönelik olarak bombaların hurda olduğunu, çalışmadığını ve çöplükten Oktay YILDIRIM tarafından toplanmış olabileceğini beyan etmesi üzerine; ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ile Mahmut ÖZTÜRK isimli şahısların da olayla bağlantılı olabilecekleri değerlendirilerek bu iki şüpheli de gözaltına alınıp ikamet ve işyerlerinde mahkeme kararıyla arama yapılmıştır.
Şüpheli ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'in ikamet ve iş yerinde yapılan aramalar sonucunda iş yerinde masasının üzerinde "Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Master Plan On Çalışması)" ibareli kitap kapağı şeklinde dizayn edilmiş dokümanın bulunduğu, aynca evinde yapılan aramada Emniyet Müdürlüğü'nce 16 nolu CD olarak adlandırılan CD içerisinde; Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgisayarlarından çıktığı anlaşılan, Milli Güvenlik Kurulu öncesi Kuvvet Komutanlarının kendi aralarında yapmış oldukları gizlilik ibareli toplantılara ait askeri ve siyasi gizli bilgiler içeren bir çok belgenin de bulunduğu, aynı CD içerisinde bulunan şifreli word belgesinin açılmasıyla şüpheli Muzeffer ŞENOCAK'a ait olduğu anlaşılan resimler ile bazı bilgi ve belgelerin yanısıra internet çıktılarının bulunduğu, Ayrıca Şüpheli ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN'in bilgisayarında "ERGENEKON-LOBİ" dokümanının bulunduğu anlaşılmıştır.
Şüpheliler Oktay YILDIRIM, Mehmet DEMİRTAŞ, Ali YİĞİT, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ve Mahut ÖZTÜRK'ün, sevk edildikleri nöbetçi mahkemelerce tutuklandıklan,
Şüpheli ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN den elde edilen örgütsel dokümanlar ve devlete ait gizli belgeler;
"DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI İÇİN ÖNERİLER (Master Plan Ön Çalışması)" isimli 23 sayfalık örgütsel dokümanın incelenmesinde;
Devletin ele geçirilmesi için "yer altında ve yer üstünde yapılanmanın gerektiği ve bu yapılanmanın gizliliğinin" zorunlu olduğu, PYK (Planlama Yürütme Kurulu)' nın bu gizli yapılanmanın en üst birimi olduğu, AK' nin de alt kurul olduğu,
"Süreçler (5)" başlığı altında, "4 -Sızma ve denetim süreci" alt başlığı içeriğinde:

1-Mevcut Devlet işleyişinin analizini yapmak
2-Mevcut kadrolara alternatif adaylar belirlemek ve eğitmek
3-Sızma stratejileri geliştirmek (Yargı, Emniyet, Eğitim, Sağlık, İstihbarat, Ordu, Sivil yeraltı Örgütleri (Mafya), Medya, Camiler ve tarikatlara sızmak ve denetim mekanizmaları oluşturmak" şeklinde ilkeler konulduğu görülmektedir.
Şüpheli ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN'in beyanları doğrultusunda alman mahkeme kararlarına istinaden yapılan operasyon sonucunda, 20.06.2007 tarihinde şüpheliler MİLLİ IRGAT(KOD) Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR ve Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK yakalanmıştır.
Şüpheli MİLLİ IRGAT(KOD) Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR'm bilgisayarında "Devletin Yeniden Yapılanması" dokümanından başka Danıştay Eylemi ve Atabeyler operasyonu ile ilgili istihbari bilgiler ve çeşitli kişilerin özel yaşamları ile alakalı bilgi ve belgelerin bulunduğu anlaşılmıştır. Bu bilgi ve belgelerin örgütün alt üyelerince temin edilip şüpheli Gazi GÜDER'e gönderildiği, Gazi GÜDER'in de bunları örgütün üst biriminde görev yapan MİLLİ IRGAT(KOD) Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR'a gönderdiği ve MİLLİ IRGAT(KOD) Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR'm bilgisayarında bu bilgilerin depolandığı, şüpheli Ayşe Asuman ÖZDEMİR'in de bu bilgileri çeşitli yerlerden toplayıp örgütün üst kademelerine ulaştırdığının anlaşılması üzerine Ayşe Asuman ÖZDEMİR, Gazi GÜDER ve Halil Behiç GÜRCİHAN'm da yakalandığı, bu şüpheliler ile ilgili yapılan arama ve bilgisayar incelemeleri sonucunda hiyerarşik yapı içerisindeki MİLLÎ IRGAT(KOD) Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR'da bulunan bilgi ve belgelerin bu şahısların bilgisayarlarında da bulunduğu tespit edilmiştir.
Yapılan aramalarda Şüpheli Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK'ten "ERGENEKON-LOBİ" ile "GLADİO VE MAFYANIN TÜRKİYEDE YENİDEN YAPILANMASI dokümanlar ele geçirilmiştir.
ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN'in önce bu CD nin nereden geldiğini bilmediğini beyan etmişse de sonrasında evinde bulunan gizli askeri bilgiler içeren CD'yi arkadaşı olan Mete YALAZANGİL vasıtasıyla eski bir polisin getirdiğine ilişkin beyanı ve CD üzerinde yapılan incelemede şifreli dosyanın açılması sonucu Polis Memurluğundan atılmış olan Aydın YÜKSEK ile kendisini Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli subay olarak tanıtan şüpheli Muzaffer ŞENOCAK'm 21-22.06.2007 tarihinde yakalandıkları, yapılan aramalar sonucunda her iki şüpheliden de ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN 'de ele geçirilen 16 nolu CD olarak adlandırılan ve Genelkurmay Başkanlığı bilgisayarlarından çıktığı tespit edilen Milli Güvenlik Kurulu öncesi Kuvvet Komutanlarının kendi aralarında yapmış oldukları gizlilik ibareli toplantılara ait askeri ve siyasi gizli bilgileri içeren CD ile bir çok belgenin de bulunduğu, ayrıca şüpheli Muzaffer ŞENOCAK'tan patlayıcı yapımında kullanılan kimyasal sıvı maddeler ile dinamit lokumu parçasının ele geçirildiği, bu şüphelilerin de sevkedildikleri nöbetçi mahkemece tutuklanmışlardır.

Şüpheli Muzaffer ŞENOCAK'm yapılan sorgulamasında; söz konusu gizli askeri belgeleri, daha önceki yıllarda Ankara ilinde birlikte Özel Güvenlik şirketi çalıştırdıklan "Şamil" binbaşı olarak bildiği Emekli Binbaşı Fikret EMEK isimli şahsın bilgisayanndan kopyaladığını, bu bilgilerin Aydın YÜKSEK isimli şahsa kendisinden geçtiğini beyan etmesi üzerine şüpheli Fikret EMEK Eskişehir'de yakalanmıştır.
Şüpheli Fikret EMEK'in ikamet ettiği annesine ait Eskişehir İli Hayriye Mahallesi
Dumruloğlu Sokak No: 124/5 Kat:3 sayılı evde yapılan aramada; aşağıda nitelikleri belirtilen
uzun namlulu silahlar, el bombalan, patlayıcı maddeler, bomba düzenekleri ile birçok askeri
mühimmat ve malzemenin ele geçirilmiştir:

(1) adet kalashnikov mar

Ergenekon Terör Örgütünün nihai amacı mevcut yönetimi cebir ve şiddet kullanarak hukuk dışı yollarla değiştirmek, yerine örgütün amaç ve hedeflerine uygun yeni bir yönetimi getirmektir. Bu amaca ulaşmak için de halkı ve dolayısı ile TSK'ni hükümete karşı silahlı isyana tahrik etmektedir.
Ancak hukuk dışı bir müdahale ile yönetimin ele geçirilmesi halinde, mevcut yönetimin de içerisinde yer aldığı ve Anayasa'nın da aynı kalmayacağı düşünülmelidir. Bu bağlamda şüphelilerin eylemlerinin hangi amaca yönelmiş olduğundan hareket edilerek sonuca varılması gerekir. Şüphelilerin devlet düzeninin örgütün amaçlan doğrultusunda hareket etmesini hedefledikleri ve bunun sağlanması bakımından şiddet hareketlerini dahi meşru gören bir yapı ile hareket ettikleri soruşturma evrakı içeriğinden anlaşılmaktadır.
TCK'nun 311 ve 312. maddelerine uyan bu suçlar "teşebbüs suçu " niteliğindedir. Kanun koyucu, bu suçlarla korunan hukuki değeri göz önünde bulundurarak, bu değerleri daha etkin bir şekilde korumak amacıyla, belli bir neticeye yönelik teşebbüs niteliğindeki hareketleri bağımsız suç olarak tanımlanmıştır. Tehlike suçu olmalarından dolayı da bu suçlara teşebbüs mümkün değildir.
Bu tür terör örgütlerinin hem yasamayı hem de yürütmeyi ortadan kaldırmayı aynı anda hedeflemeleri normal kabul edilmelidir. Ancak soruşturmada toplanan deliller örgütün özellikle hükümete yönelik faaliyetler içerisinde olduğunu, eylemlerini hükümetin ortadan kaldırılması amacında yoğunlaştırdıklarını göstermektedir. Bu nedenle TCK'nun 312/1. maddesinin uygulanması istenmiştir.
TCK'nun 313 maddesine uyan Halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek , TCK'nun 314 maddesine uyan Silahlı Örgüt Kurup Yönetmek ve TCK'nun 315 maddesine uyan örgüte silah sağlama suçlan , TCK 312/1 maddesindeki Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunun "hazırlık hareketi" niteliğindeki fiillerin bağımsız suç olarak tanımlanması şeklindedir. Hükümete karşı silahlı isyana tahrik, silahlı örgüt kurma ve yönetme, örgüte silah sağlama hareketleri, esasen işlenmek istenen suçlar bakımından henüz hazırlık hareketi niteliğindeki fiillerdir. Kanun koyucu, burada da suçların korunan hukuki değer bakımından oluşturduğu tehlikeyi dikkate alarak, normalde cezalandırılmayacak olan veya işlenmek istenen suç bakımından yardım etme niteliğinde iştirak şeklîni oluşturan bu tür fiilleri bağımsız suç olarak düzenlemiş olmaktadır. Bu suçlar soyut tehlike suçlandır ve kanunda belirtilen hareketlerin yapılmasıyla da tamamlanır. Failin cezalandırabilmesi için, kanunda belirtilen hareketin yapılmasının dışında bir somut tehlike veya zarann meydana gelmesi şart değildir. Bu suçlara da teşebbüs mümkün değildir. Bu suçlann hepsi kasten işlenebilirler, bu suçlarda herhangi bir hukuka uygunluk sebebinin gerçekleşmesi de mümkün değildir.
Bu düşünce ile şüpheliler hakkında yerine göre TCK'nun 313/1,314/1,2 ve 315 maddelerinin uygulanması da talep edilmiştir.
Aynca TCK'nun 312. ve 313. maddelerin düzenleniş şeklinde, suçlann silahlı bir örgütle işlenmesinden değil cebir ve şiddet kullanılarak işlenmesinden bahsedilmektedir. Buna göre söz konusu suçlann silahlı bir örgüt olmadan da işlenebileceğinin kabulü gerekir. Aynca TCK'nun 313. maddesindeki suçun işlenmesi için bir örgüte ihtiyaç duyulmayacağı da açıktır. Toplum üzerinde etkili olan bir kişinin de bu suçu işleyebilmesi mümkündür.Bu nedenle şüphelilerin eylemlerine uyan TCK'nun 312 ve 313. maddelerindeki suçlann yanı sıra TCK'nun 314/1,2 maddesine uyan örgüt yöneticiliği/üyeliği ve ayrıca örgüte yardım suçlanndan da ceza tayin edilebileceği değerlendirilmiştir.
Ergenekon Terör Örgütü içinde özel görevi haiz üyeler hakkında da 5237 Sayılı TCK'nun 314/2. maddesinin tatbiki istenmiştir. Çünkü 765 Sayılı TCK'nun 168/1. maddesinde düzenlenmiş olan örgütün özel görevi haiz üyesi olmak fiiline, 5237 Sayılı TCK'nunda yer verilmemiştir. Bu hususun Mahkemenin özel görevi haiz örgüt üyeleri hakkındaki ceza miktan tayininde dikkate alınmasının gerektiği değerlendirilmiştir.
Yine 5237 sayılı TCK'nunda 765 sayılı TCK'nundan farklı olarak yeni getirilen bir
düzenleme olan TCK'nun 314/3 ve 220/5. maddesindeki "Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandınlır" şeklindeki
düzenlemedir. İddianamemizde kendisini örgüt yöneticisi olarak vasıflandırdığımız
şüphelilere örgüt faaliyeti çerçevesinde diğer örgüt mensuplannm işlemiş olduklan, devlete
ait gizli bilgi ve belgeleri temin etmek, kişileri hukuka aykın olarak fişlemek, askerleri
kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik etmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek ve
aşağılamak v.s. gibi suçlan için öngörülen cezalar örgüt yöneticileri için eylemi gerçekleştiren
şüpheli sayısı da göz önüne alınarak talep edilmiştir.
Yine şüphelilerin kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme suçlarında birden fazla kişiye karşı ve farklı zamanlarda yapılan fişlemer için her bir eylemleri ayrı bir suç olarak değil de TCK'nun 43. maddesinde : Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." Şeklinde olan zincirleme suç olarak değerlendirilerek şüpheliler hakkında TCK'nun 135/2-1 maddelerinin yanında TCK'nun 43/2. maddesinin tatbiki istenmiştir.
Buraya kadar yaptığımız açıklamalar ışığında soruşturma neticesinde şüpheliler : Veli KÜÇÜK, Mehmet Fikri KARADAĞ, Muzaffer TEKİN, İlhan SELÇUK, Doğu PERİNÇEK, Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU ve Sevgi ERENEROL'un örgüt içinde yönetme ve yönlendirme faaliyeti yürüttükleri göz önüne alınarak örgüt yöneticisi olarak vasıflandırılmış, şüpheliler İsmail YILDIZ, M.Zekeriya ÖZTÜRK, Kemal KERİNÇSİZ ve Erkut ERSOY örgütün özel görevi haiz üyesi (örgüt üyesi), Atilla AKSU, Murat ÖZKAN ve Yusuf BEŞİRİK'in örgüt içinde hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden, diğer şüpheliler hakkında da silahlı örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılmaları istenmiştir.
Yine TCK'nun 314/3 ve 220/4, 312/2, 313/4. maddelerinde "Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur" şeklindeki düzenleme göz önüne alınarak örgüt mensuplarının işlemiş oldukları diğer suçlar için de sevk maddesi yazılmıştır.
Soruşturma konusunun genişliği ve soruşturma evrak ve eklerinin sayıca çokluğu dikkate alınarak, inceleme kolaylığı sağlayacağı düşüncesi ile her bir şüphelinin hukuki durumu aşağıda ayrı bir başlık altında ele alınmış, değerlendirmeye esas olacağı düşünülen esaslı unsurlar olan; aşama ifadelerinin özeti, aramalarda elde edilen deliller, bunların inceleme ve analizi, telefon görüşmeleri, önemli görülen diğer şüpheli ve tanıkların beyanları ile örgütsel irtibatları alt başlıklarında açıklanmıştır.

1) ŞÜPHELİ OKTAY YILDIRIM ;

2005 yılında malulen emekli olduğunu, Ali YİĞİT isimli şahsı tanımadığını, Mehmet DEMİRTAŞ ve Mahmut ÖZTÜRK ile tanışıp ailecek görüştüklerini, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ile tanıştığını, çok sık görüştüğünü ve sevdiği bir arkadaşı olduğunu, bombalarla alakasının olmadığını, parmak izinin bombaların üzerine nereden geldiğini bilmediğini, evinde çıkan bıçak ve kasaturaların kendisine verilmiş hediyeler olduğunu, çelik yeleği de kendisinin yazılan sebebi ile tehdit aldığından ötürü bulundurduğunu, ruhsatını ibraz edemediği silahın ruhsatının bulunduğunu, patrikhanenin Yunanistan' a yollanması konulu kampanyada Cumhurbaşkanına dilekçe verdiğini, evindeki dokümanlan yazılannda kullanmak için aldığını, yine bilgisayarlarında bulunan özgeçmiş raporlannm Kuvva-i Milliye Derneğine üye olmak isteyen şahıslann vermiş olduğu dilekçeler olduğunu, bilgisayannda çıkan şemanın Kuvva-i Milliye Derneğinin İstanbul yapılanmasına ait olduğunu, ANDIÇ, LOBİ Aralık 99 Çok Gizli, ( Çerkez Ethem) Tümgeneral Nurettin ÇAKIR ve diğer bilgileri internetten indirdiğini, yazar Orhan PAMUK, Elif ŞAFAK ile alakalı açılan davalarda bu şahıslan protesto amaçlı olarak adliyenin önünde bulunduğunu, telefonda bulunan "kanımın son damlasına kadar seninleyiz yolun açık olsun". " selammaleyküm, aslan parçası seninle gurur duyuyor bu milli davada" şeklindeki mesajların tanımadığı kişilerden geldiğini, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ve Hrant DİNK olayı nedir isimli power point sunularını internetten aldığını beyan etmiş,

Mehmet DEMİRTAŞ' m Kilis'te iken askeri olduğunu, daha sonra da sürekli şahsın LPG istasyonundan aracına LPG aldığını, ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ' i Mahmut ÖZTÜRK vasıtası ile tanıdığını, bombalarla alakasının olmadığını, yavuz 16 compact markalı silahın askeriye tarafından kendisine verilen silah olduğunu ve LOBİ ERGENEKON isimli belgeyi internetten indirdiğini beyan etmiş ise de,

Kuwaimilliye.net ve acikistihbarat.com adlı internet sitelerinde yazarlık yaptığı, Vatansever Kuvvetler Güçbirliğinin oluşumuna katıldığı, ancak daha sonra bu oluşumdan ayrılıp ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ve MİLLİ IRGAT(KOD) Kuddusi OKKIR ' in telkinleri ile Kuvva-i Milliye Derneğini kurdukları, İstanbul ili başkanı olarak yetkili olduğu, 2005 yılında Hasdal Kışlasından emekli olduğu, ele geçirilen el bombalarının üzerindeki sandıkta bu kışlaya ait ambar fişinin bulunduğu, Ümraniye İlçesi Hamidiye Mahallesi Şahinbey Caddesi Bolelli sitesi D-Blok kat 1 Daire 8 sayılı yerde bulunan ikametinde yapılan aramada (1) adet Kahve renkli saplı 4750 ibareli komanda bıçağı, (1) adet 25 cm uzunluğunda Kahve renkli bıçak, (1) adet 307042 seri nolu MKE kasatura, (1) adet Remixon marka Siyah bıçak, (1) adet Power Star marka Kahve renkli bıçak, (1) adet Mauser marka Gri renkli bıçak, (1) adet Ruhsatını ibraz edemediği Yavuz 16Tı tabir edilen TO624-04 TE005447 seri nolu tabanca, (2) adet şarjör ve (1) adet Lacivert renkli üzerinde ibare bulunmayan çelik yelek, bilgisayar, telefon sim kartları ve bir çok yazılı dokümanın bulunduğu,
14.06.2007 tarihli ekspertiz raporunda
(1) adet Kahve renkli saplı 4750 ibareli komanda bıçağının 6136 sayılı yasanın 4. maddesinde belirtilen yasak niteliğini haiz kasaturalardan olduğunu,
(1) adet 22,3 cm uzunluğunda Kahve renkli bıçağın 6136 sayılı yasanın 4. maddesinde belirtilen yasak niteliğini haiz sivri uçlu ve oluklu bıçaklardan olduğunu,
(1) adet 307042 seri nolu MKE kasaturanın 6136 sayılı yasanın 4. maddesinde belirtilen yasak niteliğini haiz kasaturalardan olduğunu,
(1) adet Power Star marka Kahve renkli bıçağın 6136 sayılı yasanın 4. maddesinde belirtilen yasak niteliğini haiz sustalı çakı benzerlerinden olduğunu,
(1) adet Ruhsatını ibraz edemediği Yavuz lö'lı tabir edilen TO624-04 TE005447 seri nolu tabancanın 6136 sayılı yasaya göre yasak niteliğini haiz silahlardan olduğu,
El bombalan ile alakalı olarak alman 19.07.2007 tarihli ekspertiz raporunda bombalann içinde bulunan malzemelerle birlikte patlayıcı nitelikte olduğu, fünyelerinin de çalışır nitelikte olduğu, MKE ve ABD imali el bombalannm ana patlayıcısının TNT olduğunu, Alman yapımı NATO bombalannm da TNT+RDX (COMP B) olduğu, 18 adet fünyenin de el bombalarına ait tahrip kapsüllerinden olduğu, savunma tipi parça ve basınç etkili el bombalannm kullanılması durumunda 20 metrenin üzerinde öldürücü etkisinin bulunduğu,
Belirtilen MKE, ABD ve Alman imali NATO standardında savunma tipi parça ve
basınç etkili el bombalannm askeri amaçlar için üretilen mühimmatlardan olduğu, piyasadan
temininin mümkün bulunmadığı, bu tür mühimmattan çeşitli yollarla ele geçiren şahıslann bu
mühimmattan terör amaçlı veya şahsi menfaatler doğrultusunda kullanmaktadırlar. Bu tür el
bombalannm piminin çekilerek ilgili hedeflere atılmasından sonra canlılar üzerinde öldürücü
ve yaralayıcı, cansız varlıklar üzerinde ise yakıcı, yıkıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olacağı,
el bombalan kullanılmadan elde edildiğinde TCK' nun 174 ve 6136 sayılı kanunun Ek-5
maddesinde mütalaa edileceği,	-	x
25.06.2007 tarihli 4 adet bomba uzmanında oluşan heyet raporundan anlaşıldığı, yine bomba bilgi merkezine intikal eden olaylarla alakalı olarak K.P.L Dairesi Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğünün 28.06.2007 tarihli raporda ise ele geçirilen el bombalan ile alakalı olarak geçmişteki olaylarla yapılan karşılaştırma sonucunda,
Fünye grubunda MKE MOD 45, KF MKE -1-25 10-92 yazılı fünye grubunun 25.03.1999 tarihinde Hizbullah terör örgütüne yönelik yapılan operasyonda ele geçirilen 6 adet el bombasından bir tanesinin fünye grubunun aynı olduğu,
Fünye grubunda MKE MOD 45, KF MKE 1-25 10-92 yazılı olan bu bombanın 26.05.1999 tarihinde Trabzon ili Of ilçesi Solaklı Mahallesi Atatürk Bulvarı Yeni Han Pasajı No:59 sayılı büroya Nicu PORTASE isimli şahıs tarafından el bombası atılmış, 1 kişi ölmüş ve 3 kişi yaralanmış olup, olay yerinde ele geçirilen bomba fünye maşası üzerinde grubunda MKE MOD 45, KF MKE -1-25 10-92 yazılı ve numaralarının aynı olduğu,
Fünye grubunda "HGRZ DM 72 LOS FMP-22" ve gövde kısmında "HGR DM 41 SPLITTRE COMP-B LOS FMP-22"yazılı olan bu bombanın 09.05.2005 tarihinde KIRIKKALE KESKİN İLÇESİ Serkan ŞAHİNLİ VE ABDURRAHMAN DAĞ isimli şahıstan 2 adet savunma tipi elbombası alınmış 1 tanesinin Fünye grubunda "HGRZ DM 72 LOS FMP-22" ve gövde kısmında "HGR DM 41 SPLITTRE COMP-B LOS FMP-22"yazılı numaralarının aynı olduğu, anlaşılmıştır.
Fünye grubunda M 204 A2 MKE 169-5-85 yazılı olan bomba ile alakalı olarak 10.05.2006 tarihinde İstanbul ili Şişli ilçesi Prf. Nurettin Ökten sok. No:2 sayılı yerde faaliyet gösteren Cumhuriyet Gazetesine atılan patlamış savunma tipi el bombası fünye grubunda M 204 A2 MKE 173-9-85 ibarelerinin yazdığı,
Fünye grubunda M 204 A2 MKE 152-6-83 yazılı olan el bombası ile alakalı olarak 02.10.2006 tarihinde İzmir Alsancak 2. Kordon No:272 sayılı yerde bulunan Alsancak isimli kahveye 2 adet el bombası atılmış, patlama sonucu 1 kişi ölmüş, 12 kişi yaralanmış, Erdinç UTAŞ isimli şahıs tutuklanmış, el bombalarından bir tanesinin üzerinde M 204 A2 MKE 151-6-83 yazılı olduğu,
Fünye grubunda MKE MOD KF 45 MKE 1-25 10-92 yazılı olan bomba ile alakalı 11.12.2006 tarihinde İğdır ili Cumhuriyet Mah. Sobacılar Cad. Kapan Sok. No:9 sayılı yerde bulunan Doğu Otelin kazan dairesinde patlamamış bir adet MKE savunma tipi el bombası bulunmuş, olayla ilgili olarak İzzet ÇAĞALA ve Ayhan YILDIRIM isimli kişilerin tutuklandığı, el bombası fünye grubunda MKE MOD KF 45 MKE 1-25 10-92 yazdığı, bunun dışındaki 8 adet el bombasının çeşitli tarihlerde çeşitli yerde bulunan el bombalarının fünye grubu ile aynı numara veya aynı kafileden olduklarının belirtildiği,
Raporun analizi yapıldığında 1999 tarihinde Şırnak Hizbullah operasyonunda ele geçirilen ve aynı yıl Trabzon' da ki 1 kişinin ölümü 3 kişinin yaralanması olayı ve 2006 tarihinde İğdır' da ele geçirilen el bombalarmdaki kafile numaralarının ile alakalı olarak MKE MOD KF 45 MKE 1-25 10-92 olmasının ilginç olduğu, yine 2006 yılında Cumhuriyet Gazetesine atılan el bombası ile aynı yıl Alsancak Kıraathanesine atılıp ölümle sonuçlanan el bombalarının kafile seri numaralarının da aynı kafileye ait bombaların birbirine çok yakın numaralarından ibaret olması, Danıştay Saldırısında tutuklanan Alparslan ARSLAN' m aynı zamanda Doğuş Factoringin avukatlığını yapması, Aynı davada yargılanan Ayhan parlakm da ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN ile DOĞUŞ FACTORİNG 'in hissedarları ve sahipleri olmalarının bir tesadüften ibaret olmasının   mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yine aynı raporun ekinde MKE Mühimmat Müdürlüğünün 06.07.2007 tarihli yazısında belirtilen el bombalarının muhtelif tarihlerde KKK ve J.GN. Komutanlıklarına muhtelif tarihlerde gönderildiği anlaşılmış olup,
El bombaları ile alakalı olarak ele geçirilen mühimmat ve askeri malzeme ile alakalı olarak 1. Ordu Komutanlığına yazılan yazıya verilen 25.06.2007 tarihli cevapta 15.06.1997
tarihli mühimmat istif kartının Türk Silahlı Kuvvetlerinde kullanılan stok no 918 standart mühimmat istif kartı olduğu,
Mühimmat istif kartı üzerinde en son işlem yapan şahsın kimliğine ilişkin bir ibare bulunmadığı,
Ele geçirilen sandığın Türk Silahlı Kuvvetlerinde el bombalarının taşınmasında ve depolanmasında kullanılan orijinal mühimmat sandıkları ile benzer özelliklere sahip olduğu,
Ele geçirilen 18 adet haki renkli MKE el bombasının TSK envanterinde de bulunan MKE ( Askeri Fabrika) yapımı savunma el bombası olduğu,
El bombası fünyeleri orijinal de olduğu gibi el bombası üzerine takılı olmadığı, numaraları belirli 18 adet fünyenin belirtilen kafile numaralarından MKE yapımı olduğu ve el bombaları ile uyumlu olduğu.
DM 41 NATO standardı olarak tabir edilen 7 adet el bombasının TSK envanterinde bulunan bombalar olduğu,
2 adet ABD menşei dıştan dilimli el bombasının da yine TSK' nm envanterinde bulunan silahlardan olduğu,
Şüphelide ele geçirilen kasatura ve bıçaklarla alakalı olarak da;
Bir adet seri numaralı kahverengi saplı 4750 seri numaralı Kaleşnikof P.Tf. kasaturası ve kını ile bir adet haki r

2) ŞÜPHELİ MEHMET DEMİRTAŞ ;

Suçlamayı kabul etmediği, bombalann bulunduğu evin eşinin dedesine ait olduğunu, ancak evde bir müddet kendisinin oturduğunu, 2 yıl önce boşalttığını, daha sonra Ali YİĞİT' in de bu evde 1,5-2 yıl oturduğunu ve olaydan 1 ay önce evi boşalttığını, manav dükkanını Ali YİĞİT' e kendisinin açtığını, Ali YİĞİT' in babası ŞEVKİ YİĞİT' de ailevi husumetlerinin bulunduğunu, Ali YİĞİT' in başkası tarafından yönlendirilebileceğini, ruhsatlı silahın kendisine ait olduğunu, Oktay YILDIRIM' m askerde iken komutanı olduğunu,
Yakalandığı sırada evden çıkan el bombalannm Oktay YILDIRIM tarafından bırakıldığını beyan etmesine rağmen ifadesinde de bu husus sorulduğunda susma hakkını kullandığı, Oktay YILDIRIM ile ayda bir veya ili i kez görüştüğünü, oturup çay içip sohbet ettiğini, ilişkisinin bu şekilde olduğunu beyan etmiş,

Emniyet beyanını doğruladığını, Mahmut ÖZTÜRK' ü genelde medyadan duyduğunu, ancak bazen manav dükkanına geldiğini, o kadar samimi olmadığını, manav dükkanının da Ali YİĞİT tarafından işletildiğini, bombalarla alakasının olmadığını, Ali YİĞİT' e de bombaların Oktay YILDIRIM ' a ait olduğunu söylemediğini, Oktay YILDIRIM ' m parmak izinin bombalarda nasıl bulunduğunu bilemediğini beyan etmiş ise de,
Şüphelinin savunmalanndaki tutarsızlık, Oktay YILDIRIM ile sürekli ayda veya 15 günde bir görüşmesi, yakalanma anında bombaların Oktay YILDIRIM ' a ait olduğunu beyan etmesine rağmen ifadesi sırasında bu hususta susma hakkını kullanması, cezaevinde iken Ali YİĞİT' e dosyada mevcut 3 sayfalık mektubu yazdırıp suçu Ali YİĞİT ve babasının üstlenmesi için tehdit etmesi ve yine diğer şüpheliler,

Mahmut ÖZTÜRK beyanında bu konu ile alakalı olarak,
"Mehmet Demirtaş'ı Kilis'de görev yaptığım yerde Oktay'ın şoförü olarak tanırım. Daha sonra Oktay vasıtası ile görüşmelerimiz olmuştu. LPG istasyonundan zaman zaman gaz aldığımda oturup çayını içmişimdir, oturup muhabbetimiz olmuştur, yanında 40-50 tane adamı vardı, hepsine iş buluyordu, yeğenine manav dükkanı açmıştı. Büfe de Mehmet Demirtaş'ın yeğeni tarafından işletiliyordu. Büfede kayın pederinde duruyordu. Kayınpederinin ismini bilmem, ancak görsem tanırım, yeğenlerinin birkaç tanesini görsem tanırım, isimlerini bilmem. Benim görüştüğüm dönemlerde Oktay da bu şahısla görüşüyordu dedi. Halen görüşüp görüşmediğini ben bilemiyorum. " şeklindeki beyanı ile şüpheli Mahmut ÖZTÜRK' ü aslında 1994-1996 yılından beri tanıdığı halde medyadan tanıdığını beyan etmesi, samimiyetinin olmadığını beyan ettiği halde ailecek görüştüklerinin Mahmut ÖZTÜRK tarafından beyan edilmesi, kendisinin hem Mahmut ÖZTÜRK hem de Oktay YILDIRIM ile ailecek görüşmeleri ve Oktay YILDIRIM'a ait olan bombalan Oktay YILDIRIM'ın değilmiş gibi onu koruyucu beyanlarda bulunması,
Ali YİĞİT beyanında
Manavın arkasında bulunan ve dayım Mehmet DEMİRTAŞ' in taşındığı ev, 4 ay kadar boş olarak kaldı. Temmuz 2006 da ben bu eve taşındıktan sonra Oktay YILDIRIM , dayım Mehmet DEMIRTAŞ' in yanına daha sık gelmeye başladı. Zaman zaman da Mahmut ÖZTÜRK ve ismini bilmediğim x şahıs Mehmet DEMİRTAŞ' in yanına gelip gittiler. Bu gelmelerde her zaman Oktay YILDIRIM oluyordu. Mahmut ÖZTÜRK ve ismini bilmediğim X şahsın, astsubay olduklarını Mehmet Dayımdan duydum. Bu gelmelerde ve ziyaretlerde Oktay YILDIRIM hep oluyordu. Diğer iki şahsın yalnız olarak ziyarete geldiklerin hiç görmedim.
B u dönem içerisinde bu şahıslardan şüphelenmeye başladım. Çünkü ben bu şahısların yanına gittiğim zamanlar aniden konuşmalarını kesiyorlar başka konulardan konuşuyorlardı. Bu şahısların görüşmeleri esnasında ben çay servisi yapıyordum fakat benim her yanlarına gidişlerimde ya susuyorlar yada konuyu değiştiriyorlardı. Ben de doğal olarak bu durumdan rahatsız oldum ve Mehmet DEMIRTAŞ' a Oktay YILDIRIM ne iş yapar diye sordum. O'da bana şu an hatırlamadığım bir Internet adresi verdi ve "İncele kim olduğunu öğren" dedi. Hatta ben bu siteye girdim ve inceledim, içeriğinde genelde Devlet idaresi-PKK konuları işleniyordu. Oktay YILDIRIM' a ait yazılarda vardı.
Bir gün yine Oktay YILDIRIM yalnız olarak manava dayımı ziyarete geldi. Dayım dükkanda yoktu ve Oktay YILDIRIM dayımı telefonla aradı. Dayım Mehmet DEMİRTAŞ manava gelmeden ben Oktay YILDIRIM' a Kuvai Milliye ne demek diye sordum. Çünkü üzerinde Kuvai Milliye yazan üç-dört tane takvim benzeri bir broşür vardı ve bana bırakarak bunları dükkana asarsın dedi. Tahminim hala Manav'ın girişe göre sol tarafta tahta üzerinde asılı olabilir. Oktay YILDIRIM da cevap olarak bana "KUVAİ MİLLİYE DEVLETİN ÇIKARLARINI KORUYAN BİR DERNEK OLDUĞUNU, DEVLETİ YÖNETENLERİN GERÇEK YÖNETİCİ OLMADIĞINI VE DEVLET İÇERİSİNDE BAŞKA ŞEYLERİN DÖNDÜĞÜNÜ" söylemişti.
"Ayrıca Oktay YILDIRIM' in manavda olduğu bir gün yazılı ve görsel basında ismini ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN olarak öğrendiğim şahısta siyah bir Mercedes araba ile Mehmet Dayımın manavına geldi. Önünde durdu. Ancak bu araçtan kimse aşağıya inmeden araba devam etti. ZAFER (kod) Muzaffer TEKİN manava dikkatlice baktı. Sonra bu siyah Mercedes gözden uzaklaşınca Oktay YILDIRM manavdan ayrıldı. 15-20 dakika kadar sonra Oktay YILDIRIM ve Mahmut ÖZTÜRK sarı Opel Corsa ile manava geldiler. Ancak bu konu hakkında detaylı bir bilgim yoktur".dediği devamınd,
"Bu tarihten yaklaşık 3-4 ay kadar önce babam oturmuş olduğumuz evin çatısına tahta almak amacı ile çıkmıştı. Tahtaları boşalttıktan sonra tahtaların altında bir askeri sandık olduğunu ve içerisinde bombalar olduğunu söyledi. Sonrasında ben babamla beraber evimin çatısına çıktık ve bu sandığı açtık, içerisinde birçok el bombası vardı. Ayrıca içeriğini bilmediğim bantlı siyah bir kutu vardı. Bu kutuyu kaldırdım ve salladım, içerisinden demir sesi gibi bir ses geldi. Ancak içini açıp bakmadım. Sonrasında sandığı tekrar kapattım. Sandıkta dikkatimi çeken anahtar kısmı açılıp açılmadığı fark edilsin diye değişik bir şekilde telle bağlanmıştı. Ayrıca sandığın sağ ve sol tarafına kırmızı tuğla ile dip noktalarında çizgi çekilmişti. Muhtemelen sandığın açılıp açılmadığını ve hareket edip etmediğini anlamak amacı ile böyle bir şey yapılmış olabilir.
Sonrasında babam ile beraber aşağıya indik ve babam bana bu malzemeleri sordu. Ancak ben bilmediğimi söyledim. Sonrasında birkaç gün dayımın ağzımı aradım ancak herhangi bir şey söylemedi. Hatta kendisine çatıyı düzelttim dedim. Oda bana çatıda bir şey gördün mü dedi. Bende yok dedim. Birkaç gün sonra dayım Mehmet DEMIRTAŞ bana Çatıda askeri bir sandık var ve içerisinde el bombaları var" dedi. Ben de "Bunları kim bıraktı" dedim. O 'da bana "Bu el bombalarını Oktay YILDIRIM bıraktı. Bu malzemelere bir şey olursa başımız belaya girer. Kurtaramayız. Kimseye bu konudan bahsetme. Seni de alırlar. Bu evde sen oturuyorsun." dedi. Oktay YILDIRIM' in ne amaçla bu el bombalarını bıraktığı konusunda herhangi bir şey söylemedi. Fakat bu malzemelerin ben taşınmadan 1,5 yıl önce kadar Oktay YILDIRM tarafından getirildiğini söyledi.
Ben bu malzemelerin yerini öğrendikten sonra Oktay YILDIRIM' in manava geldiğine hiç şahit olmadım.
Bu el bombaları konusunda babam bana ısrarla polise ihbar et dedi. Ancak ben aileme zarar gelir endişesi ile herhangi bir ihbarda bulunmadım.
"Bu tarihten yaklaşık 1 ay kadar öncede babam ile görüştüğümde babam bana "Ben gereken kişileri arayacağım ve ihbar edeceğim çünkü son zamanlarda her yerde bomba patlıyor , terör olayları artıyor , masum kişiler ölüyor ve belki de evde bulunan malzemeler ile bu artan terör olaylarının bir alakası vardır" dedi. Ben biraz bekleyelim dedim. Sonrasında babamla tekrar görüştüğümde kendisine bu konuyu ihbar edelim dedim çünkü zaten bu adamların gizli saklı bir işler çevirdiği belliydi ve babamın dedikleri doğru olabilirdi.
Bu tarihten 20 gün önce ben oturmuş olduğum ve el bombalarının bulunduğu evden abim Murat YIGIT' in yanına taşındım. Sonrasında da muhtemelen bu el bombalarının yerini babam ihbar etmiştir. Sonrasında polisçe yakalanarak buraya getirildim.
Bu tarihten yaklaşık 1 (bir) yıl önce gerçekleşen Danıştay saldırısı olduğu günlerde Muzaffer TEKİN' e ait villa basıldıktan sonra ben televizyonda Mahmut OZTURK ve Oktay YILDIRIM' ı gördüm. Bu durumu dayım Mehmet DEMIRTAŞ' a sordum. O'da bana "Onlar devlet için çalışan astsubaylar, Muzaffer TEKİN' in Çavuşbaşı' nda ki evinde arama olmuş, evde gizli zulalarda silahlar varmış ancak aramada bulamamışlar" dedi. Nedenini ise ; baskından önce haberleri olduğunu devletin her yerinde ve kademesinde nüfuzları olduğunu ve her şeyi önceden haber aldıklarını söylemişti. Ben bunu nerden biliyorsun diye sordum ancak herhangi bir cevap alamadım. Zaten benim dayıma karşı pek görüş bildirme durumum yoktu."

Şüpheli Mehmet DEMIRTAŞ'm askerden komutanı olan Şüpheli Oktay YILDIRIM ve onun arkadaşı olarak tanıştığı Mahmut ÖZTÜRKTe ailecek görüştükleri ve her üçünün zaman zaman LPG istasyonunda bir araya gelip gizli gizli örgütsel içerikli görüşmeler yaptıkları,
Ümraniye ilçesinde bombaların bulunduğu evin önündeki manava şüpheli ZAFER (Kod) Muzaffer TEKİN'in siyah Mercedes otomobil ile gelip Oktay YILDIRIM'm manavda olduğu sırada manav dükkanına dikkatlice bakıp ayrılması üzerine Oktay YILDIRIM'm 5 dakika sonra manavdan aynlıp bir müddet sonra manavın oraya Mahmut OZTURK ile Oktay YILDIRIM'm birlikte gelmesi hususları göz önüne alındığında, diğer şüphelilerin bu şüpheliye güven duydukları ve bu şekilde örgütün bombalarım teslim edip zulalattırdıkları kanaatine varılmıştır.
ERGENEKON terör örgütünün 27 adet el bombasını güvenilmez veya tanımadıkları insanlara teslim etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden, böyle önemli ve gizli bir konunun da ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN yapısını ve özelliklerini bilmeyen kimselerle paylaşılmayacağı ve şüphelinin de bizzat bombalan bilerek saklaması, Ali YİĞİT sorduğunda; bunlann derin devletin bombaları olduğunu, hatta Danıştay olayında bu bombaların ÇAVUŞBAŞINDAKİ EVDE OLMASI SEBEBİYLE BULUNAMADIĞINI Ali YİĞİT'e söylemesi ve bu bombalann o olaydan kalan bombalar olduğunu belirtmesi, örgütün amaçlannı bilerek bu bombalan sakla

SONUÇ
Dosyamızda mevcut tüm delillerin değerlendirilmesi sonucu Ergenekon terör örgütü yapılanması adı altında oluşturulan örgütün bir çok alanda örgütlenmesini tamamladığı, örgütün yönetici kadrolarının toplumda ve devlet kademelerinde önemli görev ve mevkilerde bulunmuş kişilerden oluştuğu, amaçlarına ulaşmak için her türlü kanun dışı yolları kullanmayı prensip edindikleri, amaçlarına ulaşmak için gerekli silah mühimmat ve diğer malzemeleri kolaylıkla temin edebildikleri gibi devletin çok gizli belgelerini de ele geçirdikleri ve örgütün amaçları doğrultusunda kullandıkları, birçok şüphelide devlete ait gizli bilgi ve belgelerin bulunduğu ortaya konulmuştur.
Ergenekon terör örgütünün amacına ulaşabilmek için Danıştay Suikastını gerçekleştirdiği gibi birçok suikastı da planladıkları ele geçirilen belgeler, iletişim tespit tutanakları, bir kısım şüpheli ve tanık beyanlarından anlaşılmıştır. Ergenekon terör örgütünün bu tür eylemler için sabıkalı ve suça meyilli insanları Kuvayı Milliye Derneklerine üye yaptırdığı, bu tür insanları derneklerde toplayıp çeşitli rütbeler ve sözde askeri görevler verdiği, basın yayın kuruluşlarını, mafyayı ve terör örgütlerini kontrol altına almaya çalıştığı belirlenmiştir.
Sivil toplum kuruluşların üst düzey yönetimlerinde örgütlenerek bu kuruluşları amaçları doğrultusunda sevk ve idare etmeleri, yukarıda belirtilen medya mafya ve terör örgütleri üzerindeki etkileri dikkate alındığında anılan, örgütün her yönüyle hükümetleri devirip yönetimi ele geçirmeye elverişli olanaklara sahip oldukları anlaşılmıştır.
Örgütün, mafyayı ve terör örgütlerini tasfiye etmek yerine yeniden düzenlenip organize ettikleri, kendi amaçları doğrultusunda hareket edecek kişileri bu oluşumların yönetimine geçirmeye çalıştıkları tespit edilmiştir.
Ergenekon terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetlerinde gizlice yapılandığı, devletin birçok birimine de sızmaya yönelik amaç ve faaliyetlerde bulundukları anlaşılmıştır.
Yukarıda izahı yapılan açıklamalar doğrultusunda, Ergenekon terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı halkı silahlı isyana tahrik ettiği gibi, cebir şiddet kullanmak sureti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ortadan kaldırmaya teşebbüste bulunduğu, amaçlarına ulaşmak için kontrolü altında bulunan medya ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla ülkede kaos ve iç çatışma ortamı oluşturmaya çalıştıkları, oluşacak gerginlik ortamından faydalanarak, görevde bulunan hükümetleri çalışamaz hale getirip, nihai olarak ordu içerisinde kendilerine destek vereceklerini umdukları askeri şahısların yardımı ile yönetimi değiştirmek amacıyla hükümeti yıkmaya teşebbüs ettikleri,
Dosyada mevcut Ergenekon terör örgütüne ait olan örgütsel içerikli dokümanlardan, suikast planlarından telefon görüşmelerinden toplu gösteri yürüyüşü ve protesto eylemlerinden açıkça anlaşılmıştır.

1-OKTAY YILDIRIM, MEHMET Oğlu SAFİYE'den olma, 28/09/1971 doğumlu, ERZURUM ili, OLUR ilçesi, KÖPRÜBAŞI KÖYÜ, 22 cilt, 17 aile sıra no, 71 sıra no'da nüfusa kayıtlı Çamlık Mah. Bolelli Sitesi D/8 Çekmeköy Ümraniye/ İSTANBUL adresinde ikamet eder, atılı suçtan Tekirdağ 2 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av.   YILDIRIM   ÇAVUŞOVALI,   30695   İstanbul   Barosu Avukatlarından Av. MURAT İNAN, 37137 İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik, Silahlı Terör Örgütlerine Silah Sağlama, (Mala Zarar Verme, Korku, Kaygı veya Panik Yaratabilecek Tarzda Patlayıcı Madde Kullanma suçuna yardım)
SUÇ YERİ VE TARİHİ : İSTANBUL -12/06/2007
GÖZALTI TARİHİ : 12/06/2007-16/06/2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ : 16/06/2007 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 16/06/2007 tarih 2007/67 sayılı karan,
SEVK MADDESİ : TCK.nun 314/2, 313/1, 315, (TCK.nun 39/2-b maddesi yollaması ile TCK.nun 170/1-c, 151/1), 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5, TCK.nun 53, 54, 58/9 ve 63 maddeleri.

2-MEHMET DEMİRTAŞ, ZİYA Oğlu FATMA'den olma, 14/10/1973 doğumlu, TRABZON ili, OF ilçesi, YUKARIKIŞLACIK MAH. köy/mahallesi, 127 cilt, 10 aile sıra no, 76 sıra no'da nüfusa kayıtlı İstiklal Mah. Mihraç Sok. No. 14 D. 10 Ümraniye/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av. YUSUF ÇOLAK, İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütüne Silah Sağlama
SUÇ YERİ VE TARİHİ : İSTANBUL -12/06/2007
GÖZALTI TARİHİ : 12/06/2007 -16/06/2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ : 16/06/2007 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250.
maddesi İle Görevli)nin 16/06/2007 tarih 2007/67 sayılı karan

SEVK MADDESİ : TCK.nun 314/2,315, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun
5, TCK.nun 53, 54, 58/9 ve 63 maddeleri

3-ALİ YİĞİT, ŞEVKİ Oğlu GÜLÜZAR'den olma, 04/07/1984 doğumlu, TRABZON ili, OF ilçesi, ESKİPAZAR MERKEZ MAH., 48 cilt, 53 aile sıra no, 38 sıra no'da nüfusa kayıtlı Çamlık Mah. Leylak Sok. No.35/2 Ümraniye/ İSTANBUL adresinde ikamet eder.

MÜDAFİİ	:Av. MEHMET SAMİ SELÇUK İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Suçu Bildirmeme
SUÇ YERİ VE TARİHİ 	: İSTANBUL 12/06/2007
GÖZALTI TARİHİ	: 12/06/2007 -16/06/2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ	: 16/06/2007 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250.
maddesi İle Görevli)nin 16/06/2007 tarih 2007/67 sayılı karan

TAHLİYE TARİHİ	: 12/05/2008
SEVK MADDESİ	: TCK.nun 278/1, 53 ve 63 maddeleri

4- MUZAFFER TEKİN, SALİH RACİ Oğlu HANDAN'den olma, 28/10/1950 doğumlu, İSTANBUL ili, FATİH ilçesi, KATİPKASIM köy/mahallesi, 83 cilt, 1945 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı Doktor Erkin Cad. Bahar Apt. No 2 D 13 Göztepe Kadıköy İstanbul Merkez/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: AV. ENGİN ÇELİK KADIGİL İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Yöneticisi Olmak, Zorla Hükümeti Iskata
Teşebbüs, TC Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik, Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Bulundurma, (Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Bulundurma- Mala Zarar Verme- Kasden Öldürmeye azmettirme- Korku ve panik yaratacak şekilde patlayıcı madde atma suçlanna azmettirme)

SUÇ YERİ VE TARİHİ 	: İSTANBUL 12/06/2007
GÖZALTI TARİHİ	: 15/06/2007 - 19/06/2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ	: 19/06/2007 İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 19/06/2007 tarih 2007/80 sayılı karan
SEVK MADDESİ	: TCK.nun 314/1, 312/1, 313/1, 327/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kamımın 5, TCK.nun 82/1-a-g, 38/1, TCK.nun (82/1-a-g, 35, 38/1 (4 kez), TCK.nun (174/1-2, 38/1), TCK.nun 170/1-c, 38/1 (3 kez), TCK.nun 151/1, 38/1 ve TCK'mın 53, 54, 58/9 ve 63. maddeleri,
TCK.nun 314/3 ve 220/5 maddesi yollamasıyla TCK.nun 327/1 (7 kez), 326/1 (6 kez), 135/2-1, 43/2 (18 kez), (TCK.nun 315, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. (3 kez), TCK.nun 288 (2 kez), TCK.nun 334/1 (8 kez), (TCK.nun 319/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5 (4 kez), TCK.nun 284/1 (3 kez), TCK.nun 174/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5, TCK.nun 336, (TCK.nun 216/1 (iki kez) 2863 sayılı kanunun 73 (iki kez) , 2813 sayılı kanunun 32/a maddeleri.

5- MAHMUT ÖZTÜRK, ALİ Oğlu SAİME'den olma, 01/01/1962 doğumlu, ORDU ili, ÇAMAŞ ilçesi, SÖKEN köy/mahallesi, 68 cilt, 13 aile sıra no, 36 sıra no'da nüfusa kayıtlı Esenşehir Mah. 19 Mayıs Cad. Deniz Apt 27/14 Ümraniye/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Tekirdağ 1 nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: AV. NURİ SEÇKİN ALBAYRAM İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
SUÇ YERİ VE TARİHİ 	: İSTANBUL 12/06/2007 15/06/2007
GÖZALTI TARİHİ	: 15/06/2007 - 19/06/2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ	: 19/06/2007 İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 19/06/2007 tarih 2007/80 sayılı karan
SEVK MADDESİ	: TCK.nun 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5, TCK.nun 53, 54,58/9 ve 63. maddeleri.

6- GAZİ GÜDER, MUHİTTİN Oğlu SEBAHAT'den olma, 06/03/1951 doğumlu, YALOVA ili, MERKEZ ilçesi, GÜNEYKÖY KÖYÜ , 14 cilt, 92 aile sıra no, 19 sıra no'da nüfusa kayıtlı İçerenköy Mah. Karslı Ahmet Cad. 1. Aydınlık Sokak Yavcuzlar Apt. No. 19/3 Kadıköy/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Tekirdağ 2 nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: AV.FERHAT KOÇ - AV.ÖZBAY DEMİREL İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykın Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek
SUÇ YERİ VE TARİHİ 	: İSTANBUL 23/06/2007
GÖZETİM TARİHİ	: 23.06.2007 - 27.06.2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ	: 03/07/2007 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 03/07/20O7-tarih 2007/89 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	: TCK.nun 314/2 ve 3713 Sayüı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesi, TCK.nun 314/3 ve 220/4. maddesi yollaması ile TCK.nun
(135/1-2, 43/2), TCK.nun 53, 54, 58/9 ve 63 maddeleri

7-AYŞE ASUMAN ÖZDEMİR, SELAHATTİN Kızı RUKİYE'den olma, 21/05/1955 doğumlu, TUNCELİ ili, PÜLÜMÜR ilçesi, KÖZLÜCE KÖYÜ, 50 cilt, 7 aile sıra no, 12 sıra no'da nüfusa kayıtlı Hasippaşa Cad. Basko Sitesi 4. Blok. D:7 Güzeltepe / Çengelköy İSTANBUL adresinde ikamet eder.Atılı suçtan Gebze M Tipi Kapalı Cezaevinde TUTUKLU.

MÜDAFİİ	:AV.ZEKİ HACI İBRAHİMOĞLU İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek, Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs
SUÇ YERİ VE TARİHİ 	:İSTANBUL 23.06.2007
GÖZALTI TARİHİ	:23.06.2007 - 27.06.2007 (4 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ	:06/09/2007 İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 06/09/2007 tarih 2007/8 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:TCK.nun 314/2 ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesi,
TCK.nun 314/3 ve 220/4. maddesi yollaması ile (TCK.nun 135/1-2, 43/2, 288), TCK.nun 53, 54, 58/9 ve 63 maddeleri

8-HALİL BEHİC GÜRCİHAN, ALİ İHSAN Oğlu NURTEN'den olma, 12/06/1972 doğumlu, İSTANBUL ili, FATİH ilçesi, MURATPAŞA köy/mahallesi, 55 cilt, 1473 aile sıra no, 10 sıra no'da nüfusa kayıtlı Barbaros Mah. Veysipaşa Cad. Site 62 Orta Blok D.6 Altunizade Üsküdar İSTANBUL adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde TUTUKLU.

MÜDAFİİ	:AV.ORKİDE ARAŞ- AV.SALİH OMACAN İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Yasaklanan bilgileri Temin Etme, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek, Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
SUÇ YERİ VE TARİHİ 	:İSTANBUL 03/06/2008
GÖZALTI TARİHİ	:27.06.2007 - 30.06.2007 (3 gün)
03.06.2008 - 07.06.2008 (4 gün)                             

TUTUKLAMA TARİHİ	:07/06/2008 İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 07/06/2008 tarih 2008/62 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:TCK.nun 314/2 ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesi
TCK.nun 314/3 ve 220/4. maddesi yollaması ile TCK.nun 334, 288, (135/1-2, 43/2), TCK.nun 53, 54, 58/9 ve 63 maddeleri

9-İSMAİL YILDIZ, ALİ   Oğlu AYŞE'den olma, 10/08/1964
doğumlu,  AYDIN  ili,  KOÇARLI  ilçesi,  KIZILCABÖLÜK
köy/mahallesi, 32 cilt, 33 aile sıra no, 59 sıra no'da nüfusa
kayıtlı Necatibey Caddesi Lale Sokak No:7/7 Sıhhiye Çankaya/
ANKARA adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Tekirdağ 2 nolu
F Tipi Kapalı Cezaevinde TUTUKLU

MÜDAFİİ	:AV.DURSUN YASSIKAYA İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Askeri İtaatsizliğe Teşvik,
Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Temin etmek, Tahsis
Edildiği  Amacı  Dışında Kullanma,  Hukuka Aykırı  Olarak
Kişisel Verileri Kaydetme,

SUÇ YERİ VE TARİHİ 	:ANKARA 18/07/2007
GÖZALTI TARİHİ	:18.07.2007 - 21.07.2007 (3 gün)
TUTUKLAMA TARİHİ	:21/07/2007 İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250.
maddesi İle Görevli)nin 21/07/2007 tarih 2007/99 sayılı karan

SEVK MADDESİ	:TCK.nun 314/2, 313/1, 319/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele
Kanunun 5. maddesi,
TCK.nun 314/3 ve 220/4. maddesi yollaması ile TCK.nun
326, 327,  (135/1-2, 43/2), TCK.nun 53,  54, 58/9  ve  63
maddeleri

10-KEMAL ŞAHİN, ŞEMSETTİN  Oğlu NACİYE'den olma, 02/10/1958    doğumlu,    SAMSUN        ili,    BAFRA    ilçesi, KARPUZLU köy/mahallesi, 80 cilt, 92 aile sıra no, 35 sıra no'da   nüfusa   kayıtlı    Soğanlı    Cad.    Zümrüt    Sok.No:3/2 Güngören/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. 

MÜDAFİİ	:AV. SAMİ ALMAZ İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek, 6136 sayılı Kanuna Muhalefet
SUÇ YERİ VE TARİHİ 	:İSTANBUL 27/07/2007
GÖZALTI TARİHİ	:27.07.2007 - 30.07.2007 (3 gün)
SEVK MADDESİ	:TCK.nun 314/2, 6136 sayılı kanunun  13/1, 3713  Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesi, TCK.nun 314/3 ve 220/4. maddesi yollaması ile TCK.nun 135/1-2,43/2, TCK.nun 53, 54,58/9 ve 63 maddeleri

11-MEHMET MURAT YÜCEL, AHMET İLHAN     Oğlu SABİHA YILDIZ'den olma, 18/01/1956 doğumlu, İSTANBUL ili, FATİH ilçesi, BİNBİRDİREK köy/mahallesi, 73 cilt, 1752 aile sıra no, 9 sıra no'da nüfusa kayıtlı Turgut Sok. 19/21 Gop Merkez

Türk milleti!
Kurtuluş Savaşı'na başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır. Kutlu olsun. Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk milleti!
On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!

İlgi:
İl Hıfzıssıhha kurulumuzun 24.09.2020 tarih ve 103 sayılı kararı ile;
a) İçişleri Bakanlığı’nın 30.07.2020 tarih ve 12682 sayılı Genelgesi.
b) İçişleri Bakanlığı’nın 14.08.2020 tarih ve 13180 sayılı Genelgesi.
c) İçişleri Bakanlığı’nın 11.09.2020 tarih ve 14810 sayılı Genelgesi.
d) İçişleri Bakanlığı’nın 24.09.2020 tarih ve 15684 sayılı Genelgesi.
İçişleri Bakanlığı’nın İlgi (a) Genelgesi ile evde izolasyona alınan koronavirüs tanılı ya da temaslısı kişilerin Sağlık Bakanlığınca belirlenen izolasyon koşullarına uymalarının sağlanması amacıyla “Filyasyon Çalışmaları Takip Kurulları” oluşturulmuş, ilgi (b) Genelgesi ile salgınla mücadelede alınan tedbirlerin sahada etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla kurulan İl Salgın Denetim Merkezleri bünyesinde Mahalle Denetim Ekipleri teşkil edilmiş, ilgi (c) Genelgesi ile de izolasyon koşullarını ihlal eden ya da izolasyon koşullarını sağlama imkanı olmayan kişilerin izolasyon süreçlerinin tahsis edilen yurt/pansiyonlarda tamamlatılmasına karar verilmişti.
Gelinen aşamada koronavirüs tanısı konulan hastalarımızın temaslılarına ilişkin olarak bazı durumlarda eksik bilgi (ekonomik kaygılarla özel sektörde çalışan temaslı kişiler hakkında doğru bilgi verilmemesi) verdikleri; bazı durumlarda ise gerçekte temaslı olmayan kişilerin (temasta olunmadığı halde farklı sebeplerle kamu personelinin temaslı olarak bildirilmesi) temaslı kişiler olarak bildirdikleri tespit edilmiştir.
Salgınla mücadelenin en önemli unsurlarından birisi olan “filyasyon” çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için tanı konulmuş kişilerin yakın dönemde temaslı oldukları kişiler hakkında en doğru bilgiyi eksiksiz şekilde vermeleri son derece önem taşımaktadır.
Bilindiği üzere Türk Ceza Kanununun 206 ncı maddesi ile “bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılacağı” hükme bağlanmıştır. Salgınla mücadelede temel Kanun olan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27 nci maddesinde ise İl/İlçe Hıfzıssıhha Kurullarının halk sağlığını korumak amacıyla hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik önlemlerin uygulanmasını sağlayacağı hüküm altına alınmıştır.
İçişleri Bakanlığı genelgelerinde belirtilen hususlar İlimiz Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nca değerlendirilmiş olup, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 27 nci ve 72 nci maddeleri uyarınca;
İlimiz genelinde;

Kaymakamlarımızca uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesine, gerçeğe aykırı, eksik, yanıltıcı beyanların tespit edilmesi durumunda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari işlem tesis edilmesine ve konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanununun 206 ncı maddesi kapsamında gerekli adli işlemlerin başlatılmasına,
Alınan kararın bilgi için Valilik Makamı’na, gereği için, ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilmesine karar verilmiştir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Madde 1 - İçinde Devlete mütehattim bir vazife icra, yahut Hükümetin
veya belediyelerin efrat ile zaruri ve kanuni olan münasebetlerini temine tahsis
edilen binalarla alelümum mektep binalarında vaktiyle Osmanlı saltanatını temsil
için konulmuş olan, yahut vaziyetlerine göre halen temsile delalet eden tuğra
veya armalar ve bunlarla beraber olarak sultanların mediherini ihtiva eden
kitabeler hakkında ikinci madde hükmü tatbik olunur. Bu kabil tuğra ve arma ve
kitabe bulunan hususi binalar, bunlar kaldırılmadıkça veya örtülmedikçe yukarda
zikrolunan faaliyetler ve münasebetlere tahsis olunamaz.
Madde 2 - Birinci maddedeki kayiterin şumulü dahilinde olan tuğra ve arma
ve kitabeler Devlet veya belediye malı olan binalarda bulunduğu halde kaldırılarak müzelere konulur.
Yerlerinden kaldırılmalariyle gerek kendilerinin, gerek bulundukları
binaların, bedii veya tarihi kıymetlerine halel gelecek olanlar, eserin ve
bulunduğu mahalin bedii kıymetini nakisedar etmemek üzere münasip vesait ile
örtülür.
Madde 3 - Alakadar Vekaletlerin müracaatı üzerine Devlet binalarından
hangi eserlerin kaldırılması veya örtülmesi lazımgeldiğini tayin ve örtülmesi
lazım ise şekil ve suretlerini tesbit ile karar vermek Maarif Vekaletine aittir.
Madde 4 - Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 5 - Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Madde 1 - (Değişik madde: 21/04/2004 - 5146 S.K. /1.mad) *1* Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.

Madde 2 - Bir kooperatif en az 7 ortak tarafından imzalanacak ana sözleşme ile kurulur. Ana sözleşmedeki imzaların noterce onaylanması gerekir.
Yapı kooperatifleri ile konusuna taşınmaz mal temliki dahil bulunan diğer kooperatiflerin anasözleşmelerinde ortaklara taşınmaz mal temlik edileceği hakkındaki taahhütler başka bir resmi şekil aranmaksızın muteberdir.
Sermaye miktarı sınırlandırılarak kooperatif kurulamaz. Kooperatif adını ancak bu kanuna göre kurulmuş teşekküller kullanabilir.
(Ek fıkra: 06/10/1988 - 3476/1 md.) Kooperatifler ve üst kuruluşlarının unvanlarında, kamu kurum ve kuruluşlarının isimlerine yer verilemez.

Madde 3 - Ana sözleşme, Ticaret Bakanlığına verilir. Bakanlığın kuruluşa izin vermesi halinde, kooperatif merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Tescil ve ilan olunacak hususlar şunlardır:
1. Ana sözleşme tarihi,
2. Kooperatifin amacı, konusu ve varsa süresi,
3. Kooperatifin unvanı ve merkezi,
4. Kooperatifin sermayesi ve bunun nakdi kısmına karşılık olarak ödenen en az miktar ve her ortaklık payının değeri,
5. Ortaklık payı belgelerinin ada yazılı olduğu,
6. Ayni sermaye ve devralınan akçalı kıymetlerle işletmelerin neden ibaret oldukları ve bunlara biçilen değerler,
7. Kooperatifin ne suretle temsil olunacağı ve denetleneceği,
8. Yönetim Kurulu üyeleriyle kooperatifi temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları,
9. Kooperatifin yapacağı ilanların şekli ve anasözleşmede de bu hususta bir hüküm varsa yönetim kurulu kararlarının pay sahiplerine ne suretle bildirileceği,
10. Kooperatifin şubeleri: Kooperatifler, lüzum gördükleri takdirde memleket içinde ve dışında şubeler açabilirler. Şubeler, merkezin sicil kaydına atıf yapılmak suretiyle bulundukları yer ticaret siciline tescil olunurlar.
Ticaret Bakanlığı, ana sözleşmelerin, kanunun ihtiyari hükümlerinden ayrıldığını ileri sürerek kooperatifleri kuruluşuna izin vermekten kaçınamaz.
Anasözleşmenin değişiklikleri de kuruluştaki usullere bağlıdır.

I - MECBURİ HÜKÜMLER:
Madde 4 - Kooperatif anasözleşmesinde aşağıdaki hususlara ait hükümlerin yer olması gerektir.
1. Kooperatifin adı ve merkezi,
2. Kooperatifin amacı ve çalışma konuları,
3. Ortaklık sıfatını kazandıran ve kaybettiren hal ve şartlar,
4. Ortakların pay tutarı ve kooperatif sermayesinin ödenme şekli, nakdi sermayenin en az 1/4 nün peşin ödenmesi,
5. Ortakların ayni sermaye koyup koymıyacakları,
6. Kooperatiflerin yükümlerinden dolayı ortakların sorumluluk durumu ve derecesi,
7. Kooperatifin yönetici ve denetleyici organlarının görev ve yetki ve sorumlulukları ve seçim tarzları,
8. Kooperatifin temsiline ait hükümler,
9. Yıllık gelir gider farklarının, hesaplama ve kullanma şekilleri,
10.Kurucuların adı, soyadı iş ve konut adresleri,
II - İHTİYARİ HÜKÜMLER:
Madde 5 - Anasözleşme ayrıca aşağıdaki hususları da kapsıyabilir.
1. Genel kurulun toplantısı, kararların alınması, oyların kullanılması hakkındaki hükümler;
2. Kooperatifin çalışma şekline dair esaslar;
3. Kooperatifin birliklerle olan münasebetleri;
4. Kooperatifin diğer bir kooperatifle birleşmesine ait hükümler;
5. Kooperatifin süresi.
III - YORUMLAYICI HÜKÜMLER:
Madde 6 - 5 inci maddenin 1 ve 2 nci bentlerinde yazılı hususlar hakkında anasözleşmede hüküm olmadığı takdirde aşağıdaki hükümler uygulanır.
1. Genel kurul, kooperatifi temsile yetkililer tarafından imzalanan taahütlü mektuplarla veya mahalli gazete ile köylerde ise yazılı olarak imza karşılığı toplantıya çağrılır.
5. Kooperatifin faaliyeti; kooperatifin amacı ve çalışma konusuyle sınırlıdır.

Madde 7 - Kooperatif ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Tescilden önce kooperatif namına işlem yapanlar bunlardan şahsan ve zincirleme olarak sorumludur.

Madde 8 - (Değişik madde: 06/10/1988 -3476/2 md.)
Kooperatif ortaklığına girmek için gerçek kişilerin medeni hakları kullanma yeterliliğine sahip olmaları gerekir. Ortak olmak isteyen gerçek ve tüzelkişiler, kooperatif anasözleşmesi hükümlerini bütün hak ve ödevleriyle birlikte kabul ettiklerini belirten bir yazı ile kooperatif yönetim kuruluna başvururlar. Kooperatif, ortaklarına kendi varlığı dışında şahsi bir sorumluluk veya ek ödemeler yüklüyor ise ortak olmak isteği, bu yükümlerin yazılı olarak kabul edilmesi halinde değer taşır.
Yönetim Kurulu; ortaklar ile ortak olmak için müracaat edenlerin anasözleşmede gösterilen ortaklık şartlarını taşıyıp taşımadıklarını araştırmak zorundadır.
Yapı kooperatiflerinde konut, işyeri ve ortak sayısı genel kurulca belirlenir. Yönetim Kurulu, genel kurulca kararlaştırılan sayının üzerinde ortak kaydedemez.

Madde 9 - (Değişik madde: 21/04/2004 - 5146 S.K. /2.mad) *1* Kamu ve özel hukuk tüzel kişileri amaçları bakımından ilgilendikleri kooperatiflerin kuruluşlarına yardımcı olabilir, önderlik edebilir ve ortak olabilirler.

Madde 10 - Her ortağın kooperatiften çıkma hakkı vardır. Çıkma keyfiyetinin kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürmesi halinde ayrılmak istiyen ortağın, muhik bir tazminat ödenmesine dahi hüküm anasözleşmeye konulabilir.

Madde 11 - Kooperatiften çıkma hakkının kullanılması, anasözleşme ile en çok 5 yıl için sınırlandırılabilir.
Haklı ve önemli sebeplerle bu süreden evvel çıkabileceği hususunda Anasözleşmeye hüküm konulabilir.
Bir ortağın hiçbir suretle kooperatiften çıkamıyacağına dair bağlamalar hükümsüzdür.

Madde 12 - Çıkış, ancak bir hesap senesi sonu için ve en az 6 ay önceden haber verilerek yapılır. Anasözleşmede daha kısa bir süre belirtilip hesap senesi içinde çıkışa müsaade edilebilir.

Madde 13 - Yönetim kurulu, anasözleşmeye uygun olarak yapılacak isteğe rağmen, bir ortağın kooperatiften istifasını kabulden kaçınacak olursa, ortak çıkma dileğini noter aracılığı ile kooperatife bildirir. Bildiri tarihinden itibaren çıkma gerçekleşir.

Madde 14 - Ortağın ölümü ile ortaklık sıfatı sona erer. Anasözleşmede gösterilecek şartlarla ölen ortağın mirasçılarının kooperatifte ortak olarak kalmaları sağlanabilir.
(Değişik fıkra: 06/10/1988 - 3476/3. md.) Ortaklık devredilebilir. Yönetim kurulu, ortaklığı devralan kişinin ortaklık niteliklerini taşıması halinde, bu kişiyi ortaklığa kabul eder.

Madde 15 - Ortaklık sıfatı bir görev veya hizmetin yerine getirilmesine bağlı ise, bu görev veya hizmetin sona ermesi ile ortaklık sıfatı kalkar. Bu halde Anasözleşmeye hüküm konulmak suretiyle ortaklığın devamı sağlanabilir.
Ortaklık sıfatının kazanılması, Anasözleşme ile bir taşınmaz malın mülkiyetine bağlı hakların kullanılmasına veya bir teşebbüsün işletilmesine bağlanabilir. Bu gibi hallerde taşınmaz malın mülkiyetinin veya işletmenin üçüncü şahıslara devir veya temliki ile ortaklık sıfatının bir hak olarak yeni malike veya işletmeyi alana geçebileceğini anasözleşme hüküm altına alabilir. Taşınmaz mala ait bu şekil iktisabın üçüncü şahıslara karşı muteber olması tapu siciline bu yoldan meşruhat verilmesine bağlıdır.

Madde 16 - (Değişik fıkra: 06/10/1988 - 3476/4 md.) Kooperatif ortaklığından çıkarılmayı gerektiren sebepler anasözleşmede açıkça gösterilir. Ortaklar anasözleşmede açıkça gösterilmeyen sebeplerle ortaklıktan çıkarılamazlar.
Ortaklıktan çıkarılmaya yönetim kurulunun teklifi ile genel kurulca karar verilir. Anasözleşme, çıkarılanın genel kurula başvurma hakkı saklı kalmak üzere, bu hususta yönetim kurulunu da yetkili kılabilir.
Çıkarılma kararı gerekçeli olarak tutanağa geçirileceği gibi, ortaklar defterine de yazılır. Kararın onaylı örneği, çıkarılan ortağa tebliğ edilmek üzere, on gün içinde notere tevdi edilir. Bu ortak tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde itiraz davası açabilir. Tebliğ edilen karar, yönetim kurulunca verilmiş ise ortak, üç aylık süre içinde genel kurula da itiraz edebilir. Bu itiraz, ilk toplanacak genel kurula sunulmak üzere, yönetim kuruluna noter aracılığı ile tebliğ ettirilecek bir yazı ile yapılır. Genel kurula itiraz edildiği takdirde, yönetim kurulunun çıkarma kararı aleyhine itiraz davası açılamaz. İtiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı itiraz davası hakkı saklıdır.
Üç aylık süre içinde, genel kurula veya mahkemeye başvurmak suretiyle itiraz edilmiyen çıkarılma kararları kesinleşir.
(Ek fıkra: 06/10/1988 - 3476/4 md.) Haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortak alınamaz. Bu kişilerin ortaklık hak ve yükümlülükleri, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar devam eder.

Madde 17 - Kooperatiften çıkan veya çıkarılan ortakların kendilerinin yahut mirasçılarının kooperatif varlığı üzerinde hakları olup olmadığı ve bu hakların nelerden ibaret bulunduğu anasözleşmede gösterilir. Bu haklar, yedek akçeler hariç olmak üzere, ortağın ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanır.
Kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek nitelikteki iade ve ödemeler, anasözleşmede daha kısa bir süre tespit edilmiş olsa bile genel kurulca üç yılı aşmamak üzere geciktirilebilir. Bu durumda kooperatifin muhik bir tazminat isteme hakkı saklıdır. Çıkan veya çıkarılan ortaklar ile mirasçılarının alacak ve hakları bunları istiyebilecekleri günden başlıyarak beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Çıkan veya çıkarılan ortağın sermaye veya mevduatından kısmen veya tamamen yoksun kalacağı hakkındaki şartlar hükümsüzdür.

Madde 18 - Her ortağın üyelik haklarının, ada yazılı ortaklık senedi ile tescil olunması şarttır. Bu senede kooperatifin unvanı, sahibinin adı ve soyadı, iş ve konut adresi, kooperatife girdiği ve çıktığı tarihler yazılır. Bu hususlar, senet sahibi ile kooperatifi temsile yetkisi olan kimseler tarafından imzalanır. Ortağın yatırdığı veya çektiği paralar tarih sırasiyle kaydedilir. Bu kayıtlar kooperatifin ödediği paralara ait ise ortak imza eder. İmzalı ortak senedi

Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yeni bir anayasa istiyoruz, referanduma katılmıyoruz
12 Eylül askerî darbesinin eseri olan 1982 anayasası üzerinde yapılan onlarca değişiklik, demokratikleşme yönünde köklü bir iyileşme yaratmamış, söz konusu anayasanın toplumsal meşruiyet kazanmasına yetmemiştir.
Birçok temel sorunun çözümü için yeni ve demokratik bir anayasaya ihtiyaç olduğu açıktır. Hükûmet, toplumsal beklentilerin çok gerisinde kalmış, demokratik yeni bir anayasa hazırlama fırsatını değerlendirmemiş, attığı sembolik adımlardan bile geri dönmüştür. Meclis çoğunluğuna dayalı bir oylamayla "paketi" referanduma taşıyarak ülkeyi kısır bir kutuplaşma sürecine sokmuştur.
"Mevcut anayasanın yama tutmadığı" bizzat AKP mensupları tarafından defalarca dile getirilmiş olduğu hâlde iktidar toplumun önüne bir kez daha temel sorun alanlarına dokunmayan bir paketle yamalanmış, anti-demokratik özü değişmemiş bir anayasa getirmiştir.
Paketli haliyle de paketsiz haliyle de bu Anayasa'da kadınlar, emekçiler, Aleviler, Kürtler, dini inançlarından, cinsel kimliklerinden ötürü ayrımcılığa uğrayanlar yoktur: Kendileri de yoktur, talepleri de yoktur!
Demokratik temsili engelleyen, halkın iradesinin önüne set çeken seçim barajını savunan zihniyetin, ileriye dair umut verebilecek bir demokratikleşme kararlılığından da söz edilemez.
Bu koşullarda yapılan referandumun evet de dense, hayır da dense mevcut anayasayı halkoyu ile meşrulaştırmaya hizmet edeceğini, yeni anayasa beklentilerini öteleyeceğini düşünüyoruz. Yeni makyajlarla sürdürülen statükoya oy vererek bu kandırmacaya âlet olmak istemiyoruz.

Hiçbir kesimi dışlamayan katılımcı bir anlayışla, hak ve özgürlük eksenli bir anayasayı hayata geçirmek için bir araya geliyoruz.
Tek tip yurttaş yaratmayı düstur edinen, bu ülkenin farklı halklarını, inanç, kimlik ve kültürlerini bu toplumun aslî unsurları olarak kabul etmeyen darbe anayasasının kısmî değişikliklerle demokratik nitelik kazanmayacağını bir kez daha hatırlatma ihtiyacı hissediyoruz.
Yeni ve demokratik bir anayasa istediğimiz için bu oyunda yer almayacağımızı, seslerimizin, taleplerimizin "evet" ya da "hayır" oyları arasında kaybolmasına, silinmesine izin vermeyeceğimizi, referandum sandığına gitmeyeceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz.
Özgürlüklerden, insan onurundan ödün vermeyen, emekten ve ezilenlerden yana olan herkesi, katılımcı bir süreçle yapılacak yeni demokratik bir anayasa için birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.
Yeni anayasa'da toplumsal muhalefetin sesini duyurmaya davet ediyoruz!
Çağrıcılar:
Çağrıcılar
A. Kirami Kılınç, Av. A. Baki Boğa, Dr. A. Selçuk Mızraklı, A. Halim Daşdemir (Tüm Bel-Sen Bitlis İl Tem.), Abdullah Karahan (Eğitim Sen Diyarbakır), Abuzer Kiraz , Dr. Adem Avcıkıran, Adil Bartan (Tüm Bel-Sen Şırnak İl Tem.), Adil Okay (Şair-Yazar), Ahmet Adıgüzel (Eğitim Sen Kars), Ahmet Çelik (Yapı-Yol Sen Mardin), Ahmet Erdoğan, Ahmet Kale, Ahmet Korkmaz (Haber-Sen Genel Mali Sekr.), Ahmet Say (Yapı-Yol Sen Genel Sekr.) , Ahmet Saymadı, Ahmet Tulgar, Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, Akife Aktaş (SES Şişli Şube Sekr.), Alev Şahar, Ali Erdem (SES Elazığ Temsilcilik Bşk.), Ali Ersönmez (Eğitim Sen), Ali Gün (Eğitim Sen 2 No'lu Şube Bşk.), Ali Gürbüz , Av. Ali Haydar Konca, Altuğ Yılmaz, Arjen Arî (şair), Aslan Demir (HÖDER Urfa Şube Bşk.), Aslan Öner (Eğitim Sen Kızıltepe Tem.), Atilla Yaşrin (şair) , Dr. Ayfer Bostan, Ayhan Bilgen, Av. Ayhan Çabuk (Van Baro Bşk.), Aynur Ak (G. Antep İHD Bşk.), Av. Ayşe Batumlu, Ayşe Berktay, Ayşe Günaysu, Ayşegül Devecioğlu (yazar), Doç. Dr. Ayşegül Yılgör, Doç. Dr. Ayten Alkan, Azad Zal (yazar), Bahattin Budak (Haber Sen Mardin), Av. Bahattin Özdemir, Bahri Erener (SES Şırnak Temsilcilik Bşk.), Av. Bedri Kuran, Bedriye Yorgun (SES Genel Bşk.), Behlül Zelal (Yazar), Beni Saadet Erdem (Yazar), Berat Günçıkan (gazeteci-yazar), Besim Baydono, Beşir Çelebioğlu (Tüm Bel-Sen Hakkâri İl Tem.), Bilge Contepe, Doç. Dr. Bülent Duru, Bülent Özçelik (Editör), Büşra Beste Önder, Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Av. Cafer Koluman (PSAKD Diyarbakır Şube Bşk.), Celal Başlangıç (gazeteci-yazar), Celal Ovat (DİSK MYK Üyesi), Celal Temel, Cemal Babaoğlu (İHD Urfa Şube Bşk.), Cemalettin Yüksel (Haber-Sen İstanbul 9 No'lu Şube Bşk.), Cengiz Çeri (SES Sivas Şube Sekr.), Prof. Dr. Cengiz Güleç, Cengiz Tunç (Haber Sen G.Antep İl Tem.), Cezmi Gündüz (Eğitim Sen Ağrı), Cihat Parlak, Coşkun Usterci, Av. Cüneyt Caniş, Av. Cüneyt Durnaoğlu, Çiğdem Mater, Çiğdem Öztürk, Çiya Mazi (Yazar), Defne Asal (gazeteci), Demir Küçükaydın, Deniz Apaç (SES), Deniz Arslan (SES), Deniz Topkan (SES Batman Şube Bşk.), Dilaver İnal (Eğitim Sen Mardin Şube Yön.), Doğan Anğay (Eğitim Sen Mardin Şube Bşk.), Ece Temelkuran (gazeteci-yazar), Edip Yaşar T(üm Bel-Sen Diyarbakır Şube Bşk.), Emine Uşaklıgil, Emirali Şimşek (Eğitim Sen Genel Sekr.), Enver Ete (Eğitim Sen Mardin Şube Yön.), Enver Özpolat (Adıyaman Azikan Kültür Derneği Bşk.), Erdal Güzel (SES İstanbul Anadolu Şube Bşk), Erdal Karakuş (Tüm Bel-Sen Kocaeli Şube Bşk.), Av. Erdal Kuzu (İHD) , Erdir Zat (gazeteci), Erdoğan Aydın (yazar), Ergün Haspolat (Tarım Orkam Sen Genel Mali Sekr.), Av. Erhan Aksoy, Erhan Berhemenoğlu, Erhan Sönmez (Tiyatrocu-Yazar), Ersin Erinçik (Genel-İş Ağrı Şube Bşk.), Ertuğrul Kürkçü, Esra Çiftçi (gazeteci-yazar), Eylem Ateş, Av. Eyüp Duman, Eyüp Ferhatoğlu (SES Muş Şube Bşk.), Av. Eyyüb Sabri Öncel, Faik Bulut (yazar), Faruk Altın (BTS Urfa İl Tem.), Faruk Bozyel (Eğitim Sen), Faruk Kesik (Haber-Sen Urfa İl Tem.), Fatma Özdemir, Fehmi İzgin, Felat Jiyan (Yazar), Feratê Dengizî (Yazar), Ferhat Tunç (müzisyen), Av. Feride Laçin, Fesih Dadaş (Tüm Bel-Sen Erzurum İl Tem.), Fevzi Gündüz (EMO Urfa Şube Bşk.), Fevzi İşsever (SES İstanbul Aksaray Şube YK), Fikret Çalağan (SES Ankara Şube Sekr.), Dr. Fikri İzgin, Filiz Ağın, Füsun Çiçekoğlu, Göksun Yazıcı, Gülçin İspert (Eğitim Sen Kadın Sekr.), Güldal Kızıldemir, Güler Elveren (Tüm Bel-Sen Eğitim Basın Yayın Sekr.), Gülseren Yoleri, Güngör Şenkal, Gürbüz Demir (Eğitim Sen), Gürbüz Solmaz (SES Tunceli Şube Sekr.), Hacay Yılmaz (yazar), Hacı Çetin (Tüm Bel-Sen Urfa Şube Bşk.), Hacı Özmez (Tarım Orkam Sen Mardin), Halis Yakut (Genel-İş Batman Şube Bşk.), Halit Ateş (Eğitim Sen Elazığ), Haluk Ağabeyoğlu, Prof. Dr. Haluk Gerger, Hamdullah Yıldırım (Eğitim Sen Mardin Şube Yön.), Handan Mısırlıoğlu (SES Şişli Şube Örgütlenme Sekr.), Hasan Canel , Hasan Çiçek (Genel-İş Tunceli Şube Bşk.), Hasan Güzel (Tüm Bel-Sen İstanbul 3 No'lu Şube Bşk.), Hasan Kaldık (SES Malatya Şube Bşk.), Hasan Kapıkıran (Mersin 68'liler Derneği Bşk.), Hasan Özgüneş (Yazar), Hasan Sertkaya (Tüm Bel-Sen Mardin Şube Bşk.), Hasan Tanrıverdi (Yol İş Adıyaman Tem.), Hasan Yıldız (Haber-Sen Genel Sekr.), Hasbiye Günaçtı, Hatun İldemir (Eğitim Sen 8 No'lu Şube Bşk.), Haydar Arslan (Yapı-Yol Sen Genel Bşk.), Hicri İzgören (Şair-yazar), Hikmet Acun, Hogir Berbir (Yazar), Hulusi Zeybel, Hüseyin Gülseven (SES Kocaeli Şube Bşk.), Hüseyin Koluman (Eğitim Sen Kahramanmaraş), Irazca Geray, İ. Halil Efetürk, İdris Ekmen, İhsan Kaçar (Fotoğrafçı), İlhan Ulusoy (yazar-iktisatçı), Prof. Dr. İlhan Uzgel, İmam Tümen (Eğitim Sen Adıyaman), Prof. Dr. İrfan Açıkgöz, İrfan Aktan (gazeteci-yazar), İrfan Babaoğlu (Kürt Yazarlar Der. Bşk), İrfan Cüre, İsmail Açıkgöz, İsmail Karataş (SES Ağrı Şube Bşk.), İsmet Karadağ (SES Urfa Şube Bşk.), İzzet Karaboğa , İzzettin Alpergin (Tüm Bel-Sen Genel Sekr.), Jaklin Çelik (yazar), Kadir Yalınkılı, Kadri Baysal (Eğitim Sen), Kamer Konca, Kamil Kutlu (Eğitim Sen Siirt), Kamiran Yıldırım (TTB Mardin), Kemal Birgül (ESM Urfa Şube Bşk.), Kemal Bülbül (PSAKD Eğitim Örgütlenme Sekr.), Kemal Gültekin (Eğitim Sen Bitlis), Dr. Kemal Parlak, Kemal Yalcın (SES Hatay Şube Sekr.), Kemal Yazar (İMO Urfa Şube Bşk.), Kerem Demir (Tarım Orkam Sen Urfa Şube Bşk.), Kiraz Biçici, Dr. Koray Çalışkan, Koray Löker, Lal Lalesh (şair-yazar), Leyla Doğan (SES İstanbul Bakırköy Şube Mali Sekr.), Lezgin Botan(Eğitim Sen Van), Lokman Özdemir (DİVES Genel Bşk.), M. Can Tokay (Eğitim Sen), M. Faruk Bozyel (SES Mardin Şube Bşk.), Dr. M. Fatih Şanlı, M. Hanifi Demir (Tüm Bel-Sen Ağrı İl Tem.), M. Salih Doğrul (Genel-İş Diyarbakır Şube Bşk.), M. Şirin Tunç, Mahir Lebe (ESM G.Antep Şube Bşk.), Mahmut Barık (Yazar), Mahmut Hekimoğlu (Tüm Bel-Sen Siirt Şube Bşk.), Mahmut Karabulut , Mahmut Konuk, Mahmut Öztemel, Mahmut Timurtaş (Genel-İş Siirt-Mardin Şube Bşk.), Doç. Dr. Mahmut Toğrul, Mahmut Turan (Kurdi Der Adıyaman Şube Bşk.), Av. Mahmut Vefa, Mahmut Yapıcı (PSAKD Ady. Şube Bşk.), Mehmet Alanç (SES Siirt Şube Bşk.), Mehmet Ali Ayan, Mehmet Ali Tunç (Eğitim Sen İzmir), Av. Mehmet Bayraktar, Mehmet Bozgeyik (Eğitim Sen Genel Sekr.), Mehmet Çelik (KMO Urfa Şube Bşk.), Mehmet Demir (Batman Tabip Odası Bşk.), Mehmet Demir (Tüm Bel-Sen İstanbul 5 No'lu Şube Bşk.), Mehmet Deviren (Yazar), Prof. Dr. Mehmet Elbistan, Mehmet Erdoğan (Jeoloji Müh. Odası Urfa Şube Bşk.), Mehmet Özer, Mehmet Paydaş (Mimarlar Odası Urfa Şube Bşk.), Mehmet Salih Erol (Eğitim Sen Batman), Mehmet Sıddık Akın (SES MYK üyesi), Av. Mehmet Tiryaki, Mehmet Ufuk Peker, Mehmet Yerli (Genel-İş Kars Şube Bşk.), Mehmet Yücel, Prof. Dr. Melek Göregenli, Melek Ulagay Taylan (belgesel sinemacı), Memduh Öztürk (Belediye-İş Mardin Şube Bşk.), Memduh Tunç (Haber-Sen İstanbul 7 No'lu Şube Sekr.), Av. Mensur Işık, Av. Meral Danış Beştaş, Metin Behnan, Metin Temel (Eğitim Sen Yön. Kur.), Metin Vuranok (Tarım Orkam Sen Genel Sekr.), Metin Yeğin (gazeteci-yazar-belgesel sinemacı), Mihdi Perinçek, Mikail Gözek (UKSM Urfa Şube Tem.), Dr. Muammer Değer, Muhammed Nur Denek (yazar), Mukaddes Erdoğdu Çelik , Munzur Pekgüleç, Murat Çakır, Dr. Murat Verdioğlu, Musa Bor (SES Hakkari Şube Bşk.), Mustafa Aslan, Mustafa Yazar (MMO Urfa Şube Bşk.), Mustafa Yelkenli, Muzaffer Çınar (Tüm Bel-Sen Batman İl Tem.), Münir Güzel (SES Mersin Şube Sekr.), Müslüm Öcay (BES Urfa Şube Bşk.), Nasrettin Oral (Eğitim Sen), Yard. Doç. Dr. Nazan Üstündağ, Nazif Dağ (Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Urfa Şube Sekr.), Nebahat Bayrak , Nebil Senkal, Nebile I

1- Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
2- Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partilerüstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
3- Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize.

I – Kuruluş ve komutanlık:
Madde 1 – Silahlı Kuvvetlerin teşkilatı, kendi kuruluş ve kadrolarında gösterilir.
Genelkurmay Başkanı, barışta ve savaşta Silahlı Kuvvetlerin Komutanıdır.
II – Görev, yetki ve sorumluluk:
Madde 2 – Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında; personel, istihbarat, harekat, teşkilat, eğitim, öğretim ve lojistik hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile anaprogramlarını tespit eder.
Bunlardan;

a) İstihbarat, harekat, teşkilat, eğitim, öğretim ve tedarik dışındaki lojistik hizmetlerin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar ile uygulanmasını sağlar.
b) Personel hizmetleri, özel kanunlarına göre yürütülür.
c) Lojistik tedarik hizmetleri için, tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve anaprogramları, bu hizmetleri yürütecek olan, Milli Savunma Bakanlığına bildirir.
Madde 3 – Uluslararası yapılacak anlaşma ve andlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde Genelkurmay Başkanının mütalaası alınır. Gerektiğinde bu toplantılara katılır veya temsilci gönderir.
Madde 4 – Genelkurmay Başkanı; şahsen veya yetkili kılacağı kişi ve kuruluşlarla, görev ve yetkilerine ait konularda ilgili bakanlıklar, daireler ve kurumlar ile doğruca yazışma yapabilir ve temaslarda bulunabilir.
Madde 5 – Genelkurmay Başkanına özel kanunlar ile verilen görev ve yetkiler saklıdır.
Madde 6 – Genelkurmay Başkanı, hizmetlerin yürütülmesinde Milli Savunma Bakanlığı ile işbirliği yapar.
Madde 7 – Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur.
III – Atanma :
Madde 8 – Genelkurmay Başkanı; Kara, Deniz veya Hava Kuvvetleri Komutanlığını yapmış general ve amiraller arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır.
Genelkurmay Başkanının başka bir göreve atanması veya emekliye ayrılması, atanmasındaki usule göre yapılır.
Genelkurmay Başkanlığının boşalması halinde, engeç 45 gün içinde atanma yapılır.
IV – Çeşitli hükümler:
Madde 9 – Diğer kanunların bu kanuna aykırı olan hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
V – Yürürlük ve yürütme :
Madde 10 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 11 – Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

Sonuçsuz bıraktırılan suikast girişimi nedeniyle derneklerden, kuruluşlardan, memurlardan, komutanlardan, subaylardan, milletvekillerinden, arkadaş ve vatandaşlarımdan samimi üzüntülerini bildiren aldığım mektup ve telgrafnâmelerden dolayı pek duygulandım ve minnettarım. Alçak teşebbüsün benim şahsımdan çok kutsal cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelere dönük bulunduğuna şüphem yoktur. Bu nedenle, genel olarak gösterilen duygularla, cumhuriyetimize ve ilkelerimize olan aşırı bağlılığın ne kadar kopmaz güçte olduğu kanısına bir kez daha vardım. Temeli, büyük Türk milleti ve onun kahraman evlatları olan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve şuurunda kurulmuş bulunan cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan ilham alan ilkelerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceğini sananlar çok zayıf dimağlı bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde hak ettikleri işleme uğramaktan başka elde edecekleri bir şey olamaz. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Ve Türk milleti, güvenliğini ve mutluluğunu sağlayan ve koruyan ilkelerle uygarlık yolunda durmaksızın yürüyecektir.

Karye-i Çayağzı maa Küplüağzı ve Yabancılar ve Küblüce ve Göktaş: omurga 3, katene 30, tahtalık 30, asdar 50, çubuk çam 50, kuğuş 128.
Ahâli-i merkûmeden Hatiboğlu ve bir nefer dahi olup nâzır-ı kalyon tarafından ber-vech-i peşin verilen 500 guruş, yalnız beş yüz guruşdur.
Karye-i Çanakçılar : top tekerleği aded 600, yalnız altı yüzdür.
Karye-i Aldıger maa Timurcu Köyü : Kazıklık aded 100, zirâ 5, gürgen ağacından ola. Irgad-ı sagîr aded 2, zirâ 3, kara ağaçdan ola.
Karye-i Ordu Köyü: varyozluk aded 10, zirâ 3, kara ağacdan ola. Diyâme-i kebîr aded 50, zirâ’ 10, her ne cins ağaçdan olur ise olsun.
Karye-i Astavran : Diyâme-i kebîr aded 50, zirâ’ 10, her ne cins ağacdan olur ise olsun. Irgad-ı Manola aded 60, zirâ’ 6, her ne cins ağaçdan olur ise olsun.
Karye-i çiftlik ve Ağaçeri maa Çengi köyü : Yarpalık aded 300, zirâ’ 5, her ne cins ağaçdan olur ise olsun.
Karye-i Sarboğa : makas direk aded 2, zirâ’ 27, köknar ağacından olup dalı altışar karış ola. Diyâme-i sagîr aded 50, zirâ’ 8, her ne cins ağaçdan olur ise olsun.
Karye-i Kızılcaelma: sehven mükerrer olmağla Kencot tevzî’ olmuşdur. Makaslık direk aded 2, zirâ’ 27 gürgen ağacından olup dalı altışar karış ola. Seren direği aded 4, zirâ’ 25, dalı dört karış gürgen ağacından ola. İşbu zikr olan direk-i seren ve makaslıklar gelmeyüp tekrâren beşlü ağasına mürâsele virilmişdir.
Karye-i Celledâr: Seren direği aded 4, zirâ’ 25, dalı dört karış gürgen ağacından ola. Diyâme-i sagîr aded 30, zirâ’ 8, her ne cins ağaçdan olur ise olsun.
Karye-i Karapınar: Seren-i sagîr aded 8, zirâ’ 20, dalı dört karış gürgen ağacından ola. Diyâme-i sagîr aded 20, zirâ’ 8, her ne cins ağaçdan olur ise olsun.
Karye-i Kuyumcu Oluğu: fınduk çubuğu 2. Beşlü ağasına mürâsele olunmuşdur.

İlgili metin

Ma‘rûz;
Bi’l-iltimâs kıbel-i şer‘-i şerîfden irsâl olunan Kâtib Salih Efendi dâ‘îleri medîne-i Üsküdar’da Vâlide-i Atîk mahallesinde vâki‘ Ahmed b. Ahmed nâm kimesnenin sâkin olduğu menziline varup mazbûtü’l-esâmî Müslimîn huzûrlarında akd-i meclis-i şer‘-i şerîf itdikde mezbûr Ahmed meclis-i ma‘kūd-ı mezkûrda bast-ı kelâm idüp işbu meyyiti müşâhede ve mu‘ayene olunan takrîben on bir yaşında sulbî oğlum Ahmed nâm sagīri gāib ani’l-meclis Kıncı Ali b. Yusuf nâm kimesne târîh-i i‘lâmdan dört gün mukaddem kable’z-zuhrda Çinili Hamam Külhanı kurbünde tarîk-i âmda ahz ve bi-gayri hakkın yumruk ve sille ile darb eylediğinden ma‘adâ yere urup dört gün mürûrunda müte’essiren fevt olmağla kıbel-i şer‘den keşf ve mu‘âyene olunmak matlûbumdur dedikde etibbâdan Süleyman Efendi b. Ali nâm kimesne ile cerrâh tâifesinden Mayer v. Kemal ve İlyas v. Avram ve sâir bî-garaz Müslimîn ile sagīr-i mezbûrun a‘zâsına nazar eylediklerinde eser-i cerh ve kara bere misillü nesnesi olmayup ancak vebâ illetinden vefât etmişdir deyü bi’l-ittifâk haberleriyle ba‘de’l-keşf ve’l-mu‘âyene defnine izin birle vâki‘ hâli mezbûr dâ‘îleri mahallinde ba‘de’t-tahrîr ve’l-inhâ huzûr-ı âlîlerine i‘lâm olundu. Fî 24 min-Ra sene 1206/21 Kasım 1791.

1. Avrupa Birliği Konseyi toplantısı öncesinde Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrel tarafından bir sunum gerçekleştirilmiş ve görüş alışverişinde bulunulmuştur. AB Konseyi, toplantıyı takiben, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile bir araya gelmiştir.
2. AB Konseyi, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yu Komisyonu’nun göreve başlamasından dolayı tebrik etmiş ve yeni Komisyon ile yakın bir şekilde çalışma arzusunu dile getirmiştir.
3. Avrupa Konseyi aşağıdaki konuları tartışmıştır

4. AB Konseyi, Komisyon tarafından 6 Ekim 2004’te AB Konseyi ve Parlamentosu’na sunulan Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’ye ilişkin İlerleme Raporları; Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan’a ilişkin Strateji Belgesi; Türkiye’ye ilişkin Tavsiye Metni ve Türkiye’nin Üyelik Perspektifi’nden Doğan Meseleler belgesindeki tespit ve tavsiyelerini memnuniyetle karşılamıştır.
5. 10 yeni üye ülkenin Avrupa Birliği’ne katılımının başarı ile tamamlanması ile birlikte, AB Konseyi, aday ülkelerle giriştiği süreci devam ettirme ve böylece Avrupa’nın refahı, istikrarı, güvenliği ve birliğine katkıda bulunma yönündeki kararlılığını ifade etmiştir. Bu bağlamda, AB Konseyi, Avrupa bütünleşmesindeki ivmeyi yitirmeksizin Birliğin yeni üyeleri kabul etme kapasitesinin hem Birlik hem de aday ülkelerin genel çıkarı açısından önemini yinelemiştir.

6. Avrupa Konseyi, Bulgaristan ile katılım müzakerelerinde geriye kalan tüm müktesebat başlıklarının 2004 yılında geçici olarak kapatıldığını hatırlatmıştır. AB Konseyi, söz konusu müzakerelerin Bulgaristan ile 14 Aralık 2004’te başarıyla tamamlanmasını memnuniyetle karşılamış ve dolayısıyla Bulgaristan’ı Ocak 2007’den itibaren üye olarak kabul etmeyi beklediğini ifade etmiştir.
7. Avrupa Konseyi, Komisyon’un ilgili tavsiye ve kararlarını dikkate alarak, çabalarını sürdürmesi ve gerekli tüm reformlar ile tüm müktesebat başlıklarında verdiği taahhütleri zamanında ve başarılı bir şekilde tamamlaması koşuluyla, Bulgaristan’ın öngörülen katılım tarihinde, üyelikten doğan tüm yükümlülüklerini üstlenebileceğini düşünmektedir. Koruma hükümleri, katılımdan önce ya da katılımdan sonraki 3 yıl içinde ciddi sorunların ortaya çıkabileceği durumlar içindir.
8. Avrupa Birliği, başta Adalet ve İçişleri olmak üzere tüm müktesebat başlıklarında üstlendiği yükümlülüklerin etkin bir biçimde uygulanması da dahil olmak üzere Bulgaristan’ın çalışmalarını ve kaydettiği ilerlemeleri yakından izlemeye devam edecektir; bu bağlamda Komisyon, Bulgaristan’ın Birliğe katılım yönünde kaydettiği ilerlemeye ilişkin yıllık raporlarını, uygun görüldüğü hallerde tavsiyelerle birlikte sunmaya devam edecektir.
9. Bulgaristan’ın Birliğe katılımı yönündeki hazırlıklarını başarılı bir şekilde tamamlamasını bekleyen AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu’nun onay vermesi halinde Nisan 2005’te Genel İşler ve Dış İlişkiler Konsey toplantısı sırasında imzalanmak üzere Bulgaristan ve Romanya ile Katılım Antlaşması’nın tamamlanması çağrısında bulunmuştur.

10. AB Konseyi, başta Adalet ve İçişleri ile Rekabet alanlarında olmak üzere Romanya’nın müktesebatın ve bununla ilgili olarak üstlenilen taahhütlerin uygulanması yönünde kaydettiği ilerlemenin söz konusu aday ile geriye kalan tüm müktesebat başlıklarının 14 Aralık 2004‘te resmi olarak kapatılmasına imkan verdiğini ve dolayısıyla Romanya’yı Ocak 2007’den itibaren üye olarak kabul etmeyi beklediğini memnuniyetle kaydetmiştir.
11. Avrupa Konseyi, Komisyon’un ilgili tavsiye ve kararlarını dikkate alarak, çabalarını sürdürmesi ve gerekli tüm reformları ve başta Adalet ve İçişleri, Rekabet ve Çevre olmak üzere tüm müktesebat başlıklarında üstlendiği yükümlülükleri zamanında ve başarılı bir şekilde tamamlaması koşuluyla, Romanya’nın öngörülen katılım tarihinde, üyelikten doğan tüm yükümlülüklerini üstlenebileceğini düşünmektedir. Koruyucu önlemler, özellikle Adalet ve İçişleri, Rekabet ve Çevre alanlarında katılım öncesinde ya da katılımdan sonraki ilk üç yıl içerisinde ciddi sorunların ortaya çıkabileceği durumlar içindir.
12. Avrupa Birliği başta Adalet ve İçişleri, Rekabet ve Çevre olmak üzere tüm müktesebat başlıklarında üstlendiği yükümlülüklerin etkin bir biçimde uygulanması da dahil olmak üzere Romanya’nın çalışmalarını ve kaydettiği ilerlemeleri yakından izlemeye devam edecektir; bu bağlamda Komisyon, Romanya’nın Birliğe katılım yönünde kaydettiği ilerlemeye ilişkin yıllık raporlarını, uygun görüldüğü hallerde tavsiyelerle birlikte sunmaya devam edecektir.
13. Romanya’nın Birliğe katılımı yönündeki hazırlıklarını başarılı bir şekilde tamamlamasını bekleyen AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu’nun onay vermesi halinde Nisan 2005’te Genel İşler ve Dış İlişkiler Konsey toplantısı sırasında imzalanmak üzere Bulgaristan ve Romanya ile Katılım Antlaşması’nın tamamlanması çağrısında bulunmuştur.

14. Avrupa Konseyi, Hırvatistan’ın katılım müzakerelerinin açılması için yaptığı çalışmalarda kaydettiği ilerlemeyi memnuniyetle kaydetmiştir.
15. Haziran 2004 tarihli kararlarını tekrar teyit ederek, Hırvatistan’ın eski Yugoslavya için Kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi ile tam bir işbirliği için gerekli adımları atmasını teşvik etmekte ve kalan zanlıların yerlerinin tespit edilerek bir an önce Lahey Adalet Divanı’na gönderilmesi gerektiğini yinelemektedir.
16. Komisyon’u 5. genişleme sürecindeki tecrübeleri dikkate alarak hazırlayacağı müzakere çerçevesi teklifini Konsey’e sunmaya davet etmektedir. Eski Yugoslavya için Kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi ile tam bir işbirliği sağlanması koşuluyla, katılım müzakerelerini Nisan 2005’te başlatmak amacıyla Konsey’in bu çerçeve üzerinde uzlaşmaya varmasını talep etmektedir.

17. Avrupa Konseyi, Türkiye’ye ilişkin olarak, Helsinki’de “Türkiye, diğer aday ülkelere uygulananlar ile aynı kriterler temelinde Birliğe katılmaya yönelmiş bir aday ülkedir” ve bunu takiben eğer Aralık 2004 tarihli toplantısında Avrupa Konseyi, “Komisyon raporu ve tavsiyesi üzerine Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığına karar verirse, Avrupa Birliği, Türkiye ile katılım müzakerelerini gecikmeksizin başlatacaktır.” şeklinde alınan önceki sonuçları hatırlatmaktadır.
18. Avrupa Konseyi, Türkiye’nin geniş kapsamlı reform sürecinde göstermiş olduğu kararlı ilerlemeyi memnuniyetle karşılamakta ve Türkiye’nin bu reform sürecini devam ettireceğine dair inancını ifade etmektedir. Ayrıca, Türkiye’den, Komisyon tarafından belirlenmiş olan altı ayrı mevzuat başlığının yürürlüğe koyulmasına yönelik çabalarını etkin bir şekilde sürdürmesini beklemektedir. Siyasi reform süreci, bu sürecin geri dönülmezliğinin temin edilmesi ve tam, etkili ve kapsamlı uygulamanın sağlanması için, özellikle temel özgürlükler ve insan haklarına saygı gösterilmesi kapsamında, Komisyon tarafından yakın bir şekilde izlenmeye devam edilecektir. Komisyon, bu bağlamda, işkence ve kötü muameleye sıfır-hoşgörü politikası da dahil olmak üzere, 2004 yılı raporunda altı çizilen hususlar ve tavsiyeler temelinde, Konsey tarafından düzenli rapor vermeye davet edilmiştir. Avrupa Birliği, siyasi reform sürecine ilişkin kaydedilen aşamayı, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde belirlenmiş olan öncelikler temelinde yakından izlemeye devam edecektir.
19. Avrupa Konseyi, Türkiye’nin, yeni AB üyesi ülkelerin katılımını dikkate alarak, Ankara Anlaşması’nın uyarlanmasına dair protokolü imzalamak yönündeki kararını memnuniyetle karşılamaktadır.
Bunun ışığında, Türkiye’nin, “Türk hükümeti, Ankara Anlaşması’nın uyarlanmasına ilişkin Protokol’ü katılım müzakerelerinin fiilen başlamasından önce ve AB üyeliğinin mevcut durumu çerçevesinde gerekli olan uyarlamaların üzerinde anlaşmaya varılması ve tamamlanması ertesinde imzalamaya hazırdır” yönündeki deklarasyonunu memnuniyetle karşılamaktadır.
20. Avrupa Konseyi, iyi komşuluk ilişkileri kurulmasına yönelik açık taahhütler verilmesi gereğinin altını çizerek, Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini geliştirmesini ve bekleyen sınır uyuşmazlıklarının Birleşmiş Milletler Şartı’nın uyuşmazlıkların barışçı çözümü ilkesine uygun bir şekilde çözüme kavuşturulması için ilgili Üye Ülke ile işbirliğine devam etmeye hazır olmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Konuya ilişkin olarak, başta Helsinki’de alınmış olanlar olmak üzere, önceki sonuç bildirgeleri uyarınca, Avrupa Konseyi, bekleyen uyuşmazlıklara ilişkin durumu gözden geçirmiştir ve buna ilişkin istikşafi (açıklayıcı) temasları memnuniyetle karşılamaktadır. Bu bağlamda, katılım sürecini sekteye uğratabilecek nitelikteki çözümlenmemiş uyuşmazlıkların, gerektiği takdirde, sonuçlandırılmak için Uluslararası Adalet Divanı’na götürülebileceği yönündeki görüşünü teyit etmektedir. Avrupa Konseyi, kaydedilen ilerlemeler konusunda bilgilendirilecek ve konuyu, uygun görüldüğü taktirde, gözden geçirecektir.
21. Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu tarafından 15 Aralık 2004 tarihinde kabul edilen kararı not etmektedir.
22. Avrupa Konseyi, Komisyon tarafından belirlenmiş olan altı mevzuat başlığının kabul edilmesini memnuniyetle karşılamaktadır. Yukarıda belirtilenler ve Komisyon’un raporu ve tavsiyesi ışığında, söz konusu mevzuatın yürürlüğe girmesi kaydıyla, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini, müzakerelerin başlatılması sağlayacak ölçüde tatmin edici bir şekilde karşıladığına karar vermektedir.
Bu bağlamda, Komisyon, 23. paragraf temelinde Konsey’e Türkiye ile yürütülecek müzakerelerin çerçevesine ilişkin bir öneri sunmaya davet edilmektedir. Konsey’den, müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde açılmasına yönelik olarak söz konusu çerçeve üzerinde uzlaşı sağlaması talep edilmektedir.

23. Avrupa Konseyi, aday ülkelerin her biriyle yürütülecek katılım müzakerelerinin bir müzakere çerçevesine dayanması üzerinde uzlaşmaya varmıştır. Komisyon’un önerisine dayanarak Konsey tarafından oluşturulacak her çerçeve, 5. genişleme sürecindeki tecrübeleri ve gelişmekte olan müktesebatı göz önünde bulundurarak, her aday ülkenin kendine has şartlarına, özel durumuna ve niteliklerine göre aşağıda sıralanan unsurları ele alacaktır:

Daha önceki müzakerelerde olduğu gibi, müzakereler

İki yıl önce meydana gelen, binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirmesine ve onbinlerce yurttaşımızın da yaralanmasına yol açan Marmara Depremi, Ulusumuzun yaşadığı en acı felaketlerden biri olarak, tarihteki yerini almıştır.
Geride yalnızca yıkım ve acı bırakan önemli olaylar, genellikle anımsanmak istenmez. Ancak, 17 Ağustos, sönen umutları yeniden canlandırmak, yurttaşlarımıza güven duygusunu yeniden kazandırmak ve depremle yaşamayı öğrenebilmemiz için, bize sorumluluklarımızı sürekli anımsatan bir tarih olacaktır.
Deprem, ülke ekonomisi için vazgeçilmez önem taşıyan bu bölgemizle birlikte tüm Türkiye'de ekonomik, sosyal ve toplumsal yaşamı derinden etkilemiştir.
Depremin ardından her yönüyle büyük bir seferberlik başlatılmış; Türk Ulusu örnek bir dayanışma ruhu ile elindeki olanakları hareket geçirerek, özveriyle gereksinim içindeki yurttaşlarımıza yardım elini uzatmıştır.
Devletimiz de Ulusumuzla el ele vererek yaraların sarılması ve yeniden yapılanma çalışmaları için yoğun bir çaba göstermiştir. Böylece, yaşanan sıkıntıların aşılması konusunda önemli aşama kaydedilmiştir.
Ancak, depremden etkilenen yerleşim birimlerinde kimi sorunların henüz tümüyle ortadan kaldırılamadığı da bilinmektedir. Bu nedenle, depremzede yurttaşlarımızın haklı beklentilerine yanıt verilmeli, onlara daha iyi olanaklar sunmak için, başlatılan çalışmalara hız kazandırılmalıdır.
Bölgedeki yurttaşlarımızın tüm olumsuz koşullara karşın yaşama dört elle sarılarak, karşılaştıkları güçlükleri aşmak için olağanüstü bir savaşım vermeleri, her türlü övgünün üzerindedir.
Ulus ve Devlet olarak her zaman depremzede yurttaşlarımızın yanında olmayı sürdüreceğiz.
Marmara Depremi'nin ikinci yıldönümünde; depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımıza yeniden Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Ulusumuzun bir daha böyle büyük acılar yaşamaması en içten dileğimizdir.

Ma‘rûz;
Sâdır olan fermân-ı âlîlerine imtisâlen bi’l-iltimâs kıbel-i şer‘-i enverden mürsel Ömer Efendi dâ‘ileri ve izzetlü bostancıbaşı ağa tarafından müte‘ayyen Haseki Azîz ve Haydarpaşa Ustası Abdurrahman ve sâ’ir mazbûtü’l-esâmî kimesneler ile Kanlıcak kasâbı çobanı olup medîne-i Üsküdar hâricinde Küçük Haydarpaşa kurbundaki Kirişhâne ittisâlinde deryâ kenârında mat‘ûnen hâlik olan Vasil nâm zımmînin üzerine varılup a‘zasına nazar olundukda eser-i cerh ve hank misüllü nesne olmayup ancak târîh-i i‘lâmdan iki gün mukaddem mahalle-i mezkûrda met‘ûnen hâlik olduğunu ba‘de’l-keşf ve’l-ihbâr hâlik-i merkūmun lâşesi zîr-i hâke ilkāya izin birle vâki‘-i hâli mezbûr dâ‘îleri mahallinde ba‘de’t-tahrîr ve’l-inhâ mübâşir-i mezbûr iltimâsıyla huzûr-ı âlîlerine i‘lâm olundu.
Fî 14 N Sene 1227/21 Eylül 1812.

11 Ocak tarihli gazeteler Eğitim Bakanlığı'nın Kiev Üniversitesi'nden 183 öğrencinin, düzenledikleri "bozguncu toplantı" nedeniyle ceza olarak orduya çağrılması konusunda bir resmi duyurusunu yayınladı. 29 Temmuz 1899 tarihli Geçici Düzenlemeler -ki, bunlar öğrenci dünyasına ve topluma yönelik bir tehdit oluşturmaktadırlar- yayınlamalarından 18 ay geçmeden yürürlüğe sokuldular. Hükümet öğrencilerin yanlışlıklarının mümkün olan en karanlık tonlarda boyandığı ağır bir hüküm yayınlayarak, örneği görülmemiş sertlikte bir önlemi uygulamak için kendini haklı göstermekte acele eder gözükmektedir.
Her yanlışlık, bir öncekinden daha korkutucudur! Yazın Odessa'da, akademik, kamusal ve politik yaşamın çeşitli biçimlerine karşı protestolara yön vermek amacıyla tüm Rusya öğrencilerinin örgütlenme planını tartışmak için, bir genel öğrenci kongresi toplantıya çağrıldı. Bu "canice" politik tasarımların karşılığında bir ceza olarak, tüm öğrenci delegeler tutuklandı ve belgeleri alındı. Ama karışıklık azalmadı-artmakta, birçok insan özgür ve bağımsız şekilde tartışmak ve hareket etmek istiyor. (...)
Kiev öğrencileri, atıl bir meslektaşının yerini alan bir profesörün çıkarılması isteminde bulunuyorlar. Yönetim direniyor, öğrencileri "toplantı ve gösteriler"e kışkırtıyor ve öğrenciler böylesine dehşet verici bir olayın- (raporlara göre) iki "beyaz astarlı" genç bir kızın ırzına geçmiştir- nasıl mümkün olabildiğini tartışmak için bir toplantı düzenliyorlar. Yönetim, önce "elebaşılar"ın öğrenci gözaltı hücresinde tecrit edilmesine karar veriyor. Öğrenciler bu karara uymuyorlar ve atılıyorlar. Atılan öğrencilere, demiryolu istasyonuna dek kalabalık bir öğrenci grubu, gösterişli bir şekilde eşlik ediyor, yeni bir toplantı yapılıyor; öğrenciler geceye dek kalıyorlar ve rektör ortaya çıkana kadar dağılmayı reddediyorlar. Bu kez üniversiteyi kuşatan ve ana binayı işgal eden bir müfreze birliğinin başında, vali yardımcısı ve jandarma komutanı sahneye çıkıyor. Rektör çağrılıyor...
Öğrenciler ne talep ediyorlar? Bir anayasa mı? Hayır, hiç de değil. Onlar tecrit cezasının uygulanmamasını ve atılan öğrencilerin geri alınmasını istiyorlar. Sonuçta, toplantıya katılanların isimleri alınıyor ve evlerine gitmelerine izin veriliyor.
Öğrencilerin ileri sürdüğü istemlerin ölçülülüğü ve zararsızlığı ile, kendi iktidarının dayanaklarına balta indirilmişçesine davranan hükümetin panik içindeki korkusu arasındaki bu şaşırtıcı orantısızlığı bir düşünün, bizim "gücü her şeye yeten" hükümetimizi hiçbir şey bu şaşkınlık gösterisi kadar ele vermemektedir. O, bununla, görecek gözü, işitecek kulağı olan herkese, herhangi bir "canice çıkış"ın yaptığından daha inandırıcı bir şekilde tüm istikrarsızlığını artık anladığını ve kendini halkın öfkesinden kurtarmak için, yalnızca süngü ve kamçıya dayandığını kanıtlamaktadır. On yıllarca süren deneyim hükümete, patlayıcı maddeyle kuşatılmış olduğunu ve yalnızca bir kıvılcımın, "öğrenci gözaltı hücresi"ne karşı salt bir protestonun bile bir yangını başlatabileceğini öğretmiştir. Durum böyle olduğundan, cezalandırmanın örnek bir cezalandırma olması gerektiği açıktır: Yüzlerce öğrencinin askere çağrılması!..
"Voltaire'in yerine, talim çavuşunu koyun!" Bu formül eskimemiştir; tam tersine, 20. yüzyıl, bunun gerçek uygulanışını görmeye yazgılıdır.
Bu yeni (uzun zamandır demode olmuş bir şeyi canlandırma çabası bakımından yeni) ceza önlemi birçok düşünce ve kıyaslamaya da yol açmaktadır. Yaklaşık üç kuşak önce, I. Nikolay'ın saltanatında, askere çağırma Rus serflik düzenin de bütünüyle uygun bir doğal cezaydı. Genç soylular orduya gönderilir ve subaylık rütbesi kazanana dek, kendi katman ayrıcalıklarını yitirerek, er olarak hizmet etmeye zorlanırdı. Köylüler de askere çağrılırdı ve bu insanlık dışı cefasıyla "Yeşil Sokak"ın onları beklediği, uzun süreli bir ağır hapis anlamına gelirdi. Zamanında büyük bir demokratik reform olarak alkışlanan "genel" askerlik hizmeti getirileli çeyrek yüzyıldan fazla bir zaman oluyor. Yalnızca kağıt üstünde kalmayan, gerçek genel askerlik hizmeti kuşkusuz demokratik bir reformdur; toplumsal kast sistemini kaldırarak, tüm yurttaşları eşit kılacaktı. Ama durum böyle olsaydı, askere çağırma bir ceza olarak kullanılabilir miydi? Hükümetin askerlik hizmetini bir cezalandırma biçimine çevirdiği bir zamanda bu, genel askerlik hizmetinden çok, eski çağrı sistemine yakın olduğumuzu kanıtlamıyor mu? 1899 Geçici Düzenlemeleri ikiyüzlü maskeyi çekip almış ve Avrupa kurumlarına en çok benzeyen kurumlarımızın bile gerçek yüzünü, Asyatik niteliğini sergilemiştir. Gerçeklikte, biz, genel askerlik hizmetine sahip değiliz ve hiç olmadık; çünkü, doğuştan ve zenginlikten ileri gelen ayrıcalıklar sayısız istisnalar yaratıyor. Gerçeklikte, biz askerlik hizmetinde yurttaşların eşitliği gibi bir şeye sahip değiliz ve hiç olmadık. Tam tersine, kışlalar en isyan-ettirici haksızlıklarla dolup taşmış durumdadır. İşçi sınıfından ya da köylülükten gelen asker tümüyle savunmasızdır; onun insanlık onuru ayaklar altında çiğnenir, soyulur, dövülür dövülür ve gene dövülür, onun değişmez yaşantısı böyledir. Etkili bağlantıları ve parası olanlar ise ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanır. Bu yüzden, bu despotluk ve şiddet okuluna çağrılmanın bir ceza, adeta bütün haklardan yoksun edilmeye varan, çok şiddetli bir ceza olabilmesine şaşmamak gerekiyor. Ama, Otokrasi hesabında yanılmıyor mu? Rus askerlik hizmetinin bu okulu eninde sonunda devrimin askerlik okulu durumuna gelmeyecek midir? Kuşkusuz, askere alınan tüm öğrenciler bu okulun bütün eğitim kurslarından geçecek dayanıklılığa sahip değildirler. Kimileri bu ağır yük altında ezilecek, askeri otoritelerle çatışmada yenik düşeceklerdir; kimileri ise -zayıflar ve gevşek olanlar- kışlaların boyunduruğuna girecektir. Ama, bunun daha da sertleştireceği kişiler, özlemleri üzerinde düşünmeye ve bunu daha derin biçimde anlamaya zorlananlar da olacaktır. Onlar, kendi insanlık onurları, çoğu kez, "okumuşlar"a eza etmekten bilinçli bir sevinç duyan bir talim çavuşunun insafına terk edildiğinde, despotluğun ve baskının tüm ağırlığını sırtlarında hissedeceklerdir. Sıradan insanların konumunu kendi gözleriyle görecekler, her gün tanık olmak zorunda kalacakları despotluk ve şiddet sahneleriyle yürekleri parçalanacak ve halkın çekmek zorunda olduğu acıların okyanusunda, öğrencilerin uğradığı baskı ve haksızlıkların yalnızca bir damlacık oluşturduğunu anlayacaklardır. Bunu anlayanlar, askerlikleri bittiğinde, bütün halkın despotizmden kurtulması için, halkın öncüsüyle birlikte savaşmaya Anibal yemini edeceklerdir.
Bu yeni cezanın aşağılayıcı karakteri, hiç de başka zalimliklerden aşağı kalmayan zorbalığıdır. Yasadışılığı protesto eden öğrencilerin salt kabadayılar olduğunu ilan ederken -sürgüne gönderilen grevci işçilerin ahlaksız olduklarını ilan ettiği gibi- hükümet, hâlâ bir ahlâk duygusuna sahip olan herkese meydan okumuştur. Hükümetin olay üzerine yayınladığı bildiriyi bir okuyun. Kargaşa, kavga, zorbalık, utanmazlık, başıboşluk gibi laflarla doludur. Bir yandan, politik protestoların canice politik amaçlarından ve hedeflerinden söz etmekte ve öte yandan da, öğrencileri disipline edilmesi gereken kabadayılar olarak karalamaktadır. Bu, öğrencilere sempatisi, çok iyi bilinen Rus kamuoyunun suratına bir şamardır. Öğrencilerin buna verebileceği yanıt Kiev öğrencilerinin tehdidini gerçekleştirmek; tüm yüksek öğrenim kurumlarında, 29 Temmuz 1899 tarihli Geçici Düzenlemeler'in kaldırılması istemini desteklemek üzere kararlı bir gençlik-öğrenci grevi örgütlemektir.
Ama, hükümete yanıt vermesi gerekenler, yalnızca öğrenciler değildir. Hükümetin tutumuyla, olay yalnızca bir öğrenci sorunundan öte bir olgu durumuna gelmiştir. Hükümet sanki, verdiği cezanın şiddetiyle övünürcesine özgürlüğe yönelik tüm özlemlerle alay edercesine davranmaktadır. Halkın tüm katmanları arasındaki tüm bilinçli öğeler, eğer aşağılamalara sessizce katlanan dilsiz köleler düzeyine düşmek istemiyorlarsa, bu meydan okumaya karşılık vermelidirler. Bu bilinçli öğelerin başında, ileri işçiler ve onlarla ayrılmazcasına bağlı olan sosyal demokrat örgütler yer alıyor. İşçi sınıfı, şimdi öğrencilerin böylesine sert şekilde çatışmaya girdikleri polis terörünün sürekli hedefidir. İşçi sınıfı kendi özgürlük savaşımına çoktan başlamıştır. Bu büyük savaşımın halkı despotizmden kurtarmaksızın kendisini özgürleştiremeyeceği; her politik baskıya tepki göstermenin ve protestolara her türlü desteği vermenin onun ilk ve başta gelen görevi olduğu anımsanmalıdır. Eğitilmiş sınıflarımızın en iyi temsilcileri, kendi ayaklarından burjuva toplumun pisliğini silkelemeye ve sosyalistlerin saflarına girmeye yetenekli ve hazır olduklarını kanıtlamışlardır. Ve bu kanıtı, hükümet tarafından ölümüne işkence gören binlerce devrimcinin kanıyla mühürlemişlerdir. Hükümet öğrenci gençliğe karşı birlikler gönderirken kayıtsızca bakabilen işçi, sosyalist adına layık değildir.
Öğrenciler işçilerin yardımına koştular; işçiler de öğrencilerin yardımına koşmalıdırlar. Hükümet, bu politik protesto girişiminin salt hır-gür olduğunu deklare ederken, halkı aldatmak istiyor. İşçiler geniş kitlelere açıkça bunun bir yalan olduğunu; şiddet, zorbalık ve başıboşluğun gerçek kaynağının otokratik Rus Hükümeti, polis ve bürokrasi olduğunu ilan etmelidirler.
Bu protestonun örgütlenme tarzına yerel sosyal demokrat örgütleri ve işçi grupları karar vermelidirler. Protestonun en pratik biçimleri bildiriler dağıtılması, yayılması ve postalanması; toplumun mümkün olan tüm sınıflarının çağrılacağı toplantıların örgütlenmesidir. Ne var ki, güçlü ve iyi kurulmuş örgütlerle daha açık bir protestoya girişmek daha arzu edilir olacaktır. Kharkov'da Yuzhny Krai gazetesi binalarının önünde geçen 1 Aralık'ta örgütlenen gösteri böyle bir protesto için iyi bir örnek olarak bizi aydınlatabilir. "Aydınlığı(!)", "özgürlüğü(!)" ve hükümetimizin her türlü hayvanlığını yücelten bu paçavranın kuruluş yıldönümü kutlanmaktaydı o sıralarda. Yuzhny Krai'nin önünde büyük bir kalabalık toplandı, ağırbaş

Ermenilerin askerî depoyu basma teşebbüsünde bulundukları söylentisi
Adana olaylarına karşı Harbiye Nezâretince alınan tedbirler
Adana'ya asker sevki için vapur hazırlanması
Adana ve Mersin'e asker gönderilmesi talebi
Silifke'den Adana'ya asker sevki
Tarsus'taki olaylar ve Adana valisinin asker talebi
Bahçe kazasında çıkan olaylar ve Cebel-i Bereket sancağına acilen asker gönderilmesi
Amerika Elçiliği'ne ait telgrafların alıkonulmaması
Geçici polis ve jandarma alınması
Cebel-i Bereket sancağına yardım gönderilmesi
Hapishanedeki mahkumların kaçma teşebbüsü ve Adana'ya asker gönderilmesi
İngiltere konsolosunun Ermeniler tarafından yaralanması / Adana'nın asayiş durumu
Cebel-i Bereket ve Haçin'e gönderilecek askerî birliklerin bir an önce sevk edilmesi
Misis, Haçin ve Bahçe kazalarındaki son durum
Kozan ve Cebel-i Bereket sancaklarındaki olayların Adana asayişine yaptığı olumsuz etki
Mersin sahillerine kruvazör gönderilmesi
Kozan'a askerî yardım gönderilmesi
Ermeni Patrikhanesince Adana'ya gönderilen heyete kolaylık sağlanması
Zeytun'a acilen asker gönderilmesi
Olayların Antakya'ya da sıçraması ve alınan tedbirler
Halep vilâyetine, özellikle Maraş ve Zeytun'a asker gönderilmesi
Adana'ya gönderilecek taburların nakli
Adana merkez ve bağlı sancaklardaki son asayiş durumu
Haçin'deki Ermenilerin muhafazası için tedbir alınması
Bölgede huzurun sağlanması için Halep ve Adana valiliklerine gönderilen emirler
Adana merkezinde yeniden olay çıkması ve taşradaki bazı bölgelerin asayiş durumu
Muhtaç durumdaki Ermenilere yardım edilmesi talebi / Adana'da yeniden başlayan olaylara karşı tedbir alınması
Bölgeye yeniden asker sevki
Adana'ya Divan-ı Harb heyeti gönderilmesi
Yeni olaylar çıkmaması için tedbir alınması
Adana'da olaylardan etkilenerek açıkta kalan yoksulların iaşesi
Adana Valiliği'nin Nizamiye Süvarisi ve top talebi
İngiliz Konsolosluğu'na sığınan üç Ermeni'nin hükûmete teslimlerinin sağlanması
Kennedy isimli İngiliz'in Dörtyol'daki faaliyetleri
Zeytun murahhasasının telgrafı
Ermeni Patrikhanesince olaylar hakkında yapılan değerlendirmeler
Ermeni Patrikhanesi'nin olaylardan zarar görenler için yardım talebi / Adana olaylarının Meclis-i Mebusan'da görüşülmesi
Adana'da asayişin devamı ve açıkta kalan ahalinin durumu
Adana Olayları hakkında çıkan asılsız haberlerin yalanlanması
İskenderun'daki kimsesiz Ermeni kadın ve çocukların bakımı
Kesebli mültecilere barınma imkanı sağlanması
Adana'ya sevk edilen askerî birliklerin son durumu / Tahriklerin önlenmesi için toplum önderlerinin uyarılması
Rahip Muşeh'in şikâyet telgrafı / Adana'da örfî idare ilânı
Adana Olayları ile ilgili bazı iddialar
Müslümanların kayırıldığı iddiası
Olaylardan etkilenerek açıkta kalan ahalinin iskân ve iaşesi
Adana Olayları soruşturması için bir Divan-ı Harb heyeti gönderileceği

T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, "Osmanlı Belgelerinde 1909 Adana Olayları I"

1. Rusya, İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri Cumhuriyeti ilan edilir. Merkezde ve yerel yönetimlerde tüm iktidar bu Sovyetlere aittir.
2. Sovyet Rusya Cumhuriyeti, özgür ulusların özgür birliği temelinde, Sovyet ulusal cumhuriyetlerinin federasyonu olarak kurulmuştur.

3. İnsanın insan tarafından sömürülmesinin her türlüsünün ortadan kaldırılmasını, toplumun sınıflara bölünmesinin tamamen ortadan kaldırılmasını, sömürücülerin acımasızca bastırılmasını, toplumun sosyalist örgütlenmesinin kurulmasını ve sosyalizmin bütün ülkelerde zaferini başlıca görev olarak belirleyen Üçüncü Tüm Rusya İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri Kongresi ayrıca şu kararları alır:
a) Toprakların toplumsallaştırılması uygulamasında, toprakların özel mülkiyeti kaldırılır ve toprak fonunun tamamı kamu malı ilan edilerek, eşit kullanım esasına göre geri ödeme yapılmaksızın işçilere devredilir.
b) Bütün ormanlar, maden kaynakları ve ülkesel öneme sahip sular ile bütün canlı ve cansız hayvanlar, örnek araziler ve tarım işletmeleri ülke malı ilan edilir.
c) Fabrikaların, işletmelerin, madenlerin, demiryollarının ve diğer üretim ve ulaştırma araçlarının tümüyle Sovyet İşçi ve Köylü Cumhuriyeti'nin mülkiyetine geçirilmesine doğru ilk adım olarak, işçilerin sömürücüler üzerindeki iktidarını güvence altına almak amacıyla, İşçi Denetimi ve Yüksek Ulusal Ekonomi Konseyi hakkında Sovyet Kanunu onaylanır.
d) Üçüncü Sovyetler Kongresi, uluslararası bankacılık ve finans sermayesine ilk darbe olarak, Çarlık hükümeti, toprak sahipleri ve burjuvazi tarafından imzalanan borçların iptali (bozdurulması) hakkındaki Sovyet yasasını ele alır ve Sovyet iktidarının, sermayenin boyunduruğuna karşı uluslararası işçi ayaklanmasının tam zaferine kadar bu yolda kararlılıkla ilerleyeceği güvenini dile getirir.
d) Tüm bankaların işçi-köylü devletinin mülkiyetine geçirilmesi, emekçi kitlelerin sermayenin boyunduruğundan kurtulmasının koşullarından biri olarak teyit edilir.
e) Toplumdaki asalak tabakaların ortadan kaldırılması ve ekonominin düzenlenmesi amacıyla evrensel emek hizmeti getirilmektedir.
g) Emekçi kitlelerin iktidarının tam olarak sağlanması ve sömürücülerin iktidarının yeniden kurulması olasılığının ortadan kaldırılması amacıyla, işçilerin silahlandırılması, işçi ve köylülerden oluşan Sosyalist Kızıl Ordu'nun kurulması ve mülk sahibi sınıfların tamamen silahsızlandırılması kararlaştırılmıştır.

4. İnsanlığı, yeryüzünü bu en canice savaşta kana bulayan finans kapital ve emperyalizmin pençesinden kurtarma konusundaki sarsılmaz kararlılığını dile getiren Üçüncü Sovyetler Kongresi, Sovyet iktidarının gizli anlaşmaları bozma, şu anda kendi aralarında savaşan ordulardaki işçi ve köylülerle en geniş kardeşliği örgütleme ve devrimci önlemlerle, her ne pahasına olursa olsun, ilhak ve katkı olmaksızın, ulusların özgür kendi kaderini tayin hakkı temelinde emekçi halkın demokratik barışını sağlama politikasına tümüyle katılır.
5. Aynı amaçla Üçüncü Sovyetler Kongresi, sömürücülerin refahını, Asya'da, genel olarak sömürgelerde ve küçük ülkelerde yüz milyonlarca emekçinin köleleştirilmesi üzerine kuran burjuva uygarlığının barbar politikasıyla tam bir kopuşta ısrar eder.
6. III. Sovyetler Kongresi, Finlandiya'nın tam bağımsızlığını ilan eden, İran'dan birliklerin çekilmesine başlayan ve Ermenistan'a kendi kaderini tayin özgürlüğünü ilan eden Halk Komiserleri Konseyi'nin politikasını memnuniyetle karşılar.
Dördüncü Bölüm
7. Üçüncü Tüm Rusya İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri Kongresi, proletarya ile sömürücüleri arasında belirleyici bir mücadelenin yaşandığı şu dönemde, sömürücülere iktidar organlarının hiçbirinde yer verilemeyeceğine inanmaktadır. İktidar, tamamen ve yalnızca emekçi kitlelere ve onların yetkili temsilcileri olan İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri'ne ait olmalıdır.
8. Aynı zamanda, Rusya'nın tüm uluslarının emekçi sınıflarının gerçekten özgür ve gönüllü, dolayısıyla daha da eksiksiz ve kalıcı bir birliğini yaratma çabası içinde olan Üçüncü Sovyetler Kongresi, Rusya Sovyet Cumhuriyetleri Federasyonu'nun temel ilkelerini belirlemekle yetinir ve her ulusun işçi ve köylülerinin kendi yetkili Sovyet kongrelerinde bağımsız bir karar almalarına izin verir: Federal hükümete ve diğer federal Sovyet kurumlarına katılmak isteyip istemedikleri ve hangi gerekçelerle katılmak istedikleri.

9. Mevcut geçiş dönemi için tasarlanan Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti Anayasası'nın temel görevi, burjuvaziyi tamamen bastırmak, insanın insan tarafından sömürülmesini ortadan kaldırmak ve sınıf ayrımının ve devlet iktidarının olmayacağı sosyalizmi kurmak amacıyla güçlü bir Tüm Rusya Sovyet iktidarı biçiminde kent ve kırsal proletaryanın ve en yoksul köylülüğün diktatörlüğünü kurmaktır.
10. Rusya Cumhuriyeti, Rusya'nın tüm işçilerinin özgür sosyalist toplumudur. Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti içindeki tüm iktidar, şehir ve köy Sovyetlerinde birleşmiş ülkenin tüm emekçi nüfusuna aittir.
11. Özel bir yaşam tarzı ve ulusal bileşime sahip bölgesel konseyler, özerk bölgesel birliklerde birleşebilirler; bunların başında, genel olarak kurulabilecek herhangi bir bölgesel birliğin başında olduğu gibi, Sovyetlerin bölgesel kongreleri ve bunların yürütme organları bulunur.
Bu özerk bölgesel birlikler federal düzeyde Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti'ne dahildir.
12. Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti'nde en yüksek iktidar, Tüm Rusya Sovyetler Kongresi'ne, kongreler arasındaki dönemde ise Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi'ne aittir.
13. İşçilerin gerçek vicdan özgürlüğünü sağlamak amacıyla kilise devletten, okul kiliseden ayrılır ve tüm vatandaşlara din ve din karşıtı propaganda özgürlüğü tanınır.
14. İşçilerin gerçek anlamda fikirlerini ifade etme özgürlüğünü sağlamak amacıyla, Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, basının sermayeye bağımlılığını ortadan kaldırır ve gazete, broşür, kitap ve diğer tüm basılı eserlerin yayınlanması için her türlü teknik ve maddi olanağı işçi sınıfının ve yoksul köylülerin eline verir ve bunların ülke çapında serbestçe dağıtımını sağlar.
15. İşçilerin gerçek anlamda toplanma özgürlüğünü sağlamak amacıyla, Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, Sovyet Cumhuriyeti vatandaşlarının toplantı, miting, yürüyüş vb. serbestçe örgütleme hakkını tanıyarak, kamusal toplantılar düzenlemeye uygun, mobilya, aydınlatma ve ısıtma ile donatılmış bütün binaları işçi sınıfının ve yoksul köylülerin hizmetine sunar.
16. İşçiler için gerçek bir örgütlenme özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla, Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, mülk sahibi sınıfların ekonomik ve siyasal iktidarını kırarak ve böylece burjuva toplumunda işçi ve köylülerin örgütlenme ve eylem özgürlüğünden yararlanmalarını bugüne kadar engelleyen bütün engelleri ortadan kaldırarak, işçi ve yoksul köylülere birleşmeleri ve örgütlenmeleri için her türlü maddi ve manevi yardımı sağlar.
17. İşçilerin bilgiye gerçek anlamda erişebilmelerini sağlamak amacıyla Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, işçilere ve yoksul köylülere tam, kapsamlı ve ücretsiz eğitim sağlamayı kendine görev edinmiştir.
18. Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, çalışmayı tüm vatandaşların görevi olarak kabul eder ve şu sloganı ilan eder: “Çalışmayan, yemesin!”
19. Büyük İşçi ve Köylü Devrimi'nin kazanımlarını tam olarak korumak amacıyla, Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, Cumhuriyet'in tüm vatandaşlarının sosyalist vatanı savunma görevini kabul eder ve evrensel askerlik hizmetini tesis eder. Devrimi elde silahla savunma hakkı yalnızca işçilere tanınmıştır; çalışmayan unsurlar diğer askeri görevleri yerine getirmekle görevlendirilmiştir.
20. Bütün ulusların işçilerinin dayanışması temelinde, Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, Rusya Cumhuriyeti topraklarında işçi faaliyetleri için ikamet eden ve başkalarının emeğini kullanmayan işçi sınıfına veya köylülüğe mensup yabancılara, Rus vatandaşlarının tüm siyasi haklarını tanır ve yerel Sovyetlerin, bu tür yabancılara, hiçbir zor formaliteye tabi olmaksızın, Rus vatandaşlığı haklarını verme hakkını tanır.
21. Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, siyasi ve dini suçlardan dolayı zulüm gören tüm yabancılara sığınma hakkı tanır.
22. Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, ırk ve milliyetine bakılmaksızın tüm yurttaşlara eşit haklar tanıyarak, bu temelde herhangi bir ayrıcalık veya avantajın tanınması veya tanınması ile ulusal azınlıklara herhangi bir baskı uygulanmasının veya eşitliklerinin kısıtlanmasının Cumhuriyet'in temel yasalarına aykırı olduğunu ilan eder.
23. İşçi sınıfının bir bütün olarak çıkarları tarafından yönlendirilen Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti, bireylerin ve bireysel grupların, sosyalist devrimin çıkarlarına aykırı olarak kullandıkları haklardan yoksun bırakmaktadır.

24. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi, Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti'nin en yüksek otoritesidir.
25. Tüm Rusya Sovyetler Kongresi, her 25.000 seçmene 1 milletvekili düşecek şekilde şehir Sovyetleri temsilcilerinden ve her 125.000 kişiye 1 milletvekili düşecek şekilde il Sovyetleri kongreleri temsilcilerinden oluşur.
Not 1. Eğer Sovyetlerin il kongresi Tüm Rusya kongresinden önce gerçekleşmiyorsa, Tüm Rusya kongresine delegeler doğrudan ilçe kongreleri tarafından gönderilir.
Not 2. Tüm Rusya Kongresi'nden hemen önce bir bölgesel Sovyet Kongresi toplanıyorsa, bu durumda bölgesel kongre tarafından bu kongreye delegeler gönderilebilir.
26. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi, Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi tarafından yılda en az iki kez toplanır.
27. Olağanüstü Tüm Rusya Kongresi, Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi tarafından kendi inisiyatifi ile veya Cumhuriyet nüfusunun en az 1/3'ünü oluşturan yerel yönetimlerin Konseylerinin talebi üzerine toplanır .
28. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi, en fazla 200 kişiden oluşan Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesini seçer.
29. Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi, Tüm Rusya Sovyetler Kongresi'ne karşı tam sorumluluk t

İstiklal Harbi Gazetesi, Yeni İstanbul Gazetesi'nin 1950'lerde kuruluşunun 40. yıldönümü nedeniyle yayınladığı bir ektir. Üzerinde telif hakkı ibaresi bulunmadığından T.C. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 36. maddesi ve Yeni İstanbul Gazetesi yayın hayatına bir yıldan uzun bir süre önce son verdiğinden Basın Kanunu'nun 9. maddesi gereğince serbestçe dağıtılabilir.

15 Mayıs 1919 İstiklal Harbi Gazetesi
Manşet:
İzmir dün işgal edildi
Yunan tümeni bugün çıkıyor
Hükümet inanmıyor
İkinci sayfa:
Mustafa Kemal Damat Ferit ile Konuştu
Genelkurmay'da değişiklik yapıldı
Mustafa Kemal kimdir?
Anadolu Rumları neler istediler?
Türkleri savundu vazifeden alındı
Üç ve dördüncü sayfalar:
İzmir işgalinin gizli pazarlığı
Beşinci sayfa:
Bu hâle nasıl düştük?
4 Haziran 1919 İstiklal Harbi Gazetesi
Manşet:
"Mitingler men edilemez!"
Ali Kemal Paris'e götürülmeyecek!
Denizli'de gönüllü müfrezesi kuruldu
İngilizler şimdi de Kürtleri ayaklandırmaya çalışıyorlar
18 Haziran 1919 İstiklal Harbi Gazetesi
Manşet:
Mustafa Kemal Paşa Millî Birlik istedi
Yunan işgal kumandanı acele takviye kuvveti istedi
İzmir'de heyecan
Çoban Ali çetesi de Yunanlılara karşı savaşacak
6 Temmuz 1919 İstiklal Harbi Gazetesi
Manşet:
Mustafa Kemal millî mücadeleye atılıyor
Aydın'daki kuvvetlerimiz Çine'ye doğru çekildiler
İstanbul'daki ırzı kırıklar, namertler
12 Ağustos 1919 İstiklal Harbi Gazetesi
Manşet:
Alaşehir'de Millî bir kongre toplanıyor
İstanbul, Sivas Kongresine delege yollamıyor
Süleyman Şefik Paşa Mustafa Kemal'e çatıyor
Venizelos'un itirafı
Kuvayı Milliye Papaslı'da dün iki şehit verdi
14 Ağustos 1919 İstiklal Harbi Gazetesi
Manşet:
Damat Ferit, Harbiye Bakanı'nı dün azletti
İçişleri Bakanı'nın yeni tamimi: Alaşehir kongresinin toplanmasına mani olun
"Ermenilerin işine yarayacak toprağı verelim"

Türk ve Yunan nüfus mübadedelesi ile ilgili sözleşmeler 
Lozan-İsviçre'de 30 OCAK 1923 TARİHİNDE İMZALANMIŞTIR
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ İLE YUNAN HÜKÜMETİ, aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:
MADDE: 1 Türk topraklarında yerleşmiş  Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire)  girişilecektir.
Bu kimselerden hiç biri, Türk Hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye, ya da Yunan Hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a dönerek orada yerleşemeyecektir.
MADDE: 2 Birinci Maddede öngörülen mübadele:

a) İstanbul’da oturan Rumları (İstanbul’un Rum ahalisini);
b) Batı Trakya’da oturan Müslümanları (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisini) kapsamayacaktır.
1912 Kanunuyla sınırlandırıldığı biçimde, İstanbul Şehremaneti daireleri içinde, 30 Ekim 1918 tarihinden önce yerleşmiş (etablis) bulunan bütün Rumlar, İstanbul’da oturan Rumlar (İstanbul’un Rum ahalisi) sayılacaklardır.
1913 tarihli Bükreş Andlaşmasının koymuş olduğu sınır çizgisinin doğusundaki bölgeye yerleşmiş (etablis) bulunan Müslümanlar, Batı Trakya’da oturan Müslümanlar (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisi) sayılacaklardır.
MADDE: 3 Karşılıklı olarak, Rum ve Türk nüfusu mübadele edilecek olan toprakları 18 Ekim 1912 tarihinden sonra bırakıp gitmiş olan Rumlar ve Müslümanlar, 1 nci Maddede öngörülen mübadelenin kapsamına girer sayılacaklardır.
İşbu Sözleşmede kullanılan “göçmenler” (emigrants) terimi, 18 Ekim 1912 tarihinden sonra göç etmesi gereken ya da göç etmiş bulunan bütün gerçek ya da tüzel kişileri kapsamaktadır.
MADDE: 4 Aileleri Türk ülkesini daha önce bırakıp gitmiş olup da kendileri Türkiye’de alıkonulmuş bulunan Rum halkından vücutça sağlam erkekler, işbu Sözleşme uyarınca, Yunanistan’a gönderilecek ilk kafileyi meydana getireceklerdir.
MADDE: 5 İşbu Sözleşmenin 9 ncu ve 10 ncu Maddelerindeki çekinceler (ihtirazi kayıtlar) saklı kalmak üzere, işbu Sözleşme uyarınca yapılacak mübadele yüzünden, Türkiye’deki Rumların ya da Yunanistan’daki Müslümanların mülkiyet haklarına ve alacaklarına hiç bir zarar verdirilmeyecektir.
MADDE: 6 Mubadele edilecek halklara mensup bir kimsenin gidişine, herhangi bir nedenle olursa olsun,  hiç bir engel çıkartılmayacaktır. Bir göçmenin, kesinleşmiş bir hapis cezası bulunduğu, ya da henüz kesinleşmemiş bir cezaya çarptırıldığı, ya da kendisine karşı ceza soruşturması yürütüldüğü durumlarda, söz konusu olan göçmen, cezasını çekmek ya da yargılanmak üzere, kendisine karşı kovuşturmada bulunan ülkenin makamlarınca, gideceği ülkenin makamlarına teslim edilecektir.
MADDE: 7 Göçmenler, bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler ve varış ülkesinin topraklarına ayak bastıkları anda, bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş sayılacaklardır.
İki ülkeden birini ya da ötekini daha önce bırakıp gitmiş olan ve henüz yeni bir uyrukluk edinmemiş bulunan göçmenler, bu yeni uyrukluğu, işbu Sözleşmenin imzası tarihinde edinmiş olacaklardır.
MADDE: 8 Göçmenler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürmekte ya da bunları taşıttırmakta serbest olacaklar ve bu yüzden kendilerinden çıkış ya da giriş vergisi ya da başka herhangi bir vergi alınmayacaktır.
Bunun gibi, işbu Sözleşme uyarınca, bağıtlı  Devletlerden birinin ülkesini bırakıp gidecek her topluluk (cemaat, communaute) üyesinin (camiler, tekkeler, medreseler, kiliseler, manastırlar, okullar, hastahaneler, ortaklıklar, dernekler, tüzel kişiler ya da ne çeşit olursa olsun başka tesisler personelini de kapsamak üzere) kendi topluluklarına ait taşınır malları yanlarında serbestçe götürmek ya da taşıttırmak hakkı olacaktır.
11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonların tavsiyesi üzerine, her iki ülke makamlarınca, taşıma işlerinde en geniş kolaylıklar sağlanacaktır.
Taşınır mallarının tümünü ya da bir kısmını yanlarında götüremeyecek olan göçmenler, bunları, oldukları yerde bırakabileceklerdir. Bu durumda, yerel makamlar, bırakılan taşınır malların dökümünü (envanterini) ve değerini, ilgili göçmenin gözleri önünde saptamakla görevli olacaklardır. Göçmenin bırakacağı taşınır malların çizelgesini ve değerini gösteren tutanaklar dört nüsha olarak düzenlenecek ve bunlardan biri yerel makamlarca saklanacak, ikincisi, 9 ncu Maddede öngörülen tasfiye işlemine esas alınmak üzere 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyona sunulacak, üçüncüsü göç edilecek ülkenin Hükümetine, dördüncüsü de göçmene verilecektir.
MADDE: 9 8 nci Maddede öngörülen göçmenlerin ve toplulukların kent ve köylerdeki taşınmaz mallarıyla, bu göçmenlerin ya da toplulukların bırakmış oldukları taşınır mallar, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonca, aşağıdaki hükümler uyarınca tasfiye edilecektir.
Zorunlu mübadele uygulanacak bölgelerde bulunan ve mübadele uygulanmıyacak bir bölgede yerleşmiş toplulukların din ya da hayır kurumlarına ait olan mallar da, aynı şartlar içinde, tasfiye edilecektir.
MADDE: 10 Bağıtlı Tarafların ülkelerini daha önceden bırakıp gitmiş olan ve işbu Sözleşmenin 3 ncü Maddesi uyarınca nüfus (halkların) mübadelesinin kapsamına girer sayılan kimselere ait taşınır ya da taşınmaz malların tasfiyesi, 9 ncu Madde uyarınca, Türkiye ile Yunanistan’da, 18 Ekim 1912 tarihinden bu yana yürürlüğe konmuş kanunlarla her çeşit yönetmeliklere (tüzüklere)  göre ya da başka herhangi bir zoralım (müsadere), zorunlu satış, vb. gibi, işbu mallar üzerindeki mülkiyet hakkını herhangi bir yoldan kısıtlayıcı nitelikte hiç bir tedbire konu olmaksızın yürütülecektir. İşbu Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen mallar, bu çeşit bir tedbire konu olurlarsa, bu mallara, 11 nci Maddede öngörülen Komisyonca, bu tedbirler uygulanmamışçasına, değer biçilecektir.
Kamulaştırılmış mallara gelince, Karma Komisyon, her iki ülkede mübadele kapsamına girecek kimselere ait olup da, mübadele uygulanacak topraklarda bulunan ve 18 Ekim 1912 den sonra kamulaştırılmış olan bu mallara yeniden değer biçecektir. Komisyon, bir zarar verilmiş olduğunu görürse, bu zararı mal sahiplerinin yararına onaracak bir zarar-giderim (tazminat) saptayacaktır. Bu zarar-giderimin tutarı, mal sahiplerinin alacak hesabına ve kamulaştıran ülke Hükümetinin borç hesabına geçirilecektir.
8 nci ve 9 ncu Maddelerde göz önünde tutulan kimseler, şu ya da bu yoldan, yararlanmadan yoksun bırakıldıkları malların gelirlerini elde edememişlerse, bu gelirlerin tutarlarının kendilerine geri verilmesi, savaş öncesi ortalama gelir esas alınarak ve Karma Komisyonca saptanacak yol ve yöntemler uyarınca, sağlanacaktır.
Yunanistan’daki Vakıf mallarının ve bunlardan doğan hak ve çıkarların, ve Türkiye’de Rumlara ait benzer tesislerin tasfiyesine girişirken, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu tesislerin ve bunlarla ilgili bulunan özel kişilerin haklarını ve çıkarlarını tam olarak korumak amacıyla, daha önce yapılmış Andlaşmalarda kabul edilmiş ilkelerden esinlenecektir.
11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu hükümleri uygulamakla görevli olacaktır.
MADDE: 11 İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girişinden başlayarak bir aylık bir süre içinde, Bağıtlı Yüksek Tarafların her birinden dört ve 1914-1918 savaşına katılmamış Devletlerin uyrukları arasından Milletler Cemiyeti Meclisince seçilecek üç üyeden oluşan ve Türkiye’de ya da Yunanistan’da toplanacak olan bir Karma Komisyon kurulacaktır. Komisyonun Başkanlığını, tarafsız üç üyeden her biri sıra ile yapacaktır.
Karma Komisyon, gerekli göreceği yerlerde, bir Türk ve bir Yunanlı üye ile, Karma Komisyonca atanacak tarafsız bir Başkandan oluşacak ve Karma Komisyona bağlı olarak çalışacak Alt-komisyonlar kurmaya yetkili olacaktır. Karma Komisyon, alt-komisyonlara verilecek yetkileri kendisi saptayacaktır.
MADDE: 12 Karma Komisyon, işbu Sözleşmede öngörülen göçü denetlemek ve kolaylaştırmak ve 8 nci Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen taşınır ve taşınmaz malların tasfiyesine girişmekle yetkili olacaktır.
Karma Komisyon, göçün ve yukarıda belirtilen tasfiyenin yol ve yöntemlerini saptayacaktır.
Karma Komisyon, genel olarak, işbu Sözleşmenin uygulanmasında gerekli göreceği tedbirleri almağa ve bu Sözleşme yüzünden ortaya çıkabilecek bütün sorunları karara bağlamaya tam yetkili olacaktır.
Karma Komisyon kararları oy çokluğu ile alınacaktır.
Tasfiye edilecek mallara, haklara ve çıkarlara ilişkin bütün itirazlar Karma Komisyonca kesin olarak karara bağlanacaktır.
MADDE: 13 Karma Komisyon, ilgilileri dinledikten ya da dinlemeğe gereği gibi çağırdıktan sonra, işbu Sözleşme uyarınca tasfiye edilmesi gereken taşınmaz mallara değer biçme işlemine girişmek için tam yetkili olacaktır.
Tasfiye olunacak mallara değer biçilmesinde, bunların altın para ile olan değeri esas alınacaktır.
MADDE: 14 Komisyon, ilgili mal sahibine, elinden alınan ve bulunduğu ülkenin Hükümeti emrinde kalacak olan mallardan dolayı borçlu kalınan para tutarını belirten bir bildiri belgesi verecektir.
Bu bildiri belgeleri esas alınarak borçlu kalınan para tutarları, tasfiyenin yapılacağı ülke Hükümetinin, göçmenin mensup olduğu Hükümete karşı bir borcu olacaktır. Göçmenin, ilke olarak, göç ettiği ülkede, kendisine borçlu bulunulan paraların karşılığında, ayrıldığı ülkede bırakmış olacağı mallarla aynı değerde ve aynı nitelikte, mal alması gerekecektir.
Yukarıda belirtilen biçimde bildiri belgeleri esası üzerinden, her iki Hükümetçe ödenmesi gereken paraların hesabı, her altı ayda bir çıkartılacaktır.
Tasfiye işlemi tamamlandığı zaman, karşılıklı borçlar birbirine eşit çıkarsa, bununla ilgili hesaplar denkleştirilmiş (takas ve mahsup edilmiş)  olacaktır. Bu denkleştirme işleminden sonra, Hükümetlerden biri ötekine borçlu kalırsa, bu borç peşin para ile ödenecektir. Borçlu Hükümet, bu ödeme işine süre tanınmasını isterse,  yıllık en çok üç taksitle ödenmek şartıyla, Komisyon bu süreyi ona tanıyabilecektir. Komisyon, bu süre içinde ödenmesi gereken faizleri de saptayacaktır.
Ödenecek para oldukça önemli ise ve daha uzun sürelerin tanınmasını gerektirmekteyse, borçlu Hükümet, borçlu olduğu paranın yüzde yirmisine kadar Karma Komisyonca saptanaca

T. Düstur, Cilt 26, s.170
Resmi Gazete 15/1/1945-5905
Kanun No Kanun Tarihi
4695 10/1/1945

Madde 1- Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.
Madde 2- Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi Layik ve Devrimcidir. Devlet dili Türkçedir. Başkent Ankara’dır. (**)
Madde 3- Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir.
Madde 4- Türk milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.
Madde 5- Yasama yetkisi ve yürütme erki Büyük Millet Meclisinde belirir ve onda toplanır.
Madde 6- Meclis, yasama yetkisini kendi kullanır.
Madde 7- Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği Bakanlar Kurulu eliyle kullanır.
Meclis, Hükûmeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir.
Madde 8- Yargı hakkı, millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.

(*) 20/4/1340 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanununun, 10/1/1945 tarih ve 4695 sayılı Kanunla, mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş şeklidir.
(**) Maddenin ilk şekli:
“Türkiye Devletinin dîni, Dîn-i İslâmdır: Resmi dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.”
Maddenin 1222 sayılı kanunla değişik şekli:
“Türkiye Devletinin resmi dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.”

Madde 9- Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel kanuna göre millet tarafından seçilmiş milletvekillerinden kurulur.
Madde 10- Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır. (*)
Madde 11- Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir. (**)
Madde 12- Yabancı Devlet resmi hizmetinde bulunanlar terhipli cezaları gerektiren suçlardan veya hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, kısıtlılar, yabancı Devlet uyrukluğunu ileri sürenler kamu hizmetlerinden yasaklılar, Türkçe okuyup yazma bilmiyenler milletvekili seçilemezler.
Madde 13- Büyük Millet Meclisinin seçimi dört yılda bir yapılır.
Süresi biten milletvekilleri tekrar seçilebilirler.
Eski Meclis, yeni Meclisin toplanmasına kadar devam eder.
Yeni seçim yapılmasına imkân görülmezse, toplanma dönemi bir yıl daha uzatılabilir.
Her milletvekili, yalnız kendini seçen çevrenin değil, bütün milletin vekilidir.
Madde 14- Büyük Millet Meclisi, her yıl kasım ayı başında çağrısız toplanır.
Meclis, üyelerinin memleket içinde dolaşmaları, inceleme yapmaları, denetleme vazifelerine hazırlanmaları ve dinlenmeleri için çalışmasına yılda altı aydan fazla ara veremez.
Madde 15- Kanun teklif etmek hakkı, Meclis üyelerinin ve Bakanlar Kurulunundur.
Madde 16- Milletvekilleri Meclise katıldıklarında şöyle andiçerler.(***)
“Namusum üzerine söz veririm ki:
Vatanın ve milletin mutluluğuna, esenliğine, milletin kayıtsız şartsız eğemenliğine aykırı bir amaç gütmiyeceğim ve Cumhuriyet esaslarına bağlılıktan ayrılmıyacağım.”

(*) Maddenin ilk şekli:
“Onsekiz yaşını ikmal eden her erkek Türk mebusan intihabına iştirak etmek hakkını haizdir.”
(**) Maddenin ilk şekli:
“ otuz yaşını ikmal eden her erkek Türk, mebus intihap edilmek salahiyetini haizdir.”
(***) Maddenin ilk şekli:
“ Mebuslar Meclise iltihak ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar;
(Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilâ kaydu şart hakimiyetine mugayir bir gaye takip etmiyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma “Vallahi”).”

Madde 17- Bir milletvekili ne Meclis içindeki oy, düşünce ve demeçlerinden ne de Meclisteki oy, düşünce ve demeçlerini Meclis dışında söylemek ve açığa vurmaktan sorumlu değildir. Seçiminden gerek önce ve gerek sonra üstüne suç atılan bir milletvekili Kamutayın kararı olmadıkça sanık olarak sorgulanamaz, tutulamaz ve yargılanamaz. Cinayetten suçüstü yakalanma hali bu hükmün dışındadır. Ancak bu halde yetkili makam bunu hemen Meclise bildirmek ödevindedir. Seçiminden önce veya sonra bir milletvekili hakkında verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi milletvekilliği süresinin sonuna bırakılır. Milletvekilliği süresi içinde zamanaşımı yürümez.
Madde 18- Milletvekillerinin yıllık ödenekleri özel kanunla gösterilir.
Madde 19- Araverme sırasında Cumhurbaşkanı veya Meclis Başkanı gerekli görürse meclisi toplanmıya çağırabilir. Üyelerden beşte birinin istemesi üzerine de Meclis Başkanı Meclisi toplanmıya çağırır.
Madde 20- Meclis görüşmeleri herkese açıktır ve olduğu gibi yayılır.
Fakat Meclis, İçtüzük hükümlerine uygun olarak kapalı oturumlar dahi yapabilir. Kapalı oturumlardaki görüşmeleri yaymak Meclisin kararına bağlıdır.
Madde 21- Meclis görüşmelerini İç tüzük hükümlerine göre yapar.
Madde 22- Soru, gensoru ve Meclis soruşturması Meclisin yetkilerinden olup bunların nasıl yapılacağı İç tüzükte gösterilir.
Madde 23- Milletvekilliği ile Hükûmet memurluğu bir kişide birleşemez.
Madde 24- Türkiye Büyük Millet Meclisi kamutayı her kasım ayı başında kendine bir yıl için bir başkan, üç Başkan vekili seçer.
Madde 25- Seçim dönemi bitmeden Meclis, üyelerinin tam sayısının saltçokluğu ile seçim yenilemeğe karar verirse, yeni toplanan Meclisin seçim dönemi kasım ayından başlar.
Kasımdan önceki toplantı, olağanüstü toplantı sayılır.
Madde 26- Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak, Devletlerle sözleşme, andlaşma ve barış yapmak, harb ilan etmek, Devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onamak, para basmak, tekelli ve akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazları onamak ve bozmak, genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek gibi görevleri Büyük Millet Meclisi ancak kendisi yapar. (*)

(*) Maddenin ilk şekli:
“ Büyük Millet Meclisi ahkâmı şer’iyenin tenfizi, kavaninin vaz’ı tâdili, tefsiri, fesih ve ilgası, devletlerle mukavele, muahede ve sulh akti, harp ilanı, muvazenei umumiyei maliye ve Devletin umum hesabı kati kanunlarının tetkik ve tasdiki, meskukat darbı, inhisar ve mali taahhüdü mutazammın mukavelat ve imtiyazatın tasdik ve feshi, umumi ve hususi af ilanı, cezaların tahfif veya tahvili, tahkikat ve mücazatı kanuniyetinin tecili, mahkemelerden sadır olup katiyet kesbetmiş olan idam hükümlerin infazı gibi vezaifi bizzat kendi ifa eder.”

Madde 27- Bir milletvekilinin vatan hayınlığı ve milletvekilliği sırasında yiyicilik suçlarından biriyle sanık olduğuna Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamutayı hazır üyelerinin üte iki oy çokluğu ile karar verilir yahut on ikinci maddede yazılı suçlardan biriyle hüküm giyer ve bu da kesinleşirse milletvekilliği sıfatı kalkar.
Madde 28- Çekilme, kanun hükümleri gereğince kısıtlanma, özürsüz ve izinsiz iki ay Meclise devamsızlık yahut memurluk kabul etme hallerinde milletvekilliği düşer.
Madde 29- Ölen yahut yukardaki maddeler gereğince milletvekilliği sıfatı kalkan veya düşen milletvekilinin yerine bir başkası seçilir.
Madde 30- Büyük Millet Meclisi kendi kolluk işlerini Başkanı elile düzenler ve yürütür.

Madde 31- Türkiye Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi kamutayı tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi, yeni Cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek olur.
Madde 32- Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Bu sıfatla törenli oturumlarda Meclise ve gerekli gördükçe bakanlar kuruluna Başkanlık eder ve Cumhurbaşkanı kaldıkça Meclis tartışma ve görüşmelerine katılamaz ve oy veremez.
Madde 33- Cumhurbaşkanı, hastalık ve memleket dışı yolculuk gibi bir sebeple görevini yapamaz veya ölüm, çekilme ve başka sebeple Cumhurbaşkanlığı açık kalırsa Büyük Millet Meclisi Başkanı vekil olarak Cumhurbaşkanlığı görevini yapar.
Madde34- Cumhurbaşkanlığı boş kaldığında Meclis toplanıksa Cumhurbaşkanını hemen seçer.
Meclis toplanık değilse Başkanı tarafından hemen toplanmaya çağrılarak Cumhurbaşkanı seçilir. Meclisin seçim dönemi sona ermiş veya seçimin yenilenmesine karar verilmiş olursa Cumhurbaşkanını gelecek Meclis seçer.
Madde 35- Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları on gün içinde ilan eder.
Cumhurbaşkanı, uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere gene on gün içinde gerekçesi ile birlikte Meclise geri verir. Anayasa ile Bütçe kanunu bu hüküm dışındadır.
Meclis geri verilen kanunu gene kabul ederse Cumhurbaşkanı onu ilan etmek ödevindedir.
Madde 36- Cumhurbaşkanı her yıl Kasım ayında hükümetin geçen yıldaki çalışmaları ve giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbirler hakkında bir söylev verir. Yahut söylevini Başbakana okutur.
Madde 37- Cumhurbaşkanı, yabancı devletler yanında Türkiye Cumhuriyetinin siyasi temsilcilerini tayin eder ve yabancı devletlerin siyasi temsilcilerini kabul eder.
Madde 38- Cumhurbaşkanı, seçiminden hemen sonra Meclis önünde şöyle andiçer:(*)
“Namusum üzerine söz veririm ki:
Cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet kanunlarını, milletin egemenlik esaslarını sayacağım;
Ve bunları müdafaa edeceğim;
Türk milletinin mutluluğuna bütün bağlılığımla, bütün kuvvetimle çalışacağım;
Türk Devletine yönelecek her tehlikeyi en son şiddetle önleyeceğim;
Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isterlerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmıyacağım.”
Madde 39- Cumhurbaşkanının çıkaracağı bütün kararlar Başbakan ile birlikte ilgili Bakan tarafından imzalanır.
Madde 40- Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce varlığından ayrılmaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Harb kuvvetlerinin komutası barışta özel kanuna göre Genel kurmay Başkanlığına ve seferde Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilecek kimseye verilir.
Madde 41- Cumhurbaşkanı, vatan hayınlığı halinde Büyük Millet meclisine karşı sorumludur. Cumhurbaşkanının çıkaracağı bütün kararlardan doğacak sorumlar 39 uncu madde gereğince bu kararı imzalayan Başbakanın ve ilgili bakanındır.
Cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlanması gerekirse Anayasanın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17 nci maddesi hükümlerine uyulur.
Madde 42- Cumh

Yüksek İmzacı Taraflar,
Birleşmiş Milletler Antlaşması ve 10 Aralık 1948'de Genel Kurul'ca kabul olunan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin, insanların ana hürriyetlerden ve insan haklarından, fark gözetmeksizin faydalanmaları ilkesini teyit ettiğini dikkate alarak,
Birleşmiş Milletler'in, birçok defa, mültecilere karşı derin ilgisini ortaya koyduğunu ve mültecilerin temel hürriyetleri ile insan haklarını mümkün olduğu kadar kapsamlı bir şekilde kullanmalarını sağlamaya çaba gösterdiğini dikkate alarak,
Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin daha önce imzalanan milletlerarası antlaşmaların tekrar gözden geçirilmesi ve bir araya getirilmesinin, bu antlaşmaların alanının ve bunların mülteciler için sağladığı himayenin yeni bir antlaşma yoluyla genişletilmesinin arzu edilir olduğunu dikkate alarak,
Sığınma hakkını tanımanın, bazı ülkelere son derece ağır yük yükleyebileceğini ve uluslararası kapsamı ile niteliği Birleşmiş Milletler'ce kabul edilmiş bulunan bir sorunun, uluslararası iş birliği olmaksızın tatmin edici bir şekilde çözümlenemeyeceğini dikkate alarak,
Bütün Devletlerin, mülteci sorununun toplumsal ve insani yönlerini kabul ederek, bu sorunun devletler arasında bir gerginlik sebebi halini almasını önlemek için olanakları ölçüsünde ellerinden geleni yapmalarını arzuladığını ifade ederek,
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri'nin, mültecilerin korunmasını sağlayan uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına nezaret etmekle görevli olduğunu kaydederek ve bu sorunu çözmek için alınan önlemlerin birbiri ile verimli uyumunun, Devletler ile Yüksek Komiser arasındaki iş birliğine bağlı 
olduğunu kabul ederek,
Aşağıdaki konularda anlaşmışlardır:

A.
İşbu Sözleşme'nin amaçları bakımından "mülteci" kavramı:
(1) 12 Mayıs 1926 ve 30 Haziran 1928 Düzenlemeleri veya 28 Ekim 1933 ve 10 Şubat 1938 Sözleşmeleri, 14 Eylül 1939 Protokolü ya da Uluslararası Mülteci Örgütü Tüzüğü'ne göre mülteci sayılan; 
Uluslararası Mülteci Örgütü tarafından, faaliyette bulunduğu dönem içinde alınmış mülteci sıfatını vermeme kararları, bu bölümün 2. fıkrasındaki koşullara sahip olan kimselere mülteci sıfatının verilmesine engel değildir;
(2) 1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu 
korku nedeniyle yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.
Birden fazla tabiiyeti olan bir kişi hakkındaki "vatandaşı olduğu ülke" ifadesi, tabiiyetini haiz olduğu ülkelerden her birini kasteder ve bir kişi, haklı bir sebebe dayalı bir korku olmaksızın, vatandaşı olduğu ülkelerden birinin korumasından yararlanmıyorsa, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından mahrum sayılmayacaktır.

B.
(1) İşbu Sözleşme'nin amaçları bakımından kısım A, Madde 1'deki "1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar" ifadesi, ya,

(a) "1 Ocak 1951'den önce Avrupa'da meydana gelen olaylar"; veya,
(b) "1 Ocak 1951'den önce Avrupa'da veya başka bir yerde meydana gelen olaylar" anlamında anlaşılacak ve her Taraf Devlet bu Sözleşme'yi imzaladığı, tasdik ettiği veya ona katıldığı sırada bu Sözleşme'ye göre taahhüt ettiği yükümlülükler bakımından bu ifadenin kapsamını belirten bir beyanda bulunacaktır.
(2)(a) şıkkını kabul eden her Taraf Devlet, herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne göndereceği bir notla, (b) şıkkını kabul ettiğini duyurarak yükümlülüklerini genişletebilir.

C.
Yukarıdaki kısım A'da belirtilen hükümlerin kapsamına giren her kişi eğer:
(1) Vatandaşı olduğu ülkenin korumasından kendi isteği ile tekrar yararlanırsa; veya
(2) Vatandaşlığını kaybettikten sonra kendi arzusu ile tekrar kazanırsa; veya
(3) Yeni bir vatandaşlık kazanmışsa ve vatandaşlığını yeni kazandığı ülkenin himayesinden yararlanıyorsa; veya
(4) Kendi arzusu ile terk ettiği veya zulüm korkusu ile dışında bulunduğu ülkeye kendi arzusu ile, tekrar yerleşmek üzere dönmüşse; veya
(5) Mülteci tanınmasını sağlayan koşullar ortadan kalktığı için vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmaktan sakınmaya artık devam edemezse;
İşbu fıkra, vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden yararlanmayı reddetmek için önceden geçerli zulme ait haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A(1) Kısmı'nın kapsamına giren bir mülteciye tatbik olunmayacaktır;
(6) Tabiiyetsiz olup da, mülteci tanınmasını yol açan koşullar ortadan kalktığı için, normal ikametgahının bulunduğu ülkeye dönebilecek durumda ise;
Ancak işbu fıkra, normal ikametgahının bulunduğu ülkeye dönmeyi reddetmek için önceden maruz kaldığı zulme bağlı haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A(1) kısmının kapsamına giren bir mülteciye uygulanmayacaktır.
Bu kişiye, işbu Sözleşme'nin uygulanması sona erecektir.

D.
Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dışında, diğer bir Birleşmiş Milletler organı veya örgütünden halen koruma veya yardım gören kimselere uygulanmayacaktır.
Durumları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun konuyla ilgili uygun kararları çerçevesinde kesin olarak halledilmeden, yararlandıkları bu tür koruma veya yardımlar herhangi bir sebeple sona eren kişiler, işbu Sözleşme'den tamamen yararlanırlar.

E.
Bu Sözleşme, ikamet ettiği ülkenin yetkili makamlarınca o ülke vatandaşlığına sahip olanların sahip bulundukları hak ve yükümlülüklere sahip sayılan bir kişiye uygulanmayacaktır.

F.
Bu Sözleşme hükümleri:
(a) barışa karşı suç, savaş suçu veya insanlığa karşı suç gibi suçlar için hükümler koyan uluslararası belgelerde tanımlanan bir suç işlediğine;
(b) mülteci sıfatıyla kabul edildiği ülkeye sığınmadan önce, sığındığı ülkenin dışında ağır bir siyasi olmayan suç işlediğine;
(c) Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden suçlu olduğuna;
dair hakkında ciddi kanaat mevcut olan bir kişi hakkında uygulanmayacaktır.

Her mültecinin, bulunduğu ülkeye karşı, özellikle yasalara, yönetmeliklere ve kamu düzeni için alınan önlemlere uymayı öngören yükümlülükleri vardır.

Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerini mültecilere, ırk, din veya geldikleri ülke bakımından ayırım yapmadan uygulayacaklardır.

Taraf Devletler, ülkelerindeki mültecilere, dini vecibelerini yerine getirme hürriyeti ve çocuklarının dini eğitim hürriyeti bakımından, en az vatandaşlara uyguladıkları muamele kadar uygun muamele uygulayacaklardır.

Bu Sözleşme'nin hiçbir hükmü, bir Taraf Devlet tarafından mültecilere bu Sözleşme dışında sağlanan diğer hakları ve çıkarları ihlal etmez.

Bu Sözleşme bakımından "aynı şartlarla" kavramı, belli bir kimsenin, söz konusu bir haktan yararlanabilmesi için, özellikleri açısından bir mültecinin yerine getiremeyecekleri dışında, mülteci olmasaydı belli bir hakkı kullanmak için yerine getirmesi gereken bütün şartları (geçici yahut daimi ikamet süresine ve şartlarına ait olanlar dahil), kendisinin yerine getirmesi anlamını ima eder.

1. Bu Sözleşme'nin daha uygun hükümler içerdiği durumlar hariç tutulmak koşuluyla, her Taraf Devlet, mültecilere, genel olarak yabancılara uyguladığı muameleyi uygulayacaktır.
2. Bütün mülteciler, Taraf Devletlerin topraklarında üç yıl ikametten sonra kanuni mütekabiliyet şartından muafiyet kazanacaklardır.
3. Her Taraf Devlet, bu Sözleşme kendisi hakkında yürürlüğe girdiği tarihte mültecilerin, mütekabiliyet şartı olmadan yararlanabilecekleri hakları ve çıkarları kendilerine tanımaya devam edecektir.
4. Taraf Devletler, mütekabiliyet şartının bulunmaması halinde, mültecilere 2. ve 3. fıkralara göre yararlanabilecekleri haklardan ve çıkarlardan başka hak ve çıkarlar sağlamak imkanlarını ve 2. ve 3. fıkralarda belirtilen şartlara sahip olmayan mültecileri mütekabil muamele muafiyetinden istifade ettirmek imkanını uygun biçimde dikkate alacaklardır.
5. Yukarıdaki 2. ve 3. fıkralar hükümleri, gerek bu Sözleşme'nin 13, 18, 19, 21 ve 22. maddelerinde belirtilen haklara ve çıkarlara, gerekse bu Sözleşme'de belirtilmeyen haklara ve çıkarlara uygulanır.

Yabancı bir Devlet vatandaşlarının kişiliklerinin, mallarının veya menfaatlerinin aleyhinde uygulanabilecek istisnai tedbirler bakımından Taraf Devletler, bu gibi tedbirleri, söz konusu yabancı devletin resmen vatandaşı olan bir mülteciye, sırf bu vatandaşlığına dayanarak uygulamayacaklardır. Bu maddede ifade olunan
genel ilkeyi mevzuatlarına göre tatbik edemeyen Taraf Devletler bu gibi mültecilere uygun hallerde muafiyet tanıyacaklardır.

İşbu Sözleşme'nin hiçbir hükmü, bir Taraf Devletin, savaş zamanında veya diğer vahim ve özel hallerde, belli bir kimse hakkında, bu kimsenin gerçekte bir mülteci olduğu ve kendisiyle ilgili söz konusu tedbirlerin, bu devletin milli güvenliği açısından devamının gerektiği tespit edilinceye kadar, milli güvenliği için elzem 
saydığı tedbirleri geçici olarak almasını engellemeyecektir.

1. Bir mülteci, İkinci Dünya Savaşı sırasında sürgün edilerek bir Taraf Devletin ülkesine götürülmüş olup burada ikamet etmekte ise, bu mecburi ikamet süresi, bu ülkedeki kanuni ikamet süresi sayılacaktır.
2. Bir mülteci, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Taraf Devletin ülkesinden sürgün edilip bu Sözleşme'nin yürürlüğe girmesinden önce sürekli ikamet amacı ile oraya dönmüş ise, sürgünden önceki ve sonraki süreler, hangi amaçla olursa olsun kesintisiz ikametin şart koşulduğu durumlar için, kesintisiz tek bir ikamet süresi 
sayılacaktır.

Bir Taraf Devlet, kendi bayrağını taşıyan bir geminin mürettebatı arasında düzenli bir şekilde çalışan mülteciler varsa, bu kişilerin ülkesinde yerleşmelerine ve özellikle bir başka ülkeye yerleşmelerini kolaylaştırmak üzere kendilerine seyahat belgeleri vermeye, ya da geçici olarak topraklarına girmelerine sıcak bakacaktır.

1. Her mültecinin bireysel statüsü, daimi ikametgahının bulunduğu ülkenin yasalarına veya eğer daimi ikametgahı yoksa, bulunduğu ülkenin 

Kopyalayın ve Macar işçiler arasında dağıtın!
MEFESZ İnşaat Mühendisliği Üniversitesi Öğrenci Meclisi kararının temel politik, ekonomik ve ideolojik noktaları:

Barış antlaşmasının hükümlerine uygun olarak tüm Sovyet birliklerinin Macaristan'dan derhal çekilmesini talep ediyoruz.
Macar İşçi Partisi'nde aşağıdan yukarıya, gizli bir temelde yeni taban, orta ve merkez liderlerinin seçilmesini talep ediyoruz. En kısa sürede bir parti kongresini toplamalı ve yeni bir Merkez Liderliği seçmelidir.
Hükümet Yoldaş Imre Nagy liderliğinde dönüştürülmeli ve Stalinist Rákosi döneminin bütün suçlu liderleri derhal değiştirilmelidir.
Mihály Farkas ve ortaklarının ceza davasında kamu davası talep ediyoruz. Yakın geçmişteki tüm suçlardan ve ülkenin yıkımından birinci derecede sorumlu olan Matyas Rákosi yurda getirilmeli ve halk mahkemesine çıkarılmalıdır.
Ülkede yeni bir Ulusal Meclis seçmek amacıyla çeşitli partilerin katılımıyla genel, eşit ve gizli seçimler yapılmasını talep ediyoruz. İşçilerin grev hakkının güvence altına alınmasını talep ediyoruz.
Macaristan-Sovyet ve Macaristan-Yugoslavya arasındaki siyasi, ekonomik ve fikri ilişkilerin, tam siyasi ve ekonomik eşitlik ve birbirimizin içişlerine karışmama temelinde gözden geçirilmesini ve yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz.
Uzmanlarımızın katılımıyla tüm Macar ekonomik yaşamının yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz. Tüm ekonomik sistemimizi, iç koşulları ve Macar halkımızın hayati çıkarlarını göz önünde bulundurarak, planlı bir ekonomiye dayalı olarak gözden geçirmelidirler.
Dış ticaret sözleşmelerimizi ve asla ödenemeyecek tazminatlara ilişkin gerçek verileri kamuoyuna açıklayacağız. Ülkenin uranyum cevheri rezervleri, bunların işletilmesi ve Rusya'nın tavizi hakkında açık ve dürüst bilgi talep ediyoruz. Macaristan'ın uranyum cevherini dünya piyasa fiyatlarından, değerli para karşılığında serbestçe satabilmesini talep ediyoruz.
Sanayide uygulanan standartların tamamen gözden geçirilmesini, işçilerin ve aydınların ücret taleplerinin acil ve temel bir şekilde çözüme kavuşturulmasını talep ediyoruz. İşçiler için asgari geçim düzeyinin belirlenmesini istiyoruz.
Tedarik sisteminin yeniden kurulmasını ve ürünlerin rasyonel kullanımını talep ediyoruz. Bireysel çiftçilere eşit destek talep ediyoruz.
Bağımsız mahkemeler tarafından tüm siyasi ve ekonomik davaların gözden geçirilmesini, masum bir şekilde mahkûm edilenlerin serbest bırakılmasını ve rehabilite edilmesini talep ediyoruz. Sovyetler Birliği'ne sınır dışı edilen savaş esirlerinin ve sivillerin, yurtdışında mahkûm edilenler de dahil olmak üzere, derhal geri gönderilmesini talep ediyoruz.
Tam bir fikir, konuşma ve basın özgürlüğü, özgür radyo ve MEFESZ örgütü için büyük tirajlı yeni bir günlük gazete talep ediyoruz. Mevcut kadro materyallerinin ifşa edilmesini ve imha edilmesini talep ediyoruz.
Stalinist zulmün ve siyasi baskının simgesi olan Stalin heykelinin en kısa sürede sökülüp yerine 1848-49 Bağımsızlık Savaşı kahramanları ve şehitlerine layık bir anıt yapılmasını talep ediyoruz.
Macar halkına yabancı olan mevcut arma yerine eski Macar Kossuth armasının iade edilmesini talep ediyoruz. Macar Silahlı Kuvvetleri için ulusal geleneklere uygun yeni bir üniforma talep ediyoruz. 15 Mart ve 6 Ekim'in ulusal tatil ve tatil günü olmasını talep ediyoruz.
Budapeşte Teknoloji Üniversitesi gençliği, Polonya ulusal ve bağımsızlık hareketiyle bağlantılı olarak Polonyalı ve Varşovalı işçiler ve gençlerle tam dayanışma içinde olduklarını oybirliğiyle coşkuyla dile getirdi.
İnşaat Mühendisliği Üniversitesi öğrencileri MEFESZ'in yerel örgütlerini mümkün olan en kısa sürede kuracaklar ve bu ayın 28'inde Cumartesi günü Budapeşte'de ülkenin tüm gençliğinin delegasyonlarla katılacağı bir Gençlik Parlamentosu toplamaya karar verdiler. Yarın, bu ayın 23'ünde öğleden sonra saat iki buçukta, teknik ve diğer üniversitelerin gençleri Teknoloji Üniversitesi'nin önündeki meydanda toplanacak, oradan Pálffy Meydanı'na (Bem Meydanı) Bem heykeline yürüyecek ve çelenkler bırakarak Polonya özgürlük hareketine olan sempatilerini ifade edecekler. Fabrika işçileri bu yürüyüşe katılmakta özgürdür.
Yukarıdaki kararın tam ve kelimesi kelimesine yayınlanması bu akşam hem radyo hem de Macar basını tarafından reddedildi, Özgür Gençlik ise özellikle ilk madde nedeniyle sadece bir kısmını yayınlamaya söz verdi. Karar metninin derhal bir şablona basılmasını şiddetle talep ettik, ancak Rektör Çolnoky ilgili emri vermeye cesaret edemedi. Bu akşam genel kurul toplantısına katılan yaklaşık 2.000 kişinin bir matbaa önünde kendiliğinden yürüyüşü ve kararın derhal basılması - katılımcıların fırtınalı coşkusuna rağmen, hareketin istenmeyen şekilde çarpıtılması ve olası çatışma nedeniyle - mümkün olmadı. Bizim önerimiz üzerine, kararın nihai metni plenumdan önce bir mikrofona dikte edildi, katılımcılar not aldı ve şimdilik elle yazılmış kopyası kartopu sistemiyle başkentin geniş kesimlerine dağıtılacak.
Macar basınına tam açıklama yapmaktan kaçınmayacağız.
MEFESZ, bu ayın 24'ünde yukarıdaki karara dayanarak Macaristan'ın kaderi sorunları hakkında ulusal bir tartışma başlatmayı planlıyor ve Macar Radyosu'nun toplantıyı yerinde yayınlamasını, böylece emekçi halkın gençliğin sesini çarpıtılmadan duymasını talep ediyoruz. Kararlı ve kararlı kararı, o zamana kadar yerinde verilen, kararın tam metninin günlük basında geniş bir şekilde yayınlanması yönündeki vaatleri yerine getirmelidir.
Bu karar, yeni Macar tarihinin şafağında, 22 Ekim 1956'da, İnşaat Mühendisliği Teknik Üniversitesi'nin salonunda, vatanlarını seven binlerce genç Macar'ın kendiliğinden harekete geçmesiyle doğdu.

Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;
Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
«Yurtta Sulh, Cihanda Sulh» ilkesinin, Millî Mücadele ruhunun millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adâleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;
Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabûl ve ilân ve onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adâlete ve fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.

MADDE 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

MADDE 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmî dil Türkçedir. Başkent Ankara'dır.

MADDE 4.- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almıyan bir devlet yetkisi kullanamaz.

MADDE 5.- Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

MADDE 6.- Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.

MADDE 7.- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

MADDE 8.- Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

MADDE 9.- Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

MADDE 10.- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adâlet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve mânevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar.

MADDE 11.- (Özgün hali) Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.
Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adâlet ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.

MADDE 11.- (Değişik : 20/9/1971 - 1488 S. Kanun/md. 1 ) Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile veya Anayasanın diğer maddelerinde gösterilen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabilir.
Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.
Bu Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirisi, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ile kullanılamaz.
Bu hükümlere aykırı eylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir.

MADDE 12.- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

MADDE 13.- Bu kısımda gösterilen hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak, kanunla sınırlanabilir.

MADDE 14.- Herkes, yaşama, maddî ve mânevi varlığını geliştirme haklarına ve kişi hürriyetine sahiptir.
Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usûlüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.
Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.
İnsan haysiyetiyle bağdaşmıyan ceza konulamaz.

MADDE 15.- (Özgün hali) Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adlî kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır.
Kanunda açıkça gösterdiği hallerde, usûlüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; kamu düzeninin gerektirdiği hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz.

MADDE 15.- (Değişik : 20/9/1971 - 1488 S. Kanun/md. 1 ) Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adlî kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; millî güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.

MADDE 16.- Konuta dokunulamaz.
Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usûlüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça: millî güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.

MADDE 17.- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.
Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunun gösterdiği hallerde, hâkim tarafından kanuna uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça, bu gizliliğe dokunulamaz.

MADDE 18.- Herkes, seyahat hürriyetine sahiptir; bu hürriyet, ancak millî güvenliği sağlama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Herkes, dilediği yerde yerleşme hürriyetine sahiptir; bu hürriyet, ancak millî güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal, iktisadî ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme zorunluğuyla ve kanunla sınırlanabilir.
Türkler, yurda girme ve yurt dışına çıkma hürriyetine sahiptir. Yurt dışına çıkma hürriyeti kanunla düzenlenir.

MADDE 19.- (Özgün hali) Herkes, vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Kamu düzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmıyan ibadetler, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibâdete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlarından dolayı kınanamaz.
Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, iktisadî, siyasî veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar veya nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtanlar kanuna göre cezalandırılır; demekler, yetkili mahkemece ve siyasî partiler, Anayasa Mahkemesince temelli kapatılır.

MADDE 19.- (Değişik : 20/9/1971 - 1488 S. Kanun/md. 1) Herkes, vicdan ve dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Kamu düzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmıyan ibaretler, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.
Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, iktisadi, siyasi veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya şahsi çıkar veya nüfuz sağlama amaciyle, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında, kanunun gösterdiği hükümler uygulanır ve siyasi partiler Anayasa Mahkemesince temelli kapatılır.

MADDE 20.- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklıyabilir ve yayabilir.
Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz.

MADDE 21.- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.
Özel okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir.
Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

MADDE 22.- (Özgün hali) Basın hürdür; sansür edilemez.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetini sağlıyacak tedbirleri alır.
Basın ve haber alma hürriyeti, ancak millî güvenliği veya genel ahlâkı korumak, kişilerin haysiyet, şeref ve haklarına tecavüzü suç işlemeye kışkırtmayı önlemek ve yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için kanunla sınırlanabilir.
Yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilecek kararlar saklı olmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konamaz.
Türkiye'de yayımlanan gazete ve dergilerin toplatılması, bu tedbirlerin uygulanacağını kanunun açıkça gösterdiği suçların işlenmesi halinde ve ancak hâkim kararıyla olabilir.
Türkiye'de yayımlanan gazete ve dergiler, ancak 57 nci maddede belirtilen fiillerden mahkûm olma halinde mahkeme kararıyla kapatılabilir.

MADDE 22.- (Değişik : 20/9/1971 - 1488 S. Kanun/md. 1) Basın hürdür; sansür edilemez.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetini sağlıyacak tedbirleri alır.
Basın ve haber alma hürriyeti, ancak Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünü, kamu düzenini, millî güvenl

Yugoslavya halkları, birlikte yaşadıkları milliyetlerle birlikte, her halkın kendi kaderini tayin etme hakkından, ayrılma hakkı da dahil olmak üzere, Halk Kurtuluş Savaşı ve Sosyalist Devrim döneminde ortak mücadele içinde iradesini özgürce ifade etme temelinde, tarihi özlemlerine uygun olarak, kardeşlik ve birliklerinin daha da güçlenmesinin ortak çıkarlarına denk düştüğünü idrak ederek, özgür ve eşit halklar ve milliyetlerden oluşan federal bir cumhuriyette birleşmiş ve sosyalist federal bir işçi topluluğu olan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'ni kurmuşlardır. Bu cumhuriyette, her halkın ve milliyetin ayrı ayrı ve hepsinin birlikte çıkarları doğrultusunda, şunları gerçekleştirmiş ve sağlamışlardır:
işçilerin özyönetimine ve sosyalist özyönetim sisteminin korunmasına dayanan sosyalist toplumsal ilişkiler;
ulusal özgürlük ve bağımsızlık;
halkların ve milletlerin kardeşliği ve birliği;
işçi sınıfının birleşik çıkarları ve işçilerin ve tüm emekçilerin dayanışması;
insan kişiliğinin kapsamlı gelişimi ve insanların, ulusların ve milliyetlerin, giderek zenginleşen bir sosyalist toplum kültür ve medeniyetinin yaratılması yolunda çıkarları ve özlemleri doğrultusunda yakınlaşması için özgürlük fırsatları;
sosyalist toplumun maddi temellerinin ve halkın refahının geliştirilmesine yönelik çabaların birleştirilmesi ve koordine edilmesi;
işçi sınıfının ve tüm emekçilerin ortak çıkarlarını, halkların ve milliyetlerin eşitliğini güvence altına alan bir sosyo-ekonomik ilişkiler sistemi ve siyasal sistemin birleşik temeli;
İnsanın kendi özlemlerini insanlığın ilerici özlemleriyle birleştirmesi.
İşçiler, halklar ve milletler, egemenlik haklarını, sosyalist cumhuriyetler ve sosyalist özerk bölgeler içinde anayasal haklarına göre, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde ise bu Anayasa'da ortak çıkarların öngördüğü hallerde kullanırlar.
İşçiler, halklar ve milletler, federasyon düzeyinde, cumhuriyetler ve özerk bölgeler arasında koordinasyon, dayanışma ve karşılıklılık ilkeleri, federasyon organlarında cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin eşit temsili temelinde ve bu Anayasaya uygun olarak, ayrıca cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin kendi kalkınmaları ve sosyalist toplumun bir bütün olarak kalkınması için sorumluluk ilkeleri temelinde kararlar alırlar.
İlke 1
Yugoslavya halkları, birlikte yaşadıkları milliyetlerle birlikte, her halkın kendi kaderini tayin etme hakkından, ayrılma hakkı da dahil olmak üzere, Halk Kurtuluş Savaşı ve Sosyalist Devrim döneminde ortak mücadele içinde iradesini özgürce ifade etme temelinde, tarihi özlemlerine uygun olarak, kardeşlik ve birliklerinin daha da güçlenmesinin ortak çıkarlarına denk düştüğünü idrak ederek, özgür ve eşit halklar ve milliyetlerden oluşan federal bir cumhuriyette birleşmiş ve sosyalist federal bir işçi topluluğu olan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'ni kurmuşlardır. Bu cumhuriyette, her halkın ve milliyetin ayrı ayrı ve hepsinin birlikte çıkarları doğrultusunda, şunları gerçekleştirmiş ve sağlamışlardır:
işçilerin özyönetimine ve sosyalist özyönetim sisteminin korunmasına dayanan sosyalist toplumsal ilişkiler;
ulusal özgürlük ve bağımsızlık;
halkların ve milletlerin kardeşliği ve birliği;
işçi sınıfının birleşik çıkarları ve işçilerin ve tüm emekçilerin dayanışması;
insan kişiliğinin kapsamlı gelişimi ve insanların, ulusların ve milliyetlerin, giderek zenginleşen bir sosyalist toplum kültür ve medeniyetinin yaratılması yolunda çıkarları ve özlemleri doğrultusunda yakınlaşması için özgürlük fırsatları;
sosyalist toplumun maddi temellerinin ve halkın refahının geliştirilmesine yönelik çabaların birleştirilmesi ve koordine edilmesi;
işçi sınıfının ve tüm emekçilerin ortak çıkarlarını, halkların ve milliyetlerin eşitliğini güvence altına alan bir sosyo-ekonomik ilişkiler sistemi ve siyasal sistemin birleşik temeli;
İnsanın kendi özlemlerini insanlığın ilerici özlemleriyle birleştirmesi.
İşçiler, halklar ve milletler, egemenlik haklarını, sosyalist cumhuriyetler ve sosyalist özerk bölgeler içinde anayasal haklarına göre, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde ise bu Anayasa'da ortak çıkarların öngördüğü hallerde kullanırlar.
İşçiler, halklar ve milletler, federasyon düzeyinde, cumhuriyetler ve özerk bölgeler arasında koordinasyon, dayanışma ve karşılıklılık ilkeleri, federasyon organlarında cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin eşit temsili temelinde ve bu Anayasaya uygun olarak, ayrıca cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin kendi kalkınmaları ve sosyalist toplumun bir bütün olarak kalkınması için sorumluluk ilkeleri temelinde kararlar alırlar.
İlke 2
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin sosyalist toplum sistemi, işçi sınıfının ve bütün emekçilerin gücüne, yaratıcılığın özgür ve eşit üreticileri ve taşıyıcıları olan, çalışmaları yalnızca kişisel ve ortak gereksinimlerini karşılamaya hizmet eden insanlar arasındaki ilişkilere dayanır.
Bu ilişkilerin temeli, işçinin sosyo-ekonomik konumudur ve bu durum ona, kamu mülkiyetinde olan üretim araçlarının kullanımı yoluyla ve doğrudan, birleşik emek içinde yer alan diğer işçilerle eşit haklara sahip olarak, toplumsal yeniden üretimin tüm sorunlarını karşılıklı bağımlılık, sorumluluk ve dayanışma koşulları ve ilişkileri içinde çözerek, kişisel maddi ve manevi çıkarlarını tatmin etme, kendi yaşam ve geçmiş emeğinin ürünlerini ve genel maddi ve toplumsal ilerlemenin kazanımlarını kullanma hakkını kullanma, kişisel ve toplumsal ihtiyaçlarını bu temeller üzerinde mümkün olduğu kadar tam olarak tatmin etme, emeğini ve diğer yaratıcı yeteneklerini geliştirme olanağı sağlar.
Buna göre, bir kişinin konum ve rolünün dokunulmaz temeli şunlardan oluşur:
Üretim araçlarının kamusal mülkiyeti, insan sömürüsünün her türlü sisteminin yeniden canlandırılmasının önünü açar ve işçi sınıfının ve işçilerin üretim araçlarından ve diğer çalışma koşullarından yabancılaşmasının ortadan kaldırılması sonucunda, işçilerin üretimde, emek ürününün dağıtımında ve toplumun gelişme yönünün özyönetim temelinde belirlenmesinde özyönetimini sağlar;
emeğin özgürleşmesi, emek içinde yer alan insanların tarihsel olarak belirlenmiş sosyo-ekonomik eşitsizliğinin ve bağımlılığının aşılması anlamına gelir; bu, emek ve sermaye arasındaki çelişkilerin ortadan kaldırılması, her türlü ücretli çalışmanın ortadan kaldırılması, üretici güçlerin kapsamlı bir şekilde geliştirilmesi, emek verimliliğinin artırılması, çalışma saatlerinin azaltılması, bilim ve teknolojinin geliştirilmesi ve uygulanması, herkese daha yüksek bir eğitim düzeyinin sağlanması ve işçilerin kültürünün yükseltilmesiyle sağlanır;
Her işçinin, diğer işçilerle eşit şartlarda, kendi işini, koşullarını ve yaşam koşullarını kararlaştırdığı kendi kendini yönetme hakkı,
emeğinin sonuçlarını, kişisel ve ortak çıkarları, toplumsal gelişmenin yönü hakkında düşünür, iktidarı kullanır ve diğer kamu işlerini yönetir;
işçinin, "herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre" ilkesi uyarınca emeğinin sonuçlarından ve toplumun tüm maddi gelişmesinden yararlanma hakkı, kendi ve toplumsal emeğinin maddi temellerinin gelişmesini sağlama ve diğer toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına katkıda bulunma yükümlülüğü;
bir kişinin ekonomik, sosyal ve kişisel güveni;
herkesin herkese, herkesin herkese karşı dayanışması ve karşılıklılığı, işçilerin kalıcı çıkarlarını ancak bu ilkeler üzerinde gerçekleştirebilecekleri anlayışına dayanır;
İnsanın ve toplumsal topluluğun çıkarları doğrultusunda üretimin ve diğer toplumsal ve bireysel faaliyet türlerinin geliştirilmesinde serbest girişim;
Kişinin çıkarlarını, özyönetim hakkını ve diğer haklarını gerçekleştirmesine, özellikle yönetim organlarının, sosyo-politik örgütlerin ve kendisinin oluşturduğu diğer kamu örgütleri ve derneklerin faaliyetlerine doğrudan katılımı sırasında kişiliğini geliştirmesine ve bu sayede kamu bilincinin gelişmesine, faaliyetleri için koşulların genişlemesine ve çıkar ve haklarının gerçekleştirilmesine etki etmesine olanak sağlayan demokratik siyasi ilişkiler;
Anayasa ve kanuna uygunluk çerçevesinde kişilerin hak, görev ve sorumluluklarının eşitliği.
Sosyo-ekonomik ve siyasal sistem insanın bu konumundan doğar ve ona ve toplumdaki rolüne hizmet eder.
Üretimin ve diğer toplumsal faaliyet dallarının her türlü yönetim biçimi, insanın bu konumuna dayalı toplumsal ilişkileri bozan her türlü dağıtım biçimi, ister bürokratik keyfilik, teknokratik gasp ve üretim araçlarının tekelci yönetimine dayalı ayrıcalıklar biçiminde olsun, ister grup mülkiyeti ve bu fonların diğer özelleştirme biçimleri temelinde kamusal fonlara el konulması biçiminde olsun, ister özel mülkiyet veya özel egoizm biçiminde olsun, ayrıca işçi sınıfının toplumsal, ekonomik ve siyasal ilişkiler açısından tarihsel rolünü yerine getirme ve kendisi ve tüm işçiler için iktidarı örgütleme olanaklarının her türlü sınırlandırılması, bu Anayasa ile kurulan sosyo-ekonomik ve siyasal sisteme aykırıdır.
İlke 3
Sosyalist sosyo-ekonomik ilişkilerin ifadesi olarak kamusal mülkiyet, özgür birleşik emeğin ve işçi sınıfının üretimde ve toplumsal yeniden üretim alanında egemen konumunun temeli olduğu gibi, insanın ihtiyaç ve çıkarlarını karşılamaya yarayan, kişinin kendi emeğiyle yarattığı kişisel mülkiyetin de temelidir.
Toplumsal yeniden üretimin genel ve ayrılmaz temeli olan kamu malı üretim araçları, yalnızca işçilerin kişisel ve genel ihtiyaç ve çıkarlarını karşılamak, işçilerin çeşitli ve genel ihtiyaç ve çıkarlarını karşılamak, sosyalist toplumun ve sosyalist özyönetim ilişkilerinin maddi temellerini geliştirmek amacıyla emeğe hizmet eder. Genişletilmiş yeniden üretim araçları da dahil olmak üzere kamu malı olan üretim araçları, bu araçları kendi çıkarları, işçi sınıfının ve sosyalist toplumun çıkarları doğrultusunda kullanan birleşik işçiler tarafından doğrudan yönetilir. Bu toplumsal işlevi yerine getirirken, birleşik işçiler birbirlerine ve bir bütün olarak sosyalist topluma karşı sorumludurlar.
Üretim araçlarının ve diğer emek araçlarının kamusal mülkiyeti, herkesin kamu kaynaklarını kullanara

1) Güneyde yaşayan bütün Türklerin Kuzeye geçmelerine izin verilecektir. Bu işlem BM'nin yardımları ile yapılacak ve 1975 yılının Eylül ayı sonundan önce sonuçlandırılacaktır.
2) Göç edecek Kıbrıslı Türklerin beraberlerinde sınırlı miktarda gerekli eşyalarını götürme hakları olacaktır. Traktör, otobüs, araba v.b. araçlarını ise her bölgedeki BM Gücü'nün denetimine bırakacaklar ve bu araçlar kısa süre içinde Kuzeye geçirilecektir.
3) Kuzeyde olup da Güneye geçmek isteyen Rumlar BM aracılığı ile geçebileceklerdir.
Rumlar ve Türkler Barış Harekatı öncesi tüm adaya dağılmışlardı. Barış Harekatı bu dağınıklığa ve bölünmüşlüğe son vererek Türk ve Rumları kendi bölgelerinde birleştirmiş ve böylece çatışmaları da durdurmuştur.

Hasgüler, Mehmet (Şubat 2007). Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu; 394-395. sayfa, Alfa Yayınları, ISBN 975-297-836-3.

Madde 1
Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti, cumhuriyetin bütün millet ve milliyetlerinden işçilerin, köylülerin ve aydınların, emekçi halkının irade ve çıkarlarını temsil eden, bütün halkın sosyalist devletidir.
Madde 2
RSFSC'de bütün egemenlik halka aittir.
Halk, RSFSC'nin siyasi temelini oluşturan Halk Temsilcileri Konseyleri aracılığıyla devlet iktidarını kullanır.
Diğer tüm kamu kurumları Halk Temsilcileri Konseyleri tarafından denetlenir ve onlara karşı sorumludur.
Madde 3
Sovyet devletinin örgütlenmesi ve faaliyetleri, demokratik merkeziyetçilik ilkesine göre inşa edilmiştir: Devlet iktidarının tüm organlarının aşağıdan yukarıya doğru seçilmesi, halka karşı sorumlu olmaları, üst organların kararlarının alt organlar için bağlayıcı olması. Demokratik merkeziyetçilik, birleşik liderliği, yerel düzeyde inisiyatif ve yaratıcı faaliyetle birleştirir ve her devlet organı ve görevlisinin kendisine verilen görevden sorumlu olmasını sağlar.
Madde 4
Sovyet devleti ve tüm organları sosyalist meşruiyet temelinde faaliyet gösterir ve asayişin, toplumun çıkarlarının, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlar.
Devlet ve kamu kuruluşları ve görevlileri, SSCB Anayasası, RSFSC Anayasası ve Sovyet yasalarına uymakla yükümlüdürler.
Madde 5
Devlet hayatının en önemli konuları kamuoyunun tartışmasına sunulur ve ayrıca halk oylamasına (referanduma) sunulur.
Madde 6
Sovyet toplumunun öncü ve yönlendirici gücü, siyasi sisteminin, devlet ve kamu kuruluşlarının çekirdeği Sovyetler Birliği Komünist Partisi'dir. SBKP halk için vardır ve halka hizmet eder.
Marksist-Leninist öğretilerle donanmış olan Komünist Parti, toplumun gelişmesinin genel perspektifini, SSCB'nin iç ve dış politika çizgisini belirler, Sovyet halkının büyük yaratıcı faaliyetini yönlendirir ve komünizmin zaferi için mücadelesine sistematik, bilimsel temellere dayanan bir karakter kazandırır.
Bütün parti örgütleri SSCB Anayasası çerçevesinde faaliyet göstermektedir.
Madde 7
Sendikalar, Tüm Birlik Leninist Komünist Gençlik Birliği, kooperatifler ve diğer kamu kuruluşları, tüzüksel görevleri uyarınca devlet ve kamu işlerinin yönetimine, siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel sorunların çözümüne katılırlar.
Madde 8
Çalışma kolektifleri, devlet ve kamu işlerinin görüşülmesi ve karara bağlanmasına, üretim ve toplumsal kalkınmanın planlanmasına, personelin eğitilmesi ve yerleştirilmesine, işletme ve kuruluşların yönetimi, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, üretimin geliştirilmesine yönelik fonların kullanılması, sosyo-kültürel etkinlikler ve maddi teşvikler konularının görüşülmesine ve karara bağlanmasına katılırlar.
İş kolektifleri sosyalist rekabeti geliştirir, ileri çalışma yöntemlerinin yaygınlaşmasını sağlar, iş disiplinini güçlendirir, üyelerini komünist ahlak anlayışıyla eğitir, siyasal bilinç, kültür ve mesleki yeterliliklerinin artırılmasına özen gösterir.
Madde 9
Sovyet toplumunun siyasal sisteminin gelişmesinin temel yönü, sosyalist demokrasinin daha da geliştirilmesidir: vatandaşların devlet ve toplum işlerinin yönetimine katılımının giderek artması, devlet aygıtının iyileştirilmesi, toplumsal örgütlerin etkinliğinin artırılması, kamu denetiminin güçlendirilmesi, devlet ve toplumsal yaşamın yasal temellerinin sağlamlaştırılması, tanıtımın genişletilmesi, kamuoyunun sürekli dikkate alınması.

Madde 10
RSFSC'nin ekonomik sisteminin temeli, üretim araçlarının devlet (kamu) ve kollektif çiftlik-kooperatif mülkiyeti biçimindeki sosyalist mülkiyetidir.
Sosyalist mülkiyet, sendikaların ve diğer kamu kuruluşlarının yasal görevlerini yerine getirebilmeleri için ihtiyaç duydukları mülkiyeti de kapsar.
Devlet sosyalist mülkiyeti korur ve onun artması için gerekli koşulları yaratır.
Hiç kimsenin sosyalist mülkiyeti kişisel çıkarı veya diğer bencil amaçları için kullanma hakkı yoktur.
Madde 11
Devlet mülkiyeti, bütün Sovyet halkının ortak mülkiyeti olup, sosyalist mülkiyetin başlıca biçimidir.
Devlet, toprak, maden kaynakları, sular, ormanlar gibi temel üretim araçlarının, ulaştırma ve haberleşme araçlarının, bankaların, devlet tarafından örgütlenen ticaretin, belediye ve diğer işletmelerin, kentsel konut stokunun ve devlet görevlerinin yerine getirilmesi için gerekli diğer mülklerin mülkiyetine sahiptir.
Madde 12
Kollektif çiftlikler ve diğer kooperatif kuruluşları ile bunların birliklerinin mal varlığı, kanuni görevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli olan üretim araçları ve diğer mallardır.
Kolhozların işgal ettikleri topraklar, onlara bedelsiz ve süresiz olarak tahsis edilir.
Devlet, kollektif çiftlik-kooperatif mülkiyetinin gelişmesini ve devlet mülkiyetine yakınlaşmasını teşvik eder.
Kollektif çiftlikler, diğer toprak kullanıcıları gibi, toprağı etkin bir şekilde kullanmak, ona özenli davranmak ve verimliliğini artırmakla yükümlüdürler.
Madde 13
RSFSC vatandaşlarının kişisel mülkiyetinin temeli, kazanılmış gelirdir. Kişisel mülkiyet; ev eşyaları, kişisel tüketim malları, ev eşyaları, konut binası ve kazanılmış birikimleri kapsayabilir. Vatandaşların kişisel mülkiyeti ve miras hakkı devlet tarafından korunmaktadır.
Vatandaşlar, kanunla belirlenen usullere göre tahsis edilen arazileri, yan tarım (hayvancılık ve kümes hayvancılığı dahil), bahçecilik ve sebzecilik ile bireysel konut inşaatı için kullanabilirler. Vatandaşlar, kendilerine tahsis edilen arazileri rasyonel bir şekilde kullanmakla yükümlüdürler. Devlet ve kolektif çiftlikler, yan tarımın yönetiminde vatandaşlara yardımcı olur.
Vatandaşların şahsi mülkiyetinde veya kullanımında bulunan mallar, haksız kazanç elde etmek veya toplum çıkarlarına zarar vermek amacıyla kullanılamaz.
Madde 14
Kamu refahının, halkın ve her Sovyet bireyinin refahının kaynağı, Sovyet halkının sömürüden uzak emeğidir.
Sosyalizmin "Herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre" ilkesine uygun olarak, devlet emek ve tüketim miktarını kontrol eder ve vergilendirilebilir gelir üzerinden alınacak vergi miktarını belirler.
Toplumsal açıdan yararlı çalışma ve sonuçları, kişinin toplumdaki konumunu belirler. Devlet, maddi ve manevi teşvikleri bir araya getirerek, yenilikçiliği ve çalışmaya karşı yaratıcı bir yaklaşımı teşvik ederek, çalışmanın her Sovyet vatandaşının en temel yaşamsal ihtiyacı haline gelmesine katkıda bulunur.
Madde 15
Sosyalizmde toplumsal üretimin en yüce amacı, halkın artan maddi ve manevi gereksinimlerinin tam olarak karşılanmasıdır.
Devlet, işçilerin yaratıcı faaliyetine, sosyalist rekabete, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin kazanımlarına, ekonomik yönetim biçimlerinin ve yöntemlerinin iyileştirilmesine dayanarak, emek üretkenliğinin artmasını, üretim verimliliğinin ve iş kalitesinin yükselmesini, ulusal ekonominin dinamik, planlı ve orantılı gelişmesini sağlar.
Madde 16
RSFSC ekonomisi, SSCB topraklarındaki toplumsal üretim, dağıtım ve değişimin tüm halkalarını kapsayan tek bir ulusal ekonomik kompleksin ayrılmaz bir parçasıdır.
Ekonominin yönetimi, sektörel ve bölgesel ilkeler dikkate alınarak, ekonomik ve sosyal kalkınmaya yönelik devlet planları temelinde, merkezi yönetim ile işletmelerin, derneklerin ve diğer kuruluşların ekonomik bağımsızlığı ve inisiyatifinin birleştirilmesiyle gerçekleştirilir. Bu durumda, işletme hesaplaması, kâr, maliyet fiyatı, diğer ekonomik kaldıraçlar ve teşvikler aktif olarak kullanılır.
Madde 17
RSFSC'de, kanuna uygun olarak, el sanatları, tarım, halka yönelik tüketici hizmetleri ve vatandaşların ve aile üyelerinin yalnızca kişisel emeğine dayanan diğer faaliyet türleri alanında bireysel emek faaliyetine izin verilmektedir. Devlet, bireysel emek faaliyetini düzenler ve toplumun çıkarları doğrultusunda kullanılmasını sağlar.
Madde 18
RSFSC, şimdiki ve gelecek kuşakların çıkarları doğrultusunda, toprak ve yeraltı kaynaklarının, su kaynaklarının, bitki ve hayvan topluluklarının korunması ve bilimsel temele dayalı, akılcı kullanımı, temiz hava ve suyun muhafazası, doğal kaynakların yeniden üretiminin sağlanması ve insan çevresinin iyileştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.

Madde 19
RSFSC'nin toplumsal temeli, işçi, köylü ve aydınların yıkılmaz birliğidir.
Devlet, toplumun sosyal homojenliğinin güçlendirilmesini, sınıf farklılıklarının, kent ile köy arasındaki önemli farklılıkların, zihinsel ve bedensel emeğin ortadan kaldırılmasını, SSCB'nin bütün millet ve halklarının kapsamlı kalkınması ve yakınlaşmasını teşvik eder.
Madde 20
Komünist ideal olan "Herkesin özgür gelişimi, herkesin özgür gelişiminin koşuludur" ilkesine uygun olarak devlet, vatandaşların yaratıcı güçlerini, yeteneklerini ve yeteneklerini, bireyin çok yönlü gelişimi için kullanmalarına yönelik gerçek fırsatların genişletilmesini hedef olarak belirler.
Madde 21
Devlet, ulusal ekonominin bütün sektörlerinde üretim süreçlerinin tam makineleşmesi ve otomasyonu temelinde, çalışma koşullarının ve korunmasının iyileştirilmesi, bilimsel örgütlenmesi, ağır bedensel emeğin azaltılması ve daha sonra tamamen ortadan kaldırılması ile ilgilenir.
Madde 22
RSFSC'de, tarım emeğinin sanayi emeğine dönüştürülmesi; kırsal kesimde kamusal eğitim, kültür, sağlık, ticaret ve kamusal yemek hizmetleri, tüketici hizmetleri ve kamu hizmetleri kuruluşları ağının genişletilmesi; köy ve mezraların donanımlı yerleşim yerlerine dönüştürülmesi amacıyla sürekli bir program uygulanmaktadır.
Madde 23
Devlet, emek verimliliğinin artışına dayalı olarak, işçilerin ücret ve reel gelir düzeylerinin artırılmasına yönelik çalışmaları sürekli olarak yürütür.
Sovyet halkının ihtiyaçlarını daha kapsamlı bir şekilde karşılamak amacıyla kamu tüketim fonları oluşturulmaktadır. Devlet, kamu kuruluşlarının ve işçi kolektiflerinin geniş katılımıyla bu fonların büyümesini ve adil dağıtımını sağlamaktadır.
Madde 24
RSFSC'de sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik, ticaret ve kamusal yemek hizmetleri, tüketici hizmetleri ve kamu hizmetlerine ilişkin devlet sistemleri faaliyet gösterir ve gelişir.
Devlet, kamu hizmetinin her alanında kooperatiflerin ve diğer kamu kuruluşlarının faaliyetlerini teşvik eder. Kitlesel beden eğitimi ve sporun gelişmes

Başlangıç
Genel (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11)
Temel Haklar ve Ödevler
Genel Hükümler (12, 13, 14, 15, 16)
Kişinin Hakları ve Ödevleri (17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40)
Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler (41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65)
Siyasi haklar ve ödevler (66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74)
Cumhuriyetin Temel Organları
Yasama:
TBMM (75, 76, 77, 78, 79)
Üyelikle ilgili hükümler (80, 81, 82, 83, 84, 85, 86)
Görev ve yetkileri (87, 88, 89, 90, 91, 92)
Faaliyetleri ile ilgili hükümler (93, 94, 95, 96 , 97)
Bilgi edinme ve denetime yolları (98, 99, 100)
Yürütme:
Cumhurbaşkanı
Bakanlar Kurulu
Olağanüstü Yönetim Usulleri
İdare
Yargı:
Genel hükümler
Yüksek mahkemeler
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Sayıştay
Malî Ve Ekonomik Hükümler:
Malî Hükümler
Ekonomik Hükümler
Çeşitli Hükümler
Geçici Hükümler
Son Hükümler (4709 sayılı kanun/4777 sayılı kanun)

Tersane-i Amire meydanında derdest inşa bulunan Nusrel-aziz nam uskuru korvet-i hümâyununun emr-i inşası hitama reside olmuş olduğundan gelecek hafta içinde ruy-ı deryaya tenzilinin kararlaştırıldı...Osman Gazi nam zırhlı firkateyn-i hümâyun Klayd nam İngiltere tersanesinden behere tenzil olunduğu geçende sahife-i beyan kılınmışıdı. Bununla beraber geçen sene sipariş olunmuş olan Abdülaziz nam zırhlı firkateyn-i hümâyun derdest inşa bulunmakla alafranga gelecek Kanun-ı sânîye doğru ikmal olunacağından onunda deryaya tenzili ve bunu müteakib Orhan namında olan sefine-i Osmaniyyenin inşasına mübaşeret olunması mukarrar idügi mezkûr Osman Gazi nam sefinenin bahre nüzulünü seyr için İngiltere ahalisinden pek çok kişi birikmiş ve bu sırada saltanat-ı seniyyenin Londra sefiri atufetlü mösyö Rozbek Efendi ve liman reisi sa‘âdetlü Müşavir Paşa hazeratı dahi orada hazır bulunmuş oldukları (Levan Heralid) nam İngiliz gazetesinden muharrerdir.

İlgili metin

}}

 

Soruşturma No :2009/511
Esas No : 2009/268
İddianame No : 2009/188

DAVACI	:	K.H.
 ŞÜPHELİLER	:
I.BÖLÜM 2008/623 SAYILI İDDİANAME ÖZETİ
II. BÖLÜM SORUŞTURMANIN DİĞER AŞAMALARI
III. BÖLÜM ÖRGÜTÜN İŞLEDİĞİ SUÇLAR
IV. BÖLÜM ÖRGÜTÜN FAALİYETLERİ
BÖLÜM V ŞÜPHELİLERİN BİREYSEL DURUMLARI
1- Şüpheli Mehmet Şener Eruygur
2- Şüpheli Ahmet Hurşit TOLON
3- Şüpheli Levent Ersöz
4- Şüpheli Hasan Atilla Uğur
5- Şüpheli Mustafa Ali BALBAY
6- Şüpheli Sinan Aydın AYGÜN
7- Şüpheli İlker GÜVEN
8- Şüpheli Birol BAŞARAN
9- Şüpheli Barbaros Hayrettin ALTINTAŞ
10- Şüpheli Erol MÜTERCİMLER
11- Şüpheli Emin ŞİRİN
12- Şüpheli Hakan ŞANLI
13- Şüpheli Yüksel Dilsiz
14- Şüpheli Turhan ÇÖMEZ
15- Şüpheli Ferda PAKSÜT
16- Şüpheli Halis Yavuz IŞIKLAR
17- Şüpheli Ufuk Mehmet BÜYÜKÇELEBİ
18- Şüpheli Tanju Güvendire
19- Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan
20-Şüpheli Adil Serdar Saçan
21-Şüpheli Gürbüz Çapan,
22- Şüpheli Emcet Olcaytu
23-Şüpheli Adnan Türkkan
24-Şüpheli Tunç Akkoç
25-Şüpheli Mesut Özcan
26-Şüpheli Hüseyin Nazlıkul
27-Şüpheli Adnan Bulut,
28-Şüpheli Merdan Yanardağ
29-Şüpheli Murat Ağırel,
30-Şüpheli Selim UTKU Gümrükçü
31-Şüpheli Mahir Akkar,
32-Şüpheli Evrim Baykara,
33-Şüpheli Fatma Sibel Yüksek
34-Şüpheli Osman Gürbüz
35-Şüpheli Arif Doğan
36-Şüpheli Muzaffer Öztürk
37-Şüpheli Levent Temiz
38-Şüpheli Ertaç GİRAY
39-Şüpheli Hüseyin KESKİN
40- Şüpheli Durmuş Ali ÖZOĞLU
41- Şüpheli İbrahim ÖZCAN
42- Şüpheli Kemal AYDIN
43- Şüpheli Neriman AYDIN
44-şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ
45- Şüpheli Noyan ÇALIKUŞU
46-Şüpheli Eren MUMCU
47- Şüpheli Önder KOÇ
48- Şüpheli HASAN HÜSEYİN UÇAR
49-Şüpheli Yaşar TOZKOPARAN
50- Şüpheli Doğukan YORULMAZ
51- Şüpheli Hatice Bahtiyar
52-Şüpheli Hamza DEMİR
53- Şüpheli Ercüment OVALI
54- Şüpheli Muhammet Murat AVAR
55- Şüpheli Siyami YALÇIN
56- Şüpheli Süleyman SOLMAZ
SONUÇ OLARAK
SONUÇ VE TALEP

I.BÖLÜM: 2008/623 SAYILI İDDİANAME ÖZETİ

Telefon ihbarı üzerine İstanbul Ümraniye ilçesindeki bir evde 27 adet el bombası bulunmuştur. İlk aşamada bombalar ile ilgili olarak ev sahibi Mehmet DEMİRTAŞ ve evde daha önce kiracı olarak oturan Ali YİĞİT ile daha sonrasında Mehmet DEMİRTAŞ’ın kolluk görevlilerine sözlü beyanlarına göre Oktay YILDIRIM yakalanmışlardır.
İhbar eden Şevki YİĞİT, Mehmet DEMİRTAŞ'ın evinde oturan oğlu Ali YİĞİT’in yanında geçici olarak kalmakta iken tahta aramak için çatıya çıktığında sandık içinde bombaları gördüğünü, Ali YİĞİT’e sorduğunda "Bombalar dayımın komutanınındır, fazla karıştırma" dediğini, manav dükkânı kapanınca Trabzon'a döndüğünü, ilk etapta oğlunun başına da bir iş gelir düşüncesi ile ihbarda bulunmadığını, ancak maddi durumu iyi olmayan oğlunun kandırılıp bir olayda kullanılabileceği endişesi ile ihbarda bulunduğunu, daha sonra basında yer alması nedeni ile Ali YİĞİT’in bombaların sahibi olarak bahsettiği komutanın Mehmet DEMİRTAŞ'ın gaz istasyonuna gelip giden Oktay YILDIRIM olduğunu anladığını söylemiştir.
Ali YİĞİT, babası Şevki YİĞİT’in evin çatısında tesadüfen el bombası sandığı görerek kendisine söylediğini, ev sahibi olan dayısı Mehmet DEMİRTAŞ’ın bundan sonra kendisine “çatıda askeri bir sandık içinde el bombaları var, bu malzemelere bir şey olursa başınız belaya girer, kurtaramayız, kimseye bu konudan bahsetme seni de alırlar, bu evde sen oturuyorsun” diyerek bombaların 1,5 yıl kadar önce Oktay YILDIRIM tarafından getirildiğini söylediğini, korktuğu için ihbarda bulunamadığını, ancak bu sebeple evden taşındığını, ihbarı da babasının yapmış olabileceğini söyleyerek, askerliğinde Mehmet DEMİRTAŞ’ın komutanı olduğu söylenen Oktay YILDIRIM’ı bir dönem kendisinin de çalıştığı Mehmet DEMİRTAŞ’a ait LPG istasyonuna gelişlerinde tanıdığını, sonrasında Mehmet DEMİRTAŞ’a ait ancak kendisinin işlettiği manava zaman zaman Oktay YILDIRIM ve Mahmut ÖZTÜRK’ün Mehmet DEMİRTAŞ’ı görmeye geldiklerini, bu kişilerin manavda kendisine duyurmamaya çalışarak gizli konuşmalar yaptıklarını,  Oktay YILDIRIM’ın manavda olduğu bir tarihte sonradan adını öğrendiği Muzaffer TEKİN’in siyah renkli bir Mercedes ile manavın önüne gelip durduğunu, dikkatlice manava bakmasından sonra uzaklaştığını, arkasından Oktay YILDIRIM’ın manavdan ayrılıp bir süre sonra Mahmut ÖZTÜRK ile birlikte sarı renkli Opel Corsa ile manava geldiğini,  Danıştay saldırısında isimleri geçen bu kişileri televizyonda görerek Mehmet DEMİRTAŞ’a sorduğunu,  onun da kendisine bu kişilerin devlet için çalıştıklarını, devletin her yerinde adamları olduğunu, bu yolla bilgi aldıkları için Muzaffer TEKİN’in Çavuşbaşı'ndaki evinde arama yapıldığı halde silahların bulunamadığını söylediğini beyan etmiştir.
Oktay YILDIRIM, Mehmet DEMİRTAŞ ve Ali YİĞİT ilk aşamada tutuklanmışlardır. Ali YİĞİT, tehtid edildip suçu üstlenmesinin istendiği iddiaları nedeni ile yeniden alınan ifadesinde özetle;  Tutuklandığı gün Cezaevinde Oktay YILDIRIM’ın "…Ben burada kaldığım süre içerisinde, sen veya oğlunun, ailenin rahat yaşayabileceğinizi zannediyor musun? Onları öldürmek bana kalmaz, dışarıdakiler zaten o işi halledecekler…” sözleri ile kendisini tehdit ettiğini, “…babasının daha önce silah kaçakçılığı ile uğraştığı, bu bombaları da alıp satmak amacıyla orada bulundurduğu, emniyette verdiği ifadenin polisin vaatleri sonucunda olduğu, polisin bu konuda kendisine baskı yaparak ifadesini aldığı, ifadesinin doğru olmadığı…” içeriğindeki bir yazı vererek aynısını yazıp ezberlemesinin istendiğini, kendisine verilen bu yazıyı Cezaevi Müdürüne ilettiğini söylemiştir. Cezaevi idaresinden temin edilen bu yazıda Ali YİĞİT’in ifadesinde geçtiği şekilde anlatımlar olduğu, kriminal inceleme sonucu da yazının Mehmet DEMİRTAŞ’a ait bulunduğu tespit edilmiştir.
Ali YİĞİT’in ifadesi ve Muzaffer TEKİN’in basında yer alan Oktay YILDIRIM’ı savunmaya yönelik beyanları üzerine Muzaffer TEKİN ve Mahmut ÖZTÜRK yakalanmışlardır.
Oktay YILDIRIM’ın bilgisayar ve flaş belleğinde internetten aldığını söylediği Lobi isimli doküman bulunmuştur. Bu dokümanın giriş bölümünde “…Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon’a bağlı olarak “Sivil Unsurların” örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle hazırlanan ve “Lobi” adı verilen bu gizli örgütsel çalışmanın amaçları doğrultusunda şimdiye değin faaliyet gösterilmemiş olması, bize göre büyük bir talihsizliktir…” denmektedir.
Muzaffer TEKİN’in işyerinde “Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Master plan ön çalışması)” başlıklı doküman, Genelkurmay Başkanlığı bilgisayarlarında hazırlandığı anlaşılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesi Kuvvet Komutanlarının kendi aralarında yapmış oldukları gizli toplantılara ait yazılar ve Muzaffer ŞENOCAK ile ilgili resim ve yazılar içeren CD, bilgisayarında da internetten aldığını söylediği Lobi isimli doküman bulunmuştur.
Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Mastır plan ön çalışması) başlıklı bu dokümanın yapılanmanın temel felsefesi alt başlığında “…Planlama Yürütme Kurulu (PYK) üye sayısı (?) dir. Üye sayısı arttırılamaz. Üyeler değiştirilemez. Vefat halinde yeni üye oybirliği ile seçilir. Kabul töreninde ritüel uygulanır. İhanet ve ayrılmak ancak hakka teslimiyet ile olur. PYK’nun alt birimleri vardır. Alt Kurul (AK) başkan ve alt birim temsilcilerinden oluşur. Yapılanma sacayağı diyalogu şeklinde olur. Yani kendi alt birimleri 3 kişiden oluşan 21 temsilciden oluşur. Alt birimler uygun sayıda danışman ile çalışırlar. Her alt birimin kendi konularında fikir üreten 3 kişilik grupları vardır. Öneri halinde gelen fikirler temsilcileri aracılığı ile PYK’na sunulur. (?)+21 isimleri kesinlikle gizlidir ve deklare edilmez. Kod isim kullanırlar. Toplu seyahat etmezler. Toplantıları gizlidir…” ve sızma stratejileri geliştirmek alt başlığında “Yargı, Emniyet, Eğitim, Sağlık, İstihbarat, Ordu, Sivil yeraltı Örgütleri (Mafya), Sivil toplum örgütleri, Meslek odaları, Kooperatifler ve Birlikler, Medya, Camiler ve tarikatlara sızmak ve denetim mekanizmaları oluşturmak…” yazmaktadır.
Muzaffer TEKİN’in Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Mastır plan ön çalışması) dokümanının, geçmiş dönemde Mehmet Fikri KARADAĞ ve Hüseyin GÖRÜM ile birlikte Ankara’daki Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi içindeki (Soruşturma aşamasında ölen) Kuddusi OKKIR tarafından bu hareketin İstanbul grubunu oluşturmak için hazırlanarak incelemesi için kendisine getirildiği,  Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK’ün de kendisinin tavsiyesine uyarak bu hareketten ayrıldığı ancak kendisi ile irtibatını koparmadığı şeklindeki beyanlarına göre Kuddusi OKKIR ve Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK yakalanmıştır.
Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK’ten bir dönem çalıştığı Ulusal Kanal Haber Merkezinden aldığını söylediği Octobus (State Organized Crime) Mafia (La Cosa Nostra), Osmanlıdan günümüze masonik bilderberg çetesi siyonizm ve protokol finans odakları ve teknokratlar uluslara nasıl egemen oldu? başlıklı dokümanlar ve Lobi ve Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Mastır plan ön çalışması-CD içerisinde)  başlıklı dokümanlar ile gizli askeri belgeler ele geçmiştir.
Octobus (State organized crime) Mafia (La Cosa Nostra)  başlıklı dokümanın bazı bölümlerinde “…bu çalışma ulusal ve uluslar arası entrika labirentlerinde çıkarları doğrultusunda diledikleri gibi at koşturan narko/ekonomik/politik prensiplere sırtını yaslamış kamuoyunda mafia tanımlaması ile anılan state-organized-crime (devletçe örgütlenmiş) güç odaklarının reorganizasyonu için hazırlanmıştır… , …Türk mafiasının çökertilmesi yok edilmesi yerine mafianın reorganize edilmesinin getireceği yararlar küçümsenebilecek veya vazgeçilebilecek ölçekte değildir… , …önce yapılması gereken bir zamanlar Pentagon’un yaptığı gibi Türk Genel Kurmayının denetiminde yepyeni bir mafia örgütlenmesinin gerçekleştirilmesidir, Türkiye’de mafianın yeniden yapılandırılabilmesi mutlaka askeri bir gelişim olarak ele alınmalıdır… , …Türkiye’de istihbarat birimlerince kurulan tüm örgütler başarısız kalmıştır… , …Türkiye’de yapılması gerekli ve zorunlu olan doğrudan Genel Kurmay’a bağlı sivil bir kurul tarafından oluşturulacak mafia yapılandırılmasıdır…” yazılarının bulunduğu görülmüştür.
Kuddusi OKKIR’ın bilgisayarında Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Mastır plan ön çalışması) dokümanının yanı sıra Danıştay saldırısı ve Atabeyler davası olarak bilinen olaylar ile kişilerin özel yaşamına ilişkin istihbari mahiyette bilgi ve belgeler bulunmuş, bunların bir örgüt faaliyeti içerisinde Ayşe Asuman ÖZDEMİR tarafından derlenip Gazi GÜDER’e, onun tarafından da Kuddusi OKKIR’a iletildiği belirlenmiş, Gazi GÜDER, Ayşe Asuman ÖZDEMİR ve bağlantılı olduğu anlaşılan Halil Behiç GÜRCİHAN yakalanmıştır.
Halil Behiç GÜRCİHAN’ın bilgisayarında, kapsamlı bir istihbarat çalışması ile oluşturulabilecek şekilde 366 milletvekilinin bazılarının “…sadakati tam, yakından izlenen milletvekillerinden, siyasi dalgalanmalardan etkilenebilir, profili AKP’nin en önemli negatiflerinden, Kürtçülüğü ile gündemde, Recep Tayip Erdoğan’ı ilk terk edecek milletvekillerinden, bir anda parti değiştirebilir, ABD, İngiltere ve İsrail’in etki alanında, AKP ve Recep Tayip Erdoğan’a sadık ancak provokasyonlara açık, dikkatle izlenmeli, AKP’ye yönelik operasyonlarda kullanılabilir, özellikle enformatik provokasyonlara açık, AKP içindeki hareketlenmelerde rol alabilir, siyasi sadakati konjonktüre tabidir, siyasi operasyonlara katılabilir, gemiyi terk edecek gerekçeler üretebilir, etnikçilik yapabilir, dezenformasyona açık, sadakati asgari ölçülerde, İsrail’in etkisinde ancak direkt teması yok, İngiliz ve ABD takibi altında, RTE’ ye küs Abdullah Gül ekibinde, takip dışı…”  ve benzeri yazılarla sınıflandırıldığı bir liste bulunmuştur.  Halil Behiç GÜRCİHAN bu listenin içinde bulunduğu bilgisayarı bir dönem başkan yardımcılığını yaptığı SESAR isimli şirketten olan alacağına karşılık aldığını söylemiştir.
Yine Muzaffer TEKİN’in, içerisinde gizli askeri bilgiler bulunan CD nin eski bir polis aracılığı ile Mete 

II. BÖLÜM
SORUŞTURMANIN DİĞER AŞAMALARI
Trabzon İl Jandarma Komutanlığının 156 hattını gizli numaradan arayarak isim ve kimliğini belirtmeyen bir şahsın, “Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı’nın karşısındaki tek katlı binanın  çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğu, patlayıcı maddeyi Mehmet DEMİRTAŞ isimli şahsın sakladığı, bu patlayıcıları bir astsubayın temin ettiği, adres olarak Mithatpaşa caddesi ile Samanyolu caddesinin birleştiği sokakta bulunan Kardak Balıkçısının yanındaki tek katlı bina” şeklinde ihbarda bulunduğu ve  bu ihbarın önce İstanbul İl jandarma Komutanlığına, sonrasında da İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bildirildiği anlaşılmıştır.
Soruşturmada, Emniyet Genel Müdürlüğünün her yıl güncellenen terör örgütleri listesinde yer almayan, örgütlenme biçimi, amacı ve faaliyetleri açısından bilinen terör örgütlerinden önemli farklılıklar gösteren, daha önce bir ceza davasına konu olmamış Ergenekon isimli Terör Örgütüne ulaşılmıştır.
Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından, örgütün yapılanması ve faaliyetlerine yönelik elde edilen bilgi ve tespitler doğrultusunda hazırlanan iddianame mahkemenizin 2008/209 esas sayılı dosyasında  yargılama halen devam etmektedir.
Soruşturma sürecinde elde edilen örgütsel nitelikli dokümanları, gizli tanık ifadeleri ve adli teknik takip çalışmaları; hiyerarşik ve farklı toplumsal katmanlara nüfuz etmeye odaklı örgütlenmenin göstergelerini oluşturmuştur.
30.06.2008 tarihine kadar gerçekleştirilen operasyonlarda  birçok şüphelinin ev ve işyerlerindeki aramalarda elde edilen ERGENEKON ANALİZ YENİ YAPILANMA YÖNETİM VE GELİŞTİRME PROJESİ İSTANBUL 29 EKİM 1999 - LOBİ ARALIK 1999 - OLUŞUM ARALIK/1999 - FUNDAMENTALİST TERÖR İSTANBUL 27 MART 2000 - ULUSAL MEDYA 2001 İSTANBUL / ARALIK 2000 - ŞİRKET KÖSTEBEKLER GÖZLEM ANALİZ İSTANBUL / ARALIK 2000 - MİT MEDYA VE AJAN GAZETECİLER İSTANBUL / ARALIK 2000 -  İŞÇİ PARTİSİNİN TÜRK VE KÜRDÜ BİRLİKTE ÖRGÜTLEME TASARIMI ANALİZ İSTANBUL 7 NİSAN 2000 - ÖRTÜLÜ FAALİYETLER BİR İSTANBUL 6 NİSAN 2000 - DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE 25 KASIM 1999 isimli dokümanların incelenmesi  teknik takip çalışmaları, gizli tanık  beyanları ve elde edilen deliller doğrultusunda,
Ergenekon Terör Örgütünün; bazı TSK mensubu ve sivil şahısları kullanarak,   Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün adını, ilke ve inkılâplarını suistimal ederek,   illegal kazanç, gizli istihbarat, legal ve illegal faaliyetler, terör dünyasına yön vermek amacı ile naylon terör örgütü kurmak, mafyayı re-organize ederek kullanmak, naylon şirketler oluşturma, suikast ve propaganda gibi yöntemler vasıtası ile bir örgütlenme oluşturup, gizlilik prensipleri altında Türkiye Cumhuriyetinin  devlet kademelerini ele geçirip, örgütün amaçları doğrultusunda bir devlet yapısı kurmak,  başıboş gezen şahısları amaçları doğrultusunda kullanmak, medyayı ele geçirerek devletin yeniden yapılanması çerçevesinde kullanmak, oluşturulacak sivil toplum kuruluşları vasıtası ile propaganda yapmak, kuvva-i milliye, ulusal güç birliği adı altında faaliyet yürüten dernekler ve güvenlik şirketleri kurarak bunlar vasıtası ile istihbarat toplamak,  gibi yöntemler ile devleti yeniden yapılandırma amaçları doğrultusunda   faaliyet yürüttüğünün   anlaşıldığı,
Şüpheliler Barbaros Hayrettin Altıntaş, Hasan Atilla Uğur, Birol Başaran, D. Ali Özoğlu, Kemal Aydın, Osman Gürbüz, İbrahim Özcan, M. Şener Eruygur, Sinan Aydın Aygün, Ahmet Hurşit Tolon Ve Levent Ersöz, Tunç Akkoç, Ercüment Ovalı,  Hamza Demir, Muhammet Murat Avar, Siyami Yalçın, Ufuk Büyükçelebi, İlker Güven Adnan Türkkan, Erol Mütercimler ve  Hatice Bahtiyar ait işyeri ve ikametlerinde yapılan aramalarda çok sayıda yazılı doküman, elektronik malzeme, 11 adet tabanca, 2 adet av tüfeği, 1 adet baston tüfek, çeşitli çap ve ebatta 1036 adet fişek, 28 adet kovan, 18 adet şarjör 2747 adet CD/DVD, 300 adet disket, 95 adet bilgisayar, 27 adet flash disk, 22 adet hafıza kartı, 260 adet videokaseti, 46 adet teyp kaseti, 99 adet ajanda, 27 adet telefon fihristi ve çok sayıda Devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken GİZLİ BELGELER ele geçirilmiştir.
Şüpheli şahıslardan Ayışığı, Yakamoz, Eldiven isimli darbe girişimine yönelik hazırlanan slaytlar ele geçirilmiş ve ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu adı altında illegal bir yapılanma kurdukları anlaşılmıştır.
Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yürütülen soruşturma devam etmekteyken, 12.08.2008 günü saat 18.20 sıralarında emniyete yapılan ihbar üzerine13.08.2008 günü arama  yapılan aramada; 2 adet Kalashnikof marka tüfek, 8 adet uçaksavar mermisi, 2 adet tabanca, 3 adet av tüfeği, bahse konu silahlara ve çeşitli ebatlara haiz 1218 adet Fişek, 1034 adet Kovan, 9 adet Şarjör, 4 adet el telsizi, 1 adet dürbün, 1 adet ses kayıt cihazı, 52 adet Vhs, Beta, Mikro ve Ses kaseti, çok sayıda yazılı doküman ve 1367 gram esrar elde edilmiştir.
Elde edilen malzemeler neticesinde iş yeri sahipleri Muzaffer ÖZTÜRK’ün 13.08.2008 günü, ihbarda adı geçen Arif DOĞAN’ın  14.08.2008 günü gözaltına alındıkları ve  tutuklandıkları,
Şüpheli M. Şener ERUYGUR’un ADD Genel Merkezindeki ofisi ve şüpheli Hurşit TOLON’un Ankara ilindeki ikametinden elde edilen CD’lerin içeriğinde, Cumhuriyet Çalışma Grubu adıyla faaliyet yürüten bir yapılanmanın kuruluş, teşkilatlanma ve çalışmalarına dair çok sayıda doküman bulunmuştur. Adı geçen grubun, Aralık 2003 tarihinde dönemin Jandarma İstihbarat Başkanı Emekli Tuğgeneral Levent ERSÖZ’ün talimatıyla İstihbarat Başkanlığı bünyesinde İstihbarat Yönetim Şube Müdürlüğü adıyla kurulduğu anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemelerde; grubun görev ve faaliyetleri ile ilgili çeşitli tarihlerde hazırlanmış olan rapor ve sunumlara rastlanmıştır. Bunlardan “Cumhuriyet Çalışma Grubu Teşkilat ve Faaliyetleri” adlı sunumda grubun kuruluş gerekçesinin anlatıldığı slaytta yer alan ifadeler, operasyon kapsamında ele geçirilen özel istihbarı bilgiler, psikolojik harekat planları ve fişleme çalışmalarının hangi kapsamda yürütüldüğü konusuna açıklık getirmektedir.
“Cumhuriyet Çalışma Grubu Teşkilat ve Faaliyetleri” adlı sunumda “Vakit Gazetesinin Saldırılarına Karşı Alınacak Tedbirler” başlığı altında yer alan “İllegal Faaliyetler” bölümünde silahlı eylem, sabotaj, adam kaçırma vb. yollara başvurulması gerektiği yönündeki ifadelerin bulunduğu görülmüştür.
Devletin en temel kurumlarından biri olan ve sorumlu olduğu bölgede illegal faaliyetlerle mücadele ile görevli olan Jandarma Teşkilatı içinde yer alan bir grubun, suç teşkil eden illegal eylemleri bir yöntem olarak benimsemesi ve bunu resmi bir sunumda açıkça ifade etmesinin ortaya koyduğu tehdit ve tehlikenin büyüklüğü, kurumlar içerisinde örgütlenmiş illegal yapılarla mücadelenin aciliyet ve önemini kaçınılmaz bir şekilde ortaya koymaktadır.
Ergenekon Terör Örgütü içerisinde faaliyetlerde bulunduğu tespit edilen ve örgüte yönelik yapılan çalışmalarda gözaltına alınan  şüphelilerle irtibatları tespit edilen şahıslara yönelik yürütülen çalışmalar sonucu 18.09.2008 günü 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı doğrultusunda İstanbul, Ankara, Kırklareli, Sakarya, Hakkâri, İzmir, Elazığ ve Mersin illerinde başlatılan  operasyonlarda toplam on dokuz (19) şüpheli gözaltına alınmıştır.
12.06.2007 tarihinde Ümraniye’de ele geçirilen el bombaları sonrasında ortaya çıkartılan ve Ergenekon yapılanması içerisinde oldukları tespit edildikten sonra yakalanan şahıslardan elde edilen örgütsel doküman niteliğindeki belgeler, iletişim-bilişim malzemelerinden elde edilen bilgi ve dokümanlar, teknik takip çalışmalar sonrasında ele geçirilen her türlü bilgi ve belgenin incelemesi sonrasında, bu örgütle ilişki içerisinde oldukları yönünde kuvvetli deliller elde edilen şahıslar ile irtibatları tespit edilen;
Mehmet Ali ÇELEBİ, Yaşar TOZKOPARAN, Noyan ÇALIKUŞU, Eren MUMCU, Hasan Hüseyin UÇAR, Hamza DEMİR, Rıfat DEMİR, Rıfat YILDIRIM, Mahmut OĞUZ, Kurtça BEKTAŞ ve Süleyman SOLMAZ, Doğukan YORULMAZ, Mahmut oğuz Kazancı ve Levent TEMİZ On Dokuz (19) şüpheliye ait işyeri ve ikametlerinde yapılan aramalarda çok sayıda yazılı doküman ve elektronik malzeme, 4 adet tabanca, 2 adet şarjör, 63 adet fişek, 26 adet kovan, 5 adet renkli torba içerisinde kimyasal madde (uyuşturucu), 1839 adet CD/DVD, 144 adet disket, 23 adet bilgisayar, 6 adet flash disk, 9 adet hafıza kartı, 156 adet videokaseti, 40 adet teyp kaseti, 5 adet ajanda, 130 adet dergi ( aydınlık(5) ,köklü değişim (104), Türkeli (7), kuvvai milliye (1)…vb) ele geçirilmiştir.
Mahmut OĞUZ, Süleyman SOLMAZ, Kurtça BEKTAŞ, Rıza DEMİR, Rıfat YILDIRIM isimli şüphelilerin birlikte hareket ettikleri, Hizb-ut Tahrir gurubu içerisinde yer aldıkları, belirli aralıklarla toplantılar yaptıkları ayrıca yapılan aramalarda Hizb-ut Tahrir terör örgütüyle ilgili çok sayıda doküman, dergi, kitap bulunarak el konulmuştur. Kitapların bazılarının yasak yayınlardan olduğu tespit edilmiştir.
Yapılan soruşturmada tutuklanan askeri personel olan Mehmet Ali ÇELEBİ’ nin Süleyman SOLMAZ ile irtibata geçtiği, bu şahıstan Hizb-ut Tahrir le ilgili kitap, dergi ve CD aldığı, daha sonra bu dokümanların Neriman AYDIN’ın evinde yapılan aramalarda ele geçirildiği anlaşılmıştır. Mehmet Ali ÇELEBİ’nin, Süleyman SOLMAZ ile olan irtibatı sırasında kendisini başka isimle tanıttığı, askeri personel olduğunu söylemediği ve muhasebeci olduğunu anlattığı tespit edilmiş olup, bu şahısla görüşmeler yaptığı ve toplantılar yapmak üzere sürekli telefonlaştıkları anlaşılmıştır. Bu konuyla ilgili telefon görüşmeleri dosyaya konulmuştur.
02.09.2005 günü ilimizde Cuma namazı çıkışında Fatih Camii avlusunda toplanan Hizbut Tahrir örgüt mensuplarının, anayasal düzenin kaldırılıp yerine Raşidi Hilafet olarak adlandırılan hilafet devletinin kurulmasına yönelik yapılan olaylı toplumsal gösteri neticesi yakalanan şahıslardan;
•         Mustafa Türker GÜVEN’ in 02126711022 numaralı telefonunun, Ergenekon Soruşturması sırasında ölen Kuddusi OKKIR’dan elde edilen 0533 7624601 numaralı cep telefonunda kayıtlı olduğu,
•         Sedat TEMİZ’i

III. BÖLÜM
ÖRGÜTÜN İŞLEDİĞİ SUÇLAR

Darbe, askeri darbe veya hükûmet darbesi olarak da ifade edilmektedir. Darbe devletin emrindeki  askeri kurumlara mensup kişi veya kişilerin ani olarak anayasal olmayan yollarla mevcut hükûmeti devirmesi ve iktidara el koyması olarak tanımlanmıştır. 
20. yüzyılda askeri darbeler yaygın olarak Latin Amerika’da Arjantin, Şili, Asya’da Birmanya, Avrupa’da Yunanistan ve Türkiye gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerde gözlemlenmiştir. Bunların yanı sıra daha birçok az gelişmiş ülkelerde askeri darbeler yaşandığı görülmüştür. Sonuç olarak askeri darbeler Dünya’da hiçbir ülkeye huzur, adalet ve demokrasi getirmediği gibi bilakis her askeri darbede toplumlar demokrasiden insan haklarından ve özgürlüklerden uzaklaşmışlardır.

2003-2004 YILLARI İLE DAHA SONRAKİ YILLARDA GERÇEKLEŞTİRİLMESİ PLANLANAN ASKERİ MÜDAHALEYE ZEMİN HAZIRLAMA ÇALIŞMALARI

ERGENEKON terör örgütüne yönelik yapılan soruşturma çerçevesinde örgüt üyesi olma şüphesi ile gözaltına alınan Mehmet Şener ERUYGUR, Ahmet Hurşit TOLON, Hasan Atilla UĞUR ve Mustafa BALBAY’dan ele geçirilen dijital verilerde, 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilmesi planlanan DARBE PLANLARI, darbe planları çerçevesinde yapılan çalışmalar, CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU sunumları ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden ÖRNEK tarafından tutulduğu sabit olan günlükler ve Mustafa BALBAY tarafından tutulduğu sabit olan günlükler olduğu tespit edilmiştir.
Söz konusu DARBE PLANLARI,  CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU sunumları ve günlüklerde belirtilen veriler doğrultusunda yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda, ERGENEKON terör örgütü yönetici ve üyelerinden Bedrettin DALAN, İlhan SELÇUK, Mustafa BALBAY, dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener ERUYGUR, 1. Ordu Komutanı Ahmet Hurşit TOLON, MGK Genel Sekreteri Tuncer KILIÇ, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Levent ERSÖZ, yine Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesinde görevli Albay Hasan Atilla UĞUR, Jandarma Genel Komutanlığında İstihbarat Yönetim Şube Müdürü Binbaşı Mustafa KOÇ, dönemin YÖK Başkanı Kemal GÜRÜZ, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU,  METAL İŞ SENDİKASI Başkanı Mustafa ÖZBEK, Sinan AYGÜN, Tuncay ÖZKAN, Hayrullah Mahmut ÖZGÜR ve İsmail YILDIZ isimli şüphelilerin yürütme ve yasama  organını cebren ortadan kaldırıp, devlet idaresini anti demokratik yollarla ele geçirmeyi planladıkları, bu planlarını gerçekleştirmek için de aktif olarak eylemlere giriştikleri anlaşılmıştır.
Soruşturma kapsamında elde edilen belgelerden, Ergenekon terör örgütünün 2003-2004 yıllarında gerçekleştirmeye çalıştığı DARBE TEŞEBBÜSÜNÜ üç aşamada planladığı, birinci ve öncelikli olarak darbeye zemin hazırlamaya çalıştığı, bu faaliyetlerini Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde illegal olarak oluşturdukları Cumhuriyet Çalışma Grubu ile yaptıkları, ikinci olarak darbeyi gerçekleştirmek için önündeki engelleri kaldırmayı planladıkları, bu çerçevede de SARIKIZ, AYIŞIĞI, YAKAMOZ kod adlı darbe planlarını hazırlayıp uygulamaya koydukları, üçüncü olarak ta  darbeyi gerçekleştirip darbe sonrası yapılacakları  ELDİVEN kod adlı darbe planı ile belirledikleri görülmüştür.
D. Perinçek, Veli Küçük, S. Erenerol, Tuncay Güney gibi şüphelilerde ele geçen örgütün temel dokümanları ile Cumhuriyet Çalışma Gurubunun hazırladığı aşağıda anlatılacak planlar, içeriklerinin şaşırtıcı paralelliği ve örgütün tüm faaliyetlerinde kullanılan isim ve argümanların söz konusu doküman ve planlara uygunluğu, hem tüm dokümanların, hem darbe planlarının, hem de tüm örgütsel faaliyetlerinin, planlı, disiplinli, iş bölümüne dayalı olarak tek bir örgütsel iradeden çıktığını göstermektedir.
Dolayısıyla Ergenekon terör örgütünün gerçekleştirmeyi planladığı DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN daha iyi anlaşılabilmesi için, konu ile ilgili elde edilen deliller;
-Darbe Zemini Oluşturma Çalışmaları
-Darbe Planları
-Darbe Planlarının uygulamaya geçilmesinin delilleri, başlıkları altında ayrıntılı olarak anlatılacaktır.
Diğer taraftan Ergenekon terör örgütünün 2003-2004 yıllarında gerçekleştirmeyi amaçladığı darbe planları çerçevesinde yaptığı çalışmalara bakıldığında, sanık İlhan SELÇUK’ un da içinde yer aldığı 9 mart 1971 darbe teşebbüsünden önce ülkede gerçekleştirilen işçilerin sokağa dökülmesi ve provakatif amaçlı toplumsal gösteri ve yürüyüşler düzenleme, söz konusu  darbe çalışmaları kapsamında, üniversite öğrencileri, sendikalar ve derneklerin  manipülasyonlarla sokağa dökülerek hükûmeti protesto eden gösterilerinin detaylı olarak planlandığı, medya ve kitle iletişim araçları ile propaganda ve psikolojik harekat teknikleri kullanılarak geniş halk kitlelerini tahrik edici yayınlar yapıldığı, bu yayınlarda ülkenin her yanının işgal edildiği, vatanın elden gittiği evham ve hezeyanları uyandırılarak halkın hükûmete karşı ayaklanmasını sağlamaya çalıştıkları ve böylelikle Türk Silahlı Kuvvetlerini müdahalede bulunmaya teşvik ettikleri anlaşılmaktadır.
Söz konusu darbe planları çerçevesinde, Aydınlık dergisi ve Cumhuriyet gazetesinin özellikle 2003 ve 2004 yıllarındaki yayınlarına bakıldığında, örgütün amacı doğrultusunda hazırlanan darbe planları çerçevesinde üst seviyede psikolojik harekat ve propaganda yaptıkları belirlenmiştir.
Bu çerçevede Aydınlık dergisinin 2003-2004 yıllarındaki yayınlarına bakıldığında,  “KUVAYI MİLLİYE HAREKETİ BAŞLADI” “SONUNA KADAR SAVAŞACAĞIZ” “DEVRİMLERİMİZİ SAVUNAMAYACAK MIYIZ” “İŞÇİ PARTİSİ SAVAŞ DÜZENİNE GİRDİ” “TÜRKİYE’Yİ AYAĞA KALDIRACAĞIZ” “KUŞATMA NEREDEN VE NASIL YARILIR” “ÜLKE İÇİN KENDİNİZİ FEDAYA HAZIR OLUN” “KAMU ÇALIŞANLARI MEYDANLARA ÇIKTI” “AKP’YE KARŞI HALK DİRENİŞİ” “ASKEDEN ERDOĞAN’A UYARI” “KOMUTANLARIN SON İHTARI” şeklinde başlıklarla toplumu geren, vatanın elden gittiği şeklinde evham ve hezeyanları uyandıran diğer taraftan da Türk Silahlı Kuvvetlerini müdahalede bulunmaya  teşvik eden ve darbe zemini oluşturmaya çalışan yayınlar yaptığı tespit edilmiştir.
Cumhuriyet gazetesine bakıldığında da hemen hemen aynı doğrultuda başlıklarla haberler yaparak ülkede kaos, gerginlik ve çatışma ortamı oluşturmaya devam ettiği görülmüştür. 2003-2004 yıllarında Cumhuriyet gazetesinin yayınlarına bakıldığında, "GENÇ SUBAYLAR TEDİRGİN", “ASKER’DEN SERT UYARI” "AKP’YE BİR UYARI DAHA” "HEPİMİZ KAYGILIYIZ" “AKP’YE LAİKLİK UYARISI”   “AKP’NİN AVANSI BİTTİ” “SAKINCALI KADROLAŞMA” “DANIŞTAY DA UYARDI” "AKP KADROLAŞMASI HALKI KAYGILANDIRIYOR" "REJİM SORUNU YARATILIYOR" "HÜKÜMETE ÜÇLÜ UYARI" "BAŞBAKAN UYARILDI"  "İKİNCİ KUVAYI MİLLİYE HAREKETİ BAŞLAMALI" "AKP AYAĞINI DENK ALSIN" şeklinde başlıklarla darbe zemini oluşturma çerçevesinde yayınlar yaptığı tespit edilmiştir.
Mustafa BALBAY’dan ele geçirilen günlüklerde, İlhan SELÇUK’un Türk Silahlı Kuvvetlerindeki uzantıları olan Şener ERUYGUR’u darbe planları konusunda nasıl ve ne şekilde yönlendirdiği açıkça görülmüştür.
Mustafa BALBAY’ın notlarında, 16 Ocak 2004 günü İlhan SELÇUK’un Şener ERUYGUR ile yaptığı görüşmede, “Tabii biz sizinleyiz. Siz bir bütün olarak hassassınız... Ama sizi bölünmüş göstermek isteyenler var. Bu çok önemli.” “Ben çok şey yaşadım. 9-11 yaşadık. Yani öyle bir şey olmasın isterim. Bir kez daha biz yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum” diyerek endişelerini dile getirdiği, Şener ERUYGUR’un da “Korkunuzu anlıyorum, endişeniz olmasın. Ona dikkat ediyoruz.” diyerek gerekli özeni gösterdiklerini belirtmiştir.
Yine Mustafa BALBAY’ın notlarında, 29 Aralık 2002 günü İlhan SELÇUK’un Mustafa BALBAY’la yaptığı görüşmede, “Eğer içte bir çatlama olursa hangi tarafın önde olacağı belli olmaz. Ben bu işlere hep 9 Mart 12 Mart açısından bakıyorum. Ne olacağını kestiremezsin, birden dönenler olur. Zayıf kalan taraf da tasfiye edilir. Ortada henüz bir şey yokken çıkış yapmak yanlış olabilir. Orduyu yalnızlaştırabilir.” diyerek örgütün gerçekleştirmeyi planladığı darbe ile ilgili düşüncelerini ve değerlendirmelerini anlattığı görülmüştür.
Dolayısıyla tüm bu veriler İlhan SELÇUK’un söz konusu darbe planlarında önemli bir rolünün olduğunu, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki Ergenekon silahlı terör örgütü mensuplarını bizzat yönetip yönlendirdiği açıkça anlaşılmaktadır.

ASKERİ MÜDAHALEYE  ZEMİN OLUŞTURMA ÇALIŞMALARI
Mehmet Şener ERUYGUR’un Genel Başkanlığını yaptığı ADD Genel Merkezinde yapılan aramalarda ele geçirilen 13 nolu CD içersinde ve Ahmet Hurşit TOLON dan ele geçirilen 3 nolu CD içerisinde, CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU başlıklı (9) adet power point sunumu olduğu görülmüş, bu sunumların yapılan incelemesinde ise, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU adı altında illegal bir yapı oluşturulduğu ve bu oluşum adı altında, bir taraftan sözde “Yıkıcı, bölücü ve irticai unsurlar” ile mücadele adı altında ülkede DARBE ZEMİNİ oluşturmak için birçok legal-illegal faaliyetler planladıkları, yapılan araştırmalarda da bu faaliyetlerin bir kısmının uygulamaya konulduğu görülmüştür.
Söz konusu slaytların tamamı incelendiğinde, Cumhuriyet Çalışma Grubunun sözde ülkede irtica tehlikesi varmış şeklinde kamuoyu oluşturmak için değişik faaliyetlerde bulunduğu ve sık sık irtica tehlikesine karşı seminerler ve toplantılar düzenlediği ve bu çerçevede zaman zaman Ergenekon Terör Örgütü bünyesinde faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri ile birlikte hareket ettiği, ayrıca sözde irtica ile mücadele adı altında ülkemizin tüm bölgelerinde ve bir çok kamu kuruluşlarında görevli bulunan vatandaşlarımızı siyasi dini görüşlerine ve ırki kökenlerine göre ayrıştırarak fişleme faaliyetlerinde bulunduğu tespit edilmiştir.
ERGENEKON dokümanı incelendiğinde, Ergenekon terör örgütünün temel nihai amaçlarına ulaşmak için kullandığı yöntemlerden birisi de siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetidir. Söz konusu slaytların devam eden incelemelerinde, Cumhuriyet Çalışma Grubu bir taraftan ülkede irtica tehlikesi varmış şeklinde kamuoyu oluşturmaya çalışırken diğer taraftan da AKP’ye yönelik siyasi çalışmalar  yaptığı görülmüştür. 
Dolayısıyla Cumhuriyet çalışma grubunun faaliyetlerine bakıldığında, bir taraftan ülkede irtica tehlikesi var şekl

IV. BÖLÜM
ÖRGÜTÜN FAALİYETLERİ
TERÖR ÖRGÜTLERİNİN YÖNLENDİRİLMESİ
TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KONTROL ALTINA ALINMASI VE YÖNLENDİRİLMESİ FAALİYETLERİ
Ergenekon terör örgütünün yazılı dokümanlarında belirtilen naylon terör örgütleri kurulması ve terör örgütlerinin yönlendirilmesi hedefi kapsamında yapılan çalışmalar neticesinde elde edilen deliller ve tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucu İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nce, Ergenekon Terör Örgütü’nün ülkemizde bulunan terör örgütleri ile bağlantıları konusunda düzenlenen raporlar dosyaya eklenmiştir.
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PKK TERÖR ÖRGÜTÜ İLE BAĞLANTISI:
Ergenekon terör örgütü soruşturması sırasında aramalarda ele geçirilen PANZEHİR isimli dokümanın içeriğinde; “Bölücübaşı Abdullah ÖCALAN’ın yargılanma sürecinde PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve HADEP’e yönelik talimatlarının medya aracılığı ile kamuoyunda duyurulmasının kamu vicdanında yaralar açtığını, yapmış olduğu bu duyuruların önemli bir gücün lideri konumunda olduğu imajı verdiğini, bu nedenle ÖCALAN’ın medya aracılığı ile mesaj iletmesine imkan verilmesi yerine, buna benzer çalışmalarda Bölücübaşı Abdullah ÖCALAN’ın yazılı mesajlarının güvenilir kuryeler aracılığı ile örgüte iletilmesinin sağlanmasının çok daha akılcı bir yöntem olacağı,
Bölücübaşı Abdullah ÖCALAN’ın İmralı Cezaevindeki tutukluluk ve yargı sürecinden yararlanılarak, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün üst düzey yöneticileri içinde yer alması sağlanacak kadrolar ile PKK terör örgütünün ABD ve AB üyelerinin kontrol ve hamiliğinden kurtarılarak doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmasının sağlanabilmesi gerektiğini,
Abdullah ÖCALAN’ın tutukluluk sürecinden yararlanılarak, PKK başkanlık konseyi kadrolarının süratle tasfiye edilerek yerlerinin elde edilmesi gerektiği, PKK içerisindeki üst düzey yöneticilerin tasfiyesini Abdullah ÖCALAN’ın gerçekleştirebileceği…” belirtilmiştir.
PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin tasfiye edilmesi sürecinde PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’ın vermiş olduğu talimatlarla ilgili olarak;
PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN yakalandıktan sonra terör örgütünün gerçekleştirmiş olduğu sözde 7. Kongresinde başkanlık konseyi tasfiye edilerek yerine yürütme konseyinin kurulduğu, önceden başkanlık konseyi 5 – 10 kişiden oluşturulurken yeni kurulan yürütme konseyinin 30 – 40 kişiden oluşturulduğu belirlenmiştir. Ancak yürütme konseyine atanan şahısların kimler tarafından nasıl, niçin ve ne şekilde atandıkları da bilinmemektedir.
Terör örgütü kuruluşundan itibaren PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN ve Merkez Komite tarafından yönetilirken PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’ın yakalanması ile birlikte Merkez Komite yerine Parti Meclisinin kurulması ve Parti Meclisi üyelerinin sayılarının 51’e çıkartılması son derece dikkat çekici bulunmuştur.

29.Ekim.1999 tarihli ERGENEKON dokümanında “gerektiğinde naylon terör örgütü kurulmalı ve yabancı istihbarat örgütlerinin kurguladıkları oyunda mutlaka yer alınmalı” şeklindeki prensipleri ile de örgütün terör örgütlerinin tasfiye ve yok edilmesi değil, kontrol altına alınıp örgüt adına kullanılmasını benimsedikleri, bu konuda Veli KÜÇÜK ve Ümit OĞUZTAN’tan çıkan PANZEHİR isimli örgütsel içerikli dokümanın içeriğinde PKK’nın tamamen tasfiye edilmesi yerine, PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’la iş birliği yapılıp bizzat ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ içersinde bulunan kendilerince genç subay olarak tabir ettikleri, muhtemelen örgüt adına çeşitli askeri kurumlara sızmış örgüt üyelerinin PKK’nın üst düzey yönetici kadrolarının yerlerine getirilmesi öngörülmüş, ayrıca bu belgede PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’ın emekli olmadığı ve emekli olmayı da istemediği belirtilmiş ve örgütle arasındaki irtibatlarının boyutunu açıkça anlaşılmaktadır. Ergenekon terör örgütünün amaçlarının terörle mücadele değil, bizzat kendi kontrollerindeki terör örgütlerinin kullanılarak devlet otoritesini zaafa uğratıp, kamu düzenini bozup örgütü yönetmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Doğu PERİNÇEK ve Ferid İLSEVER, PKK’nın kamplarında PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’la birçok fotoğrafının bulunduğu görülmüştür
Sanık Doğu PERİNÇEK ile ilgili ifadeler:
Mehmet EYMÜR alınan ifadesinde; “Doğu PERİNÇEK’in 1970’li yıllardan itibaren güvenlik güçlerine (Asker, Polis, MİT) karşı, onları hedef gösteren ayrıca kendisinin de dâhil olduğu beyanatlarının olduğunu, Doğu PERİNÇEK’in bu faaliyetleri maksatlı olarak yaptığını, yabancı güçlerin telkini ile hareket ettiğini ve ülkesini seven bir insanın kendi milli kurumlarına bu derce zarar vereceği faaliyetler yürütmeyeceğini, Doğu PERİNÇEK’in faaliyet yürüttüğü her alanda karışıklık ve kargaşa meydana geldiğini, devamlı olarak ideoloji ve kalıp değiştirdiğini, bazı zamanlar PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’la görüşmeye gittiğini ve yayın organları vasıtasıyla onları desteklediğini, bazı zamanlar sol örgütlerin içerisinde yer aldığını, son dönemde de Ulusalcı olduğunu, bu durumun hayatın doğal akışı olarak algılamanın mümkün olmadığını, olsa olsa maksatlı bir faaliyet olacağını,
Doğu PERİNÇEK’in siyasal bilgilerden mezun olduktan sonra Almanya’da geçen ve ne yaptığı belirsiz iki senesi olduğunu, Doğu PERİNÇEK ve ekibinin PKK ile ilişkileri PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’la samimiyeti, Atatürkçü Derneklerin katımlı ile birlikte bu derneklerde ikilik çıkması, geçmişte Maocu bir ideolojiyi temsil ederek Türkiye’de ki solu bölmesi dikkat çeken diğer hususlar olduğunu, zaman zaman elde edilen Mit belgesi, Genelkurmay yazısı gibi uydurma bazı yazılarla, kamuoyunun zihnini bulandırıp yönlendirme yaptığını, bir doğruya on yalan ekleyerek kara propaganda unsuru olarak kullandığını…” beyan etmiştir.
PKK terör örgütü içinde uzun süre faaliyet gösteren Gizli Tanık DENİZ alınan ifadesinde;
“1986-1987 yıllarında Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisinde bulunan Helve kampında bulunduğu sırada gazeteci ve siyasi kimliği olan Doğu PERİNÇEK’in röportaj adı altında geldiğini, ilgisi çeken ilk olayın Doğu PERİNÇEK’in Abdullah ÖCALAN tarafından bizzat karşılanması ve askeri tören yapılması olduğunu, Doğu PERİNÇEK’e kampta bir oda tahsis edildiğini, Doğu PERİNÇEK’in kampta 10 gün kadar kaldığını, Abdullah ÖCALAN hiçbir misafiri ile bir defadan fazla birlikte yemek yemediği halde Doğu PERİNÇEK ile kaldığı süre boyunca bütün yemekleri birlikte yediklerini, Abdullah ÖCALAN’ın kendisi ile görüşmeye gelen herkesle görüştüğünü ve gelenlerin yüzüne karşı güzel sözler söylediğini, ancak gittikten sonra da arkasından ajan, işbirlikçi ya da benden yararlanmaya geldi şeklinde sözler söylediğini, fakat Doğu PERİNÇEK hakkında övücü sözler söylediğini, Doğu PERİNÇEK’in PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’la görüşmesinin ardından bu görüşmesini bir kitap haline getirip yayınlatması ve Aydınlık dergisinde dizi halinde yayınlamak suretiyle varlığı yokluğu çok fazla hissedilmeyen Abdullah ÖCALAN ve PKK örgütünün Türkiye siyasetinde gündemleşmesini ve ülke içerisinde örgütün taban bulmasını sağladığını, 15 Ağustos 1984 olayları ile örgütün adını Türkiye’de hissettirmişse de daha sonra yapılan operasyonlarla örgütün ağır darbeler aldığını, örgütün o dönemde siyasi olarak ta sıkışmış bir durumda olduğunu ve yayınlanan bu görüşmenin adeta örgüt için bir can simidi haline geldiğini, bu röportajın yayınlanması ile Doğu PERİNÇEK’in örgütün adeta ikinci lideri konumuna geldiğini ve yayınladığı bu kitabın örgüt mensuplarının evlerindeki kitaplıklarda yerini aldığını,
Doğu PERİNÇEK’in Abdullah ÖCALAN’ın Türkiye ve Türk askerine karşı silahlı mücadele ettiği dönemlerde Abdullah ÖCALAN’la görüşüp hatta bu görüşmelerini yayınlamak suretiyle örgütün propagandasını yaptığı halde, bugün her ne kadar Abdullah ÖCALAN’ın samimiyetsizlikle suçlansa bile bir barış ortamından bahsetmekte ve çözümün diyalog ile olabileceğini söylediğini, ancak Doğu PERİNÇEK’in ise tam da bu dönemde Abdullah ÖCALAN ve PKK’ya karşı çok ciddi söylemler ve yayınlar yaptığını ve Doğu PERİNÇEK’teki bu değişimi anlamakta güçlük çektiğini…” beyan etmiştir.
Ümüt FIRAT alınan ifadesinde; “1979 Temmuz ayında O dönemde Doğu PERİNÇEK grubu tarafından çıkartılan ‘Aydınlık Gazetesinde” Türkiye’deki bütün legal ve illegal Sol Grupların deşifre edilmesi manasına gelebilecek bir yayın yapıldığını, bu yayın içerisinde Abdullah ÖCALAN grubunun APOCULAR olarak yer aldığını, bu tarihten sonra da Abdullah ÖCALAN’ın grubu ile birlikte ortalıktan kaybolduğunu
Doğu PERİNÇEK, 1980 sonrası Sol hareketler üzerindeki kaybettiği etkisini Eski TİP Genel Başkanı Mehmet Ali AYBAR’a yakın durmak ve tekrar itibar kazanmak istediği ancak itibar görmediği, bilahare 1986 sonrası PKK ya ve Abdullah ÖCALAN’a yakınlaşarak bir meşruiyet yakalamaya çalıştığını, yayınladığı 2000’e (İkibin) doğru dergisinde PKK ya ve Abdullah ÖCALAN’ın görüşlerine geniş yer verdiği, ona yakınlık duymayan Kürt gruplara karşı saldırılarda bulunduğu, 1991 seçimlerinde HEP’in SHP ile işbirliği yaparak kendisini dışlaması üzerine PKK ile yollarını ayırdığını, daha sonra Milliyetçi bir çizgi ve bugün Ulusalcı Sol olarak adlandırılan yapılanmaların mimarlarından biri olarak politik faaliyetini sürdürdüğü İşçi Partisinin başkanı olduğunu beyan etmiştir.
2001 yılında Tuncay GÜNEY ile yapılan mülakatta; “… K.Irak’a geçtikten sonra Zaho’ya, daha sonra Dohok’a gittiklerini, bir hafta kadar kaldıklarını ve Erbil’e geçtiklerini, orada altlarında bulunan BMW’nin alındığını, başka bir araç verildiğini, Kürdistan Başkanı Kosret RESUL ile görüştüklerini … Doğu PERİNÇEK’in bir dönem PKK ile ittifakı bozduğunu söylediğini, ancak bu ittifakın devam ettiğini, Türk gladyosunun içinde Doğu PERİNÇEK gibi, Irak Kürdistan Komünist Partisi ve PKK gibi örgütlerin ilişkilerinin devam ettiğini,

Veli KÜÇÜK’ün basında örgütlenmek için, birçok kişiyle irtibata geçtiğini, Ferit İLSEVER ile görüşmesinde Veli Albayı anlattığını, Ferit İLSEVER’in de Veli KÜÇÜK’ü “Yüzbaşı MİT subayı” diye ilk keşfeden kişi olduğunu söylediğini, Doğu PER

S  O  N  U  Ç      O   L   A   R   A   K
Bu aşamaya kadar elde edilen delillere ve tüm dosya kapsamına göre;
ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN  yönetici kadrolarının toplumda ve Devlet kademelerinde önemli görev ve mevkilerde bulunmuş kişilerden oluştuğu, amaçlarına ulaşmak için gerekli silah mühimmat ve diğer malzemeleri kolaylıkla temin edebildikleri, Devletin çok gizli belgelerini kolaylıkla ele  geçirdikleri, örgütün Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerini ve Danıştay suikastını gerçekleştirdiği,
Örgütün sivil toplum kuruluşlarının üst düzey yönetimlerinde örgütlenerek bu kuruluşları amaçları doğrultusunda yönlendirdikleri, medyayı kullanarak örgüt kararları doğrultusunda kamuoyu oluşturdukları, ülkede kaos ve iç çatışma ortamı oluşturmaya çalıştıkları, oluşacak  gerginlik ortamından faydalanıp, nihai olarak  TSK içerisinde kendilerine destek vereceklerini umdukları kişilerin  yardımı ile Yürütme ve Yasama organlarını ortadan kaldırmaya ve görevlerini tamamen veya kısmen yapamaz hale getirmeye  teşebbüs ettikleri, bu kapsamda, özellikle asker kökenli şüphelilerin görevde oldukları 2003-2004 yıllarında hazırladıkları darbe planlarını uygulamaya koydukları, emekli olmalarına müteakip eylem ve faaliyetlerine devam ederek, örgütün belirlediği strateji doğrultusunda sivil toplum kuruluşlarını yönetip, yönlendirmek amacıyla , bir kısım kuruluşların yönetimine geçtikleri ve böylece eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri,   tüm bu  eylem ve faaliyetler dikkate alındığında , örgütün  hükümetleri devirip yönetimi  ele geçirmeye elverişli olanaklara sahip olduğu anlaşılmıştır.
Soruşturma aşamasında ele geçirilen silahların çeşitliliği, miktarları, arz ettiği vahamet , sağlanma şekilleri, ele geçen suikast planları dikkate  alındığında  örgütün Yasama  ve Yürütme organını cebren ortadan kaldırarak veya çalışamaz duruma getirerek Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesinde belirtilen “Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek” hedefini gerçekleştirmek bakımından ne kadar kararlı ve yeterli olduğunu, mensuplarından bir kısmının halen eylemlerine devam etmiş olmasının, örgütün eylemlerini uygulama konusundaki ısrarını ortaya koymaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti, bölünmez Ülkesi ve yıkılmaz Devleti ile, bölücü ve yıkıcı terör olarak adlandırılan iki ana terör koluna karşı kararlı ve başarılı bir mücadele vermektedir. Aynı mücadeleyi Ergenekon terör örgütüne yönelik olarak, büyük bir kararlılıkla sürdürmüş, bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir.

SONUÇ VE TALEP  :
Şüphelilerin yargılamalarının 5271 Sayılı CMK’nun 250-252. maddeleri gereğince Mahkemenizin 2008/209 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesi suretiyle yapılarak, her bir şüphelinin yukarıda belirtilen sevk maddeleri gereğince AYRI AYRI CEZALANDIRILMALARINA,
Adli emanette kayıtlı suç eşyalarının TCK 54/55 maddeleri gereğince müsaderesine, içinde suç unsuru ve örgütsel içerikli doküman bulunan dijital veri taşıyıcılarının da TCK, 54 maddesi gereğince müsaderesine, emanette bulunan terörün finansmanında kullanılan paranın müsaderesine,
Karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur. 08/03/2009

       Ercan ŞAFAK                         Mehmet Ali PEKGÜZEL               Fikret SEÇEN

Cumhuriyet Savcısı  33383           Cumhuriyet Savcısı 33954    Cumhuriyet  Savcısı 34460
Mehmet Murat YÖNDER                 Zekeriya ÖZ                                Nihat TAŞKIN
Cumhuriyet  Savcısı 34877     Cumhuriyet Savcısı 35837         Cumhuriyet Savcısı -36924

1- Şüpheli Mehmet Şener Eruygur

Emniyet beyanı 
Emniyette susma hakkını kullanmıştır.

Savcılık beyanlarında,
Şüpheli Mehmet Şener Eruygur 2004 yılında Jandarma Genel Komutanlığından emekli olduğunu, 2 yıldır ADD’nin Başkanlığını yaptığını, şüphelilerden Sevgi Erenerol'un kendisini iki defa aradığını, bir seferinde kilisede bir toplantıya davet ettiğini ancak gitmediğini, ikincisinde ise şüpheli Ergün Poyraz ‘ın gözaltına alındığında yardımcı olmasını istediğini, fakat kendisinin yardım etmediğini, şüpheli Veli Küçük'ü tanıdığını, kendisinden çok küçük rütbeli biri olduğunu, karşılaştıklarında selamlaştıklarını, ideolojik olarak da kendisine yakın hissetmediğini, şüpheli Levent Ersöz 'ü tanıdığını, Bursa bölge komutanı olduğunu, denetlemede kendisini beğendiği için İstihbarat Başkanı olarak atanmasını uygun bulduğunu, bir sene birlikte çalıştıklarını, çalışkan birisi olduğunu, şüpheli Hasan Atilla Uğur‘un 2 sene Teknik Daire Başkanlığında çalıştığını, kendisini işini iyi yapan  insan olarak bildiğini, kendisinin şüpheli Hasan Atilla Uğur 'dan çıkan görüntü ve ses kayıtlarının alınması için herhangi bir talimat vermediğini ve bilgisinin olmadığını, şüpheli Ergün Poyraz 'ı Necip Hablemitoğlunun öldürülmesinden  dolayı tanıdığını, konu ile alakalı olarak bilgi vereceklerini, sonra Şengül H. ile birlikte geldiklerini, daha sonra şüpheli Ergün Poyraz ‘ın zaman zaman yanına gelip gittiğini, bazen de yazdığı kitapları takdim etmek için geldiğini, arkadaşlarının takip ettiğini, daha sonra herhangi bir sonuç çıkmadığını,  İçişleri Bakanlığının da bu olayı bildiğini ve takip ettiğini, şüpheli Ergün Poyraz 'ın para karşılığı iş yapıp yapmadığını bilmediğini, kendisinin genel komutan olduğu için alt seviyedeki işlerle haberinin olmadığını, bu yüzden bilgi ve ilgisinin olmadığını, ancak kendisinin çalışkan, atak biri olduğunu, güvenlik problemi için de müracaat ettiğini, hasta olduğunu bildiğini, şüpheli Ümit Sayın 'ı Orduevinde şüpheli Hurşit Tolon‘nun tanıştırdığını, iki vesile ile kendisi ile görüştüğünü, birincisinde kitap takdimi ikincisi de ise Anıl Ç. ile kendisinin ADD seçiminde ayrı grupta olmalarından ötürü kendilerini birleştirmeye çalıştığını, girişimlerde bulunduğunu, üniversitede bir problemi olduğunu, kendisinden yardım istediğini, daha sonra bunun akıl sağlığı konusunda şüphelerinin oluştuğunu, kendisinden uzak durduğunu, hatta şüpheli Hurşit Tolon ‘nun aynı kanaatte olduğunu duyduğunu, şüpheli Doğu Perinçek ile  bir ilişkisinin olmadığını, Diyarbakır ‘da 2005 ve 2006 yılında bayrak mitingi yaptığını,  kendisinin emekli olması sebebiyle davet ettiğini ama kabul etmediğini, daha sonra da birkaç sefer etkinliklerine davet ettiğini, fakat katılmadığını, ideolojik olarak kendisine yakın görmediği için kabul etmediğini, şüpheli Kemal Alemdaroğlu  'nu tanıdığını, iyi bir yurtsever olarak tanıdığını, heyecanlı olduğunu, kendisine saygı duyduğunu, zaman zaman da kendisinin görüştüğünü, şüpheli Mehmet Fikri Karadağ 'ı tanıdığını, şüpheli Emin GÜRSES 'i tanımadığını, şüpheli Güler Kömürcü ile tanışmadığını, şüpheli Kemal Kerinçsiz ile samimiyeti olmadığını, şüpheli Ferit İlsever 'i Ulusal Kanal ‘dan tanıdığını, şüpheli Kemal Özden 'i tanıdığını, şüpheli Kemal Özden 'in ADD ile alakalı yapmış olduğu teklif ile ilgili bilgisinin olmadığını, Panzehir dokümanından haberinin olmadığını, içeriğinde belirtilen Abdullah Öcalan ile şüpheli Doğu Perinçek' in irtibatları veya başka bir askeri şahıs ile alakasından bir bilgisinin olmadığını, TSK 'da Ergenekon türü bir yapılanmanın olacağını zannetmediğini, şüpheli Birol Başaran 'ı 2005 senesinde Kadıköy ADD başkanlığı yaptığı dönemde Köy Enstitüleri ile ilgili Kadıköy‘de  ADD 'de bir konferans verdiğini, o zamandan beri kendisi ile tanıştığını ve görüştüğünü, şüpheli Neriman Aydın ‘ı Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemde Ziraat Bankasının yurt dışı şubesi ile ilgili yolsuzluklar tespit ettiğini, onları kendisine rapor halinde gönderdiğini, kendisinin şüpheli Neriman Aydın ‘ı MHP 'ye yakın bir siyaset izlediğini düşünerek bu tür ihbarlar yaptığını tespit ettikten sonra ikinci mektubu göndermesine müteakip ilişiğini kestiğini söylemiştir. 
Sorgu beyanında
Şüpheli Mehmet Şener Eruygur ‘un sorgu ve savunmasında; aramalarda ele geçirilen disket çözümündeki Ergenekon belgeleriyle kendisinin hiçbir ilgisi olmadığını, meslek hayatı boyunca böyle bir belge ve doküman görmediğini, aramada ele geçirilen Yakamoz ve Ayışığı adlı darbe planları ile ilgili olan ayrıntılı slâyt gösterileriyle de kendisinin herhangi bir ilgisinin olmadığını, bu tür şemalarında herhangi bir suçu ispat etmediğini, kamuoyunda darbe günlükleri diye bilinen yayınlarla ilgili herhangi bir tekzipte bulunmadığını, çünkü bu günlüklerin bizzat sahibi olarak gösterilen Emekli Oramiral Özden Ö. bu bilgilerin kendisine ait olmadığını ifade ettiğini ve bu konunun mahkeme kararı ile de tescil edildiğini, bu günlüklerdeki senaryolar askeri teamülle de bağdaşmadığını, Kuvvet Komutanlarından sonraki statüde bulunan Jandarma Genel Komutanlığını temsil eden kendi şahsının böyle bir organizasyon yapmasının mümkün olmadığını, Genel Kurmay Başkanlığı da bu belgelerin hukuki bir değere haiz olmadığını açıkladığını, ADD başkanı olması dolayısıyla kendisine kurulan yıpratma amaçlı bir komplo olduğunu, böyle bir çalışma kesinlikle olmadığını, şüpheli Hasan Atilla Uğur ’un evindeki aramalarda ele geçtiği söylenen bir kısım belgeler arasındaki ADD’nin CIA tarafından kurdurulduğuna dair bilgi notundan bir haberinin olmadığını, böyle bir şeyin olmasının mümkün olmadığını, Yekta Güngör Özden ’in böyle bir şeye alet olması da söz konusu olamayacağını, evinde veya Başkanlığını yaptığı dernek birimlerinde bulunduğu söylenen devlet kademesinde çalışmakta olan bürokratların kişisel, siyasi, ailevi konumlarıyla ilgili, kamuoyunun fişleme olarak değerlendirdiği bilgilerle bir ilişiği olmadığını, şüpheli Ergün Poyraz ’a Jandarma bütçesinden resmi veya gayri resmi herhangi bir ödeme yapılmadığını, şüpheli Ergün Poyraz ‘ın öldürülen Necip Hablemitoğlu cinayetinin aydınlatılması ile ilgili çalışma yaptığını ifade ederek yanına geldiğini, kendisine şüpheli Ergün Poyraz ’ı MGK Genel Sekreteri şüpheli Tuncer Kılıç ‘ın yönlendirdiğini ifade etmiştir.

Doküman İncelemeleri

Şüpheli Mehmet Şener Eruygur’ un kullanımında bulunan İlimiz Kadıköy İlçesi Fenerbahçe Mahallesi Iğrıp Sokak Fenerbahçe Orduevi No:2/1 sayılı ikametinde, 01.07.2008 günü saat:11.40-18.40 arasında yapılan aramada, el konulan tüm belgelerin detaylı incelemesinde; 
(104) sayfa, “Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliği” “Milli Güvenlik Kurulu (Ordu – Siyaset ilişkisi) 9 Haziran 2003” başlıklı Milli Güvenlik kuruluna sunulan raporlar olduğu,
-(1) adet küçük not kâğıdında “UBHP, ADD, Hukukun Üstünlüğü, Kemalist Atılım, Atatürk Çizgisi Platformu, TESUD, TEMAD, AKKAV, Türkiye Emekli Ögr. Kur. Derneği, TUMÖD, 27 Mayıs derneği, ÇEV, Çay yolu Platformu, Birleştirici Çalışmalar CHP, ÇEV’in 20 burs” şeklinde notların yer aldığı,
-(1) sayfa küçük not kâğıdında “Muzaffer–0546 741 30 16” numarasının olduğu görülmüş olup; bahsi geçen numaranın Levent Ersöz ’ün eşi Muzaffer Ersöz adına kayıtlı olduğu görülmüştür.
 
1.FİŞLEME BELGELERİ
(3) sayfa isimsiz ve imzasız olarak gönderilen bilgisayar çıktısı bir mektup olduğu, “Sayın Komutanım” şeklinde başladığı, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde görevli ve irticaya karıştığı düşünülen şahıslarla ilgili istihbari bilgiler olduğu görülmüş olup; yazıda “Ög. Albay Mehmet Gülgün” başlığı altında; Fethullahçı, eşi kapalı, tesettürlü, olduğu ile ilgili bilgilerin yer aldığı, bu şekilde Em. Ög. Alb. Prf. Dr. Cemalettin T., Öğ. Kd. Bnb. Tacettin K., Em. Öğ. Doç. Bnb. Abdülaziz E., Öğ. Yzb. Tacettin K., Em. Öğ. Bnb. Hamid P., Em. Öğ. Bnb Prf. Dr. İsrafil K., Öğ. Yzb. Turgut G., Öğ. Bnb Musa K., Öğ. Yzb. Arif K., Em. Bnb. Prf. Dr. Mehmet Z., Öğ. Alb. Saim B., Em. Öğ. Bnb. Şerif Ç., Öğ. Alb. İhsan Y., Em Bnb. Mustafa B., Em. Yzb. Ramazan A., Öğ. Bnb. İzzet T., Öğ. Yzb. Atilla E., Öğ. Yrd. Doç. Yzb. Ender B. ve Öğ. Bnb. Ahmet U.,” isimli şahıslar ve halen nerede görevli oldukları hakkında bilgilerin bulunduğu görülmüştür.
(2) sayfa “Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” başlıklı internet çıktısı sayfada, Hüseyin Çelik ile ilgili bilgiler olduğu, “Van ’lı olan Hüseyin Çelik Kürt-Arap melezidir. Kürtçe şarkılarla eğitim-öğretim sezonu açılışı yapılması ilk kez Hüseyin Çelik ’in döneminde görülmüştür. Türkiye sadece Türklere mi ait- iddiasını ortaya attı” 
“Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat” başlığı altında, “Hükümette en kilit kişi olarak gösterilen Başbakan yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat 1925 yılında idam edilen Kürt isyancı Şeyh Said ’in torunudur. Mersin milletvekili olan Fırat Mersin’deki Kürt nüfus hareketini yönlendiren kişilerin başındadır.” şeklinde yazılar olduğu, 
“Türkiye Cumhuriyeti Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen” başlığı altında “Kürt kökenli olan Zeki Ergezen bir de ayrıca Nakşibendî tarikatının Tillo koluna mensuptur.” şeklinde yazılar olduğu anlaşılmıştır.
“Başbakanın danışmanları” başlığı altında 
1. Danışman 1994 yılında PKK’ya maddi yardım yaptığı için öldürülen Kürt işadamının yeğeni bugün Tayyip Erdoğan ’ın danışmanı,
2. Danışman Cüneyt Zapsu, bu danışman Güneydoğu’nun en büyük Kürt aşiretinin üyesi, dedesi ilk Kürtçe tiyatro eseri yazan edebiyatçı, Ehlisünnet dergisinin sahibi, Türkçe-Kürtçe yayınlanan JİN dergisinin önde gelen isimlerinden. Danışmanın halası faili meçhul bir cinayete kurban giden Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden Musa Anter ’in eşi.” şeklinde yazılar olduğu görülmüştür.
(2) sayfa “Bilgi Notu” başlıklı yazı içerisinde; “Nur cemaati Mustafa Sungur grubunun Ankara İlindeki öğrenci faaliyetleri ile ilgili” şeklinde başlangıç yazısı bulunan ve “Mustafa Sungur grubu olarak adlandırılan grupla ilgili istihbari bilgiler” yer aldığı, şahısların bulundukları binalar ve içerisinde yaşayan şahıslarla ilgili bilgiler verildiği,
(3) sayfa ADD Kadıköy Şubesince yazıldığı anla

10- Şüpheli Erol MÜTERCİMLER
a-Savunmaları,

           Emniyet beyanı

Susma Hakkını kullanmıştır.
04/07/2008 tarihli Savcılık beyanı
Yeditepe ve İstanbul Ticaret Üniversitesinde Uluslararası ilişkiler ve stratejik yönetim öğretmeni olarak görevli olduğunu, zaman zaman üniversitede yapmış olduğu derslerde güncel olaylar ve bazı konumlarla alakalı uygulama ve pratik dersler yaptığını, bu derslere siyasi parti temsilcisi ve halkın de katıldığını, Ergenekon lafını 1990'lı yıllarda Memduh ÜNLÜTÜRK’ten duyduğunu, Memduh ÜNLÜTÜRK’ün kendisine Ergenekon’un çok eski yıllardan beri Türkiye'de var olduğunu, 12 Eylül 1980 yılından sonra dağıldığını, 1971 darbesinde hem sağcıları hem de solcuları kullandıklarını anlattığını, genel olarak Kıbrıs konusunda hassas olan konularda Ergenekon’un faaliyetlerinin olduğunu, ancak bunun tarihte kaldığını söylediğini, bir gün haber merkezine 3 yıl önce Ergenekon diye bir dosya geldiğini, o dosya içinde Ergenekon’a ait bir çok bilgi ve belge olduğunu, televizyondaki bir arkadaşının bunun yayınlanmasını söylediğini, kendisi de bunu yayınlamayalım, arşive atalım, demokrasi tarihine geçsin dediğini, daha sonra yayınlamadıklarını, Emin GÜRSES ile akademik olarak tanıştığını, Veli Küçük ile hemşeri olduğu için tanıştığını, Habip Ümit SAYIN’la  Amerika’dan yeni geldiği dönemde tanıştığını, tanıştıktan sonra M5 Savunma ve Strateji Dergisinde önce yazı yazdığını, daha sonra paraya ihtiyacı olduğundan film senaryosu gibi bir şey yazdığını, kendisine getirdiğini ve üzerinde Ergenekon yazdığını, Habip Ümit SAYIN’ın kendisine sen bundan anlarsın dediğini, daha sonra şirketin bunu kabul etmediğini, ilişkisinin boyutunun bu şekilde olduğunu, Muzaffer TEKİN ile birahanede tanıştığını, daha sonra Danıştay olayı olduğunu, kendisi ile ropörtaj yapmak istediğini ama Muzaffer TEKİN’in kabul etmediğini, o vesile ile bir daha görüşmediğini, Sevgi ERENEROL'u tanımadığını, kendisi Doğu PERİNÇEK'i bir kere programıma çıkardığını, bu vesile ile tanıdığını, Adnan AKFIRAT ile Ferit İLSEVER'i bir kere gördüğünü, Güler KÖMÜRCÜ ile gazeteci olması sebebi ile tanıştığını, 4 yıldır hiç görüşmediğini, Kemal ALEMDAROĞLU'nu İstanbul Üniversitesi Rektörü olması sebebiyle konuşmalarının olduğunu, bu vesile ile tanıdığını, İlhan SELÇUK' u tanıdığını ancak uzun zamandır hiç görüşmediğini, ERGENEKON ve ESTERGON görüşmeleri şaka niyetiyle yapılmış görüşmeler olduğunu, Sinan AYGÜN ile yapmış olduğu görüşmelerin günlük görüşme olduğunu,  Ergenekon Silahlı Terör Örgütüüyesi olmadığını, hiç kimse ile örgütsel ilişki içersinde olmadığını,
10.02.2009 tarihli Ek Savcılık beyanı
Ergenekon şüphelilerinden Veli Küçük'ü Yeni Medya İletişim A.Ş' de gördüğünü tanıştıktan sonra kendisi ile görüşmelerinin devam ettiğini, Veli Küçük'ün Karapapak Türkü olduğunu söylediğini, kendisinin Terekeme olduğum için yakınlık olduğunu, toplamda Veli Küçük ile 28 veya 30 defa görüştüm. 8 tanesi asistanın askerliği için olduğunu, annesinin hastalığında 3 kez görüştüğünü, Tuncay ÖZKAN'ı tanıdığını, ayrıca medyadan tanıdığını, Tuncay ÖZKAN'ın Show TV nin başına geçtiğinde Güler KÖMÜRCÜ vasıtasıyla danışmanlık teklif ettiğini, kendisi hakkında sözde MİT'çi olduğunu söylediğini Yavuz Yıldız GÖKALP’ın kendisi için İngiliz istihbaratına servis yapıyor dediğini,  bu yüzden kendisini kanalına almadığını, kendisi de bu yüzden Tuncay ÖZKAN'a kızdığını, bir seferde Kanal Türk'ü satmadan 3 hafta önce kendisini tekrar yeni kuracağı televizyon için düşündüğünü söylediğini, kendisi de herhangi bir cevap vermediğini, Ancak Tuncay ÖZKAN medyada kendisinin olacağına ilişkin bir beyan verdiğini, telefonla da ancak 7-8 kez  programla alakalı görüştüğünü, Ümit SAYIN, Emin GÜRSES, Gürbüz ÇAPAN'ı tanıdığını, Gürbüz ÇAPAN'ın annesi kürt olduğunu, babasının karapapak olduğunu, hemşerilik sebebiyle tanıdığını, Yeni Medya İletişim A.Ş.’de çalışırken Gürbüz ÇAPAN'ın bir televizyonu olduğunu, bu televizyonla alakalı kendisinin Gürbüz ÇAPAN’a görüşmeye gittiğini, daha sonra zaman zaman görüşmeleri olduğunu, tutuklandıktan sonra hapishanede kendisi ile bir televizyon alımı ile ilgili görüştüğünü, daha sonra kendisi bu televizyonun canlı yayın aracını Haber Türk’e aldığını, Gürbüz ÇAPAN ile 7-8 kere yüz yüze 7-8 kere de telefonla görüştüğünü, görüşmelerinin ikisinde  kendi televizyonunda canlı yayına katıldığını, canlı yayında yerel seçimleri kaybettiği zamanda olduğunu, Muzaffer TEKİN' i bir kez gördüğünü, Sevgi ERENEROL'u hiç tanımadığını, ancak televizyona geldiğinde belki karşılaşmış olabileceğini, Vedat YENERER’in Haber Türk’te çalıştığını, Haber Türk’te beraber program yaptığını, sonra ayrıldığını, ayrıldıktan sonra 2-3 kere kendisi ile kahve içtiğini, kendisi Gülin YILDIRIMKAYA olayını bilmediğini, Yalçın Küçük'ü tanıdığını, Bir kere programına konuk olduğunu, Coşkun UMUR' u tanıdığını, DALAN'ın şoförü olduğunu, Durmuş Ali ÖZOĞLU'nu gözaltında bir kez gördüğünü, daha önceden kendisi ile yayın evinde bir kez görüştüğünü, telefon ile her hangi bir irtibatının olmadığını, Erbay ÇOLAKOĞLU’nu tanımadığını, Halil Behiç GÜRCİHAN ile hiç karşılaşmadığını, bir kere telefon ile görüştüğünü, Hatice BAHTİYAR’ı Toplumsal Dönüşüm Yayınlarından tanıdığını iki tane kitap bastırdığını için görüştüğünü, Halis Yavuz IŞIKLAR'ı tanıdığını program yapmak ile alakalı bir askeri belgesel için anlaştığını parasını vermediğini, Hüseyin Vural VURAL‘ı Deniz Kuvvetlerinden büyüğü olduğunu, TSUP genel sekreteri olduğunu, bir konferansa kendisini çağırdığını, Hüseyin Vural VURAL’ın emekli Deniz albayı olduğunu, çoğu zaman kendisini aradığını heyecanlı olduğunu, sürekli  kendisine mesaj attığını, kendisinin bunların çoğunu açmadığını sildiğini, Halil Kemal GÜRÜZ   ile telefon ile görüşmediğini ancak bir kere kendisi ile görüştüğünü, Hasan Ataman YILDIRIM’dan  kendisine çok mail geldiğini, telefon ile görüştüğünü hatırlamadığını kendisinin emekli subay olup olmadığını bilmediğini, Hasan Ataman YILDIRIM’ın ne iş yaptığını bilmediğini, İlyas ÇINAR’ın emekli deniz albay olduğunu,  Bir iki kere telefon ile görüştüğünü, bir kerede konferansta görüştüğünü, Mehmet Şener ERUYGUR’u görevde iken bir kere gördüğünü, Emekli olunca da Kıbrıs'da bir program için kendisini çağırdığını, Bilim Vakfının programı olduğunu kendisine söyleyince gitmekten vazgeçti, bir kere de ADD başkanı olunca aradığını, kendi adına iki kere de kendisine mail gönderdiğini, Mustafa Ali BALBAY ile bir kaç kez telefon ile görüştüğünü, kendisi ile değişik ortamlarda da karşılaştığını, Ümit OĞUZTAN'ı Yaprak Yayın evinden tanıdığını kendisi iki kere telefon ile görüştüğünü, Ümraniye’de bombaların yakalandığı gün kendisini aradığını, bir televizyona Marmara TV’ye program yapmak için teklifte bulunduğunu   kendisi de Ümraniye’deki bombaları sorduğunu, çok eski yıllardan da kendisi ile yayın evinde karşılaşmış olduğunu, 1992 yıllarında tanıdığını, Güler KÖMÜRCÜ ile fazla sık görüşmediğini, Sinan AYGÜN’ü tanıdığını, zaman zaman da görüştüğünü, beyanları ile telefon görüşme detayları arasındaki çelişkiler kendisine sorulduğunda, bu kadar çok görüşme yapmış olmasının mümkün olmadığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU ile 39 kez görüşmesinin mümkün olmadığını,  ancak cevapsız çağrılar olabileceğini, diğer şüpheliler ile alakalı olarak tek tek görüşme sayıları sorulduğunda, bazılarını hatırlayamamış olabileceğini, ama zaman zaman da görüşmüş olabileceğini, CD incelenmesi neticesinde içeriğinde; DOST ve ihsangüven isimli klasörler olduğu kendisinin İhsan GÜVEN’i tanımadığını bu dosyayı kendisinin hazırlamadığını televizyon programı için gelmiş belgelerden olabileceğini, Dost Dost Tarikatını bilmediğini, onun ile alakalı gönderilmiş olabileceğini ancak kendisinin program yapmadığını,
Bilgisayarından elde edilen "senorya"  isimli word belgesi içeriğinde bulunan Derin Devlet başlıklı yazı televizyon için hazırladığı yazı olduğunu, Ergenekon Hasan SABBAH’tan gelen gizli bilinmeyen halüsinojyenlerle zihin kontrolü yapan bir örgüttür tabirinin Ümit SAYIN’a ait olduğunu, Ümit SAYIN’ın televizyon programlarında anlattığı şeyleri kendisinin not aldığını, senaryoda kullanmak için dediğini,
Sorgu beyanı
b-Elde Edilen Dokümanlar,
İkamet Adresi: Göztepe Mahallesi Server İskit Sokak No:2/18 Kadıköy/İSTANBUL
Yatak odasında;
(Şahsın beyanına göre vefat eden kardeşine ait olduğu valiz içerisinde)
-(1) adet Sony marka NP-77H model siyah renkli video kamera,
-Bu kamera içerisinde (1) adet kaset,
-(6) adet 1’den 6’ya kadar numaralandırılan Erol MÜTERCİMLER ve görevimiz tarafından paraflanan video kaset,
-(1) adet Kodak marka 145800-065504859 seri numaralı fotoğraf negatifi,
-(1) adet Kırıkkale marka (9) mm 7658861 seri numaralı ve üzerinde T.C SUBAYLARINA MAHSUS ibaresi bulunan tabanca,
-(1) adet tabanca Şarjörü,
-(6) adet kısa (9) mm MKE yapımı fişek Şarjöre takılı vaziyette,
-(20) adet kısa (9) mm MKE yapımı fişek,
-(25) adet 7,65 mm MKE yapımı fişek,
-(1) adet Genelkurmay Başkanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığından verilme 16.03.1985 tarih ve 111 sayılı Erol MÜTERCİMLER adına tanzim edilmiş, Kırıkkale marka tabancaya ait meşel belgesi,
-(1) adet A13E80110007984571 seri nolu (50) kontörlü Türk Telekom kartı,
-(1) adet 210462048405 seri nolu (30) kontörlük Türk Telekom kartı,
Girişe göre sol tarafta mutfak yanındaki odada;
- (1) adet el yazısı ile A-4 çizgili kağıda “ birinin faaliyetlerini gizlice izleme” ibaresi ile başlayan “fedara” ibaresi ile biten doküman,
- (1) adet üzerinde MG ibaresi bulunan siyah renkli telli ajanda,
-(1) adet üzerinde avea ibaresi bulunan kırmızı renkli telli ajanda,
-(1) adet Yeniden Kuvayı Milliye Hareketi derneği Hakkı SEVİM Dernek Başkanı ibareli kartvizit,
Girişe sol köşede bulunan odada;

(1) adet üzerinde YENDİN MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ DERNEĞİ AMAÇLARI- İLKELERİ- HEDEFLERİ ibareleri bulunan borda renkli (543) sayfalık kitap,

-(23) parça fotoğraf negatifler,
-(1) adet üzerinde gönderici kısmında  …. SAKKA KANDIRA FTC B1-7-20 alıcı kısmında Habertürk Tv Ayna arkası programından Erdal Bey…. İbaresi bulunan zarf ve siyah renkli kalemle numaralandırılan el yazma

11- Şüpheli Emin ŞİRİN
a-Savunmaları,

           Emniyet beyanı

İfade tarihinde operasyon kapsamında gözaltına alınan kişilerden sadece (4) şahsı tanıdığını, diğer şahıslarla hiçbir ilişkisinin olmadığını, DERİN DEVLET ile hiçbir alakasının olmadığını, Ankara’da Milletvekilliği yaptığı dönemde “Bırakın derin devleti, devleti dahi bulamıyorum” dediğini,  hiçbir örgütün içerisinde olmadığını, ..Türk Ortodoks Kilisesinde bahsedilen toplantılara gelince, çok az bir cemaati olan ve Papa Eftim dolayısı ile Atatürk’ün bir emaneti olarak kabul ettiği bu kilisenin basın sözcüsü Sevgi ERENEROL’ un daveti üzerine ağabeyi olan ve ismini hatırlayamadığı patrik ile kendilerini ziyaret ederek görüştüğünü,  Patrikhanenin sıkıntılarını, Rum Fener Patriği Bartelemeos’ un baskısını, otonom olması gereken Bulgar Kilisesinin Bartelemeos’ tan gördüğü baskıları anlattıklarını, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olan bazı problemlerinden bahsettiklerini, Patrikhanenin problemlerine bir Milletvekili olarak eğildiğini ve 2004–2005 Noel’ inde ki ayin ve yemek daveti olmak üzere birkaç davetlerine de katıldığını, Patrikhanenin siyasete karışmamak kaydı ile duruşunu desteklediğini Ancak özellikle Sevgi ERENEROL ile dini bir tavırdan ziyade siyaset kokan ve aşırı üsluplu demeçleri dolayısı ile de son 2 senedir görüşmediğini, Adı geçen Muzaffer TEKİN, Fikri KARADAĞ, Hüseyin GÖRÜM, Kuddusi OKKIR, İsmail PAKER ile hiçbir ilişkisinin olmadığı, Yukarıda bahsettiği bu toplantıya bu şahısların da katılmış olabileceği, Hatta yemek sırasında aynı masada ve aynı ortamda bulunmuş olabileceklerini, burada çekilen fotoğraflarda aynı karede çekilen fotoğrafların tanıştıkları anlamına gelmediği, tamamen tesadüf olduğunu,
İsmail YILDIZ ve Ergün POYRAZ isimli şahıslarla yüz yüze görüştüğünü,
Soru önergelerinin tümü TBMM’ nin internet sitesinde bulunmakta olduğunu, yapılan bütün çalışmalar pek tabii basında çıkan haberlerle beraber özellikle Meclis arşivlerinde yapılan araştırmalara dayanmakta ve danışmanıyla kendisi tarafından hazırlanan çalışmalar olduğu, ihbar mektubunda ismi geçen KÜRŞAT dahil, hiçbir şahıs veya kurumdan hazırlanmış bir bilgi veya belgenin kendisine verilmediği, KÜRŞAT diye bahsedilen kişinin emekli bir albay olduğu, Gerçek isminin Atilla UĞUR olduğunu,  kendisini görevli olduğu sırada 2002 senesinde tanıdığını, kendisini SAMA şirketinin sahibi Hakan ŞANLI’ nın da tanıdığının doğru olduğunu, Hakan ŞANLI’ yı 2001 senesinde Caddebostan’ da klasik arabalar satan müşterek bir dostu sayesinde tanıdığını, 2002’da Ankara’ya gittiğinde kendisi ile bir süre dostluğunun olduğunu, Kendisinin özellikle uçak yedek parçaları üzerine çalıştığını bildiğini, Zira son 3 senedir Hakan ŞANLI’ yı görmediği ve konuşmadığı, KÜRŞAT Albay olarak bilinen Atilla UĞUR’ un Mayıs 2007 içerisinde emekli olduktan sonra Milletvekili olmak üzere GENÇ PARTİ adına kendisine getirdiği bir müracaatı olduğunu, Ancak emekli subayları aday göstermek istemediklerinden kendisini aday yapmadıklarını, Hakan ŞANLI’ nın bürosunda gizli toplantı yapmalarını gerektirecek ortada hiçbir konunun bulunmadığını, Gizli bir toplantı da yapılmadığını, Atilla UĞUR’ un verdiği hiçbir gizli bilgi ve belge olmadığı, Ergün POYRAZ ile ilişkisi varsa onu bilmediğini, Ergenekon’a ait olduğu değerlendirilen dokümanlar hakkında kendisine okunan dokümanı görmediği ve duymadığı bu dokümanın anti demokratik ve illegal bir örgütlenmeyi gösteren, aklı başında bir insanın ne yazacağı ne de dinleyeceği bir evrak olduğunu,
İsmail YILDIZ isimli şahsı SESAR’ ın sahibi olarak tanıdığını, kendisi ile ilişkisinin SESAR’da çalışan Hayrullah Mahmut’ un takriben 2-3 sene kadar evvel aleyhine yazdığı bir yazıyı tenkit etmek üzere telefonla olduğunu. Sonra 1-2 kere daha görüştüğünü, “Güya stratejik araştırmalar yapan, askerlerle iyi teması olan” bir kişi olarak kendini tanıttığını,
ERGENEKON konusunda Can DÜNDAR ve Fehmi KORU’ nun yazılarından yazdıkları kadar ve şekli ile bilgisinin olduğunu, bu bilgiye göre ERGENEKON Amerika ve NATO tarafından organize edilmiş, ordu içerisinde bir örgütlenme modeli olduğu, şahsi olarak herhangi bir araştırma yapmadığı, bu bilgiler sadece okumuş olduğu gazete haberleri ve yazılardan kaynaklı bilgiler olduğu,
Muzaffer TEKİN’ i basından, Danıştay Cinayeti ile ilgili bir sanık olarak tanıdığı, ne yüz yüze ne de telefon ile herhangi bir konuşma ve irtibatının bulunmadığı,
Halil Behic GÜRCİHAN’ ı, açık istihbarat.com. sitesinin sahibi ve bir gazeteci olarak yaklaşık 2 yıldır tanıdığını, Milletvekili olarak bir röportaj yapmak istediğini, Moda Deniz Klubünde bir ön görüşme yaptıklarını, Sonra yazılı olarak sorduğu sorulara yazılı olarak cevapladığını ve sitesinde yayınladığı, Sonra da 1 veya 2 kere talebi üzerine görüşmelerinin olduğunu,AKP’nin bazı mensuplarının yurt dışında bulunabilecek paraları ile ilgili malumatının olup olmadığını sorduğunu, bilgisinin olmadığı için cevap vermediğini, konuşmalarında ayrıca Hrant DİNK cinayetinde kendi yaptığı analizlerin gazetelerde yayınlanan bulgularla çeliştiğini de söylediği Yakın bir dostluğunun ve irtibatının bulunmadığı

Hayrullah Mahmut ÖZGÜR’ ü, Milletvekili olduktan sonra 2002 senesinde Ankara’ da STAR Gazetesinin temsilcisi olarak tanıdığını, kendisinin Milletvekili onun da gazeteci olması dolayısıyla bir müddet sık görüşmelerinin olduğunu, kendisi hakkında övücü yazılar yazdığı Sonra STAR’ dan ayrılıp SESAR ile çalışmaya başladığı, Ondan sonra komplo teorileri üreten megaloman bir edaya büründüğü ve aleyhine AKP ajanı olduğuna dair bir yazı yazdığını, takriben 3 senedir hiçbir görüşme ve temasının olmadığı, bu şahıslar haricinde kendisine ismi okunan ve fotoğrafları gösterilen diğer şahısları tanımadığı,

           Savcılık beyanı

Emniyette verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiğini, ihbar mektubu ve fotoğrafların gösterildiği, Bir kısım fotoğraflarda görünen kişinin kendisi olduğunu, Fotoğrafların bir kısmının Türk Ortodoks Kilisesinin Karaköy’deki merkezinde çekildiğini, Fotoğrafların bir kısmının ise 2004-2005 yılı Noel ayini fotoğrafları olduğunu. Mektup zarfı üzerindeki isim sorulduğunda; Ahmet YILMAZ isimli şahsı tanımadığını, ekte gönderilen on beş adet fotoğrafta bulunan şahısların kim olduğu sorulduğunda; fotoğrafta ki kişilerin Paşa, Canan ve Sevgi ERENEROL olduğu,diğer fotoğrafta ki kişilerin Muzaffer TEKİN, Ergün POYRAZ ve İsmail YILDIZ olduğu, Ergün POYRAZ ve İsmail YILDIZ isimli şahısların kendisine görüşme talebinde bulundukları ve kendisinin de bu şahıslarla görüştüğü bahse konu fotoğrafların buluştukları yerlerde çekildiğini şimdi gördüğü,buluşma yerlerini ismi geçen şahıslar ayarladığı için muhtemelen onlar vasıtasıyla fotoğrafının çekildiğini tahmin ettiğini,

Ergün POYRAZ’ı Hakan ŞANLI vasıtası ile tanıdığını, kendisi ile daha önce bir kaç sefer görüştüğü, ancak İsmail YILDIZ ile görüşmesinden kısa bir süre sonra Ergün POYRAZ’ ın da kendisini telefonla arayarak randevu istediği ve fotoğrafın bulunduğu pastaneye çağırdığı, Maddi durumunun iyi olmadığını, kitap yazdığını, parasız kaldığını ve memleketi Aydın' a gitmek istediğini anlattığını Bundan önce kendisi ile bir kaç sefer Hakan ŞANLI' nın bürosunda ve mecliste görüştüğünü, Hakan ŞANLI’ yı 2001 senesinden beri tanıdığını, kendisini KARADAYI' nın yeğeni olarak tanıtan, sempatik, yedek parça işleri ile uğraşan bir kişi olduğunu, kendisini 2001 senesinde Caddebostan’ da klasik arabalar satan bir galeri sahibi arkadaşı vasıtası ile tanıdığını, Ankara' ya gittiğinde dostluk gösterdiği, Ergün POYRAZ yazmış olduğu bir kitapta şahsını Tayyip ERDOĞAN' ın belediye ihale yolsuzluklarında çiçek ihale yolsuzluğuna karıştığı şeklinde iddialar bulunduğu, Hakan ŞANLI’nın kendisine "Ergün POYRAZ' ı tanıdığını, kendisi ile tanıştırabileceğini söylediği, tanıştığın da kendisine neden böyle yazdığını sorduğunu zira bahsettiği davada hakkında takipsizlik kararı verildiği,  o da sürecin DGM' de başladığını, ancak değişen kanun ile Ağır Cezaya intikal ettiğini ve o sırada ek takipsizlik aldığını söylediği,  bunun için kitabında bu şekilde suçladığı, sonraki görüşmelerinde de kendisine AKP hakkında bilgi verip veremeyeceğini sorduğunu, kendisine “benden fazla bilgi senin kitaplarında var” dediğini, Bu anlattığı hadisenin milletvekili olduğu dönemde gerçekleştiği, Hakan ŞANLI’nın bildiği kadarı ile Ergün POYROZ ile görüştüğü,

Sevgi ERENEROL ile sonbahar 2004 ve ilkbahar 2005 arası 10 defaya yakın görüşmelerinin olduğu, Görüşmelerinin çoğunun patrikhanede gerçekleştiğini, Zaman zaman da kendisini ziyarete geldiğini, tanışmalarının kendisinin talebi üzerine olduğunu, Fener Rum Patrikhanesi hakkında televizyondaki konuşmalarını dinleyip şahsı ile konuşmak istediğini söylediğini, ziyaretine gittiğinde PATRİK PAŞA bey ile beraber tarihçelerini, vakıflar idaresinden olan bazı sıkıntılarını, ama özellikle Bulgar Kilisesi problemleri ile Fener Rum Patriği Bartalomeos'dan olan şikâyetlerini dile getirdiklerini, Ayrıca özellikle Gagavuz Türklerini kiliseye çekmek için bir faaliyet içinde olduğunu ve Fener Rum Patrikhanesine kaptırmak istemediğini söyledikleri, Türk Ortodoks Patrikhanesini Atatürk' ün bir emaneti gibi mütalaa ettiğinden kendilerine bir müddet yardımcı olmaya çalıştığını, Ancak zaman içinde Türk Ortadoks Patrikhanesinin basın sözcüsü SEVGİ hanımın dini konulardan ziyade siyasi konularla meşgul olması ve üslubunun sertliği, patrikhane ile olan münasebetini yavaşlatmaya sebep olduğunu, Son 2 seneye yakın bir süredir de kendileri ile görüşmediğini, Danıştay saldırısının Türkiye’ ye çok zarar verdiğini ve bu saldırıyı yapan güçlere karşı tepkiler vermiş ve bu tepkilerimi kamuoyu ile paylaşmış bir kişi olduğunu, kaldı ki milletvekili olduğu süre içinde hakkında hiç bir şekilde adli ve idari işlem yapılmadığı, Milletvekilliği dokunulmazlığını kullanacak bir insan olmadığını, iddia edildiği gibi soru önergelerini örgüt üyesi olduğu iddia edilen tutuklu şahıslardan alınan evrakların soru önergesi şekline gündeme getirdiği şeklinde ki beyanların iftira olduğu, çünkü bütün önergelerin Meclisin internet

12- Şüpheli Hakan ŞANLI
a-Savunmaları,

           Emniyet beyanı

1963 yılında Ankara ili Beypazarı ilçesinde doğduğu, 1985 yılında Ankara merkez de bulunan Menekşe Sokakta Şanlı Spor isimli spor malzemeleri satan mağaza açarak ticaret hayatına başladığı, 1995 yılına kadar bu adreste ticaret hayatını sürdürdüğü, bu adreste 1991-1993 yılı arasında Şanlı döviz bürosu açarak işlettiği, 1995 yılından sonra sektörün girdiği krizden sonra bu sektörden uzaklaşarak Savunma Sanayi ihalelerine girerek ufak çapta ticaret yapmaya başladığı, halen bu sektörde ticaret faaliyetlerine devam ettiği, 1987 yılında Mamak Muharebe Okul Komutanlığı’nda yurtiçi bedelli askerlik hizmetini tamamladığı,
1976 yılında Ankara ilinden pasaport aldığı, bu pasaport ile Almanya da ikamet eden abisi Efe ŞANLI’nın yanına ziyaret amaçlı gittiği, Rusya’ya 2003 yılında ticari amaçlı gittiği, Belerus (Beyaz Rusya) ya turistik amaçlı gittiği, 2002-2003 yılında Ukrayna’ya turistik amaçla gittiği, 2000 yılında Azerbaycan’a ticari amaçlı gittiği, 2001 ve 2003 yıllarında Fransa’ya ailesi ile turistik amaçlı gittiği, 2004 veya 2005 yılında İsrail’e ticari amaçlı gittiği, 2000, 2003, 2005, 2007 yıllarında ABD’ye ticari amaçlı ve turistik olarak gittiği, 2005, 2006, 2007 yıllarında Pakistan’a ticari amaçlı gittiği, 1989 yılında Çekoslavakya’ya Fenerbahçe maçına gittiği ve illegal olarak yurt dışına çıkış yapmadığı,
ihbar mektubunda geçen iddiaları kabul etmediği ve tamamen gerçek dışı olduğunu, herhangi bir oluşum içerisinde yer almadığı, mektupta ismi geçen şahıslardan sadece Şüpheli Emin ŞİRİN ve Ergün POYRAZ’ı tanıdığı; Ergün POYRAZ isimli şahsı 2002 veya 2003 yıllarında yine bir resepsiyon da veya yemekte tanıdığı, kendisine kartvizitini verdiği, resepsiyondan üç-dört hafta geçtikten sonra Ergün POYRAZ’ın kendisini telefonla arayarak on-onbeş dakika ziyarette bulunup bulunamayacağını sorduğu, kendisinin de kabul ettiği, Ergün POYRAZ’ın işyerine geldiği, maksimum on beş dakikalık bir görüşmeleri olduğu, görüşmelerinin konusunun genel konular olduğu, daha sonrasında ise bu tarihe kadar kendisini ne gördüğü ne de bir konuşması olduğu, Ergün POYRAZ’ın kendisine yazar olarak tanıttığı, kartvizitini ise Ergün POYRAZ’a mesleğinden dolayı verdiği, son olarak ise basından tutuklandığını duyduğu;
Emin ŞİRİN isimli şahsı 2001 veya 2002 yıllarında yine bir davette tanıdığı, kendisini milletvekilliliği öncesinde tanıdığı, kendisi birkaç kez ofisine geldiği, bu gelişler öğle yemeği veya bir çay içmek için olduğu,  zaten Emin ŞİRİN’in meşgul ve yoğun bir programı olduğu, ofisine geldiğinde genel konulardan konuştukları, hem Emin ŞİRİN’in hem kendisinin işlerinin yoğunluğundan dolayı son üç yıldır ne telefonla ne de yüz yüze bir görüşmesi olmadığı; işyerinde hiçbir suretle gizli örtülü olarak toplantı yapılmadığı, Lobi isimli oluşum hakkında hiçbir bilgisinin olmadığı ve ilk defa burada duyduğu, belirttiği gibi hiçbir oluşum içerisinde yer almadığı, vatanını milletini seven bir insan olduğu, çalıştığı ve kendi hayatını yaşadığı; Bu mektubu gönderen Ahmet YILMAZ isimli şahsı tanımadığı,
Savcılık beyanı
Şüpheli Hakan ŞANLI’nın 20.08.2007 tarihli savcılık ifadesinde; Emniyette verdiği ifadesinin tekrar ettiği, şüpheli Emin ŞİRİN’i 2001 yılından beri tanıdığı, şüpheli Ergün POYRAZ’ı da 2002-2003 yıllarında bir resepsiyonda tanıdığı, daha sonra şüpheli şahsın, kendine ait olan iş yerine bir kere geldiği, kendisi ile onbeş dakika görüştüğü, daha sonra bir daha hiç görüşmediği; emniyet ve askeriyenin uçak ve yedek parça ihalelerine girmekte olduğu, bunun dışındaki şüpheli şahıslardan hiçbirini tanımadığı ve diğerlerinin hiç birini tanımadığı; kendisine ait işyerinde bulunan Genel Kurmay yazılı CD ve disket kendisinin yanımda çalışan Hakan ARISÜT isimli şahsın özel projesi olduğu, bu konuda Genel Kurmay ile görüşmelerinin olduğu, Gizli bir belge olmadığı, şüpheli Emin ŞİRİN' in beyanına cevaben; iddia edildiği gibi şüpheli Emin ŞİRİN ile Ergün POYRAZ'ı tanıştırmadığı, telefonunu vermiş olabileceği, kendisine ait işyerindeki askeri bilgilerin Hakan ARISÜT’ün notları olduğu, Hakan ARISÜT’ün bilgisayarından çıkmış notlar olduğu ve elde edilen disketlerin ise ona ait olduğu, kendisine ati olan işyerinde iddia edildiği gibi gizli toplantı yapılmadığı, kendisinin cep telefonu numarasının 0532 253 30 30, işyerinin numarasının 0312 438 49 21-22-23-24-25-26 olduğu; Kürşat isimli şahsı tanımadığı ancak Atilla UĞUR isimli şahsın albay olduğu dönemde askeri ihale ve toplantılardan tanıdığı,  suçlamaları kabul etmediği,
Şüpheli Hakan ŞANLI’nın 10.02.2009 tarihli savcılık ek ifadesinde; Kendisinin daha önce verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiği, daha sonra yakalanan ve tutuklanan şüphelilerden hiçbirini tanımadığı, Aytaç YALMAN ve şüpheli Şener ERUYGUR, Levent Ersöz'ü tanımadığı, şüpheli Levent Ersöz'ü bir sefer gördüğü, iş ile ilgili kendisiyle beş dakika görüştüğü ve başka bir görüşmesinin olmadığı,

 Şüpheli Hasan Atilla ile gözaltına alındıktan sonra görüşme yapmadığı, şüpheli Barbaros Hayrettin ALTINTAŞ'ı tanımadığı, Hasan Atilla UĞUR'u 2001 veya 2002 tarihinde askeri malzeme satış işlemlerinde tanıştığı, önceki ifadesinde belirttiği gibi o zaman şüpheli Şener ERUYGUR'un jandarma komutanı olduğu dönemde internet takip sistemi sattığı, tahminine göre 4 tane sattığı, birisinin ODTÜ'ye, birisinin Mecidiyeköy'e birisinin de Ankara Ulus çıkışına takıldığı, bu cihazların tanesinin yaklaşık 300.000$(üçyüzbindolar) olduğu ve ek aksesuarlarının da olduğu,

Aytaç YALMAN’ı zamanında herhangi bir alışveriş yapmadığı, tahminine göre şüpheli Şener ERUYGUR ile yaptığı ticaret 1.050.000$(birmilyonellibindolar) civarında olabileceği, kendisinin o tarihlerde sattığı malzemeler için herhangi bir fatura düzenlemediği, kendisine malzemelerin örtülü ödenekten alındığı, gizli olduğu ve ulusal güvenliği ilgilendirdiğinin söylendiği, herhangi bir fatura kesmediği, kendisinin banka hesabına bu paraların nereden aktarıldığını bilmediği, ancak İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan Recep Başçavuş isimli bir astsubayın olduğu, para işleriyle ilgilendiği, havaleleri ise bu şahsın yaptığını bildiği, Jandarma Genel Komutanlığı hesabından yapıldığını düşündüğü, kendisinin o tarihlerde REM (Research ....) isimli şirketten yaptığı ve şirketin isminin tam olarak açılımını hatırlayamadığı,
16.08.2008 günü İstanbul cumhuriyet Başsavcılığı’na gelen bir ihbar mektubu ve 02.07.2008 günü saat 12.02 sıralarında kardanadam111@gmail.com isimli e-mail kullanıcısının göndermiş olduğu mail ihbarı ile ilgili sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; kendisinin ihbarı kabul etmediği, şüpheli Emin ŞİRİN’in kendisine ati olan ofise zaman zaman geldiği, şüpheli Emin ŞİRİN’i sevdiği, hoş sohbetli olduğu, Meclis'deki soru önergeleriyle ilgili kendisine bilgi vermediği; kendisine Kürşat Albay’ın bu tür bilgiler vermediği, şüpheli Ergün POYRAZ ve İsmail YILDIZ'a bilgi aktarmadığı, şüpheli Ergün POYRAZ'la bir kere resepsiyonda tanıştığı, Bir kere de ofise kitap getirdiği, kendisinin diğer şahısları ve Nuray BAŞARAN'ı tanımadığı, hatırlayamadığı, şüpheli Kemal ALEMDAROĞLU'nu tanımadığı, kriptolu cep telefonlarını Jandarma İstihbarat’ın kendisinden istediği, adedini hatırlamadığı, Ancak example (örnek) olarak getirdiği, ancak daha sonra başka yerden aldıkları, kendisinin kesinlikle şüpheli Hasan Atilla UĞUR ve arkadaşlarının kullandığı kriptolu telefonların hat ücretlerini ve görüşme ücretlerini şirketinden ödemediği, kendisinin şirket adına kayıtlı telefonların şüpheliler tarafından kullanıldığını da bilmediği, kendisinin Turkcell'le bir yazılım işi sebebiyle 600.000$(altıyüzbindolar)lık bir alışverişi olduğu,
Dosyada mevcut 10.11.2008 tarihli MASAK raporu ile ilgili sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; kendisinin Cambridge Lake isimli şirketle alışveriş yaptığı ve bu alışverişin tamamının resmi işlemler olduğu, Daen Levi isimli şahsın da Cambridge Lake'nin temsilcisi olduğu, kendisinin bu şirketle yaptığı bütün alışverişlerin ve para havalelerinin resmi olduğu, yasal kayıtlarda gözüktüğü, kendisinin internet takibi aletlerini direk bu şirketten aldığı, ancak Sigitronic isimli şirketin Rusya'da olduğu, kendilerinin bu şirketin üzerine kayıtlı malları Dean Levi üzerinden aldıkları, Dean Levi’nin Avrupa bayisi olduğu, kendisinin şuanda SAMA isimli şirketin yönetim kurulu başkanı olduğu, genelde Pakistan'la çalışmakta olduğu, Jammer cihazlarını üretip sattığı, bu şirketin yıllık cirosunun geçen yıl 1.000.000$(birmilyondolar) civarında olduğu, bu sene 4-5 milyon dolar arasında bir ciro bekledikleri, EMTA USA adlı şirketin Amerika'da olduğu,
2002 yılı itibarıyla MASAK raporunda 154 milyar TL net hasılat, 113 milyar gider gösterildiği, sadece aynı yıl içinde 234.850 ABD dolarının Cambridge Lake ve EMTA USA şirketlerine havale yapıldığı belirtilmiş yine raporda, Turcell A.Ş'den Hakan ŞANLI'nın hesabına 600 bin dolar para yatırıldığı hususu ile ilgili sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; Bu uyuşmazlıkların tamamının Jandarmaya satmış olduğu cihazların resmi kayıtlara intikal ettirilmemesi sebebi ile olduğu, kendisinin bu satışlara fatura kesmediği, ancak bunların örtülü ödenek olduğu için bu satışları yaptığı,
Diğer firmaların alışverişleri faturalı yaptığı ile ilgili sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; kendisinin bu alışverişten çok para kazanmadığı, Turcell'den kendisine gönderilen 600.000$(altıyüzbindolar) paranın karşılığında GSM Protokol Analizer bedeli olduğunu kendisinin bilmediği, bu cihazın ne olduğunun mühendislere sorması gerektiği,
Kendisine ait dosyadaki mevcut kar zarar ve yıllık vergi bildirimleri ile ilgili sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; doğru ve kendisine ait olduğunu onayladığı, kendisinin 2003 Nisan ayından itibaren REM isimli şirketten ayrıldığı, hiçbir alakasının kalmadığı ve daha sonra SAMA isimli şirketi kurduğu, ağırlıklı olarak da kendilerinin burada Jammer cihazı ürettikleri, kendisinin son dönemlerde Askeri ihalelere girmediği, iddia edildiği gibi kendisinin İsmail Hakkı KARADAYI'nın yeğeni olmadığı, ancak babasının ve amc

13- Şüpheli Yüksel Dilsiz

Emniyet Beyanı
Bursa Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesinde susma hakkını kullanmıştır.
Savcılık Beyanı
Bursa Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde özetle; İkametinde yapılan aramada elde edilen 10 sayfalık “Orgeneral Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanı Olduğu 2003 Yılı Eylül Ayı …" ibaresi ile başlayan bilgisayar çıktısı dokümanlar sorulduğunda; dokümanın bilgisayar çıktısı olduğunu, bu dokümanları Balta limanında çalışan Suat isimli polis memurunun 2006-2007 yılları arasında internetten bilgileri derleyip kendisine verdiğini, bu bilgileri kendisine vermesin sebebinin kendisini istihbarat görevlisi olarak bildiğinden verdiğini,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Gizli İbareli 264. Birim Daire Başkanlığına Başlıklı Kıdemli Üstteğmen Yüksel Dilsiz İsth. Üstg. İmzalı" dokümandaki imzanın kendisine ait olup olmadığı ve bu dokümanının kendisine verilmesinin sebebi sorulduğunda; 264. Birim Daire Başkanlığı isimli bir kurum bulunmadığını, imzanın kendisine ait olduğunu, yazının herhangi bir geçerliliğinin olmadığını, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığına bağlı istihbarat Grup Komutanlığında bulunduğu sırada, görevlilerin kendisini üsteğmen olarak, daha sonra da yüzbaşı olarak bildiklerini, istihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz’ ün kendisini bu şekilde tanıttığını, bir problem çıkması durumunda bu yazıyı taşıdığını, üzerinde personel yazılı olan ve fotoğrafının bulunduğu belgede Mustafa KILIÇ isminin yazılı olduğunu, bu kartın daha sonra kendisinden alındığını, yine Finansbank Ankara Ostim Şubesinden 750.000.000.TL limitli kredi kartı verildiğini, bu kart ile harcama yaptığını, dökümlerinin İstihbarat Daire Başkanlığı Grup Komutanlığına geldiğini, borcun oradan ödendiğini,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "02.02.2000 Tarihinde Niyazi Tohumcu, Alaadin Akdağ, Bekir Yaşa, Zafer Spor" ibaresi ile başlayan dokümandaki imzalar ve dokümanı bulundurma sebebi sorulduğunda; Evrakın ve imzanın kendisine ait olduğunu, 2000 yılında Kilis 1. Hudut Taburunda askerlik yaptığı dönemde İstihbarat Şubesinde çalıştığını, o dönemde kaçakçılarla iş birliği yapan askerlerin tespit edilmesine yönelik yaptığı çalışmanın sonucunda bilgisayarda yazdığı rapor olduğunu, raporun içeriğinde belirttiği O.V’ nin bölük komutanı Üsteğmen Osman VAROL olduğunu,
İkametinde yapılan aramada elde edilen “Muharrem Gürel 11.10.1984 Yılında Bursada Doğdum" ile başlayan doküman sorulduğunda; Muharrem GÜREL’ in 2002 yıllarında Heykel Postanesinin yakınında berber dükkanı bulunduğunu, Bursa Jandarma Bölge Komutanlığında İstihbarat elemanı olarak çalıştığı dönemde kardeşi hakkında araştırma yaptıklarını, birkaç defa iş yerine gittiklerinde durumunun kötü olduğunu söyleyerek kendisinden iş bulması için yardımcı olmasını istediğini, bu nedenle öz geçmiş raporunu verdiğini, bu raporu kimseye vermediğini,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Sayın Çavdaroğlu Paşama Saygıyla Arz Edilir” ile başlayan doküman sorulduğunda, dokümandaki imzanın kendisine ait olduğunu,  2005 yılında yazdığını, 11 yaşında Nur cemaatinin içine girip değişik kademelerde bulunduğunu, 2000 yılında askere gittiğini, askerde istihbarat biriminde çalıştığını, 2002 yılında Bursa Jandarmada haber elamanı olarak başladığını, 2002 yılında Bursa da görevli Levent Ersöz’ ün Ankara’ya İstihbarat Daire Başkanı olarak atanmasından sonra kendisinin de Ankara’ya gittiğini, Nur cemaati içersinde kendisine duyulan güvenden dolayı cemaat ile ilgili görevlendirildiğini, toplantılarda kimlik tespiti ve gizli kamera çekimi yaptığını, dönemin milletvekillerinden nur cemaati ile ilişkisi olanları tespit görevi verildiğini, milletvekillerinin bulunduğu ortamlarda çekim yapıp evlerini izlediğini, rapor hazırlayıp Dursun yüzbaşı vasıtasıyla Salih Albay’a verdiğini, bu şekilde 2004 yılına kadar devam ettiğini, o dönemde kendisine verilen kredi kartından İsmail Uzman çavuşun 300.000.000TL para çekildiğini, ancak parayı geri vermediğini, bu nedenle Dursun ve diğer görevliler ile arasının bozulduğunu, bu dokümanı Çavdaroğlu paşaya derdini anlatabilmek için yazdığını,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Aşağıda Yazılı Şahısların Hiç Bir Telefonuna Ulaşamadı" ibareli doküman sorulduğunda, bu notların 2005-2006 yılları arasında Balta limanında polis evinde görevli Polis Memuru Mehmet …. Tarafından kendisine verildiğini, kendisini Jandarma istihbarat görevlisi olarak bildiği için telefon dökümlerini ve irtibatlarını çıkartarak kendisine vermesi için verdiğini, bu telefon numaralarından birkaçını Bilecik Jandarma istihbaratında görev yapan Kemal Astsubay’ın tespit edip bozo909@hotmail.com mail adresine gönderdiğini, kendisinin de bilgileri Mehmet’e verdiğini, notta yazan şahıslarla ilgili çalışma yapmadığını,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Erhan Tapucu 0212 6313802 İbaresiyle Başlayan Milli İstihbarat Teşkilatı 0352 3383349" ile başlayan doküman sorulduğunda; kendisinin yazdığı bir not olduğunu, Kemal YILDIZ’ ın 1998-1999 yıllarında Ankara da nur cemaati ile ilgili kendisinden bilgi almak için görüşmeye gelen MİT’çi olduğunu, Arif ÖZAYCI’ nın ismi ve telefon numarasını polis Mehmet’in verdiğini, MİT ile ilişkisinin olup olmadığını araştırması için verdiğini, diğer notların yakınlarına ait notlar olduğunu,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Saray Güngör Birol" ile başlayan doküman sorulduğunda; Notların Polis Memuru Mehmet tarafından araştırılması için kendisine verildiğini, ancak herhangi bir araştırma yapmadığını,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Firma Sahibi Gani Balkan" ile başlayan doküman sorulduğunda; dokümanın polis memuru Mehmet tarafından araştırılması için kendisine verildiğini, bu yazının içeriğinde yer alan şahıslarla ilgili herhangi bir araştırma yapmadığını,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Hakim Özçelik Mardin Nüfusuna Kayıtlı" ile başlayan doküman sorulduğunda; Bilgisayar çıktıları ve el yazmalarının Polis memuru Mehmet tarafından araştırması için kendisine verdiğini, ancak herhangi bir araştırma yapmadığını,
İkametinde yapılan aramada elde edilen "Darbe Planları Başlıklı" ile başlayan doküman sorulduğunda; bu dokümanı bilgisayarda kendisinin yazdığını, yazmaktaki amacının ise, 2002 yılında Bursa Jandarma Bölge Komutanı Levent Paşa’nın talimatlarıyla yaptığı faaliyetler hakkında bilgi vermek olduğunu, yaptığı faaliyetlerden pişmanlık duyduğundan Başbakanı bilgilendirmek istediğini,
İkametinde yapılan aramada elde edilen “Orhan Kollektif Şirketi tarafından tanzim edilmiş ve jandarma genel komutanlığı adına kesilmiş 1 adet fatura” sorulduğunda;  resmi görevle ilgili zaman zaman il dışına çıktıklarında yolda yakıt aldığı makbuz olabileceğini, tam olarak hatırlamadığını,
El konulan dokümanları hangi amaçla topladığı ve Levent Ersöz ile Ergenekon Silahlı Terör Örgütühakkındaki bilgileri sorulduğunda; 2002 yılında Nur Cemaati ile ilgili bildiklerini Jandarma ile paylaşmak istediğini, Adnan ve Mustafa isimli uzmanla tanışıp Bölge İstihbarat Komutanı olan Albay İsmail ile görüştüğünü, sonrasında ise Levent Ersöz paşayla görüşerek faaliyetlere başladığını, 2006 yılına kadar aktif olarak faaliyetlerine devam ettiğini, bilgisayarında yaptığı faaliyetlerle ilgili notlar olduğunu, daha sonra kullanıldığını hissettiğini, korktuğu için irtibatını koparttığını, eski irtibatlarıyla zaman zaman hala görüştüğünü,
İkametinde yapılan aramada elde edilen 19/1 İle Numaralandırılan “Mehmet Ali Çelik Adına Çıkarılmış Nüfus Cüzdanı Fotokopisi Ve Arka Sayfasında Yazılı Bu Kişinin 89/1 Tertip Olarak Gidesilmesinin Sağlanmasını Arz Ederim”  yazılı doküman sorulduğunda; nüfus cüzdan fotokopisini kimden aldığını hatırlamadığını, ancak asker ile olan irtibatının bilindiği için verilmiş olabileceğini, dokümanlar arasında çıkan Ferit BOLATKALE’ ye ait pasaport ise süresini uzatmak amacıyla verildiğini beyan etmiştir.
Sorgu beyanı
Bursa 5.Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda özetle; 2002 yılında Levent Ersöz ile Bursa Jandarma Bölge komutanlığında faaliyetlere başladığını, Nur cemaatinin yapılanmasını, Nur cemaati ile irtibatı olan siyasi, bürokrat ve iş adamları hakkında cemaate üye olan subaylar, askeri personeller, emniyet personeli hakkında bilgi topladığını, bu çalışmalarda elde ettiği bilgileri İstihbarat Bölge Komutanlığındaki İsmail Albay’a teslim ettiğini, yanında görevli sivil rütbeli personel ile bu toplantılara katılarak gizli kameraya çektiğini, bu çekimler sayesinde toplantılara kimlerin katıldığını tespit ettiğini, 2002 yılında Bursa Bölge Komutanlığında görevli Uzman Adnan ve Mesut üsteğmen ile irtibat kurduğunu, yine astsubay Ceyhun Cevat KARABACAK’ ın da olduğunu, bir süre sonra kendisini Bölge Komutanı Albay İsmail ile görüştürdüklerini, 10 günlük kısa bir çalışma sonrasında Levent Ersöz paşanın kendisiyle görüşmek istediğini, Levent Ersöz ile yaptığı görüşmede "Cemaat seni çok yıpratmış bunun öcünü alacağız" diyerek örgütün yapılanması konusunda araştırma yapmak için kendisine görev verdiğini, rüzgar001 isimli dosya hazırladıklarını, bu dosyanın cemaat yapılanması, siyasi bağlantıları, askeri bağlantı, emniyet bağlantıları ve öğrenci evlerini kapsayan bir çalışma olduğunu, Bursa Jandarma Bölge Komutanlığına bağlı Çanakkale, Kütahya, Bilecik, Yalova ve Balıkesir illerini kapsadığını, hazırladıkları rüzgar0001 araştırma dosyasını elden almak üzere Şener ERUYGUR paşanın Bursa’ya geldiğini, Jandarma tarihinde ilk kez böyle bir çalışma olduğunu söyleyerek kendisini tebrik ettiğini, bir süre sonra Levent Ersöz’ ün yapılan çalışmalardan dolayı istihbarat Daire Başkanlığına atandığını, kendisinin de Levent Ersöz’ ün daveti üzerine Ankara’ya gittiğini, Levent Ersöz’ ün kendisine “"ben buraya seninle yapmış olduğumuz Rüzgar00l sayesinde geldim ve burada daha kapsamlı bir çalışma yapacağız" dediğini, Gürevcinlikdeki İstihbarat Grup Komutanlığında kendisine oda tahsis edildiğini, Ankara’daki çalışmalarının tamamen siyasilere yönelik olduğunu, hatta 2006 yılı 23 Nisanında Hürriyet gazetesinde yayınlanan Mustafa SUNGUR, Ali Yüksel KAVUŞTU ve 

14- Şüpheli Turhan ÇÖMEZ

Şüpheli Turan ÇÖMEZ hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemisinin 2008/428 D.iş sayılı kararına istinaden YAKALAMA EMRİ bulunmaktadır.

Şüpheli Turan ÇÖMEZ’ e ait Ankara ili, Çankaya İlçesi, G.O.P. Mahallesi, Boğaz Sokak, Polatkan Apt. 7/1 sayılı adreste yapılan aramada;
-(14) Sayfa ulusal Güçler Birliği Platformu ibareli, http://xxx.kemalistyaklasim.com ibaresi ile biten mavi plastik dosya içerisinde bilgisayar çıktısı,
-(1) Sayfa Kurşunkalem ile yazılmış “Kitap yazılı” onur duygu değil erdemdir ibaresi ile başlayan 0537 3018129 Balıkesir ibaresi ile biten daktilo ile yazılmış doküman,
-(1) Adet Noki marka 1 ile numaralandırılmış CD üzerinde “Çömez Ergenekon Dosyasından Çıktı” ibaresiile başlayan, “Topluluğa yazdığını hatırlatmaktan kaçınmıyor” Vakit 23.04.2008 ibaresi ile biten internet çıktısı,
-(1) Adet 25.03.2008 Ankara Toplantı notları ibaresi ile başlayan bilgisayar çıktısı,
-(2) Sayfa Günışığı Hareketi ibaresi ile başlayan bilgisayar çıktısı,
-(1) Adet Lacivert ciltli, Karar defteri Bayındır 144 ibareli defter,
-(2) Sayfa 20 Nisan 2008 Ankara Toplantısı ibaresi ile başlayan bilgisayar çıktısı,
-(2) Sayfa Toplantıya katılanların listesi ibaresi ile başlayan doküman,
-(1) Sayfa “Yemek 20 Nisan 2008 Sheraton” ibareli doküman,
-(1) Adet Sony marka 8 mb lık hafıza kartı,
-(1) Adet 256 Mb Flash Disk,
Ankara İli Çukuranbar 42. cad. Çağlayan Sitesi 23/4 sayılı adresinde yapılan aramada;
-(1) Adet 2 Gb kapasiteli hafıza kartı,
-(1) Adet IBM marka KBDB116 seri numaralı diz üstü bilgisayar,
-(1) Adet Kingston marka 012506 seri numaralı flash disk,
-(1) Adet Asus marka siyah renkli bilgisayar kasası,
-(1) Adet 128 Mb Sandisk marka hafıza kartı,
-(3) Sayfa A.PARMAKSIZ ile başlayan “Büyük Türkiye İçin Gelecek Arayışı 1.Kongre Kararları” ibareli bilgisayar çıktısı,
-(1) Adet “Ergenekonun Çöküşü” isimli kitap,
-(1) Adet “Ergenekonun Çöküşü-2” isimli kitap,
-(1) Adet Kurtarılan Bir Ülke Nasıl Batırılır isimli kitap,
-(55) Sayfa Telefon Mesajları ibaresi ile başlayan doküman,
-(1) Adet Acer marka WM3B2100 seri numaralı Diz üstü bilgisayar,
-Çok sayıda CD/DVD ve kasetler bulunarak el konulmuştur.
Doküman İnceleme Tutanağı
Çankaya ilçesi GOP Mahallesi Boğaz Sokak Polatkan Apt. No:7/1 Kavaklıdere/ANKARA adresinde yapılan aramalarda bulunarak el konulan malzemelerin yapılan incelenmesinde;
1 Adet lacivert ciltli, üzerinde “Karar Defteri Bayındır” ibaresi bulunan defterin yapılan incelemesinde, 2. Sayfada yapıştırılmış şekilde “BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN GELECEK ARAYIŞI 1. KONGRE KARARLARI” başlıklı 16 Mart 2008 tarihinde Abant Palas otelde toplanan şüpheli Turan ÇÖMEZ ile birlikte (41) kişinin ve isimleri okunamayan bazı şahısların, delege olarak belirtildiği ve bu şahıslar tarafından imzalanmış bilgisayar çıktısı yazı olduğu, diğer sayfalarının boş olduğu,
(1) Adet “ 20 Nisan ANKARA Toplantı” başlıklı (2) sayfalık dokümanın yapılan incelemesinde, (112) şahsın sıralı şekilde, Ad-Soyad, Meslek, Telefon numarası, e-mail adresleri bilgilerinin yazılı olduğu, ayrıca bu şahısların yukarıda bahsedilen 16 Mart 2008 tarihindeki 1. Kongre de alınan kararlarda imzalarının bulunduğu,
(1) Adet “Toplantıya Katılanların Listesi” başlıklı (2) sayfalık el yazması dokümanın yapılan incelemesinde; (68) şahsın Adı Soyadı, İşi/Mesleği, ili, GSM Telefon başlıkları altında bilgilerinin yazılı olduğu, her şahsın isminin ve bilgilernin karşısında imzalarının olduğu,
(1) Adet “25.03.2008 ANKARA TOPLANTI NOTLARI” başlıklı tek sayfalık dokümanın yapılan incelemesinde;            yapılan toplantı ile ilgili “Alınan Kararlar” başlığı altında yeni oluşumun seyri ile ilgili 12 Maddelik kararların yazıldığı, F.D., E.G., M.İ., S. K. ve C.K.’ ye çeşitli görevlerin verildiğinin anlatıldığı bilgisayar çıktısı tek sayfalık yazı olduğu,
(1) Adet “GÜNIŞIĞI HAREKETİ Üyeleri” başlıklı (2) sayfadan oluşan dokümanın yapılan incelemesinde GÜNIŞIĞI HAREKETİ Üyeleri başlığı altında 105 şahsın Ad soyadı, mesleği, Telefon, Yaşadığı il ve e-mail bilgilerinin yazılı olduğu,
(1) Adet “Onur duygu değil, erdemdir” başlıklı tek sayfalık dokümanın yapılan incelemesinde, 20 Şubat 2007 tarihinde Altınoluk’ tan Cengiz ÜNAL imzalı Turhan ÇÖMEZ’ i “Talatpaşa Komitesi” ve “Ermeni Soykırımı Uluslar arası bir yalandır” deyişi ile yargılanan İP lideri olan Doğu PERİNÇEK’ in 6-7 Mart 2007 tarihindeki Lozan’daki duruşmasına davet eden, ülkenin durumu hakkında ki üzüntü ve dileklerinin yazılı olduğu daktilo ile yazılmış mektup olduğu,
(1) Adet ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU GÜÇLÜ TÜRKİYE-2023 MİLLİ PROGRAM ÖNERİSİ başlıklı 14 sayfalık evrak incelemesinde, Ulusal Güç Birliği Platformunun hazırladığı Derin Millet anlayışının uyandırılması, Atatürk Cumhuriyetinin 21. Yüzyılda daha güçlü bir merkez devlet konumunda var olabilmesi amacıyla TÜRKİYE-2023 MİLLİ PROGRAM ÖNERİSİNİ Türk kamuoyuna sunulduğu ve bu konu başlıkları adı altında, a- DEĞİŞEN DÜNYADA DIŞ POLİTİKA, b- TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN YENİLENMESİ, c- DEVLETİN TAŞRA TEŞKİLATININ YENİLENMESİ,  d -TOPLUMUN YENİDEN DÜZENLENMESİ, e- EKONOMİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİ, f- ULUSAL GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI ile ilgili konuların anlatıldığı ULUSAL GÜÇ PLATFORMU’ nun bu programı sunmakla kendi üzerine düşen görevi yerine getirdiğini anlatan ve sonunda  e-mektup adresi: kmilliyeci@gmail.com ve Web adresi: http://www.kemalistyaklasım.com ibarelerinin yazılı olduğu doküman,
Ayrıca, şüpheli Turhan ÇÖMEZ’in Çukurambar 42. Cadde Çağlayan Sitesi 23/4 ANKARA sayılı yerde bulunan ikametinde yapılan aramada elde edilen;
(1) Adet yazarın Ersel YAVİ olan Yazıcı Yayımevi tarafından 2007 tarihinde çıkarılmış isminin KURTARILMIŞ BİR ÜLKE NASIL BATIRILIR? Olduğu anlaşılan (736) sayfadan oluşan kitap olduğu,
(1) Adet yazarı Zihni ÇAKIR olan NEDEN KİTAP Yayıncılık Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. tarafından Ağustos 2007 tarihinde yayınlan isminin Ergenekon’ un Çöküşü adlı kitap olduğu,
(1)  Adet yazarı Zihni ÇAKIR olan NEDEN KİTAP Yayıncılık Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. tarafından Mart 2008 tarihinde yayınlan isminin Ergenekon’ un Çöküşü-2 adlı kitap olduğu,
(1) Adet “Çömez, Ergenekon dosyasından çıktı” başlıklı 2 sayfalık doküman incelendiğinde, C.K./K.K.’ ın haberinin yer aldığı, Vakit 23.04.2008 tarihli ve ilk sayfasında Turhan ÇÖMEZ’ in resminin bulunduğu internet çıktısı olduğu,
(1) Adet “BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN GELECEK ARAYIŞI 1. KONGRE KARARLARI” başlıklı (3) sayfalık doküman incelendiğinde, “A.PARMAKSIZ” BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN GELECEK ARAYIŞI 1. KONGRE KARARLARI başlıklı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevcut durumu, sorunları ve çözümlerinin anlatıldığı 27 maddeden oluşan ve 3. Sayfada not olarak bu kararlarda görülen eksikliklerin yazıldığı doküman,
(1) Adet “TELEFON MESAJLARI” başlıklı (55) sayfadan oluşan kırmızı renkli şeffaf plastik dosya içerisindeki arka yüzü müsvette olarak kullanılmış,  dokümanın incelemesinde;  (9) ile numaralandırılmış sayfasında +90 535 31 00 121 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “0554 256 86 78 “ismim Burhan yeni oluşumlar benim ilgimi çekmiştir ama bende her ay oluşumunuza 100 YTL para yardımı yapacak durum yok asgari cretle çalışan biriyim” yazdığı,
-(10) ile numaralandırılmış sayfasında +90 532 431 65 64 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “Taliban zihniyetindeki bir mürteci ve çıkar gurubuyla siyaset yaptıktan sonra ayrılıp ve hala utanmadan bir oluşum peşinde koşuyorsunuz kolayca aklanamaz bu ülkeye sizin gibi biri lazım mecliste olmaması gereken o kadar insan varki, olması gerekenlerse sizin gibi dışarıda biz sizi mecliste görmek istiyoruz inşallah GUN IŞIĞI sizi ve öteki karanlık zihniyetle birlikte umarım aydınlatır saygılar sunarım SİNAN GÜRCAY ATP ve VKGB Yalova İl Başkanı”  yazdığı,
-(24) ile numaralandırılmış sayfasında +90 536 356 14 27 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “ başkanım ben Babaeski’ den İzzet parti kurma aşamasında iseniz amblem Türkiye haritası parti adı BCP veya BCTP Burhan ÇÖMEZ anlamı umarım detaylı görüşme olanağımız olur bilgilerinize saygılarımla”  yazdığı,
-(26) ile numaralandırılmış sayfasında  +09 542 687 20 81 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “ Ergenekonculara, ulusalcılara yamanarak bir yerlere gelemezsin. Seni kullanıp işleri bitince bir kenara atarlar. Dikkatli ol”  yazdığı,
-(40) ile numaralandırılmış sayfasında +99 893 183 80 40 nolu numaradan gönderilen ve içeriğinde “Sayın Turan Bey ulusalcı bir parti ile yola devam etmeniz daha uygun olmaz mı selam “  yazdığı,
-(43) ile numaralandırılmış sayfasında +90 537 496 71 76 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “ 21 Mart Nevruz kutlamalarında Diyarbakır’ da PKK nın yaptığı mitinge engel olunmadı” yazdığı,
-(49) ile numaralandırılmış sayfasında +90 505 340 07 52 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “ Sayın vekilim ne olur Sinan AYGÜN, Y. N. Ö., E. M., S. T. Tuncay ÖZKAN hatıra gelen birkaç isim vb. diğer şahsiyetler D. B., T. Ç. gibilere güvenmeyin umutlarıda heba etmeyin sizin gibi kaleler yok olmasın tıpkı M. Y. gibiler saygılarımla U. A.” yazdığı,
-(50) ile numaralandırılmış sayfasında +90 532 443 59 94 GSM numarasından gönderilen ve içeriğinde “Sayın Çömez kuracağınız partinin tüm reklam ve matbaa işlerini ücretsiz yapmayı şirket adına taahüt ediyoruz Görsel Sanatlar Reklam Ofisi” yazdığı anlaşılmaktadır.

Tape No:3121, 01.09.2007 tarihinde Sevgi  ERENEROL ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; T. ÇÖMEZ’in “Valla iyi gidiyor yeni hayatta yeni dönemlere hazırlık yapıyoruz Türkiye’nin bize ihtiyaç duyacağı günlere hazırlık yapıyoruz” dediği, S. ERENEROL’un “Turan bey ııı 9 Eylül günü bizim Patrikhanenin 85.yıl dönümünü kutlayacağız.  Şayet İstanbul’daysanız sizi de aramızda görmeyi” dediği, T. ÇÖMEZ’in “Özellikle gelirim özellikle gelirim.” dediği,
Tape No:4177, 25.09.2007 tarihinde Emin ŞİRİN ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle;E.ŞİRİN’in “Hayırlı olsun” “Uzun ömürlü olması temennisiyle” dediği,T. ÇÖMEZ’in “sana da gecen birazcık bahsetmiştim yani her tarafımızdan sıkıştırılmış durumdayız” dediği, E. ŞİRİN’in “Senin orda olman bizim için hepimiz için çok önemli bi şeydir “ “Aynen öyle ya

15- Şüpheli Ferda PAKSÜT

Emniyet beyanı
Şüpheli Ferda PAKSÜT’ ün Emniyette ifadesi alınmamıştır.
Savcılık beyanı
Şüpheli Ferda PAKSÜT’ ün Ankara Cumhuriyet başsavcılığında alınan ifadesinde, Ergenekon terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında işlem yapılan şahıslardan Ahmet Hurşit TOLON ile kokteyllerde tanıştığını, Sinan AYGÜN’ü tanıdığını, Turhan ÇÖMEZ’i de eşinin Bağdat Büyükelçisi olduğu dönemde milletvekili olarak bu bölgede hastane yapımı için geldiği dönemde tanıdığını, ailece samimi olduklarını, diğer şahısların hiçbirini tanımadığını,
28.03.2008 günü Turhan ÇÖMEZ ile yaptığı görüşmede "..dün Raportör şeyi verdi raporu" "Doğru doğru çift taraflı", "...esas reddedilme yönünde de" "Yalnız biz basına öyle demeç verdik" "Ama biz ortalığı karıştırmak için öyle şey yapıyoruz ki biraz karışsın, şimdi" "..Raportörün raporu öyle diye basında çıkarsa bunlar iyice rahatlar" "Ama iyice tutuşmuşlar. Bulgaristan'dan geri adım atacağım diye demeç veriyormuş" şeklindeki ifadelerinin Turhan ÇÖMEZ ile telefonda fazla konuşmak istemediğinden yaptığını, buradaki yönlendirmeden kastının basının peşini bırakmasını söylemek amacıyla olduğunu,
03.04.2008 günü Turhan ÇÖMEZ ile yaptığı görüşmenin, Turan ÇÖMEZ’in dönemin Cumhurbaşkanını ziyareti ile ilgili olduğunu,
02.04.2008 günlü görüşmeyi Ersin BAL isimli gazeteci arkadaşı ile yaptığını, Ersin’e kendisine sormuş olduğu için Anayasa Mahkemesi üyelerinin maç seyretmek amacıyla İstanbul’a gittiğini söylediğini,
03.04.2008 günü Ersin BAL ile yaptığı görüşmede geçen “Kapatma davasının sonucu değişebilir” ifadesinin şahsi görüşü olduğunu, yukarıda belirtildiği üzere mahkeme üyelerinin İstanbul’a gidişini Ersin BAL’a söylemesinin nedeninin, buna ilişkin haber yapılmasını veya mahkeme başkanı ve üyelerinin görüntülerinin alınmasına yönelik olmadığını, AKP hakkındaki kapatma davasının sonucunu etkilemeye amacıyla bir girişiminin bulunmadığını,
04.04.2008 günü Ersin BAL ile yaptığı görüşmeyle ilgili; Ersin'e hitaben söylediği “Maç ayağına bazıları toplantı yapmış” cümlesini sehven kullandığını, buradaki kastının maç seyretmek amacıyla mahkeme başkan ve üyelerinin bir araya geldiğini ifade etmek olduğunu,
20.06.2008 tarihinde Ersin BAL ile yaptığı görüşmeyle ilgili, “Anayasa Mahkeme Başkanı H.K hakkında broşür dağıtılarak istifaya çağırılması” hususunu televizyon ve gazete haberlerinden duyduğunu, yine Anayasa Mahkemesi Raportörünün Ankara Hukuk Fakültesinde bir panele katıldığını arkadaşından işittiğin, bu konuları arkadaşı olan Ersin BAL ile paylaştığını,
20.06.2008 günü Ersin BAL ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili; “Darbe karşıtı kişilerin düzenlediği bir konferansa katılmış O.C” şeklindeki sözlerinden darbe yanlısı bir şahıs olduğu şeklinde algılanamayacağını, raportör O.C’ın böyle bir panele katıldığını Ersin BAL’dan öğrendiğini, bu arkadaşı ile olan sohbetlerinde bazen dikkatsizlikle Anayasa Mahkemesi Üyelerinin ne yaptıklarını ve nereye gittiklerini anlatmış olabileceğini, fakat bu sözlerini Ersin BAL tarafından haber yapılması amacıyla söylemediğini,
17.07.2008 günü Ersin BAL ile yaptığı görüşmeye ilgili, “A.A’ın oğlunun sende biliyorsun bende biliyorum Belediye ile ilişkisini” şeklindeki sözlerin sohbet amacıyla söylendiğini, bu hususta haber yapması için Ersin BAL’ dan herhangi bir talepte bulunmadığını,
30.07.2008 günü, Ersin BAL ile yaptığı görüşmeyle ilgili, “Böyle bir şeye izin veriyor ki, markaja alınmaya” ifadesinde geçen “markaja alınma” ve “Belediye’den oğlu iş aldı, bunun üstüne gitmediniz” şeklindeki ifadeleri hatırlamadığını,
30.07.2008 günü saat 13.39’da Ersin BAL ile yaptığı görüşmeyle ilgili,  “Seninki kayıyo…, şimdi H....’le yemek yiyor beraber” şeklindeki sözlerini  hatırlayamadığını, arkadaşı Ersin BAL ile kapatma davasının sonucu hakkında yemek iddiasına girdiklerini, görüşmenin buna ilişkin olduğunu,
30.07.2008 günü saat:14.34'de  Ayfer isimli şahıs ile yaptığı görüşmeyle ilgili, “A.....yakın markajdaymış, duydunuz mu?”, "Beyefendinin ona iki çift lafı var. Yemin ettirdim ölümü öp diye. Söylemezsen dedim. Bunun 3 senesi kaldı bundan sonra senin bak yine bi Başkan olabilirsin belki şansın var. Ama doğru dürüst hareket etmezsen o şansını kaybedersin de dedim." şeklinde kullandığı sözleri hatırlayamadığını,
30.07.2008 günü saat: 17.01'de Y.A ile görüşmeyle ilgili,  kendisine basından aldığı habere göre AKP’nin 8’e 3 oyla kapandığını söylediğini, görüşmelerinin basın tarafından sorun haline getirildiğini, bu nedenle sadece bu kişiyle değil, diğer arkadaşlarıyla da dava sonrasında rahat rahat görüşebileceğini telefonda söylediğini,
30.07.2008 günü saat 17.26’da yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili, görüşmeyi gazeteci M.D ile yaptığını, kendisinin de gazetelerden aldığı bilgileri onlarla paylaştığını,
30.07.2008 günü saat 18.05’te Y.A ile yaptığı görüşmeyle ilgili,  “Demek ki bazıları bazı şeyleri alıyorlar, aldılar" şeklindeki ifadeyi medya ve gazetelerin Anayasa Mahkemesi’nden aldıkları bilgiler olarak söylemeye çalıştığını, ayrıca "Bende size bir iki tane konuda şey verecem onları araştır", şeklindeki beyanlarının ise gazetecilerin kendisine sorduğu bazı ihaleler ile ilgili olduğunu, bu hususun araştırılması amacıyla bu cümleyi kullandığını,
30.07.2008 günü saat: 18.19’da Ersin BAL ile yaptığı görüşmeyle ilgili, "Niye Belediyeden aldığı ihaleyi, oğlu ne iş yapıyor bunun niye araştırmıyorsunuz, niye oğlunun ne iş yaptığı belli, belediyeden ihale alıyor, bunu niye araştırmıyorsunuz" şeklindeki sözleriyle bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin çocuklarının belediyeden iş aldığığı, bu hususun araştırılmasını, arkadaşı Ersin’e söylediğini,
31.07.2008 günü saat:13.02’de Ersin BAL  ile yaptığı görüşmeyle ilgili, AKP’nin kapatma davasının bitip bitmemesi hususundaki normal sohbet olduğunu, söylediği sözleri adı geçen mahkeme üyesinin menfaat temin ettiği anlamında kullanmadığını,
31.07.2008  günü  Gökçer isimli şahıs ile yaptığı görüşmeyle ilgili, “BİZEDE O KADAR ÇOK TEKLİFLER GELDİ Kİ" sözlerini Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili kullanmadığını, eşinin daha önce Büyükelçilik dönemine ait kendilerine yapılan tekliflerden bahsetmek amacıyla bu şekilde konuştuğunu,
01.08.2008 günü Hüseyin isimli şahıs ile yaptığı görüşmeyle ilgili, Hüseyin’in gazeteci olduğunu, bu şahsın daha önce kendisiyle ropörtaj yaptığını, “Yıkılmadık, ayaktayız” cümlesini eşi ve kendi üzerindeki baskıları ifade etmek amacıyla kullandığını, “Darbeyi yiyen biz olduk” cümlesinin de adı geçenin şahsi görüşü olduğunu, hakkında ileri sürülen iddiaları reddettiğini beyan etmiştir.

Şüpheli Ferda PAKSÜT ile ilgili herhangi bir arama ve el koyma işlemi yapılmamıştır.

Tape No:7152, 28.03.2008 günü saat: 12.27 de Turhan ÇÖMEZ ile yaptığı görüşmede özetle; şüphelinin, "..dün Raportör şeyi verdi raporu" dediği, Turhan’ın  "Doğru mu gazetelere yansıyan" dediği, şüphelinin "Doğru doğru çift taraflı" "...esas reddedilme yönünde de" "Yalnız biz basına öyle demeç verdik" bu sırada açık olan megafonda arka planda konuşmaya dahil olan erkek şahsın " Karar mahkemenin diyor tabi sonuçta ama yani kendi görüşüde şey reddedilmesi lazım deliller yetersiz diyor yani” devamında ‘Ama biz ortalığı karıştırmak için öyle şey yapıyoruz ki biraz karışsın, şimdi"dediği şüphelinin  "..Raportörün raporu öyle diye basında çıkarsa bunlar iyice rahatlar" "Ama iyice tutuşmuşlar. Bulgaristan'dan geri adım atacağım diye demeç veriyormuş" dediği,
Tape No:7112, 03.04.2008 günü saat: 17.57te şüphelinin, Turhan
ÇÖMEZ ile yaptığı görüşmede özetle, şüphelinin Turhan ÇÖMEZ'e "Naptın dünkü görüşme nasıl gitti aman bugünkü. , Hı, şeyi nasıl görüyor? O… abi nasıl görüyor?"
dediği, Turhan ÇÖMEZ'in "Benim nereye gittiğimi biliyorsun değil mi bugün."
dediği, şüphelinin "Anladım işte onu diyorum" dediği, Turhan ÇÖMEZ'in Tamam konuştuk sizden de bahsettik   anlatacağım   sana   sonra. Çok   olumlu   yüz  yüze konuşalım oldu mu?" dediği, şüphelinin "O..... abinde yanımda da tamam bi görüşelim biz çünkü pazar günü yok oluyoruz." dediği,
Tape No: 7162, 05.04.2008 günü saat: 19.38 de şüphelinin, Turhan ÇÖMEZ ile yaptığı görüşmede özetle; Turhan'ın, "Yaaa millet bitmiş abla. Millet çökmüş. Fakirlik yoksulluk... Tablo çok vahim tablo çok vahim. Bir ayrıntı daha paylaşacağım O…..ağabeyle." , "...bugün Osmaniye de çok vahim bir toplantı yaptım bütün esnaf odaları sivil toplum kuruluşları falan kalabalık. Bir tanesi kalktı dedi ki vekilim dedi biz bittik. Şu anda yaptığımız bir tek şey var, cebimizdeki son kuruşu da mermilere ayırdık, hepimiz yastığımızın altında silahımızla duruyoruz ve mermi biriktiriyoruz dedi." "Bu şeyde Osmaniye de çok yaygın olarak kullanılan bir argüman. SEN HANİ BİR YERLE BİR SOHBET EDECEĞİM, ÇAY İÇECEĞİM DİYORDUN YA" "Bu önemli bir ayrıntı. Yani bu tespitimi nolur paylaş. Çünkü çok vahim bir tablo var buralarda." dediği, şüphelinin telefonu yanında bulunan bir erkek şahsa  verdiği, onun "VALLA ONU HEMEN BİR İKİ GÜN İÇİNDE YAPARIM. YANİ DAHA SONRA DÜŞÜNÜYORDUM AMA/O GÖRÜŞMELERİ. ANLAŞILAN ÇOK BEKLEMEK DE DOĞRU DEGİL" Her gün çünkü değişik bişeylere gebe diyerek görüşmenin sona erdiği,
Tape No: 7162, 05.04.2008 günü saat: 19.38 de şüphelinin,Turhan ÇÖMEZ ile yaptığı görüşmede; merhabalaştıktan sonra Turhan'ın "İyiyim İskenderun, Adana, Osmaniye çalışmalarımı yaptım, programlarımı yaptım, dönüyorum şu anda" dediği, şüphelinin, "Ya bizde bugün Yusuflarla yemek yiyeceğiz kaçta döneceksin?" dediği, Turhan'ın "Dönemem, yetişemem ben sen onlara selam söyle de ne planlıyorsan bir şey yapalım olur mu? Bir görüşme ayarlayalım" dediği, şüphelinin, "Tamam. O bir, bir de sana bir tane varlıklı birisi var onu da şey yapıyorum", "Yavaş yavaş bizde kendi şeyimizden eeee yapıyorum. O gün arkandan da dua ettim işin rast gitsin diye" dediği, Turhan'ın "Sağol Sağol canım benim Osman abi oralarda mı?" dediği, şüphelinin, "O..... abini mi istiyorsun?" dediği, Turhan'ın "Yo Sana da söylerim ona da söylerim" , "Yaaa millet bitmiş abla. Millet çökmüş. Fakirlik yoksulluk... Tablo çok vahim tablo çok vahim Bir ayrıntı daha paylaşacağım Osman ağabeyle." dediği,

16- Şüpheli Halis Yavuz IŞIKLAR

Savcılık beyanı
Kendisinin şuanda emekliyi olduğunu, eskiden film yapımcılığı ve yönetmenlik yaptığını, 3-4 yıldır çalışmadığını herhangi bir dernek, vakıf üyesi olmadığını,
Sanık Şener Eruygur’ u 2001 yılından beri askeri içerikli tanıtım filmi çekiminden dolayı tanıdığını, İlker Güven' i Şener Eruygur’ un devre arkadaşı olması sebebiyle tanıdığını, Fenerbahçe Ordu Evindeki Diplomatlar ve Paşaların katıldığı toplantılara kendisinin bir sefer gittiğini, ERGENEKON diye bir şey duymadığını, ERGENEKON örgütü üyesi olmadığını, kendisinin ADD (ADD) üyesi olmadığını, ADD' nin hiçbir işi ile uğraşmadığını, ADD’ de özel bir görevi olmadığını, bir sefer İlker Paşa Üsküdar da dernek kurmak için tanıdığı olup olmadığımı sorduğunu, kendisinin de bir arkadaşını tavsiye ettiğini, 10 Kasım' da dağıtılacak yemek konusunda yardımcı olduğunu onun dışında herhangi bir bağlantısının olmadığı,
Şener Eruygur ile beraber hareket etmediğini, kendisi ile zaman zaman telefonla görüştüğünü,  ekmeğinin derdinde olan, 800 YTL kirada oturan bir insan olduğunu,  ne dernekle ne de örgütle bir alakasının olamadığını, iddia edildiği gibi ERGENEKON ile alakasının bulunmadığını beyan etmiştir.
23 gün boyunca herhangi bir şekilde kaçmadığını, hasta olduğundan Çanakkale’ de annesinin evine gittiğini, annesinin evinde tedavi için bulunduğunu, boşandığı eşinin gelip burada ilaçlarını verdiğini, bakımını yaptığını, ortalık yatıştığında zaten gelip teslim olacağını,
Sanık İlhan Selçuk’tan el konulan ve 1-111’e kadar numaralandırılmış dokümanların, 35. sayfasında: “ANKARA’ DA BÜYÜK BULUŞMA ‘Cumhuriyetçi’ isimler ilk defa bir araya geliyor” şeklinde başlığın altında, K. İ. imzasıyla Ankara da 14 Ocak 2008 de bir toplantı yapılacağı, toplantıya özel olarak Doğu Perinçek, Güler Kömürcü, İlhan Selçuk,  USİAD Başkanı F.D., ADD Genel Başkanı E. Orgeneral Şener Eruygur,  Hurşit Tolon, Tuncer KILINÇ, H.K., R.K. gibi, siyasi, askeri, medya ve akademik alanda 70 şahsın katılacağı belirtilmiştir. Toplantı hakkında bilgisi olup olmadığı sorulduğunda; “Toplantı hakkında bilgim yoktur” cevabını vermiştir. Mehmet GÜL' ü tanıdığını beyan etmiştir.
Şener Eruygur’ un örgüt bağlantısı olup olmadığını bilmediğini, varsa kınadığını, kendisini yanına niye çağırdığını bilmediğini, yoksa da saygı duyduğunu, telefon görüşmelerimin örgütle bir alakası olmadığını, ADD’ nin 150-200 bin üyesi olan resmi bir kuruluş olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini” beyan etmiştir.
Sorgudaki Savunması:
Devletin her kademesinde senelerden beri ilişkili olduğunu, filmler çektiğinden dolayı her kademede insan tanıdığını, Ergenekon' u basından duyduğunu, herhangi bir dernek, vakıf üyesi olmadığını, Şener Eruygur’ u 2001 yılından beri askeri içerikli tanıtım film çekiminden tanıdığını, 2001 yılında Hilmi ÖZKÖK paşanın kendisini Ankara’da Kara Kuvvetlerindeki makamına çağırdığını, Şener Eruygur ile Hilmi ÖZKÜK’ ün orda olduklarını, daha doğrusu Hilmi ÖZKÖK paşanın odasına gittiğinde, Şener Eruygur da orada olduğunu, Deniz Kuvvetleri’ ne 1995 yılında bir film çektiğini, o filmi çok beğendiklerini, bir film çektirmek için etraftan da fiyat aldıklarını,  kendisinin de geldiğini, 17 kişilik bir ekip kurduğunu, Türkiye' yi dolaştırdıklarını, Askeri alanları, bölgeleri, eğitimleri gezdiğini, nasıl eğitim yaptıklarına dair bir film yaptığını, 1,5 yıl sürdüğünü, orda muhataplarının Kurmay Başkanı Şener Eruygur olduğunu bu nedenle kendisiyle bu vesileyle tanıştıklarını beyan etmiştir.
Kuvva-i Milliye dernekleri ile ilgi ve alakasının olmadığını, hakkında bilgisinin olmadığını beyan etmiştir.
İlhan Selçuk’ ta yakalanan el konan ve 14 Ocak 2008 de toplantı yapılacağı hususunda bilgisi olmadığını, kimlerin katılacağı, nasıl yapılacağı hususunda bilgi sahibi olmadığını, Ergenekon’ u bilmediği için, Ergenekon' un de partileri birleştirme, bölme çabalarını, faaliyetlerini bilmediğini, Turgut ÖZAKMAN’ ı tanıdığını, Genelkurmay' a film çekimi çekmek için gittiğinde Turgut ÖZAKMAN’ ın kendisini çok beğendiğini, Öğretici Belgesel bir film çektirmenin senaryosunu kime yazdıralım diye sorduğunu, o şekilde tanıştıklarını beyan etmiştir.
“Komutan” diye hitap ettiği şahsın ve telefonlarda komutan diye kastettiği kişinin de Şener Eruygur olduğunu, konuşma esnasında komutan yani Şener Eruygur’ un “oyumuzu nereye verelim diye” sorduğunda, kendisinin de Saadettin T.' ı tanıdığı için ve beğendiği için “ona verelim” dediğini ancak seçime girmeyince o T.’ a da oy vermedikleri şeklinde beyanda bulunmuştur.
10.03.2008 günü saat 17.00-17.30’ da telefon konuşması sorulduğun da cevaben; 10 Kasımda ADD yemek verdiğini, kendisinin de yemeğe davetli olduğunu, ancak gelenler az olduğu için, orada bulunan ADD’ li birine ‘niye buralar boş’ diye sorduğunu, bu yemekler telef olacak, fakirlere dağıtılsın dediğini, günlerden cuma olduğunu, cumadakileri çağırın, dağıtın dediğini, bu şahısta kendisine “sen kimsin, üye değilsin” diyerek küfürlü hakaret ettiğini, ardından Cihangir’ in telefon açtığını, kendisinin de bu hususları sinirinden bu şekilde anlattığını, herhangi bir gücü olmadığını, sinirle söylediğini beyan etmiştir.
Kendisinin suçlamaları kabul etmediğini, yukarıda da belirttiği gibi Ergenekon örgütünü tanımadığını, kimseyle ilgi ve alakasının olmadığını beyan etmiştir.

Tape no: 6436,  07.01.2008 günü saat: 16.36 da Enver İ. ile yaptığı görüşmede özetle; Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Ya büyük bir yazı var Bozkurt okuyor ulan nereden bulaşıyor bu işlere bu adamlar ya ben anlayamıyorum kardeşim yani öyle sıkıntıya girdim ki ben burada yani ne yazıyormuş biliyor musun, Derin devlet diye tanıtan Mehmet G.’ ün oğlu JİTEM ben JİTEMİM YEŞİL ile ilgim var Yeşil oo Mahmut ile beraber... Mehmet G.’ de bunların işlerini hafifletmek için devamlı milletvekillerini görüşme... ... Falan ondan sonra bir Albay var bu olayın içinde bir tane Emniyet Müdürü var zart zurt çete dilye Mehmet G.’ ün evi sarıldı ondan sonra Mehmet GÜL hastane olduğu söylendi Memorial Memorialiye de baskın yaptı polis Mehmet GÜL’ ü arıyoruz bulamamışlar falan diye yarın gazetelerde baş sayfa iyi mi” dediği, Enver İ.’ in” Çocukların şeyleri bunlar işte çocukların” Çocukların ne bok yedikleri belli değil ki ya” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın” Ama Mehmette bulaşmış öyle” dediği, Enver İ.’ in “Yok canım öyle bir şey olur mu ya sen bilmiyor musun Mehmet öyle bir şey yapar mı Mehmet kadar temkinli bir adam var ya” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Polis Mehmet GÜL ü arıyor falan memoriali bastı falan diye gazetede o biçim yazı çıkıyormuş, Ya evini sardı 2. susurluk vakası diye şey çıkıyor haberler çıkıyormuş gazetelerde yarın” dediği tespit edilmiştir.
Tape no: 6437,  07.01.2008 günü saat: 19.03 de X Şahıs ile yaptığı görüşmede özetle; Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Efendim” dediği, X Şahsın “Sen olaya müdahale et, müdahale et olaya” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Hangisine ya” dediği, X Şahsın “müdahale et generallerden müdahale et, Generallerden müdahale et nerden diyorsun ya, Sen nerdesin” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “ Ben İlker Paşayla beraber oturuyorum” dediği, X Şahsın “Paşama söyle şimdi Mehmet GÜL aradı oğlundan dolayı, Şimdi Mehmet GÜL’ ü çete kurmaktan arıyorlar, Ülkücülerin üzerinde bu o… çocuğu bu Devlet BALÇELİ’ nin işi anladın mı, He hemen müdahale edin İlker Paşama da söyle” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Oldu” dediği tespit edilmiştir.
Tape no: 6438,  07.01.2008 günü saat: 20:11 de Y.Yavuz T. ile yaptığı görüşmede özetle; Y.Yavuz T.’ nin “Mehmet Gül aranıyormuş” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Allah allah neden neden aranıyormuş” dediği, Y.Yavuz T.’ nin “ Yeşil in bir sağ kolu varmış onunla bir telefona takılmış falan filan çete kurmaktan cart cart çocuğu evini basmışlar Mehmet GÜL’ ün evinde bir ruhsatsız silah bulunmuş çocuğunu götürmüşler çocuğu şeref mi, Onun ifadesini almışlar çocuğu bırakmışla Mehmet GÜL aranıyormuş, Ben senin haberin vardır zannettim ya” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Yok yok yok haberimiz yok, Oğlunun mu ilişkisi varmış Mehmet in mi ilişkisi varmış, Ee biz yani olmaz bu ... bir takım yerlere biz Mehmet i alıyoruz yanımızda götürüyoruz yarın Şener Paşa duyunca bunu kıyamet kopacak aramızda” dediği tespit edilmiştir.
Tape no: 6439,  08.01.2008 günü saat: 09.15 de Cihangir ile yaptığı görüşmede özetle; Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Cihangirciğim selamlar Yavuz ben” dediği, Cihangir’ in “Yavuz abi merhaba, Akşam şeyi sormak için aradım ya ne oldu diye Mehmet abinin durumu” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Vallahi bilemiyorum şeyi oğlunu serbet bırakmışlar işte, Kalkıpta tehdit edecekler Mehmet o herif zaten PKK lı tehdite boyun eğermi İhsan ARSLAN, Bizim Şener Paşa hemen zaten Mehmet’ le ilgili per şeyi dernekte bi takım karşı karşı görüşler var hemen Şener Paşaya iletmişler mesela dün demişler ki böyle böyle falan filen Şener Paşada İlker Paşaya söylemiş biliyorsun dün konuştular.” dediği,
Tape no: 6440, 09.01.2008 günü saat: 11.00 de İlker Güven ile yaptığı görüşmede özetle; İlker Güven’ in “Ne oldu Mehmet için bir şeyler duyuyoruz”  dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Ya şimdi hürriyet gazetesi diyor ki dün gitmiş savcılığa ifade vermiş ve çıkmış”, “ Ondan sonra Vatan Gazetesi aranıyor diyor” dediği, İlker Güven’ in “Bugün ajans, ajans ha bir gazeteyi... okudu da yok hastaneleri aramışlar bilmem ne diye”  dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “E şimdi şeye söyle İhsan Aslan diyor ki milletvekili ya ben kimse beni tehdit etmedi beni korumaya almadı bilmem ne böyle bir şey yok diyo nerde yani herkes başka bir... Hürriyet başka yazıyor Vatan başka yazıyor Akşam başka yazıyor” dediği, İlker Güven’ in “Ne biçim iştir bu ya anlamadım gitti” dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “Herkes başka yazıyor abi Hürriyet diyor ki geldi gazetecileri atlattı savcılığa gitti ifade verdi ondan sonra serbest bırakıldı diyor Hürriyette tamam mı oğluda diyor ki bi diyo devlet tarafından babama hazırlanmış kompledir diyor”  dediği, İlker Güven’ in “Hayda”  dediği, Halis Yavuz IŞIKLAR’ ın “ Dün akşam T. telefon açtı Yavuz diyor her şey var bu olayın iç

17- Şüpheli Ufuk Mehmet BÜYÜKÇELEBİ

Emniyet beyanı
1976 yılında Günaydın gazetesinde Muhabirlik yaparak Basın sektörüne girdiğini, bu güne kadar sabah Gazetesi Yayın koordinatörlüğü, Yani asır gazetesinin yayın yönetmenliği, Akşam Gazetesinin yayın yönetmenliği, Gözcü Gazetesinin yayın yönetmenliği, Hürriyet Gazetesi Ankara yayın yönetmenliği yaptığını, yaklaşık 2 yıldır ise Tercüman Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptığını, hakkında birkaç basın davası nedeni ile açılmış dava olduğunu,
Yaklaşık 2 yıldır çalıştığı gazeteye ait olan 0533 738 57 07 numaralı telefonu kullandığını, bunun dışında adına kayıtlı olan 0532 232 96 83 numaralı hattı uzun yıllardır kullandığını, bildiği kadarıyla bunun dışında adına kayıtlı herhangi bir telefon olmadığını,
Kendisine sorulan şahıslardan; Ahmet Hurşit TOLON’u yaklaşık 6 yıldır tanıdığını, katıldığı bir resepsiyon sırasında Ege Ordu Komutanı olduğu dönemde tanıştıklarını, kendisini bir abi gibi sevip saydığını, 1.Ordu Komutanlığından emekli olduktan sonra Ankara ilinde ikamet etmeye başladığını,
Mehmet Şener ERUYGUR’u Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı bir dönemde 5-6 yıl kadar önce bir resepsiyonda tanıdığını, emekli olduktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneğinin Başkanı olduğunu,  Sevgi ERENEROL’ u ismen tanıdığını, Güler KÖMÜRCÜ’ yü meslektaş olduğu için tanıdığını, Sami HOŞTAN’ ı yaklaşık 10 yıl önce ikametlerinin yakın olması sebebiyle tanıdığını, İlhan SELÇUK’ u meslektaş olması sebebiyle tanıdığını,
18.04.2008 günü saat:15.52 de Deniz..? ile yaptığı görüşmeyle ilgili;  bu görüşmeyi hatırlamadığını, Deniz’in aynı gazetede çalışan bir arkadaşının yeğeni olduğunu, İzmir ilinde ikamet ettiğini, görüşmenin yapıldığı tarihte bu şahsa iş bulmaya çalıştığını, o dönemde aynı gazetede yazısı yayınlanan MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Nazmi ÇELENK’ e İzmir de bir tanıdığı olup olmadığını sorduğunu, onun da MHP İzmir İl Başkanı Muvassat DERVİŞOĞLU’ na yönlediğini, MHP ye yerleştirmekten kastının şahsın işsiz olması nedeni ile MHP İzmir binasında iş bulması olduğunu, MHP adına faaliyette bulunması ya da Parti yönetiminde bulunması gibi bir durum söz konusu olmadığını,
07.04.2008 günü saat: 20.05’te S. G. ile yaptığı görüşmeyle ilgili, S. G.’in DYP üyesi olduğunu, halen İzmir Çeşme de Restaurant işlettiğini, eski Başbakanlardan Tansu ÇİLLER ile samimi bir gazeteci siyasetçi ilişkilerinin olduğunu, Soner GÖKSEL ve onun gibi düşünen birçok DYP’li Tansu ÇİLLER’ in yeniden siyasete atılmasını istediğini, yapılan görüşmenin bununla ilgili olduğunu,
Aynı görüşmede bahsettikleri  Süleyman..? konusuyla ilgili, Görüşmede adı geçen şahıs DYP genel başkanı S.S. olduğunu, Tansu ÇİLLER’ in siyasete dönmesi ve partililerin konu hakkındaki görüşleri hakkında konuştuklarını, “içeriği bilmem Lazım” derken Tansu ÇİLLER’ in siyasete dönmesini DYP’ lilerin isteyip istemediğini kast ettiğini, S. S.’nun DYP genel başkanı olduğu için şahsın önemli olduğunu beyan ettiğini,
Soner’in Tansu ÇİLLER’ in siyasete dönmesi için kendisine baskı uyguladığını ve ikna etmeye çalıştığını anlattığını,
Yönetiminde bulunduğu yayın organını yada yayın organının sağladığı imkanları, ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaç ve hedefleri doğrultusunda kullanılıp kullanmasıyla ilgili; bu güne kadar hiçbir guruba örgüte ya da derneğe yönetiminde bulunduğu ya da çalıştığı yayın organlarının imkanlarını kullanarak istihbarat ya da bilgi sağlamadığın, işi gereği sahip olduğu imkanları illegal olarak kullanmadığını,
08.05.2008 günü saat: 11.14 te Metin..? ile yaptığı görüşmeyle ilgili, görüşmeyi yaptığı şahıs Ankara Temsilcisi M.Ö. olduğunu, C.G.’in adını hatırlamadığını, bir haber sitesinde köşe yazarı olduğunu, görüşmenin yapıldığı tarihte kendisi ve gazetesi hakkında hakaret dolu ve hedef gösterici bir yazı yazdığını, şahsın kim olduğunu, neden böyle bir yazı yazdığını, bu yazıyı kimlerin yazdırdığını bilmek için araştırılma yapılmasını istediğini,
08.05.2008 günü saat:11.32 de yine X şahısla yaptığı görüşmeyle ilgili, görüşmeyi kiminle yaptığını şuan hatırlamadığını, C. G.in kim olduğunu ve konumunun ne olduğunu yukarıda açıkladığını,
Şahıs hakkında bilgi toplamak istemesinin sebebinin topladığı bilgilerle onun hakkında haber yapmak istemesi olduğunu, bu olaydan bir süre sonra C. G.haber için özür dilemiş ve yazıyı kaldırdığını,
08.05.2008 günü saat:11.35 te Murat..? ile yaptığı görüşmeyle ilgili, görüşmeyi yaptığı Murat’ın öz kardeşi olduğunu, aynı haberde kendisinin de adı geçtiği için aradığını, C. G. hakkında topladığı bilgiyi kardeşi ile paylaştığını, kardeşi Murat’ın Güneş Gazetesinin Genel Yayın yönetmeni olduğunu,
Şahıs hakkında ki bilgiler tercüman gazetesinin Ankara temsilciliğindeki çalışanlar vesilesi aracılığı ile topladığını, Cevheri’ nin hakkında yazdığı yazıya karşılık vermesi için Metin’ den bir yazı yazmasını istediğini, ancak Cevheri’nin kendisinden özür dilediği için yazıyı yazmaktan vazgeçtiklerini,
19.04.2008 günü saat:01.01 de X bayanın gönderdiği mesajla ilgili, mesajı gönderen kişinin kız arkadaşı Sinem olduğunu, Sinem’in basın sektöründe olduğunu, Argun Grubunda çıkaracağı bir dergi ile ilgili teklif aldığını, bu şahıslarla çalışmaya başlamadan önce onlar hakkında bir çalışma yapmasını istediğini,
Daha sonra yaptığı araştırmalarda yakın bir arkadaşı vesile ise Argun Grubun düzgün insanlar olduğunu öğrendiğini, bu durumu Sinem’ e aktardığını,
Kendisinin zaman zaman bazı şahıslar hakkında detaylı araştırma faaliyetlerinde bulunduğu, hatta bu konularla ilgili olarak bazı şahıslara talimat verdiği ile ilgili, yaklaşık 30 yıldır basın sektöründe görevli olduğunu, görevim gereği bir çok yerde bir çok insanla çalıştığını, büyük bir çevre edindiğini, mesleğinin habercilik olduğu için ne zaman nerden doğru bilgi alacağını bildiğini, bilgi ya habere ihtiyacı olduğunda mesleki deneyimini kullanarak birlikte çalıştığı aynı sektörde çalıştığı veya tanıdığı insanlardan istihbarat toplayabildiğini, bu güne kadar illegal olarak topladığı bilgileri kullanmadığını,
18.03.2008 Saat:21.35’de ve 28.04.2008 günü saat:13.19 ‘da Hurşit TOLON ile yaptığı görüşmeyle ilgili, Görüşmede bir numara olarak bahsettiği kişinin Genel Kurmay Başkanı Yaşar BÜYÜKANIT olduğunu, Yaşar BÜYÜKANIT’ ı yaklaşık 5-6 yıldır tanıdığını,
Telefonla pek görüşmediklerini zaman zaman kendisini ziyarete gittiğini, ziyaretlerinde kesinlikle iş ile ilgili olmadığını,
Görüşme de bir bilgi paylaşacağını söylediğini, ancak görüşmek istemesinin asıl amacı emekli olmadan önce kendisini ziyaret etmek olduğunu, kendisi ile hiçbir şekilde karşılıklı ya da tek taraflı olarak bilgi alış verişi yapmadığını,
Yaşar BÜYÜKANIT ile bizzat herhangi bir aracı şahıs olmadan rahatlıkla görüşebildiğini, ancak görüşmenin yapıldığı tarihte kendisi bir tatbikatta olduğu için Ankara’ da olmadığını, Hurşit TOLON ve Yaşar BÜYÜKANIT ailece görüştükleri için kendisini gördüğünde görüşmek istediğini söylemesini rica ettiğini,
Görevini ikili ilişkileri gereği askerle yakın ilişkiler olduğu için kendi aralarındaki konuşmalarını ve hitap şekillerini iyi bildiğini, bu tür konuşmalarda Yaşar BÜYÜKANIT için “1 Numara” tabiri kullandığını, bu nedenle bu tabiri kullandığını,
Hatta bir sonraki görüşmesinde yine bir numara ile görüşmek istediğini, burada ÇOLAKOĞLUNA’ da tabiri kullandığını, Burada adı geçen şahıs Genel Kurmay Başkanlığı Genel Sekreteri S.Z. Ç. olduğunu, bir kaç kez Yaşar BÜYÜKANIT ile görüşmek için Salih Zeki ÇOLAK’ tan randevu aldığını,
09.05.2008 günü saat: 10.05 te Tümgeneral S.Z.Ç. ile yaptığı görüşmeyle ilgili, yukarıda da belirttiği gibi o tarihlerde Yaşar BÜYÜKANIT ile görüşmeye çalıştığını, bu maksatla S.Z. Ç. tan randevu talep ettiğini,
03.05.2008 günü saat: 17.07 de B.K.ile yaptığınız görüşmeyle ilgili, B. K.’ın  aynı gazete de köşe yazarı olduğunu,  görüşmenin yapıldığı tarihlerde yine Yaşar BÜYÜKANIT ile görüşmeye çalıştığını, Yaşar BÜYÜKANIT ile kişisel konularda ve özel bir görüşme yapmak niyetinde olduğunu, B. K.’ında Yaşar BÜYÜKANIT ile samimiyeti olan bir insan olduğunu, malum kişi diye kast ettiği Genel Kurmay Başkanı Yaşar BÜYÜKANIT olduğunu, görüşmede adı geçen Albay Genel Kurmay Başkanlığı Genel Sekreterliğinde randevulardan sorumlu bir Albay olduğunu,
09.04.2008 günü saat:20.07 de Serhan..? ile yaptığı görüşmeyle ilgili, Görüşmeyi yaptığı şahsın Serhan değil C. Z. isimli Çerkez kökenli şakacı bir arkadaşı olduğunu, bu görüşmede o tarihlerde İlhan SELÇUK’un o da alındığı ERGENEKON operasyonu olduğunu, operasyonlarda alınan bazı şahısların Çerkez olduğunu duyduğunu, Çerkez kökenli olduğu için o cümleleri espri mahiyetinde kullandığını,
Yine espri mahiyetinde söylenmiş bir cümle olduğunu, herhangi bir anlamı ya da kastı olmadığını,
09.04.2008 günü saat: 20.15 te Serhan..? ile yaptığı görüşmeyle ilgili, görüşmenin yapıldığı dönemde DTP üyesi bazı milletvekillerinin Başbakan ile görüşme talep ettiğini, Başbakan’ın randevu vermediğini, aynı heyetin talebini Cumhurbaşkanı aynı dönemde kabul ettiğini, şehitlerin kanını döken teröristleri savunan bir grubun Cumhurbaşkanı tarafından o makama kabul edilmeleri konusunda konuştuklarını,
Kesinlikli Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığı Makamına küfür veya hakaret etmediğini, hatta Başbakanı bu tutumundan dolayı takdir ettiklerini, gazetede de bunu haber yaptıklarını, görüşmede Kürt-Türk ayrımcılığı yapmak istemediğini, küfür ettiği ve tepki gösterdiği şahısların  Kürtler değil PKK lılar olduğunu,
17.05.2008 günü saat 15.06’da Hurşit TOLON ile yaptığı görüşmeyle ilgili, Türk Milletine hakaret etmek yada aşağılamak olmadığını, kullandığı kelimelerin Kurtuluş savaşı yılları sırasında Atatürk’ün Türk Milletini motive etmek için kullandığı kelimeler olduğunu,
13.04.2008 günü saat:22.39 da Yiğit ve 04.06.2008 günü saat:00.10 da Hurşit TOLON ile yaptığı görüşmeyle ilgili, kendisine sorulan soruları tam olarak hatırlamadığını, görüşme saatlerinden anladığı kadarı ile alkol aldığı bir sırada yaptığı görüşmeler olduğunu,
15.06.2008 günü saat:20.02 de U.S. ile yaptığı görüşmeyle ilgili, Görüşmenin yapıldığı tarihlerde bir gaze

18- Şüpheli Tanju Güvendiren

Emniyet beyanı
Şüpheli 26.09.2008 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde avukatı ile birlikte vermiş olduğu savunmasında özetle, emekli Askeri Hakim olduğunu, Askeri Yargıtay Üyeliğinden 2002 yılında emekli olduğunu,  halen ticaret ile ilgilendiğini, ERGENEKON soruşturması çerçevesinde hakkında işlem yapılan şahıslardan;
İlhan Selçuk’u yazar olarak medyadan tanıdığını,
Doğu Perinçek’i Ankara DGM’de görev yaptığı dönemde yargılanarak hüküm giydiği için tanıdığını,
Ergün Poyraz’ı sansasyonel kitaplar yazan bir yazar olarak tanıdığını,
Mehmet Şener Eruygur’u kendisinin DGM ye hakim olarak atandığı dönemde Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı ve kendisinin sicil amiri olması sebebiyle tanıdığını,
Ahmet Hurşit Tolon’u Genelkurmay Askeri Savcısı olarak çalıştığı dönemde Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri olması sebebiyle tanıdığını,
Sinan Aygün, Turhan Çömez ve Erol Mütercimler’i medyadan tanıdığını,
Tuncay Özkan’ı kendisi Genelkurmay Askeri Savcısı olarak görev yaptığı dönemde yaptığı soruşturmalar sırasında bu soruşturmalar ile ilgili haber yapan gazeteci olarak tanıdığını, sonraki tarihlerde görüşmelerinin devam ettiğini, çok yakın dost olduklarını, kendisinin emekli olduktan sonra siyaset ile ilgilenmesi nedeniyle gazetecilerle irtibatının arttığını, Tuncay Özkan’ın Ankara’ya her gelişinde kendisine uğradığını, kendisi İstanbul’a geldiğinde Tuncay Özkan’ı ziyaret ettiğini,
Şüphelilerden Adnan Bulut’u Kanaltürk televizyonunda müdür olduğu için, Mesut Özcan’ı kayınpederinin doktoru olması sebebiyle tanıdığını,
Adil Serdar Saçan’ı İstanbul Emniyetinde müdür olarak çalıştığı dönemde kendisinin de İstanbul DGM’de görevli olması sebebiyle, Hüseyin Nazlıkul’u doktor olması ve kendisini tedavi etmiş olması sebebiyle tanıdığını,
Bunun dışındaki şüphelileri tanımadığını,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile bir ilgisinin bulunmadığını, bu örgütün kararlarından ve dokümanlarından bilgisinin olmadığını,
Bir dönem Tuncay Özkan ile Şener Eruygur’un ADD’nin başkanlığı için çalıştıklarını, bu  çalışmalar sırasında birbirlerine muhalif olduklarını, kendisine sorulan telefon görüşmelerinden bir kısmının bununla ilgili olduğunu, ADD’nin Genel Başkanlığına Mehmet Şener Eruygur’un seçilmesinden sonra Tuncay Özkan’ın  parti kurma çalışmalarına başladığını, görüşmelerinden bir kısmının bu parti çalışmaları ile ilgili olduğunu, diğer telefon görüşmelerinin güncel görüşmeler olduğunu beyan etmiştir.
 
Savcılık beyanı
Şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan 26.09.2008 tarihli savunmasında özetle; Emniyet aşamasındaki beyanlarını tekrar ettiğini, Adil Serdar Saçan’ı Ankara DGM’de Hakim olarak çalıştığı dönemde görev gereği tanıdığını, Tuncay Özkan’ı askeri hakim olarak önemli davalara baktığı dönemde haber yapmak için gelen gazetecilerden birisi olması sebebiyle tanıdığını, 2002 yılındaki seçimlerde Milletvekili olduğu zaman samimi olduklarını,
ADD ile hiçbir şeklide irtibatının olmadığını, yönetimine gelecek kişiler ile ilgili her hangi bir çalışmasının olmadığını, Şener Eruygur’u görevde olduğu dönemde kendisinin sicil amiri olduğunu,
Tuncay Özkan’ın CHP’ye katılmak istemesi ile ilgili her hangi bir bilgisinin bulunmadığını, telefon görüşmelerinde Tuncay Özkan’ı yönlendirmediğini, kendisini arayıp her hangi bir konuda görüşünü sorduğunda bildiği kadarıyla yardımcı olmaya çalıştığını, para istemesine rağmen kendisine para vermediğini, adliyedeki davalarını takip etmediğini, Kanaltürk ile her hangi bir ilgisinin bulunmadığını, kanala maddi yardım da bulunmadığını,  Kanaltürk’ün satışı için eski RTÜK Başkanına yardımcı olması için rica ettiğini,
Tuncay Özkan’ın ADD yönetimine delege yerleştirmek istediğini, Şener Eruygur’un bu konu ile ilgili kendisini aradığını, bunun mümkün olmadığını söylediğini,
İşçi Partisi ile her hangi bir ilgisinin bulunmadığını,
Mesut Özcan’ın kayınpederinin doktoru olduğunu,
Erdal Şener’i tanıdığını, bir araya geldiklerini,
Hurşit Tolon VE Şener Eruygur’u tanıdığını, bazı telefon görüşmelerinin içeriğini hatırlamadığını beyan etmiştir.
Sorgu beyanı
Şüpheli tutuklanması istemiyle sevk edildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki sorgusunda önceki aşamalarda yapmış olduğu savunmalarını tekrarlamıştır.
b- Telefon Görüşmeleri
Tape No:7771, 04.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Efendim bana bir 50 milyar lira Ankara’dan yaratabilir misiniz? … Ama çok acil çünkü istifa ediyorlar çalışanlarım da o yüzden” dediği, T. Güvendiren’in “Öyle mi tamam anladım …. Tamam” dediği,
Tape No:7786, 15.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; T. Güvendiren’in “ne yapıyorsunuz … bir adam görevlendir de … Tv yi izlesin …Zatalinizle ilgili güzel şeyler var orda… Tamam mı? … Yani saat saati belli değil ama böyle 7-8 defa yayınlanacakmış … seninle ilgili lehine…bizim Organizatör bizim arkadaşımız” dediği, A. T. Özkan’ın “ tamam… tamam ne zaman geleceksiniz buraya… Peki Perşembe günü bir dosya tebliği edicem de size” dediği, T. Güvendiren’in “Tamam görüşürüz” dediği, A. T. Özkan’ın “ Sağolun efendim” dediği, T. Güvendiren’in “… her şey yolunda mı keyifli miyiz?” dediği, A. T. Özkan’ın “Keyifliyiz keyifliyiz  “ dediği,
Tape No:7789, 17.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; T. Güvendiren’ in “… televizyonu izledin mi…Gördün mü adam şöyle bak diyor söyle diyor ona diyor benim bu kıyağımı unutmasın diyor … O da diyor benim için yapacak diyor bir tane diyor” dediği, A. T. Özkan’ın “Yapmaz mıyım hemen hemen” dediği, T. Güvendiren’in “Hemen yapacak bir ara adamı çok mutlu olur” dediği, A. T. Özkan’ın “Tamam tamam” dediği, görüşmenin devamında A. T. Özkan’ın” Yok yok sana bir şey seninle mutlaka konuşmam lazım….Tamam dosya vericem …” dediği,
Tape No:7791, 17.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “ Emredin efendim” dediği, T. Güvendiren’in “Ya şimdi birlikteydim ya seni soruyor beni niye aramadı diyor ara kardeşim adamı adamın hoşuna gidiyor böyle şeyler ya” dediği, A. T. Özkan’ın “Ya aradım dinliyorlar aleyhine kullanacaklar” dediği, T. Güvendiren’in “Ya kullansınlar sen ya tıraşı kes….” dediği, A. T. Özkan’ın   “Evet abi” dediği, T. Güvendiren’in  “Ara adamı bana dön hemen” dediği, A. T. Özkan’ın “Arayım arayım” dediği, T. Güvendiren’in “Şimdi ara ya ... böyle böyle dedim ya ulan ... ara bana dön aradığını” dediği, A. T. Özkan’ın “Tamam” dediği,
Tape No:7792, 17.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Emredin” dediği, T. Güvendiren’in “3……….2” dediği, A. T. Özkan’ın “Hemen arıyorum” dediği,
Tape No:7441, 21.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Emredin efendim” dediği, T. Güvendiren’in “Bu M. görevdeyken bir kurula başkanlık yapıyordu bunun başkan vekilini şuandakini tanıyor muyuz.” dediği, A. T. Özkan’ın “evet” dediği, T. Güvendiren’in “iyimi” diye sorduğu, A. T. Özkan’ın da onayladığı,
Tape No:7795, 22.01.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Yahu şimdi bu yani geçen gün bir arkadaşım ile ilgili konuştum ya ben televizyon da. İ. H. K. aradı beni. Evet ağzıma sı….ı ya. Ne oldu siz de mi satıldınız ne biçim konuşmak bu böyle.” dediği, T. Güvendiren’in “Yok deseydin anlatmadın mı adama.” dediği, A. T. Özkan’ın “Aman dedim komutanım yanlış anlıyorsunuz ... falan filan aaa yani. Yani ağzıma sı…ı ama ya demediği lafını bırakmadı yani” dediği, T. Güvendiren’in “ŞEY KAFALARI BASMIYOR YANİ ÖBÜRÜ ADAM  ŞU ... ŞU ÇIKIYOR BUNU BÖYLE ÖNE ÇIKARMA MEVCUT ADAM ÇOK İYİ DİYOR YANİ” dediği,
Tape No:7811, 06.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “komutanım şu H. bey H.G. bir oya kalmış şeyde Yargıtay da. BİR TANE OY VERDİRSENE” dediği, T. Güvendiren’in “Konuşacağım senle ya gel nerdesin sen ya” dediği, A. T. Özkan’ın “Tamam tamam şunu sen bir sağla bir oy” dediği,
Tape No:7463, 22.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Yazarmısınız efendim” “V. P.” “Ankara Cumhuriyet Savcısı” “2008 e” “2……4” Bu dosya benim dosyam davam ilgilenir misiniz lütfen” “Başbakanıma Cumhurbaşkanıma sağa sola böyle müslüman kardeşlerime saldırma” dediği,
Tape No:7470, 26.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Komutanım” dediği, T. Güvendiren’in “Perşembe gelirim görüşürüz” dediği, A. T. Özkan’ın “Komutanım hani sana bir isim vermiştim Ankarada” dediği, T. Güvendiren’in “Tamam tamam bugün alırım inşallah sonucunu” dediği, A.        T. Özkan’ın “57 peki efendim saygılar sunarım” dediği, T. Güvendiren’in “Tamam tamam” dediği, A. T. Özkan’ın   “Sağolun efendim” dediği, T. Güvendiren’in “Bide şeyi sordu ... ne zaman ne yapcaksın ne yaptın diye adam merak ettik diye” dediği, A. T. Özkan’ın “Kime” dediği, T. Güvendiren’in “Değil mi” dediği, A. T. Özkan’ın “Kime ya” dediği, T. Güvendiren’in “Adama” dediği, A. T. Özkan’ın “Adam kim ya” dediği, T. Güvendiren’in “Ya sorduğun adam var ya” dediği, A. T. Özkan’ın “Evet evet” dediği, T. Güvendiren’in “Sen o adamı soruyorsun bana demi” dediği,  A. T. Özkan’ın “Neyi” dediği, T. Güvendiren’in “Adam Çinci mi Rusçu mu Amerikancımı diye” dediği, A. T. Özkan’ın “Evet evet evet” dediği, T. Güvendiren’in “Tamam işte o adama önüne gelen mektubu ne yaptık kardeşim ne yazdığını onu merak ediyoruz ya tamam hadi güle güle sağol” dediği,
Tape No:7483, 29.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Emredin komutanım” dediği, T. Güvendiren’in “Makamda mıyız” dediği, A. T. Özkan’ın “Yok komutanım dışardayız makama geçiyoruz” dediği, T. Güvendiren’in “Ne kadar zamanda geçersin” dediği, A. T. Özkan’ın “Yarım saat kırkbeş dakika komutanım” dediği, T. Güvendiren’in “İyi ben biraz oralarda olacam geldi mi altı da toplantı var” dediği, A. T. Özkan’ın “Tamam komutanım” dediği, T. Güvendir

19- Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan

Emniyet beyanı
Gazeteci olduğunu, bir süre çeşitli gazete ve televizyonlarda farklı görevlerde çalıştıktan sonra 2004 yılında Kanaltürk isimli televizyon kanalını kurduğunu, Kanaltürk televizyonunu 2008 yılı Mayıs ayında sattığını, halen Kanal Biz isimli Reyhanlı Radyo Televizyon A. Şirketinde çalıştığını,  0 532 236 76 71 numaralı telefonu kullandığını,
Veli Küçük’ ü uzaktan tanıdığını, kendisi ile ilgili, ÇETE oluşumu ve mafya ordusu oluşturduğuna dair çete haberlerini kendisinin yaptığını,
Muzaffer Tekin ile 2007 yılında yapılan Çağlayan mitinginde karşılaştığını, bu şahsın kendisine sarıldığını konuşmadıklarını, kendisini tanımadığını, bu karşılaşma ve el sıkışmanın tamamen Muzaffer Tekin’den kaynaklandığını,
Güler Kömürcü ‘yü gazeteci olması sebebiyle tanıdığını,
Sami Hoştan’ı tanımadığını ancak bu şahısla ilgili yaptığı haberlerden dolayı kendisine dava açtığını, başka bir ilgisinin olmadığını,
Habip Ümit Sayın’ı  doçent olarak tanıdığını, 2-3 yıl kadar önce Adli Tıp kurumunun başındaki bir bayanla gelerek İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun görevden ayrılması, Mesut PARLAK’ın üniversiteye gelmesi sonrasında mağdur olduklarını  anlattıklarını, anlattıkları şeyleri  yayınlamadığını,
Vedat Yenerer’i Cumhuriyet gazetesi ve Kanal D Televizyonunda birlikte çalıştıkları için tanıdığını,
Doğu Perinçek’i kendisinin İşçi Partisi Genel Başkanı olması nedeniyle tanıdığını, birlikte programlar yaptıklarını, konuk olarak katıldıklarını,
Ferit İlsever’i Aydınlık dergisinin genel yayın yönetmeni olarak tanıdığını, İşçi Partisini temsilen programlarda bulunduğunu,
Serhan Bolluk’u bir kez gördüğünü, aleyhinde Aydınlık Dergisinde Amerikan ajanı, Türkiye’ yi etkisizleştirmeye çalışan kişi, Atlantik ötesinin Türkiye deki sözcüsü şeklinde yayın yaptığını, Milli istihbarat Teşkilatının Efendi diye bir kitap yazdırdığını, bu kitaba isminin konmasının istendiğini söyleyerek MİT ajanı olduğunu söylediğini,
Kemal Yalçın Alemdaroğlu’nu Üniversite rektörü olarak tanıdığını, çeşitli zamanlarda 2 veya 3 kez görüştüğünü,
Adnan Akfırat’ı gazeteci olarak tanıdığını, Aydınlık Dergisindeki olaylarla ilgili görüşünü aldığını, son dönemde Türk-Çin İş Adamları Derneği Başkanı olarak bildiğini, gazeteci olarak irtibatı bulunduğunu, Türk-Çin heyeti ile kendisini ziyarete geldiğini,
İlhan Selçuk’u Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladığı günden itibaren gazeteci olarak tanıdığını, sürekli görüştüklerini,
Mehmet Şener Eruygur’u Jandarma Genel Komutanlığı döneminde gazeteci olarak, daha sonra ADD Genel Başkanı olarak tanıdığını, görevde iken birkaç kez gazeteci kimliği ile kendisi ile görüştüğünü,
Ahmet Hurşit Tolon ‘u İstanbul 1. Ordu Komutanlığı döneminde tanıdığını, daha sonra  sivil toplum örgütleri çalışmaları sırasında da görüş alışverişinde bulunduklarını, Ankara ilinde toplantılara katıldıklarını, Ankara’daki bir mitingin düzenlenmesi, koordinasyon toplantılarının içinde yer aldığını, kendisinin de bu miting içerisinde yer aldığı için görüştüklerini.
İlker Güven ‘i tanıdığını, ADD ile ilgili bir konuda kendisiyle görüştüğünü,
Adnan Türkkan’ı Türkiye Gençlik Birliği veya benzer bir adla gençlik sivil toplum örgütlenmesi oluşturmak istedikleri, bununla ilgili Taksimde bina açılışı yapmak istediklerini söyleyerek davet etmesi sebebiyle tanıdığını,
Birol Başaran’ı Kanaltürk Televizyonunda, Söz Meclisi isminde bir programda Ulusal İş Adamları Derneği adına birkaç kez katıldığı için tanıdığını,
Sinan Aydın Aygün’ü Ankara ilinde gazetecilik yaptığı dönemlerden tanıdığını,
Erol Mütercimler’i kitaplarından dolayı tanıdığını,
Levent Ersöz’ü tanıdığını, Ankara’da bir iki resmi davette gördüğünü,
Turhan Çömez’i AKP milletvekili olarak tanıdığını, Kanaltürk’te anahaber bültenine konuk olarak davet ettiğini,
Nurseli İdiz’i Kanal D Televizyonunda, aynı dönemde çalıştıkları için tanıdığını,
Soruşturma kapsamında bu güne kadar yakalanan şüphelilerden Veli Küçük, Doğu Perinçek, Tuncay Güney, Ahmet Hurşit Tolon ve Mehmet Şener Eruygur’da ele geçirilen ERGENEKON isimli doküman ile ilgili olarak sorulduğunda, ERGENEKON isimli dokümanı herhangi bir yerde görmediğini, hazırlanan iddianame sebebiyle bilgi sahibi olduğunu, belgenin hazırlanması ile bir ilgisinin bulunmadığını,
Soruşturma kapsamında bu güne kadar yakalanan şüphelilerden Mehmet Zekeriya Öztürk, Muzaffer Tekin, Sevgi Erenerol, Oktay Yıldırım, Ümit Oğuztan, Doğu Perinçek, Erkut Ersoy, Mehmet Şener Eruygur’dan ele geçirilen LOBİ isimli doküman sorulduğunda bilgisinin olmadığını, Lobi ismini iddianamede gördüğünü,
Yakalanan şüphelilerden Doğu Perinçek ve Tuncay Güney den ele geçirilen “DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE” isimli doküman sorulduğunda iddianameden okuduğunu,
Şüphelilerden Doğu Perinçek’e ait, Fujıtsu marka dizüstü bilgisayar içerisindeki, seagate marka hard diskinde, “080114 ANK MİH KATILIMCILAR.doc” isimli bir MSword dosyası incelendiğinde MİLLİ İKTİDAR HAREKÂTI (MİH) adı altında bir yapılanmaya gidildiği, bu ad ile toplantılar düzenlendiği ve bu toplantıya katılan kişilerin mesleklerine göre ayrıldığı, “GENERALLER” başlığı altında ise, Org. Tuncer Kılınç, Tümg. Armağan Kuloğlu, Org. Hurşit Tolon” un isminin geçtiği, “GELMEYENLER” başlığı altında ise “Org. Şener Eruygur, Tümg. Rıza Küçüker” isimlerinin olduğu, bu belgede, Güler Kömürcü, Doğu Perinçek, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan gibi şahıslarında isimlerinin geçtiği hususu sorulduğunda, 2008 yılı içerisinde  Kamuran İNAN’ ın bir faks göndererek bir toplantıya davet ettiğini, davetiyede Milli Egemenlik şeklinde bir başlık olduğunu, bu toplantıya katılmadığını, içeriği konusunda bilgisinin bulunmadığını, kimlerin katıldığını da bilmediğini,
Şüphelilerden Mehmet Şener Eruygur’ un  Ergenekon Silahlı Terör Örgütüiçerisinde faaliyet yürüttüğü şüphesi ile gözaltına alındığında yapılan aramalarda el konulan bir CD’de bulunan, Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Özden ÖRNEK’e ait olduğu değerlendirilen günlüklerde;
“25 Aralık 2003” başlığı altında; 14:30 - 15:30 - (E) Org. Kemal Yavuz Ve Tuncay Özkan'ın Ziyareti. Başlığının olduğu, kendisinin daha önce Show TV’de görev yaptığını, ancak daha sonra hükûmet tarafından uzaklaştırıldığınızı, bu konularla ilgili şahıslara yardım için MÖ ile konuştuğunu, kendisinin Müfit GÜRTUNA’nın İstanbul TV’sini satın almak istediğini, AKP’nin yerel seçimlerde İstanbul’dan çıkaracağı adaya karşılık Ali Müfit Gürtuna’yı birleşik cephenin adayı olarak gösterilmesini koordine ettiğini, Şimdilik ANAP ve DYP ile anlaşma sağlandığı hususlar ile ilgili olarak, gazetecilik görevi süresince kuvvet komutanlarını, ve diğer Ankara’daki yetkilileri zaman zaman ziyaret ettiğini, görüşmelerde bu tür konuların gündeme gelmediğini beyan ettiği,
“7 Ocak 2004” başlığı altında; Tuncay Özkan’ın Show TV’den ayrılmasından sonra, Org. Kemal Yavuz ile birlikte ziyaretine geldiklerini, o dönemde İstanbul Belediye başkanlığına adaylık meselesi ve ulusalcı bir TV istasyonu ve diğer medya vasıtalarının kurulması konusunda görüşme yaptıklarını, bu konuşma üzerine kendisinin de MÖ ile  görüştüğünü, Tuncay Özkan’a MÖ’nün söylediklerini ilettiğini anlatarak “A. M. G. adaylığa tam razı olmamakla beraber C..  desteklemeye karar vermiş. Şimdi D…’yi ikna etmeye çalışıyor. Daha M… ile görüşecek. TV kanalını satın almak için gücü yetmemiş. G… İstanbul TV için çok para istemiş. …Kendi istasyonu ve gazetesini kurmak için yabancılar ile temasta . …. Benden UYAK’ın kurulacak şirkete hissedar olmasını ve böylece BAŞBAKAN …… karşı bir çeşit koruma sağlamayı istedi. Bende kendisine elimden geleni yapacağım dedim. ….Medya desteği olmadan ulusalcıların BAŞBAKAN …… ve partisi ile başa çıkması mümkün değil. Bu nedenle TÖ’nün desteklenmesi gerekir.” şeklindeki görüşme ile ilgili olarak Emniyet beyanında günlükte yazanların doğru olmadığını beyan ettiği,
“15 Mart 2004” başlığı altında; Sabah Jandarma Genel Komutanının aradığını ve “Genelkurmay Başkanı her şeyi biliyor. Biraz önce beni aradı. Hemen öğleyin bir araya gelmemiz lazım” “… Jandarma tesislerinde Ö.İ.   ile yemek yediğimizi biliyor. Hemen hemen herşeyi biliyor dedi.” Diyerek, darbe konusunda daha önce yaptıkları toplantıları ve bu konuyla ilgili Ömer İZGİ ile yapılan görüşmeleri, Genelkurmay Başkanının bildiğini anlattığı, görüşmeyi aktardığı görülmüştür.
Aynı başlığın devamında, Tuncay Özkan’ın, yeni kurmakta olduğu TV istasyonunu yöneticisi olacak  K…. ile beraber geldiğini, televizyon için, OYAK’ın reklam teminatı verip veremeyeceğini sorduğunu anlatarak, şahısla yaptığı görüşmeyi yazdığı hususu sorulduğunda kabul etmediğini beyan ettiği,
“6 Temmuz” (2004) başlığı altında; “Tuncay Özkan nihayet Kanaltürk isimli bir TV kanalını hayata geçirmiş durumda.  10 milyon dolar borca girmiş. Çok heyecanlı ve ulusalcı bir insan.Bana teşekkür edip tekmil vermeye gelmişler. Bundan sonra AKP hükûmetinin karşısında hiç değilse muhalefet yapacak olan bir kanal olacak. Kendisine ne kadar mutlu olduğumu ve elimden gelen her türlü şahsi desteği yapacağımı söyledim. Tolga’dan bahsettim ve kendilerine danışmanlık yapabileceğinden bahsettim. Memnun oldular. Yanında K. diye ortağı da vardı.” şeklindeki anlatımların doğru olmadığını beyan ettiği,
Şüpheliler Veli Küçük ve Ümit Oğuztan’dan ele geçirilen PANZEHİR isimli dokümanda, “İmralı yargı süreci içinde tutuklu bulunan Abdullah Öcalan faktörünün iyi ve verimli bir biçimde değerlendirilemediği, Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevindeki tutukluluk ve yargı sürecinden yararlanılarak, PKK başkanlık konseyi içinde yer alması sağlanacak kadrolar ile PKK’nın ABD ve AB üyelerinin kontrol ve hamiliğinden kurtarılarak doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmasının sağlanabilmesi gerektiği belirtilmiştir.”
Ayrıca “Bu operasyon sonucu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni parçalamaya yönelik Kürt hareketine son verilebileceği gibi Kuzey Irak bölgesinde kurulmaya çalışılan kukla Kürt devletinin de önüne geçileceği belirtilmiştir.”
17.02.2008 günü Kanaltürk Televizyonunda K.C.K. ile birlikte yaptığı “Gündem” isimli program içersinde kendisinin “Abdullah

2- Şüpheli Ahmet Hurşit TOLON

Emniyet beyanı
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Komutanlığı, 49. Piyade alay Komutanlığı görevlerini takiben, 1989 Tuğgeneral rütbesine yükseldiğini, Bu rütbede 1989-92 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği görevini yaptığını, 1992-93 yılında 28.Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı görevinde bulunduğu, 1993 yılında Tümgeneralliğe yükseldiğini, Yeniden bu rütbe ile genel Kurmay genel Sekreterliğine atandığı,1993 ve 95 yılları arasında Genel Sekreterlik görevinde bulunduğu, 1995-97 de, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı Yardımcısı ve daha sonra 7. Kolordu Komutan Yardımcısı görevlerinde bulunduğunu, 1997 yılında Korgeneralliğe yüksekelerek, 15. Kolordu komutanlığına atandığını, Kocaelinde 15. Kolordu Komutanlığı görevinde 2 yıl bulunduğunu,1999 yılında Genelkurmay Lojistik Başkanlığı görevine atandığı, 1999-2001 yıllarında başkanlık görevini yürüttüğü, 2001 yılında Orgeneralliğe yükselerek Ege Ordusu Komutanlığına atandığı, 2004 yılına kadar bu görevi sürdürdüğü, 2004 yılında 1. Ordu Komutanlığına, İstanbul iline atandığını, 2004-2005 yılları arasında Ordu Komutanlığı görevinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 2005 tarihinde Kadrosuzluktan emekliye ayrıldığını,Emekli olduktan sonra değişik üniversitelerde, değişik konular üzerine konferanslar verdiğini,Bu süre içersinde davet aldığı pek çok Sivil Toplum Kuruluşunda, yine sempozyum, panel ve konferanslara katıldığını, birçok sivil toplum kuruluşu toplantılarını takip ettiğini, Emekli Subaylar Derneğini, Kadın öncülüğünde ve Kadın ağırlıklı olarak kurulmuş Anadolu ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformunda temsil ettiğini, Türkiyem Topluluğunun davetleri üzerine de  düzenlen toplantılarına katıldığı, Bülent Tolon isminde bir kardeşi olduğu, İstanbul ilinde ikamet ettiği, operasyonlar kapsamında gözaltına alınan şahıslardan,
01-Mehmet Şener ERUYGUR’u tanıdığını, kendisinin şahsından önce emekli olduğunu, ADD Genel Başkanı olması nedeniyle 2,5 yıllık süre içersinde 5-6 defa birlikte olduklarını, Bazı yemeklerde karşılaştıkları, Bir arada oluş nedenlerinin ADD çalışmaları münasebetiyle olduğu, bunun haricinde başka bir ilişkisinin bulunmadığını, Kendisinin Başkanlığını yaptığı, Ulusal Birlik Hareketi Platformunun da katıldığı, Ulusal Platformlar Güçbirliği toplantılarının büyük bir kısmına katılmadığı, katıldığında da kendisi bulunmadığı için karşılaşmadıklarını,
02-İlker GÜVEN’i tanıdığını, 1979 yılında yurt dışı görevlere gitmeden önce, Genelkurmayda verilen Kursta ilk kez karşılaştıklarını, herhangi bir yakın dostluğu ve, arkadaşlığının olmadığını, emekliliğim süresindede bazı konferanslarda, panellerde olmak üzere 4-5 kez karşılaştıklarını, kendisinin Tuğamiral olarak emekli olduğunu bildiğini, Kendisi ile bir görüşmesininde İstanbul ilindeki bir ADD Şubesi başkanı olduğunu dönemde olduğunu,
03-Mehmet Ufuk BÜYÜKÇELEBİ’yi Kıbrısta Annan planı referandumu öncesinde beraberinde eski bakanlardan Ufuk Söylemez’le birlikte Ege Ordusu Komutanlığı Karargahına geldiği zaman ilk kez tanıdığını,  O tarihte Gözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olduğunu belirttiği, daha sonra uzunca bir zaman karşılaşmadıklarını, emekliliği  döneminde zaman zaman telefonla görüşmelerinin olduğunu, son olarak da İstanbul Harp Akademilerinde yapılan bir sempozyum nedeniyle Harbiye Orduevindeki bir kokteylde görüştüklerini, arada bir kendisini aradığını ve  Kızgınlıklarını dile getirdiği,
04-Mustafa BALBAY’ı Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi olmasından dolayı tanıdığını, Yaz tatilleri hariç peryodik olarak Ankara’da düzenlenen çok katılımlı yemekli toplantılara gittiğinde orada gördüğünü, radyo ve televizyon kanallarındaki programlarıyla ilgili görüşlerini bildirdiğini
05-Sinan AYGÜN’ü Ankara Ticaret Odası Başkanı olarak tanıdığını, Ticaret odasında düzenledikleri bazı toplantılara katıldığı, bir iki tanesinde konuşmacı olmasını istedikleri, kendisininde konuşmacı olduğunu, Bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının katıldıkları Cumhuriyet ve Önce Vatan gibi mitingler öncesinde bayrak Atatürk posteri yardımı için heyetçe ziyaretlerinin olduğu,
06-Erol MÜTERCİMLER’i Emekli olduktan sonra İstanbul’da Emekli Subaylar Derneğince düzenlenen birkaç sempozyum da panelist olarak bulunduklarında tanıdığını, O seminerler esnasında görüşmelerinin olduğunu, ayrıca televizyon programlarından da tanıdığını, bir dostluğu, yakınlığı ya da ahbaplığının olmadığı
07-Veli Küçük ismini ilk kez 1997 yılı Ağustosun da Kocaeli’ne 15. Kolordu Komutanı olarak atandığında kendisinden birkaç ay önce ayrılmış İl Jandarma Komutanı olarak Vali Memduh O.dan duyduğunu, değişik bir yapısı olduğunu söylediğini, Veli Küçük general olduktan sonra törenler münasebetiyle bir veya iki kez gördüğünü, en son iki sene kadar önce vefat eden Coşkun K.’nın Teşvikiye Camiindeki cenaze töreni sırasında gelip kendisini tanıttığını ve elini sıktığını,  bu şahısla ilgili tüm münasebetinin bundan ibaret olduğunu,
08-Sevgi ERENEROL’u Türk Ortadoks Kilisesi sözcüsü olarak tanıdığını, İstanbul ordu komutanlığı zamanında düzenlenen sosyal etkinliklerde ve İstanbul’da görev yaparken kutlama amaçlı gelen gruplar arasıda karşılaştıklarını, Sevgi Erenerol’u toplam 5-6 defa gördüğünü,  Sevgi Erenerol’un görevli olduğu patrikhane’ye hiç gitmediğini ve hiçbir ortak etkinliğe de katılmadığını,
09-Güler KÖMÜRCÜ’yü tanıdığı, Görevi dolayısıyla gazetecilerin pek çoğunu tanıdığı, ordu komutanlığı sırasında kutlama ziyaretinde bulunduğunu, Köşe yazılarından da tanıdığı, emekliliği sırasında da kendisini telefonla 6 veya 8 kez arayarak ağırlıkla iç güvenlik harekatı ve sınır ötesi operasyonlara dair yazdığı yazıdaki ifadelerin doğruluğu ile yazmayı tasarladığı yazılara dair teknik bazda değerlendirmeler talep ettiğini, Örneğin sadece hava operasyonu yapmak suretiyle Kuzey Irak’taki PKK vardığı söndürülebilir mi gibi, Ankara’da Genel Kurmay Başkanlığının düzenlediği ve tüm basın mensuplarının katıldığı bir sempozyumda karşılaştıklarını, En son olarak da İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığınca Harp Akademilerinde düzenlenen ortadoğu’nun geleceği ve belirsizlikler konulu sempozyum için gece Harbiye’de karşılaştıklarını,
10-Sami HOŞTAN’ı Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan şahıslardan olduğunu fakat tanımadığını,
11-Mehmet Fikri KARADAĞ’ı Ergenekon soruşturması kapsamında ismini duyduğunu, subaylık yaptığı dönemde karşılaşıp karşılaşmadığını hatırlamadığını, kendisiyle birlikte görev yapmadığını, Basından Kuvayı Milliye Derneği başkanı olduğunu duyduğunu, Kuvayı Milliye Derneği ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, Ancak birçok derneğin kendisine özel zamanlarda davetiye gönderdiğini, Kuvayı Milliye’de bu şekilde kuruluş bildirgesi isminde bir davetiye gönderdiği, Ama direk olarak herhangi bir irtibatının bulunmadığı
12- Habip Ümit SAYIN’ı 2005 mayıs ayının ilk haftasında, birgün önceden randevu alarak, ziyarete gelen pek çok heyet gibi, Ümit Sayın da, beraberinde Prof. Dr.Sevil Atasoy ile birlikte kendisini ziyaret ettiklerini, Resmi ziyaretçi olarak karşılandıklarını, Sevil Atasoy’un Adli Tıp Enstitüsü müdürü, Ümit Sayın’ın da yardımcısı olarak tanıtıldığını, Karargahta yaptığı görüşme sırasında, göreve kısa bir süre önce başlamış olan yeni rektör Prof. Dr. Mesut Parlak tarafından görevden alındıklarını ifade ettiklerini, Yalnız olarak şahıslarla görüştüğünü, Bunun haksız olduğunu ve maksatlı olduğunu ileri sürdüklerini, Bundan sonraki açıklamalarında, uzun uzun İstanbul Üniversitesi ve onların bazı fakültelerinde,  ciddi bir Kürtçü kadrolaşmanın yaşanmakta olduğunu, aynı şekilde İstanbul Tıp Fakültesine bağlı Adli Tıp Enstitüsünde de bu tarz oluşumların olduğunun endişesinde olduklarını, bunun Türkiye için çok ciddi sorunlara sebebiyet verebileceğini, zira adli işlemlerin Adli Tıp Konusundaki nihai mercinin bu enstitü olduğunu beyan ettiklerini, Adli Tıp Kurumunun bu şekilde Kürtçü grupların eline geçmesi neticesinde, raporlar açısından bazı sıkıntılar doğurabileceğini, ayrıca üniversite de İrticai oluşumlarında giderek artmakta olduğunu anlattıkları, Bunun üzerine kendilerine bu iddialarını güvenlikle ilgili olması ve Ordu Komutanı olarak ta kendisinin İl Güvenlik Kurulu üyesi olması sebebiyle yazılı olarak verip veremeyeceklerini sorduğunu, Vereceklerini beyan ettiklerini, O dönemki Ordu İstihbarat Başkanı ile onun bir üstü olan Ordu Harekat Yar Başkanını çağırarak, bu şahıslarla tanıştırdığını, Kendilerinin hazırlayacakları raporu almalarını söylediğini, Ümit Sayın Ve Sevil Atasoy da, hazırlayarak kendisine göndereceklerini beyan ederek makamından ayrıldıklarını, Bir süre geçtikten sonra Ümit Sayın’ın hazırladığı bir raporu, o tarihte Ordu İstihbarat Başkanı Kurmay Albay Mustafa Canatan’ın kendisini arayarak Raporun geldiğini, şahsının evrakın üzerine kendi el yazısıyla, bu raporun Kara kuvvetleri Komutanlığına gönderilmesini, bir suret MİT Bölge Başkanlığına verilmesini, ayrıca İstanbul Emniyet Müdürlüğü ilgililerine de konunun iletilmesini yazdığını, Bu raporun istihbari bilgi olduğu değerlendirdiği için bu şekilde yaptığını ve İlgileri mercilere gönderdiğini, Daha sonra emekli olduktan  sonrada, Ümit Sayın’ın Orduya benzer bazı raporlar gönderdiğini basından  öğrendiğini, emekli iken bu şahsın, Ankara iline gelip kendisiyle görüşme taleplerini belirttiğini, Bir keresinde Merkez Ordu Evinde görüştüklerini, Yanında kimse olup olmadığını hatırlamadığını, Yine iddialarını tekrarlayarak, kendisi ile uğraşılmakta olduğunu, özellikle Rektör Mesut Parlak’ın kendisine kasıtlı davrandığını, kendisi üzerinden, Silahlı Kuvvetlere zarar verilebileceğini endişesini taşıdığını, bu sebeple mümkünse komutanlardan randevu alınarak, onlarla konuşmak istediğini verdiği bu raporların bu duruma neden olduğunu, buna benzer iddiaları ileri sürdüğünü
13-Doğu PERİNÇEK’i Üsteğmenliğinden bu yana tanıdığını, 1970 yılında Erzincan Refahiye ilçesinde, bu şahsın yakalanması için yapılan operasyon sırasında yol kontrolü yaptığından buyana adını bildiğini, O dönemde kendisinin arandığını, Emekliliği döneminde, Antalya Üniversitesinde icra ed

20-Şüpheli Adil Serdar Saçan

Emniyet beyanı,
Şüpheli Adil Serdar Saçan avukat olduğundan dolayı Emniyette ifadesi alınmamıştır.
Savcılık beyanı,
Özetle; Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında soruşturma yapılan şüphelilerden Ali Yasak, Hayrettin Ertekin, Sedat Peker, Yakup Kürşat Yılmaz, Yaşar Öz ve Veli Küçük’ü görev yaptığı dönemde haklarında yasal işlem yaptığı için tanıdığını,
Veli Küçük’ü hiç tanımadığını, hiç görmediğini, telefonla görüşmediğini, Tuncay Güney’in anlatımları üzerine hakkında işlem yaptığını,
Yaşar Öz’ü İstanbul Mali Suçlar Şube Müdür Yardımcılığı görevi yaparken 1996-1997 yıllarında savcılıkça arandığından dolayı tanıdığını,
Yakup Kürşat Yılmaz’ı da operasyonlardan, Güler Kömürcü ’yü de gazeteci olduğu için 1999 yıllarında tanıdığını, Bekir Öztürk’ün www.kuvvaimilliye.net isimli bir sitede yazı yazmasını istediğini,  2008 yılına kadar yaklaşık 12 makalesinin yayınlandığını,
Kuvvai Milliye derneğinin üyesi olmadığını, Üsküdar’da verdikleri bir yemeğe katıldığını, orada Bekir Öztürk ve Oktay Yıldırım’ı gördüğünü, düzenledikleri mitinglere davet etmelerine rağmen katılmadığını,
Emin Şirin ile milletvekili olduktan sonra isteği üzerine birkaç kez görüştüklerini, gözaltına alındıktan sonra hiç görüşmediğini,
Habib Ümit Sayın’ı 2005 veya 2006 yılında tanıdığını,
Halil Behiç Gürcihan’ı son zamana kadar METE olarak tanıdığını, 2003 ya da 2004 yılında bir komutanın yanında gördüğünü, kendisine gazeteci olarak tanıtıldığını, daha sonra bu şahsın kendisine ulaşarak açıkistihbarat diye bir site olduğunu ve burada yazı yazıp yazmayacağını sorduğunu, bir makalesinin isimsiz olarak yayınlandığını, bu şahsın Ergenekon soruşturması kapsamında ifadesi alındığında kendisinden belge aldığını  söylediğini, bunun gerçek olmadığını,
Veli Küçük ile herhangi bir ilgi ve irtibatının olmadığını, 2001 yılında Asayiş Şubesinin Ümit Oğuztan ve Tuncay Güney hakkında operasyon düzenlediğini, Tuncay Güney gözaltındayken Veli Küçük ve Susurluk’un askeri kanadı hakkında bilgi vereceğini söylediği için şahısların Asayiş Şubeden 02.03.2001 yılında kendi şubesine teslim edildiğini, teslim edildiklerinde ev ve işyeri aramaları yapılmadığı için ev ve işyerlerinde gerekli arama işlemlerinin yapıldığını, şube müdürü olduğu için kaç çuval belge doküman ele geçtiğini görmediğini, tüm belgelerin tutanağa alındığını, gözaltında kaldığı 6 gün süresince Tuncay ve Ümit ile görüşmediğini, bu şahısların birçok konunun yanında Veli Küçük hakkında da birçok bilgi verdiğini sorgulamayı yürüten görevlilerden öğrendiğini, Tuncay Güney’in anlattıklarının kasete alındığını, daha sonra çözümlerinin yapıldığını,
Şahısların change otodan dolayı Fatih adliyesine gönderileceğini, ancak çete ile ilgili bilgiler verdiği için DGM Başsavcısına bilgi verdiğini, gerekli çalışmayı yapmasını, kaset çözümlerini göndermesini, inceleyip gerekirse proje çalışması başlatacaklarını söylediğini, projeli çalışma talimatı geldiğinde bu bilgileri İstihbarat Şubesine gönderdiğini, o dönemde her türlü teknik takip çalışmalarını İstihbarat Şubenin yaptığını, Tuncay Güney’ in telefonlarını dinlediğini, İstihbarat Şubesine yapılan teknik takiplerin sonucunu sorulduğunda herhangi bir gelişme kaydedilemediği cevabı verildiğini, bu bilgiyi ilgili DGM savcısına aktardığında proje çalışmasının sonlandırıldığını, proje kapatılınca Savcının tüm belge ve dokümanların Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan’a teslim edilmesi talimatı verdiğini,
Hiçbir zaman Tuncay Güney ile muhatap olmadığını, kendisine pasaportunu vermediğini, change oto dosyasından Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildiği ve tutuklandığı için tüm evraklarının Savcılığa teslim edildiğini,
18.09.2008 günü yapılan operasyon sonucu yakalanan şahıslardan sadece Levent Temiz’i Ülkü Ocaklarına yönelik mafya operasyonu yaptığı dönemden tanıdığını,
Ahmet Tuncay Özkan ’ı Asayiş Şubede müdür yardımcısıyken gazeteci olarak, Gürbüz Çapan’ı ise yaptığı operasyonda mağdur konumunda olması sebebiyle tanıdığını,
Hüseyin Nazlıkul’u kendisini doktoru olarak tedavi etmesinden, Emcet Olcaytu’yu da Aydınlık dergisi ile ilgili röportaj yapmasından dolayı tanıdığını,
Tanju Güvendiren’i 2001 yılında Organize Müdürü iken İstanbul DGM Savcısı Engin B. vasıtasıyla İstanbul’da tanıdığını,
Adnan Kılıçaslan’ı Danıştay’daki davalarını takip etmek için gittiğinde, Mesut Özcan’ı ise doktor olması sebebiyle ve Tuncay Özkan’ın yönlendirmesi ile tanıdığını,
Adnan Bulut’u Kanaltürk televizyonundan tanıdığını,
Kendisinin ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ile bir ilgisinin bulunmadığını, bu oluşum ile ilgili olarak Tuncay Güney yakalandığında kendisinin ilk kez işlem yaptığını, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
Sorgu beyanı,
Şüpheli tutuklanması istemiyle sevk edildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki 27.09.2008 tarihli sorgusunda, Emniyet Müdürü olduğunu, organize suçlar ve terör suçlarında çalıştığını, İstanbul ‘da Organize Suçlar Şubesini kurarak müdürlüğünü yaptığını, örgüt yapılanmasını en iyi bilen kişilerden birisi olduğunu, ayrıca kamu hukuku alanında doktora yaptığını, örgütlü suçlar ile ilgili kitapları olduğunu, söz konusu örgüt ile ilgili ilk çalışmayı 2001 yılında kendisinin başlattığını, soruşturmaya esas bilgi ve belgelerin kendi zamanında toplandığını, Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan’dan elde ettiği belgelere dayanarak çekirdek yapıyı çözdüğünü, o tarihte DGM Savcısının soruşturma izni vermediğini, ancak bu bilgi ve belgeleri muhafaza ettiğini, örgüt üyesi olduğu iddia edilen SEDAT Peker, ALİ Yasak, Yakup Kürşat Yılmaz, Veli Küçük, Yaşar Öz, Hayrettib Ertekin hakkında soruşturmalar yaptığını, söz konusu örgüt hakkında ancak tanık olabileceğini beyanla suçlamaları reddetmiştir.

Şüphelinin Büyükçekmece İlçesi Bahçeşehir 1.kısım Banu Evleri Akik Konakları A/6 no:14 Kat :6 sayılı ikamet adresinde yapılan aramada;
1-Aramaya katılanlar tarafından 58 numara ile numaralandırılmış CD içeriğinde yapılan incelemede daha önceden Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan aramalarda elde Edilen “Lobi, Ergenekon, Birleşik Komin, Reaksiyon, Gözlem-Analiz, Analiz, Şirket Ve Köstebekler, Ulusal Program 2000,Uluslar Arası Güvenlik Şirketi Projesi, Kemalist Hareket, Mit Medya ve Ajan Gazeteciler, Fundamentalist Terör, Fabrikatör, Usiad” gibi birçok belge dijital olarak tespit edilmiştir.
Ayrıca daha önceden yapılan operasyonlarda elde edilemeyen CD içeriğinde yeni bulunan” Batı dünyasından demokratik hukuk örnekleri İstanbul / 11 nisan 2000,Batı ve işbirlikçilerinin kronolojik söylem ve amaçlarına Atatürk’ün yanıtları İstanbul / 11 nisan 2000, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları ve 10. cumhurbaşkanı adayları operasyon İstanbul / 30 nisan 2000,birleşik komün(dijital) girişim İstanbul / 27 haziran 2000” isimli belgeler bulunmuştur
2-58 numara ile numaralandırılmış Cd içeriğinde yapılan incelemede, “Herkül” isimli klasör içinde bulunan “j” isimli alt klasörde word belgesi olarak yazılmış “JİTEM” isimli belgede, soruşturma kapsamında daha önceden tutuklanan Veli Küçük‘ün  JİTEM’in kurucusu olduğu, ayrıca Genelkurmay içerisinde kurulan ERGENEKON isimli gizli örgütün yöneticisi ve başkanı olduğuna dair söylemlerin bulunduğu 1997 yılında yazılmış bir belge bulunduğu, aynı CD içeriğinde yapılan incelemede, özellikle karanlık ilişkileri ile tanınmış, Ömer Lütfü Topal,  Nesim Malki, Kasım Gülek, Korkmaz Yiğit, Mehmet Eymür, Hanefi Avcı, Dündar Kılıç, Kürşat Yılmaz, Cavit Çağlar, Abdullah Çatlı, Alaaddin Çakıcı gibi isimlerin arşivlenmiş birçok belgesi ele geçmiştir.
3-59 numara ile numaralandırılmış CD içeriğinde yapılan incelemede, “AFRODİT” isimli ana klasör içerisinde bulunan “ANALİZ” isimli alt klasör içeriğinde çeşitli dokümanlar ile “AFRODİT” isimli ana klasör içerisinde bulunan “ANALİZ” isimli alt klasör içeriğinde bulunan “GüvenLİK ŞİRKETİ”  isimli “Kurulması planlanan güvenlik şirketi Anonim Şirket olarak faaliyete geçecek, ortaklıkta hisse dağılımı %51 ve %50 olarak düzenlenecektir. Şirketin merkezi, ‘Merkez Birim’ içinde kiracı olarak yer alacaktır. Kuruluş, faaliyet ve personel giderleri şirketin %51 hissesine sahip ortak tarafından karşılanacaktır. Böylelikle hem gelir elde edilecek, hem de istihbarat verileri toplanacak, gereğinde ise operasyonel faaliyetler sürdürülebilecektir. Saygılarımızla,” şeklinde bilgilerin olduğu olduğu word belgesi bulunmuştur.
Aynı CD’de “AFRODİT” isimli ana klasör içerisinde bulunan “F” isimli alt klasör içeriğinde bulunan “Fotoğraf-1” isimli klasörde yapılan incelemede, Hiram Abas, Alaaddin Çakıcı, Erol Evcil ve Eyüp Aşık isimli şahısların vesikalık fotoğraflarının yan yana bulunduğu fotoğraf kareleri olduğu görülmektedir.
“AFRODİT” isimli ana klasör içerisinde bulunan “G” isimli alt klasör içeriğinde bulunan “General” isimli word belgesi içeriğinde, “Türkiye’yi Biçimlendiren Kemalist Generalin Portresi” başlıklı bir belge olduğu, söz konusu generalin Veli Küçük olduğu, Veli Küçük’ ün öz geçmişi ve mesleğiyle alakalı bilgilerin bulunduğu, ayrıca Veli Küçük’ ün JİTEM içindeki faaliyetleri ile Türkiye’yi biçimlendiren bir general olduğu şeklinde ifadelerin yer almaktadır.
“AFRODİT” isimli ana klasör içerisinde bulunan “G” isimli alt klasör içeriğinde bulunan “Generaller” isimli word belgesi içinde emekli generaller Güven Erkaya, Teoman Koman, Vural Bayazıt ve Çevik Bir  hakkında fişleme şeklinde istihbari bilgilerin bulunduğu, “AFRODİT” isimli ana klasör içerisinde bulunan “H” isimli alt klasör içeriğinde ”Jandarma Genel Komutanlığı Tarafından Hazırlanmış Hizbullah Raporu” adlı bir belgenin olduğu, bu belge içeriğinde ise sorguda sorulacak sorular ile eleman temini ve sorguda sergilenecek tavır gibi konuların işlendiği tespit edilmiştir.
Şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan savunmasında bu CD’nin, Ümit Oğuztan ve Tuncay Güney’ den ele geçen dokümanlarla ilgili olarak hazırlattığı CD lerden olduğunu, o tarihte incelemek için (2) tane kopya CD aldığını, (4) CD almadığını beyan etmiştir.
Aynı adreste bulunan ve  142 den 149 kadar numaralandırılan dokümanların yapılan incelemesinde;
142 ile numarala

21-Şüpheli Gürbüz Çapan,

Emniyet beyanı
Şüpheli doktor olarak çalıştığını, Veli Küçük’ü 2000 yılında bir yemekte, Güler Kömürcü’yü  gazeteci, Vedat Yenerer’i televizyoncu, Sinan Aygün’ü ATO başkanı, Erol Mütercimler’i hemşerisi ve yazar, Tuncay Özkan’ı gazeteci, Adnan Bulut’u hemşerisi, Emin Gürses ve Mustafa Balbay’ı Cumhuriyet Gazetesinde yazar olması sebebiyle tanıdığını,
Doğu Perinçek’i 1975 -1976 yıllarından beri tanıdığını, kendisinin o dönemde DEV-GENÇ terör örgütü sempatizanı olduğunu, Ferit İlsever ile kendisi Esenyurt Belediye Başkanı olduktan sonra tanıştığını, siyasi platformlarda bir araya geldiklerini, Serhan Bolluk’un Aydınlık dergisinden dolayı ismini duyduğunu, Kemal Yalçın Alemdaroğlu’nu tanıdığını, Adnan Akfırat’ı  Doğu Perinçek ile birlikte olduğu için tanıdığını, İlhan Selçuk’u  Cumhuriyet Gazetesi okuduğundan beri tanıdığını, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra samimi olduklarını,
Levent Temiz’i basından tanıdığını, hemşerisi olduğunu, bir iki kez görüştüklerini,
Adil Serdar Saçan’ı 1998 – 1999 yıllarında bir şahsın kendisini silahla yaralaması sebebiyle emniyetçi olarak tanıdığını, eşinin iş yerine gidip alış veriş yaptığını, kendisini kaza geçirdiğinde geçmiş olsun demek için aradığını,
Soruşturma çerçevesinde ele geçen örgütsel dokümanlardan bilgisinin olmadığını, bir kısmını basından öğrendiğini,
Hatırlamadığı bir tarihte USİAD başkanı Kemal Ö.’in Cumhuriyet gazetesi ve Cumhuriyet TV ile bir proje için konuşacaklarını ve Ferit İlsever’in katılacağını söyleyerek yemeğe davet  ettiğini, kendisini kabul ettiğini, toplantının yapıldığı ENKA tesislerine Ümit ÜLGEN ile birlikte gittiklerini, Kemal Ö.’in kendisini Veli Küçük ile tanıştırdığını, bu toplantıda Veli Küçük’ün diğer katılımcılara göre “ üst , abi ” konumunda  bulunduğunu, Veli Küçük ve diğerlerinin Cumhuriyet Gazetesinde ve Cumhuriyet Radyo ve TV sinde  ne kadar hissesi olduğunu sorduklarını, o dönem %20 olan hissesini devretmesini istediklerini, hisselerin kardeşi Günay’a ait olduğunu, ancak büyüğü olarak toplantıya kendisinin katıldığını, 2 Milyon Dolar verilmesi durumunda hisseleri devredeceğini söylediğini,  bu teklifinin kabul edilmediğini, daha sonra oradan ayrıldığını,  toplantıda her hangi bir karar alınıp alınmadığını bilmediğini,
Toplantı öncesinde Cumhuriyet gazetesinin hissesi ile ilgili durumu tam olarak bilmediğini, Cumhuriyet gazetesinin yaşatılması için Cumhuriyet vakfının kurulduğunu, gazetenin isim ve imtiyazlarının eski sahibi olan Nadi ailesi tarafından bu vakfa bağışlandığını, daha sonra Yenigün Habercilik A.Ş. nin kurulduğunu, vakıf tarafından  gazetenin isim hakkının bu şirkete kiralandığını, şirketin maddi sıkıntıya düşmesi sebebiyle kendisinin avukatının tavsiyesi ile şirketin % 20 hissesini 2 Milyon Dolara kardeşi GÜNAY Çapan’a aldırdığını, daha sonra bu hissenin % 10 unu Mehmet Emin Karamehmet’e 1 milyon Dolara devrettiklerini, 2005 yılında GÜNAY Çapan’ın % 10 hissesini kendisinin aldığını,
Ferit İlsever’in bir ara kendisine Cumhuriyet Gazetesinin ulusal medyanın merkez üssü yapılmasını kendisine anlattığını ancak kendisinin istediği paranın verilmesi durumunda hisseleri devredeceğini söylediğini,  söz konusu toplantıda Kemal Ö.’ in ulusalcı iş adamlarından para bularak hisselerine almak istediğini, ancak bunun gerçekleşmediğini, bu toplantıda Veli Küçük’ün  kendisinin milliyetçi ulusalcı olduğunu anlattığını,
Doğu Perinçek’in kendisine beraber televizyon kurmayı teklif ettiğini,  kendisini İlhan Selçuk’a yönlendirdiğini,
Ele geçen örgütsel dokümanlardan “Ulusal Medya 2001 ” başlıklı belgenin içeriğinin gerçek dışı olduğunu,
Doğu Perinçek ile ARMADA otelde toplantı yapmadığını,  ancak ortak televizyon kurmak için İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek ile bir toplantı yaptıklarını, kendisini televizyon için makine ve teçhizat aldığını, daha sonra frekans alınamadığı için  projenin iptal edildiğini, eski olan teçhizatların bir kısmının çürüdüğünü,  bir kısmını bir televizyon kuruluşuna verdiğini,
USİAD  üyesi iş adamları ile Çırağan Sarayında yapılan gizli toplantılardan haberinin olmadığını, kendisinin bir kez ENKA tesislerinde yapılan toplantıya katıldığını,
Veli Küçük vasıtası ile Tuncay Güney ile görüşme yapıp yapmadığını   hatırlamadığını,
Şüpheli Doğu Perinçek’in bilgisayarında bulunan belgede yazılan hususların gerçek dışı olduğunu,  Tuncay Güney ile  her hangi bir görüşme yapmadığını, bu şahıs ile yapılan mülakatta bahsi geçen konuların gerçek dışı olduğunu,
Evinde yapılan aramada ele geçen Pentagon amblemli dokümanı tanımadığı bir şahsın CHP’ye karşı kullanması için getirdiğini, ancak kendisinin kullanmadığını,
DHKP/C terör örgütü ile bir ilgisinin bulunmadığını, İmam Fidan isimli şahsı tanımadığını,  bu şahsın 24.02.2000 tarihli raporunda anlatılan hususları hatırlamadığını, DHKP/C terör örgütü mensuplarına her hangi bir şekilde yardımcı olmadığını, Tekin Tangün isimli şahsı tanımadığını, Ahmet Kulaksız’ı Esenyurt’ta kırtasiyeci olması sebebiyle tanıdığını, bu şahsın  iki kızının DHKP/C nin açlık grevinde öldüğünü,
Hayriye Gündüz ve RemziyE isimli   şahısları Kartal Cezaevinde tutuklu iken  tanıdığını, bu kişilerin DEV-SOL davasından tutuklu olduklarını , mektuplaştığını, 21.09.2002 tarihli Hayriye Gündüz tarafından yazılan raporda anlatılan hususların doğru olduğunu,
Yasemin İLTER’in DEV-SOL davasından tutuklu olduğunu, cezaevinde mektuplaştığını, bu şahsa gıda ve kitap yardımında bulunduğunu, cezaevinde görüştüğü örgüt mensuplarına örgütten uzaklaşmalarını tavsiye ettiğini, Dursun Karataş’ı okul döneminden tanıdığını, DEV-GENÇ bünyesinde birlikte olduklarını, daha sonra Dursun Karataş’ın ayrılarak DEV-SOL u kurduğunu, bir daha görüşmediklerini,
İşçi Partisinin Genel Merkezinde yapılan aramada ele geçen CD de kayıtlı belgede adı geçen Taner Akçam’ın okuldan ve DEV-GENÇ örgütünden arkadaşı olduğunu,  daha sonra  bu şahsın Amerika’ya gittiğini kendisinin danışmanlığını yapmadığını,
Seyhan Soylu’yu tanıdığını, tiyatro ile ilgili olarak görüştüklerini,
ALİ Yasak’ı 1989 yılında tatil yaptığı sırada tesadüfen tanıdığını, Kuvayı Milliye Derneğine para vermediğini, Fikret Emek isimli şüpheliyi tanımadığını, Sait Doğanay isimli şahsın kendisi ve kardeşine ait şirketlerde bir süre çalıştığını, şu anda Esenyurt Belediyesinde çalıştığını, hemşerisi olduğunu, KIRPIK lakaplı DAVUT isimli şahsın gerçek isminin Hamit Ülbey olduğunu Esenyurt’ta esnaf olması sebebiyle tanıdığını,
Ali Kalkancı isimli şahsı hemşerisi olması sebebiyle tanıdığını,
Evinde ele geçen tabanca mermilerinin,  almayı düşündüğü ruhsatlı tabancaya ait olduğunu, yargılandığı için silah ruhsatı alamadığını, silahı sahibine geri verdiğini, ancak mermilerin kendisinde kaldığını beyanla hakkındaki suçlamaları  kabul etmemiştir.
Savcılık beyanı
Emniyet aşamasında verdiği beyanını aynen tekrarla, hissedarı olduğu Semerkant şirketinin  aile şirketi olduğunu, bu şirketin işleri ile kardeşi Çetin’in ilgilendiğini, Cumhuriyet gazetesinin sahibi olan Yeni Gün Holding AŞ’nin %10 hissedarı olduğunu, 2005 yılında bu hisseleri devraldığını, halen ortaklığının devam ettiğini,
Öğrencilik yıllarında Diyarbakır’da Devrimci Yol isimli örgütün sempatizanı olduğunu, başta ERGENEKON olmak üzere hiçbir terör örgütü ile ilgisinin olmadığını, Belediye Başkanı olarak görev yaparken organize suç örgütü kurma iddiası ile yakalanıp tutuklandığını, 11 ay 20 gün   bu suçtan Kartal Cezaevinde tutuklu kaldığını, tahliye olduktan sonra bu görevine devam ettiğini, bu suçtan yargılamasının İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde  devam ettiğini,
Ümit Ülgen’in  Esenyurt’a bağlı Esenkent’te bulunan, kendisinin de üyesi bulunduğu kooperatifler birliğinin Başkanı olduğunu, bu şahsın kendisini USİAD Başkanı Kemal Ö. ile tanıştırdığını, 2001 yılında Kemal Ö.’in kendisini VE Ümit Ülgen’i yemeğe davet ettiğini, Ümit ÜLGEN ile birlikte ENKA tesislerine gittiklerinde Kemal Ö., Ferit İlsever ve yanlarında Veli Küçük’ün bulunduğunu, Veli Küçük’ün kendisi ile yakınlık kurmak amacıyla kökeninden bahsettiğini, daha sonra Veli Küçük ve Ferit İlsever Ulusal bir medya birliği kurulması ve bunun başında Cumhuriyet gazetesinin olması gerektiğinden bahsederek Yeni Gün Holding AŞ’de bulunan ve resmiyette kardeşi Günay Çapan’ın üzerinde bulunan %20 hisseyi Kemal Ö.’e devretmesi gerektiğini söylediklerini, bu hisselerin karşılıksız olarak devredilmesi gerektiğini hissettirdiklerini, kendisinin de 2 Milyon Dolar karşılığında devredebileceğini söylediğini,  ortamın gerildiğini ve kendisinin yemekten ayrıldığını, birkaç gün sonra Kemal Ö.’in istediği miktarda parayı veremeyecekleri için hisseleri almaktan vazgeçtiklerini söylediğini,
İlhan Selçuk’u eskiden beri tanıdığını, doktor olarak İstanbul’a ilk tayini çıktığında kendisini ziyaret ettiğini, 2000 yılında gazete maddi açıdan  sıkıntıda olduğu için iş adamı olan kardeşi Günay’a rica ederek Yenigün Holding AŞ’nin %20 hissesini alması sağladığını,  bu hisseleri alarak gazeteye sponsor olduklarını, 2001 yılında Veli Küçük’ün bulunduğu ortamda kendisinden Cumhuriyet gazetesindeki hisseleri devredilmesinin istendiğini ancak bunun gerçekleşmediğini, 2003 yılında  hisselerin yarısının Mehmet Emin Karamehmet’e satıldığını, 2005 yılında ise kalan hisselerin kardeşi Günay tarafından kendisine devredildiği, örgütsel dokümanda yazılı olan hususların doğru olmadığını, hiçbir zaman hisseleri bedelsiz devretme yönünde söz vermediğini,
Veli Küçük’ü ENKA tesislerindeki yemekte gördüğünü, bir daha görüşmediklerini,
Ferit İlsever’in Ulusal Medya kurulması konusunda 2001 yılında ENKA tesislerinde yapılan yemekli toplantıya katıldığını,
Doğu Perinçek’i 1970 yıllardan itibaren tanıdığını, önceki tarihlerde Ferit İlsever ve kendisinin de hazır bulunduğu bir yemekte Doğu Perinçek’in bir televizyon kanalı kurulmasından bahsettiğini, bu yemekte İlhan Selçuk’un da bulunduğunu Doğu Perinçek’in ısrarından kurtulmak için kendisinin 100 milyon dolarlık bir televizyon projesinden bahsettiğini ve bu nedenle   bir mutabakatın sağlanamadığını,
Ferit İlsever ile  14.03.2008 tarihinde yapmış olduğu

22- Şüpheli Emcet Olcaytu

Emniyet beyanı;
Mehmet Zekeriya Öztürk, Doğu Perinçek, Mehmet Adnan Akfırat, Ferit İlsever, Yusuf BEŞİRİK, Serhan Bolluk, Hayati Özcan, Adnan Türkkan, Emin Gürses, Tunç Akkoç, Hikmet Çiçek, Nusret Sanem ve Adil Serdar Saçan’ ı tanıdığını,ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ üyesi olmadığını,
Servet CÖMERT’ in, İşçi Partisi bünyesindeki Ulusal Strateji Başkanı olduğunu, Güler Kömürcü’nün Adil Serdar Saçan’ın da içeri alınabileceği ve dikkatli olması hususundaki düşüncesini Doğu Perinçek’ ten öğrendiğini, bu hususu Adil Serdar Saçan’a ilettiğini, Adil Serdar Saçan’ ın bunu ciddiye almadığını, Doğu Perinçek’ inERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasını yürüten savcıyı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayet etmeyi düşündüğünü, onun isteği üzerine bu konuda şikayet dilekçesi örneği hazırladığını,
Yapmış olduğu ve Emniyetçe tespit edilen telefon görüşmelerinin doğru olduğunu, bu görüşmelerin kendisi tarafından yapıldığını, telefon görüşmelerinin bazı hukuki değerlendirmeler içerdiğini ve bir kısmının da gazetecilik faaliyeti çerçevesinde yapıldığını beyan etmiştir.
Savcılık beyanı;
Emniyetteki ifadesinin doğru olduğunu, Ergenekon örgütü ile ilgili ilk yazıyı 2001 yılında Taha Kıvanç takma adıyla Fehmi Koru’nun yazdığını, onun da yazısını Faruk Mercan’ ın haberine dayandırdığını,
Bir dergideki habere göre, Genelkurmay’ ın yurtdışına kaçırılan paraları geri getirmek için her türlü yolu denediği, bunun için ekip oluşturduğu ve Hollanda’ dan bilgisayar uzmanları getirttiğini,
Oluşturulan grubun dönemin Genelkurmay Başkanı H.K.’ nun gayreti ile çıkar amaçlı suç örgütleri ve kara paranın aklanması amacıyla kurulduğunu, Ergenekon tabir edilen örgütün bu amaçlarla kurulmuş ve yasal dayanağı olan bir örgüt olabileceğini, ancak zaman içerisinde görevlerinin dışında kanunsuz işler yaptıklarının iddialar arasında yer aldığını,
MİT’ in de Ergenekon konusunda çalışma yaptığını, ancak bu çalışmayı H.K. zamanında Genelkurmaya göndermediğini, MİT’ in, raporlarını sonradan gelen H.Ö.’ e ibraz ettiklerini,
İkametinde yapılan aramada ele geçen dokümanların internet üzerinden ve açık kaynaklardan indirdiği yazılar ve çalışma notları olduğunu,
İkametinde yapılan aramada ele geçirilen çocuk pornosu içerikli CD’ler hakkında araştırma yapamadığını,
Yine aramada ele geçirilen ve 125 sıra numarası verilen, “suçlular listesi” başlıklı aralarında yürütme organı üyeleri,ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasını yürüten savcılar ve emniyet mensuplarının da bulunduğu listenin Aydınlık dergisine gelen el yazısı ile yazılmış not olduğunu, değerlendirmesi için kendisine verildiğini, bu sebeple kendisinde durduğunu,
İkametindeki aramadaERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasını yürüten bir C.Savcısı hakkında toplanan bilgilerin yazıldığı dokümanın haber amaçlı olarak kendisine ulaştığını, Tempo dergisinde yayımlanan haberde eksik bilgilerin bulunduğunu, bu konuyu mahallinde araştırdıklarını, evinde ele geçen dokümanın araştırma notu olduğunu, bu notların henüz haber haline getirilmediğini, araştırmayı Aydınlık dergisinin muhabirinin yaptığını,
İstanbul TEM Şube Müdürü hakkında kişisel bilgilerin yer aldığı dokümanın Aydınlık dergisine haber amaçlı geldiğini, ancak kimin tarafından gönderildiğini bilmediğini,
Tüm Gençlik Birliğinin (TGB), gençlik teşkilatı olduğunu, İşçi Partisi ile organik bağının bulunmadığını, Tunç Akkoç’ un birliğin kurucularından olduğunu, TGB’ ye kuruluş aşamasında hukuki danışmanlık yaptığını,
Ferit İlsever ile Gürbüz Çapan arasında yapılan DVD’ye kaydedilen telefon görüşmesini içeren ve 52 sıra numarası verilen DVD’ nin Ferit İlsever tarafından kendisine verildiğini,  kendisinde ele geçirilen dokümanların siyasi çalışmalar ve değişik konulara ilişkin internet çıktıları olduğunu ifade etmiştir.
Sorgu beyanı;
Suçlamaları kabul etmediğini, Emniyette ve Savcılıkta verdiği ifadelerin doğru olduğunu, yapmış olduğu telefon görüşmelerinin suç teşkil etmediğini, kendisi ile ilgili oluşturulan klasörlerde elde edilen dijital verilerden aktarılan yazılar ile evinde el konulan evrakların mevcut olduğunu, kendisinin Aydınlık dergisinin hem yazarı, hem de hukuk danışmanı olduğunu, dergide yayınlanacak yazıların yayınlanmadan önce hukuken değerlendirilmek üzere kendisine tevdi edildiğini, bu belgelerin bu sebeple evinde ele geçtiğini, örgüte üye olmadığını beyan etmektedir.

Emcet Olcaytu’ nun Kadıköy Eğitim Mah. Nahitbey Sok. No.4 sayılı adresinde yapılan aramada elde edilen dokümanlarda yapılan incelemelerde;
- 27’ den 32’ ye kadar numaralandırılan dokümanların içeriğinin; Murtaza D.tarafından İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’ e hitaben yazılan 6 sayfalık mektup içeriğinde “dört aydır ceza evinde olduğu, Terörle Mücadele de verdiği ifadeden dolayı açıklama getirmek istediği, mevcut ifade dışında ifade vermek için büyük fedakarlıklar yapmak gerektiği, 4-5 senelik cezayı üstlenmek için fedakarlıklar olduğu, bu fedakarlık için sadakat ve minnet duyguları gerektiği fakat bir senedir kendisinin mağdur edilerek İP’ ye karşı olan sadakat ve minnet duygularının kaybolduğu”… “Cezaevine girdikten iki (2) gün sonra Emcet OLCALTU’ nun kendisini ziyaret ettiği, on beş (15) gün içinde kendisini dışarı alacağı veya başka bir cezaevine nakil ettireceğini belirttiği, Pendik ve Ankara Cumhuriyet Savcılıklarının kendisinin ifadesini istediğini ve susma hakkını kullandığını, avukatların kendisini ziyaret ettiği takdirde nasıl ifade vereceğini danışacağını, mahkemedeki tutumunu belirlemek için Emcet Beyin yanına gelmesini istediğini, Doğu Perinçek’ in aleyhine bir faaliyette bulunmak istemediğini, cezaevinde Hadi Özcan çetesiyle birlikte kaldığını, bu çetenin üyelerinden Mükerrem PEHLİVANOĞLU’ nun kendisine yardımcı olduğunu, tahliye olup Perinçek’ i ziyaret etmek istediğini, Mükerrem’ in İP’ ne gelmesiyle birçok faili meçhul olayın açıklığa kavuşacağını, Mükerrem’ in İP hakkında kendisinden referans ve güvence istediğini, kendisinin olumlu bir referans vermekten çekindiğini, şayet İP’ nin elemanı olursa birçok gizli kalmış olayı açığa çıkaracağını, kendisinin cezaevinde can güvenliğinin olmadığı” şeklinde el yazması doküman olduğu,
- 38 ve 39 olarak numaralandırılan dokümanların içeriğinin; “Ulusal Birlik Hareketi Platformu” başlıklı “Ulusal Birlik Hareketi Genel Sekreteri Metin GENÇ" imzalı “Türkiye Üzerinde Oynanan Emperyalist Oyunları Bozmak ve Ulusal Birlik İçin, Atatürkçü Örgütlenme Ve Eylem Birliği Ulusal Birlik Hareketinin Amacıdır” ibaresi bulunan ve “Ulusal Birlik Hareketi Genel Yürütme Kurulu” başlığı altında “Şener EYGURUN Ulusal Birlik Hareketi Başkanı” olarak isminin yer aldığı bilgisayar çıktısı doküman olduğu,
64’ den 69’ a kadar numaralandırılan dokümanların içeriğinin;
- “Vitali SURGİYEV’ in Rus Yahudisi İan KOZİSKİ koordinatörlüğünde Dohuk’ da PKK-KDP ve Türkiye Gladyosu’ndan birkaç kişinin katıldığı toplantı neticesinde Şemdinli Olaylarının patlak verdiği, Seferi Yılmaz’ ın olaydan önce haberi olduğu, Suriye’ ye karşı operasyon öncesi Türkiye’ de istikrarsızlığın çıkarılacağı”,
- “CHP Hakkari Milletvekili Esat C.’ ın DTP’ nin resmi olmayan kurucusu olduğu, uyuşturucu güzergahının yeniden açılması için Şemdinli’ nin seçildiği”,
- “Şemdinli Olayı ile ilgili Başbakan, Meclis Başkanı ve Adalet Bakanının nereye giderse gitsin sonuna kadar gideceğiz demeçlerine binaen Harp Okulu’nda Tayip ERDoğan’ a ince ayar yapıldığı”,
- “Van Savcısı Sezgin K.’ ın da rektörü tutuklatan adam olduğu ve telefon kayıtlarının olduğu, yayınlanması konusunda sorulması gerektiği, yukarının izninin olması gerektiği”,
- “Adalet Bakanı’ nın, Şemdinli olayına karışan bütün askeri personelin tutuklanmasını istediği, olayın asıl hedefinin TSK’ nın halkın gözünde sıfıra indirmek olduğu”,
- “12 Kasım’da talimat verildiği, Laz eylemi Kürt eylemi gibi çok büyük toplumsal olayların olacağı, bunun amacının AKP’ yi indirip yerine ulusal bir hükümet kurmak olduğu, Başbakan’ ının dahi belli olduğu fakat söyleyemeyeceği”,
- “Bu olayların CIA, MOSSAD tertibi gibi görülse de arkasında kendilerinin olacağı”,
- “Genelkurmay Başkanı’ nın Şemdinli Olayı’ nı göremediği, aklı fikrinin köşkte olduğu, Tayyip’ le arasını iyi tuttuğu, Hilmi ÖZKÖK’ e üç kez suikast girişiminde bulunulduğu ancak kendilerinin bilgisi olmadığı fakat takip ettikleri için bildiklerini, bilinçli olarak sonuç alınmadığını, askerin demokrat olmayacağını, kendisinin Yaşar Paşa’ ya güvenmediğini, ondan sonrakine güvendiğini çünkü temiz olmadığını, eteğinde çok taş olduğunu, sallandıkça döküleceğini, yukarının talimatı doğrultusunda güvenilir basın kuruluşları ve mensuplarıyla bu bilgilerin ilk olarak paylaşıldığı”,
- “Türkiye’nin Lazistan, Kürdistan ve Türkiye diye bölünme tehlikesinin kalktığını, Türkiye’nin toptan satın alındığını, yetmiş kişilik Türkiye Sevdalıları Grubunun oluşturulduğu, Pentagon’ un 175 Milyar Dolar ayırarak Kemalist bir merkez parti kurdurduğu, işin içinde Sami OFER gibi Hüseyin A.’ ın olduğu bu şahsın fotoğrafının olmadığı ancak kendilerinde olduğu, bunların hepsinin Şemdinli sürecinin arkasından devreye sokulacak hazırlıklar olduğu” şeklinde ibarelerin yer aldığı bilgisayar çıktısı doküman olduğu,
- 77 ve 79 olarak numaralandırılan dokümanların içeriğinin; “AYDIN ÇİNE BİLGİLERİ” başlıklıERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılarından birisihakkında fişleme bilgilerinin yer aldığı iki (2) sayfalık doküman olduğu,
- 125 olarak numaralandırılan sayfasında “suçlular listesi” yazılarak üzeri karalanan ve aralarında yürütme organı üyeleri,ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasını yürüten savcılar ve emniyet mensuplarının da bulunduğu listenin olduğu tespit edilmiştir.
Şüpheli Emcet Olcaytu’ nun Kadıköy Eğitim Mah. Nahitbey Sok. No.4 sayılı ikametinde yapılan aramada elde edilen 224 numaralı CD’nin yapılan incelemesinde;
-ATK isimli klasör içerisinde ve ayrıca bu klasördeki “ATK2” 18 yaşından küçük olduğu değerlendirilen, cinsel uzuvları görünen kız çocuğuna ait çıplak resimlerin bulunduğu,
-“BATH” isimli klasör içerisinde, 10 yaşla

23-Şüpheli Adnan Türkkan

Emniyet beyanı;
Atilla İlhan Kültür Merkezi’ nin kendi adına kayıtlı olup merkezin yöneticiliğini yaptığını, Tüm Gençlik Birliği Derneği, İşçi Partisi ve ADD Çankaya Şubesine üye olduğunu, Ekim 2006-Mart 2008 tarihleri arasında Türkiye Gençlik Birliği başkanlığını yaptığını,ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ hakkında bildiklerinin medyadan okuduğu haberlerden ibaret olduğunu, Ergenekon ve Lobi isimli dokümanlar ile ilgisinin bulunmadığını, dokümanlarda belirtilen yöntem ve prensiplerin kimler tarafından belirlendiğini bilmediğini,
Doğu Perinçek’ in üyesi olduğu İşçi Partisinin Genel Başkanı olduğunu, kendisi ile yüz yüze görüştüğünü,
Ferit İlsever’ in Talat Paşa Komitesinin Genel Sekreteri olduğunu, kendisi ile samimiyetinin ve ilişkisinin bulunmadığını,
Tunç Akkoç’ un İşçi Partisi Öncü Gençlik İl Başkanı ve aynı zamanda Türkiye Gençlik Birliği Üyesi olduğunu, TGB’ nin etkinliklerine birlikte katıldıklarını,
Ufuk BÜYÜKÇELEBİ’ nin Tercüman Gazetesi genel yayın yönetmeni olduğunu, kendisi ile çalıştığı gazetede bir kez görüştüğünü, TGB’ yi anlattığını, ismi geçen diğer şüphelileri ise tanımadığını beyan ettiği,
05.05.2008 günü saat 17.15’ te Seval YURTÇİÇEK ile A. Hurşit Tolon arasında yapılan telefon görüşmesinde; Seval YURTÇİÇEK’ in “Paşam merhaba ben Seval, Türkiye Gençlik Birliğinden, şimdi bizim bir yürüyüşümüz var. 16-19 Mayıs’ ta” dediği, Hurşit Tolon’ un “yok öyle paldır küldür, bana bir şey söylemeyin yani” dediği, Seval YURTÇİÇEK’ in “ yok yok anlatacağım, müsaitseniz, perşembe günü biz şeye geldiğimizde anlatmak istiyoruz.” dediği, Hurşit Tolon’ un “Önce bir başkanla filan bir gelin. Sizinle görüşeceğim bazı şeyler var” dediği, Seval YURTÇİÇEK’ in “Tabi, biz bu gün Selda Hanım’ ın yanına da gittik. Bazı sıkıntılar varmış.” dediği, Hurşit Tolon’ un “Sıkıntılar değil. Benim memnuniyetsizliğim var. Ne demek sıkıntı... Benim bazı memnun olmadığım hususlar var. YANİ MESELA BURDA GÖREV VERDİK SİZE, GÖREVİ YAPMADINIZ.” dediği, Seval YURTÇİÇEK’ in “ İşte orda bazı yanlış anlamalar olmuş.” dediğinde Hurşit Tolon’ un “Olmaz. Beni yanlış anlamayacaksınız kardeşim. Ben bu yaşa gelmişim. Anlamıyorum da benim torunum yaşındaki insanlar yanlış anlayınca üzülürüm. BEN SİZİN İÇİN HER DELİĞE KOŞUYORUM. Öyle onu gelince görüşelim perşembe günü” şeklindeki telefon görüşmesi şüpheliye sorulduğunda cevaben; Ahmet Hurşit Tolon’ u tanımadığını, Seval YURTÇİÇEK’ in TGB üyesi olduğunu, Ankara TGB’ de ki konumunu bilmediğini, Seval YURTÇİÇEK’ in Hurşit Tolon ile hangi amaçla görüştüğünü, aralarında ne gibi bir ilişki bulunduğunu bilmediğini, Hurşit Tolon’ un vermiş olduğu görevin ne görevi olduğunu da bilmediğini,
Namık Kemal BOYA isimli şahsın 68’ liler Birliği Vakfında yönetici olduğunu, şahıs ile çeşitli panel ve konferanslarda görüşmeleri olduğunu,
Atilla SARP’ ın 1968-1969 yıllarında bir dönem DEV-GENÇ Genel Başkanlığı yaptığını, İstanbul Üniversitesinde düzenlenen bir forumdan sonra Atilla SARP’ ın Atilla İlhan Kültür Merkezine geldiğini, kendisi ile burada sohbet ettiğini, bunun dışında Atilla SARP ile aralarında herhangi bir ilişki bulunmadığını,
Kırmızı-Beyaz isimli derginin sahibi olduğunu ve sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaptığını,
B. A isimli kişinin TRT’ de Sınırlar Arasında isimli programı hazırlayan ve sunan gazeteci olduğunu, TRT’ deki görevinden alındığını, niçin görevden alındığını bilmediğini, B. A.’ nın görevinden alınması ile ilgili basın toplantısı düzenlediğini, kendisinin TGB yöneticisi olması sebebi ile yapacağı basın açıklaması hakkında B.A.’ nın kendisine bilgi verdiğini,
R.Z.’ nin gazeteci olduğunu, Yıldız Teknik Üniversitesi’ nde TGB tarafından düzenlenen panelde konuşmacı olduğunu, R.Z.’ nin kendisine, yaptığı konuşmanın Ulusal Kanal’ da verilip verilmeyeceğini sorduğunu, ancak kendisinin Ulusal Kanal ile arasında özel bir bağın bulunmadığını,
Çağdaş Eğitim Vakfı ile arasındaki ilişki sorulduğunda cevaben; Çağdaş Eğitim Vakfı’ nın başkanlığını Gülseven YAŞER’ in yaptığını, Çağdaş Eğitim Vakfı’nın ayda bir sefer öğrencilere burs dağıtmak için TGB’ ye ait Atilla İlhan Kültür Merkezi’ni kullandığını, kendisinin TGB’ nin hayata geçirdiği Atilla İlhan Kültür Merkezinin genel sorumlusu olduğunu,
01.07.2008 tarihinde Beyoğlu İlçesi, Meşrutiyet Caddesi, No: 3 Kat: 2 sayılı adreste yapılan aramada el konulan belgelerde yapılan incelemelerde;
Üst kısmında TGB Atilla İlhan Kültür Merkezi ambleminin bulunduğu, “Sayın Türkan SAYLAN” diye başlayan ve son kısmında “Adnan Türkkan Türkiye Gençlik Birliği Genel Başkanı” ibareleri yazılı olan imzalı belge,
1-sıra numarası ile numaralandırılan diğer belgenin Sevgi Erenerol adına düzenlenmiş, “ Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu” ibareleri bulunan kartvizit,
2-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin üzerinde “Semih Tufan Gülaltay Başkan ve Ulusal Birlik Hareketi Platformu” ibarelerinin bulunduğu kartvizit,
14/2-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin üzerinde “Yeniden Kuvayi Milliye Hareketi Derneği” ibareleri bulunan “Hakkı SEVİM Genel Başkan” yazılı kartvizit,
14/3-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin üzerinde “Avukat Kemal Kerinçsiz “ve başka avukatlarında isimlerinin yazılı olduğu kartvizitlerin ele geçirildiği, ele geçen belgelerde isimleri yazılı olan kişilerle arasındaki ilişki şüpheliye sorulduğunda cevaben; bu şahıslar ile arasında herhangi bir ilişki olmadığını, Kültür Merkezinde elde edilen kartvizitlerin kime ait olduğunu bilmediğini beyan ettiği,
Aynı adreste yapılan aramada S/N ( S01JJ20Y540295) seri numaralı SPO 441 N ibareli P/N 0881J2FY546859 numaralı harddisk de yapılan incelemede “referans.doc” isimli dosyanın “Genelkurmay Başkanlığı Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Referans Mektubu”  başlıklı belge olduğunun tespit edildiği, bu belgeyi hangi maksatla bulundurduğu sorulduğunda cevaben; harddiskin Atilla İlhan Kültür Merkezine ait olduğunu, bu belgeden bilgisinin olmadığını, belgenin internetten indirilmiş olabileceğini, ne amaçla bilgisayarda bulunduğunun bilmediğini beyan ettiği,
Savcılık beyanı;
Emniyette verdiği ifadenin doğru olduğunu, tekrar ettiğini, Türkiye Gençlik Merkez Kurulu Üyesi olduğunu, gelir getirici bir işinin olmadığını, İşçi Partisi üyesi olduğunu, Doğu Perinçek’ i tanıdığını, Tunç Akkoç’ u tanıdığını, Öncü Gençlik’ in İstanbul il başkanı olduğunu,
Seval YURTÇİÇEK’ in TGB üyesi olduğunu, Seval YURTÇİÇEK’ in Hurşit Tolon ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde Hurşit Tolon’ un “Ben sizin için her deliğe koşuyorum.” sözlerinden bir şey anlamadığını,
Ele geçirilen kredi kartları ile bankamatik kartlarının kendisinden elde edilmediğini, nereden çıktığını bilmediğini, kartların üzerinde yazılı isimlerden bazılarını tanımadığını,ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ Üyesi olmadığını, örgüt ile ilgisinin olmadığını beyan ettiği,

Şüpheli Adnan Türkkan’ ın İlimiz Beyoğlu İlçesi Meşrutiyet Caddesi No:3 Kat:2 sayılı adreste yapılan arama işleminde çok sayıda evrak, ajanda, videokaset, CD ve not kâğıtları bulunarak el konulduğu, el konulan malzemelerin yapılan incelemesinde;
1-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; Sevgi Erenerol isimli şahıs adına düzenlenmiş "Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu" ibareleri bulunan kartvizit olduğu,
2-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; üzerinde Semih Tufan Gülaltay Başkan ve "Ulusal Birlik Hareketi Platformu" ibarelerinin bulunduğu kartvizit olduğu,
3-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; üzerinde 2008 ibaresi bulunan bordo renkli içerisinde el yazımı ile yazılı birçok şahsa ait isim soy isim ve telefon numaralarının bulunduğu,
4-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; üzerinde Bilir Matbaacılık ibaresi yazılı lacivert renkli ajanda içerisine, Türkiye Gençlik Birliği ile ilgili el yazımı ile yazılan içerisinde; “Milli Hükümet Programı Konferansı, Doğu Perinçek eylem takvimi, Kanal Türk-T.Özkan’ la görüşme,(Adnan Türkkan) Vatansever Gençlik hareketi ve görevlerimiz” vb. başlıklarının bulunduğu ajanda olduğu,
7- sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; “1” ile başlayıp “9” ile biten içerisinde “Sezen Cumhur ÖNAL, Bedri BAYKAM, Tarık AKAN, Tuncay Özkan, Sabih KANADOĞLU” vb. isim ve telefonlarının olduğu listenin bulunduğu,
8-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; 1’den başlayıp 5'e kadar numaralandırılmış, üzerinde Ad-soyad, telefon, kurum, bilgi, E-posta ibarelerinin yazılı olduğu, içeriği incelendiğinde “Adnan Akfırat, Şener Eruygur, Mustafa SARIGÜL, Nur SERTER” vb. isimlerinin olduğu,
9-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; üzerinde Türkiye İş Bankası Bankamatik ibaresi bulunan 23.04 2008 ve 02.06.2008 tarihli Mustafa TUNCA isimli şahsa ait (2) adet dekont olduğu,
10-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; üzerinde “Türkiye
Komünist Partisi Program” ibarelerinin bulunduğu 20 sayfalık el kitapçığı olduğu,
11-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; “1-3” arası 
numaralandırılmış, Mali Komisyon toplantısı el yazısı ile yazılmış, notlar
incelendiğinde; “burs alacak TGB’ lilerin belirlenmesi, Borçlar-Ödemeler, Kaynak
Yaratma-Kısa vadeli” yazılarının bulunduğu, “28.05.2007 tarihli gelir-gider” ibarelerinin bulunduğu, “30.05.2007 tarihli, Öncü Gençlik Yönetim Kurulu başlıklı” yazılarının olduğu,
12-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; 1’den başlayıp 6’ya
kadar numaralandırılmış el yazısı ile yazılan yazının l. ve 2. sayfası
incelendiğinde; “İstanbul Üniversitesi Adnan Türkkan’ ın oy birliği ile TGB Genel
Başkanlığına seçildiği, TGB’ nin hızla yaygınlaşarak başta 77 Üniversite olmak
üzere tüm il ve ilçe merkezlerinde örgütlenmeyi hedeflediği, TGB’ yi anlatan
broşür, kuruluş bildirgesi ve etkinlik görüntülerinden oluşan CD hazırlanıp talep
eden İllere dağıtılacağı”, -3, 4, 5, 6 sıra numarası ile numaralandırılan sayfalar incelendiğinde, Ad-Soyad, Telefon, Okul, E-posta ibarelerinin olduğu el yazısı ile yazılmış notların olduğu,
13-sıra numarası ile numaralandırılan belgenin; üzerinde “Marmara”
ibaresi ile başlayan 1’ den 44’ e kadar isi

24-Şüpheli Tunç Akkoç

Emniyet beyanı:
İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi olduğunu, tanıdığı olan Adnan Türkkan’ın Türkiye Gençlik Birliği’nde (TGB) siyasi faaliyet yürüttüğünü, kurucusu olduğu TGB’nin dernek statüsünde bulunduğunu,
Doğu Perinçek, M.Adnan Akfırat, Ferit İlsever, Serhan Bolluk, Yusuf Beşirik, Mahir Çayan Güngör, Nusret Senem, Hikmet Çiçek, Hayati Özcan isimli İşçi Partilileri tanıdığını ve parti içi ilişkilerinin mevcut olduğunu,
İşçi Partisinin gençlik kolu olan Öncü Gençlik İstanbul İl Başkanı olduğunu, partinin hedefleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğünü, Öncü Gençlik ve TGB arasında bağlantı olmadığını,
İkamet adresinde ele geçen dokümanlardan “Türkiye Gençlik Birliği çalışması üzerine” ile başlayan 15 sayfalık bilgisayar çıktısı dokümanın kız kardeşi Pınar Akkoç’a  diğerlerin tamamının kendisine olduğunu,
Erkin Etiken’in Öncü Gençlik Genel Başkanı olduğunu, Kırmızı Beyaz dergisinin TGB’nin yayın organı olduğunu,
Yapmış olduğu telefon görüşmeleri kendisine sorulduğunda bir kısmını hatırlamadığını, bir kısmına da cevap vermek istemediğini beyan etmiştir.
Savcılık beyanı:
Emniyette verdiği ifadesinin doğru olduğunu, Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile ilgisi olmadığını, faaliyetlerinin İşçi Partisinin Öncü Gençlik İstanbul Başkanlığı kapsamında siyasi faaliyetler olduğunu beyan etmiştir.
Sorgu beyanı;
Emniyet ve Savcılıktaki beyanını tekrarladığını, telefon konuşmalarında geçen, baskı, zorlama ve benzeri kelimelerin demokratik mücadele kapsamında günlük hayatta kullanılan kelimeler olduğunu, TGB’nin İşçi Partisi ile uyumlu bir örgüt olmayıp İşçi Partisi’nin de sahip olduğu ortak paydaya sahip bir yapılanma olduğunu, sivil anayasa diye bir anayasanın olamayacağını belirttiği ifadelerin partisinin düşünceleri olduğunu ifade etmiştir.

Şüphelinin ikamet adresinde yapılan aramada:
-İlk sayfasında Tunç Akkoç yazılı bulunan kahverengi ajanda içinde, “Eylem tarzı:kampüse ve toplantı salonuna girişi zorlama, bildiri basılacak, nöbet?, propaganda malzemelerini çadırın yanında panolar ile değerlendirme...(İP ÖG)” şeklinde el yazısı notlar,
-İlk sayfasında “İst.il yönetimi” yazısı bulunan kahverengi ajanda içinde, “UGB kendi ihtiyaçları dolayısıyla girişilmiş bir çalışmadır. Hareketin nesnelliğine değil 28 Şubata dayanıyordu. Örgüt tarafından zorlama, acelecilik, örgüt gençlik hareketine önderlik edecek. Merkezi örgütün kurulması yerel toplulukların güçlenmesini sağlar” şeklinde notlar,
- “İst. Üniversitesi Merkez Kampüs 2” ile başlayıp “iktidar olmak” ile biten 2 sayfa bilgisayar çıktısı doküman içindeki Öncü Gençlik yapılanmasının faaliyetlerinin rapor edildiği, “daha militan kadrolar haline gelmekten” bahseden belge,
- “Doğu Perinçek Doğru Eylem Nedir?” başlıklı olup içinde“gerçekleştirilmesi amaçlanan devrimin ne şekilde başarıya ulaşacağı... devrimin devam eden bir süreç olduğu, karşı güçleri azami ölçüde bölmek...aralarındaki çatlakları derinleştirmeye çalışmak...esas darbeyi indireceğimiz gücü doğru saptamak, diğerlerine ondan farklı muamele yapmakta”  ifadeleri bulunan 11 sayfalık bilgisayar çıktısı doküman,
- “45.madde” ile başlayıp son sayfasında “...barolar birliği” ile biten ve içinde “...sivil Anayasa diye bir kavram olamayacağını, sivillerin anayasa yapamayacağını, hazırlanmakta olan sivil anayasa ile mücadele edilmesi gerektiğini” belirten el yazısı doküman,
- “Türkiye Gençlik Birliği çalışması üzerine” ile başlayan 15 sayfalık bilgisayar çıktısı dokümanda yapılan incelemede; “...TGB olarak Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ses getirecek eylemler gerçekleştireceklerinin, örgütlenmenin ilk etapta üniversitelerde tamamlanacağının, TGB ile İşçi Partisi arasındaki ilişkinin kesinlikle belli edilmemesi ve bu bağın ortaya çıkmasına sebebiyet verecek eylem ve söylemlerden kaçınılması gerektiğini” belirten dokümanın kız kardeşi Pınar Akkoç’a ait olduğunu,
Aynı ikamette ele geçen “İşçi Partisi Öncü Gençlik” ile başlayan, içinde “...terör eylemleri sonucu organize edilen mitingler ve ŞEHİT CENAZELERİNDEKİ EYLEM TARZININ DOĞRULUĞU ve BAŞARISI ile Öncü Gençlik yapılanması olarak liseler ve üniversitelerde gerçekleştirilen kadrolaşma çalışmalarından ” bahsedilen 18 sayfalık bilgisayar çıktısı doküman,
- “Siyasi tahlil” ile başlayan içinde, “...Mehmetçik eylemlerinin halk hareketine tecrübe kazandırdığı, GENÇLİK HAREKETİNDE YENİ DÖNEMDE MEHMETÇİK EYLEMLERİNE ÖNEM VERİLMESİ GEREKTİĞİ, ...TGB başlığı altında öncü gençlik olarak kadrolaşma ve eğitim çalışmaları yapılması gerektiğini belirten” 8 sayfalık el yazması doküman ele geçirilmiştir.
Bunun dışında Tunç Akkoç’un Bostancı Mah. Bahçelere Giden 2.Yol Sok. No.19/13 Kadıköy adresinde yapılan aramada elde edilen 1 adet Kıngston marka 1GB’lık flaş diskin İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2008 tarih ve 2008/1005 sayılı kararı ile yapılan incelemesinde;
-“İstanbul rapor taslağı” adlı dosyanın Türkiye Gençlik Birliği İstanbul Şube Kongresi Raporu Taslağı başlıklı yazıda; “...bir halk hareketi yükselmektedir...Cumhuriyet mitingleri ve Mehmetçik eylemleri bunu gün yüzüne çıkarmıştır...Türk gençliği bu eylemlerde çok etkin bir rol oynamıştır...TGB bu eylemlere önderlik eden örgütlerin içinde yer almıştır...ülkemizin yakın geleceği benzer dev kitle eylemlerine sahne olacaktır. AKP yönetiminin yıkılması ve Türkiye’nin kurtulması bu eylemlerin başarısından geçmektedir. TGB kitlesel halk eylemlerinin gerçekleştirilmesine önayak olmalı...önderlik etmelidir”
-“Liseli rapor” adlı dosya içerisinde; “...liselerde örgütlenmeyi ve TGB’nin ilk liseli kadrolarını yaratmayı önümüze hedef olarak koyduk...Cumhuriyet mitingleri ile yükselen halk hareketi Mehmetçik eylemleri ile sürdü. Liseli arkadaşlarımızla ilk defa bu eylemlerde tanıştık. 1.dönem TGB’ye internetten ne olmuş, ya da eylemlerde tanışmış olduğumuz liseli arkadaşlarımızla irtibatımızı düzenli sürdürdük ve 2.dönem için bir kuvvet yaratmış olduk...İstanbul’daki ilk liseli toplantısını gerçekleştirdik ve görev dağılımı yaparak mücadeleyi yürütecek heyeti tayin etmiş olduk” şeklinde yazdığı,
-“Osmantaslak2.doc” isimli dosya içerisinde; “...lise ve dersaneler Mehmetçik eylemleri ile daha da yükselen mücadele örgütlenme için uygun ortam yaratmıştır” şeklinde yazdığı,
-“Ankara Kongre Rapor” adlı dosya içerisinde; “...lise alanında eksik kaldık...son 1 ayda alınan tedbirlerle ve işin sorumlusunun belirlenmesi ile bu alanda çok umut verici gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. Son 1 ayda 40 civarında liseli arkadaşımız TGB’ye katılmış ve etkin olarak çalışmaya başlamıştır. ...üye aidatları sadece belli okullarda tam olarak toplanmaktadır. ..aidat aldığımız kişi sayısını önümüzdeki dönemde daha da arttıracağız” şeklinde değerlendirmelerin bulunduğu,
-“TGB İst.Rapor Taslağı” adlı dosya içerisinde; “...her üye düzenli olarak aidatını vermeli ve yayın organını takip etmeli, her üyeye yerine getirebileceği bir görev verilmeli...örgütlenme faaliyeti içerisinde TGB’nin fakülte, bölüm, sınıf, lise, yurt, ilçe, semt vb. her alanda temsilcileri belirlenmeli” şeklinde değerlendirmenin yer aldığı, tespit edilmiştir.
Şüpheliden elde edilen 1adet A6 ibareli not defteri içeriğinde; El yazması karalama notlar, Aydınlık Dergisi Satış Rakam ve toplanan paraları gösterir liste olduğu değerlendirilen notlar, “MKK 17/06/08 Perinçek serbest! Haşim Kılıç istifa! Mitingler Basın açıklaması bildiri stand Avukat çalışması, kanunsuzluğa son Perinçek ve arkadaşları serbest bırakılsın Çarşamba Eylem Adliye” şeklinde ibarelerin bulunduğu görülmektedir.
58 Adet Türkiye Gençlik Birliği Yazılı Arka Yüzlerinde El yazması Bulan Kartlar İçeriğinde; TİİKP, THKO, THKPC, TKPML, TİP, gibi terör örgütlerinin 1970’lerden itibaren tarihsel gelişimini ve eylemlerini anlatan kısa notlar olduğu belirlenmiştir.
Şüpheli Tunç Akkoç’a ait 1 adet disket’teki “divan tutanağı.doc” isimli 4 sayfadan ibaret belge içerisinde şüphelinin gençlik grubu yönetiminde bulunduğunu gösterir liste olduğu, Kingston Marka C4225333aoolf Seri Numaralı Boyutu 1gb Olan Flash Disk’teki  “17-20e~1.pdf” isimli dosyası içerisinde ise; 4 sayfadan ibaret,  “ÇÖKEN BİR TERTİP: “ERGENEKON” başlıklı yazıda “Yalanlar üzerine kurulan operasyonu yürütenlerden tarihin akışını tahmin etmeleri beklenemez.” şeklinde ifadelerin yer aldığı tespit edilmiştir.
Nokia Marka Be07072fwe seri numaralı 2 GB olan diskte, TGB (Türkiye Gençlik Birliği) yürüyüşünde çekilen  resimlerin, Samsung Marka S12dj9dp801399 seri numaralı 160 GB olan harddisk’te,  “1 mayısa katılanlar.doc” isimli MSWORD belgesine içerisinde, 19 kişinin isimlerinin karşısına telefon numaralarının yazıldığı, listedeki “Berk çetinkaya” isimin karşısında “dtp’li olduğu söylenmişti, İsmail Yıldız, Doğuş Kıdık, Özhan Beryan, Fatih Gezer, Arif  Yavuz isimlerinin karşısında “gop” ibaresinin bulunduğu görülmektedir.
“Cihan Öztugay.doc” isimli MSWORD dosyası içerisinde, “MARMARA ÜNİVERSİTESİ HAYDARPAŞA KAMPÜSÜ TGB RAPORU” başlıklı belgede,  “Türkiye Gençlik Birliği’nin siyasetleri (kısa ve uzun vadeli), söylemleri ve propaganda dili”  alt başlığı altında “TGB’nin söylemleri esas olarak Atatürk’e dayandırılmalıdır, çünkü Atatürk’ün anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı karakteri hem bu söylemler için çok uygundur hem de Atatürk figürü hiç kimsenin açık şekilde muhalefet edemeyeceği bir figürdür. Bu nedenlerle en geniş kesimi birleştirme hedefi olan TGB’ ye çok uygundur.”, “Türkiye Gençlik Birliği-İşçi Partisi ilişkisi”  alt başlığı altında ise,“TGB içinde İP kimliğini saklama çabası göz önüne alınırsa, bu konuda şimdiden bazı hazırlıklar yapılmalıdır. Partinin seçimle ilgili olarak ÖG’den beklentileri öğrenilmeli buna uygun bir yapılanmaya gidilmelidir..” ifadeleri bulunmaktadır.
“Deniz Kel.doc” isimli msword dosyası içerisinde:
-“TGB’NİN AMACI VE HEDEFLERİ” başlığı ve  “Antiemperyalist Gençlik Hareketinin Başına!” alt başlığı altında; “Önümüzdeki 5 yılı göz önünde bulundurursak TGB geçmişte varolan MTTB ve DEV-GENÇ GİBİ ÖRGÜTLENMELERİN YAKALADIĞI POTANSİYELİ YAKALAYACAK VE TÜRKİYE’Yİ DEVRİM ROTASINA SOKACAKTIR.”, “Türkiye bölünme sürecine girdi ve bu süreç

25-Şüpheli Mesut Özcan

Emniyet beyanı
Kalp cerrahı olup kendisine ait muayenehanede çalıştığını,
Sinan Aygün’ü şirketini kurarken Ankara Ticaret Odasına gittiğinde tanıdığını,
Ahmet Tuncay Özkan’ı 1994 yılında Hürriyet Gazetesinde çalıştığı dönemde tanıdığını, kendisine Ankara Yüksek İhtisas Hastanesindeki bir yolsuzluk nedeniyle belge verdiğini, ayrıca hastalandığı sırada bu şüpheliyi ameliyat ettiğini,  zamanla samimi olduklarını,  kendisinin bir televizyon kanalı kurma girişimi sırasında bu şüpheliden yardım gördüğünü,
Hüseyin Nazlıkul’u 3-4 yıl önce Kanaltürk’te birlikte program yaptıkları için tanıdığını, meslektaşı olduğunu, Ankara’da bulunan kooperatif hisselerinden birisini bu şüpheliye sattığını,          Tanju Güvendiren’i kayınpederinin doktoru olması sebebiyle tanıdığını,  daha sonraki dönemlerde Ahmet Tuncay Özkan ile ortak dostları olduğunu anladığını,
Adnan Bulut’u Kanaltürk haber müdürü  olması sebebiyle tanıdığını,
Medikal bir televizyon kurma düşüncesi olduğunu,  bu düşüncesinde Hüseyin Nazlıkul  ve Ahmet Tuncay Özkan’ın kendisine yardımcı olduklarını,  başka bir şahsa ait  Businnes Tv isimli  kanalı  satın aldığını, Ahmet Tuncay Özkan’ın bu satın alma konusunda kendisine teknik ve maddi konuda yardımcı olduğunu, bu kanalın % 96 sının kendisine, kalan hisselerinin eşine ve diğer kişilere ait olduğunu,
Mahkeme kararıyla tespit edilen telefon görüşmelerinin suç ile ilgilisinin olmadığını, Mahir Akkar isimli şahsı tanıdığını, kendisi ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinin bu şahsın yayınlanması için vermeyi düşündüğü bir CD ile ilgili olduğunu,
Evinde yapılan aramada ele geçen “SSK Genel Müdürü ….. İcraatları”  başlıklı 12 sayfalık dokümanın 1998 yılında hatırlamadığı bir şahıs tarafından kendisine getirilen belgeler olduğunu, belgeleri geldiği tarihte Ahmet Tuncay Özkan’a ilettiğini,
Evinde ele geçen bilgisayar, flash bellekler ve disketlerden bir kısmının kendisine ait olduğunu, yasadışı her hangi bir oluşum içerisinde yer almadığını, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
Savcılık beyanı
Emniyet aşamasında vermiş olduğu savunmasını tekrarladığını, Businnes TV isimli kanalı satın alırken Ahmet Tuncay Özkan’dan 1,8 milyon TL civarında borç aldığını, kanalın önceki dönemden olan borçlarını ödediğini,  bu kanalda Tuncay Özkan’ın her hangi bir payının bulunmadığını, Hüseyin Nazlıkul’un bu kanal kurulurken kendisine fikren destek olduğunu, mahkeme kararıyla tespit edilen telefon görüşmelerinden 03.04.2008 tarihli olup, Anayasa Mahkemesi Üyesinin eşi ile ilgili görüşmelerin şakadan ibaret olduğunu,  10.04.2008 tarihinde H.İ. isimi şahıs ile yaptığı görüşmelerin şaka amaçlı konuşmalar olduğunu, suç işlemediğini beyanla hakkındaki suçlamaları reddetmiştir.
Sorgu beyanı
Hakkında isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.

Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan’ ın Mesut Özcan ile 23.03.2008 tarihli telefon görüşmesinde; Ahmet Tuncay Özkan “Bağırdık çağırdık böyle oldu” dediği, M.Ö “ Sen programa gidecek misin bugün” dediği A.T.Ö “Nereye canım” dediği M.Ö “Programa gidecek misin sen bugün“ dediği A.T.Ö      “ İstanbuldayım İstanbuldayım ... “  dediği M.Ö“ Sana şeyi soracam Tuncay F.A. şey Tuncay Özkan kendisine ait lüks villada sevgilisiyle beraber yaşıyor zart zurt diye ileri geri laf etmiş televizyonda… Cevap vermeden direk dava açalım p….. niye böyle bişey yapıyor bu”  dediği A.T.Ö “ Böyle bişey benim için söyleyemez ya“ dediği M.Ö “Vallaha bilmiyorum televizyonda duymuşlar bana ilettiler” dediği A.T.Ö“ Yok ya böyle bi yalandır böyle bişey olmaz“”dediği M.Ö “Öyle mi ben bi kere doğrulayayım bakayım bi” dediği A.T.Ö “Yok yok o birisi uyduruyordur onu” dediği M.Ö “Yani dersin F.A bunu yapmış mı diye şey yaptım ama ... doğrulattırayım madem tamam mı” dediği A.T.Ö “Yok yok hiç öyle bişey kim ne zaman söylemiş öğrensene” dediği M.Ö “İki gün önce falan” dediği A.T.Ö “Yok yok hayır ben inanmam ya” dediği M.Ö “Bende inanmadım ama bi doğrulayayım bakayım bi”  dediği A.T.Ö “ Yok yok hiç inanmıyorum ya“ dediği,
Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan’ın M.D. isimli şahıs ile 13.04.2008 tarihli telefon görüşmesinde özetle; …A.T.Ö“ Benden ne istiyorsan abi hiç”, M.D “Siz siz öyle dağ tepe koşarken bize hasta olmak bile haram”,  A.T.Ö “Aman abi aman dikkat edin kendinize bide şimdi doktor Mesut Özcan cerrah dostum benim bu ... kalp nakli yani herşeyi yapar ona telefon numaranızı verdim o sizi arıyacak”, M.D “ Sağol”,  A.T.Ö “Mesut Özcan doktor Mesut Özcan ”, M.D  “Tamam”, A.T.Ö “Size o bakacak”, M.D “Hay sağolasın çok teşekkür ederim”, A.T.Ö“ Rica ederim abicim çok teşekkür ediyorum size sağolun”dediği ,
Şüpheli Mesut Özcan‘ın ANET SAHAKYAN isimli şahıs ile 30.04.2008 tarihli telefon görüşmesinde özetle; M.Ö.“ Ee bizim oğlana söyle  perşembe günü için  benden bir isteği vardı…Onu yaptım hazır”, A.S.“ Tamam oldu  söylerim”, dediği,
Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan ‘ın Mesut Özcan ile 02.05.2008 tarihli telefon görüşmesinde; Ahmet Tuncay Özkan "Görüşme çok olumlu geçti”, M“ He”, A“ Derhal dedi bu vatan için dedi bir çivi çakmak değil vatan bir borçtur dedi  ”, M       “ Hadi canım”, A“ Bunu derhal yerine getircem  pazartesi günü bu konuda bilgi vericem size dedi”,  M“ Süper”, A“ Kapıya kadar yolcu etti uğurladı”, M“ İnan mıyorum ya”, A“ Evet ”, M    “ Haberal kardeşimiz mi öteki mi”, A“ Evet  evet Haberal Haberal ”, M   “ E hadi bakalım”, A  “ Evet”, M“ İnşallah nerdesin sen”, A“ ... ben şimdi havaalanı yolundayım”, M.“ Havaalanı yolundasın Tuncayım bak bi şey istiyorum senden ”, A.“ Söyle canım”, M“ Bunların hepsi olur geçer  çok daha büyük zorluklarla da karşılaşabiliriz demoralize  olma”, A“ ... ah”, M “ Biliyorum”, A“ Başkası bilmiyor  oğlum la”, M“ Biliyorum”, A“ Yavrum  sen biliyorsun başkası bilmiyor la”, M.“ Biliyorum biliyorum neler olabiliceğini de biliyorum ama senin çok ciddi bir background un var”, A“ Ya o başka”, M“ İnanılmaz bir halk desteğin var bak dinle beni bunlardan teselli bulucaz olan şey hoş değil hiç hoş değil sonumuz bunda biliyorum ama biz biz olursak biz güçlü olursak kazanırız Tuncayım”, A“ Tamam canım benim”, M  “ Yıkılmıycaz bedeli neyse ödiycez”, A “ Tamam canım”, M. “ Ama yıkılmıycaz tamam mı”, A.“ Tamam canım benim tamam”, M.     “ Kendine iyi bak” dediği,
Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan ‘ın Mesut Özcan ile 26.05.2008 tarihli telefon görüşmesinde; Ahmet Tuncay Özkan “ Naber” dediği M.Ö“ Tuncay iyidir seni aradım da telefon hep meşguldü“ dediği A.T.Ö“ İyi canım benim sen bu arkadaş yarın mı geliyo Ankaraya“ dediği M.Ö“ Yarın geliyo“ dediği A.T.Ö“ ONU Bİ İYİ SALDIRTTIR AMA HA“ dediği M.Ö“ Tamam ben onu bastıracam bak bunun arkasında sonra durucaz ben mesela bana uyduyu söyledi uydu işi halloldu şimdi yaptırmış olsa adam başvuracaktı üstümüze kalacaktı“ dediği A.T.Ö       “ Lan alsın başvursun vermiyorlar be kardeşim ya dediği M.Ö          “ Öyle mi “dediği A.T.Ö“ Ya boş ver sen başvursa üstümüze kalacak ne hiç bişey değil 180 milyar lira para vermezler zaten“  dediği M.Ö“ Anladım dediği A.T.Ö  “ Tamam mı dediği M.Ö“ Tamam dediği A.T.Ö            “ Sen şimdi kabloyu aldırttır buna dediği M.Ö“ Kablo işini hallettiriyorum ben dediği A.T.Ö“ Haydi öptüm dediği M.Ö    “Tamam oldu hadi öpüyorum“  dediği A.T.Ö“ Ulusal kablo ulusal dediği M.Ö“ Tamam okey oldu“ dediği A.T.Ö“ 22 22“ dediği ,
Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan ‘ın Mesut Özcan ile 27.06.2008 tarihli telefon görüşmesinde; Mesut Özcan            “ He Tuncay” dediği A“ Sen şimdi tıbbi kanal kuruyorsun“dediği M“ He“ dediği A“ Tamam mı“ dediği  M“ He“dediği A“ Tıbbi kanal için de kanal satın alıyorsun“ dediği M“ Tamam“ dediği A“ Anladın“ dediği M“Anladım“ dediği A“ Pazartesi günü İstanbulda olman lazım öğlen“ dediği M         “ Öğleyin“ dediği A“ Evet“ dediği M“ İzin almam lazım olur“dediği A       “ Tamam“dediği M       “Alo“dediği A“ Dinliyorum seni“dediği M         “ Tamam“dediği A“ Tamam“dediği M“ Öğlen mi orda olmam lazım“dediği A“ Evet saat 1 de dediği M“ He sabah erken çıkmam lazım“dediği A“ Hı“dediği M“ Anlaşıldı“dediği A“ Anlaşıldımı“dediği M “ O gün konuştuğumuzla bağlatılı sanırım bu“ dediği A“ Evet evet“dediği M“ Yemekte“ dediği A      “Evet evet “ dediği M“ Tamam okey“ dediği A“ Yahudi korktu  yahudi korktu“ dediği M          “ He? “ dediği A“ Yahudi korktu kitlendi  vermiyor“ dediği M“ Öbürküler vericek hazırlıyorlar  dediği A            “ He? dediği M“ Öbürküler hazırlıyorlar“ dediği A“ Olsunlar yapsınlar onlar hazırlanan kadar“dediği M“ Gel bak istersen“dediği A“ Hazırlasınlar hazırlansınlar tamam mı vermedik o kanal“dediği M“ Tamam dediği A“ Tamam mı canım“dediği M“ Tamam okey“ dediği A“ Bütün yetki sende“ dediği M“ Tamam olur“ dediği A“ Ankara da bir medical kanal  Ankaralısınız“ dediği M“ Tamam“  dediği A“ O tamam mı“  dediği M“ Anlaşıldı tamam okey “ dediği A“ Bir medical kanal kurulacak“ dediği M“ He he“ dediği A“ Bir iki yüze(1 200) başlıcaksın“ dediği M“ Tamam“ dediği A“ 1 200 le  başlayıp 1,5 (1 500) tan bir kuruş  yukarı çıkmak yok“ dediği M“Tamam anladım okey“  dediği A“ Tamam mı“ dediği M“ Tamam oldu  oldu“ dediği A“ Dolar “ dediği M“ Tamam okey“  dediği A“ Şeyi ara Hasan hocayı şimdi“ dediği M“ Hı“ dediği A“ Yanında Yahya var dediği M“ Hı“ dediği A“ Aç ona de ki ben arkadaş alıcıyım konuşuyorum de“  dediği M“ Medical kanal kurcam diyeyim“ dediği A“ Evet evet“ dediği M“ Hasan hoca mı  tamam bak arıyorum şimdi“dediği A            “ Şimdi ara yanındakiyle konuş tamam mı“ dediği M“ Tamam okey okey“ dediği A“ Medical kanal  tamam mı“dediği M“ Tamam okey 1.2 den üzere çıkmıyorum“dediği A          “1.2 sonrada son fiyatın üzerine çıkmıyorsunuz“ dediği M“ Tamam mı dolar mı YTL dediği A“ Dolar dolar“ dediği M“ Tamam okey oldu“dediği A“ Tamam“ dediği M“ Tamam oldu öpüyorum seni“ dediği A“ Dolar yahudi çok şey cin gibi bir herif“ dediği M“ Tamam tamam“dediği A“ Deki ben bilmem yani makina ekipman falan filan hepsine bakıcaz hepsini istiyoruz herşey bize lazım“ dediği M“ Tamam“dediği A          “ Burdaki bina bize lazım herşey lazım biz burdan yayına çıkıcaz de“ dediği M      “ İstanbul ... “dediği A“ Tamam mı“ dediği M“ Tamam İ

26-Şüpheli Hüseyin Nazlıkul

Emniyet beyanı
Tıp doktoru olduğunu, Almanya’da serbest gazetecilik yaptığını ve Alman sarı basın kartı sahibi olduğunu, Alman vatandaşı olduğunu, Almanya’da da Gisen Tıp Fakültesinde öğretim görevlisi olduğunu, Uluslararası Nöroterapi Cemiyeti Bilim Kurulu Başkanı olduğunu, ayrıca Nöroterapi ve Akapunktur ile ilgili pek çok derneğin kurucu üyesi ve başkanı olduğunu,
Mehmet Şener Eruygur’u Çağlayan mitinginin yapıldığı dönemde Kanaltürk televizyonunu ziyarete geldiği zaman tanıdığını,
Ahmet Tuncay Özkan’ı 2002 yılında kendisine tedavi için geldiği sırada tanıdığını, o tarihten sonra arkadaş olduklarını, bu şüphelinin Kanaltürk televizyonunu kurması konusunda kendisine yardımcı olduğunu, arkadaşlıklarının devam ettiğini,
Adnan Bulut’u Kanaltürk televizyonunun haber müdürü olması sebebiyle tanıdığını, bu kişinin 2008 yılı başında kendisinin hissedarı olduğu KTN Medya Yapıma Genel Müdür olarak atandığını,
Mesut Özcan’ı Tuncay Özkan vasıtası ile bir yemekte tanıdığını,  kendisinden gayrimenkul satın aldığını,
Murat Ağırel ‘i Cumhuriyet mitinglerinin yapıldığı dönemde Kanaltürk’te yapılan toplantılarda tanıdığını,
Adil Serdar Saçan’ı 3 yıl önce Tuncay Özkan ‘ın tavsiyesi üzerine tedavi amaçlı geldiğinde tanıdığını,
Tanju Güvendiren’i Kanaltürk’te gördüğünü, kendisine tedavi amaçlı olarak geldiğini,
Selim Utku Gümrükçü’yü Cumhuriyet mitinglerinin yapıldığı dönemde bir mitingde gördüğünü,
Evrim Baykara’yı Cumhuriyet mitinglerinin yapıldığı dönemde tanıdığını, kendisine tedavi amaçlı olarak geldiğini,
Bürosunda yapılan aramada ele geçen yasadışı PKK terör örgütünün tanıtımının yapıldığı İngilizce video kasetini 1999 yılında deprem sırasında İzmit’te görev yaptığı sırada yanına gelen Alman gazetecilerin verdiğini,
Evinde yapılan aramada ele geçen 1 sayfa “Cumhuriyetçi seferberlik eş güdüm toplantısı” başlıklı yazının Tuncay Özkan’a ait olduğunu ve arabasında unuttuğunu,
“TSK ile ilgili genel bilgiler” başlığını taşıyan Hizmete Özel ibareli evrakların bir arkadaşı tarafından getirilen kullanılmış kâğıtlar olduğunu,
İş yerinde yapılan aramada ele geçen Askeri Eğitim bilgilerinin bulunduğu dokümanların yine kullanılmış kâğıtlar olduğunu,
Tuncay Özkan ile 01.02.2008 tarihinde yapmış olduğu görüşmenin Kanal Türk’ün satışı ile ilgili olduğunu,
14.11.2007 tarihli Kayıt Sıra No: 1363’de kayıtlı,   Güler Kömürcü’nün  Serdar … ile yaptığı telefon görüşmesinde; PKK üyesi Salman KURTULAN dan bahsederek SERDAR’ın “Aynı ekip aynı ekip” “Bunun amcaoğlu ölüyor tamam mı?” “Salmanın” “Ve bunun bu para işlerini yürütüyor bankası örgütün” “Salman” “… örgütün para işlerini yürütüyor ama aynı zamanda da” “Ziraat bankasından maaş çekiyor ufak ufak” “Bir ikincisi şu sana diyorum ki aynı yerin nüfusuna kayıtlı Doktor kod adlı olan ise” “Getiriliyor” diyerek, büyük miktarlarda para geldiğinden bahsettiği,  G. Kömürcü’nün “Doktor orda mı hala” “.. bende ki bilgi de Almanyaydı” dediği,  SERDAR’ın “Hayır Almanya dan buraya geldi oraya yerleşti memleketinde oturuyor dedim ya” “Hatta sana dedim ya parayı nerden çektiğini maaş alıyor adam maaş aldığı yeri” “Doktorun da aynı banka yani dolayısıyla Ekip Ekip” “Parayı alıyor” “Televizyon da kuruyor Tuncay’LA beraber tamam mı Ekip dinliyorsa da ta götüne koyayım DOKTOR Hüseyin Nazlıkul’UN parasını alıyorlar” “Bu MİT’teki Ekipten bizimkiyle beraber tamam mı paralarla televizyon kuruyorlar ama kurdukları televizyonun paralarını getiren adamın yanındaki en büyük para sahibi adam da neden...  Ziraat bankasından maaş alıyor” “Ya BENCE EKİP PATLADI TAMAM MI BUNUN BİZE YANSIMALARI GEÇTE OLSA ... BİZ İŞİN ORTASINDA DEĞİLİZ SONUNA DOĞRU ÖĞRENDİK anladın mı” şeklindeki görüşme ile ilgili olarak;
Hakkında kamu davası açılan Güler Kömürcü’nun SERDAR isimli şahıs ile yaptığı telefon görüşmesinde bahsi geçen olayın gerçek dışı olduğunu, Kanaltürk televizyonunun kurulmasında her hangi bir katkısı bulunmadığını,  kendisinin hissedarı olduğu KTN Medya isimli şirket ile Kanaltürk arasında ticari bir anlaşma yapıldığını, bu anlaşma çerçevesinde bu şirkete ait uydu yayın hakkının Yaşam TV ye yani Kanaltürk’e kiralandığını, bu anlaşmanın yasalara uygun olduğunu, SALMAN KURTULAN isimli şahsın genel cerrahlık yapan bir doktor olduğunu,  aynı ismi taşıyan ve bu kişinin amcasının oğlu olan diğer SALMAN KURTULAN ‘ın ise İTÜ ‘de profesör olduğunu,  kendileri ile zaman zaman görüştüğünü,
20.08.2008 günü saat: 11.06 da Bedrettin DALAN ile yaptığı görüşmede; ertesi günü yani 21.08.2008 günü saat:07.00 de Bedrettin DALAN’a ait Acıbadem de bulunan bir vakıfta Tuncay Özkan’ın da bulunacağı bir yemek için randevulaştığı görüşme ile ilgili olarak, Bedrettin DALAN’ın kendi hastanesinde bir klinik açılması için teklifte bulunduğunu, ancak kendisinin kabul etmediğini, Bedrettin DALAN’ın kendisine muayene için geldiğini, Almanya’da okuyan kızının Türkiye’de Diş Hekimliği Eğitimi almasını istediği için bu konuyu görüşmek üzere Bedrettin DALAN ile randevulaştığını, Bedrettin DALAN istediği için yemeğe Tuncay Özkan’ı da çağırdığını,
01.04.2008 günü saat: 08.51 de Evrim Baykara’ya gönderdiği mesajda; “Evrim gunaydin. Hafta sonu icin bir prova yapmanizi istedigim bir slogan. Umutsuzluk karanliga teslimiyettir, ozkan sen bizim umudumuzsun... H.Nazlikul”  şeklindeki mesaj ile ilgili olarak,
Tuncay Özkan’ın partileşme süreci içerisinde slogan arayışı içerisinde olduklarını, kendisinin de İzmir’de bulunan Bizkaçkişiyiz derneğinin genel sekreteri olan Evrim Baykara’ya kendi bulduğu sloganı gönderdiğini, Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.
Savcılık beyanı
0532 625 32 74 numaralı cep telefonunu kullandığını, Almanya’da Yeşiller Partisinin kurucu üyesi, Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Derneği, Alman Basın Sendikası, Alman Tercümanlık Derneği, Tabip Odası, Alman Tamamlayıcı Tıp Derneği, Uluslararası Noral Terapi Derneği üyesi, Türkiye’de Noral Terapi Ve Regulasyon Derneği Başkanı, Bilimsel Tamamlayıcı Tıp Ve Regülasyon Tıp Derneği Başkanı, Bilimsel Akapunktur Derneği ve Akademik Akapunktur Derneği, Fizik Tadevi Rehabilitasyon Derneği, Türk Tabipler Derneği üyesi olduğunu, Almanya da sertifikalı Kürtçe tercümanlık yaptığını, şüphelilerden İlhan Selçuk’u kendisinin Almanya’da öğrenci olduğu 1987-1988 yıllarında bir kitap fuarında tanıdığını, şüpheliye çevirmenlik yaptığını, daha sonra Türkiye’de Kanaltürk’ün kurulduğu dönemde Tuncay Özkan ile birlikte Cumhuriyet gazetesine gittiklerinde gördüğünü ve daha sonra bir yemek davetinde karşılaştıklarını,
Mehmet Şener Eruygur’u kendisinin Kanaltürk’te danışma kurulunda üye olduğu sırada 2007 yılının Nisan ayında Kanaltürk’ü ziyarete geldiği sırada tanıştığını,
Tuncay Özkan’ın 2002 yılında tedavi amaçlı kendisine geldiğini, hastası olduğunu, daha sonra çalıştığı medya grubunda program yapmayı teklif ettiğini,  bir süre Skytürk’te program yaptığını, daha sonra Tuncay Özkan’ın farklı medya gruplarında çalıştığını,  kendisine neden bir televizyon kanalı kurmadığını sorduğunu, o arada Tuncay Özkan’ın yerel bir kanalı satın alarak Kanaltürk ismi ile yayın hayatına başladığını, şirketin isminin Yaşam Tv olarak devam ettiğini, Kanaltürk ismi ile yayın yaptığını, Kanaltürk’ün ulusal çapta yayın yapmak amacıyla uydu frekansı ihtiyacı doğduğunu, bunun için kendisinin Almanya’da KTN Medya isimli bir şirket kurduğunu, bu şirketin prodüksiyon ve reklam şirketi olduğunu, Almanya’da kablolu yayına geçerek Eurotürk ismi ile yayın yaptığını, uydu frekansını aylık 18.000 dolar bedelle kiraladıklarını, Tuncay Özkan ile yaptıkları anlaşma uyarınca Almanya’daki reklam gelirlerini kendisinin aldığını, masraflar ödendikten sonra kalan parayı paylaştıklarını, Tuncay Özkan ile kendisi arasında doğrudan para alış verişi olmadığını, KTN Medya ile Yaşam Tv şirketleri arasında resmi olarak yapılan anlaşma uyarınca işlerin yürütüldüğünü, reklam sınırlaması ile ilgili mevzuatın Almanya’da daha lehlerine olması sebebiyle Eurotürk kanalı ile alınan reklamlardan dolayı Türkiye’ye göre daha iyi kazanç elde ettiklerini, Tuncay Özkan ile ilişkilerinin bu şekilde devam ettiğini, Yaşam TV ‘nin resmi kayıtlarında Tuncay Özkan’ın isminin bulunmadığını,
Adnan Bulut’un Kanaltürk’ün kuruluş döneminde haber müdürü olduğunu, daha sonra Eurotürk’ün başına getirildiğini, daha sonra da Tuncay Özkan’ın tavsiyesi ile KTN Medya da göreve aldığını,
Mesut Özcan’ı 3 yıl önce Tuncay Özkan ‘ın yemek davetinde tanıdığını, daha sonra yaptığı televizyon programlarına konuk ettiğini, kendisinden bir kooperatif hissesi ile bir daire satın aldığını,
Murat Ağırel‘i Cumhuriyet Mitingleri sırasında Kanaltürk’te yapılan toplantılardan tanıdığını, İstanbul’da Memleket Sevdalıları isimli derneğin başkanı olduğunu, bir dönem Bizkaçkişiyiz platformunda etkili olduğunu, o dönemde kanalda yapılan mitinglerdeki örgütlenme üzerine yapılan toplantılarda tanıştıklarını,
Adil Serdar Saçan’ı Tuncay Özkan’ın tavsiyesi üzerine tedavi olmak için geldiğinde tanıdığını,
Tanju Güvendiren’i emekli savcı olarak tanıdığını,
Tuncay Özkan ile çok samimi olduklarını,
Selim Utku Gümrükçü’yü İzmir’de Kanaltürk ofisinde gördüğünü, o dönem CHP Gençlik Kollarında aktif çalıştığını, Kanaltürk ‘ün İzmir ofisinde de gönüllü çalıştığını,
Evrim Baykara’yı Cumhuriyet Mitingleri nedeniyle İzmir’de tanıdığını, bizkaçkişiyiz hareketinin partileşme sürecinde Selim Utku Gümrükçü ve EVRİM BAYRAKA ile telefon görüşmesi yaptığını,
Güler Kömürcü ile SERDAR isimli şahsın 14.11.2007 tarihinde yapmış oldukları telefon görüşmelerinde bahsi geçen hususların gerçek dışı olduğunu,
İş yerinde ele geçen 5 dolu video kasedin 1999 yılında Kocaeli Değirmendere ‘de yardım amaçlı olarak bulunduğu sırada Almanya’dan gelen bir gazeteci tarafından kendisine verildiğini, içeriği hakkında daha sonra bilgi sahibi olduğunu, bu kasette bulunan yasadışı PKK ‘nın tanıtımı niteliğindeki görüntüleri kimin hazırladığını bilmediğini,
Evinde ele geçen dokümanlarda ismi geçen DEMOS’un Kürt aydınları tarafından PKK karşıtı bir oluşum olarak kurulduğunu, yasal zeminde Kürt k

27-Şüpheli Adnan Bulut,

Emniyet beyanı
Gazeteci olduğunu, çeşitli televizyon kuruluşlarında değişik görevler aldığını,  meslek hayatının son 10 yılının  değişik televizyonlarda haber müdürü olarak geçtiğini, 0533 414 21 34, 0541 2010036  numaralı  telefonları kullandığını,
Vedat Yenerer’i Kanal D de birlikte çalıştıkları için tanıdığını,
Doğu Perinçek’i bir panelde konuşmacı olması sebebiyle tanıdığını,,
Serhan Bolluk ‘u Doğu Perinçek’ in yanında gördüğü için tanıdığını,,
Adnan Akfırat ‘ı gazeteci olması sebebiyle tanıdığını,
Ferit İlsever, Kemal Yalçın Alemdaroğlu, Mehmet Şener Eruygur, Ahmet Hurşit Tolon, UFUK BÜYÜKÇELEBİ,  Sinan AYDIN Aygün, Erol Mütercimler, TURGUT BÜYÜKDAĞ, Levent Temiz, Semih Tufan Gülaltay, SEDAT Peker, ALPASLAN ASLAN, Tuncay Güney, İlhan Selçuk’u medyadan tanıdığını,
Ahmet Tuncay Özkan’ı 10 yıldan bu yana tanıdığını, kendisinin tavsiyesi ile birlikte çalışmaya başladıklarını, yöneticisi olduğu televizyonlarda  kendisinin haber müdürü olarak görev aldığını, 
ll
Gürbüz Çapan’ı hemşerisi olması sebebiyle tanıdığını,
Hüseyin Nazlıkul’u  doktoru olması sebebiyle, Adil Serdar Saçan’ı  Emniyet Müdürü olması sebebiyle, Tanju Güvendiren’i Ahmet Tuncay Özkan’ın arkadaşı olması sebebiyle tanıdığını,
Telefon görüşmelerinin  suçla ilgili olmadığını, evinde yapılan aramada ele geçirilen tabancanın kendisine ait taşıma ruhsatlı silah olduğunu,
Hakkında işlem yapılan diğer şüphelileri tanımadığını, soruşturma çerçevesinde ele geçen örgüt belgeleriyle ilgisinin bulunmadığını, suç işlemediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
Savcılık beyanı
Şüphelilerden Tuncay Özkan' ı 11 yıldır patronu olması dolayısıyla tanıdığını, Gürbüz Çapan’ın hemşehrisi olduğunu,
Adil Serdar Saçan'ı  Tuncay Özkan'ın arkadaşı olmasından dolayı tanıdığını, haberler nedeni ile sık sık kendisi ile görüştüklerini , diğer şube müdürleri ile de görüştüğünü ancak Tuncay Özkan'ın arkadaşı olması sebebi ile Adil Serdar Saçan’ın kendilerine  daha fazla yakınlık gösterdiğini, kısmen bazı bilgilere daha rahat ulaştıklarını,
Doğu Perinçek'i Kafkas Üniversitesindeki bir seminerde tanıdığını, yanında Serhan Bolluk' un bulunduğunu,
Tuncay Özkan’ın  Kanal D'den ayrılınca Show grubuna geçtiğini, bu gruptan da ayrılınca Edirne bölgesel lisansı olan bir kanalı satın aldığını, paranın bir kısmını taksit ile verdiğini, bir kısmını da leasing yolu ile aldığını, bazı büyük şirketlerden reklam parası alıp almadığını bilmediğini, sadece müdür olarak çalıştığını, kanal satıldıktan sonra 8 aylık birikmiş alacağını aldığını,
Gürbüz Çapan ile yaptığı telefon görüşmelerinde kendisine 1994 yılında ulusal frekans başvurusu yapıp kurduğu Cumhuriyet TV. adlı kanalın son durumunu sorduğunu,
Kanaltürk'ü Tuncay Özkan’ın kurduğunu, İcra Kurulu toplantılarında kimseye danışmadan tek başına kararlar verip  uyguladığını, Kanal Biz'i Tuncay Özkan'ın kurduğunu,
Yapı Kredi Bankası ile alakalı yazışmaların kendisine ait olduğunu, bu bankada özel hesabının bulunduğunu, havalelerin şahsi hesabından yapıldığını,
Sorulan telefon mesajlarının hepsinin kendisine ait olduğunu,
Evinde bulunan bankayla ilgili yazışmaların kendisine ait olduğunu, yapılmış olan havalenin bir araba alımı ile ilgili olduğunu, telefon görüşmelerinin kendisine ait olduğunu, suç işlemediğini beyan etmiştir.

Tape No:7481, 28.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T. Özkan'ın "O onu telefonla konuşmuyorduk değil mi senin Adnan ne yapıyor" dediği, A. Bulut’un "Vallaha işte dün konuştuk şeyleri teslim aldınız mı dedim aldık dedi öyle saat üç gibi görüştüm bu iş %99 hallolacak diyor o kadar" "Tekrar görüşme olmadı" "Söyleyeceğin bişey varsa başka bir kaynaktan ileteyim" dediği,
Tape No:7486, 29.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T. Özkan'ın "Bu Gürbüz Çapan bana mesaj attı şimdi" dediği, A. Bulut’un "Aynısı bana da geldi diyor ki şey polis geldi kapıya diyor şey beni almaya mı çalışıyorlar ne yapmaya çalışıyorlar jandarma bölgesi polis niye benim kapıma dayandı diyor" "Gelir misin falan filan diyor bana" "Ne bileyim yani ne diyorsan onu yapayım" dediği,
Tape No:7487, 29.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T. Özkan'ın "Oraya gazeteci olarak gittiğini unutma eline de bi tane handy cam kamera al" dediği, A. Bulut’un "Var cebimde kamera canım" dediği,
Tape No:7487-1, 29.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T. Özkan'ın "Ne oldu" dediği, A. Bulut’un "Şu an yakınım da Beylikdüzü’nden şeye geçiyorum Esenyurt'a geçiyorum şimdi" dediği, A.T. Özkan'ın "Yavaş yavaş…" "Böyle etrafı biraz kolaçan et" dediği,
Tape No:7538, 22.03.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T.Özkan'ın "…şu Ahmete telefon et deki ulan ayıp be bi tek satır yok ya" dediği, A.Bulut’un "Tamam İbrahimin kendine de söylerim" "İki saat falan geçsin saat on falan olsun diyecem ki yani abi biz o kadar destek verdik oralara milleti yığdık geldik gün boyunca canlı yayın Tuncay bey çıktı oralardan geldi hiç adı geçmiyor ...maz herifler gitmeyelim bugün biz Cumhuriyetin önüne falan" dediği, A.T.Özkan'ın "Ne olacak onun için yapmıyoruz ki başka bişey için yapıyoruz ayıp" dediği,
Tape No:8161, 01.05.2008 tarihinde Murat Ağırel ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. Bulut’un"…yarın kaçta nerde buluşacaz ben gelmedim ya toplantıya" dediği, M. Ağırel'in "Ha yarın saat 9 da şeyde Şişli’de, patronda gelmeyecekmiş" "Yo Ankara’ya gidiyormuş" dediği,
Tape No:8162, 01.05.2008 tarihinde Murat Ağırel ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle;A. Bulut’un "Yürüyecen mi peki yani böyle bi organizasyon var mı" dediği, M. Ağırel'in "Var var var da yani biz şey dedi Tuncay bey hani 30-50 kaç kişiyseniz orda Şişlide yürümeye başlayın engellendiği yerde geri dönün yani var olduğumuzu gösterecez  biraz yaygara koparıp hemen geri dönecez abi fazla durmayacaz" dediği, A. Bulut’un" İyi kaçta buluşuyorsunuz ben geleyim madem yani" dediği,
Tape No:7650, 06.05.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T.Özkan'ın "…bi şey söylicem sana sorcam ee bu şeyin elindeki televizyonun neydi bu senin adam var ya eski belediyeci itin elindeki televizyon Gürbüz ün elindeki televizyonun" "Yayını var mı hiç" dediği, A. Bulut’un " Radyosu  var bi tek elinde bide şirket var başka bir şey yok yani ulusal kanal lisansı televizyon lisansı ölmüştü epey uğraştılar bi şey tutturamadılar" dediği, A.T.Özkan'ın "Başka kim var etrafımızda bu yayıncı şirket şeyi olan" dediği ve görüşmenin devamında sıradan küçük bir yayıncı şirket satın alacağından bahsettiği,
Tape No:7735, 01.07.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T.Özkan'ın "şunu yay etrafa" dediği, A. Bulut’un "tamam hemen yayarım peki" dediği, A.T.Özkan'ın "evinde şu an adamla konuştum kapıları kırıyolar" "Evet evet Ankaradaki kapılarını kırıyolar hadi öptüm" dediği,
Tape No:7749, 24.07.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. Bulut’un“ şeyi mi aradın sen Atv yi … koordinatörleri ile konuştum da … Yaşar diyor ki ya Tuncay ağabey de aradı tuhaf diyor yani” dediği, A.T. Özkan’ın “kapılarının önünde biliyorsun İzmir de Ankara da eylem yapıldı…” dediği, A. Bulut’un  “İstanbul da ikiyüz kişi daha yolda bi 10-15 dakka daha var … ” dediği, A.T. Özkan’ın “yumurtaları ve domatesleri mutlaka çaksınlar çok önemli… mutlaka domatesi yumurtayı çaksınlar” dediği, A. Bulut’un “tamam hadi” dediği,
Tape No:7761, 07.08.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. Bulut’un "Ben Beylikdüzündeyim abi" dediği, A.T.Özkan'ın "Şimdi bu Süper poligona yaptırmaya çalıştığın şeyler varya" dediği, A. Bulut’un "Ben hiçbişey ... çalışmıyorum" dediği, A.T.Özkan'ın "Sen sen yaptırıyosun bu işlerden vazgeç Adnan Adnan bak" dediği, A. Bulut’un "Ben uygun değilim abi şimdi" dediği, A.T.Özkan'ın "Adnan bunun sonucuna katlanacaksın peki Adnan" dediği,
Tape No:8132, 24.08.2008 tarihinde Gürbüz Çapan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. Bulut’un "…yarın geleçeğim biraz Kerimcanla sohbet ettik de bir iki projemiz var onları biz size anlatsak mı yarın" "Eve mi gelelim" dediği, G.Çapan'ın "Eve gelin nereye geleceksiniz" dediği, A. Bulut’un "Doğru tamam ben sizi anladım hem başka sıkıntılarda olur dışarda daha doğru olur evde" dediği,
Tape No:7931, 26.08.2008 tarihinde Gürbüz Çapan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; G. Çapan’ın “Dün ne yaptınız benden sonra ne konuştunuz ne ettiniz ne karar verdiniz” dediği, A. Bulut’un “İşte Kerimcan bakacak edecek ne yapabiliriz diye” dediği, G. Çapan’ın “Ha dediği şey olabilir bir şeydir yani biz kentte yaşam diye bir şey yapılabilir aslında yani o, günün 24 saati yani her saatini neresi şehrin canlıysa o tarafa çekip yani Ankara hoş bir şey olabilir yani”  “Ama biz işte fizibilite çıkması lazım nedir neyin nesidir yani kaç paraya ne olur ne biter yani netice itibariyle kaldıracağımız bir şey olursa yaparız yani ya da işte yanına bir iş adamı buluruz bilmem ne yapar anlatabildim mi” dediği,A. Bulut’un “…..ordaki şey aslında takip edilip çıkarılabilir boyutta” dediği, G. Çapan’ın “Fatih KARACA ya söylesem o halleder onu onu hallettirecem onu” dediği, A. Bulut’un “E olursa süper olur zaten o zaman yani çok büyük bir şey ortaya çıkabilir o zaman sadece cihaz eksiğimiz kalıyor ki en kolayı odur zaten” dediği, G. Çapan’ın “Cihazlar dağıttık ama ... kurarız ne yapalım ... pek de işi yok yani” dediği, A. Bulut’un “Yani çok şey gözüküyor olayı çözebilirseniz frekans işini gerisi çok kolay gözüküyor eğer elimizde bölgesel radyo frekansı da var yani çok düşük maliyette ortaya çok büyük bir şey çıkabilir” dediği,
Tape No:8133, 27.08.2008 tarihinde HAYDAR ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. Bulut’un "Bir numara vereceğim bir arar mısın Sami beyi" "…benim varlıklı bir arkadaşım" dediği, HAYDAR'ın "Ne diyorsun varlıklıysa parası var a…… koyum"  dediği, A. Bulut’un "He ara onu bir vatandaş TC kimlik numarası adı ad

28-Şüpheli Merdan Yanardağ

1985 yılından bu yana değişik gazete ve televizyonlarda çalıştığını2004 yılından itibaren Kanaltürk televizyonunda yayın kurulu üyesi ve program yapımcısı olarak çalıştığını, 2008 Temmuz ayında Kanaltürk televizyonundan ayrıldığını, 1 Eylül 2008 tarihinde yayına başlayan Kanal Biz televizyonunda yayın kurulu üyesi ve program yapımcısı olarak görev aldığını, televizyonda yönetim kurulu üyesi ve hissedar olduğunu,
Bu soruşturma kapsamında hakkında işlem yürütülen kişilerden Ahmet Tuncay Özkan’la birlikte çalıştıkları için Hüseyin Nazlıkul’u Kanaltürk televizyonunda program yapması ve kendi doktoru olması, Adil Serdar Saçan’ı Kanaltürk’te yapmış olduğu programa katıldığı için tanıdığını, şüphelilerden çoğunu tanımadığını,
Bu soruşturma kapsamında ele geçen örgütsel dokümanlar ile ilgili bilgisinin bulunmadığını, 23.10.2008 tarihinde Emniyete kendisi, Ahmet Tuncay Özkan hakkında yapılan ihbar içeriğinin gerçek dışı olduğunu,
Mahkeme kararı ile tespit edilen telefon görüşmelerinin suç ile ilgili olmadığını,
Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi ve Kuvayi Milliye Derneği ile her hangi bir irtibatının bulunmadığını,  Kuvayi Milliye Derneğinin Kadıköy de bulunan adresinde yapılan aramda ele geçen CD’lerden 4-6-13 numaralı CD’lerin içerisinde yer alan görüntülerdeki şahsın kendisi olmadığını,  bu tür bir toplantıya katılmadığını,
Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz’i dava nedeniyle gazetelerden duyduğunu, bu şahsın telefonuna gönderilen 09.11.2007 tarihli mesajı kendisinin göndermediğini,
Şüphelilerden Yalçın Küçük’ü tanıdığını, Kanal Biz TV de program yapması için görüştüklerini ancak anlaşma yapamadıklarını,
Ferit İlsever’i tanıdığını, kendisinin Deniz Feneri yolsuzluğu konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Zahit Akmtan hakkında Almanya’da dava açıldığına dair bir belge gönderdiğini, yaptığı araştırmada belgenin doğru olmadığının anlaşıldığını,
Emin Gürses’i okuldan tanıdığını, aramada ele geçen Emin Gürses ile fotoğrafının 13-14 yıl önce çekilmiş bir fotoğraf olduğunu,
Doğu Perinçek’i tanıdığını Aydınlık gazetesinin kuruluşu sırasında Doğu Perinçek ile her hangi bir çalışma yapmadığını, Ferit İlsever ile 8 ay kadar Aydınlık gazetesinde çalıştığını,
Yapılan aramada ele geçen tabancasının taşıma ruhsatlı olduğunu, ele geçen şarjör ve mermilerin bu silaha ait olduğunu,
Mahkeme kararı ile tespit edilen telefon görüşmelerinin işi gereği yaptığı konuşmalar olduğunu, yasadışı hiçbir oluşum ile ilgisinin olmadığını beyanla hakkındaki suçlamaları kabul etmemiştir.
Savcılık beyanı
28.10.2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan savunmasında Emniyet aşamasında yapmış olduğu savunmasını tekrarla Biz Tv de %1 lik hissesinin bulunduğunu, bu hissenin sembolik olduğunu,  yapmış olduğu telefon görüşmelerinin iş ile ilgili, günlük olağan görüşmeler olduğunu, Tuncay Özkan    ile ilişkilerinin meslek çerçevesinde olduğunu, Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.

Kadıköy ilçesi Kozyatağı Mahallesi Sıtmapınarı Sokak. Demircioğlu Apt.No.2/8 sayılı yerde yapılan aramada,
(61) sayfadan oluşan dökümanlar içerisinde;
9. ve 10. sayfada bulunan “Aydınlıkın Yeniden doğumu bir aydınlık macerası” ile başlayıp, içerisinde tarih olarak tutulan notların bulunduğu, notların içerisinde bir radyo kurulmasından bahsedildiği, Kaptanın (Ferit İlsever’in) makamına girdiklerini ve Kaptan’ın “arslan gazete de çıkarmak istiyoruz. Bir proje hazırlasana” dediğini, dökümanın devamında 17 Şubat 1993 tarihli kısımda ise dergi’de (ikibine doğru) ilk geniş katılımlı toplantı, Kimler yokki: Semih B., Kaptan, Rafet B., Fethi N., Seyit N., Ahmet A., Tunca, Fusun İ., Adnan Akfırat, Serhan Bolluk isimlerinin yer aldığı, ayrıca çıkarılacak gazete ile ilgili yayın politikalarının anlatıldığı, dökümanın son kısmında 17 Mart 1993 Çarşamba tarihli kısımda Doğu, gazetenin “sınıfın organı” olması gerektiğini vurguluyor. ibaresi ile bittiği,
“78 liler Girişimi İletişim Formu” ile başlayan doküman içerisinde;
Üyelik formlarının yer aldığı, formlarda adı soyadı, mesleği, oturduğu semt ve tel. görüşme notları gibi başlıklarını bulunduğu, tel görüşme notlarında ise şahıslar  hakkında olumlu yada olumsuz şeklinde notların düşüldüğü ve tel görüşme notları kısımlarında ise şahıslar hakkında muhtemelen şahısla telefonla yapılan görüşme sonucu tutulan notların yazıldığı görülmüştür.
Üzerinde “Erden” ibaresi yazılı kahverengi renkli ajanda incelendiğinde;
Ajanda içerisinde 12 mart Salı başlıklı sayfa içerisinde el yazısıyla yazılmış Sevgili 78 li dostlar, başlığı ile başlayıp, “Hepimizin bildiği gibi derneğimiz 78 ruhunu taşıyanların bir araya geldiği gönüllü birlikteliktir” cümlesi ile devam eden notların bulunduğu görülmüştür.
Hakkında kamu davası açılan sanıklardan MehmetFikri Karadağ’ın Başkanı olduğu Kuvayi Milliye Derneğine ait Rasim Paşa Mahallesi Yavuz Türk Sokak No: 6 Kadıköy İstanbul adresinde yapılan aramada ele geçen CD’lerden 4 nolu CD içerisinde Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi (VKGBH) Başkanı Taner Ünal, (VKGBH) Genel Sekreteri Sıla Deniz Poyraz, (VKGBH) Kadın Kolları Başkanı Türkan Görüm ve Kuvvai Milliye Dernekleri Başkanı Hüseyin Görüm’ün konferans salonunda bir gurupla sohbet ettiği, toplantının içeriğinde; “Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi’nin yapılanması, amacı ve kurumlar ve teşkilatlar içerisine nasıl nüfuz edilmesi gerektiğinin” anlatıldığı sohbet toplantısı olduğu, toplantıya dinleyici olarak katılanların içerisinde Muzaffer Tekin, Fikri Karadağ ve şüpheli Merdan Yanardağ’ın bulunduğu video görüntüsünün olduğu tespit edilmiştir.
Sanık  Hüseyin Görüm  Emniyet ifadesinde, söz konusu görüntünün  daha önce içerisinde yer aldığı Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneğinin tanıtım görüntüleri olduğunu beyan etmiştir.

Tape No:3028 de kayıtlı, 09.11.2007 günü M. K. adına kayıtlı 0506 574 2610 numaralı telefondan Kemal Kerinçsiz’in kullanımında bulunan telefona gelen mesajda;  “kemal abi allah razi olsun bu irki kirik tayyibin idamini vurguladin yüregine saglik merdan” şeklinde yazdığı,
Tape No:7514 de kayıtlı, 14.03.2008 günü Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı görüşmede; Ahmet Tuncay Özkan’ın “Merdancım şu işe biraz müdahil olun ya” dediği, şüphelinin“… AKP nin kapatılma davası”  “Tamam ben şimdi haber merkezine incem zaten” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “O na bi inerseniz aşağıya biraz müdahil olun lütfen” dediği,
Tape No:7558 de kayıtlı, 27.03.2008 günü Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı görüşmede; şüphelinin “A.H.’ı falan okudun herhalde değil mi” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “O….. çocuğu, dün sen yayın yapınca yazdırmışlar, dün gece yayını kaldırtmak için çok çabaladılar” “Acayip çabaladılar” “Yayını durduralım diye çok çabaladılar” dediği, şüphelinin “Tahmin ediyorum …tam konuştuğumuz gibi işte yok” dediği ve bir sonraki gün buluşup bir değerlendirme yapmaya karar verdiği,
Tape No:7687 de kayıtlı, 28.05.2008 günü Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı görüşmede; Ahmet Tuncay Özkan’ın “Ş. M. aradı beni Anayasa Mahkemesi raportörü bu bizim belgeselle ilgili olarak C… den savunma istemiş” “Bunu kaç paraya hazırladınız işte ne yaptınız… falan filan gibi şey bunun prodüksiyonunu nasıl oluşturduk seslendirmesi dahil şey bi setin kullanımı dahil 10 000 saatlik filim çekimi dahil röportajlar dahil falan filan böyle bir hesaplama yani neler yapıldı bu filim nasıl hazırlandı noktasında kameralar Ankara işte diğer geziler dahil bununla ilgili olarak hani o satın alınan görüntüler dahil şeyden piyasadan bunlarla ilgili olarak bi şey hazırlar mısın lütfen ya” “Öğleden sonra istiyolarmış” “hazırla da Ş. M. ye yolla” dediği, şüphelinin “sadece not olarak istiyorlar de mi bilgi notu olarak istiyorlar benden” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Tam ne olduğunu yani not olarak istediği şey… resmi değilmiş gibi yaz o yazıp gönderecek” dediği, şüphelinin “Tamam .. O RAKAMI BULURUZ” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “yani bir trilyon bir trilyon ikiyüz de şeyi olur karı olur işte” “sekiz yüz bir trilyon karı olur üstüne de koyarsın biraz tamam” dediği,
Tape No:7688 de kayıtlı, 28.05.2008 günü Ahmet Tuncay Özkan’ın Ş.M. ile yaptığı görüşmede; Ahmet Tuncay Özkan’ın “Merdan Yanardağ bu zaten projenin sorumlusuydu seni arıyacak birazdan her şeyi hazırlayıp sana yollayacak abi” dediği, Ş.M.’nün “Bana … değil şeyi arasın oğlum Handanı arasın ben Meclise gidiyorum çünkü şimdi Handan ... çalışıyo” dediği,
Tape No:7848 de kayıtlı, 03.06.2008 günü Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı görüşmede; şüphelinin “Hı hı şeyler işte Hikmet gitti oranın planını falan çıkarttı onun üzerinde çalışıyor aşağının” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Onu bitirsin ki hemen ordaki...zorundayız” dediği, şüphelinin “Evet doğru doğru yani mimarlar falan onları çiziyorlar şimdi burda şey var birkaç problem var bu ben işte çocuklarla konuşuyorum bu Fatihle falanda konuştum bu işten çık şey meselesi varya çıkış verme meselesi” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Ya versinler hiç onlar problem değil dışarıya çıkar davasını açar çatır çatır alır ya” dediği, şüphelinin “Öyle diyorsun şey var şimdi bu hani resmi gösterilen rakamlar düşük ya” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Ya bişey farketmez ki der ki böyle gösterdiler böyle verdiler der çakar şeyi ne olacak ya” dediği, şüphelinin “Dava açsınlar diyorsun” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Tabi canım ya biz çocuklarla biz zaten birlikteyiz bişey yaptığımız yok ki” dediği, şüphelinin “Anladım hı hı neyse ben şey yapıyorum yani bi çocuklar adına bu görüşmeleri sürdüyorum Fatihe de söyledim normal insanların aldığı şey üzerinden gösterin hani burda bi gerginlik bişey olmasın dedim” dediği,  Ahmet Tuncay Özkan’ın “Ya bırak devam etsin bişey olmaz yani sonuçta toparlanır”  dediği, şüphelinin “Anladım dava mı açılır açılır diyorsun” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Açılır dava sorun olmaz ya tamam mı” dediği, şüphelinin “Anladım çünkü şey yani bunlar gösterilen resmi rakamlar üzerinden şey yapılırsa ciddi hak kaybına uğruyor herkes öyle birşey var yani insanlar da” dediği, Ahmet Tuncay Özkan’ın “Açar davasını kazanır

29-Şüpheli Murat Ağırel,

Emniyet beyanı
Bu soruşturma çerçevesinde hakkında işlem yapılan şüphelilerden Selim UTKU Gümrükçü’yü iki yıldır tanıdığını, bu şahsın Bizkaçkişiyiz isimli oluşumda İzmir sorumlusu olduğunu, kendisinin de İstanbul sorumlusu olduğu için zaman zaman görüştüklerini, bu şahsı Cumhuriyet Mitingleri sırasında tanıdığını,
Evrim Baykara’yı iki yıldır tanıdığını, İzmir’deki Cumhuriyet mitinginde tanıştıklarını, Bizkaçkişiyiz Derneğinin İzmir il yönetiminde görevli olduğunu,
Adnan Bulut’un Kanaltürk genel yayın yönetmeni olduğunu, Bizkaçkişiyiz oluşumunda görevli olduğunu,  şahsı iki yıldır tanıdığını,
Hüseyin Nazlıkul’un doktor olduğunu, Kanaltürk’te canlı yayına çıktığında tanıdığını,
Ahmet Tuncay Özkan’ı Cumhuriyet mitingleri sırasında tanıdığını,
Bu soruşturma çerçevesinde hakkında işlem yapılan diğer kişileri tanımadığını, her hangi bir ilgi ve irtibatının bulunmadığını, örgütsel dokümanlar hakkında bilgisinin bulunmadığını,
2006 yılında kanalturk.com.tr isimli internet sitesinin forum sayfasına dahil olduğunu, buradaki sanal sohbet sırasında tanıştığı kişilerle 2007 yılında gerçekleştirilen Cumhuriyet mitinglerine katıldığını, İstanbul Çağlayan’daki mitingde Tuncay Özkan ile tanıştığını, 2007 yılının Eylül ayında Bizkaçkişiyiz Platformu için çağrı  yapıldığında kendisinin de internetten üye olduğunu,  daha sonra bu platformun temsilcisi olduğunu, Adnan Bulut’un sorumluğunda yapılan toplantıdan sonra toplantıya katılanların kendisini Bizkaçkişiyiz Platformunun temsilcisi olarak seçtiğini, bu görevin gönüllülük esasına dayalı olduğunu, bu aşamada çalışmaları sırasında Tuncay Özkan ile samimi olduklarını, hareketin her hangi bir siyasi yönünün bulunmadığını, telefon görüşmelerinin Bizkaçkişiyiz Platformunun çalışmaları ile ilgili olduğunu,
Evinde ele geçen  “Ataevleri Projesi ” başlıklı dokümanın Bizkaçkişiyiz Platformunun  Kadıköy’deki  toplantısında   bir üyeden aldığını, bu şahsın dokümanı Tuncay Özkan’a iletmesini istediğini, kendisinin rahatsızlığı sebebiyle dokümanı Tuncay Özkan’a iletemediğini,
Evinde ele geçen Memleket Sevdalıları Derneği Tüzüğünün 2008 ayının Ocak ayında Bizkaçkişiyiz Platformu üyelerinden 26 kişi ile birlikte kurdukları derneğe ait olduğunu,  Bizkaçkişiyiz Platformunu  yapılan panellerde bir kısım organizasyonlarda tüzel kişiliğe sahip olmadığı için, sıkıntıları aşmak amacıyla bu derneği kurduklarını, kendisinin bu derneğin başkanı olduğunu beyan etmiştir.
Savcılık beyanı
Emniyet Müdürlüğünde vermiş olduğu beyanı tekrar ettiğini, Bizkaçkişiyiz Platformu, Memleket Sevdalıları Derneği üyesi olduğunu, bu platformların kurcusunun Tuncay Özkan olduğunu,
Bu soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan şüphelileri tanımadığını, örgütsel dokümanlarda, ERGENEKON, analiz, ERGENEKON’un yeniden yapılanması belgelerinde  sivil toplum kuruluşlarının  baskı unsuru olarak ve istihbarat amaçlı olarak kurulup yönlendirilmesi şeklindeki amaçlardan haberinin olmadığını, kendisinin üyesi olduğu Bizkaçkişiyiz Platformu ile  Memleket Sevdalıları Derneğinin  yasadışı bir amacı olmadığını,
Tuncay Özkan’ın desteklenmesi için platform üyeleri olarak 150-200 kişi CHP Kongresine katıldıklarını, Tuncay Özkan lehine slogan attıklarını, ancak burada platform adına hareket etmediklerini, katılanların kişisel görüşleri doğrultusunda Tuncay Özkan’ı desteklemek için orada bulunduğunu,
Tuncay Özkan ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinin Tuncay Özkan’dan talimat almak amaçlı olmadığını,
Bizkaçkişiyiz Platformunun Tuncay Özkan’ı desteklemek veya Kanaltürk’e destek olmak amacıyla kurulmadığını,
Evinde ele geçen “Ataevleri Projesi” başlıkla dokümanın Tuncay Özkan’a iletilmek amacıyla kendisine ulaştırıldığını, ancak kendisinde kaldığını,
Tuncay Özkan ile olan ilişkisinin Bizkaçkişiyiz Platformu çalışmaları ile sınırlı olduğunu, kesinlikle Tuncay Özkan’ın emri altında bulunmadığını, Tuncay Özkan’ın bu platformun kurucusu olduğunu, bu platformun toplantılarına Türkiye Gençlik Birliği İstanbul Sorumlusu Adnan Türkkan’ın da katıldığını , o toplantıda Adnan Türkkan’ın bütün eylemlerde   birlikte hareket etmek gerektiğini söylediğini, bu şahsın İşçi Partisi Gençlik Kolları Başkanı olduğunu öğrenince kendisi ile bir daha görüşmediğini,
Tuncay Özkan ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinde iki bayanı CHP İstanbul İl Yönetimine dahil etmek için yapılan konuşmaların bu partiyi ele geçirmeye yönelik olmadığını, katılmış olduğu sivil toplum faaliyetlerinin yasal ve izinli olarak gerçekleştirildiğini beyan etmiştir.
Sorgu beyanı
Sivil toplum faaliyetleri içerisinde görev aldığını, bütün çalışmalarının yasalara uygun olduğunu, her hangi bir terör örgütüne mensup olmadığını beyanla, önceki aşamada vermiş olduğu savunmalarını tekrar etmiştir.

Şüphelinin Şişli Fulya Mahallesi Bozova Sokak No:9/10 sayılı adresinde yapılan aramada;
-Memleket Sevdalıları Derneği ve Bizkaçkişiyiz platformuna ait faaliyet raporları, üye kayıt bilgileri  , çeşitli kişilere ait telefon numaraları, çeşitli şemalar, doküman ve broşürler,
-Üzerinde www.bizkackisiyiz.com, Marmara Kanaltürk Gönüllüleri, Ulusal Cephe ibareleri yazılı  klasörde çeşitli dokümanlar,
-“Ataevleri Projesi” başlıklı 8 sayfalık doküman,
- Memleket Sevdalıları Derneği Tüzüğü,
Şüpheli Ahmet Tuncay Özkan’ın Beşiktaş Gültepe Girişi Talatpaşa Caddesi No:5 Kat:4 sayılı yerde bulunan Biz TV isimli iş yerinde yapılan aramada elde edilen dokümanlar içerisinde Murat Ağırel imzalı siyasallaşmaya başlanılması ile ilgili belge ele geçirilmiştir.

Tape No:7477, 27.02.2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Kimler var orda şimdi bizden” diye sorduğu, M. Ağırel’in “Bizden yaklaşık 30-32 kişi kaldık şimdi” “Senin tanıyacağın isimlerden Salih Ö. burda, Eğitim-İş deki Abidin abi burda Zeynocan diye giren arkadaşlar burda Saliha ... burda Ebru bizim Ebru var ya halkla ilişkilerdeki o burda” dediği, A. T. Özkan’ın “Dün o zaman bu CHP’ lilerle yaptığınız işi bütün ilçeler falan filan duymuş. Nedir o kavga hikaye niye yayıyorlar onu her tarafa” “Kim yapıyor onu” dediği, M. Ağırel’in “Ordaki bitane kadın o kadın kollarında bitane kadın” dediği, A. T. Özkan’ın “Rıza Z. un karısı mı” dediği, M. Ağırel’in “Hı hı, o yapıyor o……” dediği,
Tape No:7504, 11.03.2008 tarihinde Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A. T. Özkan’ın “Bana iki tane Üniversite mezunu şey söyle hanımefendi söyle bizim hareket içinde ön planda CHP il yönetimine dahil olucak” “Evet kimse bilmicek senle ben bilcez bana iki tane ad ver geçen günkü konuşma yaptırdığımız hanımefendinin adı neydi doçent” dediği, M. Ağırel’in “Şey Nuran Nuray ablamı” “Nuray abla şimdi emekli ama biliyorsun abi” dediği, A. T. Özkan’ın “Ya emekli olsun bi önemi yok sen doğru aklı başında kadın genç kadın emekli  dediğin 40 küsür 42-43 yaşında kadın” “Bi Nuray hanımla  konuş hemen CV sini Anet e faksla de ki seni böyle bir şey yapıyoruz kimseye söylemiyorsun sessiz kalıyorsun de tamam mı” “N. G. tamam Doğuş Üniversitesi rektörünün karısı mıydı o” dediği, şüphelinin “Evet abi öğretim üyesinin karısı” dediği,
Tape No:8149, 11.03.2008 tarihinde C.B.Ş.. ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle;  M. Ağırel’in “Senle gizli bir şey konuşucam bu aramızda kalıcak” “Bizim oluşumumuzdan beklentin nedir ya da hayattan beklentin nedir bunu bilmiyorum ama şimdi bizim çok çok acil bi plan yapmamız lazım ve benim 2 tane Tuncay abiye bayan ismi bildirmem lazım siyasi görüşün nedir onu da bilmiyorum Burcu” “İstanbul CHP İstanbul il yönetiminde olmak ister misin delege olarak” dediği, Cemile’nin “İstanbul il yönetiminde” “Eee olabilir tabi olur” dediği, M. Ağırel’in “Tamam ben senin ismini Tuncay abiye vericem Tuncay abi sizle görüşecek” “Kimseye söylemezsen bunu il yönetimine gireceksin” dediği,
Tape No:8150, 11.03.2008 tarihinde N.G. ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; M. Ağırel’in yanındaki şahsa “H. P. üniversite mezunumuydu bak üniversite mezunu olsa CHP il delegesi yapardık onu şimdi” dediği ve telefonu açan Nuray’a “Abla şimdi sana çok kısa bir şey anlatmam gerekiyor acil” “İstanbul CHP il delegesi olarak yer almak istermisin CHP nin içerisinde abla” “CHP İstanbul il örgütünde yer almak istermisin delege olarak” “Ben hemen ol diyorum abla çünkü Tuncay arıyacak sizi Tuncay abi benden haber bekliyor şimdi” dediği, Nuray’ın “Tamam peki siz öyle istiyorsanız olur” dediği, M. Ağırel’in “Ol abla bizim içerde silahımız olması lazım” “Olsun biz yapıcaz işte abla seni orda il delegesi yapıcaz” dediği,
Tape No:7505, 11.03.2008 tarihinde Tuncay Özkan ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; M. Ağırel’in “Söyliyim abi isimlerini” “N.G. cep telefonu da vereyim” “0 538 4……0” “Bu kadın biliyorsun abi Doğuş Üniversitesi Öğretim Üyesiydi emekli oldu şimdi” dediği, A. T. Özkan’ın “Peki başka öteki” dediği, M. Ağırel’in “B. Ş.” “31 yaşında kadın 3 tane dil sahibi çevirme görevi yapıyor şu anda” “Kendine ait iş yeri var çevirmenlik yapıyor” dediği, A. T. Özkan’ın “Bunlar bizim sözümüzden çıkmaz” “Sessiz kalacaklar” “CHP liler bunlar CHP üyesi mi biliyor musun” dediği, M. Ağırel’in “İkisi de CHP li zaten abi” dediği,
Tape No:8151, 12.03.2008 tarihinde C.B.Ş. ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; Cemile’nin “İ.B. diye bir bayan aradı beni biraz evvel Kadıköy Belediye başkan yardımcısı” “Saat 17 de beni CHP Şişhane İl binasına çağırdılar da sen bundan bu konu hakkında bilgin var mı” dediği, M. Ağırel’in “Tamam onlar işte” dediği, Cemile’nin “Onlar dimi dün konuştuğumuz olay” dediği, M. Ağırel’in “Hadi hayırlı olsun süreç başladı” dediği, Cemile’nin “Yani Tuncay bey arıyacak diye düşündüm de ben o yüzden” dediği,
Tape No:8152, 16.03.2008 tarihinde N. G. ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; Nuray’ın “Ben çok yorgunum annem ilk ameliyatı atlattı ben bugün dönüyorum seni şunun için aradım, Gürsel başkan aradı beni döner dönmez beni arayın ulaşın dedi telefonunu zaten kaydettim onunla görüşmeden önce sizinle görüşmem gerekir mi” dediği, M. Ağırel’in “Yok yok direkt Gürsel Gürsel başkanı biliyorsun İstanbul CHP başkanı”

3- Şüpheli Levent Ersöz

Şüpheli Emniyet Beyanında:
Şüpheli Levent Ersöz Emniyetteki ifadesinde susma hakkını kullanmıştır.
Şüpheli Savcılık Beyanında:
Şüpheli Levent Ersöz’ün Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde özetle; Ergenekon Silahlı Terör Örgütüiçersinde üst düzey sorumlu olarak faaliyet göstermek ve yürütme organını devirmeye teşebbüs ve yürütme organına karşı isyana tahrik suçları, ayrıca sahte kimlik kullanmak ve sahte kimlik ile Türkiye'ye giriş yapmak hususları hatırlatılıp sorulduğunda; 2005 yılında Bilecik Jandarma Er Eğitim Tugay Komutanlığından emekli olduğunu, 30 Haziran 2008 tarihinde kendi pasaportu ile İstanbul Atatürk Hava Limanından kendi pasaportu ile Moskova’ya gittiğini, Polus isimli Rus şirketinin ürettiği sismik detektörlerinin üretimi ile ilgili şirket tarafından davet edildiğini, şirketin üretimini inceleyip Türkiye’de pazarlamak için araştırma yaptığını, Moskova’da kaldığı süre içerisinde Alfa, Beta ve Gama isimli birbirine bağlı otellerde kaldığını, daha sonra Ukrayna Kiev’e gittiğini, burada kendi imkânlarıyla bulduğu bir evi kiralayıp kaldığını, Türkiye’deki gelişmeleri takip ettiğini, sağlık problemlerinin çıkması üzerine Türkiye’ye dönmeye karar verdiğini, Türkiye’ye rahat girebilmek için İvan isimli yabancı şahıs adına düzenlenmiş sahte pasaport ile deniz yolundan 20.11.2008 günü Zonguldak’tan giriş yaptığını beyan etmiştir.
Üzerinde bulunan Mehmet Orhan G. adına düzenlenmiş sahte kimliğin Türkiye’ye geldiğinde eşi Muzaffer E. tarafından kendisine verildiğini, Türkiye’ye geldikten sonra tedavisi ile ilgilendiğini, sadece ailesi ile görüştüğünü, başka kimse ile görüşmediğini beyan etmiştir.
Şüpheli Sorgusunda:
Kendisinin 30 yıl kamu hizmeti yaptığını, bu süre içersinde kanunun verdiği yetkiler dışına çıkmadığını, amirlerinin emirlerini uyguladığını, generalliği döneminde Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı, Bursa Jandarma Komutanlığı, Ankara Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire başkanlığı ve Bilecik Er Eğitim Tugay Komutanlığı yaptığını beyan etmiştir.
30.06.2008 tarihinde yurt dışına çıktığını, 20 veya 21.11.2008 tarihinde yurda döndüğünü, arandığını döndükten sonra öğrendiğini, yurtdışında iken ailesi ile ara sıra görüştüğünü, ancak arandığı ile ilgili bir şey söylemediklerini, yakalandığında üzerinde bulunan Mehmet Orhan G. adına düzenlenmiş nüfus cüzdanını ailesinin verdiğini, kendisinin de kullanmaya başladığını, yurt dışına gitmeden bir operasyon yapılacağından haberinin olmadığını beyan etmiştir.
Örgüt içersinde olduğu iddia edilen kişilerden Cihangir Hasanoğlu ve Mustafa Koç’u tanıdığını, bu kişiler ile 2003 Ağustos ayından 2004 Ağustos ayına kadar emri altında çalıştıklarını, Sinan Aygün’ü Ankara’da görev yaptığı sırada görüştüğünü, kendisinin ve Mehmet Şener Eruygur’un ziyaretine geldiğini, Mustafa Balbay’ı gazeteci olması sebebiyle tanıdığını, bir iki defa ziyaretine geldiğini, “Cumhuriyet Gazetesinde genç subaylar rahatsız” diye haber çıktığını, Genel Komutanın takdiri üzerine kendisini çağırıp haber ile ilgili görüştüğünü, Ergün Poyraz’ı koruma meselesi ile ilgili tanıdığını, İstihbarat Daire Başkanı olmadan önce Ergün Poyraz’a koruma tahsis edildiğini, ayrıca emekli olduktan sonra bir kitabını getirdiğini, bir kez de karşılaştıklarını, Ergün Poyraz’ın resmi kayıtlı haber elemanı olduğundan haberi olmadığını, komutanlığı döneminde haber elemanı olarak para ödemediğini beyan etmiştir.
İsmail Yıldız’ı araştırma şirketi başkanı olarak bildiğini, İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde iki kez kendisini ziyaretine geldiğini, emekli olduktan sonra bir kez üniversitedeki bir konudan dolayı görüştüğünü,
Erdal S.’i meslektaşı olması sebebiyle tanığını, Yalçın Tanfer’in şikâyetçi olduğu bir konuyla ilgili soruşturmaya baktığını, Hasan Atilla Uğur’un Teknik Daire Başkanı olarak emrinde görev yaptığını,
Jandarma Genel Komutanlığı içerisinde Cumhuriyet Çalışma Grubu diye bir oluşum olmadığını, İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde böyle bir olaya tanık olmadığını, Mustafa Koç ve Enver Özkan’ı emri altındaki subay olmaları sebebiyle tanıdığını, bu kişilerin Cumhuriyet Çalışma Grubunda görev almalarının mümkün olmadığını, Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetleri raporlarıyla ilgili hiçbir bilgisinin olmadığını, emrinde ve yakın olan çalışma arkadaşlarının kendisinden habersiz bu gurup içerisinde yer almalarının mümkün olmadığını,
İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde kendisini ziyarete gelen kişilerin bazılarının ses ve görüntülerini üstlerinin emri üzerine çektirdiğini, bunları daha sonra Jandarma Genel Komutanlığına sunduklarını, ziyaretine gelen Cem U., Bedrettin Dalan, Kıvanç D., Turgut A. ile bu şekilde görüştüğünü, bu kişilerin kendilerine iletmek istedikleri şeyler olduğunu, bu maksatla şahıslarla görüştüklerini, bu kişilerin bir kısmının Jandarma Genel Komutanını ziyaret ettiklerini, oradan yönlendirme ile kendisine geldiklerini,
Nuray B.’ı gazeteci olarak tanıdığını, birkaç ziyaretine geldiğini, genel konuları karşılıklı konuştuklarını, Mehmet Emin K.’in iş adamı olduğunu, Jandarma Genel Komutanı tarafından kendisine gönderildiğini, Emin Şirin’i tanıdığını, kendisinden önce İstihbarat Daire Başkanlığına gelip gittiğini, birkaç kez kendisini ziyarete geldiğini, genel konularda, ülkenin içinde bulunduğu ortam ile ilgili görüştüklerini,
Ömer Faruk E.’yi bir arkadaşı vasıtasıyla tanıştığını, 2006 yılında Ankara’da Liman lokantasında yemek yediklerini, kedilerinin dışında Yargıtay savcısı Mehmet Ş., Emekli Binbaşı İlhan Ö.’ın da katıldığını, bu yemekte Ergun Poyraz’ın olmadığını, genel konularda sohbet yaptıklarını, AKP ve kapatılmasıyla ilgili hiç bir şey konuşmadıklarını,
Yüksel Dilsiz’i İstihbarat Daire Başkanı olduğu dönemde tanıdığını, haber elamanı olarak İstihbarat grup Komutanlığına yönlendirdiğini, birkaç ay çalışıldığını, ancak tutarsız bulduğundan dolayı ilişiğini kesip takibe aldıklarını,
Fulya Deniz’in kızı olduğunu, Mehmet Şener Eruygur ile telefon görüşmesi ve mesaj atmasından sonradan haberinin olduğunu, kızının emekli olmasını hazmedemediğini, emekli olduktan sonra Mehmet Şener Eruygur ile bayramlarda görüştüğünü, kızının psikolojik sorunları olduğunu, Mehmet Şener Eruygur ile görüştüğünde kendisine bir zarar gelebileceğini düşündüğünden arayıp mesaj çektiğini beyan etmiştir.
Kendisinin ordu içersinde bir darbe girişiminden bilgisinin olmadığını, Nuray B. aracılığı ile tanıdığı bir araştırma şirketinin başında olan Faruk D.’in kendisine dört sayfadan ibaret sunular gösterdiğini, bu sunuların darbe ile ilgili olduğunu, bunların ayrıntılı olmadığını, kutucuklar içerisinde bazı şeylerin olduğunu, içeriğini tam olarak hatırlamadığını, bunları dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’a götürüp bilgilendirdiğini, Mehmet Şener Eruygur’un “komutan olarak gereğini yaparım” dediğini, gereğini yapıp yapmadığını bilmediğini, bu görüşmede Faruk D.’in olmadığını, Faruk D.’i daha sonra bir general arkadaşının yanına götürdüğünü, burada anlattıkları içersinde Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod isimli darbeler olup olmadığını bilmediğini beyan etmiştir.
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Ö.’in günlüklerinden ve içeriğinden bir bilgisinin olmadığını,
İbrahim Çiftçi’nin öldürülmesi ile ilgili hiçbir bilgisinin olmadığını, Ulusal Birlik Hareketi isimli bir oluşumla ilgisinin olmadığını, İstihbarat Daire Başkanı olarak ve diğer görevlerinde hukuka aykırı veri ve bilgi toplayıp saklamadığını, yaptığı tüm çalışmaları görevden ayrılırken bıraktığını,
Bülent Ersöz’ün abisi olduğunu, emlak komisyonculuğu yaptığını, Bülent Ersöz’e belge, bilgi ve doküman vermediğini, Bülent Ersöz’den ele geçirilen belge, doküman ve veriler ile hiçbir bağlantısının olmadığını beyan etmiştir.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne 07.07.2008 günü yapılan ihbarda; ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasında aranan Levent Ersöz’ün bütün evraklarının kardeşi Bülent E. tarafından muhafaza edildiğinin bildirilmesi üzerine, şüpheli Bülent E.’ün ilimiz Üsküdar ilçesi Şerif Kuyu sokak ferah Palas Apartmanı No:14/13 sayılı yerde yapılan arama sonucunda,
—(39) sayfadan ibaret Ulusal Güv. ve Str Araştırmalar Derneği Suriye ve Bölgesel Durum (Str.Araştırma Raporu) Ank-1995 ile başladığı, içeriğinde ülkemize komşu bir ülkenin coğrafi, devlet yapısı, nüfus hareketleri, sosyal göstergeleri, etnik yapısı, ekonomik ve teknolojik yapısı, siyasal durumu, terör bağlantıları ve Ortadoğu ile ilgili değerlendirmelerin bulunduğu doküman olduğu,
-(18) sayfadan ibaret dokümanın, ilk iki sayfasında 24 Ocak 1996 tarihli Sabah gazetesi yazarları Sedat S. ve Mehmet Ali B.’ın ülkemize komşu ülkeler ile ilgili değerlendirmelerinin bulunduğu, 16 sayfanın ise ülkemizin politik ve askeri durumu ile ilgili yapılan bir röportaja ait doküman olduğu,
-(8) sayfa Gizli ibareli Ocak 1996 tarihli Bekir K. Kur.Kd.Alb. M.Strj..Md.V ibaresi ve imza bulunan dokümanın, ülkemize komşu bir ülkenin sosyal, siyasi, ekonomik ve askeri bilgilerin olduğu,
-(73) sayfa Gizli ibareli dokümanın 01-41’e kadar ülkemize komşu bir ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal durumu ile ilgili bilgilerin olduğu, 42’den-52’ye kadar olan kısmın başında İsth. Bşk.lığı yazdığı, içeriğinde bahsedilen ülkenin PKK terör örgütüne desteğini sürdürdüğüne ilişkin dikkat çeken hususlar şeklinde başlayıp, PKK terör örgütü ile ilgili istihbari bilgilerin olduğu, 53’den-64’e kadar numaralandırılmış bölümün başında elle İsth Bşk.lığı yazdığı, İçeriğinde ise PKK Örgüt Evleri, Silah Depoları Ve Harekat Merkezleri İle İlgili Kroki ve Bilgilerin bulunduğu doküman olduğu, 65’den 73’e kadar numaralandırılmış bölümün başında elle Yzb. Erhan’dan alındı yazdığı, içeriğinde ise, sınırımızı aşan akarsular ile ilgili izlenecek politika ile ilgili görüş ve öneriler ile ilgili bilgilerin bulunduğu, 73 numara verilmiş sayfanın sonun da, Mehmet Ç. J.Kur.Kd.Bnb. Gn.Pl.P.ve Koor.Ş.Md. Tel:4560 yazdığı ve imza bulunan doküman olduğu,
—1 den 41 e kadar numaralandırılmış Jandarma Genel Komutanlığına hitaben Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğ

30-Şüpheli Selim UTKU Gümrükçü

Emniyet beyanı
İzmir’de yayınlanan Haftalık Dönemeç isimli gazetenin ortağı olduğunu, Bizkaçkişiyiz Derneğinin kurucu başkanı ve halen genel başkanı olduğunu,
Şüphelilerden Murat Ağırel’i 2006 yılının Aralık ayında İzmir’de düzenlenen Kubilay’ı Anma mitinginde tanıdığını, kendisinin Memleket Sevdalılar Derneğinin Genel Başkanı ve Bizkaçkişiyiz Platformunun İstanbul İl Başkanı olduğunu,
Mesut Özcan’ı Tuncay Özkan’ın doktoru olması ve Cumhuriyet Mitinglerinde Tuncay Özkan’ın yanında görmesi sebebiyle tanıdığını,
Tanju Güvendiren’i emekli askeri savcı olarak tanıdığını,
Evrim Baykara’yı Bizkaçkişiyiz Derneğinin genel sekreteri ve arkadaşı olması sebebiyle tanıdığını,
Adnan Bulut’u 2005 yılından beri tanıdığını, bu şüphelinin Kanaltürk’ün bir dönem haber müdürlüğünü yaptığını,
Hüseyin Nazlıkul’u Tuncay Özkan’ın doktoru olarak tanıdığını,
Tuncay Özkan’ı 2005 yılının Mart ayında İzmir’de düzenlenen bir kongrede tanıdığını,  Kanaltürk televizyonunda bulunduğu sırada kendisi ile görüştüğünü, samimi olduklarını, kendisinin üyesi olduğu Bizkaçkişiyiz Platformunun kurucusu olduğunu, bu nedenle kendisi ile sık sık fikir alış verişinde bulunduklarını,
Hakkında işlem yapılan diğer şüphelileri tanımadığını, ele geçen örgütsel dokümanlar hakkında bilgisinin olmadığını,
Bizkaçkişiyiz platformunun 13.09.2007 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan’ın Kanaltürk televizyonunda yaptığı bir çağrı üzerine aynı isimdeki internet sitesinin kurulması ile buraya üye olan şahıslar tarafından kurulan bir sivil toplum örgütü olduğunu, üyeler tarafından kendisinin Ege Bölge Başkanı olarak seçildiğini, 2008 yılının Ocak ayında 8 arkadaşı ile birlikte Bizkaçkişiyiz derneğini kurduklarını, kendisinin dernek başkanı olduğunu, yasal izinli olarak mitingler düzenlediklerini, telefon görüşmelerinin dernek faaliyetleri ile ilgili olduğunu,
Tuncay Özkan’ın bir parti kurmak istediğini, il, ilçe, belde yöneticilerine kendisinin seçmesini istediğini, bunun üzerine kendisinin Karadeniz Bölgesinde illeri dolaşarak çeşitli görüşmeler yaptığını, Tuncay Özkan’ın 19.06.2008 tarihli telefon görüşmesinde geçen konunun bu olduğunu,
Ele geçen 14 sayfalık “PKK terör örgütünün dış ülkelerdeki faaliyetleri ve iç yapısı”  başlıklı dokümanı 2003-2004 yıllarında bir arkadaşının verdiğini, o tarihte Çiğli’de yerel bir gazete çıkardığı için incelediğini, güvenilir bulmadığı için yayınlamadığını,
Ele geçen 15 sayfalık SESAR antetli Yeni Milis başlıklı belgeyi www.sesar.com isimli internet sitesinden okumak amacıyla indirip yazdırdığını,
Evinde yapılan aramada ele geçen Sony marka ses kasetinde kayıtlı bulunan seslerin 2006 yılının Kasım ayında Tuncay Özkan ile yapmış olduğu bir röportaj denemesine ait olduğunu beyan etmiştir.
Savcılık beyanı
Emniyette vermiş olduğu ifadesini tekrarla Bizkaçkişiyiz Derneğinin Genel Başkanı, ADD ve CHP üyesi olduğunu, şüphelilerden Adnan Bulut, Murat Ağırel, Mesut Özcan, Hüseyin Nazlıkul, Tanju Güvendiren, Evrim Baykara, Tuncay Özkan’ı tanıdığını,
Şener Eruygur’u ADDnde tanıdığını, bu şüpheliyi ADD’nin Genel Başkanlığından indirmek amacıyla karşı adayları destelediklerini,
Bizkaçkişiyiz Derneğini seçimlerden sonra muhalefeti güçlendirmek için kurduklarını,
Tuncay Özkan’ın kendisi ile ilgili haberler çıktıktan sonra ATV televizyonuna yumurta atılması talimatını verdiğini, ancak kendilerinin yumurta atmadıklarını,
PKK ile ilgili gizli belgeyi üniversitede bir arkadaşından aldığını, hiçbir yerde kullanmadığını,
“Ataevleri” isimli belgeyi, bununla ilgili çalışmayı hiç duymadığını, Tuncay Özkan ile aralarında her hangi bir maddi ilişki bulunmadığını, Bizkaçkişiyiz Derneği ile ilgili bazı konularda talimatlar verdiğini, bazı kişileri CHP’ye üye yapmak istediklerini, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
Sorgu beyanı
Şüpheli tutuklanma talebi ile sevk edildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki 27.09.2008 tarihli sorgusunda demokratik kütle örgütlerinde yasal çerçevede çalıştığını, Bizkaçkişiyiz Derneğinin genel başkanı, aynı platformun Ege sorumlusu olduğunu, bu nedenle Ahmet Tuncay Özkan ile görüşmelerinin bulunduğunu, bu görüşmelerin Cumhuriyet Halk Partisi, ADD ve Bizkaçkişiyiz Platformu ve Derneği ile ilgili konular olduğunu, terör örgütleri ile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.

Şüphelinin İzmir Ege Kent Mahallesi 8831. Sokak Aydınlar Apartmanı No:63/18 sayılı adresinde yapılan aramada ele geçen 14 sayfadan oluşan Gizli ibaresi yazılı ve başlık kısmında PKK terör örgütünün dış ülkelerdeki faaliyetleri ve iç yapısı ile başlayan Kocka Kürdistane (Lawan) ibaresiyle son bulan dokümanın;
PKK terör örgütünün Türki Cumhuriyetlerdeki faaliyetleri başlığında PKK terör örgütünün Türki Cumhuriyetlerinde, Avrupa Ülkelerinde faaliyetleri, sorumlularını kimler olduğu ve PKK’nın örgütlediği birliklerden bahsettiği,
ORDU-ARGK(Arteşe Rızgarıya Gele Kürdistan) (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) işlevi ve yapısı başlıklı yazıda ARGK’da başkomutan olarak Abdullah Öcalan’ın gösterildiği bunun haricinde Yüksek Askeri Konsey, Genelkurmaylık, AnaKarargah, Alt Komuta karargahları, Birlikler ve milis komutanlıkları şeklinde PKK terör örgütünün Askeri yapılanmalarından bahsedildiği
PKK’nın Ortadoğuda ki rolü başlığının altında Lübnan, Kuzey Irak, Libya ve İran ülkesindeki bağlantılarından ve bu ülkelerden gelen uyuşturucuları terör örgütünün yönlendirdiğinden bahsedildiği,
PKK’nın “Suriye Bağlantısı ve PKK’nın Uyuşturucu Ekimi Kürt Mafyası ve Uyuşturucu Trafine Yön Veriyor” başlığında ise terör örgütünün uyuşturucu trafiğini yönlendirildiğinin anlatıldığı,
PKK’NIN “Televizyon Kanalları Gazete Dergileri ve İnternetteki Büroları” başlıklı yazılarda terör örgütünün yayın yaptığı yayın organlarının kuruluş tarihleri ve frekansları yazılı olduğu görülmektedir.
Ergenekon sanıklarından olan Ergün Poyraz’ın yazmış olduğu 15 sayfadan oluşan SESAR antetli kağıtlara yazılmış “YENİ MİLİS (çözülme sürecine akıllı direniş için; kanın son damlasından önce beynin son hücresine kadar mücadele gereği)” ibaresiyle başlayan çorbada tuzumuz olsun kaygısı ile kaleme alınmıştır ibaresiyle son bulan dokümanda;
2.sayfada Raporun özeti başlığı altında 4 maddeye ayırdığı “…..böyle bir ortamda vatanı kurtarmak gittikçe kahve sohbeti malzemesi olmaktan çıkıp belli dinamiklere doğru kanalize edilen patlamaya hazır bir enerji olarak havada asılı duruyor.Bu enerjinin dengesizliği “Kurtlar Vadisi” gibi toplumsal histerilerin katkısı ile artırılırken ülkeyi kontrol altına almaya çalışan dış ve iç güçler direnişi de kontrol etmek için alt yapılarını şimdiden kuruyorlar…”
A maddesinde “Kurşun geleneği en sona saklanması gereken ve akılla kontrol edilmediği taktirde vatanı kurtarmayı soyunanları vatanı parçalamayı hedefleyenlerin maşası haline getirecek tehlikeli bir gelenektir.”,
B maddesinde “vatanperverlerin bir direniş/mücadele zeminini şimdiden hazırlama gereği tartışılamaz fakat bu çok akıllı uzun soluklu ve kendi iç ve dış meşruiyetini sürekli üreten bir çerçevede kurulmalıdır”,
D Yeni mücadele zemini; “kurşundan” önce aklı devreye sokarken; mücadelenin temel çatısı, bilgi, teknoloji, sermaye ve sosyal ilişki alanında çalışacak özel milisler üzerine kurulmalıdır. 100. Yılda; bir adsız kahramanlar mezarlığı ile değil de,  bağımsız, üniter ve güçlü bir Türkiye yaratılmak isteniyorsa; vatanperver güçlerin; güçlerini asimetrik olarak uygulayabilecekleri ve nefeslerini zamana yayacakları bir yapının kurulması; elzemdir. Zaman; kanın son damlasına kadar değil; beynin son hücresine kadar mücadele zamanıdır.
5.sayfasında “Mevcut Dinamiğin Zaaf Noktalar”ı başlığı altında 7 madde olduğu;
A maddesinde “bu ülkenin vatandaşlarının ülkelerine sahip çıkmaları bir lüks değil, ödevdir”,
B maddesinde “Bu ödevin nasıl icra edileceğinin tartışılabilecek bir çok noktası olsa da; bu görevin ancak organize ve bilinçli bir altyapı üzerinden icra edilebileceği konusunda herkes hemfikirdir”,
C maddesinde “Fakat tek yadsınamaz gerçek; ne yapılacaksa yapılsın uzun soluklu olmak gereğidir”,
D maddesinde “Ülke elden gidiyor” psikolojisi mutlaka aşılmalıdır. Bu psikoloji; acele ve umutsuz hamlelerle birlikte uzun vadeli ümidi hepten yokedecek hataları beraberinde getirecektir”,
G maddesinde “Hedef; bütün gücü tek bir sıklet noktasında toplayan güç birliği değil; sıklet noktasını dağıtan GÜÇ AĞI kurmak olmalıdır.”  şeklinde mevcut dinamiğin zaaf noktaları başlığı altında sıralanmış maddeler bulunmaktadır.
7. sayfasında “Geminin yönetimini tekrar nasıl ele alırız?
“Olaya bu açıdan yaklaşılmasının, mücadelenin niteliği ve niceliği açısından şu tip faydaları olacaktır:
Mücadeleyi verecek insanlar; kaybediyoruz psikolojisi ile değil, tekrar geri kazanıyoruz psikolojisi ile çok daha sağlıklı ve dirayetli şekilde hareket edeceklerdir.
Mücadele sürecinde yaşanan hayalkırıklıkları, “yenilmişlik” hissini değil, “nerede hata yaptık, nasıl daha iyi yaparız” psikolojisini güçlendirerek, süreci sağlamlaştıran etki yapacaktır.
Mücadeleyi yürüten odaklar arasında, “kaybetmekten” dolayı birbirini suçlama eğilimi azalacak ve dolayısı ile GÜÇ AĞI ‘nın farklı odaklarının birbirlerine karşı manipule edilme riski azalacaktır.
Kazanılan her adım, doğru yolda bir adım olarak benimsenerek morali yükseltecektir. Aksi takdirde her kaybediş ve hatta hareketsizlik anı bile, “zaman geçiyor, geç kalıyoruz” psikolojisi ve sıfır noktasına yaklaşma duygusu ile  paniği ve hata payını daha da arttıracaktır.”,
11. sayfanın son kısmında başlayan ve 15. sayfaya kadar  devam eden “ Farklı Kategoriler, Farklı İşlevler” başlığı altında 5 madde olduğu,
“Sözkonusu heterarşik liderlik mekanizması ile koordineli bir şekilde “milisleşecek” vatanperverleri üstlenecekleri işlevlere göre dört ana kategoriye ayırabiliriz. Bunlar :
Bilgi
Teknoloji
Sermaye
Sosyal
Operatif
Bilgi Milisi: Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı; bulunduğu konum ve kendi kişisel çevresi üzerinden bir bilgi akışının seyircisidir. Bu bilgi akışını; ülke yararına izlemek, değerlendirmek ve gerektiğinde kullanmak, mücadelenin sinir noktalarından birini oluşturacaktır.
T

31-Şüpheli Mahir Akkar,

Emniyet beyanı
Ankara’da Hukuk Mahkemelerinde kooperatif ihtilafları, basın ve trafik kazaları ile ilgili bilirkişi olarak görev yaptığını, çeşitli derneklerde kurucu olarak üye olduğunu,
09.04.2008 tarihinde Mesut Özcan ile yapmış olduğu telefon görüşmesini Ankara İdare Mahkemesi Başkanı vasıtası ile tanıdığı doktor olan Mesut Özcan ile yaptığını,   kendisinin hazırladığı Yehova Şahitleri tarikatı ile ilgili bir CD’yi Kanal Türk yöneticilerine verdiğini, bu kanalda televizyon programı yapmak istemesi ile ilgili görüşme olduğunu,
16.04.2008 tarihinde Mesut Özcan ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde kendisine beyefendi denilen şahsın Tuncay Özkan olduğunu, İdare Mahkemesi Başkanının kendisini aracına alarak Mesut Özcan ‘ın işyerine götürdüğünü, buraya gittiklerinde Tuncay Özkan’ın bürodan ayrıldığını öğrendiklerini, aynı kişi ile eve dönerken içinde Danıştay’ a saldırı yapan kişiler ile ilgili görüntüler bulunduğunu söylediği bir CD nin kopyasını kendisine verdiğini, bu CD nin nerede olduğunu bilmediğini,
16.04.2008 tarihinde telefon ile görüştüğü ERDoğan isimli kişinin TRT Denetim Kurulu Üyesi olan bir kişi olduğunu, bu şahsın Tuncay Özkan’ı tanıması sebebiyle kendisine referans olabileceğini söylediği için bu görüşmeyi yaptığını,
Diğer telefon görüşmelerinin mesleği ile ilgili görüşmeler olduğunu,  farklı kişilere ait değişik yargı mercilerindeki dosyalar hakkında yapılmış görüşmeler olduğunu,  SELİM isimli şahıs ile yapmış olduğu görüşmelerin bu şahsın boşanma davası açtığı eşinin takip edilmesi ile ilgili olduğunu,
Evinde ele geçen 7,65 mm çaplı tabanca mermilerinin daha önceden taşıma ruhsatlı olan ancak sonradan ruhsat süresi yenilenmeyen tabancasına ait olduğunu,  tabancayı teslim ettiğini, talep edilmediği için mermilerin kendisinde kaldığını, yasadışı Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile bir ilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.
Savcılık beyanı
Emniyet aşamasında vermiş olduğu savunmasını tekrar ederek bu soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan kişilerden Sinan Aygün’ü açmış olduğu bir dava sebebiyle tanıdığını,
Tuncay Özkan’ı medyadan tanıdığını,  kendisi ile hiçbir şekilde görüşmediklerini,
Mesut Özcan’ı Ankara İdare Mahkemesi Başkanı olan bir arkadaşı vasıtası ile tanıdığını, şahsın doktor olduğunu, arkadaşı ile birlikte Mesut Özcan ‘ın muayenehanesine gittiklerini, amaçlarının Tuncay Özkan ile görüşmek olduğunu, ancak görüşmediklerini, Kanal Türk’te program yapmak için girişimde bulunduğunu, ancak bu düşüncenin gerçekleşmediğini,
Telefon görüşmeleri ile ilgili emniyet müdürlüğünde vermiş olduğu açıklamalarını aynen tekrar ettiğini, aramada ele geçen tabanca mermilerinin bir ara ruhsatlı bulunan tabancasına ait olduğunu, silahı emniyete iade ettiğini, mermilerin kendisinde kaldığını,  Müdafaai Hukuk Partisi 1 Nolu Eylem Planı başlıklı dokümanı bu partinin Ankara İl Başkanlığını yapan arkadaşı tarafından partiye üye olması için verildiğini,  kendisinin üye olmadığını, dokümanın kendisinde kaldığını,  ele geçen kuru sıkı tabancanın kendisine ait olduğunu, üzerinde her hangi bir değişiklik yapmadığını, sadece bulundurduğunu, yasadışı terör örgütü ile bir ilgisinin bulunmadığını beyanla hakkındaki suçlamaları kabul etmemiştir.
Sorgu beyanı
Şüpheli adli kontrol uygulanması talebiyle sevk edildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğindeki sorgusunda, önceki aşamalarda vermiş olduğu savunmalarını tekrar ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

Şüphelinin ikamet ettiği Emek Mahallesi Kazakistan Caddesi No:108/2 Çankaya Ankara adresindeki evinde 23.09.2008 tarihinde yapılan aramada;
-Müdafai Hukuk Hareketi Partisi 1 Nolu Eylem Planı başlıkla doküman,
-1 Nolu Eylem Planı Doğrultusunda Yapılacak Eylem Ve Eylemlerin Planlanması- Uygulaması – Denetim Ve Değerlendirilmesi başlıklı doküman,
-İl Başkanlıkları başlıklı bilgisayar çıktısı,
-Çok sayıda CD/DVD,
-Aynı evin büro olarak kullanılan odadaki kütüphanenin çekmecesinde Woltra Combat Mod.85 Cal. 9mm P.A. marka kuru sıkı tabanca ve şarjörünün içerisinde 7 adet dolu, poşet içerisinde 95 adet kuru sıkı fişek ele geçirilmiş, yapılan incelemede bu tabanca ve fişeklerinin 6136 sayılı Yasa kapsamında bulunmadığı tespit edilmiştir.
Şüphelinin babasının ikamet ettiği Emek Mahallesi 66. Sokak (23. Sokak) No:14/14 Çankaya Ankara adresindeki evinde 23.09.2008 tarihinde yapılan aramada kutu içerisinde 7,65 mm çaplı MKE yapımı 168 adet tabanca fişeği ele geçirilmiş, yapılan incelemede bu fişeklerin 6136 sayılı Yasa kapsamında bulunduğu tespit edilmiştir.

09.04.2008 günü saat: 20.51’de Mesut Özcan ile yaptığı görüşmede; M.Özcan’ ın “Merhaba Doktor Mesut Özcan ben” dediği, M. Akkar’ın “Merhabalar Mahir Akkar ben  merhabalar nasılsınız” “Hamdolsun valla boğuşup duruyoruz ya Mesut beycim şimdi Cengiz sevgili arkadaşım şey yapıyorda bu CD  olayını  yani ben ... kaç senedir çarpışma halindeyim yani  bu AKP nin kapatma olayını ben ta 25.11.2005 te vermiştim zaten Yargıtay Başsavcılığına” “O zamanda  internette hepsi  kayıtlı Mahir Akkar diye girerseniz” “Var yani türbanla ilgili ilk davayı açan benim bunlarla belediye başkanları hakkında  suç duyuruları bir  taraftan Cumhurbaşkanlığı seçimi iptal davası  onuda ben açtın kıran kırana kapışmış durumdayız” dediği,  M.Özcan’ ın  “Anladım şimdi bakın şöyle ben cuma yada cumartesi günü bir görüşme sağlarım” “Oturur beraber görüşürsünüz ama bu CD işi  çok  uzun zamandan beri bekliyor” “O yüzden onu yarın alabilirsem link  aracılığıyla hiç olmazsa geçebilirim” dediği, M. Akkar’ın “Yani siz mi  diyorsunuz ben alayım geçeyim” dediği, M.Özcan’ ın “Ben alayım link aracılığıyla geçerim postaya falan vermem cuma günü yada cumartesi günü geldiği zaman mutlak süretle sizi görüştürürüm bu konuda müsterih olun” “Siz Cengiz beye verin yarın arkadaşım gelir Cengiz beyden alır” dediği, M. Akkar’ın “Ama bizim isteğimiz dışında bi yanına falan sokulursa” dediği, M.Özcan’ ın “Bakın  ben size şunu söyliyim biz hiç bir zaman bizi ulaşanın bilgisi dışında ve oluru dışında siz  bana vermiş olsanız  dahi şüphelinin sözel konfirmasyonunuz olmadan asla hiç bir yerde hiç bir şekilde  kullanılmaz” dediği, M. Akkar’ın “O konuda bir anlaşma sağlarsak yayınlansın tabi sorun değil” dediği, M.Özcan’ ın “Bakın şöyle söyliyim size bizler insanların güvenini önce sağlamamız lazım güven bozucu ... asla ve asla girmeyiz siz bize bunu verdiğiniz zaman ve evet yayınlayabilirsiniz dediği andan itibaren ama hayır ben istemiyorum dediğin zaman gelip benden hesap sorun Cengiz bey beni tanır diğer arkadaşlar Cengiz bey aracılığıyla çok iyi tanırlar beni” dediği, M. Akkar’ın “Yani bunu ben başka kanallara falan şey yapmadım yani bunu karşılık bir bedel talebim olacak benim” dediği, şüphelinin “He hayır verebilirsiniz biz bu tür şeylerde asla ve asla bir ücret ödeyerek almayız bunu açıkca size söyliyim ama diğer kanallara vermek istiyorsanız verin ama” dediği ,
09.04.2008 günü saat 20.51’de Mesut Özcan ile yaptığı görüşmenin devamında; M. Akkar’ın “Hayır şimdi bende bunu kayıda ben değilimde yarın bi telefonlaşalım yani kayıdı alan ben değilim” “Bana bana anlatabiliyormuyum ben ikinci kişiyim neyse...” dediği, M.Özcan’ın “Kayıdı kim aldığını  ben biliyorum” dediği, M.Akkar’ın “Bu cd yi mi” dediği, M.Özcan’ ın “Hı hı orjinal kaydı kim aldığını biliyorum ben nerden çıktığını da biliyorum” dediği, M. Akkar’ın “He neyse telefonda bilemiyorum Adli camiadan mı” dediği, M.Özcan’ ın  “Hı hı şimdi siz şey yaparsanız bakın karşılıklı güven esastır” “Sorun değil bizim için ama asla ve asla bu tür şeylerde  biz hiç bir şekilde ücret ödemeyiz yani para karşılığı biz bunu almayız” dediği, M. Akkar’ın “Şimdi şu şekilde şaibe altında kalmayın yani ben anladığım için bunu bana verildiği için aklına birilerinin işte ben bişeyler temin etimde” dediği, M.Özcan’ ın “Onları yapmamaları için ben bi tane yazı veririm size  bu kayıt alınmıştır ve  hiç bir ücret ödenmemiştir diye” dediği, M. Akkar’ın “Yani işte yanlış şeyler  düşünülmesinden sıkılıyorum  olay o anlatabiliyor muyum” dediği, M.Özcan’ ın “Yok hayır onun muhattabı ben olurum onun muhattabı ben olurum isterseniz benim adımı verebilirsiniz” dediği, M. Akkar’ın “He he zaten ben Tuncay beyle bir program yapmak istiyorum yani bir sürü olayda imzamız var” dediği, M.Özcan’ ın “İsim vermeyin” dediği, M.Akkar’ın “Tamam yani ben  neyse  epey bi şey var çünkü imza attığım hadise var olay varda onun için” dediği, M.Özcan’ ın “Ve siz Cd yi olmazsa Cengiz beye bırakın onda sonra ben aldırırım onu bi şekilde” “Yarına çünkü bu işi bitirmem lazım benim yoksa yani beyefendi gelecek” dediği, M.Akkar’ın “Arkadaşımızla bi yanyana  gelirsek sevinirim yanlız  sevdiğimiz bir arkadaş” dediği, M.Özcan’ ın “Tamam ben onun garantisini veriyorum” dediği, M.Akkar’ın “Yani tamam ben şey yapayım o zaman Cengiz beye takdim edeyim onu siz” “Tamam ben şimdi Cengiz e onu şey yapayım vereyim siz aldırın” dediği, M.Özcan’ ın “Biz bi rant peşinde değiliz sizlerde öylesiniz” “Bu memleket için bişeyler yapmak lazım” dediği, M. Akkar’ın “Ya zaten girin google dan bakın benim neler yaptığımı göreceksiniz” dediği,
12.04.2008 tarihinde M. Özcan ile yaptığı telefon görüşmesinde; M. Akkar’ın “İyi günler Mahir Akkar ben nasılsınız” dediği, M.Ö’nın “Sağolun siz nasılsınız” dediği, M.A’nın “Sağolun size ulaştı galiba o şey aldınız mı” dediği, M.Ö’nın “Bırakmış Cengiz bey henüz bak o fırsatım olmadı çünkü hemen İstanbul a dönmek zorundayım şuan İstanbuldayım” dediği, M.A’nın “Öyle mi” dediği, M.Ö’nın “Evet” dediği, M.A’nın “Ben de bugün haber bekliyordum bir arada olabiliriz diye ama” dediği, M.Ö’nın “Bugün aniden dönmemiz gerekti çünkü toplantısı var şuanda toplantıya girecek” dediği, M.A’nn “Anladım ne zaman görüşebilecez” dediği, M.Ö’nin “Önümüzdeki hafta olabilir” dediği, M.A“ Önümüzdeki bana bugün denince” dediği, M.Ö’nin “Çarşamba günü olabilir” dediği, M.A’nın “Çarşamba günü” dediği, M.Ö’nın “Evet” dediği, M.A’nın “Peki ben sizden haber bekliyorum” dediği, M.Ö’nın           “Tamam oldu hı hı” dediği,  M.A’nın “Oldu kolay gelsin” dediği, M.Ö’nın “Teşekkü

32-Şüpheli Evrim Baykara,

Emniyet beyanı
Merkezi İzmir’de bulunan Bizkaçkişiyiz isimli derneğin kurucu üyesi olduğunu,
Şüphelilerden Ahmet Tuncay Özkan’ı 3-4 yıl kadar önce İzmir’de düzenlenen bir panelde tanıdığını, daha sonra görüşmelerinin devam ettiğini,
Murat Ağırel, Mesut Özcan, Adnan Bulut ve Hüseyin Nazlıkul’u 2 yıl kadar önce Cumhuriyet mitinglerinde tanıdığını,
Selim Utku Gümrükçü’nün 8-9 yıllık arkadaşı olduğunu,
Kendisinin bir dönem CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı olduğunu, Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı görüşmelerin kendisine  talimat verilmesi ile ilgili olmadığını, bu şüphelinin yaşça kendisinden büyük ve tecrübeli olduğu için fikrini olmak amacıyla kendisi ile görüştüğünü,
Telefon görüşmelerinin yasal sivil toplum faaliyetleri ile ilgili olduğunu, ADDnin başkanlık seçiminde Ahmet Tuncay Özkan ‘ın kazanması için çalıştıklarını, ayrıca bir kısım görüşmelerinin Bizkaçkişiyiz derneği adına resmi bağış toplanması ile ilgili olduğunu, yardımların makbuz karşılığı toplandığını, CHP’nin 2008 yılında yapılan kurultayında görevli olduğunu, görevinin katılımcıları organize etmek olduğunu, bu kurultayda Tuncay Özkan ile birlikte mevcut genel başkanı desteklediğini, bununla ilgili kimseden talimat almadığını,
Bir televizyon kanalında Tuncay Özkan ‘ın ERGENEKON ile irtibatlı olduğu yönünde yayın üzerinde Bizkaçkişiyiz platformu üyeleri ile birlikte televizyon önünde yapılan basın açıklamasına katıldığını, bu açıklama sırasında  hukuk dışı her hangi bir eylem yapılmadığını,
Evinde ele geçen dokümanların üyesi olduğu Bağımsız Cumhuriyet Partisine ait belge ve dokümanlar olduğunu, suç örgütü üyesi olmadığını beyan etmiştir.
 
Savcılık beyanı
Emniyet ifadesini tekrar ettiğini,  yasadışı her hangi bir eyleminin bulunmadığını, bu soruşturma çerçevesinde önceki aşamalarda gözaltına alınan, tutuklanan şüpheliler ile her hangi bir ilişkisinin bulunmadığını, kendisinin de üyesi olması sebebiyle ADD genel başkanı Şener Eruygur’u bir yada iki kez dernek kurultayında gördüğünü,
2007 yılında CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı olarak atandığını, bu dönemden sonra Ahmet Tuncay Özkan’ın parti ile ilişkisinin arttığını, CHP’de siyaset yapmak istediğini,
Bizkaçkişiyiz derneğinin genel sekreteri olduğunu, derneğin genel başkanının Selim Utku Gümrükçü olduğunu, derneğin 2008 yılı ocak ayında kurulduğunu, kuruluşuna Tuncay Özkan’ın öncülük ettiğini, bu dernek ile Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ‘un her hangi bir ilgisinin bulunmadığını, derneğin amaçlarını gerçekleştirmek ve masraflarını karşılamak amacıyla yasalara uygun olarak  bağış topladığını,
Mesut Özcan’ı Cumhuriyet mitinglerinden tanıdığını,  Tuncay Özkan ile ortak bir TV kanalı aldığını duyduğunu, kanalın ne şekilde alındığını bilmediğini,
Evinde ele geçen belgelerin kendisine ait olduğunu, suç unsuru bulunmadığını beyan etmiştir.
Sorgu beyanı
Şüpheli önceki aşamalarda yapmış olduğu savunmalarını tekrarla terör örgütü ile her hangi bir ilişkisinin bulunmadığını, Ahmet Tuncay Özkan ile ilişkisinin üyesi olduğu parti ve dernek faaliyeti ile ilgili olduğunu beyan etmiştir.
 

Şüphelinin İzmir Konak İlçesi Vatan Mahallesi Filiz Caddesi No:3/9  sayılı adresinde bulunan evinde 23.09.2008 tarihinde yapılan aramada;
-“BKK Türkiye Genel Toplantısı-1”, “Karadeniz’de çalışacak insan yok Pelin Sevgili” “Siyasi iktidarın niteliğini değiştirmek” “Acil Eylem komitesi kurulsun illerde”, “PKK değil, Kürtler”, “AKP İktidarının uzaklaştırılması için siyasal güç gerekiyor”, “23. sınır tugay komutanı:Doğu”, “10000 kişiden bir milyar” “Karşıyaka :Ertuğrul GÜNDÜZ” gibi notların yazılı olduğu,
-(1) adet ajandanın içinde “İzmir Menemen Seçimi Sarıgül tarafı kazanmış seçim iptali için ne yapılabilir, diye aranmışız. Menemen İlçe Gençlik Kolları Başkanı Melih DÖĞER 0544…” yazılarının küçük not kâğıdında yazılı olduğu,
-(2) adet 14 Haziran 2003 Ankara tarihli, 178 sayfalık BCP (Bağımsız Cumhuriyet Partisi) Yönetmelikler isimli el kitabı olduğu,
-(1) adet 24 Temmuz 2002 Ankara tarihli, 58 sayfalık BCP (Bağımsız Cumhuriyet Partisi) Tüzük isimli el kitabı olduğu,
-(1) adet 24 Temmuz 2002 Ankara tarihli, 115 sayfalık BCP (Bağımsız Cumhuriyet Partisi) Program isimli el kitabı olduğu,
-(1) adet Ulusal Gençlik Birliği, Tüzük Program Etkinlikler başlıklı 99 sayfalık el kitabı olduğu,
-(1) adet orta boy 2007 Şölen başlıklı ajanda, bu ajandanın içeriği incelendiğinde;
-“Seçim Sistemi örgütlenme yöntemi”, “Feridun G.: Çorum BKK, Aidatlı Üyelik sorun, Kanaltürk:Ulusal kanal nasıl ayakta kaldı, CHP: İl örgütü üyesi, Gençlik kolları:İP, CHP’den aldığı kanla yeni bir hareket oluşturamaz” notları ve içerisinde çeşitli illerin ve karşılığında çeşitli isimlerin olduğu,
-(103) adet Tuncay Özkan’a hitaben sorulan küçük soru kağıtları,
-(1) adet BKK başlıklı içerisindeki şemalarda çeşitli isimlerin olduğu tablo,
-(4) sayfalık “Tuncay Özkan Ne Yaptı, Nasıl Yaptı, Niçin Yaptı…” başlıklı belge,
-(3) sayfalık Kemalistler Göreve başlıklı ve üçüncü sayfasında Bilgilendirme başlıklı belge,
-(1) adet Grup Bilgisayar başlıklı, siyah ajanda, bu ajandanın içeriğinde ADD toplantısı hakkında notlar ve çeşitli isimler ve bu isimlere verilen görevler olduğu,
-Çok sayıda CD/DVD ele geçirilmiştir.
Şüpheli Evrim Baykara’nın İzmir İli Alsancak Mahallesi, 1456 Sok. Barohan Kat:1 D:105 sayılı işyerinde yapılan aramada;
-(1) adet Flomax başlıklı yeşil ve mor renkli ajanda ve bu ajandanın içerisinde el yazısı ile yazılmış, “Rusya’daki sosyalizm baskısı, Telekom Amerika, yerel seçimler için çalışalım, Tuncay Özkan, Emin Ç., Mustafa Balbay, İlhan Selçuk” gibi notların yazılı olduğu tespit edilmiştir.

Tape No:7832, 19.02.2008 günü saat:20.40’da  Ahmet Tuncay Özkan  ile  yaptığı görüşmede; Şüphelinin “başkan seçildi de bide yeni sekreteri seçilecek biliyorsun, Kemal'in 8 tane şeyi var üyesi var içerde, Önder'in de 8 tane var, Toplam 20 tane il delegesi var şey il yöneticisi var, 21 Tane geri kalan 4 tane benim” dediği, Tuncay’ ın “sen direk Kemal ile oynayacaksın bundan sonra” , “Önder ile sen görüşecek misin” dediği, şüphelinin  “Görüşücem Önderle de Baykal’la da görüşmeyi düşünüyorum”  dediği, Tuncay’ ın “sayın genel sekreterim ne emrediyorsanız de”, “Sen de ki ne emrediyorsanız nasıl istiyorsanız tamam mı Deniz Baykal da aynı şeyi söyleyecek sana ne emrediyorsanız sayın genel başkanım diyeceksin, Ondan sonra Kemal'i seçeceksin orda ” dediği, şüphelinin “Abi nasıl bir iştir ya Herkes bi beni si…. arkadaş ya ” dediği, Tuncay’ ın “bu parti oğlum bak bu parti bu yüzden adam olamaz” dediği,
Tape No:7473, 26.02.2008 günü saat:21.14 de Ahmet Tuncay Özkan ile  yaptığı görüşmede; Şüphelinin “…Ersinle konuştum şimdi de abi  diyor onların hepsini illerden ben bi  şekilde çaktırmadan toplamaya çalışıyorum dedi  genel merkezde üye listesi var cep telefonları yok yani diyor” dediği, Tuncay’ın “Bana parti yönetiminin şeyini getirin il ilçe” “Öyle bir şey yapsın ki elinde ne varsa Cumhuriyet Halk Partisinin bilgi bankasında” dediği, şüphelinin Ankara MYK da yanında çalışacak güvenilir bir eleman istediği, Tuncay’ ında “..Ankarada sana iki kişi veririz sorun yok” “Sana yatırım yapıyoruz şimdi senin gibi adamı korucaz …” dediği,
Tape No:7474, 27.02.2008 günü saat:11.00’de  Ahmet Tuncay Özkan  ile  yaptığı görüşmede; Tuncay’ ın “Ya a…. koyduğumun çocuğu”dediği şüphelinin “Ne diyor sana ya” dediği, Tuncay’ ın “bu partinin her yerini diyormuş, Dün geceden beri arıyor sürekli beni, Ondan sonra Suat ‘ı yolladı bana ”, “Dedim ki  bak Suat önce seni  si…. sonra bana laf etmeye kalktı Menemen de biliyorsun”, “senin genel başkanın 70 yaşında ben 40 yaşındayım ib… dedim” , “A… koyduğumun çocuğu ondan sonra dedim ki bak Evrim i çizdi ” dediği, şüphelinin “Ben gördüm listeyi ben yoktum hakketten Önder gösterdi yanlız  yani o ib… destek olmamış bu pu…. yazmamış harbiden” dediği Tuncay’ ın “o senin genel sekretere ulaşıp konuşacağını böyle bir sonuç doğacağını hesaplayamadı o”, “Şimdi seni si…. istiyor şimdi sen bunu oy desen var ya yarın seni si…. ” , “Genel sekretere de  Önder e dicez ki genel şeyde Tuncay Özkan’ı Tuncay Özkan la  sen ... ”, “Mart ayı güzel bir ay o genel başkanı satabileceğini söylemiş sana”, “kim brütüs olmak istiyorsa ona bıçağı vericez”  dediği, şüphelinin “İlde verdiğimiz sözü bi tutalım Öndere” dediği, Tuncay’ ın “sen şu il gençlik kolları başkanlarını ayarla bana” dediği, şüphelinin “Onu ayarlıyorum şimdi şeyle konuşuyordum bu bizim CHP  Kahramanmaraş gençlik kolları il başkanı aradı da”, “ADD GYK üyesi bu gençlik kollarında bunlar 3 martta bi bildir mildiri  hikaye yapıyorlarmış napalım başkanım dedi” dediği, Tuncay’ ın “si… et hiç öyle şeylere sen paşanın ekibinde kopar koparsınlar paşadan ayrılsınlar”, “Bütün bu gençlik kollarına söyle ADD ile koparıcaz kardeş ADD ler ADD nin başına o kızı getircez” dediği, Şüphelinin “Sıla dan ayrıldım ya”, “hem zengin hem çıtır buldum onunla birlikteyim şimdi kararlarımı değiştirdim Adnan abiyi dinleme kararı ve ardından ... yapıyon iletirsin” dediği,
Tape No:8195, 22.03.2008 günü saat:22.31’ de Damla….? ile yaptığı görüşmede; “Bağışlar nasıl” dediği, Damla’nın “Şimdi derneğe geldik işte satılan şeyleri bağışları falan hepsini çıkaracaz bakacaz ”, dediği, şüphelinin “İyi mi peki bağış”, “3-5 milyar var mı ” dediği, Damla’ nın “Şeyler satıldı dalga motorlar satıldı”, “Hayatta yok”  dediği,
Tape No:8196, 24.03.2008 günü saat:22.08’ de Ahmet Tuncay Özkan ile  yaptığı görüşmede; “Şu Ankara’da MYK ya birini alacam ben gençlik kollarına, birini düşürdüm” dediği, Tuncay’ın “Tamam al”, dediği, şüphelinin “Varsa senin istediğin, Görüşüyüm onlarla bi” dediği, Tuncay’ ın “Tamam ben sana yarın yönlendirecem onları” Şüphelinin “kartvizitimi vermiyolar mı dedim Tuncay Özkan ın danışmanı yazıyor ben onu da dağıtıyorum dedim, kartviziti gayet içten bi şekilde dağıtıyorum ben dedim yani o konuda bi sıkıntım yok dedim Narlıdereyle ilgili konuştuk biraz bu etkinlikte bizi si…. belediye başkanı bunun ekibi valla dedim Ömer bey dedim hani biliyosunuz ben sizi severim ama dedim ben Narlıderede dedim gençlik ha

33-Şüpheli Fatma Sibel Yüksek

Emniyet beyanı
İstanbul Emniyet Müdürlüğünde avukatı ile birlikte 09.02.2009 tarihinde alınan savunmasında susma hakkını kullanarak açıklama yapmamıştır.
Savcılık beyanı
Şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığımızca 09.02.2009 tarihinde alınan savunmasında gazeteci olduğunu, halen Bursa Kent gazetesinde gazetecilik yaptığını,
Halil Behiç Gürcihan’ı 2007 yılından beri tanıdığını, kendisi ile Ağustos 2007 tarihinde nişanlandıklarını,
Habip Ümit Sayın’ı www.acikistihbarat.com isimli sitede yazı yazmasından dolayı tanıdığını, kendisi ile bir kez telefon ile görüştüğünü,
Mustafa Balbay ile 1996 yılında Cumhuriyet gazetesinde staj yaparken tanıştığını, kendisi ile arada bir görüştüğünü,
Ergün Poyraz, Sevgi Erenerol, Güler Kömürcü, Emin Gürses ve Vedat Yenerer’i tanımadığını,  bir kısmını Silivri’deki duruşmalar nedeniyle sonradan tanıdığını,
Telefon görüşmesi yaptığı şahıslardan Zahide ERTAŞ’ın arkadaşı, Ferman POLAT’ın kız kardeşi olduğunu beyan etmiştir.

Tape No:4072, 28.07.2007 tarihinde X Bayan(M.U. adına kayıtlı telefon)  ile yapmış olduğu görüşmede; X Bayan şahsın “… buradan söyleyeyim … sen bu işi Baykal’a çıtlat ha. Vallaha bak ikimiz için tehlike var… yani bir şey düşünsünler bir şey yapsınlar… yani gittikten sonra gidersin de gitmeden … lazım…. Okadarını yapsınlar yani… değilmi sen bunu çıtlat.. bu bizlere ikbal mikbal işi değilmidir yani… bize bir zırh düşünsünler yani … en azından gürültü kopacak bir noktada olalım… geciktirme ihmal etme onu … yani benim söyleyecek konumum  olsa ben söylerim. . istersen görüştür ben söyleyeyim yani … ” dediği, şüpheli Fatma Sibel Yüksek’in “tamam anladım… evet doğru söylüyorsun… tamam ” şeklinde karşılık verdiği,
Tape No:4077, 22.01.2008 tarihinde X Bayan  şahıs ile  yapmış olduğu görüşmede; O tarihte yapılan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü operasyonu hakkında konuştuktan sonra X Bayan şahsın “tamam kardeşim tamam hadi savaş başlamıştır” dediği, şüphelinin “ne demek ki yani ne yapalım” dediği, X Bayan şahsın “buralara bir an önce gel ne zaman geleceksin” dediği, şüphelinin “tamam tamam … birkaç gün içinde geleceğim” dediği,
Tape No:4078, 30.01.2008 tarihinde Ülkü/Mustafa isimli şahıs  ile yapmış olduğu görüşmede; Mustafa isimli şahsa  “ Mustafa bey sizin gazetenin internet sayfasında Zaman gazetesinden alınmış  bir haber kullanılmış… açıkistihbarat sitesinin sahibi Behiç Gürcihan hakkında Büyükanıt Paşa hakaret davası açtı diye … ben bu internet sitesine yazı yazıyorum yaklaşık bir yıldır… açıkistihbarat sitesi … hatalarla dolu bu haber” dediği, Mustafa isimli şahsın “ben çıkartayım onu… ben çıkarttırayım onu … ” dediği, şüphelinin “… yapılıyor yani cevap hakkı kullandırılsın insanlara … ya lütfen dikkat edelim ya … direk Ergenekon ile irtibatlandırmış ya bilmiyoruz… iddianamesi yok … ” dediği, Mustafa isimli şahsın “tamam ben onu çıkarttırıyorum … merak etme tamam oldu” dediği,
Tape No:4079, 05.02.2008 tarihinde Zahide isimli şahıs  ile yapmış olduğu görüşmede; “ya meclise gittim bu günde bu gün en sonunda … Perşembe günü İstanbula gidiyorum ben bu sefer kesin … ”dediği, Zahide isimli şahsın “gençler artık bir şeyler yapın diyor şeyde Kemal beyde ” dediği, şüphelinin “tabi haklı haklı ama işte benim hastalığım geldi üste yok Ankaraya gelmem icap etti falan arada kaldık” dediği, görüşmenin devamında şüphelinin “biz reklamı nerden bulacağız” dediği, Zahide isimli şahsın “ya o kendi Ufuk Ötesi reklamını verecekmiş bize” dediği, görüşmenin devamında  şüphelinin “… o bana gönderdiğin şeyler … zihin kontrolü ile ilgili yazılar ” dediği, Zahide isimli şahsın “onları hep o işte tutukladıkları o Erkut un çalışmaları… ama ben onu konularla ilgili bir sürü şey biliyorum… ve şey söylendi bu T nin beyni ile çok oynandığı diye yani evet kötü adam iyi değil niyet kötü ama bir de beyniylede çok oynandı dediler” dediği, şüphelinin “kim bilir teknoloji ellerinde ” dediği, Zahide isimli şahsın “ tabi onlardan var bende  onlardan CD ler falan verecem sana ” dediği,
Tape No:4082, 19.03.2008 tarihinde Zahide isimli şahıs  ile yapmış olduğu görüşmede; Zahide isimli şahsın “biliyormusun Vedat beylerin davasını Ekimde görmeye niyetlilermiş … ” dediği,  şüphelinin “valla Ekime kadar kim kimin davasını görür onun orası belli olmaz … ortamı görmeden Ekimde diyorum kimin kimin davasını göreceği belli olmaz ” dediği,
Tape No:4085, 31.03.2008 tarihinde X Bayan  şahıs  ile yapmış olduğu görüşmede;  şüphelinin “iç savaşsa iç savaş anasını satayım … ağzına koymasın … gizli hristiyanı ”dediği anlaşılmıştır.

Şüpheli Fatma Sibel Yüksek’in kullanmakta olduğu GSM hatları ile bu soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan şüphelilerden Mustafa Balbay’ın kullandığı telefon hattı ile 4 kez,
Şüphelilerden Halil Behiç Gürcihan’ın kullanmakta olduğu GSM hatları ile bir çok kez görüşme yaptığı,
Şüphelilerden Habip Ümit Sayın  ‘ın kullandığı telefonun  rehberinde şüpheliye ait 0533 324 03 27 numaralı telefon hattının kayıtlı olduğu yapılan inceleme sonucunda tespit edilmiştir.

Şüpheli Fatma Sibel Yüksek’in hakkında kamu davası açılan sanık Halil Behiç Gürcihan’ı uzun süredir tanıdığı, 2007 yılından bu yana nişanlı olduklarının şüphelinin kendi beyanı ile anlaşıldığı,         Fatma Sibel Yüksek’in Halil Behiç Gürcihan’a ait www.acikistihbarat.com isimli internet sitesinde yine hakkında kamu davası açılan Oktay Yıldırım, Habip Ümit Sayın,  Zekeriya Öztürk ve şüpheli Adil Serdar Saçan  ile birlikte  yazılar yazdığı anlaşılmaktadır.
Yine hakkında kamu davası açılan sanıklardan Kemal Kerinçsiz’in Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan savunmasında şüpheli Fatma Sibel Yüksek’in Ufuk Ötesi dergisinin sahibi olduğunu, Halil Behiç Gürcihan’ın bürosuna gelen kişilerden olduğunu beyan ettiği görülmektedir.
Şüphelinin 31.03.2008 tarihinde X Bayan  şahıs  ile yapmış olduğu görüşmede sarf ettiği sözlerden şiddet ve terör yöntemlerini benimsediğinin anlaşıldığı,
Şüphelinin yukarıda ayrıntısı yazılan 30.01.2008 tarihli telefon görüşmesinden anlaşılacağı üzere kendisinin de yazarı olduğu www.acikistihbarat.com isimli internet sitesi hakkında medyada yer alan bir haberi değiştirtmeye, yayından kaldırmaya çalıştığı saptanmıştır.
www.acikistihbarat.com isimli internet sitesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince  görülmekte olan kamu davasına ilişkin olarak yazdığı 07.11.2008  tarihli “ERGENEKON savcılarının bittiği gün” başlıklı yazı ile ağır eleştiri sınırlarını aşar ölçüde , basın özgürlüğü ile açıklanması mümkün olmayan ifadeler ile kamu davasının ve devam eden soruşturma aleyhine propaganda yaptığı, şüphelinin nişanlısı olduğunu beyan ettiği sanık Halil Behiç Gürcihan ile bağlantılı olarak ERGENEKON terör örgütünün  propaganda  biriminde görevli olduğu, terör örgütü üyesi olduğu anlaşılmakla:
Şüpheli Fatma Sibel YÜKSEK’in  eylemlerine uyan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK’nun 53, 58/9,  maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilmiştir.

34-Şüpheli Osman Gürbüz

Emniyet beyanı;
Emniyet Müdürlüğünde susma hakkını kullandığı,
Savcılık beyanı;
1997 yılından 2000 yılı Şubat ayı başına kadar cinayet, gasp, tehdit suçlarından cezaevinde olduğunu, af ile çıktığını, ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ile alakası olmadığını, İbrahim G. ve Ziya A. isimli şahısları ise tanıdığını, Kuvayi Milliye Derneği’ne 2007 yılında üye olduğunu, 2 ay sonra Fikri Karadağ’ın yemin görüntüleri basında çıkınca dernekten istifa ettiğini, bir daha da Fikri Karadağ ile görüşmediğini,
Osman Yıldırım, Karslı Osman, Muzaffer Tekin, Esentürk Yılmaz’ı tanımadığını, Mahmut Yıldırım isimli şahsı daha önce 2 kez gördüğünü, 9 nolu gizli tanığın, 12.03.2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan ve kendisi aleyhinde beyanlar içeren ifadesini kabul etmediğini,
Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili Veli Küçük ve Muzaffer Tekin ile toplantı yapmadığını, Osman Yıldırım’ın, Hablemitoğlu’nun öldürülmesi için bir teklifte bulunmadığını,
İstanbul Balat’da yazıhanesinin olmadığını, Nargile Yakup isimli kulübü bilmediğini, bu kulüpte Osman Yıldırım’a, “Hablemıtoğlu’nun parasını masalarda bitirdik” şeklinde bir konuşma yapmadığını,
Gizli tanığın “Osman Gürbüz’ün bir dönem sahte emniyet ve istihbaratçı kimlikleri ile dolaştığı, bu kimliklerden birinin Nurettin Elibol adına olduğu, Osman Gürbüz’ün Balat’da bürosunun olduğu, sahte kimliklerin burada bulunduğu, buranın cephanelik olarak kullanıldığı, Celil isimli bir üst rütbeli ile İbrahim isimli başçavuşun da burada olduğu” şeklindeki beyanının doğru olduğunu, ancak bu iddialarla alakalı yargılandığını, bürosunun Balat’da değil Taksim’de olduğunu, Gazi olayları ile bir alakasının olmadığını,
Emekli Tuğgenaral Habil K.’ü tanıdığını, bir dönem Şahin Güvenlik şirketi adı altında şirket işlettiğini, şirketin başında Habil K.’ün olduğunu, 2002 yılından beri İbrahim G. ile görüşmediğini, kendisinden ele geçirilen ve İbrahim G.’in telefon numaralarını içeren kağıt parçasındaki kayıtlı numaraların eski olabileceğini,
Mersin’de bayrak yakılması üzerine, Antalya’da düzenlenen bayrak mitingine tepki olarak katıldığını beyan ettiği,
Sorgu beyanı;
İbrahim Çiftçi, Durmuş Anuçin, Aykut S., Alpaslan Arslan, Muzaffer Tekin’i tanımadığını, kendisini devlet ile irtibatlandırdığı telefon konuşmalarının kendisine ait bir kusur olduğunu, gizli tanığın kendisinin Balat’da büroya sahip olduğu iddiasının doğru olmadığını, Taksim Sıraselviler’de Habil K. isimli emekli bir general ile ortaklaşa iş yaptığı bürosunun olduğunu, bu büroda kendisine ait bazı silahları saklamış olduğunu, Habil Küçük’ün Karasu Adapazarlı olduğunu, kendisinin o sıralar ağabeyini öldürmekten arandığını, bilahare yakalandığını, 4 yıl kadar cezaevinde yattığını, af sebebiyle çıktığını, CELIL ve İBRAHIM isimli kişileri tanımadığını, askerlik yapmadığını, zira ileri derecede antisosyal kişilik bozukluğuna sahip olduğunu, bu raporu da İstanbul GATA’dan aldığını, ancak raporun kimin tarafından düzenlendiğini hatırlamadığını, Kuvayi Milliye Derneği’ne üye olduğunu, Mümin KELEŞ adlı kişinin kendisinin ajanlık yaptığını Fikri Karadağ’a aktardığını, Fikri Karadağ’ın televizyona çıkan görüntülerinden dolayı dernekten ayrılmayı düşündüğünü, yaklaşık 1,5 yıl kadar önce de dernekten istifa ettiğini, İbrahim GENÇ’i Taksim’deki işyerinin komşusu olması sebebiyle tanıdığını, ortağı Ziya AYCAN’ı da tanıdığını, tekin bir insan olmadığını, ağabeyini öldürmekten dolayı aldığı sonuç cezanın 3 yıl 4 ay olduğunu, Sıraselviler’de ayrıca bir dairesi, Antalya Çamyuva’da 1 dönümlük arsası olduğunu, 2002 yılında kendisi ile ilgili çıkan haberlerden dolayı ailesini alarak Antalya’ya yerleştiğini, Hablemıtoğlu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili hiçbir şey bilmediğini, Bahattin A. isimli kişiyi cezaevinden tanıdığını, 1993-1994 yıllarında BMW marka araç kullandığını, muhtelif suçlardan arandığı sırada bu aracı Gebze’de bıraktığını, 1997 yılında yakalandığında tüm bildiklerini Beyoğlu Adliyesi’nde kendisi ile ilgili soruşturma yürüten Cumhuriyet Savcılığı’na anlattığını, anlattıkları konuların Türkiye’deki bazı insanları rahatsız ettiğini, Sedat Peker’in bu olaylardan sonra kendisini hasım bellediğini, hatta Kemer’de kendisini vurdurmak için adam tuttuğunu duyduğunu beyan etmiştir.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 19:06:2008 gün Teknik .Takip No:2008/1005 Soruşturma No:2007/2023 sayılı Arama ve El koyma Kararma istinaden;
Osman Gürbüz isimli şahsın Antalya ili Şirinyalı Mahallesi Hüseyin Savaş Sitesi A Blok Kat 2 D:5 sayılı adresinde 01.07.2008 günü yapılan aramada;
-Yatak odasındaki dolabın içerisinde 060402059390-2 seri numaralı 1 adet Simplus hazır kart (Pinl:1705, Pin2:9709) ve 533 604 34 85 GSM numarası yazılı muhafaza kartı,
-(1) adet model: DST33 İMEİ:352559026288521, İMEİ:352558026288523 seri numaralı General Mobile marka cep telefonu ve bu telefona takılı vaziyette 0802 1607 3878-8 seri numaralı Sim Plus Muhabbet Kart ve 1 adet batarya,
-(1)  adet Nokia 6020 model 353275/01/73/911/7 İMEİ numaralı cep telefonu ve telefona takılı vaziyette 060426007722-8 seri numaralı Sim Plus Hazır kart ve telefona ait 1 adet batarya,
-(1) adet Nokia 6020 model 353275/01/737908/3 İMEİ numaralı cep telefonu ve bu telefona takılı 0706 1006 7290-0 Sim Plus Hazır Kart ve 1 adet batarya
-(1) adet 20x30 cm ebadında siyah renkli kumaş el çantası içerisinde 1 adet Panasonic marka NV-GS156C model, A48B52325 seri numaralı video kamera, kameraya ait kayıt yapıldığı değerlendirilen 3 adet kaset, 1 adet kameraya ait kumanda, 2 adet ara kablosu, 1 adet şarj cihazı, 1 adet aktarma kablosu, 1 adet taşıma kayışı, 1 adet 64 MB hafıza kartı
-(1)  adet ağaç kaplı telefon fihrist defteri,
-(1) adet üzerinde Kuvayi Milliye Deneğinin amblemi bulunan Osman Gürbüz ve eşine yazılmış boş davetiye zarfı,
-(1)'er adet Arif Atilla D. ve Hüsamettin D. isimli şahısların nüfus cüzdanı fotokopileri,
-(1) adet 12 Haziran 1998 tarihli Politika yazılı gazeteden kesilmiş "Aşık Yeşili Niye Saklıyor" başlıklı gazete kupürü,
-(1) adet "Bayrampaşa Cezaevinin İki Müdürü de Marifetli Çıktı" başlıklı gazete kupürü,
-(1) adet 12 Nisan 1997 tarihli "Tetikçi mi" başlıklı Hürriyet gazetesi kupürü,
-(1) adet 22 Ağustos 1997 tarihli Türkiye Haber Gazetesinin "Gürbüz Silahlar Polisin Emanetiydi" başlıklı gazete kupürü ile Osman Gürbüz'ün fotoğrafı bulunan 4 adet gazete kupürü,
-Dosya içerisinde Osman Gürbüz'ün resmi ve kendisin konu eden 13 adet çeşitli tarihlerdeki gazete kupürleri,
-(25) adet Osman Gürbüz ile ilgili haberlerin yer aldığı çeşitli tarihlerde yayımlanmış gazetelerden çıkartılmış fotokopiler,
-(17) adet Osman ÜRBÜZ ile ilgili haberlerin yer aldığı dergilerden alınmış dergi haberleri,
-(3) adet Osman Gürbüz ile ilgili Kemerhaber.com - Ayışığı Gazetesi web sitesinden alınma yazı,
-(40) adet kendi resminin bulunduğu mitinglerden çekilmiş, bilgisayardan çoğaltılmış fotoğraflar,
-Larrcrd ibareli naylon çanta içerisinde çeşitli ebatlarda kağıtlar üzerine yazılmış isim ve telefon numaralarını gösterir 59 adet El yazımı doküman,
-(1) sayfa cezaevi talimatını gösterir yazı,
-Nazif AKYÜZ tarafından Osman Gürbüz'e hitaben yazılmış yazı metni,
-(1) adet küçük telefon fihrist defteri,
-(33) adet çeşitli şahıslara ati kartvizitler,
-(1)  adet 0705 0804 2974-5 seri numaralı Simplis Hazırkart
-(1) adet Kuvayi Milliye yazısı ve amblemi bulunan DVD muhafaza kartı içerisinde IOMEGA CD,
-(1)  adet Bayrak Mitingi fotoğrafları yazılı zarf içerisinde IOMEGA CD,
-(1)  adet Hanefi AVCI CNNTÜRK yazısı bulunan CD,
-Üzerinde Zafer Vuruşu yazılı 1 ve 2 olarak numaralandırılmış Dramond marka 2 adet CD
-(1)  adet üzerinde M.K-B. 1 yazılı PRİNCO marka CD,
-(5)  adet üzerlerinde 1 ve 2 olarak numaralandırılmış İOMEGA marka CD,
-(1)  adet İ harfi ile işaretlenmiş DMS marka CD,
-(1)  adet Decodisc marka DVD,
-(1) adet Belma AKÇURA'nm kaleme aldığı Güncel Yayıncılığa ait 2 basım "Derin Devlet Oldu Devlet" isimli kitap,
-(1)  adet Hakan TÜRK'ün kaleme aldığı 1. baskı "Ekim 2002 Susurluk Labirenti" isimli kitap,
-(1) adet Soner Yalçın ve Doğan YURDAKUL'un yazdığı Doğan Kitapçılık tarafından yayınlanan 3. baskı "Reis Gladronun Türk Tetikçisi" isimli kitap,
-(1) adet Çetin AĞUŞE'nin kaleme aldığı Kasım 2002 baskılı "Kod Adı Yeşil" isimli kitap,
-(1) adet Hakan TÜRK tarafından kaleme alman 1 baskı Mayıs 2005 "Derin Devlet Varmı" isimli kitap,
-(1) adet Hakan TÜRK tarafından kaleme alman Ocak 2005 1. baskı "Vurguncular" isimli kitap ele geçmiştir.
"Osman Gürbüz isimli şahsa ait Antalya ili Merkez Yeşilbahçe Mahallesi Eski Lara Yolu üzeri Bambııs Motel girişindeki Kırkahvesinde 01.07.2008 tarihinde yapılan aramada;
-Üzerinde defter yaprağı ve şeffaf bantla bantlanmış üzeri görevlilerce 1numarası yazılmak suretiyle numaralandırılmış 1 adet CD, 2-1   adet Pegasus  marka  bilgisayar  kasasına yapışık  etiket üzerinde 0355080 806 SN 005 A336L/435 seri numaralı bilgisayar kasası,
-İçerisinde çeşitli  kartvizitler  bulunan   Name   Card  yazılı   siyah  deri ajanda,
-(1) adet üzerinde telefon resmi bulunan yeşil ajanda,
-(1) adet mavi renkli telefon rehberi,
-(1) adet JH904T9A29A seri numaralı siyah renkli disket
-(1) adet General Mobile telefon kutusu içerisinden Kingston Technology marka hafıza kartı,
-(1)  adet A02B 80122303097947 seri numaralı  100lük Türk Telekom kontör kartı,
-(1)  adet siyah renkli telefon fihristi ve çeşitli kartvizitler,
-14 Aralık 1997 Pazar "Akyürek Bombaları" başlıklı bilgisayar çıktısı,
-(4)  sayfa 29 Ocak  1998 Perşembe "Aşık:Yeşü'in Nerede olduğunu Biliyorum" başlıklı bilgisayar çıktısı,
Osman Gürbüz isimli şahsın Antalya ili Merkez Yeşilbahçe Mahallesi Eski Lara Yolu üzeri Bambus Motel Girişindeki Kırkahvesinde yapılan aramada el konulan dokümanlar incelendiğinde;
-Akyürek Bombaları başlıklı 3 sayfalık yazıda Susurluk soruşturmasından bahsedildiği, Osman Gürbüz'ün THKP-C itirafçısı olduğu ,
-(1) adet yeşil renkli telefon rehberinin değişik sayfalarına kaydedilen öğrencilere ait isim ve telefon numaraların bulunduğu,
Antalya ili Şirinyalı Mahallesi Hüseyin savaş Sitesi A B

35-Şüpheli Arif Doğan

Emniyet beyanı;
1983 yılında Jandarma Genel Komutanlığı Karargahına dahil olduğunu, İstihbarat Başkanlığı İHKK Şube Müdürlüğü’nde Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı’ nı kurarak 8 yıl burada çalıştığını, Türkiye geneli ile alakalı görev yaptığını, ancak görev alanının Doğu ve Güneydoğu Anadolu olduğunu,
Yakalanan şüphelilerden Veli Küçük’ ü tanıdığını, zira 1990 yılında Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı görevini Veli Küçük’ e devrettiğini, İstihbarat Grup Komutanlığının merkezinin Ankara’ da bulunduğunu ve Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığına bağlı olarak görev yaptığını, Veli Küçük’ ün Jandarma generali olmasından sonra yüz yüze veya telefonla jandarma teşkilatı ile alakalı görüştüğünü, diğer şahısları tanımadığını, ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ile bilgi ve alakasının olmadığını, örgütü basından öğrendiğini, örgütsel faaliyetinin söz konusu olmadığını,
Sedat Peker’ i tanıdığını, 1984-1985 yıllarında tanıştığını, kendisi ile ağabey, kardeş gibi görüşmeleri olduğunu, Mehmet Şener Eruygur’ u Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemden tanıdığını, emekli olduktan sonra özel koruma kararının kaldırıldığını, bu konu için görüştüğünü, kendisi ile ilgilendiğini,
Bir kısım şüphelilerden ele geçen örgütsel dokümanlardan haberi olmadığını, Beykoz Polonezköy yolu No:117 sayılı yerde bulunan deponun mülkiyetinin İslam olarak bildiği Muzaffer Öztürk isimli şahsa ait olduğunu, Muzaffer Öztürk’ ün bu yerde Turabi Emlak ismiyle emlakçılık yaptığını, emlak bürosunun arka tarafındaki boş bulunan depoyu da kullanmak üzere kendisine verdiğini, eşyalarını buraya taşıttırdığını, depoda bulunan eşyaların kendisine ve Jandarma İstihbarat Grubunda kendisi ile beraber görev yapan bazı rütbelilere (örn.Cem Ersever gibi) ait olduğunu, depoyu 1 yıldır kullandığını, bu eşyaların daha önce Muzaffer’ in ağabeyi İsmail Öztürk’ e ait depoda bulunduğunu, İsmail’ in bu yeri başkalarına kiraya vermesinden sonra bahse konu yeri boşaltmak zorunda kaldığını, Muzaffer Öztürk’ ü, İslam olarak bildiğini, Sadettin S.’ ın ortağı olduğunu, deponun mülkiyetinin bu şahıslara, depo içindeki malzemelerin ise kendisine ait olduğunu, bu şahıslarla ticari ilişkisi bulunmadığını,
Depoda ele geçirilen 2 adet kaleşnikof marka silahtan, beyaz menevişe renkli olanın kendisine ait olduğunu, tüfeği kendisine eski Asayiş Komutanı Hulusi Sayın’ ın OHAL bölgesinde kullanmak üzere verdiğini, tüfeğe ait belgenin şuanda nerede olduğunu bilmediğini, diğer kaleşnikof silahı Cem Ersever’ in koymuş olabileceğini, ancak bu silahın kendisinde olduğunu unuttuğunu,
Smith Wesson marka tabancanın kendisine ait olduğunu, bu tabancanın da Hulusi Sayın tarafından belgesi ile verildiğini, diğer tabancanın Cem Ersever’ in arkadaşlarından birine ait olabileceğini,
3 adet av tüfeğinin kendisine ait olduğunu, ancak sahiplik belgelerinin nerede olduğunu bilmediğini,
Depoda ele geçen yaklaşık 650 gr. esrar maddesini Jandarma İstihbarat Grubu olarak uyuşturucu mücadelesinde yemleme olarak kullanılmak üzere aldıklarını, ancak bu esrarın depoda unutulduğunu, esrar ticareti yapmadığını,
Ses kayıt cihazı, çağrı cihazları, uydu iletişim cihazları ile el telsizlerinin kendisine ait olduğunu, bunları piyasadan satın aldığını ve kendi ihtiyacı için kullandığını,
Adil T.’ ı emekli olduktan sonra tanıdığını, bu şahsın itirafçı olarak Jandarma İstihbarat birimlerinde hizmet ettiğini duyduğunu, Adil T.’ ın cezaevinde olduğunu öğrendiğini, kendisi ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını,
Jandarma Genel Komutanlığı’ nda arşivlenmesi gereken gizli belgeleri depoladığını, zira mesai saati dışında bile istihbari konularda çalışma yaptığını, bu belgeleri özel deposunda saklama ihtiyacı duyduğunu, bu belgeleri dışarı çıkartmanın Yasak olduğunu bildiğini, PKK ve DHKP/C terör örgütü mensuplarının ifadelerini sakladığını, bunun sebebinin kendilerini takipte tutmak ve bunlar hakkında bilgi kaynağı oluşturmak olduğunu,
Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki aşiretlerle ilgili bilgileri istihbari çalışma yapmak için arşivlediğini, yöre halkının genelde terör örgütün meyilli insanlar olduğunu, emekli olduktan sonra da bu dosyaların kendisinde kaldığını,
1999 yılında Ankara’ da MSB isimli güvenlik şirketi kurduğunu, şirketin ortaklarının Mehmet TÜMER, Salih MİT ve Bülent ORAKOĞLU olduğunu, ancak şirketin faaliyete geçemediğini,
JİTEM’ in açılımının jandarma istihbarat ve terörle mücadele olduğunu, kendisinin de jandarma istihbarat grup komutanlığı görevi yaptığını, bazı belgeleri deposunda arşivlediğini, ancak bunları iade etmeyi unuttuğunu,
PKK’ nın gençlik yapılanması olan YDGH(Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi)  içinde faaliyet gösteren şahıslara yönelik 07.01.2008 tarihinde Ankara TEM Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan operasyonda Abdulkerim B. isimli şahsın yakalandığı, şahıstan ele geçen cep telefonuna takılı 0543 … numaralı sim kartın hafızasında Arif Doğan adına kayıtlı 0532 …. numarasının kayıtlı olduğu hususu şüpheliye sorulduğunda cevaben; Abdulkerim B.’ u tanımadığını, telefon numarasının bu şahısta bulunma sebebini bilmediğini, JİTEM’ İ 1987 yılında İstihbarat Daire Başkanlığı’ na bağlı olarak kurduğunu, ancak uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapmadığını,
Adına kayıtlı 0532  283 89 24 numaralı hat ile 19.03.2004 tarihinde Sedat Peker’ in adamlarından olan İsmet Ö. ile yaptığı  görüşmede İsmet Ö.’ ın kendisine  bir emanet vermek için yerini öğrenmeye çalıştığı hususu sorulduğunda cevaben; gerek İsmet Ö.’ ı gerekse bu şahısla yaptığı söylenen telefon görüşmesini hatırlamadığını beyan ettiği,
Volkan GEZMİŞ isimli şahsı tanımadığını, belirtilen telefon görüşmesini hatırlamadığını beyan ettiği,
İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne 15.08.2008 günü gelen bir ihbarda, ismini belirtmeyen bir şahıs, kendisinin Veli Küçük’ ün en iyi adamı olduğunu, kendisi ile birlikte yarbay rütbesinde görevli Savaş Subay olduğunu bildiği, Kadir ve Feramus isimli şahısların illegal yapılanmaya gittiğini, ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜnde çok önemli konumlarda bulunduğunu, Savaş, Kadir ve Feramus’ un henüz deşifre edilemediğini, kendisinin çetenin eylemlerini anlatabileceğinin belirttiği hususu sorulduğunda cevaben; hiç kimsenin adamı olmadığını, Savaş, Kadir ve Feramus isimli şahısları tanımadığını beyan etmektedir.
Savcılık beyanı;
İfadesi alınmamıştır.
Sorgu beyanı;
Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesinde;
İstanbul Çavuşbaşı’nda ki depoda bulunan malzemelerin genel olarak kendisine ait olduğunu, bu deponun kendisi tarafından kullanıldığını, İstihbarat Grup Komutanı olarak görev yaptığını, yakın çalışma arkadaşlarının bir kısım silah ve belgelerinin kendisinin belirlediği depolarda bulunduğunu, depoda bulunan 2 adet kaleşnikof tüfekten beyaz menevişe renkli olanın kendisine ait olduğunu, bu tüfeğin kendisine Hulusi Sayın tarafından verildiğini, belgesinin nerede olduğunu hatırlamadığını, Smith Wesson marka silahın da kendisine ait olduğunu, bu silahın da Hulusi Sayın tarafından kendisine belgesi ile verildiğini,
Kendisinin grup komutanı olduğunu, Cem Ersever’ in de yardımcısı olduğunu, kendisine ait sandıkların gruptaki arkadaşları tarafından ortak kullanıldığını, kendisine ait olmayan silahların arkadaşları tarafında konulmuş olabileceğini, 3 adet av tüfeğinin kendisine ait olduğunu, sahiplik belgelerinin bulunduğunu, depodaki telsizlerin askeri malzeme olmadığını, piyasadan parayla aldıklarını,
Depodaki mermilerin depodaki tabanca ve tüfeklere ait olabileceğini, bunların kendisiyle ilgisi olmadığını, grup içinde yer alan Cem Ersever’ in mermilere hobisi olduğunu, depodaki mermilerin gruptaki arkadaşlarına ait olabileceğini, MKE’ ye ait mermilerin Cem Ersever’ in topladığı mermiler olduğunu,
Depoda bulunan uçaksavar mermilerinin imha edilecek türden olduğunu, bunların bir kısmını çalıştığı bürokratlara masa süsü olarak hediye ettiğini,
Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı ve JİTEM Grup Komutanlığı görevlerinde bulunduğunu,
JİTEM’ in, üst düzey yetkili komutanların bilgisi ve kararları doğrultusunda denenmek üzere kurulmuş bir yapılanma olduğunu, kendisinin de bunun kurucusu olduğunu, faaliyet alanının OHAL bölgesi olduğunu, kadrolu elemanının bulunmadığını, mesai sonrası saatlerinden zaman ayırmak suretiyle bu yapılanma içerisinde terörle mücadele ettiklerini, üst düzey görevleri kapsamında pek çok belgenin elinden geçtiğini, bu belgelerin suretlerini edindiğini ve muhafaza ettiğini,
Uyuşturucu ile mücadele ettiğini, operasyonlarda yem olarak uyuşturucu kullandıklarını, depodaki uyuşturucunun da bu amaçla kullanıldığını, suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir.

İstanbul ili Beykoz ilçesi Polonezköy yolu No.117 sayılı yerde yapılan aramada; bahse konu işyerinin 3 ayrı oda ve müştemilattan oluştuğu, en dipte bulunan 40m² büyüklüğündeki odada 30-35 civarında, tahtadan yapılmış, kapaklı, üzerinde asma kilidi bulunan 100x50x60 cm. ebatlarında kutuların olduğu, kutularda yapılan aramada;
-(1) adet 9mm çaplı L 59393 seri numaralı Browning marka tabanca,
tabancaya ait;
(1) adet şarjör,
A.                         (1) adet üzerinde herhangi bir seri numarası bulunmayan, namlu üzerinde 38 special ibaresi bulunan Smith & Wesson marka toplu tabanca, tabancının topu içersinde;
B.                         (3) adet MKE yapımı 9,65mm çaplı fişek,
C.                         (1) adet üzerinde R.P38 SPL ibaresi bulunan fişek,
D.                         (1) adet üzerinde WCC74 ibareleri bulunan fişek,
E.                          (5) adet GECO marka 7,65mm çaplı fişek,
F.                          (3) adet SBF marka 7,65mm çaplı fişek,
G.                         (1) adet HP marka 7,65mm çaplı fişek,
H.                         (10) adet MKE yapımı 9mm çaplı fişek,
İ.                            (2) adet üzerinde 380 AUTO SW ibareleri bulunan boş kovan,
J.                           (4) adet MKE yapımı 9mm çaplı boş kovan,
K.                        (2) adet MKE yapımı 9mm çaplı boş kovan,
L.                          (1) adet MKE yapımı 9mm çaplı boş kovan,
M.                       (1) adet FNM

36-Şüpheli Muzaffer Öztürk

Emniyet beyanı;
Turabi Emlak isimli işyerinin asıl isminin Turaboğlu Emlak olduğunu, bu işyerinin Fethi Ahmet G. isimli şahsın adına ruhsatlı olduğunu, ancak bu işyerini yaklaşık olarak 13 yıldır kendisinin işlettiğini, kendi evinin de işyerinin olduğu yerde olduğunu, ortağı olmadığını, Saadettin S.’ın kendisine 1,5 yıldır yardım ettiğini, ihbara istinaden 13.08.2008 tarihinde işyerinde yapılan aramada ele geçirilen 2 adet kaleşnikof marka tüfek, 2 tabanca, şarjörler, çok sayıda değişik tip ve çapta fişek ve uyuşturucu maddenin emekli albay Arif Doğan’a ait olduğunu, Arif Doğan’ı damadının kendi mahallelerinde oturmaları sebebiyle 8-9 yıldır tanıdığını, yakalanmadan yaklaşık 5-6 ay kadar önce Arif Doğan’ın kendisine telefon açarak söz konusu malzemeleri işyerine koyup koyamayacağını, bunun karşılığı aylık 200 YTL verebileceğini söylediğini, kendisinin de bu teklifi kabul ettiğini, anlaşma üzerine ağabeyine ait işyeri ile kendi işyeri arasındaki duvarın yıkılarak söz konusu malzemelerin gelen askerler tarafından işyerinin arka bölümünde bulunan bölüme taşındığını, bu malzemelerin sandık içerisinde 5-6 aydır kendisine ait işyerinin arka bölümünde bulunduğunu, emekli albay Arif Doğan’a kutuların içerisinde ne olduğunu sorma ihtiyacı hissetmediğini, zira kendisinin emekli albay olduğunu, bu hususun kendisinde güven uyandırdığını, söz konusu malzemelerin kendi dükkanında bulunduğundan Çavuşbaşı jandarma görevlilerinin de bilgisi olduğunu, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir.
Savcılık beyanı;
Çavuşbaşı’nda emlakçılık yaptığını, Turaboğlu emlak ofisinin sahibi olduğunu, Arif Doğan’ı 8 yıldır tanıdığını, kendisini “JİTEM’ci Albay” olarak bildiğini, sandıkların 2000 yılında amcasının oğluna ait yerde olduğunu, 4-5 yıl kadar burada kaldığını, son 6 aydır da ele geçirildikleri yere taşındığını, kendisinin Arif Doğan’dan 200 YTL kira aldığını, bazı sandıkların kapaklarının aralık olduğunu, içindeki eşyaların göründüğünü, yaklaşık olarak 35 tane sandık bulunduğunu, içinde silah olan sandıkların en altlarda olduklarından silahları göremediğini, birçok sandık içerisinde koli bulunduğunu, Arif Doğan’ın emekli albay olması sebebiyle kendisinden şüphelenmediğini, malzemelerin askerler tarafından taşınması sebebiyle içlerinde ne olduğuna bakmadığını, sandıkların içerisinde silah ve gizli evrak olduğunu bilmediğini, bazen bu sandıklardan eşya aldığını, bir keresinde kendisine küçük bir halı verdiğini, kendisine hediye edilen bu halıyı evine koyduğunu, Arif Doğan ile aralarında yazılı bir sözleşme bulunmadığını, Arif Doğan’ın kendisine 400 YTL para verdiğini, kendisinin telefonla eşyaların ele geçirildiği yere taşınmasını söylediğini, Şubat ayının 10’unda da yan dükkandan kendisine ait yere taşındığını, sandıklarda silah olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.
Sorgu beyanı;
Şüpheli, İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinde 16.08.2008 tarihinde verdiği beyanında, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, emlakçılık yaptığını, Arif Doğan’ı 8 yıldır tanıdığını, “JİTEM’ci Albay” olarak bildiğini, depoda ele geçirilen silahların Arif Doğan’a ait olduğunu, kendisinin sadece para karşılığında bunları deposunda bulundurduğunu, aylık 200 YTL’ye anlaştıklarını, 2 aylık bedel olan 400 YTL’yi aldığını, 800 YTL daha borcu kaldığını, ancak Arif Doğan’ın emekli olması ve 3 ayda bir maaş alması sebebiyle borcunu daha sonra ödeyecek olduğunu, ancak bu parayı kendisinden alamadığını, ele geçen malzemelerin 6 aydır kendisine ait depoda olduğunu, daha önce de bu malzemelerin amca oğlu olan Hızır Öztürk’e ait depoda 4 yıl kadar muhafaza edildiğini, yaklaşık 3,5 yıl kadar da ağabeyi İsmail Öztürk’ün dükkanında bulunduğunu, bu malzemelerin bilahare kendi deposuna taşındığını, malzemelerin bulunduğu sandıkların üniformalı askerler tarafından taşındığını, sandıkların bazılarının aralık olduğunu, ancak içlerinde silah olduğunu bilmediğini, kolilerin içerisinde şahsi eşyalar, kıyafetler, halılar, ayakkabılar olduğunu, ancak silah görmediğini, Arif Doğan’ın albay olması sebebiyle kendisinden şüphelenmediğini, bu malzemelerin Arif Albay’ın eşyaları olduğunu bütün mahallenin bildiğini, bu nedenle şüphelenmediğini,  sandıkların içerisinde uyuşturucu madde olduğunu da bilmediğini, Arif Doğan ile aralarında yazılı kontrat olmayıp sözlü anlaşma olduğunu, çevresinde genel olarak İSLAM ismiyle bilindiğini, müsnet suçlamayla bir ilgisinin olmadığını ifade etmiştir.

İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin 13.08.2008 tarih ve 2008/1356 sayılı kararına istinaden Beykoz ilçesi Polonezköy yolu No.117 sayılı yerde yapılan aramada, Beykoz ilçesi Polonezköy yolu No.117 sayılı yerdeki işyerinin 3 ayrı oda ve müştemilattan oluştuğu, en dipte bulunan 40 m² büyüklüğündeki odada 30-35 civarında, tahtadan yapılmış, kapaklı, üzerinde asma kilidi bulunan 100x50x60 cm. ebatlarında kutuların olduğu, kutularda yapılan aramada;
-(1) adet 9 mm çaplı L 59393 seri numaralı Browning marka tabanca,
tabancaya ait;
YYY.              (1) adet şarjör,
ZZZ.                 (1) adet üzerinde herhangi bir seri numarası bulunmayan, namlu üzerinde 38 special ibaresi bulunan Smith & Wesson marka toplu tabanca, tabancının topu içersinde;
AAAA.        (3) adet MKE yapımı 9,65 mm çaplı fişek,
BBBB.          (1) adet üzerinde R.P38 SPL ibaresi bulunan fişek,
CCCC.        (1) adet üzerinde WCC74 ibareleri bulunan fişek,
DDDD.        (5) adet GECO marka 7,65 mm çaplı fişek,
EEEE.            (3) adet SBF marka 7,65 mm çaplı fişek,
FFFF.            (1) adet HP marka 7,65 mm çaplı fişek,
GGGG.        (10) adet MKE yapımı 9 mm çaplı fişek,
HHHH.        (2) adet üzerinde 380 AUTO SW ibareleri bulunan boş kovan,
İİİİ.                    (4) adet MKE yapımı 9 mm çaplı boş kovan,
JJJJ.                  (2) adet MKE yapımı 9 mm çaplı boş kovan,
KKKK.      (1) adet MKE yapımı 9 mm çaplı boş kovan,
LLLL.            (1) adet FNM85-1 7,62x39 ibaresi bulunan boş kovan,
MMMM.  (1) adet üzerinde ZV77 ibaresi bulunan boş kovan,
NNNN.      (9) adet üzerinde MKE yapımı 9,65 mm çaplı boş kovan,
OOOO.      (4) adet üzerinde R.P38 SPC ibaresi bulunan boş kovan,
PPPP.            (5) adet üzerinde SBP-6,35 ibaresi bulunan fişek,
QQQQ.      (4) adet GECO marka 7,65 mm çaplı fişek,
RRRR.          (8) adet MKE yapımı 9 mm çaplı fişek,
SSSS.            (1) adet SBF marka 7,65 mm çaplı fişek,
TTTT.            (1) adet MKE yapımı 9 mm çaplı fişek,
UUUU.        (5) adet üzerinde R.P38 SPC ibareleri bulunan boş kovan,
VVVV.        (5) adet üzerinde WW-38 Special ibaresi bulunan fişek,
WWWW.(2) adet üzerinde RP38 SPL ibaresi bulunan fişek,
XXXX.        (60) adet MKE yapımı 9,65 mm çaplı fişek,
YYYY.        (1) adet üzerinde Western 38 special ibaresi bulunan fişek,
ZZZZ.            (72) adet üzerinde FNM-85-7,62x39 ibaresi bulunan fişek,
AAAAA.   (2) adet HP 7,62x39 ibareli fişek,
BBBBB.     (4) adet NK1974 ibaresi bulunan fişek,
CCCCC.   (10) adet VA işareti bulunan fişek,
DDDDD.   (3) adet üzerinde Arapça ibareler olduğu değerlendirilen fişek,
EEEEE.        (23) adet üzerinde çeşitli rakamlar bulunan fişek,
FFFFF.        (1) adet üzerinde 56E ibaresi bulunan şarjör,
GGGGG.   (1) adet üzerinde 68 ibaresi bulunan şarjör,
HHHHH.   (1) adet üzerinde 70B ibaresi bulunan şarjör,
İİİİİ.                  (2) adet siyah renkli kaleşnikof marka fişek,
JJJJJ.               (1) adet 129441 seri numaralı av tüfeği,
KKKKK.(1) adet 7618 seri numaralı av tüfeği,
LLLLL.        (1) adet 40559 seri numaralı kaleşnikof marka otomatik tüfek,
MMMMM.      (1) adet üzerinde 1952-4291 ibaresi bulunan nikelaj kaplı kaleşnikof marka tüfek, tüfeğe ait;
NNNNN.(1) adet şarjör, şarjöre basılı vaziyette;
OOOOO.(25) adet 7,62 mm çaplı, üzerinde FNM-85-7,62x39 ibaresi bulunan fişek,
PPPPP.        (1) adet siyah renkli kaleşnikof şarjör,
QQQQQ.(1) adet 3345 seri numaralı otomatik av tüfeği,
RRRRR.     (37) adet uçaksavar mermisi olduğu değerlendirilen boş kovan,
SSSSS.        (8) adet üzerinde herhangi bir ibare bulunmayan uçaksavar mermisi,
TTTTT.        (100) adet MKE yapımı 9,65 mm çaplı fişek,
UUUUU.   (50) adet üzerinde 12 cal Clup Le Forri ve Sinda ibaresi bulunan av tüfeği fişeği,
VVVVV.   (1) adet üzerinde PORST-ULTRA ibaresi bulunan dürbün,
WWWWW.   (10) adet MKE yapımı 9 mm çaplı fişek,
XXXXX.   (7) adet üzerinde R.P 38 SPL ibaresi bulunan fişek,
YYYYY.   (4) adet üzerinde WW Süper 38 special ibaresi bulunan fişek,
ZZZZZ.        (2) adet üzerinde Luger marka uç kısmı delik fişek,
AAAAAA.        (2) adet siyah renkli ve nikelaj kaplı şarjör,
BBBBBB.(8) adet l'den 8'e kadar numaralandırılmış Raks - VHS ibareli video kaseti,
CCCCCC.        (9) adet l'den 9'a kadar numaralandırılmış mikro kaset,
DDDDDD.        (8) adet l'den 8'e kadar numaralandırılmış çeşitli markalarda ses kaseti,
EEEEEE.   (700) adet 9 mm çaplı MKE yapımı fişek,
FFFFFF.   (20) adet 9 mm çaplı kısa 9 tabir edilen fişek,
GGGGGG.        (25) adet MKE yapımı Parabellum marka 9 mm çaplı fişek,
HHHHHH.        (25) adet MKE yapımı 9 mm çaplı fişek,
İİİİİİ.               (30) adet Luger marka 9 mm çaplı fişek,
JJJJJJ.            (45) adet MKE yapımı 9 mm çaplı fişek,
KKKKKK.     (900) adet 9 mm çaplı kovan,
LLLLLL.   (8) adet üzerinde GFL357 Magnum ibaresi bulunan kovan,
MMMMMM.                      (1) adet Sony marka ses kayıt cihazı,
NNNNNN.     (1) adet Motorola marka 0065827 seri numaralı çağrı cihazı,
OOOOOO.     (5) adet l'den 5'e kadar numaralandırılmış çeşitli markalarda ses -Kaseti,
PPPPPP.   (1) adet elinde kalkan olan savaşçı heykeli (sağ el kısmı olmayan)
QQQQQQ.     (29) adet WW38 Special ibareli kovan,
RRRRRR.(31) adet W74CC ibaresi bulunan kovan,
SSSSSS.   (2) adet seri numarası silinmiş EX Calibur 40 ibareli el telsizi,
TTTTTT.   (1) adet üzerinde Realistic TRC-216 ibareli el telsizi,
UUUUUU.        (1) adet 108582 seri numaralı uydu teknolojisi olduğu değerlendirilen cihaz, cihaza ait jaguar marka şarj cihazı,
VVVVVV.        (10) adet l'den 10'a kadar numaralandırılmış ses kaseti,
WWWWWW.                   (2) adet Sony ve Maxell marka mikro kaset,
XX

37-Şüpheli Levent Temiz

Savcılık beyanı;
1998 tarihinde İstanbul Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’na atandığını, 2004 yılında bu görevini devrettiğini, 1999 tarihinde silah teşhir etme suçundan hakkında yasal işlem yapıldığını, 2005 yılında Büyük Hukukçular Birliği Derneği’ne üye olduğunu, ancak derneğin başkanı Kemal Kerinçsiz’in şöhret peşinde koşarak bazı kişiler hakkında dava açtığını, bu davaların gereksiz davalar olduğunu, Kemal Kerinçsiz’in bazı gruplarla ilişki içerisinde olduğunu, Ümit Ö. ile görüştüğünü,
Kemal Kerinçsiz’in dernek toplantılarına hukukçu olmayan Sevgi Erenerol, Behiç Gürcihan ve Oktay Yıldırım isimli şahısları getirttiğini, ayrıca Ayasofya Derneği, Noel Baba Vakfı, Milli Güç Platformu Derneği gibi farklı dernekleri kurma çalışması içinde olduğunu,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile bağlantısının bulunmadığını,
Asım DEMİR, Atilla AKSU, Bekir Öztürk, Doğu Perinçek, Emin Gürses, Ergün Poyraz, Fuat TURGUT, Güler Kömürcü, H.Ümit Sayın, Behiç Gürcihan, İsmail EKSİK (PAKER), Kemal Kerinçsiz, M.Fikri Karadağ, M.Zekeriya Öztürk, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım, Rafet ARSLAN, Semih Tufan Gülaltay, Sevgi Erenerol ve Veli Küçük’ü tanıdığını,
Bekir Öztürk’ü kuvayimilliye.net sitesinin sahibi olarak bildiğini, bu şahsın Mümtaz’er T. hakkında, devlet aleyhinde yazılar yazması sebebiyle dava açmak istediklerini, açılacak böyle bir davanın avukatlığını yapıp yapamayacağını sorduğunu, kendisinin de bir inceleyelim dediğini,
Doğu Perinçek’i 2002-2003 yıllarında Çağlayan’da “Annan Planına Hayır” isimli mitingde tanıdığını, 2003 tarihinde basında Kızıl Elma Koalisyonu olarak adlandırılan koalisyon tarafından TÜYAP Meydanı’nda yapılan mitinge katıldığını, bu mitinge İşçi Partisi’nin Öncü Gençlik yapılanması içinde görev yapan Mehmet Bora Perinçek ve 100 arkadaşının da katılmış olduğunu, Doğu Perinçek ile kendisinin Semih Tufan Gülaltay meselesi ile ilgili başka bir miting için görüştüklerini, ancak parti genel meclisinin bu talebi kabul etmediğini, kendisinin daha çok M.Bora P. ile görüştüğünü,
Ergün Poyraz’ı 2006 yılında Kemal Kerinçsiz’in bürosunda bir defa gördüğünü, kendilerinin özel görüştüklerini, Ergün Poyraz’ın avukatlığını alması için görüştüklerini,
Güler Kömürcü’yü basından tanıdığını, M.Zekeriya Öztürk ile birlikte Büyük Hukukçular Birliği Derneği toplantısına katıldığını, Tophane’deki bir nargile salonunda Güler Kömürcü ve M.Zekeriya Öztürk’ün oturduğunu, kendisini de çağırdıklarını, bu kişilerin, orada MHP’nin liderliğine Ümit Ö.’ı getirme konusunu konuştuklarını, kendileri ile münakaşa ettiğini, “siz kimsiniz, MHP Genel Başkanı’nı belirleyecek gücü nereden alıyorsunuz” dediğini,
H.Ümit Sayın’ı Adli Tıp Enstitüsünde doçent olarak bildiğini, dengesiz hatta şizofren olduğunu daha sonra öğrendiğini, 2 defa görüştüğünü, daha sonra irtibatını kestiğini,
H.Behiç Gürcihan’ın acıkistihbarat.com sitesinin sahibi olması dolayısıyla gıyaben tanıdığını, Büyük Hukukçular Birliği Derneği toplantısında gördüğünü, kendisine ait sitede yazı yazıp yazamayacağını sorduğunu,  ancak kendisinin bu teklifi kabul etmediğini,
Kemal Kerinçsiz’i 2002-2003 yıllarında Küçükçekmece MHP İlçe Başkan Yardımcılığı yaptığı dönemde tanıdığını, 2004 yılında AGOS gazetesi önünde yaptığı basın açıklaması sebebiyle hakkında dava açıldığını, kendisine destek olmak için Kemal Kerinçsiz’in davasına girdiğini ve vekilliğini yaptığını, Kemal Kerinçsiz ile Perihan M., Elif Ş. ve Hrant D.’in yargılandığı davalara birlikte girdiklerini, Kemal Kerinçsiz’in dernek adına yaptığı basın açıklamalarında yanında bulunduğunu,
M.Fikri Karadağ ile İstanbul’da tanıştıklarını, daha önceden tanıdığı Ali KUZU isimli şahsın Kuvayi Milliye Derneği’nin basın bölümünde çalıştığını, Ali KUZU’nun bu dernekte vatanseverlik adı altında kirli işlerin yapıldığını, M.Fikri Karadağ’ın kukla olduğunu, şizofren eğilimleri bulunduğunu, dernek yönetiminin gayrı meşru işlerle uğraştığını bildirdiğini,
M.Zekeriya Öztürk’ü 2003 yılında düzenlenen bir mitingde gördüğünü, 2-3 defa da Büyük Hukukçular Birliği Derneği toplantısında karşılaştığını, ajan provokatör tipli biri olduğunu sezdiğini, kendisiyle zaman zaman telefonlaşıp mesajlaştığını, Zekeriya Öztürk’ün kendisini telefonla aradığını, Muzaffer Tekin’in vurulduğunu, bilahare de lafı değiştirip intihar girişiminde bulunduğunu söylediğini, bunun üzerine kendisinin de Kemal Kerinçsiz’i arayarak “Muzaffer Tekin’i vurmuşlar” dediğini ve ona bilgi verdiğini,
Muzaffer Tekin’i, Çağlayan’da yapılan “Annan Planına Hayır” isimli mitingde tanıdığını, başka mitinglerde de gördüğünü, Muzaffer Tekin’in bıçakla yaralanması olayının nasıl gerçekleştiğini görmediğini,
Oktay Yıldırım’ı Büyük Hukukçular Birliği Derneği toplantısında tanıdığını, Sevgi Erenerol’un yapmış olduğu basın açıklamalarında yanında gördüğünü, kendisiyle zaman zaman mesajlaştığını,
Semih Tufan Gülaltay ile Ulusal Birlik Platformu’nda tanıştığını, Semih Tufan’ın bir çete operasyonu sonucu gözaltına alındığında müdafii olarak savcılık ifadelerinde hazır bulunduğunu, Semih Tufan Gülaltay’ın Veli Küçük ve Muzaffer Tekin gibi kişilerden bahsederken “para için herşeyi yaparlar” diyerek küfürlü konuştuğunu,
Sevgi Erenerol’u çocukluğundan beri tanıdığını, bir dönem MHP kadın kolları başkanlığını yaptığını, Büyük Hukukçular Birliği Derneği’nin yaptığı toplantılara 5-6 defa katıldığını hatırladığını, kendisiyle mesajlaştığını,
Veli Küçük ile Türk Dünyası Araştırma Vakfı’nda tanıştığını, kendisiyle herhangi bir illegal ilişki içerisinde olmadığını beyan etmiştir.

Şüpheli İstanbul 9.Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği’nde verdiği 21.09.2008 tarihli beyanında, birlikte Büyük Hukukçular Derneği’ni kurduklarını, ancak dernek başkanı Kemal Kerinçsiz’in kendilerine danışmadan bazı davalar açtığını, bundan rahatsız olduklarını, bu sebeple 2006 yılında 5 avukat arkadaşı ile birlikte dernekten ayrıldıklarını, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım,  Sevgi Erenerol’u tanıdığını, Bekir Öztürk’ü gıyaben tanıdığını beyan etmiştir.

Levent Temiz isimli şüpheliden elde edilen HP model laptop içerisinden çıkan Toshiba marka harddiskin incelenmesinde,
“rtf” isimli klasörde “alış” isimli word dosyası bulunduğu, şüphelinin kimliği belirlenemeyen x bayanla msn yolu ile görüştüğü, Levent Temiz’in “...senin bu söylediklerinin altında yatanı söyle. Asıl paşalardan kastın ne” dediği, x bayanın “ne bileyim işte, paşaların adamı diyorlar. Çok içli dışlısın diye herhalde” dediği,
Levent Temiz’in de “ ...yanlış biliyorlarmış, paşalar benim adamım, ...paşalara ders veriyorum, Türkiye nasıl millileştirilir, MHP içindeki hainler kimlerdir, biliyorsun bilgi arşivi, ses kaydı, resim ve dokümanlar bol bende, gerçi onların elinde de bolca var. ... bir de arşivlere rahatça girip herkesin hakkında toplanan istihbarat dosyalarını görme imkanını sağlıyorlar. Daha adamlar ne yapsın. Doktrin komutanlığı sağolsun, hani şu ülkü ocakları genel merkezinin karşısında olan yer” diye yazdığı tespit edilmiştir.
Levent Temiz’in Bakırköy Basınköy Mah. Menekşe Cad. Ahmet Mithat Apt. B Blok No.20 D.5 sayılı ikametinde yapılan aramada ele geçirilen dokümanların İstanbul 9.Ağır Ceza Mahkemesinin 17.09.2008 tarih ve 2008/1084 sayılı kararına istinaden yapılan incelemesinde;
Veli Küçük ve Levent Temiz’in bir mekanda dua esnasında çekilmiş fotoğrafları bulunmaktadır.
“Turan İhtilal Ordusu / Manifestosu” şeklinde devam eden doküman içeriğinde özetle; “Demokrasi adı altında yüce Türk ırkına empoze edilmeye çalışılan sistem, Türkün şahsına, vicdanına ters ve aykırı bir sistemdir. Artık Türk ırkının düşmanlarını yok edip Türke yakışır bir devleti tesis etmenin zamanı gelmiştir. Bu mücadeleyi ...mukaddes Türk ihtilali ile başlatacağız. Yegane amacımız bu ırkı kendi öz kimliğine yeniden döndürmek olacaktır”.
“...ihtilal ile kuracağımız ...milliyetçi toplumcu bir siyasi ve ekonomik sistem hareketidir. ...aşağı ırklara ...hoşgörü ve sevgiden feragat edeceğiz. ...tüm azınlık haklarını ellerinden alarak ...onları tarihin uçsuz bucaksız karanlıklarına gömeceğiz. ...hareketimiz mevcut hukuk sistemini reddeder. Azınlıkların tüm hukuki ve mülkiyet hakları ellerinden alınarak mal varlıkları ihtilal komitesince devletleştirilip Türk ırkının yararlanmasına tahsis edilecektir”“Azınlıkların nüfus kayıtları müsadere olunarak, ...müslüman olmayanlara jenosit kartı verilecektir. Azınlıkların eğitim öğretim hakları ellerinden alınacak, akademik ünvanları tanınmayacaktır. Azınlıklar devlet kadrolarından tasviye edilecektir. Azınlıklara tek tip çamur renginde devşirme ve jenosit amblemli forma giydirilecektir. tüm basın kuruluşları kapatılacak, yöneticiler  kurşuna dizilecektir. Türk örf adetlerine mugayir yerler kapatılacak, yöneticileri kurşuna dizilecektir. Tüm siyasi parti, dernek, vakıf, cemiyet gibi kuruluşlar kapatılacaktır. Türk ırkı bu büyük ihtilalle, Türkün üstünde asırlardır oynanan kahpe oyunu bozarak asaleten çözecektir” şeklinde bahsedildiği, şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığımızdaki beyanında bu ifadelerin kendisi tarafından yazılmış olabileceğini, şahsi düşünceleri olduğunu söylemiştir.
Aynı ikamette, Levent Temiz adına çıkarılan ve Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünce verildiği ve araştırmacı olduğu belirtilen bir kart, ayrıca 63 adet 6136 sayılı kanun kapsamında fişeğin  ele geçirildiği, şüpheliye ait silah taşıma ruhsatının İstanbul Valilik Makamının onayı ile 11.11.2004 tarihinde iptal edildiği ve İstanbul Polis Lab.Müd.nün 20.09.2008 tarih ve 2008/11845 sayılı Ekspertiz raporuna göre fişeklerin 6136 sayılı kanun kapsamında bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
c-Telefon Görüşmeleri ve İrtibatları
Tape no: 5086, 12.08.2008 tarihinde saat:16.28 de M. Bora P. İsimli şahıs ile yaptığı görüşmede özetle;  Levent Temiz’in “7’de o şeyde buluşalım mı, o devamlı oturduğumuz vardı ya, orası biraz sote bir yer” dediği,
Tape no: 5066, 17.08.2008 tarihinde Saat:20.53 de K. Kürşat K. İsimli Şahıs ile yaptığı görüşmede özetle;  Levent Temiz’in “eşyaları boşalttın mı, hiçbir şey kalmadı değil mi, o malzemeyi de kaldırsaydın, o yedek lastiğin ol

38-Şüpheli Ertaç GİRAY

Savcılık beyanı;
Cumhuriyet Savcılığından emekli olduğunu, halen avukatlık yaptığını, meslekteyken 1999 senesinde eski TCK.’nın 296.maddesinde belirtilen suçluyu gizleme suçundan yargılandığını, bu suçtan dolayı hüküm giydiğini, cezasının tecil edildiğini, 2007 yılında Muzaffer Tekin isimli şahsın Emniyetçe yapılan aramasına katıldığını, bu şahısla yapmış olduğu görüşme sebebiyle suçluyu gizleme iddiası ile hakkında soruşturma sürdürüldüğü, bu soruşturmanın halen Beyoğlu 3.Ağır Ceza Mahkemesinde devam  ettiğini,
Şüphelilerden Muzaffer Tekin’i tanıdığını, Mehmet Zekeriya Öztürk ve İsmail EKSİK’in avukatı olduğunu, Rafet ASLAN isimli şahsı Muzaffer Tekin’in yanında arama esnasında gördüğünü, Güler Kömürcü’yü bu olaylardan önce hukuk davalarındaki avukatı olması sebebiyle tanıdığını,
Ergenekon örgütünün üyesi olmadığını, ele geçen örgütsel belgeleri bilmediğini, ancak dava sebebiyle birçok belgeyi okuduğunu, ancak davadan önce bu belgelerden haberi olmadığını,
2006 yılında MİT eski İstihbarat Daire Başkanı Mehmet EYMÜR’ün Doğu Perinçek’e karşı avukatlığını yaptığını, kendisi hakkında MİT ve CIA ajanı olduğu hususundaki iddiaların Doğu Perinçek tarafından ileri sürüldüğünü, Aydınlık dergisi ve yandaşları tarafından gerçek olmayan haberlerle hedef gösterildiğini,
Savcı olarak görev yaptığı dönemde Adil Serdar Saçan’a görev verip birçok operasyon yaptırdığını, ancak bu kişi ile başkaca irtibatının olmadığını,
Mehmet Zekeriya Öztürk ve Güler Kömürcü’yü tanıdığını, müvekkilleri olduğunu,
Muzaffer Tekin’i daha önceden bir kez gördüğünü, Danıştay olayı sebebiyle Mehmet Zekeriya Öztürk’ün kendisini aradığını, Muzaffer Tekin ile ilgili arama kararı çıktığını söylediğini, Muzaffer Tekin’i onurlu biri olarak tanıttıkları için bu kişiye yardımcı olacağını söylediğini, Muzaffer Tekin’e de gidip teslim olmasını söylediğini, savcılığa gidip teslim olması halinde yanında olacağını belirttiğini, bu sözleri söylediği zaman yanında Mehmet Zekeriya Öztürk, İsmail EKSİK ve Rafet ARSLAN’ın da olduğunu,
Muzaffer Tekin isimli şahsın 26.05.2006 günü vermiş olduğu emniyet ifadesinin 12.sayfasında “Av. Ertaç GİRAY, İsmail PAKER ve M.Zekeriya Öztürk hemen orduevinin aşağısında bulunan Dalyan denilen deniz kenarındaki yere geldiler, Ertaç GİRAY bana cep telefonumu kapatıp pilimi çıkarmamı istedi ve evde geçen olayın özetini bana nakletti. Netice itibariyle ALPASLAN ile irtibatlı düşünülerek yakalama emri savcılıkça çıkartıldığını söyledi, bir iki gün gözaltına alındığım takdirde onurumun kırılacağını, hatta evden alınanların incelenmesinin de bayağı zaman alacağı düşüncesiyle faillerin mahkemeye çıkarılıncaya kadar benim yakalanmamam gerektiğini birkaç kez vurgulayarak beni ikaz etti” şeklinde beyanda bulunduğunun hatırlatılması üzerine, şüpheli cevaben;
Bu konularda Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na ayrıntılı beyanlarda bulunduğunu, bu beyandan ötürü yargılanmasının devam ettiğini, iddia edildiği şekilde bir beyanının olmadığını söylediği,
Soruşturma aşamasında ölen Kuddusi OKKIR isimli şahsın 22.06.2007 tarihinde emniyette vermiş olduğu ifadede “...ben Danıştay saldırısı olduğu esnada Muzaffer Tekin isimli şahsın yanında değildim. İsmail PAKER, M.Zekeriya Öztürk, Ertaç GİRAY ve Rafet ASLAN isimli şahıslar ile 2004 yılında daha önceden bahsettiğim gibi Vatansever Güç Birliği İstanbul Şubesi çalışmalarında ve sonrasında tanıştım” şeklindeki beyanı okunup sorulduğunda, Kuddusi OKKIR’ı tanıdığını, tutuklandıktan sonra Kuddusi OKKIR’ın karısının bu şahsın avukatlığını üstlenmesi talebi ile geldiğini, ancak kendisinin bu teklifi kabul etmediğini, Vatansever Kuvvetler veya benzeri derneklerin kuruluş toplantılarına, çalışmalarına katılmadığını, kendisine derneğin tüzüğünün getirildiğini, tüzüğün bir yerinde silahlı mücadele lafı olduğu için getirenleri uyardığını ve faaliyetlerine katılmadığını,
Mehmet Zekeriya Öztürk’ü ifade için herhangi bir şekilde yönlendirmediğini,
İsmail EKSİK’i kardeşi Hüseyin EKSİK vasıtası ile tanıdığını, Hüseyin EKSİK’in 2004 senesinde Kartal 2.Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı sırada avukatlığını üstlendiğini, bu vesile ile tanıdığını,
Geçmişte Veli Küçük veya Doğu Perinçek’in avukatlığını üstlenmediğini, Şamil Binbaşı’yı tanımadığını, Fikret EMEK isimli şahsı da tanımadığını,
Evinde çıkan eserlerin büyük çoğunluğunu pazardan satın aldığını, 2 adet bronz çivi ile bronz ayna sapı ve bronz kirman çengelini deniz kenarında bulduğunu, yaklaşık 12-13 tane antika niteliğinde tabancası olduğunu, bunlardan yalnızca bir tanesinin çalıştığını, antika tabancaların hepsinin süresiz antika ruhsatı olduğunu, 12 silahın da camekanda durduğunu, camekanın kilidinin bulunmadığını,
Hüseyin KESKİN’de yakalanan silahın da kendisine amcalarından kaldığını, bu silahı da ruhsata bağladığını, antika bir silah olduğunu, bu silahın şarjörü bulunduğu için çalışabileceğini, silahın bürosundaki camlı vitrinde bulunduğunu, Hüseyin KESKİN’de yakalanan silahın vitrinde olduğunu, ancak şarjörünün ayrı bir yerde saklandığını,
Hüseyin KESKİN’in Sarıkamış Polis Merkezinde 20.10.2008 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde Ertaç GİRAY ile ismini vermediği emekli bir askeri personel aracılığıyla yakalandığı tarihten yaklaşık 6 ay kadar önce tanıştığını, Ertaç GİRAY’ın yakın koruması olduğunu söylediğinin hatırlatılması üzerine,
Hüseyin KESKİN’in yanına 2005 yılı sonlarına doğru müvekkili olan babası İbrahim KESKİN’in tavsiyesi üzerine geldiğini, yanında sekreter olarak çalıştığını, 7 ay kadar çalıştıktan sonra 2007 yılının son aylarında işten ayrıldığını, bürosundaki silahın kaybolmasından sonra kendisinden hiç şüphelenmediğini,
29.07.2008 tarihinde bürodaki eşyaları topladığını, bürodaki silahın kaybolduğuna dair şüphesi olduğunu, 15-20 Eylül arası tatilden döndüğünü, büroda kaybolan silahı aramaya başladığını, çalındığına ilişkin kanaat sahibi olduktan sonra da Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verdiğini, ancak savcılığın kaybolmadan ötürü takipsizlik kararı verdiğini, bürosunu temmuz ayının sonuna doğru taşıdığını, silahın kaybolduğunu fark ettiğini, ancak o tarihten sonra savcılığa gidip bilgi vermediğini,
Hüseyin KESKİN’e silah vermediğini, Hüseyin KESKİN’in silahı aldığını kendisine hiç bildirmediğini, Hüseyin KESKİN’e silahı taşıması için hiç vermediğini, Hüseyin KESKİN’in bir defa bayramda kendisini aramış olabileceğini, ancak kendisine ulaşamadığını, iddia edildiği gibi Hüseyin KESKİN’in kendisinin yanında korumalık yapmadığını,
Hüseyin KESKİN Sarıkamış Polis Merkezinde 20.10.2008 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde “yakalandığında üzerinde elde edilen Browning marka silahı Ertaç GİRAY’ın Şişli’de bulunan bürosundan aldığını, daha sonra Ertaç GİRAY’ı telefonla arayarak Browning marka silahın kendisinde olduğunu söylediğini, Ertaç GİRAY’ın da ‘silah sende kalsın ben onu bir ara senden alırım’ dediğini, silahı alarak Sarıkamış ilçesine geldiğini, özellikle Aktütün Karakol baskınından sonra kendisinde vatan hainlerine karşı intikam duygusu oluştuğunu, Türkiye genelinde vatan hainlerinin izini sürmeye başladığını, karşısına çıktıkları esnada intikamını alacağını” beyan ettiği hususu sorulduğunda,
Hüseyin KESKİN’in Sarıkamış’a hangi amaçla gittiğini bilmediğini, kendisinin Ahmet uzman çavuş diye bir tanıdığının olmadığını, Hüseyin KESKİN’in beyanlarını kabul etmediğini, Hüseyin KESKİN’in kendisinin yanına babası vasıtası ile girdiğini,
Adnan Türkkan ve Tunç Akkoç’u tanımadığını, Seyhan SOYLU’nun müvekkili olduğunu, Hakkı KURTULUŞ’un avukat arkadaşı olduğunu,
Muzaffer Tekin ile bir kez görüştüğünü hatırladığını, Recep Gökhan SİPAHİOĞLU’nun 2005 yılından önceki yıllarda müvekkili olduğunu, o vesile ile görüştüğünü, Av.Levent Temiz ile görüşmüş olabileceğini, ev aramasında çıkan bilgi ve belgelerin kendisine ait olduğunu beyan ettiği,
Hakkında kamu davası açılan MUZAFFER Tekin savcılıkta vermiş olduğu ifadesinde;
Kendisinin 1985 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında ön yüzbaşı rütbesiyle bir olay sebebiyle resen emekli edildiğini, Danıştay saldırısının medyaya yansıdığı sıralarda orduevinde Zekeriya Öztürk, İsmail Paker, Rafet ARSLAN isimli arkadaşları ile  yemek yemekte olduğunu, eşinin  eve polislerin geldiğini söyleyince kendisinin de eve gitmek istediğini, ancak özellikle Zekeriya Öztürk ve İsmail Paker tarafından eve gitmesinin engellendiğini . Bunun gerekçesi olarak da evimdeki aramaya Sarıyer eski savcısı Ertaç Giray'la birlikte Zekeriya Öztürk ve İsmail Paker de gittiklerini, döndüklerinde Ertaç Giray ın bana seni bir gün gözaltına alınmam onurunu zedeler, ben seni kendi elimle götürücem, savcıya teslim edecem ifadeden sonra bizzat seni alıp çıkıcam dediğini Bu nedenle değişik yerlerde gizlendiğini . son olarak Mahmut Öztürk'ün villasına gittiğini. Bu evde intihar girişiminde bulunduğunu, Ertaç Giray'ı İsmail Paker vasıtası ile olaydan  1 yıl öncesinden tanıdığını, 2004 yılında İsmail PAKER ile  Ankara'da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi isimli bir oluşumun İstanbul şubesi için görüşmelerde bulunduğunu  kendisine  oluşumun başında Hasan Kondakçı Paşa'nın onursal başkanı olduğunu söylediğini kendiside de bu niyetle biraz ilgilendiğini Ancak daha sonra ciddi ve dürüst insanların olmadığını görünce aldığı  formları yırtıp attığını, 2-3 aylık bir süreçte birlikteliklerinin olduğunu  Bunun dışında daha sonra İsmail Paker ile görüşmelerinin olduğunu ve kendisinin  tavsiyeleri üzerine İsmail PAKER in  hareketten koptuğunu beyan ettiği,

Av. Ertaç GİRAY' in İlimiz Şişli ilçesi Meşrutiyet Mahallesi Melek Sokak Selimağa Apartmanı No:33/12 sayılı yerde bulunan adresinde yapılan aramada;
-(1)  adet üzerinde  fihrist   12  ibaresi  bulunan  içerisinde telefon  numaraları  ve notların bulunduğu orta boy fihrist,
-(1) adet gri renkli üzerinde sarı yaldızlı telefon işareti, içerisinde çeşitli telefon numaraları ve notların bulunduğu orta boy fihrist,
-(3) adet 1' den 3' e kadar numaralandırılan CD,
-(1) adet üzerinde herhangi bir ibare bulunmayan ahşap kabzalı oyuncak olduğu iddia edilen tabanca,
-(1) adet Meryem Ana figürlü tar

39-Şüpheli Hüseyin KESKİN

Emniyet beyanı;
Sarıkamış Polis Merkezinde alınan beyanında, 18.10.2008 günü İstanbul ilinden Sarıkamış ilçesine Kars firmasına ait otobüsle geldiğini, Sarıkamış ilçesine gelme nedeninin 2005 yılında Balıkesir ili Avşa ilçesinde vatani görevini yaptığı dönemde komutanı olan Kubilay SEYHAN isimli kişiyi ziyaret amaçlı olduğunu, 2 gün Kubilay astsubayın evinde misafir kaldığını, kendi üzerinde Browning marka silah olduğunu, silahı bu astsubaya gösterdiğini, silahı nerden bulduğunu sorduğunu, kendisin de silahın, yanında korumalık yaptığı emekli savcı Ertaç GİRAY isimli şahsa ait olduğunu söylediğini, 20.10.2008 günü Sarıkamış Emniyet Müdürlüğü önünde yürüdüğü esnada polis memurlarının kendisini durdurduğunu, polis memurlarının kendisine silah taşıyıp taşımadığını sorduklarını, kendisinin de silah taşıdığını söylediğini, silahın ruhsatsız olduğunu ve Ertaç GİRAY adına kayıtlı olduğunu söylediğini, bunun üzerine de polislerin silaha el koyarak kendisini Emniyet Müdürlüğüne götürdüklerini, yakalandığı tarihten yaklaşık 6 ay önce Ertaç GİRAY’ın Şişli ilçesinde bulunan ofisine gittiğini, yakın koruma olarak yanında çalıştığını, 2008 yılı Ağustos ayında Ertaç GİRAY’ın Şişli’de bulunan avukatlık bürosunun kapandığını, avukatlık bürosunun kapanacağı sırada da büroda bulunan Ertaç GİRAY’a ait Browning marka silahı aldığını, Ertaç GİRAY’ı telefonla arayarak Browning marka silahın kendisinde olduğunu söylediğini, Ertaç GİRAY’ın da “tamam silah sende kalsın, ben onu bir ara senden alırım” dediğini, daha sonra görüşmediklerini, silahın bu şekilde kendisinde kaldığını, eski komutanı Kubilay SEYHAN’ı telefonla aradığını, Browning marka silahı yanına alarak Sarıkamış ilçesine gittiğini, silahı taşıdığını, özellikle Aktütün karakol baskınından sonra kendisinde vatan hainlerine karşı aşırı bir intikam duygusu oluştuğunu ve Türkiye genelinde vatan hainlerinin izini sürmeye başladığını ve karşısına çıktıkları esnada intikamını alacağını beyan ettiği,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan beyanında, 2007 yılının sonuna doğru emekli savcı Ertaç GİRAY isimli avukatın Şişli’de bulunan bürosunda ofis boy olarak işe girdiğini, 7-8 ay kadar çalıştıktan sonra işten ayrıldığını, şuan itibariyle işsiz olduğunu,
Mehmet Zekeriya Öztürk’ü bir dönem çalıştığı Ertaç GİRAY’ın avukatlık bürosunda tanıdığını, M.Zekeriya Öztürk’ün büroya Ertaç GİRAY ile görüşmeye geldiğini, Ertaç GİRAY’ın bu şahsın aynı zamanda avukatı olduğunu, şahsı bu vesile ile tanıdığını,
Levent Temiz’i 1998 yılında Tuzla Ülkü Ocaklarına geldiğinde İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı olarak tanıdığını, 2004 yılında askere gitmeden önce kendisine Maltepe Ülkü Ocakları’na geldiği zaman gördüğünü, muhabbet ettiklerini, kendisinin telefon numarasını aldığını, kendisini 3 ayda bir arayıp hal hatır sorduğunu,
Halen kullanmakta olduğu cep telefonu hatlarının 0542 489 95 99 ve 0536 782 12 03 olduğunu,
Yakalandığında üzerinden çıkan silah ve fişeklerin daha önce yanında çalıştığı Ertaç GİRAY’a ait olduğunu, Ertaç GİRAY’ın silahını 2008 yılı Mayıs ayı içerisinde dolabının çekmecesinden aldığını, silahın şarjörü ve 3 mermisi bulunduğunu, silahın bir müddet kendisinde kaldığını, daha sonra silahı yerine götürme niyetinde olduğunu, bu süre zarfında silahı belinde taşıdığını, Ertaç GİRAY’ın ekonomik sebeplerden dolayı kendisini işten çıkardığını,  ancak büronun anahtarını teslim etmediğini, 2008 yılı Haziran ayında silahı bırakmak amacıyla Ertaç GİRAY’ın bürosuna gittiğini, ancak kapıyı hiç kimsenin açmadığını, büronun taşındığını öğrendiğini, silahı bu sebeple teslim edemediğini, silahı apartmanın bodrumunda sakladığını,
2008 yılı Haziran ayında Tuzla’da bulunan Tesko firmasında işe girdiğini, bu arada Avşa ilçesinde jandarma komutanı olan Kubilay SEYHAN ile devamlı telefonda görüştüğünü, 15.10.2008 günü ofis telefonundan komutanını arayarak hal hatır sorduğunu, Kubilay’ın kendisini Sarıkamış’a davet ettiğini, işyerinde verilen maaşın az olmasından dolayı 17.10.2008 günü aniden işten ayrıldığını, aynı gün komutanı Kubilay SEYHAN’ı arayarak gelmek istediğini söylediğini, Kubilay SEYHAN’ın Kasım-Aralık aylarında gelirsen burada kayak yapabilirsin dediğini, ancak hemen gelmek istediğini ilettiğini, gitmeden önce de yanına Browning marka silahı aldığını ve Sarıkamış’a gittiğini, Kubilay SEYHAN’ın ikametinde misafir kaldığını, 20.10.2008 günü Sarıkamış Emniyet Müdürlüğü yakınında yürüdüğü esnada emniyet görevlilerinin belinde bulunan silahı fark ettiklerini, kendisine silahı sorduklarını, silahın ruhsatlı olmadığını söylediğini ve silahı teslim ettiğini, özellikle Aktütün baskınından sonra terör olaylarından etkilendiğini, gerekirse savaşacağını, terörle mücadele edeceğini, bu vatan için öleceğini, gerekirse Irak’a kadar gideceğini, Sarıkamış yada başka bir yerde eylem yapmayı düşünmediğini, Ertaç GİRAY’ın yanında korumalık yapmadığını, Ertaç GİRAY’ın silahının alındığından haberi olmadığını, hırsız muamelesi görmemek için Ertaç GİRAY’ın bu konudan bilgisi olduğunu söylediğini, hain olarak bahsettiği kişilerin PKK militanları olduğunu, ancak hiç kimsenin izini sürmediğini, bu konuda kendisini yönlendiren de olmadığını,
Mehmet Zekeriya Öztürk ile telefon görüşmesi yaptığını, Mehmet Zekeriya Öztürk’ün aradığı zamanlar Ertaç GİRAY’ın ofiste olup olmadığını veya ofise ne zaman geleceğini sorduğunu, örgütle hiçbir alakasının olmadığını beyan etmiştir.
Savcılık beyanı;
M.Zekeriya Öztürk ve Levent Temiz’i tanıdığını, 2007 yılının Mart-Nisan ayları gibi Ertaç Giray’ın yanında işe girdiğini, 8 ay kadar çalıştığını, daha sonra işten ayrıldığını, kendisinde yakalanan silahı 2008 yılı Ocak ayında bürodan aldığını, silahın bir süre kendisinde kaldığını, avukatlık bürosunun taşınmasından dolayı silahı eski yerine koyamadığını,
Tesko firmasındaki işinden 17 Ekim’de ayrıldığını, ofisten Kubilay SEYHAN’ı aradığını, eski komutanının kendisinin Sarıkamış’a gelmesini söylediğini, kış mevsiminde gelmesi halinde kayak yapılabileceğini söylediğini, bunun üzerine otobüsle Sarıkamış’a gittiğini, komutanının çalıştığı karakola gittiğini, Kubilay SEYHAN’ın evinde misafir kaldığını, ilçede gezdiği esnada polislerin belindeki tabancayı fark ettiklerini ve kendisini yakaladıklarını,
Önceki ifadesinde Aktütün saldırısını yapan PKK’ları cezalandırmak için gittiğini söylemişse de aslında gezmeye gittiğini, emniyet ifadelerinde vatanseverlik duygularından ötürü PKK’lı birini bulması halinde öldürürüm dediğini, ancak öyle bir niyeti olmadığını,
Aldığı silahın çalışmadığını, silahı mazot ve tiner içinde bekletince çalışmaya başladığını, Ertaç GİRAY’ın korumalığını yapmadığını, intikam duygusu ile adam öldürmeyecek olduğunu, böyle bir şey söylemişse de öldürme niyetinin olmadığını, gerekirse kavga edebileceğini,
Avşa ilçesinde askerliğini yaparken komutanı Kubilay SEYHAN’ın postası olduğunu, kendisini 2 senedir görmediğini, hediye aldığını, bunun için Sarıkamış’a gittiğini, PKK’lılarla herhangi bir işinin olmadığını,
Kimseden talimat alıp Sarıkamış’a gitmediğini, herhangi bir kimseyi öldürme veya cezalandırma kastının olmadığını, 0505 727 67 45 numaralı hattın komutanı Kubilay SEYHAN’a ait olduğunu, örgüt üyesi olmadığını beyan etmiştir.
Sorgu beyanı;
Şüphelinin İstanbul 9.Ağır Ceza Mahkemesinde 23.10.2008 tarihli beyanında Av.Ertaç GİRAY’ın yanında bir müddet çalıştığını, onun tabancasını ona sormadan aldığını, daha sonra yerine koyacak olduğunu, kendisinin evinde veya üzerinde bu silahtan başka silah bulunmadığını, terör örgütü üyesi olmadığını, Sarıkamış ilçesine bu ilçede görevli olan Kubilay SEYHAN’ın yanına gezmeye gittiğini, kendisinin askerlik yaptığı dönemde komutanı olduğunu, başka bir amaç için oraya gitmediğini beyan etmiştir.

Şüpheli Hüseyin Keskin’in yakalandığında üst aramasında 1 adet 9 mm çaplı Browning marka tabanca, 1 adet tabancaya ait şarjör, 3 adet 9 mm çaplı dolu fişeklerin elde edildiği, elde edilen malzemelere Sarıkamış Sulh Ceza Mahkemesinin 20.10.2008 tarih ve 2008/324 sayılı kararı ile el konulmuştur.
İstanbul Kriminal Polis Laboratuarı Daire Başkanlığının 22.10.2008 tarih ve 2008/13121 sayılı ekspertiz raporuna göre şüpheliden elde edilen 33463 numaralı 9 mm çaplı Browning tipi fişek atar Belçika yapısı Browning marka 1903 model yarı otomatik tabancanın ve fişeklerin 6136 sayılı yasaya göre Yasak niteliğini haiz ateşli silah ve fişeklerden olduğunun tespit edilmiştir.

Hüseyin KESKİN’e ait 0542 489 95 99 numaralı hattın rehber kayıtlarında Mehmet Zekeriye Öztürk’ün (Zekeriye abi 0532 241 29 02) olarak kayıtlı olduğu, Hüseyin KESKİN’e ait 0542 489 95 99 numaralı hattın rehber kayıtlarında Levent Temiz’in (Levent Temiz 0532 784 08 64) olarak kayıtlı olduğunun tespit edilmiştir.
Şüpheli Hüseyin KESKİN ’in dosya kapsamındaki diğer şahıslarla yapmış olduğu telefon görüşme sayısı şöyledir:
1           Ertaç GİRAY                                                  50
2           Zeki Yurdagül ÇAĞMAN                                 1
3           Mehmet Zekeriya Öztürk                                19

Bazı şüphelilerden elde edilen ve örgütsel dokümanlardan olduğu anlaşılan “Aralık 1999” tarihli “Lobi” başlıklı belgenin 7.bölümünde “Eleman Profili” başlığı altında “özellikle sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişiler seçilmelidir. Çünkü bu türden kişiler sistemin bozukluklarını, mekanizmanın işleyişini, oyunun kurallarını ve zaaflarını çok daha iyi bilmektedirler” denildiği,
“Ergenekon” başlığı ile başlayan dokümanda “Terör” başlığı altında; “21.yüzyılda en önemli sorunlardan birisinin terör olacağı, bu nedenle terör gruplarının kontrol altında tutulması gerektiği, gerektiğinde naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verilmesinden” bahsedildiği,
“Panzehir etnik bölücü operasyonların tasfiyesi” isimli dokümanda; Kürt ayrılıkçılığı üzerinde iktidar hesapları başlığı altında “sözde ulusal çıkarlar, ulusal barış ve Türk-Kürt kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi, iç barış ve huzurun sağlanması adına hareket eden siyasi kadroları

4- Şüpheli Hasan Atilla Uğur

Emniyet Beyanında
Susma hakkını kullanmıştır.
Şüpheli Savcılık Beyanı
Susma hakkını kullanmıştır.
Şüpheli Sorgusunda:
Emniyet ve savcılıkta ifade vermediğini, suçlandığı konu hakkında aynı branşta hizmet ettiği kişilerin yanında beyanda bulunmak istemediğini, savcılığa geldiğinde gösterilen evraklar kimi basın yayın organlarına da konu olmuş ve belli bir oyunun parçası olduğunu düşündüğü dokümanlar olduğunu, bu tür bir örgütlenme ile irtibatlı gösterilmenin ağrına gittiğinden bu aşamalarda ifade vermediğini, Muvazzaf olduğu dönemde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptığını, bu dönemde doğal olarak kendisine yoğun bir şekilde istihbarat akışı olduğunu, bununla alakalı arşivlemesinin bulunduğunu, kişilerle alakalı fişleme olarak iddia edilen kayıtların göreviyle alakalı yerine getirdiği işlemler olduğunu, emekli olduktan sonra bu bilgilerin çoğunu kurumuna iade ettiğini, ancak aramalar sırasında el konulan belgeler arasında bu tip belgeler ise tamamıyla gözden kaçtığı için iade edilmeyen belgeler olduğunu, bir senedir emekli olduğunu, altı aydan beri merkezi Ankara'da olan savunma sanayi ile ilgili bir şirketinin olduğunu, dosyada ismi geçen Bülent G.'yı, Minex danışmanlık şirketi sahibi olarak 4 yıldır tanıdığını, herhangi bir ticari ortaklığının bulunmadığını, Bülent’in ticari birikiminden şirketi için bir yararı olacağını düşündüğü için yoğun bir diyalog içinde olduğunu, mesleki yönerge gereği muvazzaf subay olduğu dönemde kod adının Kürşat Bozkurt olduğunu, bu ismini bilenlerin zaman zaman bu isimle hitap ettiklerini, dosyanın şüphelilerinden Barbaros Hayrettin Altıntaş ile akrabası olan devre arkadaşı Ali Ergülmez vasıtasıyla tanıştığını ve muhtaç olduğundan işe yerleştirdiğini, bu yüzden Bülent'den ziyade şüpheli Barbaros'la İstanbul'a geliş-gidişlerde muhatap olduğunu, şüpheli Sinan Aydın Aygün'ü tanımadığını, 0505 ..0 89 23 nolu bir telefonunun olup olmadığından emin olmadığını, Sencer Özkan'ı tanıdığını, kendisinin bir iş adamı olduğunu, Ankara-Güvercinlik'deki Teknik İstihbarat merkezini kurarken bu kişinin şirketiyle de çalıştıklarını, Hamza ÇAPKIN isimli kişiyi tanıdığını, bu kişinin Çanakkale'de birlikte çalıştığı Uzman Çavuşu olduğunu, Hamza Ç.'a ait bu telefonu kısa süreli olarak kullandığını, yapılan aramalarda hazır olmadığı için şu anda aleyhine delil olarak dosyaya konulan belgeleri kabul etmediğini, çünkü Ergenekon ile bir ilgisinin bulunmadığını, teşkilatında komutanlık yapmasına rağmen Veli Küçük'ü kesinlikle tanımadığını, Ergun Poyraz'ı Ankara'da çalıştığı dönemde komutanları tarafından gönderilen bir kişi olarak tanıdığını, kendisinin korunmak için yardım talebinde bulunduğu, zaman zaman resmi makamında görüşmelerinin olduğunu, çünkü kendisinden belli konularda yardım alacaklarını düşündüklerini, şüpheli Mustafa Ali Balbay'ı tanıdığını, şüpheli Mustafa Ali Balbay ile ilgili gizli görüşme kayıtlarını bir tape olsun diye bulundurduklarını, herhangi bir şekilde şantaj amaçlı olmadığını, böyle bir şey olsaydı bunun ortaya çıkmış olacağını, Eldiven, Yakamoz, Ay ışığı gibi kavramlarla uzaktan yakından bir ilişkisinin olmadığını, dosyadaki bu belgeleri de kabul etmediğini, Genelkurmay'a ait gizli olduğu iddia edilen belgelerin şahsına ait mesleki, eğitim sırasında verilen belgeler olduğunu, evinde ele geçirildiği iddia edilen, ay ışığı ve yakamoz darbe planlarına ilişkin belgelerin internette dolaşan belgeler olduğunu, Nuray B. ve şüpheliler Tuncay Özkan ve Bedrettin Dalan ve ile yapılan görüşmelerin CD çözümlerinin biraz önce aktardığı gerekçe sebebiyle kaydedildiğini, Atatürkçü Düşünce Derneği hakkında istihbari mahiyetteki belgeden kendisinin haberinin olmadığını, bir yıl kadar birlikte çalıştığı şüpheli Mehmet Şener Eruygur'un da bu belgeden haberinin olacağını sanmadığını, bu belgelerin kendisinde infial uyandırdığınıiçünkü bu belgelerin kendisinde çıkmasının mümkün olmadığını, Usiad konusunda herhangi bir bilgisinin olmadığını, yıllarca terör örgütlerine karşı nitelikli birimlerde görev yapan bir insan olarak Anayasal düzeni veya Hükümeti yıkmayı amaçlayacak böyle bir örgütlenmenin içerisinde yer almasının mümkün olmadığını, kendisine ait olduğu söylenen belgelerle hiçbir ilgisinin olmadığını, bazı eylemlerinin söz konusu olabileceğini yani bir kısım belgeleri gözden kaçtığı için kurumuna iade edemediğini bu yüzden pişmanlık duyduğunu, tutuksuz yargılanmak istediğini, Abdullah Öcalan'ı 8 ay boyunca sorgulayan ekibin içerisindeki tim komutanı olduğunu, bu yüzden üç ayrı örgütün ölüm listesinde bulunduğunu ifade etmiştir.

Şüpheli Hasan Atilla Uğur’un Çukurambar 42.Cadde Çağlayan Sitesi No:23/23 Çankaya/ANKARA sayılı ikamet adresinde bulunan,
Birief Marka şifreli kahverekli ve kapalı James Bond tabir edilen çanta içerisinden;
(1) adet, üzerinde TC. Ordusu Subaylarına Mahsus ibaresi bulunan 130549 seri nolu vzor 70 cal 7.65 tabanca, tabancaya ait (1) adet şarjör, şarjöre takılı vaziyette 7 adet 7.65mm çapında fişek,
(2) kutu içersinde (50) adet MKE yapımı 7.65mm fişek,
(1) adet, 9mm fişek,

(1) adet, aynı tabancaya ait İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Ankara silah taşıma izin belgesi,

(1) adet, panasonic marka kalem şeklinde kablolu küçük cihaz,
(1) adet, üzerinde CHİNET GL-870 ibaresi yazılı MP3 çalar,
(3) adet, içeriği belli olmayan cd,
Evin Diğer bölümlerinden çıkan malzemeler:
(4)Adet numaralandırılmış fotoğraflar,
(1)yaprak sarı renkli not kâğıdın da “21 Nisan2008 tarihli” başlayan siyah kalemle yazılmış el yazması notları
(1)yaprak yine sarı renkli not kâğıdına “Acil Nakit İhtiyacı İçin Yapılacaklar(Yapılabilecekler) ve aynı kâğıdın arka yüzünde 10 Haziran 2008 tarihli Yapılacaklar adı altında alınan notları içeren siyah tükenmez kalemle yazılmış el yazması yazılar,(1 ve 2)diye numaralandırılmışlardır,
(1’den 27’ ye) kadar numaralandırılmış ve üzerlerinde Fotoğraf-Piknik-Doğum Günü yazılı CD’ler
(1) Adet Sony Marka M-747V seri nolu ses kayıt cihazı ve bu cihaza ait aparat,
(1)Adet Hasan Atilla Uğur adına düzenlenmiş (T.C:24662660822) numaralı nüfus cüzdan sureti
(23) Adet 7.62 mm. çaplı muhtelif kaleşnikof mermiler,
(2)Adet 357 magnum mermiler,
(304) Adet 9x19 mm MKE marka mermiler,
(30) Adet 9,65 mm çaplı SW marka mermiler,
(5) Adet 7,65 mm çaplı MKE marka mermiler,
(2) Adet SBP marka mermiler,
(1)Adet markasız olmak üzere 7,65 mm çaplı mermi,
(14) Adet MKE marka 9x19mm çaplı mermiler,
(2) Adet Sigsaver marka şarjörler,
(1) Adet SW marka şarjör,
(9)Adet 12’lik MKE yapısı av tüfeği fişekleri,
(18)Adet MKE yapımı 9x19 boş fişekler,
(2) Adet P marka 9x19 boş fişekler,
(1) Adet meşei okunmayan 9x19 çaplı mermi,
(29) Adet 9mm çaplı GECO marka fişekler,
(2) Adet 9mm çaplı WRA marka fişekler,
(5) Adet 9mm çaplı P marka fişekler,
(11)Adet 9mm çaplı HP marka fişekler
(1) Adet Yeşil-Mavi renkli Sabri EV ile başlayan ve Kocaeli Kod:262 ile biten telefon rehberi,
(1) Adet HP marka İPAQ ibaresi yazılı ve üzerinde TWC 72800R5 seri nosu yazan HW6915 model Cep bilgisayarı, bataryası ile bu bilgisayara ait şarj cihazı ve bağlantı aparatları-(1) Adet Sim Plus hazır kart,
(1)Adet L 61954 Z seri nolu,ve üzerinde Pietro Beratta Gordone V.T-Made in İtaly yazılı 92FS model 9,cal.Parabellum-Baretta marka kabzesi siyah renkli metal crom meaşeli tabanca,
(2) Adet Parabellum –Beratta tabancaya ait Crom renkli orijinal üzerinde P.B.CAL. 9 Para-Made in İtaly yazılı şarjörler,
(25) Adet tabancaya ait siyah renkli muhafaza kutusu içerisinde 9x19 çaplı MKE marka fişekler,
(1)Adet tabanca temizleme fırçası,
Hasan Atilla Uğur adına 17.05.2007 tarihinde 61816 belge numarası ile Jandarma Genel Komutanlığı tarafından tanzim edilmiş bu tabancaya ait belge,
(1) Adet siyah renkli tabanca muhafaza çantası içerisinde 9x19mm çaplı mermilere ait siyah renkli tabanca şarjörü,
(14) Adet aynı çanta içerisinde bulunan 9x19 çaplı MKE yapımı fişekler,
(67) Adet 9x19 mm çaplı MKE yapımı fişekler,
(1) Adet NOKİA marka 1112 model 3597 36/00/748637/2 İMEİ nolu gri-mavi renkli cep telefonu ve bu telefonun içinde bulunan 0701280287660 seri nolu Türkcel Sim Card
İkamet  Adresi: Yıldız 4.Cadde 81.Sokak No:5/9 Çankaya/Ankara
İkamet Adresi: Çolaklı Beldesi Üçtepeler Mahallesi Tilkiler Caddesi Kardelen 2 (no bilinmiyor) Manavgat/Antalya
Kendi adına ruhsatlı U609275 seri nolu P226 Made in Germany  SIGSAUER marka 9 mm çaplı tabanca,
Bu tabancaya ait şarjör ile 17 adet MKE yapımı 9 mm dolu fişekler
Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Hasan Atilla Uğur adına tanzim edilmiş, 17.05.2007 tarih ve 61817 belge nolu silah taşıma izin belgesi,
İş Adresi: (Netsav Savunma San. İnş. Tur. Madencilik) : Birlik Mahallesi 448.Cadde No:119/4-5 Çankaya/Ankara (Sabri TALAN’a ait olduğu bildirilen odada)
(2) Sayfa “Sağduyusu Güçlü, Vatanına Ve Devletine Her Zaman Her Şartta Sahip Çıkan Yüce Türk Milleti” ibaresi ile başlayan “AKP iktidarında istihdam üzerinden alınan vergiler, ibaresi ile biten beyaz kâğıt dokümanı,
(Orhan AKARSU’ya ait olduğu bildirilen odada)
(3) Sayfa Güldane ŞEN adına düzenlenmiş nüfus cüzdanı ve pasaport fotokopileri,
(2) Adet   “5AEA 2708H ve %AİEA37066”  seri numaralı “sony” marka Hİ 8 kasetler,
(1) Adet  “SAGEM”  MW 3026 numaralı cep telefonu ve içerisinde  (1) Adet Turkcell sim kart
(Pakize Uğur ve Hasan Atilla Uğur’un kullandığı odada)
(5) Adet üzerinde “Princo” markası bulunan ve üzerinde “ Lütfen Başkalarının izlemesini sağlayınız CD 1 notu bulunan CD’ ler,
Hasan Atilla Uğur’a ait Kahverengi deri şifreli çanta içerisinde - (1) Adet Sony marka B1 B1 6196 mini MC-60 ses kaseti,
(26) Adet Adet MKEK yapımı 9.65 mm. Çapında özel damla deri fişeklik içinde bulunan fişekler
(7) Adet MKEK yapımı SW 9.65 mm. çapında Spec marka fişekler,
(1) Adet MKEK yapımı 7.65 mm. çapında fişek,
(64) Adet MKEK yapımı 9.mm. çapında fişekler,
(2) Sayfa “The Newyork times” yazısı ile başlayan üzerinde harita ve tabanca resminin bulunduğu bilgisayar çıktısı doküman,
(1) Sayfa 15,20 Ebatlarında beyaz kâğıda arkalı önlü yazılmış  “başkanım” İbaresi ile başlayan

40- Şüpheli Durmuş Ali ÖZOĞLU

Emniyet beyanı
Emniyette susma hakkını kullanmıştır.
Savcılık beyanı
Cağaloğlu Yokuşu Ergüçhan Kat.3 No.9 sayılı yerde faaliyette bulunan Toplumsal Dönüşüm yayınevi isimli yayınevinin editörü olduğunu, Limited şirket olarak faaliyet gösterdiğini, hissedarları Hatice BAHTİYAR ve Hüseyin BAHTİYAR olduğunu, yaklaşık 10 yıldır bu işi yaptığını ,
Kemal AYDIN, Neriman AYDIN, İbrahim ÖZCAN, isimli şüphelileri bizzat tanıdığını, Ercüment OVALI ile bir kez görüştüğünü, Neriman AYDIN’ın tahminen 2007 senesinde  Asala PKK isimli kitabını okuyup beğendiğinden bahisle bir mektup gönderdiğini,kendisini telefonla arayıp teşekkür ettiğini, daha sonra kardeşi Kemal AYDIN ile birlikte İstanbul’a gelişlerinde ziyaretine geldiğini, böylece yüz yüze tanışmış olduklarını, aile dostu olduklarını  ve görüşmelere devam ettiklerini, İbrahim ÖZCAN’ı Kuvayı Milliye Derneğinde tanıdığını, zaman zaman yayın evinde işlere yardımcı olduğunu, bu şekilde görüşmelerinin devam ettiğini , Ercüment OVALI’yı Neriman ve Kemal AYDIN aracılığıyla tanıdığını, kök hücre konusunda araştırmalar yapan Profesör olduğunu, bir defa Ankara’da karşılaştığını,
Bir ilan üzerine BOĞAZLAYAN kaymakamı Kemal beyi anma törenine kendiliğinden gittiğini, bu etkinliğe katılan kişilerle tanıştığını, kart alışverişlerinin olduğunu, daha sonra burada tanıştığı Mehmet Fikri KARADAĞ’ın  işyerine ziyaretine geldiğini. Kuvayı Milliye isimli bir dernek kurduğundan, kendisinin de kurucu üye olarak yer almasını istediklerini, kendisinin bu türlü derneklerin amacına hizmet etmediğini düşündüğünü söyleyerek teklifini ret ettiğini, ancak kurulduktan sonra  yayıncı ve yazar kimliğinden dolayı basın yayın danışmanlığını yaptığını, derneğe üye olduğunu, dernek içersinde yaklaşık üç ay faaliyette bulunduğunu,  Dernekte  dernek yöneticilerinin kendisine çok itibar ettikleri kendisini din alimi olarak tanıtan Burhan OMAY’ın fikirlerine katılmadığından dolayı dernekten istifa ettiğini, dernekte bulunduğu sürede Hüseyin GÖRÜM, Kahraman ŞAHİN, Raif GÖRÜM ve Yusuf GÖRÜM’ü dernekte gördüğünü, Yasin GÖRÜM isimli Hüseyin GÖRÜM’ün yeğeni olan bir kişiden de bahsedildiğini,
Hüseyin GÖRÜM’ün Maltepe ilçesindeki fabrika tabir edilen yerine iki veya üç defa gittiğini, burasının Kuvayı Milliye derneğinin Kadıköy’deki binası tutulmadan önce dernekte yer alan kişilerin buluşma yeri olduğunu ve burada sohbet edildiğini, Raif GÖRÜM ve Yusuf GÖRÜM’ün Hüseyin GÖRÜM’ün akrabası olduğunu, derneğe gelip gittiklerinden dolayı kendilerini tanıdığını,
Özel büro isimli Internet sitesini dernekten ayrılma aşamasında duyduğunu, İstihbarat yaptığı söylenen bu oluşumun kendisine antipatik geldiğini,
Kuvayi Milliye üyeliği sırasında 5000 kişilik motorize ekip projesi olup olmadığı sorulduğunda; Böyle bir şey söz konusu değildir şeklinde  cevap verdiği,
2006 yılında Tempo Dergisinde muhabir olarak çalışan Tutkun AKBAŞ'ın alınan ifadesinde; "2006 yılında Tempo Dergisinde muhabir olarak çalışmaktaydım. Bu dönem içersinde, internetten haber okurken, Özel Büro isimli site de “Kürt mafyasına karşı özel bir ekip kuracağız” ibaresini gördüm. Haberi okuduktan sonra Özel Büro olarak adlandırılan site yöneticisine mail attım ve bu konuda bilgi istedim.  Özel Büro İstihbarat sorumlusu olarak kendisini tanıtan Erkut ERSOY, bana maille cevap verdi ve bahsi geçen çalışmayı Kuvayi Milliye Derneğiyle ortak yürüttüklerini, bu projenin başında sorumlu olarak Ali ÖZOĞLU’nun bulunduğunu, telsizli, joplu bir milyon motorize ekip kuracaklarını, Kuvayi Milliye Derneği ile birlikte çalıştıklarını, bunların Kürt mafyasıyla, Organize suç gurupları ile mücadele edeceğini, bu amaçla çevreden istihbarat toplayacaklarını anlattı, Ancak daha sonra Ali ÖZOĞLU ile yaptığım röportajda, kendilerinin Özel Büro ile irtibatlarının olmadığını, ancak böyle bir ekip kurulacağını, kurulan ekibin halka yardımcı olacağını, gerekirse çöp toplayacağını anlattı fakat Erkut ERSOY’un söylediklerini doğrulamadı" şeklinde beyanları doğrultusunda Erkut ERSOY’un, mafyaya karşı kurulacak ve istihbarat toplayacak motorize ekip projesinin başında kendisinin olduğu şeklindeki beyanı sorulduğunu; Tempo dergisi muhabiri Tutkun AKBAŞ’ın telefonla kendisini aradığını, Erkut ERSOY’un özel büro isimli internet sitesinde bu konuyu yazdığını ve bu projenin kendisi ile  ilgisi olduğunu söylediğini,  kendisine  bunun doğru olmadığını  söylediğini, Erkut ERSOY’u aradığını ve bu şekilde yazmasının sebebini sorduğunu, kendisi Hüseyin GÖRÜM ve Mehmet Fikri KARADAĞ’ın  bu konuyu kendisine söylediğini ve kendi isminin verildiğini söylediğini, bunun üzerine Hüseyin GÖRÜM ile görüştüğünü, onun da beş adet motosiklet alacağını ve bununla fakirlere yardım dağıtacaklarını söylediğini,  Mehmet Fikri KARADAĞ’ın da bu düşünceden haberi olduğunu öğrendiğini, tekrar Tutkun AKBAŞ ile görüşmesine rağmen Erkut ERSOY’un internet sitesindeki yazıyı haber yaptığını, bunu da tekzip ettiklerini ve hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu ve daha önce de dernekteki bir takım uygulamalardan rahatsızlığı olduğunu, bu olay olunca da istifa dilekçesini vererek dernekten ayrıldığını,
Erkut ERSOY'un alınan ifadesinde; "Yine aynı dönemde Dernek yöneticilerinden Ali ÖZOĞLU beni telefonla arayarak Türk Hava Yolları yönetimine kendilerinin tasvip etmediği bazı şahısların geldiğini, THY ye ait internet üzerindeki web sitesinin heklenmesini, yani çökertilmesini talep etti, benim milliyetçi guruptan bazı haker (bilgisayar korsanı) arkadaşlarım olduğu için Ali ÖZOĞLU da bunu biliyordu. Ben Ali ÖZOĞLU nun talebini kabul etmedim ve devlet kuruluşlarının sitelerine karşı herhangi bir saldırının yapılmayacağını ve yapmayacağımızı söyledim" şeklindeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığını,
Kendisine telefon görüşmelerinde neden komutanım olarak hitap edildiği sorusuna yazarlarının çoğunun asker kişi olduğuna bağladığı,
31.12.2007 günü saat:12.51'de Atilla Ç… ile yaptığı telefon görüşmesinde; Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun "Komutanım nasılsınız" dediği, ATİLLA'nın "Yav nerelerdesiniz gene yurtdışına mı kaçtınız ne yaptınız" dediği, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun "Valla komutanım yurtdışına gitmedik ama sınıra gittik geldik biz" "Valla komutanım bizim sınır" dediği, ATİLLA'nın "Yani sürü sınır var sınır genel bir tabir biliyorsun" dediği, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun "Vatanın sınırındaydık komutanım" şeklindeki telefon görüşmesi sorulması üzerine; bu görüşmeyi yaptığını, kendisinin yayınevinin asker kökenli yazarı olduğunu görüşmede sınıra gitmekten bahsetmekten kastının mali olarak sınırda olduğu şeklinde anlaşılması gerektiği,
02.01.2008 günü saat:22.42'de Naruf Ş…. ile yaptığı telefon görüşmesinde; Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun "Valla yılbaşında bende şeydeydim işte senin eski yerindeydim o taraflarda Hakkari Şemdinli filan"  "Valla fena soğukta öyle güzel yılbaşı kutladık ki yani" "Valla o Mehmetciklerle Allah cok keyifli oldu" şeklindeki telefon görüşmesi sorulması üzerine bu görüşmede İstanbul’da oluğunu ve kasteddiği yılbaşının daha önceki bir yıla ait olduğunu ,
02.01.2008 günü saat:12.01'de Kemal AYDIN ile yaptığı telefon görüşmesinde; Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun "abi yılbaşı hediyesi getirelim diye uğraşıyoruz memlekete" "Yılbaşı hediyeleri hazır paket yapacağız şimdi" "Paket kağıdını bekliyoruz abi" dediği, KEMAL'in "…seni çok özledim sizin potinlerinizi özledim" "…burda İsmet KAYPAZ diye birisi varmış" "O da zannediyorum Özel Kuvvetler den emekli, bilmiyorum sizin ee bu Özel Kuvvetler in emeklisi var mı yok mu?" dediği, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun "Abi sence olur mu?" "Özel Kuvvetler den emeklilik mi olur abi ya" "Valla bu soğuk soğuktan filan böyle artık yürümekten tabanlarımız şişti" "Soğuktan perişan olduk" "Ben bu eksi otuz derecede günlerce kalıyorsam bu Mehmetçik kalıyorsa" şeklindeki telefon konuşması sorulması  üzerine; kendisinin Erzurum’a gittiğini, soğukta kalmaktan kastının ise Erzurum’un soğuğu olduğu, yoksa kendisini özel kuvvetlerde görevli olarak tanıtmadığını,
Türk Mücahitler derneği ve TMT konuşmacı olarak 19 Mayıs Törenlerine konuşmacı olarak Kıbrısa gittiğini, Rum sınırına yakın bir yerde PKK kampı gördüklerini, burada arbede türü bir olay yaşandığını,  Kemal AYDIN ile yapmış olduğu görüşmenin kendisine dair olduğunu, Karargah evlerinden haberinin olmadığını,
Mehmet Ali ÇELEBİ’yi Neriman’ların evinde bir sefer gördüğünü,  Emre’yi ise sadece duyduğunu görmediğini, fikirleri nedeniyle askeri öğrencilerin kendisini idol olarak gördüklerini,  Ankara’ya gidişlerinde  bu kişilerle görüştüğünü, askeri örgencilerin kitap okumalarını yakından takip etiğini ve Neriman’ın kendisine bunu rapor ettiğini belirtmiştir.       Askeri öğrencilerle askerlerle iç içe olduğu için ilgilendiğini, kurmaylık konusunda da öneminden dolayı motive ettiğini belirtmiştir.
İsmet ZEREN’in yarbay olup kendi yazarlarından olduğunu ve yayınevinin askerlere yönelik olarak “afiş, magnet, benzeri” yayınları olduğundan, ücretsiz olarak bunları dağıttıklarını. İsmetin daha ziyade askeri öğrencelerin eğitimi ile ilgili yerlerde görev almak istediğini,
Ercüment OVALI’nın ticari konularda yeteneksiz olduğunu daha önce gönderdiği dava dosyalarından anladığını, projesi ile ilgili Bedrettin Dalan ile görüşmesini istediğini, bu konuda kendisine yardımcı olmak için görüşmeyi kendisinin üzerinden yapmasını istediğini Bedrettin DALAN’ı tanıdığını, bu nedenle bu şekilde davranmasını istediğini,  Kemal’in neden bu konuda “devlet ne derse o olur” dediğini bilmediğini, Kemal AYDIN’ın devlet ve millet laflarını çok kullandığını, burdada yersiz olarak kullanmış olabileceğini, yoksa kendisini devletin bir görevlisi olarak tanıtmadığını,
Mehmet KALIN’ın Urfa’da yaşayan bir arkadaşı olduğunu, 19 Mayıs Üniversitesindeki rektörlük seçimlerine girecek olan Erdal AĞAR’ın da onun arkadaşı olduğunu, Rektörlüğün Cumhurbaşkanına sunumunda Mehmet KALIN’ın kendisinden yardımcı olmasını talep ettiğini, yayıncı olmasından dolayı çevresinin geniş olduğunu, bu nedenle bu türlü bir talep geldiğini,
İbrahim ÖZCAN’ın da kendisi gibi Kuvayi Milliye derneğinden aynı gün ayrıldığını,

41- Şüpheli İbrahim ÖZCAN

Emniyet beyanında;
1977 yılında yaralama – silah suçlarından dolayı cezaevine girdiğini, 1992 yılına kadar değişik cezaevlerinde kalarak cezasını infaz ettiğini, 2003 yılından beri serbest olarak kahvecilik pazarcılık, günü birlik işlerde çalıştığını, günü birlik işlerde yevmiye usulü çalışarak geçimimi sağladığını, bunun dışında herhangi bir yerden gelirinin olmadığını,  herhangi bir yerde ticari şirkete ortaklığının ya da hissesinin olmadığını,
Mehmet Zekeriya Öztürk’ü 2005 yılında Karacabey anma törenlerinde tanıdığını, Mehmet Fikri Karadağ ile hapishane arkadaşı Hüseyin GÖRÜM tarafından tanıştırıldığını, kendisini Kuvayı Milliye derneğini kuruluşunda davet edildiğini, kendisinin de davete icabet ettiğini resmi olarak üyeliğinin olmamasına rağmen bir süre dernekte çalıştığını, Sevgi Erenerol’u Hüseyin Görüm ile gittiği Türk Ortodoks kilisesinde tanıştığını, Raif ve Yusuf Görüm ile Kuvayı Milliye derneğinde tanıştığını, Kemal KERİNÇSİZ ile taksim meydanındaki Kıbrıs anma törenlerinde tanıştığını, Taner Ünal ile Sırrı Erkuş vasıtasıyla tanıştığını, Vatansever biri olarak tanıdığını, çıkarmış olduğu dergisini satışını yapmak için görüştüğünü, Durmuş Ali ÖZOĞLU ile Kuvayı Milliye derneğinde tanıştığını, fikirlerinin uyuştuğundan dolayı halen görüşmeye devam ettiğini, sahibi olduğu toplumsal dönüşüm yayınlarında çalıştığını, Alparslan Aslan ile Muzaffer Tekinin ofisinde tanıştığını,
Toplumsal dönüşün yayınlarında çalışırken yayınevinin yayınlarını emniyet jandarma, Hakim ve savcılara kamu kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak dağıttıklarını beyan etmiş, ifadesinin bu bölümünde susma hakkını kullanmıştır.
Savcılık beyanı
Belirli bir işinin ve sabit bir ikametgâhının olmadığını,  yaralama ve silah suçundan hapishanede yattığını, Hüseyin GÖRÜM ile cezaevinde tanıştığını, kendisini Muzaffer Tekin'in Kadıköy’deki bürosuna götürdüğünü, büroda Muzaffer TEKİN ve orada bulunan Mehmet Fikri KARADAĞ, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ve soy ismini bilmediği Nedim isimli asker emeklisiyle tanıştırdığını, bu kişilerinde geleceğini söyleyerek kendisini Şile'de yapılacak olan Karacabey'i anma törenine çağırdığını, burada Oktay YILDIRIM, Kuddusi OKKIR ‘da bulunduğunu, bu etkinlikte yemekler yendiği ve konuşmalar yapıldığını,
Hüseyin GÖRÜM'ün kiraladığını söylediği İstanbul Maltepe'deki prefabrik fabrikası olduğunu, ilk başlarda aktif olduğunu ve üretim yapıldığını, Hüseyin GÖRÜM burada zaman zaman toplantılar düzenlediğini, bunlardan 8-10 tanesine kendisinin de katıldığını, toplantılarda günlük konular, ekonomik mevzularla birlikte o zaman gündemde olan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği hareketi hakkında da konuşulduğunu, bu toplantılara hatırladığı kadarıyla Muzaffer TEKİN, Mehmet Fikri KARADAĞ, Kuddusi OKKIR, İsmail PAKER, Yasin (Rasim) GÖRÜM, Raif GÖRÜM, Yusuf GÖRÜM ve ismini hatırlamadığı birçok kişi katıldığını, O dönemde Rasim GÖRÜM Hüseyin GÖRÜM'ün yanına sık gelip gittiğinden bu toplantılarda da kendisini gördüğünü, bu toplantılarda diğer konuların yanında Vatansever Kuvvetler Güç birliği Hakaretinin İstanbul temsilciliğinin açılması konuşulduğunu,  bu işi de Hüseyin GÖRÜM veya Mehmet Fikri KARADAĞ'ın üstleneceğinden bahsedildiğini,
Alparslan ASLAN ile Hüseyin GÖRÜM vasıtasıyla tanıştığını, Hüseyin’in onu eskiden beri tanıdığını, kendisinin avukatlığını yaptığını, kendisine vatansever bir avukat olarak tanıttığını, avukatla beraber savcılığa gittiğini burada kayıp dosyalarının bulunmasını istediklerini, savcının yardımı ile arşivde mübaşirle beraber 4 gün boyunca dosya aradıklarını, Alparslan ARSLANIN 3–4 defada Muzaffer Tekin’in bürosunda görüştüğünü,
Muzaffer TEKİN'in bürosunda ayrı bir bölümde bazen gizli toplantılarda yapıldığını, bu toplantılara kedisinin giremediğini genelde Muzeffer TEKİN, Hüseyin GÖRÜM, Mehmet Fikri KARADAĞ ve Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK ayrı bir yerde konuştuklarını ve ne konuştuklarını bilmediğini,
Alparslan ARSLAN'ın aynı zamanda Muzaffer TEKİN'in hissedarı olduğu Doğuş Factoring şirketinin de avukatlığını yaptığını sonradan basından öğrendiğini, Muzaffer TEKİN ile Yasin olarak tanıdığı Rasim GÖRÜM ile tanıştıklarını ve görüştüklerini, zaten 8-10 defa Maltepe’de ki toplantılarda bir araya geldikleri, karşılıklı konuştuklarına da şahit olduğunu,
Hüseyin GÖRÜM ile birlikte TÜRKİYE ORTODODOKS patrikhanesine gittiklerini, orada Hüseyin GÖRÜM, Mehmet Fikri KARADAĞ, Muzaffer TEKİN, İsmail PAKER’in de bulunduğunu, burada Sevgi Erenerol ile tanıştıklarını,
Hüseyin GÖRÜM aracılığı ile tanıştığı Nihat GÜRKAN ile VSGB derneğinin kuruluş aşamasına genel kurula katıldığını, burada Muzaffer TEKİN Hüseyin GÖRÜM ve Mehmet Fikri KARADAĞ’ ın da bulunduğunu, ayrıca burada Halit BOZKURT ve Taner ÜNAL ile tanıştıklarını, daha sonra Taner ÜNAL’ın dolandırıcılık yaptığını öğrendiğini, bu bilgileri emniyet istihbarata ve genelkurmaya vermesi için Halit BOZKURTA verdiğini,
İstanbul da Kuvayı Milliye derneğinin kuruluş aşamasında bulunduğunu, ancak resmi olarak kurucu üyesi olmadığını daha sonda Burhan OMAY ile fikri ayrılığa düştüğünden dolayı ayrıldığını, dernekte iken Kahraman ŞAHİN, Raif GÖRÜM, Yusuf GÖRÜM Rasim GÖRÜM tanıştığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU ile burada tanıştığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun da Kuvayı Milliye derneğinin kuruluşunda yer aldığını, hakkında kuvayı milliyenin motorize istihbarat ekipleri kurduğu seklindeki beyanları basında çıkması üzerine istifa ettiğini,
Arkadaşlarının askeri kişilerden çok tanıdığı bulunduğu için kendisine şaka olarak JİTEM olarak hitap ettiklerini, Türkiye’deki yöneticilerin etnik kökenleri ile ilgili bilgilerin VSGB derneğinde dağıtılan bilgiler olduğunu, kendisine gelen istihbarı bilgileri jandarmaya bildirmek istediğini, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun başında olduğu toplumsal dönüşüm yayınevinin cumhuriyet mitinglerinde afiş ve posterleri bastığını, yazarların içerisinde birçok asker bulunduğunu,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile bir ilgisinin olmadığını, böyle bir örgütün varlığını bilmediğini, Kuvayı Milliye derneğinin bu örgütün sivil toplum alanındaki bir kuruluşu olduğu yönünde bir bilgisinin olmadığını beyan etmiştir.
Sorgu beyanı
Kolluk ve savcılık beyanlarının doğru olduğunu, son olarak Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun Toplumsal Dönüşüm adlı yayınevinde geçici olarak çalıştığını, aylık gelirinin 700 YTL civarında olduğunu, gelirinin zaman zaman masraflarını karşılamasa da bulduğu ek işlerle bütçesini denkleştirmeye çalıştığını, el konulan çantasının geçici olarak uğradığı ve kaza yapılan araçların çekildiği Burak Bey Yediemin otoparkı olduğunu, İçerenköy'deki komşusunun çocuğu Mehmet Bilgin’in kazada vefat ettiği için o sırada Burak Bey otoparkında bulunduğunu, bu yer mahallesinde olduğu için sık sık gittiğini, burayla ticari bir ilişkisinin olmadığını, Hüseyin GÖRÜM'ü yaralama suçundan cezaevinde yatarken tanıdığını, önceden bir tanışıklığının olmadığını, cezaevinden çıktından 15 sene sonra yani 1998 -1999 yıllarında yine cezaevinden tanıdığı kişinin cenaze merasiminde Hüseyin Görüm ile tekrar karşılaştığını, o günden sonra diyalogunun devam ettiğini, kendisine gösterilen 9 Nolu Cd'de Ortodoks Kilisesinde çekilen fotoğraflar  olduğunu, sırayla sağdan sola; kendisinin, İsmail Peker, Muzaffer Tekin, Hüseyin Görün, emekli subay olduğunu bildiği ismini hatırlamadığı birisi, Mehmet Fikri Karadağ, Karacabey adlı zatın torunlarından olduğunu bildiği Ahmet Bey, öğretmen Binvar Bey, yine öğretmen olduğunu bildiği bir şahıs, oturanlardan ortadaki veya sağ baştakinin ismi Adem olduğu, bu kişi minibüs şoförü olabileceğini, herhangi bir silahlı eğitim almadığını, yurt dışına resmi veya gayri resmi olarak çıkmadığını, av merakının olduğunu, Durmuş Ali Özoğlu'nu Ali Özoğlu olarak bildiğini, Kuvay-i Milliye derneğinden tanıdığını, birikimini cezaevi günlerinde tanıştığı insanlardan edindiği bilgilere ve kitap okumaya borçlu olduğunu, Fikri Karadağ’ın kendisin kabul etmediği yönündeki beyanlarını bilemediğini, Kuvayl-i Milliye derneğinin kuruluşuna katıldığını, ancak daha sonra orada bulunan Burhan Onay adlı kişinin din hakkındaki çarpık düşüncelerinden dolayı bu dernekten soğuduğunu, 24.01.2008 günü Kadir isimli şahısla yaptığı görüşmedeki Kenan'ın kim olduğunu hatırlamadığını, o sırada hastaneye gelen Binbaşı Talay bey olduğunu, kendisi Drager Medikalin sahibi olduğunu, yalnız kendisinin iki hastane olayı olduğu için bu olayı karıştırmış olabileceğini, Fikri Karadağ'a ait elinde bulunan emanetler yalnızca fotoğraflar olduğunu, Generallerle ilgili dediğinin olacağı yönündeki beyanlar abartılı beyanlar olduğunu, Danıştay sanıklarından Av. Alparslan Arslan'ı tanıdığını, bunun yanında yine Danıştay saldırısı dosyasındaki Osman'ı da bir akrabasının dosyaya bakarmısın demesi sebebiyle tanıdığını, bu kişi Seyfettin isimli birisi olabileceğini, şimdi hatırlamadığını,
Kendisine 04.07.2008 saat 00.23 tarihli Sinan Aygün ile ilgili tutanağa bağlanan sözleri sorulduğunda, Bu sözleri söylemiş olabileceğini, kendisinin bu konudaki finansörlüğünü birisinden duymuş olabileceğini, şüphelilerden tanıdığı kelleri önceki ifadelerinde beyan ettiğini, infaz işime yardımcı olan adli görevliyi hatırlamadığını, Sinan Aygün ile herhangi bir husumetinin olmadığını beyan etmiştir.

Şüpheli İbrahim ÖZCAN’ın Kadıköy ilçesi İçerenköy Mahallesi. Güneş Sok. Sarıoğlu Kardeşler Apt. No.4 D.2 sayılı adresinde yapılan arama işleminde;
1-) Tarafımızdan 1 den 200 e kadar numaralandırılmış fotoğraflar incelendiğinde;
2 numaralı fotoğrafta M.Fikri KARADAĞ’ın fotoğrafı,
3 numaralı fotoğrafta Kuvayı Milliye çelenginin resmi,
4 numaralı fotoğrafta Kemer Country de düzenlenen at yarışında Hüseyin GÖRÜM’ün konuşma yaptığı ve kendisinin yanında bulunduğu fotoğraf,
5 numaralı fotoğrafta Kemer Country in çekilmiş fotoğrafı,
6 numaralı fotoğrafta Kemer Country de düzenlenen at yarışında Hüseyin GÖRÜM ün ödül verirken çekilmiş fotoğrafı,
7 numaralı fotoğrafta Kemer Country de düzenlenen at yarışında Hüseyin GÖRÜM ve 2 şahsın birlikte çekilmiş fotoğrafı,
8 numaralı fotoğrafta Kemer Country de çekilmiş fotoğrafı,
9 numaralı fotoğrafta Kemer Cou

42- Şüpheli Kemal AYDIN

Emniyet beyanında;
Ankara Üniversitesi Bankacılık bölümünü bitirdikten sonra 1973 yılında Ziraat Bankasında memur olarak göreve başladığını, 1977 yılında Ziraat Bankasından ayrılarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına geçtiğini, 1978 yılı sonunda Diyarbakır iline tayini çıkınca gitmek istemediğinden Tarım ve Köy İşleri Bakanlığından ayrıldığını,  kısa bir zaman geçtikten sonra Türkiye Kızılay Derneği genel merkezinde Müfettiş olarak göreve başladığını, 2001 yılında Kızılaydan emekli olduğunu, ayağından sakat olduğu için askerlik görevini yapmadığını, 1970’li yıllarda ruhsatsız silah yakalatma olayından para cezası aldığını, Gölcük depremi sırasında Kızılay Genel Koordinatörü tarafından hakkında dava açıldığını, beraat ettiğini, 0533 236 97 86 numaralı cep telefonu 2001 yılından bu zamana kadar kullandığını,
2002 yılı Haziran ayında Büyük birlik Partisine üye olduğunu,
Mehmet Şener ERUYGUR ve Ahmet Hurşit TOLON’u medyadan tanıdığını, Bunun haricinde kendileri ile herhangi bir görüşmesinin olmadığını,
Ercüment OVALI’yı babasının Tabip Albay olması nedeniyle tanıdığını, telefon irtibatının bulunduğunu,
Neriman AYDIN’nın kardeşi olduğunu, Kendisinin toplumsalhaber.com isimli kime ait olduğunu bilmediği sitede makaleleri olduğunu,
Mustafa Ali BALBAY ile 2008 yılı Mart-Nisan aylarında Ankara’da bulunan fuarda tanıştığını, bunun haricinde kendisi ile herhangi bir görüşmesinin olmadığını,
Sinan AYGÜN’u hemşerisi olması nedeni ile tanıdığını, bir yıl kadar önce Av.A. E. ile yanına gittiğini,
Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu 2007 yılı ocak ayından beri tanıdığını, bu şahsın  ŞİFRE ÇÖZÜLDÜ isimli kitabının yazarı olduğunu, kendisini bu kitapla ilgili olarak tebrik etmek için araması nedeni ile tanıdığını, Toplumsal Dönüşüm Yayınlarının sahibi olduğunu bildiğini, dostluklarının olduğunu,
Hamza DEMİR’i avukat arkadaşı A.E.’ in bürosunda 2 yıl kadar önce tanıdığını, bu şahsın ne iş yaptığını bilmediğini, görüşmelerinin olduğunu,
İbrahim ÖZCAN’ı 2007 yılı Mart ayında Ankara ilinde kitap fuarında Durmuş Ali ÖZOĞLU’ na ait Toplumsal Dönüşüm Yayınlarının fuarında tanıdığını, birkaç sefer görüştüğünü,
Muhammet Murat AVAR’ı 1 yıl kadar önce Erzurum 9. Kolorduda görev yapan Yarbay A.E. vasıtası ile tanıdığını, A.E. isimli şahıs Muhammet Murat AVAR isimli şahsı yanına gönderdiğini, Erzurum ilinde yerel gazetecilik yaptığını söylediğini, bu şahsa iş bulmasını istediğini, bu vesile ile şahsı tanıdığını, irtibatı olduğunu,
Siyami YALÇIN isimli şahsı Muhammet Murat AVAR isimli şahsın vasıtası ile tanıdığını, şahsın halen ne iş yaptığını bilmediğini, irtibatının olmadığını,
Sevgi ERENEROL’u görüşlerini tebrik etmek için aradığını, kendisi ile 2-2,5 yıl kadar önce bu vesile ile tanıştığını, kendisinin Türk Ortodoks Kilisesinin basın sözcülüğü yaptığını bildiğini, daveti üzerine Türk Ortodoks Kilisesinin tarihten 2 yıl kadar önce 80. kuruluş yıl dönümü törenlerine katıldığını, bu törende Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olan Tuncer KILIÇ’ ı hatırladığını,
Kemal KERİNÇSİZ isimli şahıs Rum Ortadoks Patrikhanesinin Türkiye’nin dışarısına çıkarılması için kampanya başlattığını, kendisinin de kampanyaya dilekçe ile katıldığını, daha sonra Kemal KERİNÇSİZ ‘in kendisini arayarak katıldığı için teşekkür ettiğini,
Ergün POYRAZ’ıı yazdığı kitaplardan dolayı tanıdığını, birkaç sefer aynı ortamlarda bulunduklarını ve telefon irtibatı olduğunu,
Durmuş Ali ÖZOĞLU isimli şahsın Kuvvai Milliye Derneğinde yöneticilik yapıp yapmadığını bilmediğini,
Mehmet Ali ÇELEBİ isimli şahsın pilot teğmen olduğu, yanına gelip gittiğini, bu şahsın taksi ile giderken taksi şoförü olan bir kişinin Hizb-ut Tahrir isimli bir yere kendisini davet ettiğini, Mehmet Ali ÇELEBİ kendisine bunu anlattığını, kendisine görüşmesini söylediğini, taksici olan şahsın kendisine Hizbut Tahrir’ e ait tanıtım amaçlı belge ve CD’ ler verdiğini ve toplantı amacı ile ikametlerine çağırdığını, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin aldığı belgeleri kendisine getirdiğini, Noyan ÇALIKUŞU ve Mehmet Ali ÇELEBİ’nin buluşmaya gittikleri şahısların fotoğraflarını çektikleri, Bunun üzerine kendisinin de basın işleri ile uğraştığı için Durmuş Ali ÖZOĞLU isimli şahsı aradığını ve bu belgeleri görmesini istediğini, Durmuş Ali ÖZODĞLU’na seni bekliyorlar sözü ile belgeleri, Özel kuvvetlerim sözü ile de şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ isimli şahsı kastettiğini,
Harbiyede eğitim gören şüpheli Noyan ÇALIKUŞU isimli şahsı ailesi vasıtası ile tanıdığını, tank teğmen olarak Ankara ilinde görev yaptığını, Mehmet Ali ÇELEBİ ve Yaşar isimli kişileri tanıdığını, samimi olduklarını, ikametine gelip gittiklerini, sohbet amaçlı geldiklerini,

            İletişim tespit tutanaklarından sürekli olarak ESAS DEVLET tarafından görevlendirildiği, Başkomutan tarafından talimat aldığı ve 1 numara diye bir şahıstan bahsettiği hatırlatılarak sorulduğunda; Esas Devlet sözü ile Türk Silahlı Kuvvetlerini kastettiğini, Türkiye’yi koruyabilecek tek güç olarak gördüğü için Esas Devlet olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini gördüğünü, başkomutan sözü ile Türk Silahlı kuvvetlerinin başında bulunan Genelkurmay Başkanı Y.B.’ ı kastettiğini, 1 numara sözü ile kastettiği Genelkurmay Başkanı olduğunu,

Genel Kurmay Başkanı’na mektuplar yazdığını, Türkiye ve ordu ile ilgili kaygıları kendisine ilettiğini, yüz yüze görüşmediğini,
Telefon görüşmelerinde Genel Kurmay Başkanının adını kullanmaktan ise 1 numara veya başkomutan sözlerini kullandığını,

27.01.2008 günü Saat:20.41’de Ercüment OVALI isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde; K.AYDIN’ ın Trabzonda yaptığınız konuşmanın Devlet tarafından Milat olarak algılandığından bahsettiğiniz, Devletle konuşuyorum konuşurum ama isim yok diyor Neriman yazmış buraya diyor ki ben devletim devletim, devletim diyebilirsiniz ama bu isim için Y. Paşa yı söyleyebiliriz o açık tamam, Y. Paşa ve İ. Paşa falanlar bunlar gündemde olanlar şeklinde konuştuğu hatırlatılıp sorulunca; Trabzon ilinde 11.01.2007 tarihinde Kanal Mavi isimli yerel kanalda bir programa katıldığını, Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri anlattığını, Devlet tarafından bu konuşmanın milat olarak algılandığını söylemesinin nedeni de daha sonra konuşmalarına paralel olarak TSK komuta kademesinin açıklamalar yapıp, Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri anlattıklarını, Türkiye’de şahısların belirli kurumlara güvenleri olmadığını gördüğünü, bu yüzden güven duyulan kurum olarak ta ESAS DEVLET olarak adlandırarak Türk Silahlı Kuvvetlerini gördüğü için Esas Devlet sözünü sürekli olarak kullandığını,  Genelkurmay Başkanlığına sürekli olarak görüşlerini yazılı olarak aktardığı için Devletle irtibatlı olduğu söylediğini, şahıslara bir güven vermeye çalıştığını,

Askeri personelin adını görüşme yaptığı şahıslarda güven vermek maksadı ile kullandığını,
Noyan ÇALIKUŞU, Mehmet Ali ÇELEBİ, Eren, Yaşar isimli şahıslarla irtibatı olduğunu, ikametine çok sık olarak geldiklerini, Türkiye üzerine siyasi konular ve çeşitli konular üzerine konuştuklarını, geç saatlere kadar çeşitli konularda sohbet ettiklerini, şahısları her konuda bilgilendirdiğini, amacının ülkenin geleceğinde önemli olan Ordu görevlileri olan şahıslara doğru olduğunu düşündüğü bilgileri aktarmak olduğunu, ailesine ayırmadığı zamanı bu şahıslara ayırdığını, ESAS DEVLET olarak düşündüğü şahıslarla bilgi paylaştığını, aldıkları bu bilgileri de Askeriyede arkadaşlarına anlatarak ders verdiklerini,
Neriman AYDIN’ ın ikametinde yapılan aramada; Askeri okul öğrencisi olan Ö.Ş., N.M., N. Y,, A. Ö., E.E., Ö.M., B.Ş., E.G., B.C. ve B.B.G.  isimli şahısların isimlerinin bulunduğu, bu şahıslar hakkında özel bilgiler ve görevli olduğu yerlerin yazılı olduğu, bu şahıslar hakkında eğitim notları ve puanları ile ilgili bilgilerin olduğu tespit edildiği sorulduğunda; bu şahısların şüpheli Noyan ÇALIKUŞU ve Mehmet Ali ÇELEBİ vasıtası ile ikametine geldiklerini, yemekte bu şahısların sorunlarını dinleyip notlar aldıklarını, Genelkurmay Başkanlığına iletmek için not ettiklerini, belgede adı geçen bazıları askeri okuldan atıldığından kendilerine avukat temin ettiğini, askeri okuldan atılan şahıslara yardımcı olması için Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu aradığını, bu bağlamda E.’nin 2008 yılı içerisinde kavga olayına karışması ve Karakolda hakkında işlem yapılması nedeniyle savunması için Atatürk’ün Bursa nutkunu yazdığını, Neriman AYDIN da E.’ nin yaşadığı sıkıntıları Genelkurmay başkanlığına yazacağını söylediği,
17.02.2008 günü Saat:16.15’de M.Ş.Ö. isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde; Şahsın Vakıflar yasası hakkında konuşması üzerine kendisinin “Türkiye Kurtuluşu yaşayacak çok yakında, beraber olduğum insanların  ikisisi seni tanıyor Noyan Komutan , Mehmet Ali Komutan bide yaşar komutanımız var, Düşman kaybedecek”, şeklideki konuşması sorulduğunda; Türkiye üzerine oyunlar oynandığını düşündüğünü, oyun oynayan düşmanların bu savaşı kaybedeceğinden bahsettiğini, beraber olduğu şahıslar sözü ile de birlikte dersler yaptığı ve dostluğu olan Noyan ÇALIKUŞU ve Mehmet Ali ÇELEBİ’ yi kastettiğnii, M. Ş. Ö. isimli şahsa çocukların bir isteği olursa sözü ile askeri okuldan atılan çocukların bir isteği olursa diye söylediğini, Mehmet Şahin ÖZKAN isimli şahısta askeri okuldan atılan öğrenci olduğunu,
Mehmet Ali ÇELEBİ’ye öğrettiklerini yakaladığı Askeriyeden arkadaşlarına anlatmasını istediğini, şahısları ıslah etmesini istediğini, toplu bulduğu arkadaşlarına ders anlatmasını istediğini,
26.04.2008 günü Saat:16.38’ de Ş.B. isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde; kendisinin ders çalıştığını söyleyerek “6 tane kahraman kardeşim var onlarla ders çalışıyorum bizede bu iş düştü” dediği hatırlatılıp soruluğunda; Ş.B.’un Ankara İlinde Milli İstihbaratta görev yaptığını, sohbette olduğu için yanında 6 kahraman kardeşi olduğunu söylediğini,
21.05.2008 günü Saat:14.03’ de Hatice BAHTİYAR/ Durmuş Ali ÖZOĞLU isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde, Hatice’ nin Kızılaydan Genel müdür Ö. isimli şahsın arayarak dosyaları hazırlamalarını istediğini söylediği, kendisinin “Tarhan kitapevine girmiş çocuklar HARBİYELİ ÇOCUKLARDAN ... ŞİFRE ÇÖZÜLDÜ ARIYORMUŞ Bİ

43- Şüpheli Neriman AYDIN

Emniyet beyanında;
Şüpheli Neriman AYDIN emniyette alınan ifadesinde susma hakkını kullanmıştır.
Savcılık beyanında;
Ziraat Bankası Ankara Kurumsal Bankacılık Şubesi’nde bankacı olarak çalıştığını, üniversite mezunu olduğunu, bekar olup 1500 TL. gelirinin bulunduğunu, yeşil pasaportunun olup Almanya Köln şehrinde Ziraat Bankası şubesinde 3 yıl görev yaptığını, herhangi bir derneğe sendikaya veya siyasi partiye üye olmadığını,
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden Ergün POYRAZ, Sevgi ERENEROL, Durmuş Ali ÖZOĞLU, Hamza DEMİR, Ercüment OVALI ve Kemal AYDIN'ı tanıdığını, diğerlerinden hiçbirini tanımadığını, bir irtibatının olmadığını,
Kemal AYDIN’ın abisi olduğunu, Sevgi ERENEROL'u ilk defa 3 Mart 2006 tarihinde Ankara'da abisi Mevlüt AYDIN'ın bürosunda tanıştığını, Ercüment OVALI’nın aile dostu olup kök hücre üzerinde araştırma yapan bir profesör olduğunu, Ercüment’in kendisine Sevgi ERENEROL'u kök hücre konusunda konuşmacı olarak davet etmek istediğini söylediğini, cepten kendisini arayarak, Mevlüt AYDIN'ın ofisine davet ettiğini, yanında Azerbaycan'dan Tenzile RÜSTEMHANLI, Ergün POYRAZ ve Gazi Üniversitesinden ÖNDER isminde soy ismini hatırlayamadığı profesör olduğu halde ofise geldiklerini, Ercüment OVALI’nın teklifini Sevgi hanıma ilettiğini, onun da kabul ettiğini, 2000 yılından beri abisi Kemal AYDIN'ın tavsiyesi üzerine okuduğu kitaplardan aldığı notları ve yaşamdan edindiği bilgileri not ettiğini, Ergün POYRAZ'ı da o gün tanıdığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU'nu kitabını okuduktan sonra tanıdığını, Şifre Çözüldü, Ermeni Fransa ilişkileri isimli kitaplarını beğendiğini, daha sonra kendisiyle Cağaloğlun’da kendi bürosunda Toplumsal Dönüşüm yayın evinde buluştuğunu, Hatice BAHTİYAR ile de orada tanıştığını, Hatice hanımın onun editörü ve yazarı olduğunu, Durmuş ALİ ve Hatice ile yemek yediklerini, Hamza DEMİR'in daha önce bir kere abisi ile birlikte kaldığı eve geldiğini,
İstanbul’a geldiğinde Hatice'nin evinde kaldığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU ile ilk defa İstanbul'a geldiğinde Cağaloğlu’ndaki büroda tanıştığını, onların da yaz aylarında eve geldiklerini, bir seferinde Liva Pastanesinde Sevgi ve Ergün ile birlikte buluştuklarını, yanında abisinin de olduğunu, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyesi olmadığını, Örgüt içersinde hiç bir faaliyette bulunmadığını,
26 Ocak 2006 tarihinden 2-3 gün sonra Sevgi ERENEROL, Kemal AYDIN, Zeki Yakut (Müdür Bey), Yunus ŞAHİN, Aslı AYDIN, Remiye ERYILMAZ, Nesrin (C) cucur, Mevlüt AYDIN ve Ergun Poraz ile Farabi sokak Riva Pastanesinde (saat:16:00) toplandıklarını, genelde memleket meseleleriyle ilgili konuştuklarını, Sevgi’nin patrikhaneden bahsettiğini, Ergün’ün kitaplarından bahsettiğini, Kıbrıs konusunun konuşulduğunu, evinde yapılan aramada bulunan ajanda içersine; Sevgi ERENEROL Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi ve adreslerinin yazdığını, yine hemen alt kısmında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyesi olmaktan tutuklu bulunan Kemal KERİNÇSİZ’ in isim ve telefonunun yazdığını kabul ettiği, patrikhane aleyhine yapılan bir eylemde kendilerine faks çekerek katıldığını belirttiği,
Toplumsalhaber.com sitesinde 2007 Ağustos ayından itibaren genelde Mustafa Kemal üzerine yazılar yazdığını, 30 Mart 2006 tarihli mail içeriğindeki 2 tane Türk subayı sivil mahkemenin kararıyla hapiste. ne zamandan beri Türk subaylarını sivil mahkeme yargılıyor şeklindeki yazıyı Şemdinli davası ile ilgili yorum olarak yazdığını,
Ergun POYRAZ’ın TSK’nın yardım ve korumasıyla kitap yazdığını, belgelere ulaştığını,
Necip HABLEMİTOĞLU'nu çok yakın bir arkadaşının öldürdüğünü ERGÜN POYRAZ söylediğini, Sevgi Hanımın da teyit ettiği,
Ergün POYRAZ’ın Tuncer KILIÇ, YAŞAR BÜYÜKANIT; ERTUGRUL ÖZKÖK, HİLMİ ÖZKÖK'ün akraba ve dönme sebatayist-yahudi olduklarını söylediğini, Genel Kurmay başkanlığı sırasında bekleyenlerin de mason olduğunu, dolayısıyla TSK'nın devletin ve ülkenin meselelerine hakim olamıyacağı fikrini Sevgi ve Ergün söylediğini, yine Ergun’un, Turan YAZGAN'ın Fettullahçı, Deniz BAYKAL'ın annesinin arap, babasının çerkez, Erdoğan'ın ermeni, Bülent ARINÇ'ın Yahudi, Kemal UNAKITAN'ın yahudi olduğunu söylediği, Sevgi hanım ve Ergün POYRAZ'ın düşünceleri ve kanaati "Köyümüze gidip silahımızda beklemek" şeklinde ortaya çıktığını,
26.03.2008 günü saat:13.18 sıralarında Durmuş Ali ÖZOĞLU ile yaptığı telefon görüşmesinin Ergenekon operasyonu yapıldığı zaman olduğunu, Durmuş Ali'nin niye kaçmak istediğini bilmediğini, nezaketen ‘Ben emirlerinizi bekliyorum’ dediği, Asena operasyonundan espiri olarak bahsettiğini, Bir numara olarak bahsettiğinin Genel Kurmay Başkanı olduğunu,
Askeriye içindeki İllegal yapılanma ve Karargah evleri ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, sıkça Askeri öğrencilerle ve yeni mezun teğmenlerle telefon görüşmeleri yaptığını, bunların tanıdığı ailelerin çocukları olup, zaman zaman evine geldiklerini, yemek yediklerini, Bu şekilde gelip gidenlerin Noyan ÇALIKUŞU, Mehmet Ali ÇELEBİ, Yaşar, Murat, Emre, Emrah, Nusret isimli Askeri öğrenciler olduğunu, Noyan ve Çelebi’nin teğmen olduklarını, diğerlerinin Kara Harb okulunda öğrenci olduklarını, Kemal Abisini dinlemek için gelip uzun uzun sohbet ettiklerini,
Bazen sorunları olduğundan bunları Ali ÖZOĞLU'na bildirdiğini, 03.01.2008 günü saat:21.06 sıralarında Mehmet Ali ÇELEBİ ile yaptığı telefon görüşmesindeki açıklamasında, Gizli Savaşın Şehitleri isimli yazıyı ÇELEBİ’nin yazdığını, Kemal abinin kontrol ettiğini, Genç subaylar derkende ÇELEBİ ve arkadaşlarını kastettiği,
06.01.2008 günü saat:13.00 sıralarında Mehmet Ali ÇELEBİ’nin isteği üzerine disiplin kuruluna verilecek askeri öğrenci Emre’nin durumunu Ali ÖZOĞLU'na ilettiğini, Mehmet Ali ve Emre’nin bu konuyu abisi Kemal ile de konuştuklarını,
Mehmet DUMLU’nun Kütahya'da büyüğü olan mübarek bir zaat olduğunu,  ara sıra uğrayıp duasını aldığını, şahsın silahlı kuvvetler ile ilgili herhangi bir ilgisinin olup olmadığını bilmediğini,
Siyami YALÇIN’ın kamu kurumlarına kömür sattığını, Ahmet Yarbayın Erzurum kolorduda Kemal abisinin arkadaşı olan Av. Hakan'ın abisi olduğunu, ihale için onunla görüşmesini tavsiye ettiğini, ona yardımcı olduğunu,
Noyan'ın özel kuvvetler şeklindeki özel kuvvetler bölümünü kazanamadığını öğrendiğini, bunların ailenin çocukları olduğunu, silahlı kuvvetler içerisinde örgütün amaçları doğrultusunda sızma girişiminin bulunmadığını, onların Özel kuvvetlerin önemli olduğunu, oraya girmek için çalıştıkların, tanıdık olup olmadığını sorduklarını,
04.04.2008 günü saat:12.57 sıralarında Durmuş Ali ÖZOĞLU ile yaptığı telefon görüşmesinde 1 numara olarak sayın Genel Kurmay Başkanını kastettiğini, konuşma içinde geçen Volkan Kaplama’nın  Ercüment Ovalı'nın şirketinde görevli olan paşa olduğunu,
Bir taksicinin çocuklara Hizbut Tahrir dergisi verdiğini, konferansa çağırdığını kendisinin de onlara gitmesini söylediğini,
11.05.2008 günü saat:14.00 sıralarında Abuzer T.’ nın bankadan ağabeyi olan Yusuf Ş.'nin Adıyaman'da serbest çalıştığını bildiği bir arkadaşı olduğunu, çekmiş olduğu mesajda, gömü bulduğunu, Kültür Bakanlığında tanıdığının olup olmadığını sorduğunu yine,
Diyarbakırda petrol işletme ruhsatı ile ilgili konuştuklarını, saçma bir görüşme olduğunu, kendisine jandarmadan bir üst düzey yetkili bulması halinde 1 milyar dolar vereceğini söylemesi üzerine namuslu insanlarsanız Kültür Bakanlığına müracaat edin, usulüne uygun çıkarın dediğini, Abuzer’ in yurtdışından ince zarif bir cep telefonu getirerek –önderim- dedi ağabeyine verdiğini
18.06.2008 günü saat:10.23 sıralarında Durmuş Ali ÖZOĞLU ile yaptı telefon görüşmesinde; içerisinde, o.. çocukları hepsi düzeltilecek hepsi hesap verecekler derken bireysel muhalefet ettiğini, Askeri öğrenciler ile ilgili  kurmay olurlarsa daha iyi olur dediğini, Ben de sivil kumandanım derken hiçbir şey kastetmediğini, Hilmi Özkök de paşaydı, Doğan Güreş , Kenan Evren çakallar sözü ile bireysel eleştiride bulunduğunu, Kahramanı bekliyoruz derken hiç kimseyi beklemediğini,
19.01.2008 günü saat:16.52 sıralarında Kemal AYDIN’ ın telefonundan Mehmet Ali ÇELEBİ ile yaptığı telefon görüşmesi içeriğinin Emre'nin disiplin cezası ve nasıl savunma vermesi gerektiği ile ilgili olduğunu,
31.3.2006 tarihinde, … tekrar söylüyoruz bu vatanın bekası için görevinin yapan astsubaylar sivil mahkeme tarafından yargılanmakta, bu utançta size yeter… şeklinde Adem Acarlı ismindeki arkadaşı yarbaya gönderdiğini,
Evinde Askeri öğrencilere ait olan kişisel dokümanları Mehmet Ali Çelebi’nin bıraktığını. Diğer belgelerin de eve gelip giden askeri öğrencilere ait olduğunu,
Toplumsal Dönüşümde yazar olan Cengiz Yücak’ın kendisine iki tane kitap bırakarak, kitapları Fevzi Türkeri ve Mehmet Şener  Erguygur'a göndermesini istediğini,
Yarbay Adem Acarlı’nın fakülteden arkadaşı olduğunu, kantin ihalesi açıldığını herkese duyurmasını istediğini, kimlerin katıldığını bilmediğini,
Kalelerin tek tek düşürüldüğü sözünün Cengiz Yücak'ın yorumu olduğunu,
Hizbüt Tahrir ile ilgili doküman ve kitabın evinden ele geçirildiğini, taksicinin bu kitabı Mehmet Ali Çelebi'ye verdiğini, Bu kitap hakkındaki toplatma kararı olduğunu bilmediğini, Bilgisayarında ele geçen Hizbut Tahrir üyesi olan kişilerin listesini yüklemediğini,
06.06.2008 günü saat:22.41 sıralarında Aslı ile yaptığı telefon görüşmesinde; Eskişehir yolunu tanklar kapatabilir sözünün bir espri olduğunu, Tankların hazır olduğu konusunun art niyet olmadan espri amaçlı olduğunu,
İkametinde yapılan aramada el konulan kareli ajandaların içersinde; Prof. Oktay FİSUNOĞLU' na bir köşe verilmesi, Ekonomik makalelerini yazan Beyefendi bol bol Prof. Dr. Erol MANİSALI, Metin AYDOĞDU okumalı, Türk Ortodoks kilisesi Sayın Temsilcisi Sevgi ERENEROL Gündeme getireceğiniz konuları o kanunun uzmanları dilinden... şeklinde notların yazıldığı hatırlatıldığında, bir arkadaşıyla yeni bir gazete çıksa kimlere görev verilirdi şeklinde aldığı not olduğunu,
El konulan ajandalar incelendiğinde, Kanun maddesi, önerge, Kanun teklifi, anayasa şeklinde yazdıktan sonra ....yapılacak ....değiştirilecek şeklinde notlar

44-şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ

Savcılık beyanında;
Askeri liseyi İzmir'de okuduğunu, 4 yıl Ankara'da Kara Harp Okulunda okuduğunu, sadece Neriman ve Şüpheli Kemal Aydın'ı tanıdığını, Şüpheli Kemal Aydın'ı devre arkadaşı Noyan  Çalıkuşu’nun bir seminerde tanıyıp fikirlerini çok beğenerek daha sonra kendisini de tanıştırdığını, 3 yıldır kendileri ile tanıştıklarını, zaman zaman onlarda kaldığını, Kemal ve Neriman Aydın'ın Veli Küçük ve  Ergenekon ile  bağlantılı olduğunu bilmediğini,  Kemal ve Neriman Aydın’ın Genelkurmay Başkanlığı nezdinde hatırlı ve itibarlı şahıslar olduklarını, bu şahıslarla görüşmelerini Genelkurmay Başkanlığının bilmemesi ve askeri istihbaratın kendilerini uyarmamasının mümkün olmadığını, kendilerinin Genelkurmay ile yazışma yaptığını tahmin ettiğini, ancak herhangi bir yazı yazdıklarını da görmediğini, Şüpheli Kemal Aydın’ın kendilerine devletin onlarla görüştüğünü bildiğini ve bilmemesinin mümkün olmadığını söylediğini, üç yıldır kendisi ile görüşmelerine rağmen askeri istihbaratın uyarmadığı için kendisine güvendiklerini, kendisinin bilge bir insan olduğu için halen de güvenmekte olduklarını, onunla ilişkilerini bilinçli olarak yaptıklarını ve bu ilişkilerini tesadüfen yapmadıklarını, kişiliğini iyi tanıdıkları ve sevdikleri için görüştüklerini, illegal bir görüşmeleri olmadığını abi-kardeş ilişkisi içerisinde görüştüklerini,
Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Önder Koç, Hasan Hüseyin Uçar’ın devresi ve sınıf arkadaşları olduğunu Yaşar Solmaz'ın da Harp Okulundan alt devresi olduğundan tanıdığını, Noyan Çalıkuşu ve Eren Mumcu'yu askeri liseden tanıdığını, samimiyetlerinin o dönemden beri olup göreve başladıktan sonra da irtibatlarının devam ettiğini,
Durmuş Ali Özoglu'nu "Şifre çözüldü", "Ermeni Fransız ilişkileri" gibi kitaplarını okuduğu için tanıdığını, bir keresinde Şüpheli Kemal Aydın'ın evine gittiğinde kendisini gördüğünü,
Şüpheli Kemal Aydın ve Neriman Aydın’ın evine daha çok Noyan Çalıkuşu ile gittiğini, diğer arkadaşlarının bir iki kez kendisiyle birlikte gittiklerini, fazla irtibatları olmadığını,
Şüpheli Kemal Aydın ve Neriman Aydın’ın evine gittiklerinde genelde günlük konuşmalar, tarihi konuşmalar ve Mustafa Kemal Atatürk ile alakalı konuşmalar yaptıklarını,
Şüpheli Neriman Aydın'ın ikametinde yapılan aramada ele geçen ve bazı şahısların isimleri ve telefon numaralarının yazılı olduğu belgede yer alan isimlerin bir kısmının askeri öğren olabileceğini, ancak Şüpheli Kemal Aydın’ın evine gelmediklerini, bu listenin ve el yazısının kendisine ait olmadığını, Neriman’ın da bu liste ile alakalı olduğunu zannetmediğini,
Neriman Aydın’ın ikametinde ele geçirilen ve askeri öğrenci olduğu anlaşılan bazı isimlerin altına disiplin puanlarıyla ilgili açıklamalar yazılı olan evrakın Neriman’ın evlerine gelen askeri öğrencilere ait olduğunu içeriği hakkında bilgi sahibi olmadığını, diğer bir dokümanda adı geçen şahısları tanıdığını, Harp Okulunda Bölük Komutanı olduğu için bu çocuklarla ilgilendiğini, o puanları kendisinin tuttuğunu, listenin oraya gittiği zaman orada kalmış olabileceğini, aralarında ayrılmak isteyen bazılarının ikna edilmesi için Şüpheli Kemal Aydın’la fikir alışverişi yaptıklarını, nitekim o listeden ayrılan olmadığını,
Noyan Çalıkuşu ile kendisi dışındaki şahısların Şüpheli Kemal Aydın'ın evine bir kere gittiklerini, onları kendilerinin götürdüklerini, Şüpheli Kemal Aydın'a bazı bilgi amaçlı sorular sorduklarını, onun da kendilerini bilgilendirdiğini,
Şüpheli Kemal Aydın’ın derin devletin adamı olduğuna ilişkin hiçbir yerde arkadaşlarına bahsetmediğini, Derin Devlet diye bir şey bilmediğini, ağabeyi Volkan Çelebi’nin  İstanbul’da olduğu için kendisinin Şüpheli Kemal Aydın ile irtibatlarını algılayamadığını, emekli olan babasının Şüpheli Kemal Aydın’ı fazla bilmediğini, toplumda bilgi kirliliği olduğundan kendisinin görüşmelerinden rahatsızlık duymuş olabileceğini, ancak derin devlet tabirini kullanmalarının şuuraltı kirlenmesi sonucu olduğunu, Kurtlar Vadisi izleyen bir ülkede bu tür varsayımların normal olduğunu, Şüpheli Kemal Aydın’ın derin devlet ile irtibatı olduğunu zannetmediğini, hafta sonları bazen bir gün Şüpheli Kemal Aydın’ın evinde kaldığını,
Bir telefon görüşmesinde Neriman’la konuşurken söylediği “telefonuma virüs girdi, düşman boş durmuyor” sözünün espri amaçlı olduğunu, başka bir görüşmede de bir askeri öğrencinin hakkında yapılan soruşturmada yapacağı savunmayla ilgili Şüpheli Kemal Aydın ve Neriman Aydın’ın öğütlerde bulunduğunu,
Bir kurmay subayla ilgili Neriman Aydın’la yaptıkları telefon görüşmesinde, Türk Milliyetçiliğini kabul etmeyen bir kişiyi Neriman’la konuştuklarını,
Yine bazı askeri şahıslar hakkında Neriman’la yaptığı bir görüşmeyle ilgili olarak; o görüşmede rapor vermediğini, kendisi askeri şahıslarla ilgilendiği için bunları bilmesi gerektiğinden, emekli orgenerallerle bu konuları görüşebileceğini düşündüğünden anlattığını,
Şüpheli Kemal Aydın’la yaptıkları bir konuşmayla ilgili olarak; Şüpheli Kemal Aydın’ın sürekli brifing verdiğini, ona Cumhuriyet Mitingini sorduklarını, “bizim ile alakası var mı” derken mitingdekilerin çoğunu tanıdığı için organize eden kişilerin kim olduğunu sorduğunu, mitingde Doğu Perinçek’in olup olmadığını bilmediğini,
Yanında olduğu sırada Noyan’ın Durmuş Ali Özoğlu ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; kendisi yaşlı olduğu için nöbeti onlara devredeceğini, Mustafa Kemal "kurmay olmasaydım bu mesleği bırakırdım" dediği için Durmuş Ali Özoğlu’nun onlara bu konuda telkinde bulunduğunu, ondan önce de kararının bu yönde olduğunu,
Durmuş Ali Öoğlu ve Noyan Çalıkuşu'nun derin devlet olarak söylediği konuyla ilgili olarak Noyan’ın derin devlet tabirinden devletin derinliği vardır şeklinde izah ettiğini, ayrı bir derin bir devlet olmadığını, kendilerine özellikle Özel Kuvvetler’i tavsiye etmesinin tatmin olmaları açısından olduğunu, Özel Kuvvetler ve kurmaylığın askeriyede önemli olduğunu, kendisinin de bu yüzden helikopter pilotu olduğunu, Noyan Çalıkuşu'nun da kendini Özel Kuvvetler’e hazırladığını komando kursunu tamamladığını, bu yönde gayret ettiğini,
Tamamen mesleğiyle ve göreviyle ilgili konuları Durmuş Ali Özoğlu ile paylaşmasının nedenini açıklarken; kendisi yazar olduğu için ve arada pilotlarla da görüştüğü için kendisine bazı taktikler verip tecrübelerini anlattığını, görüşme içinde geçen "direkt sizle irtibatı bizim için daha uygun onlar üzerinden haberleşmeyi düşünüyoruz yani bu manada" sözleriyle kendisi ile konuştuğu taktirde şüpheli Kemal Aydın üzerinden konuşmayı kastettiğini ve mesleki konularda bilge kişiliğinden istifade etmeye çalıştığını,
Noyan Çalıkuşu ile yaptığı bir görüşmeyle ilgili olarak; bu görüşmenin espri konusu olduğunu, askeri helikopterle sivil şahsı alıp gelmenin mümkün olmadığını, şüpheli Kemal Aydın askeri bir şahıs olmamasına rağmen askerin kayıtsız şartsız bağlandığı konusuyla ilgili "Kemal amca bizi böyle yetiştirdi" derken, şüpheli Kemal Aydın’ın bilge insan olduğu için kendilerini felsefi olarak asker mantığı ile yetiştirdiğini,
Onur Demiroğlu’nun terhis olmuş bir er olduğunu, İstanbul'da çaycılık yaptığını, Demiroğlu’nun kendisini sevdiği için paşam diye hitap ettiğini,  kendisine toplumsal haber.com adlı internet sitesini takip etmesini söylediğini, bu kitapları tavsiye etmek için mezun olduğu okula gidip okul müdürüne tavsiye etmiş olduğunu,
Şüpheli Kemal Aydın tutuklanınca kendilerinin şahit olarak dinlenmelerini istediğini, Noyan Çalıkuşu’na bu konuda bilgisi olup olmadığını sorduğunu, telefonları dinlendiği için bazı konuları yüz yüze görüşeceklerini söylediğini,
Neriman Aydın’ın telefonuna şüpheli Kemal Aydın tutuklandıktan sonra ihtiyaçları olursa yardımcı olmak için mesaj attığını,
Hasan Hüseyin Uçar’ın “yargıya güvenimiz de fos çıktı” derken yargıda tanıdıkları kimse olmadığını kastettiğini, Kemal Aydın’ın resminin gazetede çıktığı için cezalarını bulurlar diye konuştuğunu,
Bodrum’a görev amaçlı gittiklerini, orada gördükleri itibarın kaynağının şüpheli Kemal Aydın’ın kendisi olduğunu, komutanlarla çeşitli defalarda görüşüldüğünü, askeri istihbaratın ve diğer komutanlarının kendilerine bu konularla ilgili uyarıda bulunmadıklarını, bu kişilerle ilişkileri hakkında her hangi bir tehlikeyi işaret etmediklerinden ve gerek istihbaratın gerekse sıralı sicil amirlerinin onları uyarmadıklarını, eğer ortada böyle bir terör suçu varsa askeri istihbaratın üç senelik periyod boyunca bunları pas geçmeyeceğini,
Bu olaylar olduktan sonra kendilerini Genelkurmay’da görevli Eğitim Öğretim Başkanı M.B. Paşa’nın birliklerini ziyaret ettiğini,  görüştükleri kişilerden haberdar olduklarını onlarla ilgili tehlikeli bir durum olduğunda kendilerini ikaz edeceklerini ama böyle bir durum olmadığını, Genelkurmay Başkanının onlara selamlarını ilettiğini,
Doğukan adlı Harp Okulu öğrencisini Maltepe Askeri Lisesinde tanıdığını,
Noyan Çalıkuşu ile Hamza Demir’in aralarında yaptıkları bir görüşmede; Hamza Demir’in özel bir telefon hattı aldığını kimsenin üzerine kayıtlı olmadığını artık bu hatla görüşme yapacaklarını söyleyerek "Bir tane de Çelebi'ye aldım" dediğini, Noyan Çalıkuşu’nun da "Bundan benim de almam lazım" dediği, Hamza Demir'in "H.'ın babası yapıyo, ona ben telefon açıyım da bir tane de sana ayarlasın, Hacıbektaş’tan ayarlıyorlar" dediği, Noyan Çalıkuşu'nun da "Tamam Çelebi’ye verirsin sen uğraşma, Çelebi halleder o zaman" dediği konuşmayla ilgili olarak; cevaben kendisinin özel bir hat kullanmadığını aynı numarasının geçerli olduğunu,
H.C.Ü.’ın, şüpheli Kemal Aydın’ın Eskişehir' de tanıdığı Hacıbektaş'lı bir üniversite öğrencisi olduğunu, şüpheli Kemal Aydın’ın bu şahsın babası ile ilişkili olduğunu, H.’ın, Hacıbektaş'tan telefoncu arkadaşından isimsiz cep telefonları alıp verdiğini, Hamza Demir’in kendi tasarrufu ile böyle bir telefon aldığını itibar etmediği için kullanmadığını, böyle bir telefon almadığını Noyan'a göndermediğini kendi özel hattı olmadığını, örgütsel bir durumu olmadığını,
Bir konuşmada Yaşar Tozkoparan ile Harbiye’den ayrılmak isteyen çocuklarla ilgili konuştu

45- Şüpheli Noyan ÇALIKUŞU

Savcılık beyanında;
Askeri Liseyi ve Kara Harp Okulunu bitirdikten sonra 2007 yılında Tank teğmen olarak Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu Eğitim ve Tümen komutanlığına kursiyer olarak atandığını, 11.07.2008’de Lüleburgaz 65. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 1. Bölük komutanlığına atanıp halen orada görev yapmakta olduğunu, bugüne kadar Harp Okulunda cep telefonu bulundurmaktan 3 gün oda hapsi dışında bir ceza almadığını, başka ceza aldıysa da hatırlamadığını, yaklaşık 2 sene önce almış olduğu 0 506 391 73 00, 0 505 452 85 72, 0 537 229 11 77 numaralı telefonları kullandığını,  bir de telsim hattı olduğunu fakat numarasını hatırlamadığını,
Durmuş Ali ÖZOĞLU'nu toplumsal dönüşüm yayınlarının sahibi, genel yayın yönetmeni ve yazarı olarak bildiğini, Ankara Atatürk Kültür Merkezindeki kitap fuarında Kemal AYDIN vasıtasıyla tanıdığını, o sırada Kara Harp Okulunda öğrenci olduğunu, ayrıca yaklaşık 1 yıl önce tam zamanını hatırlamadığı bir tarihte Neriman AYDIN'ın evinde görüştüğünü, bu görüşmenin sosyal ilişkiler çerçevesinde olan bir görüşme olduğunu, ayrıca telefonla da birkaç defa görüştüğünü, bunun dışında herhangi bir ortak faaliyeti olmadığını,
Ercüment OVALI’yı Kızılay Konur sokakta bulunan Salon Buluş isimli kahvede Kemal AYDIN vasıtasıyla tanıdığını, kendi sağlık problemleriyle ilgili danıştığını,  aynı gün Neriman AYDIN'ın evinde de oturup sohbet ettiklerini,
Hamza DEMİR ile yine Salon Buluş'ta Kemal AYDIN’ın yanında tanıştığını,  daha sonra yaklaşık 5-6 defa yüz yüze ve zaman zaman da telefonla görüştüğünü, ne iş yaptığını neyle uğraştığını bilmediğini, Hamza'ya bir defa maddi yardımda bulunduğunu, birlikte yürüttükleri ortak bir faaliyetin söz konusu olmadığını,
Neriman ve Kemal AYDIN'ı Harp Okulu 2. sınıfı bitirmesini müteakip yani 2005 yılı Ağustos ayında aile dostu olan M.Ç. vasıtasıyla tanıdığını, M.Ç.’ın onları ne şekilde tanıdığını bilmediğini, Kara Harp Okulunda bir subay adayı olarak Ankara'da bulunmasından dolayı Neriman ve Kemal AYDIN ile irtibata geçtiğini, daha sonra askeri öğrencilik hayatı boyunca ve bu zamana kadar kendileri ile sosyal münasebetler dâhilinde ilişkilerini devam ettirdiğini, Neriman AYDIN'ı annesi gibi bildiğini üzerinde çok emeği olduğunu, yemek yedirdiğini evinde misafir ettiğini, bu evde bu 3 yıl boyunca dünyalarını ilgilendiren konularda tartışmalarda bulunduklarını, ailesini tanıdıklarını memleketteki evlerinde misafir olduklarını,
Şüphelilerden Yaşar TOZKOPARAN'ı Harp Okulundan tanıdığını, kendisi 4. sınıfken onun 1. sınıf olduğunu, 2006 yılı sonlarında Yaşar’ı Salon Buluş’ta Kemal AYDIN’la tanıştırdığını, Yaşar'la birlikte Neriman'ın evinde hatırladığı kadarıyla bir defa yatılı olarak kaldıklarını,  kendisinin hafta sonu çıktığında çoğu zaman kaldığını,
Mehmet Ali ÇELEBİ'yi 2000 yılında Maltepe Askeri Lisesine girdiğinde tanıdığını, sınıf ve sıra arkadaşı olduklarını, dostane ilişkiler içerisinde sürekli görüştüklerini,
Eren MUMCU'yu Askeri Lisede ismen bilmekle birlikte Kara Harp Okulu 3. sınıfta aynı sınıfta bulunmalarından dolayı tanıdığını,
Önder KOÇ'u Harp Okulu 3. sınıfta tanıdığını, 4. sınıfta sıra arkadaşı olduğunu,
Hasan Hüseyin UÇAR'ı Harp Okulunun başlarında ismen tanıdığını, daha sonra 3. sınıfa geçtiklerinde aynı binada bulunmaları ve arkadaşı Mehmet Ali ÇELEBİ'nin samimi arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını,
Bu şüphelilerle ortak faaliyetlerinin olmadığını,
Şüpheli Kemal AYDIN’ın bizzat Genelkurmay Başkanına ismen mektup yazabilen ve o makam tarafından itibar gören bir kişi olduğunu, yazdığı mektupların içeriğini ve kendisine Genelkurmay Başkanı tarafından cevap verilip verilmediğini bilmediğini, ancak kişisel olarak normal bir vatandaşın mektubu ile Kemal AYDIN’ın mektubunun farklı değerlendirildiği kanaatine vardığını, çünkü onun kendisine itibar gördüğünü söylediğini, şüpheli Kemal AYDIN’ın yazdığı mektuplarda subay ve astsubayların izinlerinin bir bölümlerini mutlaka memleketlerinde geçirmeleri konusunda görüş bildirdiği, Genelkurmay Başkanlığı veya Kara Kuvvetleri Komutanlığınca bununla ilgili bir emir yayınlanmış olduğunu bildiğini, Kemal AYDIN’ın kendisine bu görüşünün emir olarak yayınlandığını söylediğini,
10 Temmuz 2008 tarihinde bir gazetede kendisiyle ilgili, T. A.'in Harbiyelileri gibi olduğunu belirten bir haber yayınlandığını,  bunun üzerine 11 Temmuz 2008 tarihinde görevli olduğu Etimesgut Zırhlı Birliğine sabah saat 8:00'de Tuğgeneral M.B.’nın bizzat kendisiyle görüşmek üzere geldiğini,  okul komutanı Tank Albay S.U.A.’ın odasına çağırtıp başbaşa yaptığı görüşmede "O insanlarla görüşmende Türk Silahlı Kuvvetleri olarak hiçbir sakınca görmüyoruz, eğer biz o gazetede çıkan o habere itibar etseydik ona inansaydık seni karşımıza oturtup çay ısmarlamazdık, baş başa sohbet etmezdik, inansaydık senin silahlı kuvvetlerden ihracına sebep olurdu.  Türk Silahlı Kuvvetleri arkandadır.  Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde böyle bir terör örgütü yoktur. Dolayısıyla sen de silahlı kuvvetlere sızdırılmaya çalışılan biri değilsin biz bunu biliyoruz." şeklinde sözler söylediğini, bu sözlerden sonra yaptıkları görüşmelerin illegal bir faaliyet olmadığı kanaatine vardığını, ayrıca bu görüşlerin sadece komutanın şahsi görüşü olmadığı kanaatine vardığını, çünkü (E.D.) Komutanlığından bir tuğgeneralin gelip kendisiyle görüşmesinin şahsi bir görüşme olmayıp görevlendirme sonucu olan bir görüşme olduğunu, silahlı kuvvetlerin hiyerarşik düzeninin bunu gerektirdiğini, görüşmelerine başka bir kimsenin tanık olmadığını ancak bu komutanın kendisinden sonra şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ ile de görüştüğünü, hatta kendisine görüştüğün isimleri yazar mısın dediğini, bunun üzerine Durmuş Ali ÖZOĞLU, Kemal AYDIN, Neriman AYDIN şeklinde bir kâğıda yazıp kendisine verdiğini, ayrıca şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ'nin de kendi arkadaşı olduğunu birlikte görüştüklerini ona söylediğini, faaliyetlerinin askeri istihbaratın bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini, illegal bir faaliyet olsa hakkında işlem yapılacağını, Harp Okulu 3. sınıfından beri bu kişilerle görüştüğünü, sıralı amirlerinden hiçbirinin bu kişilerle görüştüğünden dolayı hakkında bir işlem yapmadıklarını, Kemal AYDIN 01 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alındığında kim olduğu açıklanmasına rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisi hakkında bir işlem yapmadığını, ancak adli makamların kendisinin bu görüşmelerini suç olarak değerlendirerek hakkında işlem yaptığını,
Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun sahibi olduğu Toplumsal Dönüşüm Yayınları bünyesinde faaliyet gösteren Toplumsal Haber internet sitesinin bazı emekli subaylar ve Kıbrıs gazilerinin yazı yazdığı bir haber sitesi olup İ.H.K.’nın bu yayınevi tarafından çıkarılan bir kitaba önsöz yazdığını, bu sitede yazı yazan emekli subayların kitap yazdıklarını ve Toplumsal Haber internet sitesine yazı yazdıklarının Türk Silahlı Kuvvetlerinin bildiğini, Toplumsal Dönüşüm Yayınlarının bastırmış olduğu afişlerin askeri kurumlarda, Genelkurmay binalarında, Orgeneral Eşref Bitlis'in Cebeci’deki mezarlığında ve Kara Harp Okulunda asılı bulunduğunu, dolayısıyla şüpheli Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun faaliyetlerinin Silahlı Kuvvetler tarafından bilindiği ve müsaade edildiğinin açık olduğunu, Durmuş Ali ÖZOĞLU'nun Kuvayı Milliye Derneğinin kurucularından olduğu ve sözde dernek bünyesinde motorize timler oluşturarak ayrı bir örgütlenme yapacağı konusunda bir bilgiye sahip olmadığını,
Kemal ve Neriman AYDIN'ın evine genellikle Mehmet Ali ÇELEBİ ile her hafta sonu gittiklerini, bazen hafta içi de Buluş Kafede bazen de evlerinde görüşüp buluştuklarını, bunun yanında zaman zaman aralıklarla Eren MUMCU ve Yaşar TOZKOPARAN’ın da gittiklerini,
Kemal AYDIN’ın bilge bir insan olduğunu ona büyük olarak saygı duyduğunu,
Şüpheli Neriman'ın ikametinde yapılan aramada ele geçen ve içinde çok sayıda ismin ve telefon numaralarının olduğu belge ve listeden haberi olmadığını, kişilerin hiç birini tanımadığını,
Yine Neriman AYDIN’ın ikametinde ele geçirilen başka bir dokümandaki askeri öğrenci oldukları anlaşılan E.E., O.M., B.C.Ş., E.G, B.C., B.B.G., Ö.Ş., N.Y. ve A.Ö. isimleri ve bazılarının isimlerin altında yazılı disiplin puanlarıyla ilgili açıklamalar bulunan yazı içeriği sorulduğunda; E.E., O.M. ve A.Ö.’ü bir Harbiyeli olarak tanıdığını, bu kişileri hiç Neriman’ın evinde görmediğini, sadece okuldan tanıdığını ortak herhangi bir faaliyetleri olmadığını, O.M. ve A.Ö.'ün Harp Okulundan ayrılmak istediklerini, kendilerine ayrılmamaları konusunda bir büyükleri olarak tavsiyelerde bulunduğunu,
Şüpheli Neriman AYDIN’ın ifadesinde, zaman zaman evlerine asker öğrencilerin gidip geldiğini, yemek yediklerini ve kaldıklarını, bu şekilde gidip gelen öğrenciler olarak, Mehmet Ali ÇELEBİ, Noyan ÇALIKUŞU, Yaşar, Murat  ..., Emre... ve Emrah... isimli askeri öğrencilerin gidip geldiğini, bu öğrencilerin Kemal AYDIN ile uzun uzun sohbet ettiklerini beyan ettiği hatırlatılarak sorulduğunda; Mehmet Ali ÇELEBİ ile sürekli bu şahıslarla görüştüklerini beyan ettiğini, Yaşar’ın Yaşar TOZKOPARAN olduğunu Murat'ın soyadını hatırlamadığını,  Emre’nin Mehmet Ali ÇELEBİ’nin bir yakını olduğunu, Emre ve Murat ile Neriman'ın evinde bir kez yemek yediklerini,
Şüpheli Kemal AYDIN’ın bu konuya ilişkin alınan ifadesinde, askeri öğrenci ve personeli Mehmet Ali ÇELEBİ ve Noyan’ın getirdiklerini bunların sorunlarını dinlediklerini, gerektiğinde Genelkurmaya personelin sorunlarıyla ilgili bilgi vermek için not aldıklarını beyan ettiği, Neriman AYDIN’ın bu konudaki ifadesinde ise, Noyan ve birçok askeri personelin Kemal AYDIN’ın sohbetlerine katıldığını ancak çocukların sorunlarıyla ilgili kendisinin veya Kemal’in Genelkurmay Başkanına veya herhangi üst birime yazı yazmadıklarını beyan ettiği hatırlatılarak sorulduğunda; bu işin bir organizasyon olduğunu düşünmediğini, Kemal AYDIN’ın sohbetlerini beğendiklerini, okuldan sevdikleri arkadaşlarını alıp onların evine götürdüklerini, yemek yiyip sohbet ettiklerini, kendisini bilge bir kişi olarak bildiği için sorunlarını da ilettiklerini, ifadesinde Genelkurmay Başkanlığına bu sorunları ilet

46-Şüpheli Eren MUMCU

Savcılık beyanı:
İzmir Maltepe Askeri Lisesinde ve Kara Harp Okulunda okuduğunu daha sonra Tuzla Piyade Okulunu bitirip Hakkari’ye tayin olduğunu, şüphelilerden Kemal AYDIN, Neriman AYDIN, Durmuş Ali ÖZOĞLU, Mehmet Ali ÇELEBİ, Noyan ÇALIKUŞU, Hasan Hüseyin UÇAR, Önder KOÇ ve Yaşar TOZKOPARAN’ı tanıdığını diğerlerini tanımadığını, Ergenekon Silahlı Terör Örgütüdokümanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yapılanması hakkında bilgisi olmadığını, Kemal AYDIN ile Ankara’da Buluş Kıraathanesinde Noyan ÇALIKUŞU ile otururken tanıştıklarını, Neriman AYDIN’ın onun kardeşi olduğunu, bir defa evlerine gündüz vakti yemeğe gittiklerini, bir daha telefonda bayram ve kandillerde görüştüğünü, Ali Bey diye kitap fuarında tanıştığı kişinin Durmuş Ali ÖZOĞLU olabileceğini simaen tanıdığını konuşmadıklarını, Kuvayı Milliye Derneğini haberlerden duyduğunu Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun irtibatını bilmediğini, Kemal ve Neriman AYDIN’ın evine bir kez gittiğinde güncel konulardan bahsettiklerini, Neriman AYDIN’ın evinde ele geçirilip Neriman’ın evlerine gelip giden askeri öğrencilere ait olduğunu içeriğini bilmediğini beyan ettiği listeyi bilmediğini ve kendisinin hazırlamadığını, Neriman AYDIN’a “teyze” demesinin kendisinden yaşlı olmasından kaynaklandığını, Kemal ve Neriman AYDIN’a herkese söylediği kura yeri gibi genel konular dışında bir bilgi vermediğini, normalde hafta sonları Ankara’ya kız arkadaşının yanına gittiğini, hafta sonu hatırlayamadığı bir görev olduğundan gitmemiş olabileceğini, kuradan sonraki iki haftalık mehil izninde bir haftalığına Ankara’da kursta olacağı için Kemal’in bir hafta boyunca görüşebileceklerini söylediğini, Kemal AYDIN’la 2-3 defa Buluş Kıraathanesinde görüştüklerini sohbet ettiklerini, organik bir bağı olmadığını kendisini herhangi bir konuda yönlendirmediğini, Noyan ÇALIKUŞU’nun Neriman’ın evinde arama yapılırken not defterlerinin güvende olduğunu söylemesinin nedenini ve Kemal AYDIN’ın evine gelen jandarma astsubay meselesini bilmediğini, Noyan’ı rahatlatmak için “Değerli, çok değerli birine gittiğini ondan bilgi alıp Noyan’a getireceğini” söylediğini aslında öyle birinin ve ondan alacağı bir bilginin olmadığını, rehabilitasyon kelimesini Noyan’ı rahatlatmak için söylediğini, görüşmesinde geçen “şey de var, diğer paşamızın da şeyi var işte avukatlık mavukatlık muhabbeti var ya” şeklindeki konuşmasında söz ettiği paşaların Şener Eruygur ve Hurşit Tolon Paşalar olduğunu ve avukatları olduğu kendilerini savunabileceklerini düşündüğü için öyle söylediğini, Kemal ve Neriman AYDIN’ın ne tür bağlantılar içinde olduğunu bilmediğini, görüşmesinde geçen Köksal doktor diye birinin olmadığını bunu da yine Noyan’ı rahatlatmak için söylediğini,  Noyan’ın konuşmasında “ bizim tayfa” diye sözettiği şahısların kimler olduğunu bilmediğini kendi okul arkadaşları olabileceğini, telefon fihristinde adı geçen Hamza DEMİR adlı şahsı tanımadığını bu ismi telefonuna Noyan’ın kaydetmiş olabileceğini, Noyan’ın “Haricilerin yanında mı” diye sorduğu haricilerin sivil elbiseler olduğunu, “Yeminlerimizi bu günler için yaptık” derken neyi kastettiğini bilmediğini, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin telefonla görüşmekten çekinmesine neyin neden olduğunu ve neden yan yana gelince konuşmayı tercih ettiğini bilmediğini, telefon görüşmesinde Noyan ÇALIKUŞU’na Ergenekon Silahlı Terör Örgütüile ilgili gündemdeki gelişmeleri o zaman görevde olduğundan görsel ve yazılı basını takip edemediği için sorduğunu, yine Noyan’ın “Yargıtay satışı koydu” derken neyi kastettiğini bilmediğini belki Yargıtay’ın bu konuyla ilgili bir kararı olabileceğini, Kemal AYDIN’ı tanıdığı ve tanıdığı kadarıyla böyle bir suçu işlemiş olabileceğini düşünmediği için mahkemelerini takip ettiğini, cep telefonu fihristinde adı ve telefon numarası geçen Ercüment Ovalı adlı şahısla tanışmadığını kız kardeşinin rahatsızlığı nedeniyle Noyan’ın Kemal Bey vasıtasıyla bu doktorun numarasını verdiğini ancak rahatsızlığı başka türlü hallettikleri için aramaya gerek kalmadığını, Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN ile örgütsel bir irtibatı olmadığını sadece aile dostu ve yaşlı insanlar olması nedeniyle Noyan ÇALIKUŞU sayesinde tanıdığını, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin abisinin derin devlet ile ilgili kendisini uyardığından görüşmesinden haberdar olmadığını beyan etmiştir.
Sorgu beyanı:
Suçlamayı kabul etmediğini, Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN ile Noyan vasıtasıyla 2006 yılının sonunda Buluş Kıraathanesinde tanıştığını, orada tarihten sohbetler yaptığını kendilerinin de dinlediğini, daha sonra tarihe çok meraklı olduğu için Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN’ın evine iki kez gittiğini, birinci kez Noyan ile birlikte gidip yemek yediklerini, ikincisinde de teyze oğlu ile birlikte gittiklerini, her iki gidişlerinde de Kemal AYDIN ile sohbet etme imkânı olmadığını, şüphelilerden Noyan ÇALIKUŞU, Mehmet Ali ÇELEBİ, Hasan Hüseyin UÇAR, Önder KOÇ ve Yaşar TOZKOPARAN’ı tanıdığını diğer şüphelileri tanımadığını, Doğu PERİNÇEK’i internetteki bilgilerden tanıdığını, Kuddisi OKKIR’ı tanımadığını, bu şahıslarda ele geçirilen dokümanlardaki Türk Silahlı Kuvvetlerine sızma ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde yapılanma faaliyetleri ile ilgili bilgisi olmadığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu tanımadığını, Noyan ile bir kitap fuarına gittiklerinde orada Ali Bey diye biri ile tanıştıklarını, bu şahsın Durmuş Ali ÖZOĞLU olup olmadığını bilmediğini, Merkezi Kadıköy’de bulunan Kuvayı Milliye Derneği ile bir ilgisi olmadığını, Neriman AYDIN, Kemal AYDIN, Mehmet Ali ÇELEBİ ve Noyan ÇALIKUŞU ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinin doğru olduğunu, Mehmet Ali ÇELEBİ, Noyan ÇALIKUŞU, Önder KOÇ, Hasan Hüseyin UÇAR ile devre arkadaşı olduklarını Hamza DEMİR i tanımadığını, Noyan veya Kemal AYDIN’ın onun numarasını kendisine vermiş olabileceğini, Ergenekon Silahlı Terör ÖrgütüTerör Örgütü ile uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını beyan etmiştir.

Diğer Şüphelilerde ele geçen dokümanlar:
Şüpheli Neriman AYDIN’ın Ankara İli Çankaya İlçesi Birlik Mahallesi 14. Sokak No:7 sayılı adresinde yapılan aramada ele geçirilen dokümanların yapılan incelemesinde;
-(3) adet yazar ismi olmayan kitaplar incelendiğinde, “HİZB-UT TAHRİR TERÖR ÖRGÜTÜ ile ilgili yayınlanan kitaplar”  örgütsel dokümanlar olduğu,
-(1) adet not kağıdı üzerinde; “*Özgür Ş… (12.Bölük) Bölüğe III. Sınıfta katıldığında 117 puanı varmış, Jandarma Özel Harekat olmak istiyormuş. Takım Komutanı Üstgm. …… seni bu okuldan atacağım ifadesini kullamış, -40 puanla Nisan ayında atılmış” “Nusret M… (4 üncü bölük) 2006-2007 eğitim-öğretim yılında kasıtlı olarak disiplin puanı düşürülmüş” “*Necdet Y…(19. bölük) Babası Cumhuriyet gazetesinde yazılar yazmış, 19 uncu bölükse (Ali Ç…)     bu yılbaşından itibaren disiplin puanı düşürülmeye başlanmış” “Aykut Ö…(19. bölük)” “+Atılanlar” yazdığı, arka kısmında ise “*Emrah E… Disiplin puanı -30, kredisi 3.400, asker olmak subay olmak isteyen bir Harbiyeli, kısaca hayata askerlikle tutunduğu ifade ediyor, 9 uncu Bölük” “*Önay M.. Kredisi 3.500 civarında, Beden eğitimi ve spordan askeri eğitim sınavlarından sorunu yok, Harp okulunu kaldıramayacak biri değil. 9 uncu Bölük” “*Kur. Yzb. ….’in bölüğündeki 2006-2007 eğitim-öğretim yılında birinci sınıf kısmı, yıla 29 mevcutla başlamış, şu anda söz konusu kısmın mevcudu 20’dir. Yukarıda ismi geçen Emrah E… ve Onay M.. da aynı bölüktedir” “*Barışcan Ş…, Erdem G…(9. bölük), Baha C… (15. bölük), Bayram Burak G… (gönderilen)” yazan doküman olduğu,
-(1) adet not kağıdı üzerinde, “Hizbut Tahrir –Süleyman, -ulus kiler karşısı girişindeki Türksel Telefoncu Rıza arkadaşı, Keçiören senatoryum konuşma yeri, her hafta toplantı yapılıyor, ayda bir büyük toplantı, aşama aşama hazırlık, “Senin bu kitaba geçmen için 6 ayın var” “Bu iş için hiçbirşey talep etmeyen hocalarımız var” CDler kalabalık ortamda izleyin” Telefonda kayıtları sayı olarak yapıyorlar 11 numara 7 numara gibi” yazan doküman olduğu,
-(1) sayfa, 25.12.2007 22:33 gönderi tarihinde Mehmet Ali ÇELEBİ’nin Neriman AYDIN’ a gönderdiği mail de; Neriman teyze bunun üzerine ayrılma dilekçesi vermiş babası sanırım iptal ettirmiş belli değil. Emre’nin bölük komutanı ile Emre komutanım bana “seslerini yükselttiler saygısızlık yaptılar alt sınıflarım” demiş, Bölük komutanı “bu normal sen de bana yükseltebilirsin”  diye karşılık vermiş. Yani göndermeyi kafalarına koymuşlar. Bir bölük komutanı böyle saçma konuşamaz tabi maksatlı değilse. Savunmasına şikayet edenlerin yalanlarını ispatlayacak şeyler yazması kar etmemiş Emre’nin” yazan bilgisayar çıktısı doküman olduğu,
-(1) sayfa 09.08.2006 11.59 gönderi tarihinde Neriman AYDIN’ ın Zübeyde A.’e gönderdiği mailde, ülkeyi yönetenlerin Türk olmadığından bahsederek tehlikeden Türk milletini haberdar edilmesi gerektiğinden bahsettikten sonra “… önderimiz konumundaki insan Kemal AYDIN bey her an bizlere şunu söylemektedir…” yazan bilgisayar çıktısı doküman olduğu,
-(1) sayfa A4 kağıdı üzerine el yazısı ile askeri öğrenci oldukları değerlendirilen (23) kişinin sabit ve cep telefonlarının yazılı bulunduğu ve sonunda denize gidenler İ. G.G., B.D. yazılı doküman olduğu,
“emreçelebi.doc” isimli MSword dosyası içerisinde; “Harbiye ruhunu Harbıyede gecırdıgım 4 yıl boyunca goremedım ..”“Harbıyelılerın MUSTAFA KEMAL'den sonra örnek alabilecek en yakın unsuru bence bölük komutanının davranışlarıdır. Şu zamana kadar benım ornek alabilecegim komutanım olmadı. sebebi ise bölük komutanlarının harp okuluna gonderılırken kısılıklerınden cok alaverelerle yaptıkları karıyerlerı olmasıdır..” “Her gelen komutan (okul k.) Harp Okulundakı sıstemde degıssıklık yapıyor. Dolayısıyla Harbıyelıler neyın dogru neyın yanlıs oldugunu degerlendıremıyor. Yaptıklarınıda inanarak degıl yapmak için yapıyorlar.” şeklinde beyanlarının yer aldığı,
“mali.doc” isimli MSword dosyası içerisinde; “…Hepimiz Kemaliz Hepimiz Türküz yürüyüş kararı izne tabidir. Normal olan Türk diline saygı neredeyse takdir konusu halini almıştır. Üst rütbedeki birçok komutan Atatürk adını ağzına almamaktadırlar… Askeri eğitim birçoğu kalıplaşmış, zamanı geçmiş, günümüzün ihtiyaçlarından uzak 

47- Şüpheli Önder KOÇ

Savcılık beyanı
Bursa Askeri Lisesinde ve Kara Harp Okulunda okuduğunu, şu anda bakım teğmeni olarak Bitlis’te görev yaptığını, şüpheliler Mehmet Ali Çelebi, Noyan Çalıkuşu, Hasan Hüseyin Uçar, Eren Mumcu ve Yaşar Tozkoparan’ı tanıdığını diğerlerini tanımadığını, Ergenekon dokümanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yapılanması hakkında bilgisi olmadığını, Kemal Aydın ve Neriman Aydın’ı arkadaşı olan Noyan Çalıkuşu’ nun bahsetmesi nedeniyle bildiğini ancak evlerine hiç gitmediğini, Noyan ÇALIKUŞU’na gönderdiği  mesajda televizyondan verilen haberi arkadaşına mesaj olarak çektiğini, Noyan ÇALIKUŞU’nun kendisine gönderdiği mesajda gözaltına alınanların paşa oldukları için onlara bir şey yapılmayacağını düşünerek çekmiş olabileceğini, Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığı görüşme de Noyan ÇALIKUŞU’ nun adı geçen şahısları tanıdığını bildiği için kendisine bilgi verdiğini, yine Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığı görüşmede bahsettiği evin boşaltılmasının Balıkesir’de görev yaptığı sırada oturduğu kiralık evin  boşaltılması olduğunu, gözaltına alınan şahıslar ile ilgili haberleri yakından takip etme  sebebinin Noyan ÇALIKUŞU’ nun bu şahısları tanıması ayrıca her türlü vatan meselesine karşı ilgili olması ve araştırmasından kaynaklandığını, Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığı görüşmede Kemal AYDIN’a “Abi” şeklinde hitap etmesinin Noyan ÇALIKUŞU’ nun Kemal AYDIN’I çok sevdiğini bildiğinden ve Noyan ÇALIKUŞU’ nun moralinin bozulmaması ve moralini düzeltmek istediğinden kaynaklandığını, Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN’ı hiç görmediğini, Noyan ÇALIKUŞU’na gönderdiği mesajda geçen darbe karşıtları tanımlamasını kendisini darbe karşıtı olarak nitelendirip bir yerlerden nemalanmaya çalışan insanları ifade ettiğini, bu kişilerin, bulundukları yerlerden alınıp yerlerine daha namuslu insanların getirilmesini kastettiğini beyan etmiştir.

Şüphelinin kullanımında bulunan  babası Ömer KOÇ’ a ait Ankara ili Keçiören ilçesi Tepebaşı Mahallesi Barut Sokak No:10/6 sayılı ikamette yapılan aramada;
-(43) adet 1-43 arası numaralandırılmış çeşitli markalarda CD,
-(38) adet 1-38 arası numaralandırılmış çeşitli markalarda DVD,
-(6) adet 1-6 arası numaralandırılmış Maxel marka çeşitli ibareli Disket,
-(1) adet COOLER MASTER marka 2105471109793 seri numaralı bilgisayar kasası bulunarak el konulmuştur.
-(1) adet not kağıdı üzerinde; “*Özgür ŞENER (12.Bölük) Bölüğe III. Sınıfta katıldığında 117 puanı varmış, Jandarma Özel Harekat olmak istiyormuş. Takım Komutanı Üstgm. …… seni bu okuldan atacağım ifadesini kullamış, -40 puanla Nisan ayında atılmış” “Nusret MEMİÇ (4 üncü bölük) 2006-2007 eğitim-öğretim yılında kasıtlı olarak disiplin puanı düşürülmüş” “*Necdet YÜCEL(19. bölük) Babası Cumhuriyet gazetesinde yazılar yazmış, 19 uncu bölükse (Ali ÇAKAY)        bu yılbaşından itibaren disiplin puanı düşürülmeye başlanmış” “Aykut ÖZTÜRK(19. bölük)” “+Atılanlar” yazdığı, arka kısmında ise “*Emrah ERVERDİ Disiplin puanı -30, kredisi 3.400, asker olmak subay olmak isteyen bir Harbiyeli, kısaca hayata askerlikle tutunduğu ifade ediyor, 9 uncu Bölük” “*Önay MAY Kredisi 3.500 civarında, Beden eğitimi ve spordan askeri eğitim sınavlarından sorunu yok, Harp okulunu kaldıramayacak biri değil. 9 uncu Bölük” “*Kur. Yzb. ….’in bölüğündeki 2006-2007 eğitim-öğretim yılında birinci sınıf kısmı, yıla 29 mevcutla başlamış, şu anda söz konusu kısmın mevcudu 20’dir. Yukarıda ismi geçen Emrah ERVERDİ ve Onay MAY da aynı bölüktedir” “*Barışcan ŞAHİN, Erdem GÜRKAN(9. bölük), Baha CANGÖREN (15. bölük), Bayram Burak GÜZELCİK (gönderilen)” yazan doküman olduğu,
-(1) sayfa A4 kağıdı üzerine el yazısı ile askeri öğrenci oldukları değerlendirilen (23) kişinin sabit ve cep telefonlarının yazılı bulunduğu ve sonunda denize gidenler İ. G.G., B.D. yazılı doküman olduğu,

Tape No:7407’de kayıtlı, 01.07.2008 tarihinde Noyan Çalıkuşu ile yaptığı telefon görüşmesinde; Şüphelinin Noyan Çalıkuşu’na “Oğlum bu ne iş lan, Neriman AYDIN’ ı da  almışlar, Kemal AYDIN, Neriman AYDIN’ ı da gözaltına almışlar” dediği Noyan’ ın  “Vallaha mı diyorsun”  dediği, Önder’ in “Tabi izle hemen aç kanalları da izle” dediği,Noyan’ın “Allah kahretsin isimler doğrumu bak” dediği, Önder’ in de “Evet Neriman AYDIN, Kemal AYDIN gözaltına alındılar oğlum şey işte adliyeye götürüldüler sağlık kontrolünden geçecekler bak bakalım sen” diyerek, şüphelilerin irtibat halinde oldukları Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN’ ın gözaltına alınması nedeniyle tedirgin olduklarının anlaşıldığı, şüphelinin Kemal ve Neriman’ı tanıdığının ve Noyan ile ilişkilerini de bildiğinin açıkça anlaşıldığı,
Tape No:7409’da kayıtlı, 01.07.2008 tarihinde Noyan Çalıkuşu ile yaptığı telefon görüşmesinde; Noyan Çalıkuşu’nun  “durum ne?” dediği, şüpheli Önder’in de  “Oğlum muhtemelen gözaltına aldılar ya şimdi tam benim gazeteci arkadaş varda aramadım da daha muhtemelen ciddi bir soruşturma yani öyle basit bir şey değil bu ya sen takip edemiyon mu olayı ?”  dediği, Noyan’ ın  “Edemiyorum şu an müsait değilim” dediği, şüpheli Önder’ in  “gözaltına alınılan BALBAY alınmış Mustafa BALBAY alındı bi de onu Adli Tıp’a gönderdiler birini Adli Tıp a gidecek te keriman keriman ..şeyle Kemal Abi’yle Neriman Şeyden Haber Yok Şu Anda yani gözaltında hala büyük ihtimalle uzun bir süre kalacaklar” dediği, Noyan’ ın da “Yok yok uzun değil ya uzun olmaz” dediği,  şüpheli Önder’ in “şeye bağlı bugün ki duruma bağlı ortak bugün bi şey çıktı çıktı çıkmadı uzun olacak diye söyleniyor bana benim öyle bir şeyim var” dediği, Noyan’ ın “Fazla olmaz fazla olmaz KANK ben tahmin etmiyom” dediği,Önder’ in “Yani olayda tamamen isimleri yani bunlar bunlar var millet tepki versin diye yani böyle ilerde bu insanlar bi şeyler yapmaya çalışırsa yararlı bi şeyler bunların altında bi şeyler arasın diye millet” dediği, Noyan’ ın “Tabi tabi konuşuruz,ne zaman gelecen buraya” dediği, şüpheli Önder’ in “Cuma –Cumartesi ordayım” dediği, Noyan’ ın da “Tamam Cumartesi akşamı görüşürüz ben Pazar günü yo.. tamam hadi eyvallah” diyerek hafta sonu görüşme planı yaptıkları ve irtibatlı oldukları insanların gözaltına alınmasından dolayı birbirlerine moral verdikleri,
Tape No:7420’de kayıtlı, 01.07.2008 günü saat 14:43 ‘ de Noyan Çalıkuşu’ na “Simdi sorusturma kapsaminda tolon, eruygur pasalar ato baskani sinan aygün ve söylediklerim gözaltinda evleri 4 saat arandi” şeklinde mesaj çekerek olayları takip edemediğini söyleyen Noyan’ a bilgi verdiği,
Tape No:7421’de kayıtlı 01.07.2008 günü saat 14:50’de Noyan Çalıkuşu’ nun  “Tamam sagol.kardsm eminim ki sorun yok.sadece gozalti.onlara bsy yapamazlr.” diye şüpheli Önder Koç’a mesaj çektiği,
Tape No:7422/7423’de kayıtlı, 01.07.2008 günü saat 14:57’ de Noyan Çalıkuşu’ na “Amaçlari isimleri duyurmak ortak halki isimlere aliskin hale getirmek ve bilimum her kesimi ki bunlar hükümet yanlilari darbe karsitlari inan bana o greenpeace Çiler bile isimlere karsi istemli veya degil cephe alacaklar NE YAPMALİ ACİL BU BOSLUKLAR DOLDURULMALİ” şeklinde mesaj çekerek kendilerine göre etkisiz kaldıklarını düşündükleri yerlere örgüt üyelerinin yerleştirilmesi gerektiğini ifade ettiği tespit edilmiştir.

Tape Kayıt No:6633 de kayıtlı 26.04.2008 saat:16:38 de sayılı Şahin B. ile yaptığı görüşmede özetle; Kemal AYDIN’ ın “6 tane kahraman kardeşim var onlarla ders çalışıyorum Türkiye üzerine dersimizi dünya ölçeğinde çalışıyoruz ne yapalım bize de bu iş düştü” dediği anlaşılmıştır. (Kemal AYDIN’ ın Teğmenler Grubu olarak bilinen Mehmet Ali ÇELEBİ, Noyan ÇALIKUŞU, Eren MUMCU, Yaşar TOZKOPARAN ve Önder Koç isimli şahıslarla birlikte ders işlediği anlaşılmaktadır.)

Eren MUMCU’nun 20.09.2008 günü Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde;“Gözaltına alınanlardan Noyan Çalıkuşu, Mehmet Ali Çelebi, Önder Koç, Hasan Hüseyin ve Yaşar Tozkoparan’ tanıyorum. Bu şahıslardan Yaşar dışındakiler ile devre arkadaşıyız. Bu şekilde tanırım” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Şüpheli Yaşar TOZKOPARAN’ın Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde; “Önder KOÇ'u da bizim sınıfta üst sınıfta olması nedeniyle aynı ortamları paylaştığımızdan tanıyorum. Bizim birlikte yaptığımız tek şey konuşmak, zaman zaman hafta sonu birlikte çıktığımızda vakit geçiriyorduk” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ’nin Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde; “ÖNDER KOÇ benim devrem ve sınıf arkadaşlarımdır” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Şüpheli Noyan ÇALIKUŞU’nun Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde; “Önder KOÇ'u da Harp Okulu 3. sınıfta aynı sınıfa düşmemizden dolayı tanıyorum. 4. sınıfta da sıra arkadaşım olmuştur. Kendisi ile yürüttüğüm ortak bir faaliyet yoktur”şeklinde beyanda bulunmuştur.
Şüpheli Önder KOÇ’un telefon irtibatları ile ilgili yapılan çalışmalar sonucunda;
Şüpheli Noyan ÇALIKUŞU ile 51 kez görüştüğü, Eren MUMCU ile 13 kez görüştüğü tespit edilmiştir.

Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturmada çeşitli şüphelilerden ele geçirilen DEVLETİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI İÇİN ÖNERİLER (MASTIR PLAN ÖN ÇALIŞMASI) isimli dokümanda, terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetlerine sızma ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yapılanma faaliyetlerinin hedeflendiği ve bu hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli çalışmaların yapılması gerektiği belirtilmektedir.
Gizli tanık Kıskaç’ın beyanlarında, şüpheli Kemal ve Neriman Aydın’ın da aralarında bulunduğu örgütün Kuvayı Milliye uzantısının gizli bir toplantısında genç subaylara örgüt adına rozet takıldığı belirtilmektedir.
Soruşturma kapsamında yakalanan şüpheliler Kemal AYDIN, Neriman AYDIN ve Durmuş Ali ÖZOĞLU isimli şahısların Ergenekon Terör Örgütünün hedeflerini gerçekleştirme amacıyla hayati derecede önem verdikleri Türk Silahlı Kuvvetlerine sızabilmek için bir kısım Harp Okulu öğrencilerine çeşitli şekillerde ulaşarak örgüte kazandırdıkları dosya kapsamıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Yine soruşturma kapsamında yakalanan şüphelilerin iddianamenin giriş kısmında belirtilen alışılmış terör örgütlerinin kullandığı yöntemlerden farklı olarak devletimizin temel kurumlarını karşılarına almak yerine devletin bütün kesimlerinde bulunan görevliler aras

48- Şüpheli HASAN HÜSEYİN UÇAR

Savcılık beyanı
Bursa Işıklar Askeri Lisesinde ve Kara Harp Okulunda okuduğunu halen teğmen rütbesiyle görev yaptığını, şüphelilerden Kemal Aydın, Noyan Çalıkuşu, Yaşar Tozkoparan ve Mehmet Ali Çelebi’yi tanıdığını, Ergenekon dokümanı ve bunda belirtilen yöntem ve prensipler hakkında Ergenekon yapılanması ve bu yapılanmanın Kontrol Dairesi ve örgütün Silahlı Kuvvetler içine sızma ve örgütlenme çalışmaları hakkında bilgisi olmadığını, Durmuş Ali Özoğlu’ nun sadece “Şifre Çözücü” adlı kitabını okuduğunu, İşçi Partisi genel merkezinde ele geçirilen “Karargah Evleri” adlı belgeden bir bilgisi olmadığını, Kemal Aydın ile Ankara’da Fal Kafede tanıştıklarını aynı yerde farklı tarihlerde iki kez görüştüğünü hiçbir telefon görüşmeleri olmadığını ve bu kişinin maddi ve manevi yardımı olmadığını, Kemal Aydın ve Neriman Aydın’ın evine hiç gitmediğini, Neriman’ın evinde ele geçirilen evine gelen askeri öğrencilerin isim ve numaralarının bulunduğu anlaşılan belgeyi bilmediğini, Mehmet Ali ÇELEBİ ile yaptığı telefon görüşmesinde; söz konusu partinin kapatılacağı yönünde çıkan haberlerden etkilenerek bir vatandaş olarak şahsi bir kanaatinin oluştuğu, o konuşmada Mehmet Ali Çelebi’nin söz konusu durumda bir suçlu varsa onlar cezasını görür anlamında konuştuğunu, bir resmi güce dayanarak değil o tarihlerdeki şartların maneviyatında oluşturduğu büyük etkilerin bir sonucu olarak bir üzüntü ifadesi olarak sözler söylediğini, gerçekte hiçbir şekilde bir insanın hayatına kast etme niyeti olmadığını, yargı ve hükümeti ele geçirecek bir oluşumun olmadığını bahsi geçen terimlerin mecazi anlamda kullanıldığını hiç kimsenin hayatına kastedilmediğini, Ergenekon Terör Örgütünden haberi olmadığını bu nedenle bunun askeri kanadından bahsetmesinin mümkün olmadığını, Mehmet Ali Çelebi’yi iyi tanıdığı ve bu konularda daha fazla bilgili olduğunu düşünerek bağlantının büyüğü onda dediğini, Hamza Demir’i hiç tanımadığını, Volkan Çelebi’yi de tanımadığını, Mehmet Ali Çelebi’nin abisi Volkan’la babasının Mehmet Ali’nin Kemal Aydın ile görüşmesine derin devlet ilişkisi nedeniyle karşı olduğunu söylediğini bilmediğini Mehmet Ali’nin bunu kendisine söylemediğini, terör örgütü ile bir bağlantısı olmadığını ona göre böyle bir örgüt olmadığını beyan etmiştir.
Sorgu beyanında; 
Terör örgütü ile hiçbir ilgisi olmadığını, şüphelilerden Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Noyan Çalıkuşu, Yaşar Tozkoparan’ı Harp Okulunda beraber oldukları için tanıdığını, Kemal Aydın’ı tanıdığını, Neriman Aydın ve Durmuş Ali Özoğlu’nu tanımadığını, Kemal Aydın ile Fal Kafe isimli bir kafede sohbet ettiklerini, Kemal Aydın ile Mehmet Ali Çelebi’nin tanıştırdığını, Mehmet Ali Çelebi, Noyan ve kendisi birlikte kafede sohbet ettiklerini, Kemal Aydın ile iki kez aynı kafede görüştüklerini, Kemal Aydın ve Neriman Aydın’ın evine gitmediğini, kendileri ile telefonla görüşmediğini, şüphelilerden Mehmet Ali Çelebi ile yaptığı telefon görüşmelerindeki beyanlarının doğru olduğunu, yaptığı eleştirilerin normal eleştiriler olduğunu beyan etmiştir.

Şüpheli Neriman AYDIN’ ın Ankara İli Çankaya İlçesi Birlik Mahallesi 14. Sokak No:7 sayılı adresinde yapılan arama işleminde çok sayıda doküman, ajanda, videokaset, CD ve not kâğıtları bulunarak el konulmuştur. El konulan dokümanların yapılan incelemesinde;
-(3) adet yazar ismi olmayan kitaplar incelendiğinde, “HİZB-UT TAHRİR TERÖR ÖRGÜTÜ ile ilgili yayınlanan kitaplar” dokümanlar olduğu,
-(1) adet not kağıdı üzerinde; “*Özgür ŞENER (12.Bölük) Bölüğe III. Sınıfta katıldığında 117 puanı varmış, Jandarma Özel Harekat olmak istiyormuş. Takım Komutanı Üstgm. …… seni bu okuldan atacağım ifadesini kullamış, -40 puanla Nisan ayında atılmış” “Nusret MEMİÇ (4 üncü bölük) 2006-2007 eğitim-öğretim yılında kasıtlı olarak disiplin puanı düşürülmüş” “*Necdet YÜCEL(19. bölük) Babası Cumhuriyet gazetesinde yazılar yazmış, 19 uncu bölükse (Ali ÇAKAY)        bu yılbaşından itibaren disiplin puanı düşürülmeye başlanmış” “Aykut ÖZTÜRK(19. bölük)” “+Atılanlar” yazdığı, arka kısmında ise “*Emrah ERVERDİ Disiplin puanı -30, kredisi 3.400, asker olmak subay olmak isteyen bir Harbiyeli, kısaca hayata askerlikle tutunduğu ifade ediyor, 9 uncu Bölük” “*Önay MAY Kredisi 3.500 civarında, Beden eğitimi ve spordan askeri eğitim sınavlarından sorunu yok, Harp okulunu kaldıramayacak biri değil. 9 uncu Bölük” “*Kur. Yzb. ….’in bölüğündeki 2006-2007 eğitim-öğretim yılında birinci sınıf kısmı, yıla 29 mevcutla başlamış, şu anda söz konusu kısmın mevcudu 20’dir. Yukarıda ismi geçen Emrah ERVERDİ ve Onay MAY da aynı bölüktedir” “*Barışcan ŞAHİN, Erdem GÜRKAN(9. bölük), Baha CANGÖREN (15. bölük), Bayram Burak GÜZELCİK (gönderilen)” yazan doküman olduğu,
-(1) adet not kağıdı üzerinde, “Hizbut Tahrir –Süleyman, -ulus kiler karşısı girişindeki Türksel Telefoncu Rıza arkadaşı, Keçiören senatoryum konuşma yeri, her hafta toplantı yapılıyor, ayda bir büyük toplantı, aşama aşama hazırlık, “Senin bu kitaba geçmen için 6 ayın var” “Bu iş için hiçbirşey talep etmeyen hocalarımız var” CD ler kalabalık ortamda izleyin” Telefonda kayıtları sayı olarak yapıyorlar 11 numara 7 numara gibi” yazan doküman olduğu,
-(1) sayfa, 25.12.2007 22:33 gönderi tarihinde Mehmet Ali ÇELEBİ’nin Neriman AYDIN’ a gönderdiği mail de; Neriman teyze bunun üzerine ayrılma dilekçesi vermiş babası sanırım iptal ettirmiş belli değil. Emre’nin bölük komutanı ile Emre komutanım bana “seslerini yükselttiler saygısızlık yaptılar alt sınıflarım” demiş, Bölük komutanı “bu normal sen de bana yükseltebilirsin”  diye karşılık vermiş. Yani göndermeyi kafalarına koymuşlar. Bir bölük komutanı böyle saçma konuşamaz tabi maksatlı değilse. Savunmasına şikâyet edenlerin yalanlarını ispatlayacak şeyler yazması kar etmemiş Emre’nin” yazan bilgisayar çıktısı doküman olduğu,
-(1) sayfa 09.08.2006 11.59 gönderi tarihinde Neriman AYDIN’ ın Zübeyde A.’e gönderdiği mailde, ülkeyi yönetenlerin Türk olmadığından bahsederek tehlikeden Türk milletini haberdar edilmesi gerektiğinden bahsettikten sonra “… önderimiz konumundaki insan Kemal AYDIN bey her an bizlere şunu söylemektedir…” yazan bilgisayar çıktısı doküman olduğu,
-(1) sayfa A4 kağıdı üzerine el yazısı ile askeri öğrenci oldukları değerlendirilen (23) kişinin sabit ve cep telefonlarının yazılı bulunduğu ve sonunda denize gidenler İ. G.G., B.D. yazılı doküman olduğu,
-(1) sayfa not kağıdı üzerine el yazısı ile, “9 şubattan sonra 15- şubatta emekli edilen karargah subayı M.A. Faruk Çeliğin mecliste danışmanı olarak özel statüyle 4 Milyar lira ile göreve başladı yanınada ordudan müstavi edilen bir binbaşıyı da yanına almış. –Büyüğümüz …gittiğinde bu aracı  …altına sokuyorlar  ve bununla dinleme yapıyorlar M. A.; Karaim Yahudisi Uçuşyolu kanada Oradan F.Gülen’in yanına gidip geliyor. Uçak biletleri incelenirse Fetullaha gidiş yolu” yazdığı, arka sayfasında “Trilya Restoran sahibi= S.Ü. emekli subay tanımı M.Ü., C.Ü. emekli Havacı başçavuş elektronikci (MOSSAD ilişki Elektronikle ilgili her türlü dinleme işini yapabilen bir adam Bu lokantanın sahibi Fikri sağların aile dostu. 6 ay dinleniyor görüntü ve ses kayıtları bunlarda 2 jip donanımlı her türlü dinleme bunlardan yapılıyor. İsrail büyük elçiliğinin sivil C plakalı diğer araç Süreyya üzmez üzerine kayıtlı” Elektronikle ilgili her türlü dinleme işini yapabilen bir adam Bu lokantanın sahibi Fikri sağların aile dostu. 6 ay dinleniyor görüntü ve ses kayıtları bunlarda 2 jip donanımlı her türlü dinleme bunlardan yapılıyor. İsrail büyük elçiliğinin sivil C plakalı diğer araç S.Ü. üzerine kayıtlı” yazan doküman olduğu,
-Üzerinde Paper Note ibaresi bulunan kareli blok not defteri içersinde, “Fuat VEZİROĞLU’ nun kitabı alınacak, Yeniden Kuvayi Milliye Fuat VEZİROĞLU, Osman PAMUKOĞLU” yazdığı,
Başka bir sayfasında, “Tunalı teğmenler 93, 427 43 63, 2. kat 6 numara Pınar Unutulanlar dışında yeni bir şey yok Osman PAMUKOĞLU” yazdığı,
-Başka bir sayfasında, “… M.ali Çelebi 1625 (0505 432 19 40) Tuncer Günay (Nuriye atabey) …. +Hayri Bildik Mehmetçiğe mektuplar” yazdığı,
-Başka bir sayfasında, “1. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’den 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER’ e kadar olan Cumhurbaşkanlarımızı asker sivil ayrımı yapılarak yazıldığı”, karşı sayfasında ise, “Rauf Denktaş àNoyan’da SuikastàÇelebi’de, Tehdit àYeliz’de 3 kitap Çelebi’de Türkiye’nin 5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay 1968 yılında: Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez…” yazdığı,
-Başka bir sayfasında, “HanP.==>karma sistem Amerikan devreciliği bitirdi. Dört sınıf taburda karma birbirlerini tanımadan mezun oldular…” yazdığı,
-Başka bir sayfasında, “Hamza Demir (1) Mehmet Koçarslan –Tunceli doğ Raina ve Galatasaray adasının işletmesi- PKK ile işbirliğinde İstanbul’u ayakta tutanlardan biri (2) (Paşa) Halen görevde olan bir paşadan – Erdoğan Polat Irak’dan ABD doları getirerek Avro’ya dönüştürüp piyasaya sürüyorlar Paranın %20’sini de Mehmetçik Vakfına verildiğniden de bahsediyor. (3) Edirneli Albay- Oğlu ve gelini teğmen Tayyip Erdoğan hayranı TSK ndan rahatsızlık duyan Bu dönemde TSK nin üst düzeyinin emekli edilerek bunlar dan kurtulacakmış T.C. Devleti Bu 3 Tırı vramış, Bulgaristan’da basılan dolarları kaçak yollarla Türkiye’ye sokuyorlarmış” yazdığı,
-(1) adet siyah renkli kareli ajanda içersinde; “Devletimizin yeniden sahibi olduğumuzda büyük Türk Milleti olarak yapacaklarımız 10 Temmuz 2005 Çankaya ile başlayıp Türkiye Büyük Millet meclisinin yeniden açılacağından, Anıtkabir özel defterine ilk ziyaret anında yazacaklarım ile devam ettiği, Büyük önder… …Neriman Aydın 12 Şubat 2004” yazdığı,
Neriman AYDIN isimli şahsa ait, LENAVO marka Diz Üstü Bilgisayar içerisinden çıkan, Toshiba marka ve 36091775T seri numaralı hard disk’te  “Belge11.doc” isimli MSword dosyası içerisinde; Neriman AYDIN adıyla yazılan Mehmet D. isimli şahsın tanıtıldığı ve övücü beyanların yer aldığı 10.08.2007 tarihli belgenin bulunduğu,
“Belge 8.doc” isimli MSword dosyası içerisinde; Sazlı Semaver isimli bir programa katılacak olan şüpheliler Mehmet Şener ER

49-Şüpheli Yaşar TOZKOPARAN

Savcılık beyanında;
2002 yılında Kuleli Askeri Lisesini kazandığını, 2006 yılında mezun olduğunu, Kara Harp Okulu Komutanlığına katıldığını, halen eğitimine 3.sınıf öğrencisi olarak devam ettiği, Ergenekon Silahlı Terör Örgütüsoruşturması kapsamında haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülen şahıslardan sadece Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN'ı tanıdığını, bu şahıslarla geçen yıl Kasım ayında Noyan ÇALIKUŞU komutanı vasıtasıyla tanıştığını, Noyan ÇALIKUŞU ile de 2006 yılında Kara Harp Okuluna katıldıktan sonra çok kitap okuduğundan önce Eren MUMCU'yla tanıştığını daha sonra Noyan'la tanıştığını, kendisinin 1. sınıfken onların 4.sınıfta okuduğunu, aynı bölükte fakat farklı sınıflarda olduklarını, Noyan’ ın kendisine “Kemal Bey diye birisi var Atatürk ve tarih hakkında bilgilere sahip onunla tanışmak ister misin?” dediğini kendisinin de kabul ettiğini, geçen yıl Kasım ayında Kurtuluş'ta bulunan evine kendisini davet ettiğini, kendisinin Noyan'ın ailesi ve Kemal AYDIN’ la orada iftar yemeği yediğini, kendisinin Noyan komutanı aradığında Ankara Kızılay'da Buluş isimli kafede oturduklarını, kendisinin de gelmek istediğinde yanlarına gelmelerini söylediklerini, kendisinin de gittiğini, hafta sonları izne çıktığında o kafeye gidip görüştüğünü, Neriman AYDIN' ın evine hatırladığı kadarıyla 3-4 kez gittiğini ama kalmadığını, kendisinin de donanımlı bir komutan olmak için bunların sohbetlerine katıldığını, Kemal AYDIN'ı Kızılay'da müfettişlik yapan biri olarak tanıdığını, üniversite mezunu olup olmadığını bilmediğini, Neriman AYDIN' nın da üniversite mezunu olduğunu zannetmediğini, bu kişilerle sohbetlere katılmasının nedeni bu kişilerin Atatürk'e farklı bir açıdan bakmaları olduğunu, Örneğin Kemal AYDIN "Allah istese herkesi hidayete erdiremez miydi" şeklindeki bir ayetten Atatürk'ün laik devlet anlayışını buradan çıkardığını, komutanlarının anlattıklarından ve okuduğu kitaplardan farklı bir yorum getirdiğinden bu kişilerin sohbetlerini sevdiğini, sohbetlere giderken okuldan tek başıma Noyan komutanıyla buluşarak gittiğini, bu dönemde Noyan ve Eren’ in okuldan mezun olup sınıf okulunda Teğmen olarak görev yaptıkları döneme ilişkin olduğunu, Kemal ve Neriman AYDIN’la okul dönemi boyunca yani 2008 yılı mayıs ayına kadar görüştüğünü, konuşmalarında herhangi bir yönlendirmeleri olmadığını, 18.09.2008 günü yapılan operasyon neticesinde yakalanan şahıslardan Noyan ÇALIKIŞU, Eren MUMCU, Önder KOÇ ve Hasan Hüseyin UÇAR dışındakileri tanımadığını, Önder KOÇ'u da üst sınıfta olması nedeniyle aynı ortamları paylaştıklarından tanıdığını, birlikte yaptıkları tek şeyin konuşmak, zaman zaman hafta sonu birlikte çıktıklarında vakit geçirmek olduğunu, Hasan Hüseyin UÇAR'ı Noyan komutanının arkadaşı olması nedeniyle onun yanında gördüğünü o şekilde tanıdığını, bu kişilerle ortak herhangi bir faaliyet yürütmediğini, herhangi bir görev almadığını, örgütsel dökümanlarla ilgili bilgisinin bulunmadığını ve bu belgeleri görmediğini, kendisinin  Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN’la aynı ortamda bulunduğunu, Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN'la herhangi bir akrabalığının, yakınlığının olmadığını, kendisini Noyan ÇALIKUŞU’nun tanıştırdığını,
Dosya içinde bulunan iletişim tespit tutanaklarının incelenmesinde yapmış olduğu görüşmelerden:
Tape No:7177, 16/05/2008 günü şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ'nin şüpheli Yaşar'ı aradığı görüşmede; görüşme içinde geçen B.S.’ nin Mehmet Ali ÇELEBİ'nin mezun olduğu bölükte öğrenci olduğunu, Tabur Komutanının bilgisayarında tam hatırlamadığı bir şeyler bulduğu için ceza verdiklerini, Mehmet Ali ÇELEBİ' nin alt sınıflarıyla İlgilenen bir kişi olduğundan bu ceza durumuyla ilgilenebilir diye söylediğini, görüşme içinde geçen atamamanın ne olduğunu bilmediğini,
Tape No:7178 ve 7179 numaralı tapelerde şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ'nin kendisine mesajla anlatmasını İstediği olayın ne olduğunu tam olarak hatırlamadığını, kendisine şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ’nin okulda olan her tür olayla ilgili bilgi vermesi konusunda talimat vermediğini ancak kendileriyle görüştükleri için başlarına bir iş gelip gelmediğini öğrenmek için kendisine sorduğu zaman kendisine bilgi verdiğini, telefonda anlatmamasının sebebinin de olayın önemsiz olması olduğunu, telefonunun dinlediğini düşünmediğini,
Tape No:7221 numaralı tapede, 25.05.2008 günü saat: 13.03'te şüpheli Noyan ÇALIKUŞU'nun Yaşar Tozkoparan’ı aradığı görüşmede, geçen "değişecek mi" diye sorduğu sorunun okul içinde bazı arkadaşlarının ceza almaları konusunda olduğunu, Noyan'ın “Adamlar devleti çökertmeye çalışıyorlar... işte bizde onu bekliyoruz. Yani bizde çalışlarımızın ürününü görmek istiyoruz” şeklindeki konuşmasıyla kendi konuşması arasında irtibat kuramadığını, onun için cevap vermediğini,
Tape No:7412 numaralı tapede 01.07.2008 günü saat 20.43’te şüpheli Noyan ÇALIKUŞU’nun Yaşar TOZKOPARAN'ı aramasıyla yapılan görüşmede; şüpheli Noyan ÇALIKUŞU'nun bahsettiği Aslı abla dediği kişinin herhalde şüpheli Kemal AYDIN'ın kızı olduğunu, kendisinin bu görüşmeyi ilk tutuklamaların olduğu gün yaptığını o sırada İzmir'de kampta bulunduğunu, görüştüğü kişiler olduklarından ne olduğunu öğrenmek için Noyan'ı aradığını, Noyan’ ın beyanın da geçen kimin sonunun geldiğini Noyan'a sorulması gerektiğini,
Tape No: 7229 numaralı tapede, 21.07.2008 günü saat 16.38'de yapılan görüşmeyi İzmir Urla'da askeri eğitim kampındayken hafta sonu İzmir'de şüpheli Noyan komutanının Selçuk'ta yanına gittiğinde Neriman AYDIN'la yaptığı görüşme olduğunu, önce Noyan’ ın, Neriman AYDIN'la görüştüğünü sonra telefonu kendisine verdiğini, kendisinin görüştüğünü, bu görüşme Neriman AYDIN' ın tahliyesinden sonra olduğu için suçlu olup olmadığını bilmediğini, Devletin kurumlarının terör örgütü dediği ERGENEKON'la ilgili bunların ilişkili olup olmadığım öğrenmek için görüştüğünü, orada Neriman AYDIN' ın anlatımları üzerine "evet alçaklar" şeklinde cevap vermesinin nedeni Neriman AYDIN'ı tanıdığını, bu kişinin tahliye edilmesinden sonra terör örgütüne üye olduğunu düşünmediğinden uğramış olduğu haksızlıktan dolayı ağzından alçaklar şekilde söz çıktığını, Neriman'ın "eve de gelmeyin ha bak sakıncalısınız" şeklindeki sözünün yorumunu yapamayacağını,
Tape No:7250 numaralı tapede Yaşar TOZKOPARAN'ın Mehmet Ali ÇELEBİ'yi aradığı görüşmede; şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ’yi şüpheli Noyan komutanının arkadaşı olarak geçen sene Kasım Aralık aylarından itibaren dışarıda tanıdığını, onun tanıştıklarında teğmen olduğunu, kendisinin 3. sınıf olduğunu, Harbiyenin içinde hiyerarşi olduğunu, bunun dışında başka bir yönlendirmeden bahsetmediklerini, emir komuta 3.sınıflara geçtiğinden Mehmet Ali Çelebi ile bu şekilde konuştuklarını, şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ'nin herhangi bir ekibinin olmadığını, kendisinin görüşüp konuştuğu sohbet ettiği A.A., S.A.isimli arkadaşlarıyla aynı görüşleri paylaşıp tartıştığını, bu arkadaşlarla birlikte izne çıktıkları için bu arkadaşlarından ekip diye bahsettiğini, ekiple buluşup buluşmadığını neden sorduğunu bilmediğini, orada şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ'ye abi diye hitap etmesinin samimiyetten dolayı olduğunu, Harbiye'de normalde üst devrelere komutanım dendiğini ancak samimi oldukları için üst devrelere abi diye hitap etiğini,
Tape No:7233 numaralı tapede şüpheli Noyan ÇALIKUŞU'nun şüpheli Yaşar TOZKOPARAN'ı aradığı görüşmede; 30 Ağustos'da Zafer Bayramı kutlandığını bildiğini, bahçeden neyi kastettiğini bilmediğini, kendisinin 30 Ağustos’ da normal törene gideceğini, onun 30 Ağustos’la neyi kastettiğini anlamadığını, telefonun dinlendiğini de bu gözaltına alman şahıslarla Noyan’ın sık sık görüşmesinden dolayı düşündüğünü,
Tape No:7216 numaralı tapede şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ'yi şüpheli Yaşar TOZKOPARAN'ın aradığı görüşmede; bu görüşmeyi 21 Ağustosta Ankara'ya gittiğinde Mehmet Ali ÇELEBİ'yle yaptığını, kendisinin şüpheliler Neriman ve Kemal AYDIN’la irtibatını bilen arkadaşlarının onlarla ilgili sorular sorduğunu, kendisinin de şüpheli Mehmet Ali ÇELEBİ kadar yakın tanımadığından çok iyi cevap veremediğini ifade etmiştir.
Sorgu beyanında;
Suçlamaları kabul etmediğini, terör örgütü ile bir ilgisini olmadığını, Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN ile komutanları olan Mehmet Ali ÇELEBİ ve Noyan ÇALIKUŞU aracılığı ile tanıştığını, kendileri ile birlikte Salon Buluş Kafede görüştüklerini, bazen de Mehmet Ali ÇELEBİ ve Noyan ÇALIKUŞU ile evlerine gittiklerini, evlerine gittiklerinde Kemal AYDIN kendilerine Atatürk’ün dünya görüşü, devlet anlayışı, askerlik ile ilgili görüşlerini, anılarını anlattığını, farklı bir bakış açısı ile anlattığını, diğer şüphelilerden Mehmet Ali ÇELEBİ, Eren MUMCU, Noyan ÇALIKUŞU komutanları olması nedeniyle tanıdığını, Hasan Hüseyin UÇAR’ı da bir kez gördüğünü, Durmuş Ali ÖZOĞLU’ nu tanımadığını, Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN gözaltına alındıktan sonra Kemal AYDIN’ ın tutuklandığını, daha sonra evine gittikleri diğer şüphelilerle aralarında bu konuda telefon görüşmeleri yaptıklarını, bu şahsın haksız yere tutuklanmış olabileceğini konuştuklarını, şüphelilerden Mehmet Ali ÇELEBİ, Noyan ÇALIKUŞU, Neriman AYDIN ile yaptığı telefon görüşmelerinin doğru olduğunu ifade etmiştir.

Şüpheli Yaşar TOZKOPARAN’ın ikamet adresi olan Mersin ili Osmaniye Mah. 81040 sokak       No:4 K:3 sayılı adresinde yapılan aramalarda;
-(1) adet MAXTOR marka MCJBACBQA4323F seri numaralı 40 Gb harddisk,
-(1) adet Samsung marka SN:SOE9J1JLA04788 seri numaralı 160 Gb harddisk,
-(1) adet Everest marka siyah renkli Usb Bellek,
-(1) adet TOGERE marka Usb Bellek,
-(1) adet LEXAR marka 128 Mb hafıza kartı,
-(93) adet 1-93 arası numaralandırılmış çeşitli markalarda CD,
-(1) adet Sony marka 282095515006404 seri numaralı Laptop bilgisayar,
-(11) adet 1-11 arası numaralandırılmış çeşitli markalarda disket,
-(1) adet Motorola V220 model 35300601715043 seri numaralı cep telefonu,
-(1) adet 0203060488998 seri numaralı sim kart,
-(3) adet 1-3 arası numaralandırılmış not kağıtları,
-(1) adet 20 sayfası el yazısı ile yazılmış kareli defter bulunarak el konulmuştur.
Şüpheli Yaşar TOZKOPARAN’a ait SONY VAIO marka bilgisayar içerisinde

5- Şüpheli Mustafa Ali BALBAY
a-Savunmaları,
Emniyet beyanı
Susma hakkını kullanmıştır.
Savcılık beyanı
Cumhuriyet Gazetesinin Ankara temsilcisi olarak çalıştığı, birlikte gözaltına alındığı şüphelilerden Şener ERUYGUR ve Hurşit TOLON’ u kamuoyunun tanıdığı kadar tanıdığını, şüpheli Sinan AYGÜN’ ün ATO başkanı olduğu, en az 10-15 kişiyle tertiplenen yemekli davetlere katıldığını, bunların sayısının üçü geçmediği, toplantılara gazeteci kimliğiyle katıldığını, bunların güncel siyasete ilişkin sıradan yemekler olduğu, daha önce haklarında işlem yapılan şüphelilerden İlhan SELÇUK’un bilindiği gibi kendisinin Ankara temsilcisi olduğu Cumhuriyet Gazetesinin başyazarı olduğunu, ayrıca Cumhuriyet Vakfının da başkanı olduğu, ilişkilerinin bu çerçevede olduğu, şüpheli Doğu PERİNÇEK’ in İşçi Partisinin Genel Başkanı olması nedeniyle kendisini parti toplantılarına ve basın açıklamalarına çağırdığını, bunların hiçbirisine rağbet etmediğini, gerekli gördüğüne muhabir gönderdiğini, şüpheli Vedat YENERER’ in 1991 yılına kadar Cumhuriyet Gazetesinde muhabir olarak çalıştığını, yaptığı bir haberi başka bir televizyona habersiz verdiğinden dolayı gazeteden kovulduğunu, şüpheli Vedat YENERER’ in sahibi olduğu internetajansı.com sitesi adına kendisine yılın Kuvvacısı ödülünün layık görüldüğünün iletildiğini ifade etmiştir.
Şüpheli Emin GÜRSES’ in geçmiş dönemde birkaç sefer Cumhuriyet Gazetesinde yazı yazdığını, yaklaşık 3 yıl süresince hafta içi yazılar yazdığını ve buradan tanıştıklarını, şüpheli Ümit SAYIN’ ın bir kitabını kendisine getirince tanıştıklarını, kitapla birlikte Avrupa’da ki PKK etkinliği konulu bir raporu da getirdiğini, raporun kaleme alınış şekli ve sunumunun kendisine normal gelmediğini, şüpheli Ümit SAYIN ile bir daha görüşmediğini,  şüpheli Orhan TUNÇ’ u tanımadığını, internet yazısında kendisinin adını geçirmiş olmasının tanıdığını göstermediğini, şüpheli Güler KÖMÜRCÜ’ nün meslektaşı olduğunu, herkese açık bir toplantıda kendisiyle birlikte olduğunu, ismi geçen şüpheliler Veli Küçük, Muzaffer TEKİN ve diğerlerini tanımadığını,
28.12.2004 günü saat 18.00 sıralarında sahipliğini şüpheli Vedat YENERER’ in yapmış olduğu internetajans.com organizasyonunda Eminönü İlçesi Sirkeci Tren Garı Salonunda “YILIN KUVVACISI” ödül töreninin 60–70 kişinin katılımıyla yapıldığı, bu toplantıya şüpheli Emin GÜRSES, şüpheli Kemal ALEMDAROĞLU ve şüpheli Sevgi ERENEROL’ un katıldığı, şüpheli Em. General Tuncer KILIÇ, gazeteci yazar Altemur KILIÇ, Saygı ÖZTÜRK, Hulki CEVİZOĞLU, şüpheli İlhan SELÇUK ve kendisinin ödüle layık görülmesine rağmen toplantıya katılamadığı, töreni düzenleyen ve ödüle layık görülen şahıslar ile olan ilişkileri sorulduğunda, şüphelilerden Emin GÜRSES ve İlhan SELÇUK ile bağlantısını yukarıda anlattığını, Kemal ALEMDAROĞLU’ nu kamuoyundan tanıdığını, şüpheli İlhan SELÇUK’ a giderek ART ve Kanal B televizyonlarının bazı durumlarda ortak hareket etmesi gerektiğinden bu konuda kendisinin yardımcı olmasını istediğinden bahsetmiş olduğunu, şüpheli İlhan SELÇUK’ un da bu konuyu kendisine iletip yardımcı olmasını söylediğini, ART televizyonu sahibi şüpheli Mustafa ÖZBEK ile tanıştığını, üç kişi birlikte bir yemekte bu konuyu konuştuklarını, şüpheli Mustafa ÖZBEK’ in sıcak bakmadığını, kendisinin de üstelemediğini, Kanal B televizyonu sahibi Mehmet HABERAL ile bir samimiyetinin olmadığı için onunla buluşmadığını, Kemal ALEMDAROĞLU ile olan görüşmesine yalnız olarak gittiğini, Hulki CEVİZOĞLU’ nun meslektaşı olduğunu o şekilde tanıdığını, yukarıda bahsettiği PATALYA otelindeki toplantıda da olduğunu, hatta Hulki CEVİZOĞLU söz aldığında bu toplantının Mehmet HABERAL başkanlığında bir parti havası koktuğu içeriğinde eleştirel bir konuşma yaptığını, Sevgi ERENEROL’ u hiçbir şekilde tanımadığını, diğer şüphelileri de kamuoyunun tanıdığı kadar tanıdığını beyan etmiştir.
Şüpheli Mehmet Şener ERUYGUR’ a ait Fenerbahçe orduevindeki ikametinden elde edilen HP laptop içerisinde yapılan inceleme sonucu m.şener eruygur/doc/sayın balbay’la röportaj–21–06–2006 isimli belgede; şüpheli M.Şener ERUYGUR ile yaptığı röportaj metni sorulduğunda; O tarihlerde Şener ERUYGUR’ un ADD Genel Başkanı olmak istediğini, bu konuda Şener ERUYGUR’ un kendisiyle bir röportaj yapılmasını talep ettiğini, kendisinin de bunun mümkün olmadığını söylediğini, Şener ERUYGUR’ un açıklamalarını göndermesi halinde gazetede haber olarak yayınlayabileceğini söylediğini, bu şekilde kendisine bir metin gönderdiğini anımsadığını, bunun da diğer aday Ertuğrul KAZANCI ile birlikte gazetede haber yapıldığını, kendisiyle yüz yüze bir röportaj yapmadığını, zaten genel başkan olduktan sonra gazeteci arkadaşı Fikret B. ile ADD Genel Merkezinde kendisini ziyaret ettiğini,
ADD Genel Merkezi başkan odasında yapılan aramalarda elde edilen 13 no’ lu cd içerisinde  “BALBAY2” isimli bir video dosyası ile bu videonun çözümünün yapıldığı “23 12 2003 balbay” isimli bir yazı dosyası bulunduğu, bu videonun yapılan incelemesinde Şüphelinin, Levent Ersöz ve Hasan Atilla UĞUR’ un kamera çekimi görüntülerinin olduğu anlaşılması üzerine bu görüşmenin Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından organize edilen “basınla irtibat ve bilgilendirme çalışması” (devre raporları slâytları) kapsamında yapılan bir görüşme olup olmadığı sorulduğunda; görüşmenin mahiyetini, yukarıda anlattığını Cumhuriyet Çalışma Grubu isimli bir oluşumdan haberinin olmadığını, bu görüşmede konuşulmadığını, gazetecilik faaliyeti çerçevesinde de böyle bir oluşum olduğuna dair bir bilgi edinmediğini ifade ettiği görülmüştür.
Cumhuriyet Gazetesinin tirajının artırılması için askeri birliklerde daha ucuza satılması işini koordine etmeyi şüpheliler Hasan Atilla UĞUR ve Levent Ersöz ile görüşüp görüşmediği ve ne amaçla böyle bir görüşme gerçekleştirildiği sorulduğunda; 28 Şubat döneminde ve sonrasında laiklik konusunda en hassas ve tavizsiz davranan gazetenin Cumhuriyet Gazetesi olduğunu, bu tutumunun görüştüğü bu asker kişilerin hoşuna gitmekle birlikte tirajının artmadığından yakındıklarını, kendisinin de yarı şaka mahiyetinde “kışlaya soktunuz da satmadık mı” dediği görülmüştür.
23.12.2003 tarihinde Hasan Atilla UĞUR İle Jandarma Genel Komutanlığı Karargahında yaptığını ve gizli kamerayla çekimi yapılan görüşme sorulduğunda; burada başkan olarak konuşanın dönemin Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı şüpheli Levent Ersöz olduğunu, bahsettiği gibi Cumhuriyet Çalışma Grubu isimli bir oluşum hakkında bilgisi olmadığını, kendisi hakkında gıyabında bu tür bir düşünce geliştirmiş iseler kendisini bağlamadığını, zamanın Cumhurbaşkanı A.N.S.’nin Cumhuriyet gazetesine özel ilgi gösterdiğinin herkesçe bilindiğini, A.N.S.’nin gazetenin genel yayın çizgisini beğendiğini, bu nedenle kendisiyle sık görüşen az sayıdaki gazetecilerden birisi olduğunu, kendisinin de görüşmelerindeki izlenimlerini buradaki gibi bir sohbette şüpheli Levent Ersöz’ e aktarmış olabileceğini ifade etmiştir.
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosundaki 1 Adet Flas_Canon_128 Mb Flash Bellekteki “Lula makale” isimli word dosyasında “Turan Çömez Türkiye-Breziya Parlementolar Arası Dostluk Grubu Başkanı” başlıklı belge sorulduğunda; şüpheli Turhan Çömez henüz milletvekili iken gazetenin Ankara bürosuna gelip kendisiyle görüştüğünü, o sıralar partiden ayrılması ve ihracı gündemde olmadığını ancak parti politikalarını eleştirdiğini, kendisinin edindiği kanaatin bakanlık beklentisi gerçekleşmeyince bu şekilde muhalif kaldığı yönünde olduğunu, başbakana bu kadar yakın olup sonra muhalif olmasının samimi gelmediğini, yukarıdaki belgeyi ise kendisine şüpheli Turhan ÇÖMEZ’ in vermediğini, ne şekilde geldiğini bilemediğini, muhtemelen faks ya da e-mail yolu ile gelmiş olabileceğini, özel bir talebi olmadığını ancak daha sık görüşme isteğini belirterek kendilerini daha yeni anlamaya başladığı yönünde sözler söylediğini, kendisine de bu beyanların samimi gelmediğini, hatta televizyon programlarına katılmasına rağmen şüpheli Turhan ÇÖMEZ’ in yaptığı daha sonraki tarihlerdeki programa kendisini davet edince katılmamayı uygun gördüğünü ifade etmiştir.
Şüpheliye ait diskette “GİZLİ” ibareli ve toplam 99 sayfadan oluşan “II- İDDİA” başlıklı belge sorulduğunda; Haydar B. liderliğindeki tarikat konusunda hazırlanan kapsamlı bir çalışma olan bu dokümanı nereden temin ettiğini tam olarak hatırlamadığını ancak bir mahkeme dosyasındaki bilirkişi raporu olduğunu düşündüğünü, nitekim kendisinin bu konuda gazetede bir yazı dizisi hazırladığını, bu raporu da dayanak yaptığını, yazının dayanağının elinde olması için bu raporu bulundurduğunu ifade ettiği görülmüştür.

5 mart 2009 tarıhli Ek beyanında

Bilgisayarında elde edilen  gizli belgelerle alakalı eski beyanlarını tekrarladığı belgeleri kimden ealdığını beyan etmediği, Darbe çalışmaları ve gizli örgütsel faaliyetleri ile alakalı olarak tuttuğu notları önce kitap yazmak amacıyla gazetecilik refleksiyle yazdığını  daha sonra doğru olmadığı düşüncesiyle sildiğini beyan ettiği, örgütsel olarak irtibatlı olduğu  kişilerle olan ilişkilerini gizlemeye çalıştığı  görülmüştür.

Sorgu beyanı
Savcılık beyanı okunup sorulduğunda doğru olduğunu, kendisine ait olduğunu,  devamla; dosya içerisinde bulunan Genelkurmay antetli, İçişleri antetli ve çeşitli mahkemelerin antetlerini taşıyan belgeler ve Milli İstihbarat Teşkilatı kaynaklı gelen belgelerin kendisinin Ankara Temsilciliğini yaptığı gazeteye ve kendisinin adına gelmiş belgeler olduğunu,  sonuçta kendisinde toplandığını, kendisinin buralardan gelen gizli başlıklı bu belgeleri herhangi bir şekilde başka bir amaç için değil, yazdığı kitaplarda ve yaptığı yorumlarda okuyucularını aydınlatmak için kullandığını, kendisinin işyerinde elde edilen gizli belgelerin bugün Ankara Gazetecilerinin en önemli kaynağı olduğu Ankara’da ikamet edip de gazetecilik yapan çoğu kişinin eğer ev ve işyerlerinde arama yapılırsa bu tür belgelere rastlanacağının açık olduğu, bunun Ankara’ da sıradan bir duruma geldiğini, gazetecilerin bu belgeler kendilerine ulaştığı için övündüklerini, mesleki başarı saydıklarını, b

50- Şüpheli Doğukan YORULMAZ

Emniyet beyanında;
1988 yılında Ankara’da doğduğunu ilk ve orta okulu Ankara’da lise öğrenimini İzmir Maltepe Askeri Lisesinde Hava Kuvvetleri adına yaptığını, 2006 yılında Hava Harp Okulunun intibak kampından kendi isteğiyle ayrıldığını, 2007 yılında Anadolu Üniversitesi inşaat mühendisliği bölümünü kazanıp halen aynı okulda ikinci sınıfta okuduğunu, 0 555 719 01 93 numaralı babasının adına kayıtlı telefonu yaklaşık olarak 3-4 yıldır kullanmakta olduğunu, 22.01.2008 günü başlatılan operasyonlarda yakalanan şahıslardan Veli Küçük, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Sevgi ERENEROL, Sami HOŞTAN, Vedat YENERER, Mehmet Fikri KARADAĞ ve Kemal KERİNÇSİZ isimli şahısları medyada çıkan haberlerden tanıdığını diğer şahısları tanımadığını, 21.03.2008 günü yapılan operasyonda yakalanan şahıslardan Doğu PERİNÇEK, Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU ve İlhan SELÇUK isimli şahısları medyadan tanıdığını diğer şahısları tanımadığını, yine düzenlenen operasyonlarda yakalanan şahıslardan Kuddusi OKKIR ve Ergün POYRAZ’ı medyadan tanıdığını diğer şahısları tanımadığını, 01.07.2008 günü yapılan operasyonda yakalanan şahıslardan Kemal AYDIN’la beni üniversiteden Haydar ÜNALAN isimli arkadaşının 2008 yılı Mart veya Nisan aylarında aile dostu olduğunu söyleyerek tanıştırdığını, Kemal AYDIN ile yüz yüze iki defa Ankara’da görüştüğünü onu Haydar’ın götürdüğünü, Kemal AYDIN ile görüşmesinde ona askeri lisede iyi bir eğitim aldığını ve askeri liseden ayrıldığı için üzülmemesi gerektiğini, şu an okuduğu bölümün de iyi bir bölüm olduğunu söylediğini, kendisine psikolojik olarak destekte bulunduğunu, bu görüşmeden sonra Haydar ile birlikte tekrar Kemal AYDIN’la görüşmeye gittiklerini, bu görüşmenin de önceki gibi Kızılay’da Salon Buluş isimli bir kahvehanede olduğunu, ikinci görüşmede Kemal AYDIN’a ilk görüşmede ona söylediği iyi dilekleri için teşekkür ettiğini, zaten bu görüşmenin çok kısa sürdüğünü, bundan sonra kendisi ile yüzyüze ve telefonla görüşmediğini, Haydar ÜNALAN ile Kemal AYDIN’ın aile dostu olduklarını bildiğini aralarında başka bir ilişki olup olmadığını bilmediğini, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu medyadan yazar olarak bildiğini herhangi bir görüşmesi olmadığını diğerleri gibi medyadan tanıdığını, Mehmet Şener ERUYGUR, Ahmet Hurşit TOLON, Ufuk BÜYÜKÇELEBİ, Neriman AYDIN, Sinan AYGÜN ve Erol MÜTERCİMLER’i medyadan tanıdığını Arif DOĞAN’ın adını medyadan gözaltına alındığı için duyduğunu kendisini tanımadığını, Muzaffer TEKİN, Semih Tufan GÜLALTAY, Sedat PEKER, Oktay YILDIRIM, Ertuğrul YILMAZ, Osman YILDIRIM, Murat ÇAĞLAR, Alparslan ASLAN ve Tuncay GÜNEY’i de medyadan duyduğunu hiçbirini tanımadığını, 18.09.2008 günü yakalanan şahıslardan Mehmet Ali ÇELEBİ ile askeri lisede okurken tanıştığını, daha sonra okuldan ayrılınca da kendisi ile görüşmeleri olduğunu, okuldan ayrıldığı için geçmiş olsun dileğinde bulunduğunu, ortak yaptıkları herhangi bir iş olmadığını, okuldan ayrıldıktan sonra Mehmet Ali ÇELEBİ’nin telefonla arayarak, onun gibi okuldan ayrılanların isimlerini ve telefon numaralarını istediğini, ona askeri okuldan ayrılan 5-6 kişinin ismini ve telefon numarasını verdiğini, kendisiyle telefonda hal hatır sormak için konuştuğunu özel günlerde mesajlaştıklarını, Mehmet Ali ÇELEBİ ile sadece istediği kişilerin isimlerini vermek için yüz yüze görüştüğünü beyan ettiği,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüüyesi olduğu şüphesi ile gözaltına alınan askeri personel Mehmet Ali ÇELEBİ’nin, Neriman AYDIN, Kemal AYDIN ve Durmuş Ali ÖZOĞLU ile sık irtibatlı olduklarının tespit edildiği ve kendisinin bu şahıslarla irtibatı sorulduğunda; Mehmet Ali ÇELEBİ’nin bu şahıslarla olan irtibatını bilmediğini, Neriman AYDIN’ın ismini gözaltına alındığı zaman duyduğunu ve Kemal AYDIN ile kardeş olduğunu basından öğrendiğini, Durmuş Ali ÖZOĞLU isimli şahsı tanımadığını kendisinin PKK ile ilgili bir kitabı olduğunu gördüğünü, 22.07.2008 günü Saat 18.08’de Mehmet Ali ÇELEBİ’yi  (05454678899) Doğukan’ın  (05557190193) aradığı görüşmede Doğukan’ın “Evet abi nerdesiniz” dediği, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin “Ulus’tayım geldin mi” dediği,  Doğukan’ın “Ha geliyorum ben de şimdi oraya, yoldayım.” dediğinin tespit edildiği belirtilerek görüşmenin yapıldığı tarihte Ulus’ta buluşma nedeninin ne olduğu sorulduğunda “Bu görüşmeyi hatırlamadığını, Mehmet Ali ÇELEBİ ile Ulus’ta hiç görüşmediğini, sadece yukarıda beyan ettiği isim listesini verirken Kızılay’da görüştüğünü, Temmuz ayında görüşüp görüşmediklerini hatırlamadığını beyan ettiği,
ERGENEKON dokümanı hakkında hiçbir bilgisi olmadığını, 15.07.2008 günü saat 22.30’da Doğukan YORULMAZ’ı (0 555 7190193) Fatih’in (0 555 7156672) araması ile yapılan telefon görüşmesinde; görüşmenin başında Alican, Aydın, Alper isimli şahıslarla beraber olduğunu söyleyerek aralarında bir süre özel konuşmalar yaptıktan sonra Doğukan’ın “Siyasetçi var değil mi siyasetçi ruhu var bende” dediği, Fatih’in “... bak konuşmalarımızla bunlardan bahsediyo... MEVZULARA GİRİYORSUN ÇOK SEVİYORUM, ERGENEKON MU, AAA NE KADAR KÖTÜ ŞEY DİYOSUN” dediği, Doğukan’ın “Kardeş sıkıldım burada, bi de girelim oranın ortamını görelim diyorum. NE VAR A...KOYUM HER GÜN DIŞARIDAYIZ Bİ DE GİRELİM ORDA YATALIM BİRAZ. NE İŞİMİZ VAR BURDA, HEM KEMAL AMCAYI YALNIZ MI BIRAKACAZ, ADAM İÇERDE, AÇ... YAZIK ADAMA GÜLMEYELİM YA...” dediği, Fatih’in “Oğlum  ne manyak adamsın sen ya, HAYDAR NE YAPIYO HAYDAR” dediği, Doğukan’ın “SÖYLE DE ALKOLÜN ETKİSİ BU DE, ALKOL ETKİSİ, ONDAN ÖYLE DİYO DE, HANİ DİNLİYOLAR YA. Fatih abi biz HAYDAR’la sabah görüştük işte biraz… Kardeş ben geçeyim, içeride haberleşiriz seninle tamam mı, sağolasın aradığın için, var mı bi isteğin” dediğinin tespit edildiği belirtilerek sorulduğunda; “Görüşmeyi hatırlamadığını, anladığı kadarı ile görüşmede Fatih ile şakalaştıklarını ciddi bir konuşma olmadığını, Fatih’in  askeri liseyi bitirdikten sonra ayrılmış ve Eskişehir Anadolu Üniversitesinde de  beraber okudukları Fatih AKÇAY olduğunu, görüşme sırasında Fatih’in “…MEVZULARA GİRİYORSUN, ÇOK SEVİYORUM. ERGENEKON MU, AAA NE KADAR KÖTÜ ŞEY DİYOSUN” diyerek bahsettiği konunun ne olduğu sorulduğunda “Görüşmeyi hatırlamadığını”, yine görüşmede yürütülen soruşturmadan kendisine pay çıkartarak “NE VAR A...KOYUM HER GÜN DIŞARIDAYIZ, Bİ DE GİRELİM ORDA YATALIM BİRAZ. NE İŞİMİZ VAR BURDA, HEM KEMAL AMCAYI YALNIZ MI BIRAKACAZ ADAM İÇERDE, AÇ… YAZIK ADAMA GÜLMEYELİM YA” şeklinde neden konuştuğu herhangi bir illegal işi ve eylemi yoksa neden suçluluk psikolojisi içersinde hareket ettiği sorulduğunda “Bu konuşma ciddi içerikli değildir. Fatih ile aramızda yapmış olduğumuz şaka içerikli bir konuşmadır.” şeklinde cevaplandırdığı, yaptığı bu görüşmede Ergenekon Terör Örgütüne yönelik çeşitli beyanlarda bulunduktan sonra telefonların dinleniyor olabileceğini düşünerek alkollü olduğunu beyan ettiği yani söz konusu olayı alkollü olduğunu söyleyerek örtbas etmeyi düşünecek kadar bilincinin yerinde olduğu terör örgütü ile irtibatı yoksa neden bu şekilde beyanlarda bulunarak irtibatı olmadığını vurgulamaya çalıştığı sorulduğunda yine “Sadece şaka içerikli bir konuşmadır. Hiçbir şeyi örtbas etmeye çalışmıyorum” diyerek cevap verdiği,
Yapılan aramada el konulan bilgisayarının yapılan incelemesinde C.M.K. 250. maddesi ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/1536 sayısına kayden Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yürüttüğü soruşturmanın iddianamesinin ve eklerinin bulunduğu tespit edilip bunları bulundurmasının sebebi ve iddianameyi nereden ve ne şekilde temin ettiği sorulduğunda  “İddianamenin internette çoğu yerde bulunduğu, merak ettiği için bu iddianameyi bilgisayarına internetten indirdiğini sadece göz attığını” beyan ettiği,
El konulan Samsung E-490 marka cep telefonunun yapılan incelemesinde gelen mesajlar bölümünde; 26.05.2008 günü saat 23.29’da “0 545 467 88 99 numaralı telefondan “kardeşim nasılsın irtibatı koparmak yok beraber büyük işlere imza atacağız görüşmek üzere” yazıldığı tespit edildiği ve söz konusu telefon numarasının Mehmet Ali ÇELEBİ’ye ait olduğu anlaşılarak Mehmet Ali’nin “büyük işlere imza atacağız” diye bahsettiği konunun ne olduğu sorulduğunda Mehmet Ali’nin gönderdiği mesaj olduğunu büyük işlere imza atacağız derken ona iyi dileklerini iletmek istediğini tahmin ettiğini, bu mesajdan sonra kendisine cevap verdiğini de hatırlamadığını, 07.06.2008 günü saat 01.01’de 0 554 8149785 numaralı telefondan gelen mesajda “s.a DERİN DEVLET nasılsın kardeşim……” şeklinde, yine 27.04.2008 günü saat 23.44’te 0 544 9580506 numaralı telefondan gelen mesajda “DERİN DEVLET nerdesin ben avcı, yurtta, avcı vadiye insin mi” yazdığı, yine 27.04.2008 günü saat 23.44’te 0 544 9580506 numaralı telefondan gelen mesajda “sana tavsiyem o DERİN SULARDA FAZLA YÜZME BOĞULURSUN” yazdığı tespit edilerek ona bu mesajları kimin gönderdiği gelen mesajlarda onun için sürekli “DERİN DEVLET” diye bahsedilmesinin sebebi sorulduğunda “Bu mesajları ona Recep..? isimli arkadaşının gönderdiğini soyadını ARSLAN olarak hatırladığını bu şahıs Kurtlar Vadisi hayranı olduğu için bu şekilde cümleler kurmakta olduğunu kendisiyle hiçbir ilgisi olmadığını, mesajların geldiği numaralar farklı olsa da bu mesajları Recep ARSLAN isimli arkadaşının gönderdiğini, yine telefonunun gelen mesajlar bölümünde 14.05.2008 günü saat 23.27’de 0 545 467 88 99 numaralı telefonu kullananan Mehmet Ali ÇELEBİ’nin ona gönderdiği mesajda; “iyi akşamlar ben Mehmet Ali Çelebi, Doğukan senin için zor ama yasadığın olay, kaç kişi muhatap oldunuz ve hatırlayabildiğin isimleri bir rapor şeklinde hazırlayabilir misin, Türk Devleti mutlaka yarar görecektir” şeklinde mesaj gönderdiği tespit edilerek Mehmet Ali ÇELEBİ’nin ondan istediği rapor konusunun ne olduğu ona ne hakkında rapor verdiği sorulduğunda “Bu mesajı hatırlamadığını Mehmet Ali’ye böyle bir rapor vermediğini” beyan etmiştir.
Savcılık beyanında;
Emniyette verdiği ifadeyi tekrar ettiğini, şüpheliler Kemal Aydın ve Mehmet Ali Çelebiyi tanıdığını, Askeri Liseden sonra Harp Okuluna gitmeden intibak kampından ayrıldığını, Kemal Aydın’la Haydar Ünalan adlı arkadaşının tanıştırm

51- Şüpheli Hatice Bahtiyar

Emniyet beyanı
Susma hakkını kullanmıştır.
Savcılık beyanı
Toplumsal Dönüşüm Yayınevinin sahibi olduğunu, 1995 ‘ten beri çalıştığını Neriman AYDIN, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu tanıdığını Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun gayri resmi ortağı olduğunu, editörlük yaptığını, Kemal AYDIN ve Neriman AYDIN ile 2-3 yıldır tanıştığını, Ergün POYRAZ’ın 2003 yılında kitabını bastıklarını, “Patlak Ampul, Hilafet Ordusundan Arap Türk Partisine, Misyonerler Arasında Altı Ay” isimli kitaplarını bastığını, daha sonra kitaplarını satmayınca anlaşamadıklarını, Fikri KARADAĞ’ı tanıdığını, Ali ÖZOĞLU ile birlikte Kuvayı Milliye’ye üye olduğunu, birkaç defa Kadıköy’deki merkezine gittiğini, Durmuş Ali ÖZOĞLU ile kuruluş aşamasında dernek işleri ile ilgilendiğini, daha sonra istifa ettiğini, Kemal ve Neriman AYDIN ile Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu tanıştırdığını, İbrahim ÖZCAN’ı tanıdığını, Kuvayı Milliye’de gayri resmi yöneticilik yaptığını, Toplumsal Dönüşüm yayınlarına gidip geldiğini,
Kuvayı Milliye Derneğinde bulunduğu süre içerisinde Kahraman ŞAHİN’i tanıdığını, kendisini Mehmet Fikri KARADAĞ ile Hüseyin GÖRÜM’ün sürekli yanına girip çıktığını bir nevi korumalık yaptığını, bunun dışında Hüseyin GÖRÜM’ün yakınları olan Raif GÖRÜM ve Yusuf GÖRÜM’ün de gelip gittiğine şahit olduğunu,
Ayrıca 21.05.2008 günü Kemal AYDIN ile yaptığı telefon görüşmesinde görüşmeyi Durmuş Ali ÖZOĞLU ile birlikte konuştuğunu, görüşmede Kemal AYDIN’ın “Askeri öğrenciler için benim şeyimden geçmiş” derken kastettiği Kemal AYDIN’ın ders verdiğini düşündüğünü askeri öğrenciler olduğunu, Kemal AYDIN’ın bu şekilde konuşup ön plana çıkmak isteyen birisi olduğunu,
Toplumsal haber isimli internet sitesinin sahibi olduğu yayınevine bağlı bir internet sitesi olduğunu, ayrıca Neriman AYDIN’ın bu sitede yazı yazdığını, Durmuş Ali ÖZOĞLU ile Ankaraya gittiğinde evde Noyan ve Mehmet Ali isimli askeri öğrencileri gördüğünü, Toplumsal Dönüşüm sitesinin sahibi olduğu yayınevinin yan kuruluşu olduğu ve yazarlarının çoğunun askeri kişilerden oluştuğunu beyan etmiştir.

Şüpheli Hatice BAHTİYAR’dan el konulan (1) adet Segate marka U6 model ST340810ACE seri numaralı hardiskin yapılan incelemesinde;
“Cudi'den Azerbaycan'a Gizli Savaşın Şehitleri.doc”  isimli  dosya içerisinde, “Kürt Dosyası her şeyin başlamasına mı neden oldu bilinmez ama bilinen bir şey var ki, üst düzey subayların öldürülme yöntemleri birbirine benziyor.”  ile başladığı,  içeriğinde Eşref BİTLİS, Zeki DURLANIK, Rıdvan ÖZDEN, Uğur MUMCU gibi bazı subayların, generallerin, yazarların ölüm sebeplerine ilişkin bilgi ve yorumların, terörist başı Abdullah ÖCALAN’ın MİT ile ilişkisine dair bir takım yorumların yer aldığı,
“NERİMAN AYDIN.doc”  isimli  3 sayfadan oluşmuş dosya içersinde, “Ordu Cumhuriyet Düşmanlarını Ortadan Kaldıracaktır” ile başladığı, içeriğinde ise, “Mustafa Kemal ATATÜRK, İnkılap, Cumhuriyet, Ordu” konularında yazıları bulunduğu “Hiç kimse seninle aynı şeyleri düşünmüyor, düşündüklerini paylaşmıyor, ama sen düşündüklerini yapıyorsun, eserinle, askerinle yaşatıyorsun, nöbetçinle koruyorsun. 10 Kasımlarda değil her günde yeniden doğuyorsun. Sen Mustafa Kemalsin!..” ifadesi ile son bulduğu,
“NERİMAN AYDIN SON.doc” isimli 4 sayfadan oluşmuş dosya içersinde “Devletin, içine düştüğü felaket uçurumunun derinlik ve dehşetini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve gerçek çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.  Çünkü o ciddi ve gerçek çare, kendilerini daha çok dehşete düşürür” ifadesi ile başladığı ve metin kısmının “Yüce Türk Milletine duyururuz… !” ifadesi ile son bulduğu,
“DAVET__METNİ_VE_PROGRAM_8_SAYFA.doc”  isimli  8 sayfadan oluşmuş dosya içersinde, “Talat Paşa Komitesi ve KKTC ulusal dava kuruluşları KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ’ın Başkanlığında Kıbrıs’ta toplanıyor. (1-2-3-4 Kasım 2007)” başlığının bulunduğu, ayrıca “Talat Paşa Komitesi genişletilmiş Yürütme Kurulu ve KKTC ulusal dava kuruluşları” başlığı altında operasyon kapsamında gözaltına alınan  “Ferit İLSEVER, Prof. Dr. Kemal ALEMDAROĞLU, İbrahim BENLİ” isimli şahıslarının adlarının yazılı olduğu,
“Mail adresleri.doc”  isimli  dosyala içersinde;
“1983_Bagimsiz_KKTC_Kuvayi_Milliye_Hareketi@yahoogroups.com
kibriskuvayimilliyecephesi@yahoogroups.com
kuvayimilliyehareketi@yahoogroups.com
Kuvayi-Milliye@yahoogroups.com
ulusalbirlik@yahoogroups.com
Digi-Security@yahoogroups.com
acik-istihbarat@yahoogroups.com” internet adresleriyle birlikte birçok e posta grup adreslerinin de kayıtlı olduğu,
“PROTOKOL LİSTESİ.doc”  isimli  dosyala içersinde; Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında göz altına alınan “Neriman AYDIN, Kemal AYDIN, İlhan SELÇUK, Mustafa BALBAY, Tuncay ÖZKAN, Erol MÜTERCİMLER” isimli şahısların da isimlerinin bulunduğu liste olduğu,
“Yazılar.doc”  isimli  50 sayfadan oluşmuş İçişleri Bakanlığına Ait “GİZLİ” dereceleri 2002 yılına ait İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yapılan incelemelerle ilgili müfettiş raporlarının olduğu,
Şüpheliler Neriman AYDIN, Durmuş Ali ÖZOĞLU, Kemal AYDIN, Mehmet Ali ÇELEBİ’ den el konulan dijitallerde yapılan incelemelerde bulunan “NER8.doc” isimli dosyanın aynısının şüpheli Hatice BAHTİYAR’ dan el konulan hardisk içersinde de olduğu,
“ALB-1.doc” isimli 59 sayfadan oluşmuş dosyanın “ÇOK GİZLİ” içerikli belge olduğu, içeriğinde ise Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin olduğu,
“ALB-2.doc” isimli 48 sayfadan oluşmuş, dosyanın “ÇOK GİZLİ” içerikli belge olduğu, içeriğinde ise Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin olduğu,
“ALB-3.doc” isimli 57 sayfadan oluşmuş dosyanın “ÇOK GİZLİ” içerikli belge olduğu, içeriğinde ise Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin yer aldığı;
“ALB-4.doc” isimli 57 sayfadan oluşmuş dosyanın, “ÇOK GİZLİ” içerikli belge olduğu, içeriğinde ise, Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin olduğu,
“ALB-5.doc” isimli 96 sayfadan oluşmuş dosyanın “ÇOK GİZLİ” içerikli belge olduğu, içeriğinde ise, Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin olduğu,
“ALB-6.doc” isimli 61 sayfadan oluşmuş dosyanın “ÇOK GİZLİ” içerikli belge olduğu, içeriğinde ise, Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin olduğu,
“ALBAYÖ~1.DOC” “ALBAYÖ~2.DOC” “ALBAYÖ~3.DOC” ALBAYÖ~4.DOC” “ALBAYÖ~5.DOC” “ALB3_5~1.DOC” isimli çok sayıda sayfadan oluşmuş dosya içeriklerinin “ÇOK GİZLİ” belgeler olduğu, içeriğinde ise Mülkiye Başmüfettişi C. E. tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili olarak yürütülen bir soruşturma ile ilgili bilgilerin olduğu,
“BEBEK KATİLİNİN KONUŞMA KAYDI.wmv”  isimli  dosya incelendiğinde,  yaklaşık 45 dakikalık bir ses ve görüntü dosyası olduğu, görüntünün başlangıcında terör örgütü elebaşı Abdullah ÖCALAN’ın konuşmasının bulunduğu, belge içeriğinde teröristlere ait çeşitli resimler ve görüntülerin bulunduğu, bu şekilde terör örgütü PKK’nın propagandasının yapıldığı,
“BirGaziSesleniyor.pps” isimli  dosya incelendiğinde, dosyanın 27 slayttan oluşmuş Powerpoint sunumu olduğu, ilk slaytın “Bu yazıyı kaleme alan Emekli Astsubay Oktay YILDIRIM, Güneydoğu’da yıllarca çarpışmış yiğit ve  kahraman bir Türk evladıdır” ifadesi ile başlayıp sunumun sonunda “Varlığım Türk varlığına armağan olsun… Oktay YILDIRIM 27 Kasım 2005” ibareleriyle bittiği, sunum içeriğinde ise kamuoyunda “Şemdinli Olayı” olarak bilinen konuyla ilgili yazıların olduğu,
“FOTO FENERBAHÇE 104.jpg”,“Resim 126.jpg”, “Resim 144.jpg”, “Resim 152.jpg”, “Resim 153.jpg”, “DSC_0043.jpg”, “DSCN0651.JPG”, “emin gürses.jpg”, “Haber1_foto1kıbrıs222222.jpg”, “haber1_foto2kıbrıs.jpg”, “Resim 303.jpg”, “Resim 306.jpg”, “Resim 308.jpg”, “ALİ 245.jpg”, “ALİ 246.jpg”, “alemdaroğlu.jpg”, “haber1_foto2kıbrıs.jpeg” isimli dosyalar incelendiğinde; Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında haklarında soruşturma yapılan Şüpheli Durmuş Ali ÖZOĞLU, Sanık Doğu PERİNÇEK, Sanık Emin GÜRSES, Sanık Kemal ALEMDAROĞLU, Sanık Kemal KERİNÇSİZ, Sanık Sevgi ERENEROL, Şüpheli İbrahim ÖZCAN, Şüpheli Hatice BAHTİYAR’ın değişik şahıslarla resimlerinin olduğu,
“KAMP SORUMLULARI.jpg”, “KAMP SORUMLULARI11.jpg”,                       “KAMP SORUMLULARI2.jpg”, “KAMP SORUMLULARI5.jpg”,                       “KAMP SORUMLULARI8.jpg”, “KAMP SORUMLULARI10.jpg”,                    “KAMP SORUMLULARI12.jpg”, “KAMP SORUMLULARI3.jpg”,                     “KAMP SORUMLULARI4.jpg”, “KAMP SORUMLULARI6.jpg”,                       “KAMP SORUMLULARI7.jpg”,             “KAMP SORUMLULARI9.jpg” isimli dosyalar içeriğinde PKK terör örgütünün kamp alanlarının ve sorumluların adlarının detaylı olarak yazıldığı görülmüştür.

Tape No:6542, 03.01.2008 tarihinde Kemal AYDIN ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; K. AYDIN’ın “Biliyorum zaten sen Allah bazı insanları uğraşmak için yaratmış” “Onlardan birisi Hatice birisi Meryem ana” dediği, H. BAHTİYAR’ın “Bundan itirazımız yok abi”  “Bunu görev olarak yapıyoruz” “Kutsal görev olarak yapıyoruz” dediği, K. AYDIN’ın “Sağol bu ülkenin keşke Haticeleri Nerimanları çok olsaydı” dediği, H. BAHTİYAR’ın “Olacak inşallah yani çoktan çoktan öte az ve öz olması daha iyi abi” dediği,
Tape No:6806, 09.01.2008 tarihinde Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun telefonundan Hatice BAHTİYAR ile İ. Z.’in yaptığı telefon görüşmesinde özetle; H. BAHTİYAR’ın “Evet şey Türk Dil kurumuna göre şey yapıyoruz abicim düzeltiyoruz boşuna editörlük yapmıyoruz burada” “Tamam abi niye çekineyim, bide şey şu  şeylerden bir haber varmı Kartlardan birşey yapabilecenmi kartlara” dediği, İ. Z.’in “Sizin karlar vallahi aradık hiç yanaşmıyor yani şey H. ALBAY varya yeni adam,

52-Şüpheli Hamza DEMİR

Emniyet beyanında;
Şüpheli Hamza DEMİR’ in emniyette alınan ifadesinde özetle; 1992-1996 yılları arasında da Mersin ilinde Ülkü ocakları İl Başkanlığı yaptığını, 1997 yılında Mersin Milliyetçi Hareket Partisinden kaydını sildirdiğini, şu an her hangi bir kuruluşa kaydı bulunmadığını,
ERGENEKON terör örgütüne hiçbir zaman karışmadığını, adı geçen şahısları tanımadığını, bu şahıslardan elde edilen belgelerden bir bilgisi olmadığını,  ERGENEKON terör örgütünde her hangi faaliyetinin olmadığını,
Lobi isimli belgenin ne olduğunu ve bu belgenin kimler tarafından hazırlandığını bilmediğini, böyle olaylar ile yakından ve uzaktan her hangi bir ilgisinin olmadığını, her hangi bir görev almadığını,
Soruşturma kapsamındaki ismi geçen şahıslardan Kemal AYDIN’ı geçmişi ülkücü olması nedeniyle yaklaşık 10-15 senedir tanıdığını, samimiyeti olduğunu, kendisi ile yüz yüze ve telefonla görüşmeleri olduğunu, bu görüşmelerde hal hatır sorduğunu, bunun dışında başka bir ilişki olmadığını, bu şahsın ne iş yaptığını bilmediğini,
Neriman AYDIN’ı Kemal AYDIN’ın kardeşi olup bu vesile ile tanıdığını, kendisi ile de Kemal AYDIN’la olduğu gibi ailece görüştüğünü. Bu şahsın iş yerine hiç gitmediğini,
Kemal AYDIN’ın kendisine birkaç tane gencin yanına geleceğini söylediğini,  gelecek olan bu şahısları kendisinden ağırlamasını ve ikramda bulunmasını istediğini, kendisinin de tarihten yaklaşık 1 ay kadar önce Ankara ilinde Mahalle olarak bilmediği Konur 2 Sokak isimli adreste bulunan Buluş Çay Salonu isimli yerde Kemal AYDIN’ın kendisine bahsettiği şahıslar ile görüştüğünü,
Kemal AYDIN’ın yanına gönderdiği şahısların ne için geldiklerini ve ne hakkında konuşacaklarını söylemediğini,  kendisinin de bu şahısların neden yanına geldiklerini sormadığını, sadece bu şahısları ile oturup çay içeceklerini söyleyerek buluştuklarını,   kahvehaneye yanına gelen şahısların isimlerini bilmediğini, şahıslar ile tanışıp kahvede oturup sıradan konuları konuştuklarını, akşamüzeri olduğu için fazla oturmadıklarını,  kendisine Harbiye Askeri Okulunda okuduklarını söylediklerini, ancak şahısların gerçekten burada okuyup okumadıklarını bilmediğini, kendisinin Kemal AYDIN’ının içerisinde bulunduğu söylenen örgütlenme ile bir ilgisinin olmadığını, bu şahıslar ile görüşmesinin illegal bir amacı bulunmadığını, sadece Kemal AYDIN’ın misafirleri olduğu için ağırladığını,
Kemal AYDIN “görevini yap” derken kendisine misafirlerini ağırlaması için söylediği bir söz olduğunu, kendisin de “görevimi yapıyorum” derken misafirlerini ağırladığını kastettiğini, kendisini mahcup etmediğini söylediğini, bu şekilde konuşmalarının bunun dışında bir amacı olmadığını,
Aramada ele geçen cep telefonunun kendine ait olduğunu, sim kartın ise eşinin üzerine kayıtlı olup, ancak bu hattı kendisinin kullandığını beyan etmiştir.
Savcılık beyanında;
Şüpheli Hamza DEMİR’ in Savcılıkta alınan ifadesinde özetle; Emniyette verdiği ifadenin doğru olup aynen tekrar ettiğini,  kendine ait 0 532 371 77 11 telefonu olduğunu, 0 536 936 67 88 numaralı telefonun daha önce kendine ait olduğunu, bir müddet kullandıktan sonra attığını,  KEMAL AYDIN' ı eski ülkücü olmasından dolayı tanıdığını, bir avukatın yazıhanesinde tanıştığını, NERİMAN AYDIN' ı da kardeşi olması dolayısıyla tanıdığını, gözaltındaki şahıslardan diğerlerinin hiç birin tanımadığını,
Dosyadaki mevcut telefon görüşmelerinin kendisine emniyette okunduğunu, ancak görüşmeleri gerçekten hatırlamadığını, şu an kafasının durduğunu, telefon görüşmelerinde geçen askeri okul öğrencileri ile yemek, toplantı gibi konuşmaların hiç birini hatırlamadığını,
Konuşmalarda geçen N.Ö.’ü tanıdığını, İstanbul' a geldiğinde yanına uğradığını, Metro Turizmin sahipleri ile amca çocuğu olduğunu, onların yanında çalıştığını bildiğini,  V.Ü.'ı tanımadığını ve kim olduğunu ve onunla yaptığı görüşmeleri şu anda hatırlayamadığını,
HÜSAMETTİN ve HASAN isimli şahıslar hatırlamadığını,
Ş.D.' ı tanıdığını, iş için görüşmüş olabileceğini, ancak içeriklerini hatırlayamadığını, yapılan telefon görüşmelerinde "Hukuksal olmayan konuları benim ile görüş" derken bunların iş meselesi olduğunu, ancak şu anda hatırlamadığını, (Tape 6926)
Tape 6948’de geçen "Genel Kurmay' da görevli bir yerdeyim benim telefonum dinleniyor" şeklinde bir şey demediğini,
Tape 6950’ de geçen “İstanbul Ağır Cezada iş bitirttiririz" şeklinde görüşmeyi hatırlamadığını,
Tape 6951’de geçen Harbiyeliler kelimesinde kendisinin KEMAL abinin misafiri diye ilgilendiği kişilerin Harbiyeli öğrenci olduğunu daha sonradan öğrendiğini, baştan bilmediğini, yemek yerken öğrendiğini,
Kendisinde ele geçen Milli Birlik Hereketi Ana Tüzük isimli belgenin şu anda ölmüş olan avukat S.E. tarafından böyle bir dernek kurmak için kendilerine verdiğini, ancak dernek kuramadıklarını ve kendisinde kaldığını,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüüyesi olmadığını, Askeri bir kurumda gizli veya açık bir görevi bulunmadığını, zaman zaman ihale işlerine yardımcı olduğunu,
Kemal AYDIN’ı 1979 yılından beri Ülkü Ocaklarına gidip gelmesinden ve ayrıca B.T. isimli şahısla da Kemal AYDIN’ın sık sık görüştüklerini bildiğini, kendisinin de ara sıra B.T.’un yanına gittiğini, avukat A.E.’in ofisinde 2002 yılında karşılaştıklarında aralarındaki samimiyetin arttığını,  Mehmet Ali ÇELEBİ ve Noyan ÇALIKUŞU’nu tanıdığını, bu şahıslar kendisi ilk gözaltına alındığı sırada oğlu Erhan DEMİR’in yanına gelerek elimizden ne gelirse yapmaya hazırız dediklerini, daha sonra da bu şahısların kendisine “abi sen Kemal Abi yüzünden bu sıkıntılara düştün, bizimde sana yardım yapmak borcumuz” diyerek maddi manevi her türlü yardıma hazır olduklarını kendisine beyan ettiklerini,
Mehmet Ali ÇELEBİ’yi 14.09.2008 günü Kemal AYDIN’ın annesinin evine iftara giderken kendisine Kemal AYDIN’ın Y. Paşa’ya çok güvendiğini söylediğini,
07.07.2008 günü saat 19.29’da Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığı telefon görüşmesinde Noyan ÇALIKUŞU’nun “büyüğümüz” olarak bahsettiği şahsın Kemal AYDIN’ olduğunu,
11.08.2008 günü saat 22.53’te Noyan ÇALIKUŞU’nun gönderdiği, “Eyvallah Hamza abi. senin gibi asil bir Türk evladının hizmetinde olmak şerefimizdir. Yârin mesaiden sonra hallederim” içerikli mesajla ilgili olarak, sıkıştığı için Noyan’dan para istediğini, parayı aldıktan sonra Noyan’a borcunu verdiğini,
19.08.2008 günü saat 22.16’da B. isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen ifadelere ilişkin, konuşmada ismi geçen Hasan isimli şahıs H. A. olduğunu, bu şahısın kendisini yine telefonda geçen Yusuf isimli şahısla birlikte dolandırdıklarını, telefonda geçen Zeki isimli şahıs ise kendisini dolandıran Hasan’ın akrabası olup, bu olay zoruna gittiğinden o sinirle böyle bir konuşma yaptığını,
15.09.2008 günü saat 11.43’te Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığı telefon görüşmesi ve Noyan isimli şahısın kendisinin çeşitli maddi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla para göndermek istemesinin sebebi sorulduğunda, Noyan’ın kendisine sadece bir sefer para gönderdiğini,  bunu geri ödediğini, kendisine yardımcı olmak için para vermeyi teklif ettiklerini, kendisinin de bir daha bunlardan para almadığını,
01.08.2008 günü saat 09:49’da Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığı telefon görüşmesinde bahsedilen üzerine kayıtlı telefon hattı almamasının sebebinin ve görüşmelerini neden üstüne kayıtlı olmayan telefon hattından yaptığı sorulduğunda; üzerine kayıtlı olmayan hiçbir hat kullanmadığını, kimseye hiçbir telefon hattı vermediğini, bu görüşmede geçen Haydar isimli şahsı tanımadığını beyan ettiği,
23.08.2008 günü saat 14.23’de Noyan ÇALIKUŞU ile yaptığınız telefon görüşmesinde sözü edilen Noyan ÇALIKUŞU isimli şahısla neden farklı telefon hattından görüşmek istediği sorulduğunda,  telefonların dinlendiğini, rahatsız olduğunu, Noyan ÇALIKUŞU isimli şahısla görüşmek istediği Telsim hattının numarası numarasını hatırlamadığını,
18.09.2008 günü Ankara ili Keçiören ilçesi Pınarbaşı Mahallesi Kızlarpınarı Caddesi Buca Sokak No:9/7 sayılı yerde yapılan aramada ele geçen cep telefonu, sim kart ve dokümanların tamamının kendisine ait olduğunu, Osman BAYDEMİR’e ait bilgisayar çıktısını ilk defa gözaltına alındığı sırada evinde gördüğünü, ikametinde ele geçirilen not defterinde yazılı şahıslardan Mustafa BALBAY ve Abuzer isimli şahıslarla hiçbir telefon görüşmesinin olmadığını, Prof. Dr. Ercüment OVALI isimli şahısla iki üç defa telefonda görüştüğünü beyan etmiştir.
Sorgu beyanında;
Eski savunmalarına benzer olarak savunma yapmış, Neriman Aydın ile birlikte olduğunu gösteren fotoğrafların doğru olduğunu, iletişim tespit tutanaklarının doğru olup kendisine ait olduğunu beyan etmiştir.

Şüpheli Hamza DEMİR’ in  Keçiören Pınarbaşı Mahallesi Buca Sokak No:9/7 sayılı adresinde yapılan aramada;
0000659029 seri numaralı Casper marka bilgisayar kasası,
12 adet CD,
14 Nisan 2008 pazartesi günlü Sırrı Yüksel CEBECİ tarafından yazılan “Çerkesler Darbecimi?” başlıklı makaleye ait gazete kupürü, 29 Nisan 2008 Salı günlü Rıza ZELYURT tarafından yazılan “Nerede şu imanlı gençlik?” başlıklı yazının bulunduğu gazete kupürü, 1 Mayıs 2008 Perşembe günlü Rıza ZELYURT tarafından yazılan “Ergenekon tutuklusu Ferit İLSEVER’den mektup” başlıklı makalenin yazılı bulunduğu gazete kupürü,

5 sayfalık “Derneği Tüzüğü” ibaresi ile başlayan “Geçici Yönetim Kurulu” ibaresi ile biten A4 kağıdına yazılı, 11 sayfa “Dernek kuruluş bildirimi” ile başlayan geçici yönetim kurulu ibaresi ile biten A4 kağıdına yatay basılı, 16 sayfa “Milli Birlik Hareketi Derneği Ana Tüzüğü” ibaresi ile başlayan “Geçici Yönetim Kurulu” ibaresi ile biten A4 kağıdına basılı mavi şeffaf dosya içerisinde , “Dernek Kuruluşunda İstenen Belgeler” ibaresi ile başlayan “Tüm istenen belge süreleri 6 ayı geçmemiş olacak” ibaresi ile biten A5 kağıdına basılı, “Kuruculuk Belgesi” başlayan “İmza” ibaresi ile biten A5 kağıdına basılı doküman,

şüpheli Hamza DEMİR’in Ankara Keçiören Pınarbaşı Mahallesi Kızlarpınarı Caddesi Buca Sokak No:9/7 sayılı yerde el konulan,
(5) sayfa Prof. Dr. Hamza HOCAGİL ve avukatları tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığına hitaben yazdığı İkramiye talebi ile ilgili dilekçe ve

53- Şüpheli Ercüment OVALI

Emniyet beyanında;
İç Hastalıkları doktoru iken 1992 sonunda Karadeniz Teknik Üniversitesinde Yardımcı Doçent olarak göreve başladığını, 1995 yılında Doçent olduğunu, aynı yıl Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Hematoloji bilim dalında ihtisasa başladığını, 1998 yılında ihtisasını tamamlayıp Karadeniz Teknik Üniversitesine döndüğünü, 2000 yılında Profesör olduğunu, 2004 yılında ATİ Teknoloji A.Ş.’yi kurduğunu ve 2007 Kasım ayından beri üniversitenin görevlendirmesiyle Genel Müdür olarak bu şirkette çalıştığını,
533 494 89 82 numaralı ATİ şirketi adına kayıtlı telefon hattını kullandığını, ayrıca kendi adına kayıtlı 532 572 91 74 numaralı hattı yaklaşık 7-8 yıldır kullandığını  mesleki açıdan bir çok derneklere üyeliği olduğunu, Bunların haricinde sivil toplum kuruluşu olarak Karadeniz Sanayici İlim Adamları, Yöneticiler Derneğinde de üyeliği olduğunu, Hatta bu derneğin kurucuları arasında olduğunu, Şimdi de sadece üyeliğinin olduğunu, Başkaca mesleki olmayan herhangi bir kuruluşa üyeliğinin olmadığını,
Durmuş Ali ÖZOĞLU’nu tanıdığını, kendisiyle yüzyüze ve telefonla görüştüğünü  bu şahısla kendisini Kemal AYDIN’ın tanıştırdığını, Kemal AYDIN’la Ankara’daki bir görüşmelerinde  yanında D. Ali ÖZOĞLU’nun da olduğunu, hatta orada Hatice BAHTİYAR isimli bir bayanında olduğunu, daha sonra çeşitli sebeplerle telefonla görüştüğünü,
Kemal Aydın ve Neriman Aydın kardeşleri çok uzun zamandır tanığını, aile dostları olduğunu,
Sevgi ERENEROL ile Ankara’daki Mevlüt AYDIN’ın ofisinde 2006 yılı başlarında tanıştığını, bu sırada ofiste Mevlüt AYDIN, Kemal AYDIN, Sevgi ERENEROL ve Mevlüt Aydın’ın bir bayan arkadaşı olduğunu,  Sevgi Erenerol’u 2006 yılı Eylül ayında düzenlemiş olduğu Kök Hücre ve Dinler isimli panele davet ettiğini ancak panele katılmadığını,
Emin GÜRSES’i basından tanıdığını, kendisi ile görüşmek istediğini, CIA ajanı olduğuna dair asılsız bazı duyumlar aldığı için randevu vermesine rağmen kendisi ile görüşmediğini,
Soruşturma kapsamında ele geçen ERGENEKON ve LOBİ isimli dokümanlar hakkında bilgisinin bulunmadığını, örgütün faaliyetlerine katılmadığını,
24.02.2008 günü saat 22.42’de Kemal AYDIN ile yaptığı görüşmede; bir süre Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey IRAK’ta düzenlemiş olduğu herakat hakkında görüştüğü, Kemal’in “Siz ne iş yapacaksınız” diye sorduğu, kendisinin ise “Bize ne iş verilirse onu yapıcaz abi” dediği ve bir süre siyasi partiler ve liderleri hakkında görüştüğü, daha sonra Irak’taki savaş hakkında görüşmeye başladığı, Kemal’in “…bu telefon konuşması ama konuşacağız bunun başka yolu yok seninle yan yana gelemiyoruz çünkü sen yanlışları yapmaya devam ediyorsun…”  dediği ve bir süre Irak’taki savaş hakkında görüşmeler yaptığı, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde Kemal’in “sen bana hiç bir gün zaman ayırmadın 6 senedir bir gün bana zaman ayırmadın bir gün iki saat ayırmadın hiç ayırmadığın içinde bunlar böyle oluyor anladınmı şimdi ne söyleyeceksen söyle” “…sen bunu ondan sonra söyliyorsun abi ya sen söyleme bunu senden kimse duymasın sen bir asker çocuğusun sen bu ülkenin özellikli insanısın senin bu ülkedeki konumun farlı düşünçe yapın farklı benim kızdığım taraf bu bak kızdırdın beni şimdi sen böyle düşünemesin buna hakkın yok yok yok…” dediği, kendisinin “En önemli bilgi kaynağına dönüp soruyorum ne diyorsun abi diye soruyorum sende bana bağırıyorsun” “Bişey demedik abi biz dedik canımız sıkıldı bişey paylaşalım dedik fırça yedik dedik iki söz duyalım dolalım yarın sabah gidelim bizde insanlara saldıralım dedik” dediği, Kemal’in “Ee tabi gittin bir yanlış yaptın Emperyelist güçlerin ellerindeki kuruma gittin hiç söylememen gereken şeyleride söyledin hiç söylememen gereken şeyleri söyledin” “Onlarla ilişkiye girdin her şeyi söyledin ya yazdıkların felaket” “…gidip her şeyi söyledin her şeyi ve senin korumanı onlar mı yaptı şimdi onlar mı seni korudular şimdiye kadar onlar şimdiye kadar seni öldürme planları yapan onlar seni öldürme planları yapan bir kurumun düşman güçlerin emrindeki yerdir oraya aittirler ben sana giderken dedim ki hoca ne söylemeyeceğini biliyormusun dedim ne söyleyeceğini bil bir gittin altı saat geldiler beş saat kaldılar bir gittin altı saat oniki saat adamlarla yani bir Emperyalist güçlerin emrindeki bir ihanet teşkilatında her şeyide söyledin maşallah her şeyi her şeyi söyledin” “Onlar birilerinin emrinde olarak benim peşimde gezdiler taki benim devletim benim esas devletim bizi sahipleninceye kadar onlar aracılığıyla onlar vasıtasıyla bize ölüm planları yaptılar…” “Anladın mı sana diyecektim ki Trabzona gelecem ama dedim şeyin geçsin yani biraz işler geçsin dedim devlet bizden evel evelleşmiş şimdi dedinki bölge komutanı gelecek devlet için senin yaptığın hatayı düzeltmek için şimdi senin üzerine gelecek her şeyi düzeltmek için bölge komutanı senin yanına gelir onun için gelecek senin yaptığın hatalar için gelecek anladınmı yaptığın hatadan dolayı bölge komutanından özür dile deki biz bu kurumu devletin bir milli müessesi olarak gördüm benle temaslarında onlarla bu manada ilişki kurdum ama öyle değilmiş de benim abiyim bana onların öyle olmadığını söyledi anladın mı” “Şimdi onlar bizi öldürme planı yapıyorlar bizim esas devlet Türk Silahlı Kuvvetleri bizi korumasaydı ne senin parçanı bulabilirlerdi bu ülkede nede Kemal AYDIN”ın parçasını bulabilirlerdi…” “…bize dost görünme gösterisi yapıyorlar Oruspu çocukları bu kadar net söyliyorum benim telefonumun dinlendiğini seninde telefonunun dinlendiğini biliyorum” “…BENİ DÖRT TANE GÜNDE ARABA TAKİP EDİYORDU DÖRT SENE NE ZAMAN Kİ YAŞAR BÜYÜKANIT PAŞA GENELKURMAY BAŞKANI OLDU TALİMAT VERDİ ONDAN SONRA UZAĞIMIZA GİTMEK MECBURİYETİNDE KALDILAR BİLİYORMUSUN” “Tabi üzülüyoruz tabi savaş demek zaten bir milletin evlatlarının bu mükaddes yolda şehit olması demek biz onu birilerine biz birilerine anlatacaz BİZ PSİKOLOJİK SAVAŞIN TÜRKİYENİN ÜZERİNE OYNAN PSİKOLOJİK SAVAŞIN YÖNETLERİ OLACAZ SEN BİR TRABZONA YETER FAZLA GELİRSİN bu kadar fazla şey konuşmak istememin sebebi senin tabi bir yığın çevren var sana bir yığın insan müracat etmektedir bir yığın insan sana endişelerini dile getirmektedir … onlarında senin benden senden benden başka fazla moral değerlerine ihtiyacı vardır onlara moral değerlerinin yükseltmesini ancak senle ben sağlayabiliriz…” dediği hatırlatılarak  sorulduğunda;
Kemal AYDIN’ın aile dostu olduğunu ifade etmiş konuşma içeriğine ilişkin net bir cevap verememiştir.
Görüşme içeriğinde geçen; Kemal AYDIN’ın “emperyalist güçlerin elindeki kurum” diye ifade ettiği kurumun MİT olduğunu, başından geçen olaylarla ilgili olarak yardım umuduyla ve kendi çalışmalarıyla ilgili bilgi vermek için MİT’e gittiğini, Trabzon bölge müdürlüğüne 5-6 kez gittiğini, raporlar sunduğunu, Kemal AYDIN bu kurumda çalışanları sevmediği için kendisine iletişim tespit tutanağında geçen sözleri söylediğini,
TAPE NO: 6783; 17.03.2008 günü saat 14.41’de M.A ile yaptığı görüşme okunup sorulduğunda;
Gözaltına alınana kadar ERGENEKON isimli operasyonun uydurma olduğunu düşündüğünü, görüşmede geçen Ömer KURNAZ’ın Teknokent’in genel müdürü, M.A’ın da teknokentin inşaatını yapan kişi olduğunu,
17.03.2008 günü saat 19.19’da Kemal AYDIN ile yaptığı  görüşmede; bir süre Ergenekon soruşturması hakkında Aydınlık Dergisinde çıkan haberlerle ilgili görüştüğü, soruşturmanın Tuncay GÜNEY isimli şahısların beyanları doğrultusuna çıktığından bahsettiği,, Kemal’in “…şimdi Veli paşayı Sami HOŞTAN denen uyuşturucu kaçakçısıyla aynı yere koyuyor” “Sevgi ERENEROL u Sami HOŞTAN la aynı yere koyuyorsun şimdi Emin GÜRSES i Sami HOŞTAN la aynı yere” “E şimdi yarın da seni o gibi olanlarla aynı yere koyarlar” “Yani şimdi Ercüment OVALI yla bilmem ne TEKELİOĞLU aynı yere gelir mi” dediği, kendisinin “Ama koyuyorlar” “Evet hatta benden bir kalem üstte tutuyorlar” dediği, bir süre sohbet ettikten sonra Kemal’in “Şimdi bunlar böyle olmazdı ama esas devlet nasıl davrandı nasıl daranıyor bize karşı biz birşey yapmıyoruz biz bu devlet için bu varlığı yaşatmak için bir eylem içindeyiz sende sende bu devleti yüceltmek için Türk milletini yüceltmek için müthiş çaba sarfediyorsun…” dediği, kendisinin “Evet ben dedim benim en büyük ispatım telefon konuşmalarım dinleyin dedim hepsini dinleyin” dediği, Kemal’in “Şimdi bu Türkiye Cumhuriyeti devletİni alçaltıcı Türkiye Cumhuriyeti devletini küçültücü bu hareketlerin herkes herkes şeyini ödeyecek bedelini ödeyecek” “İşler rayına oturacak bir başka yol başlayacak devlet işin esas devleti bu işe el koyacak sahip çıkacak üstlenecek o zaman karşıma geleceksiniz dimi” görüşmesi sorulduğunda;
Kemal AYDIN’ın sinirlendiği için kendisiyle bu şekilde konuştuğunu, Yavuz TEKELİOĞLU’nun bir dönem yanında çalışan kişi olduğunu, Kemal AYDIN’ın esas devlet olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini kast ettiğini, bu inancıda taşıdığını,
21.03.2008 günü saat 10.22’de Kemal AYDIN ile yaptığı  görüşmede; bir ajansla ilgili yardım talebinde bulunduktan sonra Doğu PERİNÇEK’in tutuklandığından bahsettiğiniz, daha sonra Kemal’in “Şimdi eceli gelen eceli gelen köpek derler cami duvarına işer BÖYLE HEPİMİZİ TOPLASINLAR…” dediği sorulduğunda;
Kemal AYDIN ülkedeki birçok kurumun Emperyalist güçler tarafından yönetildiğini düşündüğü için bu şekilde beyanlarda bulunduğunu,
Süpheliye Ergenekon Terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde Kemal AYDIN, Durmuş Ali ÖZOĞLU, Neriman AYDIN isimli şahısların bir kısım Harp Okulu öğrencilerini, subayları, emniyet mensuplarını ve bir kısım kamu görevlilerini illegal olarak örgütlemeye çalıştığı, bir kısım evlerde bu şahısları yönlendirdiği ve gizli toplantılar tertip ettiği anlaşılmıştır. Bu örgütlenme hakkında bilginiz var mıdır? Bu örgütlenmenin sizde içerisinde yer alıyor musunuz? Bu şahıslar ne amaçla böyle bir illegal örgütlenmeye gitmektedirler sorusu sorulduğunda;
Kemal AYDIN’ın yanına gittiği zaman bu öğrencileri orada birkaç defa gördüğünü, Kemal’in yanına (2) genç teğmenin gelip gittiğini, ancak isimlerini bilmediğini,
Tape NO: 6773 ; 15.02.2008 18:57 Kemal AYDIN’la yapmış olduğu  görüşme  s

54- Şüpheli Muhammet Murat AVAR

Emniyet beyanında;
Milletin Sesi Gazetesi’nde muhabir olarak çalıştığını, 1980 yılında Erzurum ilinde doğduğunu, ilk orta ve liseyi Erzurum ilinde bitirdiğini, liseden sonra basın sektöründe çalıştığını, halen askere gitmediğini, tecilinin devam ettiğini, babasının vefat ettiğini, annesinin sağ olduğunu, aynı anne ve babadan olma üç kardeş olduklarını, pasaportunun bulunmadığını, bir defa Azerbaycan’a gittiğini, halen muhabirlikten aldığı para ile geçimini sağladığını, ayrıca annesinin maaşının olduğunu, başka gelirinin bulunmadığını, Anadolu Basın Kulübü ve Doğu Anadolu Basın Cemiyeti’ne üyeliğinin bulunduğunu, arkadaşı Kürşat adına kayıtlı 0538 270 57 68 numaralı hattı yaklaşık 2 yıldır kullandığını, bir dönem kullandığı ve kendi adına kayıtlı bir başka hattın da 0538 329 22 33 numaralı hat olduğunu ancak bu hattı bir dönem kullandıktan sonra kapattığını, başka kullandığı hattının bulunmadığını beyan etmiştir.
Şüpheliye, 01.07.2008 günü yapılan operasyonlarda yakalanan şahısları tanıyıp tanımadığı, tanıyor ise aralarında ne tür bir ilişki olduğu yönünde soru sorulduğunda; Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN isimli şahısları 1 yıl kadar önce Ankara’da tanıdığını, O dönemde babasının Erzurum’da kanser tedavisi gördüğünü, Babasının iyileşme umudunun olmadığını doktorlar söyleyince bu hastalığın kök hücre tedavi yöntemiyle tedavi edilebileceklerini söylediklerini, kendisinin de bir araştırma yaptığını, Bunun dünyada belli başlı ülkelerde olduğunu ve maliyetinin yüksek olduğunu öğrendiğini, Daha sonra ülkemizde bu işi kim yapar diye arayışlara girdiğini ve Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesinde bu konuda çalışan Ercüment OVALI isimli bir doktorun olduğunu öğrendiğini, Ercüment OVALI’ ya ulaşabilmek için bu şahsı tanıyan insanları aramaya başladığını, Tanıdıkları vasıtasıyla Ercüment OVALI’ya ulaşabilecek kişi olarak Neriman AYDIN ve ağabeyi Kemal AYDIN’a ulaştığını, Neriman AYDIN’a ulaştığı an babasını kaybettiğini, 8-9 ay kadar önce Siyami YALÇIN ile Ankara’ya gittiklerinde Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN’ın evlerine gidip 15 dakika kadar görüştüklerini,
Şüpheliye 01.01.2008 günü saat 10.30 sıralarında Ayhan isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen; “o sırada yayın yapılmasının sakıncalı olduğu belirtilen kişiler ve olayın ne olduğu, kendisine getirilecek CD’nin ne olduğu, halkın uyarılmasından neyin kastedildiği” sorulduğunda: “Ayhan isimli şahıs Milletin Sesi Gazetesi’nin sahibi olan Ayhan KÖSEOĞLU isimli şahıs olduğunu, Erzurum’a gelen yabancı bazı misyonerler ile ilgili olarak duyum geldiğini, kendisinin de bunun ile ilgili olarak Ayhan ile görüştüğünü, Bu şahısların jandarma bölgesinde olduğunun haberi üzerine bu konuda bilgi alış verişi yaptıklarını, Kendisinin patronu olduğunu, Bu şekilde aralarında bilgi akışı olduğunu, kendisine bu haberi veren şahıslar CD’yi getirmediklerini,  Bu görüşmenin bu konu ile ilgili bir görüşme olduğu, şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 02.01.2008 günü saat 09.48 sıralarında Kürşat isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “mektup”un ne olduğu sorulduğunda:
“Kürşat ….? isimli şahısın arkadaşı olduğunu, Kendisini zaman zaman aradığını ama telefonuna cevap vermediğini, ve kendisine bir mektup gönderip bir kırgınlığının olup olmadığını sorduğunu, sonrasında Kürşat’ın telefonla kendisini ardığını ve mektubun ne olduğunu sorduğunu,  Bu telefonla ilgili bir görüşme olduğu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 15.01.2008 günü saat 17.27 sıralarında Ahmet Erdem isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “ akşam yemeğine gitme” ile ilgili soru sorulduğunda:
“Ahmet ERDEM isimli şahıs babasının arkadaşı olan bir şahıs olduğunu, Ahmet ERDEM’in şu an ne iş yaptığını hatırlayamadığını, Ahmet ERDEN’in kendisini yemeğe götüreceğini,  Bu konuyla ilgili yaptığı bir görüşme olduğu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 16.01.2008 günü saat 18.16 sıralarında Oğuzhan isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “Komutanım bugün şey oldu işimiz düzeldi yarın şey yapıcaz haberi” ifadesi ile ilgili sorulduğunda;
“Kendisinin muhabir olarak çalıştığını, Asker ve polis olayları bültenleri getiren kişileri tanıdığını, Bu şahısında jandarma olayları bültenini getiren bir şahıs olduğunu, Bir olay ile ilgili olarak yaptığı görüşme olduğu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 18.01.2008 günü saat 16.59 sıralarında A.E isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesi geçen “fotoğraflar ve akşamleyin çay içme ile ilgili olarak” soru sorulduğunda:
“Görüşmede geçen fotoğrafların eski Erzurum ili fotoğrafları olduğunu, Ahmet ERDEM’inde babasının arkadaşı olduğu, Kendisi ile zaman zaman görüşmelerinin olduğu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 21.01.2008 günü saat 12.05 sıralarında Ahmet isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesi geçen “cezaevindeki üç kişinin açlık grevi ile ilgili yapılan haber ve o gün DTP’nin basın toplantısı yapmak istediği ve komutanın bundan haberinin olup olmadığına” ilişkin soru sorulduğunda;
“Ahmet …..?  İsimli şahıs jandarma da haber aldıkları kişilerden biri olduğunu, kendisinin muhabir olarak çalıştığı için bu şekilde polis ve jandarmada bazı dostlarının olduğu,  Bu kişiler aracılığı ile haber aldığını ve haber yaptığını, Bu konu ile ilgili görüşme olduğu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 08.02.2008 günü saat 20.11 sıralarında Ahmet isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “çay içme ve dağda buluşma” ilgili olarak soru sorulduğunda;
“Bu şahıs Jandarmada askeri yetkili bir şahıs olduğunu, Komutanın Erzurum Palandöken dağında askeri yerleri olduğu, Buraya gideceğini söylemesi üzerine orada buluşmayı teklif ettiğini ve orada buluştuklarını, Bu konuyla ilgili bir görüşme olduğunu, Yeni bir kayak takımı aldığını ve ilgisini çekeceğini söylediğini, şey’in de bu olduğu” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 22.02.2008 günü saat 13.14 sıralarında Ahmet isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “iletilecek bilgi”, “bu bilginin internete verilmesi ve haberin içeriğine” ilişkin soru sorulduğunda;
“Ahmet isimli şahıs jandarmadan kendisine haber yazması için bilgi veren şahıslardan biri olduğu,  Erzurum’un Karayazı ilçesine bağlı Abdurrahman Köyünde bir terörist cenazesinin defnedildiğini, Halkın bu cenazeye ilgi göstermediği, sadece imam ve ölenin ailesinin katıldığı için  kendisinden haber yapmasını istediğini, Bu konuyla ilgili bir görüşme olduğu, şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 01.03.2008 günü saat 22.27 sıralarında Murat isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde Murat’ın “Bunlara yarın girecek misiniz?” diye sorduğu, şüphelinin de “öyle bir haber gelmedi.” “O zaman biz bir kaç üniversiteli arkadaşla konuştuk da” “bu yurt sever gençlik hareketine şey yapacaklar herhalde bunlar”, “tamam ha ne yapalım diyorsunuz” dediği, Murat’ın da “yarın gitcek misiniz gitmiycek misiniz diye” dediği, şüphelinin de “biz çağrılmadık abi”, “abi istiyorsan bir uğrarız” şeklinde konuşmaları üzerine bu telefon görüşmesini açıklaması istendiğinde:
“Görüşmenin konusunun Bir önce DTP genel başkan yardımcısının katıldığı il başkanlığı seçiminin haberini yaptıklarını, Murat isimli şahısın ya asker ya da polis olabileceğini, Bu şahısın kendisinden orada bulunan şahısların fotoğraflarını istediğini, Bunun ile alakalı bir görüşme olduğunu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 08.03.2008 günü saat 22.42 sıralarında Siyami isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “Balkanlar”, “PKK bağlantısı” ve “iptal ettirme” gibi konuların ne olduğu sorulduğunda:
“Görüşme yaptığı şahısın Siyami YALÇIN isimli şahıs olduğu, Siyami YALÇIN’ın bazı şahısların ihale aldığını ve bu şahısların PKK’lı olduğunu söylediğini, kendisinin de PKK’lıların ihale alamayacağını söyledigini, bu olayı gerekli yerlere ileteceğini söyleyip onu teskin ettiği bir görüşme olduğu, ” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 15.03.2008 günü saat 22.20 sıralarında Kürşat isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesindeki konunun ne olduğu, konuştuğu kişiyi niçin “Erzurum Jandarma İstihbarat Şube Müdürü” olarak tanıttığı sorulduğunda:
“Kürşat isimli şahıs yukarıda izahını yaptığını söylediği, arkadaşı olan bir şahıs olduğu, Bir yakınının Tunceli Mazgirt ilçesinde jandarma tarafından yakalandığını ve niçin yakalandığını öğrenmesini istedigini, kendisininde tanıdıklarını aradığını ve bu şahsın neden yakalandığını öğrenmelerini rica ettiğini ve yaralama suçundan yakalandığını öğrendiğini, kendisinin de Kürşad’a haber verdiğini, Bu konu ile ilgili olduğunu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 27.03.2008 günü saat 05.44 sıralarında Siyami isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen Vezçi Çakmak’ın kim olduğu ve aralarındaki ilişkinin ne olduğu sorulduğunda:
“Fevzi ÇAKMAK isimli şahıs Siyami ağabeynin arkadaşı olduğu, Bu şahsı tam olarak hatırlayamadığını, ama yakalamasının olduğunu bunu kendisinden öğrenmesini istediğini, bu konuyla ilgili bir konuşma olduğu” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 27.02.2008 günü saat 17.03 sıralarında Kadir isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde geçen “Enver isimli beden eğitimi dördüncü sınıfta okuyan bir öğrenci” ile ilgili yapılan telefon görüşmesinin içeriği sorulduğunda:
“Görüşmede ismi geçen Kadir isimli şahsın kendisinin hahasının oğlu olan Abdülkadir PİRİMOĞLU isimli şahsın olduğunu, Enver isimli şahsın üniversitede okuyan bir şahıs olduğunu, Bu şahsı babasından aşırı derecede fazla para istemesi nedeni ile ailesinin  kendisinden bu şahsı araştırmasını istediğini, Bu konu ile ilgili bir görüşme olduğu,” şeklinde cevap vermiştir.
Şüpheliye 01.02.2008 günü saat 12.18 sıralarında Siyami isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesinde Siyami’nin “Ne ediysen sen jandarmada akşama kadar” diye sorması üzerine şüphelinin de “abi bi iki ay sonrasına yatırım yapıyorum haber mabere yatırıyorum ondan sonra adamlarla diyaloğumu geliştiricem da uğramasan olmi hiç” “ben şimdi gidecem Cuma astsubayımla buluşmaya” dediği, Siyami’nin de “hadi bak da bana bi haber ver Murat” şeklindeki konuşmanın içeriği sorulduğunda:
“kendisinin muhabir olarak çalıştığını, Emniyete ve Jandar

55- Şüpheli Siyami YALÇIN

Emniyet beyanında;
2000 yılından sonra Erzurum’da müteahhitlik yapan tanıdıklarının yanında iş takipçiliği yaptığını, şu anda yanında sabit çalıştığı bir insan olmadığını ancak tanıdık müteahhitlerin ihale işlerini takip etmeye devam ettiğini, geçimini buradan kazandığı parayla sağladığını, resmi ya da gayri resmi herhangi bir şirket ya da işte ortaklığının bulunmadığını, sabıkasının bulunmadığını, bugüne kadar cezaevine girmediğini, pasaportunun olduğunu ancak bugüne kadar yurt dışına çıkmadığını,
Halen kullanmakta olduğu 0 532 208 86 02 numaralı telefonu yaklaşık 2 yıldır kullandığını, hattın eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, bunun haricinde kullandığı kontörlü bir hattın daha olduğunu ancak numarasını hatırlamadığını,
01.07.2008 günü yapılan operasyonlarda yakalanan şahısları tanıyıp tanımadığı, tanıyorsa aralarında nasıl bir ilişki olduğu sorulduğunda; Neriman AYDIN isimli şahsı 8-10 ay önce Muhammed Murat AVAR vasıtasıyla tanıdığını, belirttiği tarihte çocukluk arkadaşı olan ve memleketi Erzurum’da gazetecilik yapan Muhammed Murat AVAR ile Ankara’ya gittiklerini, Siyami YALÇIN’ı Muhammed’in Neriman AYDIN’nın evine götürdüğü, Neriman AYDIN’ı ilk kez burada gördüğünü, şahsın evinde 15 dakika oturup çay içtikten sonra kalktıklarını, Neriman AYDIN’nın ne iş yaptığını söylemediğini, sonradan Ziraat Bankasında çalıştığını duyduğunu, Neriman AYDIN ile yüz yüze bir daha görüşmediklerini ancak Erzurum’da yapılan ihalelerle ilgili kendisiyle telefon görüşmelerinin olduğunu, aralarında ticari ilişki ve husumet olmadığını,
Kemal AYDIN isimli şahsı Neriman AYDIN’ın abisi olarak bildiğini, Neriman AYDIN’ın evine gittiğinde Kemal AYDIN’ın da evde bulunduğunu, Kemal AYDIN’ın emekli olduğunu bildiğini ancak nereden emekli olduğunu bilmediğini,
Muhammed Murat AVAR’ı memleketi Erzurum’dan çocukluğundan beri tanıdığını, Rahmetli babasını da tanıdığını, M. Murat AVAR’ın Erzurum’da gazetecilik yaptığını, Kardeşlik ilişkilerinin olduğunu, bunun yanında tüm aile fertlerini de tanıdığını ancak aralarında iş ortaklığı bulunmadığını,
Kamu ihalelerine ve özellikle Askeri birlik ya da tesislerle ilgili ihalelere girip girmediği, girdi ise kim ya da kimlerle hangi ihalelere, ne şekilde girdiği sorulduğunda;
Özgeçmişinde belirttiği gibi babasından kalan züccaciye işinde iflas ettikten sonra 2000 yılından itibaren ağırlıklı olarak TSK ihalelerine giren müteahhitlerin yanında çalıştığını, İhaleye giren müteahhitlerin kendisine bu konuda vekalet verdiklerini, kendisinin de ihalelere girip işleri takip ettiğini, 2000 yılından bugüne kadar Erzurum bölgesinde yapılan gıda, inşaat, kömür vb. ihalelerinin tama... müteahhitler adına iştirak ettiğini, Bunların sayısını hatırlamanın mümkün olmadığını, girdiği ihalelerin bazısından pay aldığını, bazı müteahhitlerden ise maaş aldığını,
Kamu ihalelerine girmek için ya da bu ihaleleri kazanabilmek için kimseden yardım alıp almadığı, aynı konu ile ilgili teşebbüslerinin olup olmadığı sorulduğunda:
Kendi adına şirketi olmadığını, Yalnızca yanında çalıştığı ya da işini takip ettiği kişinin talimatıyla hareket ettiğini,
Tape no:6733’de kayıtlı 07.03.2008 günü saat: 22:41’de Neriman AYDIN ile yaptığı telefon görüşmesinde geçen “Erzurum ili İç Tedarik Bölge Başkanlığı’nın kömür ihalesi” ile ilgili olarak ihaleyi kazanan ve PKK’lı olduğunu ileri sürdüğü şahısların kimler olduğu, bu görüşmeyi yaptığı kişinin konumunun ne olduğu, ihaleye girme konusunda bu şahısta yardım talebinde bulunup bulunmadığı sorulduğunda:  Erzurum İç Tedarik Bölge Başkanlığında yapılan kömür ihalesini PKK sempatizanı olduğunu öğrendiği Şırnak’lı kişilerin kazandığını, Bunun zoruna gittiğini, görüşme esnasında Neriman AYDIN’ın  “Bizim işimiz TSK ile, bu konuda bir sıkıntın olursa bizimle paylaş” dediği için bu konuyu kendisine anlattığını, görüşmenin bu konuyla ilgili olduğunu, sonuçta ihale konusunda bir değişiklik olmadığını,
Şüpheliye 07.03.2008 günü saat: 22:41’de Neriman AYDIN ile yaptığı telefon görüşmesinin devamında geçen “ihaleyi alan firmaların isimlerini bilip bilmedikleri”, “ihalenin Türk Silahlı Kuvvetlerince iptal ettirilip ettirilemeyeceği”, “Diyarbakır’daki aynı konudaki ihaleyi kazanan ancak bu ihaleye sokturulmayan Vanlı bir işadamı” ve “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir Kolordusunun ihaleye giren firmaları araştırması gerektiği” konuları ile ilgili olarak görüşmenin detayları sorulduğunda; Dertleşme mahiyetinde olan görüşmeler olduğu, Yukarıda belirttiği ihaleye giren kişilerden rahatsızlık duyduğunu, İhaleyi alan firma yetkililerinin ihaleye giren diğer firmaları da tehdit ettiği kanaatine vardığını, aynı ihalenin eşdeğerinin Diyarbakır’da yapıldığını, Diyarbakır’daki ihaleyi alan firmanın ihaleye gelip katılmamasını da buna bağladığı için rahatsızlık hissettiğini, bunu da vatanını seven her kişi gibi içine sindiremediğini,
Tape No:6979’da kayıtlı 08.03.2008 günü saat: 22:42’de Muhammet Murat AVAR ile yaptığı telefon görüşmesinde geçen ‘Yüksel’ isimli şahsın kim olduğu, ‘Balkanlar’ dedikleri kimselerin kimler oldukları, bunların PKK ile bağlarının bulunup bulunmadığı, görüşme yaptığı şahsın sorulan kişiler hakkındaki bu bilgileri nereden aldığı sorulduğunda: Erzurum İç Tedarik Bölge Başkanlığının tüm bölge için kömür ihalesi yaptığını, Şırnak’lı olup Erzurum’da kömür ihalelerine giren Öz Balkan isimli şirket sahiplerinin yasadışı PKK terör örgütü sempatizanı olduklarını duyduğunu, Bu şahısların ihale alması ağrına gittiğini, ihalenin iptal edilmesi için tanıdığı kişilere bir şeyler söylemeye başladığını, konuyla ilgili kimseyle görüşmediğini, belirttiği şirket sahiplerinin PKK terör örgütü sempatizanı olduklarını Şırnak bölgesinde yapılan ihalelerde duyduğu için bu bildiklerini görüştüğü şahsa anlattığını, Sonuçta ihaleye giren Öz Balkanlı şirket sahiplerinin ihaleyi kazanıp işlerini yaptıklarını,
14.03.2008 günü saat:11:54 de Neriman AYDIN ile yaptığı görüşmede özetle; şüphelinin: “….abla hiç şeyden bizim işimizden bir gelişme felan birşey var mı ablam?” dediği, Neriman’ın “Üzerinde çalışıyorlar henüz bana sonucunu bildirmediler” dediği, görüşme hatırlatılarak görüşme hakkında bilgi vermesi istendiğinde: Neriman AYDIN’a verdiği bilgiler doğrultusunda gelişme olup olmadığını, bir şey yapıp yapmadıklarını merak ettiği için sorduğunu,
17.03.2008 günü saat: 13:30’da Muhammet Murat AVAR ile yaptığı görüşmede geçen “her şey yolunda mı” diye sorduğu konunun ne olduğu, görüşme yaptığı şahsın “yazdığım her şey ben birinden duyarsam dedim o gün ben bombayı patlatırım hatta ...” demekle anlatmak istediği konu ile yaptığı görüşme hakkında bilgi vermesi istendiğinde: Yukarıda bahsi geçen kömür ihalesinin iptal edilip edilmemesiyle ilgili olduğunu, Muhammed Murat AVAR gazeteci kimliği ile Kolordu Komutanı ile görüşmeye çalıştığını, Görüşmesi halinde bu ihaleye giren Şırnak’lı kişiler hakkında bilgi vereceğini, ihalenin iptali konusunda teşebbüslerde bulunacağını söylediğini, ihalenin iptali konusunda Murat’ın çalıştığı gazetede yazı yazıp yazmadığını da bilmediğini,
27.03.2008 günü saat: 05:44’de Muhammet Murat AVAR ile yaptığı görüşmede geçen Vezçi ÇAKMAK isimli şahsın kim olduğu, bununla arasında nasıl bir ilişki bulunduğu şahıs hakkında bilgi öğrenme nedeninin ne olduğu ve görüşme yaptığı şahsın konumunun ne olduğu ve bu bilgilere nasıl ulaştığı sorulduğunda: Görüşme anında arkadaşı olan Fevzi ÇAKMAK ile birlikte Trabzon’da bulunduğunu, kaldığı otele Jandarma geldiğini, Fevzi ÇAKMAK’ı aranması olduğu iddiasıyla alıp İl Jandarma Komutanlığına götürdüklerini, Kendisinin de Murat’ı arayıp Jandarma’da tanıdığının olup olmadığını, arkadaşının hangi sebeple alındığını öğrenmesini istediğini,
27.03.2008 günü saat: 20:05’de Neriman AYDIN ile yaptığı görüşmede özetle; şüphelinin: “….Bizim bu sana bahsettiğim işten ne bir haber çıktı ne he dediler ne yok dediler ne beni arayan var nede soran var” dediği, Neriman’ın “Seni arayan soran olacak” “Sabır sabır göstereceksin” emin ellerde yani öyle eften püften şeyde değil bu” “Bak Kemal abin diyor ki devleti yönetmek devlet demek şirket demek değildir” Ben sana ayrıntılı sonuçlanınca ayrıntılı bilgi sana da ulaşmış olacak kardeşim” “O işin boyutları geçmişe yönelik olarak da incelendiği için ee sen oraya çok ciddi şeyler yazdın çünkü” Evet altında adın var dolayısıyla devlet bu konu üzerinde çok duruyor” dediğinin tespit edilmesi üzerine görüşmede ismi geçen Kemal…? İsimli şahsın kim olduğu ve aralarındaki ilişkinin ne olduğu sorulduğunda; Görüşmenin ihale konusu olduğunu, ihale sonrasındaki gelişmeleri merak ettiği için yaptığı bir görüşme olduğunu,
18.05.2008 günü saat: 20.46'da Hanifi..? isimli şahıs ile yaptığı görüşme içeriği sorulduğunda: görüşmeyi Erzurum’dan tanıdığı Hanifi isimli arkadaşıyla yaptığını, Hanefinin Kırklareli’nde asker olan oğlunun Güneydoğuya gönderileceğini, oğlunun askerlik yaptığı yerde kalması için tanıdık birisinin olup olmadığını sorduğunu, yıllardır TSK ne girip çıkan bir insan olduğu için birilerini bulmaya çalışacağını söylediğini, Kime söylediğini hatırlamadığını ancak Levazım birliklerinde görev yapan birilerini aradığını ancak olumlu bir netice alamadığını, sonuçta asker olan şahsın dağıtımının Siirt’e yapıldığını sonradan duyduğunu,
19.05.2008 günü saat:10.12'de Ramazan..? isimli şahıs ile yaptığı görüşme içeriği sorulduğunda: Ramazan…? isimli şahısın kendisi gibi müteahhitlerin yanında iş takibi yapan birisi olduğunu, Levazım camiasında kendisinin tanımadığm, Ramazanın tanıdığı kişi arayışına girdiği için bu görüşmeyi yaptığını, Kırklareli’ Bahçede dediğini hatırlamadığını, bunun ne anlama geldiğini de bilmediğini,
19.05.2008 günü saat: 10.43'te Erol..? ile yaptığı görüşmenin içeriği sorulduğunda:
Görüşmeyi daha önce Patnos’da görev yapan, halen Ankara’da görevli Erol…? İsimli Astsubay Başçavuş ile yaptığını, yukarda bahsi geçen asker ile ilgili görüşme olduğunu,
25.06.2008 günü saat:12.51'de Murat AVAR ile yaptığı görüşmede geçen “özel harekat” bölümünün neresi olduğu, bu bölümle olan alakası sorulduğunda:
Erzurum’da eczacılık y

56- Şüpheli Süleyman SOLMAZ

Emniyet beyanında;
2005 yılında askerden terhis olduğunu, babasına ait olan nakliye şirketinde işe başladığını, başşoför olarak çalıştığını, halen Ankara ilinde faaliyet gösteren Soyut inşaat şirketinde şoför olarak çalışmakta olduğunu,
Ankara ilinde bir yaralama olayına karıştığını, konu ili ilgili olarak gözaltına alındığını, bunun haricinde uyuşturucu kullanmaktan yakalandığını ve mahkeme kararı ile tedavi olduğunu,
18.09.2008 günü birlikte yakalandığı şahısları tanıyıp tanımadığı, aralarında herhangi bir irtibat bulunup bulunmadığı hususundaki soruya:
“Hizb-ut Tahrir Terör Örgütü”üyesi olmak suçundan haklarındaki evrak tefrik edilen Rıza DEMİR’in çocukluk arkadaşı olduğunu, Ankara ilinde Turkcell bayiinde satış elemanı olarak çalıştığını, aralarında herhangi bir ticari ilişki olmadığını, Rıfat YILDIRIM’ın da çocukluk arkadaşı olduğunu, ismini bilmediği bir şirkette su dağıtım elemanı olarak çalıştığını, fırsat buldukça görüştüklerini, Mahmut Oğuz KAZANCI’nın eniştesi olduğunu, Ankara ilinde reklam işi ile uğraştığını, Mahmut OĞUZ’un arkadaşı olduğunu, Ankara ilinde bir şirkette muhasebe elemanı olarak çalıştığını, Kurtça BEKTAŞ’ı çocukluk arkadaşı olduğu için tanıdığını, Ankara ilinde ismini hatırlamadığı bir şirkette güvenlik elemanı olarak çalıştığını, Kurtça’yla sık sık görüştüklerini, aralarında ticari bir ilişki olmadığını,
ERGENEKON terör örgütü üyesi olduğu şüphesi ile gözaltına alınan askeri personel Mehmet Ali ÇELEBİ ile Neriman AYDIN ve tutuklu Kemal AYDIN, Durmuş Ali ÖZOĞLU’nun sık sık irtibatlı olduklarının tespit edildiği hatırlatılarak bu şahıslarla irtibatının bulunup bulunmadığı, bu şahıslardan kimlerle görüştüğü hususu sorulduğunda: Bu tarihten beş altı ay kadar önce Ankara’da A. H. isimli bir şahsın ticari taksisinde şoför olarak çalıştığını, bu dönem içerisinde müşteri olarak ismini burada öğrendiği Mehmet Ali ÇELEBİ isimli şahısla tanıştığını, şoförlük yaptığı taksiye müşteri olarak bindiğini, kendisini Kızılay’dan alıp Mamak Boğaziçi’nde bir yerde bıraktığını, Taksi ile giderken Mehmet Ali ÇELEBİ’nin kendisini tanıttığını, ismini şuanda hatırlamadığı bir isim olarak söylediğini, kendisinin muhasebe elemanı olarak çalıştığını anlattığını, dini konularda bir süre sohbet ettiklerini, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin dini konulara meraklı olduğunu ve araştırma yaptığını anlattığını, ÇELEBİ’ye okuduğu bazı hadis kitapları olduğunu söylediğini, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin de kitapları alıp okuyabileceğini söyleyerek kitapları kendisinden istediğini, daha sonra görüşmek üzere ÇELEBİ’nin telefon numarasını verdiğini, vodafone olduğunu hatırladığı numarayı (A) olarak telefonuna kaydettiğini,  şahsın ismini hatırlayamadığından dolayı (A) olarak kaydettiğini, bir süre sonra Mehmet Ali ÇELEBİ’nin mesaj attığını ve kitapları ne zaman getireceğini sorduğunu, mesajına karşılık vererek buluşabileceklerini söylediğini, 10 gün kadar sonra Mehmet Ali ÇELEBİ ile Ulus’ta buluştuklarını, bazı hadis kitaplarını kendisine verdiğini,
Bahsettiği görüşmeden sonra Mehmet Ali ÇELEBİ’nin telefonuna mesaj atarak kitapları geri istediğini, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin kitapları amcasına verdiğini söyleyerek ertelediğini, kitapları alamadığını, kitapların isimlerini şuanda hatırlamadığını,
25.05.2008 günü saat:16.45’de Mehmet Ali ÇELEBİ ile yaptığı mesajlaşmada; “kardes simdi bizim akrabalar gelmis onlarla ilgileniyorum olursa nerde gorusebiliriz carsamba gelirim” şeklinde mesaj çektiğinin tespit edilmesi üzerine Mehmet Ali ÇELEBİ’nin kendisi ile ne amaçla buluşmak istediği, bu şahsın askeri personel olduğunu bilip bilmediğinin sorulması üzerine; “Mehmet Ali ÇELEBİ ile buluşmasında vermiş olduğu kitapları daha sonra geri istediğini, onun da akrabaları geldiğini söyleyerek mesaj attığını, konunun kitaplarla ilgili olduğunu, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin askeri personel olduğunu bilmediğini, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin kendisini muhasebeci olarak tanıttığını,
Şüpheliye 25.05.2008 günü saat:17.42’de Mehmet Ali ÇELEBİ’ye; “Bugün müsaitsen bi saat söyle alalim seni degilsen crsba günü arkadaslarinida ayarla saat 6 dan sonra bi saat söyleyin ev varsa evde toplanalim yoksa bizi I@m eve gideriz.” şeklinde mesaj çektiğinin tespit edildiği hatırlatılarak askeri personel olan Mehmet Ali ÇELEBİ ve arkadaşları ile evde toplanmadaki amaçlarının ne olduğu, bu şahıslarla ne sıklıkla toplantı yaptıkları sorulması üzerine: “Mehmet Ali ÇELEBİ’nin dini konularda merakı olduğunu söylediğini, verdiği kitapları da okuduğunu ve sohbet edebileceğini söylediğini, mesajı Mehmet Ali ÇELEBİ’nin kendisine attığını, arkadaşlarını da alıp gelebileceğini Kızılay da bir kafede sohbet edebileceklerini söylediğini, ancak Mehmet Ali ÇELEBİ ile buluşamadıklarını,
Bu şahısla yaptığı bazı mesajlaşmaları, hakkındaki evrak tefrik edilen Kurtça BEKTAŞ’ın telefonu ile yaptığını, çünkü bazen kontürü olmadığından onun telefonunu kullanmak zorunda kaldığını,
25.05.2008 günü saat:19.13’de Mehmet Ali ÇELEBİ’nin kendisine “Abi carsamba gunu olur gorusmek uzere”  şeklinde mesaj çektiği hatırlatılarak Mehmet Ali ÇELEBİ ile yaptıkları toplantılarda kimlerin bulunduğu sorulduğunda: “Mehmet Ali ÇELEBİ ile bu şeklide bir çok kez mesajlaştıklarını bir araya gelip dini sohbeler yapacaklarını, ancak bu isteklerinin gerçekleşmediğini, Kurtça BEKTAŞ, Rıfat YILDIRIM, Mahmut OĞUZ ile görüşerek dini sohbet içerikli toplantılar yaptıklarını, Mehmet Ali ÇELEBİ ile de buluşabilseler bu arkadaşlarla birlikte sohbet yapacaklarını,
25.05.2008 günü saat: 00.12’de Mehmet Ali ÇELEBİ’ye; “Kardes persembe saat 6 dan sonra m�saidim but�r sohbetler evlerde olur yasen ev ayarla biz gelelim yada siz buyrun bizim evde toplanalim” şeklinde mesaj çektiği tespit edilmesi üzerine, “bu tür sohbetler evde olur” sözü ile neyi kastettiği, sohbetleri özellikle evde yapmak istemelerinin nedeninin ne olduğu sorulduğunda: “Dini sohbetler kafelerde yapılamayacağı için evlerin daha müsait olacağını düşündüğü için bu şekilde mesaj attığını, sohbetlerinde Kuran ve hadis okuduklarını,
25.05.2008 günü saat:16.33’de Mehmet Ali ÇELEBİ’ye; “Kardes müsaitsen bizim hocayi alip gelelim konusalim sohbet edelim cvp bekliyorum. Ben sülayman.” şeklinde mesaj çektiği;  “Bizim hoca” diye kastettiği şahsın kim olduğu, sohbetleri bu şahsın yapıp yapmadığı sorulması üzerine: “Hoca olarak ismi geçen şahıs’ın Mahmut OĞUZ olduğunu, herkesin söz alarak konuştuğunu,
27.05.2008 günü saat:23.52’de Mehmet Ali ÇELEBİ’nin şüpheliye; “Abi arkadaslarin gelmeleri yarın belli olacak ev degilde kizilayda” şeklinde mesaj çektiği tespit edilmesi üzerine: Mehmet Ali ÇELEBİ’nin arkadaşları ile birlikte geleceği toplantının konusu ve amacının ne olduğu sorulduğunda; Mehmet Ali ÇELEBİ’nin arkadaşları ile sohbete geleceğini söylediğini, kendilerini de Kızılay’a çağırdığını,
07.06.2008 günü saat:14.33’de Mehmet Ali ÇELEBİ’nin şüpheliye: “Abi birkac arkadas daha ilgilendi dergileri okuyorlar hatta baska bile istediler biraz zaman verebilir misin” şeklinde mesaj çektiği; şüphelinin Mehmet Ali ÇELEBİ’ye verdiği ve Mehmet Ali ÇELEBİ’nin arkadaşlarına okuttuğunu söylediği dergilerin hangileri olduğu ve içeriklerinin ne olduğu sorulduğunda: Mesajda geçen derginin isminin “KÖKLÜ DEĞİŞİM” olduğunu, Bu dergiyi Mahmut OĞUZ’un getirip kendilerine verdiğini, Mahmut OĞUZ’un nereden aldığını bilmediğini, Piyasada satılıp satılmadığını bilmediğini, Mehmet Ali ÇELEBİ’ye bu dergilerden de verdiğini, Ayrıca hadis kitapları da verdiğini, Mehmet Ali ÇELEBİ’nin de dergileri yanında bulunan arkadaşlarının da okuduğunu söylediğini, arkadaşlarının kim olduğunu söylemediğini, zaten Mehmet Ali ve arkadaşları ile hiç buluşup sohbet edemediklerini,
Hizb-ut Tahrir Terör Örgütü hakkında bilgisinin bulunup bulunmadığı, bu  örgüt içersinden kim ya da kimleri tanıdığı sorulduğunda; Hizb-ut Tahririn terör örgütü olup olmadığını bilmediğini, Hizb-ut Tahririn ne anlama geldiğini de bilmediğini, Ancak bahsettiği dergilerde ve evinde bulunarak el konulan dergi kitap ve dokümanlarda hizbutahrir isminin geçtiğini, Bu doküman, dergi ve kitapları Mahmut OĞUZ’un getirip kendilerine dağıttığını, Diğer arkadaşlarında da bu kitaplardan olduğunu, Bunları bulundurmamın amacı dini ağırlıklı olduğu için okumak amaçlı olduğunu, bunun dışında başka bir amacı olmadığını, Bunların yasak olup olmadığını da bilmediğini,
Neriman AYDIN’ın ikametinden Hizb-ut Tahrir örgütü ile ilgili kitap ve yayınların ele geçirildiği, bu yayınlardan HİZBUTTAHRİR isimli kitap hakkında, Ankara 1 No’lu DGM’nin 17.01.2003 tarih 2003/82 sayılı kararı ile toplatma ve el koyma kararının olduğu, bu kitap ve yayınlar Neriman AYDIN’a sorulduğunda, kendisinin bilgisi ve ilgisinin olmadığını, söz konusu kitapları askeri personel Mehmet Ali ÇELEBİ’nin getirdiğini beyan ettiği hatırlatılarak Mehmet Ali ÇELEBİ’nin bu kitapları şüpheliden alıp almadığı sorulduğunda;
Mehmet Ali ÇELEBİ’ye hadis kitapları ve bazı dergileri verdiğini, Hatta şuanda hatırlamadığı, dini içerikli bazı CD’ler de verdiğini, verdiği dergiler içerisinde Hizb-ut Tahririn de isminin geçtiğini, Muhtemelen Neriman AYDIN isimli şahıstan el konulan dergi ve dokümanlar’ın Mehmet Ali ÇELEBİ’ye verdikleri olabileceğini,
Şüpheli Neriman AYDIN’ın bilgisayarında, Hİzbuttahrir örgütüne ait olduğu değerlendirilen çok sayıda isimlerin yazdığı toplam (8) sayfadan oluşan liste yine şüpheli Neriman AYDIN’ın ikametinde yapılan aramada, ele geçirilen bir not kağıdında, üst kısmında “Hizb-ut Tahrir”, bunun altında da, “Süleyman” “Ulus kiler çarşı girişindeki Türkcell telefoncu Rıza arkadaşı” “Keçiören sanatoryum konuşma yerleri” “Her hafta toplantı yapılıyor, ayda bir büyük toplantı” “Aşama aşama hazırlık” “Senin bu kitaba geçmen için altı ayın var” “Bu iş için hiçbir şey talep etmeyen hocalarımız var” “CD ler kalabalık ortamda izleyin” “Telefonda kayıtları sayı olarak yapıyorlar 11 numara 7 numara gibi” yazdığı hatırlatılarak ve bu doküman Neriman AYDIN’a sorulduğunda, söz konusu dokümanın taksici tarafından Mehmet Ali ÇELEBİ ye verilen doküman olduğunu beyan ettiği hususları da hatırlatılarak; 

6- Şüpheli Sinan Aydın AYGÜN

Emniyet beyanı
Ergenekon isimli dokümanı ilk defa Emniyet’te gördüğünü, Fakat bu dokümanla ilgili haberleri daha önceden medyada duyduğunu.  Ergenekon’un Yöntem, Prensip ve Stratejisi hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığını, örgütün bugüne kadar hiçbir faaliyetine katılmadığını, Yine Lobi isimli Dokümanı ilk defa Emniyet’te duyduğunu, bu dokümanla alakalı kimlerin ne gibi yöntemler belirlediğini bilmediğini, Lobi Faaliyeti hakkında herhangi bir faaliyete katılmadığını, “Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine Öneriler” ve “Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine” isimli dokümanlar hakkında bilgisinin olmadığını, Bu güne kadar yakalanan şüphelilerden söz konusu dokümanlar ile Ergenekon dokümanları olarak tabir edilen diğer dokümanlar hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığı, Kim veya kimler tarafından hazırlandığı hakkında herhangi bir fikrinin bulunmadığını .
Şüphelilerden,  Emin ŞİRİN’ i Milletvekili olduğu dönemlerde TBMM’nin 23 Nisandaki resepsiyonunda, Flash TV de Sabahattin Ö.’ ın Programında, Bazen de Protokoller de karşılaştığını.
Veli Küçük’ ü Yaklaşık 2 yıl önce Ankara da bir Sünnet Töreninde kimin olduğunu hatırlamadığı bir törende tanıdığını, bunun haricinde başka bir yerde karşılaşmadığını. Fakat kendisiyle yakalanmasından 15 gün önce PKK İtirafçısı Sami DEMİRKIRAN’ın kendisini arayarak görüşmek istediğini ve kendisine yazmış olduğu kitabı tanıtacağını, Sami DEMİRKIRAN’ın telefonda “Veli Küçük Paşam beni çok iyi tanır, bana inanmıyorsanız ondan sorabilirsiniz” demesi üzerine Veli Küçük Paşanın telefonunu bularak kendisini aradığını ve ismi geçen şahsın beyanlarının doğru olup olmadığını kendisine sorduğunu, Veli Küçük’ ün de “doğrudur kendisi iyi çocuktur” dediğini ve kendisiyle daha sonra bir görüşmesinin olmadığını,
Güler KÖMÜRCÜ’ yü Medya’dan tanıdığını ve bir defasında da Başbakanın Amerika gezisinde Basın Mensubu olarak gördüğünü.
Doğu PERİNÇEK’ i Ankara da birçok Protokol’de Siyasi Parti Genel Başkanı olarak bulunduğunu ve bu davetlerde görüştüğünüBu konuyla ilgili birkaç telefon görüşmesinin olduğunu. Kendisiyle herhangi bir dostluğunun olmadığını,
Sevgi ERENEROL ile Başarılı Kadınlar Ödül Töreninde karşılaştığını.
Vedat YENERER’ i tanıdığını. Hazırlamış olduğu televizyon programına katıldığını. En son iki sene önce Ankara ya iş için geldiği zaman yanına geldiğini orada görüştüğünü. Bu ziyarette kendisiyle Röportaj yaptığını, daha sonra görüşmediğini .
Hayrullah Mahmut ÖZGÜR’ ü Star gazetesi Ankara Temsilcisi olduğu dönemden tanıdığını. Yaklaşık 5 yıldır görüşmediğini.
Kemal ALEMDAROĞLU ve İlhan SELÇUK’ u basından tanıdığını. Bunun haricinde bir bilgisinin olmadığını,
Sedat PEKER’ i Bundan 6–7 Yıl Önce Bir Düğünde Karşılaştığını Sadece Orada Gördüğünü. Konuşmadığını.
Mustafa Ali BALBAY’ ı Basından Tanıdığını TV Programlarını izlediğini. zaman zaman her ikisinin de Ankara Protokolünde Olmasından dolayı Devlet Protokolü tarafından düzenlenen bütün Resepsiyonlarda karşılaştığını,
Erol MÜTERCİMLER’ i Televizyondan tanıdığını bir iki kez programına katıldığını Devlet Protokolü tarafından düzenlenen bütün Resepsiyonlarda karşılaştığını,
Ahmet Hurşit TOLON’ u Emekli Olduktan sonra Kokteyllerden ve Protokolden tanıdığını.
Mehmet Şener ERUYGUR’ u Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde ATO Başkanı sıfatı ile gittiğini ve görüştüğünü, emekli olduktan sonra kendisini hiç görmediğini ve görüşmediğini,
Ufuk BÜYÜKÇELEBİ’ yi basından tanıdığını.
Rıfat Bey, Abdurrahman Y., Hasan G. ve Genel Kurmay Başkanına Hayırlı olsun için Randevu talebinde bulunduğunu, Bu Randevu taleplerinin Ticaret Odasının Resmi Kayıtlarında mevcut olduğunu, Ancak Randevu aldıktan bir Hafta sonra ATO Meclis Başkanı Nuri G.’ün ani rahatsızlığından dolayı Resmi yazı ile bütün Randevuların iptal edildiğini,
Yalçın TANFER isimli şahsı tanımadığını . Bu Mektubun geldiğini hatırladığını, kendisine günde bu şekilde 60–70 tane mektup geldiğini mektupları önce danışmanlarının okuduğunu üzerlerine bilgi notu yazıldıktan sonra kendisine sunulduğunu, Bu mektup eline geldiğinde çok uzun olduğu için ortalama bir hafta sonra okuduğunu, okuduğu zamanda mektubun birçok kısmının saçma olduğuna inandığını, Bunun sebebinin de mektupta Mehmet A., Tansu Ç., Rahmi K. ve benzeri kişilerle ilgili bir sürü kendisinin önemsemediği konuların olduğunu, Bu yüzden sekreteri Canan’a bu mektubun kaldırmasını istediğini
Şüpheli Sinan Aydın AYGÜN’nün İmzası ile 11/06/2004 tarihinde dönemin Jandarma Genel Komutanı olan Org. Şener ERUYGUR’A gönderilen randevu talep yazısında kısaca verilecek emirleri öğrenmek ve genel olarak son gelişmeler ile ilgili görüşlerini dile getirmeyi amaçladığı randevu talebine neden gereksinim duyduğu? Ve Org. Şener ERUYGUR’UN bütün emirlerini yerine getirecek miydiniz? Sorularına verdiği cevapta Bu Mektubun Odamıza kayıtlı olan herhangi bir gizliliği bulunmayan Bütün Kuvvet Komutanları için hazırlanan Matbuu bir randevu talebi olduğunu. Bu randevulara Yönetim Kurulu ve Meclis Başkanlık Divanı ile birlikte gidildiğini, Yılda bir iki defa nezaket ziyaretinde bulunulduğunu, Aynı şekilde bu ziyaretlerini Cumhurbaşkanı, Başbakan Bakanlara ve Meclis Başkanına da yapıldığını, Orgeneral Şener ERUYGURUN emirlerini yerine getirmesinin söz konusu olmadığını, kendisinin de bugüne kadar da böyle bir emir almadığını,
1991 yılında Masonluğu çok merak ettiğini ismini vermek istemediği bir arkadaşı vasıtasıyla başvuru yaptığını ama başvurusunun reddedildiğini. Kamuoyunda buranın çok gizli bir birim olduğundan bahsedildiğini bu yüzden kendisinin çok ilgisini çektiğini, bundan dolayı iki yıl sonra tekrar müracaatta bulunduğunu, müracaatının daha önce reddedildiğinden dolayı  iki yıl beklemek zorunda kaldığını, ikinci müracaatında kabul olunduğunu ve iki üç sene aralıklarla Ankara Mithatpaşa Caddesinde bulunan Locaya gittiğini, ancak kafasının sarmadığını daha sonra istifa ettiğini, Tamamının 35 derece olduğunu bildiği yapılanma içerisinde 2. dereceye kadar yükseldiğini sonra bıraktığını, 1996 yılından itibaren herhangi bir ilgisinin ve alakasının kalmadığını, Herhangi bir nedeninin olmadığını çok kullanmadığı bir cüzdanının içerisinde kalmış ve  varlığından habersiz olduğunu .
Atatürkçü Düşünce Derneği Üyesi değilim, Türkiye’de bulunan herhangi bir dernek merkezine bu şekilde maddi bir yardımda bulunmadım,
Savcılık beyanı
İnşaat malzemeleri sattığını ve Ankara'da mütahitlik yaptığını, Aynı zamanda ATO başkanı olduğunu. Başka her hangi bir dernek ile irtibatının olmadığını, 1991 yılında Büyük Mason Locasına bir sefer üye olduğunu, daha sonra istifa ettiğini, Her hangi bir yer ile alakasının olmadığını,
Şüphelilerden Veli Küçük' ü 3–4 yıl önce gittiği bir sünnet düğününde tanıdığını, Sevgi ERENEROL' u bir kadın kuruluşunun organize ettiği toplantıda tanıdığını, daha sonra irtibatının kalmadığını,
devletine bağlı milliyetçi ve muhafazakâr bir insan olduğunu, iddia edildiği gibi gizli oluşumlar içerisinde bulunmadığını ve darbe planı içinde yer almadığını, Ergenekon örgütünü medyadan duyduğunu,
CÇG (Cumhuriyetçi Çalışma Grubu) isimli oluşumunu hiç duymadığını, böyle bir oluşum içinde yer almadığını, Emniyette bu konularda bazı belgeler gösterildiğini ancak bu belgelerle hiç bir alakasının olmadığını, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Ö.' e "niçin darbe yapmıyorsunuz, asker üstüne düşeni yapsın" şeklinde bir beyanın olmadığını,  Özden Ö.' i iki kere ziyaret ettiğini, birincisinde ATO olarak yönetim kurulu ile resmi ziyarette bulunduğunu, diğerinde ise bir sergi açılışı ile alakalı gittiğini, Özden Ö.' in darbe günlükleri olarak bilinen günlüklerinde kendisi ile alakalı yazdıkları yazıların yalan olduğunu. Özden Ö.' in de kendisine "sivil toplum kuruluşları da üstüne düşeni yapsın" şeklinde bir beyanda bulunmadığını.
Şener ERUYGUR' dan elde edilen mektubu kendisinin yazdığını.
Erol MÜTERCİMLER’İ televizyondan tanıdığını,
Güler KÖMÜRCÜ' yü gazeteci olarak tanıdığını, onun dışında Türkiye' de her hangi bir irtibatının olmadığını
Yalçın TANFER' i tanımadığını, Mektupta yazdığı şeyleri deli saçması olarak değerlendirdiğini Her hangi bir adli merciye intikal ettirmediğini,
Mevcut iletişim tespit tutanakları ile alakalı olarak, Hasan Atilla UĞUR' u tanımadığını, Hasan Atilla UĞUR ile yapılan mevcut görüşmenin kendisine ait olduğunu,
Erol MÜTERCİMLER ile protokol ve televizyondan tanıştığını. Telefon ile zaman zaman görüştüğünü. Kendisi ile dost olmadığını,  Erol MÜTERCİMLER ile yapmış olduğu tape 4916 sayılı "bu akşam vurup kırıp geçireceği, çok güzel belgeler açıklayacağım" şeklindeki görüşmeyi kendisinin yaptığını,
Hurşit TOLON ile emekli olduğundan beri görüşmediğini
Turhan ÇÖMEZ' i AKP' den ötürü tanıdığını. halen görüştüğünü, görüşmelerinde AKP' nin bölünmesi halinde kaos ortamı oluşacağını ve ekonomide kriz çıkacağını öngördüğünü, partinin bölünmemesi için bazı görüşmeler yaptığını ve bu vesile ile bazı üst düzey siyasetçilerle görüştüğünü Amacının partinin bölünmemesi ve kaos ortamı oluşmaması olduğunu,
4943 numaralı görüşmede Korkmaz K. isimli şahısın Fox TV.' nin ortaklarından bir olduğunu, bu görüşmede "AKPyi başka türlü bölemeyiz, Abdüllatif ŞENER' i biraz gün yüzüne çıkaralım" derken bu adam ile böyle konuşmak gerektiği için böyle konuştuğunu. Yoksa öyle bir niyetinin olmadığını,
Şener ERUYGUR' dan elde edilen "Cumhuriyet Çalışma Grubu Devre Raporu - 11 " başlıklı 16 Şubat 2004 tarihli Jandarma İstihbarat Başkanlığı gizli ibareli belge Şüpheli Sinan Aydın AYGÜN’ e gösterildiğinde Erol M. ile bir irtibatının olmadığını 2 ay önce canlı yayında karşılaştığını, belgenin 6 sayfasında bulunan "hükümetin acil eylem planı, bu çalışmayı kamuoyu ile paylaşmak için Sinan AYGÜN ile paylaşılabilir" denilmesinin kendisiyle alakası olmadığını. Hükümetin acil eylem planını bilmediğini.
Sorgu beyanı
Emniyet ve savcılıkta verdiği ifadeleri aynen tekrar ettiğini, oda başkanlığı yaptığını Ankara Ticaret Odası üyelerinin son altı aydır yoğun bir şekilde yaşamakta olan Ekonomik durgunluğun etkisiyle tepki vermeye başladıklarını, protesto ve yürüy

7- Şüpheli İlker GÜVEN

Emniyet beyanı
1942 yılında İstanbul’da doğduğunu,1986 yılında amiral olduğunu, 2 yıl Karamürsel Eğitim Komutanlığı görevinde bulunduktan sonra kadrosuzluk nedeniyle 1993 yılında emekli olduğunu, Emekli olduktan sonra Fenerbahçe kulübünde altı ay süreyle Genel Müdürlük yaptığını, Bülent ECEVİT’in Başbakan olduğu dönemde DSP’nin İstanbul İl Genel Meclisi üyeliğinde beş yıl görev yaptığını, Halen Beykent Üniversitesinde önce Stratejik Araştırmalar Merkezinde, daha sonra Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezinde üyelik görevinin bulunduğunu,1994–1998 tarihleri arasında 3-4 yıl kadar Mason Derneğine üyeliği olduğunu, O tarihten bugüne kadar da herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, Büyük Kulüp’e 1994 tarihinden itibaren üyeliği olduğunu, Ancak hiçbir toplantısına gitmediğini, Sadece sosyal imkânlarından faydalandığını, Yeniden Müdafa-i Hukuk Hareketi Derneğinin kurucu üyesi olduğunu, Üyeliğinin 6–7 ay kadar sürdüğünü, Ancak daha sonra ayrıldığını
Atatürkçü Düşünce Derneği’ne geçen sene üye olduğunu, Mehmet Şener ERUYGUR’un dernek başkanı olmasına müteakip eski görev arkadaşı olduğu için kendisine derneğe üye olmasını söylediğini, Şahsını da Kadıköy Şubesine üye olduğunu, Bugüne kadar 2-3 kez Kadıköy Şubesinde konferans verdiğini,
Mehmet Şener ERUYGUR ile 1988 yılında görev amaçlı tanıştığını, arkadaşlıklarının devam ettiğini, Beykent Üniversitesindeki Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezinde Şener ERUYGUR’un da görevli olduğunu, Şener ERGUYGUR’un emekli olması ve ADD Başkanı olmasından sonra irtibatlarının arttığını,
Ahmet Hurşit TOLON ile 1979 yılında ataşelik için Ankara’da düzenlenen istihbarat kursunda tanıdığını, başka herhangi bir birlikteliğinin bulunmadığını,
Birol BAŞARAN’ ı ise ADD Kadıköy Şube binasını derneğe armağan eden kişi olarak tanıdığını, Ulusal Sanayi ve İş Adamları Derneği’nin düzenlemiş olduğu bir yemeğe Mehmet Şener ERUYGUR’un yerine gittiğini ve kendisini burada gördüğünü, Hatta orada merhabalaşma ve Hoş geldin haricinde özel bir görüşmesinin olmadığını, Sinan Aydın AYGÜN’ ü basından tanımakta olduğunu,
Erol MÜTERCİMLER’ i Türkiye Emekli Subaylar Derneğinin Harbiye Deniz Müzesi’nde ki bir panelinde, panelist olarak tanıdığını, Orada sadece tebrik amaçlı bir görüşmesinin olduğunu, Başka bir irtibatının bulunmadığını,
Güler KÖMÜRCÜ’ nün Akşam gazetesindeki bir iki makalesini okuduğunu, Onu da bir arkadaşının tavsiye üzerine okuduğunu, Herhangi bir irtibatı ve diyalogu olmadığını,
Doğu PERİNÇEK ve İlhan SELÇUK’ u basından tanıdığı, yazılarını okuduğu,
Atatürkçü Düşünce Derneğine bir yıldır üyeliğinin bulunduğunu, Son Genel Kurul Toplantısına katıldığını ve Bilim ile ilgili birimde üye olarak isminin yazılı olduğunu, Atatürk İlkeleri ve Laiklik üzerine ADD Kadıköy Şubesinde iki defa konferans verdiğini, Başka herhangi bir irtibatının bulunmadığını,
Mehmet Şener ERUYGUR’ un ADD Genel Başkanı olma süreci hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; Mehmet Şener ERUYGUR’ un Genel Başkan sürecini ve sebebini tam olarak bilmediğini, Ancak Şener ERUYGUR Atatürk’ü seven ve Atatürkçü düşünceye sahip birisi olduğu için derneğin Genel Başkanlığına davet edildiğini, seçimi kazanıp kazanmayacağını bilmediğini ancak davete icabet ettiğini ve seçimi kazanarak Genel Başkan olduğunu anlattığını, Ancak kimin ne şekilde davet ettiğini bilmediğini,
Zaman zaman Âdem Ç. ve Rektör Cuma B. ile beraber bir araya gelerek üniversite hakkında karşılıklı bilgi alışverişinde bulunduklarını, Bu toplantılardan önce kendisi, Ferman DEMİRKOL ve Şener ERUYGUR bir araya geldiklerini, bir nevi danışmanlık mahiyetinde rektör ve heyet başkanı Adem Ç. ile yapacakları toplantıda bir fikir birliği içerisinde olmak için bir araya geldiklerini,
Profesör İsa E.’nin Beykent Üniversitenin kontenjan artırımı ve bilgisayar ile uzaktan eğitim konusu için izin ile ilgili Şener ERUYGUR’un görüştüğü kişi olduğunu, İsa E. Şener Paşaya işle ilgileneceğini, gerekli denetlemeleri yaparak bu konuda karar vereceklerine söylemesine rağmen herhangi bir işlem yapmadığı için şahıs hakkında böyle bir görüşme yaptıklarını, İsa E. YÖK Bakan Yardımcılığı görevinden ayrıldıktan sonra YÖK’te görevli Ferman Hocanın tanıdığı bir kişinin üniversitenin taleplerinin yerine getirdiğini,
Ahmet Zihni N.nin emekli albay olduğunu, sosyal aktivite olarak bir araya geldiği grubun bir nevi sekretaryalığını yapan kişi olduğu
“----TLAR GRUBU” ise Fenerbahçe Dostlar grubu olduğunu, Bu grubun herhangi bir resmiyeti olmadığını, Bir iki defa Şener ERUYGUR’un da sohbetlerine katıldığını,
LIONS Kulübünün daveti üzerine KONFERANS verdiğini”
Mustafa Y.’ın Uludağ Üniversitesi rektörü olduğunu, Ayrıca ADD Yönetim kurulu üyesi ve Başkan Yardımcısı olduğunu, Kendisinin çok eski dostu olduğunu ve ailece görüştüklerini,
Fenerbahçe Dostlar Kulübü olarak Haftada bir genellikle Salı günleri toplandıklarını, özellikle kış mevsiminde bir araya geldiklerini, Kültürel bir faaliyet olduğunu, Sadece insanların sohbet, muhabbet etmek için bir araya geldiği,
Ertuğrul Zeki Ö.’nün isimli şahsın Atatürk Tarih ve Araştırma Merkezi’nin sahibi olduğunu,
Cumartesi Dostları başlıklı isim, telefon ve e-mail adreslerinin bulunduğu listeyle alakalı olarak sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; Fenerbahçe Dostlar Kulübü gibi, ancak tasavvuf felsefesi üzerine sohbetlerin yapıldığı bir grup olduğunu, 15 günde bir cumartesi günleri Marmara Yelken lokalinde toplandıkları Uzun zamandır da oraya da gitmediğini,
Savcılık beyanı
Dosyada mevcut telefon görüşmelerinin hepsinin kendisine ait olduğunu, Emniyette gerekli açıklamaları yaptığını, 1993 yılında tuğamirallikten emekli olduğunu, Şu anda Beykent Üniversitesinde Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları araştırma ve uygulama merkezinde öğretim üyesi statüsünde görevli olduğunu,
DCP, Demokratik Cumhuriyet Platformu olduğunu başkanının TARHAN E. olduğunu, i ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)' nin üyesi olduğunu ayrıca Bilgi ve Danışma Kuruluna seçildiğini fakat henüz başlamadığını,
Ergenekon terör örgütünü bilmediğini, Bu örgüt ile hiç bir alakasının bulunmadığını,
Kendisinde elde edilen "İç İstihbarat Raporu" başlıklı Genel Kurmay Başkanlığına ait 1999 yılına ait muhtelif gizli raporları 1999 yılında Harp Akademisinde seminer vermek için o dönem görevli olan 1 Ordu Komutanı ÇETİN D. Paşadan rica ettiğini, bunları verdiği konferanslarda kullandığını, Başka bir yerde kullanmadığını, evinde kaldığını,
Diğer el yazısı notların kendisine ait olduğunu, tasavvuf derslerine ait notlar olduğunu,
Kardeşlik Zinciri 2 yazılı belgenin tasavvuf felsefesi toplantısına katılanların telefonları ile birbirlerine haberleşme imkânı sağlayan bir telefon zinciridir olduğunu,
TURAN ÇÖMEZ ile ASAV' da vermiş olduğu bir konferansta tanıştığını, YAŞAR HACISALİHOĞLU' nu konferans ve panellerden tanıdığını,
Devletin Yeniden Yapılanması üzerine isimli belgenin kendisinde çıkmadığını ilk defa burada duyduğunu,
"USİAD Sayın KEMAL Ö."  isimli belgenin kendisinde çıkmadığını ilk defa burada gördüğünü,
Telefon görüşmelerinde geçen (6411) numaralı tapede 3 tane fay hattı var, Ekonomik fay hattı, dinci-siyasal fay hattı, kürt-bölücü fay hattı. Bunlar hareketli faylardır. Kesiştiği noktada büyük bir deprem olur, hepimiz bu ülkede depremin altından zor kalkarız dediği şeklindeki telefon görüşmesi hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; Orada asıl böyle bir sallantı olursa ülkede karışıklık çıkabileceğini ima ettiğini, Aynı konuşmada ÜNAL YALTIRAK' ın "yaa ordusundan ümit kesmek ne demek bir şeyin" demesi üzerine şüphelinin "yok yok ben ümit varım, aşağılarda her halde bir şey var" şeklindeki konuşmasından kasıt ordunun içindeki genç subaylar değil normal toplumdaki genç nüfusu kastettiğini, Onların gelişi ile ülkeye faydalı olacaklarını kastettiğini, Darbe beklentisi kastı ile asla söylemediğini,
Birol BAŞARAN' ın ADD'de de yapmış olduğu medyaya da yansıyan toplantısına katıldığını, Orada hukuk dışına çıkılması konusunun işlenmediğini, Ancak herkes alkışladığı için kendisinin de alkışladığını, ŞENER Paşa ile bu konuda yapmış olduğu görüşmede ŞENER paşa kendisinin alkışlaması ile kendisinin alkışlamasının farklı olduğunu, Şener ERUYGUR alkışladığında darbeci olarak algılanacağını söylediğini,
MUSTAFA Y.’ın Uludağ üniversitesi rektörü olduğunu, MUSTAFA Y.' a samimiyetten Şener ERUYGUR Paşanın danışmanı olduğunu söylediğini, aslında böyle bir durum olmadığını,
6421 numaralı tape de; "Ergenekon, mergenekon onu suçluyorlar hani darbeci marbeci diye, başına bir şey gelir mi?" şeklindeki görüşmeyle alakalı sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; ŞENER Paşanın endişeleri olduğunu, kendisinin de ona yardımcı olmak için İSLAM denilen medyuma bu konuyu sorduğunu, Kendisinin cinlerle de alakası olduğunu bildiğini,
İstanbul' daki Şener ERUYGUR' un katıldığı toplantı ve panellerin bir kısmına katıldığını, kendisini çağırdığında gittiğini,
Nihat GENÇ’ in Ankara' da gazeteci olduğunu, Yavuz IŞIKLAR’ ın film yönetmeni olduğunu, Onun arkadaşı olduğu için Nihat GENÇ ile kendisini tanıştırmak istediğini, fakat tanışmadığını, Yavuz IŞIKLAR ile bu konuda görüştüğünü,
Ergenekon Silahlı Terör Örgütüüyesi olmadığını kendisine gösterilen USİAD ve ADD isimli belgelerin kendisinden çıkmadığını, Zaten bu belgelerin Doğu PERİNÇEK' den çıktığı kendisinin ne düşündüğüne yönelik emniyette soru yöneltildiğini,
Sorgu beyanı
Hasan Atilla UĞUR diye birisini tanımadığını, Atatürkçü düşünce derneğinin üyesi olduğunu, ADD hakkında bana bir kısım şüphelilerin ev aramasında ele geçen dokümanlar arasındaki değerlendirme ile ilgili bugüne kadar hiçbir şey duymadığını, ADD’ nin Uluslararası istihbarat örgütleri ile bir ilgisinin olamayacağını, böyle bir resmi raporunda olduğunu sanmadığını, kendisine okunan 12.02.2008 saat 17.24’de geçen telefon görüşmesini Ekonominin şu anda sallantıda olduğunu ifade etmek için yapıldığı şeklinde yorumlamak gerektiğini, emekli olduktan sonra Harp akademilerinde vereceği bir konferans için Genelkurmaydan bazı referans kaynaklar talep ettiğini b

8- Şüpheli Birol BAŞARAN

Emniyet beyanı
Emniyette Susma Hakkını kullanmıştır.
Savcılık beyanı
04.07.2008 tarihli Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde özetle;1985-1989 arası Ankara İş Bankası Bilgi İşlem Uzmanlığı yaptığını, 1989-1994 başına kadar İstanbul Sabancı’nın Bilgi İşlem Şirketi olan BİMSA’ da 4,5 yıl kadar çalıştığını, 9 ay kadar 1994 yılında KOÇ Grubunda OTOSAN Pazarlama’ da Bilgi İşlem Müdürü olarak çalıştığını, 1995’ ten sonra da VİZYON BİLGİ İŞLEM ŞİRKETİ’ ni kurup serbest olarak çalıştığını, 2008 yılı başlarında da oradaki ortaklığından çıkarak serbest olarak çalıştığını, ortalama aylık gelirim 3000-5000 ytl malvarlığı olarak Ataşehirde 2 daire, Bodrum’ da 1 daire ve Kurtköy’ de bir arsasının olduğunu, arabasının şirket üzerine olduğunu, 2005 yılında ADD’ den istifa ettiğini, tamamen organik bağını kopardığını, iş için yurt dışına gidip geldiğini 2008 yılı içinde Amerika, Portekiz, Arabistan ve İran ülkelerine gittiğini, 2004 yılı son aylarında da USİAD Genel Sekreterliği görevine seçildiğinin hala da göreve devam ettiğini,
Şüphelilerden; Emin GÜRSES, İbrahim BENLİ, Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU ve Mehmet Şener ERUYGUR’ u tanıdığını,
Emin GÜRSES’ i 2004–2005 yıllarında 9 aylık bir süre ADD Kadıköy İlçe Başkanlığı yaptığını, o dönemde Emin GÜRSES’i bir konuda konuşmacı olarak panele davet ettiğini oradan tanıdığını,
İbrahim BENLİ’ yi USİAD Yönetim Kurulu Üyesi olarak 2004 veya 2005 yıllarından beri tanıdığını,
Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU’ nu aynı şekilde ADD İlçe Başkanı iken panele çağırdığını oradan tanıdığını,
Şener ERUYGUR’ u da o tarihlerde emekli olup derneğe üye olduğu için tanıdığını,
İşyerinde ele geçirilen kendisine ait bilgisayar harddiskinin içinde bulunan "Salı Günü saat 19.00 Harbiye Orduevi’nde yemek, Şener Paşa, Yaşar HACISALİHOĞLU, Barış DOSTER, Deniz TANSİ, Uğur SETEN .... Cumhuriyet Strateji CD- USİAD ilişkisi kur. - Cumhuriyet’ e abone, ayda 500 milyon, Mehtap YILDIZ, jeopolitik para ödeme, Müdafaai Hukuk para ödeme, Selim SOMÇAĞ para ödeme, Venüs para yollama" şeklindeki yazılar sorulduğunda; Şener Paşa ile yaklaşık 3 yıl önce Harbiye Orduevi’nde ADD Genel Başkanlığı’na başkan adayı olmak için kendisinin görüşlerine başvurmak amacıyla yaptıkları bir yemekli toplantı olduğunu, burada ismi geçen YAŞAR HACISALİHOĞLU Jeopolitik Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni aynı zamanda İ.Ü’ nün öğretim görevlisi olduğunu, yaklaşık 3-4 yıl öncesinden ADD başkanı iken tanıştığını, Barış DOSTER Cumhuriyet Gazetesi’nin muhabiri olduğunu, şu anda Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olduğunu, kendisi ile 2001 yılında CHP Genel Başkanlığı’na aday olduğu sırada tanıştığını, Deniz TANSİ Barış DOSTER’ in arkadaşı olduğunu, Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olduğunu, Uğur SETEN de Beşiktaş ADD İlçe Başkanı olduğunu, o toplantıda Şener Paşa’nın ADD Genel Başkanlığı konusunun görüşüldüğünü, Cumhuriyet Strateji CD- USİAD ilişkisi kur. Şeklinde ki notu Cumhuriyet Strateji 1 yıllık ekinin CD olarak basılıp USİAD sponsorluğunda dağıtılması konusundaki Sertaç EŞ ismindeki Cumhuriyet Ankara’ da çalışan, bu eki çıkaran şahısla görüştüğünü, daha sonra görüşmediğini, Cumhuriyet’ e abone (ayda 500 bin) yazan notu kendisinin aldığını, aynı görüşme içerisinde Cumhuriyet’ e kendisinin mi USİAD mı abone olacağını tam olarak hatırlamadığını, ayda 500 bin verileceğini ama olmadığını, Jeopolitik, Müdafi Hukuk Dergileri’ne abone olduğunu onların paralarının ödenmesi için, Selim SOMÇAĞ da internet üzerinden ekonomik danışmanlık yapan şahıs olduğunu, kendisinin de abonesi olduğunu, Venüs’ ün de kızı olduğunu, ona para yollama notlarının olduğunu, Mehtap YILDIZ’ ın şirkete tanıtım elemanı olarak alınacağını fakat alınmadığını, onunla ilgili aldığı notlar olduğunu,
Diğer sayfada bulunan Maltepe ADD PC bekliyor, Şişli ADD diye alınan notlar UMAG ugurmumcuvakfı komple. doc ... Şeklindeki notlar sorulduğunda; Bunların işiyle ilgili olduğunu, bazı şubelere bilgisayar temini veya tamiri ile ilgili notların olduğunu, Ali BALYEMEZ kendisinden sürekli borç olan bir arkadaşının olduğu, Nuri KURTCEBE de karikatürist olduğunu, ADD’ deyken kendisine geldiğini,
Siyaset başlıklı desteklenenlerden yazılar istenecek, özgeçmişler toplanacak, otel ayarlanacak....slogan bulunacak (Biz devrimciyiz, Devireceğiz, Ya DBP, Ya CHP) Bir otelde toplantı yapılacak ....şeklindeki notlar kendisine ait olduğunu, bu notları 2005 yılında aldığını "biz devrimciyiz devireceğiz" şeklindeki sloganı Deniz BAYKAL’ ı parti içinde Genel Başkanlıktan düşürmeye yönelik yapmış olduğu çalışmanın olduğunu, DBP de Deniz BAYKAL Partisi anlamında olduğunu,
Dosya içerisinde bulunan ve Emniyet Müdürlüğünce çözümü yapılan 8 Şubat 2008 tarihli Marmara Üniversitesi Haydarpaşa kampusünde ADD Kadıköy Şubesince düzenlenen Hukuk ve Siyaset Okulu başlıklı paneldeki konuşma çözümü sorulduğunda; bu panele Kadıköy ADD Şubesi’nin daveti üzerine konuşmacı olarak katıldığını, kendisinin o konuşmasında "Darbe istemeyin, Türk Ordusu’ nu rahat bırakın, zaten önümüzde ekonomik bir kriz var, bu iş doğal olarak bitecekse bitsin" şeklinde ana fikri olan bir konuşma yaptığının daha sonra medyanın bunu çarpıttığını konuşmanın içerisindeki bir kısım sözlerin yeri değiştirilerek verildiğini,
Dosya içerisinde bulunan konuşma CD’ si "içindeki konuşmalar ile Ergenekon Terör Örgütü’ nün ülkede kriz ve kargaşa ortamı yaratılarak cebir ve şiddet yöntemleri ile T.C. Hükümeti’ nin ıskarta çalıştığı hatırlatılarak, sorulduğunda "Bu kadar alkış aldığımıza göre örgütü kurduk biz, evet, evet" ...kendisinin bu sözleriyle özellikle siyasi kimliği ile ülke meselelerini değerlendirip... Atatürkçülerin sürekli darbe istediklerini ancak, ekonomik krizin çıkması durumunda halkın bunu değerlendireceğini ve daha iyi anlayacağını, normal seyri için de bunların gelişmesi gerektiğini askeri darbe yapıldığı takdirde onların kahraman olacağını ve kendisinin de ekonomik krizi önünde bulacağını anlatmaya çalıştığını, ...yılda 1 veya 2 defa çağırılırsa bu şekilde konuşmalar yaptığını, Ergenekon Silahlı Terör Örgütüüyesi olmadığını,
USİAD’ a 2003 yılında üye olduğunu, Kemal ÖZDEN USİAD’ın kurucusu ve başkanı iken, 2003 yılında bir söyleşide karşılaştığını ve kendisine USİAD’ın felsefesini anlattığını, ulusal ekonomiyi destekleyen bir dernek olduğu için kendisine uygun geldiğini, kendisini davet ettiğini ve USİAD’ a üye olduğunu, 2001 yılında ve öncesinde yapılan bağlantıların da Ergenekon Terör Örgütü’ nün LOBİ faaliyetleri içerisinde yer aldığından haberinin olmadığını, Veli Küçük’ ün iş adamlarından ve Kemal ÖZDEN’ den 3 milyon dolar para aldığını, Ulusal Medya’nın oluşturulması için görüşmeler yapıldığını bilmediğini, kendisine kimsenin anlatmadığını,
Sorgu beyanı
Savcılık beyanı okunup, sorulduğunda; doğru olduğu, oradaki beyanını aynen tekrar ediyorum, dediği, devamında kendisinin üye seviyesinde siyasi bir kimliğe sahip olduğunu, kayıtlara göre Sevgi ERENEROL ile kendisinin telefon görüşmelerinin olduğunu söylendiği, kişisel tanışıklığının olmadığını, 0555 239 16 61 no’lu telefonun kendisine ait olduğunu ancak bu telefonla Sevgi hanımı aramadığını, Kemal ALEMDAROĞLU ile 2004 yılında yapmış olduğu ADD Kadıköy Şube Başkanlığı görevi aracılığı ile tanıştığını o yüzden arasında zaman zaman telefon görüşmeleri olduğunu, kendisinin USİAD adlı iş örgütünün genel sekreteri olduğunu, USİAD Ulusal Sanayi Kalkındırmayı amaçlayan bir örgütlenme olduğunu, bu gayri hesaptan kastının tüm şirketlerin tuttuğu resmi hesaplara ilişkin bir hesap olduğunu, emniyet ifadelerinin genelde basında çarpıtıldığı için orada ifade vermek istemediğini, Zeki POLAT’ ın USİAD’ dan çıkarılmasının kendisinin burada görev aldığı tarihten önceye rastladığını, USİAD üzerinde Veli Küçük veya Doğu PERİNÇEK’ in bir etkisinin olabileceğini düşünmediğini, kendi zamanında böyle bir etkiye rastlamadığını, kendisi göreve başladıktan sonra Kemal ÖZDEN’ in Doğu PERİNÇEK ile görüştüğünü bildiğini, kendisi görevde iken geçmişe yönelik yaptığı incelemelerde herhangi bir şekilde para akışına şahit olmadığını, konuşmalarda geçen askerler tarafı sözünden kastının askeriye içerisindeki bir grup olmadığını, kendisinin şuanda ki müdafii olan Av. Filiz ESEN kendisinin daimi avukatı olduğunu ayrıca Ergenekon soruşturmasının şüphelilerinden olan İbrahim BENLİ’ nin de avukatı olduğunu, onun faksı bozulduğu için mahkemedeki kısıtlama ile ilgili karar kendisinin faksına gönderildiğini, Ayten hanımın bu durumdan kendisini haberdar ettiğini, telefonundaki mesajın BMC SOFTWARE şirketinin sorumlusu DENY tarafından gönderildiğini, Zohar’ da bu şirketin yetkililerinden olduğunu, bu şirketle şirketinin arasında ticari ilişki olduğunu, kendisinin Marmara Üniversitesi kampusunda ADD Kadıköy Şubesi tarafından düzenlenen hukuk ve siyaset konulu panelde hukuk dışına çıkılacağı günler geliyor diye düşünüyorum şeklinde lanse edilen sözlerin çarpıtıldığını, paneldeki diğer sözlerinin de bu açıdan değerlendirilmesini istediğini,
Şüpheli devamla, Harbiye Orduevi’nde Şener ERUYGUR ile yapılan toplantının tamamen dernek faaliyetleri ile ilgili bir toplantı olduğunu, kendisinin ADD ile bir organik bağının görüşme tarihi itibariyle kalmasa da davet üzerine bu toplantıya katıldığını, kendisinin Yaşar Hacı SALİHOĞLU’ nun Karargâh evleri denilen örgütlenme ile bir ilgisi olduğu iddiasını bugün öğrendiğini bu konuda bilgisinin olmadığını, Avukat Filiz ile hukuki konularda zaman zaman fikirlerini paylaştığını, Ergenekon iddianamesini konuşmasının da bu sebeple olduğunu,
Şüpheliye cevap vermek zorunda olmadığı kendisine hatırlatılarak 12.06.2008 tarihli şuandaki müdafii Filiz ESEN ile yaptığı görüşme okundu, sorulduğunda; kendisinin bu görüşmenin ayrıntısını hatırlamadığını,
Şüpheli devamla, kendisine okunan CD çözüm tutanağı ifadelerinde bahsi geçen panelle ilgili konuşmalar olduğu, kesinlikle askeri darbeye karşı olduğu ancak yalnızca iki seçeneği olan bir soru yöneltildiğinde yani şeriat mı darbe mi denildiğinde elbette ki darbeyi tercih edeceğini, sahip olduğu siyasi, kişisel ve milli düşüncel

9- Şüpheli Barbaros Hayrettin ALTINTAŞ 
a-Savunmaları,

           Emniyet beyanı

Askerlikten sonra servis şoförlüğü yapmaya devam ettiğini,1993 yılında Ayşe DUYGU ile evlendiğini bu evliliğinden bir çocuğu olduğunu, 2001 yılında eşinin vefat ettiğini, Onun vefatından sonra şuan 14 yaşında olan çocuğuyla birlikte yaşadığını, Yaklaşık 3,5 sene önce şuan çalıştığı M. Şirketine şoför olarak başladığını, Halen çalışmaya devam ettiğini,1981 yılında Kadıköy Emniyet Müdürlüğünden aldığını, Bu pasaportla 1982 yılında Suudi Arabistan’a şoför olarak Türk Arap ortaklığı olan El Suudi firmasında yaklaşık 1,5 sene kadar çalıştığını,  1988 yılında Kadıköy Emniyet Müdürlüğünden yenileyerek bu pasaportla Yunanistan’a otobüsle turist taşıdığını, Ergenekon Örgütüne üyeliği olmadığını, Sadece basın ve medya kuruluşlarında duyduğu kadarı ile bilgisinin bulunduğunu,  Hasan Atilla UĞUR isimli şâhsı tanımadığını, beyan etmiştir.

            Savcılık beyanı

Emniyette verdiği ifadeyi aynen tekrar ettiği, ancak birçok kişinin ismi sayılarak tanıyıp tanımadığım sorulduğunda Hasan Atilla UĞUR' u tanımadığını beyan ettiği ancak Hasan Atilla UĞUR' u tanıdığını, kendisini teyzesinin kocası olan Ali E.' in arkadaşı olması nedeniyle tanıdığı, yaklaşık 3-3,5 yıldır tanıştıklarını, şu anda çalışmış olduğu M. şirketine girmesine kendisinin vesile olduğunu, kendisini KÜRŞAT olarak tanıdığını, bundan yaklaşık 4- 5 ay önce isminin Hasan Atilla UĞUR olduğunu öğrendiğini, Emniyet Müdürlüğü'nde verdiği ifade sırasında özel olarak kendisine Hasan Atilla UĞUR'u tanıyıp tanımadığı ve ilişkileri tek soru olarak sorulduğu halde, tanımadığını beyan etmiş olmasının nedeni sorulduğunda, o an için aklına gelmediğini, daha sonra hatırladığını, Hasan Atilla UĞUR' un M.' in sahibi olan B. G.'nın yanına gelip gittiği zamanlarda kendisini karşılaştığı ve işlerini gördüğünü, ilişkisinin bundan ibaret olduğunu, kendisi ile ortak yürüttüğü herhangi bir faaliyet veya eylem olmadığını, B. ve Atilla UĞUR' un ilişkisini bilmediğini, kendisi yanında herhangi bir şey konuşmadıkları, Şüpheli Hasan Atilla UĞUR’un İstanbul' a geldiği zaman Doğuş Grubu HYATT OTEL'inde kaldığını, anahtarı alıp kendisine verdiğini, bunu da müsait olduğu zamanlarda yaptığını, onun dışında herhangi bir ilişkisinin olmadığını, M. şirketinde herhangi bir odasının olmadığı, bildiği kadarıyla odanın M. şirketi B. G.' ya ait olduğu, Atilla UĞUR’un yaklaşık ayda bir defa gelip gittiğini, bildiği kadarıyla M. şirketinin danışmanlık olduğu, B. Bey'in ayrıca bir golf sahasına sahip olduğu,  yabancılarla görüştükleri, ama ne iş yaptıklarını bilmediğini, aramalar sırasında ele geçirilen ajandaların kendisine ait olmadığını, kime ait olduğunu da bilmediğini, ajanda içerikleri hakkında bilgiye sahip olmadığını, B. Bey'in şoförü olduğunu sadece onu gideceği yere götürüp getirdiğini, ruhsatlı silahı olduğunu, telefon görüşmelerinde geçen  "Silahı yan tarafa koydum, bilgin olsun, arabanın içine" şeklinde kendisine söyleyen şahsın aynı şirkette şoförlük yapan Erdem ERMUTLU isimli şahıs olduğunu, havaalanına girerken silahı içeri almadıkları için araca bıraktığı,  haber vermek için böyle konuştuğunu, Aramalar sırasında evinde bulunan bilgisayara el konulduğu, o bilgisayarın kendisine ait olduğu başka kimsenin kullanmasının mümkün olmadığı, Şüphelinin evinde ele geçirilen SEAGATE marka bilgisayar hard diski üzerinde yapılan incelemelere ilişkin tutanaklar okundu, deniz kuvvetlerine ait belgeler, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı'na müracaat formları, sözleşmeli subay olmak isteyenlere ilişkin formlar, Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na ait OFSET Sözleşmesi vs.. şeklinde bilgi ve belgelerin "Gizli" kaşeli evrakların bulunduğu görülmekle okundu, soruldu: evinden bir adet kendisine ait bilgisayar alındığını, ayrıca işyerinde bulunan bilgisayarlar  ve Ankara M. firmasının da bilgisayarlarına kendisinin kullandığı düşünülerek el konulduğunu bu bilgi ve belgelerin M. şirketine ait olduğunu evinde ki bilgisayarda böyle belgelerin bulunmasının mümkün olmadığı, çocuğunun oyun oynadığını ve sohbet ettiğini, şirketteki görevinin şoförlük olduğunu, bilgisayarların şirketteki  diğer elemanlar tarafından kullanıldığını, şirketle ortaklığı olmadığını, Hasan Atilla UĞUR'un da şirkete ortak olmadığını bildiğini, B. Bey'in şirkete ortak olabileceğini zannetmediğini, sadece şirkette çalışan bir eleman olduğunu, B. Bey kendisini Atilla Bey ile ilgilenmesi  için görevlendirdiği için onun işlerini takip ettiğini, zaman zaman da ayda bir veya iki ayda bir 100 YTL Atilla Bey’in verdiği şeklinde beyanının bulunduğu,
Sorgu beyanı
İfadelerinde ismi geçen Hasan Atilla Uğur yani kendisine Kürşat diye de hitap ettiği ve ilk tanıştığında muvazzaf subay olduğunu bildiği kişinin Ankara' da yaşamakta olan Hasan Atilla UĞUR olduğu, genelde ayda bir İstanbul’a geldiğini, B. 'in arkadaşı olması sebebiyle patronunun talimatı ile kendisi tarafından Hayatt Otele götürüldüğü, B. G.’nın yanına teyzesinin kızının kocası olan Ali E. vasıtasıyla tanıdığını, Hasan Atilla Uğur sayesinde yerleştirildiğini, 3,5 yıldır onun yanında çalışmakta olduğunu, B. ile Atilla arasında ne tür bir ilişki olduğunu bilmediğini, B. Beyin işyerine genelde işadamları ve yabancılar geldiğini, bildiği kadarı ile B. G.’nın İngilizce konuşup yazdığını, kendisine gösterilen ajandadaki notların kimin tarafından tutulduğunu tam olarak bilmemekte birlikte, şirketteki kızlar tarafından tutulduğunu düşündüğünü, bu notları B. Bey’in tutturduğu, Bu ajandanın bulunduğu yerde herhangi bir ajanda olmadığını, Kendisine okunan ajandanın ele geçirildiği yer olarak gözüken adresin şirketin adresi olduğunu, ajanda içeriği konusunda herhangi bir bilgi sahibi olmadığını,  Denizli de askere başladığını, daha sonra Cumhurbaşkanlığı Muhafazada devam ettiğini, bu süreçte bu dosyanın hiçbir şüphelisi ile birlikte bulunmadığını, Nilüfer' in hazırladığı Yargıtay'daki dosya içeriği hakkında bilgisinin bulunmadığını, sadece numarasını Atilla Uğur' a faksladığını, Atilla Uğur ' un telefon konusunda bu kadar hassas olmasının sebebinin Abdullah Öcalan' ı sorgulayan ve bu yüzden de ölüm listesinde olmasından dolayı olduğunu daha sonra öğrendiğini, DVD ve CD' 1erin Ankara' da ki ofisle ilgili olduğunu,
b-Elde Edilen Dokümanlar, 
İş Adresi: (M. Dış Tic.A.Ş.) Taksim Cumhuriyet Caddesi Kervansaray Apt.No:30 Beyoğlu/İSTANBUL
- (1) adet siyah renkli ajanda
- (1) adet Kahverengi renkli ajanda
İş Adresi: (M. Dış Tic.A.Ş Ankara Temsilciliği): Şehit Ersan Caddesi No:24/6 (Başbakanlık Resmi Konutunun Karşısı) Çankaya/ANKARA
-(2) Sayfa “Savunma sanayii icra komitesi toplantısı basın açıklaması 5 Aralık 2007”   ibaresi ile başlayan “Milli savunma bakanlığı” ibaresi ile biten doküman,
-(1) Sayfa “Atak helikopteri Projesi basın açıklaması (7) Eylül 2007 ”   ibareli internet çıktısı doküman,
-(1) Sayfa “Işıl Ş.”   ibaresi ile başlayan “www.M..com.” ibaresi ile biten İngilizce yazılı not,
-(1) Sayfa “Savunma sanayi Müsteşarı Sn. Murad B.’ın Ekim/Kasım 2007 faaliyet programı başlıklı çizelge,
-(1) Sayfa “Riyal Savunma sanayi dış tic. Ltd.ti.” “Y.Burçin R.”  ibaresi bulunan kartvizit fotokopisi bulunan not,
-(1) Sayfa “Işıl Ş.”   ibaresi ile başlayan ön yüzünde İngilizce yazılı ve arka yüzünde mavi tükenmez kalem ile yazılmış isimlerin bulunduğu ve” Nuran İ.” adı ile biten doküman,
- Ön yüzünde “Kasım 2007” ibareli boş çizelge ve arka yüzünde mavi tükenmez kalem ile yazılmış 16/01/2007 tarihli doküman,
-(1) sayfa “orta menzilli Tank savar Silah sistemi (OMTAŞ) hazır alım ihalesi teklifine çağrı “başlıklı internet çıktısı,
-(7) Adet tarafımızdan numaralandırılan mavi ve kırmızı renkli tükenmez kalemlerle yazılmış “M. İnternational” ibareli kartvizitler üzerine yazılmış arkalı önlü notlar.
-(1) Adet üzerinde ‘Look at the Bright Side” ibareli ve tarafımızca numaralandırılan birinci sayfasında mavi tükenmez kalem ile  “Cuma 04.04.2008 ibaresi ile başlayan toplam 419 sayfadan oluşan çizgili ajanda,
-(1) Adet üzerinde “CAMPUS NOTEBOOK- s subject notebook” ibareli birinci sayfasında “Mücahit Bey-Belma” ibaresi ile başlayan toplam 290 sayfadan oluşan çizgili ajanda,
-(1) Adet üzerinde “V.I.P. NOTEBOOK” ibareli birinci sayfasında “Serdar” ibaresi ile başlayan toplam 184 sayfadan oluşan çizgili ajanda,
-(1) Adet üzerinde “Basic Notebook” ibareli üçüncü sayfasında “Javier” ibaresi ile başlayan toplam 180 sayfadan oluşan kırmızı kaplı çizgili ajanda,
-(1) Adet üzerinde “FRESH” ibareli birinci sayfasında “Mustalil” ibaresi ile başlayan toplam 212sayfadan oluşan çizgili ajanda, -(1) Adet üzerinde “İMAGE” ibareli ve tarafımızdan numaralandırılan birinci sayfasında “Hava araçları projeleri” ibaresi ile başlayan toplam 244 sayfadan oluşan çizgili ajanda,
-(1) Adet üzerinde “SELEX” ibareli toplam 254 sayfadan oluşan kareli/ çizgili ajanda,
-(1) Adet üzerinde siyah tükenmez kalem ile “6 otoyol projesi ibaresi ile başlayan “Leyla hanım” ibaresi ile biten doküman,
-(1) Adet üzerinde “ATAK” ibaresi ile başlayıp mavi tükenmez kalem ile İngilizce yazılı ve arka sayfasında yine İngilizce devam eden not,
-(6) Sayfa Ajanda sayfalarına kurşun kalem ile yazılmış birinci sayfasında “Erol Bey1602 ibaresi ile başlayıp altıncı sayfası “USF–2017 bitecek” ibaresi ile son bulan doküman,
-(1) Adet üzerinde “Elektrik Müteahhitleri Derneği” ibareli 12. sayfasında “1 Ocak Pazartesi-Öztaş” ibaresi ile başlayan toplam 384 sayfadan oluşan çizgili ajanda,
-(2) Adet tarafımızdan numaralandırılan sarı yapışkanlı kâğıt üzerine kırmızı tükenmez kalem ile yazılmış “hybrod mül” ibaresi ile başlayan not,
-(1) Adet Nokia 6030 marka IMEI 351897/01/842990/6 seri nolu telefon ve içerisinde,
-(1) Adet 899002-9268230999256 L 6969 seri nolu Vodafone sim kart
-(1) Adet Nokia 1112 marka IMEI 358068/01/502096/4 seri nolu telefon ve içerisinde,
-(1) Adet 899002-9258070105221L 6969 seri nolu Vodafone sim kart
-(1) Adet SAGEM marka 332311351154174 8 IM 3V MW30268 seri nolu telefon ve içerisinde,-(1) Adet 0701290110704 seri nolu Turkcell Hazırkart,-(1) Adet Nokia 1112 mark

1-MEHMET ŞENER ERUYGUR, KEMALETTİN  Oğlu REMZİYE'den olma, 17/06/1941 doğumlu, ERZURUM ili, YAKUTİYE ilçesi, VANİEFENDİ köy/mahallesi, 60 cilt, 73 aile sıra no, 11 sıra no'da nüfusa kayıtlı Fenerbahçe Orduevi Korumalı Konutlar Fahrettin Altay Apt.No:2 Kadıköy/ İSTANBUL ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. FİLİZ ESEN
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak, Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme,
SUÇ TARİHİ 	:    Ankara  - 01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008- 05.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	:   05/07/2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 05/07/2008 tarih 2008/71 sayılı kararı
TAHLİYE TARİHİ 	:    21.09.2008
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/1, 311/1,312/1 , 313/1, 135/2, 43, 137/1-a, 326/1, 327/1, 765 sayılı TCK' nun 232, 3713 sayılı Yasanın 5, TCK' nun 53, 58/9, 63.,
Şüphelinin örgütün üst düzey yöneticisi olması sebebiyle TCK.nun 313/4, 314/3 ve 220/5 maddeleri uyarınca 10.07.2008 tarihli iddianame ile açılan kamu davasına konu Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması eylemlerinden sorumlu tutulması gerektiğinden; TCK’nun 82/a-g, TCK.nun (82/a-g, 35/2 (4 kez), TCK.nun 174/1-2, TCK.nun (170/1-c (3 kez), TCK.nun 151/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddeleri.

2-AHMET HURŞİT TOLON, BURHAN  Oğlu NEDİME'den olma, 03/08/1942 doğumlu, İSTANBUL ili, KADIKÖY ilçesi, OSMANAĞA MAH. köy/mahallesi, 18 cilt, 1611 aile sıra no, 7 sıra no'da nüfusa kayıtlı Türkocağı Cad.Mudeko Loj. Ordu Evi Yanı A Blok D:5 Balgat  Bala/ ANKARA ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. İLKAY SEZER, Av. KÖKSAL BAYRAKTAR Av. DİLEK HELVACI
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme,
SUÇ TARİHİ 	:    01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 05.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	:   05/07/2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 05/07/2008 tarih 2008/71 sayılı kararı
TAHLİYE TARİHİ 	:    06.02.2009
SEVK MADDESİ	:    TCK' nun 314/1, 311/1, 312/1, 313/1, 135/2, 43, 137/1-a, 334/1, 3713 sayılı Yasanın 5, TCK' nun 53, 58/9, 63
Şüphelinin örgütün üst düzey yöneticisi olması sebebiyle TCK.nun 313/4, 314/3 ve 220/5 maddeleri uyarınca 10.07.2008 tarihli iddianame ile açılan kamu davasına konu Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması eylemlerinden sorumlu tutulması gerektiğinden; TCK’nun 82/a-g, TCK.nun (82/a-g, 35/2 (4 kez), TCK.nun 174/1-2, TCK.nun (170/1-c (3 kez), TCK.nun 151/1, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. maddeleri.

3-LEVENT ERSÖZ, MEHMET  Oğlu YADİGAR'den olma, 19/04/1954 doğumlu, ISPARTA ili, MERKEZ ilçesi, KEPECİ köy/mahallesi, 20 cilt, 182 aile sıra no, 35 sıra no'da nüfusa kayıtlı 113. Cadde İlko Sitesi 1101.Sokak No:6 Çayyolu Merkez/ ANKARA ikamet eder. Atılı suçtan Silivri 4 Nolu L Tipi Ceza İnfaz  Kurumunda TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av. GÜLTEN GÜVEN
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,  Resmi Belgede Sahtecilik
SUÇ TARİHİ 	:    Ankara  - 15.01.2009
YAKALANMA TARİHİ 	:    08/08/2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   15.01.2009 – 16.01.2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   16/01/2009 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 16/01/2009 tarih 2009/19 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:    TCK' nun 314/1, 311/1, 312/1, 313/1, 135/2, 43, 137/1-a, 204/1,3713 sayılı Yasanın 5, TCK' nun 53, 58/9, 63

4-HASAN ATİLLA UĞUR, RAMAZAN ALİ  Oğlu AYSEL'den olma, 19/12/1957 doğumlu, KARAMAN ili, MERKEZ ilçesi, HOCAMAHMUT MAH. köy/mahallesi, 15 cilt, 134 aile sıra no, 24 sıra no'da nüfusa kayıtlı. Çolaklı üç Tepeler Mahallesi Tilkiler Mevkii No:20 Manavgat Antalya adresinde ikamet eder, Atılı suçtan Silivri 4 Nolu L Tipi Ceza İnfaz  Kurumunda TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av. ALPGİRAY BOZKURT AVLAĞI
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:    01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 04.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	:   04/07/2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 04/07/2008 tarih 2008/68 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:    TCK' nun 314/1, 311/1, 312/1, 313/1, 135/2, 43, 137/1-a, 6136 sayılı yasanın 13/3-4, TCK' nun 54, 3713 sayılı Yasanın  5, TCK' nun 53, 58/9, 63

5-MUSTAFA ALİ BALBAY, FEVZİ  Oğlu MELEK'den olma, 08/08/1960 doğumlu, BURDUR ili, YEŞİLOVA ilçesi, GÜNEY YUKARI CAMİ MAH köy/mahallesi, 27 cilt, 175 aile sıra no, 20 sıra no'da nüfusa kayıtlı Park Rönesans Sitesi Yeni 24. Cad. 6/16 Yüzüncüyıl Merkez/ ANKARA adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Ceza İnfaz  Kurumunda TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av. AKIN ATALAY, Av. BÜLETN UTKU
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,  Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
SUÇ TARİHİ 	:    ANKARA - 01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 05.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	:   06/03/2009 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 06/03/2009 tarih 2009/35 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:   TCK' nun 314/2, 311/1, 312/1, 313/1, 326, 327, 334, 3713 sayılı Yasanın  5, TCK' nun 53, 58/9, 63

6-SİNAN AYDIN AYGÜN, NECİP  Oğlu AYTEN'den olma, 10/03/1959 doğumlu, ANKARA ili, ÇANKAYA ilçesi, ÇANKAYA MAH. köy/mahallesi, 19 cilt, 741 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Osman Bektaş Mahallesi Özzambak Yapı Kooperatifi A Blok 1/1 Merkez Erzurum adresinde  ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. Dr. BÜLENT H. ACAR
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma,  Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
SUÇ TARİHİ 	:    01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 04.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	:   04/07/2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 04/07/2008 tarih 2008/68 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:    TCK'Nın 311/1, 312/1, 313/1, 314/2, 3713 sayılı Yasanın 8/1(2. Cümle), 5, TCK'nın 53,55/1, 58/9, 63

7-İLKER GÜVEN, MEHMET SELAHATTİN  Oğlu HASENE MUZAFFER'den olma, 20/01/1942 doğumlu, İSTANBUL ili, KADIKÖY ilçesi, OSMANAĞA MAH. köy/mahallesi, 18 cilt, 401 aile sıra no, 7 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Çakmak Mah. Tavukçuyolu Cad N 32 Ağaoğlu Sitesi My City C1 Blok D:27  Ümraniye/ İSTANBUL 

MÜDAFİİ	: Av. Bahtiyar KURT
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
SUÇ TARİHİ 	:    01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 04.07.2008
SEVK MADDESİ	: TCK'nın 314/2, 334, 3713 sayılı Yasanın 5, TCK'nın 53, 58/9, 63.

8-BİROL BAŞARAN, ALİ  Oğlu HATUN'den olma, 15/07/1956 doğumlu, ANKARA ili, ÇANKAYA ilçesi, EMEK MAH. köy/mahallesi, 28 cilt, 1203 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı,  Ataşehir 57 Ada Manolya  No:3-18 D:2  Kadıköy/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Silivri 4 Nolu L Tipi Ceza İnfaz  Kurumunda TUTUKLU

MÜDAFİİ	: Av. HÜSEYİN ERSÖZ
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,  Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme
SUÇ TARİHİ 	:    01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 04.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	: 04/07/2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 04/07/2008 tarih 2008/68 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	: TCK'nın 314/2,312/1,313/1, 3713 sayılı Yasanın 5, TCK'nın 53, 58/9, 63.

9-BARBAROS HAYRETTİN ALTINTAŞ, İSMET  Oğlu SAİME'den olma, 17/11/1955 doğumlu, İSTANBUL ili, KADIKÖY ilçesi, BOSTANCI MAH. köy/mahallesi, 2 cilt, 160 aile sıra no, 16 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Zühtü Paşa Mahallesi Recep Peker Sokak No:10/7 İmer Apt. Kadıköy/ İSTANBUL adresinde ikamet eder

MÜDAFİİ	: Av. ÜMİT GAZİOĞLU
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
SUÇ TARİHİ 	:    01.07.2008
GÖZALTI TARİHİ 	:   01.07.2008 - 03.07.2008
TUTUKLAMA TARİHİ	: 03/07/2008 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 03/07/2008 tarih 2008/65 sayılı kararı
TAHLİYE TARİHİ 	:    14.07.2008
SEVK MADDESİ	: TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5, TCK'nın 53, 58/9, 63

10-EROL MÜTERCİMLER, TAHİR  Oğlu MİHRİBAN'dan olma, 13/05/1954 doğumlu, İSTANBUL ili, MALTEPE ilçesi, ALTINTEPE köy/mahallesi, 2 cilt, 1221 aile sıra no, 1 sır

2009 Davos Zirvesi Krizi, 30 Ocak 2009 tarihinde İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu sırasında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres ve oturum moderatörü David Ignatius arasındaki diyalog/tartışma

Moderatör: (David Ignatius) Evet gerçekten de çok ateşli bir konuşmaydı...
T.Erdoğan: One minute, one minute, one minute... Olmaz!... One minute! (Alkışlar)
Moderatör: Peki Sayın Başbakan, size de söz veriyorum ama lütfen hakikaten bir dakika sürsün.
T. Erdoğan: Sayın Peres benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar yüksek çıkmayacak; bunu da böyle bilesin. Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz! Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum. Ülkenizde başbakanlık yapmış olan iki kişinin bana önemli lafları vardır.'Tankların üzerinde Filistin'e girdiğim zaman kendimi bir başka mutlu addediyorum' diyen başbakanlarınız vardır.'Tankların üzerine çıkıp da Filistin'e girdiğim zaman kendimi mutlu addediyorum' diyen başbakanlarınız olmuştur ve bana sayılar veriyorsunuz. İsim de veririm, merak edenleriniz vardır belki. Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Çünkü bu çocukları öldürenleri, bu insanları öldürenleri kalkıp da alkışlamak, öyle zannediyorum ki o da ayrı bir insanlık suçudur. Bakınız burada bir gerçeği bir kenara atamayız. Ben şurada çok not aldım; ama bu notların hepsini cevaplayacak fırsatım yok. Fakat ben buradan sadece size iki söz söyleyeceğim. Bir...
Moderatör: Sayın Başbakan... Sayın Başbakan... Tartışmayı... Tartışmayı yeniden başlatamayız. :T.Erdoğan: Excuse me, excuse me, bir, Tevrat... excuse me, bir... Sözümü kesmeyin!... Bir. Tevrat altıncı maddesinde der ki 'Öldürmeyeceksin!' (Yahudi inancının en kutsal metinlerinden biri olan On Emir'in 6. maddesini kastediyor.) Burada öldürme var. İki, bakın bu da çok enteresan, Gilard Azamonih, "İsrail barbarlığı zalimliğin de çok ötesinde bir şey", bir yahudi. Bunun yanında İsrail ordusunda askerlik görevini yapan Oxford Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü Avi Şalom, İngiliz gazetesi Guardian’da şunu söylüyor: 'Haydut devlet vasfını kazandığını' belirtiyor.
Moderatör: Sayın Başbakan... Sayın Başbakan... Ev sahibimiz (Forum'un kurucusu Klaus Schwab) teşekkür konuşması yapacaktı... Sayın Başbakan... Çok teşekkürler ama...
T.Erdoğan: Sana da çok teşekkür ediyorum. Sana da çok teşekkür ediyorum. Benim için de, benim için de bundan böyle, bundan böyle, Davos bitmiştir. Daha Davos'a gelmem! Bunu da böyle bilesin! (Ignatius'a) Siz konuşturmuyorsunuz! (Peres'i gösteriyor) 25 dakika konuştu, (kendini gösteriyor) 12 dakika konuşturuyorsunuz! Olmaz!

T.C.
İ S T A N B U L
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
(CMK’nın 250. Maddesi ile Yetkili Bölümü)
Soruşturma 	No	: 2010/2287
						                              TUTUKLU İŞ
Esas 		No	: 2011/813
İddianame 	No	: 2011/598

İ  D  D  İ  A  N  A  M  E
İSTANBUL (       ).  AĞIR CEZA MAHKEMESİNE
(CMK’nın 250. Maddesi ile Yetkili Bölümü)
DAVACI	:K.H.
MÜŞTEKİLER	:1-TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU, İstinye Mah. Darüşşafaka Cad. No:45  Sarıyer/ İstanbul adresli.
	:2-MEVLÜT ENGİN, Recep ve Fatma oğlu, 1980 doğumlu, Giresun Bulancak Yalı nüf. ky. Çıtlak Kale Mah. 26 Evler Sok. Şirin Yapı Koop. A5 L Blok D:17 Giresun adresli.
	:3-TURGAY DEMİRCAN, Nahit ve Makgüle oğlu, Ankara 1967 doğumlu, Ordu Merkez Karaca Ömer nüf. ky. Teyyare Düzü Mah. Mollaoğlu Sok. No:33/1 Giresun adresli.
	:4-ALİ AKDAĞ, Mehmet ve Hürmüz oğlu, Giresun 1967 doğumlu, Giresun Merkez Lapa Köyü nüf. ky. Hacı Siyam Mah. Atatürk Bulvarı No:79/1 Giresun adresli.
	:5-ŞENEL KAÇMAZ, Ahmet ve Emine oğlu, Çamlıca 1962 doğumlu, Giresun Çamlıca Keşan nüf. ky. Cemal Paşa Mah. Fırın Sok. No:7 D:3 Bayrampaşa İstanbul adresli.
	:6-HÜSEYİN VASFİ YOLASIĞMAZ, Ahmet Zühtü ve Günseli oğlu, 1962 doğumlu, Giresun Merkez Sultanselim nüf. ky. Sultanselim Mah. Osman Fikret Topallı Sok. No: 1/5 Merkez Giresun adresli.
	:7-MUSTAFA CİCİ, Osman ve Nazmiye oğlu, 1971 doğumlu, Fevziçakmak Mah. Taş Sok. No: 8/3 Merkez Giresun adresli.
	:8-HAKAN AKBAŞ, Bilenç ve Hatice oğlu, 1975 doğumlu, Hacı Miktat Mah. Suat Akgün Sok. No: 36/4 Merkez Giresun adresli.
	:9-YAKUP BEKDEMİR, Fehmi ve Emine oğlu, 1979 doğumlu, Burhaniye Köyü Merkez Giresun adresli.
	:10-AHMET BULUT, Mehmet ve Sevim oğlu, Adana1969 doğumlu, Elazığ Değirmenönü nüf. ky. Özlemli Sok. Köse oğlu Apt No:13/1 Küçükbebek İstanbul adresli.
ŞÜPHELİLER 	:1-OLGUN PEKER, Celal ve Huri oğlu, 22/01/1973 doğumlu, Giresun Bulancak Damudere nüf. ky. Başak Mh. Mevlana Celaleddini Rumi Cd. No:4D /17 Başakşehir/İstanbul adresli. Halen atılı suçtan Silivri 4 Nolu L Tipi Cez. TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Bülent Kılıç, Av. Serdar Öktem, Av. Murat Polat, İst. Barosu
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:05.07.2011

2-AZİZ YILDIRIM, Şevki Şefik ve Sermet oğlu, 02/11/1952 doğumlu, İstanbul Çekmeköy Reşadiye köy/mahallesi, 14 cilt, 459 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı Caddebostan Mah. Mehtap Sk. No:10 /6 Kadıköy/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Ahmet Köksal Bayraktar, Av.Şeref Dede, Av. Yasemin Merçil, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011 (4 gün)
YAKALAMA K. TARİHİ	:06.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:10.07.2011

3-MEHMET ŞEKİP MOSTUROĞLU, Sabahattin ve Taliha oğlu, 20/04/1966 doğumlu, İstanbul Fatih Şehremini köy/mahallesi, 15 cilt, 594 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı Cumhuriyet Cad. Ka - Han No:40/6 Elmadağ Şişli/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Naim Karakaya, Av. Selin Kurt, Av. Erkan Sarıtaş, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06/07/2011

4-ABDULLAH BAŞAK, İsmail ve Ayser oğlu, 25/11/1970 doğumlu, Diyarbakır Merkez İskenderpaşa MAH köy/mahallesi, 13 cilt, 600 aile sıra no, 19 sıra no'da nüfusa kayıtlı İstanbul Kadıköy Göztepe Fahrettin Kerimgökay Cad. Demirli Sitesi NO:229/6 adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Soner Babalık, İstanbul Barosu
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06.07.2011

5-ABDULLAH EKER, Yusuf ve Hava oğlu, 04/12/1986 doğumlu, Giresun Merkez Çaldağ/Osmaniye köy/mahallesi, 56 cilt, 63 aile sıra no, 50 sıra no'da nüfusa kayıtlı Fevzi Çakmak Mahallesi Şen Sokak No 7 Merkez/ Giresun adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Çağdaş Mıhcı, Av. İsa Yıldız, Av. Muhammet Bilal Üzer, Giresun Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:04.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:07.07.2011

6-ABDULLAH KARAKUZ, Hasan ve Zeliha oğlu, 01/04/1969 doğumlu, Giresun Merkez Uzgur köy/mahallesi, 64 cilt, 98 aile sıra no, 69 sıra no'da nüfusa kayıtlı Hacımiktat Mah. Yaylı Sok. No:10 Merkez/ Giresun adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Yücel Kırım, Av. Mükremin Kırılmaz, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:04.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:07.07.2011

7-ABDURRAHMAN YAKUT, Ali ve Sultan oğlu, 01/05/1960 doğumlu, Diyarbakır Sur Savaş köy/mahallesi, 19 cilt, 111 aile sıra no, 11 sıra no'da nüfusa kayıtlı Kooperatifler Mah. Kışla Cad. No:24 /15 Yenişehir/ Diyarbakır adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Ahmet Kurtuluş, Av. Gülendam Yakut Yaşar, Düzce Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:05.07.2011

8-AHMET ÇELEBİ, Lebip Birsen ve Muazzez oğlu, 19/09/1966 doğumlu, Diyarbakır Sur Camii Kebir köy/mahallesi, 5 cilt, 251 aile sıra no, 9 sıra no'da nüfusa kayıtlı Atakent Mah. Mithatpaşa Cad. No .88/1 Ümraniye/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Şeyda Yıldırım, Av. M.Berzan Ekinci, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06.07.2011

9-AHMET ATEŞ, Mehmet Yılmaz ve Zerrin oğlu, 27/05/1974 doğumlu, İstanbul Beşiktaş Etiler köy/mahallesi, 9 cilt, 758 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı Murat Reis Mah. Tık Nefes Sokak Demsel Sitesi B:1 Blok K.3 D:14 Bağlarbaşı Üsküdar Merkez/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Ali Rıza Dizdar, Av. Savaş Adalet, Av. Ahmet Akpınar, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:12.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:13.07.2011

10-ALİ KIRATLI, Mehmet ve Neriman oğlu, 11/07/1964 doğumlu, İstanbul Fatih Kocamustafapaşa köy/mahallesi, 47 cilt, 2172 aile sıra no, 3 sıra no'da nüfusa kayıtlı Eski Bağdat Cad. Sait Ali Bey Apt. No.63 Kat 2 D.8 Küçükyalı Maltepe/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Ramazan Dinç, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06.07.2011

11-BÜLENT UYGUN, Fikret ve Elmas oğlu, 01/08/1971 doğumlu, Sakarya Adapazarı Cumhuriyet köy/mahallesi, 2 cilt, 259 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı Çavuşve Mah. Barbaros Hayrettin Paşa Cad. No:53 /12 Kartal/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.İsmail Gürses, Sakarya Barosu
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06.07.2011

12-BÜLENT İBRAHİM İŞÇEN, Ahmet İsmet ve Songül oğlu, 29/06/1964 doğumlu, İstanbul Beşiktaş Türkali köy/mahallesi, 19 cilt, 2497 aile sıra no, 29 sıra no'da nüfusa kayıtlı Fahrettin Kerim Gökay Cd. Ekşi İş Hanı K:2 No:8 Altunizade Üsküdar/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Şener Atılgan, Av. Gülçin Kaya, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:07.07.2011

13-CEMİL TURHAN, Ruşen ve Fatma oğlu, 26/02/1947 doğumlu, Trabzon Akçaabat Adacık-Benlitaş köy/mahallesi, 22 cilt, 13 aile sıra no, 31 sıra no'da nüfusa kayıtlı Rıdvanpasa Sk. Göztepe Mah. No:2 /8 Kadıköy/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Kadir Akyıldız, Av.İbrahim Şahinkaya, Av.Hülya Şenova İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06.07.2011

14-COŞKUN ÇALIK, Hüseyin ve Feride oğlu, 25/05/1970 doğumlu, Giresun Çanakçı Akköy köy/mahallesi, 23 cilt, 4 aile sıra no, 160 sıra no'da nüfusa kayıtlı Yukarı Mevkii No:75 /1 Akköy Köyü Çanakçı/ Giresun adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Abdullah Soran, Av.Ali Yavuz Özek, Av. Veysel Dağaşan, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011 
TUTUKLAMA TARİHİ 	:05.07.2011

15-HAKAN KARAAHMET, Oktay ve Perihan oğlu, 04/05/1975 doğumlu, Giresun Bulancak Ucarlı köy/mahallesi, 7 cilt, 15 aile sıra no, 75 sıra no'da nüfusa kayıtlı Gaziler Mah. 160 Nolu Sk. No:8 /4 Merkez/ Giresun adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Mehmet Ali Devecioğlu, Av.Beyzanur Çelik, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:05.07.2011

16-HALDUN ŞENMAN, Gıyasettin ve Hatice oğlu, 19/07/1974 doğumlu, İstanbul Beyve Çatmamescit köy/mahallesi, 9 cilt, 98 aile sıra no, 10 sıra no'da nüfusa kayıtlı Yeniköy Mah. Ayazma Çıkmazı Sk. No:6 /2 Sarıyer/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Sena Demircan, Av. Pınar Ünlü, Av. Ali Rıza Dizdar, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:05.07.2011

17-İBRAHİM AKIN, Erdoğan ve Neşe oğlu, 04/01/1984 doğumlu, İzmir Karşıyaka Donanmacı köy/mahallesi, 11 cilt, 1517 aile sıra no, 9 sıra no'da nüfusa kayıtlı İbb Langa Spor Tesisleri Yenikapı Aksaray Fatih/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av. Hakkı Kurtuluş, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:12.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:13.07.2011

18-İLHAN YÜKSEL EKŞİOĞLU, Aslan ve Nezahat oğlu, 29/07/1966 doğumlu, İstanbul Kadıköy Caferağa köy/mahallesi, 4 cilt, 1501 aile sıra no, 7 sıra no'da nüfusa kayıtlı Kandıllı Mah. Hıdrellez Sk. No:2/4 /1 Üsküdar/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Ersan Şen, Av. Tuğçe Başarır, İstanbul Barosu 
GÖZALTI TARİHİ 	:03.07.2011
TUTUKLAMA TARİHİ 	:06/07/2011 

19-İSKENDER ALIN, Nazım ve Nermin oğlu, 28/02/1984 doğumlu, İstanbul Beykoz Çavuşbaşı köy/mahallesi, 21 cilt, 360 aile sıra no, 3 sıra no'da nüfusa kayıtlı Soğuksu Mah. Salkım Sk. No:72 /9 Beykoz/İstanbul adresli. Halen üzerine atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ 	:Av.Engin Çelebi, Av. Ali Rıza D

AZİZ YILDIRIM LİDERLİĞİNDEKİ SUÇ ÖRGÜTÜ
GİRİŞ
Olgun Peker liderliğindeki suç örgütüne yönelik teknik takiplerde; Olgun Peker’in Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ile yakın ilişki içerisinde olduğunun, bir dönem başkanlığını yaptığı Giresun Spor Kulübü hakkında transfer yasağı bulunması nedeniyle bu yasağın kaldırılması için Mahmut Özgener aracılığıyla bazı girişimlerde bulunduğunun görülmesi üzerine Mahmut Özgener de soruşturmaya dahil edilmiş, Mahmut Özgener’e yönelik iletişim tespitlerinde, Aziz Yıldırım’la; şüphe çeken bazı görüşmelerinin  olduğu, aracılar üzerinden görüşüp buluştukları, Aziz Yıldırım’ın; Fenerbahçe futbol takımının oynayacağı müsabakalarda görev alacak hakemlerin Fenerbahçe aleyhine karar vermemesi için girişimlerde bulunduğu, bazı müsabakalar için hakem ayarlaması yapmaya çalıştığı, Mahmut Özgener’in bu işler karşılığında futbol camiası içerisinde etkin konumda bulunan Aziz Yıldırım’ın desteğini almayı hedeflediği, Aziz Yıldırım’dan gelen her türlü talebe olumlu cevap vermeye çalıştığı görülmüş, ardından Aziz Yıldırım hakkında da örgütsel ilişkilerinin tespiti ve ortaya çıkarılması için 17.02.2011 günü adli çalışmalara başlanmıştır.	
Bu çalışmalarda; 1991–1992 sezonunda Fenerbahçe Spor Kulübünde Futbol Şube sorumlusu olarak görev yapan, 1998 yılından itibaren Fenerbahçe Spor Kulübünün başkanlığını yürüten Aziz Yıldırım’ın; Olgun Peker liderliğindeki suç örgütü ile ilişkili olduğu, kendisiyle birlikte hareket eden  Mecnun Otyakmaz, Bülent Uygun, Bülent İbrahim İşcen, Ali Kıratlı, Yusuf Turanlı, Abdullah Başak  ve İlhan Yüksel Ekşioğlu  isimli şüphelilerin de Peker Grubu ile irtibatlı oldukları, görülmüştür ( Bu konu aşağıda ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak irdelenmiştir).
Aziz Yıldırım’ın Olgun Peker ile irtibat halinde olmasına rağmen suç örgütü bünyesinde yer almadığı, etrafına topladığı şahıslarla birlikte, kendi liderliğinde, farklı  bir yapılanma içerisine girdiği,  bu yapılanmada Fenerbahçeli yöneticiler İlhan Yüksel Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu ile kardeşi Alaeddin Yıldırım’ın etkin konumda oldukları, birlikte, Fenerbahçe takımının oynayacağı veya Fenerbahçe takımının ligdeki sıralamasını etkileyebilecek müsabakalarla ilgili şike ve teşvik faaliyetleri yürüttükleri,  şahıslar arasındaki ilişkinin kulüp başkanı – yönetici  ilişkisinden çok, Aziz Yıldırım’ın legal/illegal her türlü talimatını yerine getirmeleri nedeniyle suç örgütü lideri ve elemanı arasındaki ilişki şeklinde olduğu, şüphelilerin  –futbol kulüplerinin yönetici profiliyle tezat oluşturacak biçimde- Aziz Yıldırım’dan aşırı şekilde çekindikleri ve korktukları, talimatlarını harfiyen yerine getirdikleri, saygı ilişkisinden öte  ast-üst  hiyerarşisi içerisinde oldukları anlaşılmıştır.
SUÇ ÖRGÜTÜNÜN GENEL YAPISI
Aziz Yıldırım’ın 1998 yılından itibaren Fenerbahçe Spor Kulübünün Başkanlığını yaptığı, Fenerbahçe futbol takımının 2010-2011 Süper Lig sezonuna kadar 4 lig şampiyonluğu kazandığı,  en son şampiyonluğunu 2006-2007 yılında elde ettiği, 2005-2006 ve 2009-2010 sezonlarında ise şampiyonluğu son maçta kaybettiği ve sırasıyla bu sezonlarda Galatasaray ve Bursaspor’un şampiyon olduğu, bu durumun camia içerisinde huzursuzluğa yol açtığı, başarının sadece kupa ve şampiyonluklarla ölçüldüğü Fenerbahçe gibi büyük kulüplerde,  üst üste birkaç yıl şampiyonluk elde edemeyen yönetimin başarılı kabul edilemeyeceği, son yıllarda yaşanan sezon sonunda son maçlarda şampiyonluğun kaybedilmesinin gerek camiada gerekse yönetimde şok etkisi yarattığı, bu nedenle yönetimin sezon başında üst üste 3 yıl şampiyonluk vaadinde bulunduğu, dolayısıyla bu sezon başında (2010-2011) mutlak şampiyonluk beklentisinin oluştuğu, ligin ilk yarısında oynanan maçlar sonunda lider Trabzonspor’la oluşan puan farkının ise şampiyonluk ihtimalini azalttığı, bunun da camia içerisinde sezon sonu yönetimin değişebileceği söylentilerine yol açtığı, Aziz Yıldırım ve ekibinin ise Fenerbahçe Spor Kulübünün yönetimini bırakmak istemedikleri, kulüp içerisindeki gücünün devam etmesi gerekliliğine inanan Aziz Yıldırım’ın bu nedenle sezonun 2. yarısı başladığında puan kaybına tahammülünün olmadığı, ayrıca sezon sonuna kadar futbol takımının puan kaybetmemesinin de tek başına yeterli olmadığı, rakibi durumundaki Trabzonspor’un da puan kaybetmesinin gerektiği, şampiyonluğun sadece sportif faaliyetlerle elde edilemeyeceğini düşünen Aziz Yıldırım’ın, bu nedenle, yönetimde yer alan bazı şahıslar ve geçmişte Sedat Peker grubu ile irtibatlı olan bazı şahıslarla birlikte ayrı bir oluşuma gittiği, yönetimde görev yapan diğer üyelerin bilgi ve rızaları dışında oluşan bu yapılanmanın kendi içerisinde ayrı toplantılar tertiplediği, kamu yararına dernek statüsünde bulunan Fenerbahçe Spor Kulübünün; ismi, toplumdaki saygınlığı ve köklü geçmişinin getirdiği etki ve gücü de kullanılarak örgütsel faaliyetlere zemin hazırlandığı,
Fenerbahçe Spor Kulübünün gelirlerine bakıldığında; sadece 2010 yılında 315 milyon TL gelir elde ettiği, 2011 yılı bütçesinin ise 367 milyon TL olarak Mali Genel Kurul sonucunda belirlendiği, 2010-2011 sezonu Spor Toto Süper Lig şampiyonluğu sonucunda Fenerbahçe SK’nün Türkiye Futbol Federasyonundan dayanışma payı dışında, şampiyonlar payı olarak 18 milyon TL, 26 galibiyet ve 4 beraberlik sonucunda 21 milyon TL ve şampiyonluk primi olarak 15 milyon TL almaya hak kazandığı, şampiyonlar Ligine doğrudan katılacak olması nedeni ile 16 milyon TL almaya hak kazandığı,	2010-2011 sezonu Süper Lig Naklen Yayın Gelirlerine bakıldığında, Fenerbahçe SK’nün şampiyon olması sonucunda diğer kulüplerin alacağı paydan fazlasını almaya hak kazandığı, bu gelirlerin; Fenerbahçe: 64.1 milyon TL, Trabzonspor:49.875 milyon TL, Beşiktaş: 40.325 milyon TL,  Galatasaray: 40.1 milyon TL, Bursaspor:36.650 milyon TL, şeklinde sıralandığı,
Tüm bunlar gözönüne alındığında Fenerbahçe Spor Kulübünün büyük bir ekonomik değere sahip olduğu, bu değerle birlikte Fenerbahçe Spor Kulübünün yöneticilerinin de sosyal ve ticari hayat içerisinde etkin bir konum kazandıkları, bu nedenle Fenerbahçe kulübünün yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduran Aziz Yıldırım ve talimatıyla hareket eden örgüt üyelerinin kulüp yönetimini bırakmak ve elde ettikleri etkinliği kaybetmek istemedikleri,
Aziz Yıldırım liderliğinde oluşturulan suç örgütünde, İlhan Yüksel Ekşioğlu ve Mehmet Şekip Mosturoğlu’nun etkin konumda oldukları, örgüt içerisinde tam bir hiyerarşik yapının bulunduğu, Aziz Yıldırım ile bu örgüt üyesi şüpheliler arasındaki ilişkinin kulüp başkanı-kulüp yöneticisi ilişkisinden çok, örgüt lideri ile elemanı arasındaki ilişki şeklinde olduğu, şahısların Aziz Yıldırım’ın talimatlarını legal-illegal ayrımı yapmadan emir olarak algılayarak yerine getirdikleri, örgüt üyeleri ile Aziz Yıldırım arasında suç işleme amaçlı bir birlikteliğin var olduğu,
Örgütte cezalandırma ve mükafatlandırma stratejisinin titizlikle uygulandığı; örgüt içerisinde bir yaptırım mekanizmasının bulunduğu, Aziz Yıldırım’ın örgüt üyelerini azarladığı, şike faaliyetlerinde başarısız olan örgüt üyelerinin örgütten dışlandığı, örneğin; 07.03.2011 günü oynanan Gençlerbirliği:2-Fenerbahçe:4 maçında Aziz Yıldırım ve İlhan Ekşioğlu’nun talimatlarıyla şike faaliyetlerinde bulunan ve bazı futbolcularla görüşen örgüt üyesi Doğan Ercan’ın; şike konusunda anlaştığı futbolcuların maçta iyi oynamaları nedeniyle, sonraki maçlarda şike faaliyetlerinde görevlendirilmediği, para dağıtımından pay alamayan şüphelinin  görev istediği, ancak Alaaddin Yıldırım ve İ.Ekşioğlu’nun bu talepleri reddettikleri (bu konu aşağıda ayrı bir başlık halinde ele alınmıştır), örgüt içerisinde şike faaliyetleri yürüten ve başarılı olanlara ise gerek peyderpey gerekse lig sonunda toplu olarak para dağıtımı yapıldığı, bu bağlamda; futbol takımının şampiyon olmasının akabinde; yoğun şekilde çalışan bazı üyelerin mükafatlandırıldığı, örneğin;  Ali Kıratlı’nın Kıbrıs’a tatile gönderildiği, Abdullah Başak’a ligin bitiminde İlhan Ekşioğlu tarafından Mini Cooper marka araç satın alındığı (bu konu aşağıda ayrı bir başlık halinde ele alınmıştır),
Aziz Yıldırım’ın; İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu aracılığıyla şike faaliyetlerinde bulunmanın yanı sıra, kimi zaman direkt -Sedat Peker Grubu ile bağlantılı olan ve devamlı yanında bulunan- örgüt üyesi Bülent İbrahim İşcen aracılığıyla de şike ve teşvik faaliyetleri yürüttüğü, ayrıca bu şahsı yanında korkutucu bir güç olarak bulundurduğu,
Şike ve teşvikle etkilenmek istenen maçtan haftalar önce örgüt lideri Aziz Yıldırım’ın; İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu’na hedef müsabakanın istenildiği şekilde sonuçlanması için faaliyetlere başlamaları talimatını verdiği, örgüt liderinden talimatları alan İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu’nun; önce kulüpte yönetici ve sorumlu düzeyde görevleri olan Serkan Acar, Alaeddin Yıldırım ve Cemil Turhan’la görüşüp konuşarak yapılacak faaliyetleri belirledikleri, ardından hedef müsabakanın oynanacağı takıma göre değişmekle birlikte, genel olarak; örgüt üyeleri Ali Kıratlı, Yusuf Turanlı, Ahmet Çelebi, Abdullah Başak, Yavuz Ağırgöl, Mehmet Yenice, Doğan Ercan, Mehmet Şen, Hasan Çetinkaya ve Sami Dinç’le irtibata geçerek bu şahıslara şike çalışmalarına başlamalarını söyledikleri, bu şahısların da futbol dünyasındaki geçmişlerinden gelen tecrübe, deneyim ve elde edilen çevreye dayanarak hedef müsabakanın yapılacağı takıma göre bir takım menajer, futbolcu, kulüp yetkilisi veya teknik sorumlularla irtibata geçtikleri ve şike ve teşvik konusunda görüşmeler yaptıkları, şike faaliyetlerinin yürütülmesinde para dağıtımının Aziz Yıldırım’ın talimatıyla Fenerbahçe Kulübü Mali İşler Müdürü Tamer Yelkovan aracılığıyla sağlandığı, İlhan Ekşioğlu’na ve Şekip Mosturoğlu’na şike parasının Tamer Yelkovan tarafından aktarıldığı, ancak para ödemesi konusunda şahısların Aziz Yıldırım’ın talimatı olmadan kesinlikle hareket etmedikleri, örgüt üyesi Tamer Yelkovan’ın; İlhan Ekşioğlu aracılığı ile şike faaliyetleri için ne kadar para dağıtıldığının hesabını düzenli olarak tuttuğu, (12.04.2011 günü Tamer Yelkovan’ı

;OLGUN PEKER LİDERLİĞİNDEKİ HAKSIZ ÇIKAR SAĞLAMA AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ
OLGUN PEKER(AYDIN)’IN;
1973 yılında Giresun’da doğduğu, 1984 yılında henüz 11 yaşında iş amacıyla İstanbul'a geldiği, 1990 yılında kafe işletmeciliğine başladığı, 1993 yılında, 20 yaşında, Kocaeli Gebze’de bir şahsı silahla yaralayarak ilk suçunu işlediği, bu suçtan dolayı 4 ay cezaevinde kaldıktan sonra memleketine döndüğü, burada bir süre kaldıktan sonra önce Balıkesir’e, ardından tekrar İstanbul’a geldiği, silahla yaralama suçundan mahkum olunca yakalanarak 18 ay cezaevinde yattığı, 1993 yılında; silahlı suç örgütü lideri Sedat Peker ile tanışan şüphelinin bu tarihten sonra Sedat Peker’le eylem ve fikir birliği içerisinde hareket etmeye başladığı, bu tarihten sonra anılan suç örgütüne üye olmaktan birçok kez hakkında işlem yapıldığı, 2000 yılında Sedat Peker'in desteğiyle Etiler'de işletme açtığı, aynı dönemde Sedat Peker’in desteği ve refaransıyla Fenerbahçe Spor Kulübüne üye olduğu ve bir süre Şükrü Saraçoğlu Stadının VİP tribünü sorumlusu olarak görev yaptığı, bu şekilde futbol camiasına giren şüphelinin 2002 yılında Özcan Üstüntaş’la birlikte Refleks Menajerlik şirketini kurarak futbolcu transferlerinde aracılık yapmaya başladığı,
Sedat Peker isminin medyada suç örgütü lideri olarak duyulması, şahsın kamuoyunda en güçlü mafya liderlerinden biri olarak kabul görmesi, şahsın soyadının dahi korku, caydırma unsuru haline gelmesi nedeniyle; hem bu etki ve güçten faydalanmak, hem de şahısla olan birlikteliğini kuvvetlendirmek amacıyla; "Aydın" olan soyadını, Akkuş Asliye Ceza Mah.in 2003/177 Esas kararı ile, "Peker" olarak değiştirdiği, (Kl:29, Dizi:385-398 arası)
2004 yılında Sedat Peker liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik gerçekleştirilen “Kelebek” kod adlı operasyon kapsamında gözaltına alındığı, bu dosya kapsamında yapılan teknik takiplerde, Olgun Peker’in anılan dönemde de soruşturma dosyamızda tahkikat konusu edilen eylemlere benzer faaliyetlerde bulunduğunun görüldüğü,
Sedat Peker'in yapılan operasyon neticesinde tutuklanarak cezaevine girmesinden sonra Olgun Peker’in; hem Sedat Peker'in soyadını hem de "Ben Sedat Peker'in manevi oğluyum." söylemlerini kullanarak zamanla futbol camiası içerisinde sözü geçen bir konuma geldiği, futbolcu transferlerinde söz sahibi olduğu, neticesinde ise 2008 - 2010 yılları arasında Futbol 1.Lig takımlarından Giresunspor Kulübünün Başkanlığı’nı yürüttüğü,
Bu faaliyetlerinin yanısıra 2002 yılında Beşiktaş ilçesinde Özcan Üstüntaş’la birlikte açtıkları Refleks Menajerlik isimli şirket aracılığıyla -Türkiye Futbol Federasyonu nezdinde menajerlik yapma yetkisi bulunmamasına rağmen- yetkisiz menajerlik yaptığı, 
	Menajerlik ve kulüp başkanlığı yaptığı bu dönem içerisinde çevresinde topladığı şahıslarla birlikte futbol müsabakalarının sonuçlarını etkileyebilmek, futbolcu transferlerinden para kazanabilmek amacıyla suç örgütü yapılanması içine girdiği, belirlenmiştir.	

Cebir ve tehdit uygulayıp, sindirme, korkutma, yıldırma yöntemlerini kullanarak; ekonomik çıkar sağlamak amacıyla, nitelikli bir birliktelik içerisinde bulunan, bünyesinde dikey yapılanma olan ve hiyerarşi bulunduran, eylem, faaliyet ve birliktelikleri süreklilik arzeden, 3 veya daha fazla kişi tarafından kurulan, amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bulunan ve TCK’nın 220.maddesinde tarif edilip müeyyidelenen suç örgütlerinin; haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş suç örgütleri olarak kabul edildikleri,
Bu suç örgütlerinin genellikle, suçtan elde ettikleri gelirleri aklamak için, devlet tarafından denetimin zor olduğu ve teknik bilgi ve beceri gerektirmeyen ticari alanları seçtikleri, örgütlerin işledikleri suçların boyutu ilerledikçe ve bunlardan elde edilen kazançta büyüdükçe; örgüt liderlerinin, kendilerini, -toplumda bir suç lideri olarak değil de- toplumun faydası için çalışan insanlar gibi göstermeye özen göstermeye başladıkları, ülkemizde son 15-20 yıllık süreçte organize suç örgütlerine yönelik yapılan operasyonlar neticesinde suç örgütlerinin bir kısmının; dünyada ve ülkemizde popülaritesi artan ve hatırı sayılır ölçüde kazanç imkanı da sağlayan spor aktivitelerine -özellikle de futbol– yöneldikleri, bu alanda oluşan büyük sermayenin denetlenmesinin zor olması, sporun ülkeler tarafından teşvik ve takdir edilmesi nedeniyle vergi alanında sağlanan kolaylıklar, kamuoyunda oluşturduğu etki ve güçle orantılı olarak bu spor kulüplerine -özellikle futbol alanında faaliyet yürüten kulüplere – yönelik yapılan denetimlerin sınırlı ve etkiden uzak oluşunun da bir sonucu olarak, suç örgütlerinin buradan pay alabilmek ve daha rahat faaliyet yürütebilmek amacıyla bu alana yöneldikleri, zaman içerisinde spor kulüplerinin statlara gelen taraftar çevresinden suç eğilimi bulunan bazı insanların tribün amigoluğundan suç dünyası içerisine girdikleri, tribün içerisindeki birlikteliklerini ve samimiyetlerini suç örgütü kurma yönünde kullandıkları,
Sedat Peker liderliğindeki oluşumun bu tür yapılanmalara örnek teşkil ettiği, 2004 yılında Kelebek kod adlı operasyon kapsamında hakkında işlem yapılan Sedat Peker'in; bazı futbol kulüplerinin başkan ve yöneticileriyle, tribün amigoluğu yaptığı dönemde kurduğu irtibat ve ilişkileri de kullanarak futbol camiası içerisine girdiği, buradan bazı maçların sonucuna tesir ederek veya futbolcu transferlerinde etkin rol oynayarak çıkar elde etmeye çalıştığı, yapılan operasyon öncesinde ve sonrasında Sedat Peker liderliğinde hareket eden Mecnun Odyakmaz (Sivasspor Kulübü Başkanı) ve Olgun Peker'in (Giresunspor Kulübü Eski Başkanı) futbol dünyasındaki irtibatlarını kullanarak suç örgütünün açıklarını kapatacak ve bu sektörden rant edebilecek hale geldikleri, Kelebek operasyonu kapsamında yapılan iletişim tespit çalışmalarında Olgun Peker'in futbol camiası ile birebir irtibatlı olduğunun ve futbol müsabakalarının sonuçlarını etkileyebilecek birçok görüşmesinin olduğunun görüldüğü, Olgun Peker'in bu dönem içerisinde Sedat Peker'in (örgüt üyelerinin tabiriyle “Reis’in”) ismini kullanarak futbol kulüpleri üzerinde baskı kurmaya, dönem içerisinde hakem atamalarında etkin olmaya çalıştığı,
Kelebek kod adlı operasyonda Sedat Peker'in tutuklanarak cezaevine girmesinin ardından Olgun Peker’in; Peker isminin toplumda yarattığı baskı ve sindirme gücünü kullanarak, çevresindeki insanlara "Sedat Peker'in manevi oğluyum" şeklinde söylemlerde bulunarak, üzerlerinde baskı kurmaya devam ettiği,
Cezaevinde bulunan örgüt lideri Sedat Peker’le irtibat ve koordinasyonu; gerek 2004 yılında Sedat Peker liderliğindeki suç örgütüne yönelik gerçekleştirilen Kelebek operasyonunda, gerekse 1998 yılında Peker grubu ile birlikte gözaltına alınan, Sedat Peker ile yakın ilişki içerisinde olan, Sedat Peker’in halen cezaevinde bulunması nedeniyle dışarıyla bağlantısını sağlayan, soruşturmamız kapsamında şüpheli konumunda bulunan bir çok şahısla irtibatlı olan ve Sedat Peker’in mesajlarını bu şahıslara ileten, Sedat Peker’e para veya hediye göndermek isteyen şahıslara aracılık eden örgüt üyesi şüpheli Erkan Korkmaz üzerinden sağladığı,
Suç faaliyetlerini ve buradan elde ettiği gelirleri legalize etmek amacıyla 2002 yılında Özcan Üstüntaş ile birlikte Beşiktaş ilçesinde kurduğu "Refleks Menajerlik Şirketi" ile; kontrolünde olan menajerlik şirketleri bünyesindeki şahısları etrafına toplayarak bir suç örgütü yapılanması içerisine girdiği, menajerlik şirketi bünyesinde bulunan bazı futbolcuları müsabakalarda kaybetmeleri yönünde tehdit ettirerek, baskı uygulayıp sindirerek, kendi çıkarları doğrultusunda maçların sonuçlarını etkilemeye çalıştığı, Refleks Menajerlik şirketi aracılığıyla, örgüt üyesi şüpheli Özcan Üstüntaş’ı sevk edip yönlendirerek Sedat Peker’e yakınlığını ve şahsın futbol camiası içerisindeki temsilcisi görünümünün getirdiği avantajı da kullanarak yetkisi olmadığı halde menajerlik faaliyetlerinde bulunmaya başladığı, bir çok ünlü futbolcunun temsilciliğini (menajerliğini) üstlendiği, Avrupa kulüpleri dahil olmak üzere Türkiye’deki çeşitli kulüplere menajerlik faaliyetleri yürüttüğü, menajerlik hizmet bedeli adı altında faturalar keserek kazancını arttırdığı ve bu suretle haksız şekilde yüksek meblağlarda kazanç elde ettiği, bazı spor kulübü yetkililerinin şahsın menajerlik yapma yetkisinin olmadığını bildikleri halde kendisiyle ortak hareket ederek şahsa menfaat sağladıkları, Olgun Peker tarafından bu şekilde; Fatih Tekke ve Hakan Arıkan isimli futbolcuların Beşiktaş Spor Kulübüne, Ali Turan isimli futbolcunun Galatasaray Spor Kulübüne, Gökdeniz Karadeniz isimli futbolcunun Fenerbahçe Spor Kulübüne transferlerinin yapıldığı, elde edilen bu kazançla cezaevinde bulunan Sedat Peker’i finanse ettiği, menajerlik yaparak futbol dünyasında isim yapmasının da etkisiyle 2008 yılı içerisinde Giresunspor Kulübüne başkan olduğu,
2008 yılı Aralık ayında Giresunspor Klübünü Süper Lige çıkarma vaadiyle kulüp başkanı olan örgüt lideri Olgun Peker’in başkanlık yaptığı iki sezon boyunca Giresunspor kulübünü süper lige çıkaramaması ve Giresunspor kulübünün Bank Asya 1.Liginde ilk 6 sıraya giremeyerek play oflara kalamaması sonucunda 2010 yılı Mayıs ayında kulübü kongreye götürmek zorunda kaldığı ve görevinden ayrıldığı, Giresunspor kulübü üzerindeki etkisini kaybetmek istemeyen Olgun Peker’in kongrede örgüt üyesi şüphelilerden Hakan Karaahmet’i desteklediği, kongrede çıkan olaylar sebebiyle adaylardan Ferhat Abidinoğlu’nun adaylıktan çekilmesi üzerine kongreyi 6-7 oy farkla başkan adaylarından Osman Çırak kazandığı, Osman Çırak’ın başkanlığı döneminde kulübü mali yönden kontrol ve denetim altında tutmaya çalıştığı, bununda bir sonucu olarak Giresunspor futbol takımının Bank Asya birinci liginde alt sıralarda kaldığı ve düşme riskininin bulunduğu, bunun üzerine taraftar ve yerel medya tarafından istifa etmesi yönünde baskıların geldiği, baskılara dayanamayan Osman Çırak’ın kulübü kongreye götürdüğü, bu seçimde de Olgun Peker’in Giresunspor klübü üzerindeki etkinliğini kaybetmeme adına büyük çaba sarfettiği, kulüp başkanlığı seç

SORUŞTURMADA TESPİT EDİLEN DİĞER ŞİKE / TEŞVİK FAALİYETLERİ
1- 11.05.2011 GÜNÜ KAYSERİ’DE BEŞİKTAŞ - İ.B.B SPOR TAKIMLARI ARASINDA OYNANAN 49.ZİRAAT TÜRKİYE KUPASI FİNAL MAÇINDA ŞİKE YAPILMASI (Kl:42)
EYLEMİN GELİŞİMİ:
Spor kulüpleri açısından, kendi ülkelerinde şampiyon olmalarının yanı sıra gerek maddi gelir, gerekse prestij yönünden Avrupa liglerine katılmalarının da önem arzettiği, 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde 2, UEFA Ligi'nde 3 olmak üzere, Avrupa Kupalarında ülkemizi toplam 5 takımın temsil edeceği, UEFA Ligi'ne Ziraat Türkiye Kupasını kazanan ve ligi 3. ve 4. sırada bitiren takımların katılacağı, Süper Lig'in 2010-2011 sezonuna bakıldığında; ligin 34 haftalık maratondan oluştuğu, 32. hafta karşılaşmaları sonunda Fenerbahçe'nin 76 puanla lig birincisi olduğu, Beşiktaş ve Kayserispor'un 50 puanda olduğu, Beşiktaş'ın averaj üstünlüğü ile ligin 5. sırasında yer aldığı, oluşan bu tabloya göre, ligin son 2 hafta maçlarında Beşiktaş'ın puan kaybetmesi halinde Avrupa Kupalarına katılamama durumunun ortaya çıktığı, bu sebeple Ziraat Türkiye Kupası'nı alarak UEFA Ligi'ne gitmeyi garantilemek istediği,
	11.05.2011 günü Kayseri’de Beşiktaş-İBB futbol takımları arasında 49. Ziraat Türkiye Kupası final karşılaşmasının oynanacağı, karşılaşmadan önce mayıs ayının başlarında, Beşiktaş Asbaşkanı Serdal Adalı'nın yönlendirmesiyle Beşiktaş Teknik Direktörü Tayfur Havutçu'nun, menajer Yusuf Turanlı ile irtibata geçtiği ve İBB futbolcuları İbrahim Akın ve İskender Alın'a Beşiktaş yönetiminin transfer teklifini iletmesini istediği, bunun üzerine Yusuf Turanlı'nın İbrahim Akın'ı ve İskender Alın'ı arayarak Beşiktaş'ın transfer teklifini ilettiği, her iki futbolcunun da bu teklifi kabul ettiği ve transfer ile ilgili şartları takip etmesi için Yusuf Turanlı'ya yetki verdikleri, bu aşamadan sonra Beşiktaş Stad Sorumlusu Ahmet Ateş'in Yusuf Turanlı’yla irtibat kurduğu ve transfer görüşmesi için Beşiktaş yetkilileri ile görüşmesi amacıyla Yusuf Turanlı'yı Bursa’ya çağırdığı, Yusuf Turanlı'nın bu görüşmeden sonra İbrahim Akın'ı ve İskender Alın'ı arayarak çok önemli olduğunu söyleyip her iki futbolcu ile buluştuğu, 
	Şahısların bu görüşmelerinden yaklaşık 2 gün sonra, Yusuf Turanlı'nın Tayfur Havutçu'yu arayarak Serdal Adalı ile görüştürmesini istediği, bunun üzerine Ahmet Ateş'in Yusuf Turanlı'yı arayarak Serdal Adalı'nın şirketine gelmesini istediği, ancak bu buluşma kupa maçından önce olduğu için Beşiktaş yetkililerinin Yusuf Turanlı’yla bir arada görünmek istemedikleri ve transfer teklifinin kamuoyunda duyulmasından çekindikleri, bu sebeple Ahmet Ateş'in Yusuf Turanlı'yı görüşmeye çağırırken "Yakınlaşınca ararsın beni ama 2’de burada olursan birde yalnız geleceksin abi,...yani güvenli, kimsenin görmeyeceği bir yerde görüşelim diyorlar" şeklinde uyararak dikkatli olmasını istediği,
	Yusuf Turanlı'nın aynı gün akşam saatlerinde Serdal Adalı'nın şirketine gittiği ve burada futbolcuların şike yapmaları karşılığında transfer edilmeleri konusunda anlaştıkları, bu buluşmanın hemen ardından Yusuf Turanlı'nın her iki futbolcuyu arayarak transfer konusunda anlaştıklarını söylediği ve 2.000.000 euro transfer ücreti teklif ettiklerini ilettiği ayrıca telefon görüşmelerine göre Serdal Adalı'nın kendisine ait yaklaşık 200.000 TL değerindeki Soder One adlı bir yarış atını da İbrahim Akın'a hediye edeceğini söylediği ve her iki futbolcudan da söz konusu transfer karşılığında karşılaşmanın Beşiktaş'ın lehine bitmesi için kupa maçında iyi oynamamalarını istediği, bu durumun iletişim tespit tutanaklarına, "İnönü’deki maçı nasıl izlemişsin aynı öyle bir maç izleyeceksin, puroyu yak karışma gerisine,..şey Yusuf abi kupayı alırsak ne olacak,..seninle bir alakası olmasın önemi yok yani anladın mı... ulan pas o hep o şey yapacağız o zaman pas mas yapacağız" şeklinde sözlerle yansıdığı, ancak daha sonra İbrahim Akın'ın kulüp başkanı ile görüştüğünü, başkanın bu maç için prim teklif ettiğini ayrıca kendisine futbol hayatını bitiririm dediğini, bu sebeple söz konusu anlaşmadan haberi olduğunu düşündüğünü, bu sebeple karşılaşmada iyi oynayacağını Yusuf Turanlı'ya ilettiği, tüm bu süreç içerisinde Yusuf Turanlı'nın Tayfur Havutçu'yu arayarak gelişmelerden bilgi aktardığı,
	11.05.2011 günü kupa finalinin oynandığı, İbrahim Akın ve İskender Alın'ın karşılaşmada oynadıkları, normal süresi (2-2) beraberlikle sonuçlanan karşılaşmayı penaltı atışları sonunda Beşiktaş futbol takımının 6-5 kazandığı, İbrahim Akın'ın karşılaşmada 1 gol attığı, karşılaşmadan sonra İbrahim Akın'ın yaptığı bir görüşmede; "Beşiktaş ile anlaştım ben 3 gün önce ya, onu şey yaptım işte sonra tabi gol atınca biraz karıştı", İskender Alın'ın ise "İmzayı attıktan sonra diyecem ki kupa maçında bilerek oynamadım oyundan çıktım" şeklinde sarfettikleri sözlerden karşılaşma öncesi Beşiktaş’a transfer vaadi karşılığında şike yaptıklarını açıkça ortaya koydukları görülmüştür.
İstanbul Büyükşehir Belediye Spor Kulübü ile yapılan yazışmada; 2010-2011 futbol sezonu içerisinde İbrahim Akım ve İskender Alın isimli futbolcuların Beşiktaş Spor Kulübüne transferine yönelik medyada sıkça haberlerin yer aldığı, Beşiktaş Spor Kulübü yetkililerinden Serdar Adalı‘nın 2011 yılı Mayıs ayı sonunda kulübün dönem başkanı ile transfer konusunda görüşmeler yaptığı, ancak adı geçen futbolcularla görüşme yapmak için Beşiktaş SK tarafından kulüpten yazılı izin talep edilmediği ve kulüp tarafından Beşiktaş SK bu şekilde yazılı izin verilmediği bildirilmiştir (Kl:65, Dizi:336).
	EYLEME İLİŞKİN İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI
	04.05.2011 günü saat:14.20’de Yusuf Turanlı'yı, Tayfur Havutçu'nun aradığı görüşme;
	Yusuf: "Daha aramadılar bizi şey", Tayfur: "Şimdi burdaydılar çıktılar 5 dakika önce, bunun bi yerden uzaktan akrabası çıkmış herhalde Kemal, babasına bir şey göndermişler herhalde, sen nasıl istiyorsan biz şimdi bak bu yani bu Akın ile İskender’i, ben söyledim şimdi, onu kesinlikle şey yapmak istiyorlar ikisini", Yusuf: "Almak istiyorlar", Tayfur: "Kesin yani hani, şimdi bu maçla falan alakası yok yani onun için, İbrahim Akın’ı ben istiyorum çünkü yani", Yusuf: "İbrahim Akın ile İskender’in benim olduğunu bütün Türkiye biliyor, çocuklar hemen gelmek istiyor hocam hiçbir sıkıntı yok yani, İskender şuan senin yanında yani o derece”, (tape:3372)
	04.05.2011 günü saat:14.26’da İskender Alın'ı, Yusuf Turanlı'nın aradığı görüşme: 
	Yusuf "Hoca aradı beni, Tayfur, ismini de, saat önce yönetime söylemiş bu adamı kesinlikle istiyorum diye, çocuklarla konuş dedi fikirleri ne dedi ben yalandan arıyorum seni tamam mı, sakın dedi bu maçla alakalı falan değil sakın dedi kimsenin aklına öyle bir şey gelmesin dedi", İskender: "Şartları uygun olursa gideriz", Yusuf: "Aynen öyle şimdi benim telefonumu verecek akşam çünkü bu konularla ilgili, ona göre şey yapacağız yani tamammı" (tape:3117),
04.05.2011 günü saat:14.28’de İbrahim Akın’ı, Yusuf Turanlı’nın aradığı görüşme: 
Yusuf: “Hoca aradı beni Tayfur hoca, yönetimle konuşmuş, seninle İskender’in ismini vermiş, kesinlikle istiyorum diye tamam mı, yönetimde sen istiyorsan alacağız o zaman demiş yanlız dedi sakın dedi ben dedi bu maçla alakalı falan filan dedi aramıyorum benim dedi tarzımı biliyorsun biz seninle bu konuyu daha önceden konuşmuştuk dedi yani anladın mı sakın dedi öyle bir şey aklınıza gelmesin dedi, ne düşünürler dedi gelmekle ilgili bende sana bi sorayım dedim yani herhalde şartlar oluşursa her türlü geliriz yani doğru mu”, İbrahim: “Sen biliyorsun Beşiktaş’a yani yarım kalan bir şeyim var dedim ya sana”, Yusuf: “Okey söylüyorum ben o zaman”, (tape:3527)
04.05.2011 günü saat:15.59’da İbrahim Akın’ın, Ö.’i aradığı görüşme: 
İbrahim: “Beşiktaş’a döneceğiz galiba geri, istiyorlar bugün haber geldi”, Ö.: “Dön artık yuvaya Beşiktaş”, İbrahim: “Bine final maçı varya şimdi”, Ö.: “Bir çakarsan gol, iyi motive olursan iyi konsantre olursan valla”, İbrahim: “Bir de tam tersi şimdi işte o var karışacak ortalık”, (tape:3528)
	06.05.2011 günü saat:20.18’de Yusuf Turanlı'nın, İbrahim Akın'a gönderdiği mesajda; 
	"Tek gelkı baska bıseyde konusmam lazım senle" yazdığı, (tape:3385)
	06.05.2011 günü saat:20.20’de Yusuf Turanlı'yı, Ahmet Ateş'in aradığı görüşme: (tape:3386)
	Ahmet: "Ahmet ben Beşiktaş kulübünden, Bursa’dayız İbo aradımı seni abi", Yusuf: "Söyledi bana arayacak seni diye", Ahmet: "Yarın işin yoksa bir Bursa tarafına gelmen mümkün mü, yakınlaşınca ararsın beni ama 2’de burada olursan birde yalnız geleceksin abi", Yusuf: "Tamam tamam okey".	
06.05.2011 günü saat:20.23’de Yusuf Turanlı'ya, İbrahim Akın'ın gönderdiği mesajda; 
	"10 gibi transfermi" yazdığı, (tape:3387)
	06.05.2011 günü saat:20.24’de Yusuf Turanlı'nın, İbrahim Akın'a gönderdiği mesajda; 
	"Evet onemlı dıorum valla:)" yazdığı, (tape:3388)
06.05.2011 günü saat:20.27’de Yusuf Turanlı'nın, İbrahim Akın'a gönderdiği mesajda; 
"Tamam olsun onla gel bıgcefe gecerız beraber 2 dakka konusuruz" yazdığı,(tape:3389)
06.05.2011 günü saat:20.28’de Y.Turanlı'nın, İ.Akın'a gönderdiği mesajda (tape:3390); 
"Ok beklıom cok onemlı cunku:)" yazdığı, 
06.05.2011 günü saat:21.05’de Yusuf Turanlı'nın, İskender Alın'ı aradığı görüşme (tape:3391): 
Yusuf: "Ben yarın Bursa’ya gidiyorum, beni çağırdılar, Beşiktaş maçları orada ya yarın, 2’de otele çağırdılar beni", İskender:"Haydi hayırlısı abi ya inşallah iyi", Yusuf:"Yetkilerin bende doğrumudur", İskender: "Doğrudur her zaman her yerde", Yusuf: "Yarın oradayım 2’de görüşmeye gidiyorum".
07.05.2011 günü saat:23.47’de İbrahim Akın’ın, Yusuf Turanlı'yı aradığı görüşme: 
İbrahim: "Bi at ismi ögrendim de, Adalı’nın üstüneymiş bir at ismi", Yusuf: "Ya tahmini kaç para ederki o at", İbrahim: " 200 milyardan aşağı etmez abi, ne dedi ki", Yusuf: "Bir şey demedi yarın bir çay kahve içeriz ya ben söylerim ya", İbrahim: "Şeyle ilgili bir problem yok ama demi o çarşamba ile ilgili, hani bir şey söylemiyorlar demi", Yusuf: "Ya diyorki şu bi gidelim Avrupa’ya diyor beraber gidelim diyor", İbrahim: "Ama işte yani düşünsene Apo’ya o kadar emek vermiş demi", Yusuf: "Apo mutlu be abicim finalde o 

SORUŞTURMANIN BAŞLAMASI
Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne; Asayiş Şube Müdürlüğünce 23.11.2010 tarih ve B.05.1.EGM. 4.34.(16755).22115-2700 sayılı yazı ile gönderilen raporda;
“2009 yılı içerisinde Almanya adli makamlarınca yürütülen şike ve bahis soruşturmasının Türkiye’de oynanan müsabakaları da içine alacak şekilde genişlediği, sonucunda Türkiye Futbol Federasyonu'nun da şikayeti ile Sarıyer C. Başsavcılığınca konu hakkında soruşturma başlatıldığı, birçok futbolcu, teknik direktör, kulüp yöneticisi hakkında adli işlem yapıldığı, bir kısmının tutuklandığı, yaşanan olaylar üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü görevlilerce istihbarı mahiyette çalışmalar yapıldığı, bu çalışmalarda, Türkiye'de futbolun 1980 sonrasında, suç örgütlerini para trafiği yönünden cezbetmeye başladığı, suç örgütlerinin zamanla futbol camiası içerisinde yerini aldığı, örneğin suç örgütü lideri Sedat Peker'in Fenerbahçe tribünlerinde amigo iken hızla mafya lideri olduğu, yine Sedat Peker grubu içinde bulunan Mecnun Odyakmaz'ın Sivas Spor Başkanı, Olgun Peker'in ise Giresun Spor Başkanı olduğu, bunun yanında birçok kulüpte yine bu gruba bağlı şahısların bulunduğu, özellikle TFF içinde de etkin oldukları, Sedat Peker liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan kaydı bulunan Olgun Peker'in; kendisine veya örgütüne bağlı bir çok spor adamı adına açılmış 26 ayrı futbolcu menajerliği şirketi bulunduğu, doğrudan veya dolaylı bağlantılarının olduğu, çeşitli liglerde futbol kulüplerinin olduğu, belirtilen menajerlik şirketlerine bağlı yüzlerce futbolcunun farklı liglerde oynadıkları, bu futbolculardan birçoğunun örgüt liderleri adına futbol oynadıkları, lig müsabakalarında şike olaylarını gerçekleştirdikleri, örgüt liderleri adına suç unsuru işleri yaparken de kendi aralarında yasa dışı bahis oynadıklarının hem basın yayın hem de çevreden alınan bilgilerden anlaşıldığı, birçok vasat futbolcunun büyük kulüplerde kendilerine bağlı teknik direktör ve menajerler vasıtasıyla kulüp başkanları kandırılarak veya ortak hareketle fahiş fiyatlara satıldıkları” istihbaratına ulaşıldığı,
Giresun Spor Kulübü Başkanı Osman Çırak’ın yapılan mülakatta; “2010 yılında Giresunspor'a başkan olduğunu, başkanlık seçimi sürecinde eski başkan Olgun Peker ve adamlarından tehdit ve uyarı aldığını, seçimden bir gün önce Olgun Peker ve adamlarının 170 kongre üyesini üyelikten ihraç edip kendi adamlarını üye yaptıklarını, buna rağmen seçimi kendisinin 6 oy farkla kazandığını, seçim sonrasında Olgun Peker'in menajerlik şirketine bağlı ve Giresunsporda futbol oynayan tüm futbolcuların şehri terk ettiğini, bu konuyu araştırdığında, futbolcularla TFF yönetmeliklerine aykırı şekilde yapılan sözleşmeler gereği seçim sonrasında serbest kaldıklarını öğrendiğini, Kulübün hesap hareketlerini incelediğinde bir çok kanun dışılıkla karşılaşması üzerine Giresun’da bir mali müşavirlik şirketine yetki vererek araştırma yaptırdığını, mali müşavirlik şirketinin sahibinin sözlü olarak kulüp hesaplarında kanun dışı işler olduğunu beyan ettiğini, ancak mali müşavirin Olgun Peker ve adamları tarafından tehdit edilmesi nedeniyle resmi olarak rapor hazırlamadıklarını kendisine söylediğini, yönetimi devraldıktan sonra futbolcuların üst üste müsabaka kaybetmeleri üzerine bazı futbolcularla yapılan görüşmelerde Olgun Peker ve adamlarının çeşitli defalar kulübü bastıklarını ve futbolcuların yeni yönetimi zor duruma düşürmek için tehdit edilip oynamamaya zorlandıklarını belirttiklerini, 10.11.2010 günü ise kulüp basın sözcüsü Ali Akdağ'ın basında eski yönetim hakkındaki beyanları nedeniyle bazı şahıslar tarafından darp edildiğini, şikayetçi olması durumunda çocuklarına zarar verileceği tehdidinde bulunulduğunu, kendi imkanları ile olayları araştırdığında Olgun Peker ve adamlarının TFF’deki etkili kişiler tarafından korunduğunu ve bu kişiler tarafından tehdit edilerek uyarıldığını” belirttiği,
Bu bilgilerin yanı sıra “İstanbul’da bulunan Anadolu Hisar futbol kulübünün Peker grubu tarafından yönetildiğinin, bu kulüp çatısı altında suç örgütü üyesi bir çok kişiye askerlikle ilgili sorunlarının çözülmesi için futbolcu lisansı çıkarıldığının, bazılarının da bu lisanslarla futbol oynamadıkları halde futbolcu gibi denetimi altında tuttukları diğer kulüplere satılmış gibi gösterildiğinin” istihbar edildiği,
Konuyla  ilgili Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalarda;
“Olgun Peker'in 2004 yılında Sedat Peker liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik operasyon kapsamında, kendisini çevresine Sedat Peker'in manevi oğlu olarak tanıttığı bilgilerinin yer aldığı, şahsın 12.11.2003 tarihinde ‘Aydın’ olan soyadını ‘Peker’ olarak değiştirdiği, 12.06.2010’a kadar Giresun Spor Kulübünün Başkanlığını yürüttüğü, Refleks Menajerlik Şirketinin ortağı olduğu,
Beşiktaş İlçesi Ulus semti Nispetiye A.Adnan Saygun cad. Gümüş Sok. Beyazgül Apt. No: 6 A-Blok Daire: 1 sayılı adreste faaliyet gösteren Refleks Menajerlik Sportif Faaliyetler ve Turizm Limited Şirketi'nin 2002 yılında çalışmaya başladığı, Olgun Peker ve Özcan Üstüntaş'ın  şirketin ortakları olduğu, Bülent Uygun'un 2010 yılı Ağustos ayına kadar şirket ortağı konumunda bulunduğu, Bülent Uygun'un Fenerbahçe Spor Kulübünde futbol oynayıp gol kralı olduktan sonra Teknik Direktörlüğe başladığı, bir dönem menajerlik yaptığı, Sivas Spor Kulübünü çalıştırdıktan sonra halen Eskişehir Sporda teknik direktörlük görevine devam ettiği,
Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Temsilcileri Talimatına göre TFF nezdinde profesyonel futbolcu sözleşmesi müzakerelerinin yalnızca menajerler (futbol temsilcileri) aracılığı ile yürütülebileceği, menajerlerin ise bu faaliyetleri gerçek kişi olarak yapabileceklerinin belirtildiği, adı geçen Olgun Peker, Özcan Üstüntaş, Bülent Uygun 'un menajerlik yetkilerinin bulunmaması nedeniyle şirketleri aracılığıyla yaptıkları transferleri 0053 Futbol Temsilcisi Lisans nolu Ömer Cincil üzerinden yaptıkları, Ömer Cincil'in de Refleks Menajerlik Şirket çalışanı olduğu,
Hali hazırda TFF tarafından da yetkisiz menajerlik ile ilgili bir soruşturma yürütüldüğü, Refleks Menajerlik Şirketinin de bu soruşturma kapsamında bulunduğu” tespit edilmiş,
Yapılan GBT-ARŞİV sorgulamasında; Olgun Peker’in;
-Gebze-1994/228 Esas 196/926 karar numarasına kayden 6136 SKM suçundan,
-Fatih-2000-01-01/302 sayısına kayden resmi belgede sahtecilik suçundan,
-Üsküdar-2000/737 esas sayısına kayden sahtecilik suçundan;
-1999-01-01-302 sayısına kayden resmi belgede sahtecilik suçundan olmak üzere toplam 4 adet yakalandı kaydının bulunduğu,
Şube Müdürlüğü arşiv kayıtları incelendiğinde;
Olgun Peker’in;
-1995/CR-024, 1998/CR-036, 1998/CR-145, 1999/CR-023, 2000/CR-011, 2001/CR-147, sayılarına kayden Sedat Peker liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;
-2006/CR-081 sayısına kayden gerçeğe aykırı belge tanzim etmek ve gıyabi tevkifli olarak aranan şahsa yardım ve yataklık etmek suçundan olmak üzere toplam 7 adet suç kaydının olduğu;
Özcan Üstüntaş’ın;
1 adet 2002/CR-048 sayısına kayden cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, teşekkülde görev almak suçundan kaydının olduğu tespit edilmiş,
2004 yılında Sedat Peker liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik operasyonda Peker grubunun;  futbol camiasında hâkimiyet kurma amaçlı olarak, kendi aralarında ve futbol camiasından şahıslarla  görüşmeler yaptıklarının tespit edildiği, bu tespitlerde daha çok Olgun Peker'in adının geçtiği, Fatih Tekke ve Gökdeniz Karadeniz isimli futbolcuların 2006 yılında araçlarının kurşunlanmasıyla ilgili olarakta  Olgun Peker'in  azmettirici  olarak  adının geçtiği,  bu nedenle geçmiş dönemlerde de Olgun Peker'in futbol camiasında söz sahibi olmak için çalışmalarının olduğunun görüldüğü,
Türkiye’de Süper Lig takımlarından birçoğu için Refleks Menajerlik Şirketi tarafından futbolcu transferleri yapıldığı, Olgun Peker'in şirketine bazı büyük kulüplerinin yetki vererek transfer çalışmalarını bu şirket aracılığı ile yürüttükleri, Olgun Peker'in Refleks Menajerlik dışında gayri resmi olarak başka şirketlerinin de bulunduğu,
Olgun Peker'in Refleks Menajerlik Şirketi ve kendi kontrolünde olan menajerlik şirketleri bünyesinde bulunan şahısları da etrafına toplayarak bir suç örgütü yapılanması içerisine girdiği, bu şirketler aracılığıyla futbolcu transferlerinde etkin olduğu, bu transferlerde vasat oyuncular için değerlerinden yüksek miktarlarda transfer ücretleri ödendiği, daha sonra bu futbolcuların örgüt adına futbol oynadıkları, müsabakalarda iyi oynamamaları yönünde talimat verilerek şike yapıldığı, bu yolla örgütün yüksek miktarlarda kazanç elde ettiği, vasat oyunculara yüksek meblağlar ödenerek transfer yapılması ile ilgili basın-yayın kuruluşlarında bir çok haberin yer aldığı, Beşiktaş Spor Kulübünde Tomas Zapatoncny ve Tomas Sivok transferlerinde bu durumun yaşandığı, Beşiktaş Spor Kulübünün Menajeri Sinan Engin'in de örgüt ile bağlantılı olduğu, hatta transfer döneminde Refleks Menajerlik şirketi ile birlikte hareket ettiği yolunda basın yayın kuruluşlarında haberlerin yer aldığı,
Olgun Peker'in; Sedat Peker liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütü yapılanmasıyla  bağlantılı olduğunun kamu nezdinde bilindiği, örgüt tarafından da Peker adının bir baskı aracı olarak kullanıldığı, örgütün gayrimeşru âlemdeki ününü kullanarak kimi futbolculara baskı yapıldığı, özellikle Olgun Peker'in suç geçmişi nedeniyle; bazı futbolcuları direk tehdit etmenin yanısıra müsabakalarda nasıl oynamaları gerektiğini söylemesinin dahi futbolcular açısından zımni bir tehdit oluşturduğu, futbolcuların bu durumda örgüte karşı gelemedikleri, futbolcuların oynadıkları maçları kaybetmeleri veya iyi oynamamaları yönünde örgüt tarafından tehdit edildikleri, futbolcuların maçta oynamaması ve takımın kaybetmesi sonucunda bahis yoluyla suç örgütünün yüksek miktarlarda kazanç temin ettiği” değerlendirilmiş,
İlgili kolluk birimi tarafından 01.12.2010 günü; Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen rapor, Asayiş Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen rapor, Refleks Me

ŞİKE VE TEŞVİK EYLEMLERİNİN NİTELENDİRİLMESİ
6222 Sayılı Sporda Şiddet Ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasanın yürürlüğe girmesinden önce işlenen şike ve teşvik primi eylemleri sırasında; Futbol Federasyonu tarafından düzenlenen bu futbol müsabakalarında; taraf, rakip yada katılımcılardan birine avantaj, menfaat, para teklif edilmesi yada doğrudan para verilerek dürüst ve yasal olarak mümkün olandan farklı bir müsabaka sonucu elde edilmesi, bu amaçla farklı dolandırıcılık girişimlerde bulunulması nedeniyle, dernekler statüsünde örgütlenen futbol kulüplerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık eyleminin oluştuğunun kabülü gerekir. Aleyhine şike/teşvik primi faaliyetinde bulunulan kulübün;  televizyon gelirlerinden, stada alınan reklamlar ile formalara alınan reklamlardan elde edilen gelirlerden, toto-loto gelirlerinden, kulüpler birliğinden gelen gelirlerden, fair play ligi gelirlerinden, ilk 6 sıraya verilen ödül gelirlerinden, lig şampiyonluğu ve Türkiye Kupasının alınması halinde verilen gelirlerden, Avrupa Kupalarına katılım halinde alınan gelirlerden, hasılat kayıplarından ve diğer gelirlerden yoksun bırakılmasından, keza futbolcularının değer kaybetmelerinden dolayı zarara uğradığı açıktır. Yapılan hileyle 3 ihtimalli olan maçın sonucu garanti galibiyet haline gelmekte, yararına şike ve teşvik primi eyleminde bulunulan kulüp için de haksız kazanca neden olunmaktadır. Bir müsabakada rakip klübün sporcularının rakiplerine karşı tüm güçlerini kullanmaksızın yarışacakları ve onlara avantaj sağlayacakları vaadinde bulunmalarında  dahi menfaat söz konusu olmaktadır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında anılan dönemde icra edilen şike ve teşvik primi eylemleri TCK’nın 158/1-d bendine aykırı eylem olarak nitelendirilmiştir.

ŞÜPHELİLER  HAKKINDA  TATBİKİ  TALEP  EDİLEN  SEVK  MADDELERİ
1-Olgun Peker’in (Giresun SK eski başkanı, Kl:35, Dizi:1-295 arası);
a-Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla silahlı suç örgütü kurup yönetmek suçundan;TCK’nın 220/1-3-5 md.
b-12.05.2011 günlü eyl. dolayı; TCK’nın 38/1 ve 220/5 del. TCK’nın 116/2-4, 119/1.c.d, 151/1 md.
c-10.12.2010 günlü eyl. dolayı; TCK’nın 38/1 ve 220/5 del. TCK’nın 106/2.c.d ve 151/1 md,
d-25.06.2009 günlü eyl. dolayı; TCK’nın 38/1 ve 220/5 del. 106/2.c.d (2 kez), 116/2-4, 119/1.c.d ve 151 md.
e-Bahri Kaya’nın tehdit  edilmesi eyl. dolayı; TCK’nın 38/1 ve 220/5  del. TCK’nın 106/2.c.d  md.
f-Faruk Güler’in tehdit edilmesi eyleminden dolayı; TCK’nın 106/2.d md.
g-04.04.2011 günü oynanan Diyarbakır-Giresunspor maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.(220/5 del.)
h-18.04.2011 günü oynanan Karşıyaka-Giresun maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md. (220/5 del.)
ı-30.04.2011 günü oynanan Giresun-Mersin İ.Y. maçında şike yapılması eyl. dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md. (220/5 del.)
i-Turgay Demircan’ın yağmalanması eyleminden dolayı TCK’nın 37/1 del. 149/1-c-f-g md. 
j-Şenel Kaçmaz’ın yağmalanması eyleminden dolayı TCK’nın 37/1 del. 149/1-c-f-g md.
k-31.03.2011 günü yapılan menajerlik sınavına girmek için sahte diploma tanzim ettirmek, sınav sorularını almak için rüşvet vermek, kopya  çekmek suretiyle belgede sahtecilik ve kamu kurumunu dolandırıcılığa teşebbüs suçlarından;TCK’nın 204/1,252/2,207/1, 35/2 del. 158/1.d md.
2-Aziz Yıldırım’ın (Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı, Kl:39, Dizi:1-335 arası); 
a-Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla suç örgütü kurup yönetmek suçundan;TCK’nın 220/1.
b-21.02.2011 günü oynanan Manisaspor-Trabzonspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
c-26.02.2011 günü oynanan Fenerbahçe-Kasımpaşa maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
d-06.03.2011 günü oynanan Bursaspor-İBB spor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
e-07.03.2011 günü oynanan Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
f-20.03.2011 günü oynanan Gençlerbirliği-Trabzonspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
g-09.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
h-17.04.2011 günü oynanan Trabzonspor-Bursaspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c, 5 md.
ı-22.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Trabzonspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c, 5 md.
i-01.05.2011 günü oynanan İBB Spor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c md.
j-08.05.2011 günü oynanan Karabük -Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c md.
k-15.05.2011 günü oynanan Fenerbahçe-Ankaragücü maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c md.
l-15.05.2011 günü oynanan Trabzonspor-İ.B.B Spor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4.b.c, 5 md. 
m-22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c md.
3-Abdullah Başak’ın (Kl:51, Dizi:308-463);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-01.05.2011 günü oynanan İBB Spor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md
c-15.05.2011 günü oynanan Fenerbahçe-Ankaragücü maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
d-15.05.2011 günü oynanan Trabzonspor-İ.B.B Spor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c, 5 md.
e-22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
4-Abdullah Cila’nın (Kl:39, Dizi:261-292  arası);
31.03.2011 günü yapılan menajerlik sınavı öncesi rüşvet verme ve kopya çekme eyleminden ötürü TCK’nın 252/2, 207/1 ve 35/2 del. 158/1.d md.
5-Abdullah Eker’in (Kl:35, Dizi:296-329 arası);
a-Olgun Peker liderliğinde kurulan silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;TCK’nın 220/2-3.md.
b-12.05.2011 günlü eylemden dolayı; TCK’nın 37/1 del. TCK’nın 116/2-4, 119/1-c.d, 151/1. md.
c-Adresinde yapılan aramada 1 adet tabanca ve fişek ele geçirildiğinden 6136 S.Y.nın 13/1.md.
6-Abdullah Karakuz’un (Kl:35, Dizi:330-374 arası);
a-Olgun Peker liderliğinde kurulan silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan;TCK’nın 220/2-3.md.
b-10.12.2010 günlü eylemden dolayı; TCK’nın 38/1 del. TCK’nın 106/2-c.d ve 151/1. md,
c-Adresinde yapılan aramada 1 adet tabanca ve fişek ele geçirildiğinden 6136 S.Y’nın 13/1.md.
7-Abdurrahman Yakut’un (Diyarbakır SK Eski Başkanı, Kl:37, Dizi:95-142 arası);
a-04.04.2011 günü oynanan Diyarbakır-Giresunspor maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
b-18.04.2011 günü oynanan Karşıyaka-Giresun maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1  md.
8-Adil Şahin’in (Kl:36, Dizi:42-72 arası);
Olgun Peker liderliğinde kurulan silahlı suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmekten; TCK’nın 220/7 del. 2-3 md.
9-Ahmet Ateş’in (Beşiktaş SK Stad Sorumlusu, Kl:42, Dizi:44-81 arası);
11.05.2011 günü oynanan Beşiktaş-İ.B.B Spor kupa final maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1 md.
10-Ahmet Çelebi’nin (Sivas SK Yöneticisi, Kl:43, Dizi:418-502 arası);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-01.05.2011 günü oynanan İBB Spor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
c-22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
11-Alaeddin Yıldırım’ın  (Fenerbahçe SK yöneticisi, Kl:46, Dizi:1-130 arası);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-09.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
c-17.04.2011 günü oynanan Trabzonspor-Bursaspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c, 5 md.
d-08.05.2011 günü oynanan Karabük -Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b.c md
12-Ali Kıratlı’nın (Kl:43, Dizi:246-417 arası);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-06.03.2011 günü oynanan Bursaspor-İBB spor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
c-09.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
d-17.04.2011 günü oynanan Trabzonspor-Bursaspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c, 5 md.
e-22.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Trabzonspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c, 5 md.
g-01.05.2011 günü oynanan İBB Spor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md
h-22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
13-Aykut Aydın’ın
a-Olgun Peker liderliğinde kurulan silahlı suç örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten; TCK’nın 220/6 del.TCK’nın 220/2-3 md.
b-25.06.2009 günlü eyl. dolayı; TCK’nın 37/1 del. 106/2.c.d (2 kez), 116/2-4, 119/1.c.d ve 151. md.
14-Beşir Acar’ın (Mersin İdman Yurdu SK Asbaşkanı, Kl:37, Dizi:16-44 arası); 
30.04.2011 günü oynanan Giresun-Mersin İ.Y. maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-b md.
15-Bülent İbrahim İşçen’in (Kl:43, Dizi:153-245);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-01.05.2011 günü oynanan İBB Spor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md
c-15.05.2011 günü oynanan Fenerbahçe-Ankaragücü maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
d-15.05.2011 günü oynanan Trabzonspor-İ.B.B Spor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c, 5 md.
e-22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
16-Bülent Uygun’un ( Eskişehir SK teknik direktörü, Kl:51, Dizi:1-307 arası);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-09.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
c-22.04.2011 günü oynanan Eskişehirspor-Trabzonspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1,4-c 5 md.
d-22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapılması eyleminden dolayı 6222 S.Y’nın 11/1, 4-c md.
17-Candemir Sarı’nın (Kl:36, Dizi:1-41 arası);
Olgun Peker liderliğinde kurulan silahlı suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmekten; TCK’nın 220/7 del. 2-3 md.
18-Cemil Turhan’ın ( Fenerbahçe SK altyapı sorumlusu, Kl:52, Dizi:370-493 arası);
a-Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan TCK’nın 220/2 md.
b-21.02.2011 günü oynanan Manisaspor-Trabzonspor maçında teşvik pirimi verilmesi eyleminden dolayı suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve lehine olan TCK’nın 158/1.d md.
c-26.02.2011 günü oynanan Fenerbahçe-Kasımpaşa maçında şike yapılması eyleminden dolayı suç tarihi itibar

Bu metnin, Tüm Türkiye Cumhuriyeti kanallarında yayınlanması Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir isteği ve emridir. 
Türkiye cumhuriyetinin değerli vatandaşları, 
Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir. 
Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.
Devletimiz; uluslararası ortamda hak ettiği itibarini yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı otokrasi ile yönetilen bir ülke haline getirilmiştir. 
Siyasi idarenin aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur. 
Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir.
Bu ahval ve şerait altında, yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden hareketle; 
Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, 
Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, 
Hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak, Milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek, 
Terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak,
Temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak, 
Laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek, 
Devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, 
Uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur. 
Devletin yönetimi teşkil edilen yurtta sulh konseyi tarafından deruhte edilecektir.
Yurtta sulh konseyi  BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır. 
Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir. 
Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. 
İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. 
Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir. Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir. 
Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. Hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir. Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakki, evrensel temel hak ve hürriyeti yurtta sulh konseyinin teminatı altındadır. Yurtta sulh konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır. 
Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı anayasal düzen tesis edilene kadar yurtta sulh konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır.

Madde 1 – (Değişik: 5/2/1998 - 4336/1 md.)
Köy muhtarları ile şehir ve kasaba mahalle muhtarlarına, 3000 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ödenek verilir.(Değişik ikinci cümle:21/4/2005 – 5335/9 md.) Bu gösterge rakamını, muhtarlıkların bulunduğu yerleşim biriminin idarî yapısı ve nüfusu gibi kriterleri ayrı ayrı veya birlikte dikkate almak suretiyle İçişleri Bakanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine bir katına kadar farklı olarak belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Bu ödenek damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.
Bu ödeneğin karşılığı her yıl İçişleri Bakanlığı bütçesine konulur ve yılı içinde söz konusu bütçeden il özel idare bütçelerine aktarılır.
Muhtar ödeneği, her ayın onbeşinci günü il özel idareleri tarafından ilgililere peşin olarak ödenir.
Madde 2 – (Mülga: 1/8/1996 - 4160/5 md.)
Madde 3 – Köy ve mahalle muhtarlarından bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı almakta bulunanların bu aylıkları muhtarlık ödeneği ve harçlardan alacakları prim dolayısıyle kesilmez.
Madde 4 – Köy ve mahalle muhtarlarından bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayanlar 1479 sayılı Bağ - Kur Kanunu kapsamına alınmıştır.
Bunlardan yeniden bu görevlere seçilmeyenler veya ayrılanların Bağ - Kur'la ilişkileri, kanuni primlerini ödedikleri sürece devam eder.
Madde 5 – Köy ve mahalle muhtarları ile daha önce muhtarlık yapmış olanların, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki muhtarlık hizmetleri, istekleri halinde 1479 sayılı Bağ - Kur Kanunu hükümlerine göre borçlandırılmak suretiyle değerlendirilir.
Bu hizmetlerin Bağ - Kur'ca değerlendirilebilmesi için daha önce muhtarlık yapmış olanlarla, halen muhtar bulunanların bu Kanunun yürürlüğe girişinden itibaren;sonradan seçileceklerin seçim tarihinden itibaren bir yıl içinde Bağ-Kur'a başvurmaları gerekir.
Madde 6 – (Değişik: 21/5/1987 - 3372/2 md.)
Köy ve mahalle muhtarlarına verilecek ödeneğin özel idare bütçelerine aktarılması, köy ve mahalle muhtarlarına ödenmesinin esas ve usulleri; mahalle muhtarlarının harç tahsilatının ve paylarının ödenme biçimi ile köy ve mahalle ve ihtiyar heyetleri tarafından verilecek resmi evraka ait basılı kağıtların tip, örnek ve bedellerine ilişkin hususlar Maliye ve Gümrük Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.
Madde 7 – 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu ile 15/4/1944 tarihli  ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline dair Kanunun bu Kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Madde 8 – 15/4/1944 gün ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyeti Teşkiline Dair Yasanın 20 nci maddesinin son fıkrası aşağıdaki biçimde değiştirilmiştir:
Yoksullukları mahalle muhtarı tarafından kabul edilenlerden ve üçüncü maddenin ikinci bendinde yazılı işlerden harç alınmaz.
Ek Madde 1 – (Mülga: 21/5/1987 - 3372/3 md.)
Geçici Madde – (Mülga: 21/5/1987 - 3372/3 md.)
Madde 9 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 10 – Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.
29/8/1977 TARİH VE 2108 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMİYEN GEÇİCİ MADDELER:
1 – 21/5/1987 tarih ve 3372 Sayılı Kanunun Geçici Maddesi:
Geçici Madde – Bu Kanunun 2 nci maddesinde düzenlenmesi öngörülen yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde çıkarılır.
Bu düzenleme yapılıncaya kadar eski yönetmeliğin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
2108 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE
 

2108 SAYILI KANUNDA EK VE DEĞİŞİKLİK YAPAN MEVZUATIN YÜRÜRLÜKTEN KALDlRDIĞI KANUN VE HÜKÜMLERİ GÖSTERİR LİSTE

                                                                                               Yürürlükten Kaldıran Mevzuatın

                       Yürürlükten Kaldırılan

                Kanun veya Kanun Hükümleri                            Tarihi         Sayısı       Maddesi

2108 sayılı Kanunun 2 nci maddesi                                              1/8/1996         4160              5

Madde 1 -  Türk Silahlı Kuvvetleri: Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri subay, askeri memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askeri öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı Devlet kuvvetidir.
    Madde 2 -  Askerlik: Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir. Bu mükellefiyet özel kanunlarla vaz`olunur.
Asker: Askerlik mükellefiyeti altına giren şahıslarla (Erbaş ve erler) özel kanunlarla Silahlı Kuvvetlere intisabeden ve resmi bir kıyafet taşıyan şahsa denir.
    Madde 3 -  Askerler ve rütbeler:

 a) Askerler:
1. Er:  İhtiyaçları Devlet tarafından deruhte ve temin olunan rütbesiz askerdir.
2. Erbaş:  İhtiyaçları Devlet tarafından deruhte ve temin olunan onbaşı ve çavuş rütbelerini haiz askerdir. Askerlik Kanununa göre mükellef bulundukları hizmetleri ifadan sonra hususi kanunlara tevfikan muayyen bir hizmet taahhüdü suretiyle Silahlı Kuvvetlerde vazife gören uzman veya uzatmalı çavuş ve onbaşılar da erbaş sayılır.
 3. Astsubay:  Hususi kanununa göre Silahlı Kuvvetlere katılan astsubay astçavuştan astsubay kıdemli başçavuşa kadar rütbeyi haiz olan askerdir.
4. Askeri öğrenci:  Subay, askeri memur veya astsubay yetiştirilmek üzere muhtelif okul ve üniversitelerde okuyan ve resmi bir kıyafet taşıyan öğrencilerdir.
5. Askeri memur: İdari işlerde, fen ve sanat kollarında vazife gören ve kanuna göre subaylara muadil ve özel bir silsileye tabi bulunan askerdir.
6. Subay:  Hususi kanuna göre Silahlı Kuvvetlere intisabeden asteğmenden mareşala (Büyük amirale) kadar rütbeyi haiz olan askerdir.
 b)  Rütbeler:
1. Erbaşlar:
 a) Onbaşı
 b) Çavuş
2. Astsubaylar :
a) Astsubay Astçavuş( Yedek astsubay)
b) Astsubay Çavuş
c) Astsubay Kıdemli Çavuş
d) Astsubay Üstçavuş
e) Astsubay Kıdemli Üstçavuş
f) Astsubay Başçavuş
g) Astsubay Kıdemli Başçavuş
3. Askeri memurlar:
a) 8 inci sınıf (Asteğmen muadili)
b) 7 inci sınıf (Teğmen muadili)
 c) 6 ıncı sınıf (Üsteğmen muadili)
d) 5 inci sınıf (Yüzbaşı muadili)
e) 4 üncü sınıf (Kıdemli yüzbaşı muadili)
f) 3 üncü sınıf (Binbaşı muadili)
g) 2 inci sınıf (Yarbay muadili)
 h) 1 inci sınıf (Albay muadili)
  4. Subaylar:
a) Asteğmen( Yedek subay)
 b) Teğmen
  c) Üsteğmen
d) Yüzbaşı
e) Binbaşı
f) Yarbay    Üst subaylar
g) Albay
h) Tuğgeneral (Tuğamiral)
i) Tümgeneral (Tümamiral)
j) Korgeneral (Koramiral)   General veya amiraller
k) Orgeneral  (Oramiral)
 l) Mareşal (Büyük amiral)
    Madde 4 - Muhtelif sınıfların rütbe isimlerinin başlarına sınıf vaya meslek ismi konulur.
    Madde 5 - Nizam: Tüzükler,kararnameler,yönetmelikler,talimnamelerin ve talimatların hükümleridir.
    Madde 6 - Hizmet: Kanunlarla nizamlarda yapılması veyahut yapılmaması yazılmış olan hususlarla,amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir.
    Madde 7 - Vazife: Hizmetin icabettirdiği şeyi yapmak ve menettiği şeyi yapmamaktır.
    Madde 8 - Emir: Hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir.
    Madde 9 - Amir: Makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir.Bunun emri altındakilere maiyet denir.
    Madde 10 - Üst tabiri,rütbe veya kıdem büyüklüğünü gösterir. Ast,üstün rütbece veya kıdemce aşağısında bulunan kimsedir.
    Madde 11 - Makam: Her amirin Silahlı Kuvvetlerde temsil ettiği mevkidir.
    Madde 12 - 

a) Kıta: Görevin yapılması için taktik ve idari birlikleri kapsayan ve bir kumanda altında toplanan teşkillere kıta denir. Taktik birlik: Belli bir kuruluş ve kadrosu olup asli görevi muharebe hareketleri olan bir teşkildir. Taktik birlikler içerisinde bazı idari unsurlar da bulunabilir. İdari birlik: Belli bir kuruluş ve kadrosu olup asli görevi hizmet hareketleri olan bir teşkildir.
b) Karargah: Kumandan veya amirlerin kıta veya kurumlarının sevk ve idarelerinde yardımcı olan bir toplumdur. Karargahlar bir kuruluş ve kadro ile tesbit edilir.
 c) Askeri kurum: Kıta ve karargah anlamı dışında kalan askeri hastane, okul, ordu evi, dikim evi, fabrika, askerlik şubesi, ikmal merkezi ve depo gibi askeri tesis ve teşkillerdir.

    Madde 13 - Disiplin: Kanunlara,nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.Askerliğin temeli disiplindir.Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.

    Madde 14 - Ast; amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye,amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur.
Ast muayyen olan vazifeleri,aldığı emri vaktinde yapar ve değiştiremez,haddini aşamaz. İcradan doğacak mesuliyetler emri verene aittir.
İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.

    Madde 15 - Amir; emirlerini maiyetindeki her şahsa verebilir. Vazifelerin zamanında ve tam olarak yapılıp yapılmadığı takip ve yapılmasını temin eder.
    Madde 16 - Amir; maiyetine hizmetle münasebeti olmayan emir veremez. Astından hususi bir menfaat temin edecek bir talepte bulunamaz. Hediyesini kabul edemez ve borç alamaz.
    Madde 17 - Amir; maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir.Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur.Amirin maiyetine karşı daima bitaraflık ve hakkaniyeti muhafazası esastır.
    Madde 18 - Amir; maiyetine disiplini bozan fiil ve hareketlerinden dolayı disiplin cezaları verir.Disiplin cezalarının mahiyeti ve verilmesi usulü hususi kanundaki hallere göre tayin ve tespit olunur.

    Madde 19 - Emrin üniforma ile verilmesi lazımdır.Üniformasız olan bir amirin verdiği emirleri onu tanıyanlar yapmaya mecburdur.
    Madde 20 - Emirler ast tarafından değiştirilemez.Ancak,ahval ve şerait emri yapılamayacak bir hale koymuşsa veyahut emir verilirken meçhul kalmış sebepler meydana çıkmışsa veya emrin yapılması büyük bir tehlikeyi ve ağır bir zararı da mücip olacaksa ve bütün bu haller karşısında amirden yeni bir emir alınmasına hal ve zaman da müsait değilse;ast mesuliyeti üzerine alarak emri yeni vaziyete uygun bir tarzda değiştirerek yapabilir ve ilk fırsatta emri yapılmayan veya kısmen yapılan amirlere de malümat verilir.
    Madde 21 - Emirler,kaideten birbirine bağlı makamlar ve kumandanlar tarafından bir silsile takip edilerek verilir.Müstacel ve zaruri hallerde bu sıraya riayet edilmeden de emir verilebilir.Bu takdirde amir atlanmış olan kademelere en kısa zamanda bilgi verir. Ve böyle bir emri alan astda kendi amirini haberdar der.
    Madde 22 - Bir amirin verdiği emir yapılırken daha büyük bir amirden evvelki emre muhalif ikinci bir emir daha alınacak olursa,ikinci emri veren amire evvelki emir bildirilir. Eğer ikinci amir kendi emrinin yapılmasında ısrar ederse bu amirin emri yapılır. Ve birinci amire malumat verilir. Eğer daha büyük amire birinci amirin emrini bildirmeye hal ve zaman müsait değilse vaziyete uygun olan emir kendi mesuliyeti dahilinde yapılır ve amirlere bildirilir.
    Madde 23 - Fesat ve isyan halinde bulunan bir kıta, karargah veya askeri kurumda intizamı temin etmek, yağmacılığın önünü almak ve kaçak askerleri çevirmek için bu halleri gören her üst emir ve kumanda işini üzerine almak ile vazifesi ile mükelleftir.
    Madde 24 - Disipline aykırı gördüğü her hale müdahaleye ve emir vermeye her üst görevlidir.

    Madde 25 - Her asker resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaatini söz veya yazı ile en yakın amirinden başlayarak silsile yoluyla yapar.
Müracaatlar takip ve tahkik ve bir karara bağlanarak neticesi müracaat sahibine mümkün olan en kısa zamanda mutlaka bildirilir. Ancak; bu müddet hiçbir halde bir ayı geçemez.
Birden fazla kimselerin toplu olarak söz veya yazı ile müracaatleri yasaktır.

    Madde 26 - Her asker, gerek hizmete ve gerek zati işlerine ait kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu hak ve salahiyetler her hangi bir surette haksız olarak ihlal edilirse veya ihlal edildiğini zannederse şikayet etmek hakkını
haizdir.
    Madde 27 - Şikayet söz veya yazı ile en yakın amire yapılır. Eğer bu amirden
şikayet olunacaksa bir derece üstündeki amire yapılır.Ve bunun gibi her şikayet
edilen amir geçilir. Sözle yapılan şikayetler bir zabıtla tespit olunur.
    Madde 28 - Toplu olarak şikayet yasaktır. Bir veya aynı hadise birden fazla
şahısların şikayetlerine sebep veya mevzu olursa bunların her biri ayrı ayrı ve
yalnız başına şikayet hakkını kullanabilirler.
    Madde 29 - Şikayet reddedildiği takdirde, şikayetçiye bu yüzden ceza verilmez. Ancak şikayet ederken şikayetçi bir suç işlemiş veya bir disiplin tecavüzünde bulunmuşsa ayrıca mesul olur.
    Madde 30 - Şikayetler ve itirazlar mutlaka tahkik olunarak bir karara bağlanır ve neticesi şikayet edene ve lüzum görülürse şikayet olunana mümkün olan en kısa zamanda bildirilir.Ancak bu müddet hiçbir halde bir ayı geçemez.Adli tahkikata mevzu olan şikayet ve itirazlar hakkında Ceza ve Usul kanunlarındaki hükümler mahfuzdur.
    Madde 31 - Bir şikayet üzerine karar vermek selahiyeti,şikayetin müstenit
olduğu vaka hakkında şikayet olunana disiplin cezası vermek salahiyetini haiz
olan ilk disiplin amirine verilmiştir.
0 amirin vereceği karar aleyhine gerek şikayet eden ve gerekse şikayet olu-
nan, mertebeler silsilesi yolu ile daha yüksek amirlere itiraz edebilir.

    Madde 32 - Disiplinin muhafazası ve hizmete mütaallik hususlarda tekamülü
teşvik ve temin için mükafat ve ceza tedbirlerine müracaat olunur. Mükafat ve cezaya ait tedbirler kanun ve nizamlara göre alınır.

    Madde 33 - 

a) Askerlerin izin işleri hususi kanunlara ve nizamlara göre tanzim olunur. Vazifenin bulunmayı icap ettirdiği yerden izinsiz hiçbir asker gündüz ve gece ayrılamaz.
Nöbetçi ve vazifeli olmayan veya kendisine ayrıca hususi bir vazife verilmeyen subay, askeri memur ve astsubaylar günlük mesai veya eğitimin bitiminde vazife mahallinden ayrılabilirler.
(Ek: 19/2/1980-2259/1 md.) Ancak subay sınıf okullarında temel eğitimde bulunan subayların günl

Bazı jurnallerin ifadesine göre ihtiyat fırkasına dahîl olmak üzere az müddet içinde tehiyye ve ihzarı imkanda bulunan bir takım sefâyinden başka İngiltere devletinin bu günkü günde kuvve-i mevcude-i bahriyyesi küçük ve büyük vapur ve yelken gemisi olarak bin iki yüz yetmiş beş aded sefâyin-i harbiyyeden ibaret olub bunlardan beş yüz adedi tersanelerinde daima hazır ve amade ve üç yüz adedden mütecavizi me‘mûriyetle her bir deryada bulundurulur. Ve zikr olunan sefâyin-i mevcudeden yüz seksen beş adedi beheri iki adet şişhaneli top çeker altmış barkir kuvvetinde deniz bataryalarıdır.Geçen sene cümlesi yüz elli altı top çeker beş bin iki yüz bargir kuvvetinde yigirmi altı bin dokuz yüz yetmiş iki tonilatoluk beş kıta zırhlı sefine i‘mâl olunduğu hâlde bu sene iki yüz otuz sekiz top çeker dört bin üç yüz barkir kuvvetinde yigirmi altı bin kırk altı tonilatoluk altı kıta daha inşâ kılınıb bir tarafdan tezyidine sarf-ı ma-hasl-ı makderet olunmakdadır.
Hind-i şerifi ile Çin sevahilinde her sınıf sefâyin-i bahriyyeden elli bir ve Amerika-yı şimali cânibinde yigirmi dokuz ve bahr-i sefidde yigirmi ve Afrikanın sevahil-i garbiyyesinde men’-i ticaret isrâ için yigirmi iki ve Amerikanın Bahr-i Muhit-i garbisinde sekiz ve Felemenk-i cedid taraflarında yedi ve Manş denizlerinde dahî cümlesi büyük büyük vapurlar olmak üzere altı aded sefâyini umerâlar maiyyetlerinde daimi sûretde dolaşmakdadırlar.

İlgili metin

Madde 1 - Tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlarla organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve nakli bu kanun hükümlerine tabidir.

Madde 2 - Bu Kanunda sözü edilen organ ve doku deyiminden, insan organizmasını oluşturan her türlü organ ve doku ile bunların parçaları anlaşılır.
Oto - grefler, saç ve deri alınması, aşılanması ve nakli ile kan transfüzyonu bu kanun hükümlerine tabi olmayıp, yürürlükte bulunan sağlık yasaları, tüzükleri, yönetmelikleri ve tıbbi deontoloji kuralları çerçevesinde gerçekleştirilir.
Madde 3 - Bir bedel veya başkaca çıkar karşılığı, organ ve doku alınması ve satılması yasaktır.
Madde 4 - Bilimsel, istatistiki ve haber niteliğindeki bilgi dağıtımı halleri ayrık olmak üzere, organ ve doku alınması ve verilmesine ilişkin her türlü reklam yasaktır.

Madde 5 - Onsekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır.

Madde 6 - Onsekiz yaşını doldurmuş ve mümeyyiz olan bir kişiden organ ve doku alınabilmesi için vericinin en az iki tanık huzurunda açık, bilinçli ve tesirden uzak olarak önceden verilmiş yazılı ve imzalı veya en az iki tanık önünde sözlü olarak beyan edip imzaladığı tutanağın bir hekim tarafından onaylanması zorunludur.

Madde 7 - Organ ve doku alacak hekimler:
a) Vericiye, uygun bir biçimde ve ayrıntıda organ ve doku alınmasının yaratabileceği tehlikeler ile, bunun tıbbi, psikolojik, ailevi ve sosyal sonuçları hakkında bilgi vermek;
b) Organ ve doku verenin, alıcıya sağlayacağı yararlar hakkında vericiyi aydınlatmak;
c) Akli ve ruhi durumu itibariyle kendiliğinden karar verebilecek durumda olmayan kişilerin vermek istedikleri organ ve dokuları almayı reddetmek;
d) Vericinin evli olması halinde birlikte yaşadığı eşinin, vericinin organ ve doku verme kararından haberi olup olmadığını araştırıp öğrenmek ve öğrendiğini bir tutanakla tespit etmek;
e) Bedel veya başkaca çıkar karşılığı veya insancıl amaca uymayan bir düşünce ile verilmek istenen organ ve dokuların alınmasını reddetmek;
f) Kan veya sıhri hısımlık veya yakın kişisel ilişkilerin mevcut olduğu durumlar ayrık olmak üzere, alıcının ve vericinin isimlerini açıklamamak;
Zorundadırlar.

Madde 8 - Vericinin yaşamını mutlak surette sona erdirecek veya tehlikeye sokacak olan organ ve dokuların alınması, yasaktır.

Madde 9 - Organ ve doku alınması, aşılanması ve naklinden önce verici ve alıcının yaşamı ve sağlığı için söz konusu olabilecek tehlikeleri azaltmak amacıyla gerekli tıbbi inceleme ve tahlillerin yapılması ve sonucunun bir olurluluk raporu ile saptanması zorunludur.

Madde 10 - Organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve naklinin, bu işler için gerekli uzman personele, araç ve gerece sahip sağlık kurumlarınca yapılması zorunludur.

Madde 11 - Bu Kanunun uygulanması ile ilgili olarak tıbbi ölüm hali, bilimin ülkede ulaştığı düzeydeki kuralları ve yöntemleri uygulanmak suretiyle, biri kardiolog, biri nörolog, biri nöroşirürjiyen ve biri de anesteziyolji ve reanimasyon uzmanından oluşan 4 kişilik hekimler kurulunca oy birliği ile saptanır.

Madde 12 - Alıcının müdavi hekimi ile organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve naklini gerçekleştirecek olan hekimlerin, ölüm halini saptayacak olan hekimler kurulunda yer almaları yasaktır.

Madde 13 - 11 inci maddeye göre ölüm halini saptayan hekimlerin ölüm tarihini, saatini ve ölüm halinin nasıl saptandığını gösteren ve imzalarını taşıyan bir tutanak düzenleyip organ ve dokunun alındığı sağlık kurumuna vermek zorundadırlar. Bu tutanak ve ekleri ilgili sağlık kurumunda on yıl süre ile saklanır.

Madde 14 - Bir kimse sağlığında vücudunun tamamını veya organ ve dokularını, tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlar için bıraktığını resmi veya yazılı bir vasiyetle belirtmemiş veya bu konudaki isteğini iki tanık huzurunda açıklamamış ise sırasıyla ölüm anında yanında bulunan eşi, reşit çocukları, ana veya babası veya kardeşlerinden birisinin; bunlar yoksa yanında bulunan herhangi bir yakınının muvafakatiyle ölüden organ veya doku alınabilir.
Aksine bir vasiyet veya beyan yoksa, kornea gibi ceset üzerinde bir değişiklik yapmayan dokular alınabilir.
Ölü, sağlığında kendisinden ölümünden sonra organ veya doku alınmasına karşı olduğunu belirtmişse organ ve doku alınamaz.
(Değişik fıkra: 21/01/1982 - 2594/1 md.) Kaza veya doğal afetler sonucu vücudunun uğradığı ağır harabiyet nedeniyle yaşamı sona ermiş olan bir kişinin yanında yukarıda sayılan kimseleri yoksa, sağlam doku ve organları, tıbbi ölüm halinin alınacak organlara bağlı olmadığı 11 inci maddede belirlenen hekimler kurulunun raporuyla belgelenmek kaydıyla, yaşamı organ ve doku nakline bağlı olan kişilere ve naklinde ivedilik ve tıbbi zorunluluk bulunan durumlarda vasiyet ve rıza aranmaksızın organ ve doku nakli yapılabilir. Bu hallerde, adli otopsi, bu işlemler tamamlandıktan sonra yapılır ve hekimler kurulunun raporu adli muayene ve otopsi tutanağına geçirilir ve evrakına eklenir.
(Ek fıkra: 21/01/1982 - 2594/1 md.) Ayrıca vücudunu ölümden sonra inceleme ve araştırma faaliyetlerinde faydalanılmak üzere vasiyet edenlerle yataklı tedavi kurumlarında ölen veya bunların morglarına getirilen ve kimsenin sahip çıkmadığı ve adli kovuşturma ile ilgisi olmayan cesetler aksine bir vesiyet olmadığı takdirde 6 aya kadar muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yüksek öğretim kurumlarına verilebilirler. Bu cesetlerin defin hususu dahil tabi olacakları işlemler Adalet, İçişleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren 3 ay içinde çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Madde 15 - Bu Kanuna aykırı şekilde organ ve doku alan, saklayan, aşılayan ve nakledenlerle bunların alım ve satımını yapanlar, alım ve satımına aracılık edenler veya bunun komisyonculuğunu yapanlar hakkında, fiil daha ağır bir cezayı gerek tirmediği takdirde iki yıldan dört yıla kadar hapis ve 50.000 liradan 100.000 liraya kadar adli para cezasına hükmolunur.

Madde 16 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 17 - Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

Mahkemenin göreviMadde 1

Mahkemenin kuruluşuMadde 2 – (Değişik: 2/7/2018 – KHK-703/183 md.)

Yönetim ve temsilMadde 3 – (Değişik: 23/7/2008 – 5791/2 md.)

Görev süresi, hesaplanması ve seçimlerin zamanıMadde 4 – (Değişik: 23/7/2008 – 5791/3 md.)

Mahkemenin toplanma yeri, tarihi ve toplanma dönemi:Madde 5

Başsavcıların düşüncelerini bildirmeleri ve toplantıya katılmaları:Madde 6 – (Değişik: 21/1/1982 - 2592/3 md.)

Dava ve işlere bakmanın caiz olmadığı haller:Madde 7

Çekinme:Madde 8

Başkan ve üyelerin reddi:Madde 9

Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma:Madde 10

Uyuşmazlık çıkarılamayacak haller:Madde 11

Yargı merciince yapılacak işlemler:Madde 12

Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makamca yapılacak işlemler:Madde 13 – (Değişik birinci cümle: 23/7/2008 – 5791/5 md.)

Olumsuz görev uyuşmazlığı :Madde 14

Yargı merciince yapılacak işlemler:Madde 15 – (Değişik: 23/7/2008 – 5791/6 md.)

Uyuşmazlık Mahkemesince yapılacak işlemler:Madde 16 – (Değişik: 21/1/1982 - 2592/5 md.)

Olumlu görev uyuşmazlığı ve uygulanacak usul:Madde 17

Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarını bekleme ve sürelerin durması:Madde 18

Yargı merciilerinin uyuşmazlık mahkemesine başvurmaları:Madde 19

Temyiz incelemesi yapan yargı merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine başvurmaları:Madde 20

Mahkemelerin başvurmalarının incelenmesinde uygulanacak usül:Madde 21

Hukuk davalarında tedbirlerin devamı, sona ermesi ve uyuşmazlık durumunda tedbir kararı vermeye yetkili yargı mercii:Madde 22

Ceza davalarında tedbirler:Madde 23 – (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/183 md.)

Madde 24

Hüküm uyuşmazlıklarında uygulanacak inceleme kuralları:Madde 25

Toplanma ve karar verme koşulları ve incelemelerin dosya üzerinde yapılması:Madde 26

İncelemede izlenecek sıra:Madde 27

Kararların bildirilmesi:Madde 28

Kararların kesinliği ve yayınlanması:Madde 29 – (Değişik: 2/7/2018 – KHK-703/183 md.)

Kararlar arasındaki çelişmelerin giderilmesi:Madde 30 – (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/183 md.)

Raportörlük:Madde 31

Yazı işleri ve diğer görevliler:Madde 32

Tebligat işlemleri:Madde 33

Vergi ve harç bağışıklığı:Madde 34

Mahkemenin ve başsavcılar ile başkanunsözcülerinin bilgi ve belge isteme yetkileri:Madde 35

Anayasa Mahkemesi kararları dolayısıyla Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmaması ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı mercilerini bağlayıcılığı:Madde 36

Davaya katılanların taraf sayılması:Madde 37 – (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/183 md.)
Ödenecek ücretler:Madde 38 – (Değişik: 23/7/2008 – 5791/10 md.)

Araç, gereç ve sair ihtiyaçlar:Madde 39

Kaldırılan hükümler:Madde 40

Ek madde 1 – (Ek: 21/1/1982 - 2592/8 md.)

Geçici maddeler:Geçici madde 1

Geçici madde 2

Geçici madde 3

Geçici madde 4

Geçici madde 5

Geçici madde 6 – (Ek: 23/7/2008 – 5791/11 md.)

Geçici madde 7- (Ek: 2/7/2018 – KHK-703/183 md.)

Yürürlük :Madde 41

Yürütme :Madde 42

Notlar

Amaç ve KapsamMadde 1
KuruluşMadde 2
Kurulun BağımsızlığıMadde 3
GörevMadde 4

Üyelerin SeçimiMadde 5
Seçim UsulüMadde 6
Görev Süresi ve Üyeliğin BoşalmasıMadde 7

BaşkanlıkMadde 8
Kurulu TemsilMadde 9
Toplantı ve Karar Yeter SayısıMadde 10
Yeniden İncelemeMadde 11
İtiraz ve İtiraz MerciiMadde 12
Takdir YetkisiMadde 13
İşe BakamamaMadde 14
Çekilme ve RetMadde 15
İşlerin GizliliğiMadde 16
Kurul Üyeleri Hakkında SoruşturmaMadde 17

Hâkimlik ve Savcılığa KabulMadde 18
Atama ve NakilMadde 19
Geçici Yetki ile GörevlendirmeMadde 20
Görevden UzaklaştırmaMadde 21

Ödenecek ücretMadde 22
Zorunluluk HalleriMadde 23
Uygulanacak HükümlerMadde 24
Kaldırılan HükümlerMadde 25

Geçici madde 1

Geçici madde 2

Geçici madde 3

Geçici madde 4

Geçici madde 5

Geçici madde 6

Geçici madde 7

Geçici madde 8

Geçici madde 9

Geçici madde 10

YürürlükMadde 26
YürütmeMadde 27

Madde 1 - Bu kanunun amacı; yükseköğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek ve bütün yükseköğretim kurumlarının ve üst kuruluşlarının teşkilatlanma, işleyiş, görev yetki ve sorumlulukları ile eğitim-öğretim, araştırma, yayım, öğretim elemanları, öğrenciler ve diğer personel ile ilgili esasları bir bütünlük içinde düzenlemektir.

Madde 2 - Bu kanun; yükseköğretim üst kuruluşlarını, bütün yükseköğretim kurumlarını, bağlı birimlerini ve bunlarla ilgili faaliyet ve esasları kapsar.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatına bağlı Yükseköğretim Kurumları ile ilgili hususlar ayrı kanunlarla düzenlenir.

Madde 3 - Bu kanunda geçen kavram ve terimlerin tanımları aşağıda belirtilmiştir.
a) Yükseköğretim : Milli Eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümüdür.
b) Üst Kurulutlar: Yükseköğretim Kurulu ve Üniversitelerarası Kuruldur.
c) Yükseköğretim Kurumları: Üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri ve bunların bünyesinde yer alan fakülteler, enstitüler, yüksekokullar, konservatuvarlar, meslek yüksekokulları ile uygulama ve araştırma merkezleridir.
Yüksek teknoloji enstitüsü, özellikle teknoloji alanlarında yüksek düzeyde araştırma, eğitim-öğretim, üretim, yayın ve danışmanlık yapan, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip bir yükseköğretim kurumudur.
d) Üniversite: Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.
e) Fakülte: Yüksek düzeyde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan; kendisine birimler bağlanabilen bir yükseköğretim kurumudur.
f) Enstitü: Üniversitelerde ve fakültelerde birden fazla benzer ve ilgili bilim dallarında lisansüstü, eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve uygulama yapan bir yükseköğretim kurumudur.
g) Yüksekokul: Belirli bir mesleğe yönelik eğitim-öğretime ağırlık veren bir yükseköğretim kurumudur.
h) Konservatuvar: Müzik ve sahne sanatlarında sanatçı yetiştiren bir yükseköğretim kurumudur.
ı) Meslek Yüksekokulu: Belirli mesleklere yönelik ara insangücü yetiştirmeyi amaçlayan dört yarı yıllık eğitim-öğretim sürdüren bir yükseköğretim kurumudur.
j) Uygulama ve Araştırma Merkezi: Yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli alanların uygulama ihtiyacı ve bazı meslek dallarının hazırlık ve destek faaliyetleri için eğitim-öğretim, uygulama ve araştırmaların sürdürüldüğü bir yükseköğretim kurumudur.
k) Bölüm: Amaç, kapsam ve nitelik yönünden bir bütün tetkil eden, birbirini tamamlayan veya birbirine yakın anabilim ve anasanat dallarından oluşan; fakültelerin ve yüksekokulların eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve uygulama birimidir. Anabilim dalı ve anasanat dalları bilim ve dallarından oluşur.Yükseköğretimdeki çeşitli birimlerin ortak derslerini vermek üzere rektörlüğe bağlı bölümler de kurulabilir.
ı) Öğretim Elemanları: Yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim üyeleri, öğretim görevlileri, okutmanlar ile öğretim yardımcılarıdır.
m) Öğretim Üyeleri: Yükseköğretim kurumlarında görevli profesör, doçent ve yardımcı doçentlerdir.
(1) Profesör: En yüksek düzeydeki akademik ünvana sahip kitidir.
(2) Doçent: Doçentlik sınavını başarmış akademik ünvana sahip kişidir.
(3) Yardımcı doçent: Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta uzmanlık veya belli sanat dallarında yeterlik belge ve yetkisini kazanmış, ilk kademedeki akademik ünvana sahip kişidir.
n) Öğretim Görevlisi: Ders vermek ve uygulama yaptırmakla yükümlü bir öğretim elemanıdır.
o) Okutman: Eğitim-öğretim süresince çeşitli öğretim programlarında ortak zorunlu ders olarak belirlenen dersleri okutan veya uygulayan öğretim elemanıdır.
p) Öğretim Yardımcıları: Yükseköğretim kurumlarında, belirli süreler için görevlendirilen, araştırma görevlileri, uzmanlar, çeviriciler ve eğitim-öğretim planlamacılarıdır.
r) Ön Lisans: Ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yıllık bir programı kapsayan ara insangücü yetiştirmeyi amaçlayan veya lisans öğretimininin ilk kademesini teşkil eden bir yükseköğretimdir.
s) Lisans: Ortaöğretime dayalı, en az sekiz yarı yıllık bir programı kapsayan bir yükseköğretimdir.
t) Lisans Üstü: Yüksek lisans, doktora, tıpta uzmanlık ve sanatta yeterlik eğitimini yapsar ve aşağıdaki kademelere ayrılır-
1. Yüksek Lisans: (Bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, yüksek mimarlık, master): Bir lisans öğretimine dayalı eğitim-öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretimdir
(2) Doktora: Lisansa dayalı en az altı veya yüksek lisansa veya eczacılık veya fen fakültesi mezunlarınca Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlığa dayalı en az dört yarı yıllık programı kapsayan ve orijinal bir araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlıyan bir yükseköğretimdir-
(3) Tıpta Uzmanlık: Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara göre yürütülen ve tıp doktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki sağlamayı amaçlayan bir yükseköğretimdir-
(4) Sanatta Yeterlik: Lisansa dayalı en az altı, yüksek lisansa dayalı en az dört yarı yıllık programı kapsayan ve orijinal bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora düzeyinde lisans üstü bir yükseköğretim eşdeğeridir-
u) Yükseköğretim Eğitim Türleri: Yükseköğretimde eğitim-öğretim süresince ders ve uygulamalara devam etme zorunluluğunda oldukları bir eğitim-öğretim türüdür-
(1) Örgün Eğitim: Öğrencilerin eğitim öğretim süresince ders ve uygulamalara devam etme zorunluluğunda oldukları bir eğitim-öğretim türüdür-
(2) Açık Eğitim: Öğrencilere radyo, televizyon ve eğitim araçları vasıtasıyla yapılan bir eğitim-öğretim türüdür-
(3) Dışarıdan Eğitim (Ekstern Eğitim): Yükseköğretimin belirli dallarında, devam zorunluluğu olmaksızın sadece yarı yıl içi ve sonu sınavlarına katılma zorunluluğu bulunan bir eğitim-öğretim türüdür-Bu eğitimi izleyen öğrenciler ortak zorunlu dersler ile gerekli görülen bazı dersleri, ilgili yükseköğretim kurumlarınca mesai saatleri dışındaki uygun saatlerde düzenlenecek derslerde alırlar-
(4) Yaygın Eğitim: Toplumun her kesimine ve değişik alanlarda bilgi ve beceri kazandırma amacı güden bir eğitim-öğretim tüıüdür-

Madde 4-Yükseköğretimin amacı:
a) Öğrencilerini:
(1) ATATÜRK inkılaplarını ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı,
(2) Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan,
(3) Toplum yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu,
(4) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren,
(5) Hür ve bilimsel dütünce gücüne, genit bir dünya görütüne sahip, insan haklarına saygılı,
(6) Beden, zihin, ruh, ahlak ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş,
(7) İlgi ve yetenekleri yönünde yurt kalkınmasına ve ihtiyaçlarına cevap verecek, aynı zamanda kendi geçim ve mutluğunu sağlayacak bir mesleğin bilgi, beceri, davranış ve genel kültürüne sahip vatandaşlar olarak yetiştirmek,
b) Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olarak, refah ve mutluluğunu artırmak amacıyla; ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulanacak ve hızlandıracak programlar uygulayarak, çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı ve seçkin bir ortağı haline gelmesini sağlamak,
c) Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır-

Madde 5- Yükseköğretim aşağıdaki "Ana ilkeler" doğrultusunda planlanır, programlanır ve düzenlenir:
a-Öğrencilere, ATATÜRK inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçeliğine bağlı hizmet bilincinin kazandırılması sağlanır-
b-Milli Kültürümüz; örf ve adetlerimize bağlı kendimize has şekil ve özellikleri ile evrensel kültür içinde korunarak geliştirilir ve öğrencilere, milli birlik ve beraberliği kuvetlendirici ruh ve irade gücü kazandırmak-
c-Yükseköğretim kurumlarının özellikleri, eğitim-öğretim dalları ile amaçları gözetilerek eğitim-öğretimde birlik ilkesi sağlanır-
d-Eğitim-öğretim plan ve programları, bilimsel ve teknolojik esaslara, ülke ve yöre ihtiyaçlarına göre kısa ve uzun vadeli olarak hazırlanıp sürekli olarak geliştirilir-
e-Yükseköğretimde imkan ve fırsat eşitliğini sağlayacak önlemler alınır-
f-Üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri ve bunlar içindeki fakülte, enstitü ve yüksekokullar, kalkınma plan ve programlarının ilke ve hedefleri doğrultusunda ve yükseköğretim planlaması çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun görüşü veya önerisi üzerine kanunla kurulur-
g-Meslek elemanı yetiştiren bakanlıklara bağlı yüksekokullar, Yükseköğretim Kurulunun tespit edeceği esaslara göre Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur-
h-Yükseköğretim kurumlarının geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, genişletilmesi ve bütün yurda yaygınlaştırılması amacına-yönelik olarak yenilerinin açılması, öğretim elemanlarının yurt içinde ve dışında yetiştirilmeleri ve görevlendirilmeleri, üretim-insangücü-eğitim unsurları arasında dengenin sağlanması, yükseköğretime ayrılan kaynakların ve ihtisas gücünün dağılımı, milli eğitim politikası ve kalkınma planları ilke ve hedefleri doğrultusunda ülke, çevre ve uygulama alanı ihtiyaçlarının karşılanması, örgün, yaygın, sürekli ve açık eğitim-öğretim de kapsayacak şekilde planlanır ve gerçekleştirilir-
ı) Yükseköğretim kurumlarında Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk dili, yabancı dil zorunlu derslerdendir-Ayrıca, zorunlu olmamak koşuluyla beden eğitimi veya güzel sanat dallarındaki derslerden birisi okutulur-Bütün bu dersler en az iki yarı yıl olarak progra

Madde 1 – Gayrimenkullerin tescilinde o gayrimenkul Devlete ait ise bulunduğu yerdeki en büyük mal memuru, hususi idareye ait ise vali, evkafa ait ise evkaf müdürü veya memuru, belediyeye ait ise belediye reisi, köye ait ise muhtar ve mahsus kanunla teşekkül etmiş diğer hükmi şahıslara ait ise bunların kanuni mümessilleri salahiyetlidirler. Bu mümessillerin salahiyetlerini kullanma şeklini gösteren kanunlar hükmü yerinde durmaktadır.
Madde 2 – Hükmi şahısların tapu işlerinde merkez veya şubelerinin bulundukları yerin en büyük mülkiye amirinden nizamnamelerine göre gayrimenkul tasarrufuna izinli olduklarına ve tescil işini yapacak mümessilin salahiyetine dair alınacak belgenin verilmesi mecburidir. Ticaret Şirketleri bu belgeyi ticaret sicil memurundan alırlar.
Madde 3 – Mevcudiyetleri Türkiye Cumhuriyeti Hükümetince tanınmış olan yabancılara ait dini, ilmi, hayri müesseselerin fermanlara ve Hükümet kararlarına müsteniden sahiplendikleri gayrimenkuller bu belgelerin sınırları dışına çıkmamak ve Hükümetin izni alınmak şartile müesseselerin hükmi şahsiyetleri namına tescil olunabilir.
Madde 4 – Madenlerin tesciline ait muamelelerde mahsus kanun ve nizamlarına göre verilecek belgelerin İktisat Vekaletince tasdik edilmiş olması şarttır.
Madde 5 – (Mülga : 4/11/1990-3678/31 md.)
Madde 6 – (Mülga : 11/6/1945-4753/64 md.)
Madde 7 – (Mülga : 16/2/1995 - 4070/15 md.)
Madde 8 – Denizden doldurulmak istenilen yerler için o yerin en büyük mal memurundan izin almak lazımdır. Bu izin doldurulacak yer belediye sınırı içinde ise belediyenin, limanı da alakadar ediyorsa liman dairesinin veya deniz ticareti idaresinin ve müstahkem mevki kumandanlığı olan yerlerde müstahkem mevki kumandanlığının muvafakatları alındıktan sonra 3 yıl müddetle verilir. Belediye sınırı dışında ise alakalarına göre vilayet veya kaza idare heyetlerinin muvafakati alınır. İzinle doldurulan bu yerler izin veren dairelerden alınacak belgeler üzerine değer baha aranmaksızın dolduran namına tapu sicillerine geçirilir. Üç yıl içinde makbul bir özür olmaksızın doldurma işini bitirmiyenlerin bu yerlerden eli çektirilir.
Madde 9 – İzinsiz doldurulmuş olan yerlerin tescilinde mahzur olmadığı alakalı daire ve heyetlerce kabul olunursa doldurulan yerlerin doldurulmuş olduğu halindeki değer bahasının onda biri alınmak şartile dolduran namına tescili yapılır.
Madde 10 – Deniz kıyısında teressübattan veya denizlerin med ve cezrinden dolmuş yerlerin satılmasında mahzur olmadığı sekizinci maddede yazılı alakalı dairelerce bildirildiği takdirde o yerlerin kendi gayrimenkulüne bitişik olan kısmını o gayrimenkul sahibinin kendisine yapılacak tebligattan itibaren iki sene içinde takdir olunacak değer baha ile almağa hakkı vardır. Bu yerleri satın alanların o yeri korumak için rıhtım inşası hakkı olacaktır.
Madde 11 – Sahipli bir gayrimenkulün önü veya bitişiği doldurulmak istenildiği takdirde sahibinden başkasına izin verilemez. İzinsiz olarak sahibi tarafından doldurulan böyle bir yerin tescilinde mahzur olmadığı alakalı daire ve heyetlerce bildirildiği takdirde doldurulan yerin doldurulmuş olduğu haldeki kıymetinin onda biri alınıp dolduranın veya dolduranın yerine geçenin namına asıl mülkü ile birleştirilerek tescil olunur.
Devlet, vilayet, belediye veya köy meclisince sıhhi, içtimai veya iktisadi sebeplerle yapılacak doldurma işlerinde yukarıdaki fıkrada yazılı gayrimenkul sahiplerine doldurmağa yetecek mühlet verilerek doldurma teklif olunur. Bu müddet içinde doldurmadıkları takdirde bu hakları kalmaz.
Madde 12 – Bir gayrimenkulün önünde veya bitişiğinde olupta sahibi tarafından doldurulmak istenilen yerin doldurma işi bitirilmeksizin o gayrimenkul bir başkasının mülkiyetine geçer veya ayni bir hakla takyid olunursa, başka suretle mukavele bulunmadığı takdirde bu muamele işin şartları mahfuz olmak üzere doldurulan yerde de sari olur.
Madde 13 – Devletçe veya vilayet ve belediyelerce yapılan liman, dalgakıran, inşaatile temizleme ve taramadan meydana gelecek arazi hususi kanunlarındaki hükümlere bağlıdır.
Madde 14 – 8, 9, 10, 11 ve 12 nci maddeler hükmü bataklık olmıyan göl ve nehir kenarlarında da caridir. Şu kadar ki nehrin asıl yatağını ve suların akıntısını bozmadığı ve alt taraflara ve başkalarına mazarratı olmıyacağı hakkında fenni rapor aranır.
Başlı başına tasarruf olunabilecek deniz, göl veya nehir metrukatı bulunan sahipsiz yerler sahipli bir gayrimenkulün önünde veya bitişiğinde bulunursa o gayrimenkul sahibine değer baha ile satın alması teklif olunur. Bir yıl içinde talip olmadığı takdirde başkalarına satılır.
Bu yerler başlı başına tasarruf olunmıyacak halde ise takdir olunacak değer baha ile bitişiğindeki gayrimenkul sahiplerine temlik olunarak kendileri borçlandırılır.
Göl veya nehrin istila veya tahrip ettiği yerlerin sahiplerine Kanunu Medeninin 636 ve 637 nci maddeleri hükmü yerinde durmak üzere mukabil tarafta bu sebeplerden meydana gelmiş arazi var ise muadili parasız verilebilir.
Madde 15 – (Birinci fıkra Mülga: 18/1/1950 - 5516/12 md.)
Sahipli arazide husule gelen bataklıkların sıhhi sebeplerinden dolayı kurutulması zarureti tahakkuk edince Devlet veya vilayet tarafından verilecek müsait bir mühlet içinde sahipleri kurutmadıkları takdirde o bataklık Devlet veya vilayet tarafından kurutulur. Sahiplerinden kurutma masrafına iştirak edenlerin arazisi kendilerine verilir. Masrafa iştirak etmiyenlerin arazisi kurutanın mülkü olur. (Değişik: 18/10/1962 - 79/1 md.) Bu takdirde, gayrimenkulün bataklık halindeki gerçek karşılığı olarak arazi sahibine ödenecek bedelinin tesbitinde 6830 sayılı İstimlak Kanunu hükümleri uygulanır.
Madde 16 – Hususi kanunlarında müsaade edilenleri hariç olmak üzere Devlete, belediyelere ve köylere ait orman, koru ve baltalıklardan tarla açılamaz ve hususi bina yapılamaz. Şahıslara ait ormanlarda dahi ait olduğu vekaletten izin alınmadıkça tarla açılamaz.
Madde 17 – Erbabı vukufa takdir ettirilen değer bahaların ikinci derecede tasdikı belediyelerce seçilecek iki zatın da iştirakile mahalli idare heyetlerine aittir.
Madde 18 – Bu kanunda yazılı vergi kıymetleri 1837 numaralı Bina Vergisi ve 1933 numaralı Arazi Vergisi Kanunları mucibince vergiye matrah olan kıymettir.
Madde 19 – Değer bahalar müsavi taksitlerle beş yıl içinde vergi ile birlikte Tahsili Emval Kanununa göre tahsil olunur. İki seneye ait taksit ödenince gayrimenkul sahibi namına tescil edilir ve geri kalan taksitler için o gayrimenkul ipotekli olur.
Madde 20 – Bu kanunun neşrinden evvel muamelesi bitipte tahakkuk ettirilmiş olan değer bahalar dahi 19 uncu maddede yazılı şekilde taksitle tahsil olunur.
Madde 21 – Köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlaları köy veya belediye namına tescil olunur.
Madde 22 – Kadastro veya tapu tahriri yapılmış olan yerlerle tapu senet veya kayıdlarına sahiplerinin fotoğrafı yapıştırılmış olan gayrimenkullerin vukubulacak tasarruf muameleleri için belediye veya köy ilmühaberleri aranmaz. Kanunu Medeninin mer'iyeti tarihine kadar musakkaf ve hükümde olan bağ ve bahçe ve arsaların on beş, diğer arazinin on seneden daha az bir müddet içinde husul bulmuş olan iktisap sebeplerine veya Kanunu Medeninin mer'iyetinden sonra düşürülmüş olan kayıdlara müstenit tasarruf muameleleri için dahi böyle yapılır. Ancak bu muamelelerde kayıt sahibinin fotoğraf vermesi ve bu fotoğrafın kayda yapıştırılması lazımdır.
Bu çerçeve dışında kalan muamelelerle 2 nci fıkradaki hallerde fotoğraf veremiyenler için gayrimenkulün sahibi olduğuna ve başkasının alakası bulunmadığına dair belediye veya köy ilmühaberi almak lazımdır.
Madde 23 – İlmühaber alınması lazımgelen muameleler için belediye veya ihtiyar meclisi ilmühaberi tasdikten imtina ederse bu imtina sebeplerini şerh ile izaha mecburdur. Bunu yapamazsa hakkında kanuni takibat yapılır.
Tapu idareleri yapacakları tetkik ve tahkik üzerine bu sebeplerin kanuni olmadığını anlarlarsa işi tapu komisyonuna verirler. Komisyon da sebeplerin kanuni olmadığına karar verirse tapu idarelerince muamele yapılır. Aksine karar verirse tapu idareleri 1515 numaralı kanunun şumülü dışındaki hallerde alakalıyı mahkemeye gönderir. Kaza tapu komisyonlarının kararlarına karşı alakalıların vilayet tapu komisyonlarına itiraz hakları vardır.
Madde 24 – Köylerde bulunan metruk ve kimsesiz mezarlıklarla vakfa ait umumi mezarlıklar köyün manevi şahsiyeti namına tescil olunur.
Madde 25 – 1580 sayılı Belediye Kanununun 159 uncu maddesi ile 2510 sayılı İskan Kanununun 21 inci maddesi dışında kalan mera, baltalık gibi köy orta malı sayılan yerlerin tescili ve alım satım şekilleri hakkında hususi hükümler konulacaktır.
Madde 26 – (Değişik: 6/1/1954 - 6217/1 md.)
Mülkiyete, mülkiyetin gayrı ayni haklara ve müşterek bir arzın hissedarları veya birbirine muttasıl gayrimenkullerin sahipleri arasında bunlardan birinin veya bir kaçının o gayrimenkul üzerinde mevcut veya inşa edilecek binanın, muayyen bir katından veya dairesinden yahut müstakillen istimale elverişli bir bölümünden munhasıran istifadesini temin gayesiyle Medeni Kanunun 753 üncü maddesi hükümlerine göre irtifak hakkı tesisine veya tesisi vadine mütedair resmi senetler tapu sicil muhafızları veya memurları tarafından tanzim edilir.
Alakalıların isteği halinde resmi senedi tanzim için memurlar ikametgahlara giderler, bu sırada gelecek haciz ve tahdit kararları resmi senedi yapmak için ikametgaha gitmiş olan memura tebliğ olunur.
(Ek hüküm: 2/4/1998 - 4358/3 md.) Resmi senede tarafların kimlik bilgileri ile birlikte vergi kimlik numaraları da kaydedilir.(Değişik:6/3/1981-2421/1 md.) Resmi senedi, taraflar ile hazırlayan memur ve tapu sicil muhafızı imzalar. Tarafların kimliklerinde şüpheye düşülen hallerde tanık getirilmesi istenebilir. Kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır.11 Ocak 1926 tarihli ve 711 sayılı Kanun gereğince yapılacak akitlerde de aynı usul uygulanır.
Birinci fıkrada beyan olunan irtifak hakkı tesisi vaitleri tapu siciline re'sen şerh verilir. Bunlardan irtifak hakkı tesisi vadine mütedair resmi senetler tapuya şerh ve

Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında, en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.
Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkâr bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.
Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır.
Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası'na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensibi bayrağımızdır.
Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz 'Yurtta sulh, cihanda sulh'tur."

Madde 1 - Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti Jandarma Teşkilatının görev, yetki ve sorumluluklarına, hizmetin gerektirdiği bağlılık ve ilişkilere, teşkilat ve konuşa ait esas ve usulleri düzenler.

Madde 2 - Bu Kanun, Jandarma Teşkilatındaki karargah, birlik ve kurumlar
ile buralarda hizmet gören personeli ve bunlarla ilgili faaliyet ve esasları kapsar.

Madde 3 - Türkiye Cumhuriyeti Jandarması emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir.

Madde 4 - Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olup, Silahlı Kuvvetlerle ilgili görevleri, eğitim ve öğrenim bakımından Genelkurmay Başkanlığına, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin ifası yönünden İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Ancak Jandarma Genel Komutanı, Bakana karşı sorumludur.

Madde 5 - Jandarma Genel Komutanlığı Teşkilatı; görevin özelliği ve Türk
Silahlı Kuvvetlerindeki esaslara uygun olarak kendi kuruluş ve kadrolarında gösterilir.
Jandarma Genel Komutanlığının kuruluş ve kadrolarıyla konuş yerleri, Genelkurmay Başkanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca düzenlenir. Ancak seferberlik ve savaşta Kuvvet Komutanlıkları emrine girecek birliklerin kuruluş, kadro ve konuşlarının düzenlenmesinde Genelkurmay Başkanlığının onayı alınır.
Emniyet ve asayiş ile görevli jandarma birliklerinin kuruluş ve konuşlarının düzenlenmesinde zorunlu haller dışında mülki taksimat esas alınır. Ancak hizmette verim ve etkinliğin sağlanması amacıyla birden çok ili içine alan bölgelerdeteşkilatlanma da göz önünde bulundurulur.

Madde 6 - Jandarma Genel Komutanı tüm jandarma teşkilatının komutanıdır.
Teşkilatın sevk ve idaresinden, kanun ve nizam hükümlerinin icrasını sağlamaktan, bunlara dayalı olarak verilen emir ve kararların yapılmasından sorumludur.

Madde 7 - Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri şunlardır.

a) Mülki görevleri;
Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak.

b) Adli görevleri;
İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek.

c) Askeri görevleri;
Askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle Genelkurmay Başkanlığınca verilen görevleri yapmak.

d) Diğer görevleri;
Yukarıda belirtilen görevler dışında kalan ve diğer kanun ve nizam hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya verilen görevleri yapmak.

Madde 8 - Jandarma birlikleri; Genelkurmay Başkanlığınca lüzum görülen
hallerle sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde gerekli olan bölümü ile Kuvvet Komutanlıkları emrine girer, kalan bölümü ile Jandarma Genel Komutanlığı emrinde normal görevlerine devam eder.

Madde 9 - Kanun ve nizamlar ile bunlara dayalı olarak verilen emir ve
kararların öngörmediği hiçbir görev jandarmadan istenemez. Ancak, Jandarma subaylarına valilik ve kaymakamlığa, Jandarma astsubaylarına da bucak müdürlüklerine geçici bir süre ile vekalet görevi verilebilir.

Madde 10 - Jandarmanın genel olarak görev ve sorumluluk alanı; Polis görev sahası dışı olup, bu alanlar il ve ilçe belediye hudutları haricinde kalan veya polis teşkilatı bulunmayan yerlerdir.
Jandarma, kendisine verilen görevlerin ifası ile ilgili olarak diğer güvenlik kuvvetleri ile işbirliği ve koordinasyonda bulunur.
Jandarma veya Emniyet Teşkilatı, kendi sorumluluk sahasında yetersiz kaldıkları veya kalacaklarının değerlendirilmesi halinde, mahalli mülki amirler tarafından birbirlerinin sorumluluk sahalarında geçici olarak görevlendirilebilirler.
Jandarmanın diğer güvenlik kuvvetleriyle işbirliği ve koordinasyon esasları ve emir komuta ilişkileri yönetmelikle belirlenir.

Madde 11 - Jandarma, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet
özelliğine uygun ve görevin gereği olarak kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahiptir.

Madde 12 - Emniyet ve asayiş görevi ifa eden il jandarma alay komutanlıkları ve ast kademeleri; mülki görevlerin yapılması yönünden mahalli mülki idare amirine, maiyetlerinin sevk ve idaresinden, disiplin, eğitim, özlük hakları ile lojistik faaliyetlerin yürütülmesinden kendi amirlerine karşı sorumludurlar.
Mahalli mülki idare amirleri ile adli ve askeri makamlar; kanun ve nizam hükümlerine uygun isteklerini acele hallerde sözlü olarak yapabilirler.
Ancak bu istek en kısa zamanda yazılı olarak teyit edilir. Diğer makamların istekleri mahalli mülki idare amirleri kanalı ile jandarmaya görev olarak verilir.
Görevleri ile ilgili olarak Jandarmanın diğer makamlarla ilişkileri, birlikte çalışma ve işbirliği esasları da dahil jandarmanın komuta ve kontrol ilişkileri yönetmelikte açıklanır.

Madde 13 -  Jandarma Genel Komutanlığı personeli; subay, astsubay, uzman
jandarma, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile sivil memur ve işçilerden oluşur.
Jandarma subay ve astsubaylarının kaynak ve yetiştirilmeleri ile terfi,
izin, sicil ve ödül işlemleri 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu esaslarına göre yürütülür. Jandarma subay ve astsubayları duyulan ihtiyaca göre Genelkurmay Başkanlığının onayı alınmak kaydıyla sınıflara ayrılır.
Jandarma Genel Komutanlığının kendi kaynaklarından karşılanamayan subay ve astsubay ihtiyacı kendi kuvvetleriyle ilişkileri saklı kalmak şartıyla Jandarma Genel Komutanlığının talebi, Genelkurmay Başkanlığının onayı ile Kuvvet Komutanlıklarından sağlanabilir.

Uzman Jandarma personelinin meslekten ayrılma, yükselme, izin, sicil ve ödül işlemlerinde 635 sayılı Uzman Jandarma Kanunu hükümleri uygulanır.
Sivil memurların adaylığa kabul edilme, asli memurluğa atanma, yer değiştirme, memurluktan çıkarılma hususları ile yükselme, izin, sicil ve ödül işlemleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu esaslarına göre yapılır.
İşçilerin işe alınma, işyeri değişikliği, yükselme, izin, sicil, ödül ve
hizmet akdinin feshi işlemleri 1475 sayılı İş Kanunu ile varsa geçerli bulunan toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre yapılır.

    Madde 14 - Subay, astsubay ve uzman jandarmanın atanmaları;

a) Asteğmen - albay (Albay dahil) rütbelerindeki subaylar ile astsubay ve uzman jandarmaların atanmaları Jandarma Genel Komutanınca,
 b) Generallerin atanmaları; Jandarma Genel Komutanının lüzum göstermesi, Genelkurmay Başkanının teklifi, İçişleri Bakanının inhası, Başbakanın imzalaya- cağı ve Cumhurbaşkanın onaylayacağı müşterek kararname ile,
 c) Jandarma Genel Komutanının atanması Genelkurmay Başkanının teklifi, İçişleri Bakanının inhası, Başbakanın imzalayacağı ve Cumhurbaşkanının onaylaya- cağı müşterek kararname ile,
Yapılır.
Yukarıdaki (b) ve (c) bentlerinin uygulanmasında Genelkurmay Başkanının teklifi üzerine, İçişleri Bakanı inha işlemini yapmadığı takdirde, Genelkurmay Başkanı talebini yazı ile Başbakana gönderir. Başbakan kararını yazı ile İçişleri Bakanına bildirir.
(Değişik:20/8/1993 -KHK-507/1 md.)İhtisaslaşma gereği olarak,özel eğitim görmüş personel nokta atamasına tabi tutulur. Ancak nokta ataması yapılmayıp, il jandarma komutanlıkları emrine atanan astsubay ve uzman jandarmalardan emniyet ve asayiş görevi alacak olanların istihdam yerleri ve il içi yer değiştirmeleri il jandarma komutanının teklifi üzerine valinin onayı ile belirlenir.

 Madde 15 - Jandarma personeli hakkında disiplin ve soruşturma işlemleri aşağıdaki usullere göre yapılır.

a) Subay, astsubay, uzman jandarma, askeri öğrenci, erbaş ve erlerle sivil memurların disiplin yolu ile cezalandırılmaları; Garnizon komutanlarının yetkileri saklı kalmak kaydıyla kendi yetkili disiplin amirlerince, işçilerle sözleşmeli ve geçici personelin cezalandırılmaları ise yürürlükte olan sözleşme hükümlerine göre yapılır.(Ek:20/8/1993-KHK-507/2 md.)Jandarmanın mülki görevlerini ilgilendiren vedisiplin cezasını gerektiren fiilleri ortaya çıktığında valiler,il jandarma alay komutanından;kaymakamlar,ilçe jandarma bölük komutanından gereken cezanın verilmesini talep ederler.Alay ve bölük komutanları bunlar hakkında,askeri mevzuat çerçevesinde gerekli işlemi yaparlar.
 b) Jandarma personelinin işledikleri disiplin suçları için 477 sayılı "Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun" hükümleri uygulanır.
 c) Jandarma personelinin askeri yargıya tabi suçlarında, 353 sayılı "Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu" na göre işlem yapılarak haklarında 1632 sayılı "Askeri Ceza Kanunu" ile 765 sayılı "Türk Ceza Kanunu" hükümleri
tatbik olunur.

d) Jandarma personelinin mülki hizmetten doğan veya bu tür hizmeti yaparken işlenen suçlarında ; 15/5/1930 gün ve 1609 sayılı "Bazı Cürümlerden Dolayı Memurlar ve Şerikleri Hakkında Takip ve Muhakeme Usulüne Dair Kanun" hükümleri saklı kalmak şartıyla 4/2/1913 tarihli "Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat" hükümlerine göre işlem yapılır.
 e) Adli hizmetlerden doğan suçlarda; ilçe ve merkez ilçe jandarma bölük komutanları ile bu hizmetleri vekaleten yürütenler hakkında 1412 sayılı "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu" nun 154/4 üncü maddesi gereğince 24/2/1983 gün ve 2802
sayılı "Hakimler ve Savcılar Kanunu" nun 82 ve müteakip maddelerinde gösterilen hakim ve savcıların tabi oldukları muhakeme usulü uygulanır.

  f) Jandarma personelinin kişisel suçlarında genel hükümlere göre işlem yapılır.

Madde 16 - Jandarma Subay ve astsubayları ile uzman jandarmaların açığa alınma ile açığa alınmanın kaldırılmasına ait işlemleri; 926 sayılı "Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu", sivil memurların görevden uzaklaştırılmaları ve göreve başlatılmaları 657 sayılı "Devlet Memurları Kanunu" hükümlerine göre yapılır.

Madde 17 - Jandarma subay, astsubay ve uzman jardarma ile sivil memurları;

a) Askeri yargıya tabi suçlardan dolayı gerektiğinde, 353 sayılı "Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu" nun 84 üncü maddesi hükmüne göre, nezdinde askeri mahkeme kurulan Kıt`a komutanı veya as

Madde 1 – Bu Kanunun amacı; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluşunu, hizmet ve faaliyetleri ile ilgili ilkeleri ve organlarını belirlemek; görev, yetki ve çalışma usulleri ile özlük işlerini düzenlemektir.

Madde 2 – Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Ankara'da, Atatürk'ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip,"Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" kurulmuştur.

Madde 3 – Bu Kanunda;

a) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu": Yüksek Kurum,
b) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu": Yüksek Kurul,
c) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu":Yönetim Kurulu,
d) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı": Yüksek Kurum Başkanı,
e) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Genel Sekreteri":"Genel Sekreter,
f) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Denetleme Kurulu": Denetleme Kurulu,
g) "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluşuna dahil bulunan; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi": bağlı kuruluşlar,
olarak ifade edilmiştir.

Madde 4 – Yüksek Kurumun ve bağlı kuruluşlarının bütün hizmet ve faaliyetlerinde Anayasa çerçevesinde uygulanacak ilkeler şunlardır:

a) Milli mücadele ruhu ve bilinci içerisinde; Atatürkçü düşünceye, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar var olma şuuruna, kişilerin ve milletin refahına, toplumun mutluluğu inancına, milli kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma azim ve kararlılığına bağlı kalmak ve sahip olmak,
b) Topluca Türk Vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kaderlerde, ortak ve bölünmez bir bütün halinde, milli kültür ve ülkeler etrafında toplanmasını güçlendirecek doğrultuda hareket etmek,
c) Milli dayanışma ve bütünleşmede Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını, kültür, dil ve tarih değerlerini, birleştirici bir güç olarak göz önünde tutmak; bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak,
d) Kültür, dil ve tarihi değerlerimizin bilimsel yoldan ortaya çıkarılmasını, belgelenmesini, araştırılıp incelenmesini esas almak,
e) Toplumda yaratılan bütün maddi ve manevi kültür değerlerinin; sürekli, düzenli ve kapsamlı bir şekilde birikimini ve gelecek kuşaklara aktarılmasını temel kabul etmek,
f) Milli bütünlük ve güvenlik gereklerini, milli ahlak değerlerini ve milli gelenekleri koruyucu ve gözetici doğrultuda hareket etmek,
g) Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkaracak, O'nu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirecek, kuşaklararası anlayışta ve söyleyişte birleştirici yönde hareket etmek,
h) Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini inceler ve elde edilen sonuçları yayarken, milli tarihimizin ve milli tarih değerlerimizin birleştirici bir güç olduğunu esas almak ve Türk milletini şanlı geçmişine yaraşan tarihine sahip kılmak.
ı) (Ek : 26/8/1993 - KHK-519/1 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile.)

Yüksek Kurul:
Madde 5 – (Değişik : 26/8/1993 - KHK - 519/2 md.) İptal : Ana.Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)

Madde 6 – Yüksek Kurulun görevleri şunlardır:

a) Bu Kanunda, belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi, Yüksek Kurumun ve bağlı kuruluşlarının etkin ve verimli biçimde çalışabilmeleri için ilke kararları almak,
b) Bu Kanunda açıklanan amaç ve ilkeler doğrultusunda, milli politikaların oluşmasında, belirlenmesinde, yürütülmesinde ve mili, hedeflerin seçiminde esas alınacak milli kültür unsurlarını tespit etmek, bu konularda gerekli gördüğü araştırma ve incelemeleri yaptırmak,
c) Yüksek Kurum Başkanının sunacağı konular hakkında karar vermek,
d) Yüksek Kurumun ve bağlı kuruluşlarının kısa, orta ve uzun vadeli çalışma plan ve programları ile bu kuruluşların bütçelerini onaylamak,(2)
e) Tüzük ve yönetmelikleri incelemek ve karara bağlamak,
f) Bu Kanunda verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Madde 7 – Yüksek Kurul yılda iki defa toplanır, Başbakanın çağrısı üzerine her zaman olağanüstü toplanabilir.
Toplantı yeter sayısı üyelerin salt çoğunluğu, karar yeter sayısı toplantıya katılanların salt çoğunluğudur.
Toplantı gündemi, Yüksek Kurum Başkanı tarafından hazırlanır ve Başbakanın onayından sonra toplantıdan en az bir ay önce üyelere dağıtılır.
Yüksek Kurulun sekreterya işleri, Yüksek Kurum Başkanlığınca yerine getirilir.
Yüksek Kurulca gerekli görülen kararlar, Resmi Gazete'de yayımlanır.

Madde 8 – (Değişik : 26/8/1993 - KHK - 519/3 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993
tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)

Madde 9 – Yüksek Kurum Başkanının görevleri şunlardır:

a) Yüksek Kurumu yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek,
b) Yüksek Kurulun ve Yönetim Kurulunun aldığı kararları yerine getirmek,
c) Yüksek Kurumun amaçlarının gerçekleştirilmesi için gerekli hizmet ve faaliyetleri yönlendirmek,
d) (Değişik : 26/8/1993 - KHK - 519/4 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)
e) Yüksek Kurumun bütçesini, kısa, orta, uzun vadeli çalışma plan ve programlarını, tüzük ve yönetmelik taslaklarını, yürütmeye ilişkin hizmet ve faaliyet esaslarını zamanında hazırlatmak ve yetkili organlara sunmak,
f) Yüksek Kurumun amaçları ile bağdaşmayan veya ilkelere ters düşen çalışma ve faaliyetleri önleyici tedbirleri almak, bu tedbirleri yetkili organların onayına sunmak,
g) Gerektiğinde kurulacak araştırma ve uygulama birimlerinin çalışmalarının, hizmet ve faaliyetlerinin verimli olması için öngördüğü planlama, programlama ve destek tedbirlerini hazırlayarak yetkili organlara sunmak,
h) Bağlı kuruluşların mali ve idari hususlarının denetlenmesi için Denetleme Kurumunu görevlendirmek,
ı) Bu Kanunda gösterilen ve Yüksek Kurulca verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Madde 10 – Yönetim Kurulu, Yüksek Kurum Başkanının başkanlığında Başkan Yardımcısı, Cumhurbaşkanınca seçilmiş üç üye ve bağlı kuruluşların başkanlarından oluşur. Yüksek Kurum Başkanının bulunmadığı hallerde Yönetim Kuruluna Başkan Yardımcısı başkanlık eder. Genel Sekreter Yönetim Kurulunun toplantılarına iştirak eder, ancak onaylamaya katılamaz.
(Değişik : 26/8/1993 - KHK - 519/5 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)

Madde 11 – Yüksek Kurumun yürütme organı olan Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Yüksek Kurulun onayladığı çalışma plan ve programlarının ve aldığı kararlar doğrultusunda amaçların gerçekleştirilmesini, görevlerin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini sağlayacak kararlar almak,
b) Yüksek Kurumun amacına uygun ve özel uzmanlık isteyen konularda; ihtiyaç halinde doğrudan veya bağlı kuruluşların istek ve önerileri üzerine yurt içinde veya yurt dışında, araştırma, inceleme uzman ve elemanlarından oluşan bilimsel araştırma ve uygulama birim veya kolları kurmak ve çalışmalarını izlemek,
c) Yüksek Kurum Başkanının önerilerini karara bağlamak,
d) Bağlı kuruluş başkanlarının teklifi üzerine bu kuruluşların yürütme kurullarının kararlarını en geç bir ay içinde incelemek ve kesin karara bağlamak,
e) Yüksek Kurum bütçesini, tüzük ve yönetmelik taslaklarını görüşmek ve Yüksek Kurula sunmak,
f) Denetleme Kurulu raporlarını değerlendirmek, gerekli kararları almak,
g) Bu Kanunda verilen diğer görevleri yerine getirmek,

Madde 12 – (Değişik : 26/8/1993 - KHK - 519/6 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)

Madde 13 – Yüksek Kurum Başkanı adına, bağlı kuruluşların mali ve idari hususlarını denetleme organı olan "Denetleme Kurulu", bir başkan ve iki üyeden oluşur.
(Değişik : 26/8/1993 - KHK - 519/7 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)

Madde 14 – Denetleme Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Bağlı kuruluşların bütçe uygulamaları ile mali ve idari hususlarını denetlemek,
b) Bağlı kuruluşların kısa, orta ve uzun vadeli çalışma plan ve programlarının gerçekleştirilmesinin gerekli kıldığı yatırım, işletme ve mali kaynak sağlanması hususlarında Yönetim Kurulu Başkanlığına bilgi sunmak,
c) Yüksek Kurulun veya Yönetim Kurulunun mali ve idari hususlarda talep ettikleri araştırma, inceleme ve çalışmaları yerine getirmek.

Madde 15 – (Değişik birinci fıkra : 26/8/1993 - KHK - 519/8 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)
Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı, Yüksek Kurum Başkanına yardım eder, Başkanın bulunmadığı hallerde onun görevlerini yerine getirir.

Madde 16 – (Değişik birinci fıkra : 26/8/1993 - KHK - 519/9 md.; İptal : Ana. Mah.nin 25/11/1993 tarih ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile)
Genel Sekreter, Yüksek Kurumun idari hizmet ve faaliyetlerini yürütür ve bu Kanunda verilen diğer görevleri yerine getirir.

Madde 17 – Ankara'da Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluşuna dahil, tüzelkişiliğe sahip, bilimsel hizmet ve faaliyetlerde bulunacak olan, "Atatürk Araştırma Merkezi" kurulmuştur.

Madde 18 – Atatürk Araştırma Merkezinin amacı Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve bu konularda yayımlar yapmaktır.

Madde 19 – Bu Kanunun ilkeleri doğrultusunda Atatürk Araştırma Merkezinin görevleri şunlardır:

a) Atatürk'ün kişiliğini, ilkelerini, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk inkılaplarını aydınlatacak, değerlendirecek bilimsel araştırmalar yapmak veya yaptırmak,
b) Devlet ve toplum hayatına Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını egemen kılmak ve yaşatmak için gerekli bilimsel araştırma ve incelemeyi yapmak, elde edilen sonuçları örgün ve yaygın eğitimde kullanılır hale g

Karanşta tarafında tahtü’l-cer üzere gayet cesîm ve nev icad bir vapu inşâsı için Rusya imparatoru erbab-ı maarifden Avusturyalı bir zat ile biz-zat müzakere edib 67300 franka kârarlaşdırılmış ve bu babda tanzim olunan mukavelenâme dahî imzalanmışdır.
İş bu geminin hareketi havanın tazyiki tavassutuyla iken cesîm makinesi işleyerek icrâ olunacağı ve mezkûr geminin gayet metin ve kuvvetli bir mihmeyizi olduğu ve bununla beraber bir sefinenin altına barut ile memlu ariz ve istivani’l-şekl bir şey yapışdırılıb tutmak için lazım gelen alet ve edevatı havi olduğu ve yapışdırılacak şey dahî elektrik vasıtasıyla işar olunacağı ve vapur-ı mezkûr ekser denizin sathına yakın bulunub deldiği mertebe derin suda meşi ve hareket edeceği ve içinde bulunan taifesi su içinde görür bir cins gözlük kullanıb onunla tesviyye-i umûr eleyecekleri beyân olunuyor.

İlgili metin

Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat 1997 günü Sayın Cumhurbaşkanı Başkanlığında Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin iştirakleri ile aylık olağan toplantısını yapmıştır.
Kurul’un bu toplantısında, esasları ve nitelikleri Anayasada belirlenmiş, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletimizi ve cumhuriyet rejimimizi yıkmak, onun yerine bir siyasal dini düzen kurmak amacıyla yürütülen yıkıcı faaliyetler ve yapılan beyanlar ile bunların oluşturduğu tehdit ve tehlikeler gözden geçirilerek değerlendirilmiştir.
Yapılan bu değerlendirmeler sonucunda;
Ülkemizde şeriat hukukuna dayalı bir İslâm Cumhuriyeti kurmayı hedefleyen grupların, Anayasanın tanımladığı demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletimize karşı çok yönlü bir tehdit oluşturduğu
. Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı aşırı dinci grupların lâik ve anti lâik ayırımı ile demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri
Türkiye'de lâikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplum huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu,
Devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalar göz ardı edilerek yapılan çağ dışı uygulamaların takipsiz kalmasının hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı hususlarında görüş birliğine varılmıştır.
Bu görüş ve değerlendirmeler sonucunda;
Türkiye'de Şeriat hukukuna dayalı bir İslam Cumhuriyeti kurmayı amaçlayan aşırı dinci grupların, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti olan Cumhuriyetimize karşı oluşturdukları çok yönül tehdidin önlenmesi amacıyla; EK-A'daki tedbirlerin kısa, orta ve uzun vade içerisinde alınmasının Bakanlar Kurulu'na bildirilmesine,
2945 sayılı MGK  ve MGK Genel Sekreterliği Kanununun 9. maddesine uygun oyarak MGK Genel Sekreterliği tarafından, EK'te belirtilen tedbirlere ilişkin Bakanlar Kurulu Kararları ile Bakanlar Kurulu Kararı haline getirilmeyen uygulamaların, sonuçları hakkında belli süreler içerisinde, Başbakan, Cumuhurbaşkanı ve MGK'na bilgi verilmesi kararlaştırılmıştır.
EK A 

Anayasamızda Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan ve yine anayasanın 4'üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhidi Tedrisat Kanunu gereği Millî Eğitim Bakanlığına devri sağlanmalıdır.
Genç nesillerin  körpe dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk,  Vatan ve Millet sevgi,i Türk Milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından::
8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği kuran kurslarının Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari  ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, Millî Eğitim kuruluşlarımız, Tevhidi Tedrisat Kanununun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.
Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtilaç varsa bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı'nca incelenerek mahalli yönetimler ve ilgili makamlar arasında koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.
Mevcudiyetleri 677 Sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.
İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nden ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK'yı dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.
İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasa dışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK'den ilişkileri kesilen personelin diğer kamu ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkân verilmemelidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine aşır dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler, diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikel üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.
Ülkemizi çağ dışı bir rejimden ve din istismarının sebep olabileceği muhtemel bir çatışmadan korumak için, İran İslam Cumhuriyeti'nin ülkemizdeki rejim aleyhtarı faaliyet, tutum ve davranışlarına mani olunmalı, bu maksatla İran'a karış komşuluk münasebetlerimizi ve ekonomik ilişkilerimizi bozmayacak fakat yıkıcı ve zararlı faaliyetlerini önleyecek bir tedbirler paketi hazırlanmalı ve yürürlüğe konulmalıdır.
Aşırı dinci kesimin Türkiye'de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.
T.C. Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, Türk Ceza Yasasına ve bilhassa Belediyeler yasasına aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında gerekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı ve bu tür olayların tekrarlanmaması için her kademede kesin önlemler alınmalıdır.
Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan Türkiye'yi  çağ dışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurumu ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.

Madde 1 - Bu Kanun; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller ile gerçek ve tüzelkişilerin düzenleyecekleri toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yerini, zamanını, usul ve şartlarını, düzenleme kurulunun görev ve sorumluluklarını, yetkili merciin yasaklama ve erteleme hallerini, güvenlik kuvvetlerinin görev ve yetkileri ile yasakları ve ceza hükümlerini düzenler,

Madde 2 - Bu Kanunda geçen deyimlerden;
a) Toplantı; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantılarını,
b) Gösteri yürüyüşü; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşleri,
c) Mahallin en büyük mülki amiri; illerde vali, ilçelerde kaymakamı,
d) Mahallin güvenlik amirleri; illerde il emniyet müdürü ve il jandarma alay komutanını, ilçelerde ilçe emniyet amiri veya komiseri ve ilçe jandarma bölük komutanını, ifade eder.
Bir il'e bağlı ilçelerin, o ilin belediye sınırları içindeki kısımlarına ilişkin olarak bu Kanunun uygulaması yönünden mahallin en büyük mülki amiri, ilin valisidir.

Madde 3 - Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
(Değişik fıkra: 03/08/2002 - 4771 S.K./5. md.) Yabancıların bu Kanun hükümlerine göre toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeleri, İçişleri Bakanlığının iznine bağlıdır. Yabancıların bu Kanuna göre düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde topluluğa hitap etmeleri, afiş, pankart, resim, flama, levha, araç ve gereçler taşımaları, toplantının yapılacağı mahallin en büyük mülki idare amirliğine toplantıdan en az kırksekiz saat önce yapılacak bildirimle mümkündür.

Madde 4 - Aşağıda belirtilen toplantı ve faaliyetler bu Kanun hükümlerine tabi değildir.
a) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, vakıfların, derneklerin, ticari ortaklıkların ve diğer tüzelkişiliğin özel kanunlarına ve kendi tüzüklerine göre yapacakları kapalı yer toplantıları,
b) Kanunlara uymak, kendi kural ve sınırları içinde kalmak şartıyla kanun veya gelenek ve göreneklere göre yapılacak toplantı, tören, şenlik, karşılama ve uğurlamalar,
c) Spor faaliyetleri ile bilimsel, ticari ve ekonomik amaçlarla yapılan toplantılar,
d) Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların Devlet ve Hükümet işleri hakkındaki toplantı ve konuşmaları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin halk ile yapacakları sohbet niteliğindeki görüşmeler.

Madde 5 - Seçim zamanlarında yapılacak propaganda toplantıları ile ilgili kanun hükümleri saklıdır.

Madde 6 - Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.
Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış araçlarla önceden duyrulur. Bu yerler hakkında sonradan yapılacak değişiklikler duyurudan onbeş gün sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir.

Madde 7 - Toplantı ve yürüyüşlere ve bu amaçla toplanmalara güneş doğmadan başlanamaz.
Açık yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler güneşin batışından bir saat önceye, kapalı yerlerdeki toplantılar saat 23.00'e kadar sürebilir.

Madde 8 - Toplantının yapıldığı yer, toplantı süresince umuma açık yer sayılır.

Madde 9 - (Değişik madde: 26/03/2002 - 4748 S.K../6. md.)
Bu Kanuna göre yapılacak toplantılar, fiil ehliyetine sahip ve onsekiz yaşını doldurmuş, en az yedi kişiden oluşan bir düzenleme kurulu tarafından düzenlenir. Bu kurul, kendi aralarından birini başkan seçer.
Diplomatik dokunulmazlıkları bulunan kişiler, düzenleme kurulu başkan veya üyesi olamazlar.
Tüzel kişilerin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeleri, yetkili organlarının kararına bağlıdır.

Madde 10 - (Değişik fıkra: 03/08/2002 - 4771 S.K./5. md.) Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilir.
Bu bildirimde;
a) Toplantının amacı,
b) Toplantının yapılacağı yer, gün, başlayış ve bitiş saatleri,
c) Düzenleme kurulunun başkan ile üyelerinin açık kimlikleri, meslekleri ikametgahları ve varsa çalışma yerleri,
Belirtilir ve bildirime yönetmelikte gösterilecek belgeler eklenir.
Bu bildirim karşılığında gün ve saati gösteren alındı belgesi verilmesi zorunludur.
Bu bildirim, valilik veya kaymakamlıkça kabul edilmez veya karşılığında alındı belgesi verilmez ise keyfiyet bir tutanakla tespit edilir. Bu halde noter vasıtasıyla ihbar yapılır. İhbar saati bildirimin verilme saati sayılır.
Aynı yerde, aynı gün toplantı yapmak üzere ayrı ayrı düzenleme kurullarınca bildirim verilmişse ilk verilen bildirim geçerlidir. Diğerlerine durum hemen yazılı olarak bildirilir.

Madde 11 - Toplantı, 6 ncı madde hükümlerine uymak suretiyle bildirimde belirtilen yerde yapılır. Düzenleme kurulu, kendi üyelerinden başkan dahil en az yedi kişiyi toplantının yapıldığı yerde bulundurmakla yükümlüdür. Bu husus, katılanların kimlikleri belirtilmek suretiyle hükümet komiserince bir tutanakla tespit edilir.

Madde 12 - Düzenleme kurulu, toplantının sükun ve düzenini, bildirimde yazılı amaç dışına çıkılmamasını sağlamakla yükümlü ve sorumludur. Kurul, bunun için gereken önlemleri alır ve gerektiğinde güvenlik kuvvetlerinin yardımını ister. Alınan önlemlere rağmen sükun ve düzenin sağlanamaması halinde, kurul başkanı toplantının sona erdirilmesini hükümet .komiserinden isteyebilir.
Düzenleme kurulunun sorumluluğu, topluluk toplantı yerinden tamamen dağılıncaya kadar sürer,

Madde 13 - Valilik ve kaymakamlıkça; hakim ve savcılar ve bu sınıftan sayılanlar ile Silahlı Kuvvetler, adalet, genel ve özel kolluk kuvvetleri mensupları hariç olmak üzere, il veya ilçelerdeki mülki idare amirliği hizmetleri sınıfına dahil memurları ile diğer kamu görevlilerinden müdür, amir veya bunların yardımcıları arasından bir kişi, hükümet komiseri olarak ve gerektiğinde iki kişi de hükümet komiseri yardımcısı olarak görevlendirilir.
Hükümet komiseri, toplantı yerinde uygun göreceği bir yerde bulunur ve toplantıyı teknik ses alma cihazları, fotoğraf ve film makineleri gibi araçlarla tespit ettirebilir.
Hükümet komiseri, 12 nci maddede öngörülen durumlarda düzenleme kurulu başkanının isteği veya toplantının sürmesini imkansız kılacak derecede genel sükun ve düzeni bozacak ve suç teşkil edecek nitelikte sözle veya eylemle saldırılı bir biçim alması halinde toplantıyı sona erdirmeye yetkilidir.

Madde 14 - Toplantı, toplantının yapılacağı saatten en az yirmidört saat önce düzenleme kurulunun çoğunluğu tarafından, bildirimin verildiği valilik veya kaymakamlığa yazı ile bildirilmek şartıyla kırksekiz saati geçmemek üzere yalnız bir kez geri bırakılabilir.

Madde 15 - Bir il sınırı içinde aynı günde birden çok toplantı yapılmak istenmesi halinde vali, emrindeki güvenlik kuvvetlerinin ve gerektiğinde yararlanabileceği diğer güçlerin bu toplantıların güvenlik içinde yapılmasını sağlamaya yeterli olmadığı kanısına varırsa, toplantılardan bir kısmını on günü aşmamak üzere bir kez erteleyebilir. Bu ertelemede müracaat önceliği göz önünde bulundurulur.

Madde 16 - a) Bir bölge valiliğine bağlı illerden; birden çok ilde aynı günde toplantı yapmak için bildirim verilmesi üzerine, toplantı güvenliğini sağlamak amacıyla ilgili valilerce bölge valiliğinden takviye istenmesi halinde, bölge valisi bu isteklerin karşılanamayacağı kanısına varırsa, takviye gönderilemeyen illerdeki toplantılar on günü aşmamak üzere bölge valiliğince bir kez ertelenebilir.
b) Aynı günde birden çok bölge valiliğine bağlı illerde toplantı yapmak için bildirim verilmesi üzerine, toplantı güvenliğini sağlamak amacıyla ilgili bölge valilerince İçişleri Bakanlığından takviye istenmesi halinde, İçişleri Bakanlığı bu isteklerin karşılanamayacağı kanısına, varırsa, takviye gönderilemeyen bölge valiliğine bağlı illerdeki toplantılar on günü aşmamak üzere İçişleri Bakanlığınca bir kez ertelenebilir.
Ertelemede müracaat önceliği göz önünde bulundurulur.

Madde 17 - (Değişik madde: 26/03/2002 - 4748 S.K../6. md.)
Bölge valisi, vali veya kaymakam, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde yasaklayabilir.

Madde 18 - Bölge valisi, Vali veya kaymakamlarca ertelenen veya yasaklanan veya İçişleri Bakanlığı tarafından ertelenen toplantılara ilişkin gerekçeli erteleme veya yasaklama kararı toplantının başlama saatinden enaz yirmidört saat önce bir yazı ile düzenleme kurulu başkanına veya bulunamadığı takdirde üyelerden birine tebliğ edilir. Vali veya kaymakamlarca ertelenen veya yasaklanan toplantılar hakkında bölge valiliğine ve İçişleri Bakanlığına, bölge valilerince ertelenen veya yasaklanan toplantılar için de İçişleri Bakanlığına bilgi verilir.
17 nci maddede belirtilen durumlarda; toplantının en az yirmidört saat önce tebliğ şartı aranmaksızın bölge valiliği, valilik veya kaymakamlıklarca ertelenebileceği veya yasaklanabileceği haller yönetmelikte gösterilir.
Toplantının ertelenen günden sonraki bir günde yapılabilmesi, düzenleme kurulunun 10 uncu maddeye göre yeni bildirimde bulunmasına bağlıdır.

Madde 19 - (Değ

MADDE 1 - Bu Kanunun amacı, karayollarında can ve mal güvenliğiyönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tümkonularda alınacak önlemleri belirlemektir.

MADDE 2 - Bu Kanun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hakve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşlarıve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsar.
Bu Kanun, karayollarında uygulanır. Ancak aksine bir hüküm yoksa;
a) Karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe,park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istas-yonlarındakarayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile
b) Erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan, karayollarınınkamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayandeniz göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların karayolu araçlarınaayrılan kısımlarında da,
Bu Kanun hükümleri uygulanır.

MADDE 3 - Bu Kanunda kullanılan terimlerin tanımları aşağıdagösterilmiştir.
Trafik: Yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindekihal ve hareketleridir.
Karayolu: Trafik için kamunun yararlanmasına açık olan arazişeridi, köprüler ve alanlardır.
Karayolu yapısı: Karayolunun kendisi ile karayolunun üstünde,yanında, altında veya yukarısındaki; ada, ayırıcı, oto korkuluk, istinatduvarı, köprü, tünel, menfez ve benzeri yapılardır.
Mülk: Devlete, kamuya, gerçek ya da tüzel kişilere ait olan taşınmaz mallardır.
Karayolu sınır çizgisi: Kamulaştırılmış, kamuya terk veya tahsisedilmiş karayolunda, mülkle olan sınır çizgisi,
Diğer karayollarında, yarmada, şevden sonra hendek varsa hendek dışkenarı, hendek yoksa şev üst kenarı, dolguda şev etek çizgisi,
Yaya yolu ayrılmış karayolunda ise, yaya yolunun mülkle birleştiğiçizgidir.
İki yönlü karayolu: Taşıt yolunun her iki yöndeki taşıt trafiğiiçin kullanıldığı karayoludur.
Tek yönlü karayolu: Taşıt yolunun yalnız bir yöndeki taşıttrafiği için kullanıldığı karayoludur.
Bölünmüş karayolu: Bir yöndeki trafiğe ait taşıt yolunun birayırıcı ile belirli şekilde diğer taşıt yolundan ayrılması ile meydanagelen kara-yoludur.
Erişme kontrollü karayolu (Otoyol - Ekspres yol): Özellikletransit trafiğe tahsis edilen, belirli yerler ve şartlar dışında girişve çıkışın yasaklandığı, yaya, hayvan ve motorsuz araçların giremediği,ancak izin verilen motorlu araçların yararlandığı ve trafiğin özel kontroletabi tutulduğu karayoludur.
Geçiş yolu: Araçların bir mülke girip çıkması için yapılmışolan yolun, karayolu üzerinde bulunan kısmıdır.
Bağlantı yolu: Bir kavşak yakınında karayolu taşıt yollarınınbirbirine bağlanmasını sağlayan, kavşak alanı dışında kalan ve bir yönlütrafiğe ayrılmış olan karayolu kısmıdır.
Anayol: Ana trafiğe açık olan ve bunu kesen karayolundaki trafiğin,bu yolu geçerken veya bu yola girerken, ilk geçiş hakkını vermesi gerektiğiişaretlerle belirlenmiş karayoludur.
Tali  yol: Genel olarak üzerindeki trafik yoğunluğu bakımından,bağlandığı yoldan daha az önemde olan yoldur.
Taşıt yolu (Kaplama): Karayolunun genel olarak taşıt trafiğincekullanılan kısmıdır.
Yaya yolu (Yaya kaldırımı): Karayolunun, taşıt yolu kenarıile gerçek veya tüzel kişilere ait mülkler arasında kalan ve yalnız yayalarınkullanımına ayrılmış olan kısmıdır.
Bisiklet yolu: Karayolunun, sadece bisikletlilerin kullanmalarınaayrılan kısmıdır.
Yaya geçidi: Taşıt yolunda, yayaların güvenli geçebilmelerinisağlamak üzere, trafik işaretleri ile belirlenmiş alandır.
Kavşak: İki veya daha fazla karayolunun kesişmesi veya birleşmesiile oluşan ortak alandır.
Banket: Yaya yolu ayrılmamış karayolunda, taşıt yolu kenarıile şev başı veya hendek iç üst kenarı arasında kalan ve olağan olarakyayaların ve hayvanların kullanacağı, zorunlu hallerde de araçların faydalanabileceği kısımdır.
Şerit: Taşıtların bir dizi halinde güvenli seyredebilmeleriiçin taşıt yolunun ayrılmış bir bölümüdür.
Alt geçit: Karayolunun diğer bir karayolu veya demir yolunu alttan geçmesini sağlayan yapıdır.
Üst geçit: Karayolunun diğer bir karayolu veya demir yolunun üstten geçmesini sağlayan yapıdır.
Demiryolu geçidi (Hemzemin geçit) : Karayolu ile demiryolununaynı seviyede kesiştiği bariyerli veya bariyersiz geçitlerdir.
Okul geçidi: Genel olarak okul öncesi, ilköğretim ve orta dereceli okulların çevresinde özellikle öğrencilerin geçmesi için taşıt yolundaayrılmış ve bir trafik işareti ile belirlenmiş alandır.
Ada: Yayaların geçme ve durmalarına, taşıtlardan inip binmelerine yarayan, trafik akımını düzenleme ve trafik güvenliğini sağlama amacıylayapılmış olan, araçların bulunamayacağı, koruyucu tertibatla belirlenmişbölüm ve alanlardır.
Ayırıcı: Taşıt yollarını veya yol bölümlerini birbirinden ayıran,bir taraftaki taşıtların diğer tarafa geçmesini engelleyen veya zorlaştırankarayolu yapısı, trafik tertibatı veya gereçtir.
Park yeri: Araçların park etmesi için kullanılan açık veyakapalı alandır.
Karayolu üzeri park yeri: Taşıt yolundaki veya buna bitişikalanlardaki park yeridir.
Karayolu  dışı park yeri: Karayolu sınır çizgisi dışındaolan ve bir geçiş yolu veya servis yolu ile taşıt yoluna bağlanan parkyeridir.
Otomobil: Yapısı itibariyle, sürücüsünden başka en çok yedioturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu taşıttır.
Minibüs: (Değişik: 16/10/1984 - 3058/1 md.) Yapısı itibariylesürü-cüsünden başka sekiz ila ondört oturma yeri olan ve insan taşımakiçin imal edilmiş bulunan motorlu taşıttır.
Kamyonet: İzin verilebilen azami yüklü ağırlığı 3.500 kg.'ıgeçmeyen ve yük taşımak için imal edilmiş motorlu taşıttır.
Kamyon: İzin verilebilen azami yüklü ağırlığı 3.500 kgÕdanfazla olan ve yük taşımak için imal edilmiş motorlu taşıttır.
Otobüs: (Değişik: 16/10/1984 - 3058/1 md.) Yapısı itibariylesürü-cüsünden başka en az onbeş oturma yeri olan ve insan taşımak içinimal edilmiş bulunan motorlu taşıttır.
Troleybüsler de  bu sınıfa dahildir..
Çekici: Römork ve yarı römorkları çekmek için imal edilmişolan ve yük taşımayan motorlu taşıttır.
Arazi taşıtı: Karayolunda yolcu veya yük taşıyabilecek şekildeimal edilmiş olmakla beraber bütün tekerlekleri motordan güç alan veyaalabilen motorlu taşıtlardır.
Özel amaçlı taşıt: Özel amaçla insan veya eşya taşımak içinimal edilmiş olan ve itfaiye, cankurtaran, cenaze, radyo, sinema, televizyon,kütüphane, araştırma araçları ile bozuk veya hasara uğramış taşıt ve araçları çekmek veya taşımak, kaldırmak gibi özel işlerde kullanılan motorlu araçtır.
Kamu hizmeti taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır.
Personel servis aracı: (Değişik : 17.10.1996 - 4199/1 md.)Herhangi bir kamu kurum ve kuruluşu veya özel veya tüzel kişilerin personelinibir akit karşılığı taşıyan şahıs veya şirketlere ait minibüs ve otobüstüründeki ticari araçlardır. Kamu kurum ve kuruluşları ile özel ve tüzelkişilere ait araçların kendi personelini veya yolcusunu taşıma işi bu tanımın kapsamına girmez.
Umum servis aracı: (Değişik : 17.10.1996 - 4199/1 md.) Okultaşıtları ile personel servis araçlarının birlikte değerlendirilmesidir.
Kamptaşıtı: (Değişik: 17.10.1996 - 4199/1 md.) Yük taşımasında kullanılmayan;iç dizaynı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceğikadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıttır.
Römork : Motorlu araçla çekilen insan veya yük taşımak içinimal edilmiş motorsuz taşıttır.
Yarı römork: Bir kısmı motorlu taşıt veya araç üzerine oturan, taşıdığıyükün ve kendi ağırlığının bir kısmı motorlu araç tarafından taşınan römorkdur.
Hafif römork: Azami yüklü ağırlığı 750 kg'ı geçmeyen römorkveya yarı römorktur.
Motosiklet: iki veya üç tekerlekli, sepetli veya sepetsiz motorluaraçlardır. Bunlardan karoserisi yük taşıyabilecek şekilde sandıklı veya özel biçimde yapılmış olan ve yolcu taşımalarında kullanılmayan üç te-kerleklimotosikletlere yük motosikleti (triportör) denir.
Bisiklet: En çok üç tekerleği olan ve üzerinde bulunan insanınadale gücü ile pedal veya el ile tekerleği döndürülmek suretiyle hareketeden ve yolcu taşımalarında kullanılmayan motorsuz taşıtlardır.
Motorlu bisiklet: Silindir hacmi 50 santimetre küpü geçmeyen,içten patlamalı motorla donatılmış ve imal hızı saatte 50 km.'den az olanbisiklettir.
Lastik tekerlekli traktör: Belirli şartlarda römork ve yarırömork çekebilen, ancak ticari amaçla taşımada kullanılmayan tarım araçlarıdır.
İş makineleri: (Değişik: 17.10.1996 - 4199/1 md.) Yol inşaatmakineleri ile benzeri tarım, sanayi, bayındırlık, milli savunma ile çeşitlikuruluşların iş ve hizmetlerinde kullanılan; iş amacına göre üzerine çeşitliekipmanlar monte edilmiş; karayolunda insan, hayvan, yük taşımasında kullanılamayanmotorlu araçlardır.
Tramvay: Genellikle yerleşim birimleri içinde insan taşımasındakullanılan, karayolunda tekerlekleri raylar üzerinde hareket eden ve hareketgücünü dışarıdan sağlayan taşıttır.
Okul taşıtı: Genel olarak okul öncesi, ilköğretim ve orta dereceliokulların öğrencileri ile sadece gözetici ve hizmetlilerin taşınmalarındakullanılan taşıttır.
Taşıt katarı: Karayolunda bir birim olarak seyretmek üzerebirbirine bağlanmış taşıtlardır.
Araç: Karayolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özelamaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin geneladıdır.
Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlardır.Bunlardan makine gücü ile yürütülenlere Òmotorlu taşıtÓ, insan ve hayvangücü ile yürütülenlere motorsuz taşıt denir.
Sürücü: (Değişik: 17.10.1996 - 4199/1 md.) Karayolunda, motorluveya motorsuz bir aracı veya taşıtı sevk ve idare eden kişidir.
Şoför: (Değişik: 17.10.1996 - 4199/1 md.) Karayolunda, ticariolarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişidir.
Araç sahibi: Araç için adına yetkili idarece tescil belgesiverilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişidir.
İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıylasatışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun sürelikiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alankişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabınave tehlikesi kendisin

Kanun Numarası                  : 2923
Kabul Tarihi                         : 14/10/1983
Yayımlandığı R.Gazete         : Tarih : 19/10/1983   Sayı : 18196
Yayımlandığı Düstur             : Tertip : 5   Cilt : 22   Sayfa : 758
Amaç
Madde 1 – (Değişik: 3/8/2002-4771/11 md.)
Bu Kanunun amacı, eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller, yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okullar ile Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğreniminin tâbi olacağı esasları düzenlemektir.
Esaslar
Madde 2 – Milletlerarası andlaşma hükümleri saklı olmak üzere, resmi ve özel her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin ve yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar şunlardır:

a) (Değişik: 30/7/2003-4963/23 md.) Eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçeden başka hiçbir dil, ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tâbi olmak üzere özel kurslar açılabilir; bu kurslarda ve diğer dil kurslarında aynı maksatla dil dersleri oluşturulabilir. Bu kurslar ve derslerde, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı öğretim yapılamaz. Bu kursların ve derslerin açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Millî Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
b) İlköğretim, ortaöğretim ve yaygın eğitim kurumlarında, Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını konu olarak alan Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Coğrafya, Sosyal Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ve Türk Kültürüyle ilgili diğer dersler; yabancı dille okutulamaz ve öğretilemez. Öğrencilere, eğitim ve öğretimleri süresince bu derslerle ilgili araştırma görevleri ve ödevler, Türkçeden başka hiçbir dille yaptırılamaz.
c) (Değişik: 30/7/2003-4963/23 md.) Türkiye'de eğitimi ve öğretimi yapılacak yabancı diller, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilir.
d) İlköğretim, ortöğretim ve yaygın eğitim kurumlarında yabancı dille eğitim ve öğretimi yapılacak dersler ile okullar Milli Eğitim Bakanlığınca; yükseköğretim kurumlarında yabancı dille eğitimi ve öğretim yapılacak dersler ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapacak yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulunca belirlenir.
e) Yabancı dilde okutulacak derslerin eğitim ve öğretim programlarının tabi olacağı esaslar; ilköğretim, ortaöğretim ve yaygın eğitim kurumları, için Milli Eğitim Bakanlığınca, yükseköğretim kurumları için Yükseköğretim Kurulunca tespit edilir.
f) Yabancı dil eğitim ve öğretimiyle ilgili uygulamaların Türk Milli eğitiminin amaçlarına, temel ve ana ilkelerine ve bu Kanundaki esaslara uygunluğu; ilköğretim, ortaöğretim ve yaygın eğitim kurumlarında Milli Eğitim Bakanlığınca; yükseköğretim kurumlarında Yükseköğretim Kurulunca denetlenir.
Yönetmelik
Madde 3 – Yabancı dil eğitimi ve öğretiminin amaç, program, yöntem ve uygulamalarıyla, yabancı dille eğitim öğretim yapan kurumların tabi olacağı esasları kapsayan; ilkoğretim, ortaöğretim ve yaygın eğitim kurumlarıyla ilgili yönetmelik, Milli Eğitim Bakanlığınca; yükseköğretim kurumlarıyla ilgili yönetmelik, Yükseköğretim Kurulunca, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde çıkartılır ve Resmi Gazetede yayımlanır.
Yürürlük
Madde 4 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 5 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

1)     Bu Kanunun adı“Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu“ iken 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanunla metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

Amaç
Madde 1 – Bu Kanunun amacı; Devlet İstihbaratının istihsali ve kullanılması ile Milli İstihbarat Teşkilatının kuruluş, görev ve faaliyetlerine ait esas ve usulleri düzenlemektir.
Tanımlar
Madde 2 – Bu Kanunda geçen deyimlerden;
a) MİT: İstihbarat Teşkilatının kısaltılmış adını,
b) MİT mensubu: Bu Kanun veya bu Kanuna göre çıkarılmış yönetmelikler de yazılı görevleri yerine getirmekle görevlendirilmiş MİT personeli ile diğer görevlileri,
c) MİT personeli;
1. MİT'in kadrosuna dahil memurları,
2. Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında olup MİT'de görevlendirilenleri,
3. MİT'de çalıştırılan sözleşmeli personeli,
İfade eder.

Kuruluş
Madde 3 – Başbakana bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı kurulmuştur.
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı; Müsteşar, Müsteşar yardımcıları, başkanlıklar, daireler ve şubeler ile diğer teşkilat birimlerinden oluşur.
Milli İstihbarat Teşkilatı, Müsteşar tarafından idare edilir.
Milli İstihbarat Teşkilatının merkez ve taşra teşkilatı ihtiyaca göre yönetmelikle düzenlenir.
Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri
Madde 4 – Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri şunlardır;
a) Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenligine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak.
b) Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak.
c) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat faaliyetlerinin yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve Başbakana tekliflerde bulunmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik konularda müşavirlik yapmak ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak.
e) Genelkurmay Başkanlığınca Silahlı Kuvvetler için lüzum görülecek haber ve istihbaratı, yapılacak protokole göre Genelkurmay Başkanlığına ulaştırmak.
f) Milli Güvenlik Kurulunda belirlenecek diğer görevleri yapmak.
g) İstihbarata karşı koymak.
Milli İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat Devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez. Milli İstihbarat Teşkilatı birimlerinin görev, yetki ve sorumlulukları Başbakanca onaylanacak bir yönetmelikte belirtilir.
Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yükümlülükleri
Madde 5 – Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Devlet istihbaratına ilişkin görevleri şunlardır:
a) Kendi konularında;
1. Görevlerinin gerektirdiği istihbaratı oluşturmak,
2. MİT tarafından istenecek haber ve istihbaratı elde etmek,
3. İstihbarata karşı koymak.
b) Elde ettikleri milli güvenliğe ilişkin haber ve istihbaratı anında MİT'e ulaştırmak.
MİT mensuplarına hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruşları gereken her türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.
Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda belirtilen görev ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyonun sağlanması ve istihbarat çalışmalarının yöneltilmesinde, temel görüşleri oluşturmak üzere, MİT Müsteşarının Başkanlığında Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) kurulmuştur.
Kurul, üç ayda bir; Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri veya Yardımcısı, Genelkurmay İstihbarat Başkanı veya Yardımcısı, bakanlıkların müsteşarları, kurum ve kuruluşların yetkili amirleri, MİT'in ilgili başkanları ile MİT Müsteşarının çağıracağı diğer kamu görevlilerinin iştirakiyle toplanır.
MİT Müsteşarı gerektiğinde Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilir.
Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulunun ayrıntılı görev ve yetkileri ile çalışma esasları yönetmelikte belirtilir.
Yetkiler
Madde 6 –  (Değişik fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Millî İstihbarat Teşkilatı;
a) Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşların yöneticileri ve istihbarat hizmetlerinden sorumlu kişileri ile istihbaratın tevcihi, istihsali ve istihbarata karşı koyma konularında doğrudan ilişki kurabilir, uygun koordinasyon yöntemlerini uygulayabilir.
b) Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından kendi görev sahasına giren konularda yararlanabilmek, bunlarla irtibat kurabilmek, bilgi ve belge almak için gerekçesini de göstermek suretiyle yazılı talepte bulunabilir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan görevlerin yerine getirilmesi amacıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen temel niteliklere ve demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde Devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olarak, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde MİT Müsteşarı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu işlemler, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez tarafından yürütülür. (Değişik son cümle: 4/5/2007-5651/12 md.) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (14) numaralı alt bendi kapsamında yapılacak dinlemeler de bu merkez üzerinden yapılır.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Yetkili ve görevli hâkim, talepte bulunan birimin bulunduğu yer itibariyle yetkili olan ve 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemesinin üyesidir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, casusluk faaliyetlerinin tespiti ve terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Uygulanan tedbirin sona ermesi halinde, dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu fıkra hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, bu Kanunda belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesi geçerlidir. Bu madde hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Hâkim kararları ve yazılı emirler, MİT Müsteşarlığı görevlilerince yerine getirilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu maddede yer alan faaliyetlerin denetimi, sıralı kurum amirleri, Başbakanlık teftiş elemanları (...) tarafından yapılır.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu maddede belirlenen usûl ve esaslara aykırı dinlemeler hukuken geçerli sayılmaz ve bu şekilde dinleme yapanlar hakkında 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır.
(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usûller Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıkları ile MİT Müsteşarlığının görüşü alınmak suretiyle Başbakanlık tarafından üç ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Bu Kanunda yazılı görevlerin yerine getirilmesi sırasında genel zabıtaya tanınmış olan hak ve yetkilerin, MİT mensuplarından kimlere tanınacağı, yönetmelikte belirtilir.
Sorumluluk
Madde 7 – MİT Müsteşarı 4 üncü maddede belirtilen görevlerin yerine getirilmesinden Başbakana karşı sorumlu olup, Başbakanın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu tutulamaz.

Madde 8 – Olağanüstü haller ile sıkıyönetim, seferberlik veya savaş halinin ilanında, Milli İstihbarat Teşkilatının bakanlıklar, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla münasebetleri, Milli Güvenlik Kurulunun mütalaası alındıktan sonra Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Bu hallerde MİT için gerekli görülecek ilave personel, her türlük teknik araç ve gereçler, akaryakıt, silah, savaş gereci, donatım ve giyecek, bina ve tesisler gibi ihtiyaçlar Milli Savunma, İçişleri ve ilgili bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarıyla MİT arasında önceden hazırlanacak planlarla belli edilir.
Seferberlik veya savaş halinin ilanında silah altına alınan MİT mensupları, MİT emrine tertip edilir.

Kadro
Madde 9 – Milli İstihbarat Teşkilatının fiili kadrosu, her yıl MİT Müsteşarlığınca tespit olunur ve Başbakan tarafından onaylanır.
Memur ve sözleşmeli personel
Madde 10 – MİT kad

Madde 1 - Bu Kanun; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler.
Özel kanunlarına dayanılarak gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri adına yapılacak kamulaştırmalarda da, bu Kanun hükümleri uygulanır.

Madde 2 - Bu Kanunun uygulanmasında;

a) İdare: Yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan kamu tüzelkişilerini, kamu kurum ve kuruluşlarını, gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerini,
b) Taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yer: Taşınmaz malın tapuda kayıtlı olduğu, değilse tapu siciline kayıtlı olması gereken il veya ilçeyi, ifade eder.

Madde 3 - İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.
Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda gösterilen miktarı, nakden ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların bedeli, her halde peşin ödenir.
(Ek fıkra: 24/04/2001 - 4650/1. md.) İdarelerce yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz.

Madde 4 - Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi, yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı kurulabilir.

Madde 5 - Kamu yararı kararı verecek merciler şunlardır:

a) Kamu idareleri ve kamu tüzelkişileri;
3 üncü maddenin ikinci fıkrasında sayılan amaçlarla yapılacak kamulaştırmalarda ilgili bakanlık,
Köy yararına kamulaştırmalarda köy ihtiyar kurulu,
Belediye yararına kamulaştırmalarda belediye encümeni,
İl özel idaresi yararına kamulaştırmalarda il daimi encümeni,
Devlet yararına kamulaştırmalarda il idare kurulu,
Yükseköğretim Kurulu yararına kamulaştırmalarda Yükseköğretim Kurulu,
Üniversite, Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yararına kamulaştırmalarda yönetim kurulları,
Aynı ilçe sınırları içinde birden çok köy ve belediye yararına kamulaştırmalarda ilçe idare kurulu,
Bir il sınırları içindeki birden çok ilçeye bağlı köyler ve belediyeler yararına kamulaştırmalarda il idare kurulu,
Ayrı illere bağlı birden çok kamu tüzelkişileri yararına kamulaştırmalarda Bakanlar Kurulu,
Birden çok il sınırları içindeki Devlet yararına kamulaştırmalarda Bakanlar Kurulu.
b) Kamu kurumları yararına kamulaştırmalarda yönetim kurulu veya idare meclisi, bunların olmaması halinde yetkili idare organları,
c) Gerçek kişiler yararına kamulaştırmalarda bu kişilerin, özel hukuk tüzelkişileri yararına kamulaştırmalarda ise; yönetim kurulları veya idare meclislerinin, yoksa yetkili yönetim organlarının başvuruları üzerine gördükleri hizmet bakımından denetimine bağlı oldukları köy, belediye, özel idare veya bakanlık.

Madde 6 - Kamu yararı kararı;

a) Köy ihtiyar kurulları ve belediye encümenleri kararları, ilçelerde kaymakamın, il merkezlerinde valinin,
b) İlçe idare kurulları, il daimi encümenleri ve il idare kurulları kararları, valinin,
c) Üniversite yönetim kurulu kararları, rektörün,
d) Yükseköğretim Kurulu kararları, Kurul başkanının,
e) Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu yönetim kurulu kararları, genel müdürün,
f) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu kararları, Yüksek Kurum Başkanının,
g) Kamu kurumları yönetim kurulu veya idare meclisleri veya yetkili idare organları kararları, denetimine bağlı oldukları bakanın,
h) Gerçek kişiler veya özel hukuk tüzelkişileri yararına; köy, belediye veya özel idarece verilen kararlar, valinin,
Onayı ile tamamlanır.
Bakanlıklar veya Bakanlar Kurulu tarafından verilen kamu yararı kararlarının ayrıca onaylanması gerekmez.
Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır.

Madde 7 - Kamulaştırmayı yapacak idare, kamulaştırma veya kamulaştırma yolu ile üzerinde irtifak hakkı kurulacak taşınmaz malların veya kaynakların sınırını, yüzölçümünü ve cinsini gösterir ölçekli planını yapar veya yaptırır; kamulaştırılan taşınmaz malın sahiplerini, tapu kaydı yoksa zilyetlerini ve bunların adreslerini, tapu, vergi ve nüfus kayıtları üzerinden veya ayrıca haricen yaptıracağı araştırma ile belgelere bağlamak suretiyle tespit ettirir.
İlgili vergi dairesi idarenin isteği üzerine taşınmaz mal ve kaynakların vergi beyan ve değerlerini, vergi beyanı bulunmadığı hallerde beyan yerine geçecek takdir edilecek değeri en geç bir ay içerisinde verir.
İdare kamulaştırma kararı verdikten sonra kamulaştırmanın tapu siciline şerh verilmesini kamulaştırmaya konu taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildirir. Bildirim tarihinden itibaren malik değiştiği takdirde, mülkiyette veya mülkiyetten gayri ayni haklarda meydana gelecek değişiklikleri tapu idaresi kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorundadır. (Değişik cümle: 24/04/2001 - 4650/2. md.) İdare tarafından, şerh tarihinden itibaren altı ay içinde 10 uncu maddeye göre kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tescili isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belge tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde, bu şerh tapu idaresince resen sicilden silinir.

Madde 8 - (Değişik madde: 24/04/2001 - 4650/3. md.)
İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır.
Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak idare, bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de faydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir komisyonunu görevlendirir.
Ayrıca idare, tahmin edilen bedel üzerinden pazarlıkla satın alma ve trampa işlemlerini yürütmek ve sonuçlandırmak üzere kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla uzlaşma komisyonunu görevlendirir.
İdare, kıymet takdir komisyonunca tespit edilen tahmini bedeli belirtmeksizin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz mal, kaynak veya bunların üzerindeki irtifak haklarının bedelinin peşin veya bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılıyor ise, bu fıkradaki usullere göre taksitle ödenmesi suretiyle ve pazarlıkla satın almak veya idareye ait bir başka taşınmaz malla trampa yoluyla devralmak istediğini resmi taahhütlü bir yazıyla malike bildirir.
Malik veya yetkili temsilcisi tarafından, bu yazının tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malı pazarlıkla ve anlaşarak satmak veya trampa isteği ile birlikte idareye başvurulması halinde; komisyonca tayin edilen tarihte pazarlık görüşmeleri yapılır, tespit edilen tahmini değeri geçmemek üzere bedelde veya trampada anlaşmaya varılması halinde, yapılan bu anlaşmaya ilişkin bir tutanak düzenlenir ve anlaşma konusu taşınmaz malın tüm hukuki ve fiili vasıfları ile kamulaştırma bedelini içeren tutanak malik veya yetkili temsilcisi ve komisyon üyeleri tarafından imzalanır.
İdarece, anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel ödenmeye hazır hale getirilerek, bu durum malike veya yetkili temsilcisine yazıyla bildirilerek tapuda belirtilen günde idare adına tapuda ferağ vermesi istenilir. Malik veya yetkili temsilcisi tarafından idare adına tapuda ferağ verilmesi halinde, kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir.
Bu madde uyarınca satın alınan veya trampa edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz.
Anlaşma olmaması veya ferağ verilmemesi halinde bu Kanunun 10uncu maddesine göre işlem yapılır.

Madde 9 - İdare, tapulama veya kadastrosu yapılmamış yerlerin durumunun tespiti için mahallin mülki amirine müracaatla, kamulaştırma yapılacak yerde iki asıl ve iki yedek olmak üzere dört bilirkişinin seçilmesini ister. Mülki amir idarenin bu istemi üzerine sekiz gün içerisinde bilirkişilerin seçilmesini ve sulh hukuk mahkemesinde yeminlerinin yaptırılarak isimlerinin kamulaştırmayı yapacak idareye bildirilmesini sağlar.
Tespit sırasında muhtar veya vekili, ihtiyar kurulundan iki üye ve iki bilirkişi birlikte görev yaparlar.
Bu tespitte görev yapan muhtar veya vekili, ihtiyar kurulu üyeleri ile bilirkişilere çalıştıkları günler için 29 uncu maddeye göre ödeme yapılır.

Madde 10 - (Değişik madde: 24/04/2001 - 4650/5. md.)
Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8inci ma

Madde 1 – Bu Kanun mahalli idareler organlarının seçimlerine ilişkin esas ve usulleri düzenler. Bu amaçla:

a) İl genel meclisi üyelerinin,
b) Belediye başkanı ve belediye meclisi üyelerinin,
c) Köy ve mahalle muhtarları ile ihtiyar meclisi ve heyeti üyelerinin,
Seçim sistemi, usul, dönem ve zamanlarına ait esaslarla seçim çevrelerine, aday olabilme ve seçilme ilkelerine ait hükümleri kapsar.

Madde 2 – Mahalli idareler seçimleri serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.
İl genel meclisi ve belediye meclisi üyelikleri için yapılan seçimlerde, onda birlik baraj uygulamalı nispi temsil sistemi, belediye başkanlığı seçiminde ise çoğunluk sistemi uygulanır.

Madde 3 – İl genel meclisi üyeleri seçimi için her ilçe bir seçim çevresidir.
Belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri seçimi için, her belde bir seçim çevresidir.

Madde 4 – (Değişik: 10/7/2004-5216/29 md.)
Büyükşehir belediye başkanının seçiminde, seçim çevresi büyükşehir belediye sınırları içidir.
Büyükşehir belediye sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediye başkanı ve belediye meclis üyelerinin seçimlerinde seçim çevreleri, ilçe ve ilk kademe belediyesinin sınırları içidir.

Madde 5 – Her seçim çevresinde, seçilecek üye sayısı aşağıdaki usule göre hesaplanır.

a) İl genel meclisi üyelikleri için, son genel nüfus sayımı sonuçlarına göre:
Nüfusu 25 000'e kadar olan ilçelerde             2
Nüfusu 25 001'den 50 000'e kadar olan ilçelerde     3
Nüfusu 50 001'den 75 000'e kadar olan ilçelerde  4
Nüfusu 75 001'den 100 000'e kadar olan ilçelerde  5
Asıl üyelik ve aynı miktarda yedek üyelik hesaplanır.
Nüfusu 100 000'den yukarı olan ilçelerde fazla her 100 000 nüfus için bir asıl, bir yedek üye ilave olunur.Nüfusun 100 000'e bölünmesi hesabında artık sayı 50 000'den az olursa hesaba katılmaz, 50 000 (dahil)'den fazla olursa artık sayıya da bir asıl, bir yedek üyelik hesap edilir.
b) Belediye meclisi üyelikleri için son genel nüfus sayımı sonuçlarına göre:
Nüfusu 10.000'e kadar olan beldelerde                                                             9
Nüfusu 10.001'den 20.000'e kadar olan beldelerde                                                 11
Nüfusu 20.001'den 50.000'e kadar olan beldelerde                                                 15
Nüfusu 50.001'den 100.000'e kadar olan beldelerde                                               25
Nüfusu 100.001'den 250.000'e kadar olan beldelerde                                             31
Nüfusu 250.001'den 500.000'e kadar olan beldelerde                                            37
Nüfusu 500.001'den 1.000.000'a kadar olan beldelerde                                          45
Nüfusu 1.000 000'dan fazla olan beldelerde                                                            55
Asıl ve aynı sayıda yedek üyelik hesaplanır.

Madde 6 – a) Büyük şehir belediye meclisleri belediye hudutları içinde kalan ilçe seçim çevreleri için tespit edilen belediye meclisleri üye sayısının her ilçe için beşte biri alınmak suretiyle bulunacak toplam sayı kadar üyeden teşekkül eder.
Bu hesaplamada artık sayılar nazara alınmaz.
b) Yedek üyelikler de aynı usulle hesaplanır.

Madde 7 – Her seçim çevresi için seçilecek asıl ve yedek üye sayısı o seçim çevresinin bağlı olduğu il seçim kurulu tarafından tespit olunarak ilgili ilçe seçim kurullarına bildirilir. İlçe seçim kurulları durumu alışılmış usullerle ilan eder.

Madde 8 – (Değişik birinci fıkra : 7/12/1988 - 3507/1 md.) Mahalli İdareler seçimleri beş yılda bir yapılır. Her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak günü seçimin başlangıç tarihidir, Aynı yılın Mart ayının son Pazar günü oy verme günüdür.
(Değişik : 2/1/2003 - 4778/22 md.) Milletvekili Seçimi Kanununun 7 nci maddesinin son fıkrası gereğince yapılan seçimler hariç, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahalli idareler organlarına veya bu organların üyeliklerine ilişkin genel veya ara seçimler, milletvekili genel veya ara seçimleri ile birleştirilir.
(Ek : 20/3/1997 - 4231/1 md.) Yeni kurulan belediyelerin ilk belediye başkan ve belediye meclisi üyeleri seçimleri ile yeni kurulan illerde il genel meclisi üyeleri seçimi, yukarıdaki fıkralarda belirtilen ilk genel mahalli idareler seçimleri ile birlikte yapılır.
(Ek : 20/3/1997 - 4231/1 md.) Mahalli idareler seçiminin savaş hali nedeniyle bir yıla kadar ertelenmesi kanunla düzenlenir.

Madde 9 – (Değişik birinci fıkra : 27/12/1993 - 3950/1 md.)
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11 inci maddesinde belirtilen sakıncaları taşımamak şartıyla, yirmibeş yaşını dolduran her Türk vatandaşı belediye başkanlığına, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliğine seçilebilir.
(Mülga İkinci fıkra: 27/12/1993 - 3948/1 md.)

Madde 10 – (Değişik : 31/3/1988 - 3420/8.md.) Anayasa ve Kanunlarda yazılı şartlara uygun olarak, seçilme yeterliğine sahip olan her vatandaş, bir siyasi parti listesinden veya bağımsız olarak, il genel meclisi üyeliğine, belediye başkanlığına veya belediye meclisi üyeliğine adaylığını koyabilir.
(Değişik : 31/3/1988 - 3420/8.md.) Mahalli İdareler seçimlerinde aday tespiti 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 37 nci maddesindeki hükümlere göre yapılır.
Ancak; 2820 sayılı Kanunun 37 ila 51 inci maddelerinde adı geçen "Yüksek Seçim Kurulu" yerine "ilçe seçim kurulları", "siyasi parti genel başkanlığı" yerine "siyasi parti ilçe başkanlıkları", keza büyük şehir belediyelerinde de il seçim kurulları, siyasi parti il başkanlıkları bu işlemleri yaparlar.
Ayrıca:
a) (Değişik : 31/3/1988 - 3420/8.md.) Yapılan aday tespitinde belediye başkanlığı için bir aday, belediye meclisi üyeliklerine o seçim çevresi için tespit edilen üye adedi kadar asıl ve yedek olarak ayrı ayrı; il genel meclisi üyeliklerine o seçim çevresi için tespit olunan asıl ve yedek üyelikler sayısı kadar ayrı ayrı, aday belirlenir.
İl genel meclisi üyeliklerine o seçim çevresi için tespit olunan asıl ve yedek üyelikler sayısı kadar ayrı ayrı;
Aday belirlenir.
b) Önseçim çevresi belediye meclisi üyeliği ve belediye başkanlığı için belde; il genel meclisi üyeliği için ilçe; büyük şehir belediye başkanlıkları için o şehir belediye hudutları içidir.
c) (Mülga : 31/3/1988 - 3420/8 md; Ek : 7/8/1988 - 3469/2 md; Değişik : 7/12/1988- 3507/2 md.) Siyasi partiler, belediye meclis üye sayısı 9 ve 11 olan beldelerde bir, 15 olan beldelerde iki, 25 ve 31 olan beldelerde üç, 37 olan beldelerde dört, 45 olan beldelerde beş, 55 olan beldelerde altı adet kontenjan adayı gösterirler. Kontenjan adayı adayların sıralamasına dahil edilmeyerek aday listelerinde kontenjan adayı olarak ayrıca yazılır. Siyasi partiler kontenjan adaylarını merkez yoklaması ile tespit ederler. Ancak, merkez karar ve yönetim organları bu yetkisini il veya ilçe yönetim kurullarına devredebilirler. Siyasi Partiler kontenjan adaylarını bu Kanunun 12 nci maddesindeki aday listesinde yer vermek suretiyle ilçe seçim kurullarına bildirirler. Kontenjan adayları bu Kanunun 18 inci maddesinin (f) bendinin ikinci fıkrasındaki aday listelerinde de yedek adaylardan sonra ayrıca yazılır.
d) (Ek : 7/8/1988 - 3469/2 md.) Önseçimle aday tespiti halinde, belediye başkanı ile belediye meclisi üye aday adayları müşterek liste ile önseçime katılabilirler. Bu halde, partili seçmen bu müşterek listeyi aynen veya bu müşterek listedeki mevcut aday adaylarından istediklerini çizmek ve bunların yerine diğer aday adaylarından isimler yazmak veya 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 46 ncı maddesinde belirtilen aday adayları listesine işaret koymak suretiyle oyunu kullanabilir. Siyasi partiler 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 46 ncı maddesinde belirtilen aday adayları listesi ile birlikte müşterek listeli aday adayları listelerini de ilçe seçim kurulu başkanlıklarına verirler.
e) (Ek : 7/12/1988 - 3507/2 md.) Seçimlere katılacak Siyasi partiler hangi seçim çevrelerinde, hangi usul ve esaslarla aday tespiti yapacaklarını Yüksek Seçim Kuruluna bildirirler.
Bir siyasi partinin teşkilatı bulunmaması nedeniyle önseçim yapamadığı önseçim çevresinden adaylarını ve adayların sırasını o partinin merkez karar ve yönetim kurulu tespit eder.
Mahalli idare seçimlerinde siyasi parti adaylarından parti genel merkez yetkili organlarınca belirlenecek miktarda başvuru aidatı alınabilir. Bu aidatın miktarı en yüksek Devlet memurunun brüt aylığını geçemez. Belediye başkanlığı için bağımsız aday olanlar hakkında 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 21 inci maddesinin 2 nci fıkrası ile 41 inci maddesi hükmü kıyasen uygulanır. Seçim sonucunda belediye başkanlığına seçilen adaya aldığı oy miktarına bakılmaksızın alınan teminat iade olunur.

Madde 11 – Herhangi bir sebeple, eksik aday göstermiş olan siyasi partilerin ilçe başkanlıklarına, ilçe seçim kurulu tarafından bu eksiğin tamamlanması gereği tebliğ olunur.
(Değişik : 2/3/1984 - 2986/1 md.) İlgili parti teşkilatı, bu tebliğden itibaren beş gün içinde aday listesini tamamlayamazsa, o parti o seçim çevresinden, eksik liste ile ilgili seçime katılır.
Siyasi partilerin merkez karar ve yönetim kurulları, süreyi geçirmemek amacı ile eksik listeyi tamamlama yetkisini önceden ilçe idare kurullarına verebilir.

Madde 12' – Siyasi partilerin ilçe idare kurulları, seçime katılacakları çevrelere ait aday listelerini ilçe seçim kurullarına, alındı belgesi karşılığında, önseçim gününden en geç on gün sonraki gün saat 17.00'ye kadar verirler.
İlçe seçim kurulları geçici aday listelerini mahallinde alışılmış usullerle ilan ederler.
Büyük şehirler için siyasi partilerin il idare kurulları, belediye başkanı adaylarını alındı belgesi karşılığında önseçim gününden en geç on gün sonraki gün saat 17.00'ye kadar il seçim kuruluna verirler. Bağımsız adaylar da il seçim kuruluna başvururlar.
İl seçim kurulları geçici adayları mahallinde alışılmış usullerle ilan ederler.

Madde 13 – İl genel meclisi üyeliği, belediye meclisi üyeliği ve belediye başkanlığına bağımsız olarak adaylığını koymak isteyenler, seçim

Bu Kanun evveliyatını teşkil eden 13/12/1983 tarih ve 175 sayılı KHK. 14/2/1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu Kanun ile ilgili tüzük için, "Tüzükler Külliyatı" nın kanunlara göre düzenlenen nümerik fihristine bakınız.
                        

Madde 1 - Bu Kanunun amacı, adalet kurumlarının açılması, geliştirilmesi ve denetimi, adalet hizmetleri ile ilgili araştırma ve hukuki düzenlemelerin yapılması, bakanlıklarca hazırlanan kanun ve kanun hükmünde kararname taslaklarının Türk hukuk sistemine ve kanun yapma tekniğine uygunluğunun incelenmesi ve kanunlarla verilen diğer görevlerin yerine getirilmesi için Adalet Bakanlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ilişkin esasları düzenlemektir.

Madde 2 - Adalet Bakanlığının görevleri şunlardır:

a) Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz ve ıslah kurumları, icra ve iflas daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek,
  b) Bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konularında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna teklifte bulunmak,
c) Kamu davasının açılması ile ilgili olarak kanunların Adalet Bakanına verdiği yetkinin kullanılması ile ilgili çalışma ve işlemleri yapmak,
  d) Avukatlık ve Noterlik Kanunlarının Bakanlığa verdiği görevleri yapmak,
e) Adli sicilin tutulması ile ilgili hizmetleri yürütmek,
f) Türk Ticaret Kanunu ile Ticaret Sicili Tüzüğünün Bakanlığa verdiği görevleri yapmak,
g) Adalet hizmetlerine ilişkin konularda, yabancı ülkelerle ilgili işlemleri yerine getirmek,
h) Adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve hukuki düzenlemeleri yapmak, görüş bildirmek,
i) Bakanlıklarca hazırlanan kanun ve kanun hükmünde kararname taslaklarının
Başbakanlığa gönderilmesinden önce Türk hukuk sistemine ve kanun yapma tekniğine uygunluğunu incelemek,

j) İlgili mevzuat hükümlerine göre infaz ve ıslah işlerini düzenlemek,
k) İcra ve iflas daireleri vasıtasıyla, icra ve iflas işlemlerini yürütmek,
l) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Madde 3 - Adalet Bakanlığı teşkilatı, merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı
kuruluşlardan meydana gelir.

                                 İKİNCİ KISIM
                           Bakanlık Merkez Teşkilatı
   Merkez Teşkilatı:

   Madde 4 - Bakanlık merkez teşkilatı, anahizmet birimleri, danışma ve dene-

tim birimleri ile yardımcı birimlerden meydana gelir.

   Bakanlık merkez teşkilatı Ek - I sayılı cetvelde gösterilmiştir.
                                 BİRİNCİ BÖLÜM
                                Bakanlık Makamı
   Bakan:

   Madde 5 - Bakan, Bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve Bakanlık hizmetlerinin mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütülmesini ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.
   Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup, Bakanlık

merkez ve taşra teşkilatının ve bağlı kuruluşunun faaliyetlerini, işlemlerini ve
hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.

   Müsteşar:

   Madde 6 - Müsteşar, Bakanın emrinde ve onun yardımcısı olup, Bakanlık hizmetlerini Bakan adına ve Bakanın direktif ve emirleri yönünde Bakanlığın amaç ve politikalarına, kalkınma planlarına ve yıllık programlara, mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla Bakanlık Teftiş Kurulu hariç Bakanlık kuruluşlarına gereken emirleri verir ve bunların uygulanmasını takip eder ve sağlar.
   Müsteşar, yukarıda belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden Bakana karşı sorumludur.
   Müsteşar Yardımcıları:

   Madde 7 - Adalet Bakanlığında anahizmet birimleri ile danışma ve yardımcı birimlerin yönetim ve koordinasyonunda Müsteşara yardımcı olmak üzere beş Müsteşar Yardımcısı görevlendirilebilir.(1)
                             İKİNCİ BÖLÜM
                          Anahizmet Birimleri
   Anahizmet Birimleri:

   Madde 8 - Adalet Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
   a) Ceza İşleri Genel Müdürlüğü,
   b) Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü,
   c) Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü,
   d) Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü,
   e) Kanunlar Genel Müdürlüğü.
   f) (Ek: 18/8/1993 - KHK - 520/1 md.;İptal:Ana.Mah.nin 6/10/1993 tarih ve

E.1993/35,K.1993/34 sayılı kararı ile,;Yeniden düzenleme:18/5/1994 - KHK-528/1
md.; İptal: Ana.Mah.`nin 8/7/1994 tarih ve E.1994/54, K.1994/49 sayılı kararı
ile.; Yeniden düzenleme: 15/5/2001 - 4674/1 md.) Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler
Genel Müdürlüğü,

   g) (Ek: 14/4/1989 - KHK - 367/5 md.; Değişik: 15/5/2001 - 4674/2 md.) Avrupa Birliği

Genel Müdürlüğü.

(1) Müsteşar Yardımcısı kadrosu dört iken, 22/11/1999 tarih ve 23884 sayılı

   Resmi Gazete`de yayımlanan Adalet Bakanlığının 99/51427 sayılı Kararı ile
   beş olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
   Ceza İşleri Genel Müdürlüğü:

   Madde 9 - Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır: (1)
   a) Kamu güvenliği yönünden dava nakli ile ilgili olarak Kanunun Adalet Bakanına verdiği yetkinin kullanılmasına ilişkin işlemleri yapmak,
   b) Kamu davasının açılması ile ilgili olarak kanunların Adalet Bakanına verdiği yetkinin kullanılmasıyla ilgili çalışma ve işlemleri yapmak,
   c) Hakim tarafından ve mahkemelerden verilip Yargıtayca incelenmeksizin kesinleşen karar ve hükümlere ilişkin yazılı emir işlemlerini yürütmek,
   d) Takibat yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı suçlarla ilgili işlemleri

yapmak,

   e) Cezai işlemlerle ilgili ihbar ve şikayetleri inceleyip gereğini yapmak,
   f) Kanunların Adalet Bakanlığına verdiği soruşturma, kovuşturma ve disiplin işlemlerini yürütmek,
   g) Adalet Bakanına veya Adalet Bakanlığına kanunlarla verilen cezai işlerle ilgili işlemleri yürütmek,
   h) Cezai işlemlere ilişkin Bakanlık yazışmalarını yürütmek,
   i) Görev alanına giren konularda mevzuat yetersizliğine ve aksaklığına ilişkin inceleme ve araştırmaları yaparak Bakanlığa tekliflerde bulunmak, tüzük tasarıları ve yönetmelikleri hazırlamak ve takip etmek, yargı yetkisinin kullanılma alanına girmeyen konularda görüş bildirmek ve genelge düzenlemek,
   j) Kanunlarla gösterilen ve Bakanlıkça verilen benzeri işleri yapmak.
   Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü:

   Madde 10 - Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır: (2)
   a) Avukatlık ve Noterlik Kanunlarının Bakanlığa verdiği işlemleri yapmak ve

ceza uygulamalarını gerektiren işlerde evrakı ile mercie tevdi etmek,

   b) Türk Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicili Tüzüğü gereğince Bakanlıkça yapılması gereken işlemleri yürütmek.
   c) İcra ve İflas Dairesi memurları hakkında ihbar ve şikayetleri incelemek ve ceza verilmesi gereken hallerde evrakı ilgili makama intikal ettirmek,
   d) Görev alanına giren konularda mevzuat yetersizliği ve aksaklığına ilişkin inceleme ve araştırmaları yaparak Bakanlığa tekliflerde bulunmak, tüzük tasarıları ve yönetmeliklerini hazırlamak ve takip etmek, yargı yetkisinin kullanılma alanına girmeyen konularda görüş bildirmek ve genelge düzenlemek,
   e) Kanun yararına temyiz yoluna başvurulması işlemlerini yürütmek,
   f) Hukuki işlemlere ilişkin Bakanlık yazışmalarını yürütmek,
   g) Kanunlarda gösterilen ve Bakanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.

(1) Bu maddenin (h) ve (i) bentleri 18.5.1994 tarih ve 528 sayılı KHK`nin

   3 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış; mevcut (j), (k), (1) bent
   harfleri (h), (i) ve (j) olarak değiştirilmiştir.

(2) Bu maddenin (a), (e) ve (f) bentleri 18.5.1994 tarih ve 528 sayılı

   KHK`nin 3 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır; bent harfleri
   yeniden teselsül ettirilerek (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) olarak
   metne işlenmiştir.
  Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (1)

   Madde 11 -
   Başlangıç cümlesi: (Değişik: 18/5/1994-KHK-529/14 md.; İptal: Ana.Mah.`nin

8/7/1994 tarih ve E.1994/55, K.1994/50 sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme;
15/5/2001-4674/2 md.) Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün görevleri
şunlardır: (1)

   a) (Değişik: 10/9/1993-KHK-524/14 md.;İptal: Ana.Mah.nin 6/10/1993 tarih

ve E.1993/36, K.1993/35 sayılı Kararı ile,;Yeniden düzenleme: 18/5/1994 -
KHK - 529/14 md.; İptal: Ana.Mah.`nin 8/7/1994 tarih ve E.1994/55, K.1994/50
sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme:15/5/2001-4674/2 md.)   Ceza infaz kurumları ve
tutukevlerini yönetmek, denetlemek ve hesap işlerini izlemek, 4301 sayılı Ceza İnfaz
Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanunla verilen
görevleri yerine getirmek.

   b) (Değişik: 10/9/1993-KHK-524/14 md.;İptal: Ana.Mah.nin 6/10/1993 tarih

ve E.1993/36, K.1993/35 sayılı Kararı ile,;Yeniden düzenleme: 18/5/1994 -
KHK - 529/14 md.; İptal: Ana. Mah.`nin 8/7/1994 tarih ve E.1994/55, K.1994/50
sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme:15/5/2001-4674/2 md.) Hükümlü ve tutukluların
giydirilmesi, beslenmesi, yatırılması, eğitilmesi,  çalıştırılması ve muhtaç durumda
bulunanların tedavi giderlerinin karşılanması işleri ile 2548 sayılı  Ceza  Evleriyle
Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek
Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunda gösterilen her türlü işlemleri yapmak.

   c) Değişik: 10/9/1993-KHK-524/14 md.;İptal:Ana.Mah.nin 6/10/1993 tarih

ve E.1993/36, K.1993/35 sayılı Kararı ile,;Yeniden düzenleme: 18/5/1994 -
KHK - 529/14 md.; İptal: Ana.Mah.`nin 8/7/1994 tarih ve E.1994/55, K.1994/50
sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 15/5/2001-4674/2 md.)  Ceza infaz kurumları ve
tutukevleri ile küçüklerin cezalarının yerine getirileceği ıslah ve eğitimevlerinin,
haklarında tedbir uygulanmış olan küçüklerin yerleştirileceği kurumların, müşahede
merkezlerinin,  küçüklerin kısa sürelerde kabul edilecekleri kurumların ve küçüklere
mahsus tutukevlerinin çağdaş ölçülere uygun tesis, yapım, onarım, satın alma ve kira
işleri ile ilgili program ve projeleri hazırlamak, geliştirmek, uygulamak, bu kurumları
sevk ve idare 

Soruşturma No :2009/1498
Esas No : 2009/751
İddianame No : 2009/565

DAVACI	:	K.H.
MÜŞTEKİLER	:
1 - ALİ BALKIZ, BATTAL oğlu ZEHRE'den olma, 09/03/1945 doğumlu, Tuzluçayır Mah. 4. Cad. 14. Sok. 2/10 Mamak/ANKARA adresinde ikamet eder.
2- KAZIM GENÇ, HIDIR oğlu ZEYNEP'den olma, 10/01/1956 doğumlu, Cinnah Mah. 41/19 Çankaya/ANKARA adresinde ikamet eder.
MAĞDURLAR	:
1 - MİNAS DURMAZGÜLER, AGOP oğlu OSANNA'dan olma, 23/05/1958 doğumlu, Mimarsinan Mahallesi Selimiye Cad. 4-C/27 SİVAS adresinde ikamet eder.
2- MESROB MUTAFYAN, ONİK oğlu MARİ'den olma, 16.06.1956 doğumlu, Nişanca Mahallesi Sergi Sokak No:18-20 Fatih/İSTANBUL adresinde ikamet eder.
ŞÜPHELİLER	:
SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ:

I-GİRİŞ
II-ÖRGÜTÜN DARBE ZEMİNİ OLUŞTURMAK AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ TOPLUMDA İNFİAL UYANDIRAN EYLEMLER
III-ÖRGÜTÜN GERÇEKLEŞTİRMEYİ PLANLADIĞI EYLEMLER
IV-SORUŞTURMA KAPSAMINDA BU GÜNE KADAR ELE GEÇİRİLEN SİLAHLAR
V-ŞÜPHELİLERİN BİREYSEL DURUMLARI
1- Şüpheli Yalçın KÜÇÜK
2- Şüpheli Mehmet HABERAL
3- Şüpheli Erol MANİSA
4- Şüpheli Fatih HİLMİOĞLU
5- Şüpheli Rıza Ferit BERNAY
6- Şüpheli Mustafa Abbas YURTKURAN
7- Şüpheli Halil Kemal GÜRÜZ
8- Şüpheli CENGİZ KÖYLÜ
9- Şüpheli Mustafa KOÇ
10- Şüpheli Cihandar HASANHANOĞLU
11- Şüpheli Erbay ÇOLAKOĞLU
12- Şüpheli Mustafa DÖNMEZ
13- Şüpheli Muhittin Erdal ŞENEL
14- Şüpheli Engin AYDIN
15- Şüpheli Mustafa Levent GÖKTAŞ
16- Şüpheli Mustafa Hüseyin BUZOĞLU
17- Şüpheli Münür Kemal YAVUZ
18- Şüpheli Tunçer KILINÇ
19- Şüpheli Hasan Ataman YILDIRIM
20- Şüpheli Hüseyin Vural VURAL
21- Şüpheli İlyas ÇINAR
22- Şüpheli Mustafa ÖZBEK
23- Şüpheli Ünal İNANÇ
24- Şüpheli İbrahim ŞAHİN
25- Şüpheli Fatma CENGİZ
26- Şüpheli Ayhan ATABEK
27- Şüpheli Servet KAYNAK
28- Şüpheli Yaşar Oğuz ŞAHİN
29- Şüpheli Kemalettin BALCI
30- Şüpheli Zerrar ATİK
31- Şüpheli Murat ÇAVDAR
32- Şüpheli Bülent GÜNGÖRDÜ
33- Şüpheli Fahri SÜSLÜ
34- Şüpheli Mehmet DALAGAN
35- Şüpheli Kenan TEMUR
36- Şüpheli Muhterem BAĞCI
37- Şüpheli Taylan Özgür KIRMIZI
38- Şüpheli Muhammed SARIKAYA
39- Şüpheli Murat EKE
40- Şüpheli Emre BALTACI
41- Şüpheli İlhan BULAYIR
42- Şüpheli Cihan ARIK
43- Şüpheli Ali Oktay ŞAHBAZ
44- Şüpheli Onur ÖZDEMİR
45- Şüpheli Melih YÜKSEL
46- Şüpheli Mehmet KORAL
47- Şüpheli Hüdayi ÜNLÜER
48- Şüpheli CENGİZ KÖYLÜ
49- Şüpheli Fahri KEPEK
50- Şüpheli Erdal ŞAHİN
51- Şüpheli Ersin GÖNENCİ
52- Şüpheli Oğuz BULUT
SONUÇ OLARAK

SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ

Ergenekon silahlı terör örgütü ne yönelik bu güne kadar yapılan soruşturma sonucunda, Ergenekon silahlı terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, Halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı isyana tahrik etmek, Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, Terör örgütüne ait silahlan depolamak, Genel güvenliği kasten tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı madde kullanmak, Nitelikli kasten öldürmeye azmettirmek, Yasaklanan bilgileri temin etmek, Kişisel verileri kaydetmek ve bağlı pek çok suçu işlemekten şüpheli 86 kişi hakkında 10.07.2008 tarih 2007/1536 sor-2008/968 esas ve 2008/623 sayılı iddianame ile, yine aynı soruşturmanın devamı niteliğinde olan 56 Şüpheli hakkında 08.03.2009 tarih ve 2009/51 lsor- 2009/268 esas ve 2009/ 188 sayılı iddianame ile kamu davası açılmış olup söz konusu davalar İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 ve 2009/ 85 esas sayılı dosyalarında derdest bulunmaktadır.
Soruşturması tamamlanan 52 şüpheli hakkında bu iddianame hazırlanmış olup haklarındaki soruşturma halen devam eden diğer şüpheliler yönünden soruşturmaya Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2007/1756 sor. sayılı dosyası üzerinden devam edilmektedir.
Yukarıda açık kimlikleri yazılı şüpheliler ile İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 ve 2009/85 esas no sayılı dosyalarında yargılanan sanıkların aynı örgütün faaliyeti çerçevesinde eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri, bir kısım şüphelilerin eylem ve fiillerin diğer sanıkların eylem ve fiillerinin devamı ve tamamlayıcı nitelikte olduğu her dava dosyasındaki delillerin diğer davalardaki deliller ile irtibatlı bulunduğu, bu haliyle Ceza Muhakemesi Kanununun 8 inci maddesine göre herüç dava arasında fiili ve hukuki irtibat olduğu anlaşıldığından, dava birleştirme talepli olarak açılmıştır.
Ergenekon silahlı terör örgütü   ne yönelik olarak yürütülen soruşturma kapsamında bugüne kadar elde edilen deliller ve ulaşılan sonuçlarla ilgili kısa açıklamalar yapılacaktır.
Ergenekon silahlı terör örgütü nün, hücre tipi bir yapılanmaya haiz gizli bir örgüt olması, yapılanmasını geniş bir alana yaymış bulunması, devlet içersinde değişik kurumlara sızması, gerçekleştirdiği eylemlerin yada teşebbüs ettiği eylemlerin niteliği bir taraftan örgütün büyüklüğünü gösterirken diğer taraftan da tüm yapılarının ve mensuplarının aynı anda deşifre edilmesini zorlaştırmıştır
Örgütün ana dokümanları arasında yer alan Ergenekon kodlu dokümanında
"POLİTİKALAR" başlığı altında "21. yüzyılda kaçınılmaz bir biçimde Dünya politikalarını
ve siyasetçilerini istihbarat örgütleri biçimlendirilecektir.... Dünyada var olabilmiş tüm
sistemler, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri
engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır. "(1) suikast, (2) dezenfarmosyondur."	
Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için, siyasi portreler çok ciddi biçimde analiz edilmeli, ortak ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamentoda etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmeleri sağlanmalı, böylelikle parlamento ülke çıkarlarına uygun biçimde işler hale getirilmeli, içte ve dışta saygın bir etkinliğe kavuşturulabilmelidir. Bu ve benzeri faaliyetler, tüm dünyada istihbarat örgütlerinin varlık ve görev nedenleri arasında yer alır.
İçte ve dışta ortak ve benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası legal ve illegal örgütler ile işbirliğine yönelmek kaçınılmaz bir zorunluluktur." denilmiştir.
Ergenekon silahlı terör örgütü 'ne yönelik bu güne kadar yapılan soruşturmada , ele geçirilen örgütsel içerikli dokümanlar ve elde edilen deliller çerçevesinde,örgütün nihai amacının,
Sürekli iç çatışma kaos, komşu ülkeleri ile düşman, dünyaya kapalı, Avrupa birliği ve insan haklarına karşı, ekonomik kriz, iç etnik çatışmalar ve naylon terör örgütleri ile uğraşan ve ekonomik yönden zayıf bir devlet imajı oluşturulmaya çalışılarak, devlet otoritesini içte ve dışta zafiyete uğratmak, ülkeyi yönetilemez hale getirmek, böylece ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ' nün daha rahat yönetip,yönlendirebileceği siyasal iktidarlar oluşturmak,örgütün belirlediği gizli amaç ve prensiplerinin dışına çıkan tüm siyasal iktidarları değişik yöntemlerle kontrol altına almak, bu başarılamadığı taktirde Yasama ve yürütme organlarını devirip kendi ideolojik amaçları doğrultusunda devlet yönetimini ele geçirmek olduğu anlaşılmaktadır.
Örgütsel dokümanlar incelendiğinde, bu amaca ulaşmak için araç olarak,
Naylon terör örgütlerinin oluşturulması,
Mafyanın ve uluslararası uyuşturucu ticaretinin kontrol altına alınması,
Medyanın kontrol altına alınması,
Sivil toplum kuruluşlarının kontrol altına alınması,
Siyasi partilerin kontrol altına alınarak siyaset dünyasına yön verilmesi,
Gerektiğinde siyasilere suikast düzenlenmesi,
Örgüte eleman kazandırmak ve gelir sağlamak için illegal tüm yolların kullanılması, Benimsenmiştir.
Bu amaçların gerçekleştirilmesi için 1999 tarihinden örgütün itibaren yeni bir yapılanma içine girdiği ve süreçte, öncelikle,
Ergenekonun yeniden yapılanması,
Devletin yeniden yapılanması,
Sivil unsurların yemden yapılanması(LOBİ),
Mafyanın yeniden yapılanması,
Medyanın yeniden yapılanması, yönünde alınan kararların ve belirlenen prensiplerin yazılı hale getirilerek örgütün devamlılığının ve gizliliğinin sağlanması amaçlanmış, örgütün tüm prensipleri "ergenekonun yeniden yapılanması" kodlu örgütsel içerikli doküman da belirlenmiş ve hiyerarşik yapısının da burada öngörülen katı kurallara göre oluşturulduğu anlaşılmıştır.
Bu kapsamda Ergenekon silahlı terör örgütü nün darbe çalışmaları çerçevesinde sanık Mehmet Şener ERUYGUR başkanlığında faaliyet gösteren Cumhuriyet Çalışma Grubunun, medya yapılanmasından mafya yapılanmasına, üniversite yapılanmasından, sendika yapılanmasına, sivil toplum kuruluşlarından üniversite gençlik yapılanmasına kadar aktif olarak örgütlenme faaliyetlerini sürdürdüğü görülmüştür.
Yasama ve Yürütme organını devirmeye teşebbüs eylemlerinde tüm bu örgütlenmeleri aynı anda devreye sokarak sözde toplumsal refleksi harekete geçirme adına tertipledikleri mitingler vasıtasıyla kendi kurallarının uygulanacağı bir sistemin kurulması için aktif olarak çalıştıkları anlaşılmaktadır.
Örgütün, kendi bünyesine aldığı ve devletin tüm birimleri içinde yer alan üyelerinin tayin ve terfi işlemleriyle ilgilendiği , örgüt üyeleri hakkında açılmış davaları da lehlerine sonuçlandırmak için girişimlerde bulunmak suretiyle örgüt üyelerinin örgüte bağlılık ve sadakatlerinin arttırılmasını sağlamayı amaçladıkları.
Önceki iddianamemizde ERGENEKON YAPILANMASI NEDEN BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR başlığı altında;
"Çeşitli kişilerin bir araya getirerek meydana getirdikleri bir örgütlenmenin Türk Ceza Hukuku uygulaması bakımından terör örgütü ve bir kimsenin de terör suçlusu sayılabilmesi için; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda, Türk Ceza Kanununda ve yargısal içtihatlarda gösterilen unsurların bu örgütlenmede ve kişilerde bulunması gerekli ve zorunludur.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda bunun için aranan ölçüler kanunun 1. maddesinde ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Buna göre;
Örgütlenmenin cebir ve şiddet kullanarak, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden birini kullanmayı benimsemiş olmalıdır.
Yine örgütlenmenin Anayasamızda belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasal, hukuksal, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmeyi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmeyi, Devlet otoritesini zaafa uğratmayı veya yıkmayı veya ele geçirmeyi, temel hak ve hürriyetleri yok etmeyi, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmayı amaçlamış olmalıdır. Örgütlenmenin sayılan bu hedeflerin bir ya da bir kaçını da amaçlamış olması mümkündür.
Örgütlenmedeki üye sayısı en az 3 kişi olmalıdır.
Aynı Kanunun 3. ve 4 maddelerinde doğrudan terör suçları ile terör amacıyla işlendiğinde terör suçu sayılan suçlar gösterilmiştir.
Yine uygulamanın son derece haklı olarak "Silahlı Terör Örgütü" diye kabul ettiği
"Silahlı Örgüt "ün düzenlendiği 5237 sayılı TCK.nun 314. maddesi ile bu maddenin gönderme
yaptığı   5237   sayılı   TCK.nun   220, maddesinde   oldukça   ayrıntılı   ölçütler   getirilmiş bulunmaktadır.
Bu maddeler ile getirilen silahlı terör örgütüne ilişkin düzenlemelere bakıldığında, bu örgütlenme sadece Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzenine karşı işlenecek suçlar bakımından kurulabilecektir. Bu suçlar 5237 sayılı TCKnun 302 ve 316. Maddeleri arasında düzenlenen suçlardır.
Bu örgütlenme mutlaka silahlı ve en az 3 kişiden oluşmalıdır. Örgütlenmede hiyerarşik bir yapı, süreklilik arz eden bir sistem bulunmalı ve örgütlenme amaçladığı suçu işlemek için araç gereç bakımından elverişli vasıtalara sahip olmalıdır.
Soruşturma kapsamında ele geçirilen temel ve tali örgütsel dokümanlar, tanık beyanları, aramalarda elde edilen ipuçlarından yola çıkılarak ele geçirilen silah, mühimmat, eylem planları, devletin ve uluslararası kuruluşların en iyi korunan mahallerinden çıkarıldığı anlaşılan ve gizli kalması gereken belgeler diğer delillerle birlikte bir bütün olarak incelenip, yukarıda gösterilen ölçüler göz önüne alınarak Ergenekon silahlı terör örgütü nün değerlendirilmesi isabetli olacaktır.
Soruşturma kapsamında ortaya çıkarılabilen şekliyle bir örgütlenmenin mevcut olduğu tartışılamaz açıklıkta bir olgudur. Vahamet arz eden eylemleri bir yana bırakılsa görmezden gelinse bile ele geçirilen temel dokümanlarına göre örgüt, hedeflerine ulaşmak için cebir ve şiddet kullanarak; korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinin sadece birini değil hepsini benimsemektedir.
Anayasamızda belirtilen Cumhuriyetimizin temel niteliklerini yorumlamak, bunların uygulanmasını sağlamak ve takip etmek, Cumhuriyetimizin düzenini korumak gibi işlevler Anayasal bir görev olarak meşru devlet organlarına aittir. Anayasamı

II-ÖRGÜTÜN DARBE ZEMİNİ OLUŞTURMAK AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ TOPLUMDA İNFİAL UYANDIRAN EYLEMLER

Öncelikli olarak 2006 yılı içerisinde Cumhuriyet gazetesinde türban ile ilgili bir karikatür yayınlamış ve bu yayından kısa bir süre sonra yani 5-10-11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesine 3 kez bomba atılmıştır.
Olayı sanığı Osman YILDIRIM alınan ifadesinde, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması eylemini Muzaffer TEKİN'in talimatı ile gerçekleştirdiklerini, olayda kullanılan el bombalarını da Ataşehir de bir evde yapılan toplantıda bizzat Muzaffer TEKİN'in verdiğini, hatta bu toplantı da Oktay YILDIRIM'ın da bulunduğu, bu eylemleri para için yaptığını, bu eylemler karşılığı Muzaffer TEKİN'in kendisine 500 Bin dolar vermeyi vaat ettiğini, gazetenin bombalanması eylemini ise bizzat arkadaşları Tekin İRSİ, İsmail SAĞIR ve Alpaslan ARSLAN'ın gerçekleştirdiğini beyan etmiştir.

17.05.2006 günü Avukat Alparslan ARSLAN Danıştay binasında toplantı halinde bulunan yargı mensuplarımıza yönelik saldırıyı gerçekleştirmiş ve bu saldırı sonucu Danıştay 2. Dairesi Üyesi Mustafa Yücel ÖZBİLGİN hayatını kaybederken, aynı Dairenin Başkanı Mustafa BİRDEN, üyeler Ayfer ÖZDEMİR ve Ayla GÖNENÇ ile Tetkik Hakimi Ahmet ÇOBANOĞLU ağır bir şekilde yaralanmıştır.
Elde edilen tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Alpaslan ASLAN'ın Ergenekon silahlı terör örgütü mensupları ile ilişki içersinde olduğu ve söz konusu DANIŞTAY saldırısını da bu örgütün talimatı ile gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay saldırısından sonra, saldırıda hayatını kaybeden Mustafa Yücel ÖZBİLGİN'in cenaze törenine bakıldığında Ergenekon silahlı terör örgütü nün amacına ulaştığı, cenaze töreninin görüntüleri incelendiğinde, törene katılan bazı kişilerin laik-antilaik çatışmasını meydana getirebilecek nitelikte provakatif nitelikte sloganlar attığı, törene katılan dönemin hükümet yetkililerini protesto ettikleri, hatta fiziki saldırıya teşebbüs ettikleri, sonuç olarak bu eylem sonrası ülkede kaos ortamının oluştuğu görülmüştür.

III-ÖRGÜTÜN GERÇEKLEŞTİRMEYİ PLANLADIĞI EYLEMLER
Soruşturma kapsamında bugüne kadar elde edilen delillerden örgütün darbe zemini oluşturmak için çok sayıda silahlı eylem gerçekleştirdiği, gerçekleştirdiği bu eylemlerle istedikleri darbe zemini oluşturamayınca bu kez çok daha tehlikeli ve kanlı eylemler planladıkları görülmüştür. Bu güne kadar yapılan çalışmalarda planlanan bu eylemlerin birçoğu engellenirken örgütün her fırsatta çok daha tehlikeli eylem planları ile karşımıza çıktığı görülmüştür.

Soruşturmamızın başlangıcını teşkil eden ihbar üzerine Ümraniye de bir evde yapılan aramada toplam (27) adet el bombası bulunarak el konulmuştur. El bombaları üzerinde yapılan parmak izi incelemelerinde sanıklardan Oktay YILDIRIM'ın parmak izi tespit edilmiştir.
Diğer taraftan Osman YILDIRIM Cumhuriyet gazetesine attıkları bombaları kendilerine Ataşehir de bir evde yapılan toplantıda bizzat Muzaffer TEKİN'in verdiğini, bu toplantıda Oktay YILDIRIM'ın da hazır bulunduğunu beyan etmiştir.
Dolayısıyla Ergenekon silahlı terör örgütü nün Ümraniye de ele geçirilen ve Oktay YILDIRIM'a ait olduğunu anlaşılan el bombalarını hangi eylemlerde kullanılacağı bilinmese de biraz önce belirtilen Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olayı ve tespit edilen diğer eylem planları göz önünde bulundurulduğunda örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için vahim nitelikte eylemler planladığı anlaşılmaktadır.

İşçi Partisi Ankara Genel Merkez binasında yapılan aramada ele geçirilen ELBA marka CD içersinde; "YARGITAY" isimli pdf dosyasında elle çizilmiş basit bir krokide, binanın bölümlerini gösterir şekiller olduğu, bu şekillerin üzerine A, B, C yazıldığı, binaların giriş çıkış noktalarının işaretlendiği, bu noktalar üzerine değişik işaret ve şekiller yapıldığı ve numaralandırıldığı görülmüştür. Ayrıca aynı CD içersinde "KROKİNİN AÇILIMI" isimli word dosyasında; "A:Yargıtay ana bina, B.Yargıtay bitişik ek bina, C:Yargıtay ek bina, Lprotokol kapısı(güvenlik çok sıkı), 2 avukat giriş kapısı, 3 Posta giriş kapısı, 4 Vatandaş kapısı, 5 Garaj kapısı (sürekli görevli bulunur, güvenlik yok), ĞMutfak kapısı, 7 A blok yan kapı, 8Cnlokyabn kapı, 9C blok arka kapı, 10C blok ön yan kapı, 11C blok ana giriş kapı, 12C blok garaj kapısı, 13 Başbakanlık güvenli girişi, 14A blok giriş, X Güvenlik var, X Polis var, ) ( x ray cihazı var, P polis noktası var. "
"Sarı ile işaretli bölgeler rahat, buralarda güvenlik, polis, görevli yok. 6 nolu kapı tünel gölgesinde kalıyor. Gece için uygun. 3 nolu kapı, kilitli ancak açılabilir. Buradan A blok zemin altına inilir. Burası Milli Eğitim Bakanlığı ile A blok arasında kalıyor ve araba park yeri. Tenha. C blok 8 nolu kapı çok müsait. Girince bazen kapı arkasında bir güvenlik çıkabilir.
Burada lavabolar var. Oraya geçilebilir. Her zaman yok. 9 nolu kapı kilitlidir. Ama açılabilir. Ön taraftaki ışıklar orayı görmüyor. 10 nolu kapı kullanılmaz, ön taraftaki ışıklar burayı iyi görüyor. Ön tarafta 2 kamera var. Ön taraftaki sarı alan ağaçların altında kalıyor. Işıktan da geriye kalıyor. Orayı güvenlik kulübesi görmüyor. Arkada camları yok. O nedenle kör bir nokta oluşuyor. Karargah kameraları görse de karanlık olduğundan sıkıntı olmaz. Ancak fazla beklememeli. Karargah önünden hemen ikaz gelebilir." şeklinde notların yer aldığı görülmüştür.
Söz konusu krokinin ve bilgilerin doğru olup olmadığının anlaşılabilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğüne yazı ile görüş sorulmuş, alınan cevabi yazıda Yargıtay binasına ait olduğu değerlendirilen kroki ve krokinin açılımıyla ilgili bilgilerin tamamen doğru olduğu bildirilmiştir.
Dolayısıyla Yargıtay binasına ait kroki ve bilgilerden Ergenekon silahlı terör örgütü nün Yargıtay Başkanlığında görevli üst düzey bir yöneticiye yönelik suikast hazırlıkları yaptığı anlaşılmıştır.

Yürütülen soruşturma kapsamında İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramalarda birçok örgütsel içerikli dijital bulgunun yanı sıra, Genelkurmay Başkanlığı ve değişik askeri şahıslar ile MİT Müsteşarlığına ait çok sayıda gizlilik dereceli dokümanlar ele geçirilmiştir.
El konulan materyaller arasında Hayati ÖZCAN'ın İzmir ilindeki işyeri ve ikametinden ele geçirilen "55" ve "13" numaralı CD'lerdeki veriler incelendiğinde Ergenekon silahlı terör örgütü nün ülkemizde kaos ve kargaşa ortamı yaratarak ülkemizi dünya kamuoyu nezdinde ciddi sıkıntılar içerisinde bırakacak kanlı eylemler planladığı ortaya çıkarılmıştır.
Hayati ÖZCAN'dan ele geçirilen "55" ve "13" numaralı CD'ler üzerinde yapılan incelemede her iki CD'nin birbirinin kopyası olduğu ve aynı içeriğe sahip oldukları tespit edilmiştir.
Söz konusu CD'ler içerisinde "Yedekl23" isimli klasör tespit edilmiştir. Bahse kondu klasör içerisinde İzmir ili Şirin Yer semtinde bulunan NATO müttefik kuvvetlerine ait karargâha ait kurumsal ve GİZLİ/HİZMETE ÖZEL içerikli bilgiler ile bu karargâhta görevli personele ait birçok görevsel ve kişisel bilginin yer aldığı tespit edilmiştir.
CD'ler üzerinde devam eden ayrıntılı incelemelerde; CD içerisinde yer alan "Yedekl23/PARK_YERLERI/Operasyon" isimli klasör içerisinde; NATO karargâhına ait olduğu anlaşılan bir kısım park yerlerine ait çok sayıda fotoğraf ile bu yerleri gösterir krokilerin yer aldığı,
"Yedekl23/Inventory Phone Bookbir" isimli klasör içerisinde yer alan "fiziki emniyet plani (2)" isimli Word dosyasında, NATO karargahı ile ilgili alman fiziki/çevresel güvenlik önlemlerinin neler olduğunu belirten "GİZLİ" içerikli bilgilerin yer aldığı,
Aynı klasör içerisinde yer alan "harekat ve loj" isimli Word dosyasında ise, bahse konu karargahta olabilecek herhangi bir olağanüstü durumda uygulanacak harekat tarzları ile Cephanelikler, Park yerleri, Helikopter pistleri gibi yerler hakkında bilgilerin verildiği bu bilgilerin yer aldığı bölümlerin ise sarı renk ile boyandığı,
"Yedek 123/Inventory Phone Bookbir" isimli klasör içerisinde yer alan bir diğer Word dosyası olan "incele" isimli Word dosyasında ise "Fiziki Emniyet Plani 2 çok iyi okunacak. Tüm açıklar tesbit edilerek Kutlu 'ya rapor edilecek. -TELEPHONE DIRECTORY.xls- incele ve operasyon öncesi ilgili telefonları engelleme yollarını planla. Highlited yerler önemli. Araç plakaları ve fotoğrafları alınıp muh. Verilecek, son noktadakilere ulaştırılacak. Son noktadakilerin eş zamanlı hareket etmeleri ve planı uygulamaları için son defa güvenirliği Alb. Kutlu ve Alb. Mehmet Özdemir'den teyit edilecek. Mühimmatlar Nihat Yalçındağ tarafından "Kasa"dan temin edilecek. İntikalin seri ve eş zamanlı olması çok önemli. Delta Alert State ile ilgili her şey tüm detayı ile anlaşılacak şeklinde ibarelerin yazılı olduğu,
"Yedek 123/Parking" isimli  klasör içerisinde yer alan "park_yerleri" ve "park_yerleri_yeni" isimli klasörler İçerisinde ise NAT,O karargahına ait olduğu anlaşılan açık otoparka ait değişik açılardan çekilmiş toplam (69) adet fotoğrafın yer aldığı, bunun yanı sıra aynı klasör içerisinde bulunan "Plan-B" isimli Word dosyasında ise söz konusu park yerleri ile ilgili olarak "Açık otoparkın yanındaki bina kiralanacak, 6 aylık kira peşin verilecek. ÇOK ÖNEMLİ.. " şeklinde bilgisayar yazımı bir notun yer aldığı,
"Yedekl23/ID cards" isimli klasör içerisinde, "Dikkat edilecek" isimli bir Word dosyasının bulunduğu, söz konusu dosya içerisinde de "Yedinci Kısım" başlığı altında Güvenlik Tabur Kokutanlığının Teşkilat Şemasının yer aldığı, bahse konu şema altında maddeler halinde bir kısmı önemine binaen sarı ve kırmızı puntolar ile boyanmış bir takım bilgisayar yazımı notların yazılı olduğu,
Söz konusu notlar arasında ; "...Son operasyon için hazırlanacak (52) adet giriş kartlarının ve araç kartlarının basılacağı yazıcının kaliteli olması önemli, kağıt gramajına azami dikkat! Yeni renkli toner kullanılacak. Form 84'ler dikkatle doldurulacak Gürsel T... "
"Yetkisiz girişlere karşı bariyerlerden sonra kapanlar yer almaktadır. İnşa edilen kapanlar 20 mm kalınlığında uçları 30 derece açıyla kesilmiş çelikten yapılmıştır. Kapan açık pozisyonunda iken yerden 40 cm yüksekliğe ulaşmaktadır. 3 'er metrelik iki kapan birbirinden 10 cm arayla çelik kapının önüne yerleştirilmiştir. Kapanların bir diğer özelliği manuel olarak çalıştığı gibi elektrikle de çalışmasıdır. Kullanıcı en fazla 30 Kg kuvvet uygulayarak kapanı kolayca açabilmektedir... "
"VIP Nizamiye" "VIP nizamiye kapısı da 60X60 mm ebatlarında, 12 metre uzunluğunda, 2 metre yüksekliğinde çift kanatlı ve her kanat 900 Kg olacak şekilde inşa edilmiştir. Kapı kapalı iken en fazla 14 saniye içinde açılmaktadır. Ayrıca kapıların her iki kanadına 5 cm kalınlığında 2,5 metrekare olacak şekilde kurşun geçirmez cam monte edilmiştir... "
"Org. Vecihi akın kışlasının çevre engelleri: Org. Vecihi AKIN Kışlası' nın lojman ve motor-pool bölgeleri haricinde diğer bölgeler; 2 metrelik beton bloklar, bunların üzerine 1 metrelik saç ve 1 metrelik kafes tel çit olmak üzere 4 metrelik yükseklik ile çevrelenmiştir. Yerleştirilen bu kafes tel çitler 3, 77 mm' den kalın galvanizli telden ve göz açıklıkları 5 cm 'den geniş olmayacak şekilde yerleştirilmiştir... "
"...Lojman ile nizamiye arasındaki bölümde 3 metre aralıklarla uçları 1 metre derinliğe yere betonlanmış madeni direkler arasına gergin olarak bağlanmak suretiyle raptedilmiş çit ile çevrilmiştir. Bunun dışında Motor-Pool bölgesinin su kulesi civarının arazi boyunca düzensiz ve engebelik olması dolayısıyla tepe çiti üstüvaneli kafes tel çit ile çevrelenmiştir... "
"...Binaların zemin kat, pencereleri ve önemli kapılar demir çubuklar ile güvenlik altına alınmıştır... "
"..İki adet nizamiye ile birlik içerisine giriş ve çıkışlar kontrol altına alınmaktadır. 448/1 ve 448 sokakların kesişiminde bulunan nizamiye ana nizamiye olarak kullanılmakta, bütün giriş ve çıkışlar bu kapıdan yapılmaktadır. Buraya yapılacak yaklaşmaları devamlı suretle gözetleyebilmelerini sağlayacak şekilde çevre engellerine olabildiğince yakın konuşlandırılmıştır... " şeklindeki ibarelerin renkli puntolar ile işaretlendiği tespit edilmiştir.
"Yedek 123/SIGNATURE" klasörü içerisinde bahse konu karargâhta askeri görevli oldukları anlaşıl

IV-SORUŞTURMA KAPSAMINDA BU GÜNE KADAR ELE GEÇİRİLEN SİLAHLAR
Soruşturma kapsamında bu güne kadar şüphelilere yönelik yapılan arama çalışmalarında,
Şüpheliler Oktay YILDIRIM'dan (27) adet, Fikret EMEK'ten (12) adet, Mustafa DÖNMEZ'in Sakarya'daki adresinden (22) adet, ajandasında bulunan krokiye istinaden Zir Vadisinde yapılan aramada (12) adet, İbrahim ŞAHİN'in İstanbul da ki ikametinde ele geçirilen krokiye istinaden Ankara da Gölbaşı ilçesinde yapılan aramada (1) adet, Oğuz BULUT'tan (2) adet, Beykoz Poyrazköy'de yapılan aramalarda (11) adet, olmak üzere toplam (87) adet el bombası bulunarak el konulmuştur.
İbrahim ŞAHİN
İbrahim ŞAHİN'in, İstanbul da ki ikametinde ele geçirilen krokiye istinaden Ankara Gölbaşı ilçesinde yapılan kazılarda;
-(2) adet LAV SİLAHI,
21-24.04.2009 tarihlerinde İstanbul Beykoz ilçesi Poyraz köyü Keçilik mevkiinde bir ihbara istinaden yapılan aramalarda;
-(15) adet dolu LAV SİLAHI, (6) adet boş lav silahı bulunarak el konulmuştur.
Fikret EMEK' ten;
Fikret EMEK' ten; 11 kg. C-3 patlayıcı, 1160 gr. tahrip kalıbı, 1 adet gaz bombası, 10 adet fünye, 5 adet işaret fişeği, 3 adet sis bombası, 21 adet TNT kalıbı, 1 adet yangın bombası, 84 adet kapsül, 24 adet ateşleme çakmağı, 50 metre infilak fitili, 35 adet çeşitli boylarda infilak fitili, 1 adet eğitim bombası, 2 adet demir çubuk içerisinde patlayıcı, 18 gr.
Emolite marka patlayıcı, 13 cm uzunluğunda infilak kapsülü için irtibat fitili, 3 adet Golden ibareli plastik tüp içerisinde hidrolik asit,
Muzaffer ŞENOCAK' tan,
3 adet Golden ibareli plastik tüp içerisinde hidrolik asit, 13 cm uzunluğunda infilak kapsülü için irtibatlık fitili, 18 gr. gri renkli madde,
İbrahim ŞAHİN'in
İstanbul daki ikametinde ele geçirilen krokiye istinaden Ankara Gölbaşı ilçesinde yapılan kazılarda;
(10) adet el bombası fünye grubu, 820 gram plastik patlayıcı, 210 cm saniyeli fitil, 8 metre infilaklı fitil, (4) adet hakem bombası, (1) adet anti personel tüfek bombası, (21) adet sis bombası ve kutusu, (2) adet gösteri el bombası,
Mustafa DÖNMEZ'den
el konulan 61 numaralı ajandada yer alan krokiye istinaden Ankara Zir Vadisi Mezarlığı yakınında yapılan kazı çalışmalarında,
(2) adet Aydınlatma fişeği, (12) adet Tüfek Bombası, (1) adet Renkli Sis kutusu, (18) adet el bombası Gövdesi, (12) adet Bubi Tuzaklı Bomba, (12) adet Bubi tuzaklı Bombaya ait ateşleme mekanizması, (6) adet Gösteri Bombası, (9) adet Göz yaşartıcı bomba,
POYRAZKOY KAZILARI
21-24.04.2009 tarihlerinde İstanbul Beykoz ilçesi Poyraz köyü Keçilik mevkiinde bir ihbara istinaden yapılan aramalarda;
(7) adet hakem bombası, (1) adet hakem bombası içi, (3) adet savunma tipi kör tapalı el bombası gövdesi, (4) adet el bombası fünyesi, (5) adet dolu (2) adet kullanılmış bubi tuzağı, (3) adet gösteri bombası, (20) adet el bombası fünyesi, (33) adet kuru sis kutusu, (2) adet patlayıcı kalıpları, (1743) adet değişik çap ve markalarda fişek, (38) adet işaret ve aydınlatma fişeği, çok sayıda saniyeli fitil bulunarak el konulmuştur.
Fikret EMEK'ten (1) adet, Arif DOĞAN'dan (2) adet, Mustafa DÖNMEZ'den (2) adet, toplam (5) adet kaleşnikof tüfek,
Fikret EMEK'ten (1) adet Kanas marka otomatik tüfek ve Mustafa DÖNMEZ'den
(1)  adet Mısır yapımı otomatik  tüfek olmak üzere toplam (2) adet otomatik tüfek
bulunarak el konulmuştur.
RUHSATSIZ TABANCA:
Oktay YILDIRIM, Ali YİĞİT, Gazi GÜDER, Kemal ŞAHİN, Mehmet Murat YÜCEL, Ergün POYRAZ, Hüseyin Gazi OĞUZ, Emin Caner YİĞİT, Tanju OKAN, Ali YASAK, Vedat YENERER, Aydın GERGİN, Yusuf TUNCER, Mahir Cayan GÜNGÖR, Murat ÇAĞLAR Birol BAŞARAN, Siyami YALÇIN, Ufuk Mehmet BÜYÜKÇELEBİ, Turgut BÜYÜKDAĞ, Necati DAĞHAN, Hüdayi ÜNLÜER, Ersin GÖNENCİ, Oğuz BULUT, Taylan Özgür KIRMIZI, Coşkun UMUR, Bedrettin DALAN, Ergin GELDİKAYA, Köçero SALUCİ, Sadık DÜZGÜN, Mustafa Hüseyin BUZOĞLU, Sabih KANADOĞLU, Gülseven YAŞER isimli şahıslardan BİRER adet, Fikret EMEK, Hayrettin ERTEKİN, Arif DOĞAN, Ahmet Tuncay ÖZKAN, Ali KALKANCI, ABDURRAHİM DOĞRU, İbrahim ŞAHİN isimli şahıslardan İKİŞER adet, Sami HOŞTAN ve Mehmet KORAL isimli şahıslardan ÜÇER adet, Mustafa DÖNMEZ'den DÖRT adet olmak üzere toplam (57) adet ruhsatsız tabanca bulunarak el konulmuştur.
TOPLAM
Soruşturma kapsamında bu güne kadar şüphelilere yönelik yapılan arama çalışmaları sonucunda, 89 adet el bombası, (21) adet el bombası Gövdesi, (24) adet el bombası fünyesi, (12) adet Bubi Tuzaklı Bomba, (13) adet Tüfek Bombası, 17 adet Lav silahı, 6 adet boş lav silahı, 8 adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca, (11) kg C-3 patlayıcı, 1160 gr. tahrip kalıbı, 21 adet TNT kalıbı, 820 gram plastik patlayıcı, 58 metre infilak fitili, 35 adet çeşitli boylarda infilak fitili, (10) adet el bombası fünye grubu, 210 cm saniyeli fitil, 10 adet fünye, 58 adet değişik bomba (Sis bombası, eğitim bombası, yangın bombası, gösteri bombası, hakem bombası ve göz yaşartıcı bomba gibi), değişik patlayıcılar, çok sayıda kapsül, sis kutuları, bubi tuzakları ve çok sayıda değişik çap ve markalarda fişek bulunarak el konulmuştur.
Ergenekon Soruşturması başlamasına müteakip, 12.06.2007 tarihinden günümüze kadar elde ele geçirilen veya buluntu her türlü silah ve mühimmatlar:

1- Şüpheli Yalçın KÜÇÜK

Emniyet ifadesi
1938 yılında İskenderun'da doğduğunu, doğduğu zaman İskenderun'un Fransız sömürgesi olduğunu ve Fransız vatandaşı olarak dünyaya geldiğini, üniversiteyi Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuduğunu, 1960 yılında mezun olduktan sonra Başbakanlık Devlet Planlama Müsteşarlığında çalışmaya başladığını, daha sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesinde ve Gazi Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştığını, 2004 yılında üniversiteyle ilişkisinin bittiğini ve emekli olduğunu, yazarlık yaptığını ve çok sayıda kitabının bulunduğunu,
Türkiye Üzerine Tezler, Aydın Üzerine Tezler, Gizli Tarih, Kürtler Üzerine Tezler, Planlama Kalkınma Türkiye, Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Kuruluşu, Yeni bir Cumhuriyet İçin gibi kitaplar yazdığını ve halen de yazmaya devam ettiğini,
Daha önceden yeşil pasaportunun olduğunu ancak şu anda pasaportunun olmadığını, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Suriye gibi ülkelere gittiğini,
1983 yılında "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" isimli kitabından dolayı 8 yıla mahkum olduğunu ancak 1,5 yıl hapis yattıktan sonra tahliye olduğunu, 1998 yılında Paris'ten döndükten sonra iki kitabıyla ilgili hüküm çıktığım ve tutuklanarak 2000 yılı Aralık ayma kadar hapis yattığını,
1970 öncesi ve sonrasında Türkiye İşçi Partisi üyesi olduğunu, zaman zaman da yönetim kurullarında yer aldığını,
Veli KÜÇÜK'ü tanımadığını,
Sevgi ERENEROL'la yaklaşık 2 yıl kadar önce Antalya'da Üniversitenin düzenlediği, konusunu hatırlamadığı bir panelde tanıştıklarını, onun haricinde kendisi ile görüşmesinin olmadığını,
Güler KÖMÜRCÜ ile yaklaşık 2 yıl kadar önce SKY televizyonunda program yaptıklarını, bunun haricinde telefonla ve yüz yüze bazen görüştüklerini,
Sami HOŞTAN ile tarihten 5-6 yıl kadar önce Çırağan otelinde tesadüfen karşılaştıklarını ve selamlaştıklarım, daha sonraki dönemde görüşmesinin olmadığını,
Vedat YENERER ile bir dönem Karadeniz TV'de program yaptığını, bunun haricinde görüşmesinin olmadığını,
Emin GÜRSES'in öğretim görevlisi olduğunu bildiğini ancak hiç karşılaşmadığını ve konuşmadığını,
Doğu PERİNÇEK'i 1964'ten itibaren tanıdığını, kendisi ile aynı çizgide, zaman zaman da karşı karşıya olduklarını, 1999 yılında Haymana cezaevinde birlikte hapis yattıklarını, görüşlerinin zaman zaman ayrı olsa da sevdiği bir arkadaşı olduğunu, cezaevinden çıktıktan sonra bir kez evinde ve 2003 yılında Hasan YALÇIN 'in cenazesinde görüşmüş olabileceğini,
Ferit İLSEVER'i tanıdığını, en son 7-8 yıl kadar önce, Galatasaray üniversitesinde bir panelde birlikte olduklarını, Ferit İLSEVER'in İşçi Partisi üyesi olduğunu, daha sonraki dönemde görüşmediğini ve herhangi bir birlikteliğinin bulunmadığını,
Serhan BOLLUK'u Aydınlık Dergisinin yöneticisi olarak bildiğini, görüşmesinin olmadığını,
Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU'nu 1958-59 yıllarındaki Türkiye Talebe Birliği Federasyonu yöneticisi olarak görev yaptığı dönemde, İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi olarak tanıdığını, kendisinin o dönemde öğrenci birliği faaliyetlerini İstanbul ilinde yürüttüğünü, bu yüzden kendisi ile tanışıklığının olduğunu, ancak 50 yıldır kendisi ile herhangi bir teması ve konuşmasının olmadığını,
İlhan SELÇUK ile 196O'lı yıllarda tanıştığını, İlhan SELÇUK'un Yön Dergisi yazarı olduğunu, kendisinin 1970'li yıllarda Cumhuriyet Gazetesinde yazarlık yaptığım, o zamanlar daha sık görüştüğünü, İlhan SELÇUK'un o dönemde Cumhuriyet Gazetesinin çok önemli bir yazarı olduğunu, sözü edilen "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" isimli kitabının da Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını ihtiva ettiğini, 1980'den bu yana İlhan SELÇUK ile yüz yüze gelmediğini ve telefonla konuşmadığım, şahıs ile ilgili olarak "Birbirimizi biliriz ve aynı nehirde kürek çekeriz.'" dediğini ve İlhan SELÇUK'un büyük bir yazar olduğunu,
Ergün POYRAZ'm kendisine tarihten 2-3 yıl kadar önce telefon açtığını ve konuştuklarını, kendisine yazacağı bazı kitaplarla ilgili sorular sorduğunu, isim bilimi "onomastik" konusunda yazacağı kitaplarla ilgili bilgi aldığını, "Musanın Çocukları" gibi bu tür çok satan kitap yazdığını bildiğini, daha sonraki dönemde kendisiyle görüşme yapmadığını, Mehmet Şener ERUYGUR ve Ahmet Hurşit TOLON ile yüz yüze ve telefonla görüşmesinin olmadığını,
Ufuk BÜYÜKÇELEBİ ile tarihten 2-3 yıl kadar önce eski bakanlardan Ufuk SÖYLEMEZ'in evinde düzenlenen bir yemekte Tercüman Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni, Cumhuriyete, Türk Milletine sahip çıkan birisi olarak tanıştırıldığını, kendisi ile başka bir görüşmesinin olmadığını, bu yemekte başka şahısların da bulunduğunu, ancak bu şahısları hatırlamadığını,
Mustafa Ali BALBAY'm Cumhuriyet Gazetesinin yöneticisi olduğunu, Ankara bürosunu yeni bir yere taşıdıklarında orada düzenlenen kokteyle gittiğini, Mustafa BALBAY ile birlikte çalışmadıklarını, kendisi ile Ankara ilinde aynı mahallede oturduklarını, bu yüzden bir iki defa karşılaştıklarını,
Sinan Aydın AYGÜN'ü 4-5 yıldır tanıdığını, Ankara Ticaret Odasının Başkanlığını yaptığını, pek çok defa çeşitli yerlerde yemek yediklerini, 2007 yılı seçimlerinden hemen önce, Mehmet A..., Enis B..., Yiğit B..., Prof. T... ve Sinan AYGÜN ile birlikte, Son Ankara'da Park Fora isimli lokantada yemek yediklerini, Türkiye seçimleri konusunda tahlillerde bulunduklarını, bazı ortak arkadaşları vasıtası ile görüşmelerinin olduğunu, ayrıca kendisinin yaptığı televizyon programlarında Ergenekon sanığı olan Sinan AYGÜN'ün bu tür suçlamalarda hiçbir yerinin olmayacağını, varsa bu tür örgütlere girmeyeceğini söylediğini, Sinan AYGÜN'ün tahliye olduktan sonra kendisine duygulu bir mektup yazdığını ve kendisine "Hocam sağol beni televizyonlarda savunmuşsun" dediğini, herhangi bir faaliyette birlikteliğinin olmadığını,
Erol MÜTERCİMLER ile kendisinin "Gizli Tarih" isimli kitabının piyasaya çıktığında, Haber Türk Televizyonunda bir program yaptıklarını, bunun haricinde kendisiyle görüşmesinin olmadığını,
Tuncay GÜNEY isimli şahsın kendisiyle ilgili Ergenekon soruşturması klasörlerinde iddiasının bulunduğunu, ancak Tuncay GÜNEY ile tanışmadığını ve herhangi bir irtibatının olmadığını,
Ahmet Tuncay ÖZKAN ile yüz yüze gelip gelmediğini hatırlamadığını, ancak telefonla konuşmalarının olduğunu, birlikte çalışmadıklarını, ancak Tuncay ÖZKAN'ın Kanal Biz isimli televizyonunda kendisinden program yapmasının istediğini, kendisinin de Kanal Biz isimli televizyon yayına geçmediği için program yapmadığını, tutuklanmadan önce, bu konuyu görüşmek için buluşma kararı aldıklarım, ancak tutuklandığı için görüşemediklerini, Tuncay ÖZKAN'ı gazeteci, televizyoncu, son olarakta ateşli bir Cumhuriyet savunucusu olarak bildiğini,
Emcet OLCAYTU'yu Aydınlık yazarı olduğunu bildiğini,
Turhan ÇÖMEZ'in tarihten 4-5 yıl kadar önce, milletvekili iken evine geldiğini, neler yaptığım kendisine anlattığını, genel olarak kendisinin yaptığı çalışmalarla ilgili konuştuklarını, daha sonraki dönemde, büyük toplantılarda, birkaç defa yan yana olmuş olabileceklerini, bunun haricinde birlikteliklerinin olmadığını,
Engin AYDIN'ı yakalandıktan sonra nezarethanede gördüğünü, belki 40 yıl öncesinden hatırladığını, ancak nereden hatırladığını bilmediğini,
Halil Kemal GÜRÜZ ile aynı üniversitede hocalık yaptığım, yakalandıktan sonra uçak ile gelirken şahsen tanıştıklarım, kendisi ile herhangi bir irtibatının olmadığını,
Tuncer KILINÇ ile bir sene kadar önce bir düğünde tanıştıklarını, bunun haricinde kendisi ile tanışıklığının olmadığını,
Bedrettin DALAN'ı 4-5 yıldır tanıdığını, Bedrettin DALAN'm Ankara ilindeki evine birkaç kez geldiğini, kendisinin de Yeditepe Üniversitesine Bedrettin DALAN'm daveti üzerine bir kez gittiğini, kendisine üniversiteyi tanıttığını, herhangi bir faaliyette birlikteliklerinin olmadığını, Bedrettin DALAN ile görüşmelerinde ülke meseleleri konusunda sohbetlerinin olduğunu,
Ergenekon dokümanının varlığından haberinin ve herhangi bir çalışmasının olmadığını, Lobi isimli dokümandan bilgisinin olmadığını,
Tape No:9106, 27.11.2008 günü saat:11.35 de Mustafa G... ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; "Bunların hepsi MİT, CİA, MOSSAD" derken Ergenekon silahlı terör örgütü ne yönelik yapılan soruşturmada yer alan görevlileri mi kastettiği sorulduğunda; Ergenekon soruşturmasındaki bilgilerin çoğunun, CİA kaynaklı, MOSSAT kaynaklı, MİT kaynaklı olduğunu söylemek istediğini, bunları davanın sanıkları tarafından mahkemede söylendiğini, tutanaklara geçtiğini, Mahkeme heyetinin zaman zaman MiT'ten doğrulayıcı bilgiler istediğini, davanın dayanaklarından Tuncay GÜNEY'in MOSSAT ile ilgisinin günlük basında sık sık yerini bulduğunu, kendisinin bunlardan bahsettiğini, yoksa herhangi bir kamu görevlisi ve bu davanın savcısı Zekeriya ÖZ ile ilgili hiçbir imasının olmadığını, kendisinin çok küçük yaşta Başbakanlıkta çalıştığını, devlet terbiyesinin bulunduğunu,
"Bu işi kazandık" derken, Ergenekon silahlı terör örgütü adına mı konuştuğu sorulduğunda; 16 Kasım 2008'de "biz" dediği şeyin kibarlık ifadesi olarak kendisinden bahsettiğini, "Bu işi kazandık" derken de Ergenekon soruşturmasından bahsettiğini, Tayyip ERDOGAN'ın kendisine açmış olduğu davaları kazandığından bahsettiğini ve bu şekilde konuştuğunu,
Doğu PERİNÇEK, İlhan SELÇUK, Mustafa BALBAY hakkında bilgisinin olduğunu ve bunların aklanacağına inandığını, yapmış olduğu televizyon programlarında Veli KÜÇÜK hakkında daha önceki zamanlara ait çok ciddi ağır isnatlar olduğunu ancak bu davada bunların ele alınmayacağını söylediğini, telefon görüşmesinde kastettiğinin bu olduğunu,
Ergenekon soruşturması sırasında yakalanan Doğu PERİNÇEK'in bilgisayarında, birbiriyle ilgisi olmayan birçok yazı belge bulunduğunu, bu bilgileri silmediği için bazen eleştirdiğini, istihbarata düşkün olduğunu söylemesinin de bunun için olduğunu,
" Ergenekon silahlı terör örgütü nün Anayasasını teşkil eden ERGENEKON' isimli dokümanda, "Terör örgütlerinin kontrol altına alınması gerektiği ve bu çerçevede gerekirse "Naylon terör guruplar oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi gerektiği" belirtilmiştir.
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, örgütün bu hedefini gerçekleştirdiği ve ülk

Emniyet ifadesi
Emniyet ifadesi alınmamıştır.
Savcılık ifadesi
Jandarma Genel Komutanlığı Denetleme Başkanlığı Birinci denetleme Grup başkanı olarak kurmay albay rütbesi ile görev yaptığını, bu göreve Çukurca Alay Komutanlığından 25 Eylül 2007 tarihinde tayin ile geldiğini, Türkiye genelindeki tüm Jandarma birimlerindeki denetlemeleri yapan 2 gruptan birincisinin başkanı olduğunu, 2000 yılında İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığından Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Plan Güvenlik Dairesine Plan Şube müdürü olarak atandığını, 2003 yılında Albay rütbesine yükselince aynı yerde Daire Başkanı olarak atamasının yapıldığını, bu görevinin 2004 yılının Ağustos ayma kadar devam ettiğini, 2004 yılının Ağustos ayında Gürcistan' a görevli olarak gönderildiğini, oradaki görevinin Gürcistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan askeri eğitim ve iş birliği protokolü çerçevesinde Gürcü subay adayları ve subaylarına eğitim veren okulun komutanlığını yaptığını, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Plan Güvenlik Dairesinin görevinin Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde görev yapan istihbarat personelinin eğitimi, öğretim faaliyetleri, istihbarat okulundaki kursların düzenlenmesi, birliklerin fiziki güvenlik tedbirleri kapsamında ihtiyaçlarının tespiti, tekliflerinin değerlendirilmesi, koruyucu güvenlik faaliyetleri, korumalı personelin statülerinin belirlenmesi ve takip işlemleri ile pasif istihbarata karşı koyma tedbirleri olduğunu, dairenin tamamen eğitim ve öğretime yönelik faaliyet gösteren, aktif istihbarat görevi olmayan bir daire olduğunu,
Kendisine sorulan kişilerden MEHMET ŞENER ERUYGUR'un 2003-2004 döneminde Jandarma Genel Komutanı olduğunu, kendisinin görev yaptığı dönemde 3 genel komutanın görev yaptığını, ismi okunan kişilerden LEVENT ERSÖZ'ün Jandarma Genel Komutanlığında görev yaptığı tarihlerin son 9 ayında İstihbarat Başkanı olarak , HASAN ATİLLA UĞUR'un ise LEVENT ERSÖZ' ün altında Teknik İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptığını, bu kişilerle ilişkilerinin tamamen görev sınırları içerisinde ve askeri hiyerarşik yapının çerçevesine uygun olarak gerçekleştiğini,
Bu kişilerin içerisinde yer aldığı iddia edilen Cumhuriyet Çalışma Grubu isimli yapıyı ilk defa Nokta Dergisinde ve medyada okuduğunu ve gördüğünü, burada gösterilen sunumları ilk kez gördüğünü, görev yaptığı dönemde Cumhuriyetçi Çalışma Grubu şeklinde bir yapılanmayı duymadığını, içerisinde yer almadığını, her hangi bir şekilde böyle bir çalışma yapıldığına tanık olmadığını,
Bu soruşturma çerçevesinde hakkında daha önce kamu davası açılan, soruşturması devam eden kişilerden hiç birini tanımadığını, birlikte gözaltına alındığı kişileri ilk defa burada gördüğünü, şahıslardan bir kısmının ismini medyadan duyduğunu, bu kişilerle her hangi bir ilişkisinin bulunmadığını,
Kendisine bahsedilen Ergenekon örgütü dokümanlarını sadece medyadan duyduğunu, isimlerini de bilmediği gibi içeriği hakkında da herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, dernek ve oluşumlarla hiç bir ilgisinin olmadığını, yasal olarak da bir dernek içinde bulunmasının söz konusu olmadığını,
LEVENT ERSÖZ ile ilişkisinin tamamen resmi ve hiyerarşik yapı içerisinde olduğunu, samimiyetinin bulunmadığını, kendisi ile hiç bir şekilde telefonda görüşmesinin söz konusu olmadığını, ancak eşlerinin sosyal etkinlikler çerçevesinde görüşmüş olabileceklerini^ yıldır evinde olmadığını, 2 yıl Çukurca' da, 1 yılda Gürcistan' da görev yaptığı dönemde ailesinin Ankara' da lojmanda kaldığını,
Aynı şekilde HASAN ATİLLA UĞUR'a ait telefonla da görüşme yapmadığını, eşlerinin kendi adlarına kayıtlı telefonlar ile önceki tarihlerde görüşmüş olabileceklerini,
Jandarma Genel Komutanlığı Onay belgesi başlığı ile 19 Mart 2004, 23 Şubat 2004, 1 Mart 2004, 19 Mart 2004 tarihli işin nevi özel istihbarat timi cari harcamaları, Atatürk temalı takvim ve ders programı basımı, Hilafetinin ilgasının 80. Yılı programında kapsamındaki cari harcamalar, bayrak ve Atatürk posteri bedelinin ödenmesi, bütçe tertibi olarak da 9010 haber alma ödeneği, KOORDİNE D.Bşk. J.Kur.Al.C. Hasanhanoğlu:, altında da Mustafa KOÇ, J.Kur.Kd. Binbaşı İste.Gn. Müd., sağ alt köşede de uygundur 2004, LEVENT ERSÖZ Tuğgeneral İstihbarat Başkanı yazılı belge sorulduğunda ; kendisinin böyle bir belge ile yakından uzaktan ilgisinin olmadığını, Daire olarak da böyle bir harcama yetkilisi olmadıklarını, böyle bir harcamayı da yapmadığını, belgeyi ilk kez de burada gördüğünü, mevcut işleyiş içerisinde resmi olarak. böyle bir harcama yapma yetkilerinin bulunmadığını,
ADD Genel Merkez Başkan odası 6. Nolu CD CİHANDAR HASANHANOĞLU nun yaptığı konuşma.doc isimli word belgesi sorulduğunda, Askeri usule uygun bir yazışma şekli içermediğini, 07.04.2004 tarihinde İstanbul Bölge Komutanlığında böyle bir konuşma yaptığını hatırlamadığını, konuşmanın içeriğinde de bir takım çelişkilerin olduğunu, Askeri hiyerarşide astın hazırlamış olduğu bir metnin üst komutan tarafından okunmadığını, 2004 yılında İstihbarat Yönetim Şube Müdürü olmadığını, Daire Başkanı olarak görevli olduğunu, O dönemde yönetim şube müdürünün Binbaşı MUSTAFA KOÇ olduğunu, bütün askeri toplantılarda cep telefonlarının kapatıldığını, nizamiyeden girerken cep telefonlarının alındığını, Jandarma Bölüklerine de legal veya illegal olarak böyle bir ödeneğin gönderilmediğini,
ANDIÇ, hizmete özel, Aralık 2003 başlıklı 5 sayfadan oluşan ve son sayfasında Pl.Koor.ve Güv.D.Başk.J.Kur.A.C.HASANAHNOĞLU İstihbarat başkanı Tuğgeneral L.ERSÖZ, Kur.Başk.Kor.H.KILINÇ, Koordine başlığı altında da Per.Başk.Tuğgeneral C.ÇITAK.Hark.D.Başk. Tuğ.M. BIYIK, ve altında da uygundur, uygun değildir. Org.General J.Gen.Komt. M.ŞENER ERUYGUR yazan metin kendisine gösterilip sorulduğunda; resmi bir yazışma belgesi olduğunu, hizmete özel olarak düzenlendiğini, normalde kurum içerisinde kalması gereken bir belge olarak düşündüğünü,
ADD Genel Merkez Başkan odasında ele geçirilen 13 numaralı CD içerisinde kayıtlı İçişleri Bakanlığına hitaben AKP hükümetinin kadrolaşma listesi ile ilgili yazının paraf kısmında isminin bulunduğu sorulduğunda; kesinlikle böyle bir yazıdan haberinin olmadığını, her hangi bir resmi imzasının mevcut bulunmadığını,
Cumhuriyet Çalışma Grubu Devre Raporu 11 ve Eldiven isimli sunumların bilgisayar çıktısı kendisine gösterilip sorulduğunda; şu anda ilk defa bu belgeleri gördüğünü, böyle bir çalışma olduğundan haberinin olmadığını, sunu içinde geçen YAŞAR HACISALİHOĞLU, SİNAN AYGÜN, TÜRKAN SAYLAN vb. İsimleri tv.' de medyadan duyduğu isimler olduğunu, kesinlikle ilgi ve alakasının olmadığını,
AYIŞIĞI ve YAKOMOZ darbe planları ile ilgili olarak sorulduğunda; ilk defa Nokta Dergisi vasıtası ile bunlardan haberdar olduğunu, çalıştığı dönem içerisinde böyle bir çalışma olduğundan haberinin olmadığını, meslek hayatı boyunca onuru ile şahsiyeti ile legal alan dışında hiç bir işe girmeksizin görevini ifa ettiğini, kesinlikle illegal bir işi olmadığını, onurlu bir asker olarak Ergenekon isminde bir örgütün olduğunu da medyadan duyduğunu, kesinlikle böyle bir oluşum içinde yer almadığını, almasının da mümkün olmadığım, İstihbarat Teknik Daire Başkanlığı ile kendi görev yaptığı dairenin binalarının tamamen farklı yerlerde olduğunu, onların yapmış olduğu faaliyetleri bilebilmesinin mümkün olmadığını, hatta oraya girecek giriş kartlarının bile bulunmadığını, onların resmi olarak haber alma ödeneği olduğunu bildiğini, onun dışında ayrıca örtülü bir ödenekleri varsa bunu bilmediğini, tanzim edilmiş olan belgelere isminin niçin yazıldığını halen anlayamadığını, kesinlikle resmi belgeler dışında hiç bir belgeye imza atmadığını, ismini kimin kullandığını bilmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.

Şüpheli Cihandar HASANHANOĞLU'nun, Şüpheliler Mustafa KOÇ, Levent ERSÖZ ve Hasan Atilla UĞUR ile irtibatlı olduğu tespit edilmiştir.

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; şüpheli Cihandar HASANHANOĞLU'nun Ergenekon silahlı terör örgütü nün üyesi olduğu ve bu örgütün amaçları doğrultusunda Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde gizli olarak oluşturulan Cumhuriyet Çalışma Gurubu içinde aktif olarak görev aldığı, Ergenekon silahlı terör örgütü nün amaçlarına ulaşmak için bir vasıta olarak, kullanmayı planladığı darbe çalışmaları çerçevesinde Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven isimli planların hazırlanmasına iştirak ettiği, sanık Levent ERSOZ'ün talimatları ile hareket ettiği, diğer sanıklar Hasan Atilla UĞUR ve Mustafa KOÇ ile irtibatlı olduğu, aynı dönemde darbe çalışmaları çerçevesinde Cumhuriyet Çalışma Gurubunun faaliyetleri için 9010 haber alma ödeneğinden yapılan harcamaların bir kısmında imzasının yer aldığı, bu nedenle Cumhuriyet Çalışma Gurubunun faaliyetlerinden haberdar olmadığı yönündeki savunmasının gerçeği yansıtmadığı, Ergenekon silahlı terör örgütü nün, cebir ve şiddet kullanarak Yürütme ve Yasama Organını ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemine haklarında müsnet suçtan kamu davası açılan diğer sanıklar ile birlikte iştirak ettiğinin sanık Şener ERUYGUR'dan ele geçirilen belge ve dijital verilerden anlaşıldığı, böylece Ergenekon silahlı terör örgütü nün üyesi olduğu, cebir ve şiddet kullanmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Yürütme Organını ortadan kaldırmaya, görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs eylemlerine iştirak ettiği anlaşılmakla;
Şüpheli Cihandar HASANHANOĞLU'nun eylemlerine uyan Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan TCK'nın 314/2 ,
Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'ni ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan eylemine uyan TCK'nın 311/1.,
Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçundan TCK'nın 312/1 .,
3713  Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5., TCK'nın  53, 58/9,  63.  maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilmiştir.

11- Şüpheli Erbay ÇOLAKOĞLU

Emniyet ifadesi
Emniyette ifadesi alınmamıştır.
Savcılık ifadesi
Kullanmış olduğu 0533 666 26 51no'lu telefon numarasının kendi üzerine kayıtlı olduğu, yaklaşık olarak 3 seneden beri bu hattı kullanmakta olduğunu, 0312 283 10 29 numaralı telefon hattını Ankara'da görev yaptığı dönemde kullanmış olabilileceğini, ancak tam olarak hatırlamadığını, colakogluerbay@gmail.com , erbay407@hotmail.com şeklinde mail adreslerinin bulunduğunu,
Habib Ümit Saym'ı 2005 yılından beri tanıdığını, o tarihlerde Silahlı Kuvvetler İstihbarat Okulunda öğretim görevlisi olduğunu, Habib Ümit Saym'ı da akademisyen olarak konferans vermeye davet ettiklerini, daveti okul adına bizzat kendisinin yaptığını, bu vesile ile kendisiyle tanıştığını, kendisinin bilimsel çalışmalarını okuduğunu, kendisiyle telefon irtibatının da devam ettiğini,
Mehmet Zekeriya Öztürk, Erol Mütercimler ve Emin Gürses'i bizzat tanımadığını, bu kişilerle herhangi bir şekilde ilişki ve irtibatının da söz konusu olmadığını, kendileriyle herhangi bir şekilde telefon irtibatı da kurmadığını,
Ergenekon, Lobi, Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine, Dinamik Ulusal Güç Birliği Kuvayi Milliye Cephesi adlı belgelerden ve belge içeriklerinden haberim olmadığını, Karargah evleri ile ilgili de herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,
TİB'den getirilen dökümlerde şüphelinin adına kayıtlı olan 0533 666 26 51 numaralı hat ile Emin Gürses'in kullandığı 0532 206 67 68 numaralı hat arasında 1 adet görüşme olduğunun tespit edildiği, konu hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta;yukarıda da belirttiği gibi Ankara'da İstihbarat Okulunda öğretim üyesi olarak görev yaparken bazı akademisyenleri konferans vermek için davet ettiklerini, davet işini okul adına kendisinin yürüttüğünü, Emin Gürses'i de konferans vermek için davet etmek maksadıyla aramış olabileceğini, ancak Emin Gürses Ankara'daki okulda konferans vermediğini,        
Mehmet Zekeriya Öztürk'ün kullandığı 0532 341 29 02 numaralı hat ile şüphelinin kullanmış olduğu 0533 666 26 51 numaralı hat arasında getirtilen TİB dökümlerinde 2 adet görüşmenin olduğu tespit edildiği, konu hakkında sorulan soruya ermiş olduğu cevapta; Yukarıda da beyan ettiği gibi Mehmet Zekeriya Öztürk isimli bir şahsı tanımadığını, bu şahısla telefon görüşmesi yapıp yapmadığını da hatırlamadığını,
Mehmet Zekeriya Öztürk'ün kullanmış olduğu 0532 341 29 02 numaralı sim kartın çözümünde "Erbay 0533 666 26 51" şeklinde kayıt olduğunun hatırlatılması üzerine ,bu konuda bir şey söyleyemeyeceğini, bu şahsın telefon numarasının kendi telefonunda kayıtlı olmadığını,
Habib Ümit Sayın'ın kullanmış olduğu 0544 300 41 01 numaralı hat ile şüphelinin kullandığı 0533 666 26 51 numaralı telefon hattı arasında getirtilen TİB kayıtlarında 51 adet görüşme ve mesaj kaydının olduğu tespiti hatırlatılması üzerine konu hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; genelde Habib Ümit S ayın'm kendisini aradığını, Habib Ümit Sayın'ın akademik çalışmalarının çoğunu okuduğunu, görüşmelerinin genel olarak akademik çalışmalar ve ülke meselelerine dair olduğunu,
19.11.2007 günü saat 14.39'da Habib Ümit Sayın ile yapmış olduğu telefon görüşmesi ile ilgili olarak sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; bahse konu telefon görüşmesini hatırlayamadığını, görüşmede geçen "bana acilen şey lazım, var mı" şeklindeki sözlerini de hatırlayamadığını,Aslan Bulut isimli şahsın Yeniçağ gazetesinde köşe yazarlığı yapan birisi olduğunu, köşe yazılarını takip ettiğini,ancak kendisiyle bugüne kadar yüzyüze gelmediğini,
19.11.2007	günü saat 16.23'de Habib Ümit Sayın ile yapmış olduğu telefon görüşmesi
ile ilgili olarak ,bahse konu telefon görüşmesini hatırlamadığını, Ümit Sayın'ın çok heyecanlı
ve panik birisi olduğunu, telefon görüşmelerinde genelde kendisini yatıştırmaya çalıştığını,
17.01.2007	günü saat 23.20'de Habib Ümit Sayın ile yapmış olduğu telefon görüşmesi
ile ilgili olarak   , görüşmede isim geçen Davut isimli kişinin   Davut Çil olduğunu, Ankara
İstihbarat Okulunda beraber çalıştıklarını, kendisinin şuanda emekli olduğunu, görüşmede
geçen Oğuz isimli binbaşıyı tanımadığını, soyadını da bilmediğini,
Ümit Sayın ile zaman zaman telefonda görüşme yaptığını, yukarıda da belirttiği gibi kendisinin heyecanlı ve panik birisi olduğunu, genelde telefonu açan ve telefonda uzun uzun konuşan kendisinin olduğunu, şahsının da onu sakinleştirmek ve yatıştırmak maksadıyla dinlediğini,
yapılan telefon görüşmesinde Habib Ümit Sayın'ın Türk Silahlı Kuvvetlerine açık açık küfür ettiğinin hatırlatılması üzerine; bahsedilen telefon görüşmesini hatırlamadığını söylediği,
İkametinde yapılan aramada ele geçirilen 5 adet CD'nin kendisine ait olduğunu, CD'lerin içeriğinde hava istihbarat okulunun ders notlarının bulunduğunu, Bu CD'leri şimdiye kadar çoğaltıp herhangi bir kimseye vermediğini,2000-2006 yıllarında İstihbarat sınıfında öğretmen olarak görev yaptığını daha sonra piyadeye geçtiğini,
Ahmet Külekçi isimli herhangi bir şahıs tanımadığını, Trabzon'dan Ahmet isimli bir gazeteciyi tanıdığını, ancak soyadını şuanda hatırlamadığını, Ahmet isimli şahsın Karadeniz gazetesinde çalıştığını, Trabzon belediyesi kültür işlerinde görev yaptığını hatırladığını,
Mustafa Dönmez'i gerekse İbrahim Şahin isimli şahısları tanımadığını, Yapılan aramalar sonucu ele geçen el bombaları, patlayıcılar, silahlar ve mermiler ile ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını, ele geçen mühimmatla bir ilgisinin de bulunmadığını, beyan etmiştir.

ATATÜRK MAH. KALEBURNU LOJ.   SAVAŞTEPE NO:5 FOÇA/İZMİR ADRESİNDE YAPILAN ARAMADA;
-(1) Adet Sözcü gazetesinin 15 Temmuz 2008 tarihli 5.sayfasında "karşı devrim yapılıyor silahı da Ergenekon" ibaresi ile başlayan gazetenin 6-7-8-9-10 ve 11. sayfaları,
-(1) Adet ön yüzünde "Ergenekon'un 1 numaralı isim Özden ÖRNEK ortada yok ama iddialar çok" başlığı bulunan gazeteden kesilmiş gazete haberi,
-(1) Adet ön yüzünde "sizce Hrant öldü mü?" ibaresi yazılı gazeteden kesilmiş gazete haberi,
-(1) Adet CD, bulunarak el konulmuş,elde edilen dijital delillerin üzeri Erbay ÇOLAKOĞLU tarafından paraflanmıştır.
ÜST ARAMASINDA;
-(1) Adet BenQ siemens marka 353582013089396 IMEİ numaralı cep telefonu,
-(1) Adet 030511062651 seri nolu 0533 666 26 51 hat numaralı Türkcell sim kart,

Mehmet Zekeriya Öztürk'ün kullanmış olduğu 0532 341 29 02 numaralı sim kartın çözümünde "Erbay 0533 666 26 51" şeklinde kayıt olduğu,
Şüphelinin adına kayıtlı olan 0533 666 26 51 numaralı hat ile Emin Gürses'in kullandığı 0532 206 67 68 numaralı hat arasında 1 adet görüşme olduğu,
Kayıt Sıra No : 3529 19.11.2007 günü saat 14.39'da H. Ümit SAYIN ile Erbay ÇOLAKOGLU_arasındaki telefon görüşmesinde;
Erbay'm "Ağabeyciğim bana acilen şey lazım var mı kimsenin bize hayrı yok o adamlarla telefonla konuştuk bana dedi ki tamam ben dokuza kadar veririm dedi o bilgileri ulaştırırım dedi" dediği, Ümit'in "Ha kendisi dedi Mutlu'mu Aslan BULUT'mu" dediği, Erbay'ın "Mutlu bir az önce aradı televizyon programına giriyorum dedi ya kimseden bize hayır yok kardeşim bana ne lazım" dediği, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde Ümit'in "E abi seni bir Yarbayla görüştürsem EDOK'taki şuanda sana çok destekte olabilir" dediği, Erbay'ın "Beni kimseyle görüştürme ağabeyciğim benim her görüşmem hata lütfen yani" dediği,
Kayıt Sıra No : 3531   19.11.2007 günü saat 16.23'te H. Ümit SAYIN ile Erbay ÇOLAKOĞLU arasındaki telefon görüşmesinde;
Erbay'ın "Ümit'çiğim ee hala olayın ciddiyetini kavrayamadık galiba ya hiçbir yerden haber gelmiyor ya" "Abi bana çok acil lazım çok acil lazım ya" dediği, Ümit'in "Şeylere
söylesen Davuta filan söylesen ben bilgi işlemden" dediği, Erbay'ın "S	Davut'u mavutu ya
ilgilenmez abicim kimse ilgilenmez abicim kimse ilgilenmez abi sen bir tek sen benim gibi olan
sensin sen anlarsın beni" "Bu ibneler Yeni Çağ Gazetesini de g	 koyuyum Yeni Çağ
Gazetesini de onunda g	koyayım" dediği,
Hüseyin Vural Vural'ın Kingston Marka 4 gb Flash Belleği içerisinde yapılan incelemede; \Belge\Tarih Türklerle başlar isimli klasörde Erbay ÇOLAKOĞLU'nun Tarih Türklerle Başlar isimli makalesinin Türkçe ve İngilizce metni ile Erbay ÇOLAKOĞLU'nun TSK Dergisine makale gönderme dilekçesinin bulunduğu tespit edilmiştir.
Şüpheli Erbay ÇOLAKOĞLU'nun telefon irtibatları ile ilgili yapılan çalışmalarda tutuklu sanık Habib Ümit SAYIN   110 kez görüştüğü tespit edilmiştir.

TSK bünyesinde Dnz. Binbaşı olarak görev yapmakta olan Şüpheli Erbay Çolakoğlu'ndan ele geçirilen CD'de yer alan; "Yıkıcı, Bölücü Unsurların Son Bir Yıllık Döneme İlişkin Değerlendirmesi" ve "Sakıncalı/ Şüpheli Personel Kanaat Raporu" isimli belgelerin, TSK iç mevzuatına göre düzenlenen, halen gizliliği kalkmamış TCK 334 maddesi kapsamında GİZLİ BELGE olduğu, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nın 6 Mayıs 2009 gün ve 2009/343 sayılı cevabi yazılarından anlaşılmıştır.
Şüphelinin ikametgahında yapılan aramada, evde internet hattı, (2) adet laptop bilgisayar çantası ve çanta içinde (1) adet kurulum CD'si olduğu halde bilgisayarların olmadığı, yine oturma odasındaki bilgisayar masasının üzerinde bilgisayar monitörü ve bağlantı kablolarının takılı olmasına rağmen bilgisayar kasasının bulunmadığı tespit edilerek, bu durum arama ve el koyma tutanağında açıkça belirtilmiştir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; şüphelinin yapılacak aramalardan haberdar edildiği ve söz konusu bilgisayarları görevlilerden kaçırdığı anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Başsavcılığımıza üzerinde AHMET KUM yazılı zarf ile gönderilen ihbar mektubu ve eklerinden özetle:
Şüpheli ERBAY ÇOLAKOĞLU' nun evinde arama yapılmak üzere güvenlik güçlerinin saat 12.00 sıralarında geldikleri, ancak sabah saatlerinde Merkez Komutanlığından arandığını öğrenen şüphelinin evde bulunan bilgisayar, CD ve birçok belgeyi komşularına bıraktığını, çalıştığı yeri telefonla arayarak odasındaki evrakları kaldırttığını, evinde yapılan aramada 166 adet CD, 7 adet kitap, 2 adet video kaset, 1 adet VHS kasetin tutanak ile görevlilerce alındığını, ancak emniyet birimlerine teslim edilmediği yönündeki iddiaları içerdiği, bunun üzerine konu ile ilgili 

Savcılık ifadesi
Susma hakkını kullandığından ifadesi alınamamıştır.
Sorgu ifadesi
Susma hakkını kullandığından ifadesi alınamamıştır.

Ankara İli Yenikent İlçesi 9. ana Depo Şehit Üstm. Hasan Kışlası Lojmanları Soydaner No.8 sayılı yerde bulunan ikametinde yapılan aramada;
-(1) adet Zigana T marka 9 mm çapında T0620-05E22482 seri no Tu tabanca,
-(1) adet üzerinde "TC Ordusu Subaylarına Mahsus" ibaresi yazılı C69960 seri no Tu
7,65 mm çaplı Vzor marka tabanca,
-(1) adet Sarsılmaz marka 9 mm çapında T 1102-04R025093 seri no Tu tabanca,
-(1) adet sabit dipçikli AK-47 marka D-25889 seri no Tu 7,62 mm çapında Kalesnikof
marka piyade tüfeği
-(1) adet  seyyar dipçikli AK-47 matka 9616-56-28021216  seri no Tu 7,62 mm çapında
Kalesnikof marka piyade tüfeği
-(3) adet Kalesnikof tüfek şarjörü (2 sı 30 luk. biri 40 lık),
-(173) adet değişik çap ve markalarda fişek,
-(1) adet Aselsan marka gece görüş dürbünü,
-(1) adet Motorola V 300 marka cep telefonu,
-(5) adet sim kart,
-(2) adet Kingston marka mikro hafıza kartı,
-(1) adet Multimedia Card marka 32 mb hafıza kartı,
-(1) adet Samsung marka SP0842 N model SODWJ1BP379190 seri no'lu 80 gb'lık harddisk,
-(1) adet Alp KAYA isimli şahıs adına düzenlenmiş nüfus cüzdan fotokopisi ve 1 adet vesikalık fotoğraf,
-(3) adet teyp kaseti,
-(1) adet Sony marka mini kaset,
-(1) adet Lenovo marka 001B 77 41 9C B7 seri no'lu diz üstü bilgisayar,
-(1) adet FSA35XB seri no'lu Smart marka taşınabilir hard disk ,
-(336) adet üzerinde değişik ibareler bulunan CD/DVD,
-(14) adet üzerinde değişik ibareler bulunan disket ve çok sayıda dokuman ve ajanda,
Sakarya ili Sapanca İlçesi Güldibi Mahallesi Dilekli mevkii Bahçe Sokak No:5 sayılı adresinde yapılan aramada;
-(20) adet el bombası maşaları (fünyeli),
-(20) adet tapalı el bombası gövdesi (patlayıcı maddesi mevcut ancak fünyesiz),
-(2) adet savunma tipi el bombası,
-(1) adet PORD SAİD 9 mm EGYPT ibareli 9 mm çaplı seyyar dipçikli otomatik tüfek ve bu tüfeğe ait kütüklük içerisinde 2 adet 31' lik boş şarjör,
-(8) adet boş kalaşnikof şarjörü,
-(2) adet 14' lü tabir edilen tabancaya ait boş şarjör,
-(2) adet 7.65 mm silaha ait boş şarjör,
-(1) adet made in France Mab marka 55662 seri numaralı 7.65 mm çaplı tabanca,
-(1) adet Kırıkkale marka MKE yapımı 33513 seri numaralı 7.65 mm çaplı tabanca,
-(1) adet 2222 seri numaralı Astra marka 9 mm çaplı tabanca,
-(1) adet 6 fişek kapasiteli E 139854 seri numaralı toplu tabanca ve fişek yatağında 2 adet NAGANT ibareli patlamış boş kovan,
-(1) adet metal eğitim tabancası,
-(1) adet marka ve seri numarası olmayan 16 kalibre çift kırma av tüfeği,
-(1) adet Teksan marka TS-870 seri numaralı tek kırma av tüfeği,
-(1) adet iki ucunda ağaç ve ortasında zincir bulunan mınçıka tabir edilen alet,
-(1) adet muştalı sustalı çakı,
-(1) adet askeri kasatura,
-(1) adet metal silah aparatı (T biçiminde)
-(9) adet büyüklü küçüklü kama tabir edilen bıçak,
-(1) adet açma kapama mandalı bulunan sustalı bıçak,
-(6) adet üzerlerinde ip ve kırmızı mühür bulunan çakı bıçağı,
-(1) adet ağaç kabzalı namlu kısmı uzun ve iki yanı oluklu silah ucuna takılma özelliği bulunan nikelaj kaplı bıçak,
-(1003) adet 9 mm çaplı MKE yapımı fişek,
-(497) adet MKE yapımı 7.65 mm çapında fişek,
-(480) adet 9 mm çaplı yabancı menşeli fişek,
-(136) adet 7.62 mm çaplı MKE yapımı G-3 fişek,
-(135) adet 7.62 mm çaplı yabancı menşeli G-3 fişek
-(3713) adet 7.62 mm çaplı yabancı menşeli kalaşnikof fişeği,
-(56) adet 7.62 mm çaplı yabancı menşeli fişek.
-(10) adet 9.65 mm çaplı MKE yapımı fişek
-(3) adet yabancı menşeli M-16 fişeği,
-(3) adet yabancı menşeli 42 kalibre fişek,
-(1) adet Nagant ibareli fişek,
-(2) adet 1 adedinin üzerinde iğne darbesi bulunan geco marka 7.65 mm çaplı fişek,
-(8) adet dolu av fişeği,
-(30) adet 16 mm lik av fişeği,
-(29) adet 16 kalibre av fişeği,
-(2) adet uçak savar mermi çekirdeği,
-(1) adet G-3 alev gizleyeni,
-(1) adet 7.65 mm çaplı boş kovan,
-(113) adet bir çoğu MKE yapımı 9 mm çaplı boş kovan,
-(1) adet Aselsan K-4014 model A-41141001 011722 seri numaralı kurmay başkanı yazısı bulunan el telsizi ve 068126 s eri numaralı 1 adet bataryası,
-(1) adet siyah renkli TC ibareli pusula,
-(1) adet yeşil beyaz ve siyah renklerden oluşan üzerinde 1 ay ve 3 yıldız bulunan bayrak,
-(18) adet metal uzun namlulu silah temizleme harbisi,
-(2) adet OLİO Baretta marka silah temizleme spreyi,
-(1) adet kutu içerisinde 7 parçadan oluşan silah temizleme malzemesi,
-(1) adet silah atışında kullanılan kırmızı siyah renkli kulaklık,
-(1)  adet  Somtel  marka elektronik kalaylı taşıt tesisat kablosu (bomba imalatında kullanılabilen yaklaşık 15 metre civarında),
-(1)  adet yaklaşık 30 cm çapında sarılı vaziyette bomba imalatında kullanılabilen alüminyum alaşımlı madeni tel,
-(10) adet 4-OZ Oil Lubricating yazılı Los Angeles yapımı yeşil renkli metal tüplü bakım yağları,
-(1) adet Japon menşeli T-06098 seri numaralı,  1  adet binocular M-16 ibareli stok no:7578343 numaralı ve 1 adet 6X30 M-13 TSB. ibareli olmak üzere toplam 3 adet el dürbünü,
-(1) adet TELESCOBE M-84 -12203 seri numaralı, takma aparatlı keskin nişancı uzun namlı silah dürbünü,
-(1) adet TELESCOBE M-84-12067 seri numaralı, keskin nişancı uzun namlı silah dürbünü,
-(1) adet marka ve serisi belli olmayan yeşil renkli çift gözlü uzun menzilli arazi dürbünü,
-(1) adet HENSOLDT-WETZLAR marka 118704 seri numaralı siyah renkli tek göz dürbünü,
-(1) adet M873A-608886-9646 seri numaralı orijinal kutusu içerisinde dürbün merceği
-(11) adet Sony marka MC-60 model mikro kaset,
-(11) adet disket
-(7) adet raks marka VHS kaset
-(8) adet Sony marka 8 mm kamera kayıt kaseti,
-(2) adet teyp kaseti -(63) adet CD
-(1) adet poşet içerisinde sargı bezi, yara bandı, oksijen su, kara merhem gibi eşyalar bulunan ilk yardım ve tedavi amaçlı bulunan malzeme,
-(1) çift 06 FDA 97 - 1 çift de 34 DZR 68 sayılı araç plakaları,
-(1) adet Sony marka 47113 seri numaralı kamera içerisinde 1 adet 120' lik SONY marka kaset,
-(1) adet Pentax marka 9158524 seri numaralı fotoğraf makinesi içerisinde 1 adet poz,
-(1) adet 36' lik kullanılmış fotoğraf makinesi pozu ve 1 adet fotoğraf negatifi,
-(29) çift askeri bot,
-(3) çift iskarpin ayakkabı,
-(60) takım yazlık askeri kamuflaj,
-(12) adet askeri yağmurluk
-(15) takım askeri kamuflaj
-(25) adet asker şapkası,
-(17) adet asker parkası
-(2) adet askeri kaşe kaban
-(11) adet asker hücum yeleği,
-(5) adet askeri parke,
-(1) adet üzerinde almak bayrakları bulunan askeri üniforma,
-(2) adet askeri tulum,
-(1) adet askeri pantolon
-(5) adet tek eldiven
-(10) adet çeşitli ebatlarda askeri çanta,
-(7) adet kumaş silah kılıfı
-(5) takım askeri kamuflaj elbise,
-(3) adet askeri parke
-(4) parça askeri kumaş,
-(2) adet kampet,
-(1) adet haki renkli çadır, çok sayıda doküman ve ajanda,
Şüpheli Mustafa DÖNMEZ'in 900.Ana Depo Şehit Üsteğmen Hasan Sahan Kışlası Lojmanları Soydaner No.8 Yenikent Ankara sayılı ikametinde yapılan aramada bulunarak el konulan 61 numaralı ajanda içerisinde; el yazısı ile yazılmış ve çizilmiş bir krokinin bulunduğu ve kroki üzerinde 12A, 16A ve 0002 ibarelerinin bulunduğu görülmüş, yapılan çalışmalarda bölgenin Ankara ili Sincan ilçesi Yenikent Beldesi Bağevleri Zir Vadisi Mezarlığı yanındaki metruk evin bahçesi olduğu anlaşılmış, krokide belirtilen 12A noktasında 12.01.2009 günü yapılan arama sonucu;
-(2) adet aydınlatma fişeği (COMET ) model 1234
-(10) adet HE-RFL-35BTU M262LOT1-MCR-90 tüfek bombası,
-(2) adet HE-RFL-35BTU M262LOT1-MCR-89 tüfek bombası,
-(1) adet renkli sis kutusu, Stok No: 1365-27-0004077
-(2) adet taarruz tipi el bombası,
-(10) adet GRENADE HAND FRAG M26 10-55 COMB.B.LOT LS-28-20 el bombası gövdesi,
-(10) adet FÜZE M204 A2 LS-10-24-11-54 M26 el bombasına ait ateşleme mekanizması,
-(18) adet 32 parça dilim el bombası gövdesi,
-(12) adet FLARE TRIP M.49 LOT KGM-1-12-NOV 53 bubi tuzağı bomba,
-(12) adet FÜZE M-12 LOT KGM 1.12.11-53 bubi tuzağı bombaya ait ateşleme mekanizması,
-(6) adet gösteri bombası,
-(9) adet göz yaşartıcı bomba,
-(400) adet MS 204-63 izli G3 mermisi,
-(400) adet IMI 22-62 normal G3 mermisi ele geçirilmiştir.

Şüpheli Mustafa DÖNMEZ'in 900 Ana depo Şehit Üsteğmen Hasan Kışlası Lojmanları Soydaner No:8 Yenikent / ANKARA  adresinde yapılan aramada el konulan dokümanların yapılan incelemesinde;
- (11) sayfadan oluşan, "Fatih 5. Asliye Ceza Mahkemesi" ile başlayıp, "İmza altına alındı" ibaresi ile biten dokümanın içeriğinde;
(1) ve (2) ile numaralandırılmış sayfalarında: "OĞUZ ÖCALAN'IN DİKKATİNE" ibaresi  bulunan   fotokopi   olduğu   görülen   dokümanın   içeriğinde,   Fatih   5.   Asliye   Ceza Mahkemesinin Karar No:2004/1028 sayılı karar gereği, sanıklar Onur DOĞANYİĞİT ve Turan GÜMÜŞ hakkında 6136 S.K.M gereğince verilmiş mahkumiyet ve beraat kararlarının olduğu,
(3) ve (4) ile numaralandırılmış sayfalarında; Avukat Faik Tümer ÖKTEM tarafından yazıldığı anlaşılan, "Sayın DÖNMEZ" ibaresi ile başlayan, içeriğinde; sanık Onur DOĞANYİĞİT'e isnat edilen suçlarla ilgili açıklayıcı mahiyette bilgiler bulunduğu, Onur DOĞANYİĞİT isimli şahsı olası mahkumiyet durumlarından kurtarmak amacıyla Şüpheli Mustafa DÖNMEZ'den yardım istendiği, altında Avukat Faik Tümer ÖKTEM isimli şahsın adının ve imzasının bulunduğu 25.04.2005 tarihli mektup olduğu,
(5) ve (6) ile numaralandırılmış sayfalarında; Onur DOĞANYİĞİT isimli şahsın, 13.03.2005 tarihinde İstanbul Asayiş şube Müdürlüğünce, Beyoğlu ilçesinde meydana gelen bir "İkametten Hırsızlık" olayıyla ilgili olarak alınmış ifadesinin imzasız nüshasının olduğu,
(7)	ile numaralandırılmış sayfasında; Onur DOĞANYİĞİT isimli şahsın, 13.05.2005
tarihinde   İstanbul   Asayiş   şube   müdürlüğünce,   Bakırköy   ilçesinde   meydana   gelen   bir
"İkametten Hırsızlık" olayıyla ilgili olarak alınmış ifadesinin imzasız nüshasının olduğu,
(8)	ve (9)  ile numaralandırılmış sayfalarında;  Onur DOĞANYİĞİT isimli  şahsın,
13.05.2005  tarihinde,  İstanbul Asayiş  Şube  Müdürlüğünce,  Bursa ilinde meydana  gelen
"Hediye Handan ÇAKAL isimli şahsın alıkonulması, tecavüz edilmesi ve kasten öldürülmesi"olayıyla 

Emniyet ifadesi
Ankara Hukuk fakültesinden 1962 yılında mezun olduğunu, aynı yıl Yedek Subay okulunda piyade eğitimi yaptıktan sonra, Malazgirt iline asteğmen olarak atandığını, yedek subaylık hizmetinin sonunda 1964 yılında Askeri Hakim sınıfına geçtiğini, hakim olarak Malatya ve Kars ilinde askeri savcı olarak görevlerde bulunduğunu, 1971 yılında Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliğine atandığını, son 4 yılı baş hukuk müşaviri olmak üzere 18 yıl bu hizmette bulunduğunu, 1989 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi ederek Genel Kurmay Baş Hukuk Müşavirliğine atandığını, bu hizmetini 1997 yılının 30 ağustos ayında hakim Tümgeneral olarak ifa ettikten sonra 2003 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldığını, emekli olduktan sonra herhangi bir iş yapmadığını,
Veli KÜÇÜK 'ü tanımadığını, sadece basından bildiğini,
İlhan SELÇUK'u Kent Otel toplantıları esnasında gördüğünü, ancak herhangi bir ilişkisi olmadığını, bu toplantılara hatırladığı kadarıyla üç (3) kez katıldığını, bunların dışında katıldığını hatırlamadığını,
Ergün POYRAZ'ın TSK'da çalıştığı sıralarda ziyaretine geldiğini, bu ziyaretin hatırladığı kadarıyla 1998-1999 yılında olduğunu, bu ziyaret sırasında Ergün POYRAZ'ın ismini hatırlayamadığı bir kitabını bıraktığını, bu kitabı Genel Kurmay Başkanına arz ettiğini, bu kitabın daha sonra Genel Kurmay Başkanı tarafından İstihbarat Başkanlığına verildiğini, Ergün POYRAZ ile aralarında herhangi bir ilişki olmadığını,
Mehmet Şener ERUYGUR'u tanıdığını, bu şahısın 1970'li yıllarda Asker Alma Daire Başkanı olduğunu, kendisinin Hukuk Müşaviri iken Şener ERUYGUR'un da Milli Savunma Bakanlığında ASAL Başkanı olduğunu, daha sonra kendisi Genel Kurmay Adli Müşaviri iken Şener ERUYGUR'un da Milli Savunma Müsteşarı olduğunu, orada da irtibatının çok olmadığını, bu şahısla olan irtibatının iş ile ilgili olduğunu, başka herhangi bir irtibatının olmadığını,
Ahmet Hurşit TOLON'un 34 yıllık arkadaşı olduğunu, değişik mesleki kademelerde birlikte çalıştıklarını, emeklilik sonrasında da dostluklarının devam ettiğini ve ailece görüştüklerini, samimi bir arkadaşı olduğunu, A.Hurşit TOLON ile herhangi bir ticari ilişkisi olmadığını, Hurşit TOLON'un Genel Kurmay Genel Sekreteri ve Genel Kurmay Lojistik Başkanı olduğu sırada beraber çalıştıklarını, Hurşit TOLON'un çok aktif bir insan olduğunu,
Sanık Ahmet Hurşit TOLON ile görüştükleri zamanlarda Hurşit TOLON'un herkesle görüştüğünü söylediğini, kendisinin de Hurşit TOLON'u herkesle görüşmemesi yönünde uyardığını, konumu itibariyle uygun olmadığını söylediğini, ancak Hurşit TOLON'un hala bildiğini okuduğunu, bildiği kadarıyla; Ulusal Platformlar, Türkiyem, Kadın Platformları, Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal isimli şahsın önderliğinde kurulan ismini hatırlamadığı düşünce grubuyla ve bilmediği başka gruplarla görüştüğünü bildiğini, ama isimleri hakkında bir bilgisi olmadığını,
İlker GÜVEN'le iş gereği Genel Kurma\ Başkanlığında yapılan toplantılarda görüştüğünü, toplantılarda beraber olduklarını, ilişkisinin bundan ibaret olduğunu,
Mustafa Ali BALBAY'la Kent Otel toplantılarında tanıştığını, bu toplantılara ne kadar sıklıkla katıldığını bilmediğini, bu şahısla herhangi bir ilişkisi olmadığını,  
Sanık Ahmet Tuncay ÖZKAN'ı gazeteci olmasından dolayı tanıdığım, bu şahısla herhangi bir görüşmesi ve ilişkisinin olmadığını,
Tanju GÜVENDİREN ile hatırladığı kadarıyla 1990 yılında tanıştığını, o zaman bu şahsın yüzbaşı olduğunu, meslektaşı olması nedeniyle samimiyetlerinin olduğunu, aynı yerlerde görev yaptıklarını, başkaca aralarında bir ilişki olmadığını,
Engin AYDIN'ı Kent Otel toplantılarında tanıdığını, ayrıca kendi arkadaşlarıyla beraber oldukları gruplarının olduğunu, bu grupta Engin AYDIN ve yargı ve bürokratik kademelerde görev yapan şahıslarında olduğunu, bu toplantıların ayda bir yapıldığını, kendisinin de az katıldığını, daha sonra bu toplantılara katılmamaya başladığını, bu şahısla ' telefonla ve yüz yüze arada sırada görüştüklerini, şüpheli Engin AYDINTa aralarındaki ilişkinin bundan ibaret olduğunu,
Münür Kemal YAVUZ'u asker olması nedeniyle tanıdığını, görev yaptığı zamanlarda beraber çalışmadıklarını, aralarında herhangi bir ilişki olmadığını,
Halil Kemal GÜRÜZ'ü tanıdığını, Eski YÖK Kanununa göre YÖK denetçilerinden birisinin asker olduğunu, bu nedenle şahısla telefon görüşmelerinin olmuş olabileceğini,
Tuncer KILINÇ Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı iken kendisinin Genel Kurmay'da Adli Müşavir olduğunu, bu nedenle tanıştıklarını, iş sebebiyle görüştüklerini, başkaca aralarında herhangi bir ilişki olmadığını, sorulan diğer şahısları tanımadığını,
Ergenekon ve Lobi dokumanı hakkında bir bilgisi ve ilgisi olmadığını, kimlerin ne amaçla hazırladığını bilmediğini, dokümanlarda geçen konularla ilgili herhangi bir faaliyet içerisinde yer almadığını,
"Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine" "Fabrikatör, Gözlem - Analiz" isimli örgütsel dokümanlarla ilgi ve alakasının olmadığını, kimler tarafından ne amaçla hazırlandığını bilmediğini,
Tape No: 6247, 24.03.2008 tarihinde Hurşit TOLON ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak Hurşit TOLON'un kendisini ziyaret ettiğini belirttiği ve "Samsundaki Ümit" olarak tanımladığı şahsın kim olduğu sorulduğunda; Samsun'daki Ümit isimli şahsın Hurşit TOLON'un teyze çocuğu olduğunu, ancak soy ismini hatırlamadığını, 199O'lı yıllarda Samsun'da olduğu sıralarda Samsun Sıhhiye Okul Komutanlığında birlikte yemek yediklerini, bu suretle tanıştığını,
Doğu PERİNÇEK, Kemal ALEMDAROĞLU ve İlhan SELÇUK'un gözaltına alınmasını "Ayıp / Skandal" olarak nitelendirmesinin sebebinin ne olduğu sorulduğunda; Bu davanın içeriğini bilmediği için normal bir vatandaş olarak verdiği bir tepki olduğunu, bu yapının ne olduğunu kendisine sorulan sorulardan öğrendiğini, eğer böyle bir yapının varlığından haberdar olsa kesinlikle böyle bir tepki vermeyeceğini, bunları söylemesinin en büyük sebebinin basının yönlendirmesi olduğunu,
Bu görüşmeden önce Hurşit TOLON'un vereceğini söylediği şeyin ne olduğu sorulduğunda; Hurşit TOLON'un özel bir konusu ile ilgili bir durum olduğunu, bir şahsa yapacağı yardımla ilgili para istediğini, bu konuyu eşi ile paylaşmaktan çekindiği için konuyu kendisine açtığını,
Hurşit TOLON'un görüşeceğini söylediği kişinin kim olduğunu, söz konusu şahıs ile aralarında ne tür bir ilişki olduğu, görüşmeye esas olan konular ile ilgisinin ne olduğu sorulduğunda; Hurşit TOLON'un görüşeceği kişinin dönemin Genel Kurmay Başkanı Yaşar B. olduğunu, Hurşit TOLON'un Yaşar B. ile görüşeceği konu hakkında bir bilgisi olmadığını, görüşmede "Anladım" derken Hurşit TOLON'un Yaşar B. ile görüşeceğini anladığım, görüşmede geçen üst kat konusunun şuan oturduğu ikametinin üst katındaki Emekli Orgeneral Fevzi T. olduğunu, Hurşit TOLON'un burada Fevzi T. ile olan telefon irtibatmdaki çekincesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğini,
Görüşmeyi tam olarak hatırlamadığını, "öbür arkadaştan kastının Hurşit TOLON'un komutanı ve kendisine saygı duyduğu Emekli Orgeneral Fikret K. olduğunu, Fikret K. ile Ankara'ya geldiği dönemlerde zaman zaman bir araya geldiklerini,   bu görüşmelerin genelde aralarında olduğunu,  bu görüşmelerinin normal sosyal bir ilişki olduğunu,  özel bir nedeninin olmadığını,
Tape No:6250, 25.03.2008 tarihinde Hurşit TOLON ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; Hollandalı dostlarının aile dostları olan, Veliye ve eşi Rob VANDERZE olduğunu, Hurşit TOLON'a bu arkadaşlarından sürekli bahsettiğini, ancak Hurşit TOLON'un bu şahısları tanımadığını,
Bu şahısların gelmesinden dolayı ertelenen konunun ne olduğu sorulduğunda; sadece yemek için bir araya geldiklerini, bununda arada sırada bir olduğunu, bunun özel bir sebebi olmadığını, hatta Hurşit TOLON'u atlatmak için de bahaneler uydurduğunu,
Görüşmede Hurşit TOLON'un görüşeceğini söylediği ve kendisinin de bir takım taleplerde bulunduğu şahsın veya şahısların kim olduğu, Hurşit TOLON'un aktaracağı konuların ne olduğu sorulduğunda; Hurşit TOLON'un görüşeceği şahsın dönemin Genel Kurmay Başkanı Yaşar B... olduğunu, Hurşit TOLON'un Genel Kurmay Başkanına hep üst kat yani en tepesine diye hitap ettiğini, Hurşit TOLON'un bunu telefon dinlemelerine takılmamak için değil tarzı bu olduğu için böyle yaptığını,
"Bide sana bişey söyliyeyim ya sana bi görev vermediler filan demiştim onu hatırladınmı" derken TSK'dan emekli olan generallere Oyak kuruluşlarında ve TSK güçlendirme vakfı kuruluşlarında yönetim kurulu üyelikleri verildiğini, ancak kendisine hiçbir şey vermedikleri için bunun Yaşar B.......'a söylenmesini istediğini,   konunun bundan ibaret olduğunu,
Tape No:8874, 16.05.2008 tarihinde Hurşit TOLON ile yaptığı görüşme ile ilgili Hurşit TOLON'un bahsettiği önemli toplantı ve önemli yerin ne olduğu sorulduğunda; Bu görüşmede geçen önemli toplantının Mustafa ÖZBEK'in liderliğini yaptığı Türkiyem grubu, Mehmet H.'nin liderliğini yaptığı grubu veya liderliğini kimin yaptığını bilmediği Marmara grubu ya da Sinan AYGÜN'ün yaptığı toplantılara Hurşit TOLON'un katılmış olabileceğini, ancak bu toplantıların mahiyeti hakkında bir bilgi vermediğini,
Hurşit TOLON'un Pazartesi günü kendisinin götürülmesini istediği yerin neresi olduğu, Hurşit TOLON'un öğrenmek istediği şeyin ne olduğu sorulduğunda; Pazartesi günü görüşecekleri konunun yukarıda da anlattığı gibi Hurşit TOLON'un fakir birine yardım yapmasıyla alakalı olduğunu,
H. TOLON'un "Şimdi herifin biri bilinen işte yerdeki bildiğin taraftaki heriflerden biri bizim grubumuzun kişilerine yönelik bir hakaret bi zarflar kullandı." derken kimleri kastettiğini bilmediğini, ama biliyormuş gibi davranarak, konuşmayı uzatmak istemeyerek geçiştirmeye çalıştığını,
Tape No:8876, 20.05.2008 tarihinde Hurşit TOLON ile yaptığı görüşmeyle ilgili Hurşit TOLON'un bahsettiği ve birlikte toplantı düzenledikleri Rektörler ile öğretim üyelerinin kimler olduğu sorulduğunda; Hurşit TOLON'UN bizim dediği grubun kendi grubu olduğunu, bu grup üyelerini tanımadığını, kimlerin katıldığını ne amaçla toplandığını bilmediğini, Hurşit TOLON'un hiçbir faaliyetine veya toplantısına katılma

Emniyet ifadesi
Susma hakkını kullandığından ifadesi alınamamıştır.
Savcılık ifadesi
Kendisinin daha önce Başbakanlık Müşavirliği görevinde bulunduğunu, Hikmet Sami TÜRK döneminde de Adalet Bakanlığında geçici görevle bakan danışmanlığı görevi yaptığını, 2003 yılında emekli olduğunu, emekli olduktan sonra Mümtaz SOYSAL'm genel başkanı olduğu Bağımsız Cumhuriyet Partisine üye olduğunu, partinin genel başkan yardımcılığı görevine getirildiğini, halen bu göre

Girintili satır
vinin devam ettiğini,
1980 ihtilalinden sonra siyasete atıldığını, Halkçı Parti'nin kuruluşunu sağladığını, genel başkanlığını Necdet CALP'm yaptığı partide genel başkan yardımcılığı görevini yürüttüğünü, siyasi hayatının hukuk mücadelesi şeklinde geçtiğini, Ergenekon gibi değişik yöntemler ile devlet yapısına yön verme, bir takım şiddet eylemleri ile yönetimi baskı altına alma gibi yöntemleri asla tasvip etmediğini, böyle bir yapının içerisinde olmadığını,
İlhan SELÇUK'u 30 yıl öncesinden tanıdığını, kendisinin o tarihlerde Turizm Bakanlığı'nda çalıştığını, İlhan SELÇUK'un sonradan vefat eden Handan isimli eşinin de bu bakanlık bünyesinde çalıştığını, tanışıklıklarının bu nedenle olduğunu, kendisiyle zaman zaman beşeri ilişkiler çerçevesinde görüştüğünü, ancak son zamanlarda sağlık durumu bozulduğu için kendisini daha sık arayıp hal hatır sorduğunu, İlhan SELÇUK'un Ergenekon silahlı terör örgütü nün yöneticisi olduğu konusunda bir bilgisinin olmadığını, böyle bir konumu olduğuna da ihtimal vermediğini, hukuk dışı bir yöntemle iktidar ve karşıtı eylemler içerisinde yer almasının mümkün olmadığını, örneğin; Kent Otel'de yapılan toplantılarda bir seferinde söz alarak sosyal demokratların birleşmesi için Deniz BAYKAL'a öneri götürülmesini teklif ettiğini, yasadışı faaliyetler içerisinde olan bir kişinin bu teklifte bulunmasının söz konusu olamayacağını, İlhan SELÇUK'un geçmiş dönemde de birçok kez benzer suçlamalar ile suçlandığını, yargılandığını ve beraat ettiğini, kendisi ile tanışıklığının isminin geçtiği 12 Mart 1970 muhtırasından sekiz yıl sonrasına dayandığını,
Mustafa BALBAY'ı 1984 senesinden itibaren tanıdığını, o tarihte kendisinin İzmir'den Halkçı Partinin belediye başkan adayı olduğunu, Mustafa BALBAY'ın da Milliyet Gazetesi'nin İzmir muhabiri olduğunu, bu nedenle tanıştıklarını, daha sonra kendisinin Ankara'ya döndüğünü, Mustafa BALBAY'ın da Cumhuriyet Gazetesi'nin Ankara bürosunda çalışmaya başladığını, ilişkilerinin bu çerçevede devam ettiğini,
Şener ERUYGUR'u 2006 yılından itibaren tanıdığını, eşinin akrabası olan bir subayın devre arkadaşı olduğunu, Şener ERUYGUR'un kendisini telefonla arayarak genel başkan seçildiği Atatürkçü Düşünce Derneği'nin danışma kurulunda görev alması yönünde teklifte bulunduğunu, kendisinin de kabul ettiğini, yönetim kurulu kararıyla danışma kuruluna seçildiğini, görüşmelerinin dernek faaliyetleri çerçevesinde devam ettiğini, danışma kurulunun ayda bir toplandığını, toplantıya genel başkanın iştirak etmediğini, Tamer AKBAŞ isimli emekli bir generalin başkanlık yaptığını, dernek mevzuatına göre üye aidatlarının toplanması, derneğin taşrada yaygınlaştırılması konusunda kararların alındığını ve yönetim kuruluna tavsiyede bulunulduğunu,
Cumhuriyet mitinglerinin derneğin yönetim kurulu kararı ile düzenlendiğini, mitinglerin düzenlenmesi kararında kendisinin bir katkısının olmadığını,
Tuncay ÖZKAN'ı genel başkan yardımcısı olduğu partiye üye olmak için başvuruda bulunduğunda tanıdığını, genel başkan Mümtaz SOYSAL'a kendisi hakkındaki çekincelerini söylediğini ve Tuncay ÖZKAN'm zaman içerisinde değişik kulvarlarda yer aldığını belirttiğini, buna karşın Mümtaz SOYSAL'ın "Gelsin bakalım, ne yapacak, görelim" dediğini, Tuncay ÖZKAN'm bu şekilde partiye üye olduğunu, kendisinin endişelerinde haklı çıktığını, Tuncay ÖZKAN'in bir süre sonra partiden ayrıldığını, ADD genel başkanı olma konusunda bir girişimi olduğunu da bilmediğini,
Hurşit TOLON'u Kent Otel toplantılarından tanıdığını, bu toplantılara değişik meslek gruplarından seçkin insanların katıldığını ve gündemdeki konular konusunda toplantı gününde uzman bir kişinin konuştuğunu, katılanların da katkıda bulundukları yasal, herkese açık toplantılar olduğunu,    Hurşit TOLON'un birkaç kez bu toplantılara geldiğini, bu nedenle tanıştıklarını, toplantıları belirli bir kişinin organize etmediğini, zaman zaman kendisinin, Alparslan IŞIKLI'nın ve diğer kişilerin toplantıya çağırma işini üstlendiklerini, toplantı gündemini ve tarihini kendisinin, Mustafa BALBAY'm ve Alparslan IŞIKLI'nın belirlediklerini, toplantıların ayda bir veya duruma göre iki veya üç ayda bir yapıldığını, yemekli olan bu toplantılarda herkesin kendi yemeğinin ücretini ödediğini,
Erdal ŞENEL'in de zaman zaman toplantılara katıldığını, bu nedenle kendisini tanıdığını, bunun dışında bir bağlantısının olmadığını,
Kendisinde elde edilen bir CD içerisinde; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma suçlaması ile tutuklu bulunan Adil Serdar SAÇAN hakkında 2000 yılında açılmış bir dava ile ilgili bir bölümü "GİZLİ" ibareli soruşturma evraklarının bulunduğu tespit edilmiştir. Adil Serdar SAÇAN isimli şahsın soruşturma evraklarını ne amaçla bulundurduğu sorulduğunda; Adil Serdar SAÇAN'ı tanımadığını, kendisine ait soruşturma evraklarının kendisinde olmasının bir anlamının olmadığını, bunları hiç görmediğini, kendisinin de bulunmaması gerektiğini, bir yanlışlık olduğunu düşündüğünü,
Tape No:6110, 30.04.2008 tarihinde Şener ERUYGUR ile yaptığı telefon görüşmesi ile ilgili olarak; 8 Nisan günü bir toplantı düzenlediği ve bu toplantıya Şener ERUYGUR'un da katılımını istediğinin anlaşıldığı hatırlatıldığında; söz konusu toplantının yemekli bir toplantı olduğunu, kendisinin ve Şener ERUYGUR, Tamer A..., Turan K..., Alparslan I..., Gökhan G.. ..mn zaman zaman Tirebolu Derneği'nde yapılan karalahanadan yemek için toplandıklarını, siyaset konuşulmayan bu toplantılara değişik dostlarının katıldığını, bu toplantıların belli bir tarihinin de olmadığını,
Tape No:6140, 30.05.2008 tarihinde Mehmet Şener ERUYGUR ile yaptığı telefon görüşmesi ile ilgili olarak; görüşmede bahsedilen toplantının ADD'nin genel kurul öncesinde yapılan kulis amaçlı bir toplantı olduğunu, toplantıya katılan bir kısım kişilerin görüşme içeriğinde yer aldığını, toplantıya Alparslan I..., Gökhan G..., Yücel Y... ve bazı yüksek yargıdan dostlarının katıldığını, tamamının isimlerini hatırlamadığını,
Söz konusu toplantıda İlhan SELÇUK'u telefon aracılığı ile Palaoğlu diye biriyle görüştürdüğünün anlaşıldığı hatırlatılarak "Palaoğlu" diye tabir edilen kişinin kim olduğu sorulduğunda; adı geçen kişinin eski Sivas milletvekili olduğunu, İlhan SELÇUK'un eski dostu olduğu için telefonla kendisini görüştürdüğünü,
İlhan SELÇUK'un bu grubu dağıtmaması konusunda kendisini neden uyardığı, bu grubun hangi amaca hizmetinden dolayı umut verici olduğu ve İlhan SELÇUK'un bu oluşumdaki konumu sorulduğunda; İlhan SELÇUK'un kastettiği seçkin kişilerden oluşan bu grubun baskı yapması ile sosyal demokratların birleşebileceğini, bu nedenle bu toplantılara devam edilmesi gerektiğini,
Görüşmede geçen Ömer Faruk E.'nin ADD'nin eski genel başkanı Ertuğrul KAZANCI döneminde yönetim kurulu üyeliğine aday olması için davet edildiğini, kendisiyle Adalet Bakanlığındaki görevi sırasında tanıştığını, Ömer Faruk E.'nin kendisini arayarak kendisine bu teklifin yapıldığını söylediğini, kendisinin de görevinin ağır olduğunu, ayrıca ADD yönetimine aday olan listenin hizipçi bir liste olduğunu, bu nedenle teklifi kabul etmemesini önerdiğini, Ömer Faruk E. ile Şener ERUYGUR'un tanışıp tanışmadığını bilmediğini, görüşmede Şener ERUYGUR'un Ömer Faruk E. için "Bizim adamımız" derken basından tanıdığı, Atatürkçü kimliği ile kendisine bunu yakıştırdığını düşündüğünü, şahıs hakkında Şener ERUYGUR'un yine "İlla aday olmak istiyorsa,  bizim listemizden aday olsun" dediğini,
 
Tape No:8692, 19.06.2008 tarihinde Mustafa BALBAY ile yaptığı görüşme ile ilgili olarak; söz konusu açılışa kimlerin katıldığı ve Mustafa BALBAY'm katılımından çekindiği yargı mensubu şahısların kimler olduğu sorulduğunda; Mustafa BALBAY'm dostu olduğu için Cumhuriyet Gazetesi'nin yeni binasının açılışı konusunda kendisine bazı kişileri çağırıp çağırmama konusunu söylediğini, Mustafa BALBAY'ın da yargıda görevli bazı kişilerin açılışa gelmeleri halinde basında haber olup. aleyhlerine bir durum söz konusu olması ihtimalinden dolayı çekincesini söylediğini, kendisinin buna rağmen tanıdığı birkaç yargı görevlisini açılışa çağırdığını, onlarında açılışa geldiklerini,
Tape No:8681, 11.06.2008 tarihinde Turan isimli şahısla yaptığı görüşme ile ilgili olarak; Erol MANİSALI'nm İlhan SELÇUK ve kendisiyle arasındaki ilişki sorulduğunda; görüşme yaptığı Turan isimli şahsın kendisinin avukatı olduğunu, Erol MANÎSALI'nın da Cumhuriyet yazarı olduğunu,
Tape No:8688, 13.06.2008 tarihinde Tayyar isimli şahısla yaptığı telefon görüşmesi ile ilgili olarak; görüşme yaptığı şahsın Cumhuriyet Gazetesi İzmir idare müdürü Tayyar E. olduğunu, İlhan SELÇUK'un sağlığı konusunda görüştüklerini,
Görüşme yaptığı şahsa anlatacağı çok şeyin olduğu ve gazetenin İlhan SELÇUK sayesinde kurtulduğunun söylediği hatırlatıldığında; İlhan SELÇUK'un çabasıyla gazetenin iyi duruma geldiğini, kara geçtiğini anlatmak istediğini,
Tape No:8721, 11.08.2008 tarihinde Tayyar isimli şahıs ile yaptığı telefon görüşmesi ile ilgili olarak; görüşmede geçen "Doğu"nun. torunu, "Günan"ın ise oğlu olduğunu,
Tape No:8700, 01.07.2008 tarihinde Metin Ç, ile yaptığı telefon görüşmesi ile ilgili olarak; şahısların avukat temini ile ilgili olarak İlhan SELÇUK ve Mustafa BALBAY'a müracat etmesinin sebebi sorulduğunda; Şener ERUYGUR ve aynı soruşturma kapsamında olan İlhan SELÇUK ve Mustafa BALBAY'a avukat temini tavsiye edildiğini, Şener ERUYGUR'un dostu olduğu için ona da avukat temini konusunda görüşlerini almak için konuştuğunu, şahsen Şener ERUYGUR'un da kendisine yüklenen suçları işlediğini düşünmediğini, Şener ERUYGUR'un Deniz BAYKAL'a gidip, memleketin kötüye gittiğinden, sosyal 

Emniyet ifadesi
Avukat olduğundan dolayı Emniyet'te ifadesi alınmamıştır.
Savcılık ifadesi
Şüphelinin ifadesinde, 1959 yılında Niksar'da doğduğunu, 1980 yılında Kara Harp okulundan mezun olduğunu, 1995 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu, 25 yıl TSK Özel Kuvvetlerde tim, tabur ve alay komutanlığı yaptığını, 2005 yılında kıdemli albay rütbesinden emekli olduğunu, Halen Ankara Barosuna kayıtlı avukat olduğunu, Evli ve 2 çocuklu olduğunu, babasının emekli albay, annesinin ev kadını olduğunu, 4 kardeş olduklarım, erkek kardeşinin Toros Gübre'de işçi, bir kız kardeşinin vergi dairesinde memur, diğer kardeşinin ise çalışmadığını, eşinin ise Yargıtay'da tetkik hâkim olduğunu, 1992 yılında Azerbaycan, 1998-2001 yıllarında Suriye, 2000 yıllarında Kırgızistan'da ve 1993 ve 1997 yıllarında Irak'ta görev gereği bulunduğunu, Ümraniye de elde edilen El Bombaları ve Mühimmatlar hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,2007/1536 ve 2008/1756 sayılı soruşturma kapsamında gözaltına alman şahıslardan tanıdığının bulunmadığını, 0533 818 82 39 numaralı   hattı    kullandığı, ayrıca  0312  441 .... numaralı   hatlı  iş  telefonunun bulunduğunu,kullandığı     e-mail     adresinin     mlgmax@gmail.com isimli   e-   mail olduğu,Ergenekon isimli Doküman hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,bununla alakalı konulan nezarethanede öğrendiğini, Ergenekon dosyasında kimsenin müdafiliğini yapmadığını,  Ergenekon  dosyasını  da takip  etmediğini,  ayrıca  Şüpheli  İsmail     Yıldız'ı tanımadığını, Sesar isimli şirketi duymadığını, şüphelilerden elde edilen LOBİ ve "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE" isimli dokümanlar hakkında da hiçbir bilgisinin
bulunmadığını, diğer taraftan bu güne kadar yakalanan şüphelilerden söz konusu dokümanların
yanı  sıra "MAFİA"  "PANZEHİR"  "21.  YÜZYILDA CASUSLUK"  "NBC  SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" "ULUSAL MEDYA 2001" "KANAL 6 ANALİZ" "TELEVİZYON ANALİZ" "DERGİ" "SECURITY A.Ş." "PROTOKOL A.Ş." "BİRLEŞİK KOMİN" "ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETİ" "GLADYO SANATÇILAR" "MİT MEDYA AJAN GAZETECİLER" "KEMALİST HAREKET" "DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ" "DİNAMİK ANTİ/TEZ" isimli dokümanlar hakkında da herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,  İşçi Partisi  genel merkezinde yapılan aramada elde edilen; Çok gizli ibareli "Konu: İP / Karargâh evleri" başlıklı yazı hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığnıı,   Ergenekon silahlı terör örgütü     üyesi Şüpheli Doğu PERİNÇEK ve İlhan SELÇUK tan elde edilen "Milli Hükümet" projesiyle ilgili çalışmalar hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,Muzaffer Şenocak'ı 2004 yılında Fikret Emek ile birlikte bir şirkete Metin Karakaya'nın   şirketine gittiklerini,   yanında tim komutanlarının bulunduğunu, sesli beyanları bilgisayarda yazıya çeviren programın tanıtımı için gittiklerini, Mustafa Karbeyaz ile orada tanıştıklarını, aradan 10 gün geçtikten sonra kendisini aradıklarını, yanma geldiklerinde Muzaffer Şenocak'm da bulunduğunu, kendisini Bursalı müteahhit olarak tanıttığını, gelirinin yüksek olduğunu söylediğini, daha sonra Fikret ile samimi olduklarını ve ortak iş yaptıklarını, daha sonra kendisini görmediğini, 10.12.2008 12:30 tarih ve saatte 05333676474  nolu telefonu kullanan Hüseyin Gazi KAYKI isimli şahıs ile yapmış olduğu görüşme hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta;Fikret emek'in ailesinin daha önceden onun komutanı olduğu için kendisine gelerek Fikret'in askeriyedeki duruşmasına girmesini istediklerini,kendisinin de bu teklifi kabul ettiğini,vekaletnamesini getirdikleri ve  TSK'daki  duruşmalarına  girdiğini,  Askeri  malzemeyi  gizlemek  suçundan CMK.nın 231/5'in uygulaması ile görev aldığı, Gazi diye adı geçen kişinin Fikret Emek'in eniştesi yada kaymbabası olabileceğini,  Ergenekon duruşmasına girmesi  için Fikret Emek'in tüm ailesinin çok baskı yaptığını, kendilerine, savcı esasla ilgili mütalaasını bildirsin ondan sonra savunmasına girebileceğini beyan ettiğini,bu konuşmalarda ismi geçen Şahin Turgut'un,
Ankara'da ki Kürt Ahmet lakaplı kişinin oğlu olduğunu,  Onların Ankara  11.Ağır Ceza
Mahkemesinde devam etmekte olan davalarında kendisinin    müvekkilinin Hasan Turgut
olduğunu,  Şahin Turgut ve ailesini hiç tanımadığını ve görüşmediğini, Doğubeyazıt merkezde
kalsın sözüyle Fikret Emek'in ailesinin bir askerlerinin Doğubeyazıt'a gittiğinde merkezde
kalmasını,  sınırlara  gitmesini  istemedikleri  için kendisine kırmamak  gayesi  ile  bakarız
konuşuruz şeklinde beyanda bulunduğunu,    askeri konularda kimseye hiçbir konuda tavassut
etmeyeceği,Fikret Emek'in Ergenekon duruşmasında avukatı Av.Mustafa Dokumacı ve diğer
avukatı  Fikret  Emek'in  duruşmada kendilerinin  düşündüğü  gibi  iyi  bir  ifade  verdiğini
söylediklerini beyan ettikleri, bunun savunma açısından olumlu olacağını ailesine beyan
ettiğini,
28.12.2008 11:27 tarih ve saatte 0532371…. nolu telefonu kullanan Cemal Ö... isimli şahıs ile yapılan telefon görüşmesi ileifgili olarak;'Cemal Ö... özel kuvvetler komutanlığında 20 yıl kendisi gibi tim tabur ve alay komutanlığı yaptığını, Fikret Emek'i ve konuşmada adı geçen emekli binbaşı Hicri Y.'ı iyi tanıdığını, her telefon ettiğinde Fikret'in durumunu sordukları, Hicri isimli kişinin de emekli binbaşı olduğunu ve halen Aydın'da hapishanede yatmakta olduğunu,
Şüpheliye ait Hukuk Bürosunda yapılan aramada elde edilen CD lerin incelenmesi neticesinde,  51  Nolu DVD'içerisinde bulunan "Yargıtay ile ilgili notlarım" isimli word
belgesininin içeriğinde " Yargıtay 8 H.........	'a teşekkür edelim....İlhan Selçuk'un yemeği en
son ne zaman oldu, Silahçıoğlu en son ne zaman katıldı, Yarsav başkanı katılıyor...AKP dosyasını Eminağaoğluna iletelim, görüşünü alalım, limandaki yemeğe yetiştirelim, yemeğe Eminağaoğlu dışında E.Poyraz' la Levent ERSÖZ paşada gelecek...." şeklinde devam eden ve bazı yargı mensupları ve bürokratlar hakkındaki bilgileri içeren (2) sayfalık doküman hakkındaki belgeyi hiç görmediğini,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan " Ö.K" Excel dosyası içeriğinde " bazı askeri personelin özel ve kişisel bilgilerinin kayıt altına alındığı..." (5) sayfalık doküman hakkında sorulan soruya ,bu belgelerin kendisine ait olmadığını, bunların özel kuvvetlerde çalışan şahısların isimlerine benzediğini, ancak bunların Özge'nin odasında çıkmış olma ihtimalinin olamayacağım,Fikret Emek'in dosyasından çıktıysa yanlışlıkla konulmuş olduğunu düşündüğünü,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "Dinci kamu personeli son" isimli excel dosyasının içerisindeki "İRTİCAİ FAALİYETTE BULUNDUĞU TESPİT EDİLEN KAMU GÖREVLİLERİ" başlıklı dokümanın toplam (884) sayfa olup, (5763) kişiye ait bazı kamu personelinin özel ve kişisel bilgilerinin kayıt altına alındığı..." doküman in kendisine ait olmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "Devleti yönetenler" başlıklı dokümanda, başbakan, TBMM başkanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve bazı Hükümet üyeleri ve Büroklarınm özel ve kişisel bilgilerinin kayıt altına alındığı (3) sayfalık dokümanın kendisine ait olmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "Bilgi Notu" başlıklı dokümanda, "	gayri
resmi iletişim ve imaj danışmanı olarak görev yapan Doc.Dr.Nuran  	ve faaliyetleri"
konulu dokümanın kendisine ait olmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan bazı askerler,öğretim üyeleri ve yargı mensuplarının özel hayatlarına ilişkin kaydedilmiş video görüntüleri ile fotoğraflardan bilgisi olmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "10"isimli word belgesi başlıklı doküman da, "10" isimli WORD belgesinin içeriğinde; "...GİZLİ ibaresiyle hazırlanmış FAALİYET SONUÇ RAPORU adı altında 15 sayfadan oluşan Kadıköy Belediyesinin öncülüğünde çeşitli sivil toplum örgütleriyle KEDV, İKGV, TSD'nin de proje ortaklarından olduğu Kadıköy de çeşitli adreslerde Aile Destek Merkezi ve Güvercin Evleri adı altında İç İşleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı'nm onay alınmadan Avrupa Birliğinden ve Alman vakıflarından mali yardımlarla yürütülen proje içerisinde gelecek paralarla ve bu organizasyonda görev alacak olan Akademisyen, siyasi, öğrenci ve diğer personele 1500 ile 2000 Avro aylık bir ödeme yapılacağı ve bu personel ile sivil toplum örgütlerinin isim listesinin bulunduğu belge..." içeriği hakkında bir bilgisinin bulunmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "GES	"isimli PDF belgesi başlıklı doküman da,
"...GİZLİ belgesinin toplamda (26) sayfadan oluşan ve Genel Kurmay Başkanlığına hitaben yazılmış GİZLİ ibareli belge olduğu..." bu belge hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığı,evrak tarihi itibariyle kendisinin emekli olduğunu,kendisinde böyle bir belgenin bulunmasının mümkün olmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan doküman da, "ŞEMDİNLİ AJANDA" isimli jpg. Belgesinin içeriğinde; "...112 adet JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI İL JANDARMA KOMUTANLIĞI HAKKARİ..." başlıklı GİZLİ ibareli belgenin kendisine ait olmadığını, Özge'de de Şemdinli dosyasının olduğunu tahmin etmediğini,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan “1961 MÜDAHALE PROTOKOLÜ - MEKTUP" isimli jpg. (2) sayfalık dokümanın kendisine ait olmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "EMASYA	-Basın 13.07.2007" isimli jpg.
(1) sayfalık doküman hakkında bir bilgisinin bulunmadığını,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "TÜRKİYE-İSRAİL SAVUNMA SANAYİ İŞBİRLİĞİ FAALİYETLERİ" isimli PDF.  (3) sayfalık HİZMETE ÖZEL doküman hakkında bir bilgisinin bulunmadığmı,Özge'nin de olduğunu düşünmediğini,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan , "TANER ÜNAL-VATANSEVERLER K.U.V.B" isimli PDF. (42) sayfalık doküman hakkında bir bilgisinin bulunmadığını,Ozge'nin de olduğunu düşünmediğini,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan "TANER ÜNAL-VATANSEVERLER K.U.V.B" isimli PDF. (10) sayfalık 1.sayfasında GİZLİLİK ibaresi bulunan doküman hakkında bir bilgisinin bulunmadığmı,Özge'nin de olduğunu düşünmediğini,
51 Nolu DVD'içerisinde bulunan , "MURAT EREN" isimli PDF. (25) sayfalık GİZLİ ibareli doküman hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; bahse konu belgenin kendisine ait olmadığı,Murat EREN'in Atabeyler davasında yargılanan bir kişi olduğunu bildiği,ancak kendisi zamanında çalışmadığını,
51 Nolu DVD'içerisin

Savcılık ifadesi
Serbest avukatlık yaptığını, bu soruşturma çerçevesinde 08.01.2009 tarihinde saat 12:00 de 07.01.2009 tarihinde şüpheli sıfatıyla hakkında yakalama kararı bulunan Tuncer KILINÇ' in müdafısi olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gittiğinde hakkında 07.01.2009 tarihinde yakalama kararı olduğunu bildirildiğini ve işlemlerin yapıldığını, 27 Temmuz 2007 tarihinde Ergün POYRAZ' in Ankara'da gözaltına alındıktan sonra kamuoyunda ERGENEKON ismi ile adlandırılan ve aradan 9 ay geçtikten sonra 22 Ocak 2008 tarihinde yapılan tutuklamalar ile birlikte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz ENGİN tarafından ERGENEKON olarak isimlendirilen bu  soruşturmada Ergün POYRAZ'  m müdafiliğini üstlendiğini,  bu soruşturmada başka bir şüphelinin vekilliğini yapan ve daha sonra hakkında tutuklama kararı verilen avukat Kemal KERİNÇSİZ soruşturmayı yürüten savcılık makamının iddianameyi hazırladığı ve yakında kamuoyuna açıklanacağı bilgisi verildiğini, ancak daha sonra 22 Ocak 2008 , 22 Şubat 2008 , 21 Mart 2008 , 1 Temmuz 2008 , 23 Eylül 2008 tarihlerinde başka şüphelilerinde  yakalandığını  ve  soruşturmanın  genişletildiğini,  Ocak  2008  ayında  Ergün POYRAZ' in vekili sıfatıyla soruşturmayı yürütenler ve soruşturma ile ilgili sorumlulukları bulunanlar hakkında kendisinin HSYK' ya bir şikayet dilekçesi verdiğini, bu şikayet hakkında inceleme sonucu beklenirken Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne Şubat 2008 ayında ek bir dilekçe ile kanıtlar sunulduğunu, Temmuz 2008 tarihinde basında çıkan haberlerden bu verilen şikayet dilekçesinin reddedildiğini, ilgililer hakkında   soruşturma izni verilmediği öğrenildiğini, bu kararın kendisine  tebliğinin  ertesinde  ilgililer hakkında Ankara  3.  İdare  Mahkemesinde soruşturma izninin verilmemesine ilişkin işlemin iptali istemli bir dava açıldığını ve bu dava halen derdest olduğunu, aynı dönemde bizzat Adalet Bakanı tarafından henüz soruşturma izni ile ilgili her hangi bir karar verilmeden soruşturmayı yönlendirici beyanatlarda bulunulduğunu, 10 Temmuz 2008 tarihinde Ergün POYRAZ hakkındaki iddianamenin   tanzim edilmesinin ertesinde Cumhuriyet Savcısı Zekeriya ÖZ hakkında Ergün POYRAZ adına vekil sıfatıyla kendisi tarafından Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesine manevi tazminat istemli dava açıldığını,    soruşturması devam etmekte iken kovuşturma aşamasına geçilerek dünya yargı tarihinde bir ilkin gerçekleştirildiğini inandığını, bu soruşturma ile ilgili olarak 8 Ocak 2009 tarihinde  İstanbul  Emniyet Müdürlüğünde kendisi hakkında yakalama işlemi  yapıldığını, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gitme nedeninin 7 Ocak 2009 tarihinde yine aynı soruşturma ile ilgili olarak Milli Güvenlik Kurulu Eski Genel Sekreteri ve emekli Orgeneral Tuncer KILINÇ ile görüşmek için İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gittiğini, bu soruşturma aşamasında bizzat Başbakan tarafından soruşturmanın savcısının kendisi olduğunun bildirilmesi ve kamuoyunda mensup olduğu partinin uygulamalarının hukuka, ulusal çıkarlara aykırı olduğu Türkiye Cumhuriyet Devletinin kuruluş felsefesine ve devrim kanunlarına aykırı fiillerin gerçekleştiği bilincini kamuoyuna duyuran aydınların, yazarların gözaltına alınması bu soruşturmanın siyasi bir   soruşturma   olduğu   olgusunu   somutlandığı   kanaatinde   olduğunu,   nitekim   Anayasa Mahkemesi Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilgili vermiş olduğu kararın gerekçeleri arasında bizzat mevcut Başbakanın fiillerinin de laikliğe aykırı fiiller olduğunu tescil edildiğini,  gerek soruşturmayı   yürütenler   hakkındaki   vekil   sıfatıyla   yapmış   olduğum   müracaatlarının, soruşturmanın ulaşmış olduğu sonuçlar ve gerek evinde gerekse de iş yerimde yasalara aykırı bir şekilde el konulduğundan dolayı   tüm yasal hakları saklı tuttuğunu ,ele geçirildiği isnat edilen tüm belge ve bilgiler avukatlık mesleği ile ilgili olduğundan ve  7 Ocak 2009 tarihinde Ankara da olmama ve hakkındaki teknik takip sonucu İstanbul' a gideceğini bilinmesine rağmen İstanbul' a gelmem beklenerek ev ve iş yerimdeki aramalarda hazır bulunmama izin verilmemiş olması olgusu ve tüm gerçekleşenler hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu beyan ederek susma hakkım kullandığı anlaşılmıştır.
Sorgu ifadesi
Cumhuriyet Savcısında susma hakkını kullandığını, ancak ifade vermek istediğini söylediği, halen yargılanması devam etmekte olan Ergün POYRAZ' m müdafisi olduğunu, 07. 01.2009 'da gözaltına alman Tuncer KILINÇ 'in aramasında hazır bulunduğunu, o gece İstanbul'a getirilmeleri sebebiyle kendisinin de bir gün sonra müdafilik görevini yapmak üzere İstanbul Emniyetine geldiğini ve emniyette 07.01.2009 tarihli hakkında yakalama kararı olduğu söylenerek gözaltına alındığını, hangi delillere dayalı olarak bu karar verildiğini bilmediğini, işyerinde ve evinde yapılan aramalar neticesinde el konulan belgelerin 09.01.2009 tarihinde nöbetçi hakim huzurda açıldığını ve bunlardan bir kısmına ilişkin itirazlarının kabul edilerek mesleği ile ilgili olduklarından iade edildiğini, ancak itirazının kabul edilmeyerek soruşturma dosyasına konulan belgelerde mesleki çalışmaları ile ilgili olduğunu,    aramada   hazır olmadığı için   el konulan belgeler   ile ilgili   tam   bilgi sahibi olmadığını, bunların tamamının kendisine ait olup olmadığını bilmediğini, yüksek lisans çalışması sırasında Körfez Savaşı ve PKK konulu tez yazdığını, bunu daha sonra kitap haline getirdiğini, bu kitabı yazması sırasında PKK ile ilgili pek çok yasal zeminde satışı yapılan kitap satın aldığını, bunlara ilişkin 65 adet kitaba el konulduğunu, ele geçen ajandaların mesleki notları ile ilgili olduğunu, incelendiğinde duruşma tarihleri ve müvekkilleri ile ilgili notlar olduğunu, 16.12.2008 tarihli iletişim tespit tutanağında geçen görüşme sorulduğunda, görüşmenin kendisine ait olduğunu, görüşme yaptığı Ufuk AKKAYA' nın Ulusal kanalın muhabiri olduğunu, Danıştay saldırısı ile ilgili davanın Silivri' de görülmekte olan dava ile birleştirilmesine yönelik olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma kararı müvekkilini hukuki durumunu zorlaştıracağını bildiği için bu türlü değerlendirmede bulunduğunu, müvekkilleri ile ilgili davalarda karşı tarafa ilgili kararları emsal kararlar kullanmak üzere ve gerektiğinde delil olarak sunabilmek için klasörlediğini, ayrıca Zübeyir KINDIRA' nm Fettullah'ın Copları kitabı ile ilgili olarak açılan davalarda vekilliğini yaptığını, bu kitapta isimleri yer alan emniyet mensuplarının açtığı davaların tamamının reddedildiğini beyan etmiştir.

ANKARA İLİ ÇANKAYA İLÇESİ ÇANKAYA MAHALLESİ CİNNAH CADDESİ,
NO:73/1 SAYILI ADRESİNDE YAPILAN ARAMADA;
-(1) Adet sarı renkli üzerinde 14.11.1991 tarihli (kom yrd. İhsan'ın telefon konuşması yazılı)
zarf içerisinden çıkan raks marka ses kaseti,
-(1) Adet sarı renkli üzerinde 13.11.1991 tarihli (kom yrd. İhsan'm telefon konuşması yazılı)
zarf içerisinden çıkan raks marka siyah renkli 90'hk ses kaseti,
-(53) Adet numaralandırılmış CD,
-(12) Adet numaralandırılmış CD,
-(1) Adet HB marka siyah çanta içerisinde CNF83145V4 seri numaralı Pavilon DV5 numaralı
Amd işlemci numaralı laptop,
-(1) Adet 23-DKD33 seri numaralı 760EL model numaralı laptop,
-(3) sayfa A4 beyaz kağıda yazılmış Ergün POYRAZ, Arif DOĞAN,.......	ile ilgili bilgi ve
telefon numaralarının bulunduğu 29.08.2001 tarihli bilgi notu,
ANKARA İLİ ÇANKAYA İLÇESİ BAYINDIR-2 SOKAK NO:37/11 SAYILI ADRESTE BULUNAN HUKUK BÜROSUNDA YAPILAN ARAMADA,
-(1) Adet Seagate marka 6PT15YAK seri numaralı 160 GB harddisk,
-(7) Adet 2'den 8'e kadar numaralandırılmış CD,
-9'dan 72'ye kadar numaralandırılmış CD,
-(32) Adet l'den 32'ye kadar numaralandırılmış video kaset,
-(18) Adet 2'den 19'a kadar numaralandırılmış disket,
-Naylon dosya içerisinde Speed marka CD ile birlikte Klas Zaptı başlıklı (7) sayfadan ibaret faks yazısı,
-(1) Adet Quantum marka 613026601339 seri numaralı 20GB Hard disk,
-(1) Adet 7DXO9M1F seri nolu markası belli olmayan hard disk,
-(76)'dan (101)'e kadar numaralandırılmış CD (bunlardan 78-79-80 numaralı olanlar DVD),
-(40) Adet 20'den 60'a kadar numaralandırılmış disket,
-(1) Adet Hitachi marka RG24BORX seri numaralı 250 GB'lık hard disk,
-(1) Adet Lomega marka 1XDEO6O145 seri nolu 80 GB'lık taşınabilir hard disk,
-10 adet farklı renklerde ve tarihlerde ajanda
-Klasöre takılı vaziyette (363) sayfa belge,
-(1) Adet HP LASERJET 1010-1012-1015 ibareli CD (102 numara ile numaralandırılmıştır)
-(1) Adet DataTravaler 2 GB Kingston marka flash bellek,
-(1) Adet Samsung Marka S004J10W908138 senri numaralı 40 GB hafızalı hard disk,
-(1) Adet Conner marka EV10YY seri nolu kapasitesi belirsiz hard disk,
-(17) Adet 11l'den 127'ye kadar numaralandırılmış  disket,
-(1) Adet Seagate marka 3JS0J3PD seri nolu 16 GB hard disk,
-(1) Adet üzerine 104 numarası ile yazılmış CD,
-Mavi renkli klasör içerisinde Lobi yazılı Kapağı mevcut, içindekiler kısmı ile başlayıp sonuç ve öneriler kısmıyla ve saygılarımızla biten 9 sayfadan ibaret doküman ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Ana Tüzüğünü içerir 60'a kadar numaralandırılan kitapçık, bu belgelerle birlikte Ulusal Kurultaya Çağır başlığı ile başlayan Kurultay Gündemi Bölümüyle ve ulaştırılması önemle rica olunurla biten 3 sayfa doküman,
-Kenarında Gülseven Yaser - Fatih ibaresi mevcut Mavi renkli klasör içerisinde ayrı bir dosyaya yarım kapak Bağlı Toplum Kuruluşları Birliği-Birinci Kaset ibaresi ile başlayan HA:Bu söylediklerin teşekkürler ibaresi ile biten 75 sayfadan ibaret doküman,
-Gizli ibareli Başbakanlık MİT Müsteşarlığı Başlıklı Dünya Kiliseler Konulu 3  sayfalık doküman,
-(1) Sayfa birtakım öğrenci afları ve kimlik bilgileri ile bir kısmının karşısına notlar yazılmış
belge,
-Üzerinde ÇOK GİZLİ ibaresi yazılı... ilave olarak tespit edilen Işık Tarikatına Mensup İlave
Personel ibaresi ile başlayan bir kısım Emniyet Müdürlüğü Personelinin listelendiği toplam 132
kişi ile biten 2 sayfa doküman,
--Kenarında Hoca ibaresi yazılı klasör içerisinde 7-Fethullah Gülen'le irtibatlı olduğu ve maddi
yardım aldığı yönünde duyumlar alman iş yerleri, şirketler ve finans kurumları başlıklı 13
sayfadan ibaret Dernekler bölümü ve 

3- Şüpheli Erol MANİSA

Emniyet ifadesi,
1940 yılında Silivri'de doğduğunu, ilkokulu Ortaköy'de, liseyi Vefa Lisesi'nde okuduğunu, 1962 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun olduğunu, mezun olduğu yıl aynı üniversiteye asistan olduğunu, 1976 yılında profesör olduğunu, Avrupa ülkelerinin tamamında, ABD, Japonya, Çin, Mısır gibi pek çok ülkede konferans verdiğini, uzmanlık alanında 70 dolayında kitabı bulunduğunu,
Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, Kıbrıs Araştırmaları Vakfı, İktisat Fakültesi Mezunları Vakfı, Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, Türkiye ve Balkan Araştırmaları Vakfına üye olduğunu,
05326903565 numaralı telefonu kullandığını, erolMANiSA@yahoo.com e-mail adresini kullandığını,
Tuncay ÖZKAN'ı basından tanıdığı, Merdan YANARDAĞ'ı birkaç kez programına çağırdığı için tanıdığını,
Mehmet Şener ERUYGUR ile ilk. kez Jandarma Genel Komutanı iken Ankara'da 200 kadar subaya Türkiye Avrupa ilişkileri ile ilgili konferans verdiğinde karşılaştığını, ikinci defa Harbiye  Ordu evinde ADD Danışma Kurulu  üyesi  olarak bir yemek davetinde birlikte olduğunu, kendisi ADD Danışma Kurulu Üyeliği'ni eski başkanlar döneminde de yaptığını, sonra başkan olan Şener ERUYGUR'un Harbiye Orduevi'nde yemeğe davet ettiğini,
Ahmet Hurşit TOLON'u gazetelerden tanıdığını, Sinan AYGÜN ile Tv programlarında birkaç defa karşılaştığını, Erol MÜTERCİMLER ile Tv programlarında karşılaştığını, Ümit SAYIN ile bir defa üniversitede karşılaştığım, Vedat YENERER isimli şahsı Tv programı vesilesi ile tanıdığını, Emin GÜRSES ve Mahir KAYNAK ile Samanyolu Tv'de programlarda karşılaştığını, Doğu PERİNÇEK isimli şahsı Ulusal Kanal'a konuk olarak gittiğinde ve Yıldız Üniversitesi'nde Talat Paşa Komitesi'nde karşılaştığını, Ferit İLSEVER ile Ulusal Kanal'da ve Yıldız Üniversitesi'nde Talat Paşa Komitesi'nde karşılaştığını, üniversiteden rektör iken tanıdığını ve Rauf DENKTAŞ'a İstanbul Üniversitesi'nin Fahri Doktora unvanını verdiğinde karşılaştığını, Adnan AKFIRAT isimli şahsı Ulusal Kanal'da tanıdığını, İlhan SELÇUK ile Cumhuriyet Gazetesi'nden tanıştığını,
Mustafa Ali BALBAY ile gazeteci olarak tanıştığını, bir defasında Denizli'de Ege Koop.'un bir panelinde birlikte olduğunu, Sevgi ERENEROL ile Atilla İLHAN'ın yanında Bilgi Yayınevi'nin İstanbul ofisinde karşılaştığını, Kemal KERİNÇSİZ'i konferansına izleyici olarak gelip soru sorması nedeni ile tanıdığını, Tuncer KILINÇ ile 07 Mart 2002 de İstanbul Harp Akademileri'nde yapılan uluslararası bir konferansta karşılaştığını, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ndeki bir konferansta karşılaştığını, Bedrettin DALAN isimli şahsı belediye başkanı iken makamında karşıladığını, 16 yıl önce oğlunun mezuniyet töreninde karşılaştığını, Tuncay GÜNEY isimli şahsı basından tanıdığını, Fatih HİLMİOGLU ile rektör iken 2004-2005 yıllarında konferans vermek için Malatya'ya gittiğinde tanıştığını, Mustafa Namık Kemal BOYA'nın kendisini bir iki defa konferansa çağırdığını, CUMOK adına düzenlenen konferansta karşılaştığını, Mehmet HABERAL'ı Başkent Üniversitesi'nde vermiş olduğu konferans vesilesi ile tanıdığını,
Talat Paşa Komitesi'nin Yıldız Üniversitesi'nde yapılan toplantısına davet edildiğini, konuk olarak katıldığını,
ADD'yi kuruluşundan beri bildiğini, zaman zaman ADD bünyesinde konferanslar verdiğini, ADD'de son üç başkan döneminde danışma kurulu üyesi olarak görev yaptığını,
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne konferans vermek için çağırdıklarında gittiğini,
Cumhuriyetçi   Çalışma   Grubu   ve   faaliyetleri   konusunda   kendisine   hiçbir   görev verilmediğini,
Cumhuriyetçi Çalışma Grubu'nu gazetelerden bildiğini, ,
Engin AYDIN ve Turan isimli şahısları hatırlayamadığını, Sevgi ERENEROL ile herhangi bir irtibatı olmadığını,
On yıl kadar önce Mahir KAYNAK, Emin Gürses ile birlikte bir kanalda program yaptıklarını, Necmi Ç. ve Yasin KÜÇÜK isimli şahısları tanımadığını, Mustafa E.isimli şahsın İktisat Fakültesi'nde profesör olduğunu bildiğini, Emin GÜRSES ile görüşmesinin söz konusu olmadığını,
5555 nolu tape de 09.10.2008 tarihinde Mustafa Namık Kemal BOYA ile yaptığı görüşmede özetle; Mustafa Namık Kemal BOYA'nın "Hocam saygılar. NAMIK KEMAL BOYA. Nasılsınız?" dediği, onun "İyidir sen nasılsın Namık" dediği, Mustafa Namık Kemal BOYA'nın "Valla hocam iyiyiz memleketi aşağıdan yukarı karıştırmaya devam ediyoz. Elimizden geldiğince şimdi bi ricaları var üniversiteli gençlerin Ankara'da Bilkent'te Genç Aydınlanma kulübü gibi bir isimlen var bu çocukların sizi bir (1) ila on (10) Kasım tarihleri arasında müsaitseniz Ankara'ya rica ediyolar mümkünse." dediği şeklinde konuşmalar ile ilgili olarak; Mustafa Namık Boya'nm bu talebine olumsuz cevap verdiğini, adı geçen şahsın bahsettiği memleketi aşağıdan yukarı karıştırma ibarelerine bir anlam veremediğini, espri mahiyetinde söylenmiş bir söz olabileceğini,
5557 nolu tapede, 01.12.2008 tarihinde Emin Ç. ile şüpheli arasında geçen görüşmede; şüphelinin "Düşmanımız ortak" demesi üzerine Emin Ç.'nin "Vallahi öyle yani" dediği ve şüphelinin "Düşmanımız ortak" diye tekrarladığı şeklinde konuşmalarda geçen ortak düşmandan kastının yazılarında da belirttiği gibi Türkiye üzerinde dış güçlerin oynadığı oyunlar olduğunu, yazılarında da belirttiği gibi dışarıdaki bazı güç odaklarının Türkiye'yi parçalama   niyetlerine   karşı   bu   ifadenin   kullanıldığını,   makalelerinin   ve   kitaplarının okunduğunda bu fikirlerin açık olarak görüleceğini,
Prof. Dr. Erol MANİSALI olarak katılımcı demokrasiyi yıllardır savunan ve bunu ısrarla vurgulayan bir akademisyen olduğunu, bu konuda sık sık Fransa'yı örnek gösterdiğini, dolayısıyla Ergenekon gibi demokrasi karşıtı bir oluşumla ilgisinin olmadığını ve olmayacağını, bölücü partiler hariç Türkiye'deki bütün partilerde davet üzerine konferanslar verdiğini, katılımcı demokrasi konusundaki görüşlerinden yararlanmak isteyen vakıf dernek ve diğer sivil toplum örgütlerinde hiçbir ayrım yapmaksızın konuştuğunu ve Türkiye'nin bütünleşmesine yönelik ortak zemini göstermeye çalıştığını, bölücüler hariç çok geniş bir zeminde bulunduğunu, MUSİAD'dan USİAD'a geniş bir yelpazede fikirlerini ortaya koyduğunu, bu gerçekleri yukarıdaki cevapların anlaşılması ve değerlendirilmesi açışından ortaya koyma ihtiyacını duyduğunu beyan etmiştir.
Savcılık ifadesi,
Emniyette verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, emekli iktisat profesörü olduğunu, ancak bir üniversitede zaman zaman ders verdiğini, bunun dışında haftada iki gün Cumhuriyet Gazetesi'nde yazı yazdığını, hiç bir kanal ve kuruluşta sözleşme ve parasal ilişkisinin olmadığını, ancak televizyonlardan veya değişik yayın kuruluşlarından çağırıldığı zaman programlara, canlı yayınlara katıldığını, zaman zamanda sivil toplum örgütleri, askeri ve polis kurumları, siyasal partiler (DTP hariç), uluslararası kuruluşlar ve yurt dışında bazı panellere davet üzerine gidip uluslararası stratejik konular ve ülkeler arası ikili ilişkiler konularında paneller ve konferanslara katıldığını,
Türkçe ve yabancı dillerde kitap çalışmaları olduğunu, Türkiye Avrupa Birliği, Sanayileşme ve Gelişme, Dış Ticaret'in temel çalışma alanları olduğunu, bunun dışında 199O'lı yıllardan sonra özellikle Kıbrıs konusu ve Güneydoğu konusunda, Fener Patrikhanesi, Ermeni sorunu konularında çalışmaları ve yazıları olduğunu, bunların bir kısmını kitap halinde yayınlandığını, bir kısmının da ortak yayınlar halinde kitaplaştığmı,
Birol BAŞARAN, İlyas ÇINAR, Tunç AKKOÇ, Hayati ÖZCAN'ı tanımadığını, ADD Danışma Kurulu Üyesi olduğunu, ancak bu üyeliğin formalite olduğunu, herhangi bir şekilde bir faaliyetine katılmadığı gibi Ankara'daki ADD'nin yerini dahi bilmediğini, hiç bir zaman toplantılarına katılmış olmadığını, Almanya'daki Türklerin kurdukları ADD'lerin bazı toplantı ve seminerlerine onlara destek amaçlı katıldığını,
Mehmet Şener ERUYGUR ile iki defa beraber olduğunu, bunlardan bir tanesi Mehmet Şener ERUYGUR'un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde 2004 yılında Jandarma Genel Komutanlığında oradaki askeri şahıslara Türkiye - Avrupa ilişkileri konulu konferans verdiği zaman olduğunu, bir seferde 2008 yılında ADD başkanı olarak formaliteden bir yemek yediklerini, bunun dışında herhangi bir irtibatı olmadığını,
Levent ERSÖZ, Hasan Atilla UĞUR ve jandarmada görevli diğer şahısları tanımadığını, onlarla gidip herhangi bir görüşme yapmadığını, gittiği zamanlarda da yaptığı görüşmelerin formalite icabı olduğunu,
Kendisi ile alakalı olarak elde edilen ve iddianameye konu olan Cumhuriyet Çalışma Grubu Devre Raporları, slayt ve power pointlerin tamamen uydurma olduğunu, o tarihlerde kimse ile böyle bir görüşme yapmadığını, kimseye yapılacak darbe konusunda nasihat vermediğini, yol göstermediğini, ayrıca bütün hayatı boyunca katılımcı demokrasi kurallarını savunmuş, bütün devlet büyükleri ile görüşmüş, yaptığı bütün görüşmelerini yazmış, hiç bir gizli yanı kalmamış bir insan olduğunu, bu tür bir görüşme yapmasının mümkün olmadığını, ancak insanların zaman zaman kendi' aralarında kurgu yaparak kendisinin ağzından bu tür lafların çıktığını düşünüp böyle bir kurgu yapmış olabileceklerini, ayrıca Atilla İ., Oktay S. ve kendi gibi insanların toplumda hiç bir kirli işe bulaşmamış, marka olarak kabul edilen kişileri kendi eylem ve fiilleri içinde destek ve reklam amacı ile gösterme gayretinde olabileceklerini, hakkında düzenlenen CÇG raporlarını bu şekilde algıladığını, kesinlikle o raporlarda konuşulan kişinin kendisi olmadığını,
Habip Ümit SAYIN'ın bir defa üniversiteye uğrayıp kendisine bir kitap imzalayıp verdiğini,
2004-2005 yılları civarında Atilla İLHAN'ın ofisinde otururken Sevgi ERENEROL ile karşılaştıklarını, kendisi ile bir süre çay içtiklerini, bunun dışında onunla seminer veya toplantılarda bulunmadığını,
Kemal KERİNÇSİZ'in iki defa konferansına gelip soru sorduğunu, onun dışında bir irtibatının olmadığını,
Erol MÜTERCİMLER'in kendisim Kanal 6'da yapmış olduğu programlara bir veya iki defa davet ettiğini,
Vural albayı tanımadığını, ancak kendisine sürekli mailinin geldiğini, maillerinde de VURAL VURAL olarak adını yazdığım, bu şahs

2- Şüpheli Mehmet HABERAL

Emniyet ifadesi,
1944 Rize- Pazar - Subaşı Köyünde dünyaya geldiğini, anne ve babasının sağ olup iş adamı, annesinin ise ev hanımı ve dört kardeş olduklarını, ilkokulu Pazar Köyü'nde, orta okulu Zonguldak Gazi orta okulunda liseyi Zonguldak Mehmet Çelikel lisesinde okuduğunu, 1961-1967 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim gördüğünü, 1967 tarihinde Tıp Fakültesi'ni bitirerek aynı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim dalında uzmanlığa başladığını,
Tuncay ÖZKAN ile Turhan ÇÖMEZ'i tanıdığını, Tuncay ÖZKAN'ı detaylı olarak tanımadığını,   medyadan   tanıdığını,   Kanal   Türk'ü   kurduğundan   dolayı   ve   de   bir  kez Cumhurbaşkanlığı köşkünde verilmekte olan kokteylinde karşılaştığını, bir kez de Yaşar OKUYAN ile birlikte hastaneye geldiğinde karşılaştığını,
Turhan ÇÖMEZ'i ise Başbakanın Özel Kalem Müdürü ve Doktor olması nedeniyle tanıdığını, daha sonra milletvekili olduğunu, Başbakanın birkaç kez rahatsızlığı sebebiyle Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinde gördüğü tedavi sırasında kendisini ziyaret amacıyla geldiğinde karşılaştığını, zaman zaman hastaları ile ilgili olarak kendisinden yardım talep ettiğim, şu an nerede olduğunu bilmediğini, firari olduktan sonra da kendisiyle de herhangi bir görüşme ve konuşmasının olmadığını,
Kullanmış olduğu telefon numaraları; hastane ofisinin 0312212 80 16, 031221221 94 (sekreterya tarafından cevaplandırdığını), ev telefonunun 0 312 235 06 82, cep telefonunun 0 532 234 81 30 olduğunu, e-mail adresinin haberal@baskent-ank.com.tr. olduğunu,
Emin ŞİRİN'i milletvekili olması nedeniyle ve de protokolden dolayı tanıdığını, Şener  ERUYGUR,   Hurşit  TOLON  ve   Sinan  AYGÜN'ü  tanıdığını,   bu  şahısları protokolden tanıdığını,   sanıklardan Sinan Aydın AYGÜN'den elde edilen Nokia Marka cep telefonu  ve   05334666602   Numaralı   sim  kart   rehber  bilgileri   135.   sırada  HABERAL 5334247272 şeklinde kayıtlı numaranın kendisine ait olmadığını,
11.03.2008 tarihinde Ahmet Hurşit TOLON ile Sinan AYGÜN arasındaki görüşmede özetle; Ahmet Hurşit TOLON'un "Saygıdeğer başkanım bu saatte rahatsız ettim özür dilerim müsait misiniz?" "Saygıdeğer başkanım biliyorsunuz burada olağanüstü birliktelik oluştu UPEK Ulusal Platformlar Güç Birliği birlikte gelmek istiyorlar ben üstlendim bunu kabul buyurursanız hem o gün zat âlinizi hem de Sayın HABERAL 'ı ziyaret edeceğiz müsaitse programınız Perşembe günü" dediği tespit edilmiştir. Bahse konu görüşme ile ilgili olarak; rektör olması nedeniyle salt fikir teatisinde bulunmak amacıyla çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri kendisine ziyarete geldiğini, ancak UPEK ve Ulusal Platformlar Güç Birliği'de bunlardan birisi olduğunu, Ahmet Hurşit TOLON çoğunluğu bayanlardan oluşan yaklaşık 10 kişi ile birlikte tarihini hatırlayamadığı bir zamanda hastanedeki ofisinde kendisinin ziyaretine geldiğini, çay kahve içtiklerini, ülke sorunları ve geleceği ile ilgili konularda nasıl katkı sağlayabilecekleri hususunda fikir alış verişi yaptıklarını,
Emin GÜRSES'i rektörü olduğu Üniversitenin Stratejik Araştırmalar Merkezinin düzenlemiş olduğu bir panele konuşmacı olarak katılmasından dolayı tanıdığını,
İsmail YILDIZ'ın dijital verilerinde yapılan incelemeler neticesinde; exel dosya içerisinde; Prof. Mehmet HABERAL Kanal B 03122341434 03122341422 şeklinde isminin geçtiği anlaşılmıştır. Bu konu ile ilgili olarak; Söz konusu telefon numaralarının Kanal B Televizyonun numaraları olabileceğini, İsmail YILDIZ isimli şahsı tanımadığını,
Doğu PERİNÇEK, Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU, İlhan SELÇUK ve Mustafa Ali BALBAY'ı tanıdığını,
Doğu PERİNÇEK'i ismen tanıdığını, yaklaşık 1 yıldır şahsen tanıdığını, ilk kez Kanal B Televizyonunda bir programa katıldıktan sonra kendisine ziyarete geldiğini, iştirak etmiş olduğu toplantılarda da birkaç kez karşılaştığını,
Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU'nu, İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcılığından tanıdığını, meslektaşı ve genel cerrah olduğunu, YÖK'ün düzenlemiş olduğu birçok resmi toplantılarda da karşılaştığını,
İlhan SELÇUK'u, basından tanıdığını, birkaç kez de kendisi ile değişik ortamlarda ve yakın arkadaşı olan merhum Prf. Dr. Hüsnü GÖKSEL'i ziyaret ettiği zaman karşılaştığını,
Mustafa Ali BALBAY'ı basından tanıdığını,    ayrıca gecen seneden beri Kanal B Televizyonunda yapılan programlara zaman zaman konuk olarak katılması sebebiyle tanıdığını,
Güler KÖMÜRCÜ ile Patalya Otelinde yapılan bir toplantıda karşılaştığını,
Mustafa ÖZBEK ve Erhan GÖKSEL isimli şahısları tanıdığını, Mustafa ÖZBEK'İ, Metal-İş Sendikası Başkanı olduğunu, geçmiş dönemlerde ziyaretine geldiğini, son birkaç senedir kendisi ile hiç karşılaşmadığını,
Erhan GÖKSEL'i basından tanıdığını, Erhan GÖKSEL'in doktor olup Hacettepe Üniversitesinden kendi öğrencilerinden olduğunu, çok nadir değişik vesilelerle görüştüğünü, son birkaç senedir kendisi ile görüşmesinin olmadığını,
Kemal GÜRÜZ, Yalçın KÜÇÜK, Tuncer KILINÇ, Bedrettin DALAN ve M.Erdal ŞENEL'i tanıdığını,
Kemal GÜRÜZ'ü, Karadeniz Teknik Üniversitesi rektörlüğünden tanıdığını, özellikle YÖK Başkanı olması nedeniyle resmi birçok toplantıda beraber olduklarını,
Yalçın KÜÇÜK'ün, Hacettepe Üniversitesinde öğretim üyesi olduğu dönemlerde birkaç kez kendisi ile karşılaştığını, uzun yıllardır kendisi ile hiç karşılaşmadığını,
Tuncer KILIÇ'ı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden tanıdığını, zaman zaman birçok toplantıda karşılaştığını,
Bedrettin DALAN'ı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemden beri tanıdığını,
M.Erdal ŞENEL'i, Genelkurmay Başkanlığı Hukuk Müşaviri olduğu dönemden tanıdığını, Tuncer KILIÇ'm Milli Güvenlik Kurulu Sekreteri olduğu dönemdeki resmi düzenlemiş olduğu toplantılara zaman zaman katıldığını, emekli olduktan sonra hiçbir toplantısına katılmadığını,
Erol MANİSALI'yı, Üniversite Öğretim Üyesi, Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezinin organize ettiği paneller ve Kanal B Televizyonun yayınlamış olduğu bazı programlarına konuşmacı olarak katılmasından dolayı tanıdığını,
Mustafa Abbas YURTKURAN'ı, uzun yıllardır tanıdığını, Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim üyeliğinden ve daha sonra rektörlüğünden tanıdığını, nefrolog olduğunu,
Fatih HİLMİOGLU'nu, Hacettepe Üniversitesinden öğrencisi olduğunu, daha sonra İnönü Üniversitesi Rektörü olduğunu ve halen Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinde öğretim üyesi olarak çalıştığını,
Rıza Ferit BERNAY'ı Hacettepe Üniversitesinden öğrencisi olduğunu, daha sonra 19 Mayıs Üniversitesi'nde görev aldığını ve son 8 yıldır da bu üniversitenin rektörlüğünü yaptığını,
Osman Metin ÖZTÜRK'ü Giresun Üniversite Rektörü olması hasebiyle tanıdığını, Yaşar YAŞER'i, Vehbi KOÇ'un kurmuş olduğu aile sağlığı vakfının sorumlusu olan şahıs ile birkaç kez karşılaşmış olabileceğini,
Hiçbir gizli toplantıya katılmadığını ve Mehmet Şener ERUYGUR ile herhangi bir gizli toplantı yapmadığı gibi Mehmet Şener ERUYGUR'un herhangi bir talebi ve talimatının da olmadığını, hiçbir gizli kuruluşun veya örgütün yöneticisi ve üyesi de olmadığını,
Kuddisi OKKIR'ı tanımadığını, Talatpaşa Komitesi ve Milli İktidar Hareketi isimli oluşumları ilk kez duyduğunu,
12 Mart 2006 tarihinde ülkemizin mevcut sorunlarını değerlendirmek, bu sorunlara çözüm bulmak, çeşitli toplumsal kurumlar arasında koordinasyon sağlamak ve ülke yönetimine katkıda bulunmak amacıyla "Diyalog Gurubu" isimli bir platform oluşturulduğunu, bu platformun 16 Mart tarihinde kuruluşunu kamuoyuna duyurduğunu, faaliyetleri tamamen kamuya açık bir platform olduğunu, bu oluşturulan platformun yeni bir siyasi parti oluşturmak üzere "Milli Egemenlik Hareketi" adını aldığını, tamamen tüm faaliyetlerinin kamuya ve basına açık olarak gerçekleştirildiğini, bu çalışmalarla ilgili olarak basına bilgi verildiğini ve tamamen sivil toplum faaliyeti niteliğindeki çalışmaları yazılı ve görsel basında açıklandığını, bu Diyalog Gurubu'nun başkanının eski büyükelçi ve eski bakanlardan Kamuran İNAN olduğunu, genel sekreterliğini Ufuk SÖYLEMEZ'in yaptığım, toplantıların tamamına davetiye göndermek suretiyle basma açık olarak gerçekleştirildiğini ve her toplantının akabinde basın açıklaması yapıldığını, bu platformun toplantılarına eski ve yeni bürokrat, bakan, milletvekili ve gazetecilerin ülke sorunlarını tartışmak ve yönetime katkı sağlamak amacıyla katıldıklarını, yapmış oldukları toplantıların tamamını kamuoyuna açık ortamlarda yaptıklarını, grubun ilk oluştuğu andan itibaren ülke sorunlarının çözümünün meclisten geçtiğini defalarca dile getirdiğini, bu platformun siyasi bir partiye dönüşmesi gerektiğini savunduğunu, nitekim 14 Ocak 2008 tarihinde bu platform daha geniş bir katılımla "Milli Egemenlik Hareketi" adı altında siyası partiye dönüşme yönündeki çalışmalarına başladığını ve bunun kamuoyuna duyurulduğunu, buna ilaveten Milli Egemenlik Hareketi'nin Lozan Antlaşmasının 85. yıldönümü olan 25 Temmuz 2008 tarihinde basma bir açıklama yapılarak ve ilk genel seçimlere katılmak üzere kurulacak yeni siyasi partinin eş güdüm komitesinin oluşturulduğunu kamuoyuna ilan ettiğini, Diyalog Grubunun ilk toplantılarının yoğun katılım sebebiyle Sağlık Bakanlığı karşısında bulunan Kent Otel'de yapılmakta olduğunu, daha sonra bu sayının azalmasını takiben rektörü olduğu Başkent Üniversitesi'ne ait Gölbaşında bulunan Patalya Otelinde devam ettiğini, Patalya Otelinin pek çok siyasi partinin, derneğin ve platformlarının toplantılarına da ev sahipliği yaptığını,
"Milli Hükümet' ve Milli Kuvvetler Projesi hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını, herhangi bir toplantılarına da katılmadığını,
Atatürkçü Düşünce Derneğini basından bildiğini, Dernek içerisinde de herhangi bir görevinin olmadığını, üyesi de olmadığını, dernek içerisinde de kimseyi tanımadığını,
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğini basından bildiğini, başında da meslektaşı olan Türkan SAYLAN olduğunu bildiğini,
Cumhuriyetçi Çalışma grubunu hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını,
Encümeni Daniş isimli oluşumla ilgili hiçbir bilgisinin olmadığını,
2003-2004 yıllarında yapılması planlanan SARIKIZ, AYIŞIĞI, YAK

4- Şüpheli Fatih HİLMİOĞLU

Emniyet ifadesi
1954 yılında Elbistan da doğduğunu, ilkokul ve ortaokul 1 ve 2 sınıfı Elbistan' da okuduğunu, Ankara Cumhuriyet Lisesi ve Hacettepe Tıp Fakültesinin bitirdiğini, 1979 yılında tıp fakültesini bitirmesinin akabinde Batı Almanya' ya giderek İç Hastalıkları ihtisasını yaptığını, daha sonra Türkiye' ye dönerek bedelli askerliğini takiben bir yıla yakın Elbistan da muayene hekimliği yaptığım, Mart 1987 de Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde Gastroenteroloji Yandal İhtisasına başladığını, 1991 Kasımında doçent olduğunu, 1992 Aralık ayında İnönü Üniversitesinde öğretim üyesi olarak göreve başladığını, 1996-1998 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimliği, 1998-2000 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, 2000-2008 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi rektörlüğü görevlerinde bulunduğunu, Ağustos 2008 de rektörlük görevinin bitmesine takiben emekli olarak çocuklarının da eğitim gördüğü Ankara' ya yerleştiğini, son 6,5 aydır başkent üniversitesi tıp fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yaptığını,
Atatürkçü Düşünce Derneği Malatya Şubesi kurucu üyelerinden olduğunu, yaklaşık 14-15 sene önce şuan ismini hatırlayamadığı, kendisiyle birlikte toplam 7 kişi ile derneği kurduklarını, bu dernekte herhangi bir görevinin olmadığım, ayrıca ADD genel merkezinde 2 yıl süreyle derneğin yönetim kurulu üyeliğini yaptığını, bu sürenin bitiminde tekrar aday olmadığını, fakat derneğin bilim kurulu üyeliğinde bulunduğunu, bu görevinin halen devam ettiğini, fakat aktif olarak faaliyetlerinde yer almadığını,
Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmadığını, böyle bir örgütün varlığını ilk olarak medyadan duyduğunu, örgüt içerisinde herhangi bir faaliyette bulunmadığını, Ümraniye'de ele geçirilen el bombaları hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, yine bu konu ile ilgili haberleri basından duyduğu kadarıyla bildiğini,
Adil Serdar SAÇAN ve Gürbüz ÇAPAN ismini soruşturma kapsamında medyadan duyduğunu, ama bu şahısların hiçbirisini tanımadığını,
Rektörlüğü sürecinde kurum tarafından tahsis edilen (532) 4240106 numaralı telefonu kullandığını, rektörlükten ayrıldıktan sonra da numarasını değiştirmediğini, daha önce kullandığı telefonun numarasını hatırlamadığını, yine rektörlüğü döneminde çalıştığı yerde kullanmakta olduğu telefon numarasının (422) 3410027-28 olduğunu, bu numaranın rektörlüğün özel kalem numarası olduğunu, ayrıca (422) 34100 ile başlayıp sonunu hatırlayamadığı birkaç tane daha numara olduğunu,kullandığı e-mail adresinin fatih.hilmioğlu@gmail. com isimli e-mail adresi olduğunu,
Muzaffer TEKİN, Sedat PEKER ve Alparslan ASLAN ismini medyadan duyduğunu, fakat bu şahısların hiçbirini tanımadığını,
Mehmet Şener ERUYGUR' u rektörlük yaptığı tam hatırlayamadığı bir zamanda İnönü üniversitesi Senatosu olarak aldıkları bir kararla ilgili şahsın telefonla arayarak tebrik ettiği zaman tanıdığını, Ankara'ya gittiğinde makamında ziyaret ettiğini, daha sonra yeni YÖK tasarısı ile ilgili kaygılarını iletmek üzere bir grup rektör arkadaşla birlikte ziyaret ettiklerini, görevden ayrıldıktan sonra şahsını telefonla arayarak ADD başkanı olması için teklifler geldiğini kabul etmek zorunda kaldığını, şahsından derneğin yönetim kurulunda görev almasını istediğim, kendisinin bu teklifi kabul ettiğini, bundan sonra ADD bünyesinde düzenlenen toplantılarda nadiren buluştuklarını, bir kere kendisini konferans vermesi amacıyla İnönü Üniversitesi' ne davet ettiğini,
Ahmet Hurşit TOLON'u emekli olduktan sonra Ankara Lions Kulüp tarafından verilen Atatürkçü, Cumhuriyetçi kişiliği ile insanlara verilen ödüllerle ilgili olarak ATO tesislerinde düzenlenen tören de tanıştığını, daha sonra konferans vermek amacıyla davet ettiğini, bu vesile ile tanıdığını,
Birol BAŞARAN ve Adnan TÜRKKAN' ı Atatürkçü Düşünce Derneği çalışmaları çerçevesinde tanıdığını,
Sinan AYGÜN' ü daha önceden basından tanıdığını, daha sonra Türkiye Ekonomisiyle ilgili bir konferans vermesi amacıyla İnönü üniversitesine davet ettiğini, bu vesile ile tanıdığını,
Erol   MÜTERCİMLER'   i   önceden   basından   tanıdığını,   daha   sonra   konusunu hatırlayamadığı bir konferansla alakalı olarak İnönü Üniversitesi'ne davet ettiğini,
Ergün POYRAZ' ı hakkındaki soruşturma sebebiyle basından tanıdığını,
Vedat  YENERER'   i  bir internet  gazetesinin  sahibi  olarak tanıdığını,  kendisinin hatırlamadığı bir tarihte şahsına, Sinan AYDİN, Rauf DENKTAŞ ve ismini hatırlayamadığı insanlara da Cumhuriyetçi ve Laik düşüncelerinden dolayı İstanbul' da düzenlenen bir törende plaket verdiğini,
Emin GÜRSES'i basından tanıdığını,
Ferit İLSEVER' i İnönü Üniversitesinde düzenlenen Kıbrıs Paneline konuşmacı olarak katıldığını, burada tanıştıklarım, paneli kendisinin düzenlediğini,
Kemal Yalçın ALEMDAROGLU' nu Rektörler Komitesi'nde birlikte çalışmalarından dolayı tanıdığını,
Mustafa Ali BALBAY' ı yine konusunu hatırlayamadığı bir konferansla ilgili olarak İnönü Üniversitesi'ne gelmesi sebebiyle tanıdığını, Ankara'ya geldiği zamanlarda birkaç kez görüştüğünü,
İlhan SELÇUK' u Ankara da Cumhuriyet Gazetesi yazarlarının katıldığı bir toplantıda tanıdığını, daha sonrada görüşmediğini,
Veli KÜÇÜK, Güler KÖMÜRCÜ, Mustafa ÖZBEK, Sami HOŞTAN, Kemal KERİNÇSİZ, İbrahim ŞAHİN, Yalçın KÜÇÜK' ü, Ali KALKANCI, Bedrettin DALAN isimli şahısları basından tanıdığını,
Kemal GÜRÜZ' ü YÖK başkanı olması sebebiyle tanıdığını,
Tuncer KILIÇ' ı AKP hükümetinin o dönemlerde oluşturduğu acil eylem planı içerisinde yeni YÖK yasa tasarısının da bulunduğunu, bu tasarının üniversitelerin özerkliğini ortadan kaldırdığını o dönemde bütün üniversite rektörlerinin bu yasaya tepki gösterdiklerini, Hükümetle olan ilişkileri koptuğundan dolayı dertlerini sadece TSK' ya anlatmayı düşündüklerini, ayrıca o dönemde Cumhurbaşkanlığına giden rektörler de olduğunu, kendisiyle birlikte Kemal ALEMDAROGLU, Samsun 19 Mayıs rektörü Rıza Ferit BERNAY, 9 Eylül rektörü Emin ALICI, o dönem ODTÜ Rektörü olan Ural AKBULUT ve ismini hatırlayamadığı birkaç rektör ile birlikte o dönem MGK genel sekreteri olan Tuncer KILIÇ' la tam olarak hatırlayamadığı bir yerde görüştüklerini, burada tanıştığını, o günden sonra yüz yüze görüşmediklerini, bu görüşmedeki amaçlarının, YÖK Yasa Tasarısı ile ilgili kaygıları iletmek olduğunu,
Erol MANİSA'yı öncelikle basından ve kitaplarından daha sonra da İnönü Üniversitesi'nin açılış töreninde açılış dersi vermek üzere şuan hatırlayamadığı bir dönemde davet ettiğinden dolayı tanıdığını,
Mustafa Abbas YURTKURAN' ı aynı dönem rektörlük yaptığından ve rektörler kurulunda yer aldıklarından dolayı tanıdığını, ayrıca ADD genel merkezi yönetim kurulunda birlikte görev aldıklarını, bu vesileyle tanıdığını,
Rıza Ferit BERNAY'ı Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenci iken sınıf arkadaşı olduğu dönemden beri tanıdığını, daha sonra rektör olmasından ve ADD yönetim kurulunda yer almasından dolayı birlikteliklerinin olduğunu,
Osman Metin ÖZTÜRK' ü yine aynı dönem rektörlük yaptıklarından dolayı tanıdığını, Mehmet HABERAL'i üniversitede okurken hocası olduğundan dolayı tanıdığını, ayrıca aynı dönemde rektör olmalarından dolayı rektörler komitesinde de görev yaptıklarını, son 6,5 aydır da sahip olduğu Başkent Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştığını,
Türkan SAYLAN' ı Kardelen Projesi ile ilgili konuşmacı olarak İnönü Üniversitesi'ne davet ettiğini ve bu sebeple tanıdığını,
ERGENEKON isimli doküman ve içeriğinde geçen"ORGANİZASYON PLANI", "MERKEZ YÖNETİM", "KONTROL DAİRESİ" hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığını,
Soruşturma kapsamında bu güne kadar gözaltına alınan şüphelilerden Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Muzaffer TEKİN, Sevgi ERENEROL, Oktay YILDIRIM, Ümit OĞUZTAN, Doğu PERİNÇEK, Erkut ERSOY gibi şahıslardan da elde edilen LOBİ isimli doküman, Yine bu güne kadar gözaltına alman şüphelilerden Doğu PERİNÇEK ve Tuncay GÜNEY den elde edilen"DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE" isimli doküman ve Kuddusi OKKIR' dan elde edilen "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE ÖNERİLER" isimli dokümanlar hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığını,
 
"KARANLIK SAVAŞ KONSEPTİ 2", "MAFİA" "PANZEHİR" "21. YÜZYILDA CASUSLUK" "NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" "ULUSAL MEDYA 2001" "KANAL 6 ANALİZ" "TELEVİZYON ANALİZ" "DERGİ" "SECURITY A.Ş." "PROTOKOL A.Ş." "BİRLEŞİK KOMİN" "ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETİ" "GLADYO SANATÇILAR" "MİT MEDYA AJAN GAZETECİLER" "KEMALİST HAREKET" "DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ" "DİNAMİK ANTİ/TEZ" isimli dokümanlar hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,
Kuvvayi Milliye Derneği' ni basından tanıdığını, ÇYDD derneğini Türkan SAYLAN vasıtasıyla ve basından tanıdığını, ÇEV'in de kendisine hatırlayamadığı bir tarihte eğitime katkılarından dolayı İstanbul' da bir plaket verdiğini, ödüllerin verildiği törene hatırladığı kadarıyla emekli Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı KARADAYl'nın da katıldığını Törende plaket alan diğer şahısları hatırlamadığını,
SARIKIZ, AYIŞIĞI, YAKAMOZ ve ELDİVEN kod adlı darbe planlarını yine basından duyduğunu,
Ergenekon silahlı terör örgütü nün SARIKIZ isimli darbe planı kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında, dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener ERUYGUR başkanlığında, Rektörlerle bir toplantı düzenlendiği, bu toplantıda mevcut hükümetin icraatları ve irtica ile ilgili konuların konuşulduğu, toplantı sırasında 15-20 Rektörün KUBİLAY olmaya hazır olduklarını söylediği ve 25 Ekim günü Rektörler ve öğretim görevlilerinin Anıtkabire gitmesinin kararlaştırıldığının anlaşıldığı toplantılara katılıp katılmadığı şeklinde sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; Yukarıda bahsettiği gibi YÖK yasa tasarısından duyduğu rahatsızlıktan ve hükümetle olan irtibat kopukluğundan dolayı çekincelerini anlatmak için kendisi, Kemal ALEMDAROĞLU, Rıza Ferit BERNAY, Dokuz Eylül Rektörü Emin ALICI ve ismini hatırlayamadığı birkaç rektörle birlikte o dönemin Jandarma Genel Komutanı ile birlikte Ankara da Jandarma tesislerinde buluştuklarını, toplantıda ayrıca yaklaşık 8-10 tane jandarmadan generalin bulunduğunu, toplantının rektörlerin talebiyle gerçekleştiğin

Emniyet ifadesi
Susma hakkını kullanmıştır
Savcılık ifadesi
2000-2008 yılları arasında 19 Mayıs Üniversitesinin rektörü olarak görev yaptığını, halen aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak görevine devam ettiğini, Ergenekon soruşturması sebebiyle gözaltına alman ve tutuklanan şahıslardan Doğu PERİNÇEK'i medyadan tanıdığını, kendisi ile samimi olmadığını, Mehmet Şener ERUYGUR'u rektör olarak görev yaptığı dönemde Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde rektörlere verilen brifingte tanıdığını, ayrıca daha sonra ADD yönetiminde olması nedeniyle görüşmelerinin olduğunu, Hurşit TOLON'u Harp Akademilerinin düzenlediği bir kokteylde tanıştığını, yine Samsun'da bir konferans nedeniyle görüştüğünü, Fatih HİLMİOĞLU, Mustafa YURTKURAN, Osman ÖZTÜRK ve Mehmet HABERAL'ı rektör olmaları nedeniyle tanıdığını, Kemal GÜRÜZ ve Kemal ALEMDAROĞLU'nu tanıdığını, Ferit İLSEVER'i medyadan bildiğini ancak kendisi ile samimiyetinin olmadığını,
Ergenekon silahlı terör örgütü ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirilen dokümanlarla ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını,
Cumhuriyetçi Çalışma Grubu ve faaliyeti ile ilgili herhangi bir bilgi sahibi olmadığını, 2003-2004 yıllarında yapılması planlanan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından haberi olmadığını ancak o dönemde her Türk vatandaşı gibi bu tür çalışmaların yapıldığını hissettiğini, Silahlı Kuvvetlerin rahatsızlığını hissettiğini,
Soruşturma kapsamsında elde edilen dijital verilerin incelenmesi sonucunda Cumhuriyet Çalışma Grubunca 2003-2004 döneminde icra edilecek faaliyetler arasında Akademik faaliyetler kapsamında üniversite bilgilendirme çalışmalarına yönelik faaliyetler içerisine girildiği, kendisinin bu kapsamda faaliyetlerinin olup olmadığının sorulduğunda;
Jandarma Genel Komutanlığının o dönemde düzenlediği terör brifingine katıldığını, daha sonra yemeğe davet edildiğini, bu yemeğe de iştirak ettiğini,
Ergenekon silahlı terör örgütü nün Sarıkız isimli darbe planı kapsamında Jandarma Genel Komutanlığından dönemin Jandarma Komutanı Mehmet Şener ERUYGUR başkanlığında rektörlerle bir toplantı düzenlendiği, bu toplantıda mevcut hükümetin icraatları ve irtica ile ilgili konuların konuşulduğu, toplantı sırasında 15-20 rektörün Kubilay olmaya hazır olduklarını söylediği ve 25 Ekim günü rektörler ve öğretim görevlilerinin Anıtkabire gitmesinin kararlaştırıldığı, kendisinin bu toplantıya katılıp katılmadığı, hangi amaçla katıldığı, bu toplantıda hangi kararların alındığı sorulduğunda;
Kendisinin bu toplantıda bazı rektörlerin "biz Kubilay olmaya hazırız" şeklinde bir cümle sarf ettiğini hatırlamadığını, 9 Eylül üniversitesi rektörünün bu yönde bir demeci olduğunu, 25 Ekim 2003 tarihinde rektörler tarafından Anıtkabire bir yürüyüş düzenlendiğini, bu toplantının Jandarma Genel Komutanlığmdaki brifing sırasında kararlaştırılmadığını, zira o toplantıda bu mitingin konuşulması da mitingin daha önceden tertip edildiğini ortaya koyduğunu,
19 Ekim 2003 günü yapıldığı anlaşılan bu toplantıda alınan karar gereği 25 Ekim 2003 günü "Cumhuriyete Saygı Mitingi" adı altında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlendiği, bu yürüyüşe değişik illerden gelen rektörler, öğretim üyeleri ve öğrencilerin katılarak Anıtkabire yürüdükleri ve bu toplantı sırasında bazı üniversite öğrencilerinin "ORDU GÖREVE" pankartları taşıdıkları, gösteriye dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU ve YÖK başkanı Kemal GÜRÜZ'ün de katıldığının görüldüğü, bu husus kendisine sorulduğunda;
Kendisinin bu mitinge katıldığını, bu mitingin amacının o dönemin siyasal iktidarının hazırladığı YÖK yasa tasarısını protesto etme olduğunu, bu miting sırasında bazı öğrencilerin "ORDU GÖREVE" pankartı taşıdıklarım görünce bu şahıslara müdahale ettiklerini, sonradan yaptığı araştırmada bu şahısların Türk Solu dergisini çıkaran gruptan olduğunu tespit ettiğini, bu grupla ilgili olarak dekanları ve idari kademeyi uyardığını,
Yine aynı toplantıda alman kararlar doğrultusunda bazı üniversite rektörlerinin yürütme organı ilgili açıklamalar yaptığı, bu açıklamalarla kamuoyu oluşturarak planlanan darbenin zemininin oluşmasını hedeflediklerinin anlaşıldığı, bu doğrultuda şüpheliye yukarıda belirtilen hususlarda açıklamada bulunup bulunmadığı sorulduğunda;
Kendisinin o dönemde hazırlanan YÖK yasa tasarısı ile ilgili açıklamalar yaptığını, ancak açıklamalarının alman bir karar doğrultusunda değil kendi görüşü doğrultusunda olduğunu, bu açıklamanın darbe faaliyeti veya onu destekleyici yönde olmadığını,
Bazı sanıklardan elde edilen örgütsel dokümanlarda Ergenekon silahlı terör örgütü nün üniversitelerde yapılanmaya çalıştığı, bir çok öğretim görevlisiyle ilişki içerisinde olduğunun görüldüğü, kendisine bu hususlar sorulduğunda;
Bahsedilen örgütsel dokümanlardan bilgisinin olmadığını, ilk defa sorgusu sırasında bunları duyduğunu, rektör olarak görev yaptığı dönemde üniversitesinde bu tür öğrenci eylemleri ve faaliyetlerinin olmadığını, gerilimlerin olduğu bir dönemin yaşanmadığını,
Sanık Mehmet Şener ERUYGUR'dan elde edilen dijital deliller ile dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden ÖRNEK'e ait olduğu anlaşılan günlükler üzerinde yapılan incelemede;
16 Mart 2004 günü yapılanların anlatıldığı günlükte "10:45 am. - 11:45 am.- Sayın Genel Kurmay Başkanını Ziyaret" alt başlığı altında dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK'ün Mehmet Şener ERUYGUR ile ilgili olarak "...bütün belgeler elimde bunları devletin arşivlerine geçireceğim bu tarihi bir görevdir. Şener'in yaptıkları yetkisini aşmaktır. Kendi tesislerinde eski Meclis Başkanı ve rektörler ile görüşme yapmış, bunları nasıl yapar... " şeklinde beyanları olduğunun görüldüğü,
Şüpheliye Mehmet Şener ERUYGUR'un rektörler ile yaptığı, toplantılarla ilgili bilgisi olup olmadığı, bu toplantıya katılıp katılmadığı, bu toplantılarda ne tür kararlar alındığı hususu sorulduğunda;
Kendisinin Jandarma Genel Komutanlığı bünyesindeki brifingin Genel Kurmay Başkanının bilgisi dışında yapıldığını bilmediğini, ancak bu brifinge yaklaşık 10-12 rektörün davet edildiğini, daha sonradan başka rektörlerin davet edilip edilmediğini bilmediğini,
Mehmet Şener ERUYGUR'un genel başkanlığını yaptığı ADD genel merkezinde ele geçirilen 7 nolu CD içerisinde "Jandarma Genel Komutanlığının Brifingi.doc" isimli dosyada toplantıya katılanlar ve toplantıya katılan rektörler tarafından gündeme getirilen konuların yazılı olduğu,
Katılan rektörler başlığı altında, İstanbul Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Erzurum Üniversitesi, Malatya Üniversitesi, Trabzon Üniversitesi, Samsun Üniversitesi ibarelerinin bulunduğunun tespit edildiği hususu sorulduğunda,
Jandarma Genel Komutanlığında düzenlenen bu brifinge Kemal ALEMDAROGLU ve Fatih HİLMİOĞLU'nun katıldığını hatırladığını, diğer kişileri hatırlamadığını, brifingin rütbeli bir askeri personel tarafından verildiğini, Şener ERUYGUR'un da kendileri ile birlikte brifingi dinlediğini, brifinge çağırılan rektörlerin toplantıyı organize edenlerin güven duyduğu kişiler olduğunu, özellikle irticai faaliyetlerin yoğun olduğu bölgelerin rektörlerinin davet edildiğini düşündüğünü,
Aynı belgede "yemekte rektörler tarafından gündeme getirilen konular" başlığı altında özetle;
"28 Şubat kararlarına ne oldu, tam bir kaos var, niye geri adım atıldı, şimdi yeni zihniyet hükümetin yanlış uygulamalarını takip edelim, ikaz edelim şeklinde, 28 Şubat sonrası çıkarılan kararlar var 18 civarında, sadece 8 yıllık öğretim uygulanıyor, onu da kadük etmeye çalışıyorlar neden o kararların üzerine gidilmiyor" şeklinde konuşmaların yapıldığının tespit edildiği, bu hususlar şüpheliye sorulduğunda;
Bu toplantıda büyük bir masa etrafında toplanmış kişilerin kendi aralarında küçük gruplar halinde konuşmalar yaptığını, bu toplantıda herkesin irticai yapılanmalar ile ilgili şikayetlerinin ve çözüm önerileri olduğunu, kendisinin de bu konuya ilişkin hususları gündeme getirdiğini,
Aynı belgede "yemekte rektörler tarafından gündeme getirilen konular" başlığı altında
özetle;
"Yeni ve önemli bir döneme giriyoruz, üniversiteler açılıyor, bu dönemde gözümüzü karartmalıyız, bu sene İstanbul Üniversitesine  11.000 başvuru oldu,  170 tanede türbanlı
başvurdu, üniversiteler ve ordu gibi zinde ve Atatürkçü kurum ve kuruluşlar bir araya gelmeli, ciddi bir çalışma programı yaparak birleşmeli ve planlı faaliyetleri uygulamalıyız." şeklinde konuşmaların yapıldığının tespit edildiği, bu konuşmalarla ilgili sorulduğunda;
Bu konuşmanın kim tarafından yapıldığını bilmediğini, ancak İstanbul Üniversitesi ile ilgili bir konu olduğu için Kemal ALEMDAROGLU'nun bu konuyu gündeme getirmiş olabileceğini, Aynı belgede "yemekte rektörler tarafından gündeme getirilen konular" başlığı altında özetle;
"Üç kuvvet komutanı, Jandarma ve Genel Kurmay Başkanı büyük bir güç, Atatürkçü Düşünce Derneği ile bazı sivil toplum örgütleri bazı şeyler yapmalı, biz Atatürkçü devrimci rektörler olarak mücadeleye hazırız, bu mücadelede herkesin ışığı önemli, eğer idari yapı bu şekilde devam ederse sonumuz kötü, Türk halkı kadar dedikodudan ve günlük olaylardan etkilenen bir halk dünyada yok, örneğin İsveç'de dışişleri bakanı öldürüldü ve bizim köşe yazarları İsveç Euro'ya geçer zira öldürülen bakan Euro'yu savunuyordu dediler. Ama halk euroyo geçmedi. Türk halkı değişik güce tapıyor, bizim gözümüz kara, ordu bir güç, üniversiteler bir güç, birbirimizi korumalı ve CHP'yi ne olursa olsun yanımıza çekmeliyiz. Türkiye'nin geleceğini beraber çizmeli ve müttefiklerimizin adedini arttırmalıyız. Basın CHP'yi duyurmuyor onlar ne yapsın" şeklindeki konuşmalarla ilgili hususlar sorulduğunda;
Bu konuşmayı hatırlamadığını ve bu konuşmanın kendisi tarafından yapılmadığını, zira ikili üçlü gruplar halinde konuşulduğunu, bu konuşmanın bu gruplarda bulunan rektörlerden biri tarafından yapılmış olabileceğini,
Aynı belgede "yemekte rektörler tarafından gündeme getirilen konular" başlığı altında özetle;
"25 Ekimde rektörler ve öğretim üyeleri Anıtkabire geleceğiz bizlerle beraber bize destek veren kurumlarda gelmeli, TSK ile beraber o

Emniyet ifadesi
1948 yılında Trabzon'da doğduğunu, 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdiğini, 1973' ten beri Uludağ Üniversitesinde değişik kademelerde öğretim üyeliği ve doktorluk, 2000 yılı ile 2008 yılları arasında bu üniversitede sekiz yıl rektörlük yaptığını, halen bu üniversitede öğretim üyesi olarak çalıştığını , mesleği ile ilgili bir çok bilimsel dernek üyeliklerinin olduğunu, ayrıca Bursa Böbrek Vakfı başkanı olduğunu, yaklaşık dört aydan beri, yani Genel Başkanlığını Mehmet Şener ERUYGUR'un gözaltına alınmasından sonra Atatürkçü Düşünce Derneğinin Genel Yönetim Kurulu tarafından bu derneğin Başkan Vekilliğine seçildiğini, halen bu görevi yapmakta olduğunu, yasadışı Ergenekon silahlı terör örgütü nün üyesi olmadığını, bu örgütün hiçbir faaliyetine katılmadığını, herhangi bir görev almadığını, bu örgütle hiçbir ilişkisinin olmadığını, bu örgütün varlığını basından öğrendiğini,
0532 616 86 56 nolu cep telefonunu ve mayurtkuran@uludag.edu.tr. e-mail adresini kullanmakta olduğunu,
Ergenekon şüphelilerinden Tuncay ÖZKAN' ı, 2007 veya 2008 yılı içerisinde Uludağ Üniversitesi öğrencilerinin her yıl yaptıkları anketler sonucunda medya mensuplarına vermiş oldukları ödüllerden dolayı rektörlüğünü yaptığı üniversiteye geldiğinde tanıdığını, bu tanışmadan sonraki bir tarihte üniversiteye ziyaretine geldiğini, bu ziyaretinde Atatürkçü Düşünce Derneğinin Genel Başkanlığını yapan Mehmet Şener ERUYGUR'un asker kökenli olduğunu , başkanlığını yaptığı derneğinde sivil, toplum kuruluşu olduğundan bu derneğin başkanlığını bırakması gerektiğini söylediğini , kendisi ile görüştüğünü onun da başkanlığı kendisinin yapmasını istediğini  ancak  Tuncay   ÖZKAN'ın parti  kurmak  istediğinden  bu derneğin başkanlığını yapmayacağını kendisinin aday olması durumunda kendisini destekleyeceğini söylediğini, rektör olduğu için bu başkanlık teklifini uygun görmediğini, İlerleyen tarihlerde birkaç kez telefonda görüştüğünü, Tuncay ÖZKAN'in kendisine yapmış olduğu tekliften dolayı birkaç sefer de İlker GÜVEN ve Mehmet Şener ERUYGUR' la dernek başkanlığı konusunda telefonla görüştüğünü, bir sefer de Mehmet Şener ERUYGUR' la İstanbul'daki evinde görüştüğünü, Tuncay ÖZKAN'm kendisine getirmiş olduğu tekliften kendi adamlarını kim aday olursa olsun Genel Yönetim Kurulu' na seçtirmek istediğini anladığını,
Mehmet Şener ERUYGUR' u 2001 yılında yeni rektör olduğu dönemde İlker GÜVEN' in Uludağ'da bir kafede verdiği eşli bir yemekte tanıdığını, o zaman Mehmet Şener ERUYGUR'un Kara Kuvvetleri Komutanlığının Kurmay Başkanı olduğunu, o yemekte şu an hatırlayamadığı 10 kadar kişinin eşleri ile birlikte olduğunu, burada kendisi ile tanıştığını, bu tanışmasından sonra Jandarma Genel Komutanı olduğunda kendisine tebrik yazdığını, bilahare Bursa'ya geldiğinde Bursa Orduevinde Bursa A Protokolüne yemek verdiğini, kendisinin bu yemeğe rektör olarak katıldığını, bir kez de dönemin Bursa Valisi ile birlikte rektörlüğü ziyarete geldiklerini, sonraki tarihlerde rektör olarak Ankara'ya gittiğinde kendi makamında Şener ERUYGUR' u iki kez ziyaret ettiğini, Mehmet Şener ERUYGUR emekli olduktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanlığına aday olduğunu, kendisine de Genel Yönetim Kurulunda görev almasını teklif ettiğini, kendisinin bu teklifi kabul ederek seçimlerde aday olduğunu ve 1 yıl kadar Yönetim Kurulu üyeliği yaptığını, Mehmet Şener ERUYGUR'un adaylığına karşı olduğunu, Sabih KANADOĞLU'nun başkanlık yapmasını istediğini, ancak Sabih KANADOĞLU başkanlığı kabul etmeyince mevcut adaylar arasında Mehmet Şener ERUYGUR'un Atatürkçü Düşünce Derneği başkanlığını desteklediğini, Mehmet Şener ERUYGUR ile dernek faaliyetleri ve sonradan yazlık yapılması için mevcut bir kooperatifte komşu olduklarını bu sebeplerden dolayı kendisi ile birçok kez yüz yüze ve telefon ile görüştüğünü, gözaltına alındıktan sonra rahatsızlandığında Kocaeli' nde ve İstanbul Gülhane' de kendisini ziyarete gittiğini, bu görüşmelerinin halen devam etmekte olduğunu, Ahmet Hurşit TOLON' u 1. Ordu Komutanı olarak tanıdığını, bu görevinde iken bir kez makamında ziyaret ettiğini, emekli olduktan sonra Uludağ Üniversitesi öğrencilerinin daveti ile Bursa'ya konferans vermeye geldiğinde konferansına katıldığını ve görüştüğünü, bir kez de Genelkurmay Başkanlığının düzenlediği bir uluslararası kongrede Harp Akademilerinde kongre üyesi olarak bulunduğunu, kongrenin konusunun Ortadoğu'nun uluslararası güvenliği olduğunu, bu konferansta bir çok Nato üyesi ülkeden konferansçı olduğunu, bu görüşmeden sonra tahliye edildikten sonra geçmiş olsun dileklerini iletmek için telefonla görüştüğünü,
İlker GÜVEN ile arkadaşının şirketinde çalıştığı dönemde tanıştığını, bu kişi vasıtasıyla oluşan ailece görüşmelerinin olduğunu, arkadaşlıklarının halen devam etmekte olduğunu, kendisi ile Atatürkçü Düşünce Derneği içerisindeki faaliyetlerinden dolayı görüştüklerini, Birol BAŞARAN isimli şahsı şahsen tanımadığını, ancak Atatürkçü Düşünce Derneği Kadıköy Şubesindeki görev sırasında kendisi hakkında oluşan bir takım olumsuzluklardan dolayı Başkan vekilliği döneminde hakkında soruşturma kararı verdirdiğini, onun da bu karardan dolayı dernek üyeliğinden istifa ettiğini, Levent ERSÖZ ile Bursa Jandarma Bölge komutanı olarak tayin edildiğinde protokol ve görev görüşmeleri dolayısı ile tanıştığını, Mehmet Şener ERUYGUR Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde kendisini ziyarete gittiğinde 2 kez de Levent ERSÖZ' ü de makamında ziyaret ettiğini, bir sefer de Levent ERSÖZ'ün Bilecik Jandarma Okul Komutanı iken kendi birliğinden bir askerin kendi kızma talip olmasından dolayı kızını isteyen askerin kötü alışkanlıklarının olup olmadığını öğrenmek ve araştırmak için kendisini ziyarete gittiğini, bir seferde Bursa valisinin Uşak' a tayin olmasından sonra Bursa' da ve Eskişehir de birlikte çalışmış olduğu protokol erkânını yemeğe davet ettiğinde Levent ERSÖZ'ün de Bilecik' ten geldiğini, burada da kendisi ile görüştüğünü, zaman zaman telefon ile de görüştüklerini, Kemal Yalçın ALEMDAROĞLU' nu rektörlüğü döneminden tanıdığını, tanışıklığının Üniversiteler Arası Kurul toplantıları ve YÖK' te yapılan toplantılardan kaynaklandığını, İlhan SELÇUK' u Uludağ Üniversitesine gelen konferansçılardan biri olarak tanıdığını, bir defa Bursa' da Üniversite olarak konferans nedeniyle kendisine yemek verdiklerini, bir defa da 2004 yılında Ankara Atatürkçü Düşünce Derneğinin yapmış olduğu bir panelde o zamanki başkan Ertuğrul KAZANCI'nın daveti üzerine vermiş olduğu konferanstan sonra gitmiş oldukları Kent Oteldeki yemekte görüştüklerini, 2 defada ameliyat olduğunda kendisinin röportaj için İstanbul da bulunan Cumhuriyet Gazetesine geldiğinde kendisini ziyaret ettiğini, zaman zaman telefon ile görüştüklerini, Mustafa Ali BALBAY ile çeşitli toplantı ve konferanslarda 2 veya 3 kez görüştüğünü, bir sefer de Mehmet Şener ERUYGUR'un Jandarma Genel Komutanlığının misafirhanesinde vermiş olduğu akşam yemeğinde görüştüklerini, ancak bir samimiyetlerinin olmadığını,
Kemal GÜRÜZ' ü YÖK başkanı olmasından ve kendisinin de aynı dönemde rektör olmasından dolayı tanıdığını,   kendisi ile arkadaşlıklarının geliştiğini,   emekli olduktan sonra bir iki sefer rektörlüğünü yaptığı Uludağ Üniversitesine konferansa ve ziyarete geldiğini, dostluklarının ve arkadaşlıklarının devam ettiği sırada 2008 yılı içerisinde şu andaki YÖK Başkanı Yusuf Ziya ÖZCAN'm kendisinden milletvekili adayı olup kazanamayan bir profesörü YÖK üyeliğine aday göstermesini istediğini, kendisinin de prensip olarak YÖK Başkanlarının istedikleri ekip ile çalışmalarının uygun olacağını ve Yusuf Ziya ÖZCAN'm önerdiği aday hakkında da çok müspet kanaati olduğu için resmen YÖK üyeliğine aday gösterdiğini, bundan dolayı   Kemal   GÜRÜZ   ile   aralarının   açıldığını,   eşinin   rektörlüğüne   karşı   çıktıklarını, dostluklarının bozulduğunu, Tuncer KILINÇ ile MGK Genel Sekreterliğinden tanıştığını,   bir seferde Cumhurbaşkanının annesinin vefat ettiği gün Afyon' a gittiğinde cenaze namazında karşılaştıklarını, aynı günü Atatürkçü Düşünce Derneği Afyon Şubesinin toplantısında birlikte panelistlik   yaptıklarını,   bir   seferde   Uludağ   Üniversitesi   öğrencilerinin   daveti   üzerine üniversiteye   geldiğinde  kendisi   ile   görüştüğünü,   Fatih  HİLMİOĞLU'nu  Malatya  İnönü Üniversitesi Rektörlüğü döneminden tanıdığını,    bir dönem yani 2 yıl Atatürkçü Düşünce Derneğinde  Genel  Yönetim  Kurulu  üyeliğinden  dolayı  beraber  olduklarını,  Rıza  Ferit BERNAY' ı  rektör   olmasından   dolayı   tanıdığını, aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneğinde 2 yıl beraber Genel Yönetim Kurulunda çalıştıklarını, Osman Metin ÖZTÜRK' ü Rektör olmasından dolayı tanıdığını, bir seferde Rektörlüğünü yaptığı Giresun Üniversitesine konferans vermeye gittiğini, Mehmet HABERAL' ı Rektör olmasından ve mesleklerinde büyüğü olmasından dolayı tanıdığını, Türkan SAYLAN' ı YÖK üyesi olduğundan dolayı tanıdığını,    Bursa'da bulunan Çağdaş Eğitim Kooperatifinin kendilerine verdikleri Eğitime Katkı Ödüllerinden dolayı tanışıklarının olduğunu, YÖK üyeliği sırasında da o zamanki YÖK Başkanı Erdoğan TEZİÇ ile aralarında çıkan bir takım problemler nedeniyle Türkan SAYLAN ile telefon görüşmelerinin ve yazışmalarının olduğunu,    bu yazışmaların AKP Hükümeti tarafından  çıkarılmaya  çalışılan  YÖK  Yasası  hazırlıklarında  Üniversiteler  Arası   Kurul tarafından görevlendirilmesi ve bu tasarı çalışmasında bir buçuk yıl hükümet üyeleri ile görev yapmasından, dolayısı ile ve söz konusu yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi üzerine Erdoğan TEZİÇ' in bu yasanın çıkmasını istemediğinden ve bundan dolayı   kendisini   dışlamasından   kaynaklandığını,   Ergenekon   dokümanlarından   haberinin olmadığını, Ergenekon'u ilk defa basından duyduğunu, şüpheli Doğu PERİNÇEK ve İlhan SELÇUK'tan el konulan dokümanlar arasında, "Milli Hükümet'" projesiyle ilgili çalışmaların bulunduğu dokümanlar hakkında bilgisi sorulduğunda; Hiçbir bilgisinin olmadığını, ancak hatırladığı kadarıyla 2008 yılının ilk aylarında 

Emniyet ifadesi
Meslek hayatı boyuncu üniversitelerde görev yaptığını, üniversiteden izinli olarak TÜBİTAK başkanlığı ve Birleşmiş Milletler Sinayi Kalkınma örgütünde görev aldığını, 1985-1990 yıllarında Karadeniz Teknik Üniversitesi rektörlüğü, 1995-2003 yılları arasında da YÖK başkanlığı görevinde bulunduğunu, 
Kemal ALEMDAROĞLU'nu ilk defa Karadeniz Teknik Üniversitesi rektörü olduğu dönemde Trabzon lisesi 100. yılı münasebetiyle yapılan toplantıda tanıdığını, Kemal ALEMDAROĞLU  İstanbul  Üniversitesi  rektörü  olarak  atandıktan  sonra  da  aralarındaki mesleki ilişkinin sürdüğünü, bunun dışında hiçbir ilişkisi olmadığını, YÖK başkanlığı görevinde bulunduğu dönem de Kemal ALEMDAROĞLU'nun iki defa rektör olarak seçilip atandığını, bu atamalarda hiçbir müdahalesi olmadığını,
Mehmet Şener ERUYGUR' u YÖK başkanı iken tanıdığını, hatırladığı kadarıyla M. Şener ERUYGUR'un Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı görevlerinde bulunduğunu, görevi gereği tanıştığını, bir veya iki defa konuştuğunu, Ankara da 2007 yılında düzenlenen Cumhuriyet Mitinginde karşılaşıp tokalaştıklarını, bundan sonra hatırladığı tek telefon görüşmesinin, Atatürkçü Düşünce Derneği başkan yardımcısı ve Uludağ Üniversitesi rektörü olan Mustafa YURTKURAN'ın eşinin kendisinden sonra rektör olabilmesi için uygunsuz iki yüzlü davranış içinde olduğunu üzülerek öğrendiğini, Şener ERUYGUR'un telefonunu Prof. Dr. Alparlan IŞIKLI' dan alarak bu durumu Şener ERUYGUR'a ADD başkanı olduğu ve Mustafa YURTKURAN ile birlikte çalıştığı için bildirdiğini, hatırladığı kadarıyla Şener ERUYGUR'la tüm telefon görüşmesinin bundan ibaret olduğunu, kendisinin ADD üyesi olmadığını,
Ahmet Hurşit TOLON ile YÖK başkanlığı döneminde görevi icabı tanıştığını, YÖK başkanı olarak İzmir'i ziyaret ettiğinde Ege Ordu Komutanı olarak nezaket ziyaretinde bulunduğunu, zaman zaman resmi davetler de karşılaştıklarını, daha sonra YÖK başkanlığından ayrıldıktan sonra Urfa Harran üniversitesi eski rektörü Uğur B.'nin Ankara' daki evinde bir aile toplantısında görüştüklerini, Hurşit TOLON ile bundan başka ilişkisinin olmadığını,
Mustafa Ali BALBAY'ı YÖK başkanı olduğu dönemde gazeteci olarak tanıdığını, Mustafa BALBAY ile Mustafa YURTKURAN'ın rektörlük seçimi konusunu konuşup gazete de yazmasını istediğini, ayrıca aynı görüşmede Cumhuriyet gazetesinin kuruluş yıldönümü kokteyline davet edilmediği için sitemde bulunduğunu, Cumhuriyet Gazetesi okuru olmadığını, Atatürkçü düşüncesinin Cumhuriyet gazetesi ve ADD doğrultusunda olmadığını,
Sinan AYGÜN'ü YÖK başkanı sıfatıyla tanıdığını, Abbas G.'nin Tekirdağ da yaptığı bir programa ayrı ayrı davet edilerek katıldıklarını, bu programın sonucunda İstanbul'a aynı oto ile beraber döndüklerini,
Tuncay ÖZKAN' ı Tübitak başkanı olduğu 1990-92 yılları arasında Tuncay ÖZKAN'ın eşinin TÜBİTAK da çalışması ve Cumhuriyet gazetesi muhabiri olması nedeniyle tanıdığını, herhangi bir ilişkileri olmadığını, zaman zaman karşılaştıklarını,
Adil Serdar SAÇAN ile bir defa Türk milli eğitim sistemi üzerine yayınlanan kitabıyla ilgili Yeditepe üniversitesinde verdiği konferans da, Yeditepe üniversitesi öğretim görevlisi sıfatıyla Adil Serdar SAÇAN'ın kendisine soru sorduğunu, başka herhangi bir ilişkisi olmadığını,
Tunçer KILINÇ'ı YÖK başkanı olduğu dönemde görevi gereği tanıdığını, Bedrettin DALAN'ı YÖK başkanı olduktan sonra Yeditepe Üniversitesi mütevelli heyet başkanı olduğu için iyi tanıdığını, arkadaş ve dost ilişkileri olduğunu,  bunun haricinde başka bir ilişkisi olmadığını,
Ergenekon silahlı terör örgütü nün adını operasyonlar başladığında basından duyduğunu, başkaca hiçbir ilişkisinin olmadığını, faaliyetleri hakkında da bilgisinin olmadığını, örgüte ait Ergenekon, Lobi ve Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine isimli dokümanlar hakkında bir bilgisi olmadığını, tüm askeri darbeler ve devlet içinde çete oluşumlarına şiddetle karşı olduğunu, Doğu PERİNÇEK ve Veli KÜÇÜK ile hiçbir zaman görüşmediğini, bir araya gelmediğini,
Sanık Veli KÜÇÜK' ün ikametinde yapılan aramada ele geçirilen, kendisinin Yök Başkanlığı Dönemine ait, üzerinde imzası bulunan 15 Kasım 1996 tarihli Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Servet ARMAĞAN hakkında yüksek Disiplin Kurulu kararı ile ilgili olarak; bu belgeyi kendisinin vermediğini,
İşçi Partisi İstanbul İl Başkanlığında yapılan aramada ele geçirilen İşçi Partisi Genel
Başkanı Doğu PERİNÇEK tarafından kendisine hitaben yazılmış mektup ile ilgili olarak; Doğu
PERİNÇEK'den bu şekilde bir mektup geldiğini hatırlamadığını, geldiyse bile ciddiye
almadığını,
Tape No:3804, 22.12.2007 tarihinde Kemal ALEMDAROĞLU ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; Kemal ALEMDAROĞLU'nun rektörlük görevinden alınmasının haksız ve hukuka uygun olmayan bir uygulama olduğunu, görüşmede Kemal ALEMDAROGLU'nun mahkeme de yapacağı müdafaa ile ilgili girişimlerde bilgi desteği sağladığını,
22.09.2004 tarihinde Kemal ALEMDAROĞLU' nun İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü görevinden alınması sonrası rektörlüğe geri dönebilmesi için Danıştay'a başvurusu ile ilgili olarak; Kemal ALEMDAROĞLU' nun rektör olarak icraatlarının genel hatları itibarıyla 2547 Yüksek Öğretim Kanunun temel ilkelerine ve çağdaş yüksek öğretim anlayışına uygun olduğunu, Kemal ALEMDAROĞLU' na bu konuda bilgi desteği sağlamayı uygun gördüğünü, bu konuyla ilgili herhangi bir mahkemenin herhangi bir üyesiyle görüşmesi olmadığını ve bu konuda girişimde bulunmadığını,
Tape No: 3698, 28.12.007 tarihinde Kemal ALEMDAROĞLU ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; Kemal ALEMDAROGLU'nun görevden alınması ile ilgili davanın görüldüğü Danıştay üyeleriyle herhangi bir görüşme, temas ve girişiminin olmadığını,
Tape No:3702, 29.12.007 tarihinde Kemal ALEMDAROĞLU ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; Rüştü A.'nın Danıştay 8. Dairesinin eski başkanlarından biri olduğunu, YÖK başkanı olduğu dönemde YÖK ile ilgili davalar münasebetiyle bu şahsı tanıdığını, emekli olunca dostluk ilişkilerinin devam ettiğini, Kemal ALEMDAROĞLU' nun ne gibi hukuki haklara sahip olduğu konusunda Rüştü A.'dan bilgi aldığını ve bu bilgileri Kemal ALEMDAROĞLU' na ilettiğini,
Tape No:4367, 03.03.2008 tarihinde M. Şener ERUYGUR ile Mustafa YURTKURAN arasında yaptıkları telefon görüşmesiyle ilgili olarak; Mustafa YURTKURAN'in kendisi ile birlikte olduğu bir esnada müsaade isteyip Şener ERUYGUR ile telefon görüşmesi yaptığını, kendisinin de saygılarını iletmesini istediğini,
ADD tarafından düzenlenen mitingde rol almadığını, sadece izleyici olarak katıldığını, Şener ERUYGUR' dan da bu şekilde bir talimat almadığını, hatta hiç konuşmadığını,
Cumhuriyet mitinglerine katılarak "ORDU GÖREVE" pankartları altında Kemal ALEMDAROĞLU ile birlikte yer aldıkları görüntülerle ilgili olarak; söz konusu miting de hiçbir rolünün olmadığını, bu pankartı bir gün sonra gazete de gördüğünü,
Tape No:8936, 17.05.2008 tarihinde Mehmet A. B. ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; YÖK başkanı olduğu dönemde Mehmet A. B.'nin Cumhurbaşkanlığı uluslar arası ilişkiler danışmanı olduğunu, dost olduklarını, görüşmede memleket meseleleri üzerinde izlenimlerini ve görüşlerini paylaşıp kanaatlerini birbirlerine açıkladıklarını,
Tape No:8944, 22.05.2008 tarihinde Mustafa YURTKURAN ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; YÖK başkanlığından ayrıldıktan sonra Yüksek Öğretim ve Milli Eğitim üzerinde biri ABD de biri İtalya da ikisi Türkiye de dört (4) tane kitap yayınladığını, yegâne uğraş alanının yüksek öğrenim bilim ve teknoloji ve eğitim olduğunu, yapılan bu görüşmenin bu çerçevede değerlendirilmesini, bu sözleri üniversiteler ve yargı anlamında söylemiş olabileceğini, askeri darbelerin ülkeye hiçbir yarar getirmediği düşüncesine kanıt olarak değerlendirilmesini istediğini, burada savaşı mecazi anlamda söylediğini, fikirlerini, görüşlerini açıklayarak demokrasinin evrensel normlarına katkıda bulunmasını kast ettiğini,
Atatürkçü Düşünce Derneği üyelerinin ve Tuncay ÖZKAN'm vermiş oldukları mücadeleden kastının, bütün yaptıkları mitingler, organizasyonlar, açıklamalar ve söylemlerinin olduğunu,
Türk yüksek öğretim sistemi, anayasanın 130. ve 131. ve 2547 sayılı yüksek öğretim kanunu 4 ve 5. maddelerinde açıkça ifade edildiği üzere evrensel bilimsel normlar ve laiklik ve üniter devlet yapısı başta olmak üzere Atatürk İlkeleri doğrultusunda şekülendirildiğini, YÖK başkanı olarak daima bu doğrultuda icraat yaptığını,
Tape No:8966, 01.07.2008 tarihinde Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; görüşmeyi yaptığı kişinin dostu olan ve 1996 yılında YÖK'e üye olarak atanan emekli Hava Korgeneral Erdoğan Ö. olduğunu, görüşmede Ahmet Hurşit TOLON ile ilgili sözlerinin tanıyan bir kişi olarak üzüntü ifadesi olduğunu, Erzurum Atatürk Üniversitesinde çok ciddi bir radikal dinci akım bulunduğunu, YÖK başkanlığı döneminde bu üniversitedeki yapının büyük ölçüde değiştirildiğini, "eski ekip" diye kast ettiğinin radikal dinci gruplar olduğunu,
Tape No:8972, 09.07.2008 tarihinde Ahmet A. ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; Ahmet A.'nm rektör arkadaşı olduğunu, görüşmede bahsettiği kişinin Hilmi Ö. olduğunu, O beyanatı fevkalede yadırgadığını,
Tape No:8974, 12.07.2008 tarihinde Öner ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; görüşmeyi yaptığı kişiyi hatırlamadığını, memleket meseleleriyle yakından ilgilendiği için önemli olaylar hakkında izlenimlerine dayalı bir kanaati olduğunu, YÖK başkanlarını zavallı olarak görmesinin sebebinin ise yüksek öğretim sistemi yönetimi konusunda yaptıkları yanlış uygulamalar olduğunu, konuştuğu kişinin YÖK eski genel sekreter yardımcısı ve hukuk müşaviri Hasan S. olduğunu, görüşmede Yüksek Öğretim Kurulundaki uygulamalar hakkında mecazi anlamda bir görüş bildirdiğini, YÖK yönetimi ile ilgili hiçbir plan ve beklentisinin olmadığını,
Tape No:9878, 17.07.2008 tarihinde Barboros ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak; görüşmeyi yaptığı kişinin Yüksek Öğrenim Kurulunda yürütme kurulu üyesi olarak görev yapmış yakın arkadaşı Barbaros D. olduğunu, görüşmenin iki ark

Emniyet ifadesi
Emniyet ifadesi alınmamıştır. Savcılık ifadesi
Soruşturma kapsamında var olduğu ifade edilen örgütsel dokümanların içeriğini ve kimler tarafından hazırlandığım bilmediğini, yalnızca medyada yer alan ve kendi isminin geçtiği Karargah Evleri isimli dokümanı 30.03.2008 tarihinde yakınlarının uyarısı üzerine Radikal gazetesinin internet sayfasında gördüğünü, bu belge nedeniyle görev yaptığı Komutanlığa 31.03.2008 tarihinde dilekçe vererek hakkında bu iftirayı yayanların tespit edilmesini ve işlem yapılmasını talep ettiğini, bu başvuru üzerine Hava Kuvvetleri Komutanlığından kendisine olayın soruşturulduğunu, kendisinin de yasal haklarını tazminat davası yönünde kullanabileceği şeklinde bir cevap ulaştığını, daha sonra 18 yada 19 Temmuz 2008 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığının internet sitesinde bu konu ile ilgili bir açıklama yapıldığını, bu açıklamada Hava Kuvvetlerinde görevli subaylarla ilgili olarak soruşturma yapıldığını ancak bu soruşturmanın Ergenekon soruşturması ile bir ilgisinin bulunmadığının ifade edildiğini, kendisinin görev yaptığı birliğinde daha pasif bir göreve atandığını, bu atamanın haksız olduğunu düşündüğünden Askeri Yüksek İdari Mahkemesine atamanın iptali ile ilgili dava açtığını, sonuç olarak bu iptal davasının aleyhine sonuçlandığını,
Yaşadığı haksızlıkları değişik basın organlarına mektup yazarak ayrıca MİT Başkanlığına başvurarak ifade etmeyi düşündüğünü, ancak üzerinde resmi üniforma bulunduğu için bunların hiç birisini yapmadığını, emekli olduktan sonra başvuruda bulunmayı daha uygun gördüğünü, evinde bulunan taslak halindeki mektubun bununla ilgili olduğunu,
"İP/Karargah Evleri" başlıklı 5 sayfalık MİT belgesini yargılaması devam eden davanın 441. Klasöründen internet yoluyla temin ettiğini,
"İP/Karargah Evleri" isimli belgede geçen isimler kendisine tek tek okunup sorulduğunda; kendisine okunan şahıslardan Harp Akademisi başlığı altındaki Yavuz GÖKER'in kendisinden kıdemli olan öğretim başkanı olduğunu, kendisinin aynı tarihte Hava Harp Akademisinde Harp Tarihi Strateji Ana Bilim Dalı Başkanı olduğunu, Turan TOKER'in de kendisi gibi öğretim elemanı olduğunu, Fırat KAYMAKÇIOĞLU'nun Harp Akademisinde plan şubesinde görevli binbaşı, Hasan Günay AKTAŞ, Osman ŞEN, Mahmut Melih BAŞDEMİR, Y. Selim ÖZMEN'in kendilerinin öğrencileri olduklarını, Turan KEMAL isminde bir öğrencilerinin olduğunu, o bölümde ismi geçen Rıza OKUR isimli şahsı tanımadığını, ayrıca aynı şemada adı olan Albay Sinan KESİCİ'nin kendisinin Harp okulunda öğrenci olduğu dönemde kendisinden iki yıl sonra gelen bir öğrenci arkadaşı olduğunu, İ. Yaşar HACISALİHOĞLU'nun o tarihte İstanbul Üniversitesinin hocası olduğunu, kendisinin Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptığı dönemde üniversiteden akademideki öğrencilere strateji, uluslararası ilişkiler konusunda ders verdiğini, Yaşar HACISALİHOĞLU'nun o tarihte doçent olduğunu, kendisinin öğrenci olduğu dönemde de akademide derslere girdiğini, kendisini bu nedenle tanıdığını, sadece bu kişileri tanıdığını, diğer şahısların hiç birisini tanımadığını ve hiçbiri ile hiçbir şekilde ilişkisinin olmadığını, bu belgenin medyada yer aldıktan sonra M. Bora PERİNÇEK'in bir basın açıklaması ile belgenin içeriğini yalanladığını ve kendisini tanımadığını beyan ettiğini, ayrıca Alevi Bektaşi Derneği Başkanının Yenibosna da bir Cemevi bulunmadığını, belgede ismi geçen subaylarla toplantı yapılmadığını basın açıklaması ile duyurduğunu, Balaban aşiretinin de basın açıklaması yaparak bu MİT raporunu yalanladığını ve hukuki yollarla mücadele edeceğini duyurduğunu, kendisinin bu açıklamaları da Askeri Yüksek İdari Mahkemesine sunduğu dilekçeye eklediğini,
Kendisinin söz konusu belgede Harp Akademisindeki öğrencilere yardım ettiği iddia edilen dönemde ailesi ile birlikte Amerika da olduğunu, Mayıs 2005 - Temmuz 2006 tarihleri arasında ABD Hava Üniversitesinde eğitim gördüğünü, bunu resmi yollarla teyit edebileceğini,bu belgede yer alan bilgilerin teyit edilmemiş ham bilgiler olduğunun MİT Müsteşarlığı tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıda ifade edildiğini, bunun dava dosyası eklerinde mevcut olduğunu, istihbarat çalışması yapılmadan, olgunlaştırılmadan ham bir duyumun rapor edilmesinden ibaret olduğunu,
Fikret EMEK'i tanımadığını, kendisini sadece devam eden kamu davası nedeniyle ismen duyduğunu, hiçbir yerde görmediğini ve yan yana bulunmadığını, kendisinin kimlik bilgilerinin neden bu şahsın elindeki belgelerde yer aldığını bilmediğini,
01.05.2008 tarihli görüşmeyi Rahmi K... isimli emekli bir Albay ile yaptığını, kendisinin yukarıda anlattığı görev değişikliği ve dava süreci ile ilgili görüşme olduğunu, Rahmi K... ile Kayseri'deki görevde halef selef olduklarını, onun ayrıldığı göreve kendisinin atamasının yapıldığını, Sencer isimli şahsın ise aynı birlikte görev yaptıkları, o tarihte Yarbay olan bir arkadaşı olduğunu,
01.05.2008 tarihli görüşmeyi kendi emrinde görev yapan Pilot Kurmay Yarbay Selçuk Ç... ile yaptığını, kendisinin farklı bir konu nedeniyle Hava Kuvvetleri bünyesinde soruşturma geçirdiğini, destek olmak için yaptığı görüşme olduğunu,
01.05.2008 tarihli görüşmeyi Hakan isimli devre arkadaşı ile yaptığını, ailece görüştüklerini, kendisinin haksız ataması ile ilgili yaptığı görüşme olduğunu, görüşmede geçen "ikinci kanal" tabirini ise dosyasıyla ilgili ilk önce lehine yürütmeyi durdurma kararının verildiğini daha sonra bu kararın iptal edilerek davanın reddedildiğini, bu hususu anlatmak için kullanılmış olabileceğini, görüşmenin devamında konuşulan şeylerin Hakan isimli arkadaşının kendi ataması ile ilgili itirazlarını sunduğu dava ile ilgili olduğunu, "onları rezil edecem" dediği kişilerin çevresinde kendisine destek olmayan kişiler olduğunu, belli bir kişiyi kastetmediğini, soruşturma geçirince herkesin kendisinden uzaklaştığını,
03.05.2008 tarihli görüşmeyi bir önceki görüşmede Hakan isimli konuştuğu devresi olduğunu, bu görüşmenin de yine haksız olarak yapılan ataması ve kendisine yapılan iftira ile ilgili olduğunu, kendisinin sicili son derece parlak bir geçmişe sahip olduğunu, bulunduğu rütbede birinci sırada terfi ettiğini, generallik sırasına da birinci olarak girdiğini, Ordu içerisinde çekememezlik ve benzeri sebeplerle değişik yollarla karalama olayının yaşandığını, kendisi hakkında değişik internet sitelerinde yada mektup yoluyla çeşitli iftiraların dile getirildiğini, aynı şekilde konuştuğu Hakan isimli arkadaşının da benzer olayları yaşadığını, görüşmede bunları paylaştıkları, "aynı ekip" derken somut belli bir grubu kastetmediklerini,
03.05.2008 tarihli görüşmeyi Mustafa B... isimli öğretim elemanı ile yaptığını, Hava Pilot Binbaşı olduğunu, aynı yerde birlikte görev yaptıklarını, tayin konusunda kendisinin yaşadığı haksızlığı kendisi ile paylaştığını, dil konusunda tavsiyelerde bulunduğunu,
04.05.2008 tarihli görüşmeyi Erol Ş...isimli devre arkadaşı ile yaptığını, kendisinin uğradığı haksızlık ile ilgili yapmış olduğu görüşme olduğunu, bu görüşmede Erol'un beyanlarında "işte sen tanıyorsun Ergenekon mergenekon o Albay vardı hatırlıyorsun Silahlı Kuvvetlerde " şeklindeki ifadelerinde kastettiği albayın kim olduğunu bilmediğini, bu görüşmede Erol'un kendisine sakin olmasını tavsiye ettiğini, görüşmenin devamında kendileri aleyhinde haksız iftiralarda bulunan tahmin ettikleri bazı kişileri ima ettiklerini, ancak kendisinin hukuka saygılı bir insan olduğundan kesin emin olmadığı için tahminleri açıkça ifade etmek istemediğini, kendilerine iftira eden kişilerin yakın çevrelerinden kişiler olduklarını, görüşmede Korgeneral olarak bahsettiği kişinin emekli bir asker olduğunu, Hava Korgeneral olduğunu, kendisinin Tarih Bölüm Başkanı olduğu için bazen emekli paşaların değişik konularda bilgi istediklerini, bu paşanın da kendisinden o tarihte Türk-Yunan ilişkileri ile ilgili bilgi istediğini, kendisinin İşçi Partisine üye olduğunu öğrenince talep ettiği bilgiyi vermediğini, kendisini reddettiğini,
06.05.2008 tarihli görüşmeyi şu an emekli olan komutanı Mehmet Y...ile yaptığını, görüşmede adı geçen Bahadır Albay'm Hava Kuvvetlerinde görevli olan bir subay olduğunu, aralarında mesleki uyuşmazlık ve şahsi geçimsizlik bulunduğunu, bu konu ile ilgili olduğunu, görüşmenin devamında konuştukları  hususların Kendisinin Personel Subayı olarak görev yaptığı dönemde çeşitli sebeplerden ordu ile ilişiği kesilen kişilerin ordudan atılmalarına sebep
olarak kendisini görmeleri ve tehdit etmeleri ile ilgili olduğunu, görüşmede tuttuk dediğim tutanağın çalıştığı şubede personel ile kendi aralarında yaşanan görev ile ilgili bir husus olduğunu, bu telefon görüşmesinde çok farklı konuları konuştuklarını, görüşmenin devamında güncel konuları konuştuklarını, kendisinin şahsi değerlendirmeler yaptığını, kendisinin de komutanı olduğu için tasdik etmek durumunda kaldığını, Fethullah denilen şahsın ismini kendisinin hiç anmadığını, bu mevzuyu kendisinin açtığını, kendisinin ise nezaketen onayladığını,
25.06.2008 tarihli görüşmeyi bir önceki görüşme yaptığı Mehmet Y... isimli sicil amiri ile yaptığını, kendisinin açmış olduğu dava ile ilgili konuştuklarını,
01.07.2008 tarihli görüşmeyi emrindeki personel Albay Sait O... ile yaptığını, kendisi ile dava hakkında konuştuklarını, hakkındaki rapor nedeniyle telefonunun dinlendiğini tahmin ettiğinden bahsettiğini ancak her hangi bir suç işlemediği için telefonunu değiştirmeyi düşünmediğini,
29.07.2008 tarihli görüşmeyi muhtemelen devresi olan birisiyle yaptığını, ismini hatırlamadığını, özel Havayolu şirketlerinde çalışan birisi olabileceğini, bu görüşmede "sırası geldikçe uyguladığım önlemler" deyiminden kastının devam eden davasıyla ilgili aşamalarda sunmuş olduğu beyanlar olduğunu,
Bundan sonraki görüşmelerin tamamen haksız yapılan tayin ile ilgili açtığı dava, hakkındaki iftiralar ve açmayı düşündüğü tazminat davası ile ilgili güncel görüşmeler olduğunu, kendisinin bu olaylar nedeniyle haksızlığa uğradığını, çok yıprandığını, bunları dostları ile paylaştığını,
Yukarıda açıkladığı gibi MİT raporundaki hususların tamam

Emniyet ifadesi
MUSTAFA KOÇ muvazzaf subay olduğundan ifadesi alınmamıştır
Savcılık ifadesi
1965 yılında Ankara Tulumtaş Köyünde doğduğunu, 1983 yılında Bursa Askeri Işıklar Lisesinde okuduğunu, 1983-1987 Kara Harp okulunda okuduğunu, 1994-1995 yıllarında Fransa' da Yüksek Seviyeli Jandarma Subay kursuna katıldığını, 2001-2003 yıllarında Kara Harp akademisinde okuduğunu, 2002-2003 yıllarında Marmara Üniversitesinde Yüksek Lisans yaptığını, 2005-2006 yıllarında Silahlı Kuvvetler Akademisinde okuduğunu, 1987 yılında Teğmen olduktan sonra değişik yerlerde görev yaptığını ,son olarak 2003-2004 yıllarında Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığında Şube müdürlüğü, 2004-2005 Jandarma Eğitim Komutanlığında Acemi Er Eğitim Plan Şube Müdürlüğü, 2005-2007 yıllarında Tunceli Jandarma Bölge komutanlığında görevli, 2007 yılında Kastamonu Jandarma Bölge Komutanlığında kurmay başkanlığı görevlerinde bulunduğunu,
Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmadığını ve hiçbir faaliyetine katılmadığını, Ümraniye de yapılan aramalarda elde edilen El bombaları ve Mühimmat hakkında bir bilgisinin bulunmadığını,
4 adet kendi üzerine kayıtlı avea hattının bulunduğunu, 1 adet de Türkcell hattının olduğunu, şu an kullandığı hatların 0 505 546 93 23 , 0 505 935 87 87, 0 533 323 73 14 numaralı telefon hatları olduğunu,
ERGENEKON isimli doküman hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta, kendini mesleğine adamış, yıllarca mesleğinden başka hiçbir şey düşünmeyen bir insan olduğunu, mesleki kariyerinde hiçbir şekilde 99' luk dahi sicili olmadığını,hepsinin 100 olduğunu, her yıl subaylar kıdem sıra numarasında kurmaylar arasında emsalleri içinde birinci sırada yer aldığını, böyle illegal işlerin içine girecek kadar aptal bir insan olmadığını, görev gereği hayatı pahasına bir çok zaman terörle mücadele ettiğini, tamamen kanunlarla kendisine yetki verilen görevleri yaptığını, bunun dışında her hangi bir örgütsel faaliyeti olmadığını, Ergenekon örgütünü iddianame ile basından duyduğu kadar bildiğini
ERGENEKON dokümanının, "ORGANİZASYON PLANF "MERKEZ YÖNETİM" başlığı altında; ERGENEKON yapılanması içinde "Komutanlıklar oluşturulması" şeklinde geçen konudan bir bilgisinin olup olmadığı sorusuna vermiş olduğu cevapta; kontrol dairesi başkanlığı şeklinde bir başkanlık duymadığını,
ERGENEKON dokümanının "KONTROL DAİRESİ" başlığı altında; Kontrol dairesinde görevlendirilecek ajanların mutlaka Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden ve özel operasyon ünitelerinden seçilmesi gerektiği, bu ajanların merhametsiz olması ve emirleri doğrudan Ergenekon komutanından alması gerektiği şeklinde bilgilerin bulunduğu doküman hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta;bir bilgisinin bulunmadığını,
Soruşturma kapsamında bu güne kadar gözaltına alınan şüphelilerden elde edilen; LOBİ, "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE" , "DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI ÜZERİNE ÖNERİLER" , "Konu: İP / Karargâh evleri", "Dinamik Ulusal Güç Birliği Kuvvayi Milliye Cephesi", "Kemalist Hareket", "MAFİA" "PANZEHİR" "21. YÜZYILDA CASUSLUK" "NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" "ULUSAL MEDYA 2001" "KANAL 6 ANALİZ" "TELEVİZYON ANALİZ" "DERGİ" "SECURITY A.Ş." "PROTOKOL A.Ş." "BİRLEŞİK KOMİN" "ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETİ" "GLADYO SANATÇILAR" "MİT MEDYA AJAN GAZETECİLER" "KEMALİST HAREKET" "DİNAMİK ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ" "DİNAMİK ANTİ/TEZ' isimli dokümanlar hakkında bir bilgisinin olup olmadığı dokümanlar içinde geçen faaliyetlere katılıp katılmadığı şeklinde sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; bir bilgisinin bulunmadığını,
Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturması kapsamında sanık Levent ERSÖZ'ün kullandığı 546 741 30 14 sayılı telefon numarası için ilgili kurumdan istenilen TİB dökümleri incelendiğinde Levent ERSÖZ' ün kullandığı 546 741 30 14 sayılı telefon numarası ile kendisinin kullanmış olduğu, 505 546 93 23 sayılı telefon numarasından 2 kez görüşme yapıldığının tespit edilmesi ile ilişkileri hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; Kendisinin komutanı olduğunu, 2003 yılında Harp Akademilerini bitirdiğinde Genel Komutanlıkta İstihbarat Daire Başkanlığı bünyesinde Plan Dairesi emrine şube müdürü olarak atandığını, ondan önce Levent ERSÖZ' ü tanımadığını, yaklaşık 10 ay birlikte çalıştığını, Ağustos 2004 yılında Levent ERSÖZ' ün tayininin çıktığını, kendisinin de aynı yıl son bahar atamalarında tayininin Jandarma Eğitim Komutanlığı Acemi Eğitim Plan Şube Müdürlüğüne çıktığını,
Hasan Atilla UĞUR' un kullandığı 505 722 17 18 sayılı telefon numarası için ilgili kurumdan istenilen TİB dökümleri incelendiğinde Hasan Atilla UĞUR' un kullandığı 505 722 17 18 sayılı telefon numarası ile kendisinin kullanmış olduğu, 505 546 93 23 sayılı telefon numarasının 2 kez görüşme yapıldığının tespit edilmesi ile ilişkileri hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaparken Hasan Atilla UĞUR' un Teknik İstihbarat Daire Başkanlığında Daire Başkanı olarak görev yaptığı, onun ile o tarihte tanıştıklarını, daha sonra da kendisi ile bir daha görüşmediği, aynı dönemde kendisinin de Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı'na tayininin çıktığını, O tarihte Jandarma Genel Komutanlığına Fevzi TÜRKERİ'nin getirildiğini, 2003-2004 yıllarında kendisi geldiğinde Şener ERUYGUR'un genel komutan olduğunu, kendisi göreve başladığında Hasan Atilla UĞUR ve Levent ERSÖZ'ün orada görevli olduklarım, kendisinin onlardan sonra gelmiş olduğunu, ancak hepsinin aynı anda tayininin çıkmasının tamamen bir tesadüf olduğunu, bu konu ile ilgili her hangi bir soruşturma geçirmediklerini,
Şüphelilerden elde edilen dijital verilerde bulunan HİZMETE ÖZEL ANDIÇ ARALIK 2003 başlıklı 5 sayfalık en altında "MUSTAFA KOÇ, L. ERSÖZ, H. KILINÇ, C. ÇITAK, M.ŞENER ERUYGUR" isimleri bulunan hizmete özel ibareli bilgisayar belgesi sorulduğunda; Bu belgenin kendisinin görevde olduğu tarihte hazırlanmış olduğu gibi göründüğünü, konu kısmında "İsth.Ynt.Ş.Md.lüğünün kadrolu hale getirilmesi" içerikli belge sorulduğunda;bu belgenin muhtemelen kendisi göreve gelmeden önce hazırlandığını, kendisinin doğrudan İstihbarat Yönetim Şube Müdürlüğüne atandığını, bu belgeyi kendisinin hazırlamadığını, zaten o tarihlerde aynı birimin müdürü olduğunu, kadrosu olmayan yere atama yapılamayacağını,
19.03.2004, 23.02.2004, 01.03.2004,19.03.2004 tarihli onay belgesi, Jandarma Genel Komutanlığının matbu evrak formları ve içerikleri kendisine gösterildiğindejçerik olarak; "Bayrak ve Atatürk Posteri bedelinin ödenmesi, 500.000.000 TL, 9010 haber olma ödeneği, MUSTAFA KOÇ İst. Yönetim Şube Müdürü uygundur, LEVENT ERSÖZ İst. Başkanı, Koordine D Başkan J.Kur.Alb. C.HASAN HANOĞLU yazılı formalar dahiler in matbu kısımları dışında,23.02.2004 tarihli 60 bin adet Kozan Ofset A.Ş. 'ye ödenmesini onaylarınıza arz ederim. 1.500.000.000 TL. ,01.03.2004 tarihli aynı matbu evrak, 1.500.000.000 TL. hilafetin ilgasının 80. yılı programı kapsamındaki cari harcamalar, yukarıda belirtilen istihbarat, yönetim, şube, özel istihbarat harcamaları için ödenmesini onaylarınıza arz ederim. MUSTAFA KOÇ, uygundur, LEVENT ERSÖZ\ 19.03.2004 tarihli 500.000.000 TL Özel İstihbarat Timi Cari Harcamalarını içeren belgeler sorulduğunda ve kendisine gösterildiğinde vermiş olduğu cevapta, böyle bir harcama yapma yetkisinin olmadığı gibi, kendisinin bağlı olduğu dairenin haber alma ödeneği gibi istihbarat üretme yapma yetkisi olmadığı için harcama da yapamadığını, ancak hatırladığı kadarı ile o tarihlerde çok miktarda Türkiye Haritasının üzerinde Atatürk' ün jandarma hakkındaki sözünün olduğu kartona basılmış bir şeyi bütün komutanlık bünyesine dağıtıldığını bildiğini, ancak kendisinin böyle bir harcama yapmaya yetkisi olmadığını, belgeye birisinin kendi ismini yazdıysa da bunu bilemeyeceğini,
Mehmet Şener ERUYGUR isimli şahıstan,elde edilen dijital verilerin incelemesinde; askeri belgeler içerisinde; İstihbarat Yönetim Şube başlıklı kendisine gösterilen belge hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; gösterilen listedeki personelin kendi şubesinde çalışan
personele ait isim ve adres bilgilerini içeren liste olduğunu, bu listeyi başkanlığın idare kısmının bütün birimler için hazırladığım,
Mehmet Şener ERUYGUR'un başkanlığını yaptığı ADD Genel Merkez başkan odasından elde edilen 6 ve 13 nolu CD'ler içerisinden "Sayın Hocam" ibaresiyle başlayan ve "Mustafa KOC J. Kur. Kd. Binbaşı" ibaresiyle son bulan ve içeriğinde dağıtılmak üzere Türkiye Noterler Birliği Okuluna dağıtılması için kart gönderdiğinin tespit edilmesi üzerine Belge ve içeriği hakkında sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; bu yazıyı hatırlamadığını fakat yazının kendisine ait olduğunu, o tarihte bir küçük kart basıldığım,kartın bir tarafında Atatürk' ün gençliğe hitabesi, bir tarafında Gençliğin Atatürk' e cevabı, arkasında da haftalık ders programı olan yazıların bulunduğu kartlar olduğu, kızının okuduğu okul olan Noterler Birliği okuluna bu yazıyı yazmış olabileceğini, Şener ERUYGUR'un genel komutan olduğunda sosyal çalışmalara ağırlık verdiğini, Jandarmanın halkla ilişkilerini geliştirmek için jandarma ormanı, örnek köy, Atatürk' ün izcileri ve her ilçeden 2 yoksul çocuğun okutulması vb. projeleri olduğunu ve bu işe çok önem verdiğini,
Sanık Mehmet Şener ERUYGUR'dan elde edilen dijital verilerin incelemesinde; Gizli ibareli Jandarma İstihbarat Başkanlığı logolu Cumhuriyet Çalışma Grubu Teşkilat ve Faaliyetleri başlıklı 47 sayfadan oluşan ve kendisine gösterilen slaytı cçg.doc klasöründe isimleri yazılı şahıslarla birlikte hazırlayıp hazırlamadığı şeklinde sorulan soruya vermiş olduğu cevapta;kendisinin Cumhuriyetçi Çalışma Grubu isimli gruptan bilgisinin ve haberinin olmadığını, daha önce Genel Kurmay' da Batı Çalışma Grubu gibi bir grup ismi duyduğunu,
Sanık Hasan Atilla UĞUR'dan elde edilen CD incelemesinde kendisine gösterilen 39 sayfadan ibaret AY IŞIĞI VE YAKAMOZ isimli olası bir darbe hazırlığının yapıldığı değerlendirilen slayt hakkında bir bilgisinin olup olmadığı şeklinde sorulan soruya vermiş olduğu cevapta; bunları Nokta dergisinde yayınlanınca gördüğünü, bunların kurmay bir binbaşı tarafından yapılac

1-YALÇIN KÜÇÜK, HAKKI  Oğlu ŞERİFE'den olma, 01/07/1938 doğumlu, HATAY ili, İskenderun ilçesi, ÇAY köy/mahallesi, 2 cilt, 28 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı Öncü Sitesi A Blok 3. Kat D:11 İşçi Blokları Mah. Balgat ANKARA adresinde ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. HASAN FEHMİ DEMİR
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:     07/01/2009 - ANKARA
GÖZALTI TARİHİ 	:   07/01/2009 - 11/01/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   11/01/2009 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 11/01/2009 tarih 2009/7 sayılı kararı
TAHLİYE TARİHİ 	:    22/01/2009
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/1, 311/1, 312/1 , 288, 220/5,  3713 sayılı Kanunun 5, TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

2-MEHMET HABERAL, YAŞAR ALİ Oğlu MEDİNE'den olma, 01/07/1944 doğumlu, RİZE ili, PAZAR ilçesi, SUBAŞI köy/mahallesi, 51 cilt, 14 aile sıra no, 28 sıra no'da nüfusa kayıtlı Ümitköy Binses Mah. 4. Cad. No:48 ANKARA adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU

MÜDAFİİ	: Av. KÖKSAL BAYRAKTAR, Av. DİLEK HELVACI, Av. BELGİN ÖZERSİN
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:     13/04/2009 - ANKARA
GÖZALTI TARİHİ 	:   13/04/2009 - 16/04/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   17/04/2009 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 17/04/2009 tarih 2009/57 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/1, 311/1, 312/1  3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

2-EROL MANİSA, EKREM Oğlu ELÇİN'den olma, 11/12/1940 doğumlu, İSANBUL ili, BEŞİKTAŞ ilçesi, LEVENT köy/mahallesi, 13 cilt, 632 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı Sümbül Sk. Levent Mah. No:3 Beşiktaş/İSTANBUL adresinde ikamet eder. 

MÜDAFİİ	: Av. AYDIN METİN, Av. BÜLENT UTKU, Av. AKIN ATALAY, Av. TORA PEKİN
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:     13/04/2009 - İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 	:   13/04/2009 - 16/04/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   16/04/2009 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 16/04/2009 tarih 2009/56 sayılı kararı
TAHLİYE TARİHİ 	:    04/06/2009
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/2, 311/1, 312/1, 135/2, 43  3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

4-FATİH HİLMİOĞLU, HİLMİ Oğlu TÜRKAN'den olma, 05/12/1954 doğumlu, K.MARAŞ ili, ELBİSTAN ilçesi, KÖPRÜBAŞI köy/mahallesi, 6 cilt, 35 aile sıra no, 31 sıra no'da nüfusa kayıtlı 448. Sok Yeşil Çankaya Sitesi A Blok No:15 Birlik Mah. Çankaya/ ANKARA adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU

MÜDAFİİ	: Av. MEHMET SEVER, Av. MUSTAFA TARIK KALE
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:     13/04/2009 - ANKARA
GÖZALTI TARİHİ 	:   13/04/2009 - 16/04/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   16/04/2009 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 16/04/2009 tarih 2009/56 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/2, 311/1, 312/1, 135/1, 43, 3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

5-RIZA FERİT BENAY, MEHMET EMİN Oğlu CEMİLE'den olma, 07/08/1956 doğumlu, ANKARA ili, ÇANKAYA ilçesi, KÜLTÜR köy/mahallesi, 55 cilt, 240 aile sıra no, 5 sıra no'da nüfusa kayıtlı 19 Mayıs Üniversitesi Kurutpelit Kampüsü Merkez/ SAMSUN adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU

MÜDAFİİ	: Av. DURSUN ÖZTÜRK, Av. FİLİZ ESEN
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:     13/04/2009 - SAMSUN
GÖZALTI TARİHİ 	:   13/04/2009 - 16/04/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   16/04/2009 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 16/04/2009 tarih 2009/56 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/2, 311, 312, 3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 54, 58/9, 63 maddeleri,

6-MUSTAFA ABBAS YURTKURAN, MEHMET BAKİ Oğlu NADİRE'den olma, 08/09/1948 doğumlu, TRABZON ili, MERKEZ ilçesi, CUMHURİYET köy/mahallesi, 3 cilt, 60 aile sıra no, 11 sıra no'da nüfusa kayıtlı Bademli Köyü 23. Sok. No:2 Mudanya BURSA adresinde ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. MEHMET İPEK
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
SUÇ TARİHİ 	:     13/04/2009 - BURSA
GÖZALTI TARİHİ 	:   13/04/2009 - 16/04/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   16/04/2009 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 16/04/2009 tarih 2009/56 sayılı kararı
TAHLİYE TARİHİ 	:    24/06/2009
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/2, 311/1, 312/1, 3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

7-HALİL KEMAL GÜRÜZ, HAKKI Oğlu ÖZCAN'den olma, 19/05/1947 doğumlu, İZMİR ili, KONAK ilçesi, MURATREİS MAH. köy/mahallesi, 73 cilt, 153 aile sıra no, 9 sıra no'da nüfusa kayıtlı 4. Cad 60/8 Yıldız Çankaya 06550/ANKARA adresinde ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. SEDAT AKSAKALLI
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Devletin Güveliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme
SUÇ TARİHİ 	:     07/01/2009 - ANKARA
GÖZALTI TARİHİ 	:   07/01/2009 - 11/01/2009
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/1, 327, 3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

8-CENGİZ KÖYLÜ, İSMAİL HAKKI Oğlu NAZMİYE'den olma, 25/05/1962 doğumlu, AFYONKARAHİSAR ili, SULTANDAĞI ilçesi, KARAPINAR CUMHURİYET köy/mahallesi, 18 cilt, 18 aile sıra no, 98 sıra no'da nüfusa kayıtlı 2 Hava İkmal Bakım Merkezi Lojmanları 51/3 Melikgazi Kayseri adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Hasdal Askeri Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU

MÜDAFİİ	: Av. GÖNÜL ERDEM
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme
SUÇ TARİHİ 	:     07/01/2009 - KAYSERİ
GÖZALTI TARİHİ 	:   07/01/2009 - 9/01/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   10/01/2009 İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 10/01/2009 tarih 2009/14 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:      TCK' nun 314/1, 3713 sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

9-MUSTAFA KOÇ, KAZİM Oğlu SADRİYE'den olma, 01/01/1965 doğumlu, ANKARA ili, GÖLBAŞI ilçesi, TULUMTAŞ MAH. köy/mahallesi, 28 cilt, 2 aile sıra no, 35 sıra no'da nüfusa kayıtlı Jandarma Bölge Komutanlığı Lojmanları B Blok No:3 Merkez/ KASTAMONU adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Hasdal Askeri Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av. ABDULLAH KAYA
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini
Ortadan   Kaldırmaya   veya   Görevini   Yapmasını   Engellemeye Teşebbüs   Etme,    Türkiye   Cumhuriyeti   Hükümetini    Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme

SUÇ TARİHİ 	:     07/01/2009 - KASTAMONU
GÖZALTI TARİHİ 	:   07/01/2009 - 9/01/2009
TUTUKLAMA TARİHİ	:   10/01/2009 İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 10/01/2009 tarih 2009/14 sayılı kararı
SEVK MADDESİ	:  TCK' nın 314/2, 311/1, 312/1, 3713 Sayılı Kanunun 5 , TCK' nın 53, 58/9, 63 maddeleri,

10-CİHANDAR     HASANHANOĞLU,     İLİMDAR	Oğlu
ADELET'den olma, 17/04/1961 doğumlu, KARS ili, SUSUZ ilçesi, PORSUKLU köy/mahallesi, 28 cilt, 45 aile sıra no, 38 sıra no'da nüfusa kayıtlı 84 Cad. Yücetepe Mah. No:5 B İç Kapı No: 14 Çankaya/ ANKARA ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. SALİM ŞEN,
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan   Kaldırmaya   veya   Görevini   Yapmasını   Engellemeye Teşebbüs   Etme, Türkiye   Cumhuriyeti   Hükümetini    Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
SUÇ TARİHİ 	:     07/01/2009 - ANKARA
GÖZALTI TARİHİ 	:   07/01/2009 - 9/01/2009
SEVK MADDESİ	:   TCK'nm 314/2, 311/1, 312/1, 3713 sayılı Yasanın 5, TCK'nm
53 , 58/9 ve 63 madeleri

11-ERBAY ÇOLAKOĞLU, MEHMET Oğlu AYŞE'den olma, 04/09/1966 doğumlu, RİZE ili, FINDIKLI ilçesi, FINDIKLI köy/mahallesi, 2 cilt, 60 aile sıra no, 28 sıra no'da nüfusa kayıtlı 42. Sk. Atatürk Mah. No:22 84 İç Kapı No:5 Foça/ İZMİR adresinde ikamet eder.

MÜDAFİİ	: Av. ŞENOL ŞENER
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
SUÇ TARİHİ 	:     07/01/2009 - İZMİR
GÖZALTI TARİHİ 	:   07/01/2009 - 9/01/2009
SEVK MADDESİ	:   TCK' nın 314/2, 334, 3713 sayılı Kanunun 5,   TCK' nın 53,
58/9, 63 maddeleri,

12-MUSTAFA DÖNMEZ, İL YAS Oğlu FATMA'den olma, 22/04/1963 doğumlu, YOZGAT ili, MERKEZ ilçesi, DİVANLI köy/mahallesi, 45 cilt, 15 aile sıra no, 60 sıra no'da nüfusa kayıtlı Şehit Üsteğmen Hasan Sahan Kışlası Soydener Apt. No.8 Yenikent ANKARA adresinde ikamet eder. Atılı suçtan Mamak 1. Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevinde TUTUKLU.

MÜDAFİİ	: Av. CANER TEKİN, Av. MEHMET NURİ AYTEKİN
SUÇ	: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Sayı ve Nitelik Bakımından
Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması Taşınması Bulundurulması, Bıçak veya Diğer Aletleri İzinsiz Olarak Satma Satın Alma Taşıma veya Bulundurma, Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs E

Amaç ve kapsam
Madde 1 – Bu Kanunda, Türk vatandaşları hakkında yabancı devlet mahkemelerinden verilen ceza mahkümiyetlerinin Türkiye'de; yabancılar hakkında Türk mahkemelerinden verilen ceza mahkümiyetlerinin de hükümlünün uyruğu bulunduğu devlette yerine getirilmesine dair usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Genel esas
Madde 2 – Mütekabiliyet esasları ve andlaşmalarda öngörülen hükümler mahfuz kalmak kaydıyla;

1. Türk vatandaşları hakkında yabancı ülkelerde verilen hürriyeti bağlayıcı ceza ve emniyet tedbirlerinin Türkiye'de yerine getirilmesine,
2. Yabancılar hakkında Türk mahkemelerince hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza ve emniyet tedbirlerinin yerine getirilmesinin, yabancının uyruğu olduğu devlete bırakılmasına,
Bu Kanundaki esaslar dairesinde karar verilebilir.

Yerine getirme şartları
Madde 3 – Türk vatandaşları hakkında yabancı ülke mahkemelerinden verilip kesinleşen mahkümiyetlerin Türkiye'de yerine getirilebilmesi için aşağıdaki şartların bulunması gereklidir.

1. Yabancı ülke yetkili makamınca talepte bulunulması ve talepnameye;
a) Kesinleşen ve infazı gereken mahkümiyet kararının tasdikli örneğinin ve uygulanan kanun maddeleri metinlerinin,
b) Hükümlünün nakle rıza gösterdiğine dair hakim huzurunda veya irade beyanını tespite yetkili Türk konsolosluk görevlisi tarafından alınmış yazılı beyanının,
c) İnfazı gereken, bakiye cezayı gösteren belgenin,
d) (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan belgelerin Türkçe tercümelerinin,
Eklenmesi.

2. Yabancı mahkeme kararında kabul edilen subut sebeplerine bağlı kalınmak kaydıyla suç konusu fiilin, Türk mevzuatına göre hürriyeti bağlayıcı ceza ve emniyet tedbirini gerektiren bir suç teşkil etmesi,
3. İlgili taraflar arasında ayrıca kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün yerine getirilmesi gereken bakiye en az bir yıl hürriyeti bağlayıcı cezasının bulunması,
4. Yabancı mahkeme hükmündeki subut sebeplerine göre Türkiye'de tayin olunacak ceza müeyyidesinin zamanaşımına uğramamış bulunması,
5. Hükümlü hakkında mahkümiyetine esas olan fiil sebebiyle, Türkiye'de ayrıca soruşturma veya kovuşturma yapılmamış olması,
6. Mahkümiyete esas olan fiilin siyasi, askeri veya bunlara murtabit cürümlerden bulunmaması,
7. Yerine getirme talebinin Türk hukuk düzenine aykırı düşmemesi.
(Ek : 26/6/1996 - 4147/1 md.) Türk vatandaşları hakkında yabancı ülke mahkemelerinden verilip kesinleşen mahkumiyetlerin Türkiye'de yerine getirilmesi için yukarıdaki şartların bulunması halinde Adalet Bakanlığı da talepte bulunabilir.
Talebin incelenmesi
Madde 4 – (Değişik: 2/1/2003-4780/2 md.)
Yabancı ülkede verilen mahkûmiyet kararlarının Türkiye’de yerine getirilmesine Adalet Bakanı tarafından karar verilebilir.
Görev ve yetki
Madde 5 – Yabancı mahkeme ceza ilamına Türkiye'de uygulanacak müeyyidenin tayin edilmesi konusunda karar vermeye, yabancı mahkümiyet ilamına esas teşkil eden suçun niteliği veya cezanın miktar ve mahiyetine göre görev yönünden tekabül eden Ankara mahkemesi yetkilidir.
Yerine getirme kararı
Madde 6 – Mahkemece yabancı ülkede verilen mahkümiyet kararının aşağıda belirtilen şekilde yerine getirilmesine en geç 15 gün içinde karar verilir.

1. Yabancı mahkeme kararında subutu kabul edilen suça, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza müeyyidesi veya bu suça en yakın ceza müeyyidesi tayin olunur. Bu suretle tayin edilen ceza miktarı yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Fiil Türk hukukuna göre daha hafif cezayı gerektirdiği takdirde müeyyide buna göre tayin olunur.
2. Yerine getirmeyi isteyen devlette tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süreler cezadan mahsup edilir.
Yerine getirme kararının verilmesi sırasında cezadan mahsup işlemi yapılmamış veya mahsup şartları daha sonra ortaya çıkmışsa bu hallerde de mahkemece gerekli karar verilir.
Acele itiraz
Madde 7 – Mahkemece verilen karara karşı Cumhuriyet savcısı, hükümlü veya vekili tarafından acele itiraz yoluna başvurulabilir. İtiraz merciinin tayininde Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 299 uncu maddesi hükmü uygulanır.
Yerine getirme
Madde 8 – Kesinleşen yerine getirme kararları genel hükümler dairesinde infaz olunur ve adli sicile kaydedilir.
Kanun yolu
Madde 9 – Mahkümiyetin esasına taallük eden itiraz ve taleplerin incelenmesi, hükmün esasına karar veren yabancı mahkemeye aittir.
Tutuklama:
Madde 10 – 3 üncü maddeye uygun olarak bir ceza mahkümiyetinin yerine getirilmesi talebi alındığında, mahkümiyetine karar verilen kimsenin Türkiye'de bulunup da kaçma şüphesini uyandıracak vakıaların mevcudiyeti halinde mahkemece tutuklanmasına karar verilebilir.
==ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Türk Mahkemeleri Tarafından Yabancılar Hakkında Verilen Ceza Mahkümiyetlerinin Hükümlünün Uyruğu Olduğu Ülkede Yerine Getirilmesi
Talep şartları
Madde 11 – Yabancılar hakkında Türk mahkemelerince hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza ve emniyet tedbirlerinin yabancı ülkede yerine getirilmesi için aşağıdaki şartların bulunması gereklidir:

1. Türk mahkemelerince verilen mahkümiyet hükmünün, hükümlünün uyruğu olduğu devlet tarafından aynen veya karardaki subut sebepleri ile bağlı kalınmak kaydıyla o devlet kanunlarında aynı nev'iden fiil için öngörülen hürriyeti bağlayıcı ceza ve emniyet tedbiri şeklinde uygulanacağının taahhüt edilmesi,
2. Hükümlünün Türkiye'de belli ikametgahı veya işyerinin bulunmaması,
3. Yabancı hükümlü hakkındaki cezanın uyruğu olduğu devlette infazına hakim veya o devletin irade beyanını tespite yetkili konsolosu önünde muvafakat etmiş olması,
4. Mahkümiyet kararında ayrıca para cezasına ve şahsi hakka hükmedilmiş ise bunların ve mahkeme masraflarının ödenmiş olması,
5. Hükümlünün belirli bir siyasi, dini ve ırki görüşe sahip olması sebebiyle kovuşturmaya tabi tutulacağına veya cezalandırılacağına dair ciddi sebeplerin bulunmaması.
Yerine getirme kararı
Madde 12 – (Değişik: 2/1/2003-4780/2 md.)
Türk mahkemelerince yabancı uyruklular hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının, hükümlünün uyruğu olduğu devlette yerine getirilmesine Adalet Bakanı tarafından karar verilebilir.
Yerine getirme muamelesinin tamamlanması
Madde 13 – Mahkümiyet kararının yabancı ülkede yerine getirildiğinin bildirilmesini müteakip keyfiyet Adalet Bakanlığınca hükmü veren mahkemeye intikal ettirilir. Yabancı ülkenin yerine getirme muamelelerini tamamlamaması halinde, Türkiye'de infazla ilgili muamelere devam olunur.
Kanun yolu
Madde 14 – Mahkümiyetin esasına taallük eden talepler, hükmü veren mahkemece incelenir.
Nakil muameleleri
Madde 15 – Bu Kanun hükümleri dairesinde Türkiye'ye getirilecek veya yabancı ülkeye gönderilecek hükümlülerin nakilleri, ilgili taraflar arasında sağlanacak mutabakat çerçevesinde gerçekleştirilir. Nakil masrafları, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde talep eden devlet tarafından karşılanır. Bu amaçla her yıl Adalet Bakanlığı bütçesine ödenek konur.
(Ek : 26/6/1996 - 4147/2 md.) Nakil masraflarını hükümlünün karşılamayı istemesi halinde, hükümlünün bulunduğu ülkeden Türkiye'ye getirilebilmesi için gerekli masraflar, hükümlü veya onun adına herhangi bir kimse tarafından Adalet Bakanlığınca bir Devlet bankası nezdinde bu maksatla açılan hesaba yatırılır. Nakilden sonra bakiye para hükümlü veya kanuni temsilcisine iade olunur. Nakil masraflarından görevlilere ilişkin olanların hesabı, 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Kaldırılan hüküm
Madde 16 – 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 17 – Bu Kanun hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 18 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
3002 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE
 
Kanun                                                                                                                         Yürürlüğe

    No.                               Farklı tarihte yürürlüğe giren maddeler                      giriş tarihi

_________ ________________________________________________________ ____________

    4147                                                           —                                                             30/6/1996

    4780                                                           —                                                               8/1/2003

Tebligat Kanunu

MADDE 1
Bu Kanunun amacı; bitkisel üretimde verim ve kaliteyi yükseltmek, tohumluklara kalite güvencesi sağlamak, tohumluk üretim ve ticareti ile ilgili düzenlemeleri yapmak ve tohumculuk sektörünün yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi için gerekli olan düzenlemeleri gerçekleştirmektir.

MADDE 2
Bu Kanun; tarla bitkileri, bağ-bahçe bitkileri, orman bitki türleri ve diğer bitki türleri çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt altına alınması, tohumlukların üretimi, sertifikasyonu, ticareti, piyasa denetimi ve kurumsal yapılanmalar ile ilgili düzenlemeleri kapsar.

MADDE 3
Bu Kanunda geçen;

a) Alt birlik
Faaliyet konularına göre bitki ıslahçıları, tohum sanayicileri ve üreticileri, fide üreticileri, fidan üreticileri, tohum yetiştiricileri, tohum dağıtıcıları, süs bitkileri üreticileri ve tohumculukla ilgili konularda iştigal eden gerçek veya tüzel kişiler tarafından oluşturulan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşunu,

b) Araştırma kuruluşu
Bitki çeşitlerinin ıslahı veya bulunması ve geliştirilmesi ile ilgili faaliyet gösteren, nitelikleri ve çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenen kamu kurum ve kuruluşlarını veya özel kuruluşları,

c) Bakanlık
Tarım ve Köyişleri Bakanlığını,

d) Birlik
Türkiye Tohumcular Birliğini,

e) Çeşit
Bir veya birden fazla genotipin birleşmesinden ortaya çıkan ve kendine has özelliklerle tanımlanan, sözü edilen özelliklerden en az biriyle diğer herhangi bir bitki grubundan ayrılan, değişmeksizin çoğaltılmaya uygunluğu bakımından bir bütün olan, botanik taksonomi içinde yer alan genetik yapıyı,

f) Çeşit listesi
Kayıt altına alınan ve ticareti yapılan çeşitlerin yayımlandığı listeyi,

g) Durulmuşluk
Çeşidin, tekrarlanan üretimlerden sonra veya belirli çoğaltım dönemleri sonunda ilgili özellikleri değişmeksizin aynı kalmasını,

h) Farklılık
Bir çeşidin, müracaatının yapıldığı tarihte herkesçe bilinen çeşitlerden, tescile esas özelliklerden, en az bir tanesi bakımından farklılık göstermesini,

ı) Genetik kaynak
Bitki ıslahçıları ve bilim adamlarının ihtiyacı olan genlerin sağlandığı, bitki yapılarında genetik farklılık ve farklı özellikler içeren potansiyel populasyon, bir ülkede veya bir bölgede doğal olarak bulunan bitkilerin yabanî türleri ve bunların geçiş formları, yerel çeşitler, özel amaçlarla geliştirilmiş çeşitler ve bazı önemli karakterlere sahip ıslah materyallerini,

i) Islah
Elde bulunan çeşitlerin korunmasını ve devamlılığını sağlama, bunların üzerinde çalışarak özelliklerini daha da iyileştirme, genetik kaynak ve stoklardan yararlanarak çeşit veya çeşitler elde etme amacıyla yapılan çalışmaları,

j) Islahçı
Bir çeşidi ıslah eden ya da bulan ve geliştiren gerçek veya tüzel kişileri,

k) Kütük
Bu Kanun kapsamında kayıt altına alınan çeşitlerin ve genetik kaynaklar kapsamına giren materyallerin kayıtlı olduğu sicilleri,

l) Özel üretim alanları
Tohumluk üretimi yapılması amacıyla, sınırları Bakanlık tarafından belirlenen alanları,

m) Standart tohumluk
Kayıt altına alınan çeşitlere ait ve Bakanlık tarafından belirlenen bitki türlerinde, sadece laboratuvar kontrolleriyle ticarete arz edilen tohum veya çoğaltım materyalini,

n) Tavsiye listesi
Kayıt altına alınan çeşitlerin, yetiştirilmelerinin uygun olduğu bölgelerin belirlendiği listeyi,

o) Tescil
Yurt içinde veya yurt dışında ıslah edilen veya bulunan ve geliştirilen bitki çeşitlerinin farklı, yeknesak ve durulmuş olduğunun ve/veya biyolojik ve teknolojik özellikleri ile hastalık ve zararlılara dayanıklılığının ve tarımsal değerlerinin tespit edilerek kütüğe kaydedilmesini,

p) Tohumculuk sektörü
Bitki çeşitlerini ıslah eden, tohumlukları üreten, yetiştiren, işleyen, satan, dağıtan, satışa veya dağıtıma arz eden, ithal veya ihraç eden ya da tohumculuk ile ilgili diğer faaliyetlerde bulunan kamu kurum ve kuruluşları veya özel kuruluşlar ile bu kuruluşların oluşturduğu birlik veya derneklerden müteşekkil yapıyı,

r) Tohumluk
Bitkilerin çoğaltımı için kullanılan  tohum, yumru, fide, fidan, çelik gibi generatif ve vegetatif bitki kısımlarını,

s) Tohumluk kontrolörü
Tohumluk sertifikasyonuna ilişkin kontrolleri yapan, numune alan ve piyasa denetimlerini yaparak bu konularda belge düzenleyen kamu görevlilerini veya özel kişileri,

t) Tohumluk kontrolü
Fiziksel ve biyolojik durumları tespit edilen tohumlukların, standartlara uygunluğunun kontrol edilmesini,

u) Tohumluk sertifikasyonu
Tohumlukların tarla ve laboratuvar kontrolleri sonucunda genetik, fiziksel, biyolojik ve sağlıkla ilgili değerlerinin standartlara uygunluğunun tespit edilmesi ve bunun belgelendirilmesi işlemini,

ü) Tohumluk sınıfı
Tohumlukların üretilmesinde takip edilen döl sırası veya generasyonunu,

v) Tohumluk standardı
Tohumluğun fiziksel ve biyolojik niteliklerini belirleyen kalite ölçülerini,

y) Üretim izni
Yurt içinde veya yurt dışında ıslah edilen veya bulunan ve geliştirilen bitki çeşitlerinin biyolojik ve teknolojik özellikleri ile hastalık ve zararlılara dayanıklılığının ve tarımsal özelliklerinin tespit edilerek, çeşit tescil edilinceye kadar verilen süreli izni,

z) Yeknesaklık
Çeşidin çoğaltımı esnasında, çoğaltma metoduna bağlı olarak beklenen varyasyonun dışındaki diğer özellikler yönünden bir örneklik göstermesini veya yeterince homojen olmasını,
ifade eder.

MADDE 4
Bitki çeşitlerinin tescili, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile genetik kaynakların kütüğe kaydedilmesi Bakanlık tarafından yapılır.
Islah edilmiş çeşitler farklılık, yeknesaklık ve durulmuşluk ve/veya biyolojik, teknolojik özellikleri ile tarımsal değerleri belirlenmek suretiyle; genetik kaynaklar ise morfolojik ve/veya moleküler karakterizasyonu yapılarak kayıt altına alınır. Süs bitkileri ile çiçek tohumlarında kayıt şartı aranmaz.
Tarımsal bitki türlerine ait çeşitlerin; kayıt altına alınması, kütükte kalış süresi, kayıt altına almanın yenilenmesi, kütükten silinmesi, devamlılığın sağlanması, katalog oluşturulması ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir.
Ayrıca tescil, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile ilgili usul ve esaslar bitki gruplarına göre yönetmelikle düzenlenir.

MADDE 5
Bakanlık tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine izin verilir.
Tohumlukların yetiştirileceği özel üretim alanlarının özellikleri ile sınırları içerisinde tohumluk üretimi yapan ve bitkisel ürün yetiştiren gerçek veya tüzel kişilerin uyması gereken hususlar yönetmelikle belirlenir.
Özel üretim alanlarının sınırları içerisinde, Bakanlıkça izin verilmeyen tohumluk veya bitkisel ürün yetiştirilemez.
Tohumculuk sektörü, yurt içinde yatırım yapmak kaydıyla, Avrupa Birliği standartlarında ve uluslararası rekabete uygun bir şekilde gelişmesi amacıyla Bakanlıkça belirlenecek teşvik ve desteklerden yararlandırılır. Destekleme usul ve esasları, Bakanlık tarafından çıkarılacak tebliğ ile düzenlenir.

MADDE 6
Yurt içinde üretilen, 4 üncü maddeye göre tescil edilen veya üretim izni verilen çeşitlerden, tohumluk sınıflarına göre yetiştirilen ve üretilen tohumluklar, sertifikasyon işlemine tâbi tutulur.
Tarla ve laboratuvar kontrolleri yapılarak, tohumluk standartlarına uygun olarak sertifikalandırılan tohumluklar, usulüne göre ambalajlanarak etiketlenir.
Tohumluk sertifikasyon esasları ile ambalajlama ve etiketlemede uyulacak hususlar, bitki gruplarına göre yönetmelikle belirlenir.

MADDE 7
Yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir.
Bu tohumluklar, Bakanlık tarafından belirlenmiş nitelik ve standartlara uygun, sertifikalı veya kütüğe kaydedilmek üzere kabul edilmiş veya standart tohumluk olarak ambalajlı ve etiketli olarak ticarete arz edilir.
Tohumlukların ithal edilmesi ve ihracı Bakanlığın iznine tâbidir. İthal edilecek tohumluklarda yurt içi standartlara uygun olma şartı aranır. Tohumluk ithalatı ve ihracatına ilişkin usul ve esaslar, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir.

MADDE 8
Tohumlukları yetiştiren, işleyen ve satışa hazırlayan, dağıtan ve satan gerçek veya tüzel kişiler, Bakanlık tarafından yetkilendirilir ve denetlenir. Yetkilendirme ve denetim ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
Ticarete arz edilen tohumlukların standartlara uygunluğu ile etiket ve ambalaj bilgilerinin doğruluğu Bakanlıkça denetlenir.

MADDE 9
Sunulan hizmetler ile onaylanan ve düzenlenen belgeler karşılığında, aşağıda belirtilen ücretler alınır:

Başvuru inceleme ücreti.
Tescil ücreti.
Üretim izni ücreti.
Standart tohumluk kayıt ücreti.
Genetik kaynaklar kayıt ücreti.
Sertifikasyon hizmetleri ücreti:
Tarla kontrolleri ücreti.
Laboratuvar kontrolleri ücreti.
Belgelendirme ücreti.
Etiket ücreti.
Yayın ücretleri.
Diğer ücretler.

Bu ücretler, her yıl ocak ayında Bakanlık tarafından belirlenerek ilân edilir. Ücretler ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

MADDE 10
4 üncü madde hükümlerine göre kayıt altına alınan çeşitler ile tavsiye listesinde yer alan çeşitler, Bakanlıkça süreli olarak çıkarılacak bültende ilân edilir.
Bültende; kütükten silinen veya tavsiye listesinden çıkarılan çeşitler ile tohumculukla ilgili düzenlemeler hakkındaki bilgiler yayımlanır. Bültende ayrıca yer alacak hususlar, Bakanlık tarafından belirlenir.

MADDE 11
Fiillerinin ayrıca suç sayılma hâli saklı kalmak üzere, zarara neden olan kusurlu tohumluğu üreten, satan, dağıtan, ithal eden veya başka şekilde piyasaya süren gerçek veya tüzel kişiler, meydana gelen zararı müteselsilen tazmin etmekle yükümlüdür. Bunlar zararı, kusurları oranında birbirlerine rücu edebilirler.
Dava, zarara uğrayanın zarara uğradığının tespit edilmesinden itibaren altı ay içinde, her hâlde zararın meydana gelmesinden itibaren iki yıl içinde açılabilir.

MADDE 12
4 üncü madde gereğince kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukları;

Sertifikasyon işlemine tâbi tutulmadan ve standart tohumluk şartlarına uygun olarak kontrol edilip tohumluk analiz raporu alınmadan,

Bakanlıkça belirlenmiş asgarî tohumluk stan

Madde 1 - Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.A

Madde 2 - Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir.

Madde 3 - Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz.

Madde 4 - 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydı ile 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu ve 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun ile diğer özel kanunlar ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu Kanunun özel kanunlara aykırı olmayan hükümleri uygulanır. Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekat, eğitim ve savunma amaçlı yapılar için, bu Kanun hükümlerinden hangisinin ne şekilde uygulanacağı Milli Savunma Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir.

Madde 5 - Bu Kanunda geçen terimlerden bazıları aşağıda tanımlanmıştır.
Nazım İmar Planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan plandır.
Uygulama İmar Planı;tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plandır.
Yerleşme Alanı; imar planı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümüdür.
İmar Adası; imar planındaki esaslara göre meydana gelen adadır.
İmar Parseli; İmar adaları içerisindeki kadastro parsellerinin İmar Kanunu,
İmar Planı ve yönetmelik esaslarına göre düzenlenmiş şeklidir.
Kadastro Adası; kadastro yapıldığı zaman var olan adadır.
Kadastro Parseli; kadastro yapıldığı zaman kadastro adaları içinde bulunan mülkiyeti tescilli parseldir.
Yapı; karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesislerdir.
Bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarıyan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.
İlgili idare; belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye, dışında valiliktir.
Bakanlık; Bayındırlık ve İskan Bakanlığıdır.
Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.
Çevre düzeni planı; Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen plandır.
(Ek:26/4/1989-3542/1 md.) Fen adamları; yapı, elektrik tesisatı, sıhhi tesisat ve ısıtma, makine, harita-kadastro ve benzeri alanlarda mesleki ve teknik öğrenim veren en az lise dengi okullardan mezun olmuş veya lise mezunu olup, bir öğretim yılı süreyle bakanlıkların açmış olduğu kursları başarıyla tamamlamış olanlar ile 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununa göre ustalık belgesine sahip olan elemanlardır.
Ayrıca, bu Kanunda adı geçen diğer tanımlar Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte tarif edilir.

Madde 6 - Planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından; "Bölge Planları" ve "İmar Planları", imar planları ise, "Nazım İmar Planları" ve "Uygulama İmar Planları" olarak hazırlanır. Uygulama imar planları, gerektiğinde etaplar halinde de yapılabilir.

Madde 7 - Halihazır harita ve imar planlarının yapılmasında aşağıda belirtilen hususlara uyulur.
a) Halihazır haritası bulunmayan yerleşim yerlerinin halihazır haritaları belediyeler veya valiliklerce yapılır veya yaptırılır. Bu haritaların tasdik mercii belediyeler ve valilikler olup tasdikli bir nüshası Bakanlığa, diğer bir nüshası da ilgili tapu dairesine gönderilir.
b) Son nüfus sayımında, nüfusu 10.000'i aşan yerleşmelerin imar planlarının yaptırılmaları mecburidir.
Son nüfus sayımında nüfus 10.000'i aşmayan yerleşmelerde, imar planı yapılmasının gerekli olup olmadığına belediye meclisi karar verir. Mevcut imar planları yürürlüktedir.
c) Mevcut planların yerleşmiş nüfusa yetersiz olması durumunda veya yeni yerleşme alanlarının acilen kullanmaya açılmasını temin için; belediyeler veya valiliklerce yapılacak mevzi imar planlarına veya imar planı olmayan yerlerde Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelik esaslarına göre uygulama yapılır. Haritaların alınmasına veya imar planlarının tatbikatına memur edilen vazifeliler, vazifelerini yaparlarken 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununun 7 nci maddesindeki selahiyeti haizdirler. 

Madde 8 - Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.
a) Bölge planları; sosyo - ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar. Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir. Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir. İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

Madde 9 - Bakanlık gerekli görülen hallerde, kamu yapıları ile ilgili imar planı ve değişikliklerinin, umumi hayata müessir afetler dolayısıyla veya toplu konut uygulaması veya Gecekondu Kanununun uygulanması amacıyla yapılması gereken planların ve plan değişikliklerinin, birden fazla belediyeyi ilgilendiren metropoliten imar planlarının veya içerisinden veya civarından demiryolu veya karayolu geçen, hava meydanı bulunan veya havayolu veya denizyolu bağlantısı bulunan yerlerdeki imar ve yerleşme planlarının tamamını veya bir kısmını, ilgili belediyelere veya diğer idarelere bu yolda bilgi vererek ve gerektiğinde işbirliği sağlayarak yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve re'sen onaylamaya yetkilidir. (Ek:24/11/1994 - 4046/41 md.) Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş, (Belediye) (1) alınarak Çevre İmar bütünlüğünü bozmayacak (ek ibare: 3/4/1997 - 4232/4 md.) imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. (Ek ibare: 3/4/1997 - 4232/4 md.) ilgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir. Bir kamu hizmetinin görülmesi maksadı ile resmi bina ve tesisler için imar planlarında yer ayrılması veya bu amaçla değişiklik yapılması gerektiği takdirde, Bakanlık, valilik kanalı ile ilgili belediyeye talimat verebilir veya gerekirse imar planının resmi bina ve tesislerle ilgili kısmını re'sen yapar ve onaylar.

(1) Parantez içi hüküm; 3/4/1997 tarih ve 4232 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi
ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Bakanlık birden fazla belediyeyi ilgilendiren imar planlarının hazırlanmasında, kabul ve onaylanması safhasında ortaya çıkabilecek ihtilafları halleder, gerektiğinde re'sen onaylar.
(Ek fıkra : 20/6/1987 - 3394/7 md.; İptal : Ana.Mah.26/9/1991 tarih ve E. 1990/38, K. 1991/32 sayılı Kararı ile.) Kesinleşen planlar ilgili belediyelere ve valiliklere tebliğ edilir. Bu planların uygulanması mecburidir. Re'sen yapılan planlardaki değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali:
Madde 10 - Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş y

Mütâlâ‘at-ı meşrûhaya nazaran devlet-i aliyyenin azim düvell-i bahriyyeden berî olmağı tabiaten hükm etmiş olduğundan ve her devlet kuvve-i berriyye ve bahriyyesini mülkiye ve coğrafyasına tevfik ile tertib ve istihzar eylemek lazım geldiğinden pâdîşâhımız efendimiz her saat bu dakikayı pîş-i nazar-ı ehemmiyet alarak mesâlih-i saltanat-ı seniyyelerinin her şu’besinde bî-dirîğ olan himem-i mülûkânelerinin bir büyük hassası dahî kuvve-i bahriyyenin tezbîd ve hüsn-i nizâmâtının te’kîdine masrûf bulunmakdadır
Donanma-yı Hümâyûnun memur olduğu hidmet-i umumiyye itibarıyla üç sınıf sefâyine taksim olunmak lazım gelib birincisi Sefâyin-i Safiyye ikincisi Sefâyin-i Muhafaza üçüncüsü Sefâyin-i Nakliyye olub donanmaların tertib-i kadimi iktizasınca Sefâyin-i Safiye, fırkateyn ve kapak ve üç anbarlı gibi yüksek bordalı gemilerden ibaret iken şimdi asıl harb için zırhlı sefineler icat olunduğundan ve donanma-yı hümâyûnda Sefin-i Safiyye nev’inden büyük gemiler mevcud iseler de bunlar ihtirâ’-ı cedîdin irâ’e etdiği maksatta kafi olamayacağından bundan böyle öyle ahşab gemi inşâasından sarf-ı nazarla sefâyin-i safiyyenin zırhlı gemiler olması ve Sefâyin-i Muhafaza ise sevâhil ve cezayirin hıfz ü hırâsetine me‘mûr olub bunlar sefin-i hafîfeden ibaret olarak el-an bu hidmete el verir mevcud gemilerin bir takımı yelken gemisi olduğuna ve vapuru olmayan sefâyinin ise yanı rüzgara tâbi’ olduğu cihetle istediği gibi kalkıb gezmeye ve gezdiği vakit dahî istediği sularda bulunmağa muktedir olamadıklarından başka yelken gemisinden vapurdan ziyade milâha lüzûm olmasıyla bir takım askeri bunlar ta’til eylediğine binaen muhafaza-i sefâyinin alel-‘umûm ve öbür sefâyin-i hafifesine tahvil kılınması ve Tersane-i âmîrede büyük ve küçük bir hayli vapur sefâyin-i nakliyyesi mecvud ise de mertebe-i kifayede olmadığından bunların dahî umûr-ı nakliyyenin gösterdiği ihtiyac ve verdiği suhulet derecesine iblâğ ve îsâl olunması nezd-i hümâyûn-ı hazret-i pâdişâhîde tensib buyurulub eğerçi zırhlı sefâyin inşâsı için lüzumu olan makine ve edevatın tedarik ve istihzarına dahî bakılmakda ise de bunların henüz mükemmel olmadığından ve muhafaza ve nakliyye sefâyininin dahî lüzumu kadarının cümleten burada inşâsına mevcud destgahların tahammülü görülmediğinden zırhlı sefâyin ile diğer iki nev Sefin-i Harbiyyenin bazılarının Avrupa cânibinde inşâsına kârar verilerek çünkü zat-ı şevket semat cenâb-ı pâdişâhî menafi ve fevaid-i devlet ve memlekete aid olan husûsatı her hâlde nısf-ı hümâyûnlarına tercih ve takdim buyurulmakda vardıkları her gün bir gûna eseriyle meşhud olmakla iş bu zırhlı gemilerden iki kıtasının Sefâyin-i Muhafaza ve Nakliyye nev’inden dört kıtasının daire-yi hümâyûnda biz-zat iltizam buyurulan tasarrufatın semeresinden olmak üzere mesarıfı taraf-ı eşraf-ı pâdişâhîlerinden ihsan ile inşâ etdirilmekde ve bir kıtasının mesarifı dahî Mısır vali-i valâ-şanı fehametlü devletlü paşa hazretlerinin taraf-ı hümâyûna olan rabıta-i husûsiyyet ve sadâkatları eseri olmak üzere onlar tarafından i‘tâ ile yapdırılmakda ve diğer iki kıta zırhlı sefâyin ile Sefin-i Harbiyye-i Muhafaza ve Nakliyye Tersane-i âmîre tarafından inşâ edilmekde olub bir çoğu bu sene içinde rehin-i kemal olacaktır.
Sefâyin-i Safiye sınıfından olub Avrupada derdest inşâ olunan dört kıta sefin-i hümâyûn, yakında hitâm bulmak üzere dört kıta sefin-i hümâyûna İzzeddin, Fu’ad, İsmail isimleri tahsis buyurulmuş ve yine bu sınıfdan olarak Tersane-i âmîre sâhâsında inşâ olunan uskuru firkateyne Kuhrevan ve korvete Nusrelaziz ve İzmid tersanesinde inşâ olunan iki uskuru korvetin birine Muzaffer ve diğerine Mansure ve Gemlik tersanesinde yapılmakda olan iki korvetin birine Merih ve diğerine Utarid nâmları verilmişdir. Sefâyin-i nakliyye sınıfından olarak Avrupada inşa olunan korvet vapuruna Seyad-bahri ve Amasyada inşâ olunan korvete Ceyhun ve Sinopda yapılıb denize inmiş olan korvete Fırat tesmiye buyurulmuşdur.

İlgili metin

Bazı maddelerin değiştirilmesine dair Kanun
Kanun No: 3329
Kabul Tarihi: 29.1.1987
Resmi Gazetede Yayımı: 4.2.1987/19362

Madde 1- Bu Kanunun amacı; kültürle yakın münasebeti ve yaygınlığı sebebiyle kitle haberleşme vasıtalarının en mühimlerinden biri olan sinema, video ve müzik eserlerinin, eğitici, öğretici, kültür yayıcı ve aktarıcı, ülkemizi tanıtıcı fonksiyonlarına işlerlik kazandırmak; yapım denetim ve gösterim, programlama konuları ile teknoloji kullanımı yönünden geliştirilmesini sağlamak; Türk Sinema ve müzik sanatı sahasında çalışanlara destek vermek; sinema ve müzik hayatına milli birlik, bütünlük ve devamlılığımız açısından düzen ve ölçü kazandırmaktır.

Madde 2- Bu kanun bir sanayi ve sanat dalı olan Türk Sineması ve Türk müzik sanatı ürünlerinin teşvik edilmesi, eserlerin yapılması, denetlenmesi, dağıtılması, gösterilmesi, icrası ve bu işlemlerden doğan telif, gösterim ve icrası haklarının korunması esas ve usullerini kapsar.

Madde 3- Bu kanunda geçen deyimlerden;
a) Eser: Film, video, ses taşıyıcıları ve benzerleri üzerine kaydedilmiş hareketli veya sesli fikir ve sanat mahsullerini,
b) Denetim: Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik, cumhuriyet, milli güvenlik, kamu düzenini, genel asayiş, kamu yararı, genel ahlak ve genel sağlık açısından suç veya suça teşvik unsuru ihtiva etmemesi, milli kültür, örf ve adetlerimize uygunluğu yönünden bu kanunda tanımlanan eserleri yetkililerce incelenmesini,
c) Film: Sesli ve görüntülü veya sadece görüntülü olarak hazırlanmış, ticarî amaçlı eserlerle, tanıtıcı, öğretici ve teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden her çeşit hareketli sinema eseri ve benzerlerini,
d) Video: Üzerindeki elektromanyetik parçalara ses eşliğinde görüntü veya sadece görüntü kaydedilmiş her çeşit hareketli malzemeyi,
e) Ses taşıyıcısı: Üzerine sadece ses kaydedilmiş her türlü plak, ses kaseti ve benzerini,
f) Bandrol: Eserlerin şerit, kaset ve dış ambalajı üzerine yapıştırılan ve sökülmesi halinde yapıştırıldığı malzemenin özelliğini kaybettiren ve üzerinde Bakanlık ile işletme belgesine sahip olanın özel işareti ve seri numarası yer alan etiketi, (ses taşıyıcısında Bakanlık bandrolü ile işletme belgesi sahibinin özel işareti kullanılır.)
g) Yapımcı: Eserleri üreten veya ithal eden gerçek veya tüzelkişileri,
h) İşletmeci: Eserlerin toptan ve perakende dağıtımını, alım-satım ve kiralama işini yapan veya birden çok kişinin seyretmesi veya dinlemesi için umuma açık sinema veya benzeri salonu işleten veya kablolu yayım yapan kişiyi,
ı) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını, ifade eder.

Madde 4- Eserlerin üretim ve ithalatı ile toptan dağıtımını yapacak gerçek ve tüzelkişilerin önceden Bakanlığa bilgi vermeleri şarttır.
Kimlerin yapımcılık yapabileceği, nitelikleri, uymaları gereken kurallar ve bu işle ilgili diğer hususlar ile amatör çalışmalar,
Türkiye'de bilimsel araştırma, inceleme ya da ticari amaçla film çekmek isteyen yabancı gerçek ve tüzelkişiler veya bunlar adına faaliyet gösteren T.C. uyruklu gerçek ve tüzelkişilerin tabi olacağı esaslar ile T.C. uyruklu gerçek ve tüzel kişilerle yabancıların yapacakları ortak yapım esasları, Bakanlığın hazırlayacağı yönetmelikte düzenlenir.

5 inci maddenin birinci fıkrası değiştirilmiştir.
Madde 5- Üretim ve ithalata konu eserlerin, toptan dağıtım ve gösterime sunulmadan önce, Bakanlıkça kayıt ve tescil yapılarak işletme belgesi verilir. Bu belgeyi, yerli eserlerde, eseri üreten veya eserin çoğaltma, yayıma ve gösterim hakkını devralan, yabancı menşeli eserlerde ise, eseri üretenden veya eserin çoğaltma, yayma ve gösterim hakkını devralan, yabancı menşeli eserde ise, eseri üretenden veya eserin çoğaltma, yayma ve gösterim hakkına sahip olandan bir sözleşme ile bu hakları devralıp eseri ithal eden alabilir.
Kayıt ve tescili yapılan eserin her kopyasına Bakanlık ile işletme belgesi sahibinin bandrolünün yapıştırılması şarttır. Plak ve ses kasetinde Bakanlık bandrolü yanında işletme belgesi sahibinin özel işareti kullanılır.
Kayıt ve tescili yapılıp, işletme belgesi verilen eserlerin orjinalinden alınmış herhangi bir ebat veya formda bir kopyası arşivlenmek üzere Bakanlığa verilir. Ancak, üretici ve ithalatçının beyanına müstenit bu kayıt ve tescilden dolayı Bakanlık sorumlu tutulamaz.

6 ncı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası ile son fıkrası değiştirilmiştir.
Madde 6- Eserlerin kayıt ve tescili için, herhangi bir ebat veya formda kopyasının ekli olduğu bir beyanname ile Bakanlığa başvurulur ve işlemlerde bu beyan esas alınır. Başvurma sırasında Bakanlık, eserlerden denetlenmesi gerekli veya zorunlu görülenleri tespit ederek denetleme kuruluna sevk etmek üzere, yönetmelikle belirlenecek 3 kişilik bir alt komisyon teşekkül ettirir. İş hacmine göre Bakanlık, birden fazla alt komisyon ve denetleme kurulu teşkil edebilir.
Denetlenmesi gerekli veya zorunlu görülmeyen eserlerle, denetim sonucu olumlu olan eserlerin kayıt ve tescili yapılır ve işletme belgesi verilir. Kurulca düzeltilmesine karar verilen eserlerin yapımcı tarafından gerekli düzeltilmesi yapıldıktan sonra tekrar denetlenir, kayıt ve tescili ile işletme belgesi verilir. Dağıtım ve gösterime sunulması hiçbir şekilde uygun bulunmayanlar bütün idari ve yargı işlemlerinin tamamlanmasından sonra iade edilir.
İsteyen yapımcılar çekime konu alacak senaryolarının Bakanlıkça incelenmesini isteyebilirler. Bu inceleme alt komisyonlarca yapılır. Eserlerin denetim sonuçları ile senaryoların inceleme sonuçları en geç 15 gün içinde ilgiliye bildirilir.
Denetim sonucu eserlerin işletme belgesine işlenir. Denetimi gerekli ve zorunlu görünmeyenlerin işletme belgesine de bu husus yazılır.
Denetleme Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisinin başkanlığında Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve İç İşleri Bakanlığı temsilcisinden teşekkül eder. Ancak Denetleme Kurulunda Türkiye Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği ile Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden birer temsilci ve Bakanlıkça tespit edilecek bir sanatçının yer alması zorunludur. Denetlenen eserin yapımcısı, istediği takdirde, Denetleme Kuruluna gözlemci olarak katılabilir. Alt komisyon ile denetleme kurulunun sayısı, hangi illerde teşkil edileceği, toplanacağı yer ile çalışma esas ve usulleri ve memur olmayan üyelerin mali hakları ile diğer hususlar Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulacak Yönetmelikte gösterilir.

7 nci maddenin birinci fıkrası değiştirilmiştir.
Madde 7- İşletme belgesine haiz eserlerin, ticari amaçla toptan veya perakende dağıtımını yapan, satan, kiraya veren ve birden çok kişinin gösterimine sunan kişiler işletmeci ruhsatı almak zorundadırlar. İşletmeci ruhsatları Belediyeler tarafından, Belediye sınırı dışında kalan yerlerde ise; mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından verilir.
İşletmeci ruhsatının kimlere verileceği, bunların nitelikleri, uymaları gereken kurallar ve bu işle ilgili diğer hususlar ile istisnalar Bakanlıkça hazırlanacak Yönetmelikte gösterilir.

8 inci madde değiştirilmiştir.
Madde 8- Eserlerin çoğaltma yayma ve gösterim hakkı, eserin işletme belgesi sahibine aittir. Bu eserlerin çoğaltma hakkı ve sorumluluğu kayıt ve tescilini yaptırana aittir. Hak sahibinin izni olmadıkça eserler üzerinde her türlü tasarruf yasaktır. Çoğaltma, yayma ve gösterim hakkı; alım, satım ve kiralanma şeklinde her türlü intikale konu olabilir.
Kayıt ve tescil edilmeyen bir eser; gösterme, çoğaltma ve yayma hakkına konu olamaz. Kayıt ve tescilden sonra telif hakkının devredilmesi eser üzerinde her hangi bir değişiklik yapmak hakkını vermez.
Çoğaltma, yayma ve gösterme konusunda çıkan ihtilaflarda eserin Bakanlıktaki kopyası esas alınır.
Bu Kanunda telif hakları konusu ile ilgili olarak yer alamayan diğer hususlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun hükümleri uygulanır.

Madde 9- Bakanlık ile mülki idare amirleri eserlerin dağıtım ve gösterilmeleri sırasında bunların işletme belgeleri ile bandrollerini ve eser üzerinde her hangi bir değişiklik olup olmadığı hususunda eseri her zaman denetleyebilirler. İşletme belgesiz veya bandrolsüz veya üzerinde değişiklik yapılan eserler toplatılarak C. Savcılıklarına suç duyurusu ile birlikte sevk edilir.
Mülki idare amirleri bölgenin özellikleri sebebiyle toplumsal bir olaya sebebiyet vermesi muhtemel eserlerin dağıtım ve gösterimini, gerekçesini de belirtmek suretiyle yetki ve görev sınırları içerisinde yasaklayabilirler.
Bakanlık veya mülki idare amirlerince yapılacak her hangi bir denetim sonucunda eserin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik, Cumhuriyet, milli güvenlik, kamu düzeni, genel asayiş, kamu yararı, genel ahlak ve genel sağlık, örf ve adetlerimize aykırı bulunması halinde eser yasaklanır ve kanuni takibat açılır.
Mahalli mülki amirlikler ve belediyeler bandrol ve işletmeci ruhsatlarını denetleme yetkisine sahiptir.

10 uncu maddenin dördüncü fıkrası değiştirilmiştir, II numaralı 6'ıncı fıkrasına (d) bendi ilave edilmiş ve son fıkrası değiştirilmiştir.
Madde 10- Sinema sanayii ve müzik sanatının gelişmesine katkıda bulunmak, sinema ve müzik çalışanlarını desteklemek ve ülkenin tanıtılmasını sağlamak amacıyla Bakanlık emrinde "Sinema ve Müzik Sanatı Destekleme Fonu"kurulmuştur. Fon işlemlerinde 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu, 2886 sayılı devlet ihale kanunu ile 832 sayılı Sayıştay kanunu hükümleri uygulanmaz.
Fon, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabidir.
I-Fon Gelirleri;
a) Kayıt ve tescil sırasında yerli eserlerden alınacak 10.000 lira, yabancı eserlerden alınacak 50.000 lira kayıt ve tescil ücreti, *
b) Her yerli film kopyasından alınacak 1000 lira, her yabancı film kopyasından alınacak 5000 lira,
c) Yerli video kopyasından bandrol başına 200 lira, yabancı video kopyasından bandrol başına alınacak 500 lira, **
d) Her plak başına alınacak 50 lira, her ses kaseti başına alınacak 20 lira, **
e) Bağış ve yardımlar,
f) Fonun faiz ve diğer gelirleri
g) Geçici 3 üncü madde uyarınca tahsil edilecek para

"Bugün dünyada insan hakları iki türlü çiğnenmektedir. Birincisi hukuk sisteminde açıkça insan haklarını çiğneyen hükümlerin bulunmasıyla (örnek, Nazi Almanyası, Güney Afrika Cumhuriyeti) ikincisi yazılı hukukta belirtilmediği halde bu hakların fiiliyatta ayaklar altına alınmasıyla (örnek, 76 yıl öncesi Arjantin). Bugün ülkemizde görülen kitaba yönelik baskıların bir tür insan hakları çiğnenmesi olduğuna inanıyor, kitaba yönelik her türlü imha eyleminin insanın yaratıcı özünü hedef aldığını düşünüyoruz. Söz konusu imhanın yakarak değil, kâğıt hamuruna dönüştürerek yapılacak olması, bir insanı kafasın keserek değil, sabuh yaparak yok etmekle aynı anlama gelir. Bir yapıtın sanat eseri olup olmadığının tek ölçütü insandır. Bu ölçütün tek garantisi de özgürlüğe ve yaratıcılığa saygıdır. Kişinin düşünme, düşüncelerini aktarma ve paylaşma özgürlüğüne yapılan kurumsal ya da kurumsal kaynaklı müdahale, ülkemizi bir aydınlar hapishanesine çevirebilir. Bu nedenle adları yazılı yayınevleri olarak bizler, Henry Miller'in "Oğlak Dönencesi" ve Ahmet Altan'ın "Sudaki İz" romanlarının sanat eseri değil, ticari sömürü malzemesi sayılarak imha edilmesine yönelik kararı kamuoyunun dikkatine sunuyor ve yaşamının sorumluluğunu alan herkesi, bu tür yaklaşım ve eğilimlerin genel geçer bir sorun halini alması tehlikesine karşı uyarıyoruz.
Ada Yayınları
BES Yayınları
Kıyı ve Ahtapot Yayınları
Hil Yayınları
Sosyal Yayınları
Amaç Yayınları
İletişim Yayınları
Pan Yayınları
Metis Yayınları
Bibliotek Yayınları
Karacan Yayınları
Hüryüz Yayınları
Afa Yayınları
Toros Yayınları
Kaynak Yayınları
Habora Yayınları
Oda Yayınları
Dönemli Yayınları
Adam Yayınları
Yön Yayınları
Boyut Yayınları
Cem Yayınları
Özgün Yayınları
Eleştiri Yayınları
Say Yayınları
Payel Yayınları
Öncü Yayınları
Sorun Yayınları
Çınar Yayınları
Nisan Yayınları
Ayrıntı Yayınları

Madde 1 - Bu Kanunun amacı, Jandarma Genel Komutanlığınca belirlenen kadro görev yerlerinde devamlı personel istihdam ederek hizmetteki verimi artırmak maksadıyla; Uzman Jandarma temini, bunların hizmet şartları, görev ve sorumlulukları, hak ve yükümlülükleri ile ilgili esas ve usulleri düzenlemektir.

Madde 2 - Bu Kanun, Uzman Jandarmalarla, bunları istihdam edecek bütün jandarma birlik, kurum ve kuruluşları kapsar.

Madde 3 - Bu Kanunda yer alan deyimlerden;

a) Uzman Jandarma Adayı : Uzman Jandarma yetiştirilmek üzere Uzman Jandarma Okuluna alınanları,
b) Uzman Jandarma: Bu Kanuna göre Uzman Jandarma Okulunu başarı ile bitiren Uzman Jandarma çavuştan Uzman Jandarma sekizinci kademeli çavuşa kadar rütbeleri haiz asker kişileri,
ifade eder.

Madde 4 - (Değişik madde: 01/07/1992 - 3829/1 md.)
Uzman Jandarma kaynaklarını 18 yaşını bitirmiş ve 24 yaşını geçmeyen en az lise veya dengi okul mezunu erkeklerden;

a) Muvazzaf askerlik hizmetini yapmış olanlardan terhisi müteakip iki yıl içerisinde müracaat edenler,
b) Muvazzaf askerlik hizmetini yapmamış olanlar, teşkil eder.

Madde 5 - Uzman Jandarma olacaklarda aranacak şartlar ile Uzman Jandarma Okulunda öğrenim ve eğitim gören adaylara uygulanacak genel esaslar aşağıda gösterilmiştir.

a) Uzman Jandarma olabilmek için 6 aydan az olmayan eğitim ve öğrenimi başarıyla bitirmek şarttır.
b) Uzman Jandarma adaylarının ihtiyaçları Devlet tarafından karşılanır.
c) Uzman Jandarma öğrenimi esnasında yetkili kurullarca başarısız veya disiplinsiz olduğuna karar verilen adaylarla, haklarında mahkemelerce veya sağlık kurullarınca Uzman Jandarma adayı olamayacağına karar verilenlerin ilişiği kesilir.
d) (Değişik bent: 01/07/1992 - 3829/2 md.) Sağlık sebebi dışında ilişkileri kesilenlere Devletçe yapılan masraf, faiziyle birlikte ödettirilir.
İlişikleri kesilenler subay, astsubay, Uzman Jandarma ve uzman erbaş olarak Silahlı Kuvvetlere alınamazlar.
(Değişik fıkra: 01/07/1992 - 3829/2 md.) Bunlardan muvazzaf askerlik hizmetini yapmamış olanların, sağlık kurullarınca Uzman Jandarma adayı olamayacağına karar verilenler hariç olmak üzere, okulda geçen süreleri hizmetlerinden sayılmaz.

Madde 6 - (Değişik madde: 12/06/2003 - 4892 S.K./2. md.)
Uzman jandarma adayları ve uzman jandarmalar, ihtiyaca göre düzenlenecek kurslar ile ihtisas eğitimine tabi tutulabilir. Uzman jandarmalar, eğitim aldıkları ihtisas kollarında istihdam edilebilir. Tabi tutulacakları kurslar ile ihtisas eğitimlerinin süre ve şekli yönetmelikle düzenlenir.

Madde 7 - (Değişik fıkra: 12/06/2003 - 4892 S.K./3. md.) Uzman jandarmaların mecburi hizmet süresi, uzman jandarma çavuşluğa nasıp tarihinden itibaren on yıl olup, yaş hadleri 56'dır. Bunun beş yıl fazlası ise askerlik çağı sonudur. Barışta ve seferde bu süreye kadar yedeğe ayrılmış uzman jandarmalar en genç olanlarından başlanmak üzere hizmete çağrılabilirler.
(Ek fıkra: 01/07/1992 - 3829/3 md.) 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 112 nci maddesindeki, subay ve astsubayların istifa etmiş sayılacağı haller ile bu hususa ilişkin tazminat hükümleri, Uzman Jandarmalar hakkında da uygulanır.

Madde 8 - Uzman Jandarmalar :

a) Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğinde erbaşlar için belirtilen görevlerle istihdam edildikleri kadroların açıklamalarında belirtilen görevleri,
b) Zabıta memuru olarak, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri
Kanununun verdiği görevleri yapar ve yetkileri kullanırlar.

Madde 9
Uzman jandarmalar, çavuş rütbesi taşıyan asker kişi sayılırlar. Bunlar muvazzaflık hizmetinde ve yedeklik döneminde iken hizmete çağrıldıklarında uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erlerin üstü olup, cezaî müeyyideler ile yargılama usulü bakımından erbaşlarla aynı hükümlere tâbi tutulurlar. Askerî öğrencilerle astlık ve üstlük münasebetleri yoktur.
Uzman jandarmalar, terhis kaydı, yedeklik yoklaması, hizmete celp, eğitim ve tatbikat gibi yedeklik dönemine ilişkin olarak bu Kanunda düzenlenmeyen hususlarda 1111 sayılı Askerlik Kanununun ilgili hükümlerine tâbidirler.
Uzman jandarmalar, mülkî görevlerin ifası sırasında işledikleri suçlardan dolayı 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine tâbidirler.

Madde 10 - Uzman Jandarma rütbeleri aşağıda gösterilmiştir.

a) Uzman Jandarma Çavuş,
b) Uzman Jandarma Birinci Kademeli Çavuş,
c) Uzman Jandarma İkinci Kademeli Çavuş,
d) Uzman Jandarma Üçüncü Kademeli Çavuş,
e) Uzman Jandarma Dördüncü Kademeli Çavuş,
f) Uzman Jandarma Beşinci Kademeli Çavuş,
g) Uzman Jandarma Altıncı Kademeli Çavuş,
h) Uzman Jandarma Yedinci Kademeli Çavuş,
ı) Uzman Jandarma Sekizinci Kademeli Çavuş,

Madde 11 - Her rütbede normal bekleme süresi 3, en fazla bekleme süresi ise sıhhi izin süreleri hariç 4 yıl olup, terfiler her yıl 30 Ağustos tarihinde yapılır.

Madde 12 - Uzman Jandarma Çavuşluğa nasıp ve terfiler; Jandarma Genel Komutanının onayı ile yapılır.
Uzman Jandarma Okulundaki en az 6 aylık mesleki eğitim ve öğrenimini başarıyla bitirenler uzman Jandarma Çavuş nasbedilirler. Nasıpları okulu bitirdikleri takvim yılının 30 Ağustos’una götürülür. Nasıp düzeltilmesinden dolayı maaş, maaş farkı ve diğer özlük hakları ödenmez. Uzman Jandarma Çavuş nasbedilenler stajyer olarak 6 ay süre ile görevbaşı eğitimine tabi tutulurlar.
(Ek fıkra: 15/08/1991 - KHK - 446/1 md.; Aynen kabul: 26/02/1992 - 3777/1 md.) Uzman Jandarma Çavuşları ile Emeklilerinin askerlik hizmetinde geçen süreleri kıdemlerinden sayılır ve nasıpları buna göre düzeltilir. Nasıp düzeltilmesinden dolayı maaş, maaş farkları ve diğer özlük hakları ödenmez.

Madde 13 - Uzman Jandarmalar hakkında her yıl yönetmelikte belirtilen esaslar dahilinde askeri ve mülki olmak üzere iki çeşit sicil belgesi düzenlenir.
Askeri ve mülki sicil belgelerinin yıllık sicil notu ortalaması sicil tam notunun %60 ve yukarısı olan uzman jandarmalara kademe ilerlemesi yaptırılır. Kademe ilerlemesi şartları 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa göre yapılır. Mülki görevi bulunmayan Jandarma birliklerinde görev yapanlar için sadece askeri sicil belgesi düzenlenir.
Rütbe bekleme süresi içinde asgari iki yıllık sicili bulunan ve bu sicillerinin ortalaması sicil tam notunun %60 ve daha yukarısı olanlar bir üst rütbeye terfi ettirilirler.
Normal bekleme süresi sonunda bu rütbeye ait yıllık sicillerinin ortalaması sicil tam notunun %60’dan aşağı olanlar o rütbede bir yıl daha bekletilirler. Müteakip yıl sonundaki yıllık sicil notları ortalaması sicil tam notunun %60 ve yukarısı olanlar bir üst rütbeye terfi ettirilirler.
En fazla bekleme süresi sonunda terfi edemeyenler ile bir rütbede en fazla iki defa kademe ilerlemesi yapamayan Uzman Jandarmaların yetersizlikten ilişkileri kesilir.

Madde 14 - Kıdem ve kıdem sırası aşağıdaki esaslara göre düzenlenir.

a) Rütbelerde kıdemler, Jandarma Genel Komutanlığının onay metninde yazılı tarihten başlar.
b) Aynı günde Uzman Jandarma Çavuşluğa nasbedilenler arasında kıdem sırası; okulda kazanılan not ortalamalarına göre tespit edilir ve bunlar kendi aralarında sıralanırlar.
c) Aynı rütbe ve nasıplılar arasında kıdem sırası; her rütbeye yükselirken almış oldukları yeterlik derecelerine göre yapılır.

Madde 15 - Disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle “Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir” şeklinde sicil düzenlenen Uzman Jandarmalar meslekten hemen çıkarılırlar ve haklarında Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.

Madde 16 - Uzman jandarmaların aşağıda yazılı herhangi bir durumun ortaya çıkması halinde Jandarma Genel Komutanının onayı ile ilişkileri kesilir.

a) Stajyer olarak görevbaşı eğitimine tabi tutulanlardan başarısız olanlar,
b) Mahkeme kararları ile rütbesi geri alınanlar,
c) (Değişik bent: 15/08/1991 - KHK - 446/2 md.; Aynen kabul: 26/02/1992 - 3777/2 md.) Askeri Ceza Kanununun üçüncü Bap Beşinci Faslında yeralan askeri itaat ve inkiyadı bozan suçlardan herhangi birinden (6) aydan fazla şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar,
d) Mülki, adli ve askeri görevlerini yaptıkları sırada işledikleri suçlardan (6) aydan fazla hapis cezasına hüküm giyenler,
e) Hapis cezası ile birlikte (6) aydan fazla memuriyetten mahrumiyet cezasına hüküm giyenler.
f) (Ek bend: 12/06/2003 - 4892 S.K./5. md.) Ertelenmiş, para cezasına veya tedbire çevrilmiş, affa uğramış olsa bile, Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, Askeri Ceza Kanununun 131 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen az vahim hali hariç, basit veya nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas, iftira gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı nitelikteki suçlardan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma suçlarından hüküm giyenler.
(Ek fıkra: 12/06/2003 - 4892 S.K./5. md.) 15 inci maddeye göre meslekten çıkarılan veya bu madde gereğince ilişikleri kesilen uzman jandarmalar yedekte, er kaynağına alınırlar.
(Ek fıkra: 01/07/1992 - 3829/4 md.) Uzman Jandarmalardan, 15 inci maddeye göre haklarında ayırma işlemi yapılanlar ile birinci fıkranın (a) bendi hariç olmak üzere diğer hükümleri uyarınca ilişiği kesilenler, yükümlülük sürelerinin eksik kısmı ile orantılı olarak kendilerine yapılmış olan öğrenim masraflarının iki katını tazminat olarak öderler.
AÇIĞA ÇIKARILAN, TUTUKLANAN VEYA FİRAR VE İZİN TECAVÜZÜNDE BULUNAN, CEZASI İNFAZ EDİLMEKTE OLAN UZMAN JANDARMALAR HAKKINDA YAPILACAK İŞLEM
Madde 17 - Açığa çıkarılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan uzman jandarmalar hakkında 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 65 inci maddesi hükümlerine göre işlem yapılır.
(Ek fıkra: 01/07/1992 - 3829/5 md.) Kazai ve idari kararlar neticesinde nasıp düzeltmesi, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunun 36 ncı maddesinin (a), (b) ve (e) bentleri hükümlerine göre yapılır.

Madde 18 - (Değişik madde: 28/05/2003 - 4861 S.K./15. md.)
Uzman jandarmaların astsubaylığa geçirilmesi ile ilg

Madde 1 – Bu Kanunun amacı, milli ekonominin ve ticaretin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak Türkiye hudutları içinde her türlü ölçü ve ölçü aletlerinin doğru ayarlı ve uluslararası birimler sistemine uygun olarak imalini ve kullanılmasını sağlamaktır.

Madde 2 – Uzunluk, alan, hacim, ağırlık ölçüleri, areometreler, hububat muayene aletleri, elektrik, su, havagazı, doğalgaz, akaryakıt sayaçları, taksimetreler, naklimetreler, akım ve gerilimölçü transformatörleri ile demiryolu yük ve sarnıçlı vagonlarının muayenesi, ayarlanması ve damgalanması bu Kanun hükümlerine göre yapılır.
Bakanlar Kurulu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının teklifi üzerine bu maddede yer almayan herhangi bir ölçü ve ölçü aletini bu Kanun kapsamına alabilir.

Madde 3 – Aşağıdaki konular bu Kanun kapsamı dışında bırakılmıştır.

a) Uluslararası Birimler Sisteminin uygulanmadığı ülkelerle ilgili ve taraflardan biri Türk vatandaşı olmayan ve yurdumuzda oturmayan şahıslarla yapılmış anlaşma, sözleşme ve düzenlenmiş belgeler,
b) (a) bendinde belirlenen ülkelere ticaret eşyası ihracı ile uğraşan müessese ve fabrikalarda özellikle bu işler için kullanılan ölçü ve ölçü aletleri,
c) 1782 sayılı Ölçüler Kanununun yürürlüğe girdiği 1.1.1933 tarihinden önce düzenlenmiş bulunan tapu, kontrat ve senet gibi kayıt ve belgeler,
d) Kullanılmayan antika ölçü ve ölçü aletleri,
e) Öğretim işlerinde, para ve mücevherat yapımında veya taşıdığı özellikler bakımından Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca uygun görülecek özel, kişisel veya teknik işlerde kullanılan veya sanayi kuruluşlarında özellikle imalata yarayıp mamullerin miktarını tespitle ilgisi bulunmayan ölçü ve ölçü aletleri,
f) Münhasıran banyo ve mutfaklarda kullanılmak maksadıyla imal edilmiş bulunan dinamometrik tartı aletleri,
g) Silahlı Kuvvetlerin donatım ve donanımına ait olup alım satımla ilgisi bulunmayan teknik ölçü ve ölçü aletleri.
Ancak, (b), (e) ve (g) bentlerinde yazılı ölçü ve ölçü aletlerinden teknik işler dışında ve ticarette kullanılabilecek nitelikte olanların üzerlerine "ALIM VE SATIM İŞLERİNDE KULLANILAMAZ" deyiminin yazılması ve (b) bendinde belirtilen ölçü ve ölçü aletlerinin özelliklerine göre muayeneleri yapılarak damgalanmış olmaları şarttır.

Madde 4 – Bu Kanunun uygulanmasında,
Bakanlık : Sanayi ve Ticaret Bakanlığını,
Uluslararası birimler sistemi: Uluslararası Tartılar ve Ölçüler Konferansınca kabul edilen uluslararası birimleri,
Ölçü: Ağırlık, uzunluk ve hacim gibi büyüklüklerin ölçülmesinde kullanılan ve üzerinde yazılı birim ve miktarların doğruluğu tasdik edilmiş ağırlık, uzunluk taksimatlı ölçüler ve ölçü kaplarını,
Ölçü aleti: Ölçü işleminde kullanılan araç, sayaç ve gereçleri,
Umumi ayar işareti: Damgada kullanılan TC şekli olan işareti,
Damga: Muayene sonunda uygun olduğu anlaşılan ölçü ve ölçü aletlerinin üzerine konulan umumi ayar işaretini,
Etalon: Çeşitli ölçü ve ölçü aletlerinin doğruluğunu tahkik etmek için sahip olunan imkanlara göre en yüksek hassasiyetli ölçü ve ölçü aletlerini,
Dinamometrik tartı aleti: Yaylı tartı aletini,
İfade eder.

Madde 5 – Bu Kanun kapsamındaki uluslararası temel birimler şunlardır.
Metre : Uzunluk temel birimi,
Kilogram : Kütle (Ağırlık) temel birimi,
Saniye : Zaman temel birimi,
Amper : Elektrik akım şiddeti temel birimi,
Kelvin : Termodinamik sıcaklık temel birimi,
Kandela : Işık şiddeti temel birimi,
Mol : Madde miktar birimi,
Yukarıda yazılı temel birimler ile başka değişik büyüklüklerin ölçüldüğü ve bu büyüklüklerin fiziksel oluşumlarına göre temel terimlerin çeşitli cebrik tertipleri ile ifade edilen türetilmiş birimlerin tarifleri ile özel adlandırmaları Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.

Madde 6 – Resmi ve özel sözleşmeler, her türlü evrak, belge ve ilanlar ile miktar belirten etiketlerde ve kanunlara göre tutulan defterlerde, uluslararası birimlerin kullanılması zorunludur.
Sayı ile alınıp satılması gelenek haline getirilmiş bulunan alım satımlarda bu madde hükmü uygulanmaz.

Madde 7 – Türkiye'de yapılan veya dışarıdan getirilen ölçü ve ölçü aletlerinin üzerine, bunları yapan şahıs veya firmaya ait özel bir markanın; kolaylıkla okunabilecek, silinmeyecek ve ölçü ve ölçü aletinden ayrılmayacak şekilde konulması ve Bakanlığa kaydettirilmiş olması şarttır.
Ayrıca;

a) Yurt içinde ölçü ve ölçü aleti yapan fabrika ve imalathanelerle tamir atölyeleri, yaptıkları veya tamir ettikleri ölçü ve ölçü aletleri için Bakanlıkça tespit edilecek esaslar dahilinde ve örneğine uygun, tasdikli bir imalat defteri tutmak zorundadırlar.
b) Elektrik, su, havagazı, doğalgaz, akaryakıt sayaçları, ölçü transformatörleri, taksimetreler, naklimetreler ve 2 nci madde ile kanun kapsamına alınacak diğer sayaçların muayene ve damgalanmaya kabul edilmeleri, bunların kullanışlı tip ve sistemde olduklarının Bakanlıkça önceden onaylanmış bulunmasına bağlıdır.
Bu maddenin uygulanması ile ilgili esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Madde 8 – 1889 yılında Paris'te toplanan Uluslararası Tartılar ve Ölçüler Genel Konferansında kabul edilerek Fransa'da Sevr'de Breteuil Pavyonunda saklanmakta olan metre ve kilogram prototiplerinden alınan ölçü örnekleri, Türkiye için de uzunluk ve kütle (ağırlık) temel etalonlarıdır.
Bu temel etalonlar, Bakanlık tarafından uygun bir yerde saklanır. Bu etalonlara göre hazırlanacak yoklama ve kullanma etalonlarının ne şekilde sağlanacakları, muayene edilecekleri ve korunacakları Bakanlıkça tespit edilir.
Bakanlık bu amaçla mevcut veya kurulacak metroloji ve kalibrasyon merkezlerinden faydalanabilir.

Madde 9 – Ölçü ve ölçü aletleri aşağıdaki muayenelere tabi tutulurlar.
İlk muayene,
Periyodik muayene,
Ani muayene,
Şiyaket muayenesi,
Stok muayenesi.

a) İlk muayene: Yeni yapılan veya parçaların birleştirilmesi suretiyle meydana getirilen ölçü ve ölçü aletlerinin satışa veya kullanılmaya başlanmalarından önce veya ithal edilen ölçü ve ölçü aletlerinin yurda sokulmaları sırasında veya periyodik, ani, şikayet ve stok muayeneleri sonunda damgaları iptal olunan ölçü ve ölçü aletlerinin tamir ve ayarlanmalarından sonra veya ayarları bağlı bulundukları yere göre ayarlanmış olan ölçü ve ölçü aletlerinin ise her yer değiştirmeleri halinde uygulanır.
b) Periyodik muayene: Belli sürelerde olmak üzere, bu Kanun kapsamına giren ölçü ve ölçü aletleri için yapılan genel muayenedir.
c) Ani muayene: Bakanlık merkez ve taşra ölçüler ve ayar kuruluşları memurlarının görecekleri lüzum veya ihbar üzerine, ölçü ve ölçü aletlerinin bulundukları yerlerde habersizce yapılan muayenedir.
d) Şikayet muayenesi: Bir ölçü ve ölçü aletinin doğru çalışıp çalışmadığını tespit etmek üzere, ölçü ve ölçü aleti sahibi veya diğer bir kimsenin yazılı müracaatı üzerine yapılan muayenedir.
e) Stok muayenesi: İlk muayene damgasını taşıdıkları halde satılmayıp depo, atölye, imal veya satış yerlerinden, yahut henüz kullanılmasına ihtiyaç duyulmayarak stok halinde bulundurulan ölçü ve ölçü aletlerinin periyodik muayene süreleri içinde tekrar tabi tutuldukları bir muayene şeklidir.
Bu muayenelerin usul ve esasları, kimler tarafından ne şekilde ve surette yapılacakları ve muayeneye tabi ölçü ve ölçü aletleri sahiplerinin veya bunları kullananların görev ve sorumlulukları ile tabi olacakları yasaklar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.

Madde 10 – Sayaç ayar istasyonları ile ölçü ve ölçü aletleri tamir ve ayar atölyelerinde çalışanlara Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslara göre yetki belgesi verilir.
Bakanlık ölçü ve ölçü aletlerinin muayene ve ayar işleri için resmi ve özel  kuruluşlara ait laboratuvar, ayar istasyonları ve atölyelerden faydalanır.

Madde 11 – Elektrik, su, doğalgaz ve havagazı sayaçlarının tamir ve ayar ücretleri Bakanlıkça her yıl Ocak ayında tespit edilerek ilan edilir.

Madde 12 – Yurt dışından ithal veya yurt dışına ihraç edilen ölçü ve ölçü aletlerinin muayenelerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Madde 13 – İlk, periyodik ve stok muayenelerinde doğru oldukları anlaşılan ölçü ve ölçü aletleri damgalanmaya elverişli bulundukları takdirde damgalanır. Damgalanmaya elverişli bulunmayan ölçü ve ölçü aletleri için damga yerine geçmek üzere bir belge verilir.
Damgalama veya damga yerine belge verme, yer değiştirme halinde damganın geçerliliği ve damgaların iptaline ait usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.

Madde 14 – a) Uluslararası Birimler Sistemine göre yapılmamış olan veya bu sisteme göre imal edilmiş olmakla beraber, nitelikleri bakımından bu Kanun hükümlerine uygun bulunmayan ölçü ve ölçü aletlerinin ticaret maksadıyla yurda sokulması veya yapılması,

b) Damgalanmamış ölçü ve ölçü aletlerinin satışa arzı veya satılması, satışına aracılık edilmesi, alım satımda kullanılması veya alım satım yerlerinde bulundurulması,
c) Doğru olmadığı açıkça belli olan ölçü ve ölçü aletleri ile veya bu aletlerin ayarı bozulmak suretiyle ölçme yapılması veya bunların alım satım yerlerinde bulundurulması,
d) Damgası kopmuş, bozulmuş, periyodik muayene zamanında müracaat edilmemiş veya damga süresi geçirilmiş veya damgaları iptal edilmiş ölçü ve ölçü aletlerinin kullanılması, satışa arzı veya satılması, alım satım yerlerinde bulundurulması, damgaları iptal edilmiş ölçü ve ölçü aletlerinin, tamirlerinden sonra tekrar muayene ve damga yaptırılmadan sahiplerine teslimi,
e) Bu Kanun kapsamına giren ölçü ve ölçü aletlerinin tamir ve ayarlarının Bakanlığın yetki belgesini taşımayan kişilerce yapılması,
f) Ambalajında belirtilen veya yetkili makamlarca tespit edilen miktarlara uymayan bir malın satışa arzı,
g) Bakanlıkça tespit edilen tarifeler üstünde ücret talep etmek veya almak,
Yasaktır.
Bu Kanunun 13 üncü maddesine göre damgaları iptal edilmiş sabit ve sökülüp taşınması güç olan ölçü ve ölçü aletleri, alım satım yerlerinde bulundurulma yasağına tabi değildir.
Yurt dışından alınan siparişleri karşılamak veya yurt dışına gönderilmek amacıyla miktarı, nitelikleri ve yapım maddeleri belirtilerek yapılacak ölçü ve ölçü aletleri hakkında (a) ve (b) b

NOT : Bu Kanunda geçen "ilk tahkikat" ibaresi 04/06/1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 83 üncü maddesi ile "hazırlık tahkikatı" olarak değiştirilmiştir.

Kuruluş:
Madde 1 - (Değişik fıkra: 21/01/1981-2376/1 md.) Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanacak askeri mahkemeler; kolordu, ordu, (deniz ve havada eşidi) ve kuvvet komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığı nezdinde Milli Savunma Bakanlığınca kurulur.
Kuvvet Komutanlıklarının yapacakları teklif veya Genelkurmay Başkanlığının, doğrudan doğruya göstereceği lüzum üzerine, diğer kıta komutanlıkları veya askeri kurum amirlikleri nezdinde de Milli Savunma Bakanlığınca askeri mahkeme kurulabilir ve aynı yolla kaldırılabilir.
Bir garnizonda aynı Kuvvetten nezdinde askeri mahkeme kurulması gereken birden fazla kıta komutanlığı bulunursa Genelkurmay Başkanlığının uygun göreceği bir kıta komutanlığı nezdinde Milli Savunma Bakanlığınca yeteri kadar askeri mahkeme kurulması ile yetinilebilir.
Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58 ve 59 uncu maddeleri ile 148 inci maddesinin (B) fıkrasında yazılı suçları işleyenlerin yargılanmaları Milli Savunma Bakanlığının önceden tespit ve Resmi Gazete ile yayınlayacağı askeri mahkemelerde yapılır.
Mahkeme kuruluşu:
Madde 2 - Askeri mahkemeler iki askeri hakim ve bir subay üyeden kurulur. Ancak Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki askeri mahkeme, general ve amiralleri yargıladığı zaman üç askeri hakim ile iki general veya amiralden kurulur.
(Ek fıkra: 16/10/1981 - 2538/1 md.) 200 ve daha fazla sanık hakkında açılan davalarda askeri mahkeme dört hakim ve bir subay üyeden kurulur. Duruşma sonuçlanıncaya kadar birleştirme veya başka nedenlerle sanık sayısının 200 veya daha fazla miktara ulaştığı davalarda da bu hüküm uygulanır. Ancak, duruşma sonuçlanıncaya kadar görülmekte olan davadaki sanık sayısının bu miktardan aşağı düşmesi halinde, askeri mahkeme kuruluşunda değişiklik yapılamaz.
Askeri mahkeme kurulunda bulunanların en kıdemlisi mahkeme başkanlığı görevini yapar.
Subay üyelerin nitelikleri:
Madde 3 - Askeri mahkemelerde bulunacak subay üyelerin, en az yüzbaşı rütbesinde muharip sınıftan bulunmaları, sanığın astı ve yargılama süresince en yakın amiri olmamaları ve taksirli suçlar hariç, bir cürüm ile hükümlü bulunmamaları şarttır.
Savaşta esir edilen subayların yargılanmalarında rütbeleri imkan nispetinde gözetilir.
Subay üyelerin Seçimi:
Madde 4 - Subay üyeler ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilir.
Bunların görevlerini yapmalarına sürekli engeller çıktığında yerlerine başkaları seçilebilir.
Kanunda yazılı nitelikte subay üye bulunamaması:
Madde 5 - Kanunda yazılı nitelikte subay üye yoksa veya mevcut olanların görevlerini yapmalarına kanuni engeller bulunursa, nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri uygun nitelikte subay üyenin seçimi için en yakın kıta komutanına veya askeri kurum amirine başvurur. Buna rağmen uygun nitelikte subay üye bulunmazsa, en yüksek komuta makamından itibaren sıra ile aşağı derecelerdeki komuta mevkilerinde bulunan subaylar üye olarak görevlendirilirler.
Askeri savcılık:
Madde 6 - (Değişik madde: 08/06/1972 - 1596/1 md.)
Nezdinde askeri mahkeme kurulan her kıta komutanı veya askeri kurum amirinin refakatinde bir askeri savcı ile yeteri kadar askeri savcı, yardımcı olarak bulunur.
Aynı komutanlık nezdinde birden fazla askeri mahkeme kurulduğu takdirde bir askeri savcılık teşkilatı ile yetinilebilir.
Kalem kuruluşu:
Madde 7 - Askeri mahkemeler ile askeri savcılıklarda birer kalem teşkilatı kurulur. Her kalem teşkilatında birer başkatip ile yeteri kadar katip bulunur. Ayrıca lüzum halinde er, erbaş ve astsubaylar veya sıkıyönetim ve savaş halinde subaylar kalemlerde görevlendirilebilirler.
Kalem teşkilatının ve personelinin görev ve sorumlulukları bir yönetmelikle düzenlenir.
Nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı ve askeri kurum amiri:
Madde 8 - (Değişik madde: 08/06/1972 - 1596/1 md.)
Nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri bir suçun işlendiğini öğrendiklerinde refakatlerindeki askeri savcıya soruşturma açtırır ve yapılmakta olan soruşturma hakkında askeri savcıdan her zaman bilgi isteyebilirler.
Nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirlerinin refakatlerindeki adli müşavirler, bu yetkinin kullanılmasında bu komutan ve askeri kurum amirlerinin yardımcısıdırlar ve kanun yollarına başvurmada adı geçen komutan ve askeri kurum amirleri adına ilgili soruşturma ve dava dosyalarını incelemeye yetkilidirler.
Adli müşavirler, aynı zamanda refakatlerinde bulundukları, nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirlerinin hukuk işlerinde de yardımcısıdırlar.
Kıta komutanının ve askeri kurum amirinin kanuni ve şahsi engelleri yetkilerinin kullanılmasına imkan vermez ise bu yetkiler kanuni vekillerine geçer.
(Değişik fıkra: 12/06/2003 - 4893 S.K./1. md.)(*) Teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya askeri kurum amiri, subay ve astsubayların işledikleri suçlar dışında, diğer kişilerin işledikleri suçlara ait suç evrakını, soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermek üzere askeri hakim sınıfından olan adli müşavirlere yazılı yetki verebilir. Yetki verilen konularda kıt'a komutanı veya kurum amirine tanınan kanuni yetkiler adli müşavirler tarafından kullanılır.
NOT : (*) 12/06/2003 kabul tarihli, 17/06/2003 tarih ve 25141 sayılı R.G.de yayımlanan 4893 sayılı Kanunun 1. maddesi ile değiştirilen fıkra için Tarihçeye bakınız.
TARİHÇE : 1 - 12/06/2003 kabul tarihli, 17/06/2003 tarih ve 25141 sayılı R.G.de yayımlanan 4893 sayılı Kanunun 1. maddesi ile değiştirilen fıkra metni: 
(Değişik fıkra: 09/10/1996 - 4191/1 md.) Teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya askeri kurum amiri, subay ve astsubayların işledikleri suçlar dışında askeri kişilerin işledikleri suçlara ait suç evrakını, soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermek üzere askeri hakim sınıfından olan adli müşavirlere yazılı yetki verebilir. Yetki verilen konularda kıt'a komutanı veya kurum amirine tanınan kanuni yetkiler adli müşavirler tarafından kullanılır.

Genel görev:
Madde 9 - Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.
Asker kişiler:
Madde 10 - (Değişik madde: 08/06/1972 - 1596/1 md.)
Bu Kanunun uygulanmasında aşağıda yazılı olanlar asker kişi sayılırlar:
A) Muvazzaf askerler: Subaylar, askeri memurlar, askeri öğrenciler, astsubaylar, erbaşlar ve erler.
B) Yedek askerler (Askeri hizmette bulundukları sürece),
C) Milli Savunma Bakanlığı veya Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşlarında çalışan sivil personel,
D) Askeri işyerlerinde çalışan ve İş Kanununa tabi bulunan işçiler,
E) Rızası ile Türk Silahlı Kuvvetlerine katılanlar,
F) Askeri yargı organlarınca tutuklanmış veya hapsedilmiş veya askeri makamlarca muhafaza altına alınmış veya gözaltı edilmiş kişiler.
Asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmaları:
Madde 11 - (Değişik madde: 08/06/1972 - 1596/1 md.)
Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.
A) (Değişik bent: 09/10/1996 - 4191/2 md.) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102 nci maddelerinde yazılı suçlar;
B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanununun bu fiillere ilişkin 188,190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 272 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları;
C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;
D) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 14/02/1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)
E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar.
(Ek fıkra: 30/07/2003 - 4963 S.K./6. md.) Askeri Ceza Kanununun 58 inci maddesinde yazılı suçların, barış zamanında asker olmayan kişiler tarafından işlenmesi halinde, bu suçlara ilişkin davalar askeri mahkemelerde görülmez.
Müşterek suçlar:
Madde 12 - Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir.
Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi 2 suç işlenmesi halinde yargılama önceliği:
Madde 13 - Bir kişi hakkında askeri mahkemelerin görevli olduğu bir suç ile adliye mahkemelerine ait diğer bir suçtan dolayı aynı zamanda kovuşturmaya başlanmış olursa, sanık önce askeri suçtan dolayı askeri mahkemede sonra da adliye mahkemesine ait suçtan adliye mahkemesinde yargılanır.
Askeri mahkemeler bu durumlarda yargılamayı ivedilikle sonuçlandırırlar ve diğer suçla ilişkin davaya bakan adliye mahkemesi de cezaların içtimaına ait kuralları uygular.
Savaş halinde askeri mahkemenin görevi:
Madde 14 - Askeri mahkemeler Savaş halinde aşağıda yazılı davalara bakarlar:
A) Asker kişilerin işledikleri suçlara ait bütün davalar,
B) Asker kişilerle müştereken suç işleyen sivil kişilere ait davalar,
C) Muharip Türk Silahlı Kuvvetleri nezdinde bulunmalarına

AMAÇ
Madde 1 - Bu Kanunun amacı, işletmelerde faaliyetlerin ve işlemlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde işleyişini sağlamak, faaliyet sonuçlarını ilgili mevzuat çerçevesinde denetlemeye, değerlendirmeye tabi tutarak gerçek durumu ilgililerin ve resmi mercilerin istifadesine tarafsız bir şekilde sunmak ve yüksek mesleki standartları gerçekleştirmek üzere, "Serbest Muhasebeci", "Serbest Muhasebeci Mali Müºavirlik" ve "Yeminli Mali Müºavirlik" meslekleri ve hizmetleri ile Serbest Muhasebeci Mali Müºavirler ve Yeminli Mali Müºavirler Odaları, Serbest Muhasebeci Mali Müºavirler ve Yeminli Mali Müºavirler Odaları Birliğinin kurulmasına, teºkilat, faaliyet ve denetimlerine, organlarının seçimlerine dair esasları düzenlemektir.(Ek cümle: 10/07/2008 - 5786 S.K./1. md.) Birliğin kısa adı TÜRMOB'dur.
Bu Kanun hükümlerine göre meslek icrasına hak kazananlara "Serbest Muhasebeci", "Serbest Muhasebeci Mali Müºavir", "Yeminli Mali Müºavir" denir.

MESLEĞİN KONUSU
Madde 2 - A) Muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusu:
Gerçek ve tüzelkişilere ait teşebbüs ve işletmelerin;
a) Genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince, defterlerini tutmak, bilanço, kar-zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak.
b) Muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düzenlemek veya bu konularda müşavirlik yapmak.
c) Yukarıdaki bentte yazılı konularda, belgelerine dayanılarak, inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim, bilirkişilik ve benzeri işleri yapmak.
Yukarıda sayılan işleri; bir işyerine bağlı olmaksızın yapanlara serbest muhasebeci mali müşavir denir.
B) Yeminli mali müşavirlik mesleğinin konusu:
(A) fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yazılı işleri yapmanın yanında Kanunun 12 nci maddesine göre çıkartılacak yönetmelik çerçevesinde tasdik işlerini yapmaktır.
Yeminli mali müşavirler muhasebe ile ilgili defter tutamazlar, muhasebe bürosu açamazlar ve muhasebe bürolarına ortak olamazlar.

MESLEK UNVANLARININ HAKSIZ KULLANILMASI
Madde 3 - Kanunen kullanmaya yetkisi olmayanlar tarafından serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli mali müşavir unvanlarının veya bu unvan veya kavramlara karışacak veya onlara benzer her türlü unvan, ibare veya remizlerin kullanılması yasaktır.
Odalar, yukarıdaki fıkraya aykırı davranışları öğrendiklerinde Cumhuriyet Savcılığına bildirmek mecburiyetindedirler. Cumhuriyet Savcılığınca tahkikatın sonucu, odaya ve ilgililere bildirilir.

GENEL ŞARTLAR
Madde 4 - Meslek mensubu olabilmenin genel şartları şunlardır:
a) T.C. vatandaşı olmak (yabancı serbest muhasebeci mali müşavirler hakkındaki hüküm saklıdır).
b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunmak.
c) Kamu haklarından mahrum bulunmamak.
d) (Değişik bent: 10/07/2008 - 5786 S.K./2. md.) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.
e) Ceza veya disiplin soruşturması sonucunda memuriyetten çıkarılmış olmamak.
f) Meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları bulunmamak.

SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİR OLABİLMENİN ÖZEL ŞARTLARI
Madde 5 - A) Serbest muhasebeci mali müşavir olabilmek için aşağıdaki özel şartlar aranır.
a) Hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında eğitim veren fakülte ve yüksekokullardan veya denkliği Yükseköğretim Kurumunca tasdik edilmiş yabancı yükseköğretim kurumlarından en az lisans seviyesinde mezun olmak veya diğer öğretim kurumlarından lisans seviyesinde mezun olmakla beraber bu fıkrada belirtilen bilim dallarından lisansüstü seviyesinde diploma almış olmak.
b) (Değişik bent: 10/07/2008 - 5786 S.K./3. md.)  En az üç yıl staj yapmış olmak.
c) Serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavını kazanmış olmak. (Değişik paragraf: 10/07/2008 - 5786 S.K./3. md.) Kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavında başarılı olduktan sonra yeminli mali müşavirlik sınavını vermiş olanlarda, serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavını kazanmış olma şartı aranmaz.
d) Serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış olmak.
B) (Mülga fıkra: 10/07/2008 - 5786 S.K./3. md.)

STAJ VE STAJ SÜRESİNDEN SAYILAN HİZMETLER
Madde 6 - (Değişik madde: 10/07/2008 - 5786 S.K./4. md.)
Serbest muhasebeci mali müşavirlik stajı, bağımsız çalışan serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir yanında veya şirketlerinde yapılır. Staja başlayabilmek için staja giriş sınavını kazanmak ve Birlik tarafından kurulan Temel Eğitim ve Staj Merkezinin eğitim programını tamamlayıp başarılı olmak şarttır. Temel Eğitim ve Staj Merkezinin kurs ve seminerlerinde geçen ve altı ayı aşmayan süreler, staj süresinden sayılır. İkinci fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f), (g), (h) ve (i) bentlerindeki stajdan sayılan hizmetlerde bulunanlar bu fıkra kapsamı dışındadır.
Aşağıdaki bentlerde sayılan hizmet süreleri staj süresinden sayılır.
a) Kanunları uyarınca vergi incelemesine yetkili olanların, bu yetkiyi aldıktan sonra kamu hizmetinde geçen süreleri,
b) 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca Hazine Müsteşarlığı Hazine Kontrolörleri Kurulunda denetim yetkisine sahip olarak çalışan denetim elemanlarının bu hizmetlerde geçen süreleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca banka denetimine yetkili olanların bu hizmetlerde geçen süreleri,
c) 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunda denetime yetkili olarak çalışanların bu hizmetlerde geçen süreleri ile aynı Kanunun ek 1 inci maddesine göre kurulan Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu uzmanlarının bu kurulda geçen hizmet süreleri,
d) 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun uyarınca Başbakanlık Teftiş Kurulunda görev yapan denetim yetkisine sahip Başbakanlık müfettişlerinin bu hizmetlerde geçen süreleri,
e) 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca görev yapan Bütçe Kontrolörleri, Muhasebat Kontrolörleri ve Milli Emlak Kontrolörlerinin bu hizmetlerde geçen süreleri,
f) 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticaret şirketleri nezdinde denetim yetkisine sahip olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri ve kontrolörlerinin denetim hizmetlerinde geçen süreleri,
g) Vergi yargısında görev yapan hakimlerin bu görevlerde geçen süreleri,
h) Türkiye genelinde mali denetim yapan banka müfettişlerinden yarışma sınavı ile mesleğe giren ve yeterlilik sınavında başarılı olanların, bu yetkiyi aldıkları tarihten itibaren bankalarda ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçen süreleri,
ı) Kamu kuruluşlarının veya bilanço esasında defter tutan özel kuruluşların muhasebe birimlerinde birinci derece imza yetkisini haiz, muhasebenin fiilen sevk ve idare edilmesinden veya mali denetiminden sorumlu bulunanların bu hizmetlerde geçen süreleri ile bu birimlerde görev yapan serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirlerin gözetim ve denetiminde bunların sayısını geçmemek üzere, oda nezdinde staj dosyası açtırmış ve staja başlama sınavını kazanmış olan aday meslek mensuplarının staja başlama sınavını kazandıkları tarihten itibaren, staj koşullarını yerine getirmeleri halinde bu hizmetlerde geçen süreleri,
i) Bu Kanunun 5 inci maddesinin (A) fıkrasının (a) bendinde sayılan konularda öğretim üyesi, öğretim görevlisi veya araştırma görevlisi olarak çalışanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri.

SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLİK SINAVI
Madde 7 - Serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavı Birlik tarafından yazılı olarak yapılır.
Sınav Komisyonu 7 üyeden oluşur. Üyelerin 2'si Maliye Bakanlığını temsil eder. Diğer 3 üye Yüksek Öğretim Kurulunca teklif edilecek 5 aday arasından diğer 2 üye ise Birlikçe teklif edilecek 4 üye arasından Maliye Bakanı tarafından seçilir.
Sınav komisyon üyeliklerine aday gösterileceklerin; hukuk, iktisat, maliye, muhasebe, işletme, bankacılık, idari bilimler dallarından lisans veya lisansüstü seviyesinde mezun olmaları ve bu konularda onbeş yıl çalışmış veya bu kadar süre öğretim üyeliği veya görevliliği yapmış bulunmaları şarttır.

YABANCI SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER
Madde 8 - Serbest muhasebeci mali müşavirlik mesleğini resmen düzenlemiş olan yabancı bir devletin tabiyetindeki kişilerin, T.C. tabiyetindeki serbest muhasebeci mali müşavirliklerde aranan nitelikleri taşımak şartıyla, kendi memleketlerinde elde etmiş oldukları haklardan 2 nci madde kapsamına giren hizmetleri, karşılıklılık şartı ile serbest muhasebeci mali müşavir unvanı altında Türkiye'de de yapmalarına Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Başbakanın onayı ile izin verilebilir.

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR OLABİLMENİN ÖZEL ŞARTLARI
Madde 9 - Yeminli mali müşavir olabilmek için:
a) En az 10 yıl serbest muhasebeci mali müşavirlik yapmış olmak,
b) Yeminli mali müşavirlik sınavını vermiş olmak,
c) Yeminli mali müşavir ruhsatını almış olmak, Şartları aranır.
Şu kadar ki, kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisi almış olanların, bu yetkiyi aldıkları tarihten itibaren kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmet süreleri ve bunların bilanço esasında defter tutan özel kuruluşların muhasebe  birimlerinde  birinci derece  imza  yetkisini  haiz, muhasebenin fiil

Kanun Numarası                   : 3621
Kabul Tarihi                          : 4.4.1990
Yayımlandığı R. Gazete         : Tarih : 17.4.1990   Sayı : 20495
Yayımlandığı Düstur              : Tertip : 5   Cilt : 29   Sayfa :76

Madde 1 – Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla düzenlenmiştir.

Madde 2 – Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerine ait düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma imkan ve şartlarına ait esasları kapsar.

Madde 3 – Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde veya ülke güvenliği ile doğrudan ilgili, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekat ve savunma amaçlı yerlerde (konut ve sosyal tesisler hariç) özel kanun hükümlerine, diğer özel kanunlar uyarınca belirlenmiş veya belirlenecek yerlerde ise özel kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine uyulur.

Madde 4 – Bu Kanunda geçen deyimlerden;
Kıyı çizgisi:Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi,
Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı,
Sahil şeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak enaz 100 metre genişliğindeki alanı,(1)
Dar Kıyı: Kıyı kenar çizgisinin, kıyı çizgisi ile çakışmasını,
Toplumun yararlanmasına açık yapı: Mevzuata göre tespit ya da tasdik edilmiş kural ve ücret tarifelerine uygun biçimde, getirdiği kullanımdan belirli kişi ya da topluluklara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanımaksızın yararlanmak isteyen herkese eşit ve serbest olarak açık bulundurulan ve konut dokunulmazlığı olmayan yapıları,
İfade eder.
(Son fıkra iptal: Ana. Mah.'nin 18/9/1991 tarih ve E.: 1990/23, K.: 1991/29 sayılı kararı ile)

Madde 5 – Kıyılar ile ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir:
Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır,
Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.
Kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediği bölgelerde talep vukuunda, talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.
Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Sahil şeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir.
Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebilir.
Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Sahil şeritlerinin derinliği, 4 üncü maddede belirtilen mesafeden az olmamak üzere, sahil şeridindeki ve sahil şeridi gerisindeki kullanımlar ve doğal eşikler de dikkate alınarak belirlenir.
Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Taşıt yolları, sahil şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırı gerisinde kalan alanda düzenlenebilir.
Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Sahil şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı olarak yapım koşulları yönetmelikte belirlenir.

Madde 6 – Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.
Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez.
Kıyılara moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez.
Kıyıda, uygulama imar planı kararı ile;

a) İskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım, dalgakıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri, kayıkhane, tuzla, dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları gibi, kıyının kamu yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı ve tesisler,
b) Faaliyetlerinin özellikleri gereği kıyıdan başka yerde yapılmaları mümkün olmayan tersane, gemi söküm yeri ve su ürünlerini üretim ve yetiştirme tesisleri gibi, özelliği olan yapı ve tesisler,
c) (Ek: 3/7/2005 - 5398/13 md.)Organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknik bağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alan hizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı kruvaziyer ve yat limanları,
Yapılabilir.
(Ek fıkra: 3/7/2005 - 5398/13 md.) Özelleştirme kapsam ve programına alınan ve sahil şeridi belirlenen veya belirlenecek olan alanlar ile kıyı ve dolgu alanlarında yapılacak yat ve kruvaziyer limanlarının ihtiyacı olan yönetim birimleri, destek birimleri, bakım ve onarım birimleri, teknik ve sosyal altyapı ve konaklama birimleri ile ilgili kullanım kararları ve yapılanma şartları imar plânı ile belirlenir.
Bu yapı ve tesisler yapım amaçları dışında kullanılamazlar.

Madde 7 – Kamu yararının gerektirdiği hallerde, uygulama imar planı kararı ile deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir.
Bu gibi yerlerde doldurma veya kurutmayı yapacak ilgili idarenin valiliğe iletilen teklifi, valilik görüşü ile birlikte Bayındırlık ve İskan Bakanlığına gönderilir. Bakanlık, konusuna göre ilgili kuruluşların görüşünü de almak suretiyle teklifi inceler. Uygun bulunması halinde ilgili idare tarafından uygulama imar planı hazırlanır. Bu yerler için yapılacak planlar hakkında İmar Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, bu planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan alanlardaki planlar ise, anılan Kanunun 7 nci maddesine göre tasdik edilir. Doldurma ve kurutma işlemleri yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yapılır. Bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz.
Bu alanlar üzerinde 6 ncı maddede belirtilen yapılar ile yol, açık otopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal altyapı alanları düzenlenebilir.

Madde 8 – Uygulama imar planı bulunmayan alanlardaki sahil şeritlerinde, 4 üncü maddede belirtilen mesafeler içinde hiç bir yapı ve tesis yapılamaz.
Uygulama imar planı bulunan yerlerde duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici ve çevreyi bozucu etkisi olan atık ve artıklar dökülemez, kazı yapılamaz.
Ancak bu alanlarda; uygulama imar planı kararıyla altı ve yedinci maddede belirtilen yapı ve tesislerle birlikte toplum yararına açık olmak şartıyla konaklama hariç günü birlik turizm yapı ve tesisleri yapılabilir.

Madde 9 – Kıyı kenar çizgisi, valiliklerce, kamu görevlilerinden oluşturulacak en az 5 kişilik bir komisyonca tespit edilir.
Bu komisyon; jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfolog, harita ve kadastro mühendisi, ziraat mühendisi, mimar ve şehir plancısı, inşaat mühendisinden oluşur.
Komisyonca tespit edilip valiliğin uygun görüşü ile birlikte gönderilen kıyı kenar çizgisi, Bayandırlık ve İskan Bakanlığınca onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.
Komisyonun çalışma usul ve esasları Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanan yönetmelik ile belirlenir.

Madde 10 – Kıyıda ve sahil şeridindeki planlar bu Kanunun ve buna dayanılarak çıkarılacak yönetmeliğin hükümlerine aykırı olamaz. Bu yerlerde düzenlenen planlardan, imar mevzuatı veya yerin özelliği dolayısıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamına girenler, anılan Kanunun 7 nci maddesine göre onaylanarak kesinleşir.

Madde 11 – Bu Kanun hükümlerine göre, kıyıda ve doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler üzerinde yapılması mümkün olan yapı ve tesislerin yapılabilmesi için, Maliye ve Gümrük Bakanlığından gerekli iznin alınması zorunludur.
Yapı ruhsatı verilmesinde bu izin belgesi yeterlidir.
İznin verilme şekil ve şartları Bayındırlık ve İskan ve Maliye ve Gümrük bakanlıklarınca birlikte tespit edilerek çıkarılacak uygulama yönetmeliğinde belirtilir.

Madde 12 – Sahil şeridinde, bu Kanunun 8 inci maddesinde belirtilen hükümlere uygun olarak yapılan yapıların bu niteliklerinin, tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmesi zorunludur.

Madde 13 – Bu Kanun kapsamında kalan alanlardaki uygulamaların kontrolu; belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye, dışında ise valilikçe yürütülür. İlgili bakanlıkların teftiş ve kontrol yetkileri saklıdır.

Madde 14 – Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsız yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3l94 sayılı İmar Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

Madde 15 – a) Kıyıda ve uygulama imar planı bulunan sahil şeritlerinde;

1. Duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engelleri oluşturanlara kum, çakıl alan veya çekenlere 5 milyon lira,
2. Moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici ve çevreyi bozucu etkisi olan atık ve artıkları dökenlere 10 milyon lira,
3. Kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapan, kum, çakıl alan veya çekenlere 50 milyon lira, Para cezası verilir.
b) Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda, Kanun hükümlerine uyulmadan ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılan yapıların sahiplerine ve müteahhidine, 3l94 sayılı İmar Kanununda öngörülen para cezalarının iki misli para cezası verilir.
Ancak, ruhsata bağlanması mümkün olmaması nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanununun öng

TERÖR VE ÖRGÜT TANIMI
    Madde 1 - (Değişik fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K./20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.
(Değişik fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K./20. md.) İki veya daha fazla kimsenin birinci fıkrada yazılı terör suçunu işlemek amacıyla birleşmesi halinde bu Kanunda yazılı olan örgüt meydana gelmiş sayılır.
Örgüt terimi, Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet, çete veya silahlı çeteyi de kapsar.
    TERÖR SUÇLUSU
    Madde 2 - Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.
    TERÖR SUÇLARI
    Madde 3 - Türk Ceza Kanununun 125, 131, 146, 147, 148, 149, 156, 168, 171 ve 172 nci maddelerinde yazılı suçlar, terör suçlarıdır.
    TERÖR AMACI İLE İŞLENİLEN SUÇLAR
    Madde 4 - Bu Kanunun uygulanmasında;

a) ( Değişik bent: 13/11/1996 - 4211/1 md.) Türk Ceza Kanununun 145, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 169 ve 384 üncü maddeleri ile 499 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
b) 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin (b), (c), (e) bentlerinde yazılı suçlar,
1 inci maddede belirtilen terör amacı ile işlendiği takdirde terör suçu sayılır.
    CEZALARIN ARTIRILMASI
    Madde 5 - 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar veya para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda bu sınır ağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 yılı geçemez.
    AÇIKLAMA VE YAYINLAMA
    Madde 6 - İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler beşmilyon liradan onmilyon liraya kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara beşmilyon liradan onmilyon liraya kadar adli para cezası verilir.
Bu Kanunun 14 üncü maddesine aykırı olarak muhbirlerin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar beşmilyon liradan onmilyon liraya kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasiyle işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki fiili satış miktarının (...) , yüzde doksanı kadar adli para cezası verilir. Ancak, bu ceza ellimilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır.
    TERÖR ÖRGÜTLERİ
    Madde 7 - 3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar adli para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.
(Değişik fıkra: 30/07/2003 - 4963 S.K./30. md.) Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar adli para cezası verilir.
Bu yardım; dernek, vakıf, siyasi parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğretim yurtlarında veya bunların eklentilerinde yapılırsa ikinci fıkradaki cezaların iki katı hükmolunur.
Ayrıca; dernek, vakıf, sendika ... teröre destek oldukları tespit edildiğinde faaliyetleri durdurulur ve mahkemece kapatılır. Kapatılan bu kuruluşların mal varlıklarının müsaderesine karar verilir.
Yukarıdaki 2 nci fıkrada belirtilen örgütle ilgili propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satış miktarının; ... yüzde doksanı kadar adli para cezası verilir. Ancak, bu para cezaları yüzmilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
    DEVLETİN BÖLÜNMEZLİĞİ ALEYHİNE PROPAGANDA
    Madde 8 - (Mülga madde: 15/07/2003 - 4928 S.K./19. md.)

    GÖREVLİ MAHKEME
    Madde 9 - Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davalara Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bakılır ve bu suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler hakkında bu Kanun ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. *1*
    AVUKAT TARAFINDAN TEMSİL VE GÖRÜŞTÜRÜLME
    Madde 10 - Bu Kanunun uygulanmasında;

 a - (İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 31/03/1992 tarih ve E.1991/18, K.:1992/20 sayılı kararı ile.)
b - (İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 31/03/1992 tarih ve E.1991/18, K.:1992/20 sayılı kararı ile.)
    GÖZETİM SÜRESİ
    Madde 11 - (Mülga madde: 18/11/1992 - 3842/31 md.)
    TUTANAK DÜZENLEYENLERİN DİNLENMELERİ
    Madde 12 - Bu Kanun kapsamına giren suçların soruşturması sırasında sanıkların ve tanıkların ifadelerini alan veya olay ve tespit tutanağı düzenleyen zabıta amir ve memurları, zaruret görülmesi halinde duruşmada tanık olarak dinlenebilirler. (İkinci cümle İptal: Ana Mah'nin 31/03/1992 tarih ve E.:1991/18, K.:1992/20 sayılı kararı ile.)
    ERTELEME VE PARAYA ÇEVRİLME
    Madde 13 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.
(Ek fıkra: 27/10/1995 - 4126/2 md.) Ancak bu madde hükmü, 8 inci madde uyarınca verilen mahkumiyet kararları için uygulanmaz.
    MUHBİRLERİN HÜVİYETLERİNİN AÇIKLANMAMASI
    Madde 14 - Bu Kanun kapsamına giren suçlar ve suçluları ihbar edenlerin hüviyetleri, rızaları olmadıkça veya ihbarın mahiyeti haklarında suç teşkil etmedikçe açıklanamaz.
    MÜDAFİ TAYİNİ
    Madde 15 - (İlk fıkra İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 31/03/1992 tarih ve E.:1991/18, K.:1992/20 sayılı kararı ile) 
Terörle mücadelede görev alan istihbarat ve zabıta amir ve memurları ile bu amaçla görevlendirilmiş diğer personelin bu görevlerinin ifasından doğduğu iddia edilen suçlardan dolayı aleyhlerine açılan davalarda en çok üç avukat bulundurulur ve bunlara avukatlık ücreti tarifesine bağlı olmaksızın yapılacak ödemeler, ilgili kuruluşlar bütçelerine konulacak ödenekten karşılanır.
(Son fıkra İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 31/03/1992 tarih ve E.:1991/18, K.: 1992/20 sayılı kararı ile.)

    CEZALARIN İNFAZI VE TUTUKLULARIN MUHAFAZASI
Madde 16 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların cezaları, tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumlarında infaz edilir.
(Değişik fıkra: 01/05/2001 - 4666/1. md.) Bu kurumlarda hükümlüler, işledikleri suçlara, kurumdaki davranışlarına, ilgi ve yeteneklerine göre gruplandırılarak, güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, kendileri için hazırlanmış iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılırlar. Programların süresi ve katılacak hükümlülerin sayısı, her programın özelliği, güvenlik koşulları ve kurumun olanakları dikkate alınarak belirlenir. İyileştirme ve eğitim programlarının amaca aykırı sonuçlar verdiği tespit edilen hükümlüler yönünden bu uygulamaya son verilebilir veya gerekli değişiklikler yapılabilir. Haklarında kınama dışında disiplin cezası uygulanan hükümlülere bu ceza kaldırılıncaya kadar açık görüş yaptırılmaz.
(Değişik fıkra: 01/05/2001 - 4666/1. md.) Bu kurumlarda cezalarının en az üçte birini iyi halle geçiren veya 25/03/1988 tarihli ve 3419 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun ve değişikliklerinden yararlanan hükümlüler, diğer infaz kurumlarına nakledilebilirler.
Bu kanun kapsamına giren suçlardan tutuklananlar da birinci fıkrada gösterilen şekilde inşa edilmiş tutukevlerinde muhafaza edilirler. İkinci fıkra hükümleri tutuklular hakkında da uygulanır.
    ŞARTLA SALIVERİLME
Madde 17 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlardan, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası alanlar 36 yıllarını, müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 30 yıllarını, diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 3/4'ünü çekmiş olup da iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde talepleri olmaksızın şartla salıverilirler. *1*
Bunlardan, tutukl

Madde 1 – Eski Sovyetler Birliğini oluşturan cumhuriyetlerde dağınık halde yaşayan ve "Ahıska" Türkleri olarak adlandırılan soydaşlarımızdan Türkiye'ye gelmek isteyenler, en zor durumda bulunanlardan başlamak üzere, Bakanlar Kurulunca belirlenecek yıllık sayıyı aşmamak kaydıyla, serbest veya iskanlı göçmen olarak kabul olunabilirler. Bunların kabulleri ve iskanları, bu Kanun ile 2510 sayılı İskan Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Gayrimenkul verilerek yapılacak iskanda vali ve kaymakamlar temlikle yetkilidir. Temlik cetvelinde, ailenin bütün fertleri eşit hisselerde belirtilir ve tapuya da temlikteki gibi tescil edilir.
Madde 2 – 3 üncü maddede belirtilen görevleri yapmak üzere, Başbakanın görevlendireceği bir Bakanın koordinatörlüğünde; İçişleri, Dışişleri, Maliye ve Gümrük, Milli Eğitim, Bayındırlık ve İskan, Sağlık, Ulaştırma, Tarım ve Köyişleri, Orman Bakanlıkları Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı, Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanlığı ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu yetkililerinden oluşan bir üst komisyon kurulur.
Üst komisyona bağlı olarak, Başbakanın görevlendireceği Bakanlıkça belirlenen illerde valinin veya görevlendireceği kişinin başkanlığında ve konunun özelliği dikkate alınarak birinci fıkrada yazılı bakanlıkların ve kuruluşların o ildeki şube ve kurum başkanlarının iştirak edeceği alt komisyonlar kurulur. İllerde kurulacak alt komisyonlar, üst komisyonun vereceği görevleri yapar.
Madde 3 – Üst komisyonun görevleri şunlardır :

a) Türkiye'ye göçmen olarak gelecek Ahıska Türklerinin kabul şartlarını, geçici ve kati iskan yerlerini belirlemek,
b) Yerleştirme ve İskan programlarını hazırlamak,
c) Göçmenleri üretici duruma getirmek için gerekli tedbirleri almak,
d) Ahıska Türklerinden Türkiye'ye gelmek isteyenleri tespit ve bulundukları yerler ile Türkiye'ye hareket edecekleri bölgelerden toplanmalarını temin etmek, hareket sırasında iaşe, ibate ve sağlık konularında yapılacak işlemleri planlamak, bulundukları yer ülke yetkilileri ile koordinasyonu sağlayacak ön heyet oluşturmak,
e) Ön heyetin yapacağı giderler ile göçmenlerin bulundukları yerlerden nakil, barındırma ve iskan masrafları için sağlanan ödeneğin miktarını belirlemek,
f) Başbakanlık ve Bakanlar Kurulunca verilecek diğer görevleri yapmak.
Üst komisyonun kararları görevli Bakanın onayı ile kesinleşir.
 
Madde 4 – Göçmenlerin kendilerine ait zati ve ev eşyalarının tamamı ile mülkiyetinin kendilerine ait olduğu belgelenen her türlü eşya ve damızlık hayvan, bir defada Türkiye'ye getirilmek koşuluyla Katma Değer Vergisi ve Özel Tüketim Vergisi dahil her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
Madde 5 – Göçmenlerin nakil ve iskan masrafları ile diğer giderleri için gerekli ödenekler öncelikle sağlanır. Bu ihtiyaçları karşılamak için, ilgili bakanlık ve kuruluş bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak tertiplere Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerinden aktarma veya Kızılay'a ödeme yapmaya ve bunlarla ilgili diğer işlemleri yürütmeye, üst komisyonun alacağı kararlar doğrultusunda Maliye ve Gümrük Bakanlığı yetkilidir.
Madde 6 – Gerek Türkiye'de iskan edilecek ve gerekse Türkiye dışında, eski Sovyetler hudutları dahilinde halen bulundukları yeni devletlerde kalacak" "Ahıska" Türklerinden Bakanlar Kurulunca tespit edileceklere çifte vatandaşlık statüsü sağlanır.
Madde 7 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 8 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

MADDE 1- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin amacı üst kademe kamu yöneticileri ile ilgili usûl ve esaslar ile kamu kurum ve kuruluşlarında atama usûl ve esaslarını belirlemektir.
(2) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ekli cetvellerdeki kadro, pozisyon ve görevler, bakanlıklar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarını kapsar.

MADDE 2- (1) Anayasanın 104 üncü maddesine göre yürütme yetkisinin sahibi olan Cumhurbaşkanı, atamaya yetkili amirlere ait yetkileri haizdir.
(2) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı kararıyla, (II) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı onayı ile atama yapılır. Bu cetvellerde sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan bu yetkisini alt kademedeki yöneticilere devredebilir.
(3) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlerin boşalması hâlinde rektörler bakımından Yükseköğretim Kurulu Başkanı, diğerleri bakımından ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan tarafından görevlendirme yapılabilir. Bu görevlendirmeler aynı gün Cumhurbaşkanlığına bildirilir.[1]

MADDE 3- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere atanacaklarda aşağıdaki şartlar aranır:
a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartları taşımak.
b) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak.
c) Kamuda ve/veya sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmak kaydıyla uluslararası kuruluşlar ile özel sektörde veya serbest olarak en az beş yıl çalışmış olmak.
(2) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (II) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere atanacaklarda aşağıdaki şartlar aranır:
a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartları taşımak.
b) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak.
c) Kamuda en az 5 yıllık hizmeti bulunmak.
ç) İl ve bölge müdürü kadro, pozisyon ve görevleri ile kamu iktisadi teşebbüsleri yönetim kurulu üyeliklerine atanacaklar için kamuda ve/veya sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmak kaydıyla uluslararası kuruluşlar ile özel sektörde veya serbest olarak, alanında en az beş yıl çalışmış ve temayüz etmiş olmak.[2]
(3) Yurtdışı daimî görevlere atanabilmek için birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yer alan şartlara ilave olarak, 657 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi kapsamında yapılacak atamalar dâhil, yeterli dil bilgisine sahip olunduğunu belgelendirmek şarttır. Yurtdışı teşkilatında daimî bir göreve atanacak kamu görevlilerinin seçimi, atanması, çalışma usûl ve esasları ile disiplin ve diğer özlük işlerine ilişkin usûl ve esaslar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
(4) 657 sayılı Kanunun 59 uncu maddesine göre yapılacak atamalarda birinci ve ikinci fıkraların (a) bentleri hariç, bu madde hükümleri uygulanmaz.
(5) (Ek: RG-15/7/2018-30479 - CK-4/800 md.) Rektörler, (…)[3] profesörlük yapanlar arasından atanır.
(6) (Ek: RG-15/7/2018-30479 - CK-4/800 md.) Mesleğe özel yarışma sınavı ile girilen kadro, pozisyon ve görevlerde ikinci fıkranın (c) bendi hükümleri uygulanmaz.
(7) (Ek: RG-13/9/2018-30534 - CK-17/3 md.) TÜBİTAK Yönetim Kurulu üyeliklerine yapılacak atamalarda ikinci fıkranın (c) bendi hükmü uygulanmaz.
(8) (Ek:RG-13/12/2018-30624-C.K.-23/11 md.) Türkiye Uzay Ajansı Başkan Yardımcılıkları ve Yönetim Kurulu üyeliklerine yapılacak atamalarda ikinci fıkranın (c) bendi hükmü uygulanmaz.
(9) (Ek:RG-18/9/2020-31248-C.K.-67/5 md.) Vakıflar Meclisi üyeliklerine yapılacak atamalarda iki üye için ikinci fıkranın (c) bendi hükmü uygulanmaz.

MADDE 4- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alanların görev süresi, atandıkları tarihte görevde bulunan Cumhurbaşkanının görev süresini geçemez. Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde, bunların görevi de sona erer. Ancak bunlar, yerlerine atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder. Görev süreleri sona erenler, yeniden atanabilir. Bunlar, görev süreleri sona ermeden de Cumhurbaşkanınca görevden alınabilir.

MADDE 5- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere atananlar, atandıkları kadro, pozisyon ve görevlerde 657 sayılı Kanunun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak da çalıştırılabilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilenlerin hizmet sözleşmelerini, idare adına imzalayacaklar Cumhurbaşkanınca belirlenir.
(3) Sözleşme taban ve tavan ücretleri; kurum ve kuruluşlar, unvanlar, yapılan hizmetin güçlüğü, sorumluluğu ve riskleri, iş yoğunluğu, çalışma şartları, hizmet yerinin sosyo-ekonomik durumu ve coğrafî özellikleri ile hizmete ve hizmet yerine ilişkin olarak, aynı kadro, pozisyon ve görevlerde bulunmakta olan emsallerine; emsalinin bulunmaması durumunda da benzer kadro, pozisyon ve görevlerde bulunanlara göre farklılıkları ayrı ayrı veya birlikte dikkate alınarak Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir. Sözleşme ücreti, taban ve tavan ücretleri aralığında sözleşme imzalamakla yetkili kılınan makam tarafından belirlenir.
(4) Sözleşme süresi, üst kademe kamu yöneticisinin görev süresi ile sınırlıdır.
(5) Görev süresi sona eren veya görevden alınan üst kademe kamu yöneticisinin görevi ile ilişiği kesilir ve sözleşmesi feshedilmiş sayılır.

MADDE 6 - (1) Kamu görevlisi olmayanlar arasından üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerine atananlardan görevleri sona eren veya görevden alınanlara tazminat ödenip ödenmemesi ve tazminat miktarı ile buna ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca belirlenir. Yurtdışı kadrolarda bulunmakta iken görev süresi sona eren veya görevden alınanlar için ödenecek tazminat miktarı, yurtiçindeki emsali personelin fiili çalışmaya bağlı ödemeler hariç, ödeme unsurları üzerinden hesaplanır.
(2) (Mülga:RG-18/9/2020-31248-C.K.-67/6 md.)
(3) Üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerine kamu görevlileri arasından atananlardan görev süresi sona eren veya en az bir yıl görev yaptıktan sonra görevden alınanlardan, görev sürelerinin sona erdiği veya görevden alındıkları tarih itibarıyla emeklilik aylığı bağlanmasına hak kazanmış olmaları şartıyla, yaş haddini beklemeksizin emekli olmaları durumunda emeklilik ikramiyeleri;
a) Yaş haddinden emekliliğine en fazla üç yıl kalmış olanlara yüzde otuz,
b) Yaş haddinden emekliliğine üç yıldan çok, altı yıldan az (altı yıl dâhil) kalmış olanlara yüzde kırk,
c) Yaş haddinden emekliliğine altı yıldan fazla kalmış olanlara yüzde elli fazlasıyla ödenir, bu tutar Cumhurbaşkanı tarafından bir katına kadar arttırılabilir.
(4) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (II) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlerde bulunmakta iken görevden alınanlardan; daire başkanı kadro ve pozisyonunda bulananlar ile genel müdürden daha alt düzeydeki kadro, pozisyon veya görevlerde bulunanlar ve taşra teşkilatında il müdürü ve bölge müdürü kadro, pozisyon ve görevlerinde bulunanlardan; [4]
a) Daha önce bulundukları 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde sayılan denetim elemanı ya da uzman kadrolarına veya bunlara denk pozisyonlara,
b) (a) bendi kapsamına girmeyenlerden bu fıkranın birinci paragrafında sayılan kadro, pozisyon ve görevlerde toplam en az üç yıl görev yapmış olanlar, 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde sayılan denetim elemanı ya da uzman kadrolarına veya bunlara denk pozisyonlara,
c) (a) bendi kapsamına girmeyenlerden bu fıkranın birinci paragrafında sayılan kadro, pozisyon veya görevlerde üç yıldan az süreyle görev yapmış olanlar, merkez veya taşra teşkilatında araştırmacı kadro veya pozisyonlarına,
atanırlar.
(5) Bu madde hükümlerine göre atananlar için uygun boş kadro veya pozisyon bulunmaması hâlinde, söz konusu kadro ve pozisyonlar ihdas edilmiş ve kurumların kadro cetvellerinin ilgili bölümlerine eklenmiş sayılır.
(6) (Ek: RG-13/9/2018-30534–C.K.-17/3 md.) (Mülga:RG-18/9/2020-31248-C.K.-67/6 md.)
(7) Bu madde hükümleri, atanma şartlarını kaybetme, ceza kovuşturması veya disiplin soruşturması sonucunda görevden alınanlar hakkında uygulanmaz.

MADDE 7- (1) 4 üncü madde hükümleri bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (III) sayılı cetvelde yer alanlar hakkında uygulanmaz. Bunların görev süreleri ekli (III) sayılı cetvelde gösterilmiştir.

MADDE 8- (1) Muvazzaf subayların terfileri her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü yapılır. Bu tarih Cumhurbaşkanı tarafından farklı bir tarih olarak belirlenebilir.

MADDE 9- (1) (Ek birinci cümle: RG-15/7/2018-30479 - CK-4/800 md.) Asteğmen-albay rütbeleri arasında rütbe terfileri, bakan tarafından yapılır. Albaylıktan tuğgeneral/tuğamiral rütbelerine terfiler ile general ve amirallikte bir üst rütbeye terfiler ve atamalar Cumhurbaşkanınca yapılır.
(2) Kuvvet Komutanlarının görev süresi iki yıldır. Bu süre, birer yıllık sürelerle yaş haddine kadar uzatılabilir. Görevdeki kalış sürelerinin tespitinde, atanmış bulundukları yılın 30 Ağustos tarihi esas alınır.
(3) Genelkurmay Başkanı, orgeneral-oramiraller arasından atanır. Genelkurmay Başkanının görev süresi 4 yıldır. Görevdeki kalış süresinin tespitinde, atanmış bulunduğu yılın 30 Ağustos tarihi esas alınır.

MADDE 10- (1) Muvazzaf subayların terfileri her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü yapılır. (Ek cümle: RG-15/7/2018-30479 - CK-4/800 md.) Bu tarih Cumhurbaşkanı tarafından farklı bir tarih olarak belirlenebilir.

MADDE 11- (1) Jandarma Genel Komutanı generaller arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
(2) Sahil Güvenlik Komutanı amiraller arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
(3) (Ek birinci cümle: RG-15/7/2018-30479 - CK-4/800 md.) Astsubaylığa ve subaylığa terfiler bakan tarafından yapılır. Albaylıktan tuğgeneral/tuğamiral rütbelerine terfiler ile general ve amirallikte bir üst rütbe

SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ:
A-) GİRİŞ

ERGENEKON Silahlı Terör Örgütüne yönelik bu güne kadar yapılan soruşturma sonucunda, silahlı terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, halkı yürütme organına karşı silahlı isyana tahrik etmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, terör örgütüne ait silahları depolamak, genel güvenliği kasten tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı madde bulundurmak ve kullanmak, nitelikli kasten öldürmeye azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri çalmak, temin etmek, yasaklanan bilgileri temin etmek, açıklamak, kişisel verileri kaydetmek ve bağlı pek çok suçu işlemekten şüpheli  86 kişi hakkında
10.07.2008	tarih 2007/1536-2008/968-623 sayılı, yine aynı soruşturmanın devamı niteliğinde
olan 56 şüpheli hakkında 08.03.2009 tarih ve 2009/511-268-188 sayılı, 52 şüpheli hakkında
17.07.2009	tarih, 2009/1498-751-565 sayılı iddianameler ile kamu davaları açılmıştır.
Danıştay saldırısı ile ilgili olarak   Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009 /5 Esas
sayılı dosyası Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinin kararı üzerine 2008/209 esas sayılı dosyası ile, 17.07.2009 tarih, 2009/1498 soruşturma, 2009/751 esas, 2009/565 sayılı iddianame ile açılan kamu davası 2009/85 esas sayılı dosya ile birleştirilmiş olup, söz konusu davalar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 ve 2009/191 esas sayılı dosyalarında derdest bulunmaktadır.
İddianamenin bu bölümünde ERGENEKON Silahlı Terör Örgütüne yönelik olarak yürütülen soruşturma kapsamında bugüne kadar elde edilen deliller ve ulaşılan sonuçlarla ilgili kısa açıklamalar yapılacaktır.
ERGENEKON Silahlı Terör Örgütünün hücre tipi bir yapılanmaya haiz gizli bir örgüt olduğu, devlet içerisinde değişik kurumlara sızdığı, gerçekleştirdiği ya da teşebbüs ettiği eylemlerin niteliği önceki iddianamelerin giriş bölümlerinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Örgütün ana dokümanları arasında yer alan ERGENEKON isimli dokümanda "POLİTİKALAR" başlığı altında "21. yüzyılda kaçınılmaz bir biçimde Dünya politikalarını ve siyasetçilerini istihbarat örgütleri biçimlendirilecektir... Dünyada var olabilmiş tüm sistemler, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır.
(1)	Suikast,
(2)	Dezenformasyondur...
Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için, siyasi portreler çok ciddi biçimde analiz edilmeli, ortak ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamentoda etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmeleri sağlanmalı, böylelikle parlamento ülke çıkarlarına uygun biçimde işler hale getirilmeli, içte ve dışta saygın bir etkinliğe kavuşturulabilmelidir. Bu ve benzeri faaliyetler, tüm dünyada istihbarat örgütlerinin varlık ve görev nedenleri arasında yer alır.
İçte ve dışta ortak ve benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası legal ve illegal örgütler ile işbirliğine yönelmek kaçınılmaz bir zorunluluktur... " şeklindeki ibareler C. Başsavcılığımızca ERGENEKON Silahlı Terör Örgütüne yönelik hukuksal çerçeve içinde yürütülen soruşturmanın önemini ve ülkemizin bu örgütten dolayı maruz kaldığı tehlikenin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.
ERGENEKON Silahlı Terör Örgütüne yönelik bu güne kadar yapılan soruşturmada ele geçirilen örgütsel içerikli dokümanlar ve elde edilen tüm deliller çerçevesinde örgütün nihai amacının; sürekli iç çatışma-kaos yaşayan, komşu ülkeleri ile düşman ve dünyaya kapalı, Avrupa Birliği ve insan haklarına karşı, çağımızın tüm uluslararası değerlerini dışlayan, ekonomik kriz, iç etnik çatışmalar ve terör ile uğraşan, ekonomik yönden zayıf bir devlet imajı oluşturulmaya çalışılarak, devlet otoritesini içte ve dışta zafiyete uğratmak, ülkeyi yönetilemez hale getirmek, böylece örgütün daha rahat etki edip yönlendirebileceği siyasal iktidarlar oluşturmak, örgütün belirlediği gizli amaç ve prensiplerin dışına çıkan tüm siyasal iktidarları değişik yöntemlerle kontrol altına almak, bu başarılamadığı taktirde yasama ve yürütme organlarını devirip kendi ideolojik amaçları doğrultusunda devlet yönetimini ele geçirmek olduğu anlaşılmaktadır. Ülkemize ve milletimize açık düşmanlık taşıyan bu amaca ulaşmak isteyen örgütün üyelerinin (birçoğunun geçmişte farklı siyasi düşünceler taşımasına karşın) milliyetçi ve ülkesini seven bir görüntü altında faaliyetlerini gizleme çabasına girmesi ve kendilerine engel olduğunu düşündükleri kişileri dış güçlerle bağlantılı ülke düşmanı olarak gösterme çabaları altı dikkatle çizilmesi gereken bir ayrıntıdır.
Örgütsel dokümanlar incelendiğinde bu amaca ulaşmak için;
-Naylon terör örgütlerinin oluşturulması,
-Mafyanın ve uluslararası uyuşturucu ticaretinin kontrol altına alınması,
-Medyanın kontrol altına alınması,
-Sivil toplum kuruluşlarının kontrol altına alınması,
-Siyasi partilerin kontrol altına alınarak siyaset dünyasına yön verilmesi,
-Gerektiğinde siyasilere suikast düzenlenmesi,
-Örgüte eleman kazandırmak ve gelir sağlamak için illegal tüm yolların kullanılması araç olarak benimsenmiş olması ülkemizin bu örgüt nedeniyle karşı karşıya kaldığı tehlikenin boyutunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
C. Başsavcılığımızca düzenlenen önceki iddianamelerde "ERGENEKON YAPILANMASI NEDEN BÎR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR" başlığı altında ayrıntılı açıklamalar yapıldığından, bu konuda yeniden açıklama yapılmayacaktır.
ERGENEKON Silahlı Terör Örgütünün, yaşamsal değerde önem verdiği TSK içerisindeki faaliyetlerinin bir kısmını "Karargah Evleri" ismi altında gizli hücre yapılanması ile yürüttüğü tespit edilmiştir. Bu kapsamda sanıklar Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve askeri okullardaki örgütlenme faaliyetlerinden sorumlu oldukları, bu amaçla açtıkları evlerde örgüte eleman kazandırmak için çalışmalar yaptıkları, bir yandan da örgüte kazandırdıkları askeri kişileri Hizbuttahrir terör örgütüne sızdırdıkları, sanık Cengiz KÖYLÜ'nün Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde faaliyet gösterdiği, sanık Erbay ÇOLAKOGLU'nun ise Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı alt birimlerin yapılanmasında görev aldığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığında görevli sanık Mustafa DÖNMEZ'in örgüte ait önemli miktardaki silah ve askeri mühimmatı değişik yerlerde gizlediği belirlenmiştir.
Sanıklar Mustafa KOÇ, Cihandar HASANHANOĞLU'nun "Cumhuriyet Çalışma Grubu" faaliyetlerinin yürütülmesinde görev aldıkları tespit edilmiştir.
Sanık İbrahim ŞAHİN liderliğinde eylem ve suikast amaçlı olarak oluşturulduğu anlaşılan S-l isimli hücre yapılanmasının, Emniyet görevlileri ve TSK mensubu kişilerden seçilmek suretiyle oluşturulduğu anlaşılmıştır.
Askeri yapılanma içinde yer alan asker kişilerin, diğer örgüt üyeleri gibi emekli oldukları dönemde de aktif olarak ERGENEKON Terör Örgütü yapılanmasında yer aldıkları, bu kapsamda sanık Mustafa Levent GÖKTAŞ'ın Özel Kuvvetler Komutanlığından emekli olmasından sonra örgütsel faaliyetlerini devam ettirdiği, sanıklardan İlyas ÇINAR, Hasan Ataman YILDIRIM ve Hüseyin Vural VURAL emekli olmalarına rağmen örgüt içi istihbarat ve örgüt üyelerinin motivasyonunun sağlanması faaliyetlerini yürüttükleri, açılan davalarda yargılanan örgüt üyelerinin mahkemede örgüt aleyhine ifade vermemeleri ve örgütte çözülme olmaması amacıyla çalışmalar yaptıkları belirlenmiştir.

ÖRGÜTÜN DARBE ZEMİNİ OLUŞTURMAK AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ve TOPLUMDA İNFİAL UYANDIRAN EYLEMLER

1-Cumhuriyet gazetesine bomba atılması

Öncelikli olarak 2006 yılı içerisinde Cumhuriyet gazetesinde türban ile ilgili bir karikatür yayınlanmasından kısa bir süre sonra 5-10-11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesine 3 kez bomba atılmıştır.
Olayın sanıklarından Osman YILDIRIM alınan ifadesinde, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması eylemini Muzaffer TEKİN'in talimatı ile gerçekleştirdiklerini, olayda kullanılan el bombalarını da Ataşehir'de bir evde yapılan toplantıda bizzat Muzaffer TEKİN'in verdiğini, hatta bu toplantıda Oktay YILDIRIM'ın da bulunduğunu, bu eylemleri para için yaptığını, bu eylemler karşılığı Muzaffer TEKİN'in kendisine 500 bin dolar vermeyi vaat ettiğini, gazetenin bombalanması eylemini ise bizzat arkadaşları Tekin İRSİ, İsmail SAĞIR ve Alpaslan ARSLAN'ın gerçekleştirdiğini beyan etmiştir.

2-Danıştay saldırısı

17.05.2006 günü avukat olan sanık Alparslan ARSLAN, Danıştay binasında toplantı halinde bulunan yargı mensuplarına yönelik saldırıyı gerçekleştirmiş ve bu saldırı sonucu Danıştay 2. Dairesi Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybederken, aynı Dairenin Başkanı Mustafa Birden, Danıştay Üyeleri Ayfer Özdemir ve Ayla Gönenç ile Danıştay Tetkik Hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralanmıştır.
Elde edilen tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Alpaslan ASLAN'ın ERGENEKON Silahlı Terör Örgütü mensupları ile ilişki içerisinde olduğu ve söz konusu Danıştay saldırısını da bu örgütün talimatı ile gerçekleştirdiği anlaşılmış, bu olaya ilişkin kamu davası Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmiştir.
Soruşturma kapsamında bugüne kadar elde edilen delillerden, örgütün darbe zemini oluşturmak için silahlı eylem gerçekleştirdiği, gerçekleştirdiği bu eylemlerle istedikleri darbe zeminini oluşturamayınca bu kez çok daha tehlikeli ve kanlı eylemler planladıkları, bugüne kadar yapılan çalışmalarda planlanan bu eylemlerin bir çoğu engellenirken örgütün her fırsatta çok daha tehlikeli eylem planları ile karşımıza çıktığı görülmüştür.

ÖRGÜTÜN GERÇEKLEŞTİRMEYİ PLANLADIĞI EYLEMLER İLE ELE GEÇEN SİLAH VE MÜHİMMATLAR

1-Ümraniye'de ele geçen el bombaları

Soruşturmamızın başlangıcını teşkil eden ihbar üzerine Ümraniye de bir evde yapılan aramada toplam (27) adet el bombası bulunarak el konulmuş, el bombaları üzerinde sa

ŞÜPHELİLER: 1-LEVENT BEKTAŞ, KEMAL Oğlu MELİHA'den olma, 01/01/1967 doğumlu, İZMİR ili, BUCA ilçesi, VALİRAHMİBEY köy/mahallesi, 20 cilt, 3130 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Gürpınar Pınartepe Mahallesi Yavuz Sultan Selim Bulvarı Vista 1 B Blok Daire :22 Büyükçekmece /İstanbul adresinde ikamet eder. Halen üzerine atılı suçtan Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ: Av. Serdar ERCİN
SUÇ: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak , Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Patlayıcı madde bulundurmak, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.
suç TARİHİ VE YERİ 22.04.2009 -İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 22.04.2009 - 24.04.2009
TUTUKLAMA TARİHİ İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2009 tarih ve 2009/43 Sorgu sayılı kararı.
SEVK MADDESİ: TCK'nın 314/2, TCK'nın 311/1, TCK'nın 312/1, TCK'nın 174/1-2, 6136 sayılı Kanunun 13/2, aynı Kanunun Ek 5, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
2-ERCAN KİREÇTEPE MEHMET Oğlu AYŞE'den olma, 07/11/1967 doğumlu, ÇANAKKALE ili, GELİBOLU ilçesi, HOCAHAMZA köy/mahallesi, 3 cilt, 162 aile sıra no, 3 sıra no'da nüfüsa kayıtlı Deniz Subay Lojmanları Şimşek Sk. Yalıköy/Malt No:6  İç; Kapı No:l Beykoz/ İSTANBUL adresinde  ikamet  eder. Halen üzerine  atılı  suçtan  Hasdal
Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
 
MÜDAFİİ: Av. Nurdoğan GÜNAY
suç: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Patlayıcı madde bulundurmak, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.
suç TARİHİ VE YERİ 22.04.2009 -İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 22.04.2009 - 24.04.2009
TUTUKLAMA TARİHİ İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2009 tarih ve 2009/43 Sorgu sayılı kararı.
SEVK MADDESİ: TCK'nın 314/2, TCK'nın 311/1, TCK'nın 312/1, TCK'nın 174/1-2, 6136 sayılı Kanunun 13/2, aynı Kanunun Ek 5, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
3-ERME ONAT ERGÜN Oğlu AFİFE MERAL'den olma, 17/01/1971 doğumlu, KIRKLARELİ ili, MERKEZ ilçesi, CAMİKEBİR köy/mahallesi, 1 cilt, 275 aile sıra no, 7 sıra no'da nüfusa kayıtlı Atatürk Ceddesi Cebesoy Sk. Köşem Apt. Sahrayı Cedit No:22 İç Kapı No: 13 Kadıköy/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen üzerine atılı suçtan Hasdal Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ : Av. Nurdoğan GÜNAY
SUÇ: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Patlayıcı madde bulundurmak, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.
SUÇ TARİHİ VE YERİ  22.04.2009 -İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 22.04.2009 - 24.04.2009
TUTUKLAMA TARİHİ İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2009 tarih ve 2009/43 Sorgu sayılı kararı.
SEVK MADDESİ: TCK'nın 314/2, TCK'nın 311/1, TCK'nın 312/1, 174/1-2, 6136 sayılı Kanunun 13/2, aynı Kanunun Ek 5, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
4-EREN GÜNAY ALİ NURDOĞAN Oğlu GÜZİDE ZERRİN'den olma, 29/04/1970 doğumlu, HATAY ili, İSKENDERUN ilçesi, SÜLEYMANİYE köy/mahallesi, 12 cilt, 30 aile sıra no, 3 sıra no'da nüfusa kayıtlı Deniz Subay Lojmanları İstanbul 1 Apt. D:4 Yeni Levent İstanbul Merkez/İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen üzerine atılı suçtan Hasdal Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU. 
MÜDAFİİ : Av. Nurdoğan GÜNAY
SUÇ: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Patlayıcı madde bulundurmak, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.
SUÇ TARİHİ VE YERİ 22.04.2009 -İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 22.04.2009 -27.04.2009
TUTUKLAMA TARİHİ İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.04.2009 tarih ve 2009/44 Sorgu sayılı kararı.
SEVK MADDESİ: TCK'nın 314/2, TCK'nın 311/1, TCK'nın 312/1, TCK'nın 174/1-2, 6136 sayılı Kanunun 13/2, aynı Kanunun Ek 5, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
5-MUSTAFA TURHAN ECEVİT, ALİ NECATİ Oğlu AYSEL'den olma, 09/01/1967 doğumlu, ÇANKIRI ili, YAPRAKLI ilçesi, CAMİKEBİR köy/mahallesi, 2 cilt, 10 aile sıra no, 18 sıra no'da nüfusa kayıtlı Org. İzzettin Aksalur Cad. Konaklar Mah. No:5 Kurtaran 2 İç Kapı No:3 Beşiktaş/ İSTANBUL adresinde ikamet eder.
MÜDAFİİ : Av. Nurdoğan GÜNAY
SUÇ: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Patlayıcı madde bulundurmak, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.
SUÇ TARİHİ VE YERİ 22.04.2009 - İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 22.04.2009 -27.04.2009
TUTUKLAMA TARİHİ İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.04.2009 tarih ve 2009/53 Sorgu sayılı kararı.
TAHLİYE TARİHİ : İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.01.2010 tarih ve 2009/27 D.İş sayılı kararı.
SEVK MADDESİ: TCK'nın 314/2, TCK'nın 311/1, TCK'nın 312/1, TCK'nın 174/1-2, 6136 sayılı Kanunun 13/2, aynı Kanunun Ek 5, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
6-ERGİN GELDİKAYA, FAHRETTİN Oğlu AYSER'den olma, 01/06/1968 doğumlu, ANKARA ili, HAYMANA ilçesi, CİNGİRLİ köy/mahallesi, 18 cilt, 33 aile sıra no, 21 sıra no'da nüfusa kayıtlı Kavak Bayırı Sk. Mesut Bey Apt 7/1 Selimiye Üsküdar/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen üzerine atılı suçtan  Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Ceza infaz
Kurumunda TUTUKLU.
MÜDAFİİ : Av. İlhami GÜLMÜŞ
suç: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak, Patlayıcı madde bulundurmak, 6136 sayılı Kanuna muhalefet.
SUÇ TARİHİ VE YERİ 13.05.2009-İSTANBUL
GÖZALTI TARİHİ 13.05.2009-16.05.2009
TUTUKLAMA TARİHİ İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.05.2009 tarih ve 2009/66 Sorgu sayılı kararı.
SEVK MADDESİ: TCK'nın 314/2, TCK'nın 174/1-2,6136 Sayı Yasanın 13/3, aynı Kanunun Ek 5, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
7-ALİ TÜRKŞEN, TURHAN Oğlu EMİNE'den olma, 16/09/1965 doğumlu, İSTANBUL ili, BEYKOZ ilçesi, YALIKÖY köy/mahallesi, 14 cilt, 1746 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı Uzunada Su Altı Komutanlığı Uzunada Urla/ İZMİR adresinde ikamet eder.
SUÇ Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ 28.05.2009 - İSTANBUL
SEVK MADDESİ TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5,
TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
8-HALİL CURA, ŞÜKRÜ Oğlu EMİNE'den olma, 10/07/1968 doğumlu, İZMİR ili, TORBALI ilçesi, KARAKIZLAR köy/mahallesi, 20 cilt, 97 aile sıra no, 25 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Kaleburnu Lojmanları Preveze Apartmanı Daire:2 Atatürk Mahallesi Eskifoça İzmir adresinde ikamet eder.
SUÇ Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ 28.05.2009 - İSTANBUL
SEVK MADDESİ TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
9-FERUDUN ARSLAN, YÜKSEL Oğlu SUNA'dan olma, 27/01/1972 doğumlu, KAYSERİ ili, TOMARZA ilçesi, CUMHURİYET köy/mahallesi, 1 cilt, 165 aile sıra no, 10 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Maltepe Mahallesi 54. Sokak Koç Sitesi No: 9 Daire : 5 Güzelbahçe İzmir adresinde ikamet eder.
SUÇ Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ 28.05.2009 - İSTANBUL
SEVK MADDESİ TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
10-SADETTİN DOĞAN, RAİF Oğlu CENNET'den olma, 14/04/1972 doğumlu, SİVAS ili, İMRANLI ilçesi, YONCABAYIRI köy/mahallesi, 12 cilt, 33 aile sıra no, 98 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Yolluca Deniz Lojmanları Finike 3 Çeşmealtı Urla İzmir adresinde ikamet eder.
suç Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ28.05.2009 - İSTANBUL
SEVK MADDESİTCK'nm 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5, TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
11-LEVENT GÖRGEÇ, CAHİT Oğlu MARİFE
GÜLER'den olma, 23/05/1963 doğumlu, İSTANBUL ili, KADIKÖY ilçesi, ERENKÖY köy/mahallesi, 7 cilt, 2722 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Deniz Subay Lojmanları Işın 5 Apt. Daire :9, 4. Levent Beşiktaş / İstanbul adresinde ikamet eder.
MÜDAFİİ Av. Kemal Yener SARAÇOĞLU
suç Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ 04.06.2009 - İSTANBUL
SEVK MADDESİ TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5,
TCK'nm 53, 58/9, 63. maddeleri.
12-İBRAHİM KORAY ÖZYURT, ALİ NİHAT Oğlu SENİHA'dan olma, 04/04/1963 doğumlu, İSTANBUL ili, BEŞİKTAŞ ilçesi, KONAKLAR köy/mahallesi, 10 cilt, 581 aile sıra no, 1 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Aksaz Deniz Üs Komutanlığı Lojmanları Kılıç Ali Paşa Apt. 57/5 Aksaz Marmaris / Muğla adresinde ikamet eder.
MÜDAFİİ Av. İhsan Nuri TEZEL
suç Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ 04.06.2009 - İSTANBUL
SEVK MADDESİ TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5,
TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
13-MUHARREM NURİ ALACALI, ALİ TURAN Oğlu ZEYNEP'den olma, 28/05/1963 doğumlu, TOKAT ili, ZİLE ilçesi, SAKİLER köy/mahallesi, 17 cilt, 4 aile sıra no, 14 sıra no'da nüfusa kayıtlı, Milli Savunma Bakanlığı Oral Lojmanları Metin Sülüs Apt. Kat:2 Daire:9 Oram / Ankara adresinde ikamet eder.
MÜDAFİİ: Av. Halit AKALP, Av. Selman ALİBAŞ
SUÇ: Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak
SUÇ TARİHİ VE YERİ:04.06.2009 3 İSTANBUL
SEVK MADDESİ: TCK'nın"314/2, 3713'sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5,
TCK'nın 53, 58/9, 63. maddeleri.
14-ŞAFAK YÜREKLİ, MEHMET Oğlu IŞIL'den olma, 29/11/1963 doğumlu, KOCAELİ ili, GÖLCÜK ilçesi, YÜZBAŞILAR köy/mahallesi, 31 c

Madde 1 - Bu Kanunun amacı, ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.

Madde 2 - Bu Kanun, 1 inci maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü hukuki işlemi kapsar.

Madde 3 - Bu Kanunun uygulamasında;
a) Bakanlık: Sanayi ve Ticaret Bakanlığını,
b) Bakan: Sanayi ve Ticaret Bakanını,
c) Mal: Ticaret konusu taşınır eşyayı,
d) Hizmet: Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan bedeni ve/veya fikri faaliyetleri,
e) Standart: Türk Standardını,
f) Tüketici: Bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai olarak kullanılan veya tüketen gerçek veya tüzel kişiyi,
g) Satıcı: Kamu kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüketiciye mal ve hizmet sunan gerçek veya tüzel kişileri,
h) İmalatçı-Üretici: Kamu kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını üretenleri,
i) Tüketici Örgütleri: Tüketicinin korunması amacıyla kurulan dernek, vakıf ve tüketim kooperatiflerini,
İfade eder.

Madde 4 - Ambalajında , etiketinde , tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaadedilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.
Satın alınan malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde; tüketici, malı teslim aldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde bu malları satıcı firmaya geri vererek değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirimini ya da ücretsiz olarak tamirini talep edebilir.
Tüketici bu taleplerden herhangi birisini tercihte  serbesttir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Ayıplı maldan ve/veya ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı, müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.
Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Satılan malın ayıbı gizli nitelikte ise veya ayıp tüketiciden hile ile gizlenmişse satıcı 15 gün içerisinde kendisine başvurulmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
Satıcı daha uzun bir süre için garanti vermemiş ise ayıplı maldan ve ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı açılacak davalar, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak satıcı, satılan malın ayıbını tüketiciden hile ile gizlemiş ise 2 yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. 
Ayıplı hizmetler hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır. Ayıplı hizmetin yeniden görülmesi imkansızlaşmışsa veya amaca aykırı sonuçlar doğuracak nitelikte ise bedel iadesinde tüketicinin ayıplı hizmetten sağladığı fayda kadar indirim yapılır.
Ayıplı olduğu bilinerek satın alınan mal ve hizmetler hakkında yukarıdaki hükümler uygulanmaz. 
Satışa sunulacak kullanılmış, tamir edilmiş veya ayıplı mal üzerine veya ambalajına, imalatçı veya satıcı tarafından alıcının kolaylıkla okuyabileceği şekilde "özürlüdür" ibaresini içeren bir etiket konulması zorunludur. Bu durum, tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde de gösterilir.
Yalnızca ayıplı mal satan veya işyerinin bir kat ya da reyon gibi bir bölümünü sürekli olarak ayıplı mal satışına tahsis etmiş olan satıcılara yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 5 - Üzerinde "numunedir" veya veya "satılık değildir" ibaresi bulunmayan bir malın; ticari bir kuruluşun vitrininde, rafında veya açıkça görülebilir herhangi bir yerinde teşhir edilmesi, onun stokta bulunduğu anlamına gelir. Satıcı teşhir ettiği malların satışından kaçınamaz. Satılmadığı halde satılmış gibi gösteremez.
Hizmetlerin satışından da haklı bir sebep olmaksızın kaçınılamaz.
Satıcı, bir mal veya hizmetin satışını, o mal veya hizmetin kendisi tarafından belirlenen miktar, sayı, ebat veya süresi kadar satın alınması ya da başka bir malın veya hizmetin satın alınması koşuluna bağlı kılamaz.
Malın ya da hizmetin belli miktar, sayı, ebat ya da süre koşuluyla satılması, teamül, ticari örf veya adetten ise üçüncü fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 6 - Taksitli satışlarda; tüketici, borçlandığı toplam miktarı önceden ödeme hakkına sahiptir. Tüketici aynı zamanda, bir taksit miktarından az olmamak şartıyla bir veya birden fazla taksit ödemesinde bulunabilir. Her iki durumda da satıcı, ödenen miktara göre gerekli faiz indirimini yapmakla yükümlüdür.
Satıcı, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak satıcının bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin ifa edilmemiş bir ediminin üzerinden en az dört hafta geçmiş olması ve satıcının en az bir haftalık bir süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması koşullarıyla kullanılabilir. Taraflarca belirlenen ve tüketiciye yazılı olarak bildirilen mal veya hizmetin toplam satış fiyatı hiçbir şekilde artırılamaz. Taksitli satışlarda satıcı, aşağıdaki bilgileri yazılı olarak bildirmek ve taraflar arasında aktedilen sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermek zorundadır.
a) Mal ve hizmetlerin peşin satış fiyatı,
b) Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek toplam satış fiyatı,
c) Faiz miktarı, faizin hesaplandığı yıllık oran ve gecikme faizi oranı,
d) Ön ödeme tutarı,
e) Ödeme planı.

Madde 7 - Gazete, radyo, televizyon ilanı vesair yollarla halka duyurularak düzenlenen kampanyalara iştirakçi kabul etmek suretiyle ve malın veya hizmetin bilahare teslim edilmesi veya yerine getirilmesi vaadiyle yapılan satışlarda, ilan ve taahhüt edilen mal ve hizmetlerin teslimatının zamanında yapılmaması, fiyat, nitelik ve miktarında anlaşmalara aykırı davranılması durumunda, satıcı, bayi, acente, temsilci, imalatçı-üretici ve ithalatçı müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Kampanyalı satış olarak nitelendirilemeyen ancak, malın veya hizmetin bilahare teslim veya yerine getirilmesi koşuluyla yapılan her türlü satışlar da birinci fıkra hükmüne tabidir.
Kampanyalı satışlarda satıcı, 6 ıncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bilgilere ek olarak, "kampanya bitiş tarihi" ve "malın ya da hizmetin teslim veya yerine getirilme tarih ve şekli"ne ilişkin bilgileri de yazılı olarak vermekle yükümlüdür. 
Taksitle yapılan kampanyalı satışlarda, 6 ncı maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri de uygulanır.

Madde 8 - Kapıdan satışlar; işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında, önceden mutabakat olmaksızın yapılan, değeri 1.000.000 (3.400.000) Türk Lirasını aşan, tecrübe ve muayene koşullu satışlardır.
Bu tür satışlarda; tüketici, yedi günlük tecrübe ve muayene süresi sonuna kadar malı, kabul veya hiçbir gerekçe göstermeden, reddetmekte serbesttir. Satıcı almış olduğu bedeli, kıymetli evrakı ve tüketiciyi bu hukuki işlemden dolayı borç altına sokan her türlü belgeyi, cayma bildiriminin kendisine iadeli taahhütlü mektup ya da noter aracılığı ile ulaşması veya bizzat teslim edilmesi tarihinden itibaren 10 gün içerisinde tüketiciye iade etmekte ve 20 gün içerisinde de malı almakla yükümlüdür.
Tüketici, malı kendisine teslim anındaki durumu ile geri vermekle ve kullanım söz konusu ise kullanma dolayısıyla malın ticari değerindeki kaybı tazminle yükümlüdür. Malın tüketicinin zilyedinde bulunması, başlı başına bir değer azalmasını ifade eder.
Mal veya hizmetin iadesi imkansızlaşmış veya amaca aykırı hale gelmişse tüketici, bu mal veya hizmetten sağladığı fayda kadar bir bedeli satıcıya ödemekle yükümlüdür.
Satıcının mal veya hizmeti işyeri dışında satışa sunması, teamül, ticari örf veya adetten ise, bu madde uygulanmaz.
Taksitle yapılan kapıdan satışlarda ayrıca 6 ncı madde hükümleri uygulanır.
Birinci fıkrada belirtilen 1.000.000 liralık değer, her yılın Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsü'nün Toptan Eşya Fiyatları Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artışı oranında artar. Bu durum Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilan edilir.

Madde 9 - Kapıdan satışlarda satıcı, hazırladığı sözleşme, fatura veya tesellüm makbuzu ile birlikte en az 12 punto siyah koyu harflerle yazılmış "Tüketicinin hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir gerekçe göstermeksizin yedi gün içerisinde malı reddederek alım-satım işleminden cayma hakkının var olduğunu ve cayma ihbarının satıcıya bildirimi tarihinden on gün içinde de tüketicinin vermiş olduğu bedelin, kıymetli evrakın ve tüketiciyi bu hukuki işlemden dolayı borç altına sokan her türlü belgenin satıcı tarafından iade edileceği"ni bildiren bir belgeyi; sahip olduğu hakların kendisine anlatıldığını, cayma hakkını açıklayan belgenin kendisine teslim edilip satıcının açık adresinin bildirilmiş olduğunu beyan eden ve tüketici tarafından da imzalanmış olan bir tutanak karşılığında tüketiciye vermekle yükümlüdür.
Satıcı tüketiciden almış olduğu imzalı belgeyi bir uyuşmazlık halinde mahkemeye ibraz etmekle yükümlüdür. Satıcının bu belgeyi ibraz edememesi ya da ibraz etmemesi halinde, satıcının bu belgede belirtilmiş olan borçlarını yerine getirmemiş olduğu kabul edilir.

Madde 10 - Tüketicilerin banka veya benzeri finans kurumlarına bir mal veya hizmeti satın almak amacıyla tüketici kredisi almak için başvurmaları durumunda banka veya finansman kuruluşları ile tüketiciler arasında yazılı bir sözleşmenin yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının da tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme sür

Amaç
Madde 1 – Bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürül-mesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır.
Kapsam
Madde 2 – Bu Kanun, mera, yaylak ve kışlak alanları ile umuma ait çayır ve otlak alanları kapsar.
Tanımlar
Madde 3 – Bu Kanunda geçen;

a) Mera Vasıf ve Kapasitesi: Meraların verimliliklerine göre sınıflandırılmasını,
b) Bakanlık: Tarım ve Köyişleri Bakanlığını,
c) Çayır: Taban suyunun yüksek bulunduğu veya sulanabilen yerlerde biçilmeye elverişli, yem üretilen ve genellikle kuru ot üretimi için kullanılan yeri,
d) Mera: Hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,
e) Yaylak: Çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,
f) Kışlak: Hayvanların kış mevsiminde barındırılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,
g) Otlatma Hakkı: Bir veya birden fazla köy veya belediyeye tahsis edilmiş olan mera, yaylak ve kışlaklarda, çiftçilerin her birinin müşterek otlatabileceği büyükbaş hayvan birimi sayısını,
h) Otlatma Kapasitesi: Belli bir alanda ve eşit zaman aralıkları ile uzun yıllar bitki örtüsüne, toprak, su ve diğer tabii kaynaklara zarar vermeden otlatılabilecek büyükbaş hayvan birimi miktarını,
ı) Tahsis: Çayır, mera, yaylak ve kışlakların kullanımlarının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun şekilde düzenlenerek, münferiden ya da müştereken yararlanılmak üzere bir veya birkaç köy ya da belediyeye bırakılmasını,
i) Tahdit: Çayır, mera, yaylak ve kışlak arazisi olduğuna karar verilen yerlerin sınırlarının usulüne uygun olarak ülke nirengi sistemine dayalı 1/5000 ölçekli haritalar üzerinde belirtilmesini ve bu sınırların arazi üzerinde kalıcı işaretlerle işaretlenmesini,
j) Tespit: Bir yerin mera, yaylak ve kışlak arasizi olup olmadığının resmi evrakla ve bilirkişi ifadeleri ile belgelendirilmesini,
k) Komisyon: Mera komisyonunu,
l) Teknik Ekip: Komisyonuna bağlı olarak görev yapacak ekipleri,
m) Otlak: Mera ile aynı niteliklere sahip yeri,
n) Büyükbaş Hayvan Birimi: Hayvan sayısının, bir büyükbaş hayvan birimi olan 500 kg canlı ağırlığa çevrilerek ifade edilen şeklini,
ifade eder.

Mera, Yaylak ve Kışlakların Hukuki Durumu
Madde 4 – Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Komisyonun henüz görevine başlamadığı yerlerde, evvelce çeşitli kanunlar uyarınca yapılmış olan tahsislere ve teessüs etmiş teamüllere göre; mera, yaylak ve kışlakların köy veya belediye halkı tarafından kullanılmasına devam olunur.
Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz. Ancak, kullanım hakkı kiralanabilir. Kiralama ilkeleri yönetmelikle belirlenir.
Amaç dışı kullanılmak suretiyle vasıfları bozulan mera, yaylak ve kışlakları tekrar eski konumuna getirmek amacı ile yapılan masraflar sebebiyet verenlerden tahsil edilir.
Umuma ait çayır ve otlak yerlerinin kullanılmasında ve bunlardan faydanılmasında mera yaylak ve kışlaklara ilişkin hükümler uygulanır.
Mera, Yaylak ve Kışlak Olarak Tahsis Edilecek Yerler
Madde 5 – Komisyonca tespit edilecek ihtiyaca göre aşağıda belirtilen yerler mera, yaylak ve kışlak olarak, köylere veya belediyelere tahsis edilir.

a) Kadimden beri mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılan yerler ile aynı amaçla kullanılmak üzere köy veya belediyelere tahsis ya da terk edilen yerler,
b) Devletin hüküm ve tasarrufunda veya Hazinenin mülkiyetinde bulunan arazilerden etüt sonucu mera, yaylak ve kışlak olarak yararlanılabileceği anlaşılan yerler,
c) Mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılmak amacıyla kamulaştırılacak yerler,
d) Tapu kayıtlarında mera, yaylak ve kışlak olarak görülen ve halen işgal edilen yerler.
Komisyon ve Teknik Ekipler
Madde 6 – Mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri il müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, defterdarlıktan veya bulunamaması halinde vali tarafından görevlendirilecek bir hukukçu, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci olmak üzere sekiz kişiden oluşan bir komisyon  kurulur.  Ayrıca  orman  içi, orman kenarı ve orman üst sınırında bulunan mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında, ilgili orman teşkilatından bir orman mühendisi, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu uyarınca reform bölgesi ilan edilen alanlarda bulunan mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi bu komisyonlarda üye olarak görevlendirilir.
Komisyonlar valilik onayı ile oluşturulur. Vali yardımcısının bulunmadığı durumlarda komisyona Bakanlık il müdürü veya görevlendireceği konu uzmanı bir ziraat mühendisi başkanlık eder.
Mera, yaylak ve kışlak varlığı ile hayvancılık potansiyeli dikkate alınarak ihtiyaç duyulan il merkezi ve ilçelerde komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer gösterme çalışmalarını yapmak üzere "Teknik Ekipler" oluşturulur.
(Değişik dördüncü fıkra: 27/5/2004-5178/1 md.) Bu ekipler; Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden bir ziraat mühendisi veya teknik eleman, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırı meraları ile ilgili olarak bir orman mühendisi, 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun uygulama alanlarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi ile meradan yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden oluşur.
Teknik ekipler ilçelerde kaymakamın, illerde komisyonun teklifi ve valinin onayı ile oluşturulur.
Komisyon ve teknik ekiplerin çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.
Duyuru
Madde 7 – Komisyon çalışma alanına giren köy ve belediyeler ile inceleme gün ve yerini, 9 uncu maddeye göre yapılacak tespit çalışmalarından en az otuz gün önce bu köy ve belediyelerde, ayrıca bunların bağlı oldukları ilçelerde, alışılmış araçlarla duyurulur. Ayrıca, durum ilgili orman teşkilatı müdürlüklerine, köy muhtarlıklarına ve belediye başkanlıklarına tebliğ edilir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca programa alınan yerler, çalışmaların başlamasından en az 4 ay önce, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce, Bakanlığa bildirilir. Bu süre içinde ilgili komisyonlar tarafından mera, yaylak ve kışlakların tespit ve tahdidi yapılarak, durum Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne intikal ettirilir.
Komisyonlar, yukarıda belirlenen süre içinde mera tespit ve tahdit işlemlerini yapmadığı takdirde, bu işlemler, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre kadastro komisyonlarınca gerçekleştirilir.
Tespit ve Tahsisten Önce Yapılacak İşler
Madde 8 – İlgili köylerin muhtarları veya belediyelerin başkanları, yapılan tebliğden itibaren otuz gün içinde mera, yaylak ve kışlakların tamamen veya kısmen kendi köy veya belediyelerine ait olduğunu ispata yarayan bütün bilgileri ve varsa belge örneklerini komisyona vermeye mecburdurlar. Muhtarlar veya belediye başkanları, köy veya belediye sınırları içindeki ailelerin sayısını ve bunlara ait hayvanların cins ve miktarları ile mera, yaylak ve kışlaklardan kimlerin ne şekilde ve ne miktarda yararlandıklarını da, aynı süre içinde yazılı olarak komisyona bildirmekle yükümlüdürler.
İlgili orman teşkilatı müdürlükleri, yapılan tebliğden itibaren otuz gün içinde kendi bölgelerinde orman sınırları içinde bulunan mera, yaylak ve kışlaklarla ilgili bilgileri ve belgeleri komisyona vermekle yükümlüdür.
Tapu sicil müdürlüğü ve ilgili diğer kuruluşlar mera, yaylak ve kışlak olarak tespit edilecek yerlerin 5 inci maddede belirtilen şartları taşıdığını gösteren bilgi ve belge örneklerini, en kısa sürede komisyona vermekle yükümlüdürler.
Tespit ve Tahdit Çalışmaları
Madde 9 – Komisyonca görevlendirilen teknik ekipler mevcut mera, yaylak ve kışlaklar ile bu Kanun gereğince mera, yaylak ve kışlak kapsamına alınacak alanları tespit ederek bu alanların sınırlarının belirlenmesi ve işaret konulması işlemlerini yapar, 1/5000 ölçekli haritalarını tanzim ederek bu yerleri sınırlandırır.
Mera, yaylak ve kışlak olarak tespit edilen yerlerin, bu Kanunda gösterildiği şekilde sınırlandırılmasına esas olmak üzere, yapılması gereken arazide sınır belirlemesi ve işaret konulması işlemleri, ilgili köy muhtarları ile belediye başkanlarının veya görevlendirecekleri temsilcilerinin de hazır bulunması kaydıyla gerçekleştirilir.
Teknik ekiplerce, bu Kanunun uygulandığı köy veya belediyelerin ekolojik, tarımsal ve ekonomik özellikleriyle mevcut hayvan varlıkları ve bunların gelecekteki muhtemel gelişmeleri dikkate alınarak, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikteki normlara göre mera, yaylak ve kışlak ihtiyaçları tespit edilir.
Bu işlemlerin sonunda bir tutanak düzenlenir ve hazır bulunanlarca imzalanır.
(Değişik beşinci fıkra : 27/5/2004-5178/2 md.) Çalışma alanları içinde orman tahdidi yapılmamış orman içi mera, yaylak ve kışlaklar, Çevre ve Orman Bakanlığınca illerde görevlendirilen iki üyeden oluşan komisyonun

Madde 1 – Nüfusu iki binden aşağı yurtlara (köy) ve nüfusu iki bin ile yirmi bin arasında olanlara (kasaba) ve yirmi binden çok nüfusu olanlara (şehir) denir. Nüfusu iki binden aşağı olsa dahi belediye teşkilatı mevcut olan nahiye, kaza ve vilayet merkezleri kasaba itibar olunur. Ve Belediye Kanununa tabidir.
             
Madde 2 – Cami, mektep, otlak, yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar bağ ve bahçe ve tarlalariyle birlikte bir köy teşkil ederler.
             
Madde 3 – Bu kanunun hükmü başlar başlamaz her köyün sınırı ihtiyar meclisi tarafından bir kağıda yazılır. Sınır için komşu köyler ile aralarında uzlaşamadıkları yerler varsa bu da gösterilir ve yazılan sınır kağıdı ihtiyar meclisince mühürlenerek nahiye müdürüne gönderilir. Nahiye müdürü de bu sınır kağıdını kaza veya vilayete gönderir. Oralarda idare meclisince sınır kağıdı tetkik ve tasdik olunduktan sonra tasdikli bir örneği tekrar köy ihtiyar meclisine verilmek üzere nahiye müdürüne yollandığı gibi asıl sınır kağıdı da tasdikli olarak tapu idaresine verilir. İki köy arasında uzlaşılamıyan sınırlar için idare meclisleri tahkikat ve tetkikat yaparak sınırı beşinci maddeye göre çizip her iki köye de tasdikli birer örneğini gönderir ve bu katidir. Kazadaki bütün  köylerin tasdikli sınır kağıtları tapuca bir deftere yazılıp defterin altı idare meclisine tasdik ettirilir. Ayrıca bu tasdikli defterin bir sureti de tapuca çıkarılıp idare meclisinde saklanmak üzere verilir. Köy sınırlarına ait işlerde Devlet daireleri ve mahkemelerce bu tasdikli defterler esastır.
             
Madde 4 – Bir köyün sınırı aşağıda tarif edildiği şekilde çizilir.
             

1 - Eskiden beri bir köyün sayılan bütün tarla, bağ, bahçe, çayır, zeytinlik palamutluk, baltalık ve ortaklar sınır içinde kalmalı.
2 - Dağlık ve ormanlık havalide ötede beride dağınık olan evler, tarlalar, meralar parça parça en yakın köye bağlı sayılmakla beraber bunlar sınır haricinde bırakılmalı yalnız her birinin adı sınır kağıdının altında yazılmalı.
3 - Sınır mümkün olduğu kadar kolay anlaşılacak surette dereler, tepeler, yollar veya diğer değişmiyen işaretli yerlerden geçmeli ve bu dere, tepe ve yolların veya işaretli yerlerin köylüce adları ne ise behemehal sınırda sırasiyle yazılmalı.
4 - Eğer bir köyün sınırını derelerden, tepelerden, yollardan veya diğer değişmiyen işaretli yerlerden geçirmek kabil olmazsa o halde sınır mümkün olduğu kadar düz yapılmalı ve büyük taşlar dikilerek sınır gösterilmeli.
5 - Bir köy ahalisinden bazı kimselerin başka bir köy arazisi içinde kalan dağınık tarla, bağ, bahçe gibi yerleri sahibinin bulunduğu köyün sınırında değil öteki köyün sınırında gösterilmeli.
6 - Bir köyün sınırı mutlaka diğer köyün sınıriyle birleşmek lazım gelmez. İki köyün sınırları arasında eskidenberi hiçbir köyün malı sayılmıyan boş arazi, dağlar, ormanlar, yaylaklar varsa bunlar gene sınırın dışında bırakılmalı.
7 - Bir köyün malı olan yaylaların o köy ihtiyar meclisi tarafından ayrıca sınırı çizilmekle beraber bu sınır kağıdı asıl köyün sınır kağıdı ile birleştirilmeli.
Madde 5 – İki köy arasında nizalı sınırların çizilmesi için Hükümetin emriyle iki  köy heyeti ihtiyariyesi bir araya toplanarak işin kendi aralarında düzeltilmesi için  çalışılır. Gene uzlaşamadıkları halde idare meclisi tetkikat ve tahkikat yaparak altı ay içinde doğrudan doğruya sınırı çizer ve bu kati olur. Beş sene müddetle değiştirilemez.
Bir köy sınırı; bu kanun mucibince çizildikten beş sene sonra hasıl olacak lüzum ve ihtiyaç üzerine ihtiyar meclisi sınırın büyültülüp küçültülmesi için müracaatta bulunabilir. Şayet bu sınırın büyütülmesi veya küçültülmesi başka bir köye dokunmuyorsa vilayet veya kaza idare meclisleri karariyle sınır tashih olunur ve tasdikli deftere yazılır.
Sınırın büyültülmesi veya küçültülmesi başka bir köye dokunuyorsa bu maddenin birinci fıkrasına göre mesele halledilir.
Madde 6 – (Değişik: 25/2/1998 - 4342/34 md.) Birkaç köy arasında müşterek olan sıvat, sulak, pınar ve baltalık gibi yerler eğer bir köy sınırı içinde kalıyorsa o köyün malı olmakla beraber diğer köyler de eskisi gibi istifade ederler.
Bu gibi müşterek yerler bir köy sınırı içinde kalmıyorsa buralardan istifade eden köylerin müştereken malı olup her köyün sınır kağıdında bu hakları yazılır ve müştereken koruyup eskisi gibi istifade ederler.
Madde 7 – Köy bir yerden bir yere götürülebilen veya götürülemiyen mallara sahip olan ve işbu kanun ile kendisine verilen işleri yapan başlı başına bir varlıktır. Buna (şahsı manevi) denir.
Madde 8 – Köyün orta malı kanun karşısında Devlet malı gibi korunur. Bu türlü mallara el uzatanlar Devlet malına el uzatanlar gibi ceza görürler.
Madde 9 – İşbu kanun ile köye verilen işleri görmek (Köy muhtarının) ve (İhtiyar meclisinin) vazifesidir.
Madde 10 – Muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır.
Muhtar Devletin memurudur. Devlet işlerinde vazifesini (36) ncı maddeye göre yapar.
Madde 11 – Köy muhtarının ve yapacağı işte köy muhtariyle birlik olanlara köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa Devlet memuru gibi muhakeme edilirler ve ceza görürler .

Madde 12 – Köye ait işler ikiye ayrılır:
1 - Mecburi olan işler;
2 - Köylünün isteğine bağlı olan işler.
Köylü mecburi olan işleri görmezse ceza görür. İsteğine bağlı olan işlerde ceza yoktur. Ancak köylünün isteğine bağlı bu gibi işlerde köy derneğinin yarısından çoğu hükmederler ve vilayete bağlı olan yerlerde vali ve kazaya bağlı olan köylerde kaymakamın rızasını alırlarsa o iş bütün köylü için mecburi olur.Ve yapmıyan ceza görür.
Madde 13 – Köylünün mecburi işleri şunlardır:
             

1 - Sıtma, sivrisinek tarafından aşılandığı ve sivrisinek de su birikintilerinde barındığı ve ürediği için her şeyden evvel köy sınırı dahilindeki su birikintilerini kurutmak;
2 - Köye kapalı yoldan içilecek su getirmek ve çeşme yapmak, köyün içtiği su kapalı geliyorsa yolunda delik deşik bırakmamak ve mezarlıktan veya süprüntülük ve gübrelikten geçiyorsa yolunu değiştirmek;
3 - Köylerdeki kuyu ağızlarına bir arşın yüksekliğinde bilezik ve etrafını iki metre eninde harçlı döşeme ile çevirmek;
4 - Evlerde odalarla ahırları bir duvarla birbirinden ayırmak;
5 - Köyün her evinde üstü kapalı ve kuyulu veya lağımlı bir hela yapmak ve köyün münasip bir yerinde herkes için kuyusu kapalı veya lağımlı bir (hela) yapmak;
6 - Evlerden dökülecek pis suların kuyu, çeşme, pınar sularına karışmıyarak ayrıca akıp gitmesi için üstü kapalı akıntı yapmak;
7 - Köyde evlerin etrafını ve köyün sokaklarını temiz tutmak, her ev kendi önünü süpürmek;
8 - Çeşme, kuyu ve pınar başlarında gübre, süprüntü  bulundurmayıp daima temiz tutmak, ve fazla sular etrafa yayılarak bataklık yapmaması için akıntı yapmak;
9 - Köyün süprüntü ve gübreliğini köyden uzakça yol üstü olmıyan sapa ve rüzgaraltı yerlerde yapmak ve herkese o gübrelikten ayrı yerler gösterilmek;
10 - Her köyün bir başından öbür başına kadar çaprazlama iki yol yapmak (bu yollar köy meydanından geçecektir.)
11 - Köyün büyüklüğüne göre orta yerinde ve mümkün olamazsa kenarında bir meydan açmak;
12 - Köy meydanının bir tarafında ihtiyar meclisinin toplanıp köyün işlerini görüşmeleri için bir köy odası yapmak;
13 - Köy, yol üzerinde uğrak ve konuk ise köy odası yanında ocaklı ve ahırlı bir konuk odası yapmak;
14 - Köyde bir mescit yapmak (yeniden yapılacak ise köy meydanının bir tarafına yapılacaktır.);
15 - Köyde maarif idarelerinin vereceği örneğe göre bir mektep yapmak (yeniden yapılacak ise köyün en havadar bir tarafına yapılacak ve mektebin herhalde bir bahçesi bulunacaktır.);
16 - Köy yollarının ve meydanının etrafına ve köyün içinde ve etrafındaki su kenarlarına ve mezarlıklara ve mezarlık ile köy arasına ağaç dikmek. (Köylü her sene adam başına en az bir ağaç dikecek ve bu ağaç tamamen tutup yeşilleninciye kadar ağaca bakacak va yeni dikilmişlere hayvanların sürünerek ve kemirerek zarar vermesinin önünü almak için etrafına çalı çırpı sarıp muhkemce bağlıyacaktır.);
17 - Köy korusunu muhafaza etmek;
18 - Köyden Hükümet merkezine veya komşu köylere giden yolların kendi sınırı içindeki kısmını yapmak ve onarmak ve yollar üzerindeki küçük hendek ve derelerin üstlerine köprü yapmak ve yol üzerinden gelip gitmeğe zorluk verecek şeyleri kırmak, kaldırmak. (Bir yol üzerindeki işlerin köyden köy sınırının bittiği yere kadar olanı o köyündür.);
19 - Köy halkından askerde bulunanların ve bakacağı olmıyan öksüzlerin tarlalarını, bağ ve bahçelerini (imece) yoliyle sürüp ekmek, harmanlarını kaldırmak;
20 - Köy namına nalbant, bakkal, arabacı dükkanları yaptırmak;
21 - Köye ortaklama korucu, sığırtmaç, danacı ve çoban tutmak;
22 - Köyde insanlarda salgın ve bulaşık bir hastalık çıkarsa veya firengili adam görülürse o gün bir adam yollıyarak Hükümete haber vermek. (Bu haber üzerine kazadan memur gelinciye kadar hastanın yanına bakacaklardan başkalarını sokmamak lazımdır.);
23 - Köy hayvanlarında salgın ve bulaşık bir hastalık görülürse o gün bir adam yollıyarak Hükümete haber vermek; bu haber üzerine kazadan bir memur gelinciye kadar hasta olan hayvanı diğerlerinden ayırmak ve hasta hayvan ile beraber bulunmuş olan hayvanları köyün hasta olmıyan hayvanları ile karıştırmamak;
24 - Köyde su basması olursa birleşerek selin yolunu değiştirmek;
25 - Ekine, mahsule, yemişli, yemişsiz ağaçlara, bağlara, bahçelere zarar veren kuşları, böcekleri, tırtılları öldürmek. (Bunun için hangi türlü kuşların ve böceklerin hangi zamanlarda ve nasıl öldürülmesi lazım geldiği Hükümetten sorulacak ve nasıl öğretilirse öyle yapılacaktır.);
26 - Köy halkının ekilmiş ve dikilmiş mahsullerini, ağaçlarını her türlü zarar ve ziyandan muhafaza etmek;
27 - Mecbur olmadıkça yol üzerine halkın kolaylıkla gelip geçmesine dokunacak şeyler koymamak;
28 - Birdenbire yıkılarak altında adam ve hayvanat kalacak derecede çürümüş veya eğilmiş duvar veya damları bir sakatlık çıkarmaması için  yıktırmak veya tamir ettirmek;
29 - (Değişik: 2/12/1925 - 684/1. md.)

Yayımlandığı Düstur       : Tertip : 3   Cilt : 25   Sayfa : 227
Madde 1 – Şehir ve kasabalarda kurulu bulunan ve Belediye Kanununun 8 inci maddesine göre kurulacak olan mahallelerde bir muhtar ve muhtarın başkanlığında bir ihtiyar heyeti bulunur. (2)
Yapılacak işler bakımından bir kaç mahallenin bir muhtar ve ihtiyar heyetine bağlanması veya bir mahallede birden fazla muhtar ve ihtiyar heyeti bulunması belediye meclisinin kararına ve o mahallin en büyük mülkiye memurunun tasdikına bağlıdır.
Madde 2 – Mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti, bir muhtar ile dört azadan teşekkül eder. Heyetin dört yedek azası vardır.
Madde 3 – Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetinin göreceği işler şunlardır:

1 - Nüfus Kanunu hükümlerine göre:
A) Kendilerini nüfus sicillerine kaydettirmemiş olanlara,
B) Hüviyet cüzdanlarını kaybedenlere,
C) Doğum vakalarını nüfus idarelerine bildirmekle mükellef olanlara,
D) Ölüm vakaları için nüfus dairelerine,
E) Yer değiştirmelerinin kütüklere kaydı için alakadarlara,
F) Sanat, sıfat, mezhep ve eşkal gibi hususların nüfus sicillerine kaydı için talep edenlere,
ilmuhaber vermek;

2 - 1111 numaralı Askerlik Kanunu hükümlerine tevfikan :
A) Askerlik yoklama memurları tarafından istenilen malümatı vermek,
B) Askerlik şubelerine davet pusulalarını imza mukabilinde alarak sahiplerine tebliğ etmek ve davetlilerle beraber muayyen günde askerlik meclisine gitmek ve davete icabet etmemiş olanlar hakkında malümat vermek,
C) Alakadarlara bildirilmek üzere gönderilen askere sevk cetvellerini, hazır olan sahiplerine tebliğ ederek kendilerini ve hazır bulunmıyanlar hakkında icabeden meşruhatı kaydederek, cetveli o mahallin zabıta amirine teslim etmekle beraber kendisi de toplama yerinde hazır bulunarak istenilecek malümatı vermek,
D) Askere sevk tarihinden itibaren akibeti meçhul kalanlar hakkında şahadetname vermek,
E) Askerlik çağında olanlardan 15 günden fazla bir müddetle şubesinin bulunduğu mevkiden harice çıkmak istiyenlerin verecekleri haberi kaydetmek ve şubelerine bildirmek;
3 - 1525 numaralı Şose ve Köprüler Kanunu hükümlerine göre:
A) Yol vergisi ile mükellef olanlar için hususi muhasebelerden verilecek cetvelleri doldurmak,
B) Mükellefiyetlerini bedenen ifa edecek olanların vesikalarını muayene ile bu mükellefiyeti ifadan kaçınmış olanların cetvellerini hususi muhasebeye vermek;
4 - 1086 numaralı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre:
A) Sulh hakimleri nezdinde görülecek davalara ait vekaletname imzalarını tasdik etmek,
B) İmza vazına muktedir olmıyan veya yazı bilmiyen şahsın kullanacağı mührü veya el ile yapacağı işareti tasdik etmek,
C) Adli müzaheret talebinde bulunanların mahkemeye ibraz edecekleri şahadetnameleri tanzim etmek;
5 - 1412 numaralı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre:
A) Bir davayı temyiz talebinde bulunacakların yatırmak mecburiyetinde oldukları depo şartından müstesna tutulabilmesi için fakir olduklarına dair ilmühaber vermek,
B) Zabıtaca yapılacak bina aramalarında hazır bulunmak;
6 - Hayvan sirkatinin men'i hakkındaki kanun hükümlerine göre:
A) Hayvanını satmak istiyenlere ilmühaber vermek,
B) Tazmin ettirilmesi lazımgelen çalınmış hayvan bedelini, mahalle halkına taksim etmek,
C) Hayvan hırsızları ve yatakları hakkında zabıt tanzim etmek;
7 - 797 numaralı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu hükümlerine göre: mahallede her geçen ay içindeki ölüm vakalarını ertesi ayın on beşine kadar varidat dairelerine yazı ile bildirmek;
8 - Tahsili Emval Kanunu mucibince yapılacak hacizlerde hazır bulunmak ve borçlarını tediyede temerrüt edenlerin mali iktidarları olup olmadığına dair ilmühaber vermek;
9 - 393 numaralı muzur hayvanların itlafı hakkındaki kanun hükmüne göre: Hayvanların öldürülmesi için kullanılacak silah ve saireyi mücadele mevsiminde mücadele heyetinden makbuz mukabilinde alarak tevzi etmek ve mevsim hitamında silahları ve kullanılmamış maddeleri toplıyarak heyete teslim etmek;
10 - 1580 numaralı Belediye Kanunu hükümlerine göre: İntihap encümeni teşkili için, belediyeler tarafından istenilecek kimseleri seçmek;
11 - Tedrisatı iptidaiye kararnamesi hükümlerine göre: Her yıl okul açılmadan on beş gün evvel semtin bağlı bulunduğu ilk okulun baş öğretmeni ile birlikte mahalle hududu içinde oturan ve mecburi Öğrenim yaşında olan  çocukların  bir  cetvelini  tanzim  ederek  mühürlemek   ve   bu   cetvelde   adları   yazılı   çocuklardan  okula devama mecbur olanları bu müddet içinde velilerine bildirmek ve devamsızlıkla ilgili her türlü tebliğ ve takiplere tavassut etmek;
12 - 2613 numaralı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 2644 numaralı Tapu Kanunu hükümlerine göre: Ferağ ve intikal ve kayıt işlerine ait ilmühaber ve vesikalar vermek ve meskenlere girerken hazır bulunmak;
13 - Mahalleye girdiğini haber aldığı hüviyeti meçhul ve şüpheli şahıslar hakkında zabıtaya haber vermek;
14 - İnsan ve hayvanlara arız olan salgın ve bulaşıcı hastalıkların ve nebatata hasar veren haşerelerin zuhurunu haber aldığı gün Hükümete bildirmek;
15 - Yardıma muhtaç olanlara fakirlik ihtiyaç ilmühaberleri vermek;
16 - Mahallede sakin olanlar hakkında resmi müesseselerce istenilen hüsnühal varakalarını tanzim ve ikametgah senedi tasdik etmek;
17 - İcra Vekilleri Heyetince, halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve amme hizmetlerini kolaylaştırmak üzere karar altına, alınacak işlerden o mahalleye taallük eden kısımları tatbik etmek.
Madde 4 – I) Yukarıki maddede yazılı vazifelerden muhtarın yalnız olarak göreceği kısımlar şunlardır.

1 numaralı bendin B, E, F ve 2 nci bendin E harfiyle 7 ve 13 ve 14 üncü bentlerde yazılı işler.
II) Bu vazifelerden ihtiyar heyetinin çoğunluğu ile görülecek kısımlar şunlardır:
1 numaralı bendin A ve 2 nci bendin A, B, C, D harflerinde ve 3 üncü bentte ve 4 üncü bendin A, B, C harflerinde ve 5 inci bendin A harfinde ve 6, 8, 9, 10, 11, 12, 15 ve 16 ncı bentlerde yazılı işler.
III) Bu vazifelerden muhtarların iki şahit huzuru ile göreceği kısımlar şunlardır:
1 numaralı bendin C, D harflerinde yazılı işler,
IV) Bu vazifelerden yalnız iki azanın göreceği kısım şudur:
5 numaralı bendin B harfinde yazılı iş.
Madde 5 – (Mülga: 18/1/1984 - 2972/37 md.)
Madde 6 – (Mülga: 7/7/1950 - 5671/2 md.)
Madde 7 – (Mülga: 18/7/1963 - 287/3 md.)
Madde 8 – (Mülga: 18/1/1984 - 2972/37 md.)
Madde 9 – (Mülga: 18/7/1963 - 287/3 md.)
Madde 10 – Ana, baba, büyük ana, büyük baba, evlat, kardeş ve bu derecedeki sıhri hısımlar mahalle muhtar ve ihtiyar heyetinde birleşemezler.
Madde 11 – 16 – (Mülga: 7/7/1950 - 5671/2 md.)
Madde 17 – (Mülga: 17/5/1947 - 5046/12 md.)
Madde 18 – Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetleri vazifelerini ifada ihmal ve terahi gösterdikleri takdirde vali veya kaymakamlar kendilerine yazılı ihtarda bulunurlar. Bu ihtara rağmen temerrüt edenlerin işten eli çektirilir ve idare heyeti karariyle vazifelerine nihayet verilir.
Madde 19 – (Mülga: 18/1/1984 - 2972/37 md.)
Madde 20 – Mahalle muhtarları ve ihtiyar heyetleri tarafından görülecek hizmetlere karşılık olarak iş sahiplerinden harç alınır ve alınan harç miktarı, evrak ve vesikalar üzerinde gösterilir.
Hangi işlerden ne miktar harç alınacağı her mali sene iptidasında vilayet idare heyetlerince kararlaştırılır.
(Değişik: 29/8/1977 - 2108/8 md.) Yoksullukları mahalle muhtarı tarafından kabul edilenlerden ve üçüncü maddenin ikinci bendinde yazılı işlerden harç alınmaz.
Madde 21 – Harçlar münhasıran muhtarlara aittir.
Muhtarlık işlerinin tedviri için lüzumlu kira, ısıtma, aydınlatma, hademe ücreti gibi masraflar bu harçlardan ödenir.
Madde 22 – Mahalle muhtar ve ihtiyar heyetlerine, vazifelerini ifa hususunda, mahalle bekçileri yardım etmekle mükelleftirler.
Madde 23 – Bu kanunun tatbik şekilleri hakkında bir nizamname yapılır.
Madde 24 – Şehir ve kasabalarda muhtarlığın ilgasına dair 2295 numaralı kanun ve Memurin Kanununun 47 nci maddesine bir fıkra eklenmesine dair 960 numaralı kanun ile 1111 numaralı Askerlik ve 2613 numaralı Kadastro ve Tapu Tahriri ve 2644 numaralı Tapu Kanunlarının bu kanunda yazılı muhtarlığa ait vazifeler hakkındaki hükümleri kaldırılmıştır.
Geçici Madde 1 – (4541 sayılı Kanunun numarasız Muvakkat maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)
İlk muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerine bu kanunun neşrini mütaakıp bir ay içinde başlanılır.
Madde 25 – Bu kanun neşri tarihinden itibaren mer'idir.
Madde 26 – Bu kanunun hükümlerini icraya, İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

(1)    Bu kanunun, 29/8/1977 tarih ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanunu'na aykırı kümleri mezkür Kanunun 7. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Madde 1'de adı geçen kanun mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu olup yeni 5393 sayılı Belediye Kanununda bahse konu edilen madde 9. madde olarak yer almıştır.

Kurulun üye sayısıMadde 1
Kurulun görev ve yetkileriMadde 2
Kurulun bağımsızlığıMadde 3
Adalet Bakanlığı ile münasebetleriMadde 4

Seçme hakkıMadde 5
Üyelerin görev süresiMadde 6
Seçimlerin niteliğiMadde 7
Seçilme yeterliğiMadde 8
Seçimlerin yönetim ve denetimiMadde 9
Yüksek Hâkimler Seçim Kurulunun görevleriMadde 10
Seçilme yeterliği bulunanların kütüğünün düzenlenmesiMadde 11
Kütüğün ilânı ve itirazMadde 12
Seçim tarihinin ve yerinin ilânıMadde 13
Seçimlerde uygulanacak hükümlerMadde 14
Oy verme süresi ve kimliğin tespitiMadde 15
Oy vermeden önceki işlerMadde 16
Oy vermeMadde 17
Oy vermenin sonucuMadde 18
Muteber olmayan oy pusulalarıMadde 19
Yasama meclislerince seçilecek üyelerMadde 20
Seçim tutanaklarının birleştirilmesiMadde 21
Seçim işlemlerine ve sonuçlarına itirazMadde 22
Üyeliklerin açılmasıMadde 23

Kurulun organlarıMadde 24
AndiçmeMadde 25
Başkanın seçilmesi ve ona vekillikMadde 26
Başkanın görev ve yetkileriMadde 27
BölümlerMadde 28
Birinci bölümün görevleriMadde 29
İkinci bölümün görevleriMadde 30
Üçüncü bölümün görevleriMadde 31
Genel Kurul ve genel görevleriMadde 32
Genel Kurulun özel görevleriMadde 33
Toplantı ve karar yeter sayılarıMadde 34
İşlerin yönetimi ve gizliliğiMadde 35
Yedek üyeler ve asıl üyelere vekillikMadde 36

Hakimlik meslekine kabulde takdir serbestliğiMadde 37
Yargıtay Üyeliğine seçme usulüMadde 38
Komisyon kurulmasıMadde 39
Liste düzenlenmesiMadde 40
Oylama usulüMadde 41
DenetlemeMadde 42
Şikâyet ve ihbarlarMadde 43
Yargıtay Birinci Başkanı ile Cumhuriyet Başsavcısı haklarında soruşturmaMadde 44
Üst dereceli hâkimin yetkileriMadde 45
Soruşturmanın sonucuMadde 46
Adalet Bakanının yetkisiMadde 47
Dâva dosyasının gönderilmesiMadde 48
Disiplin işleminin sonucuMadde 49
İtirazMadde 50
DuruşmaMadde 51
Durumun takdiriMadde 52
İşten el çektirmeMadde 53

Üyelerin hukuki durumuMadde 54
Yüksek Hâkimler Kurulu görevlilerine uygulanacak hükümlerMadde 55
Yüksek Hâkimler Kurulu Başkan ve Üyeleri hakkındaki soruşturmaMadde 56
Sçeilme ve atama yasağıMadde 57
Genel sekreter ve raportörlerin atanmasıMadde 58
Yönetim KuruluMadde 59
Memur ve hizmetlilerin atanmalarıMadde 60
Üyelerin aylıklarıMadde 61
ÖdeneklerMadde 62

Kararların tebliğiMadde 63
Genel Kurula başvurmaMadde 64
İşe bakmaktan yasaklılık, çekinme ve redMadde 65
Atama kararlarının tasdikiMadde 66
GiderlerMadde 67
Yayınlanması gereken kararlarMadde 68

Yüksek Savcılar KuruluMadde 69
BölümlerMadde 70
Birinci bölümün görevleriMadde 71
İkinci bölümün görevleriMadde 72
Genel Kurulun görevleriMadde 73
Toplantı ve karar yeter sayılarıMadde 74
Uygulanacak hükümlerMadde 75
Yüksek Savcılar Haysiyet DivanıMadde 76
Savcılık meslekine atamaMadde 77
Yargıtay Cumhuriyet Savcılığına ve Cumhuriyet ikinci Başsavcılığına atanmaMadde 78
Cumhuriyet Başsavcısının seçimiMadde 79
Savcılık teminatıMadde 80
Teklif yapılmasıMadde 81
SoruşturmaMadde 82
Soruşturmanın sonucuMadde 83
KovuşturmaMadde 84
İtiraz mercileriMadde 85
Şahsi suçlarMadde 86
Suçüstü halleriMadde 87
İşten el çektirmeMadde 88
Geçici yetkiMadde 89

AdaylıkMadde 90
Meslekler arasında eşitlikMadde 91
Bir meslekten diğerine geçmeMadde 92
Diğer mesleke atanmaMadde 93
Bakanlık hizmetlerine atanmaMadde 94
Bakanlık hizmetlerinden hâkimlik veya savcılık mesleklerine geçmeMadde 95
Zorunluluk halleriMadde 96
Kazanılan haklarMadde 97

Savcılık meslekine ait cetvelin değiştirilmeMadde 98
Ödenek cetveline unvan eklenmesiMadde 99
Yargıtay Teşkilât Kanununun değiştirilmesiMadde 100
Madde 1
Madde 2
Madde 3
Madde 4
Geçici madde 

Yeni kadrolarMadde 101
Noterlik Kanununun 60 ıncı maddesinin değiştirilmesiMadde 102
Madde 60

Yüksek Hâkimler Seçim Kurulunun göreve başlamasıGeçici madde 1

Üyelerin yenilenmesiGeçici madde 2

Devir ve teslim ve işlerin geçici olarak yürütülmesiGeçici madde 3

Yargıtay Cumhuriyet Savcılığına atamaGeçici madde 4

Geçici yetkinin devamıGeçici madde 5

TeminatGeçici madde 6

Kesinleşmemiş işlere ait evrakın devriGeçici madde 7

Kazanılmış haklarGeçici madde 8

Kaldırılan hükümlerMadde 103
Yürürlük tarihiMadde 104
Kanunu yürütecek makamMadde 105

MİLLETLERARASI TAHKİM KANUNU
Kanun Numarası                       : 4686
Kabul Tarihi                              : 21/6/2001
Yayımlandığı R. Gazete             : Tarih : 5/7/2001 Sayı : 24453
Yayımlandığı Düstur                  : Tertip : 5,   Cilt : 40,   Sayfa :

Madde 1 – Bu Kanunun amacı, milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.
Bu Kanunun 5 ve 6 ncı madde hükümleri, tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanır.
Bu Kanun, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile iki tarafın iradelerine tâbi olmayan uyuşmazlıklarda uygulanmaz.
21.1.2000 tarihli ve 4501 sayılı Kamu Hizmetleri ile İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun uyarınca yabancılık unsurunun bulunduğu kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi de bu Kanuna tâbidir.
Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır.

Madde 2 – Aşağıdaki hâllerden herhangi birinin varlığı, uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığını gösterir ve bu durumda tahkim, milletlerarası nitelik kazanır.
1. Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da işyerlerinin ayrı devletlerde bulunması.
2. Tarafların yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin  ya da işyerlerinin;
a) Tahkim anlaşmasında belirtilen veya bu anlaşmaya dayanarak tespit edilen hâllerde tahkim yerinden,
b) Asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün ifa edileceği yerden veya uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden,
Başka bir devlette bulunması.
3. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşmeye taraf olan şirket ortaklarından en az birinin yabancı sermayeyi teşvik mevzuatına göre yabancı sermaye getirmiş olması veya bu sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışından sermaye sağlanması amacıyla kredi ve/veya güvence sözleşmeleri yapılmasının gerekli olması.
4. Tahkim anlaşmasının dayanağını oluşturan asıl sözleşme veya hukukî ilişkinin, bir ülkeden diğerine  sermaye veya mal geçişini gerçekleştirmesi.
21.1.2000 tarihli ve 4501 sayılı Kanun hükümleri saklıdır.

Madde 3 – Bu Kanunda mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi; davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir.
Milletlerarası tahkimden kaynaklanan sorunlar için mahkemeler, sadece bu Kanunun hükümlerine göre müdahalede bulunabilirler.

Madde 4 – Tahkim anlaşması, tarafların, sözleşmeden kaynaklansın veya kaynaklanmasın aralarında mevcut bir hukukî ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bazılarının tahkim yoluyla çözülmesi konusunda yaptıkları anlaşmadır. Tahkim anlaşması, asıl sözleşmeye konan tahkim şartı veya ayrı bir sözleşme ile yapılabilir.
Tahkim anlaşması yazılı şekilde yapılır. Yazılı şekil şartının yerine getirilmiş sayılması için, tahkim anlaşmasının taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim anlaşmasının varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması gerekir. Asıl sözleşmenin bir parçası hâline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de geçerli bir tahkim anlaşması yapılmış sayılır.
Tahkim anlaşması, tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtiği hukuka veya böyle bir hukuk seçimi yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerlidir.
Tahkim anlaşmasına karşı, asıl sözleşmenin geçerli olmadığı veya tahkim anlaşmasının henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında bulunulamaz.

Madde 5 – Tahkim anlaşmasının konusunu oluşturan bir uyuşmazlıkta dava mahkemede açılmışsa; karşı taraf, tahkim itirazında bulunabilir. Tahkim itirazının ileri sürülmesi ve tahkim anlaşmasının geçerliliğine ilişkin uyuşmazlıkların çözülmesi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilk itirazlara ilişkin hükümlerine tâbidir. Tahkim itirazının kabulü halinde, mahkeme davayı usulden reddeder.
Yargılama sırasında tarafların tahkim yoluna başvurma konusunda anlaşmaları halinde, dava dosyası mahkemece ilgili hakem veya hakem kuruluna gönderilir.

Madde 6 – Taraflardan birinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz istemesi ve mahkemenin böyle bir tedbire veya hacze karar vermesi, tahkim anlaşmasına aykırılık teşkil etmez.
Aksi kararlaştırılmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulu, taraflardan birinin istemi üzerine, ihtiyatî tedbire veya ihtiyatî hacze karar verebilir. Hakem veya hakem kurulu, ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı vermeyi, uygun bir güvence verilmesine bağlı kılabilir. Hakem veya hakem kurulu, cebrî icra organları tarafından icrası ya da diğer resmî makamlar tarafından yerine getirilmesi gereken ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı veremeyeceği gibi, üçüncü kişileri bağlayan ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı da veremez.
Taraflardan biri, hakem veya hakem kurulunun verdiği ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararını yerine getirmezse; karşı taraf, ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz kararı verilmesi istemiyle yetkili mahkemenin yardımını isteyebilir. Yetkili mahkeme gerekirse başka bir mahkemeyi istinabe edebilir.
Tarafların, Hukuk  Usulü Muhakemeleri Kanunu ile İcra ve İflas Kanununa göre istemde bulunma hakları saklıdır.
Tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında taraflardan birinin istemi üzerine mahkemece verilen ihtiyatî tedbir ya da ihtiyatî haciz kararı, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar.

Madde 7 – A) Taraflar, hakemlerin sayısını belirlemekte serbesttirler. Ancak bu sayı tek olmalıdır.
Hakemlerin sayısı taraflarca kararlaştırılmamışsa üç hakem seçilir.
B) Taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa hakem seçiminde aşağıdaki kurallar uygulanır:
1. Ancak gerçek kişiler hakem seçilebilir.
2. Tek hakem seçilecek ise ve taraflar hakem seçiminde anlaşamazlarsa hakem, taraflardan birinin istemi üzerine asliye hukuk mahkemesi tarafından seçilir.
3. Üç hakem seçilecek ise, taraflardan her biri bir hakem seçer; bu şekilde seçilen  iki  hakem  üçüncü  hakemi  belirler.  Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki isteminin kendisine ulaşmasından itibaren otuz gün içinde hakemini seçmezse veya tarafların seçtiği iki hakem seçilmelerinden sonraki otuz gün içinde üçüncü hakemi belirlemezlerse, taraflardan birinin istemi üzerine asliye hukuk mahkemesi tarafından hakem seçimi yapılır. Üçüncü hakem, başkan olarak görev yapar.
4. Üçten fazla hakem seçilecek ise, son hakemi seçecek olan hakemler yukarıdaki bentte belirtilen usule göre taraflarca eşit sayıda belirlenir.
Hakemlerin seçimi usulünü kararlaştırmış olmalarına rağmen;
1. Taraflardan biri anlaşmaya uymazsa,
2. Kararlaştırılmış olan usule göre tarafların veya taraflarca seçilen hakemlerin hakem seçimi konusunda birlikte karar vermeleri gerektiği hâlde, taraflar ya da hakemler bu konuda anlaşamazlarsa,
3. Hakem seçimi  ile yetkilendirilen üçüncü kişi, kurum veya kuruluş, hakemi  ya da hakem kurulunu seçmezse,
Hakem veya hakem kurulunun seçimi, taraflardan birinin istemi üzerine asliye hukuk mahkemesi tarafından yapılır.
Asliye hukuk mahkemesinin gerektiğinde tarafları dinledikten sonra bu fıkra hükümlerine göre verdiği kararlar kesindir. Asliye hukuk mahkemesi, hakem seçiminde tarafların anlaşmalarını, hakemlerin bağımsız ve tarafsız olması, tarafların farklı tâbiiyette olmaları hâlinde tek hakem seçilecek ise bu hakemin tarafların tâbiiyetinden olmaması, üç hakem seçilecek ise bunlardan ikisinin bir tarafın tâbiiyetinden olmaması  ilkelerini göz önünde bulundurur. Üçten fazla hakem seçilecek hâllerde de aynı usul uygulanır.
C) Kendisine hakemlik önerilen kimse, bu görevi kabul etmeden önce tarafsızlık ve bağımsızlığından şüphe etmeyi haklı gösteren hâl ve şartları açıklamak zorundadır. Taraflar  önceden bilgilendirilmemiş oldukları takdirde hakem, daha sonra ortaya çıkan durumları da gecikmeksizin taraflara bildirir.
Hakem, taraflarca kararlaştırılan niteliklere sahip olmadığı, taraflarca kararlaştırılan tahkim usulünde öngörülen bir ret sebebi mevcut bulunduğu, tarafsızlığından şüphe etmeyi haklı gösteren hâl ve şartlar gerçekleştiği takdirde reddedilebilir.
D) Taraflar, hakemin reddi usulünü serbestçe kararlaştırabilirler.
Hakemi  reddetmek isteyen taraf, hakemin veya hakem kurulunun seçiminden ya da hakemin reddi isteminde bulunabileceği bir durumun ortaya çıktığını öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde ret isteminde bulunabilir ve bu istemini karşı tarafa yazılı olarak bildirir.
Hakem kurulundan bir veya birden çok hakemin reddini isteyen taraf, ret istemini ve gerekçesini hakem kuruluna bildirir. Ret isteminin kabul edilmediğini öğrenen taraf, bu tarihten itibaren karara karşı otuz gün içinde asliye hukuk mahkemesine başvurarak bu kararın kaldırılmasını ve hakem veya hakemlerin reddine karar verilmesini isteyebilir.
Seçilen hakemin veya hakem kurulunun tümünün ya da karar çoğunluğunu ortadan kaldıracak sayıda hakemin reddi için ancak asliye hukuk mahkemesine başvurulabilir. Asliye hukuk mahkemesinin bu fıkra uyarınca vereceği kararlar kesindir.
Seçilen hakemin veya hakem kurulunun tümünün ya da karar çoğunluğunu ortadan kaldıracak sayıda hakemin reddine asliye hukuk mahkemesince karar verilmesi hâlinde tahkim sona erer.  Ancak

Madde 1 - 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Başlangıç metninin beşinci fıkrasının başında geçen "Hiçbir düşünce ve mülahazanın"  ibaresi  "Hiçbir faaliyetin" şeklinde değiştirilmiştir.
Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 13 - Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Madde 3 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 14 - Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere,  Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
Madde 4 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasının ilk cümlesi, altıncı fıkrası ile son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma  yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve  toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır.Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.
Madde 5 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 20 nci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmış  ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili  merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Madde 6 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 21 - Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Madde 7 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 22 - Herkes, haberleşme hürriyetine  sahiptir. Haberleşmenin  gizliliği esastır.Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Madde 8 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında geçen "ülkenin ekonomik durumu," ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Madde 9 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına "Bu hürriyetlerin kullanılması," ibaresinden sonra gelmek üzere "millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile  bölünmez bütünlüğünün  korunması," ibareleri eklenmiş, üçüncü fıkrası metinden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra son fıkra olarak eklenmiştir.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.
Madde 10 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 28 inci maddesinin ikinci fıkrası metinden çıkarılmıştır.
Madde 11 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 31 inci  maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Kanun, millî güvenlik, kamu düzeni, genel ahlâk ve sağlığın korunması sebepleri dışında, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.
Madde 12 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 33 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 33 - Herkes, önceden izin almaksızın  dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir.Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.
Madde 13 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 34 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 34 - Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması  amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
Madde 14 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ncı maddesinin birinci fıkrasına "savunma" ibaresinden sonra gelmek üzere  "ile adil yargılanma"  ibaresi  eklenmiştir.
Madde 15 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38 inci maddesine aşağıdaki fıkra  yedinci fıkra olarak eklenmiş, mevcut  beşinci ve altıncı fıkralarından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez.Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.
Madde 16 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 40 ıncı maddesine ikinci fıkra olarak aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Madde 17 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinin birinci fıkrasına "ve eşler arasında eşitliğe dayanır." ibaresi eklenmiştir.
Madde 18 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 46 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 46 - Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.
Madde 19 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 49 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
Madde 20 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 51 - Ç

Durumu: 3/12/2001 tarih ve 4722 sayılı “Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”un 22 nci Maddesi uyarınca; yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar, yürürlükteki tüzük ve yönetmeliklerin Türk Medenî Kanunu’na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edileceğinden, gerektiğinde “Tüzükler Külliyatı” ile “Yönetmelikler Külliyatı”nın kanunlara göre (743 sayılı Kanuna göre) düzenlenen nümerik fihriste, 4721 sayılı Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan tüzük için ise 4721 sayılı Kanuna göre düzenlenen nümerik fihriste bakınız.
Yürürlükten kalkmış olan 17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükümleri için“Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri Külliyatı”nın 2. cilt, 1299 uncu sayfası ve devamına 4721 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan hükümleri için ise 1304-135 nolu sayfa ve devamına  bakınız.

A. Hukukun uygulanması ve kaynaklarıMadde 1

<span id="B. Hukukî  ilişkilerin kapsamıI. Dürüst davranma">B. Hukukî  ilişkilerin kapsamıI. Dürüst davranmaMadde 2

II. İyiniyetMadde 3

III. Hâkimin takdir yetkisiMadde 4

C. Genel nitelikli hükümlerMadde 5

D. İspat kuralları I. İspat yüküMadde 6
II. Resmî belgelerle ispatMadde 7

BİRİNCİ KİTAP: KİŞİLER HUKUKU
/İKİNCİ KİTAP: AİLE HUKUKU
ÜÇÜNCÜ KİTAP : MİRAS HUKUKU
DÖRDÜNCÜ KİTAP : EŞYA HUKUKU

I. HAK EHLİYETİ 

Madde 8
II. FİİL EHLİYETİ
1. KAPSAMI
Madde 9 - Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.
2. KOŞULLARI 
a. GENEL OLARAK
Madde 10 - Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.
b. ERGİNLİK
Madde 11 - Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.
Evlenme kişiyi ergin kılar.
c. ERGİN KILINMA
Madde 12 - Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir.
d. AYIRT ETME GÜCÜ
Madde 13 - Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.
III. FİİL EHLİYETSİZLİĞİ
1. GENEL OLARAK 
Madde 14 - Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
2. AYIRT ETME GÜCÜNÜN BULUNMAMASI 
Madde 15 - Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.
3. AYIRT ETME GÜCÜNE SAHİP KÜÇÜKLER VE KISITLILAR 
Madde 16 - Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.
IV. HISIMLIK 
1. KAN HISIMLIĞI 
Madde 17 - Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.
Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.
2. KAYIN HISIMLIĞI 
Madde 18 - Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.
Kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
V. YERLEŞİM YERİ 
1. TANIM 
Madde 19 - Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
Bu kural ticari ve sınai kuruluşlar hakkında uygulanmaz.
2. YERLEŞİM YERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ VE OTURMA YERİ 
Madde 20 - Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır.
Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı halde Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin halen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır.
3. YASAL YERLEŞİM YERİ 
Madde 21 - Velayet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Diğer hallerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılır.
Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir.
4. KURUMLARDA BULUNMA 
Madde 22 - Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma ya da eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz.

I. VAZGEÇME VE AŞIRI SINIRLAMAYA KARŞI 
Madde 23 - Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.
Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulamaz.
II. SALDIRIYA KARŞI 
1. İLKE 
Madde 24 - Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
2. DAVALAR 
Madde 25 - Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.
III. AD ÜZERİNDEKİ HAK 
1. ADIN KORUNMASI 
Madde 26 - Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.
Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddi zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevi tazminat ödenmesini isteyebilir.
2. ADIN DEĞİŞTİRİLMESİ 
Madde 27 - Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir.
Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.
Ad değişmekle kişisel durum değişmez.
Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.

I. DOĞUM VE ÖLÜM 
Madde 28 - Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.
Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.
II. SAĞ OLMANIN VE ÖLÜMÜN İSPATI 
1. İSPAT YÜKÜ 
Madde 29 - Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimse, iddiasını ispat etmek zorundadır.
Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı anda ölmüş sayılır.
2. İSPAT ARAÇLARI 
a. GENEL OLARAK 
Madde 30 - Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.
Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.
b. ÖLÜM KARİNESİ 
Madde 31 - Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.
III. GAİPLİK KARARI 
1. GENEL OLARAK 
Madde 32 - Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.
Yetkili mahkeme, kişinin Türkiye'deki son yerleşim yeri; eğer Türkiye'de hiç yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir kayıt da yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.
2. YARGILAMA USULÜ 
Madde 33 - Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.
Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır.
Bu süre, ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.
3. İSTEMİN DÜŞMESİ 
Madde 34 - Gaipliğine karar verilecek kişi, ilan süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi düşer.
4. HÜKMÜ 
Madde 35 - İlandan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı haklar, aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır.
Gaiplik kararı ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak hüküm doğurur.

I. SİCİL 
Madde 36 - Kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir.
Bu sicilin tutulmasına ve zorunlu bildirimlerin yapılmasına ilişkin esaslar, ilgili kanunda gösterilir.
II. GÖREVLİLER 
Madde 37' - Kişisel durum sicili, Devletçe atanan memurlar tarafından tutulur. Sicil kayıtlarını tutmak ve örnek vermek bu memurların görevidir.
Yabancı memleketlerdeki Türkiye temsilcilerine, Dışişleri Bakanlığının önerisi, İçişleri Bakanlığının katılması ve Başbakanlığın onayı ile nüfus memurluğu yetkisi verilebilir.
III. SORUMLULUK 
Madde 38 - Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.
Tazminat ve rücu davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.
IV. DÜZELTME 
1. GENEL OLARAK 
Madde 39 - Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.
2. CİNSİYET DEĞİŞİKLİĞİNDE 
Madde 40 - Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.
Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanması halinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.

1. BİLDİRME 
Madde 41 - Doğumlara ilişkin bildirimler ve kimliği bilinmeyen bulunmuş çocuklar hakkındaki işlemler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.
II. DOĞUM KÜTÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİKLER 
Madde 42 - Kişisel durumdaki değişiklikler, özellikle evlilik dışı bir çocuğun tanınması veya hakimin babalığa karar vermesi, soybağının düzeltilmesi, evlat edinme ya da bulunmuş bir çocuğun soybağının belli olması, ilgili kanun hükümlerine göre kütüğe işlenir.

I. ÖLÜMÜN BİLDİRİLMESİ 
Madde 43 - Ölümlere ilişkin bildirimler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.
II. CESEDİ BULUNAMAYAN KİŞİ 
Madde 44 - Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en b

Madde 47 - Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.
Amacı hukuka veya ahlaka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.

Madde 48 - Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.

I. KOŞULU 
Madde 49 - Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.
II. KULLANILMASI 
Madde 50 - Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.
Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.
Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.

Madde 51 - Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir.

I. SINIRLI DEVAM ETME 
Madde 52 - Sona eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.
II. MALVARLIĞININ TASFİYESİ 
Madde 53 - Tüzel kişinin malvarlığının tasfiyesi, kanunda ve kuruluş belgesinde aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmi tasfiyesine ilişkin hükümlere göre yapılır.
III. MALVARLIĞININ ÖZGÜLENMESİ 
Madde 54 - Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer.
Bu malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır.
Hukuka veya ahlaka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel kişinin malvarlığı her halde ilgili kamu kuruluşuna geçer.

Madde 55 - Kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun hükümleri saklıdır.

I. TANIMI 
Madde 56 - Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.
Hukuka veya ahlaka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.
II. DERNEK KURMA HAKKI 
Madde 57 - Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.
Dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir.
III. TÜZÜK 
Madde 58 - Her derneğin bir tüzüğü bulunur.
Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, ...*1* gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur.
Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz.
Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.
IV. TÜZEL KİŞİLİĞİN KAZANILMASI 
1. KAZANMA ANI 
Madde 59 - Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.
Kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret olduğu, yönetmelikte gösterilir.
2. İNCELEME 
Madde 60 - Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülki amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir.
Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukuki durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhal kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülki amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir.
Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet derhal derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.
3. DERNEK TÜZÜĞÜNÜN İLANI 
Madde 61 - (Mülga madde: 04/11/2004 - 5253 S.K./38.mad) *1*
4. İLK GENEL KURUL TOPLANTISI 
Madde 62 - (Değişik madde: 04/11/2004 - 5253 S.K./38.mad) *1* Dernekler, 60 ıncı maddenin son fıkrası gereğince yapılan yazılı bildirimi izleyen altı ay içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını oluşturmakla yükümlüdürler.

I. KAZANILMASI 
1. KURAL 
Madde 63 - Hiç kimse, bir derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek de üye kabul etmeye zorlanamaz.
2. KOŞULLARI 
Madde 64 - Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye olma hakkına sahiptir.
Yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, ...*1* dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.
II. SONA ERMESİ 
1. KENDİLİĞİNDEN 
Madde 65 - Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden sona erer.
2. ÇIKMA İLE 
Madde 66 - Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye (...) yazılı olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir.
3. ÇIKARILMA İLE 
Madde 67 - Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir.
Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez.
Tüzükte çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir.
III. KAPSAMI 
1. ÜYELERİN HAKLARI 
a. EŞİTLİK İLKESİ 
Madde 68 - Dernek üyeleri eşit haklara sahiptirler. Dernek, üyeleri arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf farkı gözetemez; eşitliği bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar yapamaz.
Her üyenin, derneğin faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.
Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, dernek malvarlığında hak iddia edemez.
b. OY HAKKI 
Madde 69 - Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen kullanmak zorundadır.
Onursal üyelerin oy hakkı yoktur.
2. ÜYELERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
a. ÖDENTİ VERME BORCU 
Madde 70 - Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır.
Onursal üyeler ödenti vermek zorunda değildir.
b. DİĞER YÜKÜMLÜLÜKLER 
Madde 71 - Üyeler, dernek düzenine uymak ve derneğe sadakat göstermekle yükümlüdürler.
Her üye, derneğin amacına uygun davranmak, özellikle amacın gerçekleşmesini güçleştirici veya engelleyici davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

I. GENEL OLARAK 
Madde 72 - Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.
Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.
II. GENEL KURUL 
1. NİTELİĞİ VE OLUŞUMU 
Madde 73 - Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.
2.TOPLANMASI 
a. OLAĞAN TOPLANTI 
Madde 74 - Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanır.
(Değişik fıkra: 04/11/2004 - 5253 S.K./38.mad) *1* Olağan genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur.
b. OLAĞANÜSTÜ TOPLANTI 
Madde 75 - Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır.
Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.
c. TOPLANTISIZ VEYA ÇAĞRISIZ ALINAN KARARLAR 
Madde 76 - Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar ile dernek üyelerinin tamamının kanunda yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir araya gelerek aldığı kararlar geçerlidir.
Bu şekilde karar alınması olağan toplantı yerine geçmez.
3. TOPLANTIYA ÇAĞRI 
Madde 77 - Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, ...*1* bildirilir.
Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir.
4. TOPLANTI YERİ VE TOPLANTI YETER SAYISI
'Madde 78 - Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde yapılır.
Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hallerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz.
Genel kurul toplantısı, bir defadan fazla geri bırakılamaz.
5. TOPLANTI USULÜ 
Madde 79 - Genel kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir.
Genel kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan maddeler görüşülür. Ancak, toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur.
(Mülga fıkra: 04/11/2004 - 5253 S.K./38.mad) *1*
6. GENEL KURULUN GÖREV VE YETKİLERİ 
Madde 80 - Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir; dernek organlarını seçer ve derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür.
Genel kurul, derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman görevden alabilir.
7. GENEL KURUL KARARLARI 
a. KARAR YETER SAYISI 
Madde 81 - Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.
b. OY HAKKINDAN YOKSUNLUK 
Madde 82 - Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir hukuki işlem veya

Madde 683 - Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.

I. BÜTÜNLEYİCİ PARÇA 
Madde 684 - Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur.
Bütünleyici parça, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.
II. DOĞAL ÜRÜNLER 
Madde 685 - Bir şeyin maliki, onun ürünlerinin de maliki olur.
Ürünler, dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukuki ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre adetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir.
Doğal ürünler asıl şeyden ayrılıncaya kadar onun bütünleyici parçasıdır.
III. EKLENTİ 
1. TANIM 
Madde 686 - Bir şeye ilişkin tasarruflar, aksi belirtilmedikçe onun eklentisini de kapsar.
Eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel adetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır.
Eklenti, asıl şeyden geçici olarak ayrılmakla bu niteliğini kaybetmez.
2. EKLENTİ SAYILMAYANLAR 
Madde 687 - Asıl şeye zilyet olan kimsenin sadece geçici olarak kullanması veya tüketmesi için özgülenen ya da asıl şeyin özel niteliği ile herhangi bir ilişkisi bulunmadan sadece korunmak, satılmak veya kiraya verilmek üzere onunla birleştirilen şeyler eklenti sayılmaz.

I. PAYLI MÜLKİYET 
1. GENEL KURALLAR 
Madde 688 - Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.
Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.
Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.
2. YÖNETİM VE TASARRUF 
a. ANLAŞMALAR 
Madde 689 - Paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler. Ancak, böyle bir anlaşmayla paydaşların aşağıdaki hak ve yetkileri kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz:
1. Paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin korunması için zorunlu olan yönetim işlerini yapmak ve gerektiğinde mahkemeden buna ilişkin önlemlerin alınmasını istemek,
2. Eşyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhal alınması gereken önlemleri bütün paydaşlar hesabına almak.
Taşınmazlarla ilgili anlaşmalar imzalarının noterlikçe onaylanması koşuluyla paydaşlardan birinin başvurusu üzerine tapu kütüğüne şerh verilebilir.
b. OLAĞAN YÖNETİM İŞLERİ 
Madde 690 - Paydaşlardan her biri olağan yönetim işlerini yapmaya, özellikle küçük onarımları yaptırmaya ve tarımsal işleri yürütmeye yetkilidir.
Zorunlu ve ivedi işlerin yapılmasına ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, paydaşların çoğunlukla alacağı kararla olağan yönetim işlerinde yetkiyle ilgili farklı düzenleme getirilebilir.
c. ÖNEMLİ YÖNETİM İŞLERİ 
Madde 691 - İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adi kiraya veya ürün kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir.
Olağan yönetim sınırlarını aşan ve paylı malın değerinin veya yarar sağlamaya elverişliliğinin korunması için gerekli bakım, onarım ve yapı işlerinde de aynı çoğunluk aranır.
Pay ve paydaşların eşitliği halinde hakim, paydaşlardan birinin istemi üzerine bütün paydaşların menfaatini gözeterek hakkaniyete uygun bir karar verir; gerekli gördüğü işlerin yapılması için paydaşlar arasından veya dışarıdan bir kayyım atayabilir.

Madde 692 - Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır.
Paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar.
3. YARARLANMA, KULLANMA VE KORUMA 
Madde 693 - Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.
Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.
Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.
4. GİDERLER VE YÜKÜMLÜLÜKLER 
Madde 694 - Paylı mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri, vergiler ve diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar tarafından payları oranında karşılanır.
Payına düşenden fazlasını ödemiş bulunan paydaş, diğerlerine payları oranında rücu edebilir.
5. KARARLARIN BAĞLAYICILIĞI 
Madde 695 - Yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararlar, sonradan paydaş olan veya pay üzerinde ayni hak kazanan kimseleri de bağlar.
Taşınmazlarda yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların sonradan paydaş olan veya pay üzerinde ayni hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekir.
6. PAYDAŞLIKTAN ÇIKARMA 
a. PAYDAŞIN ÇIKARILMASI 
Madde 696 - Kendi tutum ve davranışlarıyla veya malın kullanılmasını bıraktığı ya da fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin tutum ve davranışlarıyla diğer paydaşların tamamına veya bir kısmına karşı olan yükümlülüklerini ağır biçimde çiğneyen paydaş, bu yüzden onlar için paylı mülkiyet ilişkisinin devamını çekilmez hale getirmişse, mahkeme kararıyla paydaşlıktan çıkarılabilir.
Davanın açılması, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesine bağlıdır.
Hakim, çıkarma istemini haklı gördüğü takdirde, çıkarılacak paydaşın payını karşılayacak kısmı maldan ayırmaya olanak varsa, bu ayırmayı yaparak ayrılan parçanın paylı mülkiyetten çıkarılana özgülenmesine karar verir.
Aynen ayrılmasına olanak bulunmayan maldaki payın dava tarihindeki değeriyle kendilerine devrini isteyen paydaş veya paydaşlar bu istemlerini paydaşlıktan çıkarma istemi ile birlikte ileri sürmek zorundadırlar. Hakim, hüküm vermeden önce resen belirleyeceği uygun bir süre içinde pay değerinin ödenmesine veya tevdiine karar verir. Davanın kabulü halinde payın istemde bulunan adına tesciline hükmolunur.
Payı karşılayacak kısım maldan aynen ayrılamaz ve bu payı isteyen paydaş da bulunmazsa hakim, davalıya payını devretmesi için bir süre belirler ve bu süre içinde devredilmeyen payın açık artırmayla satışına karar verir. Satış kararı, cebri icra yoluyla paraya çevirmeye ilişkin hükümler uyarınca yerine getirilir.
b. DİĞER HAK SAHİPLERİNİN ÇIKARILMASI 
Madde 697 - Bir paydaşın çıkarılmasına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla, pay üzerinde intifa veya diğer bir ayni ya da tapuya şerh edilmiş kişisel yararlanma hakkı sahipleri hakkında da uygulanır. Ancak, devri caiz olmayan bir hakkın uygun bir tazminat karşılığında sona ermesine karar verilir.
7. PAYLI MÜLKİYETİN SONA ERMESİ 
a. PAYLAŞMA İSTEMİ 
Madde 698 - Hukuki bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.
Paylaşmayı isteme hakkı, hukuki bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmi şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir.
Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz.
b. PAYLAŞMA BİÇİMİ 
Madde 699' - Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.
Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hakim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.
Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.
c. İNTİFA HAKKI SAHİBİNİN DURUMU 
Madde 700 - Bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması halinde, diğer paydaşlardan biri intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder.
II. ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİ
1. KAYNAKLARI VE NİTELİĞİ 
Madde 701 - Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.
Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.
2. HÜKÜMLERİ 
Madde 702 - Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.
Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.
Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.
Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.
3. SONA ERMESİ 
Madde 703 - Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer.
Paylaştırma, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır.

Madde 704 - Taşınmaz mülkiyetinin kon

I. ALTSOY 
Madde 495 - Miras bırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur.
Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar.
Miras bırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
II. ANA VE BABA 
Madde 496 - Altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit olarak mirasçıdırlar.
Miras bırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
III. BÜYÜK ANA VE BÜYÜK BABA 
Madde 497 - Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, büyük ana ve büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar.
Miras bırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
Sağ kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin miras bırakandan önce ölmüş olması halinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları halinde onların payları diğer tarafa geçer.
IV. EVLİLİK DIŞI HISIMLAR 
Madde 498 - Evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar.

Madde 499 - Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur:
1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,
2. Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,
3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.

Madde 500 - Evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.
Evlat edinen ve hısımları, evlatlığa mirasçı olmazlar.

Madde 501 - Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer.

I. VASİYETTE 
Madde 502 - Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak gerekir.
II. MİRAS SÖZLEŞMESİNDE 
Madde 503 - Miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak gerekir.

Madde 504 - Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır.
Ölüme bağlı tasarrufta kişinin veya şeyin belirtilmesinde açık yanılma halinde mirasbırakanın gerçek arzusu kesin olarak tespit edilebilirse, tasarruf bu arzuya göre düzeltilir.

I. KAPSAMI 
Madde 505 - (Değişik fıkra: 04/05/2007-5650 S.K./1.mad) Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.
Bu mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.
II. SAKLI PAY 
Madde 506 - Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir:
1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
3. (Mülga bend: 04/05/2007-5650 S.K./2.mad),
4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamı, diğer hallerde yasal miras payının dörtte üçü.
III. TASARRUF EDİLEBİLİR KISMIN HESABI 
1. BORÇLARIN İNDİRİLMESİ 
Madde 507 - Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna göre hesaplanır.
Hesap yapılırken, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir.
2. SAĞLARARASI KARŞILIKSIZ KAZANDIRMALAR 
Madde 508 - Mirasbırakanın sağlararası karşılıksız kazandırmaları, tenkise tabi oldukları ölçüde, tasarruf edilebilir kısmın hesabında terekeye eklenir.
3. SİGORTA ALACAKLARI 
Madde 509 - Mirasbırakanın kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası sözleşmesi yapması veya böyle bir kişiyi sonradan lehdar olarak tayin etmesi ya da sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü kişiye devretmesi halinde, sigorta alacağının mirasbırakanın ölümü zamanındaki satın alma değeri terekeye eklenir.

I. SEBEPLERİ 
Madde 510 - Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:
1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,
2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.
II. HÜKÜMLERİ 
Madde 511 - Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da açamaz.
Mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır.
Mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.
III. İSPAT YÜKÜ 
Madde 512 - Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.
Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.
Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur.
IV. BORÇ ÖDEMEDEN ACİZ SEBEBİYLE MİRASÇILIKTAN ÇIKARMA 
Madde 513 - Mirasbırakan, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu, saklı payının yarısı için mirasçılıktan çıkarabilir. Ancak, bu yarıyı mirasçılıktan çıkarılanın doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi şarttır.
Miras açıldığı zaman borç ödemeden aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya belgenin kapsadığı borç tutarı mirasçılıktan çıkarılanın miras payının yarısını aşmıyorsa, mirasçılıktan çıkarılanın istemi üzerine çıkarma iptal olunur.

Madde 514 - Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir.
Mirasbırakanın üzerinde tasarruf etmediği kısım yasal mirasçılarına kalır.

Madde 515 - Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir.
Hukuka veya ahlaka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.
Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici nitelikte olan koşullar ve yüklemeler yok sayılır.

Madde 516 - Mirasbırakan, mirasının tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi mirasçı atayabilir.
Bir kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf, mirasçı atanması sayılır.

I. KONUSU 
Madde 517 - Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir.
Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir.
Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.
II. TESLİM BORCU 
'Madde 518 - Bırakılan belirli mal, mirasın açılması anındaki durumuyla teslim olunur; yarar ve hasar, mirasın açılması anında kendisine belirli mal bırakılana geçer.
Tasarrufu yerine getirme ile yükümlü olan kimse, mirasın açılmasından sonra bırakılan belirli mala yaptığı harcamalar ve mala verdiği zararlardan dolayı, vekaletsiz iş görenin haklarına sahip ve borçlarıyla yükümlü olur.
III. TEREKE İLE İLGİSİ 
Madde 519 - Tereke mevcudunu veya tasarrufu yerine getirme yükümlüsüne yapılan kazandırmayı ya da saklı payı zedeleyen tasarrufların orantılı olarak tenkisi istenebilir.
Tasarrufu yerine getirme yükümlüsü, mirasçılığı veya kendisine bırakılan kazandırmayı reddetmiş ya da mirasbırakandan önce ölmüş veya mirastan yoksun kalmış olsa bile tasarruf yürürlükte kalır; yerine getirme borcu, bu durumlardan yararlananlara geçer.
Yasal veya atanmış mirasçı, mirası reddetmiş olsa bile lehine yapılmış bir tasarrufun yerine getirilmesini isteyebilir.

Madde 520 - Mirasbırakan, atadığı mirasçının kendisinden önce ölmesi veya mirası reddetmesi halinde onun yerine geçmek üzere bir veya birden çok kişiyi yedek mirasçı olarak atayabilir.
Bu kural belirli mal bırakmada da uygulanır.

I. BELİRLENMESİ 
Madde 521 - Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarrufuyla önmirasçı atadığı kişiyi mirası artmirasçıya devretmekle yükümlü kılabilir.
Aynı yükümlülük artmirasçıya yüklenemez.
Bu kurallar belirli mal bırakmada da uygulanır.
II. ARTMİRASÇIYA GEÇİŞ 
Madde 522 - Tasarrufta geçiş anı belirtilmemişse miras, önmirasçının ölümüyle artmirasçıya geçer.
Tasarrufta geçiş anı gösterilmiş olup önmirasçının ölümünde bu an henüz gelmemişse miras, güvence göstermeleri koşul

Madde 118 - Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.
Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.

I. DAVA HAKKININ BULUNMAMASI 
Madde 119 - Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.
Evlenmeden kaçınma hali için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.
II. NİŞANIN BOZULMASININ SONUÇLARI 
1. MADDİ TAZMİNAT 
Madde 120 - Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.
Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.
2. MANEVİ TAZMİNAT 
Madde 121 - Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
III. HEDİYELERİN GERİ VERİLMESİ 
Madde 122' - Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.
IV. ZAMANAŞIMI 
Madde 123 - Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

I. YAŞ 
'Madde 124 - Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.
Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.
II. AYIRT ETME GÜCÜ 
Madde 125 - Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.
III. YASAL TEMSİLCİNİN İZNİ 
1. KÜÇÜKLER HAKKINDA 
Madde 126 - Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
2. KISITLILAR HAKKINDA 
Madde 127- Kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
3. MAHKEMEYE BAŞVURMA 
Madde 128 - Hakim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebilir.

I. HISIMLIK 
Madde 129 - Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:
1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,
2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
3. Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.
II. ÖNCEKİ EVLİLİK 
1. SONA ERDİĞİNİN İSPATI 
a. GENEL OLARAK 
Madde 130 - Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır.
b. GAİPLİK DURUMUNDA 
Madde 131 - Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.
Kaybolanın eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir dava ile isteyebilir.
Ayrı bir dava ile evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.
2. KADIN İÇİN BEKLEME SÜRESİ 
Madde 132 - Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.
Doğurmakla süre biter.
Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.
III. AKIL HASTALIĞI 
Madde 133- Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.

I. BAŞVURU MAKAMI '
Madde 134 - Birbiriyle evlenecek erkek ve kadın, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvururlar.
Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendireceği memur, köylerde muhtardır.
II. ŞEKLİ
Madde 135 - Başvuru, evlenecekler tarafından yazılı veya sözlü olarak yapılır.
III. BELGELER 
Madde 136 - Erkek ve kadından her biri, nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini, önceki evliliği sona ermiş ise buna ilişkin belgeyi, küçük veya kısıtlı ise ayrıca yasal temsilcisinin imzası onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye engel hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme memurluğuna vermek zorundadır.
IV. BAŞVURUNUN İNCELENMESİ VE REDDİ 
Madde 137- Evlendirme memuru, evlenme başvurusunu ve buna eklenmesi gereken belgeleri inceler. Başvuruda bir noksanlık görürse bunu tamamlar veya tamamlattırır.
Başvurunun usulüne uygun olarak yapılmadığı veya evleneceklerden birinin evlenmeye ehil olmadığı ya da evlenmeye yasal bir engel bulunduğu anlaşılırsa, evlenme başvurusu reddolunur ve durum evleneceklere yazıyla hemen bildirilir.
V. REDDE İTİRAZ VE YARGILAMA USULÜ 
Madde 138- Evleneceklerden her biri evlendirme memurunun ret kararına karşı mahkemeye başvurabilir. İtiraz, evrak üzerinde incelenip kesin karara bağlanır.
Ancak, mutlak butlan sebeplerinden birinin bulunduğuna ilişkin ret kararlarına karşı açılan davalar, basit yargılama usulüyle ve Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasıyla görülür.

I. KOŞULLARI 
1. EVLENME İZNİ 
Madde 139 - Evlendirme memuru, evlenme koşullarının varlığını tespit ederse veya ret kararı mahkemece kaldırılırsa, evleneceklere evlenme gün ve saatini bildirir veya isterlerse evlenme izni belgesini verir.
Evlenme izni belgesi, verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde evleneceklere herhangi bir evlendirme memuru önünde evlenebilme hakkı sağlar.
2. EVLENMENİN YAPILAMAMASI 
Madde 140 - Evlenme koşullarının bulunmadığının anlaşılması veya belgelerin verilmesinden başlayarak altı ayın geçmesi halinde, evlendirme memuru evlenme törenini yapamaz.
II. YAPILIŞI 
1. TÖREN YERİ 
Madde 141 - Evlenme töreni, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak yapılır. Ancak, tören evleneceklerin istemi üzerine evlendirme memurunun uygun bulacağı diğer yerlerde de yapılabilir.
2. TÖRENİN ŞEKLİ 
Madde 142 - Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur. Memur, evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklar.
3. AİLE CÜZDANI VE DİNÎ TÖREN 
Madde 143' - Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir.
Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreni yapılamaz.
Evlenmenin geçerli olması dini törenin yapılmasına bağlı değildir.

Madde 144 - Evlenme işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile ilgili diğer konular yönetmelikle düzenlenir.

I. SEBEPLERİ 
Madde 145 - Aşağıdaki hallerde evlenme mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
II. DAVA AÇMA GÖREVİ VE HAKKI 
Madde 146 - Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından resen açılır.
Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.
III. DAVA HAKKININ SINIRLANMASI VEYA KALKMASI 
Madde 147 - Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından resen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir.
Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir.
Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez.

I. EŞLERİN DAVA HAKKI 
1. AYIRT ETME GÜCÜNDEN GEÇİCİ YOKSUNLUK 
Madde 148 - Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
2. YANILMA 
Madde 149 - Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa,
2. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.
'3. ALDATMA 
Madde 150 - Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,
2. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse.
4. KORKUTMA 
Madde 151 - Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
5. HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE 
Madde 152 - İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
II. YASAL TEMSİLCİNİN DAVA HAKKI 
Madde 153 - Küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.
Bu suretle evlenen kimse sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.

I. BEKLEME SÜRESİNE UYMAMA 
Madde 154 - Kadının bekleme süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.
II. ŞEKİL KURALLARINA UYMAMA 
Madde 155 - Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.

I. GENEL OLARAK 
Madde 156 - Batıl bi

Madde 1- Bu Kanunun amacı, (…)1 astsubay meslek yüksek okullarındaki yüksek öğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek, astsubay meslek yüksek okullarının teşkilâtlanmasını, görev ve sorumluluklarını, eğitim ve öğretim, araştırma, yayın, öğretim elemanları ve öğrencileriyle ilgili esasları düzenlemektir.
Madde 2- Bu Kanun, (…)2 astsubay meslek yüksek okullarını ve bunlarla ilgili faaliyet ve esasları kapsar.

Madde 3- Bu Kanunda geçen deyimlerden;
a) Astsubay meslek yüksek okulu : Bilimsel özerkliğe sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, askerî değerleri haiz, muvazzaf astsubay yetiştiren, ön lisans düzeyinde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan bir yüksek öğretim kurumunu,
b) (Değişik: 25/7/2016-KHK-669/82 md.; Aynen Kabul: 9/11/2016-6756/82 md.) Bölüm: 
Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarına uygun olarak personel yetiştirilmek üzere kurulan eğitim ve öğretim birimini,
c) (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/111 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/107 md.) Bölüm başkanı: O bölümü oluşturan ana bilim dalı başkanları arasından öncelik profesör öğretim üyelerinde olmak üzere yüksek okul müdürü tarafından üç yıllığına görevlendirilecek öğretim elemanını,
d) (Değişik: 25/7/2016-KHK-669/82 md.; Aynen Kabul: 9/11/2016-6756/82 md.) Program: Bu Kanunda belirtilen özelliklere sahip muvazzaf astsubay yetiştirmek amacıyla, içeriği Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları doğrultusunda Milli Savunma Bakanlığınca belirlenen, branş veya ihtisasa yönelik eğitim konu, kapsam
ve sürelerinin bütününü,
e) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/111 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/107 md.) Askeri eğitim: Astsubay meslek yüksek okulu öğrencilerinin fiziki ve ruhi yapılarını geliştirmek amacıyla ve kuvvetlerin ihtiyacını karşılayacak şekilde akademik ders programları dışında verilen her türlü uygulamalı eğitimleri,
f) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/111 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/107 md.) Bakan: Millî Savunma Bakanını,
g) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/111 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/107 md.) Bakanlık: Millî Savunma Bakanlığını,
h) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/111 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/107 md.) Rektör: Milli Savunma Üniversitesi Rektörünü,
ı) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/111 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/107 md.) Kuvvet: Kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanlıklarını,
j) Diğer kavram ve terimler: 4.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 3 üncü Maddesinde tanımlanan ve bu Kanunun uygulanması ile ilgili olan diğer kavram ve terimleri, İfade eder.3

Madde 4- (Değişik: 25/7/2016-KHK-669/83 md.; Aynen Kabul: 9/11/2016-6756/83 md.) Astsubay meslek yüksek okullarının kadro ve kuruluşları, Milli Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanır.

Madde 5- – Astsubay meslek yüksek okullarında eğitim ve öğretimin plânlanmasında, programlanmasında
ve uygulanmasında aşağıdaki ana ilkeler göz önünde bulundurulur:
a) Öğrencilere, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda Atatürk milliyetçiliğine, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı hizmet bilincinin ve meslekî değerlerin kazandırılması sağlanır.
b) Millî kültürümüz, örf ve âdetlerimize bağlı şekil ve özellikleri ile evrensel değerler içinde korunarak geliştirilir ve öğrencilere millî birlik ve beraberliği güçlendirici ruh ve irade gücü kazandırılır.
c) (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/112 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/108 md.) Eğitim-öğretim plan ve programları; bilimsel alan öğretimi ile temel askerlik ve beden eğitimlerini birbirleriyle uyumlu şekilde çağdaş eğitim, yöntem ve ilkeleri ile bütünleştirerek, Milli Savunma Üniversitesi Yüksek Danışma Kurulunun kuvvetlerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak oluşturacağı görüş ve tavsiyelerine uygun olarak yüksek okul müdürleri tarafından hazırlanır. Hazırlanan plan ve programlar Milli Savunma Üniversitesi Senatosunun kararı ve Bakan onayıyla yürürlüğe girer.
d) (Değişik: 25/7/2016-KHK-669/84 md.; Aynen Kabul: 9/11/2016-6756/84 md.) Astsubay meslek yüksek okullarının verimliliklerinin artırılması, genişletilmesi ve öğretim elemanlarının yetiştirilmeleri, Milli Savunma Bakanlığınca plânlanır ve gerçekleştirilir.

Madde 6- (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/113 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/109 md.) Astsubay meslek yüksek okullarının görevleri; 5 inci maddede belirtilen ilkelere ve kuvvet komutanlıklarının görev ve sorumluluklarına uygun olarak, ön lisans düzeyinde bilgi ve beceriye sahip, ilerideki safhalarda meslek gelişim programlarında belirtilen eğitimleri takip edebilecek nitelikte muvazzaf astsubay yetiştirmektir.

Madde 7- (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/114 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/110 md.) Astsubay meslek yüksek okullarının eğitim ve öğretim faaliyetleri ile idari hizmetleri aşağıda belirtilen organlar tarafından yürütülür:
a) Yüksek okul kurulları.
b) Yüksek okul komutanı.
c) Yüksek okul müdürü.
d) Öğrenci alay veya tabur komutanı.
Yüksek okul kurulları4
Madde 8- (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/115 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/111 md.)
a) Yönetim kurulu: Rektör veya görevlendireceği bir rektör yardımcısının başkanlığında yüksek okul komutanı, yüksek okul müdürü, müdür yardımcıları, öğrenci alay veya tabur komutanı ve yüksek okul müdürünün seçtiği iki bölüm başkanından oluşur. Başkan gerekli gördüğü hallerde yönetim kurulunu toplantıya çağırır.
Yönetim kurulu; yıllık eğitim ve öğretim faaliyetlerini içeren eğitim-öğretim takvimini belirlemek, öğrencilerin kabulü, ders intibakları ve akademik yetersizlik nedeniyle okuldan çıkarılmalarına karar vermek, öğrenci alay veya tabur komutanlığının yürüttüğü eğitim ve sair etkinlikler ile yüksek okul müdürü tarafından yürütülen öğretim faaliyetleri arasındaki eşgüdümü sağlayacak tedbirleri kararlaştırmak, okulun idari işleri ve iç işleyişinin gerçekleştirilmesine dair yıllık planlamayı yapmak, yüksek okulun yatırım ve bütçe tasarısını hazırlamakla görevlidir.
b) Öğretim kurulu: Yüksek okul müdürü başkanlığında, müdür yardımcıları ve bölüm başkanlarından oluşur. Yüksek okul müdürünün çağrısı üzerine toplanır. Yüksek okul müdürü, gerek
görmesi halinde yüksek okul komutanı ve öğrenci alay veya tabur komutanını kurula davet eder. Öğretim kurulu; öğretim programını hazırlamak, Rektörlük tarafından onaylanan öğretim programının amaç ve hedeflerinin gerçekleştirilmesinde yüksek okul müdürüne yardım etmek, yayım faaliyetlerini kararlaştırmak, öğretim materyallerinin esaslarını belirlemek ve üretilmesine karar vermek, yüksek okul müdürünün öğretim, araştırma ve yayım faaliyetlerine dair gündeme getireceği konularda karar almak ve eğitim-öğretim ve sınavlara ait işlemler hakkında karar vermekle görevlidir.
c) Disiplin kurulu: Rektör veya görevlendireceği bir rektör yardımcısının başkanlığında; yüksek okul komutanı, yüksek okul müdürü ve müdür yardımcıları, öğrenci alay veya tabur komutanı ile disiplin subayından oluşur. Disiplin kurulu; kurula sevk edilen öğrencilerin disiplin ile ilgili safahatını ve yapılan işlemlerin ilgili mevzuata uygunluğunu inceleyerek okuldan ilişiklerinin kesilmesine veya kesilmemesine karar verir. Okulla ilişiğin kesilmesi hakkındaki karar; Rektörün teklifi üzerine Bakan
onayı ile yürürlüğe girer.

Madde 9– (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/116 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/112 md.)
Yüksek okul komutanı, Rektöre bağlı olarak, yüksek okul müdürü tarafından yürütülen eğitimöğretim faaliyetleri ve bunlara ilişkin idari işler hariç olmak üzere, meslek yüksek okulunda yürütülen askeri eğitim ve diğer tüm faaliyetlerin yönetim, gözetim ve denetiminden sorumlu asker kişidir. Yüksek okul komutanının atanması, 27 Temmuz 1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümlerine göre yapılır.

Madde 10– (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/117 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/113 md.)
Yüksek okul müdürü, Rektöre bağlı olup; astsubay meslek yüksek okullarındaki eğitimöğretim, araştırma, etkinlik ve yayım faaliyetlerinin yürütülmesinden sorumlu kişidir.
Yüksek okul müdürü, Bakan tarafından üç yıllığına atanır. Süresi biten yüksek okul müdürü yeniden atanabilir. Rütbe karşılığı yüksek okul komutanının rütbesi ile aynıdır ve yüksek okul komutanı ile arasında astlık-üstlük ilişkisi yoktur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri sosyal tesislerinden ve kamu konutlarından yüksek okul komutanı gibi istifade eder, askeri personel ile aralarındaki protokol münasebetlerinin düzenlenmesinde de aynı esas uygulanır. Müdür yardımcıları en fazla iki olup, yüksek okul müdürüne çalışmalarında yardımcı olmakla sorumlu kişilerdir. Yüksek okul müdürü, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisi vekâlet eder. Müdür yardımcıları Bakan tarafından üç yıllığına atanır. Süresi biten müdür yardımcısı yeniden atanabilir. Müdür yardımcıları, yüksek okul müdürü görevde bulunduğu müddetçe görev
yaparlar. 

Madde 11– (Mülga: 15/8/2017-KHK-694/203 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/189 md.)

Madde 12– Öğrenci alay veya tabur komutanı; ilgili mevzuat doğrultusunda öğrencilerin eğitim, disiplin, yönetim ve diğer hizmetlerini yürütmekten sorumlu asker kişidir.

Madde 13– (Mülga: 15/8/2017-KHK-694/203 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/189 md.)

Madde 14– Öğretim elemanlarının görevleri aşağıda belirtilmiştir:
a) Astsubay meslek yüksek okullarında, bu Kanundaki amaç ve ilkelere uygun biçimde ön lisans düzeyinde eğitim, öğretim ve uygulamalı çalışmalar yapmak ve yaptırmak, proje hazırlıklarını ve seminerleri yönetmek.
b) Projeleri yürütmek.
c) Bilimsel çalışmalara katılmak, bilimsel araştırma ve yayın yapmak.
d) Akademik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerini yürütmek.
e) Yetkili organlarca ve amirlerce verilecek diğer görevleri yerine getirmek. 

Madde 15– (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/118 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/114 md.)6
Astsubay meslek yüksek okulu müdürlüklerince ihtiyaç duyulan doktor öğretim üyesi kadroları, Rektörlüğe bildirilir. Rektörlük uygun gördüğü boş doktor öğretim üyesi kadrolarını ilan eder. Kadroya talip adaylar başvuru dosyalarını meslek yüksek okulu müdürlüğüne teslim eder. Yeterli şartları taşıdığı meslek yüksek okulu müdürlüğünce tespit edilenler, meslek yüksek okulu yönetim kurulu tarafından seçilece

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı; Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılım sürecine ilişkin gelişmeleri izlemek ve müzakere etmek, Avrupa Birliğindeki gelişmeleri takip etmek ve bu gelişmeler konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmek ve istenildiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun tasarı ve teklifleri ile kanun hükmünde kararnamelerin Avrupa Birliği Mevzuatına uygunluğunu inceleyerek ihtisas komisyonlarına görüş sunmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun kuruluş, görev, yetki, çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

MADDE 2. — Üye sayısı Danışma Kurulunun teklifi üzerine Genel Kurulca belirlenecek Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda; siyasi parti grupları ile bağımsızlar Meclisteki sayılarının- boş üyelikler hariç- üye tamsayısına nispet edilmesi ile bulunacak yüzde oranına uygun olarak temsil edilirler. Siyasi parti grupları, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyelikleri için adaylarını Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeleri arasından bildirir.
Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeleri belirlenirken İngilizce veya Fransızcayı anlama, konuşma ve yazma düzeylerinde iyi bilen, Avrupa Birliği hukuku alanında uzman milletvekillerine öncelik tanınır.
Bu Komisyon üyelikleri için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yasama yılıdır.
Komisyon, siyasi parti gruplarının yüzde oranlarına göre bir başkan, iki başkanvekili, bir sözcü ve bir katip seçer. Bu seçim, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanan Komisyonun, toplantıya katılanlarının salt çoğunluğunun gizli oyuyla yapılır.

MADDE 3. — Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun görevleri şunlardır:
a) Başkanlığın talebi üzerine ya da istenildiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan kanun tasarı ve teklifleri ile kanun hükmünde kararnamelerin Avrupa Birliği Mevzuatına uygunluğunu inceleyerek ihtisas komisyonlarına görüş sunmak,
b) Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılım sürecine ilişkin gelişmeleri izlemek ve müzakere etmek,
c) Her yasama yılının sonunda Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılım sürecindeki gelişmelere ve Komisyonun o yılki faaliyetlerine ilişkin bir değerlendirme raporu hazırlamak ve bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Hükümetin bilgisine sunmak,
d) Avrupa Birliğindeki gelişmeleri takip etmek, gerektiğinde yurt dışında incelemelerde bulunmak ve bu gelişmeler konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmek,
e) Avrupa Birliği kurumları ile diğer üye ve aday ülke eş parlamentoları ve Avrupa Birliği komisyonlarıyla ilişkileri yürütmek,
f) Avrupa Birliğine katılım konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına ilişkin gerekli bilgi ve dokümanları temin etmek,
g) Avrupa Birliğine katılım konusunda kamuyu bilgilendirici etkinlikler yapmak.

MADDE 4. — Komisyon, görevleri ile ilgili olarak, bakanlıklardan, genel ve katma bütçeli dairelerden, mahalli idarelerden, üniversitelerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlardan bilgi istemek ve ilgililerini çağırıp bilgi almak yetkilerine sahiptir.
Komisyon gerekli gördüğünde uygun bulacağı uzmanların bilgilerine başvurabilir. Ankara dışında ve yurt dışında da çalışabilir.

MADDE 5. — Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.
Komisyon, Avrupa Birliği Mevzuatına uygunluk yönünde Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinden görüş isteyebilir.
Komisyon yıllık faaliyet ve değerlendirme raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Bu rapor, Danışma Kurulunun görüş ve önerisi ile Genel Kurul gündemine alınabilir ve okunmak suretiyle veya üzerinde görüşme açılarak bilgi edinilir.
Komisyon raporu, Başbakanlık ve ilgili bakanlıklara Başkanlıkça gönderilir.
Komisyon çalışmaları ile ilgili olarak, yurt içi ve yurt dışı görevlendirmelere ait giderler, Komisyonun kararı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının onayı ile 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçesinden karşılanır.

MADDE 6. — Avrupa Birliği Uyum Komisyonu çalışmalarında, bu Kanunda açıklık olmayan hallerde Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümleri uygulanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü gereğince komisyonlar üzerinde haiz olduğu denetleme yetkisi bu Komisyon için de geçerlidir.
GEÇİCİ MADDE 1. — Siyasi parti grupları; Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliklerine yapılacak ilk seçimler için adaylarını, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyeleri de dahil olacak şekilde bildirirler.
Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun 22 nci dönemde ikinci devre için yapılacak üye seçimleri diğer komisyonlarla birlikte yapılır.

MADDE 7. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 8. — Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Bakanlar Kurulu yürütür.

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.

MADDE 2. — Bu Kanun; kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanır.
1.11.1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun hükümleri saklıdır.

MADDE 3. — Bu Kanunda geçen;

a) Kurum ve kuruluş: Bu Kanunun 2 nci maddesinde geçen ve kapsama dahil olan bilgi edinme başvurusu yapılacak bütün makam ve mercileri,
b)Başvuru sahibi:  Bu Kanun kapsamında bilgi edinme hakkını kullanarak kurum ve kuruluşlara başvuran gerçek ve tüzel kişileri,
c) Bilgi: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları kayıtlarda yer alan bu Kanun kapsamındaki her türlü veriyi,
d) Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını,
e) Bilgi veya belgeye erişim: İstenen bilgi veya belgenin niteliğine göre, kurum ve kuruluşlarca, başvuru sahibine söz konusu bilgi veya belgenin bir kopyasının verilmesini, kopya verilmesinin mümkün olmadığı hâllerde, başvuru sahibinin bilgi veya belgenin aslını inceleyerek not almasına veya içeriğini görmesine veya işitmesine izin verilmesini,
f) Kurul: Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulunu,
İfade eder.

MADDE 4. — Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir.
Türkiye'de ikamet eden yabancılar ile Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler, isteyecekleri bilgi kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanırlar.
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülükleri saklıdır.

MADDE 5. — Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler.
Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.

MADDE 6. — Bilgi edinme başvurusu, başvuru sahibinin adı ve soyadı, imzası, oturma yeri veya iş adresini, başvuru sahibi tüzel kişi ise tüzel kişinin unvanı ve adresi ile yetkili kişinin imzasını ve yetki belgesini içeren dilekçe ile istenen bilgi veya belgenin bulunduğu kurum veya kuruluşa yapılır. Bu başvuru, kişinin kimliğinin ve imzasının veya yazının kimden neşet ettiğinin tespitine yarayacak başka bilgilerin yasal olarak belirlenebilir olması kaydıyla elektronik ortamda veya diğer iletişim araçlarıyla da yapılabilir.
Dilekçede, istenen bilgi veya belgeler açıkça belirtilir.

MADDE 7. — Bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır.
Kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler.
İstenen bilgi veya belge, başvurulan kurum ve kuruluştan başka bir yerde bulunuyorsa, başvuru dilekçesi bu kurum ve kuruluşa gönderilir ve durum ilgiliye yazılı olarak bildirilir.

MADDE 8. — Kurum ve kuruluşlarca yayımlanmış veya yayın, broşür, ilân ve benzeri yollarla kamuya açıklanmış bilgi veya belgeler, bilgi edinme başvurularına konu olamaz. Ancak, yayımlanmış veya kamuya açıklanmış bilgi veya belgelerin ne şekilde, ne zaman ve nerede yayımlandığı veya açıklandığı başvurana bildirilir.

MADDE 9. — İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlar birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir.

MADDE 10. — Kurum ve kuruluşlar, başvuru sahibine istenen belgenin onaylı bir kopyasını verirler.
Bilgi veya belgenin niteliği gereği kopyasının verilmesinin mümkün olmadığı veya kopya çıkarılmasının aslına zarar vereceği hâllerde, kurum ve kuruluşlar ilgilinin;

a) Yazılı veya basılı belgeler için, söz konusu belgenin aslını incelemesi ve not alabilmesini,
b) Ses kaydı şeklindeki bilgi veya belgelerde bunları dinleyebilmesini,
c) Görüntü kaydı şeklindeki bilgi veya belgelerde bunları izleyebilmesini,
Sağlarlar.
Bilgi veya belgenin yukarıda belirtilenlerden farklı bir şekilde elde edilmesi mümkün ise, belgeye zarar vermemek koşuluyla bu olanak sağlanır.
Başvurunun yapıldığı kurum ve kuruluş, erişimine olanak sağladığı bilgi veya belgeler için başvuru sahibinden erişimin gerektirdiği maliyet tutarı kadar bir ücreti bütçeye gelir kaydedilmek üzere tahsil edebilir.

MADDE 11.— Kurum ve kuruluşlar, başvuru üzerine istenen bilgi veya belgeye erişimi onbeş iş günü içinde sağlarlar. Ancak istenen bilgi veya belgenin, başvurulan kurum ve kuruluş içindeki başka bir birimden sağlanması; başvuru ile ilgili olarak bir başka kurum ve kuruluşun görüşünün alınmasının gerekmesi veya başvuru içeriğinin birden fazla kurum ve kuruluşu ilgilendirmesi durumlarında bilgi veya belgeye erişim otuz iş günü içinde sağlanır. Bu durumda, sürenin uzatılması ve bunun gerekçesi başvuru sahibine yazılı olarak ve onbeş iş günlük sürenin bitiminden önce bildirilir.
10 uncu maddede belirtilen bilgi veya belgelere erişim için gereken maliyet tutarının idare tarafından başvuru sahibine bildirilmesiyle onbeş iş günlük süre kesilir. Başvuru sahibi onbeş iş günü içinde ücreti ödemezse talebinden vazgeçmiş sayılır.

MADDE 12. — Kurum ve kuruluşlar, bilgi edinme başvurularıyla ilgili cevaplarını yazılı olarak veya elektronik ortamda başvuru sahibine bildirirler. Başvurunun reddedilmesi hâlinde bu kararın gerekçesi ve buna karşı başvuru yolları belirtilir.

MADDE 13. — Bilgi edinme istemi(...) reddedilen başvuru sahibi, yargı yoluna başvurmadan önce kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde Kurula itiraz edebilir. Kurul, bu konudaki kararını otuz iş günü içinde verir. Kurum ve kuruluşlar, Kurulun istediği her türlü bilgi veya belgeyi onbeş iş günü içinde vermekle yükümlüdürler.
Kurula itiraz, başvuru sahibinin idarî yargıya başvurma süresini durdurur.

MADDE 14. — Bilgi edinme başvurusuyla ilgili yapılacak itirazlar üzerine,(...) verilen kararları incelemek ve kurum ve kuruluşlar için bilgi edinme hakkının kullanılmasına ilişkin olarak kararlar vermek üzere; Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu oluşturulmuştur.
Kurul; birer üyesi Yargıtay ve Danıştay genel kurullarının kendi kurumları içinden önerecekleri ikişer aday, birer üyesi ceza hukuku, idare hukuku ve anayasa hukuku alanlarında profesör veya doçent unvanına sahip kişiler, bir üyesi Türkiye Barolar Birliğinin baro başkanı seçilme yeterliliğine sahip kişiler içinden göstereceği iki aday, iki üyesi en az genel müdür düzeyinde görev yapmakta olanlar ve bir üyesi de Adalet Bakanının önerisi üzerine bu Bakanlıkta idarî görevlerde çalışan hâkimler arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek dokuz üyeden oluşur.
Kurul üyeliğine önerilen adayların muvafakatları aranır.
Kurul Başkanı, kurul üyelerince kendi aralarından seçilir.
Kurul, en az ayda bir defa veya ihtiyaç duyulduğu her zaman Başkanın çağrısı üzerine toplanır.
Kurul üyelerinin görev süreleri dört yıldır. Görev süresi sona erenler yeniden seçilebilirler. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan üyenin yerine aynı usule göre seçilen üye, yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar. Yeni seçilen Kurul göreve başlayıncaya kadar önceki Kurul görevine devam eder.
Kurul üyelerine 10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla fiilen görev yaptıkları her gün (3000) rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir. Bu ödemelerde damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 17/11/2005 — 5432/2 md.)Bir ayda fiilen görev yapılan gün sayısının dördü aşması halinde, aşan günler için huzur hakkı ödenmez.
Kurul, belirleyeceği konularda komisyonlar ve çalışma grupları kurabilir; ayrıca gerekli gördüğü takdirde, ilgili bakanlık ile diğer kurum ve kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerini bilgi almak üzere toplantılarına katılmaya davet edebilir.
Kurulun sekretarya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerine getirilir.
Kurulun görev ve çalışmalarına ilişkin esas ve usuller Başbakanlıkça hazırlanarak yürürlüğe konulacak bir yönetmelikle düzenlenir.

MADDE 15. — Yargı denetimi dışında kalan idarî işlemlerden kişinin çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek nitelikte olanlar, bu Kanun kapsamına dahildir. Bu şekilde sağlanan bilgi edinme hakkı işlemin yargı denetimine açılması sonucunu doğurmaz.

MADDE 16. — Açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.

MADDE 17. — Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması hâlinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.

MADDE 18. — Sivil ve askerî istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.
Ancak, bu bilgi ve belgeler kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte ise, istihbarata ilişkin bilgi ve belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı içindedir.

MADDE 19. — Kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idarî soruşturmalarla ilgili olup, açıklanması veya zamanından önce açıklanması hâlinde;

a) Kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak,
b) Kişilerin veya soruştu

Kanun Numarası              : 5042
Kabul Tarihi                     : 8/1/2004
Yayımlandığı R.Gazete     : Tarih :15/1/2004 Sayı :25347
Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5  Cilt : 43  Sayfa:

Madde 1- Bu Kanunun amacı, bitki çeşitlerinin geliştirilmesini özendirmek, yeni çeşitlerin ve ıslahçı haklarının korunmasını sağlamaktır.
Bu Kanun tüm bitki türlerini kapsar.

Madde 2- Bu Kanunda geçen ;

a) Bakanlık: Tarım ve Köyişleri Bakanlığını,
b) Mahkeme: Fikrî ve sınaî haklar konusundaki ihtisas mahkemelerini,
c) Islahçı: Yeni bir bitki çeşidini ıslah eden veya bulan ve geliştiren kişiyi,
d) Hak sahibi: Islahçı veya onun hukukî haleflerini,
e) Çeşit: Islahçı hakkının verilmesi için gerekli şartların karşılanıp karşılanmadığına bakılmaksızın, bir veya birden fazla genotipin ortaya çıkardığı bazı özelliklerin kendisini göstermesiyle tanımlanan ve aynı tür içindeki diğer genotiplerden en az bir tipik özelliği ile  ayrılan ve değişmeksizin çoğaltmaya uygunluğu bakımından bir birim olarak kabul edilen en küçük  taksonomik kısım içerisinde yer alan bitki grubunu,
f) Tohumluk: Bitkilerin çoğaltımı için kullanılan vegetatif ve generatif bitki kısımlarını,
g) Çoğaltım veya çoğaltma: Asıl veya ebeveyn bitkilerle aynı özellikleri taşıyan bir sonraki nesil bitkilerin elde edilmesini,
h) Üretim veya üretme: Ürün veya çoğaltım materyali elde etmek amacıyla bitki yetiştirilmesini,
ı) Çoğaltım materyali: Bitkilerin çoğaltımı için kullanılan bütün bir bitki veya kısımlarını,
i) Tescil: Bu Kanun kapsamındaki çeşitlerin ıslahçı hakları kütüğüne yazılmasını,
j) Bülten: Bitki Çeşitleri Bültenini,
k) Kütük: Islahçı hakkı başvurusu ve hakkın tescili ile ilgili hususların kayıtlı olduğu sicilleri,
l) Katalog: İlgili  mevzuat çerçevesinde ticareti yapılan çeşitlerin yayımlandığı listeyi,
m) UPOV Sözleşmesi: Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Uluslararası Birliği Sözleşmesini,
İfade eder.

Madde 3- Yeni, farklı, yeknesak ve durulmuş olduğu tespit edilen bitki çeşitleri, bu Kanunda belirtilen diğer şartların yerine getirilmesi kaydıyla, ıslahçı hakkı verilerek korunur.

Madde 4- Bu Kanun ile sağlanan korumadan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları veya Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ikametgâhı olan veya iş merkezi bulunan gerçek veya tüzel kişiler veya UPOV Sözleşmesi hükümleri dahilinde başvuru hakkına sahip kişiler yararlanır.
Birinci fıkra şartlarını taşımamasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere kanunen veya fiilen koruma tanıyan devletlerin uyruğundaki gerçek veya tüzel kişiler de karşılıklılık ilkesi uyarınca bu Kanunun  sağladığı   korumadan yararlanır.

Madde 5- Bir çeşidin çoğaltım veya hasat edilmiş materyali; ıslahçı hakkı için başvurunun yapıldığı tarihten geriye doğru yurt içinde bir yıl, yurt dışında dört yıl, ağaç ve asmalarda altı yıl öncesine kadar kullanım amacıyla hak sahibi tarafından veya onun rızasıyla satılmamış veya umuma sunulmamış ise çeşit yeni kabul edilir.
Aşağıda belirtilen haller çeşidin yeni sayılmasını etkilemez:

a) Hak sahibi aleyhine, hakkın kötüye kullanımı sayılacak satış veya açıklamalar.
b) Islahçı hakkının devrine ilişkin sözleşme kapsamında olan satış veya açıklamalar.
c) Çoğaltım materyalinin mülkiyet hakkının hak sahibinde olması ve bu materyalin bir başka çeşit üretiminde kullanılmaması kaydıyla hak sahibi adına bu materyalin çoğaltım sözleşmesi kapsamında kalan faaliyetler.
d) Çeşidin niteliklerini belirlemek amacıyla bir sözleşme çerçevesinde yapılan tarla veya laboratuvar denemeleri ya da  küçük çaplı ürün işleme denemeleriyle ilgili faaliyetler.
e) Biyolojik güvenlik amacıyla yapılacak yasal işlemler  veya ticareti yapılacak çeşitlerin resmi kataloğa kaydedilmesi gibi yükümlülüklerden doğan faaliyetler.
f) Çeşidin elde edilişi sırasında ortaya çıkan artık ürünün veya yan ürün niteliğindeki hasat edilmiş materyalin ya da (c), (d) ve (e) bentleri çerçevesindeki faaliyetleri sonucu ortaya çıkan materyalin tüketim amacıyla ve çeşit tanımlanmaksızın satışı veya kamuya sunulması ile ilgili faaliyetler.

Madde 6- Başvuru veya rüçhan hakkı tarihinde, herkesçe bilinen çeşitlerden açıkça ayırt edilebilen çeşit, farklı sayılır.
Bir çeşide herhangi bir ülkede başvuru sonucunda ıslahçı hakkı verilmesi veya çeşidin katalogda yer alması halinde, çeşidin başvuru tarihinden itibaren herkesçe bilindiği kabul edilir.
Herkesçe bilinme, çeşidin kullanılmaya başlanması veya meslekî bir kuruluşun çeşitler kataloğunda yer alması veya bir referans koleksiyonuna dahil edilmesi gibi durumlara bakılarak da tespit edilebilir.

Madde 7- Kullanılan çoğaltım metoduna bağlı olan muhtemel değişiklikler dışında, ilgili özellikler bakımından bir örneklik gösteren çeşit, yeknesak kabul edilir.

Madde 8- Birbirini izleyen çoğaltımlar sırasında veya belirli çoğaltım dönemleri sonunda ilgili özellikleri değişmeksizin aynı kalan çeşit, durulmuş kabul edilir.

Madde 9- Korunan bir çeşidin ismi onun umumî ismi haline gelir.
İsim, çeşidin tanınmasını sağlamak kaydıyla anlamlı veya anlamsız bir kelime veya kelime grubundan, kelime ve rakamlardan veya harf ve rakamlardan oluşabilir. Çeşit için önerilen ismin içinde, çeşit ile ilgili ürünler bakımından marka alınmasını markalar mevzuatı açısından engelleyecek unsurlar bulunamaz.
Çeşit için, Türkiye’de veya UPOV Sözleşmesine taraf bir ülkede bir isim tescil edilmiş ve kullanılmakta ise ıslahçı hakkı başvuruları bu isimle yapılır. 42 nci madde hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, çeşidin diğer ülkelerde kullanılan isimleri de Başvuru Siciline ve Islahçı Hakları Siciline kaydedilir.
Bir çeşidin Türkiye’de veya UPOV Sözleşmesine taraf bir ülkede kullanılmakta olan isminin aynısı veya karışıklığa yol açacak kadar benzeri, aynı veya yakın türdeki bir diğer çeşit için kullanılamaz. Bu hüküm UPOV Sözleşmesine taraf ülkede tescil edilmiş isimler için de uygulanır.
Korunan bir çeşidin çoğaltım materyalini satan veya başka şekilde pazarlayan herkes çeşidin bu ismini kullanmak zorundadır. Bu hüküm  14 üncü maddenin beşinci fıkrasının (b) bendindeki çeşitlere de uygulanır.
İsmi kullanım zorunluluğu, ıslahçı hakkı sona erse bile devam eder.
Çeşidin kullanımıyla ilgili olarak üçüncü kişilerin önceki hakları saklıdır. Üçüncü kişilerin önceki hakları nedeniyle, bir çeşide ait ismin kullanılması bu ismi kullanmak zorunda olan kişiye yasaklanmışsa Bakanlık ıslahçıdan çeşit için yeni bir isim ister.
Satışa sunulan veya diğer şekillerde piyasaya sürülen bir çeşidin isminin marka, ticaret unvanı veya benzer diğer işaretler ile birlikte kullanımı ancak çeşit isminin kolayca tanınabilir şekilde yazılması halinde mümkündür.

Madde 10- Koruma  süresi ıslahçı hakkının tescilinden itibaren yirmibeş yıldır. Bu süre ağaçlar, asmalar ve patates için otuz yıldır.
Koruma süresinin sona ermesi, takvim yılı sonu itibarıyla hesaplanır.

Madde 11- Bir çeşidin ıslahçı hakkı, ıslahçıya ve onun hukukî haleflerine aittir.
Islahçının birden çok olması halinde, taraflar arasında aksine bir anlaşma yoksa, ıslahçılar, müşterek mülkiyet hükümleri çerçevesinde hak sahibidir.
Her hak sahibi diğerlerinden bağımsız olarak aşağıdaki işlemleri kendi adına yapabilir:

a) Kendine düşen pay üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir.
b) Diğer hak sahiplerine yazılı bildirimde bulunduktan sonra hak konusu çeşidi kullanabilir.
c) Hak konusu çeşidin korunması için gerekli önlemleri alabilir.
d) Diğer pay sahipleriyle birlikte, Bakanlığa yapılan başvuru veya tescilden doğan hakların herhangi bir şekilde tecavüze uğraması halinde, üçüncü kişilere karşı hukuk ve ceza davası açabilir.
Üçüncü kişilere karşı hukuk veya ceza davası açılması halinde, diğer hak sahiplerinin davaya katılabilmeleri için durum, davayı açan tarafından, davanın açıldığı tarihten itibaren bir ay içinde kendilerine bildirilir.
Payın üçüncü kişilere devredilmesi halinde, diğer pay sahiplerinin önalım hakkı vardır. Payın devri, yazılı olarak yapılır ve sicile kaydedilir. Bakanlık önalım hakkının kullanılabilmesi için durumu iki ay içinde diğer paydaşlara bildirir. Önalım hakkı, bildirimin tebellüğünden itibaren bir ay içinde kullanılır.
Çeşidin kullanılması hakkının üçüncü kişilere devrinin, hak sahiplerinin tamamının rızasıyla mümkün olmaması halinde, devredilip devredilemeyeceği hususunu mahkeme takdir eder.

Madde 12- Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, çalışanların işlerini görürken ıslah ettikleri veya buldukları ve geliştirdikleri çeşitlerin sahibi, bunların işverenidir.
Sözleşmesi gerektirmediği halde, işyerindeki bilgi ve araçlardan faydalanmak suretiyle çeşit geliştiren çalışanların ıslah ettikleri veya buldukları ve geliştirdikleri çeşidin sahibi işverendir.
Çalışanların, ıslah ettikleri veya buldukları ve geliştirdikleri çeşitleri için çeşidin ekonomik değeri de göz önüne alınarak işverenin ve çalışanın birlikte tespit edeceği bir bedele hakları vardır. Taraflar, bedel konusunda anlaşamadıkları takdirde söz konusu bedel mahkemece tespit edilir. Taraflar, bedeli hizmet sözleşmesine önceden belirleyip koyabilirler.
Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan görevlilerden hangilerinin ıslahçı hakkından ne ölçüde ve nasıl yararlanacağı, ilgili bakanlıkların görüşleri alınarak Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenir.

Madde 13- Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, hizmet sözleşmesi dışında kalan iş sözleşmeleri çerçevesinde ıslah edilen veya bulunan ve geliştirilen çeşidin sahibi işverendir.

Madde 14- Islahçı hakkı, korunan çeşit ile ilgili olarak, hak sahibine aşağıdaki inhisarî yetkileri verir:

a) Üretmek veya çoğaltmak.
b) Çoğaltım amacıyla hazırlamak.
c) Satışa arz etmek.
d) Satmak veya diğer şekillerde piyasaya sürmek.
e) İhraç veya ithal etmek.
f) Depolamak.
Koruma altındaki bir çeşide ait çoğaltım materyalinin izinsiz kullanımı sonucunda sağlanan hasat edilmiş materyal ile ilgili olarak; birinci fıkrada belirtilen tüm faaliyetler için hak sahibinin izni gereklidir. Ancak hak sahibi, geçmişte makul bir fırsata sahip olduğu halde söz konusu çoğaltım materyali üzerindeki bu hakkını kullanmamışsa izin gerekm

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir.
Bu Kanun basılmış eserlerin basımı ve yayımını kapsar.

MADDE 2. — Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Basılmış eser: Yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı, resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını,
b) Yayım: Basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulmasını,
c) Süreli yayın: Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını,
d) Yaygın süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından aynı isimle basılan ve her coğrafi bölgede en az bir ilde olmak üzere, ülkenin en az yüzde yetmişinde yayımlanan süreli yayın ile haber ajanslarının yayınlarını,
e) Bölgesel süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından basılan ve en az üç komşu ilde veya en az bir coğrafi bölgede yayımlanan süreli yayını,
f) Yerel süreli yayın: Tek bir yerleşim biriminde yayımlanan süreli yayınlar ile haftada bir veya daha uzun aralıklarla yayımlanan yaygın ve bölgesel yayınları,
g) Yayın türü: Süreli yayınların yaygın, bölgesel ve yerel yayın türlerinden hangisinin kapsamında olduğunu,
h) Süresiz yayın: Belli aralıklarla yayımlanmayan kitap, armağan gibi basılmış eserleri,
ı) Eser sahibi: Süreli veya süresiz yayının içeriğini oluşturan yazıyı veya haberi yazanı, çevireni veya resmi ya da karikatürü yapanı,
j) Yayımcı: Bir eseri basılmış eser durumuna getirip yayımlayan gerçek veya tüzel kişiyi,
k) Basımcı: Bir eseri basım araçları ile basan veya diğer araçlarla çoğaltan gerçek veya tüzel kişiyi,
l) Tüzel kişi temsilcisi: Yayın sahibi veya yayımcının tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişiliğin yetkili organı tarafından, yöneticiler arasından belirlenen gerçek kişiyi veya kamu kurum ve kuruluşlarınca belirlenen gerçek kişiyi,
İfade eder.

MADDE 3. — Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.

MADDE 4. — Her basılmış eserde, basıldığı yer ve tarih, basımcının ve varsa yayımcının adları, varsa ticarî unvanları ve işyeri adresleri gösterilir. İlân, tarife, sirküler ve benzerleri hakkında bu hüküm uygulanmaz.
Haber ajansı yayınları hariç her türlü süreli yayında, ayrıca yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün adları ve yayının türü gösterilir.

MADDE 5. — Her süreli yayının bir sorumlu müdürü bulunur. Sorumlu müdür, birden fazla ise her birinin sorumlu olduğu bölüm belirtilir.
Sorumlu müdür olabilmek için;

a) Onsekiz yaşını bitirmiş olmak,
b) Türkiye'de yerleşim yeri sahibi olmak ve devamlı oturmak,
c) En az ortaöğretim veya dengi bir eğitim kurumundan mezun olmak,
d) Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak,
e) Yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olmamak,
f) T.C. vatandaşı olmayanlar için karşılıklılık koşulu aramak,
Gerekir.
Sorumlu müdürün Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olması halinde sorumlu müdürlüğü üstlenmek üzere müdür yardımcısı tayin edilir. Sorumlu müdür için bu Kanunda yer alan hükümler, sorumluluğu üstlenen yardımcı için de geçerlidir.

MADDE 6. — Gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları süreli yayın sahibi olabilirler.
Süreli yayın sahibinin onsekiz yaşından küçük veya kısıtlı olması halinde kanunî temsilcisi, tüzel kişi olması halinde ise tüzel kişi temsilcisi hakkında da 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartlar aranır.

MADDE 7. — Süreli yayınların çıkarılması için, kaydedilmek üzere yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bir beyanname verilmesi yeterlidir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen kayıtlar alenidir.
Kayıt için verilen ve yayın sahibi, sahibin küçük veya tüzel kişi olması halinde temsilcisi ile sorumlu müdür tarafından imzalanan beyannamede yayının adı ve mahiyeti, hangi aralıklarla yayımlanacağı, yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün ad ve adresleri ile yayının türü gösterilir.
Beyannameye, 5 inci ve 6 ncı maddelerde yazılı şartların varlığını gösteren belgeler ile yayın sahibi tüzel kişi ise tüzüğünün veya ana sözleşmesinin veya vakıf senedinin bir sureti eklenir.
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanname ve eklerinin teslim edildiğini gösteren bir alındı belgesi verilir.

MADDE 8. — Beyannamenin ve eklerinin gerekli veya gerçek bilgileri içermemesi veya yayın sahibinin veya temsilcisinin veya sorumlu müdürün 5 inci ve 6 ncı maddelerde yazılı şartlara sahip olmaması halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı beyannamenin verilmesinden itibaren iki hafta içinde eksikliğin giderilmesini veya gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmesini yayın sahibinden ister. Bu istemin tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde yerine getirilmemesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı yayımın durdurulmasını asliye ceza mahkemesinden talep eder. Mahkeme en geç iki hafta içinde karar verir. Bu karara karşı acele itiraz yoluna başvurulabilir.
Beyanname içeriğinde meydana gelen her değişiklik, iki hafta içinde, gerekli belgelerle birlikte yeni bir beyanname ile aynı makama bildirilir.
Birinci fıkra hükmü, değişikliğe ilişkin beyannameler hakkında da uygulanır.
Sorumlu müdürün bu görevden ayrılması halinde, yenisi tayin edilinceye kadar sorumluluk yayın sahibine veya temsilcisine aittir.

MADDE 9. — Süreli yayın sahibinin beyanname verdiği tarihten itibaren bir sene içinde süreli yayın yayımlanmaz veya yayımlandıktan sonra yayıma üç yıl müddetle ara verilirse beyanname hükümsüz kalır ve sağladığı hak ortadan kalkar.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinde 5680 sayılı Basın Kanunu gereği mevkute neşredenler, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereği mevkute neşretmekten alıkonulamazlar.

MADDE 10. — Basımcı, bastığı her türlü yayının imzalı iki nüshasını, dağıtım veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, basılmış eserin içerik ve biçim yönünden herhangi bir değişikliği içeren daha sonraki basımları ile tıpkı basımları için de geçerlidir.
Basımcıya bu yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair bir alındı belgesi verilir.

MADDE 11. — Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.
Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur.
Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir.
Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde yayımcı; yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.
Yukarıdaki hükümler, süreli yayınlar ve süresiz yayınlar için bu Kanunda aranan şartlara uyulmaksızın yapılan yayınlar hakkında da uygulanır.

MADDE 12. — Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.

MADDE 13. — Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Bu hüküm, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının her ne surette olursa olsun devredilmesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin herhangi bir surette değişmesi halinde, yayını devir alan, birleşen ve her ne surette olursa olsun yayın sahibi gibi hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ve anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde üst yönetici, bu fiil nedeniyle hükmedilecek tazminattan birinci ve ikinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

MADDE 14. — Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.
Düzeltme ve cevapta, buna neden olan eser belirtilir. Düzeltme ve cevap, ilgili

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı, kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.

MADDE 2. — Bu Kanun, özel güvenlik izninin verilmesine, bu hizmeti yerine getirecek kişi ve kuruluşların ruhsatlandırılmasına ve denetlenmesine ilişkin hususları kapsar.

MADDE 3. — Kişilerin silahlı personel tarafından korunması, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulması veya güvenlik hizmetinin şirketlere gördürülmesi özel güvenlik komisyonunun kararı üzerine valinin iznine bağlıdır. Toplantı, konser, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde; para veya değerli eşya nakli gibi geçici veya acil hallerde, komisyon kararı aranmaksızın, vali tarafından özel güvenlik izni verilebilir.
Kişi ve kuruluşların talebi üzerine, koruma ve güvenlik ihtiyacı dikkate alınarak, güvenlik hizmetinin istihdam edilecek personel eliyle sağlanmasına, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulmasına ya da bu hizmetin güvenlik şirketlerine gördürülmesine izin verilir. Bir kuruluş bünyesinde özel güvenlik birimi kurulmuş olması, ihtiyaç duyulduğunda ayrıca güvenlik şirketlerine hizmet gördürülmesine mani değildir.
Komisyon, koruma ve güvenlik hizmetini yerine getirecek personelin, bulundurulabilecek veya taşınabilecek silah ve teçhizatın azamî miktarını ve niteliğini, gerekli hallerde diğer fizikî ve aletli güvenlik tedbirlerini belirlemeye yetkilidir. Havalimanı ve liman gibi yerlerde alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin uluslararası yükümlülükler saklıdır.
Geçici haller dışındaki özel güvenlik uygulaması, en az bir ay önce başvurulması şartıyla komisyonun kararı ve valinin onayı ile sona erdirilebilir.

MADDE 4. — Özel güvenlik komisyonu, bu Kanunda belirtilen özel güvenlikle ilgili kararları almak üzere valinin görevlendireceği bir vali yardımcısının başkanlığında, il emniyet müdürlüğü, il jandarma komutanlığı, ticaret odası başkanlığı, sanayi odası başkanlığı temsilcisinden oluşur. Sanayi odasının bulunmadığı illerde komisyona ticaret ve sanayi odası başkanlığının temsilcisi katılır. Özel güvenlik izni verilmesi ya da bu uygulamanın kaldırılması için başvuran kişi ya da kuruluşun temsilcisi ilgili komisyon toplantısına üye olarak katılır. Komisyon, kararlarını oy çokluğu ile alır; oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır; çekimser oy kullanılamaz.

MADDE 5. — Şirketlerin özel güvenlik alanında faaliyette bulunması İçişleri Bakanlığının iznine tâbidir. Faaliyet izni verilebilmesi için şirket hisselerinin nama yazılı olması ve faaliyet alanının münhasıran koruma ve güvenlik hizmeti olması zorunludur. Özel güvenlik şirketleri, şubelerini bir ay içinde Bakanlığa ve ilgili valiliğe yazılı olarak; hisse devirlerini bir ay içinde Bakanlığa bildirirler.
Yabancı kişilerin özel güvenlik şirketi kurabilmesi ve yabancı şirketlerin Türkiye'de özel güvenlik hizmeti verebilmesi mütekabiliyet esasına tâbidir.
Özel güvenlik şirketlerinin kurucu ve yöneticilerinde bu Kanunun 10 uncu maddesinin (a) ve (d) bentlerinde belirtilen şartlar aranır. Yöneticilerin ayrıca dört yıllık yüksek okul mezunu olmaları, Kanunun 10 uncu maddesinin (e) bendinde belirtilen şartı taşımaları ve 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla tamamlamış olmaları gerekir.
Kurucu ve yöneticilerde aranan şartların kaybedilmesi halinde iki ay içinde eksiklik giderilmediği veya bu kurucu ve yöneticiler değiştirilmediği takdirde faaliyet izni iptal edilir.
Bu şirketler tarafından üçüncü kişi, kurum ve kuruluşlara sağlanacak koruma ve güvenlik hizmetleri, hizmetin başlamasından en geç bir hafta önce ilgili valiliğe yazılı olarak bildirilir. Acil ve geçici nitelikteki koruma ve güvenlik hizmetlerinde süre kaydı aranmaz.

MADDE 6. — Mülkî idare amirleri havalimanı, liman, gümrük, gar ve istasyon gibi yerler ile spor müsabakalarının, sahne gösterilerinin ve benzeri etkinliklerin yapıldığı yerlerdeki özel güvenlik tedbirlerini denetlemeye ve kamu güvenliğinin gerektirdiği hallerde ek önlemler aldırmaya yetkilidir.
Kamu güvenliğinin sağlanması yönünden 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile vali ve kaymakamlara verilen yetkiler saklıdır. Bu yetkilerin kullanılması durumunda özel güvenlik birimi ve özel güvenlik personeli mülkî idare amirinin ve genel kolluk amirinin emirlerini yerine getirmek zorundadır.

MADDE 7. — Özel güvenlik görevlilerinin yetkileri şunlardır:
a) Koruma ve güvenliğini sağladıkları alanlara girmek isteyenleri duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.
b) Toplantı, konser, spor müsabakası, sahne gösterileri ve benzeri etkinlikler ile cenaze ve düğün törenlerinde kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.
c) 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 127 nci maddesine göre yakalama ve yakalama nedeniyle orantılı arama.
ç) Görev alanında, haklarında yakalama, tutuklama veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve arama.
d) Yangın, deprem gibi tabiî afet durumlarında ve imdat istenmesi halinde görev alanındaki işyeri ve konutlara girme.
e) Hava meydanı, liman, gar, istasyon ve terminal gibi toplu ulaşım tesislerinde kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.
f) Genel kolluk kuvvetlerine derhal bildirmek şartıyla, aramalar sırasında suç teşkil eden veya delil olabilecek ya da suç teşkil etmemekle birlikte tehlike doğurabilecek eşyayı emanete alma.
g) Terk edilmiş ve bulunmuş eşyayı emanete alma.
h) Kişinin vücudu veya sağlığı bakımından mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama.
ı) Olay yerini ve delilleri koruma, bu amaçla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 157 nci maddesine göre yakalama.
i) Türk Medeni Kanununun 981 inci maddesine, Borçlar Kanununun 52 nci maddesine, Türk Ceza Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerine göre zor kullanma.

MADDE 8. — Hangi koruma ve güvenlik hizmeti için ne miktar ve özellikte ateşli silah bulundurulabileceği komisyon tarafından belirlenir.
Ancak eğitim ve öğretim kurumlarında, sağlık tesislerinde, talih oyunları işletmelerinde, içkili yerlerde silahlı özel güvenlik görevlisi çalıştırılmasına izin verilmez. Özel güvenlik görevlileri, özel toplantılarda, spor müsabakalarında, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde silahlı olarak görev yapamazlar.
Koruma ve güvenlik hizmetinde kullanılacak silah ve teçhizat, ilgili kişi veya kuruluş tarafından temin edilir. Özel güvenlik şirketleri ateşli silah alamaz ve bulunduramazlar. Ancak özel güvenlik şirketlerine, para ve değerli eşya nakli, geçici süreli koruma ve güvenlik hizmetlerinde kullanılmak üzere, özel güvenlik eğitimi veren kurumlara, silah eğitiminde kullanılmak üzere, komisyonun kararı ve valinin onayı ile silah alma, kullanma ve taşıma izni verilebilir.

MADDE 9. — Bu görevliler 7 nci maddede sayılan yetkileri sadece görevli oldukları süre içinde ve görev alanlarında kullanabilirler.
Özel güvenlik görevlileri silahlarını görev alanı dışına çıkaramazlar. İşlenmiş bir suçun sanığı veya suç işleyeceğinden kuvvetle şüphe edilen kişinin takibi, dışarıdan yapılan saldırılara karşı tedbir alınması, para ve değerli eşya nakli, kişi koruma ve cenaze töreni gibi güzergâh ifade eden durumlarda güzergâh boyu görev alanı sayılır. Görev alanı, zorunlu hallerde Komisyon kararıyla genişletilebilir.
Zor kullanma ve yakalama yetkilerinin kullanılmasını gerektiren olaylar en seri vasıtayla yetkili genel kolluğa bildirilir; yakalanan kişi ve zapt edilen eşya genel kolluğa teslim edilir.

MADDE 10. — Özel güvenlik görevlilerinde aşağıdaki şartlar aranır:
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak.
b) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.
c) 18 yaşını doldurmuş olmak.
ç) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, ağır hapis veya altı aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsa bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suiistimal, sahtecilik, hileli iflas veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, laf atma, sarkıntılık, ırza tasallut, ırza geçme, kız, kadın veya çocuk kaçırma ve alıkoyma, fuhşa teşvik, fuhuş için aracılık, uyuşturucu madde kullanma, uyuşturucu madde kaçakçılığı suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak.
d) Kamu haklarından yasaklı olmamak.
e) Görevin yapılmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı ile özürlü bulunmamak.
f) 14 üncü maddede belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla tamamlamış olmak.

MADDE 11. — Özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilecekler ile özel güvenlik şirketlerinde ve özel güvenlik eğitimi verecek kurumlarda yönetici olarak çalışacaklar hakkında valilikçe güvenlik soruşturması yapılır. Soruşturma sonucu olumlu olanlara, bu Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla bitirmiş olmak şartıyla, valilikçe beş yıl süreli çalışma izni verilir. Ateşli silah taşımayacak özel güvenlik görevlileri hakkında sadece arşiv araştırması yapılır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması bir ay içinde tamamlanır.
Göreve başlayan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir.
Çalışma izninin yenilenebilmesi için, güvenlik soruşturmasının olumlu olması ve Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik yenileme eğitiminin başarıyla tamamlanmış olması zorunludur.
Özel güvenlik görevlilerinde aranan şartlardan herhangi birisinin kaybedilmesi halinde çalışma izni iptal edilir.
Genel kolluk kuvvetinden emekli olanlar ile en az beş yıl fiilen bu görevde çalıştıktan sonra kendi istekleriyle görevinden ayrılmış olanlarda, görevlerinden ayrıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle özel güvenlik temel eğitimi şartı aranmaz.

MADDE 12. — Özel güvenlik gör

Madde 1- Bu Kanunun amacı, büyükşehir belediyesi yönetiminin hukukî statüsünü düzenlemek, hizmetlerin plânlı, programlı, etkin, verimli ve uyum içinde yürütülmesini sağlamaktır.

Madde 2- Bu Kanun, büyükşehir belediyesiyle büyükşehir sınırları içindeki belediyeleri kapsar.

Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Büyükşehir belediyesi: En az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu sağlayan; kanunlarla verilen görev ve  sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; idarî ve malî özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisini,
b) Büyükşehir belediyesinin organları: Büyükşehir belediye meclisi, büyükşehir belediye encümeni ve büyükşehir belediye başkanını,
c)  İlçe belediyesi: Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe belediyesini,
d) İlk kademe belediyesi: Büyükşehir belediye sınırları içinde ilçe kurulmaksızın oluşturulan ve büyükşehir ilçe belediyeleriyle aynı yetki, imtiyaz ve sorumluluklara sahip belediyeyi,
İfade eder.

Madde 4- Belediye sınırları içindeki ve bu sınırlara en fazla 10.000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu 750.000'den fazla olan il  belediyeleri, fizikî yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir.

Madde 5- Büyükşehir belediyelerinin sınırları, adını aldıkları büyükşehirlerin belediye sınırlarıdır.
İlçe belediyelerinin sınırları, bu ilçelerin, büyükşehir belediyesi içinde kalan kısımlarının sınırlarıdır.
İlk kademe belediyelerinin, büyükşehir belediye sınırları dışında belediye sınırı olamaz.

Madde 6- Büyükşehir belediyesinin sınırları çevresinde ve aynı il sınırları içinde bulunan belediye ve köylerin, büyükşehir belediyesine katılması konusunda Belediye Kanunu hükümleri uygulanır. Bu durumda katılma kararı, ilgili ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin talebi üzerine, büyükşehir belediye meclisi tarafından alınır.
İmar düzeni ve temel alt yapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda, birinci fıkrada belirtilen belediye ve köyler, büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile büyükşehir belediyesi sınırları içine alınabilir.
(Değişik üçüncü fıkra: 2/7/2005-5390/1 md.) Büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan ilçe belediyeleri büyükşehir ilçe belediyesine, diğer belediyeler ilk kademe belediyesine dönüşür. Köylerin tüzel kişiliği kalkar ve bunların mahalle olarak katılacağı belediyeler, Bakanlar Kurulu kararında belirtilir.
(Değişik dördüncü fıkra: 21/4/2005-5335/28 md.) İlçe ve ilk kademe belediyesi olarak büyükşehir belediye sınırları içine katılan belediyeler, mevcut belediyelerin temsil edildiği şekilde büyükşehir belediye meclisinde temsil edilirler.

Madde 7- Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:

a) İlçe ve ilk kademe belediyelerinin görüşlerini alarak büyükşehir belediyesinin stratejik plânını, yıllık hedeflerini, yatırım programlarını ve bunlara uygun olarak bütçesini hazırlamak.
b) Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak; büyükşehir içindeki belediyelerin nazım plâna uygun olarak hazırlayacakları uygulama imar plânlarını, bu plânlarda yapılacak değişiklikleri, parselasyon plânlarını ve imar ıslah plânlarını aynen veya değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek; nazım imar plânının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmayan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmak veya yaptırmak.
c) Kanunlarla büyükşehir belediyesine verilmiş görev ve hizmetlerin gerektirdiği proje, yapım, bakım ve onarım işleriyle ilgili her ölçekteki imar plânlarını, parselasyon plânlarını ve her türlü imar uygulamasını yapmak ve ruhsatlandırmak, 20.7.1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmak.
d) Büyükşehir belediyesi tarafından yapılan veya işletilen alanlardaki işyerlerine büyükşehir belediyesinin sorumluluğunda bulunan alanlarda işletilecek yerlere ruhsat vermek ve denetlemek.
e) Belediye Kanununun 69 ve 73 üncü maddelerindeki yetkileri kullanmak.(1)
f) Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek.
g) Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımını sağlamak, kentsel tasarım projelerine uygun olarak bu yerlere cephesi bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak;  ilân ve reklam asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek.
h) Coğrafî ve kent bilgi sistemlerini kurmak.
i) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak; gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; inşaat malzemeleri, hurda depolama alanları ve satış yerlerini, hafriyat toprağı, moloz, kum ve çakıl depolama alanlarını, odun ve kömür satış ve depolama sahalarını belirlemek, bunların taşınmasında çevre kirliliğine meydan vermeyecek tedbirler almak; büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların ve hafriyatın yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak.(2)
j) Gıda ile ilgili olanlar dâhil birinci sınıf gayrisıhhî müesseseleri ruhsatlandırmak ve denetlemek, yiyecek ve içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere laboratuvarlar kurmak ve işletmek.
k) Büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu veya işlettiği alanlarda zabıta hizmetlerini yerine getirmek.
l) Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat vermek.
m) Büyükşehirin bütünlüğüne hizmet eden sosyal donatılar, bölge parkları, hayvanat bahçeleri, hayvan barınakları, kütüphane, müze, spor, dinlence, eğlence ve benzeri yerleri yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek; gerektiğinde amatör spor kulüplerine malzeme vermek ve gerekli desteği sağlamak, amatör takımlar arasında spor müsabakaları düzenlemek, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan sporculara belediye meclis kararıyla ödül vermek.
n) Gerektiğinde sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri için bina ve tesisler yapmak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bu hizmetlerle ilgili bina ve tesislerin her türlü bakımını, onarımını yapmak ve gerekli malzeme desteğini sağlamak.
o) Kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla bakım ve onarımını yapmak, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa etmek.
p) Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek.
r) Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak.
s) Mezarlık alanlarını tespit etmek, mezarlıklar tesis etmek, işletmek, işlettirmek, defin ile ilgili hizmetleri yürütmek.
t) Her çeşit toptancı hallerini ve mezbahaları yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek, imar plânında gösterilen yerlerde yapılacak olan özel hal ve mezbahaları ruhsatlandırmak ve denetlemek.
u) İl düzeyinde yapılan plânlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları  ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek.
v) Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak.
y) Merkezî ısıtma sistemleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek.
z) Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak.
Büyükşehir belediyeleri birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen yetkilerini, imar plânlarına uygun olarak kullanmak ve ilgili belediyeye bildirmek z

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı; dernekler, dernek şube veya temsilcilikleri, federasyonlar, konfederasyonlar ve yabancı dernekler ile merkezleri yurt dışında bulunan dernek ve vakıf dışındaki kâr amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin yasak ve izne tâbi faaliyetlerini, yükümlülüklerini, denetimlerini ve uygulanacak cezalar ile derneklere ilişkin diğer hususları düzenlemektir.

MADDE 2. — Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Dernek: Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını,
b) Derneğin yerleşim yeri: Derneğin yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü yeri,
c) Dernek merkezi: Derneğin yerleşim yerinin bulunduğu il veya ilçeyi,
d) Mülkî idare amiri: Dernek merkezinin bulunduğu yerin vali veya kaymakamını,
e) Dernekler birimi: İllerde il dernekler müdürlüğünü, ilçelerde dernekler büro şefliğini,
f) Plâtform: Derneklerin kendi aralarında veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere girişim, hareket ve benzeri adlarla oluşturdukları tüzel kişiliği bulunmayan geçici nitelikteki birliktelikleri,
g) Üst kuruluş: Derneklerin oluşturduğu tüzel kişiliği bulunan federasyonları ve federasyonların oluşturduğu konfederasyonları,
h) Şube: Dernek faaliyetlerinin yürütülebilmesi için bir derneğe bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği olmayan ve bünyesinde organları bulunan alt birimi,
i) Temsilcilik: Dernek faaliyetlerinin yürütülebilmesi için bir derneğe bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği ve bünyesinde organları bulunmayan alt birimi,
İfade eder.

MADDE 3. — Fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişiler, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.
Ancak, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve kolluk kuvvetleri mensupları ile kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri hakkında özel kanunlarında getirilen kısıtlamalar saklıdır.
Onbeş yaşını bitiren ayırt etme gücüne sahip küçükler; toplumsal, ruhsal, ahlakî, bedensel ve zihinsel yetenekleri ile spor, eğitim ve öğretim haklarını, sosyal ve kültürel varlıklarını, aile yapısını ve özel yaşantılarını korumak ve geliştirmek amacıyla yasal temsilcilerinin yazılı izni ile çocuk dernekleri kurabilir veya kurulmuş çocuk derneklerine üye olabilirler.
Oniki yaşını bitiren küçükler yasal temsilcilerinin izni ile çocuk derneklerine üye olabilirler ancak yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar.
Çocuk derneklerine onsekiz yaşından büyükler kurucu veya üye olamazlar.

MADDE 4. — Her derneğin bir tüzüğü bulunur. Bu tüzükte aşağıda gösterilen hususların belirtilmesi zorunludur:

a) Derneğin adı ve merkezi.
b) Derneğin amacı ve bu amacı gerçekleştirmek için dernekçe sürdürülecek çalışma konuları ve çalışma biçimleri ile faaliyet alanı.
c) Derneğe üye olma ve üyelikten çıkmanın şart ve şekilleri.
d) Genel kurulun toplanma şekli ve zamanı.
e) Genel kurulun görevleri, yetkileri, oy kullanma ve karar alma usul ve şekilleri.
f) Yönetim ve denetim kurullarının görev ve yetkileri, ne suretle seçileceği, asıl ve yedek üye sayısı.
g) Derneğin şubesinin bulunup bulunmayacağı, bulunacak ise şubelerin nasıl kurulacağı, görev ve yetkileri ile dernek genel kurulunda nasıl temsil edileceği.
h) Üyelerin ödeyecekleri giriş ve yıllık aidat miktarının belirlenme şekli.
ı) Derneğin borçlanma usulleri.
j) Derneğin iç denetim şekilleri.
k) Tüzüğün ne şekilde değiştirileceği.
l) Derneğin feshi halinde mal varlığının tasfiye şekli.

MADDE 5. — Dernekler, tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette veya işbirliğinde bulunabilir, yurt dışında temsilcilik veya şube açabilir, yurt dışında dernek veya üst kuruluş kurabilir veya yurt dışında kurulmuş dernek veya kuruluşlara katılabilirler.
Yabancı dernekler, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye'de faaliyette veya işbirliğinde bulunabilir, temsilcilik veya şube açabilir, dernek veya üst kuruluş kurabilir veya kurulmuş dernek veya üst kuruluşlara katılabilirler.

MADDE 6. — Tüzel kişinin üye olması halinde, tüzel kişinin yönetim kurulu başkanı veya temsille görevlendireceği kişi oy kullanır. Bu kişinin başkanlık veya temsil görevi sona erdiğinde, tüzel kişi adına oy kullanacak kimse yeniden belirlenir.

MADDE 7. — Şube genel kurulları olağan toplantılarını merkez genel kurulu toplantısından en az iki ay önce bitirmek zorundadırlar.

MADDE 8. — Federasyonların üye sayısının beşten ve konfederasyonların üye sayısının üçten aşağı düştüğü ve bu durum üç ay içinde giderilmediği takdirde haklarında kendiliğinden sona erme hükümleri uygulanır.
Federasyonlar ve konfederasyonlar temsilcilik dışında her ne ad altında olursa olsun, başka bir örgüt kuramazlar.

MADDE 9. — Derneklerde iç denetim esastır. Genel kurul, yönetim kurulu veya denetim kurulu tarafından iç denetim yapılabileceği gibi, bağımsız denetim kuruluşlarına da denetim yaptırılabilir. Genel kurul, yönetim kurulu veya bağımsız denetim kuruluşlarınca denetim yapılmış olması, denetim kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Denetim kurulu; derneğin, tüzüğünde gösterilen amaç ve amacın gerçekleştirilmesi için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, defter, hesap ve kayıtların mevzuata ve dernek tüzüğüne uygun olarak tutulup tutulmadığını, dernek tüzüğünde tespit edilen esas ve usullere göre ve bir yılı geçmeyen aralıklarla denetler ve denetim sonuçlarını bir rapor halinde yönetim kuruluna ve toplandığında genel kurula sunar.
Denetim kurulu üyelerinin istemi üzerine, her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur.

MADDE 10. — Dernekler, tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere, benzer amaçlı derneklerden, siyasi partilerden, işçi ve işveren sendikalarından ve meslekî kuruluşlardan maddî yardım alabilir ve adı geçen kurumlara maddî yardımda bulunabilirler.
5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, dernekler kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütebilirler. Bu projelerde kamu kurum ve kuruluşları, proje maliyetlerinin en fazla yüzde ellisi oranında aynî veya nakdî katkı sağlayabilirler.

MADDE 11. — Dernek gelirleri alındı belgesi ile toplanır ve giderler harcama belgesi ile yapılır. Dernek gelirlerinin bankalar aracılığı ile toplanması halinde banka tarafından düzenlenen dekont veya hesap özeti gibi belgeler alındı belgesi yerine geçer. Alındı belgeleri ve harcama belgelerinin saklama süresi beş yıldır.
Dernek gelirlerinin toplanmasında kullanılacak alındı belgeleri yönetim kurulu kararı ile bastırılır. Alındı belgelerinin şekli, bastırılması, onaylanması ve kullanılması ile dernek gelirlerinin toplanmasında kullanılacak yetki belgesine ilişkin hususlar yönetmelikte düzenlenir.
Dernek gelirlerini toplayacak kişiler yönetim kurulu kararıyla belirlenir ve bunlar adına yetki belgesi düzenlenir.
Dernekler tarafından tutulacak defter ve kayıtlar ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikte düzenlenir. Bu defterlerin dernekler biriminden ya da noterden onaylı olması zorunludur.

MADDE 12. — Dernekler, tüzüklerinde yazılı olmak ve sağlanan kârı üyelerine paylaştırmamak, gelir, faiz veya başka adlarla üyelerine aktarmamak şartıyla üyelerinin yiyecek, giyecek gibi zarurî ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sandık kurabilirler.
Bu sandıkların kuruluş ve çalışma esasları yönetmelikte düzenlenir.

MADDE 13. — Üye sayısının 100 kişiden çok olması şartıyla dernek hizmetleri gönüllüler veya yönetim kurulu kararı ile göreve başlatılan ücretliler aracılığıyla yürütülür.
Dernek yönetim ve denetim kurullarının kamu görevlisi olmayan başkan ve üyelerine ücret verilebilir. Verilecek ücret ile her türlü ödenek, yolluk ve tazminatlar genel kurul tarafından tespit olunur. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri dışındaki üyelere ücret, huzur hakkı veya başka bir ad altında herhangi bir karşılık ödenemez.
Dernek hizmetleri için görevlendirilecek üyelere verilecek gündelik ve yolluk miktarları genel kurul tarafından tespit olunur.

MADDE 14. — Derneklerden başvurmaları halinde; spor faaliyetine yönelik olanlar spor kulübü, boş zamanları değerlendirme faaliyetine yönelik olanlar gençlik kulübü ve her iki faaliyeti birlikte amaçlayanlar gençlik ve spor kulübü adını alır. Bu kulüpler, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce tutulacak kütüğe kayıt ve tescil edilir.
Kulüplerin organları, bu organların görev ve yetkileri, kulüplerin Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce de denetlenmesi ve bunlara yapılacak yardımların şekil ve şartları, üst kuruluş oluşturmada uyulacak esas ve usuller, gençlik ve spor faaliyetlerini yürüteceklerin nitelikleri ve bunlara uygulanacak disiplin işlemleri, kulüplerin kayıt ve tesciline ilişkin esaslar İçişleri Bakanlığının uygun görüşü üzerine Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça yürürlüğe konulacak yönetmelikte düzenlenir.

MADDE 15. — Genel kurul kararı ile feshedilen veya kendiliğinden sona erdiği tespit edilen derneğin para, mal ve haklarının tasfiyesi, tüzüğünde gösterilen esaslara göre yapılır. Tüzükte tasfiyenin ne şekilde yapılacağının genel kurul kararına bırakıldığı hallerde, genel kurul tarafından bir karar alınmamış veya genel kurul toplanamamışsa, yahut dernek mahkeme kararı ile feshedilmişse, derneğin bütün para, mal ve hakları, mahkeme kararıyla derneğin amacına en yakın ve kapatıldığı tarihte en fazla üyeye sahip derneğe devredilir.
Kendiliğinden sona erdiği tespit edilen veya feshine karar verilen derneklerin tasfiye ve devir işlemleri tamamlandıktan sonra dernekler kütüğündeki kayıtları silinir.
Feshedilmesi için hakkında soruşturma veya dava açıl

Madde 1- Bu Kanunun amacı; il özel idaresinin kuruluşunu, organlarını, yönetimini, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

Madde 2- Bu Kanun il özel idaresini kapsar.

Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;
a) İl özel idaresi: İl halkının mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,
b) İl özel idaresinin organları: İl genel meclisini, il encümenini ve valiyi,
İfade eder.

Kuruluş
Madde 4- İl özel idaresi, ilin kurulmasına dair kanunla kurulur ve ilin kaldırılmasıyla tüzel kişiliği sona erer.
İl özel idaresinin görev alanı
Madde 5- İl özel idaresinin görev alanı il sınırlarını kapsar.

Madde 6- İl özel idaresi mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;

a) Gençlik ve spor Sağlık, tarım, sanayi ve ticaret; Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyeleri hariç ilin çevre düzeni plânı, bayındırlık ve iskân, toprağın korunması, erozyonun önlenmesi, kültür, sanat, turizm, sosyal hizmet ve yardımlar, yoksullara mikro kredi verilmesi, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları; ilk ve orta öğretim kurumlarının arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin hizmetleri il sınırları içinde, (1)(2)(3)
––––––––––––––––––
(1)Bu bentte  yer alan "Sağlık“ ibaresnden önce gelmek üzere, 28/4/2005 tarihli ve 5340 sayılı Kanunun  24 üncü maddesiyle "Gençlik ve spor“ ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
(2) 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Kanunun 85 inci maddesiyle “erozyonun önlenmesi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “kültür, sanat, turizm,” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
(3) 1/7/2006 tarihli ve 5538 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle bu bentte yer alan "İlin çevre düzeni planı" ibaresinden önce gelmek üzere "Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyeleri hariç" ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
 

b) İmar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma (...)(1); orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisine ilişkin hizmetleri belediye sınırları dışında,
Yapmakla görevli ve yetkilidir.
(Ek fıkra: 3/7/2005-5393/85 md.) Merkezi idare tarafından yürütülen görev ve hizmetlere ait yatırımlardan ilgili bakanlıkça uygun görülenler, il özel idareleri eliyle de gerçekleştirilebilir. Bu yatırımlara ait ödenekler, ilgili kuruluş tarafından o il özel idaresi bütçesine aktarılır. İl özel idaresi bu yatırımların yüzde yirmibeşine kadar olan kısmı için kendi bütçesinden harcama yapabilir. Merkezi idare, ayrıca, desteklemek ve geliştirmek istediği hizmetleri proje bazında gerekli kaynaklarını ilgili il özel idaresine aktarmak suretiyle onlarla işbirliği içinde yürütebilir. Bu kaynak ve ödenekler özel idare bütçesi ile ilişkilendirilmez ve başka amaçla kullanılamaz.
(Ek fıkra: 1/7/2006-5538/26 md.) İl özel idaresi bütçesinden, emniyet hizmetlerinin gerektirdiği teçhizat alımıyla ilgili harcamalar yapılabilir.
İl çevre düzeni plânı; valinin koordinasyonunda, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi ile birlikte yapılır. İl çevre düzeni plânı belediye meclisi ile il genel meclisi tarafından onaylanır. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/26 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, il özel idaresinin malî durumu, hizmetin ivediliği ve verildiği yerin gelişmişlik düzeyi dikkate alınarak belirlenir.
İl özel idaresi hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.
Hizmetlerin diğer mahallî idareler ve kamu kuruluşları arasında bütünlük ve uyum içinde yürütülmesine yönelik koordinasyon o ilin valisi tarafından sağlanır.
4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu Kanun kapsamı dışındadır.

Madde 7- İl özel idaresinin yetkileri ve imtiyazları şunlardır:

a) Kanunlarla verilen görev ve hizmetleri yerine getirebilmek için her türlü faaliyette bulunmak, gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri için kanunlarda belirtilen izin ve ruhsatları vermek ve denetlemek.
b) Kanunların il özel idaresine verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, emir vermek, yasak koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek.
c) Hizmetlerin yürütülmesi amacıyla, taşınır ve taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, takas etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek.
d) Borç almak ve bağış kabul etmek.
e) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı yirmibeşmilyar Türk Lirasına kadar olan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek.
f) Özel kanunları gereğince il özel idaresine ait vergi, resim ve harçların tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak.
g) Belediye sınırları dışındaki gayri sıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine ruhsat vermek ve denetlemek.(Ek cümle: 6/3/2007-5594/4 md.) Ancak, sivil hava ulaşımına açık havaalanları bünyesinde yer alan tüm tesislere işyeri açma ve çalışma ruhsatı dahil her türlü ruhsat, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından verilir. Bu konuya ilişkin usûl  ve esaslar Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.
İl özel idaresi, hizmetleri ile ilgili olarak, halkın görüş ve düşüncelerini belirlemek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.
İl özel idaresi, hizmetleri ile ilgili olarak, halkın görüş ve düşüncelerini belirlemek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.
İl özel idaresinin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş sayılır. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/26 md.) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesi hükümleri il özel idaresi taşınmazları hakkında da uygulanır.
İl özel idaresinin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri, vergi, resim ve harçları, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları haczedilemez.
________________
(1) 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Kanunun 85 inci maddesiyle bu arada yer alan “kültür, turizm, gençlik ve spor” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
 

Madde 8- İl özel idaresinin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık, gelir getirmeyen taşınmaz malları ile bunların inşa ve kullanımları her türlü vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarından muaftır.

Madde 9- İl genel meclisi, il özel idaresinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre ildeki seçmenler tarafından seçilmiş üyelerden oluşur.

Madde 10- İl genel meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, il özel idaresi faaliyetlerini ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve karara bağlamak.
b) Bütçe ve kesinhesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
c) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyeleri hariç İl çevre düzeni plânı ile belediye sınırları dışındaki alanların imar plânlarını görüşmek ve karara bağlamak.(1)
d) Borçlanmaya karar vermek.
e) Bütçe içi işletmeler ile Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
f) Taşınmaz mal alımına, satımına, trampa edilmesine, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın akar haline getirilmesine izin; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi yirmibeş yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
h) Vergi, resim ve harç dışında kalan miktarı beşmilyardan yirmibeşmilyar Türk Lirasına kadar ihtilaf konusu olan özel idare alacaklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek.
i) İl özel idaresi adına imtiyaz verilmesine ve il özel idaresi yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına, il özel idaresine ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
j) Encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
k) İl özel idaresi tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.
l) Norm kadro çerçevesinde il özel idaresinin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
m) Yurt içindeki ve yurt dışındaki mahallî idareler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı işbirliği yapılmasına karar vermek.
n) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
o) İl özel idaresine kanunlarla verilen görev ve hizmetler dışında kalan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
___________________
(1) 1/7/2006 tarihli ve 5538 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle bu bentte yer alan "İl Çevre Düzeni Planı" ibaresinden önce gelmek üzere "Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyeleri hariç" ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.

Madde 11- İl genel meclisi, seçim sonuçlarının ilânını izleyen beşinci gün kendiliğinden toplanır. Bu toplantıda meclise en yaşlı üye başkanlık eder. Meclis, bu toplantıda, üyeleri arasından ve gizli oyla meclis başkanını, meclis birinci ve ikinci başkan vekillerini, ikisi yedek olmak üzere dört kâtip üyeyi ilk iki yıl için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı, yapılacak ilk mahallî idareler seçimlerine kadar görev yapar.
Meclis başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.
Meclis başkanlığı ve başkanlık divanında boşalma olması durumunda, kalan süreyi tamamlamak üzere, yenisi seçilir.
İl genel meclisine meclis başkanı, bulunmaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder.
Meclis ba

Kanun Numarası              : 5393
Kabul Tarihi                     : 3/7/2005
Yayımlandığı R.Gazete     : Tarih: 13/7/2005 Sayı : 25874
Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5  Cilt : 44  Sayfa:

Madde 1- Bu Kanunun amacı, belediyenin kuruluşunu, organlarını, yönetimini, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir.

Madde 2- Bu Kanun belediyeleri kapsar.

Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,
b) Belediyenin organları: Belediye meclisini, belediye encümenini ve belediye başkanını,
c) Belde: Belediyesi bulunan yerleşim yerini,
d) Mahalle: Belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birimi,
İfade eder.

Madde 4- Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur.
İçme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskûn sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz.
Köylerin veya muhtelif köy kısımlarının birleşerek belediye kurabilmeleri için meskûn sahalarının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskûn sahasına azami 5.000 metre mesafede bulunması ve nüfusları toplamının 5.000 ve üzerinde olması gerekir.
Bir veya birden fazla köyün köy ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az yarısından bir fazlasının mahallin en büyük mülkî idare amirine yazılı başvurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda, valinin bildirimi üzerine, mahallî seçim kurulları, onbeş gün içinde köyde veya köy kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alır ve sonucu bir tutanakla valiliğe bildirir.
İşlem dosyası valinin görüşüyle birlikte İçişleri Bakanlığına gönderilir. Danıştayın görüşü alınarak müşterek kararname ile o yerde belediye kurulur.
Yeni iskân nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim yerinde, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararnameyle belediye kurulabilir.

Madde 5- Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:

a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır.
b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir.
c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kâğıdına şerh konulur.
d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir.

Madde 6- Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.
Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir.
Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez.

Madde 7- Bir il dâhilindeki beldeler veya köyler arasında sınır uyuşmazlığı çıkması hâlinde ilgili belediye meclisi ve köy ihtiyar meclisi ile kaymakamın görüşleri otuz gün süre verilerek istenir. Vali, bu görüşleri değerlendirerek sınır uyuşmazlığını karara bağlar. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır değişikliklerinde büyükşehir belediye meclisinin de görüşü alınır.
İl ve ilçe sınırlarının değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri uygulanır.
Birleşme ve katılma
Madde 8- Belde, köy veya bunların bazı kısımlarının bir başka beldeye katılabilmesi için bu yerlerin meskûn sahalarının katılınacak beldenin meskûn sahasına uzaklığı 5.000 metreden fazla olamaz.
Bir belde veya köyün veya bunların bazı kısımlarının meskûn sahasının, komşu bir beldenin meskûn sahası ile birleşmesi veya bu sahalar arasındaki mesafenin 5.000 metrenin altına düşmesi ve buralarda oturan seçmenlerin yarısından bir fazlasının komşu beldeye katılmak için başvurması hâlinde, katılınacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın, katılmak isteyen köy veya belde veya bunların kısımlarında başvuruya ilişkin oylama yapılır. Oylama sonucunun olumlu olması hâlinde başvuruya ait evrak, valilik tarafından katılınacak belediyeye gönderilir. Belediye meclisi evrakın gelişinden itibaren otuz gün içinde başvuru hakkındaki kararını verir. Belediye meclisinin uygun görmesi hâlinde katılım gerçekleşir. Büyükşehirlerde birleşme ve katılma işlemleri, katılınacak ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin görüşü üzerine, büyükşehir belediye meclisinde karara bağlanır. Katılma sonrası oluşacak yeni sınır hakkında, 6 ncı maddeye göre işlem yapılır ve sonuç İçişleri Bakanlığına bildirilir.
Bir beldenin bazı kısımlarının komşu bir beldeye katılmasında veya yeni bir belde ya da köy kurulmasında, beldenin nüfusunun 5.000'den aşağı düşmemesi gerekir.
Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde ayrılma yoluyla yeni bir belde kurulması için belde nüfusunun 100.000'den aşağı düşmemesi ve yeni kurulacak beldenin nüfusunun 50.000'den az olmaması şarttır.
Bu madde uyarınca gerçekleşen katılmalarda, katılınan belde ile bazı kısımları veya tümü katılan köy veya belde arasında; taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçların devri ve paylaşımı, aralarında düzenlenecek protokolle belirlenir.
Birleşme ve katılma işlemlerinde bu maddede düzenlenmeyen hususlarda 4 üncü madde hükmüne göre işlem yapılır.

Madde 9- Mahalle, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından yönetilir.
Belediye sınırları içinde mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, bölünmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesi, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile olur.
Muhtar, mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak ihtiyaçları belirlemek, mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek, mahalle ile ilgili konularda görüş bildirmek, diğer kurumlarla iş birliği yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla yükümlüdür.
Belediye, mahallenin ve muhtarlığın ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının çözümü için bütçe imkânları ölçüsünde gerekli ayni yardım ve desteği sağlar; kararlarında mahallelinin ortak isteklerini göz önünde bulundurur ve hizmetlerin mahallenin ihtiyaçlarına uygun biçimde yürütülmesini sağlamaya çalışır.

Madde 10- Bir beldenin adı, belediye meclisi üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun kararı ve valinin görüşü üzerine İçişleri Bakanlığının onayı ile değiştirilir. Bu karar Resmî Gazetede yayımlanır. Beldenin adının değişmesi ile belediyenin adı da değişmiş sayılır.

Madde 11- Meskûn sahası, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına, 5.000 metreden daha yakın duruma gelen belediye ve köylerin tüzel kişiliği; genel imar düzeni veya temel alt yapı hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Danıştayın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine müşterek kararname ile kaldırılarak bu belediyeye katılır. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin mahalleleri, katıldıkları belediyenin mahalleleri hâline gelir. Tüzel kişiliği kaldırılan belediye ile köylerin taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçları katıldıkları belediyeye intikal eder.
Nüfusu 2.000'in altına düşen belediyeler, Danıştayın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararname ile köye dönüştürülür. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesi il özel idaresi tarafından yapılır. Bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçları ilgili köy tüzel kişiliğine intikal eder. İntikal eden borçların karşılanamayan kısımları il özel idaresi tarafından üstlenilir ve vali tarafından İller Bankasına bildirilir. İller Bankası bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktarır.

Madde 12- 4, 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerde belirtilen kararlar kesinleşme tarihini takip eden yılın ocak ayının birinci gününden itibaren yürürlüğe girer. 4 üncü maddeye göre belediye kurulan yerlerde 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 29 uncu maddesine göre seçim yapılır.
8 inci maddede geçen birleşme ve katılmalara, 9 uncu maddede geçen mahalle kaldırılmasına, 11 inci maddede geçen belediye ve köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasına veya bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararlar ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanır ve seçimler bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılır.
(Ek Fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Birleşme, katılma veya tüzel kişiliğin kaldırılması sonucu tüzel kişiliği ilk mahallî idare seçimlerine kadar devam edecek olan belediye ve köylerde, birleşme ve katılma işleminin gerçekleşmesi veya müşterek kararnamenin yayımlandığı tarihten itibaren yeni nazım ve uygulama planı yapılmaz; mevcut planlarda yapılması gereken zorunlu değişiklik ve her türlü imar uygulaması katılınacak belediyenin uygun görüşü alınarak yapılır. Uygun görüş verilmeyen plan değişiklikleri yapılamaz.
(Ek Fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Tüzel kişiliği sona erecek belediye ve köylerin taşınmazlarının satılması ile vadesi tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi aşan borçlanma yapılması İçişleri Bakanlığının onayına tabidir.
(Ek Fıkra: 6/3/2007-5594/2 m

Madde 1 – (Değişik: 12/5/1964 - 469/1 md.)
Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere; iller ilçelere ve ilçeler de bucaklara bölünmüştür.
Madde 2 – İl, ilçe ve bucak kurulması, kaldırılması, adlarının, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesi ve değiştirilmesi aşağıda gösterilen şekilde yapılır:

A) İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir il'e bağlanması kanun ile;
B) Bucak kurulması, kaldırılması, merkezinin belirtilmesi, il ilçe ve bucak sınırlarının ve bucak adlarının değiştirilmesi bir köyün veya kasabanın veya bucağın başka bir il ve ilçeye bağlanması, mühim mevki ve tabii arazi adlarının değiştirilmesi İçişleri Bakanlığının kararı ve Cumhurbaşkanının tasdiki ile;
C) Yeniden köy kurulması veya yerinin değiştirilmesi Bayındırlık ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının mütalaası alınmak suretiyle;
Ç) Köy ve kasabaların aynı ilçe içinde bir bucaktan başka bir bucağa bağlanması, köy adlarının değiştirilmesi, köylerin birleştirilmesi ve ayrılması, bir köy, mahalle veya semtin o köyden ayrılıp başka bir köy ile birleştirilmesi İçişleri Bakanlığının tasvibiyle yapılır.
D) (Değişik: 11/5/1959 - 7267/1 md.)  Kaza  kurulmasında  ve  kaldırılmasında,  bir kazanın  başka  bir  vilayete  bağlanmasında  ve  merkezinin  belirtilmesinde,  sınırlarının değiştirilmesinde ve (B, C, Ç) fıkralarında yazılı hallerde ilgili vilayetler idare heyetleriyle umumi meclislerinin mütalaaları alınır.
Ancak; Türkçe olmayan ve iltibasa meydan veren köy adları, alakadar Vilayet Daimi Encümeninin mütalaası alındıktan sonra, en kısa zamanda Dahiliye Vekaletince değiştirilir.
E) İllere, ilçelere, bucaklara, merkez yapılan şehir, kasaba veya köyün adı verilir. Şu Kadar ki, bunların coğrafi veya tarihi bir sanı varsa o da isim olarak verilebilir.

Madde 3 – (Değişik: 12/5/1964 - 469/1 md.)
İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.
İllerde genel idare teşkilatı il, ilçe ve bucak bölümlerine uygun olarak düzenlenir.
Belli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, birden çok ili içine alan çevrede, bu hizmetler için yetki genişliğine sahip kuruluşlar meydana getirilebilir.
Madde 4 – İl genel idaresinin başı ve mercii validir. Bakanlıkların kuruluş kanunlarına göre illerde lüzumu kadar teşkilat bulunur. Bu teşkilatın her birinin başında bulunanlar il idare şube başkanlarıdır. Bunların emri altında çalışanlar ilin ikinci derecede memurlarıdır. Bu teşkilat valinin emri altındadır.
Hakimler Kanunu ile İcra ve İflas Kanununda yazılı yargıç, Cumhuriyet savcısı ve yargıç sınıfında bulunanlarla bu kanunlarda yazılı adalet memurları, askeri birlikler, askeri fabrika ve müesseseler, askerlik daire ve şubeleri bu madde hükmünden müstesnadır
Madde 5 – İllerde, valilerin tayin ve tesbit ettiği işlerde yardımcılığını ve valinin bulunmadığı zamanlarda vekilliğini yapmak üzere vali muavinleri bulunur. Valiliğin yazı işlerinin düzenlenmesinden de vali muavini sorumludur.
Vali muavini, en az altı yıl kaymakamlıkta bulunmuş ve bu hizmetin iki yılını doğuda geçirmiş olanlardan tayin edilir.
I - İl memurlarının tayin usulü
Madde 6 – Valiler, İçişleri Bakanlığının inhası, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanının tasdiki ile tayin olunurlar. Vali tayininde 3656 sayılı kanun hükümleri cari değildir.
(Ek fıkra: 1/7/2006-5540/3 md.) Mülkî idare amirliği hizmetleri sınıfından vali olarak atanacaklarda; birinci sınıfa yükselmiş ve birinci sınıfa yükseldikten sonra birinci sınıfa yükselme niteliğini kaybetmemiş olma şartı aranır.
Valiler, lüzumunda tayinlerindeki usule göre kadro aylığı ile merkez emrine alınarak İçişleri Bakanının tensip edeceği işlerde görevlendirilebilirler.
Madde 7 – Vali muavinleriyle hukuk işleri müdürleri, il idare şube başkanları ve bulunan yerlerde il ve bölge muhakemat müdürleri ve Hazine avukatları valilerin mütalaası alınarak Bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerin teşkilat kanunlarındaki hükümlere göre tayin edilirler.
Madde 8 – Yetiştirme ve ikmal kaynakları Bakanlıklar veya tüzel kişiliği haiz genel müdürlüklere bağlı olup il genel teşkilatı içinde birden fazla istihdam yerleri bulunan meslek, fen ve uzmanlık kadrolarına dahil görevlerden :

A) İlçe idare şube başkanı sıfatını haiz olanlarla il merkezinde Devlet gelir, giderlerinin ve mallarının tahakkuk, tahsil, ödeme ve idaresiyle ilgili ikinci derecedeki müdürler, şube şefleri ve kontrol memurları, nakit muhasipleriyle, lise, orta ve o derecelerdeki okul müdür ve öğretmenleri, hastaneler mütehassıs hekimleri, Bakanlıklar veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler tarafından tayin edilirler.
B) Bunun dışında kalan bütün memurlar Bakanlıklar veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler tarafından valilik emrine tayin edilerek il idare şube başkanının inhası üzerine valiler tarafından istihdam yerleri tesbit olunur;
C) Yukardaki fıkralarda  yazılı bütün memurların lüzumu halinde il içinde nakil ve tahvilleri mensup olduğu il idare şube başkanlarının inhası üzerine valiler tarafından icra edilmekle beraber mensup oldukları Bakanlıklar veya genel müdürlüklere sebepleriyle bildirilir.
Yukarda (A, B) fıkraları dışında kalan il merkez teşkilatına bağlı memurlar ilgili idare şube başkanının inhası ile valiler tarafından tayin, nakil ve tahvil olunurlar.
Tayin, nakil ve tahviller için gereken yolluk ödenekleri bütçe yılı başında ilgili Bakanlık veya genel müdürlüklerce valiler emrine gönderilir.
II - Valilerin hukuki durumları, görev ve yetkileri
Madde 9 – Vali, ilde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtasıdır.
Bu sıfatla :

A) Valiler, ilin genel idaresinden her Bakana karşı ayrı ayrı sorumludur. Bakanlar, Bakanlıklarına ait işleri için valilere re'sen emir ve talimat verirler. Bakanlar, valiler hakkında Bakanlar Kuruluna taltif ve tecziye teklifinde bulunabilirler.
B) Bakanlıklar ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazarlar. Valilikler de illere ait işler için ilgili Bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muhaberede bulunurlar. Ancak valiler hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilirler.
C) Vali, kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevlidir. Bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almıya yetkilidir.
Ç) Kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilan ederler.
D) Vali, dördüncü maddenin son fıkrasında belirtilen adli ve askeri teşkilat dışında kalan bütün Devlet daire, müessese ve işletmelerini, özel işyerlerini, özel idare, belediye köy idareleriyle bunlara bağlı tekmil müesseseleri denetler, teftiş eder.
Bu denetleme ve teftişi Bakanlık veya genel müdürlük müfettişleriyle veya bu dairelerin amir ve memurlariyle de yaptırabilir.
E) İlin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumludur.
F) Vali, ilde teşkilatı veya görevli memuru bulunmıyan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan her hangi bir idare şube veya daire başkanından istiyebilir. Bu suretle verilen işlerin yapılması mecburidir.
G) Vali, il içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartiyle ilin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini istiyebilir. Bu memurlar verilen işleri yapmakla ödevlidirler. Vali, keyfiyetten ilgili Bakanlığa ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlüğe bilgi verir.
H) Vali, Devlet gelirlerinin tahakkuk ve tahsilini ve ödeme işlerinin muntazam bir şekilde yapılmasını ve gelir kaynaklarının gelişmesini sağlamak için tedbirler alır ve uygular, lüzumunda bu maksatla ilgili Bakanlıklara ve genel müdürlüklere tekliflerde bulunur.
İ) Vali, Devlet, il, belediye, köy ve diğer kamu tüzelkişiliklerine ait genel ve özel mülklerin yangın ve benzeri tehlikelere karşı korunmasını, iyi halde tutulmasını, değerlenmesini ve iyi halde idaresini sağlıyacak tedbirlerin uygulanmasını ilgililerden ister ve denetler.
J) Vali, il, ilçe, bucak merkezlerinde ve çevrelerinde kiralı, kirasız binalarda vazife gören bütün Devlet dairelerini mahallin hizmet şartlarına ve Hazine menfaatine en uygun şekilde bir veya birkaç binada toplamak üzere gereken tedbirleri aldırır ve uygulanmasını denetler.
K) Vali, Cumhuriyet Bayramında ilde yapılacak resmi törenlere başkanlık yapar ve tebrikleri kabul eder.
Madde 10 – 

A) (Mülga: 14/7/2004-5219/5 md.)
B) Vali, ceza ve tevkif evlerinin muhafazasını ve Cumhuriyet savcısiyle birlikte hükümlü ve tutukluların sağlık şartlarını gözetim ve denetimi altında bulundurur.
C) Valilerce talep vukuunda adli sicile geçen kayıtların neticeleri Cumhuriyet savcılarınca valilere verilir.
D) (Mülga: 14/7/2004-5219/5 md.)
E) Vali, lüzumu halinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 156 ncı maddesinde yazılı yetkileri kullanmaları hususunda adli kolluk üst ve astlarına emirler verebilir.
Madde 11 – A) Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür.

B) Memleketin sınır ve kıyı emniyetini ve sınır ve kıyı emniyetiyle ilgili bütün işleri, yürürlükte bulunan hükümlere göre sağlar ve yürütür.
C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.
Bunları sağlamak için vali gereken 

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; kişinin doğumundan ölümüne kadar kişisel ve medenî durumuna, uyrukluğuna ve bunlarda meydana gelebilecek değişikliklere ait doğal ve hukukî olayların belirlenip saptanması, bu amaçla düzenlenmiş kütüklere yazılması, elektronik ortamda ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamaktır.

MADDE 2- (1) Bu Kanun, Türk vatandaşları ile Türkiye'de bulunan yabancıların nüfus hizmetlerinin düzenlenmesine, yürütülmesine ve geliştirilmesine ilişkin esas ve usûl hükümlerini kapsar.

MADDE 3- (1) Bu Kanunda geçen;

a) Adres: Herhangi bir toprak parçası veya binanın coğrafî konumu ve işlevi açısından tanımlanmasını,
b) Adres beyan formu: Adreslerin bildiriminde kullanılan, şekli ve içeriği Bakanlıkça belirlenen formu,
c) Adres bileşenleri: Numaralama işlemlerinde kullanılan unsurlar; posta kodları, il, ilçe, bucak, köy ve mezra isimleri, mahalle, bulvar, cadde, sokak ve bina numarası gibi adres verileri ile tanımlanan coğrafî konum, kişisel ve kurumsal adres bilgisine ulaşmak için gerekli olan bilgileri,
ç) Adres Paylaşımı Sistemi: Ulusal adres veri tabanında tutulan bilgilerin kurumlar ile diğer kişilerce paylaşılması işlemini,
d) Aile: Aynı soydan olup, bir aile sıra numarası altında kayıtlı olan kişiler ile onların eş ve çocuklarını,
e) Aile kütüğü: Nüfus olaylarına ilişkin kayıtların kâğıt veya elektronik ortamda tutulduğu kütüğü,
f) Aile sıra numarası: Ailelerin aile kütüğüne yazılış sırasına göre verilen numarayı,
g) Bakanlık: İçişleri Bakanlığını,
ğ) Dayanak belgesi: Aile kütüğüne işlenen nüfus olaylarının dayanağı olan form, tutanak, mahkeme kararı, noter senedi, doğum veya ölüm raporu gibi resmî belgeler ile bunların yedeklerini,
h) Değerli kâğıtlar: Nüfus cüzdanını, uluslararası aile cüzdanını,
ı) Diğer adres: Yerleşim yeri adresi dışında kalan yerleri,
i) Genel Müdürlük: Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünü,
j) İl müdürlüğü: İl nüfus ve vatandaşlık müdürlüğünü,
k) Kimlik Paylaşımı Sistemi: Genel Müdürlükçe merkezî veri tabanından ayrı olarak elektronik ortamda tutulan, Kimlik Paylaşımı Sisteminden yararlanacak kurumların istifadesine sunulan ve sınırlandırılmış bilgiler ihtiva eden aile kütüğü kayıtlarını,
l) Kurum: Genel Müdürlük dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarını,
m) Merkezî veri tabanı: Genel Müdürlükte elektronik ortamda tutulan aile kütüğü kayıtlarını,
n) MERNİS: Merkezî veri tabanı ve Kimlik Paylaşımı Sistemini de kapsayan Merkezî Nüfus İdaresi Sistemini,
o) Numaralama: Mahalle, semt, meydan, bulvar, cadde, sokak ve bina gibi adres bileşenlerine isim veya numara verilmesi işlemini,
ö) Nüfus cüzdanı: Kişinin Türk vatandaşı olduğunu ve aile kütüklerine kayıtlı bulunduğunu kanıtlayan resmî belgeyi,
p) Nüfus hizmetleri: Nüfus olaylarına ve kişinin nüfusa ve yerleşim yeri adresine ilişkin bilgilerinin toplanmasına, nüfus kütüklerine geçirilmesine, korunmasına ve gerektiğinde tasnif edilerek değerlendirilmesine dair iş ve işlemleri,
r) Nüfus kaydı: Aile kütüğüne işlenmiş kişisel bilgileri,
s) Nüfus kayıt örneği: Aile kütüğüne işlenmiş kişisel bilgilerin özetlerini gösterir belgeyi,
ş) Nüfus kütüğü: Aile kütüğü, özel kütük ve yedeklerinden oluşan kayıtların tümünü,
t) Nüfus müdürlüğü: İlçe nüfus müdürlüğünü,
u) Nüfus müdürü: İlçe nüfus müdürünü,
ü) Nüfus olayı: Doğum, ölüm, evlenme, boşanma, evlât edinme, tanıma, kayıt düzeltme, soybağının düzeltilmesi, gaiplik gibi kişisel durumlarda değişiklik meydana getiren olayı,
v) Özel kütük: Doğum, evlenme, boşanma, ölüm, kayıt düzeltme ve diğer olaylar şeklinde tutulan ve ayrı ayrı tasnif edilen dayanak belgelerinin konulduğu dosyayı,
y) Ulusal adres veri tabanı: Adres bilgilerinin tutulduğu merkezî veri tabanını,
z) Uluslararası aile cüzdanı: Bir aileyi oluşturan eş ve çocukların kimlik bilgilerini kapsayan ve uyruğunu kanıtlayan çok dilli resmî belgeyi,
aa) Vekillik belgesi: Özel temsil yetkisini kapsayan noterden onaylı belgeyi,
bb) Yabancılar kütüğü: Türkiye'de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli Yabancılara Ait İkamet Tezkeresi verilen yabancıların kayıtlarının tutulduğu kütüğü,
cc) Yapı belgeleri: Yapı Ruhsat Formu, Yapı Kullanma İzin Belgesi, yanan ve yıkılan yapılar formunu ve binalar cetvelini,
çç) Yerleşim yeri adresi: Sürekli kalma niyetiyle oturulan yeri,
ifade eder.

MADDE 4- (1) Nüfus hizmetleri, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilâtı ile dış temsilcilikler tarafından yürütülür.

MADDE 5- (1) Nüfus kütükleri; kişilerin kimliklerinin, yerleşim yeri adreslerinin, aile bağlarının, vatandaşlık durumlarının ve şahsî hallerinin belirlenmesi amacıyla ilçe ve aile esasına göre nüfus olaylarının tescil edildiği, daimî olarak saklanması gerekli resmî belgelerdir.
(2) Aile kütüğü ve özel kütüklerde tutulan kayıtlar ile yedekleri ve bunlardan çıkarılan kayıt örnekleri aynı hukukî değere sahiptir. Kayıtlar arasında farklılık olduğu takdirde, aksi sabit oluncaya kadar kayda esas olan dayanak belgesi geçerlidir.

MADDE 6- (1) Nüfus olayları, iletişim ağı kullanılarak nüfus müdürlüklerindeki aile kütüklerine ve merkezî veri tabanına tescil edilir.
(2) Bakanlık, doğal afet ve olağanüstü hallere karşı kesintisiz olarak hizmetverilmesini sağlamak amacıyla, merkezî veri tabanının yedeğinin farklı bir yerde tutulmasını sağlar.
(3) Kâğıt ortamındaki aile kütüklerinin her sayfasına cilt ve sayfa sıra numaraları konur. Kütüğün sonuna kaç sayfadan ibaret olduğu yazılır. Sayfa birleşim yerleri asliye hukuk mahkemesince mühürlenerek sonu onaylanır.
(4) Nüfus kütüklerinin tutulmasına ilişkin usûl ve esasları belirlemeye, mevzuat ve sistemdeki gelişmelere bağlı olarak değiştirmeye ve kâğıt ortamında tutulan aile kütüklerini uygulamadan kaldırmaya Bakanlık yetkilidir.

MADDE 7- (1) Her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulur. Aile kütüklerinde aşağıdaki bilgiler bulunur:

a) Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
b) Kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası.
c) Kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları.
ç) Doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi.
d) Evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler.
e) Dini.
f) Medenî hali.
g) Yerleşim yeri adresi.
ğ) Fotoğrafı.
(a), (g) ve (ğ) bentlerinde belirtilen kayıtlar sadece elektronik ortamda tutulur.
(2) Türkiye'de aile kütüğü bulunmayan ve yabancı ülkelerde oturan vatandaşlar Bakanlığın göstereceği bir nüfus müdürlüğünde açılacak aile kütüğüne kaydedilir.

MADDE 8- (1) Türkiye'de herhangi bir amaçla en az altı ay süreli yabancılara mahsus ikamet tezkeresi alan yabancılar, Genel Müdürlükçe yabancılar kütüğüne kayıt edilir. Bu kütüğe kayıt edilen yabancılar, her türlü nüfus olaylarını nüfus müdürlüklerine beyan etmekle yükümlüdürler. Diplomatik misyon mensupları bu hükmün dışındadır.
(2) 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri saklıdır.

MADDE 9- (1) Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır.
(2) Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.

MADDE 10- (1) Kurumlarda kişiyle ilgili olarak yapılan işlemlerde nüfus kayıtları esas alınır. Kayıtlar arasında farklılık olması halinde nüfus kayıtlarında değişiklik yapılmaz, usûlüne göre diğer kayıtlar düzeltilir.

MADDE 11- (1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her kişi yurt içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında dış temsilciliğe müracaatla kendisini nüfus kütüklerine yazdırmaya ve nüfus cüzdanı almaya mecburdur. Ergin olmayanların nüfus olaylarını yazdırıp nüfus cüzdanlarını almaya veli, vasi veya kayyımları, bunların bulunmaması halinde, çocukları yanlarında bulunduranlar ile 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun yetkili kıldığı kuruluş yetkilileri görevlidirler.
(2) Türk vatandaşlığını sonradan kazanmış olanlar da vatandaşlığı kazandıkları tarihten itibaren nüfus kütüğüne geçirilir.

MADDE 12- (1) Nüfus kütüklerine düşülen kişisel durumla ilgili her kayıt ve açıklamanın bu Kanuna göre yetkili kılınmış görevlilerce, usûlüne ve örneğine uygun olarak düzenlenmiş belgelere dayandırılması zorunludur.
(2) Nüfus olaylarını tescil eden memurlar tarafından her işlem sonunda dayanak belgeleri aile kütüklerine işlendikten sonra imzalanır ve bir nüshası arşivlenmek üzere Genel Müdürlüğe gönderilecek olan ilgili özel kütüğe konulur.

MADDE 13- (1) Yetkili kişi ve kuruluşlarca bildirilen nüfus olaylarına ilişkin belge ve tutanaklar bu Kanun hükümlerine göre tescil edilir. Bakanlık her türlü nüfus işlemlerinde elektronik imza kullanılmasına karar vermeye yetkilidir.

MADDE 14- (1) Nüfus kaydının kapatılması; ölüm, gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlât edinilme, soybağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle bir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir.
(2) Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumda meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir.

MADDE 15- (1) Sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan itibaren Türkiye'de otuz gün içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında ise altmış gün içinde dış temsilciliğe bildirilmesi zorunludur.
(2) Bildirim; veli, vasi, kayyım, bunların bulunmaması halinde, çocuğun büyük ana, büyük baba veya ergin kardeşleri ya da çocuğu yanında bulunduranlar tarafından, doğumu gösteren resmî belgey

MADDE 1
(1) Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tâbidir:
a) Sermaye şirketleri.
b) Kooperatifler.
c) İktisadî kamu kuruluşları.
ç) Dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler.
d) İş ortaklıkları.
(2) Kurum kazancı, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluşur.

MADDE 2
(1) Sermaye şirketleri: 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile benzer nitelikteki yabancı kurumlar sermaye şirketidir. Bu Kanunun uygulanmasında, Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme ve denetimine tâbi fonlar ile bu fonlara benzer yabancı fonlar sermaye şirketi sayılır.
(2) Kooperatifler: 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa veya özel kanunlarına göre kurulan kooperatifler ile benzer nitelikteki yabancı kooperatifleri ifade eder.
(3) İktisadî kamu kuruluşları: Devlete, il özel idarelerine, belediyelere, diğer kamu idarelerine ve kuruluşlarına ait veya bağlı olup, faaliyetleri devamlı bulunan ve birinci ve ikinci fıkralar dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler iktisadî kamu kuruluşudur.
(4) Yabancı devletlere, yabancı kamu idare ve kuruluşlarına ait veya bağlı olup, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler, iktisadî kamu kuruluşu gibi değerlendirilir. 
(5) Dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler: Dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler ile benzer nitelikteki yabancı işletmeler, dernek veya vakıfların iktisadî işletmeleridir. Bu Kanunun uygulanmasında sendikalar dernek; cemaatler ise vakıf sayılır.
(6) İktisadî kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerini etkilemez. Mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesi bunların iktisadî niteliğini değiştirmez.
(7) İş ortaklıkları: Yukarıdaki fıkralarda yazılı kurumların kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan bu şekilde mükellefiyet tesis edilmesini talep edenler iş ortaklıklarıdır. Bunların tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini etkilemez.

MADDE 3
(1) Tam mükellefiyet: Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî veya iş merkezi Türkiye'de bulunanlar, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler.
(2) Dar mükellefiyet: Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye'de bulunmayanlar, sadece Türkiye'de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler.
(3) Dar mükellefiyette kurum kazancı, aşağıdaki kazanç ve iratlardan oluşur:
a) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye'de iş yeri olan veya daimî temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticarî kazançlar (Bu şartları taşısalar bile kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye'de satın aldıkları malları Türkiye'de satmaksızın yabancı ülkelere göndermelerinden doğan kazançlar, Türkiye'de elde edilmiş sayılmaz. Türkiye'de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının ya da her ikisinin Türkiye'de olması veya satış sözleşmesinin Türkiye'de yapılmasıdır.).
b) Türkiye'de bulunan ziraî işletmeden elde edilen kazançlar.
c) Türkiye'de elde edilen serbest meslek kazançları.
ç) Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye'de kiralanmasından elde edilen iratlar.
d) Türkiye'de elde edilen menkul sermaye iratları.
e) Türkiye'de elde edilen diğer kazanç ve iratlar.
(4) Bu maddede belirtilen kazanç veya iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye'de elde edilmesi ve Türkiye'de daimî temsilci bulundurulması konularında, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
(5) Kanunî merkez: Vergiye tâbi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezdir.
(6) İş merkezi: İş bakımından işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği merkezdir.

MADDE 4
(1) Aşağıda sayılan kurumlar, kurumlar vergisinden muaftır:
a) Kamu idare ve kuruluşları tarafından tarım ve hayvancılığı, bilimi, fennî ve güzel sanatları öğretmek, yaymak, geliştirmek ve teşvik etmek amacıyla işletilen okullar, okul atölyeleri, konservatuvarlar, kütüphaneler, tiyatrolar, müzeler, sergiler, numune fidanlıkları, tohum ve hayvan geliştirme ve üretme istasyonları, yarış yerleri, kitap, gazete, dergi yayınevleri ve benzeri kuruluşlar.
b) Kamu idare ve kuruluşları tarafından genel insan ve hayvan sağlığını korumak ve tedavi amacıyla işletilen hastane, klinik, dispanser, sanatoryum, huzurevi, çocuk bakımevi, hayvan hastanesi ve dispanseri, hayvan bakımevi, veteriner bakteriyoloji, seroloji, distofajin kuruluşları ve benzeri kuruluşlar.
c) Kamu idare ve kuruluşları tarafından sosyal amaçlarla işletilen şefkat, rehin ve yardım sandıkları, sosyal yardım kurumları, yoksul aşevleri, ceza ve infaz kurumları ile tutukevlerine ait işyurtları, darülaceze atölyeleri, öğrenci yurtları, pansiyonları ve benzeri kuruluşlar.
ç) Kamu idare ve kuruluşları tarafından yetkili idarî makamların izniyle açılan yerel, ulusal veya uluslararası nitelikteki sergiler, fuarlar ve panayırlar.
d) Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine ait olup sadece kamu görevlilerine hizmet veren, kâr amacı gütmeyen ve üçüncü kişilere kiralanmayan kreş ve konukevleri ile askerî kışlalardaki kantinler.
e) Kanunla kurulan emekli ve yardım sandıkları ile sosyal güvenlik kurumları.
f) Yaptıkları iş veya hizmet karşılığında resim ve harç alan kamu kuruluşları.
g) Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile Özelleştirme Fonu, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü.
h) Kuruluşlarındaki amaca uygun işlerle sınırlı olmak şartıyla, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü ile askerî fabrika ve atölyeler.
ı) İl özel idareleri, belediyeler ve köyler ile bunların oluşturdukları birlikler veya bunlara bağlı kuruluşlar tarafından işletilen;
1) Kanal, boru ve benzeri yollarla dağıtım yapan su işletmeleri,
2) Belediye sınırları içinde faaliyette bulunan yolcu taşıma işletmeleri,
3) Kesim, taşıma ve muhafaza işleriyle sınırlı olmak üzere mezbahalar.
i) Köyler veya köy birlikleri tarafından köylünün genel ve ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla işletilen hamam, çamaşırhane, değirmen, soğuk hava deposu ve bağlı oldukları il sınırı içinde faaliyette bulunmaları şartıyla yolcu taşıma işletmeleri ile köylere veya köy birliklerine ait tarım işletmeleri.
j) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk spor federasyonlarına tescil edilmiş spor kulüplerinin idman ve spor faaliyetlerinde bulunan iktisadî işletmeleri ile sadece idman ve spor faaliyetlerinde bulunan anonim şirketler.
k) Tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklarla iş görülmesine (Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatifleri.
l) Yabancı ülkeler veya uluslararası finans kuruluşları ile yapılan malî ve teknik işbirliği anlaşmaları çerçevesinde yalnızca küçük ve orta ölçekli işletmelere kredi teminatı sağlamak üzere kurulmuş olup, bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları teminat sorumluluk fonlarına ekleyen ve sahip oldukları fonları ortaklarına dağıtmaksızın küçük ve orta ölçekli işletmelere kredi sağlayan banka ve kuruluşlara yatıran kurumlar.
m) Münhasıran bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlar (Bunların vergi muafiyetinden yararlanmasına ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar Maliye Bakanlığınca belirlenir.).
n) Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin alt yapılarını hazırlamak ve buralarda faaliyette bulunanların; arsa, elektrik, gaz, buhar ve su gibi ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kamu kurumları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce birlikte oluşturulan ve kazancının tamamını bu yerlerin ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanan iktisadî işletmeler.
(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûller Maliye Bakanlığınca belirlenir.

MADDE 5
(1) Aşağıda belirtilen kazançlar, kurumlar vergisinden müstesnadır:
a) Kurumların;
1) Tam mükellefiyete tâbi başka bir kurumun sermayesine katılmaları nedeniyle elde ettikleri kazançlar (Fonların katılma belgeleri ile yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde edilen kâr payları hariç),
2) Tam mükellefiyete tâbi başka bir kurumun kârına katılma imkânı veren kurucu senetleri ile diğer intifa senetlerinden elde ettikleri kâr payları.
b) Kanunî ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan anonim ve limited şirket niteliğindeki şirketlerin sermayesine iştirak eden kurumların, bu iştiraklerinden elde ettikleri aşağıdaki şartları taşıyan iştirak kazançları;
1) İştirak payını elinde t

Amaç ve kapsamMadde 1
TanımlarMadde 2

Bilgilendirme yükümlülüğüMadde 3
İçerik sağlayıcının sorumluluğuMadde 4
Yer sağlayıcının yükümlülükleriMadde 5
Erişim sağlayıcının yükümlülükleriMadde 6

Erişim Sağlayıcıları BirliğiMadde 6/A
Toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülükleriMadde 7
İçeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararları ile yerine getirilmesiMadde 8

 suçları.

Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesiMadde 8/A
İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesiMadde 9
Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesiMadde 9/A
İdarî yapı ve görevlerMadde 10

YönetmeliklerMadde 11
İlgili kanunlarda yapılan değişikliklerMadde 12
Ek madde 1

Ek madde 2

Ek madde 3

Ek madde 4

Geçici madde 1

Geçici madde 2

Geçici madde 3

Geçici madde 4

Geçici madde 5

YürürlükMadde 13

YürütmeMadde 14

18 Nisan 1999 milletvekili genel seçimi, halkımızın büyük bir sorumluluk duygusuyla sandık başına giderek 21'inci dönem TBMM'ni oluşturması ile sonuçlanmıştır. Milletimiz, seçimlerde ortaya çıkardığı bu Meclis yapısı ile, ülkemizi 21'inci yüzyıla taşıma görev ve sorumluluğunu hiçbir siyasi partiye tek başına vermemiş, partilerin uzlaşarak ülkeyi yönetmelerini istemiştir. Milletimiz, bu tercihi ile, siyasi hayatımıza istikrarsızlık, çatışma ve kutuplaşma yerine, hoşgörü, uzlaşma ve işbirliği ortamının hakim olarak ülke sorunlarına istikrar içinde çözüm üretilmesini arzuladığını göstermiştir.
Bu anlayıştan yola çıkan Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi, 57. Cumhuriyet Hükümeti'ni oluşturmak suretiyle, ülke sorunlarına çözüm üretme görev ve sorumluluğunu birlikte üstlenerek bir "uzlaşma ve atılım hükümeti" olarak çalışmaya karar vermişlerdir.
Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Hükümeti; Anayasamızın başlangıç bölümünde ifadesini bulan anlayış doğrultusunda, hiçbir ayırım gözetmeksizin, tek, tek ve topluca tüm vatandaşlarımızın hizmetinde olmak ve yine Anayasamızda temel nitelikleri ifade edilen millî, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni geliştirmek ve güçlendirmek temel amacı üzerine kurulmuş bir koalisyondur.
Hükümetin, üç partiden oluşan bir koalisyon olması, hiçbir partinin kendi programını aynen uygulamasına imkan vermemektedir.
Bu koalisyon, ülkemizin, uzun ömürlü, verimli ve istikrarlı bir yönetime kavuşması için, hükümeti oluşturan partilerin karşılıklı güven, saygı ve işbirliği anlayışı çerçevesinde hareket etmelerini ve millî menfaatleri ön planda tutmalarını siyasî ve ahlakî bir görev olarak kabul etmiştir.
Bu anlayışla, 57. Cumhuriyet Hükümeti'ni kuran Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi aşağıdaki Protokol üzerinde anlaşmışlardır.

Hükümet ortakları, birbirleriyle ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ile de uyum içinde çalışmaya özen göstereceklerdir. Böylece, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara sağlıklı ve kalıcı çözümler üretilebilecek ve demokrasi kültürümüz daha da güçlendirilecektir.
Hükümetimiz ülkemizde, demokrasi ve insan hakları konularındaki anlayış ve uygulamaları daha ileri düzeye yükseltmeyi vatandaşlarımıza karşı temel ödevleri arasında görmektedir.
Hükümetimiz, Atatürk'ün önderliğinde kurulan lâik, demokratik, hukuka bağlı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni dışarıdan ve içeriden gelebilecek her türlü tehlikeye karşı korumakta; Atatürk ilke ve inkılâplarını her alanda pekiştirmekte; din ve vicdan hürriyetinin de teminatı olan lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılmasını, siyasal amaçlarla ve çıkar hesapları ile istismarını önlemekte kesin kararlıdır.
Bu çerçevede, hanımların özel yaşamlarında giyim kuşamlarına bir karışma söz konusu değildir; ancak kamu kurumlarında türbanın Cumhuriyetin temel niteliklerini hedef alan bir siyasal simgeye dönüştürülmesine karşı yürürlükteki kurallar uyarınca alınmış önlemler titizlikle sürdürülecektir.
Diğer taraftan Hükümeti oluşturan siyasi partiler; toplumsal değerlerin ayrışma noktası olarak kullanılmasını, toplumda gerilimin yükselmesini ve buna bağlı olarak ortaya çıkabilecek cepheleşmeleri önleyici bir tutum izleyeceklerdir. Böylece toplumsal değerler etrafında birleşilerek huzur ortamı geliştirilecektir. Aynı zamanda, Devlete olan güvenin güçlendirilmesi sağlanacaktır. Hükümetimiz, bu konulardaki çabalarına bütün siyasal partilerimizin, sivil toplum örgütlerinin ve tüm vatandaşlarımızın yapıcı katkılarını beklemektedir.
Atatürk'ün Türk kültürünü esas alan ve her türlü ırk, din ve mezhep ayrımcılığını ve yayılmacılığı reddeden insancıl ve barışçı milliyetçilik anlayışı, ulusal birliğimizin ve ülke bütünlüğümüzün başta gelen güvencesidir.
Bir taraftan bölücü akımlara ve her türlü teröre karşı devlet güvenlik güçlerinin özverili ve başarılı mücadelesi kesin sonuç alınıncaya kadar kararlılıkla sürdürülecek, diğer taraftan da terörün iç ve dış kaynaklarını kurutacak ekonomik, sosyal, siyasal, eğitsel ve tanıtımla ilgili çok yönlü tedbirler alınacaktır.
Ayrıca bölücü terörün yurt dışındaki kaynaklarını kurutmak için yapılan girişimler kararlılıkla sürdürülecektir.
Hükümetimiz, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerine bağlılığının gereği olarak, yargının daha verimli ve etkili çalışabilmesini sağlamayı; aynı zamanda organize suç örgütleriyle, çetelerle ve yolsuzluklarla mücadeleyi her türlü yasal imkan ve vasıtalardan yararlanarak sürdürmeyi öncelikli görevleri arasında saymaktadır.
Hükümetimiz, ülkemizin ekonomik kalkınmasını istikrarlı bir büyüme temeline dayandıran, sosyal devlet anlayışı ile gelir dağılımındaki adaletsizliği düzelten, refahı topluma yayan, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltan, kaynakları etkili ve verimli kullanan rekabetçi bir pazar ekonomisi anlayışını esas almaktadır.
Siyasal, ekonomik ve soysal bütün faaliyet ve çalışmaların nihaî hedefi insanın huzur ve mutluluğunu sağlamak olmalıdır. Bu amaçla, Hükümetimiz, bilgi ve refah toplumuna ulaşmak için eğitimin yaygınlaşmasını sağlayacaktır; vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden gereğince yararlanabilmesine ve doğal dengesi özenle korunan bir çevrede yaşayabilmesine önem verecektir.
KOALİSYON HÜKÜMETİNİN ÇALIŞMALARINDA GÖZETECEĞİ İLKELER
Koalisyon ortağı partilerin Genel Başkanları ayda en az bir defa bir araya gelerek Hükümet çalışmalarını birlikte değerlendireceklerdir.
Koalisyon ortağı partiler, Hükümette birer Başbakan Yardımcısı görevlendireceklerdir. Üçüncü Başbakan Yardımcılığı için gerekli yasal düzenleme öncelikle yapılacaktır.
Ortaklık süresince, Başbakan'a vekalet görevi, Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet Bahçeli tarafından yürütülecektir.
Başbakanın imzasını gerektiren atama, nakil ve görevden alma işlemlerinde Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet Bahçeli'nin imzası alınmak suretiyle; Başbakan onayı ile yapılanlar ikili, ikili kararname ile yapılanlar üçlü, üçlü kararname ile yapılan atamalar da dörtlü kararname ile yapılacaktır.
Koalisyon ortağı partilerin milletvekili sayılarındaki değişiklikler, Bakanlıkların koalisyon ortakları arasındaki dağılımını etkilemeyecektir.

Kamuoyunun destekleyeceği ve terörle mücadeleyi güçlendirecek bir Pişmanlık Yasası'nın çıkarılması için gerekli girişimler yapılacaktır.
Yeni Bütçenin Haziran ayı içinde Meclis 'den geçirilmesi sağlanacaktır.
Bankacılık Yasası, bankaların güçlü bir malî yapıya kavuşturulmalarını, bağımsız bir organ tarafından denetlenmelerini esas alan, uluslararası normlara uygun, halkın tasarruflarını koruyacak, üretken yatırımlara ve dışsatıma destek olacak, iç ve dış piyasalara güven verecek şekilde çıkarılacaktır.
Hükümetimizin bir başka önceliği, Anayasa'nın 83.ve 100. maddeleri değiştirilerek dokunulmazlığın sınırlandırılmasıdır.
Demokrasimizin eksiklerini giderici, insan haklarını geliştirici, yargının bağımsızlığını ve işlerliğini güçlendirici; ve örgütlü suçlara karşı yaptırımları daha etkili duruma getirici Anayasa ve yasa değişiklikleri öncelikle ele alınacaktır. Devlet Güvenlik Mahkemeleri yeniden düzenlenecektir.
Yerel yönetimlerin yetkilerini genişletici, kaynaklarını arttırıcı ve denetimlerini daha etkili kılıcı yasa bir yıl içinde; sosyal güvenlik reformuna ve kamu yönetimine ilişkin yasalar, Siyasî Ahlâk Yasası, Anayasa' ya uyum yasaları bir an önce çıkarılacaktır.
TBMM'nin çalışmalarını verimli kılabilmek ve hızlandırabilmek için İçtüzük'de gerekli değişikliklerin yapılması amacıyla girişimde bulunulacaktır.

Hükümetimiz kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasında kararlıdır.
Kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde adaletli, şeffaf, verimli ve katılımcı bir yönetim anlayışı benimsenecektir.
Kamuda işe alınmada yeterlilik, görevlerde yükseltilmelerde ehliyet ve liyâkat esas alınacak, kayırmacılık önlenecektir.
Kamu personelinin atama ve yükseltilmelerinde ehliyet ve liyâkat şartları nesnel ölçülere ve sınav esasına dayandırılacaktır. Kamu görevlerine giriş sınavlarının merkezî sistemle gerçekleştirilmesi uygulamasının yerleşmesi sağlanacaktır.
Hükümetimiz, toplum vicdanını rahatsız eder hale gelmiş bulunan yolsuzluk ve rüşvetle mücadeleyi en önemli görevlerinden biri olarak görmektedir. Bu amaçla, her türlü yasal düzenleme yapılacak, özellikle kamunun ekonomik faaliyetlerinde şeffaflık ve etkili denetim sağlanacaktır.
İşçi haklarındaki kısıntılar giderilecek ve kamu görevlilerinin sendikal hakları genişletilecektir.

Hükümetimizce uygulanacak ekonomi ve maliye politikalarının esası istikrar içerisinde sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmektir.
Uygulanacak ekonomik program, ülkenin istikrar içerisinde kalkınmasının temelini oluşturacaktır. Ekonomik istikrar, bütçe açıkları azaltılarak, faiz dışı bütçe fazlası yaratılarak, kayıt dışı ekonomiye karşı etkili önlemler alınarak, sosyal güvenlik kurumlarının ve birliklerin açıkları giderilerek, bütçe disiplini güçlendirilerek sağlanacaktır. Bu şekilde ekonomide güven ortamı yaratılacaktır.
Kamu açıklarının finansmanı için T.C. Merkez Bankası'nın kaynaklarına hiçbir koşul ve biçimde başvurulmayacaktır.
İzlenmekte olan gerçekçi kur politikasına devam edilecektir.
Enflasyonla mücadele sürdürülürken dar gelirlilerin mağdur edilmemesine özen gösterilecektir.
Destekleme kapsamındaki tarım ürünlerinin fiyatlarının belirlenmesinde dünya fiyatları, maliyetler ve beklenen enflasyon temel alınacaktır. Stoka üretim kesinlikle yapılmayacak, bu amaçla sistemli bir ürün değişim programı yürürlüğe konulacaktır. Tarımsal sigorta ve prim sistemi de bu çerçevede ele alınacaktır.
Ekonomide kırsal alan kalkınmasına öncelik verilerek köylü ve çiftçilerimizin refah düzeyini yükseltici ekonomik ve sosyal politikalar oluşturulacaktır. Ormanların yönetimine orman köylülerinin etkin katılımı sağlanacaktır.
Güneydoğu ve Doğu Anadolu'nun geri kalmışlığı, ekonomik ve sosyal önlemlerle çözülecektir; işsizliği ve yoksulluğu önleyici üretken yatırımlar hızlandırılıp desteklenecektir; altyapı eksiklikleri

KapsamMadde 1
Yabancı hukukun uygulanmasıMadde 2
Değişken ihtilâflarMadde 3
Vatandaşlık esasına göre yetkili hukukMadde 4
Kamu düzenine aykırılıkMadde 5
Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarıMadde 6
Hukukî işlemlerde şekilMadde 7
ZamanaşımıMadde 8

EhliyetMadde 9
Vesâyet, kısıtlılık ve kayyımlıkMadde 10
Gaiplik veya ölmüş sayılmaMadde 11
NişanlılıkMadde 12
Evlilik ve genel hükümleriMadde 13
Boşanma ve ayrılıkMadde 14
Evlilik mallarıMadde 15
Soybağının kurulmasıMadde 16
Soybağının hükümleriMadde 17
Evlât edinmeMadde 18
NafakaMadde 19
MirasMadde 20
Aynî haklarMadde 21
Taşıma araçlarıMadde 22
Fikrî mülkiyete ilişkin haklara uygulanacak hukukMadde 23
Sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukukMadde 24
Taşınmazlara ilişkin sözleşmelerMadde 25
Tüketici sözleşmeleriMadde 26
İş sözleşmeleriMadde 27
Fikrî mülkiyet haklarına ilişkin sözleşmelerMadde 28
Eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmelerMadde 29
Temsil yetkisiMadde 30
Doğrudan uygulanan kurallarMadde 31
Sözleşmeden doğan ilişkinin varlığı ve maddî geçerliliğiMadde 32
İfanın gerçekleştirilme biçimi ve tedbirlerMadde 33
Haksız fiillerMadde 34
Kişilik haklarının ihlâlinde sorumlulukMadde 35
İmalâtçının sözleşme dışı sorumluluğuMadde 36
Haksız rekabetMadde 37
Rekabetin engellenmesiMadde 38
Sebepsiz zenginleşmeMadde 39

Milletlerarası yetkiMadde 40
Türklerin kişi hâllerine ilişkin davalarMadde 41
Yabancıların kişi hâllerine ilişkin bazı davalarMadde 42
Miras davalarıMadde 43
İş sözleşmesi ve iş ilişkisi davalarıMadde 44
Tüketici sözleşmesine ilişkin davalarMadde 45
Sigorta sözleşmesine ilişkin davalarMadde 46
Yetki anlaşması ve sınırlarıMadde 47
TeminatMadde 48
Yabancı devletin yargı muafiyetinden yararlanamayacağı hâllerMadde 49

Tenfiz kararıMadde 50
Görev ve yetkiMadde 51
Tenfiz istemiMadde 52
Dilekçeye eklenecek belgelerMadde 53
Tenfiz şartlarıMadde 54
Tebliğ ve itirazMadde 55
KararMadde 56
Yerine getirme ve temyiz yoluMadde 57
TanımaMadde 58
Kesin hüküm ve kesin delil etkisiMadde 59
Yabancı hakem kararlarının etkisiMadde 60
Dilekçe ve inceleme usulüMadde 61
Ret sebepleriMadde 62
Yabancı hakem kararlarının tanınmasıMadde 63

Yürürlükten kaldırılan hükümlerMadde 64
YürürlükMadde 65
YürütmeMadde 66

AmaçMadde 1

KapsamMadde 1/A

TanımlarMadde 1/B

I - İlim ve edebiyat eserleriMadde 2

II - Musiki eserleriMadde 3

III - Güzel sanat eserleriMadde 4

IV - Sinema eserleriMadde 5

İşlenmeler ve DerlemelerMadde 6

Ç) Alenileşmiş ve yayımlanmış eserlerMadde 7

Notlar

I - Genel olarak:Madde 8

II - Eser sahiplerinin birden fazla oluşu:Madde 9

 

III - Eser sahipleri arasındaki birlik:Madde 10

I - Sahibinin adı belirtilen eserlerde:Madde 11

II - Sahibinin adı belirtilmeyen eserlerde:Madde 12

 
 

Madde 13

 
 

1. Umuma arz salahiyeti:Madde 14

2. Adın belirtilmesi salahiyeti:Madde 15

3. Eserde değişiklik yapılmasını menetmek:Madde 16

 

4. Eser sahibinin zilyed ve malike karşı hakları:Madde 17

a) Genel olarak:Madde 18 - (Değişik: 21/2/2001 - 4630/11 md.)

b) Hakları kullanabilecek kimseler:Madde 19

Madde 20 - (Değişik: 1/11/1983 - 2936/3 md.)

 

a) İşleme hakkıMadde 21
b) Çoğaltma hakkıMadde 22 (Değişik: 7/6/1995 - 4110/8 md.)
c) Yayma hakkı:Madde 23 (Değişik: 21/2/2001 -4630/14 md.)
ç) Temsil hakkı:Madde 24
d) İşaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı:Madde 25 (Değişik: 21/2/2001 - 4630/15 md.)

a) Genel olarak:Madde 26
b) Sürelerin devamı:Madde 27 (Değişik: 7/6/1995 - 4110/10 md.)
Madde 28 - (Mülga: 21/2/2001 - 4630/36 md.)
Madde 29 - (Mülga: 21/2/2001 - 4630/36 md.)

Madde 30

1. Mevzuat ve içtihatlarMadde 31
2. NutuklarMadde 32
3. Temsil serbestisi:Madde 33 - (Değişik: 21/2/2001 - 4630/17 md.)
4. Eğitim ve Öğretim için seçme ve toplama eserler:Madde 34
5. İktibas serbestisi:Madde 35
6. Gazete münderecatı:Madde 36
7. Haber:Madde 37 - (Değişik: 21/2/2001 - 4630/19 md.)

1. Şahsan kullanma:Madde 38 - (Değişik: 7/6/1995 - 4110/14 md.)
2. Bestekarlara tanınan haklar:Madde 39 - (Mülga: 21/2/2001 -4630/36 md.)

3. Kopye ve teşhir:Madde 40
4. Plak, video kasetleri ve ses kasetlerinin umumi mahallerde kullanılması:Madde 41 - (Değişik: 3/3/2004-5101/11 md.)

1.  Meslek birliklerinin kurulması:Madde 42 - (Değişik: 1/11/1983-2936/7 md.)

2. Meslek birliklerinin yükümlülükleri ve tarife tespitine ilişkin esaslar:Madde 42/A - (Ek: 3/3/2004-5101/13 md.)

3. Meslek birliklerinin denetimi:Madde 42/B - (Ek: 3/3/2004-5101/13 md.)

4. Eser, icra, fonogram ve yapımların yayınlanmasına ve/veya iletilmesine ilişkin esaslar:Madde 43 - (Değişik: 3/3/2004-5101/ 14 md.)

5. Fikir ve sanat eserlerinin işaretlenmesi:Madde 44 - (Değişik: 7/6/1995 - 4110/18 md.)

6. Güzel sanat eserlerinin satış bedellerinden pay verilmesi:Madde 45 - (Değişik birinci fıkra: 3/3/2004-5101/16 md.)

7. Devletin faydalanma salahiyeti:Madde 46 - (Değişik: 1/11/1983 - 2936/10 md.)

8. Kamuya maletme:Madde 47 - (Değişik: 10/9/2014 - 6552/87 md.)

Notlar

Madde 48

Madde 49

1. Vücuda getirilecek eserler:Madde 50

2. İlerideki faydalanma imkanları:Madde 51

Madde 52

1. Hakkın mevcut olmaması:Madde 53

2. Salahiyetin mevcut olmaması:Madde 54

1. Şümul:Madde 55

2. Ruhsat:Madde 56

 

3.Mülkiyetin intikali:Madde 57

Madde 58

 

Madde 59

Madde 60

Madde 61

Madde 62

Madde 63

Madde 64

 

Madde 65

1. Genel olarak:Madde 66

2. Manevi haklara tecavüz halinde:Madde 67

3. Mali haklara tecavüz halinde:Madde 68 - (Değişik: 23/1/2008-5728/137 md.)

Madde 69

Madde 70

1. Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüzMadde 71 - (Değişik: 23/1/2008-5728/138 md.)

2. Teknolojik önlemleri etkisiz kılma:Madde 72 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:21/12/2021-7346/1 md.)

3. Diğer suçlar:Madde 73 - (Mülga: 23/1/2008-5728/578 md.)

Madde 74 - (Mülga: 23/1/2008-5728/578 md.)

Madde 75 - (Değişik: 23/1/2008-5728/140 md.)

Madde 76 - (Değişik: 23/1/2008-5728/141 md.)

Madde 77 - (Değişik: 23/1/2008-5728/142 md.)

Madde 78

Madde 79 - (Mülga: 23/1/2008-5728/578 md.)

Notlar

I – Eser sahibinin hakları ile bağlantılı haklar:Madde 80 - (Değişik: 21/2/2001 - 4630/32 md.)

II – Haklara tecavüzün önlenmesi:Madde 81 - (Değişik: 23/1/2008-5728/143 md.)

III. Eser sahibinin hakları ile bağlantılı hakların kapsamı ve süresi:Madde 82 - (Değişik: 7/6/1995 - 4110/28 md.)

I – Ad ve alametler:Madde 83

II – İşaret, resim ve ses:Madde 84

Madde 85

I – Genel olarak:Madde 86

II – İstisnalar:Madde 87

Madde 88 – (Mülga: 27/11/2007-5718/64 md.)
Ek madde 1 – (1/11/1983 - 2936 sayılı Kanunun 18 inci maddesi hükmü olup ek maddeye çevrilerek teselsül
için numaralandırılmıştır.)

Ek madde 2 – (Ek: 7/6/1995 - 4110/29 md.; Değişik: 21/2/2001 -4630/35 md.)

Ek madde 3 - (Ek:7/6/1995 - 4110/30 md.)

Ek madde 4 - (Ek: 21/2/2001 - 4630/37 md.)

Ek madde 5 - (Ek: 21/2/2001 - 4630/38 md.; Mülga: 22/2/2012-6279/13 md.)

Ek madde 6 - (Ek: 21/2/2001 - 4630/39 md.)

Ek madde 7 - (Ek: 3/3/2004-5101/26 md.; Değişik: 14/7/2004-5217/17 md.)

Ek madde 8 - (Ek: 3/3/2004-5101/26 md.)

Ek madde 9 - (Ek: 3/3/2004-5101/26 md.)

Ek madde 10 - (Ek: 3/3/2004-5101/26 md.; Değişik: 23/1/2008-5728/146 md.)

Ek madde 11 - (Ek: 3/3/2004-5101/26 md.)

İkramiyeEk madde 12 - (28/12/2006-5571/3 md.)

1. Genel olarak:Geçici madde 1

2. Müktesep hakların korunması:Geçici madde 2

Geçici madde 3 - (Ek: 1/11/1983 - 2936/17 md.)

Geçici madde 4 - (Ek: 1/11/1983 - 2936/17 md.)

Geçici madde 5 - (Ek:7/6/1995 - 4110/31 md.)

Geçici madde 6 - (Ek: 3/3/2004-5101/27 md.)

Geçici madde 7 - (Ek: 3/3/2004-5101/27 md.)

Geçici madde 8 - (Ek: 3/3/2004-5101/27 md.)

Madde 89

I – Kanunun yürürlüğe girmesi:Madde 90

II – Kanunun yürütülmesine memur makam:Madde 91

Notlar

MADDE 1 –  7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” cümlesi ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.”
MADDE 2 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
MADDE 3 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”
MADDE 4 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinin kenar başlığı “I. Ailenin korunması ve çocuk hakları” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”
MADDE 5 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 6 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 53 üncü maddesinin kenar başlığı “A. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı” olarak değiştirilmiş, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.
Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.
Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.”
MADDE 7 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 54 üncü maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 8 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 74 üncü maddesinin kenar başlığı “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.
Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.
Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
MADDE 9 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 10 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 94 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.”
MADDE 11 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”
MADDE 12 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”
MADDE 13 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”
MADDE 14 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 144 üncü maddesi kenar başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“G. Adalet hizmetlerinin denetimi
MADDE 144 – Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
MADDE 15 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 145 – Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.
Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.
Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.
Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”
MADDE 16 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 146 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 146 – Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.
Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”
MADDE 17 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 147 nci maddesinin kenar başlığı “2. Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi” şeklinde, birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.”
MADDE 18 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin sonuna “ve bireysel başvuruları karara bağlar” ibaresi, üçüncü fıkrasındaki “Cumhurbaşkanını,” sözcüğünden sonra gelmek üzere “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını,” ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası “Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu

Saltanat-ı seniyye sefayin-i ticariyyesi kapudanlarından saye-i maarif-vaye-i cenab-ı mülûkânede istikmal-i malumat eylemeleri için arzu ve istek edenlere fünun-ı bahriyye tedris olunmak üzere bahriyye kışla-i hümâyûnunda bir dersane tanzîmiyle zâbitân-ı bahriyyeden muallim ta‘yîni ve mümâ-ileyhim kapudanlara mukaddema bahriyye meclisinden verilmiş olan tasdiknâmelerin ahz ve istirdadıyla bil-imtihan usûl-i cedide vecihle müceddeden şehadetnâmeler itası husûsuna irade-i seniyye-i cenab-ı padişahinin tüccar ve tebba-i devlet-i aliyyeleri hakkında ber-kemal olan latif ve inayet-i celîle-i şehriyarilerinin eser-i celîl bulunmuş olmasıyla teşekkürün ilan kılınmıştır.” Ayrıca “Devlet-i aliyye sefayin-i ticariyyesine mahsus olan sancak resmi matmatbuada olmadığı cihetle bade-zin sefin-i ticariyye ile hazine-i hassa ve şirket-i hayriyye vapurlarına sefin-i Osmaniyye sancağının teminarının kadimiyle mahluk olmak üzere etrafı yeşil ve ortası kırmızı renk ve kırmızının ortasında beyaz yarım ay resmi olarak müceddeden ihdas olunmuş olan sancağın küşadı husûsuna bil-istizan irade-i seniyye-i cenab-ı mülûkâne müteallik ve şayan buyurularak icabı icrâ kılınmış olduğundan i‘lân olunmuştur

İlgili metin

Büyük Türk Milleti, Sayın Konuklar,
Büyük kurtarıcımız, cumhuriyetimizin kurucusu, yarattığı siyasal, sosyal ve kültürel inkılaplarla Türk tarihinin ve dünya tarihinin akışına yeni bir yön veren, uygarlık ufuklarımızın ışığı, insanlığın seçkin evladı, millî kahraman ve büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı olan 1981 yılına girmiş olmanın engin gururu ve kıvancı içindeyiz.
Hepinizin bildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, büyük kurucusunun yüzüncü doğum yıl dönümünü ona layık bir şekilde kutlamak ve yüzyılımıza şeref ve övünç veren aziz hatırasını devletçe ve milletçe anmak üzere 1981 yılını Millî Güvenlik Konseyinin kabul ettiği bir kanunla Atatürk Yılı olarak kabul ve ilan etmiştir.
Biraz önce Ulu Önder'imizin kutsal vatan topraklarında sonsuzluğa doğru uzanan anıt kabrini ziyaret ederek onun manevi huzurunun sessizliğinde gönüller dolusu saygı ve şükran duygularımızı ifade etmiştim. Şimdi de ölümsüz Atatürk'ün milletine bıraktığı en büyük eser ve armağanı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinden aziz vatandaşlarıma ve onun bütün kalbiyle, düşünceleriyle ve hizmetleriyle içten bağlı bulunduğu insanlık âlemine seslenerek "1981 Atatürk Yılı"nı kutlamalara açıyorum.
Minnet ve şükran duygularının bir ifadesi olarak Ulu Önder'ine ithaf ettiği bu ilk yüzüncü yıl tüm ulusumuza kutlu olsun. Türklüğe ve insanlığa en güzel ve muhteşem düşünce ve hizmet örneklerini verebilmiş en büyük Türk olarak Atatürk'ü doğumunun yüzüncü yılında şükranla, sevinçle ve iftiharla anarken Türk milleti bu mutluluğu diğer uluslarla da bölüşmektedir. Son yüz yıl içinde insanlık ailesinin yetiştirdiği en büyük liderler arasında yer alan Atatürk için bütün dünya milletlerinin yürekten takdir, hayranlık ve saygı duygularıyla bizim heyecanımıza ortak olduklarını görmekten mutluluk duyuyoruz.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO'nun Genel Kurulunda oy birliğiyle aldığı bir kararda Atatürk'ün yüzüncü doğum yılı dolayısıyla onun kişiliğini ve eserlerinin çeşitli yönlerini belirtmek amacıyla toplantı düzenlenmesi kabul edilmiştir. Bu kararda Atatürk'ün:
— UNESCO'nun çalıştığı tüm alanlarda olağanüstü inkılapçı olduğu belirtilmiştir.
— Özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan savaşların ilk lideri olduğu vurgulanmıştır.
— Dünya milletleri arasında karşılıklı anlayışın ve devamlı barışın değerli öncüsü bulunduğu gerçeğine önemle işaret edilmiştir.
Nihayet bütün hayatı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen bir uyum ve iş birliği çağının doğacağına inanmış olmasına da değinilmiştir.
Hiç şüphe yoktur ki Atatürk; felsefesi ile, düşünce, davranış ve uygulamaları ile insanlık dünyasının ender yetiştirdiği komutan, devlet adamı ve inkılapçılar arasında müstesna bir yer almaktadır.
Sevgili Yurttaşlarım, Değerli Konuklar,
Atatürk, kısa süren yaşamında, eşsiz dehası ve sınırsız azmi ile milletine güvenerek ve yalnız ona dayanarak yurdumuzu istiladan kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda onu en ileri uygarlık düzeyine yükseltecek temelleri de atmıştır.
Türk ulusu için yeni bir devir açan ve bu devre adını veren Ulu Önder 1905 yılında 24 yaşında genç bir kurmay yüzbaşı olarak ordu saflarına katıldığında, memleketin o günkü kötü gidişini görmüş, bunları değerlendirmiş ve çareler aramaya başlamıştır. Daha bu genç yaşlarda iken farklı kişiliği, kültürü, çalışkanlığı ve enerjisi ile dikkatleri üzerine çekmeye başlamıştı. Çanakkale Muharebeleri'ndeki başarıları ve Anafartalar'da kazandığı efsanevi zafer, asker yönünün dünya çapında da üne ulaşan ilk pırıltıları olmuştur.
O, Çanakkale Muharebeleri'nden sonra Kafkas, Doğu ve Suriye Cepheleri'ndeki hizmetleri sonunda bütün yurtta ve dünyada artık bir kahraman olarak tanınmış bulunuyordu.
Özellikle İstiklal Savaşı'mızda yarattığı destanlar, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın askerî alandaki dehasının kanıtları olmuştur. Sakarya Savaşı ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu destanlar dizisinin son halkalarıdır.
Atatürk'e göre zafer başlı başına bir amaç değildir. O şöyle der: "Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden sonra daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için gerekli, en belli başlı bir vasıtadır. Gaye düşüncedir. Zafer, bir fikrin elde edilişine yardımı oranında değer kazanır. Bir fikrin elde edilmesine dayanmayan bir zafer sürekli olamaz. O boş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur."
Onun içindir ki Büyük Taarruz'la gerçekleştirilen zafer, Türkiye Cumhuriyeti'ni doğurmuştur.
Atatürk'ün askerî dehası; devlet kuruculuğu, devlet adamlığı ve inkılapçı yönüyle devam eder. Bu yönleri ile de Atatürk, Komutan Atatürk kadar ünlüdür. Çağdaş yazarlar ve düşünürler, Atatürk'ün devlet adamlığını ve bu arada onun köklü reformlarını hâlâ incelemekte ve değerlendirmektedirler.
Atatürk'ün meslek olarak askerliği seçmiş olduğu göz önünde tutulacak olursa onun devlet adamlığı ve inkılapçılığı daha da önem ve değer kazanır. Atatürk'ü bu alanda hazırlayan ve yetiştiren, o dönemdeki ortam ve bu ortamı hazırlayan sebeplerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde toplumda, devlet kuruluşlarında ve ekonomide meydana gelen büyük çöküş, doğal olarak devleti çok güçsüz bırakmıştı. Bu güçsüzlük sosyal hayatta dengesizliklere neden olduğu gibi siyasal egemenlik anlayışını da sarsmış bulunuyordu. Bu ortam içerisinde çıkış yolu arayanlar ve duruma çare bulmak isteyen çevreler ve hamiyetli kişiler de vardı. Bunlar da çeşitli düşünce akımlarına sarılmışlardı. Mustafa Kemal'in gençlik yılları işte Osmanlı İmparatorluğu'nun bu sarsıntılı döneminde oluşan olaylar arasında geçmiş ve o, bu olayların fikrî değerlendirmesiyle olgunlaşmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'nda müttefikleri ile birlikte yenilmesi ve siyasal alanda parçalanma tehlikesi ile karşılaşması, bu imparatorluk içerisindeki ana unsur olan Türklerin bağımsızlık savaşı yapmalarını zorunlu hâle getirmiş ve bu zorunluluk Türk tarihinde "Atatürk Devrimi" adıyla ortaya çıkan köklü değişiklik hareketinin de başlangıcı olmuştu. Bir taraftan dış müstevliye ve diğer taraftan içeride onunla iş birliği yolunu seçen kişi ve müesseselere karşı sürdürülen Millî Mücadele de yeni bir Türkiye Devleti'nin kurulmasıyla hukuki ve yasal temellere dayalı bir güvence sağlanmıştır.
Anadolu'nun ortasında kurulan bu devlet, yeni meclisi ve düzenli ordusuyla Türk İstiklal Savaşı'nın hem karar vericisi, hem planlayıcısı ve hem de uygulayıcısı olmuştur.
Türk İstiklal Savaşı kazanıldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal'in devlet adamlığı bu yüce vazifeyle değil, gerçekte daha önceleri başlamıştı. O, Millî Mücadele içinde askerî harekâtla siyasal sevk ve idareyi birlikte yürütmüştü.
Atatürk'ün devlet adamlığı, onun Türkiye'nin sorunlarına eğilmesiyle, Türk halkının refahına yönelik karar ve uygulamalara başlamasıyla etkinlik kazanmıştı. Onun en yakın çalışma arkadaşı İnönü, "Atatürk'ün askerlik nitelikleri gerçekten yüksektir. Siyasi niteliklerinin daha da büyük olduğu görülür. Bu ikisi birleşince Atatürk'ün kişiliği müstesna bir ölçüye varmış oluyor." der.
Düşmanın denize dökülmesinden sonra çok çetin müzakereler sonucu imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın gerçekleştirilmesi ve kapitülasyonların kaldırılarak Türk ulusuna yargıda, siyasette ve ekonomide tam bağımsızlık kazandırılması, incelik isteyen devlet adamı hasletlerindendir. Kuşkulu hedefler yerine maceradan uzak bir tutumla: "Biz yaşamak ve bağımsızlık isteyen bir milletiz. Yalnız ve ancak onun için canımızı feda ederiz." diyen Mustafa Kemal, mantığa dayalı ve akılcı bir devlet adamının örneğini vermişti.
Devlet adamlarında bulunması gereken vasıfların en önemlilerinden birisi de devlet işlerinin bir plan ve programa göre yürütülmesidir. Atatürk aynı zamanda plan ve program adamıydı. O, Türk inkılaplarının başlangıç yıllarında 1932'de Ankara'da yaptığı bir konuşmada, "Çalışmalarımız yıllarca takip ve tatbik edilecek bir programa dayanmadıkça başarısızlığa mahkûmdur. Objektif olduğu kadar milletimizin acil ihtiyaçlarına çare bulacak bir programa dayanmayan ıslahat teşebbüsleri, şahsi ve keyfi olmaktan kurtulamaz." diyen Atatürk, kalkınmanın bir plana göre düzenlenmesini ve halk tarafından benimsenmesini önemle işaret eder. O, gücünü daima halktan alan bir devlet adamıydı.
Atatürk; dünyada "Kemalizm", "Atatürkçülük" veya "Türk İnkılabı" olarak tanınmış sosyal ve siyasal hareketi yönlendirmede ortaya yeni ilkeler atmış ve kaynağını hayat gerçeğinden alan uygulamalarda bulunmuştur. Bu uygulamalardan bazıları onun sağlığında gerçekleşmiş, bazıları da bir amaç veya hedef olarak belirtilmiştir. Bunlar, "Atatürk İlkeleri" olarak yeni Türkiye Devleti'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini oluşturur.
Türk inkılabının başlangıcında, sürdürülen bağımsızlık savaşıyla Türk yurdunun düşman işgali altından kurtarılışını izleyen günlerde Atatürk, bundan sonra asıl içimizde bulunan düşmanla edilmesi gerektiğini belirtmişti. Bu düşman içimizde, düşünce tarzımızda, tutum ve davranışlarımızdaydı. Atatürk, düşmandan kurtarılmış bir toprak üzerinde, yoksulluk ve çaresizlik içerisinde kıvranan bir ulusu çağdaş uluslar düzeyine çıkarıp mutlu, zengin ve rahat bir yaşam şekline kavuşturmayı amaçlamıştı. Sosyal alanda hurafelerle ve gerçek dışı din anlayışıyla geri kalmış, sanayiden yoksun, ekonomisi mahvolmuş bir toplum ancak köklü reformlarla değiştirilebilirdi.
Türk milletinin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmesi, onun ilkelerinde belirtilen hedeflere varılabilmesi ancak inkılapçı bir ruh ve tutumla gerçekleştirilebilirdi.
Atatürk'ün koyduğu ilkeler; belli bir kalıba sokulmaya veya dondurulmaya tabi tutulmadan, hayat gerçeğinden alınmış ve zamanın gerçeklerine göre yine inkılapçı bir anlayışla kendi yönlerinde geliştirilmesi gereken prensiplerdir. Ulusal bağımsızlık, ulusal egemenlik, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, çağdaşlaşma, inkılapçılık gibi ana ilkeler Türk inkıla

Amaç ve kapsamMadde 1
TanımlarMadde 2

Kuruluş ve Kurulun bağımsızlığıMadde 3
Kurulun görevleriMadde 4

Kurulun teşkilâtıMadde 5Başkanlık, görev ve yetkilerMadde 6
Genel Kurulun oluşumu ve görevleriMadde 7
Dairelerin oluşumu, daire başkanlarının seçimi ile görev ve yetkileriMadde 8
Dairelerin görevleriMadde 9}

Genel Sekreterliğin oluşumu ve görevleriMadde 10
Genel Sekreter ve genel sekreter yardımcılarının atanması, görev ve yetkileriMadde 11
Tetkik hâkimleriMadde 12
Bürolar ve personelMadde 13

Teftiş Kurulunun oluşumu ve görevleriMadde 14
Atanma usulleriMadde 15
Teftiş Kurulu Başkan ve başkan yardımcılarının görev ve yetkileriMadde 16
Kurul müfettişlerinin görev ve yetkileriMadde 17

Üyelerin seçimiMadde 18
Seçimlerin zamanıMadde 19

Seçim usulüMadde 20

Seçme ve seçilme hakkıMadde 21
Seçimlerin yönetim ve denetimiMadde 22
Seçmen listelerinin belirlenmesiMadde 23
Başvurular ve aday listelerinin düzenlenmesi, seçimin yapılacağı tarihMadde 24
Propaganda yasağıMadde 25
Adaylıktan çekilme veya seçilme yeterliliğinin kaybedilmesiMadde 26

Üyelikte boşalma hâlinde seçimMadde 27
Üyeliğin sona ermesiMadde 28

Genel Kurul toplantı ve karar yeter sayısıMadde 29
Dairelerin toplantı ve karar yeter sayısıMadde 30
OylamaMadde 31
Kurul kararları ve tutanaklarMadde 32
Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yoluMadde 33

Üyelerin hukukî durumları ve özlük işleriMadde 34
Başka iş ve görevlerMadde 36

Üyelerin disiplin soruşturma ve kovuşturması işlemleriMadde 37
Disiplin cezaları ve yerine getirilmesiMadde 37
Üyelerin adlî suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulüMadde 38
Ortak hükümlerMadde 39

İşe bakamamaMadde 40
Çekilme ve retMadde 41

Tekrar atanmaMadde 42
KadrolarMadde 43
BütçeMadde 44
YönetmelikMadde 45
Değişiklik yapılan ve yürürlükten kaldırılan hükümler ile atıflarMadde 46
AtıflarEk madde 1

Ek madde 2

Bütçe tahsisi, hizmet birimlerinin faaliyete geçmesi ve yönetmeliklerGeçici madde 1

Mali ve sosyal haklar ile emeklilikGeçici madde 2

Hakkında meslekten çıkarma kararı verilmiş olanların durumuGeçici madde 3

(Ek: 15/2/2014-6524/39 md.)Geçici madde 4

(Ek: 15/2/2014-6524/39 md.)Geçici madde 5

(Ek: 2/12/2014-6572/47 md.)Geçici madde 6

(Ek: 15/8/2017-KHK-694/160 md.; Aynen kabul: 1/2/2018- 7078/155 md.)Geçici madde 7

YürürlükMadde 47
YürütmeMadde 48

Madde 1 - 6136 sayılı Kanun kapsamına giren ateşli silahlar ve mermiler ile
Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesinde belirtilen dinamit, bomba veya buna ben-
zer yıkıcı veya öldürücü alet veya barut ve benzeri ateşli eczaları ruhsatsız
olarak bulunduranlar ile 6136 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasında
yazılı olan kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, ka-
satura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli
veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nite-
likteki benzeri aletleri bulunduranlar; bunları bu Kanunun yürürlüğe girdiği ta-
rihten itibaren 15 gün içinde mahalli askeri veya mülki makamlara teslim ettik-
leri takdirde haklarında takibat yapılmaz.
Madde 2 - (Mülga: 25/12/1985 - 3250/3 md.)
Madde 3 - Bu Kanunla getirilmiş bulunan 15 günlük teslim süresi içinde 1 in-
ci maddede sayılan her türlü silah ve patlayıcı maddeler ile diğer aletleri kul-
lanarak bir suç işleyenler veya bunları ilgili mercilere teslim amacı dışında
taşıdıkları sübuta ulaşanlar bu Kanunun birinci maddesi hükmünden yararlanamaz-
lar.
Madde 4 - Bu Kanun, yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş bulunan 6136 sayılı
Kanuna veya Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesine muhalefet suçlarına hiç bir
şekilde uygulanmaz. Anılan suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar sürdürü-
lür ve kesinleşen mahkümiyet hükümleri de aynen yerine getirilir.
Ek Madde 1 - (Ek: 14/1/1982 - 2583/1 md.)
Bu Kanunun 1 inci maddesinde sayılan silah, mermi, patlayıcı madde, diğer
alet ve benzerlerini 29 Eylül 1980 günü ile bu Kanunun yayımlandığı günün mesai
bitimi arasında resmi makamlara kendiliğinden veya çağrı veya uyarı üzerine;
teslim edenler, yerlerini bildirenler ile Güvenlik Kuvvetleri veya diğer yetki-
lilerce bulunabilecek yerlere bırakmak suretiyle terkedenler hakkında takibat
yapılmaz. Hükmolunmuş cezalar yerine getirilmez ve kanuni sonuçları ortadan
kalkar. Şu kadarki, tahsil edilmiş para cezaları iade edilmez. Mahkümiyet hüküm-
lerine ait sicil varakaları adli sicilden çıkarılır. Aynı mahiyetteki cezalara
ait fişlerden sicil tesis edilmemiş olanlar için sicil varakası tesis edilmez.
KANUNLAR, ŞUBAT 1991 (Ek - 7)
Ancak;
a) 25 Eylül 1980 gün ve 2305 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmış bulunan-
lar hariç olmak üzere, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 13 ve 15 inci maddeleri
kapsamına giren suçları işleyenler,
b) 29 Eylül 1980 tarihi ile bu Kanunun yayımı tarihi arasında her türlü si-
lah, patlayıcı madde, diğer alet ve benzerlerini kullanarak taksirli suçlar ha-
riç olmak üzere bir cürüm işleyenler,
Birinci fıkra hükmünden yararlanamazlar.
Ek Madde 2 - (Ek: 14/1/1982 - 2583/1 md.)
Bu Kanun hükümleri, Ek 1 inci maddede belirtilen süre dışında 6136 sayılı
Kanuna veya Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesine muhalefet edenler hakkında
uygulanmaz.
Ek Madde 3 - (25/12/1985 - 3250/1 md.)
Bu Kanunun 1 inci maddesinde sayılan silah, mermi, patlayıcı madde, diğer
alet ve benzerlerini 21 Ocak 1982 günü ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren 60 ıncı günün mesai bitimi arasında resmi makamlara kendiliğinden veya
çağrı veya uyarı üzerine; teslim edenler, yerlerini bildirenler ile güvenlik
kuvvetleri veya diğer yetkililerce bulunabilecek yerlere bırakmak suretiyle terk
edenler hakkında takibat yapılmaz, hükmolunmuş cezalar yerine getirilmez ve ka-
nuni sonuçları ortadan kalkar. Şu kadar ki, tahsil edilmiş para cezaları iade
edilmez. Mahkümiyet hükümlerine ait sicil varakaları adli sicilden çıkarılır.
Aynı mahiyetteki cezalara ait fişlerden sicil tesis edilmemiş olanlar için sicil
varakası tesis edilmez.
Ancak; 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 13 ve 15 inci maddeleri kapsamına
giren suçları işleyenler ile her türlü silah, patlayıcı madde, diğer alet ve
benzerlerini kullanarak taksirli suçlar hariç olmak üzere suç işleyenler ve her
türlü silah, mermi, patlayıcı madde, diğer alet ve benzerlerinin kaçakçılığını
yapanlar, birinci fıkra hükmünden yararlanamazlar.
Bu madde hükümleri, bu maddede belirtilen süre dışında 6136 sayılı Kanuna
veya Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesine muhalefet edenler hakkında uygulan-
maz. (1)
Ek Geçici Madde 1 - (Ek: 1/6/1981 - 2469/1 md.)
Bu Kanunun birinci maddesinde sayılan ve mahalli askeri veya mülki makamlara
teslim edilmiş bulunan her türlü silah ve patlayıcı maddeler ile diğer aletler
ilgili makamlarca bir tutanak karşılığında 6136 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi
ve 8/5/1969 tarih, 1176 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılmak üzere Milli Savunma
Bakanlığı emrine verilir.
Ek Geçici Madde 2 - (Ek: 16/6/1983 - 2848/1 md.)
Bu Kanunun birinci maddesinde sayılan ve mahalli askeri veya mülki makamlara
teslim edilmiş bulunan her türlü silah ve patlayıcı maddeler ile diğer aletler
sahiplerinin ruhsatları olup olmadığına bakılmaksızın Devlet malı sayılarak 6136
sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ve 1176 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılmak üze-
re Milli Savunma Bakanlığı emrine verilir.
Madde 5 - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 6 - Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN 
Kanun Numarası: 6183
Kanun Kabul Tarihi: 21/07/1953
Resmi Gazete Tarihi: 28/07/1953
Resmi Gazete Sayısı: 8469

BİRİNCİ BÖLÜM: KANUNUN ŞÜMULÜ, TERİMLER, VAZİFELİLER VE SALAHİYETLİLER
KANUNUN ŞÜMULÜ:
Madde 1 - Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.
Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekil ve hapse tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur.
TAHSİLİ, TAHSİLİ EMVAL KANUNUNA ATFEDİLEN ALACAKLAR:
Madde 2 - Muhtelif kanunlarda Tahsili Emval Kanununa göre tahsil edileceği bildirilen her çeşit alacaklar hakkında da bu kanun hükümleri tatbik olunur.
KANUNDAKİ TERİMLER:
Madde 3 - Bu kanundaki amme alacağı terimi: 1 inci ve 2 nci maddeler şümulüne giren alacakları,
Amme borçlusu veya borçlu terimi: Amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini,
Alacaklı amme idaresi terimi: Devleti, vilayet hususi idarelerini ve belediyeleri,
Tahsil dairesi terimi: Alacaklı amme idaresinin bu kanunu tatbik etmekle vazifeli dairesini, servisini memur veya memurlarını,
Yalnızca mal olarak geçen terim: Menkul, gayrimenkul "gemiler dahil" mallarla, her çeşit hak ve alacakları,
Para cezaları terimi: (Değişik ibare: 04/06/2008 - 5766 S.K./1.mad) Adli ve idari para cezalarını,
Takibat giderleri terimi: Cebri icradan mütevellit muameleler sırasında yapılan zor kullanma, ilan, haciz, nakil ve muhafaza giderleri gibi her türlü giderleri,
(Ek terim: 04/06/2008 - 5766 S.K./1.mad) Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi:
Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,
(Ek terim: 04/06/2008 - 5766 S.K./1.mad) Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi:
Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,
ifade eder.
SALAHİYETLİLER VE MESULİYETLERİ:
Madde 4 - Amme idarelerinin bu kanunu tatbika salahiyetli memurlarının vazifelerini teşkilat ve vazife kanunları veya bu konu ile ilgili diğer kanun veya nizamname ve talimatnameler, mesuliyetlerini de; mesuliyeti tesis eden kanunlar tayin eder.
TAKİBATA SALAHİYETLİ TAHSİL DAİRESİ:
Madde 5 - Takibat, alacaklı amme idaresinin mahalli tahsil dairesince yapılır.
Borçlu veya malları başka mahallerde bulunduğu takdirde, tahsil dairesi borçlunun veya mallarının bulunduğu mahalde yapılacak takipleri o mahaldeki aynı neviden amme idaresinin tahsil dairelerine niyabeten yaptırır.
YARDIM MECBURİYETİ:
Madde 6 - Tahsil dairelerince bu kanuna göre yapılan tebliğ ve verilen emirleri derhal yapmaya ve neticesini geciktirmeksizin tahsil dairesine bildirmeye alakadarlar mecburdurlar.
Makbul bir özre dayanmadan bu mecburiyeti ifa etmiyenler hakkında Cumhuriyet Savcılığınca umumi hükümlere göre doğrudan doğruya takibat yapılır.
BORÇLUNUN ÖLÜMÜ:
Madde 7 - Borçlunun ölümü halinde, mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında da bu kanun hükümleri tatbik edilir. Borçlunun ölümünden evvel başlamış olan muamelelere devam olunur. Terekenin bir mahkeme veya iflas dairesi tarafından tasfiyesini gerektiren haller bu hükmün dışındadır.
Mirasın tutulan defter mucibince kabulü halinde, mirasçı, deftere kaydedilmemiş olsa dahi amme alacağından mirastan kendisine düşen miktar ile mesuldür.
Defter tutma muamelesinin devamı müddetince satış yapılamaz.
TEBLİĞLER VE MÜDDETLERİN HESAPLANMASI:
Madde 8 - Hilafına bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur.
İKİNCİ BÖLÜM: AMME ALACAKLARININ KORUNMASI
I - TEMİNAT HÜKÜMLERİ
TEMİNAT İSTEME:
Madde 9 - (Değişik fıkra: 26/11/1980 - 2347/1. md.) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat istenir.
Türkiye'de ikametgahı bulunmıyan amme borçlusunun durumu amme alacağının tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesi kendisinden teminat istiyebilir.
TEMİNAT VE DEĞERLENMESİ:
Madde 10 - Teminat olarak şunlar kabul edilir:
1. Para,
2. (Değişik bend: 17/09/2004 - 5234 S.K./7.mad) *1* *2* Bankalar ve özel finans kurumları tarafından verilen süresiz teminat mektupları,
3. (Değişik bend: 17/09/2004 - 5234 S.K./7.mad) *1* *2* Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler (Nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmiş ise bu işlemlerde anaparaya tekabül eden satış değerleri esas alınır.),
4. Hükümetçe belli edilecek Milli esham ve tahvilat "Bu esham ve tahvilat, teminatın kabul edilmesine en yakın borsa cetvelleri üzerinden %15 noksaniyle değerlendirilir.",
5. (Değişik bent: 13/06/1963 - 251/1. md.) İlgililer veya ilgililer lehine üçüncü şahıslar tarafından gösterilen ve alacaklı amme idaresince haciz varakasına müsteniden haczedilen menkul ve gayrimenkul mallar.
Teminat sonradan tamamen veya kısmen değerini kaybeder veya borç miktarı artarsa, teminatın tamamlanması veya yerine başka teminat gösterilmesi istenir.
Borçlu verdiği teminatı kısmen veya tamamen aynı değerde başkalarıyle değiştirebilir.
ŞAHSİ KEFALET:
Madde 11 - 10 uncu maddeye göre teminat sağlıyamıyanlar muteber bir şahsı müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu gösterebilir.
Şahsi kefalet tesbit edilecek şartlara uygun olarak noterden tasdikli mukavele ile tesis olunur.
Şahsi kefaleti ve gösterilen şahsı kabul edip etmemekte alacaklı tahsil dairesi muhtardır.
Amme alacağını ödiyen kefile buna dair bir belge verilir.
TEMİNAT HÜKMÜNDE OLAN EŞYA:
Madde 12 - Bar, otel, han, pansiyon, çalgılı yerler, sinemalar, oyun ve dans yerleri, birahane, meyhane, genel evler içerisinde bulunan eşya ve malzeme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 270, 271 inci maddeleri hükümleri mahfuz kalmak şartiyle bu müesseselerin işletilmesinden doğan amme borçlarına karşı teminat hükmündedir.
Noterden tasdikli icar mukavelesinde gayrimenkul sahibinin demirbaşı olarak kayıtlı eşya ve malzemesi ile otel, han ve pansiyonlardaki misafir ve kiracıların kendilerine ait eşyaları bu hükümden hariçtir.
Üçüncü şahısların Medeni Kanunun 688 ve Borçlar Kanununun 222 nci maddelerine müsteniden yapacakları istihkak iddiaları mahfuz kalmak şartiyle, bu yerlerdeki mallar üzerindeki istihkak iddiaları alacaklı amme idaresinin bu teminat hakkını ihlal etmez.
II - İHTİYATİ HACİZ
İHTİYATİ HACİZ:
Madde 13 - ihtiyati haciz aşağıdaki hallerden herhangi birinin mevcudiyeti takdirinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun karariyle, haczin ne suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre, derhal tatbik olunur:
1. 9 uncu madde gereğince teminat istenmesini mucip haller mevcut ise,
2. Borçlunun belli ikametgahı yoksa,
3. Borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimalleri varsa,
4. Borçludan teminat göstermesi istendiği halde belli müddette teminat veya kefil göstermemiş yahut şahsi kefalet teklifi veya gösterdiği kefil kabul edilmemişse,
5. Mal bildirimine çağrılan borçlu belli müddet içinde mal bildiriminde bulunmamış veya noksan bildirimde bulunmuşsa,
6. Hüküm sadır olmuş bulunsun bulunmasın para cezasını müstelzim fiil dolayısiyle amme davası açılmış ise,
7. İptali istenen muamele ve tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden çıkarılmışsa elden çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu kanunun 27, 29, 30 uncu maddelerinin tatbikını icabettiren haller varsa.
İHTİYATİ HACİZDE BORÇLU TARAFINDAN GÖSTERİLECEK TEMİNAT:
Madde 14 - İhtiyaten haczolunan mallar istenildiği zaman para veya ayın olarak verilmek ve bu hususu temin için malların kıymetleri depo edilmek yahut tahsil dairesinin bulunduğu mahalde ikametgah sahibi bir şahıs müteselsil kefil gösterilmek şartiyle borçluya ve mal üçüncü şahıs yedinde haczolunmuşsa bir taahhüt senedi alınarak kendisine bırakılabilir.
İHTİYATİ HACZE İTİRAZ:
Madde 15 - Haklarında ihtiyati haciz tatbik olunanlar haczin tatbikı, gıyapta yapılan hacizlerde haczin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde ihtiyati haciz sebebine itiraz edebilirler.
itirazın şekli ve incelenmesi hususunda Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur. Bu ihtilaflar itiraz komisyonlarınca diğer işlere takdimen incelenir ve karara bağlanır. İtiraz komisyonlarının bu konuda verecekleri kararlar kesindir.
İHTİYATİ HACZİN KALDIRILMASI:
Madde 16 - Borçlu, 10 uncu maddenin 5 inci bendinde yazılı menkul mallar hariç olmak üzere, mezkur maddeye göre teminat gösterdiği takdirde ihtiyati haciz, haczi koyan merci tarafından kaldırılır.
III - İHTİYATİ TAHAKKUK
İHTİYATİ TAHAKKUK:
Madde 17 - (Değişik fıkra: 26/11/1980 - 2347/2. md.) Aşağıdaki hallerden birinin bulunması takdirinde vergi dairesi müdürünün (5345 sayýlý Kanun uyarýnca vergi 

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir.

MADDE 2 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Çevre ve Şehircilik Bakanlığını,
b) İdare: Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeleri, bu sınırlar dışında il özel idarelerini, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerini ve Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi hâlinde büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyelerini,
c) Rezerv yapı alanı: Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenen alanları,
ç) Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alanı,
d) Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı,
e) TOKİ: Toplu Konut İdaresi Başkanlığını,
ifade eder.

MADDE 3 – (1) Riskli yapıların tespiti, Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde masrafları kendilerine ait olmak üzere, öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından, Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılır ve sonuç Bakanlığa veya İdareye bildirilir. Bakanlık, riskli yapıların tespitini süre vererek maliklerden veya kanuni temsilcilerinden isteyebilir. Verilen süre içinde yaptırılmadığı takdirde, tespitler Bakanlıkça veya İdarece yapılır veya yaptırılır. Bakanlık, belirlediği alanlardaki riskli yapıların tespitini süre vererek İdareden de isteyebilir. Bakanlıkça veya İdarece yaptırılan riskli yapı tespitlerine karşı maliklerce veya kanuni temsilcilerince onbeş gün içinde itiraz edilebilir. Bu itirazlar, Bakanlığın talebi üzerine üniversitelerce, ilgili meslek disiplini öğretim üyeleri arasından görevlendirilecek dört ve Bakanlıkça, Bakanlıkta görevli üç kişinin iştiraki ile teşkil edilen teknik heyetler tarafından incelenip karara bağlanır. Bakanlık veya İdare tarafından yapılan tespit işleminin masrafı ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. Tapu müdürlüğü, binanın paydaşlarının müteselsil sorumlu olmalarını sağlamak üzere tapu kaydındaki arsa payları üzerine, masraf tutarında müşterek ipotek belirtmesinde bulunarak Bakanlığa veya İdareye ve binanın ayni ve şahsi hak sahiplerine bilgi verir.

(2) Riskli yapılar, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilmek üzere, tespit tarihinden itibaren en geç on iş günü içinde Bakanlık veya İdare tarafından ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. Tapu kütüğüne işlenen belirtmeler hakkında, ilgili tapu müdürlüğünce ayni ve şahsi hak sahiplerine bilgi verilir.
(3) Bakanlığın talebi üzerine; 28/12/1960 tarihli ve 189 sayılı Millî Savunma Bakanlığı İskân İhtiyaçları İçin Sarfiyat İcrası ve Bu Bakanlıkça Kullanılan Gayrimenkullerden Lüzumu Kalmıyanların Satılmasına Salâhiyet Verilmesi Hakkında Kanun ve 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında bulunan yerler de dâhil olmak üzere, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında olup Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan;
a) Kamu idarelerine tahsisli olanlar, ilgili kamu idaresinin görüşü alınarak, 189 ve 2565 sayılı kanunlar kapsamında bulunan yerler için Millî Savunma Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Maliye Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla,
b) Kamu idarelerine tahsisli olmayanlar, ilgili kamu idaresinin görüşü alınarak Maliye Bakanlığınca,
Bakanlığa tahsis edilir veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdareye bedelsiz olarak devredilebilir.

(4) Hazine dışındaki kamu idarelerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar, bu Kanunun amaçları çerçevesinde kullanılmak üzere maliki olan kamu idarelerinin görüşü alınarak Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla Bakanlığa tahsis edilerek tasarrufuna bırakılır veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdareye bedelsiz olarak devredilebilir. Bu Kanuna göre uygulamada bulunulan alanlarda yer alan tescil dışı alanlar, tapuda Hazine adına tescil edildikten sonra Bakanlığa tahsis edilerek tasarrufuna bırakılır veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdareye bedelsiz olarak devredilebilir.
(5) Tahsis ve devir tarihinden itibaren üç yıl içinde ve gerekli görülen hâllerde Bakanlığın talebi üzerine Maliye Bakanlığınca uzatılan süre içinde maksadına uygun olarak kullanılmadığı Bakanlıkça tespit edilen taşınmazlar, bedelsiz olarak ve resen tapuda Hazine adına tescil edilir veya önceki maliki olan kamu idaresine devredilir.
(6) 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamında olup riskli alanlarda ve riskli yapılarda yaşayanların nakledilmesi için Bakanlıkça ihtiyaç duyulan taşınmazlar, 4342 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendindeki alanlardan sayılarak, tahsis amaçları aynı maddeye göre değiştirilip tapuda Hazine adına tescil edilir; bu taşınmazlar hakkında bu Kanuna göre uygulamada bulunulur.
(7) Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler de bu Kanun hükümlerine tabi olur.

MADDE 4 – (1) Bakanlık veya uygulamayı yürütmesi hâlinde TOKİ veya İdare, riskli alanlarda, riskli yapıların bulunduğu taşınmazlarda ve rezerv yapı alanlarında bu Kanun kapsamındaki proje ve uygulamalar süresince her türlü imar ve yapılaşma işlemlerini geçici olarak durdurabilir.

(2) 3 üncü maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen taşınmazlar, tahsis ve devir işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar Maliye Bakanlığınca satılamaz, kiraya verilemez, tahsis edilemez, ön izne veya irtifak hakkına konu edilemez.
(3) Uygulama sırasında Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından talep edilmesi hâlinde, hak sahiplerinin de görüşü alınarak, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmez ve verilen hizmetler kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulur.

MADDE 5 – (1) Riskli yapıların yıktırılmasında ve bunların bulunduğu alanlar ile riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esastır. Anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine veya malik olmasalar bile kiracı veya sınırlı ayni hak sahibi olarak bu yapılarda ikamet edenlere veya bu yapılarda işyeri bulunanlara geçici konut veya işyeri tahsisi ya da kira yardımı yapılabilir.

(2) Uygulamanın gerektirmesi hâlinde, birinci fıkrada belirtilenler dışında olup riskli yapıyı kullanmakta olan kişilere de birinci fıkra hükümleri uygulanabilir. Bu kişiler ile yapılacak olan anlaşmanın, bunlara yardım yapılmasının ve enkaz bedeli ödenmesinin usul ve esasları Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.
(3) Uygulamaya başlanmadan önce, riskli yapıların yıktırılması için, bu yapıların maliklerine altmış günden az olmamak üzere süre verilir. Bu süre içinde yapı, malik tarafından yıktırılmadığı takdirde, yapının idari makamlarca yıktırılacağı belirtilerek ve tekrar süre verilerek tebligatta bulunulur. Verilen bu süre içinde de maliklerince yıktırma yoluna gidilmediği takdirde, bu yapıların insandan ve eşyadan tahliyesi ve yıktırma işlemleri, yıktırma masrafı ile gereken diğer yardım ve krediler öncelikle dönüşüm projeleri özel hesabından karşılanmak üzere, mahallî idarelerin de iştiraki ile mülki amirler tarafından yapılır veya yaptırılır.
(4) Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen usullere göre süresinde yıktırılmadığı tespit edilen riskli yapıların yıktırılması, Bakanlıkça yazılı olarak İdareye bildirilir. Buna rağmen yıktırılmadığı tespit edilen yapılar, Bakanlıkça yıkılır veya yıktırılır. Uygulamanın gerektirmesi hâlinde Bakanlık, yukarıdaki fıkralarda belirtilen tespit, tahliye ve yıktırma iş ve işlemlerini bizzat da yapabilir.
(5) Bakanlık veya İdare tarafından yapılan yıktırmanın masrafları, ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. Tapu müdürlüğü, yıkılan binanın paydaşlarının müteselsil sorumlu olmalarını sağlamak üzere tapu kaydındaki arsa payları üzerine masraf tutarında müşterek ipotek belirtmesinde bulunarak Bakanlığa veya İdareye ve binanın ayni ve şahsi hak sahiplerine bilgi verir.

MADDE 6 – (1) Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyeti, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edilir. Bu taşınmazların sicilinde bulunan taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, hisseler üzerinde devam eder. Bu şekilde belirlenen uygulama alanında cins değişikliği, tevhit ve ifraz işlemleri Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayanların bağımsız bölümlerine ilişkin arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği

Madde 1 - Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, bu kanun hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir. Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir yapının, birinci fıkrada yazılı nitelikteki bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, arsa maliki veya arsanın ortak malikleri tarafından, bu kanun hükümlerine göre irtifak hakları kurulabilir.

Madde 2- Bu kanuna göre :

a)      Kat mülkiyetine konu olan gayrimenkulün bütününe (Anagayrimenkul); yalnız esas yapı kısmına (Anayapı) anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup, bu kanun hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine (Bağımsız bölüm); bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan yerlere (Eklenti); bağımsız bölümler üzerinde kurulan mülkiyet hakkına (Kat mülkiyeti) ve bu hakka sahip olanlara (Kat maliki);
b)      Anagayrimenkulün bağımsız bölümleri dışında kalıp, korunma ve ortaklaşa kullanma veya faydalanmaya yarıyan yerlerine (Ortak yerler); kat maliklerinin ortak malik sıfatiyle paydaşı bulundukları bu yerler üzerindeki faydalanma haklarına (Kullanma hakkı);
c)      (Değişik: 13/4/1983 - 2814/1 md.) Bir arsa üzerinde ileride kat mülkiyetine konu olmak üzere yapılacak veya yapılmakta olan bir veya birden çok yapının bağımsız bölümleri için o arsanın maliki veya ortak malikleri tarafından bu Kanun hükümlerine göre kurulan irtifak hakkına (kat irtifakı); bu hakka sahip olanlara da (kat irtifak sahibi); d) Arsanın, bu kanunda yazılı esasa göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarına (Arsa payı); e) Kat mülkiyetinin veya irtifakının kurulmasına ait resmi senede (Sözleşme); Denir.

Madde 3 –
Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir. (Değişik: 13/4/1983 - 2814/2 md.) Kat mülkiyeti, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilme halinde ise, bu tarihteki değeri ile oranlı olarak tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin değerleri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır. Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapı tamamlandıktan sonra arsanın malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerin veya bunlardan birinin tapu idaresine yapacağı yazılı bir istem üzerine, bu kanunda gösterilen şartlar uyarınca, kat mülkiyetine çevrilir.

Madde 4 - Ortak yerlerin konusu sözleşme ile belirtilebilir. Aşağıda yazılı yerler ve şeyler bu kanun gereğince her halde ortak yer sayılır.

a)      Temeller ve ana duvarlar, bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, tavan ve tabanlar, avlular, genel giriş kapıları,antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar ve buralardaki genel tuvalet ve lavabolar, kapıcı daire veya odaları, genel çamaşırlık ve çamaşır kurutma yerleri, genel kömürlük ve ortak garajlar, elektrik, su ve havagazı saatlerinin korunmasına mahsus olup bağımsız bölum dışında bulunan yuvalar ve kapalı kısımlar, kalorifer daireleri,kuyu ve sarnıçlar, yapının genel su depoları, sığınaklar,
b)      Her kat malikinin kendi bölümü dışındaki kanalizasyon tesisleri ve çöp kanalları ile kalorifer, su,havagazı ve elektrik tesisleri, telefon, radyo ve televizyon için ortak şebeke ve antenler sıcak ve soğuk hava tesisleri,
c)      Çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri. Yukarıda sayılanların dışında kalıp da, yine ortaklaşa kullanma, korunma veya, faydalanma için zaruri olan diğer yerler ve şeyler de (Ortak yer) konusuna girer.

Madde 5 - Kat mülkiyetinin başkasına devri veya miras yoliyle geçmesi halinde, ona bağlı arsa payı da birlikte geçer; arsa payı, kat mülkiyetinden veya kat irtifakından ayrı olarak devredilemiyeceği gibi, miras yolu ile de geçmez ve başka bir hakla kayıtlanamaz. Anagayrımenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz. Kat mülkiyetini kayıtlayan haklar, kendiliğinden arsa payını da kayıtlar. Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde bu hakla bağdaşması mümkün olmıyan irtifaklar kurulamaz. Anagayrimenkulde kat mülkiyetinin kurulmasından önce o gayrimenkulün kütükteki sayfasına tescil veya şerhedilmiş olan haklar kat mülkiyetini de, kaide olarak arsa payı oranında, kendiliğinden kayıtlar.

Madde 6 - Bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan kömürlük, su deposu, garaj, elektrik, havagazı veya su saati yuvaları, tuvalet gibi eklentiler, ait olduğu bağımsız bölümün bütünleyici parçası sayılır ve o bölümün maliki, eklentilerin de tek başına maliki olur. Eklentiler kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesine kaydedilir ve bunlardan anayapının oturduğu zeminin dışında kalanlar kadastro planında veya tapu haritasında ayrıca gösterilir. Bağımsız bölüm üzerinde kat mülkiyetiyle ve diğer kat maliklerinin haklariyle bağdaşması mümkün olmıyan irtifaklar kurulamaz. Bağımsız bölümlerin başkasına devri, kayıtlanması veya kiralanması halinde, eklentiler ve ortak yerler de kendiliğinden devredilmiş,kayıtlanmış vaya kiralanmış olur.

Madde 7 - Kat mülkiyetine veya kat irtifakına tabi olan gayrimenkulde ortaklığın giderilmesi istenemez. Bağımsız bölümler, bağımsız bir gayrimenkul gibi dava ve takip konusu olabilir bunlarda ortaklığın giderilmesi istenebilir.

Madde 8 - (Değişik birinci fıkra:13/4/1983 - 2814/3 md.) Kat mülkiyeti kurulmuş bir gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden birinin veya, kat irtifakı bağlanmış arsa payının satılması halinde diğer kat maliklerinin veya irtifak hakkı sahiplerinin öncelikle satın alma hakkı yoktur. Bir bağımsız bölümün paydaşlarından birinin kendi payını başkasına satması halinde öteki paydaşlar, öncelikle satınalma hakkını kullanabilirler. Sözleşmede bu maddenin aksine hüküm konulabilir.

Madde 9 - Kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlasmazlıklar, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanır.

Madde 10 - Kat mülkiyeti ve kat irtifakı resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğar. Anagayrimenkulün tümünün mülkiyeti (Kat mülkiyeti) ne çevrilmeden o gayrimenkulün yalnız bir veya birkaç bölümü üzerinde kat mülkiyeti kurulamaz. Kat mülkiyeti kurulurken aynı katta birbirine bitişik bulunan birden fazla bölüm, kat mülkiyeti kütuğüne tek bağımsız bölüm olarak tescil edilebilir. Kat mülkiyetinin tescili, tapu memurunca düzenlenen resmi senet uyarınca veya aşağıdaki fıkraya göre verilen bir mahkeme hükmü ile yapılır. Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hakim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12 nci maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir.

Madde 11
Kat mülkiyeti, Tapu Sicili Tüzüğüne göre tutulacak (Kat mülkiyeti kütüğü) ne tescil olunur, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescille ilgili genel hükümler, kat mülkiyeti kütüğüne yapılacak tescillerde de uygulanır. Kat irtifaklarının tescili kat mülkiyeti kütüğüne yapılmayıp, bu kanunda yazılı ilgili hükümler gözetilmek şartiyle, irtifak haklarının tesciline ait genel hükümlere göre yapılır. Henüz kadastrosu yapılmamış olan yerlerde kat mülkiyeti, Tapu Sicili Tüzüğündeki formüle göre, ayrıca tutulacak (Kat mülkiyeti zabıt defteri) ne tescil olunur.

Madde 12 - (Değişik: 13/4/1983 - 2814/4 md.) Kat mülkiyetinin kurulması için, anagayrimenkulün kat mülkiyetine çevrilmesi hususunda o gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanan bir dilekçenin tapu idaresine verilmesi veya istemde bulunulması lazımdır. Bu dilekçede veya istem üzerine tapu idaresince düzenlenecek tutanakta, anagayrimenkulün kat mülkiyetine konu olacak bağımsız bölümlerinin ayrı ayrı değerlerinin ve bu bölümlere değerleri ile oranlı olarak tahsisi istenen arsa paylarının gösterilmesi şarttır. Dilekçeye veya istem tutanağına, kanunlara göre temliki tasarruflar için verilmesi gerekenlerden başka, aşağıda yazılı belgeler de eklenir.

a)      Anagayrimenkulün (yapı veya yapıların) dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti ve ortak yerlerinin ölçüleri açıkça gösterilmek suretiyle bir mimar veya mühendis tarafından yapılan ve anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanan ve içinde gösterilenlerin doğruluğu belediyece tasdik olunan proje ve birden çok yapılarda yerleşimlerini gösteren vaziyet planı ile belediyece verilen yapı kullanma belgesi;
b)      Anagayrimenkulün (yapı veya yapıların) ön ve arka cephelerini ve mümkünse yarı cephelerini gösteren, en az 13x18 büyüklüğünde ve doğruluğu belediyece tasdikli bir fotoğraf;
c)      Her bağımsız bölümün arsa payını, kat, daire, iş bürosu gibi nevini ve bunların birden başlayıp sıra ile giden numarasını, varsa eklentisini gösteren ve anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanmış noterden tasdikli liste;
d)      Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler taraf

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ (İNSAN HAKLARINI VE ANA HÜRRİYETLERİNİ KORUMA SÖZLEŞMESİ)
Resmi Gazete Tarihi: 19/03/1954
Resmi Gazete Sayısı: 8662
Kabul Tarihi ve Yeri: 04.11.1950, Roma
Geçerli Dili: İngilizce ve Fransızca
Depositer: Avrupa Konseyi Genel Sekreteri
Türkiye'nin İmza Tarihi: 20.03.1952
Onay Şekli: Onay Kanunu
İhtirazi Kaydı: "İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesine Ek Protokolün ikinci maddesi 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanununun hükümlerini ihlal etmez".
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve buna Ek Protokolün tasdiki hakkında Kanun
Kanun No: 6366
Kanun Tarihi: 10/03/1954
Resmi Gazete Tarihi: 19.03.1954
Resmi Gazete No: 8662
Madde 1- Hükümetimizce 4 Kasım 1950 tarihinde Roma'da imzalanmış olan "İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi" tasdik edilmiştir.
Madde 2- Hükümetimizce 20 Mart 1952 tarihinde Paris'de imzalanmış olan "İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesine Ek Protokol" müteakip üçüncü maddedeki ihtirazi kayıtla tasdik edilmiştir.
Madde 3- İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesine Ek Protokolün ikinci maddesi 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanununun hükümlerini ihlal etmez.
Madde 4- Bu kanun neşri tarihinden itibaren mer'iyete girer.
Madde 5- Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
13/03/1954
DİBACE
Avrupa Konseyi Üyesi olan Âkıd Hükümetler,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini;
Bu beyannamenin metninde mezkûr hakların her yerde ve fiilen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya matuf bulunduğunu;
Avrupa Konseyinin gayesini; üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri korunma ve gelişmesinin bu gayeye ulaşmak yollarından birini teşkil ettiğini dikkat nazarına alarak;
Dünyada barış ve adaletin asıl temelini teşkil eden ve idamesi her şeyin fevkinde olarak, bir taraftan, hakikaten demokratik bir siyasi rejim ve diğer taraftan, insan haklarına müştereken hürmet ve bu konuda ortak bir anlayış esaslarına istinadeden bu ana hürriyetlere derin bağlılıklarını teyidederek;
Aynı telâkkiyi taşıyan ve ideal ve siyasi ananeler, hürriyete saygı ve hukukun üstünlüğü hususlarında müşterek bir mirasa sahip bulunan Avrupa devletleri hükümetleri sıfatiyle, Evrensel Beyannamede yazılı bazı hakların müştereken sağlanmasını temine yarıyacak ilk tedbirleri almayı kararlaştırarak;
aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1 - İnsan haklarına saygı yükümlülüğü
Yüksek Âkıd Taraflar kendi kaza haklarına tabi her ferde işbu Sözleşmenin birinci faslında tarif edilen hak ve hürriyetleri tanırlar.
BÖLÜM I : HAKLAR VE HÜRRİYETLER
Madde 2 - Yaşama hakkı
1. Her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infazı dışında, hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıda derpiş edilen zaruret halleri dışında, bu maddenin ihlâli suretiyle yapılmış telâkki olunmaz:
a) Her ferdin gayrimeşru cebir ve şiddete karşı korunmasını sağlamak için,
b) Kanun hükümleri dahilinde bir tevkifi yerine getirmek veya kanuna uygun olarak mevkuf bulunan bir şahsın kaçmasını önlemek için,
c) Ayaklanma veya isyanı, kanuna uygun olarak bastırmak için,
Madde 3 - İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, gayriinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz.
Madde 4 - Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı
1. Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz veya mecburi çalışmaya tabi tutulamaz,
3. Aşağıdaki haller bu maddede kasdolunan "zorla çalıştırma veya mecburi çalışmadan" sayılmazlar:
a) İşbu Sözleşmenin 5. maddesinde derpiş edilen şartlar altında mevkuf tutulan bir kimseden mevkufiyeti veya şartla salıverilmesi süresince yapması mûtat olarak istenilecek çalışma;
b) Askeri mahiyette her hizmet yahut inançları gereğince askerlik vazifesini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru telâkki eden memleketlerde, bu inanca sahip kimselere mecburi askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;
c) Topluluğun hayat veya refahını tehdit eden buhran ve âfet hallerinde talep olunan her hizmet;
d) Normal medeni mükellefiyetler şümulüne giren her türlü çalışma veya hizmet.
Madde 5 - Hürriyet ve güvenlik hakkı
1. Her ferdin hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır. Aşağıda mezkûr haller ve kanuni usuller dışında hiç kimse hürriyetinden mahrum edilemez:
a) Salahiyetli bir mahkeme tarafından mahkûmiyeti üzerine usulü dairesinde hapsedilmesi,
b) Bir mahkeme tarafından kanuna uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı yahut kanunun koyduğu bir mükellefiyetin yerine getirilmesini sağlamak üzere yakalanması veya tevkifi,
c) Bir suç işlediği şüphesi altında olan yahut suç işlemesine veya suçu işledikten sonra kaçmasına mâni olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerin mevcudiyeti dolayısiyle, yetkili adli makam önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve hapsi,
d) Bir küçüğün nezaret altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilmiş usulüne uygun bir tevkif kararı bulunması,
e) Bulaşıcı bir hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastası, bir alkoliğin, uyuşturucu maddelere müptelâ bir kimsenin yahut bir serserinin kanuna uygun mevkufiyeti,
f) Bir kimsenin memlekete usulüne uygun olmıyarak girmekten men'i, veya hakkında bir sınır dışı kılma veya geri verme muamelesine tevessül olunması sebebiyle yakalanmasına veya tevkifine karar verilmesi,
2. Tevkif olunan her ferde, tevkifini icabettiren sebepler ve kendisine karşı vâki bütün isnatlar en kısa bir zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. İşbu maddenin I/c fıkrasında derpiş edilen şartlara göre yakalanan veya tevkif edilen herkesin, hemen bir hâkim veya adlî görevi yapmaya kanunen mezun kılınmış diğer bir memur huzuruna çıkarılması lâzım ve mâkul bir süre içinde muhakeme edilmeye yahut adlî takibat sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverme ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlıyacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalanması veya tevkif sebebiyle hürriyetinden mahrum bırakılan her şahıs hürriyeti tahdidin kanuna uygunluğu hakkında kısa bir zamanda karar vermesi ve keyfiyet kanuna aykırı görüldüğü takdirde tahliyesini emretmesi için bir mahkemeye itiraz eylemek hakkını haizdir.
5. İşbu maddenin hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tevkif muamelesinin mağduru olan her şahsın tazminat istemeye hakkı vardır.
Madde 6 - Adil yargılanma hakkı
1. Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar gerek cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan, kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından dâvasının mâkul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir.
Hüküm aleni olarak verilir, şu kadar ki demokratik bir toplulukta âmme intizamının veya millî güvenliğin veya ahlâkın yararına veya küçüğün menfaati veya dâvaya taraf olanların korunması veya adaletin selâmetine zarar verebileceği bazı hususi hallerde, mahkemece zaruri görülecek ölçüde, aleniyet dâvanın devamınca tamamen veya kısmen Basın mensupları ve halk hakkında tahdidedilebilir.
2. Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.
3. Her sanık ezcümle:
a) Şahsına tevcih edilen isnadın mahiyet ve sebebinden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek,
b) Müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olmak,
c) Kendi kendini müdafaa etmek veya kendi seçeceği bir müdafii veya eğer bir müdafi tâyin için mali imkânlardan mahrum bulunuyor ve adaletin selâmeti gerektiriyorsa, mahkeme tarafından tayin edilecek bir avukatın meccani yardımından istifade etmek,
d) İddia şahitlerini sorguya çekmek, veya çektirmek, müdafaa şahitlerinin de iddia şahitleriyle aynı şartlar altında davet edilmesini ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek,
e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak,
haklarına sahiptir.
Madde 7 - Cezaların kanuniliği
1. Hiç kimse işlendiği zaman milli veya milletlerarası hukuka göre bir suç teşkil etmiyen bir fiil veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Keza hiç kimse suç işlendiği zaman tertibi gereken cezadan daha ağır bir cezaya da çarptırılamaz.
2. İşbu madde, işlendiği zaman medeni milletler tarafından tanınan umumi hukuk prensiplerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmalden suçlu bir şahsın yargılanmasına ve cezalandırılmasına mâni değildir.
Madde 8 - Özel hayatın ve aile hayatının korunması
1. Her şahıs hususi ve ailevi hayatına, meskenine ve muhaberatına hürmet edilmesi hakkına maliktir.
2. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir cemiyette ancak milli güvenlik, âmme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamın muhafazası, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartiyle vuku bulabilir.
Madde 9 - Düşünme, vicdan ve din özgürlüğü
1. Her şahıs düşünme, vicdan ve din hürriyetine sahiptir. Bu hak din veya kanaat değiştirme, hürriyetini ve alenen veya hususi tarzda ibadet ve âyin veya öğretimini yapmak suretiyle tek başına veya toplu olarak dinini veya kanaatini izhar eylemek hürriyetini tazammun eder.
2. Din veya kanaatleri izhar etmek hürriyeti demokratik bir cemiyette ancak âmme güvenliğinin, amme nizamının, genel sağlığın veya umumi ahlâkın, yahut başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri olan tedbirlerle ve kanunla tahdit edilebilir.
Madde 10 - İfade özgürlüğü
1. Her fert ifade ve izhar hakkına maliktir. Bu hak içtihat hürriyetini ve resmî makamların müdahalesi ve memleket sınırları mevzuubahis olmaksızın, haber veya fikir almak veya vermek serbestisini ihtiva eder. Bu madde, devletlerin radyo, sinema veya televizyon işletmelerini bir müsaade rejimine tabi kılmalarına mâni değildir.
2. Kullanılması vazife 

Madde 1 – (Değişik: 30/5/1974 - KHK - 12/1 md. Aynen kabul 15/5/1975 - 1897/1 md.)
Bu Kanun, Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, İl Özel İdareleri, Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında veya Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüklerinde çalışan memurlar hakkında uygulanır.
Sözleşmeli ve geçici personel hakkında bu Kanunda belirtilen özel hükümler uygulanır.

(1) a - 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 30 uncu maddesi ile Kanunlarda geçen "Devlet Personel Dairesi" ibaresi "Devlet Personel Başkanlığı" olarak değiştirilmiştir.
b - 29/11/1984 tarihli ve 243 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 55 inci maddesine göre; 657 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerinde, 13/12/1960 gün ve 160 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine yapılan atıflar 8/6/1984 gün ve 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddelerine yapılmış sayılır.
(2) Bu Kanunda, 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu hükümlerine aykırılık bulunması durumunda, 5302 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı, söz konusu Kanunun 70 inci maddesi ile hüküm altına alınmıştır.

(Değişik: 19/2/1980 - 2261/5 md.) Anayasa Mahkemesi üye ve yedek üyeleri ile raportörleri; hakimlik ve savcılık mesleklerinde veya bu mesleklerden sayılan görevlerde bulunanlar, Danıştay ve Sayıştay meslek mansupları ve Sayıştay savcı ve yardımcıları, Üniversitelerin, İktisadi ve Ticari İlimler Akademilerinin, Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademilerinin, Devlet Güzel Sanatlar Akademilerinin, Türkiye ve Orta - Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün öğretim üye ve yardımcıları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyeleri, Genelkurmay Mehtaran Bölüğü Sanatkarları, Devlet Tiyatrosu ile Devlet Opera va Balesi ve Belediye Opera ve tiyatroları ile şehir ve belediye konservatuvar ve orkestralarının sanatkar memurları, uzman memurları, uygulatıcı uzman memurları ve stajyerleri; Spor-Toto Teşkilatında çalışan personel; subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erler ile Emniyet Teşkilatı mensupları özel kanunları hükümlerine tabidir.

Madde 2 – (Değişik: 23/12/1972 - KHK - 2/1 md.)
Bu Kanun, Devlet memurlarının hizmet şartlarını, niteliklerini, atanma ve yetiştirilmelerini, ilerleme ve yükselmelerini, ödev, hak, yüküm ve sorumluluklarını, aylıklarını ve ödeneklerini ve diğer özlük işlerini düzenler.
(Mülga birinci cümle: 13/2/2011-6111/117 md.) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulur.

Madde 3 – Bu kanunun temel ilkeleri şunlardır:
Sınıflandırma:
A) (Değişik: 31/7/1970 - 1327/2 md.) Devlet kamu hizmetleri görevlerini ve bu görevlerde çalışan Devlet memurlarını görevlerin gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre sınıflara ayırmaktır.
Kariyer:
B) Devlet memurlarına, yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanını sağlamaktır.
Liyakat:
C) Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır.

Madde 4 – (Değişik:30/5/1974 - KHK-12; Değiştirilerek kabul: 15/5/1975 - 1897/1 md.) Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.
A) Memur: Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır.
Yukarıdaki tanımlananlar dışındaki kurumlarda genel politika tespiti, araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır.
B) Sözleşmeli personel: Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde kurumun teklifi ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca vizelenen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir.
(Mülga ikinci paragraf: 4/4/2007-5620/4 md.) Ancak, yabancı uyrukluların; tarihi belge ve eski harflerle yazılmış arşiv kayıtlarını değerlendirenlerin mütercimlerin; tercümanların; Millî Eğitim Bakanlığında norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması hallerinde öğretmenlerin; dava adedinin azlığı nedeni ile kadrolu avukat istihdamının gerekli olmadığı yerlerde avukatlarını, kadrolu istihdamın mümkün olamadığı hallerde tabip veya uzman tabiplerin; Adli Tıp Müessesesi uzmanlarının; Devlet Konservatuvarları sanatçı öğretim üyelerinin; İstanbul Belediyesi Konservatuvarı sanatçılarının; bu Kanuna tâbi kamu idarelerinde ve dış kuruluşlarda belirli bazı hizmetlerde çalıştırılacak personelin de zorunlu hallerde sözleşme ile istihdamları caizdir.
(Ek paragraf: 4/4/2007-5620/4 md.) Sözleşmeli personel seçiminde uygulanacak sınav ile istisnaları, bunlara ödenebilecek ücretlerin üst sınırları ile verilecek iş sonu tazminatı miktarı, kullandırılacak izinler, pozisyon unvan ve nitelikleri, sözleşme fesih halleri, pozisyonların iptali, istihdamına dair hususlar ile sözleşme esas ve usulleri Devlet Personel Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir. (Ek cümle: 25/6/2009-5917/47 md.) Bu şekilde istihdam edilenler, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmelerinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içerisinde Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen istisnalar hariç sözleşmeyi tek taraflı feshetmeleri halinde, fesih tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kurumların sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler.
(Ek fıkra: 5/7/1991 - KHK - 433/1 md.; Mülga: 27/12/1991 - KHK - 475/11 md.)
C) Geçici personel: Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir.
D) İşçiler: (Değişik birinci cümle: 4/4/2007-5620/4 md.) (A), (B) ve (C) fıkralarında belirtilenler dışında kalan ve ilgili mevzuatı gereğince tahsis edilen sürekli işçi kadrolarında belirsiz süreli iş sözleşmeleriyle çalıştırılan sürekli işçiler ile mevsimlik veya kampanya işlerinde ya da orman yangınıyla mücadele hizmetlerinde ilgili mevzuatına göre geçici iş pozisyonlarında altı aydan az olmak üzere belirli süreli iş sözleşmeleriyle çalıştırılan geçici işçilerdir. Bunlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Madde 5 – (Değişik: 23/12/1972 - KHK - 2/1 md.)
Bu Kanuna tabi kurumlar, dördüncü maddede yazılı dört istihdam şekli dışında personel çalıştıramazlar.

Madde 6 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/1 md.)
Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatla bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını sadakatla uygulamak zorundadırlar. Devlet memurları bu hususu "Asli Devlet Memurluğuna" atandıktan sonra en geç bir ay içinde kurumlarınca düzenlenecek merasimle yetkili amirlerin huzurunda yapacakları yeminle belirtirler ve özlük dosyalarına konulacak aşağıdaki "Yemin Belgesi"ni imzalayarak göreve başlarlar.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılap ve İlkelerine, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.

Madde 7 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/2 md.)
Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.
Devlet memurları her durumda Devletin menfaatlerini korumak mecburiyetindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına aykırı olan, memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım edemezler.

Madde 8 – Devlet memurları, resmi sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermek zorundadırlar.
Devlet memurlarının işbirliği içinde çalışmaları esastır.

Madde 9 – Devlet memurlarından sürekli veya geçici görevle veya yetişme, inceleme ve araştırma için yabancı memleketlerde bulunanlar Devlet itibarını veya görev haysiyetini zedeleyici fiil ve davranışlarda bulunamazlar.

Madde 10 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/3 md.)
Devlet memurları amiri oldukları kuruluş ve hizmet birimlerinde kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen görevleri zamanında ve eksiksiz olarak yapmaktan ve yaptırmaktan, maiyetindeki memurlarını yetiştirmekten, hal ve hareketlerini takip ve kontrol etmekten görevli ve sorumludurlar.
Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belir

MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9 uncu maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 2- 2709 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde yer alan “beşyüzelli” ibaresi “altıyüz” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 3- 2709 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yirmibeş” ibaresi “Onsekiz” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,” ibaresi “askerlikle ilişiği olanlar,” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 4- 2709 sayılı Kanunun 77 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi
MADDE 77- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır.
Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.”
MADDE 5- 2709 sayılı Kanunun 87 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 87- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.”
MADDE 6- 2709 sayılı Kanunun 98 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlığı metinden çıkarılmıştır.
“MADDE 98- Türkiye Büyük Millet Meclisi; Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır.
Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.
Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.
Meclis soruşturması, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106 ncı maddenin beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir.
Yazılı soru, yazılı olarak en geç onbeş gün içinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir.
Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usulleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.”
MADDE 7- 2709 sayılı Kanunun 101 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“A. Adaylık ve seçimi
MADDE 101- Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüzbin seçmen aday gösterebilir.
Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilir. Oylamada, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, sadece Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir.
Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
MADDE 8- 2709 sayılı Kanunun 104 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 104- Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar.
Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.
Kanunları yayımlar.
Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir.
Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.
Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.
Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.
Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.
Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir.
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.
Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.
Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.
Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.”
MADDE 9- 2709 sayılı Kanunun 105 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“E. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu
MADDE 105- Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.
Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir.
Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.
Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz.
Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer.
Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.”
MADDE 10- 2709 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“F. Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekâlet ve bakanlar
MADDE 106- Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.
Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde, kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Genel seçime bir yıl veya daha az kalmışsa Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi de Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinin yapılacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, 81 inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük 

{{madde
|başlık =
|numara = 1
{{fıkra|numara=1|metin= Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulü  mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir.
{{fıkra|numara=2|metin= Alelümum tarikatlerle şehlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde salatine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaate müstenit olanlarla bilümum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdiile cezalandırılır.
{{fıkra|numara=3|metin= (Ek: 10/6/1949 - 5438/1 md.) Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak üzere sürgün cezası ile cezalandırılırlar

{{madde
|başlık =
|numara = 2
{{fıkra|numara=1|metin= İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
{{fıkra|numara=2|metin= 
{{fıkra|numara=3|metin= 

{{madde
|başlık =
|numara = 3
{{fıkra|numara=1|metin= İşbu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
{{fıkra|numara=2|metin= 
{{fıkra|numara=3|metin= 

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun  Madde 24

Madde 1 – Tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.
Ancak :

 A) Sazlıklar;
B) Step nebatlariyle örtülü yerler;
 C) Her çeşit dikenlikler;
Ç) Parklar;
D)  Şehir mezarlıklarıyla kasaba ve köylerin hudutları içerisinde bulunan eski (kadim) mezarlıklardaki ağaç ve ağaçlıklarla örtülü yerler,
 E) Sahipli arazide bulunan ve civarındaki ormanlarda tabii olarak yetişmiyen ağaç ve ağaççık nevilerinin bulunduğu yerler;
F)  Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan ve tarım arazisi olarak kullanılan, dağınık veya yer yer küme ve sıra halindeki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler,
G)  Orman sınırları dışında olup, yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler,
 H) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette bulunan ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek olan (…)(1)  fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar;
İ)  Sahipli arazideki aşılı ve aşısız zeytinliklerle, özel kanunu gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiş ve imar, ıslah ve temlik şartları yerine getirilmiş bulunan yabani zeytinlikler ile 9/7/1956 tarih ve 6777 sayılı Kanunda tasrih edilen yabani veya aşılanmış fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar.
J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımıyan yerler, orman sayılmaz.
Madde 2 –
Orman sayılan yerlerden:

A) Öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler,
 B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim va fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim  alanları,
Orman sınırları dışına çıkartılır.
Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılır.                      
Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz       .
Madde 3 – Bulundukları mevki, vaziyet, haiz oldukları hususiyet noktasından memleketin ve halkın menfaat, sıhhat, selametine yarıyacak veya tarihi, bedii veya turistik kıymeti bakımından muhafazası gereken, gerek Devletin ve gerek eşhasın hususi mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin orman rejimine alınmasına Ziraat veya Maarif Vekaletleri veya Turizm Umum Müdürlüğünün teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyetince karar verilebilir.
Madde 4 – Ormanlar mülkiyet ve idare bakımından:

 A) Devlet ormanları;
 B) Hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar;
 C) Hususi ormanlar;
Vasıf ve karakter bakımından:

A) Muhafaza ormanları;
 B) Milli parklar;
 C) İstihsal ormanları;
olmak üzere ayrılır.
Madde 5 – Hükmi şahsiyeti haiz olmıyan Devlet dairelerince hususi maksatlara göre tesis edilen ormanların bu daireler tarafından tesis gayelerine uygun surette idare ve intifaına Ziraat Vekaletince izin verilebilir.
Madde 6 –Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işler Orman Genel Müdürlüğünce yapılır ve yaptırılır.
Devletten başkasına ait olan bütün ormanlar, bu Kanunun hükümleri dairesinde Orman Genel Müdürlüğünün murakabesine tabidir.

Orman kadastrosu
  Madde 7 – Orman kadastro komisyonları, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca atanacak bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisinin başkanlığında, bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi veya bunların bulunmaması halinde orman teknikeri, bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisi veya bunların bulunmaması halinde ziraat teknisyeni, mahalli ziraat odalarınca bildirilecek bir temsilci ile beldelerde belediye encümenince, köylerde köy muhtarlığınca bildirilecek bir temsilci olmak üzere bir başkan ve dört üyeden teşekkül eder.
Orman kadastro komisyonları ve amenajman heyetleri başkan ve üyelerine ödenecek tazminat ve harcırah miktarları her yıl bütçe kanunu ile belirlenir. Arazi çalışmalarının atama merkezleri dışında yapılması halinde arazi tazminatı yerine yurt içi gündelikler ödenir.
Komisyonların çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
Madde 8 –
Orman kadastrosunun ve bu Kanunun 2 nci maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarma işlemlerinin yapılacağı il ve ilçeler Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenir.
Kadastro çalışmalarının yapılacağı yerler en az bir ay önce radyo ve diğer yayın araçları ile ilan olunur.
Orman kadastrosu ve sınırları dışına çıkarma işlerine ait arazi çalışmalarının başlama tarihi ise, orman kadastro komisyonu tarafından en az 15 gün önceden çalışacak belde ve köylerle bunlara bitişik belde ve köylerin uygun yerlerine asılarak ilan edilir.
İlan işlemlerine ait usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Madde 9 – İlan işleri tamamlanan belde ve köylerde kadastrosu yapılacak ormanların sınırları komisyonlarca, arazi üzerinde belirlenir, ölçülür, varsa hava fotoğraflarına işaretlenir ve bu işlemler tutanakla tevsik edilir.
Bu tutanak; sınırlandırılan ormanların işletme şeklini, ihtiva ettikleri ağaç türlerini, mülkiyet ve diğer ayni hakları, sınırda bulunan taşınmaz malların cinsini, maliklerinin ve işgal edenlerin ad ve soyadını, gösterilen veya verilen belgelerin tarih, numara ve nitelikleri ile ilgililer tarafından yapılan itirazları kapsayacak şekilde düzenlenir.
Tutanaklar, orman kadastrosu ve bu Kanunun 2 nci maddesinin (B) bendinin uygulamalarında her belde ve köy için, (A) bendinin uygulamasında ise bir veya birden fazla köy ve belde veya ilçe hudutları içinde kalan bütün köyler için tutulur ve tutanak defterine yazılır. Bu tutanaklar komisyon başkanı, üyeler, bilirkişiler ve hazır bulundukları takdirde orman içinde veya bitişiğinde taşınmaz mal sahibi olanlar ile kullananlar veya kanuni mümessilleri veya vekilleri tarafından imza edilir.
Kadastro ve diğer ormancılık hizmetleri için gerekli hava fotoğrafları ve haritalar Orman Genel Müdürlüğünce yapılır veya yaptırılır.
Ölçme metodlarına ait uygulanacak teknik hususlar yönetmelikte belirtilir.
Kadastrosu yapılan ormanların sınır noktaları sabit taş ve beton kazıklarla tespit edilir. Tespit edilen sınır noktalarının tahrip edilmesi veya yerlerinin değiştirilmesi yasaktır.
Orman tahdidi veya kadastrosu yapılıp ilân edilerek kesinleşmiş yerlerde, vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında aplikasyon, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fennî hatalar tespit edildiğinde, bu hatalar Orman Genel Müdürlüğünün bilgisi ve denetimi altında orman kadastro komisyonlarınca düzeltilir. Düzeltme, 10 uncu maddeye göre ilân olunur. İlân tarihinden itibaren otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması amacıyla sulh hukuk mahkemesine dava açılmadığı takdirde yapılan düzeltme kesinleşir. Düzeltmelerde 11 inci maddedeki hak düşürücü süre aranmaz.
Madde 10 –Sınırlaması ve bu Kanunun 2 nci maddesine göre, orman sınırları dışına çıkarma işlemleri bitirilen köy ve beldelere ait  düzenlenen kadastro dosyaları Orman Cenel Müdürlüğüne gönderilir. Orman Genel Müdürlüğünce bulunan şekli ve hukuki noksanlıklar komisyonlarca düzeltildikten sonra Orman Genel Müdürlüğünce ilgili valiliklere gönderilir. Kadastro işlemleri valinin onayı ile yürürlüğe girer. Kadastro tutanak suretleri haritaları ile birlikte orman kadastro komisyonlarınca ilgili köy ve beldelerin uygun yerlerine asılmak suretiyle ilan edilir. Ayrıca, tutanak suretleri Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğünün mahalli kuruluşlarına intikal ettirilir.
Asılma tarihi beldelerde belediye encümenlerinin, köylerde ihtiyar heyetlerinin tasdik edecekleri belgelerle tevsik olunur. Bu belgeler komisyon dosyalarında saklanır.
Kadastrosu tamamlanan ormanlara ait haritaların yapılmasında ölçme, hesap, tersimat ve aplikasyon işlerinde yetki ve sorumluluk harita ve kadastro mühendislerine aittir. Kadastro teknik standartlarına uygun olarak üretilen bu haritalar, harita ve kadastro mühendisinin kontrolünden sonra komisyon başkanınca tasdik olunur.
Madde 11 –
Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilânı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karşı askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma hakları mahfuzdur.
Hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler tarafından açılacak sınırlamaya itiraz davalarında hasım Orman Genel Müdürlüğü, 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine karşı açılacak itiraz davalarında ise hasım Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğüdür.
Orman Genel Müdürlüğünce açılacak davalarda hasım, hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler ile Çevre ve Orman Bakanlığıdır.
Kadastrosu yapılıp kesinleşen Devlete ait ormanlar, tapu sicil müdürlüklerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızın orman vasfı ile, 2 nci maddeye göre orman sın

Madde 1– (1) Bu Kanunun amacı; Kapadokya Alanının tarihî ve kültürel değerleri ile jeolojik/jeomorfolojik dokusunun ve doğal kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesine ilişkin hususları düzenlemektir.

Madde 2– (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Bakan: Kültür ve Turizm Bakanını,
b) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını,
c) Başkan: İdare Başkanını,
ç) İdare: Kapadokya Alanının tarihî ve kültürel değerleri ile jeolojik/jeomorfolojik dokusunun ve doğal kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi amacıyla kurulan idareyi,
d) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları: Kapadokya Alan planları yürürlüğe girinceye kadar uyulacak esasları,
e) Kapadokya Alanı: EK-1’de yer alan Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen ve bu Kanun kapsamında İdarenin yetkili ve görevli olduğu alanı,
f) Kapadokya Alan planları: Bu Kanun hükümlerine göre hazırlanan, Kapadokya Alanının korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması, koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi, bölgenin sağlıklaştırılması, yenilenmesi, açık alan sistemi yaya dolaşımı, taşıt ulaşımı ve altyapı tesislerinin tasarım esasları ile bölge halkının sosyal ve ekonomik yapısının iyileştirilmesi konularında hedefleri, stratejileri ve kararları belirleyen her tür ve ölçekteki planları,
g) Komisyon: Kapadokya Alan Komisyonunu
ifade eder.

Madde 3– (1) Kapadokya Alanında geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ve Komisyon kararlarına aykırı uygulama yapılamaz. Bu Alanda her türlü aykırı uygulamanın giderilmesini sağlamak, gerektiğinde aykırı uygulamaya konu yapı ve tesisleri yıkmak veya yıktırmak İdarenin yetkisindedir.
(2) Kapadokya Alanında bulunan Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarının özel mülkiyetindeki taşınmazların satışı, trampası, arsa veya kat karşılığı inşaat yaptırılması, kiraya verilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, ön izin ve kullanma izni gibi işlemler İdarenin uygun görüşü alınarak yapılır. Ancak, Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresi ve denetiminde bulunan mazbut vakıflar ile temsilen yönetilen mülhak vakıflara ait taşınmazlar hakkında bu fıkra hükümleri uygulanmaz.
(3) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 21 Temmuz 1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3 Mayıs 1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 12 Mart 1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.

Madde 4– (1) Kapadokya Alanında yapılacak uygulamalar, meri planlar ile geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına göre yürütülür.
(2) Kapadokya Alanının bütününe ilişkin üst ölçekli plan İdarece hazırlanır ya da hazırlatılır. Bu plan, Komisyonun uygun görüşü ve Bakan onayı ile yürürlüğe girer. Üst ölçekli planlara uygun olarak hazırlanan ya da hazırlatılan nazım ve uygulama imar planları ise, Komisyonun uygun görüşü ve İdarenin onayı ile yürürlüğe girer.
(3) Kapadokya Alanında diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ilgili mevzuatla verilen plan yapma, yaptırma, onama ve resen onama yetkisi bu maddede belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yürütülür.
(4) Kapadokya Alanında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilgili diğer idarelerce yeni plan onaylanamaz.
(5) Kapadokya Alan planı yapımı ve yürürlüğüne ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelik ile belirlenir.

Madde 5– (1) Komisyon aşağıda belirtilen üyelerden oluşur:
a) Üniversitelerin arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, şehir planlama/şehir ve bölge planlama, jeoloji ve hukuk ile biyoloji veya kimya bölümlerinden lisans eğitimlerini tamamlayarak mezun olmuş, Bakanlıkça görevlendirilecek, alanında uzman ve en az on yıl deneyime sahip yedi üye
b) Nevşehir İl Özel İdaresi Genel Sekreteri veya Nevşehir İl Özel İdaresinden görevlendireceği bir üye
c) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce görevlendirilecek, alanlarında uzman birer üye
ç) Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odasınca görevlendirilecek bir üye
d) Görüşülecek konu ile ilgili yer belediye başkanlığından görevlendirilecek bir temsilci üye
e) Görüşülecek konu Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili ise Vakıflar Bölge Müdürü veya Vakıflar Bölge Müdürlüğünden görevlendireceği bir temsilci üye
(2) Komisyonda görüşülecek konunun niteliğine göre oy hakkı olmamak kaydıyla ilgili kurum ve kuruluşlardan uzman çağrılabilir. Komisyonun gündemiyle ilgili meslek odaları İdarenin davetiyle toplantıya gözlemci olarak katılabilir.
(3) Birinci fıkranın (a) bendi uyarınca görevlendirilen Komisyon üyelerinin görev süresi iki yıldır. Yeni üyeler görevlendirilene kadar mevcut üyeler görevine devam eder.
(4) Kapadokya Alanında, 2863 sayılı Kanun ile kültür varlıklarını koruma bölge kurulları ile tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonlarına verilen yetki ve görevler Komisyon tarafından kullanılır. Ayrıca, Komisyon Kapadokya Alanı içerisinde doğal sit alanlarının tescili, sınır değişiklikleri ve yeniden değerlendirilmesine yönelik karar almaya yetkilidir.
(5) Komisyon, Kapadokya Alanında geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ilişkin her türlü fiziki ve inşai uygulamaya yönelik karar almaya yetkilidir.
(6) 2863 sayılı Kanunda ve diğer mevzuatta kültür varlıklarını koruma bölge kurulları ile tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonlarına yapılan atıflar Kapadokya Alanı bakımından Komisyona yapılmış sayılır.
(7) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ile gerçek ve tüzel kişiler Komisyon kararlarına uymak zorundadır.
(8) Komisyonun kuruluşu, görevleri, çalışma usul ve esasları ile Komisyon üyelerinin atanması ve üyeliklerinin sona erdirilmesi Bakanlıkça çıkarılan yönetmelik ile belirlenir.

Madde 6– (1) İdareye aktarılacak gelirler şunlardır:
a) Nevşehir İl Özel İdaresi, Kapadokya Alanı sınırları içerisindeki belediyeler, Ürgüp Ticaret ve Sanayi Odası ve Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odasının bir önceki yıl kesinleşmiş bütçe gelirlerinden en az yüzde bir oranında ayrılacak paylar
b) İdarece verilecek idari para cezalarından elde edilecek gelirler
c) Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü bütçesinden aktarılacak tutarlar
(2) Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen pay oranını iki katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

Madde 7– (1) İdare, bu Kanunda ve ilgili mevzuatında sayılan faaliyetleri dolayısıyla yapılan işlemler yönünden 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan harçlardan ve harcamalara katılma paylarından, düzenlenen kâğıtlar yönünden damga vergisinden, kendisine yapılan bağış ve yardımlar nedeniyle veraset ve intikal vergisinden, sahip olduğu taşınmazlar dolayısıyla emlak vergisinden ve tapu ve kadastro döner sermaye hizmet bedelinden muaftır.
(2) İdareye yapılan her türlü nakdî ve ayni bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamalarının tamamı, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde, gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla beyan edilen gelirden veya kurum kazancından indirilebilir.
(3) İdarenin bu Kanunda ve ilgili mevzuatında sayılan görevleriyle ilgili faaliyetlerinden elde ettiği gelirleri dolayısıyla iktisadi işletme oluşmuş sayılmaz.
(4) İdarenin görevlerine ilişkin mal ve hizmet alımları ile yapım işleri 4 Ocak 2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi değildir. Bu istisna, ceza ve ihalelere katılmaktan yasaklama hükümleri ile İdarenin Kapadokya Alanına ilişkin faaliyetleri içinde olmayan, İdarenin idari ihtiyaçları ile ilgili mal ve hizmet alımları ile yapım işlerini kapsamaz. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

Madde 8– (1) Kapadokya Alanının tarihî ve kültürel değerleri ile jeolojik/jeomorfolojik dokusunun ve doğal kaynak değerlerinin korunmasına ve yaşatılmasına yönelik alınan tedbirlere aykırı davranılması hâlinde elli bin Türk lirasından iki yüz bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.
(2) Birinci fıkra kapsamına girmeyen, Kapadokya Alanının mevcut durumunu bozmayan ve yapısal uygulamalar içermeyen konulara ilişkin belirlenecek tedbirlere aykırılık hâlinde ise beş yüz Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.
(3) Birinci ve ikinci fıkra kapsamında idari para cezası uygulanacak fiiller ile bu fiillerin aykırılık durumuna göre uygulanacak idari para cezasının miktarı İdarece çıkarılan yönetmelikle belirlenir.
(4) Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca İdarece belirlenen fiiller dışında kalan ve 31 Ağustos 1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu, 9 Ağustos 1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu, 1 Temmuz 2003 tarihli ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile 22 Mart 1971 tarihli ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununda yasaklanan fiillerin Kapadokya Alanı sınırları içerisinde işlenmesi hâlinde bu kanunlarda tanımlanmış idari para cezaları iki misli artırılır ve bu kanunlarda yetkili kılınan ilgili idarelerin yetkili personelinin katılımı ile tespiti yapılarak İdarece uygulanır.
(5) Bu madde uyarınca verilen idari para cezaları Başkan tarafından uygulanır ve İdareye gelir kaydedilir.

Madde 9-(1) 2863 sayılı Kanun kapsamında kültür varlıklarını koruma bölge kurulu müdürlüklerine, koruma, uygulama ve denetim büroları ile çevre ve şehircilik il müdürlüklerine verilen görev ve yetkiler Kapadokya Alanında, İdare tarafından yürütülür.
(2) İdare tarafından talep edilmesi hâlinde Kapadokya Alanı sınırları içerisinde kalan Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu a

Madde 1- (1) Bu Kanunun amacı, yükümlülük esasına göre silahaltına alınacakların yoklama, sınıflandırma, celp, sevk, erteleme, muafiyet, muvazzaflık işlemleri ile cezalı yükümlülere yapılacak işlemler, Türk Silahlı Kuvvetlerinden çeşitli statülerde görev yaparken ayrılan personel dâhil olmak üzere yedeklik dönemleri ile Türk Silahlı Kuvvetlerine çeşitli statülerde katılan personelin askerlik yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılması ve bunlardan askerlik hizmetini tamamlamamış bulunanların işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Madde 2- (1) Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her erkek için uygulanır.

Madde 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Askerlik çağı: Nüfus kayıtlarına göre her erkeğin 20 yaşına girdiği yılın ocak ayının birinci gününden başlayan ve 41 yaşına girdiği yılın ocak ayının birinci gününde biten süreyi,
b) Askerlik hizmeti: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 72 nci maddesine göre her Türkün hak ve ödevi olan vatan hizmetinin bu Kanun esaslarına göre yerine getirilmesini,
c) Askerlik şubesi: Yükümlülerin nüfusuna kayıtlı bulundukları yer askerlik şubesini,
ç) Bakanlık: Milli Savunma Bakanlığını,
d) Bakaya: Sevke tabi olduğu hâlde sevkini yaptırmayanlar ile sevk edildiği birliğe katılmayanları,
e) Bedelli askerlik: Kanunda belirtilen yararlanma şartlarını taşımak kaydıyla bedelli askerliğe seçilenlerin belirlenen bedeli ödemesi ve temel askerlik eğitimi yapması şartı ile yerine getirilen askerlik hizmetini,
f) Celp ve sevk: Yükümlülerin silahaltına alınmak üzere çağrılması ve birliklerine gönderilmesini,
g) Çok vatandaşlık: Türk vatandaşının aynı anda birden çok vatandaşlığa sahip olmasını,
ğ) Dövizle askerlik: Yurt dışında bulunan vatandaşlarımızdan bu Kanunda belirtilen usul ve esasları yerine getirenlerin askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılmalarını,
h) Er: İhtiyaçları Devlet tarafından üstlenilen rütbesiz asker kişileri,
ı) Erbaş: İhtiyaçları Devlet tarafından üstlenilen onbaşı ve çavuş rütbelerini haiz asker kişileri,
i) Erteleme: Bu Kanunda yazılı nedenlerle askerlik hizmetine alımın geçici süreyle geri bırakılmasını,
j) Firar: Kıtasından veya görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz olarak altı günden fazla uzaklaşmayı,
k) Geçici terhis: Kanuni bir mazerete dayalı olarak askerlik hizmet süresinin geçici olarak durdurulmasını,
l) Geç iltihak bakayası: Sevkini yaptırdığı hâlde kendisine tanınan yol süresi dışında birliğine katılanları,
m) Hava değişimi/izin tecavüzü: Kıtasından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmemeyi,
n) Hizmet süresi: Bu Kanunda belirtilen muvazzaf askerlik sürelerini,
o) Muafiyet: Bu Kanunda yazılı nedenlerle askerlik hizmetinin yerine getirilmemesini,
ö) Muvazzaf: Askerlik hizmetini yerine getirmek üzere silahaltına alınanları,
p) Muvazzaflık dönemi: Yükümlünün sevk belgesinde yazılı sevk tarihi ile başlayıp terhis tarihine kadar geçen süreyi,
r) Noksan hizmetli: Tabi olduğu muvazzaflık süresinden eksik hizmet yaptığı tespit edilenleri,
s) Sağlık kararı: Yükümlülerin askerliğe elverişli olup olmadıkları hakkında tek hekim veya sağlık kurullarınca verilen kararı,
ş) Sağlık kurulu: Sağlık Bakanlığınca belirlenen sağlık raporu vermeye yetkili sağlık kuruluşları bünyesinde oluşturulan heyeti,
t) Saklı: Yirmi yaşına girmiş oldukları hâlde isimlerini nüfus kayıtlarına geçirmemiş bulunanları,
u) Sefer görev emri: Sefer görevi verilen yedek personelin seferberlik ve savaş hâlinde nereye gideceğini, ne kadar zaman içinde birliğine katılacağını ve katılacağı birliğin seferberlik numarasını bildiren belgeyi,
ü) Sınıflandırma: Yükümlülerin; sağlık durumları, öğrenimleri, meslekleri, fiziki yetenekleri ve Bakanlıkça tespit edilecek diğer niteliklerinin bilgi sistemi ortamında değerlendirilmesini,
v) Silahaltı davetiyesi: Barışta manevra, tatbikat, atış ve konferanslar gibi öğretim ve eğitim maksadıyla silahaltına alınacak personelle araçların çağrılmasına ilişkin belgeyi,
y) Temel askerlik eğitimi: Silahaltına alınan yükümlülere sınıf farkı gözetmeksizin bedenen ve ruhen askerlik hizmetine hazırlayıcı temel bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazandırmak amacıyla verilen ve süresi Bakanlıkça belirlenen eğitimi,
z) Terhis: Muvazzaflık hizmet süresini tamamlayan veya tamamlamış kabul edilen yükümlülerin, yedeklik döneminde silahaltına alınıp hizmetine ihtiyaç kalmayanlar ile özel kanunlarla Türk Silahlı Kuvvetlerine katılan ve resmî bir kıyafet taşıyan kişilerin çeşitli nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılmalarını,
aa) Yedek astsubay: Yedek astsubay adaylarından öğrenimini müteakip astsubay astçavuş nasbedilenleri,
bb) Yedek astsubay adayı: Yapılan seçim ve sınıflandırma sonucu yedek astsubay statüsüne ayrılanlardan, astsubay astçavuş nasbedilinceye kadar geçen dönemde bulunan yükümlüleri,
cc) Yedek astsubay aday adayı: İki veya üç yıl süreli yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar ve bunların yetkili makamlarca dengi olduğu kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumu mezunları ile dört yıl ve daha fazla süreli yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar ve bunların yetkili makamlarca dengi olduğu kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumu mezunlarından istekli olan yükümlüleri,
çç) Yedek personel: Bu Kanun hükümlerine göre askerlik hizmetini yerine getirenler ile yerine getirmiş sayılanları,
dd) Yedek subay: Yedek subay adaylarından öğrenimini müteakip asteğmen nasbedilenleri,
ee) Yedek subay adayı: Yapılan seçim ve sınıflandırma sonucu yedek subay statüsüne ayrılanlardan, asteğmen nasbedilinceye kadar geçen dönemde bulunan yükümlüleri,
ff) Yedek subay aday adayı: Dört yıl ve daha fazla süreli yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar ile yetkili makamlarca dengi olduğu kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumu mezunu olan yükümlüleri,
gg) Yedeklik dönemi: Muvazzaflık döneminin bitiminden askerlik çağının sonuna kadar olan süreyi,
ğğ) Yedeklik hizmeti: Yedek personelin, yedeklik dönemi içerisinde ihtiyaç duyulduğunda silahaltına alınarak yerine getirdiği askerlik hizmetini,
hh) Yoklama: Yükümlülerin sağlık muayenelerinin yapılarak askerliğe elverişli olup olmadıkları, öğrenim durumları, meslekleri ve niteliklerinin tespitini,
ıı) Yoklama dönemi: Askerlik çağının başlangıcından muvazzaflık hizmetinin başlangıç tarihine kadar geçen süreyi,
ii) Yoklama kaçağı: Tabi olduğu yoklama yılı içerisinde yoklamasını yaptırmayanları,
jj) Yükümlü: Askerlik hizmetini bu Kanun hükümleri gereğince yerine getirmek veya yerine getirmiş sayılmak zorunda olan erkek Türk vatandaşını, ifade eder.

Askerlik yükümlülüğü
Madde 4- (1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her erkek, askerlik hizmeti yapmaya mecburdur.
(2) Askerlik hizmeti bu Kanun hükümlerine göre yedek subay, yedek astsubay, erbaş ve er olarak yerine getirilir.
(3) Askeralma işlemleri Bakanlıkça yürütülür.
(4) Savaş veya savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi hâlinde, bu Kanuna tabi yükümlülerin askerlik hizmetini yerine getirmek üzere silahaltına alınmalarının esasları Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.
Askerlik çağı ve hizmet süresi
Madde 5- (1) Askerlik çağı; yoklama, muvazzaflık ve yedeklik olmak üzere üç döneme ayrılır.
(2) Hizmet süresi; erbaş ve erler için altı ay, yedek subay ve yedek astsubaylar için on iki aydır. Hizmet sürelerini, ihtiyaca göre bir katına kadar artırmaya veya yarısına kadar azaltmaya Cumhurbaşkanınca karar verilebilir. Bu şekilde belirlenen hizmet süresi altı aydan az olamaz.
(3) Erbaş ve erlerden istekli olanlar, sıralı disiplin amirlerinin olumlu değerlendirmesi ile terhise hak kazandığı tarihten itibaren Bakanlıkça uygun görülecek sayıda ve altı ay süre ile sınırlı olmak üzere bu Kanun hükümlerine göre askerlik hizmetlerine devam eder ve bu sürenin sonunda terhis edilir. Bu şekilde askerlik hizmetine devam edenlerin vazgeçme talepleri kabul edilmez. Bunlar hakkında muvazzaflık dönemi için askerlik hizmetinden sayılmayan sürelere ilişkin hükümler uygulanmaz. Bu yükümlüler hakkında ilk altı aylık hizmet süresi için ayrı, diğer altı aylık hizmet süresi için ayrı terhis belgesi tanzim edilir.
(4) Üçüncü fıkra kapsamında askerlik hizmetine devam edenlerin sayı, istek, tercih durumları ve özlük hakları bu Kanun hükümlerine uygun olarak ilgili kuvvet komutanlıkları tarafından yürütülür.
(5) Askerlik hizmetine devam etmek için müracaat edenlerde aşağıdaki nitelikler aranır:
a) Kamusal hakları kullanmaktan yoksun bırakılmamış olmak.
b) Cezaları ertelenmiş, seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmiş, genel ya da özel af kanunları kapsamına girmiş veya haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi;
1) Devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar, halkı askerlikten soğutmak, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama ile zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, yalan tanıklık, yalan yere yemin, suç uydurma, cinsel saldırı, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak, fuhuş, gayri tabii mukarenet, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar ile kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından,
2) Firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat ve isyan suçlarından,
3) 22 Mayıs 1930 tarihli ve 1632 sayılı Askerî Ceza Kanununun 148'inci maddesinde belirtilen suçlardan, birisinden mahkûm olmamak.
c) Taksirli suçlar hariç olmak üzere bir suçtan bir ay veya daha fazla hapis cezası ile mahkûm olmamak.
ç) Milli Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı bulunmamak.
d) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmamış, bu örgütlere yardım etmemiş, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmamış ya da kullandırmamış, bu örgütlerin propagandasını yapmam

Tebligatın yapılmasıMadde 1

Tebligatın memur vasıtasiyle yapılmasıMadde 2
Ücret tarifesiMadde 3

Memur vasıtasiyle tebliğlerde zaruri masraflarMadde 4
Ücret ve masrafın peşin ödenmesiMadde 5
Tebliğ evrakının zıyaı halinde masraflarMadde 6
Uçak, telgraf ve diğer vasıtalarla tebligat ve ücretleriMadde 7
Elektronik tebligatMadde 7/a

Tebliğ evrakının nüshaları ve makbuz verilmesiMadde 8
Davetiyenin ihtiva edeceği kayıtlarMadde 9
Bilinen adreste tebligatMadde 10
Vekile ve kanuni mümesile tebligatMadde 11
Hükmi şahıslara ve ticarethanelere tebligatMadde 12
Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligatMadde 13
Askeri şahıslara tebligatMadde 14
Sefer haliMadde 15
Aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligatMadde 16
Belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icrasıMadde 17
Otel, hastane, fabrika ve mektep gibi yerlerde tebligatMadde 18
Mevkuf ve mahkümlara tebligatMadde 19
Muhatabın muvakkaten başka yere gitmesiMadde 20
Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtinaMadde 21
Yaş ve ehliyet şartıMadde 22
Tebliğ mazbatasıMadde 23
İmza edemiyecek durumda olmakMadde 24
Yabancı memlekette tebligat usulüMadde 25
Siyasî temsilcilik aracılığıyla yabancı ülkedeki Türk vatandaşlarına tebligatMadde 25/a
Türkiye'deki elçilik veya konsolosluklardan tevdi olunan tebligat evrakıMadde 26
Yabancı memlekette Türk memurlarına ve askeri şahıslarına tebligatMadde 27
İlanen tebligatMadde 28
İlan şekliMadde 29
İlanın ihtiva edeceği kayıtlarMadde 30
İlanen tebligatta tebliğ tarihiMadde 31
Usulüne aykırı tebliğin hükmüMadde 32
Resmi ve adli tatil günlerinde tebligatMadde 33

ŞümulüMadde 34
Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyetiMadde 35
Celse esnasında veya kalemde tebligatMadde 36
Avukat katiplerine ve stajyerlerine tebligatMadde 37
Vekillerin yekdiğerine tebligat yapmasıMadde 38
Tebellüğ edecek şahsın hasım olmasıMadde 39
Tebligata ait kararların müstaceliyetiMadde 40
Memur vasıtasiyle tebligatMadde 41
Müstacel hallerde tebligatMadde 42
Cumhuriyet Başsavcılığına tebligatMadde 43
Askeri kazada tebligatMadde 44

ŞümulüMadde 45
PTT Teşkilatı olmamasıMadde 46
Müteaddit şahsın mümessiline tebligatMadde 47
Gümrük ve inhisar işlerinde tebligatMadde 48
Tapu idarelerince yapılacak tebligatMadde 49

Divanı Muhasebat tarafından yapılacak tebligatMadde 50
Diğer mali tebligatMadde 51

Kanunu tatbik ile mükellef olanların işliyecekleri suçlarMadde 52
Yanlış adres bildirmekMadde 53
Tebliğ evrakının muhatabına verilmemesi ve tebligatı kabulden kaçınmaMadde 54
Yalan beyanMadde 55
Tebliğ evrakının taliki ile ilgili suçlarMadde 56
Tebliğ memurları aleyhine işlenen suçlarMadde 57

Tebliğin vaktinde yapılmamasıMadde 58
Tebliğ mazbatalı kapalı zarfMadde 59
YönetmelikMadde 60
Diğer kanunlardaki atıflarMadde 61
Kaldırılan hükümlerMadde 62
Bağımsız bölüm sahiplerine tebligatEk madde 1

Elektronik tebligat adresinin oluşturulmasıEk madde 2

Teknik altyapının kurulması, tüzük hükümlerinin uygulanmasıGeçici madde 1

Elektronik tebligat adreslerinin verilmesiGeçici madde 2

Kanunun mer'iyete girmesiMadde 63
Kanunu icra edecek makamMadde 64

MADDE 1- (1) Bu Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeleri, kimler hakkında yapılacağını, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağını, Değerlendirme Komisyonunun oluşumu ve çalışma usul, esaslarını, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerini düzenlemektedir.

MADDE 2- (1) Bu Kanunda geçen;
a) Değerlendirme Komisyonu: Güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması sonucunda elde edilen kişisel verilerin göreve atanma yönünden değerlendirildiği komisyonu,
b) Kurum ve kuruluş: Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmasını talep eden kamu kurum ve kuruluşları ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren diğer kurum ve kuruluşu,
c) Üst kademe kamu yöneticisi: Atanmasına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile üst kademe kamu yöneticisi olarak belirleneni,
ifade eder.

MADDE 3- (1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır.
(2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.

MADDE 4- (1) Arşiv araştırması;
a) Kişinin adli sicil kaydının,
b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının,
c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının,
ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların,
d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının,
mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.

MADDE 5- (1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin;
a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin,
b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin,
c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının,
mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.

MADDE 6- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir.
(3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerde yetkilendirilmiş personel, hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamaz, log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamaz ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremez. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin gerekli tedbirler alınır.

MADDE 7- (1) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulur. Değerlendirme Komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır.
(2) Memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal veriler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletilir.
(3) Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunar. Mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgiler sunulur.

MADDE 8- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler alınır.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması esastır. Bu veriler, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılır.
(3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemez. Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler kişiye verilemez.

MADDE 9- (1) Bu Kanunda belirtilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler ile değerlendirme komisyonları, veri güvenliğine ilişkin önlemleri alır.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyulur. İlgili bilgi ve belgeler yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmez ve açıklanmaz.
(3) Bu Kanun kapsamında elde edilen kişisel veriler amacı dışında işlenemez ve aktarılamaz.

MADDE 10- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir.
(3) Bu veriler, işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır.

MADDE 11- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması ve değerlendirilmesinde görevli olanlar tarafından kişisel verilerle ilgili suç işlenmesi hâlinde, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 6698 sayılı Kanunun 17 nci maddesi hükümleri uygulanır.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması ve değerlendirilmesinde görevli olanlar tarafından kişisel verilerle ilgili kabahat işlenmesi hâlinde 6698 sayılı Kanunun 18 inci maddesi hükümleri uygulanır.

MADDE 12- (1) Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.

MADDE 13- (1) (24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(2) (31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(3) (9/6/1930 tarihli ve 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(4) (9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(5) (10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(6) (25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(7) (7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Personeline İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(8) 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanunu

TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA)
**22/11/2001 kabul tarihli, 08/12/2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4721 sayılı "Türk Medeni Kanunu"nun 1028. maddesi ile  yürürlükten kaldırılmıştır.**
Kanun Numarası: 743
Kabul Tarihi: 17/02/1926
Yayımladığı Resmi Gazete Tarihi: 04/04/1926
Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı: 339
BAŞLANGIÇ
(A KANUNU MEDENİNİN TATBİKİ : 
1 - Kanun, lafziyle veya ruhiyle temas ettiği bütün meselelerde mer’idir. Hakkında kanuni bir hüküm bulunmıyan meselede hakim örf ve adete göre, örfü adet dahi yok ise kendisi vazıı kanun olsaydı bu meseleye dair nasıl bir kaide vazedecek idiyse ona göre hükmeder.Hakim hükümlerinde, ilmi içtihatlardan ve kazai kararlardan istifade eder.
(B MEDENİ HAKLARIN ŞÜMULÜ :
I - UMUMİ VAZİFELER : 
2 - Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir.Bir hakkın sırf gayri izrar eden suiistimalini kanun himaye etmez.
II - HÜSNÜ NİYET : 
3 - Bir hakkın doğumu için kanunen hüsnü niyet şart kılınan hallerde asil olan, onun vücududur. Ancak, icabı hale göre kendisinden beklenen ihtimamı sarfetmiyen kimse hüsnü niyet iddiasında bulunamaz.
III - HAKİMİN TAKDİRİ : 
4 - Kanun takdir hakkı verdiği ve icabı hale yahut muhik sebeplere nazaran hüküm vermekle mükellef tuttuğu hususlarda hakim, hak ve nasfetle hükmeder.
(C BORÇLARIN UMUMİ KAİDELERİ : 
5 - Akitlerin inikadına ve hükümlerine ve sukutu sebeplerine taalluk eden borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir.
(D BEYYİNE :
I - BEYYİNE KÜLFETİ : 
6 - Kanun, hilafını emretmedikçe tarafeynden her biri müddeasını ispata mecburdur.
II- RESMİ SİCİL VE SENETLER : 
7 - Resmi sicil ve senetlerin doğru olmadığı sabit oluncaya kadar münderecatı ile amel olunur. Bu münderecatın doğru olmadığını ispat, bir şekil mahsusa bağlı değildir.
BİRİNCİ KİTAP : ŞAHSIN HUKUKU
BİRİNCİ BAP : HAKİKİ ŞAHISLAR
BİRİNCİ FASIL : ŞAHSİYET
(A ŞAHSİYET:
I - MEDENİ HAKLARDAN İSTİFADE : 
8 - Her şahıs medeni haklardan istifade eder. Binaenaleyh kanun dairesinde haklara ve borçlara ehil olmakta herkes müsavidir.
II- MEDENİ HAKLARIN KULLANILMASI :
1 - MEVZUU 
9 - Medeni hakları kullanmağa salahiyettar olan kimse iktisaba da iltizama da ehildir.
2 - ŞARTLARI
A UMUMİYET İTİBARİYLE 
10 - Mümeyyiz olan reşit, medeni hakları kullanmağa salahiyettardır.
B RÜŞT 
11 - Rüşt, on sekiz yaşın ikmaliyle başlar. Evlenme, kişiyi reşit kılar.
C KAZAİ RÜŞT 
12 - On beş yaşını ikmal eden küçük, kendi rızası ve ana ve babasının muvafakatı ile mahkemei asliyece mezun kılınabilir. Vesayet altında ise, vasi de dinlenir.
D TEMYİZ KUDRETİ 
13 - Yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden biriyle makul surette hareket etmek iktidarından mahrum olmayan her şahıs, Kanunu Medenice mümeyyizdir.
III - MEDENİ HAKLARI KULLANMAĞA EHLİYETSİZLİK :
1 - UMUMİYET İTİBARİYLE : 
14 - Mümeyyiz olmayan ile küçükler ve mahcurlar medeni hakları kullanmak salahiyetinden mahrumdurlar.
2 - TEMYİZ KUDRETİNİ HAİZ OLMAMAK: 
15 - Mümeyyiz olmayan şahsın tasarrufu, hukuki bir hüküm ifade etmez.Kanunda muayyen istisnalar bakidir.
3 - TEMYİZ KUDRETİNİ HAİZ KÜÇÜK VEYA MAHCUR: 
16 - Mümeyyiz bulunan küçükler ile mahcurlar, kanuni mümessillerinin rızaları olmadıkça bizzat kendi tasarruflariyle iltizam edemezler. İvazsız iktisapta ve münhasıran şahsa merbut hakları kullanmakta bu rızaya muhtaç değillerdir. Haksız fiillerinden mütevellit zararlardan mesuldurlar.
IV. - HISIMLIK VE SIHRİ HISIMLIK :
1 - KAN HISIMLIĞI: 
17 - Hısımlığın derecesi, nesillerin adedi ile taayyün eder. Birbirinin sulbünden gelenler arasındaki hısımlık usul ve füru hısımlığı ve birbirinin sulbünden gelmeyip te müşterek bir sulpten gelenler arasındaki hısımlık civar hısımlığıdır.
2 - SIHRİ HISIMLIK: 
18 - Karı ve kocadan her birinin kan hısımları diğerinin aynı derece sıhri hısımları olur.Evlenmenin zevaliyle, sıhri hısımlık zail olmaz.
V - İKAMETGAH :
1 - TARİFİ: 
19 - Bir kimsenin ikametgahı, yerleşmek niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden ziyade ikametgahı olamaz.Bu fıkranın hükmü, ticari ve sınai müesseseler hakkında cari değildir.
2 - İKAMETGAHIN DEĞİŞTİRİLMESİ : 
20 - Bir ikametgahın değişmesi, yenisinin ittihazına mütevakkıftır. Bir kimsenin evvelce bir ikametgahı mevcut olduğu tayin edilemediği veyahut memaliki ecnebiyedeki ikametgahını terketmekle beraber Türkiye’de henüz yeni bir ikametgaha sahip olmadığı takdirde elyevm sakin olduğu mahalle, ikametgahı nazariyle bakılır.
3 - KANUNİ İKAMETGAH: 
21 - Kocanın ikametgahı karının ve ana ve babanın ikametgahı velayetleri altındaki çocuğun ve mahkemenin bulunduğu yer vesayet altındaki kimsenin ikametgahı addolunur.İkametgahı belli olmayan kimsenin karısı, veya kocasından ayrı yaşamağa mezun olan kadın kendisine ayrı bir ikametgah ittihaz edebilir.
4 - MÜESSESELERDE BULUNMAK: 
22 - Mektebe devam için bir yerde bulunmak veya bir terbiye müessesesine, bir hastaneye ve darülacezeye ve bir ceza müessesesine konulmak ikametgah ittihazını tazammun etmez.
(B ŞAHSİYETİN HİMAYESİ:
I - UMUMİYET İTİBARİYLE:
1 - DEVİR VE TAKYİT YASAĞI VE İSTİSNALARI 
23 - Kimse, medeni haklardan ve onları kullanmaktan kısmen olsun feragat edemez.Kimse, hürriyetini ferağ edemediği gibi kanuna veya adabı umumiyeye mugayir surette takyit dahi edemez.(Ek fıkra: 14/11/1990 - 3678/1 md.) Ancak, yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Şu kadar ki, biyolojik Madde verme borcu altına giren kimse aleyhine ifa talebinde bulunulamayacağı gibi maddi ve manevi tazminat davası da açılamaz.
2. TECAVÜZ HALİNDE
A İLKE 
24 - (Değişik madde: 04/05/1988 - 3444/1. md.)Hukuka aykırı olarak şahsiyet hakkına tecavüz edilen kişi, hakimden, tecavüzde bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.Şahsiyet hakkı ihlal edilenin rızasına veya üstün nitelikte bir özel ya da kamu yararına veya kanunun verdiği bir yetkiye dayanmayan her tecavüz hukuka aykırıdır.
B DAVA HAKLARI 
24/a - (Ek madde: 04/05/1988 - 3444/1. md.)Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kişi, tecavüze son verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği gibi, sona ermesine rağmen etkisi devam eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını ya da üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.Maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkı ile birlikte bu tecavüzden elde edilen kazançları vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep etme hakkı saklıdır.Manevi tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez ancak miras yoluyla intikal eder.Davacı şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgahı veya davalının ikametgahı mahkemesinde de dava açabilir.Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir.
II- İSİM ÜZERİNDEKİ HAK:
1 - İSMİN HİMAYESİ: 
25 - İsmi ihtilafa mahal veren kimse, hakimden hakkının tanınmasını talep edebilir. İsmi gasbolunmasiyle mutazarrır olan kimse, bunun menini ve taksir vukuu takdirinde maddi tazminat talebi hakkına halel gelmemek üzere maruz kaldığı haksızlığın mahiyeti icabediyorsa manevi tazminat namiyle bir meblağ itasını da talep edebilir.
2 - İSMİN DEĞİŞMESİ: 
26 - Muhik sebeplerden binaen bir kimse isminin değiştirilmesini isteyebilir. İsmin değişmesi nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.Şahsın ismi değişmekle ahvali değişmez.Bir ismin değişmesinden mutazarrır olan kimse ıttıla gününden itibaren bir sene içinde tebdil kararına itiraz edebilir.
(C ŞAHSİYETİN BAŞLANGICI VE SONU :
I - DOĞUM VE ÖLÜM: 
27 - Şahsiyet, çocuğun sağ olarak tamamiyle doğduğu andan başlar ve ölüm ile nihayet bulur.Çocuk sağ doğmak şartiyle ana rahmine düştüğü andan itibaren medeni haklarından istifade eder.
II- SAĞLIĞIN VE ÖLÜMÜN İSPATI:
1 - BEYYİNE KÜLFETİ: 
28 - Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin vücudunu yahut öldüğünü yahut muayyen bir zamanda veya diğer bir şahsın vefatında sağ bulunduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispata mecburdur.Hangisinin evvel veya sonra öldüğünü tayin mümkün olmaksızın ölenler, bir anda ölmüş sayılırlar.
2 - AHVALİ ŞAHSİYE BEYYİNELERİ:
A UMUMİYET İTİBARİYLE : 
29 - Doğum ve ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde kayıt bulunmaz veya mevcut kaydın doğru olmadığı tahakkuk ederse keyfiyet her hangi bir delil ile ispat olunabilir.(Ek fıkra: 04/05/1988 - 3444/2. md.) Doğumdan sonra meydana gelen cinsiyet değişikliğinin asgari sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi halinde nüfus sicilinde gerekli düzeltme yapılır. Bu konuda açılacak davalarda cinsiyeti değiştirilen kişi evli ise, eşe de husumet yöneltilir ve aynı mahkeme, varsa ortak çocukların velayetinin kime verileceğini de tayin eder, cinsiyet değişikliği kararının kesinleştiği tarihte, evlilik kendiliğinden son bulur.
B ÖLÜME KARİNE: 
30 - Ölüsü bulunamıyan bir kimse ölümüne muhakkak nazariyle bakılmağı icabedecek ahval içinde kaybolmuş ise o kimse hakikaten ölmüş addolunur.
III- GAİPLİK KARARI:
1 - UMUMİYET İTİBARİYLE: 
31 - Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya çoktanberi kendisinden haber alınamıyan bir kimsenin ölümü pek muhtemel görünürse, hakları ölüme muallak kimselerin talebi hakim gaipliğe karar verebilir.Salahiyettar hakim gaibin Türkiyedeki son ikametgahı hakimdir; Eğer gaip Türkiyede asla ikamet etmemiş ise nüfus sicilinde mukayyet bulunduğu ve bu kayıt yoksa pederinin mukayyet olduğu mahallin hakimidir.
2 - USULÜ MUHAKEME: 
32 - Gaiplik kararı talep olunabilmek için, ölüm tehlikesinden en aşağı bir sene yahut gaibin son haberinden beş sene geçmiş olmak lazımdır.Hakim, gaip hakkında malumatı olan kimseler muayyen bir müddet içinde malumatlarını bildirmek için usulü dairesinde ilan edilen bir tebliğ ile davet eder. Bu müddet birinci ilan tarihinden itibaren en aşağı bir senedir.
3 - TALEBİN SUKUTU: 
33 - Kaybolan kimse, ilan müddet

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı 844 sayfalık iddianamenin sonunda yer alan, “giriş” ve “genel değerlendirme” bölümleri ile siyasi yasak istenen kişilerin isimleri:
Kaynak: HDP iddianamesinin tam metni

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
Sayı  : 36321649/2021/2
07/06/2021
Konu: Halkların Demokratik Partisi (HDP)
İ D D İ A N A M E
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
DAVACI              :  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI               :  Halkların Demokratik Partisi (HDP)
Barbaros Mahallesi Tahran Caddesi Büklüm Sokak No: 117            Çankaya/ANKARA
DAVA                        : Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline gelen ve bu şekilde;
Anayasa’nın 68. maddesinin 4. fıkrasına, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 78, 80, 81, 82 ve 90. maddelerine aykırı eylemlerde bulunduğu açıkça anlaşılan davalı Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin, Anayasa’nın 69. maddesinin 6. fıkrası ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 101/1-b ve 103. maddeleri gereğince temelli kapatılması talebi.

Davalı Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin, Anayasa’nın 69. maddesinin 6. fıkrası ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 101/1-b ve 103. maddeleri gereğince temelli kapatılması talebi ile Cumhuriyet Başsavcılığımızın 17/03/2021 tarih ve 2021/1 sayılı iddianamesiyle Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 31/03/2021 tarih ve 2021/1 esas (Siyasi Parti Kapatma), 2021/1 sayılı kararı ile;
1) Eylemlerine yer verilerek haklarında yasaklılık kararı verilmesi istenilen kişiler ile eylemlerine yer verilmekle birlikte haklarında yasaklılık kararı verilmesi istenilmeyen kişilerin; kimliklerinin, kendilerine isnat edilen bazı eylemlerin tarihleri ile eylem tarihlerinde Partideki görevlerinin açıkça belirtilmediği,
2) “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olduğu ileri sürülen, ancak soruşturma ve kovuşturma konusu olması dışında bir gerekçeye yer verilmeyen eylemler ile Partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki ilişkinin kurulmadığı,
Şeklindeki gerekçeler ile iddianame Cumhuriyet Başsavcılığımıza iade edilmiştir.
17/03/2021 tarihli iddianamemizde de görüleceği üzere eylemlerine yer verilen partililerin hangi tarihli büyük kongrede hangi göreve getirildiği, kaçıncı dönem ve hangi ilin milletvekili olduğu, hangi il/ilçe/beldenin belediye başkanı seçildiği, görevlerinin hangi tarihte sona erdiği, il/ilçe teşkilatlarındaki görevlerinin ne olduğu kişi bazında başlıklarda ve metin içinde gösterildiği, eylemleri anlatılan parti üyelerinin pek çoğunun iddianamede suç tarihlerinin belli olduğu, belli olmayanların ise eyleme ilişkin iddianame ve mahkeme bilgilerinin açıkça yazılması nedeniyle dava sürecinde kolaylıkla temininin mümkün bulunduğu, ayrıca Mahkemenin bir kısım partili ile alakalı kimlik bilgilerine yönelik yaşadığı tereddütün gönderilen nüfus kayıtlarına bakılması sureti ile giderilmesinin olanaklı olduğu (örnek olarak, iade kararında; Mehmet Menge ile Mehmet Sıdık Menge’nin aynı kişi mi, farklı kişiler mi olduğunun tespit edilemediği belirtilmiştir. Oysa Başsavcılığımızca Mahkemeye gönderilen nüfus kayıtlarına bakıldığında Mehmet Menge’nin 1954 doğumlu, Mehmet Sıdık Menge’nin ise 1958 doğumlu farklı kişiler olduğu tespitinin yapılabileceği) açıktır.
Örnek olması bakımından;
Davalı Parti üyesi Pervin Buldan ile ilgili olarak, Mahkemeye de ibraz edilen Çankaya 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 25/06/2014 tarih ve 1094 sayılı yazısı ekindeki seçim sonuç tutanağına göre ilgilinin 22/06/2014 tarihinde yapılan Büyük Kongrede 66 oy alarak parti meclisi asıl üyeliğine seçildiği, aynı kongrede Figen Yüksekdağ Şenoğlu ile Selahattin Demirtaş’ın 3. turda 56’şar oy alarak eş genel başkan seçildikleri; Pervin Buldan ile ilgili başlıkta “23/02/2020 ve 11/02/2018 tarihli Büyük Kongrelerde Eş Genel Başkan, 22/06/2014 tarihli Büyük Kongrede Parti Meclisi Asıl Üyesi, HDP 24. Dönem Iğdır 25, 26 ve 27. Dönem İstanbul Milletvekili” bilgilerinin yer aldığı, eylemleri belirtilen tüm davalı parti üyelerinin görevlerinin bu şekilde sıralandığı,
Yine, Dirayet Dilan Taşdemir’in, Çankaya 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 26/02/2020 tarih ve 88482 sayılı yazısı ekindeki seçim tutanağına göre, 23/02/2020 tarihli Büyük Kongrede 830 oy alarak Parti Meclisi asıl üyeliğine seçildiği, aynı Kongrede Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın ilk turda eş genel başkan olarak seçildikleri, bu Kongrede 100 kişinin Parti Meclisi asıl, 50 kişinin Parti Meclisi yedek, 7 kişinin Merkez Disiplin Kurulu asıl, 2 kişinin Merkez Disiplin Kurulu yedek, 5 kişinin Uzlaşma Kurulu asıl, 2 kişinin Uzlaşma Kurulu yedek üyeliğine seçildikleri ve bu kişilerin T.C. kimlik numaraları ile diğer kimlik ve adres bilgileri dahil bütün bilgilerin kongre evrakında yer aldığı, Partinin kuruluşundan itibaren yapılan tüm kongrelere ilişkin evrakın Mahkemeye gönderildiği ve bu belgelerde de yukarıda sayılan bilgilere yer verildiği,
Bunlarla birlikte Mahkemece eksik görülen ya da tereddüt edilen diğer hususların gerek Başsavcılığımız, gerekse ilgili kurumlar (TBMM, Yüksek Seçim Kurulu, İçişleri Bakanlığı, UYAP, v.s) aracı kılınarak kolaylıkla giderilmesi mümkün iken iddianamenin iadesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin, Demokratik Toplum Partisi kapatma davası ile ilgili olarak 11/12/2009 tarih, 2007/1 esas ve 2009/4 sayılı kararında belirttiği; “…Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Davalı Siyasi Parti’nin kapatılması istemi ile birlikte isimlerini saydığı 221 kişi için de yasaklama isteminde bulunmuştur. Ancak yapılan incelemeler sonucunda, iddianamede Burak Avcı ismine sehven yer verildiği ve isimleri geçen şahıslardan Halil İrmek, Mehmet Sefa Güngör ve Mehmet Topçu’nun davalı Parti’nin üyesi olmadıkları anlaşılmıştır. Davalı Parti üyesi olan Fevzi Kara hakkında yasaklama istenmiş ise de, adı geçen şahsın dava açılmadan önce 11.10.2007 tarihinde öldüğü saptanmıştır…
Yukarıda belirtilen esas ve ölçütler gözetilerek yapılan incelemelerde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının iddianamesinde gösterilen eylemlerden; davalı Partinin kuruluşundan önceye ait olduğu görülen, davalı Parti ile ilişkisi kurulamayan, gerçekleştiği veya davalı Parti mensuplarınca gerçekleştirildiği saptanamayan veya düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu sonucuna varılan eylemlerin Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirmeye esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.
Nitelikli çoğunluk sağlanan aşağıdaki eylemlerin ise Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır…
Ahmet ERTAK ve Ayhan AYAZ haklarında ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesinde siyasi yasaklama istenmemiş olmakla birlikte, iddianamede bu kişilerin eylemlerine yer verilmiş olması nedeniyle, re’sen, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddesi ve Anayasa’nın 69. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince, gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacaklarına karar verilmesi gerekmiştir.” şeklindeki gerekçelerine uygun biçimde inceleme yapması mümkün iken iddianamenin yukarıdaki nedenlerle iade edilmesi anlaşılamamıştır.
CMK’nın 160. maddesi gereğince Cumhuriyet savcısı ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez soruşturmaya başlayıp, maddi gerçeğin araştırılması için şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayıp, muhafaza altına alarak, yapacağı değerlendirme sonucuna göre topladığı delilleri de ekleyerek kamu davası açmakla görevlidir.
Bu bağlamda; parti üyeleri ile ilgili ulaşılan bütün soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgilerin, davalı Partinin terör eylemlerinin odağı olma noktasında delil niteliğinde önem taşıdığı da gözetilerek, mahkemenin huzuruna getirilmesi Başsavcılığımızın yasal yükümlülüğüdür.
CMK’nın 217. maddesinde belirtildiği üzere mahkeme, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ise de, CMK’nın 225. maddesi gereğince fiilin nitelendirilmesinde iddia ile bağlı olmayacaktır.
İddia makamının sunduğu delillerden hangilerinin hükme esas alınacağı, taleplerinden hangilerinin kabul edileceği mahkemenin takdirinde olan bir husustur.
Diğer taraftan iade kararında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olduğu ileri sürülen, ancak soruşturma ve kovuşturma konusu olması dışında bir gerekçeye yer verilmeyen eylemler ile Partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki ilişkinin kurulmadığı belirtilmiştir.
Oysa 17/03/2021 tarihli iddianamemizde;
“Davalı Partinin bir kısım milletvekillerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının, birliğinin, bütünlüğünün sembolü olan TBMM’de bölücübaşı ve PKK lehine slogan attıkları, sözde gerilla marşını okudukları (bkz. Ferhat Encü, Nursel Aydoğan, Besime Konca, Mizgin Irgat başlığı altında),
Yasa dışı gösteri ve terör örgütü propagandası yapan şahısların gözaltına alınmalarını engellemek için araya girip polislerle tartışarak şüphelinin kaçmasına olanak sağladıkları (bkz. Ahmet Yıldırım başlığı altında),
Terör örgütü üyelerinin yakalanmasını önlemek amacıyla operasyon bölgelerinde toplanıp canlı kalkan oldukları, operasyonları engelleyerek teröristlerin kaçmasını sağladıkları (bkz. Behçet Yıldırm, Çağlar Demirel, Sait Taycı, Kıznaz Türkeli, Abdullah Zeydan, Mehmet Emin Adıyaman başlığı altında),
Terör örgütünün dağ kadrosunda yer alanlar olduğu (bkz. Baran Nayır başlığı altında),
Davalı Parti üyelerinin yerel ve genel seçimler öncesi bölge halkı üzerinde HDP’ye oy vermeleri yönünde baskı oluşturdukları, yapılan baskılara direnen vatandaşları kırsalda faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarına şikayet ettikleri, bazı vatandaşların kırsalda kurulan sözde adalet komisyonu adlı mahkemede cezalandırılmaları için götürüldüklerinin anlaşıldığı (bkz. Hasan Safa başlığı altında),
Belediye başkan adaylarının PKK/KCK terör örgütü tarafından belirlendiği, seçildikten sonra iş ve işlemler

Madde 1 – Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler,Türkiye dahilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmağa mecburdurlar.
Madde 2 – Ecnebi Şirket ve müesseseler için bu mecburiyet Türk müessesatı ile ve Türkiye tebaasından olan efrat ile muhabere, muamele ve temaslarına ve devair ve memurini Devletten birine ibraz mecburiyetinde bulundukları evrak ve defterlerine hasredilmiştir.
Madde 3 – İkinci maddede mezkür şirket ve müesseseler muamelatında Türkçeden başka bir lisanı dahi ilaveten kullanabilirlerse de asıl olan Türkçe olup mesul imzaların Türkçe metin zirine vaz'ı mecburidir. Bu memnuiyete rağmen imza diğer lisanla yazılmış kısım veya nüshanın altına mevzu olsa dahi Türkçesi muteberdir.
Madde 4 – Bu kanunun mevkii meriyete vaz'ından sonra birinci ve ikinci maddeler ahkamına muhalif olarak tanzim kılınmış olan evrak ve vesaik şirket ve müesseseler lehine nazarı itibara alınmaz.
Madde 5 – Yukarıdaki maddeler ahkamı 1 kanunusani 1927 tarihinden itibaren tatbik edilir.
Mezkür müddetin hulülüne kadar 10 mart 1332 tarihli kanunun 1, 2, 3, 4, 5 inci maddeleri ahkamı caridir. Bu maddeler 1 kanunusani 1927, diğer maddelerde işbu kanunun neşri tarihinden itibaren mülgadır
Madde 6 – Bu kanunun hilafına hareket edenler hakkında ait oldukları vekaletler memurini mahsusasının tutacakları zabıt varakaları hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir.
Madde 7 – Bu kanun hilafında hareket edenler aleyhine ait olduğu vekaletlerin veya alakadarların müracaatı üzerine hukuku amme davası ikame olunur.
Bu kanunun ahkamına muhalif hareket edenlerden birinci defasında 100 liradan 500 liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır. Mükerrirlerden iki kat alınmakla beraber ticarethaneleri bir haftadan bir seneye kadar sed ve icrayı ticaret etmeleri menolunur.
Madde 8 – Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 9 – Bu kanunun icrasına Ticaret, Adliye ve Nafıa Vekilleri memurdur.

Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun

17.03.2020
Bakanlığımız 81 İl Valiliğine Coronavirüs konulu ek bir genelge daha  gönderdi.
Genelge ile 81 ilde, tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süreliğine bugün saat 24:00 itibariyle durdurulacak.
Çin'in Vuhan kentinde başlayarak tüm Dünyayı tehdit etmeye devam eden ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak nitelendirilen Coronavirüs (Kovid-19) salgınından vatandaşları korumak ve salgının yayılmasını engellemek amacıyla önlemler alınmaya devam ediyor.
Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı ile yapılan değerlendirmeler sonucunda; Umuma Açık İstirahat ve Eğlence Yerleri olarak faaliyet yürüten ve vatandaşlarımızın çok yakın bir mesafede bir arada bulunarak hastalığın bulaşma riskini arttıracağı gerekçesiyle; tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları (atari, playstation vb.), her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süreliğine 16.03.2020 pazartesi saat 24:00 itibariyle durdurulacak.  
STK’ların Genel Kurulları, Eğitimleri ve Toplantıları Ertelenecek
Sivil Toplum Kuruluşlarının (Dernek, vakıf ) genel kurulları ve Sivil Toplum Kuruluşlarının eğitimler dâhil insanları toplu olarak bir araya getiren her türlü toplantı ve faaliyetleri (icra-i zorunluluk gerektiren yönetim faaliyetleri hariç) 16.03.2020 pazartesi saat 24:00 itibariyle geçici olarak ertelenecek.
Toplu olarak vatandaşların bir arada bulunduğu “Taziye Evleri”nin faaliyetleri 16.03.2020 pazartesi saat 24:00 itibariyle durdurulacak.
Bakanlığımız söz konusu bu tedbirlere ilişkin vali/kaymakamlar tarafından il/ilçe belediyeleri ile işbirliği içinde ilgi Kanun hükümleri çerçevesinde gerekli gerekli tedbirlerin ivedilikle planlanması/uygulanması ve kolluk birimleri tarafından konun takip edilerek uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesini istedi.

09.09.2020
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulunun Tavsiye Kararı, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda Bakanlığımız 81 il valiliğine Covid-19 Tedbirleri konulu ek genelge gönderdi. Genelgede, içerisinde bulunulan kontrollü sosyal hayat döneminde salgınla mücadelenin genel prensipleri olan temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra her bir faaliyet alanı/iş kolu için ayrı ayrı belirlenen tedbirlere uyum ve etkin denetim mekanizmalarının büyük önem taşıdığı ifade edildi.
Genelgede, farklı tarihlerde yayımlanan genelgeler ile belirli dezavantajlı gruplara yönelik veya kamuya açık bazı alanlarda herkese maske takma zorunluluğu getirildiği, şehirlerarası ve şehir içi yolcu taşımacılığına ilişkin düzenlemeler yapılarak hangi durum ve şartlarda şehir içi toplu taşıma araçlarının ayakta yolcu alabileceğinin  belirlenmesinin il ve ilçe hıfzıssıhha kurullarına verildiği hatırlatıldı. Yine lokanta restoran, kafe ve benzeri işletmelerin müzik faaliyetlerine kısıtlama getirildiği anımsatıldı.
Gelinen aşamada başta fiziki mesafe kuralı olmak üzere alınan tedbirlere yeterince riayet edilmemesinin, hastalığın yayılım hızının artırması ve toplum sağlığını riske atması nedeniyle; dün gerçekleştirilen Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Kabine Toplantısında 81 ili kapsayacak şu kararlar alındı:
Ülke genelinde (meskenler hariç olmak üzere) tüm alanlarda (kamuya açık alanlar, cadde, sokak, park, bahçe, piknik alanı, sahiller, toplu ulaşım araçları, işyerleri, fabrikalar vb.

Minibüs/midibüsler ile koltuk kapasitelerinde herhangi bir seyreltme ve kaldırılma yapılmayan otobüsler gibi iç hacim bakımından fiziki mesafe kurallarının uygulanamayacağı şehir içi toplu ulaşım araçlarında ayakta yolcu alınmasına kesinlikle müsaade edilmeyecek. Bunların dışında kalan raylı sistem araçları (metro, tramvay vb.), metrobüsler ve koltuk kapasiteleri seyreltilmiş/kaldırılmış otobüsler gibi ayakta yolcu taşıma ağırlıklı toplu ulaşım araçlarında; fiziki mesafe kurallarına aykırı olmayacak şekilde hangi oranda/sayıda ayakta yolcu alınabileceği il/ilçe umumi hıfzıssıhha kurulları tarafından tespit edilecek. Raylı sistem araçları (metro, tramvay vb.), metrobüsler ve koltuk kapasiteleri seyreltilmiş/kaldırılmış otobüslerde ayakta alınabilecek yolcu sayısını belirtir levha/tabela herkesin görebileceği şekilde asılacak ve ayaktaki yolcuların durabileceği yerler fiziki olarak işaretlenmek suretiyle ilanı sağlanacak.
Restoran, otel, kafe vb. tüm yeme-içme ya da eğlence yerlerinde saat 24.00’ten sonra müzik yayınına (canlı müzik, kayıt dinletilmesi vb. her türlü yayın dahil) hiçbir şartta izin verilmeyecek. Mülki idare amirlerinin koordinasyonunda kolluk birimleri ve yerel yönetimler bu konuda gerekli tüm tedbirleri alacak.
Vatandaşların toplu olarak bulunduğu/bulunabileceği yerler (pazaryerleri, sahiller vb.) ile kafe, restoran vb. yeme içme ve eğlence mekanlarında; Sağlık Bakanlığı Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi ile Bakanlığımızın ilgili Genelgelerinde belirtilen Koronavirüs salgınıyla mücadele amacıyla alınan tedbirlere ve belirlenen kurallara uyulması hususundaki denetimlerin süreklilik taşıyacak şekilde etkinliğinin artırılmasına yönelik gerekli tedbirler vali ve kaymakamlarca alınacak.
Koronavirüsle mücadele kapsamında alınan tedbirlere riayet etmeyen gerçek ve tüzel kişilere (işletmeler vb.) uygulanan idari para cezalarının tahsili konusunda vali/kaymakamlarca gerekli hassasiyet gösterilecek.
Vali/kaymakamlarca yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde gerekli kararların Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27’nci ve 72’nci maddeleri uyarınca ivedilikle alınacak. Uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecek ve mağduriyete neden olunmayacak. Alınan kararlara uymayanlara Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari işlem tesis edilmesi ve konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanununun 195’inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemler başlatılacak.

26.06.2020
Bakanlığımız 81 İl Valiliğine “İnternet Kafeleri, Salonları ve Elektronik Oyun Yerleri” konulu genelge gönderdi. Genelgede, COVID-19 salgınının görüldüğü andan itibaren, Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulunun önerileri, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda salgının/bulaşmanın toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, güvenli mesafeyi koruma ve yayılım hızını kontrol altında tutma amacıyla birçok tedbir kararı alınarak uygulamaya geçirildiği  anımsatıldı.
Kontrollü sosyal hayat döneminde ise; salgınla mücadelede uyulması gereken temel esaslar olan temizlik, maske ve mesafe şartlarının yanı sıra her faaliyet, iş kolu veya mekan için alınması gereken tedbir/kurallar Koronavirüs Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda ilgili Bakanlıklarca kararlaştırıldığı ifade edildi. Bu çerçevede 17 Mart tarihinden itibaren faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilen internet kafeleri/salonları ile elektronik oyun yerlerinin kontrollü sosyal hayat döneminde hangi koşullara bağlı olarak faaliyet gösterebilecekleri Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından tespit edilerek Bakanlığımız’a bildirildiği kaydedildi.
İlgili Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarıyla yapılan görüşmeler ve Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan‘ın talimatları doğrultusunda internet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerinin, faaliyetlerine izin veren mevzuat hükümleri (İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik vb.) ile iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tedbirlere ilave olarak  genelgede belirtilen tedbirlerin alınması kaydıyla 01 Temmuz tarihinden itibaren faaliyetlerine başlayabilecek.
A) Genel Esaslar

Bu işyerlerinin işletmecileri temizlik, maske, mesafe önlemleri başta olmak üzere bu Genelge’de yer alan ve Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından belirlenen kurallarla ilgili tedbirleri eksiksiz şekilde almakla yükümlü olacak.
Bu çerçevede işletmeciler tarafından, genel kullanım alanlarına ve oturum düzenine ilişkin mesafe planı hazırlanacak, internet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerinin müşteri kapasitesi mesafe kuralına göre belirlenecek, kapasite bilgisi işletmenin girişinde görülebilir bir yere asılacak ve bu kapasiteye uygun sayıda müşteri kabul edilecek.
Temizlik, maske ve mesafe kuralları ile uyulması gereken diğer kurallara ilişkin bilgilendirme afişleri internet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerinin girişlerine ve içerisinde uygun yerlere asılacak.
İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerleri içerisinde aynı anda bulunabilecek kişi sayısına ilişkin planlama (çalışan ve müşteriler dâhil edilerek hesaplanacak şekilde) kişi başına 4 metrekareden az olmayacak şekilde yapılacak.
Aynı anda içeride bulunacak kişiler ve masalar/üniteler arasında en az 1 metre mesafe kuralına uyulacak, bu mesafe yer işaretleriyle belirlenecek. Tek ünitede iki ve daha fazla kişiyle oynanan oyunlarda her bir kişi arasında en az 1 metre mesafe olacak.
Masa/üniteler arasında şeffaf branda, cam bölme, ahşap kenarlık gibi unsurlarla teması azaltıcı tedbirler alınacak.
İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerine maskesiz müşteri ya da çalışan alınmayacaktır. İçeride bulunulan süre boyunca da maske takmaya devam edilecek. Kullanılmış maskeler kapaklı çöp kutusuna atılacak ve düzenli olarak boşaltılacak.
Bahse konu işyerlerinin içerisinde kontrolsüz şekilde kalabalık oluşmasını engellemek için giriş kapısında tedbir alınacak. Bu kapsamda, dış kapıya içeriye girilmesini engelleyecek basit bir uyarıcı/engelleyici (kapının her iki tarafından tutturularak asılabilecek basit bir kırmızı renkli kordon ya da şerit vb.) konulacak.
İçeride ortak kullanım amacıyla gazete, dergi vb. bulundurulmayacak.
Müşterilerden tercihen temassız ödeme yapmaları istenecek. Ödeme terminali (POS cihazı) sık sık %70’lik alkol ile temizlenecek. Müşterilere kartla temassız ödeme yapabilecekleri hatırlatılarak mümkün olduğunca nakit ödemeden kaçınılması sağlanacak, müşterilerin temas ettiği/edeceği ödeme terminali (POS cihazı vb.) her müşteriden sonra mutlaka %70’lik alkol ile temizlenecek/dezenfekte edilecek.
Masa/sandalyeler, bilgisayar ekranı, klavye ve mouse, oyun konsolu vb. ekipman ve malzemeler her müşteri kullanımından sonra %70’lik alkolle silinecek.
Yiyecek/içecek servisi işletme personeli tarafından mesafe kuralına uygun olarak yapılacak olup kişilerin yiyecek ve içeceklerini kendilerinin almasına müsaade edilmeyecek.
Çay/kahve ve diğer içeceklerin servisinde tek kullanımlık malzemeler kullanılacak.
İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerinde bulunan mutfak, çay ocağı ve servis alanları, Bakanlığımızın 30.05.2020 tarihli ve 8556 sayılı Genelgesi hükümlerine ve COVID-19 kapsamında Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından kafe ve restoranlar için hazırlanan kurallara göre düzenlenecek.
B) Personele Yönelik Önlemler

Personelin COVID-19’un bulaşma yolları ve korunma önlemleri hususunda bilgilenmesi sağlanacak.
Personelin giriş/çıkışlarında vücut ısısı ölçümleri termal sensörlerle ya da temassız ateş ölçerlerle yapılacak ve bu veriler günlük olarak kayıt altına alınacak ve asgari 14 gün süreyle saklanacak.
Personel, kendisinde veya birlikte yaşadığı kişilerde COVID-19 semptomlarını görmesi halinde bu durumu vakit kaybetmeksizin işletme yöneticisine bildirecek.
Ateş, öksürük, burun akıntısı, solunum sıkıntısı belirtileri olan personel, tıbbi maske takılarak COVID-19 yönünden değerlendirilmek üzere sağlık kurumuna yönlendirilecek.
COVID-19 tanısı alan ve temaslısı personel il/ilçe sağlık müdürlüğü tarafından Sağlık Bakanlığı COVID-19 Rehberindeki kurallara göre yönetilecek.
Personelin tümü kuralına uygun maske takacak, maske nemlendikçe ya da kirlendikçe değiştirilecek, değiştirilmesi öncesinde ve sonrasında el antiseptiği veya en az %70’lik alkol içeren kolonya kullanacak.
Personelin el hijyenine dikkat etmesi sağlanacak ve bu konuda personel sürekli uyarılacak.
Personelin iş kıyafetleri günlük olarak değiştirilecek.
Bu işyerlerindeki personelden temizlik yapan ve bulaşık yıkayan haricindeki çalışanlar (sahte güven hissi uyandırmamak adına) eldiven kullanmayacak.
Dinlenme alanlarında da personel arasında en az 1 metrelik mesafe korunacak ve maske takılacak.
C) Müşterilere Yönelik Önlemler,

İçeriye girmeden görünür bir yere asılmış olan içeride uyulması beklenen kuralları açıklayan bilgilendirme okunacak ve belirtilen kurallara uyulacak.
Müşterilerin girişlerde mutlaka ateş ölçümleri yapılacak, vücut ısısı 38 dereceden yüksek olan kişilerin en yakın sağlık kuruluşuna yönlendirilmesi sağlanacak.Ateş ölçen personel/sorumlu tıbbi maske ve yüz koruyucu kullanacaktır.
Ateş, öksürük, burun akıntısı, solunum sıkıntısı belirtileri olan, COVID-19 vakası veya temaslısı kişiler internet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerine alınmayacak.
Müşterilerin diğer müşteriler ve çalışanlar ile aralarındaki en az 1 metre mesafeyi korumaları hususunda uyarılması sağlanacak.
İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerine girmeden önce ağız ve burnu tamamen kapatacak şekilde kuralına uygun maske takılacaktır. İnternet kafe sahiplerince girişlerde yeterli miktarda maske bulundurulacak, maskesiz müşterilere girişte maske dağıtılacaktır. İçeride maske çıkarılmayacak.
İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerine girerken el antiseptiği veya en az %70’lik alkol içeren kolonya kullanılacak.
Ç) Temizlik ve Hijyen

İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerinde her gün düzenli olarak temizlik yapılacak. Sık kullanılan alan ve malzemeler daha sık temizlenecek.
Yer ve yüzeylerin temizliğinde nemli silme-paspaslama tercih edilecektir. Toz çıkaran fırça ile süpürme işlemlerinden kaçınılacak.
Bu işyerlerinin temizliğinde özellikle sık dokunulan yüzeylerin (bilgisayar klavyeleri, mouselar, oyun konsolları, kapı kolları, telefon ahizeleri, masa yüzeyleri gibi) temizliğine dikkat edilecek. Bu amaçla, su ve deterjanla temizlik sonrası dezenfeksiyon için 1/100 sulandırılmış (5 litre suya yarım küçük çay bardağı) çamaşır suyu (Sodyum hipoklorit Cas No: 7681-52-9) kullanılacak. Klor bileşiklerinin uygun olmadığı yazar kasa, bilgisayar klavyeleri, telefon ve diğer cihaz yüzeyleri %70’lik alkolle silinerek dezenfeksiyon sağlanacak.
Yüzey temizliği ve dezenfeksiyonu için; virüslere etkinliği gösterilmiş etken maddeleri içeren ve Sağlık Bakanlığı tarafından verilen ‘Biyosidal Ürün Ruhsatı’ bulunan yüzey dezenfektanları kullanılabilecek.
Temizlik bezleri kullanım alanına göre ayrılacak ve her kullanım sonrası uygun şekilde temizlenecek. Yıkanabilen, tekrar kullanılan temizlik malzemelerinin en az 60 oC’da yıkanması sağlanacak.
Tuvaletlere el yıkama ile ilgili afişler asılacak.
Tuvaletlere tuvalet kâğıdı ve tek kullanımlık kâğıt havlu konulacaktır. Hava ile el kurutma cihazları çalıştırılmayacak.
Tuvaletlerde sıvı sabun bulundurulacak ve devamlılığı sağlanacak.
Tuvaletlerdeki bataryalar ve sabunluklar mümkünse fotoselli olacak.
Tuvalet dezenfeksiyonu için 1/10 sulandırılmış çamaşır suyu (Sodyum hipoklorit Cas No: 7681-52-9) kullanılacak.
Temizlik yapan personelin tıbbi maske ve eldiven kullanması sağlanacaktır. Temizlik sonrasında personel maske ve eldivenlerini çıkarıp çöp kutusuna atacak, ellerini en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkayacak.
Merkezi havalandırma sistemleri bulunan işyerlerinin havalandırması doğal hava sirkülasyonunu sağlayacak şekilde düzenlenecek, havalandırma sistemlerinin bakımı ve filtre değişimleri üretici firma önerileri doğrultusunda yapılacak.
Klima ve vantilatör kullanılması halinde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi”nde yer alan “COVID-19 Kapsamında Klima/İklimlendirme Sistemlerinde Alınacak Önlemler”e uygun hareket edilecek.
İnternet kafeleri/salonları ve elektronik oyun yerlerinin kapı ve pencereleri açılarak yeterli hava dolaşımı sağlanacak şekilde sık havalandırılması sağlanacak.
D) Diğer Hususlar
Alışveriş merkezleri içerisinde bulunan elektron

Saye-i muvaffakiyet vaye-i cenâbı mülûkânede Tersane-i Amire sahasında bil-inşa reside-i hüsn-i hitam olmakla tenzil-i mukarrer idüğü evvelki cerîdemizde beyan kılınan Nusrel-aziz) nam uskur korvet-i hümâyun-ı şeref efza-yı sünuh ve südur buyurulan emr ü ferman-ı hümâyun cenâb-ı padişahi mantuk-ı münifi üzere mah-ı halin yirmi sekizinci perşembe günü zat-ı vala-i hazreti vekalet penahi ve devletlü Kapudan paşa hazretleriyle bazı erkan ve ümera hâzır oldukları halde merasim kemal-i suhuletle ziynet-i ârâ-yı sath-ı derya olmuştur. Yevm-i mezkûrde zat-ı ali-i hazret-i sadaret penahi devletlü Kapudan paşa hazretleriyle birlikte Aynalıkavakta derdest inşa olan temür fabrikalarıyla destgahı ve Kuh Revan fırkateyn-i hümâyunu ve daha inşaat-ı cedide ile mühimmat mağazalarını ve oradan havz mahallerine yeni yapılan havuzu dahi muayene edip divanhane ebniyesinin tevzil esasına besmele-keş mübaşeret olarak avdet buyurmuşlardır.

İlgili metin

İnsanlığı ilgilendiren olayların akışı içinde, bir ulus, kendini bir başka ulusa bağlayan siyasal bağları koparmak ve doğa yasalarının ve Tanrı’nın ona dünya devletleri arasında bağışladığı bağımsız ve eşit yeri almak gereğini duyduğu zaman, insanlığın yargısına duyduğu o yerinde saygı, o ulusu bu ayrılmaya zorlayan nedenleri açıklamakla yükümlü kılar.
Aşağıda gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. Bu hakları güvence altına almak amacıyla, insanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşünmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri, güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları bir biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır; aslında sağgörü, uzun bir geçmişi olan yönetimlerin sudan ve geçici nedenlerle değiştirilmemesini buyurur; bu yüzden insanların durumlarını düzeltmek amacıyla alışılagelen yönetim biçimlerini değiştirmek yerine, kötülüklere katlanmayı yeğlediklerini deneyimler göstermiştir; ancak sürekli aynı amaca yönelik, uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesi, ulusu, mutlak bir despotizme sürüklemek niyetini açığa vurursa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek, o ulusun hakkı ve görevidir.
İşte bu kolonilerin sabırla katlandıkları durum bu olmuştur ve şu an, onları bu güne değin varolan yönetim biçimini değiştirmeye zorlayan gerekliliği, her zamankinden fazla hissetmektedirler. Büyük Britanya Kralı’nın yönetim devresi, ardı arkası kesilmeyen haksızlıkların ve sürekli baskıların çağı olmuştur. Tüm bunların amacı, bu devletler üzerinde mutlak bir tiranlık kurmaktır. Bunu kanıtlayabilmek için, tüm gerçeklerin tarafsız dünyaya ilan edilmesi gerekmektedir:
İngiltere Kralı, kamu refahı için gayet yararlı ve gerekli olan yasaları onaylamayı reddetmiştir.
Valilerine, ivedilikle ve geciktirmeden ele alınması gereken yasaları çıkarmalarını menetmiştir. Kendisi de bu yasaların yürürlüğe girmemesi için elinden geleni yapmış, onayını sürekli ertelemiş; ve bu nedenle uzun bir süre sürüncemede kalan yasaları da bir daha ele almamıştır.
Yasama gücünde temsil edilme haklarından vazgeçmedikleri sürece, büyük halk kitlelerinin yararına olan pek çok yasayı çıkarmayı reddetmiştir. Oysa, bu hak paha biçilemez bir haktır ve nedense sadece tiranların hoşuna gitmemektedir.
Yasamayla görevli kurulları, kamu belgelerinin ve makam evraklarının bulunduğu yerlerden oldukça uzakta alışılmadık ve uygunsuz yerlerde toplantıya çağırmıştır. Onlara eziyet çektirerek, kendi uygulamalarına boyun eğmelerini sağlamak amacıyla yapmıştır bunu.
Milletvekili yarkurullarını, yılmaz bir kararlılıkla halkın haklarına el uzatılmasına karşı çıktıkları için, bir çok kez dağıtmıştır.
Bu yarkurulları dağıttıktan sonra da, uzun bir zaman yeni temsilcilerin seçilmesini engellemiştir. Bu yüzden halkın kendisi yasama gücüne sahip çıkmış, bu gücü bundan böyle kendi eliyle kullanmayı uygun bulmuştur. Ancak bu geçiş döneminde devlet, dışarıdan gelebilecek bir saldırının ya da içerideki kargaşalıkların doğuracağı tehlikelere karşı savunmasız kalmıştır.
İngiltere Kralı, bu devletlerin kök salmalarını önlemek için elinden geleni yapmıştır; bu amaçla yabancıların vatandaşlığa kabul edilmesiyle ilgili yasanın icra edilmesine engel olmuş, yabancıların buraya göçünü kolaylaştıracak daha başka yasalar çıkarmayı reddetmiştir; yeni toprak edinme koşullarını da ağırlaştırmıştır.
Yargıçlık yetkisinin verilmesiyle ilgili yasaları onaylamayarak, kazai içtihadı etkisiz hale getirmiştir.
Yargıçların görev sürelerini, maaşlarının tutarını ve ödeme biçimini sadece kendi keyfine göre belirlemiştir.
Halkımıza eziyet olsun ve halkın cevherleri tükensin diye, sayısız yeni makam açmış, buralara büyük memur yığınları yollamıştır.
Barış zamanında, yasama meclisinin onayı olmaksızın, topraklarımız üzerinde sürekli bir ordu bulundurmuştur.
Askeriyeyi sivil güçten bağımsız ve üstün kılmaya kalkışmıştır.
Anayasamıza ters düşen, yasalarımızla bağdaşmayan bir kazai içtihat biçimini bize kabul ettirmek için başkalarıyla işbirliği yapmıştır ve bu tepeden inme kazai içtihadın uygulamalarını onamıştır. Tüm bu uygulamaların nedenleri şunlardır:
Bizim topraklarımızda güçlü, silahlı birlikleri üslendirmek;
bu devletler halkına karşı askerlerin işleyecekleri olası cinayetler karşısında, sözde yargılamalarla herhangi bir cezalandırmadan kaçınmak;
Dünyanın her yeriyle yaptığımız ticareti kösteklemek;
Bize rızamız olmadan vergi yüklemek;
Hukuki bir durumda, jürili bir mahkeme önünde, usul ve nizama uygun bir yargılamadan geçme hakkımızı elimizden almak;
Bizi işlemediğimiz cürümlerden dolayı yargılayıp, başka bir kıtaya sürebilmek;
Sınır komşumuz bir ülkede, özgür İngiliz hukuk sistemini kaldırmak, keyfi bir yönetim kurmak ve bu yönetimin yetkilerini genişletmek, dolayısıyla kendini haklı çıkaracak bir örneğe sahip olmak ve bu kolonilerde de aynı, mutlak egemenliğin kurulması için, bu yönetimi uygun bir araç olarak kullanmak;
Verilmiş haklarımızı yok saymak, en önemli yasalarımızı yürürlükten kaldırmak ve yönetim biçimimizi temelinden değiştirmek;
Yasama gücümüzü dağıtmak ve kendisinin, üzerimizde sınırsız bir yasama gücüne sahip tek yetkili kişi olduğunu ilan etmek;
İngiltere Kralı, kendi himayesi altında olmadığımızı bildirmek ve bize karşı savaş açmak suretiyle, bu topraklar üzerinde egemenlik isteminde bulunmuştur.
Denizlerimizi talan etmiş, kıyılarımıza asker yığmış, kentlerimizi yakıp yıkmış ve hemşehrilerimizi öldürmüştür.
Benzerine barbarlık zamanlarında bile rastlanmayan, hele uygar bir ulusun başkanına hiç mi hiç yakışmayan, gaddarlık ve sadakatsizlikle başlattığı, “Ölüm, Askerileşme ve Tiranlık” adlı eserini tamamlayabilmek için, yakınlarda yabancı paralı askerlerden kurulu büyük bir ordu kurmuştur.
Ya cellatların ellerine düşmemek için ya da onlarla dostça geçinebilmek için olsa gerek, açık denizde yakalanan yurttaşlarımızı kendi ülkelerine karşı savaşmaya zorlamıştır.
Aramızda ayaklanmalar çıkarmış ve sınır bölgelerinde oturan, savaş yöntemleri; bilindiği gibi yaş, cinsiyet ya da hal gözetmeksizin herkesi kesip biçmek olan, merhametsiz Kızılderili vahşileri bize karşı kışkırtmayı denemiştir.
Bu baskının her evresinde yapılan haksızlıkların düzeltilmesini en hakirane bir biçimde talep ettik. Durmadan yinelediğimiz ricalarımızın karşılığı, durmadan yinelenen haksızlıklar oldu. Ancak bir tirandan beklenebilecek davranışlarla karakterini belli eden bir Monark, özgür bir halkı yönetme işine uygun olamaz.
Britanyalı kardeşlerimize karşı da saygıda kusur etmiş değiliz. Zaman zaman onları, yasa koyucuların üzerimizde haksız bir yönetim kurma girişimleri konusunda uyardık. Buraya hangi koşullar altında göç edip, yerleştiğimizi anımsattık onlara. Doğal adalet ve alicenaplık duygularına seslenerek aramızdaki ırk bağları dolayısıyla, bu zorbalıkları kınamalarını rica ettik. Çünkü bu zorbalıkların, aramızdaki bağlantıları ve ilişkilerimizi bozması kaçınılmaz bir şeydi. Ama onlar da adaletin ve kan bağımızın feryatlarına kulaklarını tıkadılar. Bunun için artık, onlardan ayrılmamız gerektiği sonucuna boyun eğmek ve onları da, insanlığın geri kalan kısmı gibi, savaşta düşman, barışta dost kabul etmek zorundayız.
Bu yüzden, Genel Kongre halinde toplanan biz A.B.D. temsilcileri, görüşlerimizin doğruluğuna, dünyanın en yüce Yargıcı’nı tanık tutarak, bu kolonilerin halkından aldığımız yetkiyle, onların adına, Birleşik kolonilerin özgür ve bağımsız devletler olduklarını ve bunun hukuken böyle korunacağını; Büyük Britanya Krallığı’na karşı her türlü yükümlülükten kurtulmuş olduklarını; bu kolonilerle Büyük Britanya Devleti arasındaki her türlü siyasal ilişkilerin sona erdirildiğini ve bunun böyle kalacağını; özgür ve bağımsız devletler olarak, savaş açmak, barış ilan etmek, antlaşmalar yapmak, ticareti düzenlemek ve diğer tüm bağımsız devletlerin yapabileceği her şeyi yapmak hakkına sahip olduklarını resmen açıklar ve ilan ederiz. Ve bu bildirinin korunması için, Tanrı’nın inayetine tam bir güvenle, yaşamlarımız, servetlerimiz ve en kutsal varlığımız olan onurumuz üzerine ant içeriz.

ABD Başkanı Joe Biden'ın 24 Nisan 2021 tarihli açıklamasıyla 1915 Olaylarına ilişkin Ermeni lobilerinin iddialarını içeren tezleri sahiplenmesini, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak esefle ve şiddetle kınıyor, tarihin siyasi saiklerle tahrifinden başka anlam taşımayan bu temelsiz iftiraları en güçlü şekilde reddediyoruz. Tarihi konularda hüküm vermeye hukuken ve ahlaken yetkisi bulunmayan ABD Başkanı'nın yaptığı bu açıklama, nezdimizde yok hükmündedir.
  Birinci Dünya Savaşı şartlarında yaşanan, Osmanlı Devleti'nin Türk ve Ermeni halkları için trajik sonuçlar doğuran olaylardan 106 yıl sonra böyle sorumsuz bir açıklamanın yapılmasının sebebi, değişen tarihi belgeler ya da uluslararası hukuk normları değil, bugünün küçük çıkar hesaplarında boğulmuş ABD Yönetimi'nin radikal Ermeni lobilerinin baskısına boyun eğmesidir. Tarihi gerçeklerle bağdaşmayan bu açıklama, halklar arasında yakınlaşmaya hiçbir katkı sağlamayan akıldışı ve sorumsuz bir adımdır.
  Türkiye, 1915 Olaylarının bağımsız uzmanlar ve tarihçiler tarafından araştırılmasını savunmuş, bu amaçla 2005 yılında Ortak Tarih Komisyonu kurulmasını önermiş ve arşivlerini tüm dünyaya açmıştır. Türkiye'nin bu kadar açık, kendinden ve tarihinden emin, işbirliğinden yana ve bilimsel gerçeklerin ortaya çıkmasını arzulayan tavrının altında, 1915 Olaylarının gelişim sürecini ve sonuçlarını yakinen bilmesi, uzak ve yakın geçmişinde hiçbir zaman belli bir halka toptan düşmanlık yapmamış olmasının özgüveni vardır. Bu bağlamda, hiçbir politikacının ve hükümetin, tarihinin araştırılmasından kaçınmayan, tam tersine 1915 Olaylarına ilişkin münferiden ya da birlikte yapılacak tüm araştırmaları destekleyen Türkiye'ye söyleyecek sözü olamaz.
  “Soykırım”, kapsamı son derece belirli, kullanımı çok somut şartlara bağlanmış bir uluslararası hukuk kavramıdır. Açıkça tanımlanmış bir suçlamaya işaret eden bu kavramın tahakkuku, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinde belirtildiği üzere, yalnızca yetkili bir mahkeme tarafından hüküm altına alınabilir. 1915 Olaylarının hukuken soykırım olarak tanımlanabilmesi için gereken şartların hiçbiri mevcut değildir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 2015 ve 2017 tarihli kararları da 1915 Olaylarına tarihi bir tartışmanın ötesinde bir anlam atfetmenin mümkün olmadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Kaldı ki, sıfatı ve makamı ne olursa olsun, bir siyasetçinin mahkemelerin yetkisinde olan bir hükmü vermeye kalkışması hukuken ve ahlaken büyük bir sorumsuzluk örneğidir.
  Bölgemizde kalıcı ve sürdürülebilir barışın sağlanması, halkların refah ve emniyet içinde yaşaması için samimi gayret göstermek gerekirken, Başkan Biden'ın 1915 Olayları hakkında yaptığı açıklamanın halkları kutuplaştırmaktan, radikal-aşırıcı çevrelerin gündemini desteklemekten ve nefret söylemlerini cesaretlendirmekten başka bir amaca hizmet etmeyeceği açıktır.
  Bu çerçevede, Başkan Joe Biden'ı, tarihi gerçeklerle bağdaşmayan, milletimizin vicdanını derinden yaralayan bu hatalı açıklamasını değiştirmeye, başta Türk ve Ermeni halkları olmak üzere bölge halkları için barış, istikrar ve güven içinde yaşama çabalarını desteklemeye ve ikili ilişkilerimiz üzerinde kaçınılmaz olarak olumsuz etkiler yapacak bu karardan geri dönmeye davet ediyoruz.
  101'inci açılış yıldönümünü gururla idrâk etmekte olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi, kimden ve nereden gelirse gelsin aziz milletimize ve ülkemize yönelik her türlü haksız söylem ve davranış karşısında milli onurumuzdan, bağımsızlığımızdan ve her safhasıyla iftihar ettiğimiz tarihimizden yana tavır almayı sarsılmaz bir azim ve kararlılıkla sürdürecektir.
  ABD Başkanı Joe Biden'ın 24 Nisan 2021 tarihli açıklamasının kınanması, reddedilmesi ve yok hükmünde sayılmasına dair bu bildirinin oylanarak kabul edilmesi ve alınan kararın Resmi Gazete'de yayımlanması hususu Genel Kurulun 27.04.2021 tarihli ve 78'inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Basın Sözcülüğü Ofisi
BAKANLIK SÖZCÜSÜ JEN PSAKI TARAFINDAN YAPILAN  AÇIKLAMA
9 Ekim 2014
ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi John Allen’ın IŞİD’le Mücadele Konusunda Türk Yetkililerle Yaptığı Görüşmeler
Başkan Özel Temsilcisi General John Allen ve Başkan Özel Temsilci Yardımcısı Brett McGurk, bugün Ankara’da Başbakan Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey yöneticilerinin de aralarında bulunduğu Türk yetkililerle yapıcı ve detaylı görüşmeler gerçekleştirmiştir. General Allen ve Özel Temsilci Yardımcısı McGurk, IŞİD'i zayıflatmak ve nihayetinde bertaraf etmek için ihtiyaç duyulacak çok yönlü girişimler bağlamında iş birliği yapılabilecek alanları ele almışlardır. Allen ve McGurk, söz konusu terör ağına karşı oluşturulan geniş katılımlı koalisyonun güçlendirilmesi sürecinin henüz başlangıç evrelerinde olduğumuzu ve bunun uzun vadeli bir süreç olacağını belirtmişlerdir. General Allen ve Özel Temsilci Yardımcısı McGurk, IŞİD'in askeri kapasitesini ve bölgeye yönelik süregelen tehdidini zayıflatmaya yönelik acil adımların ivedilikle atılması gerektiğini vurgulamış, öte yandan, hem IŞİD hem de Esad rejimi ile mücadele eden Suriye ılımlı muhalefetini güçlendirmenin, Suriye krizinin gerçekçi ve kalıcı bir siyasi çözüme ulaştırılması için elzem olduğunun altını çizmişlerdir.
Bu bağlamda, General Allen, Özel Temsilci Yardımcısı McGurk ve Türk muhatapları, IŞİD'e karşı askeri alandaki çabaları genişletmeye yönelik birtakım tedbirleri ele almış; ortak bir askeri planlama ekibinin gelecek hafta başında askeri kanallar arasındaki görüşmeleri sürdürmek amacıyla Ankara'yı ziyaret edeceğini belirtmişlerdir. Ayrıca, her iki taraf da IŞİD'le mücadeleye ilişkin dinamik ve derinleşen ikili istişare sürecimizi; askeri destek, yabancı savaşçılarla mücadele, finansmanın engellenmesi, insani yardım ve IŞİD’in mesajları ile retoriğinin gayrimeşrulaştırılması konularını da kapsayan bir dizi çok yönlü girişim aracılığıyla sürdüreceğimize dair mutabakata varmışlardır. General Allen ve Özel Temsilci Yardımcısı McGurk; Irak ve Suriye'deki IŞİD krizi nedeniyle Türkiye'nin yaptığı fedakarlığı takdir ettiklerini de belirterek, NATO müttefikleri olan Türkiye ve ABD arasındaki tarihi ve sağlam ortaklığı vurgulamışlardır.

Victoria Nuland
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Sözcülük Ofisi
Washington, DC
24 Haziran 2011
Geçen ay, 31 Mayıs 2010 tarihinde bir filonun İsrail’in Gazze’ye yönelik deniz ablukasını delme teşebbüsü esnasında İsrail kuvvetleri ve eylemciler arasında yaşanan ihtilafın birinci yıldönümüydü.  Birleşik Devletler, Gazze’ye gitmekte olan gemilerde cereyan eden olayda hayatlarını trajik bir şekilde kaybedenler ve yaralılar için derin üzüntü duymaktadır.
Bazı grupların geçen yılki olayın birinci yıldönümü dolayısıyla yakın gelecekte çeşitli Avrupa limanlarından Gazze'ye yeni bir filo gönderme planlarından kaygı duyuyoruz.  İsrail’in  Gazze'ye yönelik deniz ablukasını delmeye çalışan grupların bu hareketleri, yolcularının güvenliğini riske atan, sorumsuz ve provokatif eylemlerdir.  Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması için kurulu ve etkili mekanizmalar mevcuttur.  Örneğin insani yardımlar İsrail'in Aşdod Limanı'na gönderilip boşaltılabilir ve burada incelendikten sonra Gazze'ye nakledilebilir.  Gazze halkına bu tür yardımlar sağlamak isteyen herkese bu planlanmış filo gibi eylemlere katılmak yerine bu mekanizmaları kullanmaları çağrısı yapıyoruz.
İsrail ve Mısır'ın yakınlarda Gazze'deki terörist gruplara gönderilmek istenen gelişmiş askeri sistemler, silahlar ve mühimmat ele geçirmesi ve aynı zamanda Gazze'den İsrailli sivillere karşı periyodik aralıklarla roket ve havan topu saldırıları düzenlenmesi, yasadışı silah kaçakçılığı sorununu gözler önüne sermektedir.  Bu tür malzemelerin yakalanması, Gazze'ye gönderilen tüm kargoların yasadışı silah ve ikili kullanıma açık materyal açısından uygun bir şekilde aramadan geçirilmesinin İsrail'in güvenliği açısından taşıdığı hayati önemi ortaya koymaktadır.
Birleşik Devletler Gazze'deki koşullardan kaygı duymaya devam etmektedir ancak buradaki insani durumun, Gazze’ye giden mallar ve malzemelerin çeşitliliği ve kapsamındaki belirgin artış, uluslararası proje faaliyetindeki artış ve ihracatın kademeli büyümesi dahil olmak üzere son bir yıl içinde önemli ölçüde iyileştiğini de kaydetmektedir.  Birleşik Devletler, Gazze halkının ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlama almak ve daha fazlasını yapmak için İsrail, Filistin Yönetimi, donörler ve uluslararası toplumla çalışmaya devam edecektir.
Hamas'ı da şiddetten vazgeçerek, İsrail'in varolma hakkını tanıyarak ve geçmişteki anlaşmaları kabul ederek yapıcı bir rol oynamaya çağırmaya devam ediyoruz.  Hamas gibi tesmiye edilmiş yabancı bir terör örgütüne ya da böyle bir örgütün yararına materyal destek veya başka kaynaklar gönderilmesinin veya böyle bir girişimde bulunulmasının, Amerikan medeni ve ceza kanunlarının ihlali olabileceğinin ve para ve hapis cezasına yol açabileceğinin de altını çiziyoruz.

Geçen yılın sonunda tanınmış evanjelist din adamı Joel Osteen ve sahibi olduğu megakilise Lakewood hakkında çıkan bir haber, dikkat çekiciydi. Bir sıhhi tesisatçı, katıldığı bir radyo programında, Osteen’in Teksas eyaletinin Houston kentindeki kilisesi Lakewood’da tamirat yaparken bir tuvaletin duvar panellerinin arkasına gizlenmiş 500 kadar para ve çek dolu zarf bulduğunu söyledi. 

Dinleyicilerine zaman içinde tesadüfen buldukları değerli şeyleri anlatmalarının istendiği bir radyo programına telefonla katılan tesisatçı Justin Cauley, Lakewood kilisesine yerinden çıkmış bir klozeti onarmak için çağrıldığını, tuvaletteki fayansları kırdıktan sonra duvarın içinde para dolu zarflarla karşılaştığını anlattı.
2021 sonuna doğru ”yılın en tuhaf haberleri” kategorisine girebilecek düzeydeki bu gelişme, belki de 2017 yılında Houston’ı vuran Harvey Kasırgası sırasında kilise binasını afetzedelere zamanında açmamakla eleştirilmesi sonrasında bir kez daha ünlü şovmen din adamı Joel Osteen’i ve mega kilisesi Lakewood’u gündeme getirdi.
Tesisatçının bulduğu paraların kaynağına gelince… Houston Polisi, olayın aslında 2014 yılı Mart ayında Lakewood kilisesinden 200 bini nakit 400 bini çek olmak üzere toplam 600 bin dolar çalınmasıyla bağlantılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Lakewood, tuvalette tesisatçının bulduğu zarflardan çıkan para miktarını açıklamadı. Paralar, kilise binası içinde bulunduğu için polis tarafından kiliseye iade edildi. Bu olay, ABD’de megakiliselerle ilgili merakı yeniden uyandırdı.
Megakiliseler nedir? Neden bazı dindar, muhafazakar Evangelistler arasında çok popülerdir?
Genellikle haftada 2 bin ve üzerinde katılımcısı olan Protestan kiliselerine megakilise (megachurch) deniyor. Amerika’da megakiliselerin kuruluşu yakın tarihe, sadece 1950’li yılların ortalarına dayanıyor. Ancak 1980’li yıllarda, eski Başkan Ronald Reagan döneminde megakilise sayısında adeta bir patlama yaşandı. Bu yükseliş 90’lı yıllarda da devam etti. Hartford Din Araştırmaları Merkezi’ne göre Amerika’da günümüzde bin 500’den fazla megakilise faaliyet gösteriyor. Megakiliselerin en çok olduğu eyaletler, Cumhuriyetçi Partili seçmenlerin çoğunlukta olduğu, muhafazakar nüfus yoğunluklu Teksas, Oklahoma, Georgia, Florida, Arizona, New Mexico, Ohio gibi eyaletler ve bu eyaletlerdeki Dallas, Houston, Atlanta, Oklahoma City, Orlando, Phoenix, Cincinnati, Albuquerque gibi kentlerin banliyöleri.
Karizmatik liderler, şov nitelikli ayinler

Megakiliselerin tek özelliği haftada en az 2 bin katılımcı sayısına sahip olmak değil. Hartford Din Araştırmaları Merkezi’ne göre bu kiliselerin bir başka özelliği, karizmatik liderlere sahip olmaları. Bu din adamları; şovmen kişilikleri, hitabet yetenekleri, kalabalıkları coşturma becerileriyle kitleleri peşlerinden sürüklüyor.
Bu kiliselerin bir başka göze çarpan özelliği de ayinlerin büyük prodüksiyonlar şeklinde düzenlenmesi, dev sahnelerde tiyatroları aratmayacak ses ve ışık düzenleri eşliğinde vaaz veren din adamlarının adeta ünlü aktörleri andırması ve bir başrol oyuncusu gibi sahneye çıkması. Vaazlar sırasında yüzlerce kişiden oluşan ve büyük spor salonlarını andıran merkezlerde toplanan cemaatin ayine ayakta katılması, insanların kendinden geçmesi ve koronun seslendirdiği dini içerikli pop müziği şarkılarına hep beraber eşlik etmesi, megakiliselerde her hafta Pazar ayinlerinde rastlanan manzaralar. Bu kiliselerde ayinler ve ibadetler dışında sosyal faaliyetler de gerçekleştiriliyor. Hıristiyanlık inancını katı ritüellerin dışına çıkaran, işin içine eğlenceyi, müziği, tiyatral öğeleri de katan bu kiliselerde toplantı, sinema ve spor salonlarına, hatta paten sahalarına bile rastlamak mümkün. Alışılageldik kiliselerin spor salonlarına benzeyen bu kiliselerin bazılarıysa zincir olma özelliği taşıyor ve ABD’nin birçok yerinde şubeler işletiyor.
Evanjelizm ve megakiliseler
Megakiliseler ayrıca evanjelist cemaatlerden ve din adamlarından oluşuyor. Evanjelizm, dört ana temel üzerine oturan bir inanç. Bunlar, ”yeniden doğuş” deneyimiyle kişinin ”nihai kurtuluşa” ermek için hayatını İsa’nın izinden gidecek şekilde dönüştürmesi, İncil’in mutlak otorite olarak kabul edilmesi ve Hristiyanlık’ın kutsal kitabında yazılanlara itaat edilmesi, İsa’nın öğretilerinin misyonerlik çabalarıyla yayılması ve İsa’nın çarmıha gerilmesinin insanlığın günahlarından kurtuluşu olarak kabul edilmesi. Tüm evanjelistler megakiliselerde ibadet etmeyebiliyor ancak megakiliselerde ibadet eden tüm Protestanlar evanjelist olma özelliği taşıyor.
Megakiliseler ve rahipleri neden çok zengin?
Rahiplerinin aşırı zengin olması, kiliselerin ibadethane yerine birer şirket gibi yönetilmeleri, her yıl milyonlarca dolar bağış toplanması ve kitap, dini müzik CD’leri ve DVD gibi ürünlerin satışından binlerce dolar gelir elde etmesi, megakiliselerin birçokları tarafından rahatsızlık verici ve sorunlu bulunan bir özelliği. Bu kiliselerin yıllık ortalama geliri 6 buçuk milyon dolar civarında. Şirket olmadıkları için de megakiliseler, gelir vergisinden muaf tutuluyor. Birçokları, milyonlarca dolarlık gelire sahip bu kiliselerin vergiye tabi tutulması gerektiğini, bu gelirle sosyal yardım programlarının, evsizlikle mücadelenin, eğitimin fonlanabileceğini savunuyor. Megakiliselerse zaten hayır kurumları oldukları için vergi muafiyeti aldıklarını söylüyor. Ancak bu kiliselerin ne gibi siyasi çıkar çevrelerini destekledikleri net olmayabiliyor ve kafalarda soru işareti uyandırıyor.
Megakilise sahibi din adamlarının giderek zenginleşmesinin ardında aslında evanjelizmin zenginlik ve yoksullukla ilgili temel inancı yatıyor. ”Prosperity Gospel” olarak bilinen kapitalizm yanlısı bu inanca göre Tanrı, aslında herkesin refahını, zengin olmasını istiyor. Kişinin mali rahatlığa kavuşamamış olmasının ardında kendisinden kaynaklanan kusurlar yatıyor. Bu kusurlardan arınmak için kişinin kurtuluşa ermesi, Tanrı’ya olan bağlılığını göstermesi için de mensubu olduğu kiliseye yardım etmesi gerekiyor.
ABD’deki en büyük megakilise, kısa süre önce tuvalet duvarının içinden binlerce doların çıktığı, 2017 yılında Teksas eyaletinin Houston kentini vuran Harvey Kasırgası sırasında evlerini kaybeden felaketzedelere zamanında kapılarını açmadığı, yardım eli uzatmadığı için çok eleştirilen Lakewood. Dini liderliğini Joel Osteen ve eşi Victoria’nın yaptığı Teksas eyaletinin Houston kentindeki kilise, haftalık 52 binin üzerinde katılımcıya sahip. Yazdığı kitaplar en çok satanlar listesinde üst sıralardan inmeyen, dini televizyon kanallarında yayınlanan ayinleri haftada 10 milyon kişi tarafından izlenen Osteen’in servetinin 100 milyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Osteen’in kitapları arasında yer alan ”Sandığınızdan Daha Güçlüsünüz,” ”İyiliğin Gücü: Sizi Tek Başınıza Gidemeyeceğiniz Yerlere Götüren Kuvvet” ve ”Karanlıktaki Lütuf: Her Şey Nasıl Sizin İyiliğiniz İçin İşliyor,” kişiye umut vaadeden, kendisini iyi hissetmesini sağlayacak temaları ön plana çıkarıyor.
Güney Kore’deki Yoido Gospel Kilisesi ve 2018 yılında Nijerya’nın Abuja kentinde Dunamis Uluslararası Gospel Merkezi tarafından yaptırılan 100 bin kişilik Glory Dome, gerek katılımcı sayısı gerekse sahip oldukları yapıların büyüklüğü bakımından dünyanın en büyük megakiliseleri olma özelliği taşısalar da megakilise, ABD’ye özgü bir olgu. Her ne kadar pandemi döneminde sosyal mesafe kısıtlamaları nedeniyle megakiliseler de online vaaz ve ayinlere yönelmiş olsalar da muhafazakarlar, bu ibadethanelere destek vermeyi ve katılım göstermeyi sürdürüyor.

Bugüne kadar 69.146 vatandaşımız, AFAD koordinasyonu ile yurtlarda karantinaya alındı. Yurtlardaki pek çok ihtiyacı karşılayan AFAD, süreci tamamlayan vatandaşları ise memleketlerine ücretsiz ulaştırıyor. AFAD, gözlem sürecini tamamlayan 53 binden fazla vatandaşı evlerine kavuşturdu. Gözlem süresi devam eden 15.143 vatandaşı da 14 günlük sürenin sonunda memleketlerine ücretsiz götürecek.
Türkiye’nin Covid-19’dan en az kayıpla kurtulması için 7/24 çalışan kurumlar arasında, AFAD güçlü şekilde yer alıyor. Bini aşkın personeli ve araçlarıyla Vefa Sosyal Destek Gruplarında çalışıyor. Yurtlarda gözlem altında bulunanlara, iaşe, hijyen ve temizlik malzemesi ile sağlık konularında destek veriyor. Gözlem süresi bitenleri evlerine ulaştırıyor. Evinden çıkamayanların ihtiyaçlarını bildirdiği vefa çağrı merkezlerine bin kadar personel temin ediyor. Toplumun koronavirüs risklerini azaltan tüm bu çalışmalar için AFAD önemli miktarda kaynak da ayırdı.
AFAD, Yurtlardaki Çalışmalara Destek Veriyor
AFAD, yurtlardaki vatandaşlarımıza ilişkin çalışmalarını KYK’nın ev sahipliği, EGM, Türk Kızılay ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın işbirliği ile sürdürüyor. Yurtlardaki gözetim faaliyetlerinin sekretaryasını yürütüyor ve yönlendirmesini yapıyor. Yurtlardaki vatandaşlarımızın hijyen ve temizlik malzemesi, iaşe ile sağlık malzemesi ihtiyaçlarını karşılıyor. AFAD, lojistik hizmetlerini ve temizlenmesini sağladığı yurtların dezenfeksiyonunu da üstleniyor.
Gözlem Süresi Bitenleri Evlerine Ulaştırıyor
AFAD, 77 ildeki 164 öğrenci yurdunda gözlem süresi biten vatandaşlarımızı evlerine ulaştırıyor. Ulaşım çalışmalarını, 77 AFAD İl Müdürlüğü’nden 1.997 personeli, 425 aracı ile gerçekleştiriyor. Gözlem sürecini tamamlayan herkesin memleketlerine ulaşımını, ücretsiz sağlıyor. AFAD, bugüne kadar 14 günlük süreci dolduran 53.153 vatandaşımızı evlerine ulaştırdı.
Büyüklerimize 1.085 AFAD Personeliyle Vefa Gösteriyor
AFAD, Vefa Sosyal Destek Gruplarında 1.085 personeli ile kıymetli büyüklerimize ve kronik hastalığı olan vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle ciddi risk taşıdığı için evden çıkamayan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını kapılarında karşılıyor. İhtiyaçların karşılanmasında AFAD araçları hizmet veriyor. Araçlar, zorunlu dışarı çıkma durumlarında da vatandaşlarımızı, sağlık kurumları ve bankaların kapısına kadar götürüp ardından evlerine ulaştırıyor.
AFAD, bugüne kadar yurtlarda verilen hizmetler için 55.225.500 TL, Vefa Sosyal Destek Gruplarının çalışmaları için 16.068.714 TL olmak üzere toplam 71.294.214 TL harcadı.
08.05.2020

3 Temmuz 2020 tarihinde saat 11.15 sularında Sakarya ili Hendek ilçesinde faaliyet gösteren bir havai fişek fabrikasında patlama meydana gelmiştir.
Bölgeye Sakarya AFAD, Bursa AFAD, Düzce AFAD, İstanbul AFAD ekipleri ile birlikte, Sağlık Bakanlığı’ndan 71 ambulans, 11 UMKE, 2 helikopter ambulans ile İtfaiye ve Jandarma ekipleri sevk edilmiştir. Olası ihtiyaç durumunda görev almak üzere Kocaeli ve Bolu AFAD ekipleri teyakkuz halindedir.
Yaklaşık 200 çalışanı olduğu bildirilen fabrikada, meydana gelen yangına itfaiye tarafından müdahale edilmektedir. Ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı’nca 2 söndürme helikopteri ile 1 söndürme uçağı görevlendirilmiştir. Sakarya AFAD KBRN ekibi tarafından bölgede gerekli ölçümler yapılmakta olup, hâlihazırda olumsuz bir bulguya rastlanmamıştır.
Türk Kızılay tarafından bölgedeki yiyecek ihtiyaçlarının hızlı karşılanabilmesi amacıyla ikram aracı görevlendirilmiştir.
İletişimin kesintisiz devam edebilmesi için bölgeye 3 mobil baz istasyonu sevk edilmiştir.
Bölgede çalışmak üzere Psikososyal destek ekipleri görevlendirilmiştir.
Gelişmeler yakından takip edilmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
03.07.2020

Sayın Cumhurbaşkanı Değerli Dostum Parvanov,
Türk ve Bulgar  Odalar ve Borsalar Birliği Başkanları,
Beyler ve Değerli Hanımefendiler,
İş Dünyasının Değerli Temsilcileri,
Hepinize önce sevgi ve muhabbetlerimi sunarak sözlerime başlamak istiyorum.
Bulgaristan'a geldiğimiz andan itibaren bize gösterilen konukseverlikten dolayı, Sayın Cumhurbaşkanı Parvanov başta olmak üzere, bütün Bulgar yetkililerine teşekkür etmek istiyorum.
Gerçekten komşu komşuya nasıl davranırsa, birbirinin kıymetini nasıl bilirse, bizim de böyle bir anlayış içerisinde görüşmelerimiz devam ediyor, konuşmalarımız devam ediyor. Bu ziyaretin Türkiye ve Bulgaristan arasındaki mevcut olan dostluk, komşuluk, müttefiklik ilişkilerini inanıyorum ki, çok daha güçlendirecektir.
Bugün sabah resmi görüşmelerimizi Sayın Cumhurbaşkanı’yla baş başa ve heyetler arasında yaptık. Daha sonra Sayın Başbakan Borisov'la bir araya geldim, onunla da geniş bir şekilde her şeyi konuştuk. Gördüğüm şey şudur ki: Her iki ülke arasında güçlü bir irade var. Güçlü ve samimi bir irade var; ilişkilerimizi çok daha geliştirmek, çok daha ileriye taşımak için. Aslında aklın yolu da budur. İki komşu ne kadar birbiriyle iyi ilişki içinde olursa, ne kadar karşılıklı güven ve saygı içerisinde birbirlerini desteklerlerse, o kadar çok her ikisi de bundan fayda görür, çevresi de bundan fayda görür. Onun için biz sadece komşuluk değil, bölge ilişkilerine de çok önem veriyoruz.
Burası hepimizin bölgesidir. Dolayısıyla bölgemizde geniş bir ekonomik işbirliği olmasını, siyasi ilişkilerin güçlenmesini çok istiyoruz. Bu ziyaretimi bu anlamda çok faydalı ve çok değerli buluyorum. Aslında Sayın Cumhurbaşkanı Parvanov'la dostluğumuz bizim çok eskiye dayanır. Kendileri Türkiye'yi defalarca ziyaret ettiler. Ben Dışişleri Bakanı olduğum dönemlerde birkaç kez Bulgaristan’a gelmiştim. Daha önceki dönemlerde yine geldim. Cumhurbaşkanı olarak da kendisinin organize ettiği bir enerji toplantısına katılmıştım. Resmi bir ziyaret olarak bu ziyaretimi, özellikle bu dönemde yapmaktan da büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Tekrar şunu ifade etmek isterim: İlişkilerimizin başta siyasi, güvenlik alanlarında; ekonomik alanda; kültür, eğitim, turizm alanlarında; bütün bu alanların hepsinde çok güçlü bir şekilde gelişmesi gerekir. Son yirmi sene içerisinde böyle bir sürecin içinde olduğumuzu ve her sene ilişkilerimizin daha da ileriye gittiğini görmekten memnuniyet duyuyorum. Hükümetler tabii ki değişecektir. Demokrasiye inanan ve ortak değerleri paylaşan ülkeleriz. Dolayısıyla bu çerçeve içerisinde hükümetler, iktidarlar gelecek gidecek, cumhurbaşkanları günlerini dolduracak değişecekler, ama daimi olan komşuluk ilişkileri ise, güçlü bir şekilde devam edecektir. Ayrıca tabii bu güçlü komşuluk ilişkilerinin çok önemli ortak yanları vardır. Ortak kültürlerimiz, ortak tarihlerimiz vardır. Bütün bunları hep değerli bulmamız gerekir.
Bugün sizlerle İş Konseyi Toplantısı’nı yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında da söyledi; o da buna çok önem veriyor, ben de çok önem verdim doğrusu. Bütün ülkelerle iş toplantılarına önem veriyorum ve toplantılara katılıyorum. Gerek Türk iş adamlarını gerek diğer işbirliği içinde olduğumuz ülkelerin iş adamlarını daima teşvik ediyorum. Burada aslında Türk ve Bulgar iş adamları birbirlerini çok iyi tanırlar. Siz İstanbul'da, biz Sofya'da hiçbir zaman kendimizi yabancı hissetmeyiz. Çünkü çok ortak alışkanlıklarımız vardır. Yakın mesafelerdir. Bütün bunun avantajını kullanmamız gerekir.
Ekonomik işbirliği çok geniş bir alan. Ticaret, yatırımlar, -turizmi de bunun içine koyabiliriz- çok geniş bir alan. Sadece iki ülke arasında değil, üçüncü bir ülkede Türk ve Bulgar şirketlerinin beraber yapacağı yatırımlar, işler, bunların hepsi de önümüzde durmaktadır.
Giderek ticaretimizin artmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bunun dengeli bir şekilde artığını da görüyoruz. Aslında son rakamlara göre iki buçuk milyar avroyu geçiyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın dediği gibi, biz bir zamanlar, bir milyar dolara ulaşalım diyorduk, şimdi ilk hedefimiz beş milyar dolar olmalı. Aslında buna ulaşmıştık daha önce, ondan sonra çok süratli bir şekilde on milyar dolarlara çıkmamız gerekir. Bu potansiyel var.
Ayrıca şunu da unutmayalım: Türkiye Avrupa Birliği'nin tam üyesi değil, Bulgaristan Avrupa Birliği'nin tam üyesi. Ama Avrupa Gümrük Birliği içerisinde ise beraberiz. Dolayısıyla gümrüklerimizde herhangi bir engel yok. Birbirimize istediğimizi satabiliriz. Potansiyelin de büyük olduğunu herhalde herkes biliyor.
Türkiye Avrupa'nın altıncı büyük ekonomisi. G-20nin içerisinde olan bir ülkeyiz. Son yıllarda çok hızlı bir kalkınma süreci içerisindeyiz. Geçen sene 8,9 büyüme gerçekleştirdik. 2011 yılının ilk çeyreğinde de yüzde 11’lik bir büyümeyi gerçekleştiren bir ülkeyiz. Bankalarımız gayet sağlam. Geçen büyük finans krizinde hiçbir sarsıntı göstermediler.
Bulgaristan ekonomisi de büyüme içerisinde ve Avrupa'da birçok ülke büyük sıkıntılar yaşarken, Bulgaristan ekonomisi bu sıkıntıları yaşamıyor. Hatta Bulgaristan'da çok büyük alt yapı yatırımları yapılıyor. Bugün gerek Sayın Cumhurbaşkanı gerek Sayın Başbakanla yaptığım konuşmalarda öğrendim, otobanlar, metrolar ki, bunların bir kısmında siz değerli Türk şirketlerinin mensupları -burada görüyorum- hep başarıyla bir görev alıyor. Türkiye'deki Bulgaristan'ın yatırımlarını da büyük bir takdirle karşılıyoruz. Bunun daha da artmasını istiyoruz.
Türkiye kendi başına büyük bir piyasa. Demin söylediğim gibi G-20’ler içerisinde olan, harcama paritesine göre bir trilyon dolara yaklaşan büyük bir ekonomi. Dolayısıyla böyle bir ekonomide Bulgar şirketlerinin faal olmasını, Bulgar şirketlerinin karlı alanlara yatırımlar yapmasını daima destekliyoruz. Onlar için her türlü kolaylık Türkiye'de vardır. Bürokrasiyi adeta minimize ettik. Özellikle yabancı yatırımcılar için tek elden hizmet eden kuruluşlarımız var. O bakımdan buradaki bütün Bulgar iş adamlarına ve iş hanımlarına hep sesleniyorum. Türkiye'yi kendi eviniz gibi düşünün ve yakın takip edin, Türkiye'deki fırsatları sizler de en iyi şekilde değerlendirin.
Bulgaristan'daki Türk yatırımlarından da çok güzel örnekler var. Şişe-Cam, Sayın Cumhurbaşkanı en son gezdiğini söylediler. Bildiğim kadarıyla 450 milyon dolarlık, Türkiye'nin dışarıdaki en büyük yatırımlarından birisidir ve çok başarılı bir firmamızdır şirketimizdir. Aynı şekilde alüminyum –Alcomed olacak değil mi yanlış söylemiyorsam- yarın gidince orayı da göreceğiz. Oranın da Türk işa adamlarının büyük bir yatırım gerçekleştirdiği bir örnek olduğunu biliyoruz. Yarın yeni yatırımlarınızın temelini hep beraber atacağız orada. Buna muhakkak ki başka çok örnekler de var.
Üçüncü ülkelerde de beraber çalışabiliriz dedim. Sanayi alanında aslında Bulgaristan’ın altyapısı sağlamdır. Makine sanayiinde Bulgaristan'ın sağlam bir altyapısı vardır. Eski dönemlere dayalı olarak da Türk sanayisinde çok Bulgar iş makineleri vardır. Ağır makineler, tornalar, frezeler vardır. Dolayısıyla bütün bu alanlardaki ilişkilerimizi çok geliştirebiliriz.
Turizm çok dikkat çeken bir alan. Türkiye bu konuda çok başarılı bir ülke oldu. 20 yıl önce başlayan politikalarımız nihayet semeresini verdi, 30 milyonun üzerinde turist ağırlıyoruz. Çok yeni otellerimiz, turizm sektöründeki imkanlarımız dünyanın çok dikkatini çekiyor. Dünyada turizmin gerilediği kriz döneminde bile Türkiye'ye gelen turist sayısı arttı.
Şimdi dikkatimi çeken notlarımı okuduğumda, Bulgaristan'dan Türkiye'ye gelen çok sayıda insan var. Tabii ki bunların büyük bir kısmı müslüman Türk-Bulgar vatandaşları, bunu biliyorum. Bunlar Türkiye'yle Bulgaristan arasında bir köprüdür daima. Ama bunun yanında yine Türkiye'nin başka alanlarına gelen çok sayıda Bulgar vatandaşı var turist olarak. Bu notlardan Türkiye'den Bulgaristan'a gelen insan sayısının çok fazla olmadığını -40 bin civarında olduğunu- okudum. Bu rakamın aslında çok artması gerekir. Bulgaristan'ın da çok güzel doğa harikaları var. Özellikle termal turizmiyle, dünyanın en ender yerlerinden birisi. Bugünlerde gösterilen bir filmde de göreceksiniz, Osmanlı döneminde Osmanlı sultanlarının çok geldiği turizm merkezleri vardır burada. Dolayısıyla bunları hep tanıtmak, karşılıklı beraber çalıştırmak, işletmek, yatırımlar yapmak, inanıyorum ki bu alandaki faaliyetleri de çok artıracaktır. Eğer uzak durursak olmaz. Ama çok yakın birbirimizi tanıyıp işbirliğine girersek, çok büyük aktiviteler doğar.
Sağlık turizmi işte bu anlamda çok önemli. Önümüzdeki yıllarda ümit ederim ki  EXPO’yu 2020 yılında İzmir'de yapma imkanı sözkonusu olacak ve EXPO'nun konusu sağlık konusu olacak. Aslında Bulgaristan, İzmir, Yunanistan, bütün buraları bir geniş bir bölge olarak düşündüğümüzde, şayet böyle bir büyük organizasyonu gerçekleştirebilirsek, inanıyorum ki sağlık alanında özellikle buralardaki çok değerli termal sağlık imkanları da daha çok dünyaca tanınacaktır, daha çok insanlar gelip gideceklerdir.
Enerji Bulgaristan'la Türkiye arasında çok önemli, ayrı bir bahistir. Çok ayrı bir konudur. Aslında çok eski yıllardan biz biliyorsunuz, Türkiye’nin ilk doğalgaz bağlantıları Bulgaristan üzerinden yapılmıştır. Rusya'dan aldığımız doğalgaz boru hattı Bulgaristan üzerinden gelmiştir. Şimdi Nabucco Avrupa'nın enerji güvenliğini çeşitlendirmesi açısından büyük bir projedir. Bu projede Bulgaristan da vardır. Haziran ayı içerisinde, Türkiye'de Kayseri'de onun çok önemli bir toplantısı yapıldı ve Bulgaristan Enerji Bakanı da katıldı. Bu projeyi hep beraber gerçekleştireceğiz inşallah, buna inanıyorum. Bunun ötesinde Türkiye'nin gaz sistemiyle Bulgaristan'ın gaz sistemini enterconnect sistem halinde bağlantılı yapmak, her iki ülkenin de çok önem verdiği bir husustur. Ümit ediyorum ki, bu da gerçekleşir. Ama enerjinin başka alanlarında da çalışılabilir. Bütün bu işleri bir taraftan devlet, bir taraftan özel sektör yapacaktır tabii ki.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Aramızda çok büyük bir potansiyel vardır. Aramızda büyük bir güven vardır. Türkiye ve Bulgaristan ne kadar çok iş yaparsa, her alanda ne

Saygılar sevgiler sunuyorum.
Ayrıca, yol boyunca çok büyük bir coşku gösteren bütün küçüklerin de hepsinin gözlerinden öpüyorum.
Bana gösterdiğiniz bu sevgi ve muhabbetten dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizin de gördüğünüz gibi ilk yurtiçi gezime bu bölgeden başladım. Dün Van'da, bugün Başkale, Yüksekova, Şemdinli, şimdi de sizlerle beraberim.
Ben inanıyorum ki, bu sevgi, bu muhabbet aslında benim şahsımda millemizin devletimizin birliğine, bütünlüğüne gösterilen sevgidir. Bundan dolayı da teşekkür ediyorum. Ben sizlerle gurur duyuyorum. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Bu sevgi gösterisi, bu muhabbet gerçekten beni çok çok hislendirdi. Bunu gittiğim her yerde görüyorum. Bu, bu ülkenin kardeşlik duygularını pekiştiriyor. Bu, aramızdaki sevgiyi pekiştiriyor. Bu, aramızdaki muhabbeti pekiştiriyor. İnşallah hep beraber elbirliği içerisinde ülkemizin doğusunu, batısını, kuzeyini, güneyini hep beraber kalkındıracağız. Hep beraber zenginleştireceğiz. Ve bütün milletemizi hep beraber mutlu edeceğiz.
Ben bir kez daha hepinize teşekkür ediyorum. Sevgiler sunuyorum. Sağolun, var olun.

Hepinizin gösterdiğiniz bu muhabbet ve bu sevgiye ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Aslında benim şahsımda gösterdiğiniz bu sevgi ve muhabbet devletimize, milletimize gösterdiğiniz sevgi ve muhabbettir. Bundan dolayı hepinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanı olduktan sonra ilk yurtiçi ziyaretimi bu bölgemizde yapıyor olmaktan da ayrıca büyük bir mutluluk duyuyorum. Bizler, birliğimizi, dirliğimizi, aramızdaki kardeşlik duygularımızı pekiştirdikçe her şey çok daha iyi olacaktır. Bundan emin olun.
Devletimizin bütün imkânları sizlerin hizmetindedir. Bunları görüyorsunuz. Yeter ki hepimiz huzurlu, kardeşlik duyguları içerisinde birbirimizi sevelim, kucaklayalım. Devletimize, milletimize sahip çıkalım. O zaman göreceksiniz yılların ihmalleri de kısa süre içinde gidecek, hizmetler en iyi şekilde hak ettiğiniz şekilde ayağınıza gelecektir.
Ben bir kez daha hepinize ayrı ayrı, tek tek teşekkür ediyorum. Sağolun, var olun. İnşallah tekrar tekrar buluşacağız. Hep beraber milletimizi, memleketimizi, ülkemizi daha da yücelteceğiz.
Hepinize tekrar teşekkür ediyorum. Sağolun, var olun.

Değerli Başkanlar, İş Dünyasının ve Çalışma Hayatının Seçkin Temsilcileri, Değerli Konuklar,
Hepinize hoş geldiniz, diyorum.
Sizleri bir kez daha burada ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hatırlayacaksınız, daha önceki yıllarda sendikalarımızla, çalışma hayatının diğer temsilcilerini ayrı ayrı davet ediyordum. Ama bu sefer, çalışma hayatının bütün aktörleri, bütün önemli simaları, onların temsilcileriyle beraber iftar yapmanın daha doğru olduğunu düşündüm ve bugün böyle yaptım.
Tekrar hepinize hoş geldiniz diyorum. Sizlerle beraber olmaktan gerçekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Ama hemen sözlerimin başında bugün kaybettiğimiz şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum. Aslında Ramazan ayı, barışın, huzurun, toleransın, kardeşliğin daha pekişmesi ve daha öne çıkması gereken bir ay. Bu toprakların ruhu bunu söylüyor. Ama ne yazık ki, bu toprakların ruhuna ters düşenler, acımasızca teröre başvurmaktan geri durmuyorlar ve bugün maalesef şehitlerimiz oldu. Ailelerine, milletimize, Silahlı Kuvvetlerimize, güvenlik güçlerimize, herkese, bu vesileyle bir kez daha başsağlığı diliyorum. Devletimizin terörle mücadeledeki kararlılığından ve bu mücadelede bütün imkanları kullanacağından da, kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.
Tabii ki her şeyin başı huzurdur. Huzur ve güvenliktir. Huzur ve güvenliği çok geniş anlamda düşünebiliriz. İş dünyasındaki huzur, karşılıklı anlayış, dayanışma, bu da çok önemlidir. Bir taraftan işverenlerimiz, bir taraftan çalışanlarımızın, emekçilerimizin temsilcisi sendikalarımızın huzuru; sanayide, hizmet sektöründe, tarımda, her alanda, çalışma hayatındaki huzur, bir memleketin, genel huzurunun temel direklerinden birisidir. O bakımdan bunu sağlamak da tabii ki, devletin görevidir. Demokrasi, hukuk ve serbest piyasa ekonomisinin bütün prensipleri, ilkeleri çerçevesi içerisinde herkesin birbirinin hukukunu ve birbirinin hakkını gözeteceği şekilde bu ortamı sağlamamız, bunun için de hepimizin karşılıklı diyalog içerisinde olmamız, eminim ki hepimizin en büyük arzusudur. Bu diyalog ortamını, özellikle çalışma hayatında yakinen görüyorum.  Sendikalarımız, işverenlerimiz, çok geniş anlamda bütün sivil toplum örgütlerimiz, bu çerçevede büyük bir işbirliği içerisinde ve belki de en çok bir araya gelen kurumlarımızdır. Şüphesiz ki, yeri geldiğinde hükümet de, kamunun temsil edilmesi açısından, bunları koordine etmede büyük bir yine sorumluluk yüklenmektedir.
Zaman zaman sizlerle bir araya geliyorum. Türkiye’nin sadece iktisadi, ekonomik hayatıyla ilgili değil, Türkiye’nin daha geniş anlamda, siyasi hayatıyla, demokratik hayatıyla ilgili de çok değerli görüşleriniz oluyor. Tavsiyeleriniz oluyor. Raporlar hazırlıyorsunuz. Bütün bunları doğrusu dikkatli şekilde izliyorum. Bunları hükümetle paylaşıyorsunuz. Herkes bu fikirlerinizden azami derecede faydalanmak durumunda. Çünkü hazır çalışmalar getiriyorsunuz. Bunları en iyi şekilde muhakkak ki değerlendirmek gerekiyor.
Yine bu çerçevede yeni bir anayasayla ilgili de hepinizin çok değerli çalışmaları var. Çok değerli katkılar sağlıyorsunuz. İnanıyorum ki, bunlar el birliği içerisinde, Türkiye’nin geleceğini kurmamızda bize büyük ufuklar açacaktır. Şunu unutmayalım ki: Memleket kendi memleketimizdir. Hepimiz bu ülkenin birbirine eşit, şerefli vatandaşlarıyız. Hepimizin bireysel sorumluluğu olduğu gibi, kurumsal sorumluluğu da vardır. Bugünkü dünyada bütün ülkeler birbiriyle adeta U borusu gibi birleşmiş vaziyettedir. Çevremizde olanları, dünyanın başka yerlerinde olanları yakinen takip ediyoruz. Gerek siyasi olayları gerekse ekonomik olayları hep yakinen takip ediyoruz. Siyasi olaylar, zaman zaman hak ve özgürlüklerin yeteri kadar olmadığı ülkelerde, adeta patlamalara sebep oluyor. Ve büyük acılar çekiliyor ve onların acılarını biz de duyuyoruz.
Diğer taraftan, ekonomik olaylar,  bugünkü dünyada herkesi etkilemektedir. Öyle ki büyük bir bankanın yanlışı, o bankayla hiç ilgisi olmayan insanları da etkilemekte. Herhangi bir ülkedeki faizlerin düşmesi, çıkması, enflasyon ve hatta beklentiler, bütün dünyayı, herkesi artık ilgilendirmekte ve hepimizi etkilemekte.
Özellikle son yıllarda dünya büyük ekonomik krizlerle karşı karşıya kalıyor. 2008 krizinin üstünden, şimdi yine başka bir krizle karşı karşıyayız. Bütün bunlar, her ülkenin kırılgan olduğunu da göstermekte. Ve bu ortam içerisinde, ülkeler ne kadar kendilerini düzene koyarlarsa, ne kadar kendi iç barışlarını diyalog yoluyla temin ederlerse, ne kadar çok çalışma hayatında, karşılıklı anlayış içerisinde ve birbirinin hukukunu saygı duyacak ve koruyacak bir ortam oluşturursa, o kadar bu zararlardan etkilenmeden kurtulabilir.
Tabii ki sadece bu krizlerden kurtulmak değil,  refah düzeyini topyekûn yükseltmek, yüceltmek gerekir. Ülkemizde bazı bölgelerde refah düzeyinin hâlâ geride olduğu da hepimizin malumudur. Dolayısıyla el birliği içerisinde çalışmamız, bütün enerjimizi ülkenin refahına, mutluluğuna vermemiz gerekmektedir. Sizler çalışma hayatının en değerli temsilcilerisiniz. Sizler ne kadar mutlu olursanız, bu memleket o kadar mutlu demektir. Şunu unutmayalım ki: Mutluluk sadece özgürlüklerle, sadece hukukla da olmuyor. Onun yanında ekonomik zenginlik, herkesin, bütün vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği, rahat bir şekilde karşılayabileceği bir ortamın da sağlanması mümkün olmazsa, yine mutluluktan bahsetmeyiz. Kiminin yediği, kiminin baktığı bir ülke olursa o zaman yine mutluluktan bahsedemeyiz. Komşusu açken diğer bir komşunun tok olmasını düşünemeyiz. O bakımdan el birliği içerisinde bir taraftan kamuda sorumlu olanlar, devlette sorumlu olanlar, bir tarafta özel hayatta, özel sektörde sorumlu olanlar hep beraber el birliği içerisinde, inanıyorum ki bu arzu ettiğimiz değerlere, arzu ettiğimiz ortama ulaşacağız ve bunu sağlamak da bizim elimizde olacak.
Ben bir kez daha böyle güzel bir günde buraya teşrif ettiğiniz için hepinize tekrar teşekkür ediyorum.

Tarih boyunca bağımsızlığından ve özgürlüğünden ödün vermeden yaşamayı bir hayat felsefesi olarak benimseyen Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı'yla, Yüce Atatürk önderliğinde büyük bir kahramanlık destanı yazmıştır.
Türk Milleti ve geçmişi parlak zaferlerle dolu kahraman Ordumuz, vatanımızın parçalanmak istenmesi karşısında Atatürk'ün öncülüğünde inanç ve kararlılıkla olağanüstü bir mücadele vermiş, onurlu direnişini unutulmaz zaferlerle taçlandırmıştır. 
Milletimiz ile Ordumuz, Başkomutan Meydan Savaşı sonucunda ulaşılan 30 Ağustos Zaferi'yle, bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün anıtını dikmişlerdir. 
Atatürk'ün üstün dehası, liderlik ve komutanlık yeteneği, muhteşem savaş stratejisi, milletimizin bağımsızlık tutkusu ve Ordumuzun cesareti, tarihin ender kaydettiği eşsiz bir zaferi beraberinde getirmiştir. 
Türk Milleti ve Ordumuz, 30 Ağustos Zaferi'yle, vatanımızı parçalamak isteyenlere hakettikleri yanıtı vermişler, Anadolu'nun bayrağımızın özgürce dalgalandığı ebedi Türk yurdu olmasını sağlamışlardır.
Yeni Türk Devleti'nin kuruluşunu müjdeleyen 30 Ağustos Zaferi, Türk Milleti'nin gücüne inanması durumunda önünde hiçbir engelin duramayacağının da simgesidir. 
Kurtuluş Savaşı ve Savaş'ın kazanıldığını duyuran 30 Ağustos Zaferi, başka milletlere de yol gösteren, dünyada hayranlık uyandıran, Türk Milleti'ni dünyada saygın ve güçlü kılan yönüyle, tarihteki yerini almıştır. Başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere bizlere bu büyük gururu yaşatanlara sonsuz minnet duyuyoruz. 
Böylesine güç mücadelelerle kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni temel nitelikleriyle koruyarak geleceğe taşımak, bu ülkeye kuranlara, şehitlerimize ve gazilerimize karşı en önemli sorumluluğumuzdur.
Türk Milleti, birlik ve beraberliğine, kendini diğer milletlerden farklı kılan özelliklerine, vatanına, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet'e sahip çıkacak, ülkemizi Atatürk'ün öngördüğü muasır medeniyetler seviyesine yükseltecektir. Türkiye, gücüne inanarak, kendine güvenerek, evrensel değerlere her koşulda bağlı kalarak, çağdaş dünyadaki saygınlığını her geçen gün artıracaktır.
Yurttaşlarımızın, kurum ve kuruluşlarımızın bu konudaki duyarlılığı, çağdaş dünyayla bütünleşme yolundaki kararlılığımız, hedeflerimizi gerçekleştirmemizde en büyük dayanağımız olacaktır. 
30 Ağustos Zafer Bayramı'nda, başta Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk ve O'nun silah arkadaşları olmak üzere, Kurtuluş Savaşı'nın tüm kahramanlarını, mukaddes vatanımız için canı pahasına görev yapan şehitlerimizi, gazilerimizi ve günümüzde terör eylemlerinde şehit olan Türk Silâhlı Kuvvetleri ile güvenlik güçleri mensuplarımızı ve hayatlarını yitiren vatandaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.
Büyük Zafer'in 85. yılında, yüce Türk Milleti'nin, şanlı Ordumuzun, dünya barışının sağlanmasına katkıda bulunmak üzere vatandan uzaklardaki ülkelerde üstün başarıyla görev yapan birliklerimizin Zafer Bayramı'nı en içten duygularla kutluyor, yurttaşlarımıza saygılarımı ve en iyi dileklerimi sunuyorum.

Değerli Misafirler,
Sevgili Öğrenciler,
Bugün Tunceli’de bulunmaktan ve Tunceli Üniversitesi’nin 2009-2010 Akademik Yılı açılışını gerçekleştirmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu vesileyle Üniversite’ye başarılar diliyorum. Tunceli halkına da sevgilerimi ve muhabbetlerimi bir kez daha bu vesileyle sunuyorum.
4 Eylül günü Sayın Vali, Sayın Rektör ve Tunceli’den bir heyet beni ziyaret ettiklerinde Çankaya’da, Üniversite’nin açılışını yapmamı istemişlerdi. Ben de Cumhurbaşkanı olarak bütün illerimizi bir vesileyle ziyaret etmeyi doğrusu çok arzu ediyordum ve bunu da gerçekleştiriyorum. Bu çerçeve içerisinde bunu iyi bir fırsat olarak düşündüm. Hem Üniversitenin açılışını yapmak ve başarılarını görmek için hem de Tunceli’yi ziyaret etmek için bugün buradayım.
Tabii uzun bir süreden sonra, Tunceli'yi ziyaret eden bir Cumhurbaşkanı olduğumu öğrenince de, bundan ayrıca mutluluk duydum, gurur duydum. Şu muhakkak ki kesin: Ülkemizin her tarafı, dört bir yanı birbirinden kıymetlidir. Samsun'dan Mersin'e, Edirne'den Hakkari'ye kadar her taraf bu ülkenin parçasıdır ve bu bütünü oluşturmaktadır ve hepsi de bu aziz vatanın en kıymetli illerindendir. Hiçbirinin birbirinden farkı yoktur, hepsi de bizimdir, biz de bütün bu illerimizin hepsindeyiz.
Bu çerçeve içerisinde, Tunceli'ye gelmek ve buranın sorunlarını dinlemek, buradaki gelişmeyi görmek beni gerçekten çok mutlu etmiştir.
Üniversitenin kısa bir süre içerisinde bu kadar başarılar elde ettiğini hep beraber gördük. Açıkçası ben de bu kadar beklemiyordum. Hiç profesörü, doçenti, öğretim üyesi, asistanı olmayan; sadece idarecisi, idari personeli olan bir üniversitenin bir sene içerisinde 50'ye yakın doktoralı öğretim üyesine, 150'ye yakın öğretim üyesine ulaşmış olması gerçekten büyük başarıdır. Bundan dolayı Sayın Rektör'ü tebrik ediyorum. Şunu görmekten de büyük bir mutluluk duydum: Bir insan işine gerçekten sahip çıkarsa, onun heyecanını duyarsa veya halk diliyle bir işin delisi olursa; muhakkak ki orada çok başarılar gerçekleşir ve olur. Bugün bunları burada görüyorum ve önümüzde de biraz önce Sayın Rektör'ün sergilediği, sunduğu vizyonun kısa süre içerisinde Tunceli'de, Tunceli Üniversitesi vasıtasıyla gerçekleşeceğine de inanıyorum. Bunda inancım gerçekten tamdır. Çünkü iş sahiplenilmiş ve Tunceli halkıyla bütünleşilmiş, idarecilerle hep beraber olunmuş ve el ele, hep beraber bu şehri güzelleştirmek, bu Üniversiteyi güzel bir üniversite haline getirmek için ciddi bir çalışmayı gördüm. Bundan büyük bir memnuniyet duydum. Yine şunu da fark ettim ki: Şehrin meselelerine de Üniversite çok kısa bir süre içerisinde sahip çıkmış. Çünkü gittiğim yerlerde hep şunu tekrarlıyorum: Üniversiteler, o şehirlerin, o illerin kalkınmasının lokomotifi olacaktır. Şehirlerle bütünleşmesi lazım. Şehirle bütünleşmek demek, şehrin o standardına inmeyecek üniversite; şehirle bütünleşecek, şehri alacak, üniversite standardına taşıyacak, lokomotiflik yapacak. Bu, bilgi anlamında, sosyal, kültürel faaliyetler anlamında, ülke meseleleriyle, şehir meseleleriyle ilgilenme anlamında ve tabii ki eğitim anlamında da böyle olacak. Bunun burada gerçekleşeceğine inanıyorum ve bu bağlamda, bu üniversitenin güçlenmesi için -YÖK Başkanımız burada, tabii ki devletimizin diğer temsilcileri burada- olup bitenleri hep Ankara'ya, bize anında bildirecekler, ben de bu üniversitenin sadece devlet kaynaklarıyla değil, çok hayırsever vatandaşlarımız vasıtasıyla da gelişmesi için ne gerekirse bunu yapacağım.
Değerli Konuklar,
Şuna inanıyorum ki: Ülkemiz giderek güçlenmektedir. Ülkemizin geleceği çok daha parlaktır. Zaten bugünden çevremizde, Türkiye'nin şöyle dışına çıkarsanız Türkiye'nin başarılarını, gücünü herkes görmektedir ve gerçekten örnek almaya da başlamaktadır. Bunun sebebi şudur: Türkiye'de hukukun üstünlüğü, demokrasinin derinleşmesi, ekonominin güçlenmesi; bu konularda önemli adımlar atılmaktadır. Anayasamızın değişmez ilkelerinde tam bir mutabakat vardır. Türkiye, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devletinin gereklerini yerine getirme doğrultusunda, -ki bu doğrultu Büyük Atatürk'ün bize “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma” şeklinde işaret edilerek gösterilmiştir- bu yönde çok önemli gelişmeler olmaktadır. Bunları hep beraber, bu ülkenin sahipleri, bizler gerçekleştiriyoruz. Demokrasinin standartları yükseldikçe, bu ülkenin çeşitli sorunları, çeşitli meseleleri kendiliğinden hallolacaktır. Bu, sadece belli bir konuyla ilgili değil, Türkiye'nin hangi köşesine gitseniz çeşitli problemler olabilir, çeşitli sorunlar olabilir ama, bunları büyük bir olgunluk içerisinde hep beraber konuşarak, tartışarak, evrensel demokrasilerin standartlarını yükselterek hep beraber halledeceğiz.
Unutmayın ki bu işler yapılırken, Türkiye'nin her tarafının sosyal, kültürel farklılıklarını da tekrar kucaklayacağız. Türkiye, büyük bir ülke. Türkiye, bir şehir devleti değil. Öyle ülkeler vardır ki, bir şehir kadardır. Nüfusları bazen 400-500 bindir, ismini büyük bildiğiniz bazı ülkeler. Bazı ülkeler vardır ki; o ülkelerde, o devletlerde herkes sanki aynı makineden çıkmış gibi, her şeyleri birbirine eşittir. Çünkü çok küçüktür. Türkiye büyük bir ülkedir. Her şeyden önce, çok büyük, şanlı bir imparatorluğun devamıdır. Bugünkü halimizle yine çok büyüğüz; nüfus olarak, coğrafya olarak. Almanya birleşmemiş olsaydı; Avrupa'nın en büyük ülkesi biz olacaktık. Şimdi Avrupa'nın ikinci büyük ülkesiyiz, nüfus açısından. Böyle bir ülkenin tabii ki sosyolojik, kültürel farklılıkları olacaktır. Türkiye'nin hangi köşesine gitseniz, birbirinden güzel, ilgi çekici tarafları vardır. Bütün bunlar bizim zenginliğimizdir. Bu bölgemizin de, Tunceli'nin de kendine has kültürel, sosyolojik yapıları vardır. Bunlar; biraz önce gördük, Alevi kültürü. Bununla ilgili burada Üniversitede yapılan çalışmalar; bunları hep takdir ettim. Bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin, bizim, hepimizin kültür parçalarımızdır. Anayasamızda zaten “Kültür mirasımıza sahip çıkacağız.” diye, bize yazılan bir talimat vardır. “Türkiye'nin kültür mirası” dediğimizde, çok geniş bir şekilde bakıp, bu topraklar üzerindeki bütün kültürleri, bütün değerleri hep anlamamız gerekir. Bu bağlamda; biz her şeyi suhuletle halledebiliriz.
Ve çok önemli olan başka bir şey de şu: Artık bugünkü çağda herkes birbiriyle beraber olmak durumunda. Beraber olurken de kendimizi başkasının yerine koyarak düşüneceğiz, birbirimize saygı göstereceğiz, birbirimize sevgi göstereceğiz, birbirimizi daha çok anlayacağız. Böyle anlayınca da tabii ki farklılıklar bir zenginlik olarak ortaya çıkacaktır. Türkiye'de, o açıdan bugün tartışılan birçok konuların sağlıklı bir yörüngeye gireceğine inanıyorum. Burada en önemli olan şey şudur: Bu tartışabilme, konuşabilme, karşılıklı saygı içerisinde düşünceleri ifade etme ortamını bozmamak gerekir.
Terör, devletin güçlerinin dışında silahlı insanlar, kesinlikle bu süreci engelleyen birinci unsurdur. Bunu açıkça söylüyorum. Terör olduğu süre içerisinde, devlet güçlerinin dışında, devletin askerinin, devletin polisinin dışında herhangi bir kişi, “Benim de gücüm var.” dediği süre içerisinde, bunların hiçbirisi olmaz. O bakımdan, Türkiye'yi daha güçlü yapmak için, bugünkü sorunlarımızı konuşarak, kendi aramızda çözerek, gelecek nesillere yük taşımamak için teröre asla hiç kimse sempatiyle bakmayacak. Teröre asla yer vermeyeceğiz. O zaman her şey, en farklı düşünceler de -arkasında şiddet olmadığı süre içerisinde- konuşulabilir, tartışılabilir. Türkiye'nin temel direkleri sağlamdır; bundan hiç kimse tereddüt etmesin. Halkımızın sağduyusu çok sağlamdır. Bunlar çünkü bizim geleneğimizde vardır, genlerimizde vardır. Hoşgörü, saygı, beraber yaşama. Bugün Avrupa'nın demokrasi, insan hakları çerçevesinde ifade ettiği değerler, yüzyıllar önce bizim büyüklerimiz tarafından, o günkü dünyada zaten ifade edilmiştir. Hoşgörüdür, toleranstır, birbirine saygıdır. Biraz önce ekrana gelen değerli öğütler, bunları bugünkü modern terminolojiye çevirdiğinizde, karşınıza demokrasi çıkar. Karşınıza, insan haklarına, insanlara saygı çıkar, sevgi çıkar. Onun için, bu değerler bize yabancı değildir. Bunlar hep bizim kendi değerlerimizdir. Bunları biz bugün, tabii daha geçerli kılacağız. Ve ülkemizi güçlü yapacağız.
Şundan emin olun ki, herkes Türkiye’yi imrenerek seyretmektedir. Ve Türkiye’nin 5-10 sene sonrası çok çok daha güçlü olacaktır. Bugünkü halimizde Avrupa’nın 6. büyük ekonomisiyiz biz. Onun için bazıları bizden çekiniyorlar. Türkiye’nin, -her zaman tekrarladığım şeyi burada da tekrarlıyorum- demokrasisi güçlü olunca, ekonomisi güçlü olunca, güçlü güvenlik güçleri; silahlı kuvvetleri, polis teşkilatı, bunlar olunca, bu ülke, hem kendi içerisinde herkese huzur verecektir hem de kendisine huzur verecektir. Bunları tekrar sizlerle paylaşmak istedim. Ve hiçbir şeyden çekinmemek lazım. Çünkü sevgi, saygı, bu ülkenin temelinde vardır. Ve bu ülkenin insanlarının geninde vardır.
Değerli Misafirler,
Sözlerimi uzatmak istemiyorum. Bu üniversitenin başarılarını hep beraber görmemiz gerekir. Bir taraftan eğitim yapacaksınız, bir taraftan bu şehrin gelişmesine katkıda bulunacaksınız, bu şehrin insanlarının sorunlarını çözeceksiniz, çevresine duyarlı olacaksınız, ekonomisine duyarlı olacaksınız, kültürüne duyarlı olacaksınız; böyle bir misyonunuz da var. Unutmayın ki sembolik anlamı var, bu Üniversitenin. Onun için bu görevinizi en iyi şekilde yapacağınıza inanıyorum. Başta, buradaki, Tunceli’deki bütün kamu görevlileri ve halk, size yardımcı olacak, sonra da Ankara tabii size yardımcı olacak.
Ayrıca sizi tebrik de etmek istiyorum. Almanya gibi, Avrupa’nın en büyük ülkesinde, en güçlü ülkesinde, federal seviyede, Almanya seviyesinde, başarılı bir Türk siyasetçi var; Cem Özdemir, Yeşiller Partisinin eş başkanı. Ona da fahri doktora unvanını vermişsiniz, kendisi de tabii aramızda. Bunu da çok tebrik ediyorum. Gurur duyacağınız başka şey bunlar. Almanya’da artık, Türkler bakan, Almanya’da artık Türkler koalisyon partilerinin başkanları, Almanya’da artık Türkler parlamentoda milletvekili, federal parlam

Önce hepinize hayırlı akşamlar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Biraz geciktiğimiz için de anlayış gösterdiğinize inanıyorum. Çünkü Tunceli’den hava muhalefeti sebebiyle arabayla gelmek zorunda kaldığımız için, sizleri biraz burada beklettik.
Çok Saygıdeğer Elazığlılar,
Değerli Dostlar,
Bugün gerçekten sizlerle beraber olmaktan, inanın ki çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Tabii ki siyasi hayat içerisinde bulunduğum dönemlerde, çeşitli vasıflarımla zaman zaman hep Elazığ’a geldim ama, hep gelişlerim maalesef kısa oldu. Elazığ’ın tarihini, geçmişini, zenginliğini ve ülkesine, milletine bağlılığını bilen bir insan olarak, burada her zaman daha çok vakit geçirmeyi ve bu şehrin gerçek sahipleri, temsilcileri olan sizlerle daha çok beraber olmayı her zaman istemişimdir. Bu sefer, Tunceli ve Elazığ, iki şehrimizi, beraber ziyaret edeyim deyince, akşamı burada geçireyim ve hiç değilse, akşam şehrin iş adamları, derneklerinin, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, şehrin önde gelen insanlarıyla bir arada olayım diye haber gönderdim ve bugün sizlerle beraberiz.
Biraz önce Vali beyin de dediği gibi, burası aslında Mamuretülaziz olarak bilinen bir şehir. Ve uzun yıllar, Türk milletinin hep gönlünde, çok ayrı bir yeri olmuş bir şehir. Elazığ ismi verilirken de yine bolluk bereket, tahıl ambarı, hep iyi anlamda bu ismi almış. Yine sizin meşhur gakkoş derken de hep mertlik, yiğitlik gibi güzel vasıflarla daima bilinen ve hatırlanan bir şehrimiz. Bu şehre ne zaman gelsem, hep değişiklik olduğunu, her geldiğimde biraz daha geliştiğini görmekten daima mutlu olmuşumdur. Bugün her ne kadar akşamüstü şehre girsek de, şehrin yine intizamını, şehrin güzelliğini, büyüklüğünü, aydınlığını, görme fırsatım oldu. Yarın da inşallah Sayın Bakan, değerli arkadaşlarla beraber, şehrinizi ziyaret etmek, sizlerle daha çok beraber olmak ve görmek imkânı olacaktır.
Her şeyden önce, burası gerçekten açık bir müze şeklinde bir şehir. Ta 1084 tarihinde hatırladığım kadarıyla, Malazgirt zaferinden hemen sonra, Harput, o zaman Türk yurdu olmuş ve o günden bugüne, birçok Türk devletlerine ev sahipliği yapmış. Osmanlılar zamanında, işte Mamuretülaziz olarak hep anılmış. Cumhuriyet döneminde de yine önemli sanayi merkezleri devlet eliyle getirilmiş. Ve bugün de bu bölgenin ulaşım kavşağı olmuş. 35 yıllık üniversitesiyle bir bilim yuvası olmuş bir şehrimiz. Bu şehrimizi daha da geliştirmek, bu şehrimizin insanlarını daha da mutlu etmek, tabii ki hepimizin vazifesi. Tabii şunu da ifade etmek isterim: Bu şehirden çok önemli müteşebbisler de, iş adamları da hep çıkmıştır. Öyle olmuştur ki artık, Elazığ’a sığmamışlardır, Türkiye’nin en büyük iş adamları arasına hep girmişlerdir, İstanbul’da, Ankara’da, Türkiye’nin başka şehirlerinde de çok büyük tabii ki şirketleri olmuştur, firmaları olmuştur. Binlerce insanları istihdam etmişlerdir ve Türkiye’nin ekonomik gücüne de hep güç katmışlardır. Şimdi, artık zenginleşme, büyüme, sadece devlet eliyle olmuyor. Eskiden, devlet şeker fabrikası getirmiş, krom fabrikası getirmiş ama, bu işler artık devlet eliyle sürmeyeceği için, dünyanın değişimi, ekonominin yeni bir şekle bürünmesi doğrultusunda bunlar hep özelleştirildi. Ümit ediyorum ki bunlar, en iyi şekilde değerlendiriliyordur. Doğrusu, bilgi alacağım tabii, tam bilgileri almadım. Krom tesisleri nasıl devam ediyor, şeker fabrikası ne alemde, onları çok merak ediyorum. Çünkü burası aynı zamanda, sadece sürat değil, burası madenleriyle de çok zengin bir şehrimiz olduğu için, bu konuyla ilgili de yeni durumları öğrenmek istiyorum tabii. Yine baraj deyince zaten akla Keban Barajı gelir Türkiye’de. Bilen, bilmeyen herkes, Keban Barajı'yla, barajların önemini hep anlamıştır. Enerjinin ne olduğunu, yine Keban Barajı sayesinde Türkiye hep öğrenmiştir.
Ama şunu esas söylemek istiyorum: Devlet artık bugün, alt yapıyı hazırlıyor, imkanı hazırlıyor. Daha doğrusu bir iklim oluşturuyor. O iklimin içerisinde, yeşerecek, büyüyecek ağaçlar. Bunlar artık özel teşebbüs vasıtasıyla, kişiler vasıtasıyla, müteşebbisler, girişimciler, iş adamları vasıtasıyla, gerçekleşiyor. "Niye?" derseniz, öbürü, devam edemedi. İşte en büyük devlet kuruluşu, ekonominin en çok devletin elinde olduğu yer, Sovyetlerdi, sosyalist ekonomilerdi. Nihayetinde dayanamadılar yarışa. Avrupa ile Amerika ile serbest piyasa ekonomisinin hakim olduğu ülkelerle sosyalist ülkeler, devletin idare ettiği ekonomiler yarışamadı, sonunda pes etmek zorunda kaldılar ve yıkıldılar. Türkiye her ne kadar bir sosyalist ekonomi dönemi olmadıysa bile, Türkiye’de devletin ekonomide ağırlıklı olduğu dönemler vardı. Bir kaynağı devlet işletirse mi daha karlı. daha rantabıl. daha verimli olur, yoksa bir kaynağı, özel teşebbüs, insanlar, kişiler işletirse, çalıştırırsa mı daha çok rantabl, daha çok karlı, daha çok verimli olur? Sonunda insanın fıtratına aykırı olan bir şey, devam edemedi. İnsanlar bir işin sahibi olursa, o iş daha verimli ve daha sürekli oluyor. Kendi işiniz olduğunda, gece-gündüz çalışırsınız, o sahibi olduğunuz işi en iyi şekilde yapmak için uğraşırsınız. Ama başkasının işi olunca da, o zaman da, sadece göreviniz çerçevesinde görevinizi yaparsınız. Neticede bunlar işte özelleştirildi. Ümit ediyorum ki bunlar, amaçlarına uygun şekilde değerlendiriliyordur. Şimdi o zaman ne olacak? İnsanlar nasıl zengin olacak? İnsanlar nasıl iş bulacak? İnsanlar nasıl daha mutlu olacaklar? Sizler sayesinde olacak. Yani esnaflar, iş adamları, sanayiciler, tüccarlar, müteşebbisler sayesinde olacak. Sizler artık insan çalıştıracaksınız, üreteceksiniz ve tabii ki vergi ödeyeceksiniz. İşte devlet bu imkanı en iyi şekilde sizin önünüze getirmekle sorumlu bugün. Kanunlar, düzen, nizam buna göre. Alt yapı buna göre sağlanacak. Ve buna göre teşvikler verilecek. Bazı illere daha az teşvik, bazı illere daha çok teşvik, belki ileride bazı sektörlere özel teşvikler verilecek ve illerimiz bu şekilde zenginleşecek, kalkınma bu şekilde olacak.
İşte Elazığ’ın da en önemli aslında değeri şüphesiz ki, bu şehrin müteşebbis ruhlu insanlarıdır, iş adamlarıdır. Çünkü şehriniz sizin elinizde gelişecektir, açıkçası. Bundan sonra devlet, gelip burada diyelim ki başka bir demir fabrikası, alüminyum fabrikası açmayacağına göre veya "yeni bir maden sahasını işleteyim" demeyeceğine göre, bunların sizler tarafından yapılmasını sağlayacak. Yine bunu sağlarken, elindeki kaynağı, kendi kullanmayacak sizin kullanmanızı temin edecek. Yani finansmanı size sağlayacak. O parayı devlet kullanırsa, daha kötü harcıyor; bir özel müteşebbis o parayı kullanırsa, o daha verimli, daha iyi harcıyor, daha çok netice alıyor. Onun için devlet, size bu finans yollarını açacak, daha kolay imkanlar sunacak.
Bundan dolayı, gelmeden önce, özellikle Elazığ’da olan ve Elazığ’ın dışında olan -eğer gelebilirlerse- iş adamlarıyla, müteşebbisleriyle biraraya geleyim istedim. Bana verilen bilgiye göre de, buradaki toplumun önemli kısmının da bu şekilde olduğunu söylediler.
Değerli Elazığlılar,
Tabii sadece iş hayatı değil, üniversite de çok önemli. Fırat Üniversitesi, bildiğim kadarıyla, epey eski bir üniversite. 70’li yıllarda kurulan bir üniversite. Muhakkak ki tabii çok gelişmiştir. Yarın gidip orayı da göreceğim.
Biraz önce Ticaret Odası Başkanı, değerli arkadaşımız, yeni bir vakıf üniversitesi teşebbüsü olduğundan bahsetti. Bundan büyük bir memnuniyet duydum. Çünkü orada da rekabet olması lazım. Fırat Üniversitesi’nin yanında bir vakıf üniversitesi kurulursa, inanıyorum ki, Fırat Üniversitesi de daha çok bir gayrete gelecektir. Çünkü üniversitelerin, şehirlerin lokomotifi gibi olması gerekiyor. Tabii şehir deyince sadece Elazığ’ın il sınırları kapsamında bunu düşünmüyorum; çevresi, hinterlandı olarak düşünüyorum. Buradaki hayvancılığın gelişmesi, daha verimli hale gelmesi, 5-6 kilo süt veren hayvanların 15-20-30-40 kilo süt verebilir hale gelmesi, bütün bunlar, yine bilimsel metotlarla sağlanabilecek işlerdir.
Veyahut da tarımın verimli hale gelmesi, burada meraların daha verimli hale gelmesi. İşte bitki çeşitlerinin değiştirilmesi, bütün bu konularda da, tabii ki üniversiteye çok iş düşüyor.
Üniversite denilince, sadece, işte öğrenciler geliyor, öğretim üyeleri var. Dolayısıyla bunların maaşları harcanınca, bu şehir de ondan faydalanacak diye düşünmemek lazım. Üniversitenin faydasının bu olmaması lazım. Yani sadece böyle dar bir ekonomik katkı sağlıyor bu şehre, anlamı çıkar o zaman. Üniversite, onun çok daha ötesinde, muhakkak ki hastanesiyle, -zaten o hizmeti yapıyordur- tıp fakültesiyle; mühendislik, veterinerlik, ziraat fakülteleriyle, -veterinerlik fakültesi bildiğim kadarıyla burada çok eski. ziraat fakültesi yok burada- bütün bunlarla da, yine bu şehrin bir taraftan sorunlarını çözmeye hep yardımcı olmalı. Bir taraftan da yeni ufuklar tabii açmalı. Sosyal hayatı, buranın kültür hayatını zenginleştirmeli.
Bu üniversite 35–40 yıllık bir üniversite. İnanıyorum ki orada, yeni bir üniversiteyi büyütebilecek, ona rehberlik yapabilecek, yeteri kadar ilim adamı, profesör vardır. Böyle bir üniversitenin de kurulmasını doğrusu şimdi dile getirdiniz. YÖK Başkanımız da burada. Tabii ki kriterleri yerine getirmek şartıyla, çünkü bir lise açıyor gibi de üniversite olmaz. Vakıf üniversitesi kriterlerini yerine eğer getirebildiyseniz, onun imkanları, maddi imkanları, sağlıklı bir şekilde temin edilebilecekse, burada böyle ikinci bir üniversitenin olmasını da doğrusu çok faydalı bulurum. Çünkü o zaman güçlü bir rekabet de başlar.
Eskiden hocalar, İstanbul’dan, Ankara’dan geliyordu. O zamanki şartları düşünürseniz, havaalanınız bazen çalışırdı, bazen çalışmazdı. Zaten bildiğim kadarıyla, pist dardı, küçüktü. Her uçak da inemiyordu o zaman. Havaalanlarında bugünkü gibi, aletler, cihazlar da yoktu. Çünkü biliyorum, 5–6 sene önce, Türkiye’nin sadece iki havaalanında otomatik inişi sağlayan aletler vardı. Son 5-6 sene içerisinde bütün havaalanlarına bunlar dağıtıldı ve bütün havaalanlarımız her şartlar altında çalışabilir hale geldi. O zaman hocalar gelirdi, bazen uçaklar inerdi, bazen inemezdi. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Dönem Beşinci Yasama Yılının başlaması vesilesiyle, egemenliğin gerçek sahibi olan yüce milletimizin iradesini temsil eden siz değerli vekilleri en içten duygularımla selamlıyorum. Yeni yasama yılının ülkemiz ve milletimiz için verimli ve hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Açılışını yaptığımız bu yasama yılı, demokrasinin iki temel mekanizmasının işlediği bir zaman diliminin ortasına geliyor. Öncesinde, siyasi tarihimiz açısından çok yönlü anlamları olan bir referandum gerçekleştirildi. Yasama yılının sonrasında ise milletvekili genel seçimi yapılacak.
Demokrasimizin temel kurum ve mekanizmalarıyla ne kadar olgunlaştığını, çoğulcu demokratik normlara uyum yönünde ne kadar mesafe alındığını gösteren bu süreç, yeni yasama yılının anlamlı ve önemli bir çalışma dönemi olacağını göstermektedir.
Bu öneme binaen ve bir araya gelmemiz vesilesiyle ülkemizin gündeminde yer alan çeşitli konularla ilgili görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün parlamenter demokrasilerde, parlamentolar kurucu bir değere ve öneme sahiptir. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu anlam ve değerin en açık ve somut şekilde tecessüm ettiği en önemli örnektir. Milletimizin siyasal hafızasının ve geleceğine ilişkin hassasiyetinin bir yansıması olan bu Meclis, tecrübeleri itibarıyla ender örneklerden bir tanesidir.
Cumhuriyet, bu Meclis çatısı altında kuruldu, Kurtuluş Savaşı buradan yönetildi ve kazanıldı. Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Meclis, tüm olumsuz şartlara rağmen, ulusal egemenliğin ve bağımsızlığın sembolü hâline geldi. Cumhuriyetin ilanı ve onu takip eden reformlar bu Meclis eliyle gerçekleştirildi. Kurulduğu ilk günden beri Meclisimiz muasır medeniyet hedefinin en büyük taşıyıcısı oldu ve olmaya devam etmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kutlu yürüyüşü, maalesef vatandaşlarımızın iradelerini askıya alan uygulamalarla zaman zaman kesildi. Fakat milletimiz, bütün kesimleriyle ve çoğulculuğa olan bağlılığıyla bu badireleri atlatmasını bildi.
Bu anlamıyla milletimizin feraseti ve basireti bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisinin varlığında vücut bulmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi derken şu partiyi ya da bu partiyi, şu dönemi ya da bu dönemi kastetmiyorum. Tek tek bu sıralarda geçmişte oturanları, şu anda oturan her birinizi, yakın bir gelecekte oturacak olanları ve hepsinin toplamından fazla olan bir iradeyi kastediyorum. Bizatihi Türkiye Büyük Millet Meclisinin varlığını kastediyorum. Milletimizin millet olma şuurunun tecessüm etmiş hâlini kastediyorum. İşte bu yüzden, bugün farklı sebeplerden dolayı burada olamayanların da tercihlerini, iradesini ve gelecek ufkunu temsil etme ve onlara yer verme yükümlülüğümüz bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimizin temsil ettiği bu anlam ve değer ağır bir yük, ciddi bir sorumluluktur. Tarihin bu Meclise yüklediği misyona layık olmak herkesin borcudur. Bu misyona layık olabilenler için de en büyük şereftir.
Yüce Meclis bu tarihî sorumluluğu, özünde bir ve bütün olan milletimizin, pratik hayatta bütün renkleri ve zenginlikleriyle beraber vücut bulması sayesinde yerine getirir.
Muasır medeniyetin siyasi projesi olan demokrasi, bunun yegâne yoludur. Demokrasi bu yüzden cumhuriyetimizin değişmez ve değiştirilemez niteliği hâline gelmiştir. Çünkü, milletin dile gelmesidir demokrasi, varlığını hissettirmesi, bütün farklılıklarıyla temsil edilmesi imkânıdır. Bu imkânı derinleştirmek, milletimizin birliğinin nişanesi olan değerlerle, zenginliğinin göstergesi olan farklılıklarını koruyacak bir biçimde demokrasiyi her düzeyde geliştirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve bütün kurumların, iktidarın olduğu kadar muhalefet partilerinin de sorumluluğudur.
Demokratik bir cumhuriyetin erdemi, halkı, bütün renkleriyle, sesleriyle ve iradesiyle, siyasi iktidarın öznesi hâline getirmektir. En yalın hâliyle, seçimler bu sürecin başladığı ve kesintiye uğratılmaksızın devam etmesi gereken yegâne yöntemidir. Dolayısıyla, Parlamentonun çıkardığı kanunlar, halkın siyasi iradesini yansıtmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; modern temsilî demokrasiler, hiç kuşkusuz, seçmen çoğunluğunun tercih ettiği siyasi partilerin, yönetim yetkisini kullanması esasına dayanmaktadır. Demokrasiler, politikaları belirleme ve uygulama yetkisinin çoğunluğa ait olduğu yönetim biçimleridir. Ancak, çoğunluğun yönetim yetkisinin sınırsız olmadığı da bir gerçektir. Bu nedenle modern demokrasiler, aynı zamanda çoğunluğun iktidarının temel hak ve hürriyetleri korumak amacıyla sınırlandırıldığı, daha da önemlisi, iktidar kavramının da bu bilinçle tanımlandığı anayasal demokrasilerdir. Tarihimiz göstermiştir ki bunu bir an olsun unutanlar, milletin tecessüm etmiş iradesine zıt şeyler yapmaya kalkanlar, Türk halkının güvenini kaybetmişlerdir. Aslolan, milletin tüm birlik nişanelerinin ve farklılıklarının, varlığının ve birliğinin korunması, dile gelmesi ve temsil edilmesidir. İktidar ve muhalefet bu çerçevede anlam taşımaktadır.
Bu minvalde, dünyanın sayılı ülkeleri arasına giren bir ülkenin vatandaşı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı olarak bazı hatırlatmalarda bulunmak, bazen günlük siyasetin unutturduğu gerçekleri söylemek, benim görevimdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel meselelerde demokrasi hem temsilî hem de katılımcı yanıyla beraber işlemek zorundadır. Halkımız, her dönemde değişik siyasi görüşleri Meclise taşıyarak temsilin mümkün olduğunca zenginleşmesi için üzerine düşeni yapmıştır. Seçimlere katılım oranları, başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar yüksek olan ülkelerden biriyiz. Milletimiz, iradesini ortaya koyma konusunda hassastır.
Bu noktada, ülkemizde demokrasinin ve siyasetin daha iyi işlemesi ve daha verimli olması için üç önemli hususa dikkat çekmek istiyorum.
Öncelikle vurgulamak istediğim husus, Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi temsilin derinleştirilmesinin ve çeşitlendirilmesinin sağlanmasıdır. Temsilin derinleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, kendi içimizdeki tüm farklılıkları siyasete yansıtacaktır. Ülkenin tüm önde gelen siyasi akımlarının temsil edilmediği bir Meclis, eksik bir Meclis olacaktır. (BDP sıralarından alkışlar)
Bu anlamıyla siyasal istikrar ve çoğulcu temsil birbirini dışlamaz ve dışlamamalıdır. Esasen Türkiye'nin yakın siyasi tarihine baktığımızda ilerleme ve kalkınmanın, siyasi istikrarın temin edildiği dönemlerde gerçekleştiği de bir vakıadır. Temsilde çoğulculuğu sürdürürken siyasi istikrarın sağlanması bütün siyasetçilere düşen önemli bir sorumluluktur.
Olgun bir demokrasi için altını çizmek istediğim ikinci önemli husus, katılımın daha da teşviki ve güçlendirilmesi meselesidir.
Sadece siyasi partilerin değil, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, toplumun tamamının siyasi süreçlere katılımı, Türkiye'nin temel sorunlarının çözümünü kolaylaştıracaktır. Ülke gündeminin ilk sıralarında yer alan kimlik tartışmaları, demokratik standartların yükseltilmesi, yeni anayasa yapılması, din devlet ve toplum ilişkisine yönelik tartışmalar, iktidar olsun muhalefet olsun tüm tarafların, Meclis dışındaki siyasi partiler ve sivil toplumun tüm unsurlarının da katılımını ve ortak bir anlayışa varmasını gerektirmektedir.
Demokrasinin olgunluğu, ülkenin temel siyasi meselelerinde en yüksek düzeyde katılımın teşviki ve güçlendirilmesi ile yakından ilişkilidir.
Ancak, bugün geldiğimiz noktada, demokratik sistemin kendini yenilemesi ve vizyonunu küresel standartlara yükseltebilmesi için siyasetçilere düşen çok önemli bir görev daha vardır.
Bu görev, siyaset dilinin yenilenmesi görevidir.
Günümüz sorunlarına, açmazlarına, gelişmelerine cevap veremeyen eski siyaset dilinin, yeni, dinamik, hoşgörülü bir siyaset dili ile yer değiştirmesi gereği, bugün dünya çapında siyaset bilimcilerin ve düşünce insanlarının önemle üzerinde durduğu gündem maddeleri arasındadır.
Bu yeni siyaset dilinin kurulabilmesine büyük bir önem atfediyorum. Bunun sebebi, siyaset dilinin mahiyetinin sonuçları belirlemesidir. Siyaset dili, yapıcı da olabilir, yıkıcı da. Siyasetin aktörleri, kullanmayı tercih ettikleri dil ile ortak bir anlayışın kurulmasına da hizmet edebilirler, ayrıştırıcı olmaya da. Yakın dönem siyasi tarihimiz, eskittiğimiz siyaset dilinin yapıcı olmaktan ziyade çatışmacı olduğunun örnekleriyle doludur.
İşte bu yüzden, en az ilk iki unsur kadar önemli olan üçüncü bir konu da bu çatı altında bulunan tüm milletvekillerinin bu yeni siyaset dilinin kurulmasına katkıda bulunmalarıdır. Unutmayalım ki, çözüm bekleyen temel meseleleri olan bir ülkeyiz. Kullanacağımız yeni dil, diyalog ortamının oluşmasını ve neticede Türkiye'nin önem arz eden meselelerinin ortak bir anlayış ile çözülebilmesini kolaylaştıracaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu noktada, hem milletimize hem de Türkiye'yi izleyen tüm kesimlere bir konuyu hatırlatma gereği duyuyorum. Yakın bir zaman önce yapılan referandum, halkın bizzat gerçekleştirdiği katılımın somut bir örneği olmuştur. Aziz milletimiz referanduma yüksek oranda iştirak ederek katılım görevini, farklı tercihlerde bulunarak da temsil görevini yerine getirmiştir. Ertesi güne de yine millet olma şuuru ve güçlü Türkiye iradesiyle uyanmıştır. Aynı tutumun siyaset kültürümüze de hâkim olması gerekir.
Milletimiz, tercihine sunulan pakete farklı cevaplar vermiştir. “Evet” diyenler olmuştur, “hayır” diyenler olmuştur ve sandığa gitmeyenler olmuştur. Referandumla milletimizin iradesi tecelli etmiştir. Mesele, referandum öncesinde kimin ne dediği değil, söylenenlerin toplamının milletin sözü ve iradesi olduğunu bilmek ve bunu millî bir şuur olarak selamlamaktır.
Her demokratik ülkede yapılan seçim ve referandumlarda olduğu gibi, bizim ülkemizde de siyasi konularda farklı tercihler mevcuttur ve olmak zorundadır. Aksi halde demokrasi olmaz. Farklı bakış açılarını “kutuplaşma” olarak görmek, olgunlaşmamış bir demokratik anlayışın tezahürüdür.
Bu farklılıklar, dışlama, tahkir etme, yok sayma, kültürel bölünme 

Yüce Meclis’in Sayın Başkanı,
Saygıdeğer Milletvekilleri,
Ülkemiz demokrasisinin ne kadar olgunlaştığını hem kendimize hem de bütün dünyaya bir kez daha gösterme fırsatı bulduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Kısa bir süre önce, bütün dünyanın takdirle izlediği bir genel seçim yaptık. Biraz önce de, cumhurbaşkanlığı seçimini en güzel biçimde tamamladık.
Beni ülkemizin 11. Cumhurbaşkanı olarak seçen yüce heyetinize en içten şükran duygularımı sunuyorum.
Bizler, Türk Milleti olarak, nice büyük devletler kurmuş, cihanşümul imparatorluklara sahip olmuş bir milletin, şerefli bir tarihin mirasçılarıyız. Başta devletin değişik kademelerinde yer alanlar olmak üzere, hepimiz, ilelebet yaşatmaya kararlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin daha da güçlenmesi için elbirliğiyle çalışmalıyız. Cumhuriyet’in kurucusu Büyük Atatürk’ün koyduğu “Türkiye Cumhuriyeti’ni muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma” hedefi daima aklımızda olmalı.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bugünlere, varlığını ve gücünü pekiştirerek ulaşmış bulunuyor. Biz bu Cumhuriyeti kolay kurmadık, bugünlere zahmetsiz gelmedik. Aziz vatanımızın her karış toprağının şehit kanlarıyla sulanmış olması bunun kanıtıdır. Cumhuriyetimizi kuran kadronun, önce, saldırgan güçlere karşı bir İstiklal Savaşı vermesi, ardından da ülkemizi çağdaş milletler topluluğunun saygın bir üyesi yapmak üzere olağanüstü çabalar göstermesi gerekti. O dönemde ne büyük fedakârlıklara katlanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu yüce Meclis o fedakar kadronun hepimize armağanıdır.
TBMM, milletimizin iradesiyle oluşan ve varlığıyla o iradeyi temsil eden, ülkemizin bugünü ve geleceğiyle ilgili bütün kararların alındığı yegane çatıdır. Yüksek katılımla gerçekleşen son genel seçimin oluşturduğu heyetiniz, milli iradeyi en geniş ve en güçlü bir biçimde temsil etmektedir. Demokrasimizin katılımcılık ve temsil özellikleri bu seçimle daha da güçlenmiştir. Sizler gibi geniş temsil kabiliyetine sahip bir heyetin takdirlerine mazhar olmayı kendim için büyük bir onur sayıyorum. Üstlendiğim şerefli görevin sorumluluğunu yerine getirirken, milletimizin siz değerli temsilcilerinin desteğine her zaman ihtiyaç duyacağım tabiidir.
Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve aynı görevi bugüne kadar üstlenmiş bütün Cumhurbaşkanlarımızı saygıyla, ahirete intikal edenleri rahmetle anıyor, milletimiz adına hepsine en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
Görevimin zorluğunun idrakindeyim. “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli çalışmasını gözetir.” Bunları yerine getirmek bir anayasal gerekliliktir. Görevde bulunacağım süre içerisinde hiçbir ayırım yapmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağım. Tarafsızlığımı titizlikle koruyacağım ve devlet organlarının uyumlu çalışmasını sağlamak için elimden gelen bütün gayreti göstereceğim.
Türkiye Cumhuriyeti ‘demokratik’, ‘laik’ ve ‘sosyal’ bir ‘hukuk devleti’dir. Anayasamızın değişmez hükümleriyle belirlenmiş bu nitelikler bir bütündür ve her biri hiç kuşkusuz Cumhuriyetimizin temel değerleridir. Bu ilkelerin hepsini, hiçbir ayrımcılığa tabi tutmadan savunmak ve her fırsatta güçlendirmeye çalışmak azmi ve kararlılığı içinde olacağım.
Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden laiklik, bir hak ve özgürlükler sistemi olan demokrasi içerisinde farklı hayat tarzları için özgürleştirici bir model olduğu kadar, bir sosyal barış kuralıdır da. Yalnız bu kadar da değil; hemen her toplumda zaman zaman baş gösteren çatışma ve kavga unsurlarını daha baştan ortadan kaldırmanın en kestirme yolu da yine laiklik ilkesine bağlılıktır. İçinde yer aldığımız coğrafyaya özgü gerçekleri ve hassasiyetleri düşündüğümüzde, din ve vicdan özgürlüğünü de içinde barındıran laiklik ilkesinin değerini daha iyi kavramış oluruz.
Dikkatlerinizi çekmek istediğim önemli konuların en başında demokratik sisteme duyulması gereken güven geliyor. Vatandaşın yöneticilerini kendisinin seçtiği demokratik sistem, hukukun evrensel ilkelerine bağlı, hak arama yollarının açık olduğu, temel hak ve özgürlüklerin bireysel veya örgütlü olarak sonuna kadar kullanılabildiği bir yapıdır. Ülkelerin gelişmesi ve insanların mutluluğu için asgari şart, açık bir topluma dönüşmektir. Anayasamızda da yer alan, fikir ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, insanlarımızın onurlu bir hayat sürdürebilmelerinin de teminatıdır. Şiddeti beslemeyen her türlü fikrin serbestçe ve korkusuzca ifade edilebildiği bir açık toplum olma hedefinden asla sapmamalıyız. Çağdaş dünya, nicedir, özgürlüklerden korkmamayı öğrendi; bizler de özgürlüklerimize en hayati değerlerimiz olarak her durumda sahip çıkmalıyız.
Günümüz dünyasında, farklı özelliklerin vurgulandığı, değişiklikten ve çeşitlilikten korkulmayan bir anlayış daha fazla kabul görmeye başladı. Bizi millet yapan değerler yerli yerinde ise, anayasal düzenin temel ilkeleri yerleşmiş ve herkes tarafından gözetiliyor ise, böyle bir ortamda, farklılık ve çeşitliliklerimiz bizim için zafiyet unsuru değil, aksine en büyük zenginliğimiz olacaktır. Bu gerçeği görebilirsek, birlik ve beraberliğimizi, dirlik ve düzenimizi daha da sağlamlaştırabiliriz. Demokratik kültürümüz çoğulculukla beslendiği oranda, bizi biz yapan değerlere daha kolay sahip çıkabiliriz.
Hepimizin bildiği gibi, devlet, insanların mutluluğunu, huzurunu, refahını, güvenini sağlamak için vardır. Bir tek vatandaşının dahi, din, dil ve etnik özellikleri yüzünden, ya da ekonomik durumu nedeniyle kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını, horlandığını hissettiği bir ülke, çağdaş bir ülke olma vasfı taşıdığını iddia edemez. 
Devlet görevinde, üzerine titrenmesi gereken en önemli nokta, insan odaklı bir hizmet anlayışının hakimiyeti olmalıdır. Asıl olan vatandaşın doğuşuyla kazandığı temel haklarıdır. Bu da, devlet adına hareket eden, her kademeden bürokratların, her eğilimden siyasilerin, öncelikle vatandaşın hak ve hukukunu korumakla görevli olduklarının bilincinde bulunmalarını gerektirir.
Kadın-erkek eşitliğinin tam olarak sağlandığı, kadınlarımızın hayatın her alanına aktif olarak katılabildiği şartların gerçekleştirilmesi öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu amaca hizmet edecek her adımınıza destek olacağımı bilmenizi isterim.
Ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi ve sosyal barışın sürdürülmesini sağlayan en önemli unsurların başında adalet duygusunun vatandaşlar arasında yerleşmesi gelir. Hukuk devleti olmanın temelinde ‘adalet’ ilkesi vardır. Türkiye Cumhuriyeti, adalet mekanizmasının en süratli biçimde işlediği, insanların hak duygularının zedelenmediği, vicdanların tatmin olduğu bir devlet olmak zorundadır; bunu sağlayacak olan da siz değerli milletvekillerinin kararlılığıdır.
Vatandaşları devletine kopmaz bağlarla bağlayacak, demokratik sisteme sahip çıkma ihtiyacını artıracak, gurur ve onurunu takviye edecek olan unsur güçlü bir toplumsal güven duygusudur. Toplumsal güveni sarsan hastalıkların başında yolsuzluklar ve haksızlıklar gelir. Yolsuzluk ve haksızlığın ortadan kaldırılmasının en etkili yöntemi ise kamu hayatında şeffaflığın sağlanmasıdır. Her vatandaş ihtiyacı olan her bilgiye en kısa sürede erişebilmelidir. Bireylerin doğru bilgiye ulaşabilmesinin en kestirme yolu ise, bağımsız, tarafsız ve sorumluluğunu müdrik bir medyanın varlığından geçer.
Çağdaş bir hukuk sistemine, şeffaflık ve istikrara sahip olması, Türkiye’nin gücüne güç katacak, dünyanın diğer ülkeleri gözündeki saygınlığını artıracaktır. Kendine güvenen bireylere ve güçlü bir toplum yapısına sahip olabilmek için, eğitimde, ekonomide, kamu görevlerinde, devlet imkanlarından yararlanmada, hemen her alanda, fırsat eşitliğinin bütün vatandaşlara sağlanması elzemdir.
Türkiye hedefini doğru seçmiş, o hedefe ulaşma yolunda şimdiye kadar büyük mesafeler kat etmiştir. 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerine başladığımız Avrupa Birliği yolunda kararlı bir biçimde ve kendi irademizle yürümeye devam etmeliyiz. Avrupa Birliği üyeliği hedefli siyasi ve ekonomik reformları daha ciddi bir kararlılıkla gerçekleştirmemiz ülkemiz için gereklidir. Avrupa’daki siyasi konjonktür her zaman değişebilir. Bizim için önemli olan, çağdaş standartlara ulaşabilmek için gerekirse müzakere fasıllarını kendimiz açıp kapama iradesini gösterebilmemizdir. Reformlarını aksatmadan hayata geçirerek Avrupa Birliği ile her alanda uyum sağlamış bir Türkiye, zamanı geldiğinde, kendi tercihini kendisi yapacaktır. Reformlarımızı, başkaları istiyor diye değil, kendimiz, kendi halkımız için gerçekleştirmeliyiz. Kendini yenilemiş güçlü bir Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda önüne çıkartılacak engelleri aşması çok daha kolay olacağı gibi, zaman içerisinde o engellerin de fazla bir anlamı kalmayacaktır. Bunu başarmak bizim elimizdedir.
Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne eriştiğimizde, güçlü ve sarsılmaz demokratik kurumları, istikrara kavuşmuş dev ekonomik gücü, birbirine güvenen insanları ve farklılığı zenginlik sayan anlayışın kökleşmiş olduğu toplum yapısıyla, Türkiye’nin, dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olacağına inanıyorum. Güçlü bir demokrasiye, güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olan Türkiye, bu özellikleriyle, hem kendi vatandaşlarını mutlu edecek, hem de bölgesine huzur ve istikrar getirecektir. Riskli bir coğrafyada yaşıyoruz; bu coğrafyada, Türkiye, çevresi ve dışarıdan bakanlar için tam anlamıyla güvenli bir ada olmalıdır.
Bunun için de, bu hafta boyunca kutlayacağımız zaferlerimizi borçlu olduğumuz, dünyanın takdir ve gıptayla baktığı, bağımsızlığımızın sembolü, güçlü, modern ve etkili Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılık gücünün yüksek tutulması, ulusal bekamızın kaçınılmaz gereğidir.
Asayiş ve huzurumuzun güvencesi olan fedakar emniyet güçlerimizi de, yeni ortaya çıkan güvenliği bozucu eylemler karşısında daha da güçlendirmeliyiz. Unutmayalım: Vatandaşı rahat ve huzur içerisinde başını yastığa koymayan bir ülkenin, kalkınması, refah düzeyini artırması mümkün değildir.
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden ter

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 23’üncü Dönemin Beşinci Yasama Yılının hepimiz hakkında, ülkemiz hakkında hayırlara, uğurlara, bereketlere vesile olmasını diliyorum. Hepimize iyi çalışmalar diliyorum.
Camiler ve Din Görevlileri Haftası sebebiyle bu konuşmayı yapmak üzere huzurunuzda yer almış bulunuyorum.
Devlet Bakanlığımızın 1986 yılında camilerimizin çevresinin ve camilerimizin içlerinin senede en az 1 kere temizlenmesini, genel ve umumi bakım yapılmasını sağlamak, camilerimizde yapılan faaliyetler aracılığı ile toplumumuzdaki birlik ve beraberliği pekiştirmek, kardeşlik duygularını daha yüceltmek, millî bütünlüğümüzü canlı tutmak amacıyla bu hafta ihdas edilmiştir.
Kelime anlamı “toplayan, bir araya getiren” demek olan camiler, inananların yüce Rabbimiz huzurunda saf tuttukları, rükûya varıp secde ettikleri kutsal mekânlardır. Kur’an’ın ifadesine göre insanlar için inşa edilen ilk mabet Kâbe’dir. Diğer bütün camilerin ise Kâbe’nin birer şubesi durumunda olduğu kabul edilir.
Kur’an’da geçen “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekât veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar imar eder.” (9’uncu sure, Tevbe Suresi, 18’inci ayet) Mealini verdiğimiz bu ayeti kerime, inananların cami yapma ve yaşatma hususundaki gayretlerine ve motivasyonlarına esas teşkil etmektedir. Bu gayretin ilk ve en önemli örneği de Hazreti Peygamberimiz tarafından Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra kendisinin de bizzat bedenen yapımında çalıştığı Mescidi Nebevî’nin inşası ile verilmiş ve o günkü aşk ve şevk devam ettirilerek günümüze kadar getirilmiştir.
“Allah evi” diye tanımlanan camilerin yapımı ve yaşatılmasında ibadet aşkı ve ruhu hâkim olmuş, bu husus insanlarca ilahi bir buyruk olarak da kabul edilmiştir.
Camiler, inanan insanların herhangi bir ayrıma tabi tutulmadan, sınıf farkı gözetilmeden zengin-fakir, amir-memur bir araya geldikleri ve hayatın günlük koşuşturmasından, yorgunluğundan arınıp manevi huzura kavuştukları mekânlardır.
İz bırakan mimarisiyle, minaresi ve kubbesiyle, bulunduğu her yerde Müslümanların yaşadığına birer şahit gibidir camiler. Cemaatle kılınan namazıyla, birlikte düzenlenen, dinlenen vaaz ve hutbesiyle birer yaygın eğitim kurumu, müesseseleridir camiler. İnsanı ferdiyetçiliğe sürükleyen modernitenin karşısında, insanın sosyal bir varlık olma hürriyetini yaşatan en önemli mekânlardır camiler. Günde beş vakit Allah’ın en büyük, tek ve bir olduğunu, Hazreti Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğunu, gerçek mutluluğun ve kurtuluşun ibadetle mümkün olabileceğini dünyaya ilan eden ve bir nevi ilahî davet olan ezanın meskenidir camiler.
Bütün bunların yanında, camilerimiz aynı zamanda birer medeniyet mekânlarıdır. İnşa edildikleri mekânlar -birer külliye olarak- bünyesinde okul, aşevi, çarşı, hamam, sağlık merkezi gibi kurumların bulunduğu ve medeniyetimizin temelini teşkil eden bu kurumların gelişmesinin sağlandığı mekânlardır.
Gene sanat merkezi olarak camilerimiz, birer mimari şaheser, birer mimari deha örneği olan ve mimari sanatının gelişmesinde çok önemli yeri olan, aynı zamanda içinde tezhip ve hat sanatlarının gelişmesine, ilahiler vasıtasıyla musikimizin gelişmesine yardım eden sanat merkezleridir. Aynı zamanda eğitim ve öğretimin yapıldığı birer okuldur; tarih boyunca bu misyonunu da devam ettirmiş, bugün yaz Kur’an kursları vasıtasıyla toplumumuzdaki mutedil din anlayışının oluşmasına çok önemli katkıları vardır.
İbadet mahalli olarak da Rab ile kul ilişkisini düzenleyen, hayatın gerçek sahibinin Yüce Yaradan olduğunu öğreten, bir sığınma ve arınma yeridir camiler. Kullar arasında da eşitlik duygularını ve kardeşlik duygularını besler; sadece bununla kalmaz, aynı zamanda bir toplantı yeri olarak, istişare mahalli olarak toplumun sorunlarına, sosyal problemlere çözüm getirme konusunda birer toplantı mahalli olarak görev yapmaktadır. Bütün bunların yanında, modern hayatın getirdiği yalnızlık, çaresizlik, güvensizlik gibi duygulara karşı paylaşımı ve rahatlamayı sağlayan mekânlardır.
Bu camilerin fonksiyonlarını kendi elleriyle yürüttüğümüz din görevlileri konusunda da birkaç cümle sarf etmek istiyorum. Camileri fonksiyonel hâle getiren din görevlilerimizdir. Tarih boyunca ibadetlerde rehberlik yapma ve kanaat önderi olma sıfatlarını taşımış olan bu çilekeş meslek mensupları bugün de toplumumuzun en ücra köşelerinde görev yapmaktadırlar. Aşağı yukarı, köylerimizde resmî görevli olarak, tek olarak bulunan din görevlilerimizdir. Köylerin sorunlarından tabii bunlar da etkilenmektedir. Köy imamlarının lojman sorunu muhakkak üzerinde durulması gereken bir sorundur. Gittiğimiz yerlerde imamları, bu meslektaşlarımı ziyaret ettiğimde görüyorum ki buradaki lojmanların çok şiddetle ve çok acilen bakıma, onarıma ihtiyaçları vardır. Burada bu arkadaşlarımız yaptıkları göreve uygun bir mekânda bulunmamaktadırlar. Aynı zamanda, belki hepinize intikal ediyor, köyde görev yapan bu din görevlisi arkadaşlarımızın eşlerinin psikolojik sorunları yeterinden fazla olmaktadır. Köy ortamında tek başlarına, bir nevi yalnız yaşamaya mahkûm edilmiş gibi bir durumda hayatlarını geçirmektedirler.
Muhakkak bunların bu sorunlarına çözüm getirecek birtakım tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Ben, süremizin sonunda Diyanet İşleri Başkanlığımızın son yapmış olduğu faaliyetler konusunda da küçük birkaç cümle söylemek istiyorum. Bu Camiler Haftası’nda çeşitli konferanslar, paneller, ziyaretler, çok geniş bir ziyaret şemsiyesi düzenlenmektedir. Cezaevlerinden hastanelere kadar, okullardan türbelere kadar aç, açıkta bulunan kişilere, gazilerimize, şehitlerimize bu hafta ile ilgili ziyaretler yapılmaktadır.
Son olarak da burada Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu’nun görüşülmesi esnasında Meclisimizin gösterdiği birlik, beraberlik, bütünlük ve Diyanet İşleri Teşkilat Yasası’nın çıkarılmasındaki çaba ve gayretler için, özel olarak hem Başkanlığımızın hem Diyanet mensuplarının teşekkürlerini burada dile getirmek istiyorum.
Bu son faaliyetimizde, dinimizin ve Başkanlığımızın asgari müşterekimiz olduğu çok belirgin bir şekilde ortaya konulmuştur.
Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum, haftamızın hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum.

"...Dımışk-ı Şam ve Rodos ceziresinde [adasında] bulunan Millet-i İsrailiyye'den bazı kesâdın [kimselerin] 'îd-i kebirleri [büyük bayramları] olan Hamursuz Bayramı'nda insan telef itmek [yok etmek, öldürmek] ve kanlarını isti'mal itmek [kullanmak] misillü haklarında vukû' bulan iftirâ" sonucunda, millet-i merkûmeden [yukarıda anılan milletten] bir takım kesânın [kişilerin] kavânîn-i mülkiyyemize [kanunlarımıza] muğayir [aykırı] olarak hapse ilga' olundukları ve bir çok eza ve cefaya giriftâr olarak bazısının telef ve helâk oldukları [öldükleri]" ancak, bu milletin din kitaplarını incelemiş olan uzmanların araştırmalarından Yahudilerin, dem-i beşeriye [insan kanı] şöyle dursun, dinsel inanışları nedeniyle, yenilebilen hayvanların kanından bile uzak durduklarını ve dolayısıyla söz konusu iftiranın herhangi bir dayanağı olmadığını belirterek kan iftirası'nın tamamen dayanaktan yoksun olduğunu vurgulamış ve "sâir teb'a-i Devlet-i Aliyyemiz misillü [Devletimizin diğer tebaası gibi] Gülhane'de kıraat olunan Hatt-ı Humâyunumuz mucibince himâyet-i kâmileye [tam korumamıza] mazhar olarak teb'a-i Saltanat-ı Seniyyemiz 'ıdâdından [Devletimiz fertlerinden] bulundukları müddetçe icrâ-yı âyin-i dîniyyeleri husûsunda [dini akidelerinin uygulanmasında] kimse tarafından müdahale vukû' bulmaması'nı [kimse tarafından rahatsız edilmemelerini] buyurmuştur."

Kapudân Paşa Hazretlerine:
Tathîr-i liman madde-i nâfia-i ma‘mûriyet-i mülkiyenin e‘âzım-ı esbâb-ı asliyyesinden olup Devlet-i Aliyyece bunun icrâsı mülken ve maslahaten pek ehemm ve elzem olup husûsuyla Haliç Dâru’l-hilâfeti’l-aliyyenin ehemmiyet-i hâliye ve mevki‘iyyesine mebnî hüsn-i vikâyesine tâ feth-i hâkânîden beri bezl-i mesâ‘î ve ikdâm olunup hattâ Fâtih Sultan Mehmed Hân-ı aleyhirrahmetü ve’l-gufrân hazretlerinin zamân-ı saltanatlarında Eyüb ve Sütlüce ve Kağıthâne ve Alibey köylerine varınca iki taraşı arâzînin çamur ve toprakları Haliç’e akmamak için zirâ’attan men‘i hakkında bir kavî nizâm vaz’ olunmuş ve asr-ı hazret-i Sultan Süleymânî’de dahi bu nizâmı müekked olarak arâzî-i mezkûreden derûn-ı Haliç’e bir gün mazarrat ihtimâli kalmamak üzere bu yerlere ayrık kökü dikdirilmiş ve yakın vakte kadar bu nizâmâtın devâm-ı icrâsına takayyüd ve i‘tinâ olunmakta bulunmuş olduğu halde biraz vakitten beri nasıl ise bakılamayıp bu yerler zirâ’at olunmağa başlanılmasıyla yağmurlar yağdıkça toprak ve çamur Haliç’e dökülmesinden ve bazı gemiler dahi hilâf-ı usûl ve kâ’ide safralarını limana dökmesinden ve sâir birtakım esbâb-ı muzırradan dolayı limanın biraz yerleri dolmağa yüz tutup ezcümle Mığırdıçın yapdırmış olduğu köprü suların cereyânına mâni’ olarak öte tarafını gereği gibi sığlaşdırmasıyla o dahi bir büyük mazarrat bırakmış olduğundan bir müddet daha şu hâl ile kaldığı takdîrde git gide fenâlaşıp tersânece intâc edeceği mazarrattan başka kürre-i arzda misli bulunmayan ve enzâr-ı âlemde memdûh ve müsellem olan böyle bir limanın fenâlaşması Devlet-i Aliyye’nin şân ve şükûh-ı âlîsine dahi muvâfık olmayacağına ve nizâmât-ı kadîmesinin muhâfazası Tersâne-i Âmire’nin vazîfe-i me’mûriyetiyeti olarak bunun şimdiden bir çâresine bakılması ehemm-i umûrdan bulunduğuna binâen iktisâsının serî‘an meclis-i bahriyede bi’l-etrâf müzâkere ve sûret-i karâr ve tesviyesi beyân olunmak üzere keyfiyetin savb-ı vâlâ-yı kapudânîlerine havâlesi meclis-i vâlâde tezekkür ve tensîb olunarak bi’l-istîzân irâde-i seniyye-i cenâb-ı pâdişâhî dahi ol merkezde müte‘allık ve şeref-sudûr buyurulmuş olmakla ber-mûceb-i irâde-i seniyye-i cenâb-ı pâdişâhî iktizâsının serî‘an icrâ ve ifâde buyurulması bâbında emr u irâde hazret-i men lehu’l-emrindir."
Fî 14 Ca sene 1272 (22 Ocak 1856)

Madde 1: Abhazya (Apsnı) Cumhuriyeti bağımsız, demokratik hukuk devleti, halkın özgür iradesiyle gerçekleşmiştir. Adı Abhazya Cumhuriyeti ve Apsnı'dır. Eşit anlamdadır.
Madde 2: Halk iradesi yönetimi genel hükümet yönetimi Abhazya Cumhuriyeti sistemidir.
Abhazya Cumhuriyeti özgürlüğünü tek kaynaktan alır. Bu da halktır. Abhazya Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.
Halk kendi yönetimini kendisi ya da seçeceği vekili temsil eder.
Madde 3: Abhazya Cumhuriyeti uluslar arası hukuklar kuralına uyar. Diğer ülkelerle de anlaşmalar bu kurallar çerçevesinde yapılır.
Madde 4: Abhazya Cumhuriyeti tarihi topraklarından Sadz, Bzıp, Guma, Dal-Tsabal, Abjua, Samırzakan (Gagra, Gudauta,Suhum, Gulripş, Oçamçira, Tkuarçal, Gal) ve kentleri (Gagra, Gudauta,Suhum, Gulripş, Oçamçira, Tkuarçal, Gal) Abhazya Cumhuriyeti ile bir bütündür, parçalanamaz, bölünemez.
Madde 5: Topraklar ve diğer doğal rezervler halkın malıdır. Bu da Abhazya Cumhuriyeti’nce korunur ve kullanılır. Doğal rezervlerin kullanılması Abhazya Cumhuriyeti yasalarına göre gerçekleşir.
Madde 6: Abhazya Cumhuriyeti’nin resmi dili Abhazca’dır. Rusça ise Abhazya’da sonra yine devlet dili olarak kabul edilmiştir.
Devlet tam etnik gruplar (Abhazya’da yaşayan) kendi ana dillerini özgür bir biçimde kullanılmasına izin vermiştir.
Madde 7: Abhazya Cumhuriyeti hükümeti yasama, yürütme ve yargı kurumlarından oluşur ve müdahale edilmez.
Madde 8: Abhazya Cumhuriyeti il, kasaba, köylerinde seçim olur. İl, ilçe, köy yöneticilerini halk seçer, seçilen kişi yardımcısını kendi belirler, hükümet organları sisteminde çalışırlar.
Madde 9: Var olan anayasanın büyük bir hukuk gücü vardır. Yasama ve hukuk kuralları anayasaya uygun olarak hazırlanır.
Madde 10: Abhazya Cumhuriyeti’nin kendi bayrağı, sancağı ve ulusal marşı vardır.
Abhazya’nın başkenti Sohum’dur (Akua’dır).

Madde 11: Abhazya Cumhuriyet tüm insan hakları deklarasyonuna uymayı taahhüt eder ve insan hakları ve özgürlüğünü garanti eder. Uluslararası ekonomik, sosyal kültürel haklarda vatandaşlık, politik haklar ve bunların yanı sıra tüm diğer devletlerce tanınan uluslar arası sözleşmeleri tanır.
Madde 12: İnsan tüm haklara doğduğu andan başlayarak sahip olur. Her insan özgür olarak doğar ve tüm yurttaşlar kanun ve mahkeme önünde dini, dili ırkı, milliyeti ve görevi oturduğu yeri, ideolojisi ve daha ne olursa olsun eşittir.
Madde 13: İnsan hakları ve özgürlükleri şöyledir; yaşama hakkı, özgürlük, dokunulmazlık, özel yaşamıdır.
Madde 14: Her insanın özel yaşantısını özgürce kurar, kişisel ve aile sırlarını koruma hakkına yargının bağımsızlığı, dinini, günlük yaşamını, düşünce, konuşma ve yayma hakkına sahiptir.
Madde 15: Hiç kimse başkasına sert davranarak ya da küçük düşürerek karşısındakini ve karşısındakilerin insani değerlerini hiçe sayarak cezalandıramaz.
Madde 16: Her insan “özgürlük hakkını kullanmak suretiyle bulunduğu bölgede seçme ve seçilme hakkı, gizli oy kullanma ve diğer haklara sahiptir.
Madde 17: Her insanın birleşme, barış mitingleri, toplantılar, eylem ve grev hakkına sahiptir.
Madde 18: Anayasaya oyları faaliyet gösteren ya da göstermeye çalışan dernekler, partiler, organizasyonlar, anayasayı zorla değiştirmeye çalışanlar, devletin kimliği ve bütünlüğüne gölge düşürecek silahlı gruplar oluşturan silahlı gruplar sosyal, nasyonal ve dini grupların faaliyetleri bölgede kesin olarak yasaklanmıştır.
Madde 19: Her insan ekonomik özgürlük, emeğinin özgürlüğü yaşantı yeri, eğitim, öğretim, tatil, sağlık hizmetleri ve sosyal düzenini kurma ya da yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 20: Kişi yaşadığı evin sahibidir. Kimse nasıl yaşadığına karışamaz (Abhazya Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde).
Madde 21: Devlet her insanın hukuksal olarak korunması özgürlük ve haklarını garanti eder.
Madde 22: Abhazya Cumhuriyeti yargı prensiplerinde suçu işleyenin suçu kanıtlanana dek sanık konumundadır. Mahkeme kararı sonrasında sanık “suçlu” olur. Bu yüzden sanık suçsuzluğunu kanıtlamak zorunda değildir. Zaten bu yasal çerçeve ile sınırlandırılmıştır.
Madde 23: Her tutuklama olayında ilk andan başlayarak avukat tutma ve ifadeyi avukat kontrolünde verme hakkına sahiptir.
Madde 24:  Mahkemenin kesin kararı hiç bir şekilde bozulamaz.
Madde 25:  Yasa, hazırlanmasının ve sorumluluğunun geri gücü yoktur.
Madde 26: Abhazya Cumhuriyeti yurttaşı  herkese devlet tarafından yapılan yanlış uygulamaları herhangi bir yasadışı işe karışan devlet organlarını deliller göstererek eleştirme hakkına sahiptir.
Madde 27: Abhazya Cumhuriyeti yurtdaşlarının yurttaşlık hakları elinden alınamaz. Abhazya Cumhuriyeti kendi yurttaşlarını koruma garantisi verir.
Madde 28: Abhazya Cumhuriyeti yurttaşı eşittir.
Madde 29: Abhazya Cumhuriyeti yurttaşlarını yasalar çerçevesinde vergisini vermek zorundadır.
Madde 30: Abhazya Cumhuriyeti içerisinde bulunan her insan Abhazya Cumhuriyeti anayasası ve yasalarına uymak zorundadır.
Madde 31: Abhazya Cumhuriyeti’inde bulunan her insan diğer insanların özgürlüklerine uymak zorundadır.
Madde 32: Abhazya Cumhuriyeti içerisinde bulunan her insan çevresindekilere saygı göstermek zorundadır.
Madde 33: Yurttaşın korunması her Abhazya Cumhuriyeti yurttaşının borcu ve görevidir.
Madde 34: Abhazya Cumhuriyeti anayasasından sayılan hakları bütün dünyada kabul edilen insan haklarını da kapsar
Madde 35: Abhazya Cumhuriyeti insan haklarına ve özgürlüklerine aykırı yasaları kabul edemez. Diğer sınırlı haklar ve özgürlükler yalnız anayasal hukuka aykırı olması durumunda güvenliğin ve toplumun düzeni, sağlığın korunması, zararlılık olağan üstü durum ve savaşlarda gösterilmez

Madde 36:Yasama yetkisi Abhazya Cumhuriyeti Anayasasında yer almakta olup parlamento tarafından düzenlenir.
Madde 37: Abhazya parlamentosu 35 milletvekilinden oluşur. Parlamento seçimle başa gelir. Seçimde herkes eşit haklara sahiptir. Seçim gizli oyla yapılır. Parlamento üyesinin görev süresi 5 yıldır.
Madde 38: Abhazya Cumhuriyeti parlamentosunda 25 yaşını dolduran ve seçilme yasalarına uyan  her Abhazya Cumhuriyeti yurttaşı girebilir. Abhazya Cumhuriyeti  başkanlığı görevini yürüten kişi bakanlar, kabinesi üyeleri ve yargı organındaki görevliler, ücret alırlar ve milletvekilliği dışında bir işle uğraşamazlar. Yalnız öğretim görevlisi, bilim adamı olarak çalışanları kapsamaz. Parlamentoda görevli milletvekilleri ücretlerini Abhazya Cumhuriyeti’nden alır.
Madde 39: Abhazya Cumhuriyeti milletvekilleri görev süreleri içerisinde dokunulmazlık haklarına sahiptirler, yakalanamaz, tutuklanamaz, haklarında soruşturma açılamaz. Yalnız olay yerinde suçu işlerken yakalanmadığı durumlarda, özel yaşamı incelemeye alınamaz. Bu da yalnız diğer insanların haklarını tehlikeye atmıyorsa. Dokunulmazlık hakları parlamento tarafından alınan kararla alınır ya da verilir.
Parlamenterler başka devletin korumasını isteyemezler.
Madde 41: Parlamento ilk toplantısında seçim hakkında bilgilendirilir.
Madde 42: Parlamento kendi tüzüğüne göre sözcü, sözcü yardımcısı ve diğer görevli komisyon ve komiteleri seçer, yönlendirir ve gerekli tüm enformasyonları parlamentoya iletir. Parlamentoda alınan kararları imzalar. Parlamento sözcüsü seçilene dek ilk toplantıda parlamentoya en yaşlı parlamenter seçilir.
Madde 43:  Parlamento görüşmeleri yılda iki kez özel kararlar için toplanır.
Madde 44: Parlamentoda alınan her karar yürürlüğe girer. Yalnız anayasaya aykırı olduğu zaman ya da üçte iki çoğunluk sağlanamazsa kabul edilemez.
Madde 45: Abhazya Cumhuriyeti parlamentosunca kabul edilen her yasa taslağı devlet başkanına sunulur. Eğer devlet başkanı bu karara imza atarsa 15 gün içinde yürürlüğe girer. Yasa tasarısı yürürlüğe girdiği andan başlayarak uygulanır. Ancak başka bir yasayla sınırlandırılana dek. Tasarı devlet başkanı tarafından imzalanmadığı zaman parlamentoya geri döner. Eğer parlamento ikinci bir kez yasa tasarısını devlet başkanına gönderirse parlamentoda çoğunluk bu kararı aldığı için devlet başkanı bunu imzalamak ve yürürlüğe sokmak zorundadır.
Eğer yasa tasarısı devlet başkanı tarafından geri çevrilmemiş ise kendisine sunulduğu günden başlayarak 10 gün içerisinde kendi imzalamazsa da yasa yürürlüğe girer.
Madde 46: Yargı hakları inisiyatifi Abhazya Cumhuriyeti parlamentosundadır. Abhazya Cumhuriyeti devlet başkanı, Abhazya Cumhuriyeti yüksek mahkemesi, Abhazya Cumhuriyeti genel savcısı inisiyatif sahibidir.
Madde 47: Abhazya Cumhuriyeti parlamentosu;

a) Anayasa ve yasaları düzenler
b) Belediye ve bölgelerle ilgili değişikliklerin kararlarını alır
c) Ülkeyi ilgilendiren yasalarda iç ve dış politikayı yönlendirir.
d) Devlet bütçesini hazırlar ve yürürlükte iken kontrol eder.
e)  Ceza yasalarını hazırlar ve kontrol eder
f) Devlet ödülleri (kahramanlık ve başarı madalyaları) ve askeri rütbeleri verir.
g) Abhazya Cumhuriyeti ve diğer devletlerle hazırlanan anlaşmaları imzalar.
h) Parlamento sözcüsü ve yardımcısını seçer.
i) Devlet başkanını, genel savcıyı, Merkez Bankası ve diğer devlet kuruluşlarının üst düzey yetkililerini seçer ve görevden alır.
j) Bakanlar kabinesi üyelerini teker teker gerekli gördüğü zaman görevinden alınması için karar alır.
k) Abhazya Cumhuriyeti başkanını görevini yapmadığı durumlarda görevinden alınması için karar alır.
l) Savaş ve barış kararlarını alır.
m) Abhazya Cumhuriyeti parlamentosu parlamenterleri dokunulmazlığı ile ilgili kararlar alır
n) Sıkı yönetim ve savaş durumu kararlarını alır.

Madde 48: Yürütme görevinin başında Abhazya Cumhuriyeti başkanı vardır.
Madde 49: Abhazya Cumhuriyeti devlet başkanlığı seçimleri eşit ve doğru seçim hakkı tanınarak gizli oylama yoluyla seçer. Görev süresi 5 yıldır.
Abhazya Cumhuriyeti devlet başkanı adayının Abhaz vatandaşı ve Abhaz asıllı olması gerekir. 35 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük olamaz. Devlet başkanı olan bir kimse en çok iki kere bu görevi yapabilir.
Madde 50: Devlet başkanı kendi yardımcısını atar ya da görevine son verir. Abhazya Cumhuriyeti devlet başkanı seçim süresi anayasayla belirlenmiştir.
Madde 52: Abhazya Cumhuriyeti devlet başkanlığı yapan kişi parti üyeliği ve parti politikası yapamaz. Abhazya Cumhuriyeti devlet

Aceb ahîr-zaman oldu gaziler
Büyük küçük birbirini beğenmez
Her mü’min münâfık cennet arzular
Tanrı nasib ettiğini beğenmez
Kediler köpekler ile savaşır
Miçik deyu çarşı çarşı dolaşır
Mekbeti’si ehl-i ırz’a ulaşır
Orospular kendi erin beğenmez
Teklif ister bülbül güle konmağa
Pervaneler düşüp şem’a yağmağa
Oğlancıklar iştahından binmeğe
Doru ister atın kır’ın beğenmez
Babası anası koyun güttüren
Dağ başında kavalını öttüren
Kazma ile başın tıraş ettiren
Âhır-kar ayak berberin beğenmez
Ot kökü balta sapının eğrisi
Yine gitmez yüreğimin ağrısı
Sofuluk satar bazı eşek uğrısı
Aşıkların aşk eserin beğenmez
Marifette kâmil olan yiğitler
Mağrur olmaz kendi nefsin öğütler
İl içinde bilip gören şâkirtler
Üstâdın daha pîrin beğenmez
Er olmaz kalbinde tutan gûmanı
İsterse dolaşsun Hind’i Yemen’i
Der Kâtibî bizi beğenmeyeni
Deli gönül beğen derim beğenmez

Madde 1
Bu Yönetmeliğin amacı; acil sağlık hizmetlerinin yurt sathında eşit, ulaşılabilir, kaliteli, süratli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamak maksadıyla, sağlık hizmeti sunan ve sağlık hizmeti ile ilgili olan bütün kurum ve kuruluşların uymakla mükellef oldukları esaslar ile bu kuruluşlar arasında koordinasyon temin edilmesine ve Bakanlık tarafından yürütülecek olan acil sağlık hizmetlerinin sevk ve idaresine dair usul ve esasları belirlemektir.

Madde 2
Bu Yönetmelik, Millî Savunma Bakanlığı hariç olmak üzere acil sağlık hizmeti sunan ve bu hizmetin sunulması ile ilgili olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarını, özel hukuk tüzel kişilerini ve gerçek kişileri ve bunlar tarafından kurulan sağlık kurum ve kuruluşlarını ve bunların hizmetle ilgili olan bütün faaliyetlerini kapsar.

Madde 3
Bu Yönetmelik, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin (i) bendi ile 9 uncu maddesinin (c) bendine, 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 41 inci ve 43 üncü maddelerine ve 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 8 inci maddesinin (b) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Madde 4- Bu Yönetmelikte geçen deyimlerden;
a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
b) Genel Müdürlük: Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,
c) Müdürlük: İl Sağlık Müdürlüğünü,
d) Şube Müdürlüğü: Acil sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli Şube Müdürlüğünü,
e) Şube Müdürü: Acil sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli şube müdürünü,
f) Merkez: Müdürlüğün, acil sağlık hizmetleri Şube Müdürlüğüne bağlı olarak kurulmuş olan ve 112 numaralı telefon ile aranılabilen Komuta Kontrol Merkezini,
g) İstasyon: Acil sağlık hizmeti sunmak üzere kurulan birimleri,
h) Acil Servis: Sağlık hizmeti sunan kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler tarafından kurulmuş yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servisleri,
i) Acil Sağlık Hizmetleri: Acil sağlık konusunda eğitim görmüş sağlık ekipleri tarafından, ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden erken dönemde, tıbbî araç ve gereç desteği ile sunulan ve ülke genelinde Genel Müdürlüğün ilgili birimi aracılığıyla tek elden planlanan, idare ve koordine edilen hizmetleri,
j) Acil Yardım: Acil sağlık hizmetleri konusunda özel eğitim görmüş ekipler tarafından, tıbbî araç ve gereç desteği ile olay yerinde ve hastaneye nakil sırasında verilen hizmetlerin bütününü,
k) İlk Yardım: Hastalık veya kaza nedeniyle sağlığı tehlikeye girmiş olan kişiye, durumunun kötüleşmesini önlemek amacıyla kendisinin veya çevresindekiler tarafından olay yerinde yapılan ilaçsız girişimleri,
l) Acil Tedavi: Hastaneler ile diğer sağlık kurum ve kuruluşlarında acil tıbbî tedaviye ihtiyacı olanlara sunulan hizmetlerin bütününü,
m) Olağandışı Durum: Aniden oluşan ve büyük zararlara yol açan doğal afetler ile teknolojik afetlerin ve büyük çapta gerçekleşen kitlesel kazaların bütününü,
n) Ekip: Hasta veya yaralı gerekli tıbbî müdahalede bulunmak, olay yerinde gerekli tedbirleri almak üzere gelen; hekim, hemşire veya sağlık memuru veya Bakanlıkça ileride acil sağlık hizmetlerinde görevlendirilebilecek personel ile şoförden oluşan personeli,
o) Hasta: Acil sağlık hizmetine ihtiyacı olan kişiyi,
ifade eder.

Madde 5- Acil sağlık hizmetlerinin ülke genelinde sunulabilmesi için, kesintisiz olarak, bir ekip anlayışı içinde yürütülmesi ve kısa zamanda ulaşılabilir olması esastır. Acil sağlık hizmetlerinin bu esaslara göre Bakanlığın koordinasyonunda kamu veya özel bütün kurum ve kuruluşların iştiraki ile tek merkezden yönetilmesini sağlamak maksadıyla, hizmetin yürütülmesi için acil sağlık hizmetleri teşkil olunmuştur.

Madde 6- Genel Müdürlük, ülke düzeyinde acil sağlık hizmetlerinin yönetiminden sorumludur.
İllerde acil sağlık hizmetleri, Müdürlükçe görevlendirilen Şube Müdürlüğü tarafından sevk ve idare edilir.
Olağandışı durumlarda, lüzumu halinde bütün kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait ambulans ve ekiplerin sevk ve idaresi merkez tarafından yapılır.

Madde 7- Acil sağlık hizmeti birimleri; temel hizmet ve destek hizmet birimlerinden oluşur.
İllerde faaliyet gösteren bütün acil sağlık hizmet birimleri ve hizmetle ilgili diğer birimler sundukları hizmet açısından Müdürlüğe karşı sorumludur.

Madde 8- Acil sağlık hizmetlerinde yer alan temel hizmet birimleri şunlardır:
a) Komuta Kontrol Merkezi,
b) İstasyonlar.

Madde 9- Merkez, Şube Müdürlüğüne bağlı olarak aşağıdaki görevleri yapar:
a) Acil sağlık hizmetlerinin il düzeyinde organizasyonu, uygulanması ve değerlendirmesi konusunda Şube Müdürlüğüne teknik destek sağlamak,
b) Merkeze ulaşan acil yardım çağrılarını değerlendirmek,
c) Çağrılara göre, verilmesi gereken hizmeti belirleyerek, kişiyi veya hizmet birimini yönlendirmek,
d) Hizmetin verilmesi sırasında, hizmete katılan kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğini sağlamak,
e) Hizmet sunan kuruluşlarının kapasitelerine yönelik bilgileri güncel olarak tutmak,
f) Hizmet ile ilgili kayıtları tutmak ve tutulan kayıtlar üzerinden hizmet istatistiklerini çıkarmak,
g) Şube Müdürlüğünce verilen diğer görevleri yapmak.

Madde 10 -İstasyonlar; acil sağlık hizmeti sunmak ve tıbbî müdahalede bulunmak amacıyla, 11 inci maddede belirtilen kriterler dikkate alınarak yapılan incelemeler sonucunda Müdürlüğün teklifi ve Bakanlığın onayı ile kurulan birimlerdir.
Karayolları üzerinde kurulacak istasyonlar için İçişleri Bakanlığının görüşü alınır.
İstasyonlarda acil sağlık hizmetleri konusunda eğitim görmüş sağlık ekibi ile tıbbi donanımlı ambulanslar görev yapar.
İstasyonda ambulans ve ambulansta görev yapan ekibe lojistik destek sağlamak amacıyla, en az iki oda, tuvalet, banyo, oturma ve dinlenme yerleri, malzeme deposu, ambulans garajı ile telefon, sabit telsiz ve gereken diğer malzeme bulunur.
İstasyonların, Bakanlıkça bu hizmete özel inşa edilen yukarda sayılan özellikleri taşıyan tesislerde faaliyet göstermesi esastır.
Bakanlığa ait mevcut sabit sağlık tesislerinden, bu tesislerin de yeterli olmadığı durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait tesislerden de önceden izin almak kaydıyla yararlanılabilir.

'Madde 112- İstasyon yerlerinin belirlenmesinde aşağıdaki kriterler dikkate alınır;
1. Hizmet sunulması planlanan hedef nüfus,
2. Acil sağlık hizmeti veren yataklı tedavi kuruma uzaklık,
3. Ulaşım imkanları,
4. Mevcut sabit sağlık kuruluşlarının dağılımı ve niteliği,
5. Acil yardım gerektiren olayların sıklığı,
6. Trafik ve iş kazaları sayısı ve benzeri olayların sıklığı,
kriter olarak kullanılır.

Madde 12- İstasyonun görevleri şunlardır:
a) Merkezin yaptığı yönlendirmelere göre vermesi gereken hizmeti, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yerine getirmek,
b) İstasyona doğrudan yapılan çağrıları merkezin değerlendirmesine sunarak, verilecek talimata göre davranmak,
c) Hizmet ile ilgili kayıtları tutmak,
d) Hizmet için gerekli bütün araç, gereç ve taşıtları kullanıma hazır bulundurmak ve gerekli bakım, onarım ihtiyacını anında merkeze bildirmek,
e) Merkezin verdiği diğer görevleri yerine getirmek.

Madde 13-: Destek hizmet birimleri şunlardır:
a) Birinci basamak sağlık kuruluşları,
b) Yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servisler,
c) Yataklı tedavi kurumları,
d) Sağlık hizmetleri ile ilgili hizmet veren kamu kurum ve kuruluşları,
e) Acil sağlık hizmetleri ile ilgili hizmet sunan özel kuruluşlar ve şahıslar.

Madde 14- Acil sağlık hizmeti, temel hizmet birimleri arasında sayılmayan ve hizmet içerisinde bir görev üstlenmemiş, ancak, ilk ve acil yardıma ihtiyacı olanların müracaat edebilecekleri, kamuya veya özel sektöre ait sağlık kuruluşları ve bu kuruluşların hizmete destek sağlamak amacıyla yerine getirmekle mükellef oldukları görevler şunlardır:
a) Sağlık evleri: İlk yardım yapmakla, ilk yardım yapılmasını organize etmekle, ilk ve acil yardım konularında halkın bilinçlendirilmesine yardımcı olmakla,
b) Sağlık ocakları ve Bakanlığa bağlı diğer birinci basamak sağlık kuruluşları: Her türlü acil sağlık hizmetini, bulundurdukları ekipmanlar ölçüsünde vermekle,
c) Diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait birinci basamak hizmet veren sağlık kuruluşları: Acil sağlık hizmetine ihtiyacı bulunan bütün hastaların kuruma başvurusu halinde, başka hiçbir şart aramaksızın gereken acil müdahale ile tıbbî yardımı vermekle ve merkeze gerekli bildirimi yapmakla,
d) Muayenehane, Özel Poliklinikler ve Özel Hastaneler: Fertler arasında sosyal statü ve görevleri bakımından ayırım yapmaksızın, imkanları ölçüsünde gereken acil tıbbî müdahalede bulunmakla ve Merkeze gerekli bildirimi yapmakla,
mükelleftir.

Madde 15- Genel ve katma bütçeli dairelere, il özel idarelerine, belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yataklı tedavi kurumları ile özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait yataklı tedavi kurumları 24 saat kesintisiz olarak acil sağlık hizmeti verirler.
Bu kurum ve kuruluşlar bünyesinde bulunan acil servislerde, acil hasta ve yaralılar karşılanarak, ilk tıbbî müdahale ve tıbbî bakım yapılır. Hasta veya yaralılar için yönlendirme Merkezin bilgisi dahilinde yapılır.
Birinci fıkrada sayılan özel ve kamuya ait bütün hastanelerin acil birimleri, bütün acil başvurularını ayırım yapmaksızın kabul ederler. Başvuran her hasta için acil tıbbî değerlendirme, müdahale ve gerektiğinde stabilizasyon sağlanır.
Acil sağlık hizmeti, hizmete ihtiyaç duyulan andan itibaren, kesin tedavi sürecine kadar hiçbir kesinti olmadan verilir. Acil servisler, hastaya hastane öncesi bakım sağlayan ambulans hizmetlerini destekler ve gerekirse tıbbî yönlendirme sağlar.
İlk tıbbî müdahale yapıldıktan sonra ileri tıbbî bakım ve tedavi konusunda yetersizlik söz konusu ise, sevki uygun görülen hastane ile koordinasyon sağlanarak verilen tıbbî bakımın tamamı ilgili birim sorumlusu tarafından yazılı olarak belgelendirilir. Bu belge nakil yapılacak kuruma hasta ile birlikte gön

24 Mart 2004
Sayı : 25412

MADDE l — 11/05/2000 tarihli ve 24046 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin (d), (e), (f), (g), (i), (k), (n) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye (p), (r), (s), (t), (u), (v), (y) bentleri ilave edilmiştir.

d) Şube Müdürlüğü: Acil sağlık hizmetleri Şube Müdürlüğünü,
e) Şube Müdürü: Acil sağlık hizmetleri şube müdürünü,
f) Merkez: Acil çağrıların karşılandığı ve ambulansların sevk ve idare edildiği merkezi,
g) İstasyon: Acil çağrılara olay yerinde ve nakil sırasında sağlık hizmeti vermek üzere ambulans ve ekiplerin bulunduğu birimleri,
i) Acil Sağlık Hizmetleri: Acil hastalık ve yaralanma hallerinde, konusunda özel eğitim almış ekipler tarafından, tıbbi araç ve gereç desteği ile olay yerinde, nakil sırasında, sağlık kurum ve kuruluşlarında sunulan tüm sağlık hizmetlerini,
k) İlkyardım: Herhangi bir kaza ya da yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda sağlık görevlilerinin tıbbi yardımı sağlanıncaya kadar hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önleyebilmek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaları,
n) Ekip: Hastaya veya yaralıya gerekli tıbbi müdahalede bulunmak, olay yerinde gerekli tedbirleri almak üzere görevlendirilen; acil sağlık hizmetleri konusunda eğitim almış sağlık personeli ile şoförü,
p) Bölge Merkezi: Acil sağlık hizmetlerinin ülke genelinde eşgüdüm içerisinde ve aynı standartlarda sunulması amacıyla çalışma yapmak üzere kurulan Acil Sağlık Hizmetleri Bölge Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezini,
r) İl Ambulans Servisi: İldeki tüm ambulans hizmetlerini koordine eden, Bakanlık ve kendisine bağlı diğer ambulanslarla hizmeti sunan başhekimlik, merkez ve istasyonlardan oluşan kuruluşu,
s) Başhekimlik: İl ambulans servisi başhekimliğini,
t) Başhekim: İl ambulans servisi başhekimini,
u) Danışma Kurulu: Acil sağlık hizmetleri ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere Bakanlıkça kurulan Acil Sağlık Hizmetleri Danışma Kurulunu,
v) ASKOM: İl genelinde acil sağlık hizmeti ile ilgili kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyon ve işbirliğini sağlamak üzere kurulan İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonunu,
y) Triaj: Çok sayıda hasta ve yaralının bulunduğu durumlarda, bunlardan öncelikli tedavi ve nakil edilmesi gerekenlerin tespiti amacıyla, olay yerinde ve bunların ulaştırıldığı her sağlık kuruluşunda yapılan hızlı seçme ve kodlama işlemini."
MADDE 2 — Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Bu hizmetlerin yürütülmesi amacıyla Bakanlıkça aşağıda görevleri ve üyeleri belirtilen Acil Sağlık Hizmetleri Danışma Kurulu, Acil Sağlık Hizmetleri Bölge Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi ve müdürlüklerce İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) teşkil edilir.

a) Acil Sağlık Hizmetleri Danışma Kurulu: Acil Sağlık Hizmetlerinin uygulanmasına yönelik sağlık politikalarının belirlenip konu ile ilgili tavsiye kararları almak, yapılacak mevzuat çalışmalarına katılmak, acil sağlık hizmetleri ile ilgili sağlık kuruluşlarında çalışanların eğitim ve uygulama programlarını belirlemek üzere, Genel Müdür veya görevlendireceği acil sağlık hizmetlerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, konu ile ilgili sağlık yöneticileri, üniversiteler ile ilgili meslek odası ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden teşkil edilir.
b) Acil Sağlık Hizmetleri Bölge Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi: Acil sağlık hizmetleri konusunda araştırma ve hizmete özel eğitimleri kendisine bağlı illerin desteği ile, ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile iletişim halinde planlayan, bilimsel araştırmalar yapan, sertifikalı eğitim programları düzenleyen, eğitim materyalleri, yazılı ve görsel dokümanlar hazırlayan, afetler ve olağandışı durumlarda bağlı iller ile koordinasyonu sağlayan, planlamalar yapan, hizmete uygun bina ve arazilerde kurulmuş Bakanlığa bağlı merkezlerdir. Bu merkezler ihtiyaca göre acil sağlık hizmetleri bölge koordinasyon illerinde kurulur.
c) İl Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM): İl genelindeki hastanelerin acil servisleri ile il ambulans servisi arasındaki koordinasyon ve hizmet standartlarını belirlemek üzere müdürlüğün teklifi valiliğin onayı ile kurulur. İl sağlık müdürü veya görevlendireceği acil sağlık hizmetlerinden sorumlu il sağlık müdür yardımcısının başkanlığında acil sağlık hizmetleri şube müdürü, yataklı tedavi hizmetleri şube müdürü, il ambulans servisi başhekimi, resmi ve özel hastanelerin acil servis sorumluları ile meslek odası ve ilgili sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden teşkil edilir."
MADDE 3 — Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 6 — Genel Müdürlük, ülke düzeyinde acil sağlık hizmetlerinin yönetiminden sorumludur.
İllerde acil sağlık hizmetleri, şube müdürlüğü tarafından denetlenir ve koordine edilir, il ambulans servisinin sevk ve idaresi başhekimlik tarafından yürütülür.
Olağandışı durumlarda, lüzumu halinde bütün kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait ambulans ve ekiplerin sevk ve idaresi başhekimlik tarafından yapılır.
Olağandışı durumlarda, başlangıçta olay yeri yönetimini merkez yapar, olay yerine ilk ulaşan ambulans ekibinin görevli hekimi olay yerindeki tüm sağlık ekiplerinin yönetimini olay yerine yönetici gelene kadar üstlenir ve triajın yapılmasını sağlar."
MADDE 4 — Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 8 — Acil sağlık hizmetlerinde yer alan temel hizmet birimleri şunlardır:

a) Acil Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü: Müdürlük adına acil sağlık hizmetleri ile ilgili çalışmaları koordine eden, planlayan, ildeki tüm ambulansların ruhsatlandırma ve denetimini yapan, hastane acil servislerini koordine eden ve denetleyen, il düzeyindeki ilkyardım eğitimlerinin verilmesini organize eden ve bununla ilgili ilkyardım eğitim merkezlerinin ruhsatlandırılması ve denetimini yapan, il sağlık afet planlarının hazırlanması ve uygulanmasının koordinasyonunu sağlayan, acil sağlık hizmetleri ile ilgili tüm verileri toplayan ve değerlendiren birimdir.
b) İl Ambulans Servisi Başhekimliği: Ambulans hizmetlerinin il düzeyinde organizasyonunu, yönlendirilmesini, uygulanmasını ve değerlendirilmesini, hizmete katılan kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğini sağlayan, merkez ve istasyonlarda görev yapan personelin hizmet içi eğitimleri ile sevk ve idaresini yapan, merkez ve istasyonlarda kullanılan tüm araç ve gereçlerin temin, kayıt, bakım ve onarımlarını sağlayan, hizmetle ilgili tüm kayıt ve istatistikleri tutan, merkezin de içinde olduğu, kendisine ait binası ve personeli olan birimdir.
c) Hastane Acil Servisleri: Yataklı tedavi kurumları bünyesinde acil sağlık hizmeti verilen birimdir."
MADDE 5 — Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 9 — Merkez, başhekimliğe bağlı olarak çalışır ve aşağıdaki görevleri yapar:

a) Merkeze ulaşan acil yardım çağrılarını değerlendirmek, çağrılara göre verilmesi gereken hizmeti belirleyerek, kişiyi veya hizmet birimini yönlendirmek,
b) Hizmetin verilmesi sırasında, hizmete katılan kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğini sağlamak,
c) Hizmet ile ilgili kayıtları tutmak ve tutulan kayıtlar üzerinden hizmet istatistiklerini çıkarmak,
d) Olağandışı durumlarda, olay yerine hızlı müdahale edilmesini ve gerekli kayıtların tutulmasını sağlamak,
e) Başhekimlikçe verilen diğer görevleri yapmak."
MADDE 6 — Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 10 — İstasyonlar; acil sağlık hizmeti sunmak ve tıbbi müdahalede bulunmak amacıyla, bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde belirtilen kriterler dikkate alınarak yapılan incelemeler sonucunda müdürlüğün teklifi ve valiliğin onayı ile kurulan birimlerdir. Ancak lüzumu halinde il sınırları dışında da valiliklerin teklifi ve Bakanlığın onayı ile istasyon açılabilir.
İstasyonlar verdikleri hizmete göre üç tipte kurulabilir. Bunlar;
(A) Tipi İstasyon: 24 saat kesintisiz sadece ambulans hizmeti verilen, ihtiyaca göre birden fazla ekip ve ambulans bulundurulan, idari ve özlük hakları bakımından başhekimliğe bağlı ve kadrolu personeli olan,
(B) Tipi İstasyon: Hastane acil servisleri ve 24 saat hizmet veren birinci basamak sağlık kuruluşları ile entegre kesintisiz ambulans ve acil servis hizmeti verilen, kadrosu ve özlük hakları bakımından bünyesinde bulunduğu kuruma, ambulans hizmeti bakımından merkeze bağlı olan,
(C) Tipi İstasyon: İhtiyaca göre günün belirlenen saatlerinde sadece ambulans hizmeti verilen idari ve özlük hakları bakımından başhekimliğe bağlı ve kadrolu personeli olan, acil sağlık istasyonlarıdır.
İstasyonlarda acil sağlık hizmetleri konusunda eğitim görmüş sağlık ekibi ile tıbbi donanımlı ambulanslar görev yapar. İstasyonlarda görev yapan personelin standart donanımları başhekimlik, iaşe, ibate ve güvenlikleri, içinde bulundukları kuruluşlar tarafından sağlanır. İstasyonda ambulans ve ambulansta görev yapan ekibe lojistik destek sağlamak amacıyla, en az üç oda, eğitim salonu, tuvalet, banyo, mutfak, malzeme deposu, ambulans garajı ile telefon, sabit telsiz ve gereken diğer malzeme bulunur. İstasyonların, Bakanlıkça bu hizmete özel inşa edilen ve yukarıda sayılan özellikleri taşıyan tesislerde faaliyet göstermesi esastır. Bakanlığa ait mevcut sabit sağlık tesislerinden, bu tesislerin de yeterli olmadığı durumlarda, diğer özel ve resmi kurum ve kuruluşlarına ait tesislerden de önceden izin almak kaydıyla yararlanılabilir.
(B) tipi istasyonlarda çalışan personelin görev ve sorumlulukları ile idari hususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönerge ile belirlenir."
MADDE 7 — Aynı Yönetmeliğin l1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 11 — İstasyon yerlerinin belirlenmesinde aşağıdaki kriterler dikkate alınır;

a) Hizmet sunulması planlanan hedef nüfusun azami elli bin kişi olması,
b) Ulaşım imkanlarının güçlüğü,
c) Acil yardım gerektiren olayların sıklığı,
d) Trafik ve iş kazaları sayısı ve benzeri olayların sıklığ

Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı, Türk Millî Eğitiminin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, öğrencileri bilgi ve yetenekleri doğrultusunda Adalet Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatına eleman olarak yetiştirmek, ayrıca yüksek öğrenime hazırlamak üzere yapılacak eğitimin usul ve esaslarını düzenlemektir.

Madde 2- Bu Yönetmelik, Adalet Meslek Lisesinin kuruluş, yönetim, eğitim ve öğretim işleri ile bu kurumdaki görevlilerin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları kapsar.

Madde 3- Bu Yönetmelik 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa, 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa, 2992 Sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanuna ve 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır.

Madde 4- Bu Yönetmelikte geçen;
Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
Başkanlık: Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığını,
Okul: Adalet Meslek Lisesini,
Müdür: Adalet Meslek Lisesi Müdürünü,
Öğretmen: Okulda ders okutmakla görevli olan öğretim elemanlarını,
ifade eder.

Madde 5- Adalet Meslek Lisesi, Adalet Bakanlığına bağlı, ortaokula dayalı, üç yıl süreli bir meslek lisesidir.
Okul parasız-yatılıdır. Gündüzlü öğrenci de alınabilir.

Madde 6- Okulu parasız-yatılı olarak bitirenler Adalet Bakanlığının göstereceği yerlerde tatiller dahil öğrenim süresi kadar zorunlu hizmette bulunmakla yükümlüdür. Yüksek öğrenime devam edenler yükümlülüklerini, mezun olduktan sonra eğitimlerine uygun bir görevde yerine getirirler.
Askerlikte geçen süre zorunlu hizmetten sayılmaz.

Madde 7 (Değişik)- Okul personelinin sayısı Bakanlıkça tespit edilir ve bunlar yürürlükteki mevzuata göre atanırlar.
Meslek dersleri Bakanlığın müsaadesi ile Bakanlık merkezi veya teşkilattaki Hâkimler ve Savcılarca verilebilir.
Bakanlık Makamının uygun göreceği öğretmenler, müdür veya müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilirler.
Müdür, müdür yardımcıları ve öğretmenlerin lisans seviyesinde veya en az üç yıllık yüksek öğrenim görmüş ve pedagojik formasyonu almış olmaları gerekir.

Madde 8- Müdür, okulu yönetir ve temsil eder.
Müdür, okulun yönetim, eğitim, öğretim işlerini Kanun, Tüzük, Yönetmelik ve Programlarını amaç ve ilkelerini gerçekleştirecek biçimde yürütür.
Müdür, okul bina ve eşyasının korunmasını, iyi kullanılmasını, temizliğin yapılmasını sağlar. Müdür, okulda bütün çalışmaları plânlamaya, yürütmeye, görevlileri denetlemeye yetkili olup bu hizmetlerden birinci derecede sorumludur.

Madde 9- Müdürün genel görevleri şunlardır:
a) Eğitim, öğretim ve yönetimin verimliliğini artırıcı, araştırma, plânlama, yürütme, izleme, rehberlik, denetleme ve değerlendirme yapmak,
b) Okuldaki bütün çalışmaları öğretim yılı başında ilgililerle işbirliği yaparak plânlamak ve düzenlemek,
c) Okulun gelişmesi içinuzun dönemli plân ve programların hazırlanmasını, her öğretim yılı başında bu planın gözden geçirilmesini, yerine getirilen hususlar ile yeni hedeflerin tespit edilmesini sağlamak,
d) Öğretmenlerin okuttukları dersler, yaptıkları uygulama, gezi ve incelemeleri düzenlemek,
e) Eğitici çalışmalarla spor etkinliklerini, okul-çevre ilişkilerini ve öğretmenler kurulu çalışmalarını, okulun iyi kullanılmasını, temizliğini, bakımını ve düzenini, okul bina ve tesislerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını, stajyer öğretmenlerin yetiştirilmesini, ödeneklerin yerinde harcanması konularıyla gerekli görülecek diğer konularda,
Düzenleme yapılmasını sağlamak ve gerçekleştirmektir.

Madde 10- Müdürün yürütme görevleri şunlardır:
a) Öğretim yılı başlamadan önce ilgililerin de görüşünü alarak öğretmenlerle okuttukları dersleri, uygulamalarını, öğretime en etkili ve verimli olarak sağlayacak biçimde dağıtmak ve ilgililere yazılı olarak bildirmek,
b) Yıllık ders programlarının hazırlanmasını ve uygulamasını sağlamak üzere ilgili öğretmenlerle toplantı yapmak,
c) Öğretim yılının başladığı ilk hafta İçinde öğretmenlerden sorumlu oldukları ders ve uygulamaların yıllık plânlarını almak, incelemek ve gerektiğinde değişiklikler yapmak, bu plânın onaylı bir örneğini ilgili öğretmene, bir örneğini Bakanlığa göndermek ve aslını da dosyada saklamak,
d) Okulun derslik, laboratuar ve diğer araç ve gereçlerinin hizmete hazır bulundurulmasını sağlayacak önlemler almak,
e) Eğitim ve öğretim çalışmalarını değiştirmek, etkili ve verimli hale getirmek amacıyla öğretmenler kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıda alınan kararları uygulamak ve gerektiğinde üst makamlara bildirmek,
f) Haftalık ders programını, günlük çalışma çizelgesini, müdür yardımcıları ve öğretmenlerin nöbet çizelgelerini düzenlemek ve uygulamaya koymak,
g) Bütün sınavları ilgili Yönetmelik ve emirler çerçevesinde düzenlemek, bunların usulüne uygun ve güvenilir şekilde yapılmasını, değerlendirilmesini, sonuçlarının duyurulmasını sağlamak,
h) Eğitici çalışmalarla spor etkinliklerini ilgili Yönetmelik ve emirlere göre yürütmek,
ı) Okul, bina ve tesis yerinin yangından korunmasını, sivil savunma hizmetleri ile diğer güvenlik önlemlerinin mevzuat ve emirlere göre yürütülmesini sağlamak,
i) Diploma, tasdikname, öğretim belgeleri ile resmi yazı ve çizelgeleri imzalamak,
j) Okul genel giderlerine ve diğer hizmetlerine karşılık olmak üzere gönderilmiş olan ödeneğin usulüne uygun şekilde harcanmasını sağlamak,
k) Okul ayniyat işlerini mevzuat hükümlerine uygun şekilde yürütmek,
l) Ayniyat Talimatnamesine göre okul demirbaş eşya, araç ve gereçlerinin sayılması için Sayım Komisyonu'nu zamanında göreve çağırmak,
m) Öğretmen ve diğer görevlilerden görevini gerektiği gibi yapmayanları uyarmak, davranışın sürdürülmesi halinde kanuni yetkisini kullanmak ve yetkisi dışında kalan durumları ilgili makamlara bildirmek,
n) Öğretmen ve diğer personelden görevlerini üstün başarı ile yürütenlerin ödüllendirilmesi için öneride bulunmak,
o) Geçici nedenlerle ya da özürleri nedeniyle görevlerine gelemeyecek öğretmenlerin yerine gerekli nitelikleri taşıyan öğretmenleri seçerek görevlendirmek,
ö) Geçici nedenlerle ya da özürleri nedeniyle görevlerine gelmeyen, müdür yardımcıları ile diğer personelin yerine uygun nitelikleri taşıyanları vekaleten görevlendirmek üzere üst makamlara öneride bulunmak,
p) Okul personelinin belgeye dayanmayan devamsızlıklarını gününde ilgili makamlara bildirmek,
r) Öğrencilerin disiplin dışı davranışlarını önlemek,
s) Okulun bütçe önerilerini zamanında hazırlamak ve ilgili makamlara göndermek,
ş) Ders yılının çeşitli zamanlarında öğretmenlerin derslerini ve işlerini yakından izlemek, (bir yıl İçinde her öğretmenin en az iki dersine girilmesi zorunludur).

Madde 11- Müdürün izleme, rehberlik, denetleme ve değerlendirme görevleri şunlardır:
a) Eğitim ve öğretim etkinliğini artırıcı ve görevlilerin mesleki gelişmelerini sağlayıcı davranışlarda bulunmak,
b) Okulun bütün etkinliklerini ve tüm görevlilerin çalışmalarını izlemek, rehberlik etmek, denetlemek ve değerlendirmek,
c) Bu görevleri yerine getirirken mevzuat çerçevesinde ve objektif olarak hareket etmek ve bu görevleri öğretim yılı başında hazırlayacağı bir programa uygun olarak yürütmek,
d) Tüm personelin gizli tezkiye varakalarını düzenleyerek zamanında ilgili makamlara göndermek,
e) Okulun bina ve tesislerinin ve her türlü eğitim araçlarının ihtiyaçlara yetip yetmediği, onarıma, değişikliğe ve eklere gerek olup olmadığı hususları ile eğitim, öğretim ve yönetim çalışmalarını öğretim yılı sonunda bir rapor halinde Bakanlığa sunmak.

Madde 12- Müdür yardımcıları, okulun yönetiminde müdürün en yakın yardımcılarıdır. Eğitim, öğretim ve yönetim işlerinin plânlı bir şekilde ve amaçlara uygun olarak yürütülmesinden sorumludurlar.

Madde 13- Müdür yardımcılarının başlıca görevleri şunlardır:
a) Öğrenci kayıt-kabul, eğitim, devam, izin, sınav, askerlik ve bunlarla ilgili defter, dosya ve belgeleri usulüne uygun bir şekilde düzenlemek,
b) Toplantı, gezi ve tören gibi etkinliklerin düzenlenmesinde kendilerine verilen işleri usulüne uygun bir şekilde yapmak,
c) Okulun bina, tesis, araç ve gerecinin, tertip, düzen, temizlik, bakım ve korumasıyla ilgilenmek ve onların her an kullanılır halde bulundurulmasını sağlamak,
d) Okulda idare memuru ve mutemet bulunmadığı hallerde bunların görevlerini yürütmek,
e) Okulda açılacak kurs, seminer ve benzeri çalışmalarla, kamp ve dinlenme gibi etkinliklerin düzenlenip yürütülmesinde görev almak,
f) Okulun satın alma işlerinde müdürün vereceği görevi yapmak,
g) Hazırlanacak genelgeye göre görevli nöbetçi öğretmenlerin denetimini yapmak,
h) Öğrencilerin muayene, kontrol, tedavi, bakım ve raporla ilgili işlerinin yürütülmesini sağlamak,
ı) Sınıf yoklama defterini ve fişleri günü gününe işlemek, öğretmenlerin derslere girip girmediklerini izlemek, derse girmeyen öğretmenleri yazılı olarak müdüre iletmek, öğrenci yoklamalarını yapmak ve gerekli önlemleri almak,
i) Öğrencilerin tutum ve davranışlarını kontrol etmek, kötü alışkanlıklarını önlemek,
j) Yemek listelerinin Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı ortaöğretim kurumları içinçıkartılan Yönetmelikteki esaslara göre düzenlenmesini sağlamak,
k) Posta haneden alınacak öğrencilere ait para ve kolilerin ilgililere dağıtılmasını ve öğrenci paralarının saklanmasını sağlamak,
l) Okulun muayene komisyonunca alınan kararları onaylamak, okula alınan erzak ve eşyanın numune ve şartnamesine uygun olup olmadığını ayniyat mutemedi ve öğretmenler kurulu üyelerinden biri ile inceleyip gereğini yapmak,
m) Öğrencilerin verecekleri yüklenme senetlerini eksiksiz olarak alıp saklamak, alınan yüklenme senetleri içinözel bir defter tutmak, bu deftere öğrencinin numarası, adı soyadı, kefilin açık adresi, yüklenme senedinin tarihi ve numarasıyla hangi noterden alındığına ilişkin gerekli bilgileri yazmak,
n) Öğrencilerin askerlikle ilgili yoklama ve erteleme işlerinin zamanında yapılmasını, erteleme hakkını kaybeden öğrencilerin bağlı oldukları şubelerine bildirilmesini sağlamak,
o) Okul müdürünün vereceği diğer görevleri yapmak.

Madde 14- Öğretmenler, kendilerine verilen görevleri Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve te

SP. Hz.:2008/01

DAVACI		:	Kamu adına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI		:	Adalet ve Kalkınma Partisi, Söğütözü Caddesi, No:6 Çankaya/ANKARA
DAVANIN KONUSU	:	Adalet ve Kalkınma Partisinin laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği anlaşıldığından Anayasanın 68/4, 69/6, Siyasi Partiler Kanunun 101/1-b ve 103/2’ nci maddeleri uyarınca TEMELLİ KAPATILMASINA KARAR VERİLMESİ İSTEMİ
KANITLAR		:	Davalı Partinin Genel Başkanı, kurucuları, milletvekilleri, yerel örgüt temsilcileri, partili belediye başkanları ve üyelerinin Anayasanın laiklik ilkesine aykırı eylem ve beyanları.
DAVA TARİHİ		:	14/03/2008

A-Giriş
B-Siyasi parti kapatma nedenleri
B-1 Uluslararası hukuk yönünden
B-2 İç hukuk yönünden
B-3 Anayasa'nın 90 maddesi çerçevesinde siyasi partiler hakkındaki kapatma yaptırımında uluslararası sözleşmelerin gözetilmesi
B-4 Siyasi parti kapatma davalarının ve kapatma yaptırımının hukuksal niteliği
C-Laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmak durumunda siyasi parti kapatma nedenlerinin irdelenmesi
C-1 Kapatma nedeninin hukuksal yönden irdelenmesi
C-2 Kapatma yaptırımına konu eylemler ve siyasi partiye isnat edilebilirliği
D-Davalı siyasi parti hakkındaki istemin irdelenmesi
D-1 Adalet ve Kalkınma Partisi
D-2 Adalet ve Kalkınma Partisi'nin davaya konu eylemleri
a- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın laiklik ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
b- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
c- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
d- Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
e- Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin laiklik ilkesine aykırı diğer eylemleri
f- Adalet ve Kalkınma Partili yerel yöneticiler ile partinin il, ilçe ve belde teşkilatı yöneticilerinin laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
g- Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin laiklik ilkesine aykırı diğer eylemleri
D-3 İç Hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Siyasi Parti Kapatma Davalarında Esas Aldığı Ölçütler de Nazara Alınarak Eylemlerin Değerlendirilmesi
D-4 Eylemlerin zorlayıcı sosyal gereksinim de gözetilerek hukuksal yönden irdelenmesi
a Yaptırım yasayla öngörülmüştür
b Kapatma yaptırımı yasal bir amaca dayanmaktadır
c- Kapatma yaptırımı demokratik toplum gereklerine uygundur
d- Eylemlerin isnat edilebilirliği
e- Eylemlerdeki yöntemin hukuksal yönden irdelenmesi
f- Kapatma yaptırımının zamanlama açısından gerekliliği
D-5 Kapatma yaptırımının orantısallığı
D-6 Eylemleriyle siyasi partinin kapatılmasına neden olan (kurucu dahil) üyeleri
E-Sonuç

EKİ: 1 sayısından 178 sayısına kadar delil numaralarına göre sıralanmış belgeleri içeren 10 adet klasör ile ek belgeleri kapsayan 7 klasör olmak üzere toplam 17 klasör.

Korporatif hukuk bağlamında örgütlenme özgürlüğü içerisinde değerlendirilen siyasi partiler, kural olarak BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) tarafından korunmaktadır. Her iki sözleşmedeki düzenlemeler ana hatlarıyla aynı paralel de olup, siyasi partiler konusunda İHAS’ın öngördüğü koruma, ana hatlarıyla şöyledir:
İHAS’ın 11’inci maddesinde konu düzenlenmiştir. Ancak, madde de açıkça siyasi partilerden kurum olarak söz edilmemiştir. Siyasi Partiler, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) tarafından dernekler kapsamında değerlendirilmektedir.
İHAM’a göre, 11’inci madde ile bir siyasi partinin kurulmasından başka ve faaliyetlerini özgürce sürdürmesi de korunmaktadır . Çünkü İHAS, sözleşmede yer alan hakları teorik ve hayali olarak değil, pratikte ve etkin olarak koruma amacına dayalıdır . Bu nedenle sözleşme sadece siyasi partilerin kurulmalarını değil, özgürce faaliyette bulunabilmelerini de koruma altına almıştır. Ancak bu özgürlük, sınırsız olmayıp nispi niteliktedir.
Yukarıda değinildiği üzere siyasi partilere tanınan bu özgürlük kuşkusuz sınırlandırılamayan bir özgürlük değildir. Avrupa kamu düzenini oluşturan ve koruyan sözleşme uyarınca, bir siyasi partinin eylemlerinin, Avrupa kamu düzeniyle çatışması ve sözleşmeyle korunan alanın dışına taşması durumunda, yine sözleşmede öngörülen nedenlere dayalı olarak yasaklama ve sınırlandırmalar öngörülebilecektir.
İHAS’ın “temel haklar” kapsamında görerek, 11’inci maddesinin birinci fıkrasıyla koruduğu siyasi partiler konusunda, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki “Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir” biçimindeki düzenlemeden hareketle, siyasi partiler hakkında yaptırımlar ve bu bağlamda kapatma yaptırımı uygulanması olasıdır.
Bu düzenleme gözetildiğinde, ülkedeki demokratik rejimi tehlikeye sokacak siyasi projesi bulunan ve/veya siyasi amaçlar için gerektiğinde şiddete başvurmayı amaçlayan siyasi parti için kapatma yaptırımı öngörülmesi İHAS’a aykırı değildir .
İHAS’ın 11’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan nedenlere dayanarak bir siyasi partinin kapatılması konusu, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tarafından incelenerek “Venedik İlkeleri” adıyla da raporlaştırılmıştır. Buna göre, ifade özgürlüğünü düzenleyen İHAS’ın 10’uncu maddesiyle çok yakın ilişkisi olan 11’inci madde uyarınca bir siyasi partinin, “ırkçılığı, terörü, yabancı düşmanlığını, şiddeti, şiddet çağrısını teşvik etmesi veya hoşgörüsüzlüğe dayanması” halinde, İHAS’ın 11’inci maddesinin bir ve ikinci fıkrasındaki düzenlemelerden hareket ile kapatılması gündeme gelebilecektir.
Siyasi partilere uygulanacak yaptırımlar arasında kuşkusuz en ağırı, bir siyasi partinin kapatılmasıdır. Ancak kapatma yaptırımının, bir siyasi partiye uygulanabilecek en radikal yaptırım olması karşısında, bu yaptırımın uygulanabilmesi, eylemlerin belirli bir ağırlığa ulaşması koşulunu da beraberinde getirmektedir.
Bir siyasi partinin kapatılması, örgütlenme özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. Bu nedenle bir siyasi parti hakkında uygulanacak kapatma yaptırımının İHAS’a uygun olarak değerlendirilebilmesi, yani bu müdahalenin haklı sayılabilmesi için İHAM kararları ışığında konuya yaklaşılmalıdır. Bu bağlamda;

“Müdahalenin haklılığı için, uygulanan kapatma yaptırımı “demokratik toplum gereklerine uygun olmalıdır”. Burada kastedilen çoğulcu demokrasidir. Siyasi partiler hedeflerine şiddeti teşvik ederek değil, mevcut yasal sistem içerisinde ulaşmayı amaç edinmelidir . Siyasi partiler devletin hukuksal, anayasal ve yasal yapısını değiştirmek için mücadele edebilmelidirler. Ancak bu mücadele için kullanılan araçlar herhalde hukuka uygun olmalı, demokratik araçlara dayanmalı, önerilen değişim temel demokratik ilkelere uyumlu olmalıdır . Bu çerçevede olaylar, ulusal mercilerce kabul edilebilir şekilde değerlendirilmiş olmalıdır .
İHAM’a göre bir siyasi parti, mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesi konusunda iki koşulda kampanya yürütebilir: Bunlardan birincisi, kullanılan bütün yollar her bakımdan yasal ve demokratik olmalıdır. İkincisi ise, önerilen değişikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle bağdaşmalıdır. Bu kuraldan hareketle, sorumluları şiddete başvurmayı teşvik eden veya demokrasinin bir veya birçok kuralına uymayan veya demokrasiyi yıkmayı amaçlayan ve de demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri tanımayan “siyasi bir projeyi öneren” partinin, bu nitelikteki eylemleri, kapatma yaptırımına konu olabileceği gibi, bu nedenle uygulanacak yaptırıma karşı da ilgili siyasi parti İHAS korumasından yararlanamaz .
Kapatma yaptırımı boyutundaki müdahale, takip edilen meşru amaçla orantılı, uygun ve yeterli olmalı, sosyal bir ihtiyaca cevap vermelidir, yani demokratik bir toplumda gerekli olmalıdır . Müdahalenin orantılılığı için, müdahalenin özü ve ağırlığına bakılmalı, kapatma yaptırımı en ciddi durumlarda uygulanmalı, radikal bir önlem niteliğinde olmamalıdır. Bu konuda tarihsel şartlardan kaynaklanan ihtiyaçlar dikkate alınmalıdır . Zorlayıcı sosyal gereksinim yönünden aranılacak hususlar ise şunlardır; demokrasiye yönelen tehdidin varlığına ve yeterince yakın olduğuna ilişkin kanıtlar inandırıcı olmalı; siyasi parti lider ve üyelerinin konuşma ve eylemleri, partiye isnat edilebilmeli; isnat edilebilen eylem ve konuşmalar, “demokratik toplum ” kavramıyla çelişen parti tarafından algılanan ve savunulan toplum modelinin, sarih bir resmini çizen bir bütün oluşturmalıdır . Zorlayıcı sosyal gereksinim yönünden, ülkelerin takdir hakkı da bulunmaktadır. Takdir hakkı, İHAM tarafından somut olay bazında ve ilgili ülkedeki koşullar da gözetilerek değerlendirilmektedir .
Kuşkusuz hiç kimse, demokratik bir toplumun ideallerini ve değerlerini zayıflatmak ya da yok etmek amacıyla sözleşme hükümlerine dayanamaz. Modern Avrupa tarihinde de görüldüğü üzere, siyasi partiler şeklinde örgütlenen totaliter hareketlerin, demokratik rejim içerisinde güçlendikten sonra demokrasiden kurtulmak isteyeceklerinin olasılık dâhilinde olduğu düşünülmelidir. Böyle bir durum ulusal makamlarca titizlikle tespit edildiğinde, kuşkusuz sözleşme ve demokrasinin standartlarıyla çelişen somut adımlar henüz atılmadan, ulusal makamlar bunları engelleme hakkına sahiptir. Bir devlet, medeni barışa, ülkenin demokratik rejimine zarar verebilecek somut adımlar atılmadan önce, sözleşme hükümleriyle çelişen böyle bir uygulamayı makul biçimde engellemekle yetkilidir. Örneğin iktidardaki bir siyasi partinin, planlarını gerçekleştirmek için yasama organından yasaları geçirmesini beklemek gerekmemektedir. Bu noktada uygun bir zamanlama seçilmelidir .
Bir siyasi parti eylemlerinin kapatma yaptırımına konu olabilmesi, her şeyden önce bu eylemlerin niteliği ve siyasi partiye isnat edilebilirliği sorununu gündeme getirmektedir. Konu İHAS yönünden İHAM kararlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur. İHAM kararlarına göre;

Siyasi parti, çoğulcu demokrasiyle çatışmayan hedeflerini, sadece yasal araçlarla elde etmeye çalışmalıdır. Demokratik ve çoksesli sistemin ortadan kaldırılması amaçlanmamalı, temel insan hakları ihlali teşvik edilmemelidir .
Bir genel başkanın açıklama ve eylemleri partiyi tartışmasız olarak bağlayıcıdır. Çünkü genel başkan partinin simgesel figürüdür. Genel başkanın siyasi veya hassas konularda açıkladığı düşüncelerin, kişisel görüşü olduğu vurgulanmadığı sürece, kurumlar ve kamuoyu tarafından partinin görüşünü yansıttığı şekilde yorumlanır ve partiye isnat edilebilir. Genel başkan için söylenenler, genel başkan yardımcıları için de geçerlidir. Milletvekilleri veya yerel yönetimlerde görev üstlenen üyeler de, partinin amaç ve eğilimlerini sergileyen ve yaratmak istedikleri toplum modeline ilişkin bir imajı yansıtan bütünü oluşturan eylemleri sergilemeleri durumunda, bunlar da partiye isnat edilebilir. Bu tür eylemler soyut programlara göre potansiyel seçmenler üzerinde daha etkilidirler. Bu tür eylem ve konuşmalardan parti kendini uzaklaştırmadığı sürece, bunlar da partiye isnat edilebilir.
Yukarıda belirtilen nitelikteki eylemlerden parti kaçınmamış, bu fiilleri işleyenler için disiplin işlemi yapmamış ve eleştirmemiş, göstermelik olarak disiplin soruşturması yapmış veya öngörülenden daha az bir disiplin yaptırımı uygulamış ise bu eylemler de partiye isnat edilebilir .

Bir siyasi parti hakkında uygulanacak en radikal yaptırım kuşkusuz kapatma yaptırımıdır. İç hukukta siyasi partilere uygulanacak yaptırımlar düzenlenirken, bu yaptırımlar arasında siyasi partinin kapatılmasına da yer verilmiştir.

Siyasi parti kapatma yaptırımı ve bu yaptırımın hangi hallerde söz konusu olabileceği Anayasa’nın 69’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Böylece anayasakoyucu kapatma yaptırımı nedenlerinin yasa ile artırılmasını engellemiştir.
Anayasa’nın 69’uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi’nce kesin olarak karara bağlanır.
Anayasa’nın 69’uncu maddesine göre siyasi partilerin kapatılması ancak üç nedenle söz konusu olabilmektedir. Buna göre:

Bir siyasi partinin tüzük ve programının Anayasa’nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı olması ,
Bir siyasi partinin Anayasa’nın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağı durumuna gelmesi ,
Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması 
halinde siyasi partinin kapatılmasına hükmedilmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasında, “siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.” denilmektedir.
Bir siyasi partinin Anayasa’nın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi ise, 69’uncu maddenin altıncı fıkrasındaki düzenleme uyarınca “68’inci maddenin dördüncü fıkrasına aykırı fiillerin, o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlenmesi ve bu durumun, o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsenmesi yahut bu fiillerin doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlenmesi durumunda” söz konusudur.

SPY’ndaki hükümler, Anayasa’nın 69’uncu maddesinin son fıkrasından hareketle, Anayasa’daki esaslar çerçevesinde düzenlenmiş, bu bağlamda siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenlemeler de, Anayasa’nın 68’inci ve 69’uncu maddesindeki esaslar gözetilerek 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nda da (SPY) yer almıştır.
SPY’nda, siyasi partiler hakkında uygulanacak yaptırımlar;

Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması
Ve siyasi partinin kapatılması olarak düzenlenmiştir.
SPY’nda Anayasaya paralel olarak yapılan düzenlemelere göre, bir siyasi partinin kapatılması, ancak Anayasa’daki yasaklara aykırılık durumunda ve üç nedenle olasıdır. SPY’nın 101’inci maddesindeki düzenlemelere göre;

Bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi,
Bir siyasi partinin, Anayasanın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,
Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması, durumlarında, siyasi parti hakkında kapatma kararı verilmesi gerekmektedir. Ancak belirtilen ilk iki durumda, kapatma yaptırımı yerine dava konusu eylemlerin ağırlığına göre, siyasi partinin almakta olduğu son yıllık devlet yardımı miktarının kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verilebilmektedir.
Yukarıda belirtilen ikinci nedene dayanarak bir siyasi partinin kapatılması, ancak Anayasa’nın 68’inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin odağı durumuna gelmesi koşuluna bağlıdır. Odak haline gelmiş sayılmak ise, Anayasa’nın 68 ve 69’uncu maddelerindeki düzenlemelerle aynı paralelde, SPY’nın 103’üncü maddesinde düzenlenmiştir.
SPY’nın “siyasi partilerle ilgili yasaklar” başlıklı dördüncü kısmının;

Birinci bölümü, “amaçlar ve faaliyetlerle ilgili yasaklar” başlığını taşımaktadır. Bu bölüm tek maddeden oluşmakta olup, 78’inci maddede “demokratik devlet düzeninin korunması yönünden” öngörülen yasaklamalara yer verilmiştir.
İkinci bölümü, “milli devlet niteliğinin korunması” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, bağımsızlığın korunmasına , devletin tekliğinin korunmasına (md 80), azınlık yaratılmasının önlenmesine , bölgecilik ve ırkçılık yasağına  ve eşitlik ilkesinin korunmasına  yönelik yasaklamalar gösterilmiştir.
Üçüncü bölümü ise, “Atatürk ilke ve inkılâplarının ve laik devlet niteliğinin korunması” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde ise, Atatürk ilke ve inkılâplarının korunması , Atatürk’e saygı , laiklik ilkesinin korunması ve halifeliğin istenemeyeceği (md 86), din ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı , dini gösteri yasağı  ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı yerinin korunması  konusunda yasaklamalar açıklanmıştır.

Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında, “yöntemince yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, uluslararası antlaşma hükümleri esas alınır” denilmektedir.
1982 Anayasası’nın nitelemesine göre, Anayasa’nın 12’nci ila 74’üncü maddeleri arasında yer alan hakların hepsi “temel hak ve özgürlüklerden” olup, Anayasa’nın 68’inci ve 69’uncu maddelerinde siyasi haklar kapsamında düzenlenen siyasi partiler de, temel hak ve özgürlükler kapsamındadır. Aynı şekilde temel hak ve özgürlüklerin bir bölümünü konu alan İHAS’a göre, siyasi partiler İHAM’ın yorumlarıyla bu sözleşmenin 11’inci maddesi kapsamında temel hak ve özgürlükler içerisinde kabul edilmiştir.
Bu bağlamda SPY’nın öncelikle İHAS gözetilerek ve Anayasa hükümleri de İHAS’a göre yorumlanarak, siyasi partiler hakkındaki kapatma yaptırımın irdelenmesi gerekmektedir.

Anayasa’nın 69’uncu maddesinin dördüncü fıkrası ile SPY’nın 98’inci maddesine göre, siyasi partilerin kapatılması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi’nce kesin olarak karara bağlanmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Yasa’nın 33’üncü maddesi gereğince, açılan bu davalar Ceza Muhakemesi Yasası hükümleri uygulanmak suretiyle, dosya üzerinde incelenerek kesin olarak karara bağlanmaktadır.
Kapatma davalarında Ceza Muhakemesi Yasası hükümlerinin uygulanması demek, bu davaların bir ceza davası ve yaptırımın da ceza hukuku kapsamında bir ceza olduğu anlamında değildir. Aksine, siyasi parti kapatma davaları, ceza davası olmayıp, kendine özgü nitelikte bir dava türü olduğundan, bu davalarda uygulanacak usul kurallarının açıklanması gereği duyulmuş ve maddi gerçeği araştırmak yönünden, siyasi partilerin lehine olarak bu davalarda Ceza Muhakemesi Yasası kurallarının uygulanacağı belirtilmiştir . Bu düşünceden hareketle, siyasi parti kapatma davasına yönelik iddianame düzenlenmesinden önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hangi yetkileri kullanarak dava açabileceği de özel olarak SPY’nın 98’inci maddesinde gösterilmiştir.
Siyasi parti kapatma davalarının, ceza muhakemesi hukuku anlamında ceza davası olmaması, kapatmaya konu eylemlerin de ceza hukuku kapsamında suç olma zorunluluğunu gerektirmemektedir. Anayasa’nın 69’uncu maddesinin altıncı fıkrası ile SPY’nın 101 ve 103’üncü maddesindeki düzenlemelere göre, kapatmaya konu eylemlerin “sadece işlenmiş” olması yeterli olup, bu eylemlerin hükmen sabit olması koşulu da aranmamaktadır. Bu nedenle kapatmaya konu eylemler hakkında açılmış ve mahkûmiyetle sonuçlanmış davaların bulunmaması sonuca etkili değildir.

Kısaca "laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna gelmek" olarak isimlendiren kapatma nedeni, Anayasa'nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrası yoluyla, 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenmiş bulunmaktadır.
Ancak siyasi parti kapatma nedenlerinden birisi olan "laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmak" olgusunun Anayasal ve yasal düzenlemelerden hareketle değerlendirilmesine geçmeden önce laiklikten ne anlaşılması gerektiği, bu ilkenin Anayasa'da ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ne şekilde yer aldığı hususlarında açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır.
Lâiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan bir uygar yaşam biçimidir. Çağdaş bilim, skolâstik düşünce tarzının yıkılmasıyla doğmuş ve gelişmiştir. Lâiklik, toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması; ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir. Dinsel düşünce ve değerlendirmelerin geçerli olduğu dine dayalı toplumlarda, siyasal örgütlenme ve düzenlemeler de dinsel niteliklidir. Lâik düzende ise din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Dünya işlerinin lâik hukukla, din işlerinin de (inanç ve ibadet çerçevesinde) kendi kurallarıyla yürütülmesi, çağdaş demokrasilerin dayandığı temellerden biridir. Bu bağlamda; laik devlet düzeninde kamusal düzenlemelerin kaynağı dinî kurallar olamaz ve bu düzenlemelerin dinî kurallara göre yapılması düşünülemez.
Demokratik ve lâik devlet, bireyler arasında inançlarına göre ayırım gözetemez. Herkes, dinini seçmekte, inançlarını açıklamakta, din ve vicdan özgürlüğü sınırları içerisinde serbesttir. Lâik bir toplumda, Devletin dinlerden birini tercih fikri, ayrı dinlere bağlı yurttaşların yasa önünde eşitliğine de aykırı düşer. Lâik ülkelerde, gerçek vicdan özgürlüğünden söz edilebilmesi, lâikliğin bu özgürlüğün de güvencesi olduğunu göstermektedir. Ayrıca devletin, her dinin mensuplarının kendi dinsel kurallarına tabi olarak yönetilmesini benimsemesi, çok hukukluğunun geçerlilik kazanması anlamındadır. Bu durum ise, devleti dışlayıcıdır ve dinler yönünden de ayrımcılık yaratmaktadır.
Laik düzende, devlet dinlere karşı tarafsız olup, devletin tarafsızlığı dinsel özgürlüklerin sınırsızlığı anlamında değildir. Devlet, hak ve özgürlüklerin korunması yönünden bu alanda düzenlemeler yapabilir ve sınırlamalar öngörebilir. Ancak bu sınırlamalar yapılırken kuşkusuz, bir dinin korunması ya da baskılanması amaçlanmaz; demokratik toplum gereklerine göre hareket edilir.
Türkiye'de lâiklik ilkesinin uygulanması, kimi batılı ülkelerdeki lâiklik uygulamalarından farklıdır. Lâiklik ilkesinin, her ülkenin içinde bulunduğu koşullarla her dinin özelliklerinden esinlenmesi ve buna göre değişik nitelikleri ve uygulamaları ortaya çıkarması doğaldır. İslâm ve Hıristiyan dinlerinin farklı özellikleri gereği, ülkemizde ve batı ülkelerindeki uygulamalar farklı olmuştur. Kaldı ki, aynı dinî benimseyen batı ülkelerinde de lâiklik anlayışı ayrılıklar göstermiş, değişik ülkelerde ayrı ayrı yorumlandığı gibi aynı ülkede farklı dönemlerde, kimi kesimlerce kendi anlayışları ve siyasal tercihleri doğrultusunda değişik biçimde yorumlanabilmiştir. Yalnızca felsefi bir kavram olmayıp yasalarla yaşama geçirilerek hukuksal bir değer kazanan lâiklik, uygulandığı ülkelerin, dinsel, sosyal ve siyasal koşullarından etkilenmektedir. Tarihsel gelişiminin farklılığı nedeniyle Türkiye için ayrı bir özellik taşıyan lâiklik, Anayasa ile benimsenen ve korunan bir ilkedir.
Bu bağlamda Türkiye'deki siyasal İslamı esas alan partiler ile Avrupa'daki Hıristiyan Demokrat Partiler arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Türkiye'de siyasal İslam, yalnızca kişi ile Tanrı arasındaki alanla sınırlı kalmayarak, devlet ve toplum kurallarını da düzenleme iddiasındadır. Siyasal İslam7ın temel düsturu şeriattır. İslam şeriatı kişinin inanç dünyasına ilişkin kurallar kadar dünyevi yaşamını ve bunun ötesinde devlet ve toplum yaşamını da düzenleyen, bu kuralları Tanrı buyruğu olarak kabul edip değiştirilmesi bir yana tartışılmasını bile yasaklayan kurallar bütünüdür. Bu nedenle siyasal İslam ve onun anayasası niteliğindeki şeriat demokratik değil, totaliterdir. Siyasal İslam demokrasiyi bir araç, şeriatı da bir amaç edindiği için demokrasinin kendisini korumaya ilişkin kural ve kurumlarının takibinden kurtulmak için kaynağını da yine şeriat düzeninden alan takiyye yöntemini kullanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ve çağdaş demokrasilerin en önemli yapı taşlarından olan lâiklik ilkesi ile devletin akla ve bilim kurallarına göre kurumsallaşması amaçlanmıştır. Laik devlet, ilkelerine, hükümet icraat ve prensiplerini, kanun ve nizamlarını dini kayıt ve düşüncelerle bağlı olmayarak doğrudan doğruya bilimin verilerinden yararlanarak, kişi ve toplum gereksinmelerini göz önünde bulundurarak oluşturur. Dini kurallar Devlet yönetim ve prensiplerinden tamamen ayrılır ve kişilerin vicdanlarında yerini bulur. Karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışa katkıda bulunan lâiklik, ulusal birliğin de temelini oluşturmuştur. Batı aydınlamasının da temeli olan lâikliğin, insana, dine saygısı, dinî kendi yerinde tutan anlayışı, aklın ve bilimin öncülüğünde çağdaşlaşmayı gerçekleştirmiştir. Oysa tarih, dini kural ve prensiplerle yönetilen hiçbir ülkede demokrasinin ve tüm insanlığın ortak kazanımları olan temel hak ve özgürlüklerin yaşama geçirildiğine tanıklık etmemiştir. Demokrasinin ve çağdaşlığın temeli olan demokratik ve laik Cumhuriyet sayesinde Türk insanı ümmetten ulusa, kulluktan yurttaşlığa, geçebilmiştir.
Lâiklik ilkesinin kabulüyle, dogmatizmin katı ve değişmez kalıpları yerine akla ve bilime dayanan değerler geçmiş, dinsel duygular sahibinin vicdanında dokunulmaz yerini almıştır. Değişik inançlara sahip olanlar, inançlarına sağlanan güvence sayesinde birlikte yaşama gereğini benimseyerek devletin kendilerine karşı eşit yaklaşımından güven duymuşlardır. Böylece, iç barış sağlanarak vatandaşlar, ulus bilinciyle, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk Ulusu'nun bireyleri olmuşlardır. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesi, gücünü lâiklikten almış, milliyetçilik ilkesi lâiklikle tamamlanmış, Türk Devrimi lâiklikle anlam kazanmıştır. Anayasa'da da bu ilkenin değiştirilemeyeceği öngörülmüştür. Lâiklik, devlet etkinliklerinde dinin, bilimin yerine geçmesini önleyerek çağdaşlaşmayı hızlandırmıştır.
Devlete, dinsel konularda denetim ve gözetim hakkı tanınması, din ve vicdan özgürlüğünün, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir sınırlama sayılamaz. Devlet-din özdeşliğinin yol açtığı zararlar lâiklikle önlenmiş, çağdaş uygarlık yolu lâiklik ilkesiyle açılmış, bağımsız bir hukuk kurumu olarak yeni yapısına kavuşmuştur. Demokrasiye geçişin de aracı olan lâiklik, Türkiye'nin yaşam felsefesidir. Lâik devlette, kutsal din duyguları politikaya, dünya işlerine, hukuksal düzenlemelere kesinlikle karıştırılamaz. Bu tür düzenlemeler, dinsel gerekler ve düşüncelerle değil, bilimsel verilerden yararlanılarak kişi ve toplum gereksinimlerine göre yapılır.
Laiklik ilkesi; 5 Şubat 1937 tarih ve 2115 sayılı Yasa ile Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında yer almıştır. Laik devlet ilkesinin cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer verilmesine 1961 ve 1982 Anayasalarında devam edilmiş ve her iki Anayasa laiklik ilkesini sıkı bir korumaya almıştır.
Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin en temel özelliğidir. Devlet düzenini yansıtan anayasa ve dolayısıyla hukuk düzeni, laiklik ilkesine göre biçimlenmiştir. Bu durum, Anayasa'nın başlangıç bölümünde ve birçok maddesinde ifade edilmiştir. 
1982 Anayasa'sının, Başlangıç kısmının 7. paragrafında: "Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" ifadesine yer verilerek, laiklik ilkesinin, anayasanın dayandığı temel değer ve prensiplerden biri olduğu ilan edilmiş, kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya karıştırılamayacağı belirtilmiştir.
Anayasanın 176. maddesi göre, Anayasa metnine dâhil olan ve uygulanabilirlik açısından diğer maddelerden bir farkı bulunmayan Başlangıç bölümü Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle "Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri içermekle Anayasa maddelerinin amacını ve yönünü belirleyen bir kaynak"tır. 
Laiklik ilkesi, Anayasa'nın 4. maddesine göre "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" vasfa sahip 2. maddede Cumhuriyetin nitelikleri arasında da sayılmıştır.
Anayasanın 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." hükmüne yer verilmiştir. 
Ancak Başlangıç Kısım 7. paragraf dikkate alındığında laikliğin sadece cumhuriyetin niteliklerinden biri olmanın ötesinde cumhuriyetin temeli olduğu anlaşılır. 
Laiklik 2. maddenin gerekçesinde şöyle açıklanmaktadır "Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir." Görülüyor ki gerekçede vurgu yapılan laikliğin "dinsizlik" olarak yorumlanamayacağı, başka bir ifadeyle laikliğin toplumsal ilişkilerin manevi değerlerden soyutlanmasını gerektirmediğidir.
Anayasa

Bir siyasi partinin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna gelmesi ve bu nedenle kapatılabilmesi için, bu eylemlerin, Anayasa’nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrası ve SPY’nın 103 ncü maddesine göre;

Bu eylemlerin, o partinin üyelerince yoğun bir biçimde işlenmesi ve bu durumun da, o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsenmesi,
Ya da bu eylemlerin, doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlenmesi, gerekmektedir.
Bir siyasi partinin kapatılmasını gerektiren eylemlerin, aleniyet kazanmış, belli bir konuyu ihtiva etmesi yeterli olup, ceza hukuku kapsamında mutlaka suç olarak düzenlenmiş ve bu konudaki davaların da mahkumiyetle sonuçlanmış olması gerekmemektedir. Ancak eylem aynı zamanda ceza hukuku kapsamında suç olarak düzenlenmiş ise, bu konuda ceza mahkemesindeki davaların sonuçlanmasını beklemeye gerek bulunmamaktadır. Ceza mahkemesinde sonuçlanarak kesinleşen davalarda verilen kararlar ise, sadece eylemin kesin olarak işlenmemiş olduğu veya işlenmiş olduğu yönündeki tespitler yönünden bağlayıcıdır.
Siyasi partiler, demokratik bir rejimde hak ve özgürlüklerden  en çok yararlanması  gereken örgütlerdir. Bu durum siyasi partiler için daha geniş bir faaliyet alanını ortaya çıkarmaktadır. Geniş faaliyet alanının bulunması demek ise, siyasi partilerin eylemleri için farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir.
Siyasi partinin geniş hareket sahasının bulunması, ona isnat edilen eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa, toplum ve hukuk düzeni yönünden kınanan bu davranışın, siyasi parti yönünden kınanmayarak hukuka uygun değerlendirilmesini gerektirmez. Ancak toplum ve hukuk düzeni tarafından açıkça kınanmayan ve suç olarak düzenlenmeyen davranış ve eylemlerin, daha çok hak ve özgürlüklere sahip olan siyasi partiler yönünden kapatma davasına konu edilebilmesi, çok özel ve sınırlı durumlarda söz konusudur ki, bunlar da Anayasa’nın 68 nci maddesinin 4 ncü fıkrasına ve İHAS’ın 11 nci maddesinin ikinci fıkrasına uygun nitelikteki, yoğunluk ve kararlılıkla işlenen eylemlerdir.
Hukuk düzeninin suç olarak öngörmediği eylem, bu eylemin bir siyasi parti tarafından veya siyasi parti aracı kılınmak yoluyla işlenmesi durumunda, yarattığı ve kaçınılmaz olarak yaratacağı sonuçları gözetildiğinde, siyasi parti için yasaklama gerektirebilir. Eylemin suç olarak düzenlenmemesi, o eylemin hiçbir biçimde kınanamaması sonucunu doğurmaz.
Kaldı ki Anayasa’nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanan ve bu fıkrayı açıklayarak siyasi partiler hakkındaki yasaklamaları sıralayan SPY’nın 78 nci ila 89 ncu maddeleri arasındaki düzenlemelere aykırılık, SPY’nın 117 nci maddesinde suç olarak ta öngörülmüştür. Siyasi partiye isnat edilen eylem hakkında, ceza davasının veya soruşturmasının açılmamış veya dokunulmazlık gibi yasal engeller nedeniyle açılamamış olması da, sonuca etkili değildir.
Kapatma davasına konu edilen eylemlerin işlendiği tarihlerin bir önemi bulunmamaktadır. Eylemlerin üzerinden ne kadar süre geçse de, bu eylemlere, “odaklığın” ortaya konulması yönünden iddianamede dayanılması olasıdır.
İHAS irdelenirken, siyasi parti kapatma yaptırımı ile ilgili olarak eylemlerin niteliği ve isnat edilebilirliği konusunda açıklanan durumlar, burada da geçerlidir.
Siyasi partinin genel merkez organlarının, il ve ilçe teşkilatlarının , TBMM grup genel kurulu ve grup yönetim kurulunun , üyelerinin  eylemleri; o siyasi partinin, yasa, anayasa ve İHAS tarafından korunmayan, hedeflediği amaç veya siyasi projeyi gerçekleştirmek, kolaylaştırmak, altyapı hazırlamak veya bunları ifadeye yönelik ise, siyasi partiye isnat edilebilecektir. Bu noktada şunu da belirtmek gerekmektedir ki, partiyi temsil eden organlarca gerçekleştirilen eylem veya söylemlerin, partinin değil kendi kişisel görüşleri olduğu açıklanmadıkça, bu söylem ve eylemler de partiye isnat edilebilecektir. Ancak, siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmak adına, siyasi partinin amaç ve hedefleriyle örtüşen eylem ve söylemlerin, kendi kişisel görüşleri olduğunun açıklanması da, kuşkusuz siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmayacaktır.
Yine eylem ve söylemlerin özellikle bir iktidar partisi yönünden somutlaşması yani sonuçlarının ortaya çıkması gerekmemektedir. Yasama organında çoğunluğa sahip bir siyasi partinin, bu eylem ve söylemleri her an için gerçekleştirebilecek konumda olması karşısında, bu eylem ve söylemlerin gerçekleşebilir olması karşısında, soyut olarak varlığı dahi, kapatma yaptırımına dayanak olabilecektir.
Ancak özellik arzeden aşağıdaki konuların da açıklanması gerekmektedir.
Bir siyasi parti üyesi olup, yerel yönetimlerde görev alanların eylemleri de, o siyasi partinin hedeflediği siyasi projeyi gerçekleştirmek veya ifade etmek amacına yönelikse, siyasi partiye isnat edilebilir.
İktidarda bulunan bir siyasi parti, kuşkusuz kendi kadrolarını da, (bir örnek olarak bakan düzeyinde) devlet birimlerine taşımaktadır. Bu noktada, siyasi parti mensuplarına organik anlamda yakın planda çalışan, böylece siyasi partililerle yakın ve/veya yoğun ilişkide bulunan kamu görevlilerinin eylemlerinin, siyasi partiye isnat edilebilir olup olmadığının açıklanması gerekmektedir. 
Devletin idare mekanizması, söz konusu görevlinin bulunduğu makamın ışığında, ancak dar bir yoruma tabi tutulmalıdır . Bu bağlamda, devlet birimlerinde siyasi parti mensuplarına yakın planda çalışan (müsteşar, genel müdür gibi) kişilerin eylemleri, siyasi partinin amaçlarını ifadeye yönelikse, bu eylemler o birim üstü parti mensuplarınca ve ayrıca/dolayısıyla siyasi parti organlarınca zımnen veya açıkça benimseniyorsa, bunlarda siyasi partiye isnat edilebilecektir. Çünkü, siyasi partinin özellikle iktidardaki siyasi partinin amaçladığı modeli oluşturmak adına, bir bütünlük içerisinde ve bir bütünün parçalarını oluşturmak adına bu eylemler gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla devlet kadrolarında yer alan anılan görevlilerin belirtilen eylemleri de, siyasi partinin bakış açısına ve bunun bir gereği olarak ortaya çıktığından, biçimlendiğinden, siyasi partiye isnat edilebilecektir.
Bu bağlamda halen Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekilli olan eski Başbakanlık Müsteşarı’nın konumu nedeniyle anılan kişinin iş ve işlemleri, ayrıca önem taşımaktadır.  Bürokrasinin en tepesindeki bu kişinin de etkisiyle yapılanan kadrolarda, iktidar partisinin eylem ve söylemleri gerçekleştiriliyor veya dile getiriliyorsa, siyasi partinin kendisini sorumlu kılmamak adına, devlet mekanizması gereğince yakın ilişkide bulunduğu bu kadrolardaki kişilerin, siyasi parti tarafından da benimsenen iş ve işlemleri, tartışmasız olarak siyasi partiye eylem olarak isnat edilebilecektir.
Yine TBMM Başkanı ve Başkanvekillerinin de konumları itibarıyla, eylemlerinin mensubu oldukları siyasi partiye isnat edilebilirliği önem taşımaktadır. Anayasa’nın 94 ncü maddesinin altıncı fıkrasına ve SPY’nın 24 ncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, “TBMM Başkanı ve Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin ve parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkanı ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.” Ancak TBMM Başkanı ve Başkanvekillerine yönelik bu düzenleme, Başkan ve Başkanvekillerinin hiçbir eyleminin siyasi partiye isnat edilemeyeceği sonucunu doğurmamaktadır. Eğer Başkan ve Başkanvekillerinin eylemleri, açıkça bu kuralı da ihlal ederek, mensubu oldukları siyasi partinin eylem ve söylemiyle örtüşüyor ve bu kişiler, siyasi partinin gerçekleştirmek istediği projeyi ifade ve bu projeye destek anlamında diğer parti mensupları gibi hareket ediyorlar ise, siyasi parti tarafından kabul gören bu eylemler de siyasi partiye isnat edilebilecektir.
Diğer taraftan parti üyeliğinden ayrılanların fiil ve söylemleri de partiye isnat edilebilir. Bu anlamda Abdullah Gül’ün, parti kurucu üyesi, başbakan, başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olarak eylem ve beyanları da partiye yüklenebilecektir.
Bir iktidar partisi yönünden, hükümetin icraatları, siyasi parti söylemiyle biçimlendiğinden, bu bağlamdaki iş ve işlemler de siyasi partinin eylemi olarak, o siyasi partiye isnat edilebilecektir. Bu bağlamda, yasa tasarıları, eğer siyasi partinin kapatmaya konu olan eylemlerinin yöneldiği amacı gerçekleştirmeye veya kolaylaştırmaya yönelikse, bu tasarılar da siyasi parti eylemi olarak o siyasi partiye isnat edilebilecektir. İHAM kararlarında da açıklandığı üzere, TBMM’nde çoğunluğu oluşturan siyasi parti için, bu tasarıların eylem olarak isnadiyeti için, yasalaştırılmalarını beklemek zorunluluğu bulunmamaktadır. Çünkü bu eylemlerin yasalaşması yani somuta indirgenmesi, yasama organın da çoğunluğa sahip bir iktidar partisi yönünden her an için olasıdır. İsnat edilebilen eylem niteliğindeki bu tasarıların yasalaşması da, eylemin yasama organı işlemi niteliğine geldiğinden bahisle, siyasi partiye isnadiyeti ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, siyasi partinin eylemini sürdürmesi niteliğindedir .
Bu bağlamda, o siyasi partiye mensup milletvekilleri tarafından sunulan yasa teklifleri de, siyasi partinin kapatma yaptırımına konu olan siyasi projesiyle veya eylemleriyle örtüşüyorsa, yasama organın da çoğunluğu oluşturan bir siyasi partiye, bu tekliflerin yasalaşmalarını beklemeden isnat edilebilecektir.
Anayasa’nın 83 ncü maddesinin birinci fıkrası, yasa tasarısı veya yasa teklifleri hatta yasa olarak ortaya çıkan bu eylemler nedeniyle siyasi partinin sorumlu tutulmasını bertaraf etmemektedir. Bireysel anlamda mutlak dokunulmazlık yaratan madde kapsamındaki eylemler, siyasi parti yönünden bu maddenin koruma alanında kalmamaktadır 
Siyasi partinin hedef ve amaçlarıyla bağdaşmayan eylem veya söylemler nedeniyle ilgili kişilerin eleştirilmemesi ve haklarında disiplin soruşturmasının başlatılmaması, bu eylem ve söylemlerin o siyasi parti tarafından benimsendiği anlamındadır.
Siyasi partinin hedef ve amaçlarıyla 

Davalı siyasi parti, gerekli bildirim ve belgeleri 14.08.2001 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na vererek 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası'nın 8 inci maddesine göre tüzel kişilik kazanmıştır. Tüzel kişilik kazanmasından sonra 03 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel seçimleri sonucunda Parlamento çoğunluğunu elde ederek tek başına iktidar olmuştur.
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce Refah Partisi'nde siyaset yaparken, bu parti listesinden beş yıl süre için 1994 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş, ancak 06.12.1997 tarihinde Siirt"te yaptığı konuşma nedeniyle halkı din ayrımı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan on ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bu mahkûmiyeti nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 11 nci maddesi gereğince siyasi parti kurucusu (veya üyesi) olmasına yasal engel bulunmasına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi'nde kurucu üye olmuş ve bilahare partinin genel başkanı seçilmiştir.
Bu durumun yasal olarak olanaksızlığı karşısında Başsavcılığımızca 21.8.2001 tarihli başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce, 09.01.2002 tarih ve 8/9 sayılı kararla adı geçenin parti kurucu üyesi olamayacağı belirtilerek mevcut aykırılığın giderilmesi konusunda ihtar kararı verilmiştir. Bu ihtar kararında öngörülen altı aylık süre içerisinde aykırılık giderilmediğinden, Başsavcılığımızca SPY'nin 02.01.2003 tarih ve 4778 sayılı yasa ile değişiklik yapılmadan önceki 104 ncü maddesi uyarınca adı geçen parti hakkında 23.10.2002 tarihinde kapatma davası açılmıştır.
Adalet ve Kalkınma Partisi, 27.12.2002 tarih ve 4777 sayılı yasa ile Anayasa'nın 76 ncı maddesinde; 02.01.2003 tarih ve 4778 sayılı yasa ile SPY'nin 8 nci, 11 nci, 104 ncü ve Milletvekili Seçim Yasası'nın 11 nci maddelerinde değişiklik yapmış, ayrıca adli sicil kaydından kaynaklanan yasal engeli bertaraf etmek için (veto edilen 4779 sayılı yasa yerine) 4809 sayılı yasayı da çıkartmıştır. Yasalardaki ve Anayasa'daki bu değişikliklerle Recep Tayyip Erdoğan hakkında söz konusu olan mevzuat engelleri ortadan kaldırılmıştır. Açılan kapatma davasında karar halen açıklanmamış ise de, yasa değişikliği ile bu davaya konu SPY'nin 104 ncü maddesindeki yaptırım devlet yardımından yoksunluğa dönüştürülmüştür.
Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmadan önce, laikliğe aykırı eylemlerin odağı oldukları için Anayasa Mahkemesi'nce 1998 yılında kapatılan Refah Partisi ve 2001 yılında kapatılan Fazilet Partisi'nde siyaset yapmıştır.
Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 18.11.2002 ila 14.3.2003 tarihleri arasında kurulan 58. hükümette Başbakanlık görevini Abdullah Gül, siyasi yasaklılığının mevzuat değişikliği ile kalkması sonrasında yapılan ara seçimde milletvekili seçilmesi üzerine 14.3.2003 tarihinde kurulan 59 ncu ve daha sonra kurulan 60.ncı hükümetlerde ise Başbakanlık görevini Recep Tayyip Erdoğan üstlenmiştir.
Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Mehmet Ali Şahin, Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun ve Zeki Ergezen daha önce Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nde siyaset yapmışlardır. Cemil Çiçek, Mehmet Vecdi Gönül ise Fazilet Partisi'nde siyaset yapmışlardır.
22. dönemde TBMM Başkanı olan Bülent Arınç daha önce Refah ve Fazilet Partisi'nde siyaset yapmıştır. TBMM Başkanvekillerinden İsmail Alptekin daha önce Fazilet Partisi kurucu genel başkanlığı görevinde bulunmuştur.
Laikliğe aykırı eylemleri nedeniyle 1997 yılında Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğü görevinden alınan Beşir Atalay ise 58 nci ve 59 ncu hükümette Devlet Bakanı, 60 ncı hükümette İçişleri Bakanı  olarak görev almıştır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, aynı belediyenin şirketleri olan İDO Genel Müdürü Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı, İGDAŞ yönetim kurulu üyesi Mehmet Hilmi Güler ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, yine aynı belediyenin Veteriner İşleri Müdürü Mehmet Mehdi Eker Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak görev almışlardır. TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Erdoğan'ın belediye başkanı olduğu dönemde belediyeye bağlı İETT Genel Müdürlüğü görevinde bulunmuştur
Milletvekilleri, örgütler, yerel yönetimler ve üyeler bağlamında ise, Adalet ve Kalkınma Partisi'nde halen siyaset yapanlardan, geçmişte başka bir siyasi parti ile bağlantısı olanlar esas alındığında; geçmişte siyaset yapılan partiler sıralamasında Refah Partisi - Fazilet Partisi ilk sırada yer almaktadır.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin tüzük ve programı incelendiğinde, soyut metinlerde hedeflenen laiklik karşıtı modele yönelik hükümlerin yer almadığı görülmektedir. Ancak davalı parti, laiklik karşıtı eylem ve söylemleriyle yasalara ve Anayasa'ya aykırı olarak tüzük ve programının ötesine geçmiştir.

1) 2003 yılı Mayıs ayında Malezya'ya yapmış olduğu gezide bu ülkede yayımlanan New Straits Times adlı gazeteye demeç veren Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  dediği,
2) Yargıtay Onursal Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın ülkede yaşanan gelişmeleri ve gidişatı da gözeterek 2003 Yılı Adli Yıl açılış konuşmasında, "…Sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerle İslami devlet kurmak isteyenlerin amaçları aynı…" şeklindeki tespitine, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  diye beyanda bulunduğu,
3) Genelkurmay 2. Başkanı Org. İlker Başbuğ'un imam hatip lisesi mezunlarıyla ilgili askerlerin rahatsızlığını ortaya koymasından sonra, Üniversitelerarası Kurul üyesi profesörler ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile görüşen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 16.10.2003 tarihinde yazılı basında yer alan ifadesinde, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in acil olarak çıkarılmasını savunduğu imam hatip lisesi mezunlarının üniversiteye girişini zorlaştıran katsayı engelini ortadan kaldırması amacıyla YÖK Yasasında yapılacak değişikliğe ilişkin tasarıyı "acelemiz yok" diyerek geri çektiklerini bildirdiği, tasarının TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı w:Tayyar Altıkulaç tarafından YÖK Yasa taslağı içerisinde değerlendirilmek üzere alt komisyona gönderildiği,

4) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 29.05.2004 tarihinde Oxford Üniversitesinde yaptığı konuşma sonrası verdiği demeçte imam hatip liselilerin önünü açan YÖK Yasası'nı laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle veto eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e,  diye söylediği, "Son 5 yılda bu yasağı koymak hangi adalet duygusuyla bağdaşır?,," "Sizin için ılımlı İslamcı deniyor. Biz Avrupalılar bu tanıma şaşırıyoruz. Hem İslamcı hem laik birbiriyle nasıl bağdaşır?" sorusuna  yanıtını verdiği,
5) RP İstanbul İl Başkanı olarak Ümraniye'de 1994 tarihinde yaptığı konuşmanın kasedinin Kanal D'de yayınlanması üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22.08.2001 tarihli Akşam gazetesinde yayınlanan açıklamasında, söz konusu konuşmayı günün şartları içinde, üyesi bulunduğu partinin söylemleri ve disiplini gereği gerçekleştirdiğini ifade ederek,  dediği,
6) Christchurch kentinde, "Ulusal Avrupa Etütleri Merkezi" tarafından düzenlenen konferansa katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  şeklindeki beyanlarının 6.12.2005 tarihli basın yayın organlarında yer aldığı,
7) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Avustralya'nın Sydney Kentini gezerken, dediği,
8) Yeni Zelanda ve Avustralya'ya yaptığı ziyareti tamamlayarak Ankara'ya dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Esenboğa Havaalanı'nda 11.12.2005 tarihinde yaptığı basın toplantısında; "Türkiye'de etnik unsurları birleştiren ana unsur dindir' şeklinde bir ifadeniz oldu mu, yoksa yanlış anlaşılma mı oldu?" sorusu üzerine,  cevabını verdiği, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugüne kadar "din bir üst kimliktir" ifadesi kullanmadığını vurgulayarak,  diye söylediği,
9) 2005 yılı Mayıs ayında Kazakistan ziyareti dönüşü Atatürk Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın; izinsiz açılan Kuran kurslarıyla ilgili olarak …Türban konusunda ise;  şeklinde beyanda bulunduğu,
10) 2005 yılı Haziran ayında Amerika'ya giderken uçakta Dünden Bugüne w:Tercüman gazetesinden w:Nazlı Ilıcak ile görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın laiklik konusunda,  dediği,
11) 2005 yılı Haziran ayında Beyrut'tan İstanbul'a dönerken, uçakta gazetecilere, açıklamalarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kur'an kursları için yaş sınırı konulmasına karşı olduğunu söylerken, kendisinin de 7 yaşında Kur'an kursuna gittiğini hatırlatarak,  dediği, Başörtüsü konusunda ise  dediği,  Başbakan, "türban sorunu"nu nihai kertede aşmak için referanduma gidilmesi gereğinin de "zaman zaman kendi düşünce dünyasına girdiğini" söylerken,  diye söylediği,
12) a- Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın basına yansıyan geçmişteki beyanlarında: 

Fanilere kul olmayacağız, dedik. Biz sadece bir zihniyetin, bir sistemin bu ülkede iktidarı için çalışıyoruz. Bu zihniyet, bu sistem er geç bu ülkede iktidar olacak. Dolayısıyla kula kul olmayacağız, çıkara kul olmayacağız. Fanilere kul olmayacağız, sadece Allah'a kul olmanın hazzını yaşayacağız.
Türkiye'de şu anda birilerinin şeriatı var. Ama bu şeriat tükendi. Şu anda kahrolsun şeriat diyenler, kendi kendilerine kahroluyorlar.
Ben İstanbul'un imamıyım.
Elhamdülillah şeriatçıyım.
Yılbaşına karşıyım.
w:Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok.
Bizim için günah dosyası hazırlamışlar. Bizim günah dosyamızda ne var, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'ni fatiha ile açmak var. Bir Meclis'i fatihayla açtık. Fatiha ile Meclis'i açmak nedir? Önce bunu açıklayalım... Fatihanın manası nedir? Fatiha, karanlığı aydınlığa açmaktır.
Yirmi yıl önce, yirmi beş yıl önce deselerdi, pop yıldızlarının çılgınlıklarını sergiledikleri Gülhane Parkı'nda bir gün gelecek, Allah'a âşık olanlar, ona sadık olanlar, muhlisler bu çınarların altını dolduracak ve buradan dünyaya nasıl ortaçağın karanlıklarından bir yeni çağ açmışlarsa, Allah'ın izniyle bir yeni çağ açılmışsa, Allah'ın izniyle yeni bir çağ, zulüm çağı kapatılacak, aydınlık bir çağ açılacaktır.
İmamlar da nikâh kıysın.
Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker.
Ben tekkeye değil dergâha gittim…., şeklinde ifadelerde bulunduğu, RP İstanbul İl Başkanı olduğu 1994 yılında Refah Partisi'nin Ümraniye İlçe Örgütü'nün yeni hizmet binasının açılış töreninde:
"…1 Kasım bir dönüm noktasının adıdır. Zafer değil. Zafer böyle yakalanmaz. Şu anda daha henüz bir yoldayız. İnanıyorum ki yeşil ışıklar gözükmüştür. Fakat biliniz ki oraya kadar daha çok işaretler var. Ama inanıyorum ki zafer Allahın lütfuyla er geç bizim olacaktır. Çünkü vahi ilahi böyledir bunun işaretleri gözüküyor. Biz Cezayir gibi olmayız. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allahın izniyle." "Bir buçuk milyarlık İslam alemi Müslüman Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Şu anda içte onun ışıkları göründü. Allahın izniyle. Bu kıyam başlayacak. Koşmaya mecbursun. çalışmaya mecbursun. Eğer çileyi çekmezsen gelmez. Eğer çocuklarınız, eğer mallarınız, eğer zevceleriniz sizi bu davadan gayretten alıkoyuyorsa bu zaferi beklemeyin değerli kardeşlerim. Bunu aşmaya mecbursun. Bunu aştığımız gün zaferin ışıkları bize yakın olacaktır. Ve o zaman hak nurunu tamamlayacaktır." "Bu ülkenin yüzde 99'u Müslüman. Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olduğu zaman adeta ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisinin bir arada olması. Durum böyle olunca ben Müslüman'ım diyenin tekrar yanına gelip bir de aynı zamanda da laikim demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslüman'ın yaratıcısı olan Allah kesin hakimiyet sahibidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bak yalan koskoca bir yalan." "Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Yahu, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki. Yani zorla bu milletin elinde tutmaya gücün yetmez. Millete rağmen bu yürümez zaten. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına. Bir tarif edin diyorsun, tarif etmiyor. Bugün her kavramın lugatta bir tarifi vardır. Ama çıkıyor içişleri bakanı devlet dine karışır. Eee!... Gerisini niye, söylemiyorsun. Din de devlete karışır niye demiyor." "Belediyelerimiz hastaneler, doğumevleri yapıyor. Doğumevlerinde sadece kadın doktorlar çalışacak. Adil düzenin sağlık anlayışı da görülecek. Psikolojide, çocuk bakımında, öğretmenlikte yetişmiş başörtülü kızlarımız var. Şimdi işe alınmayan bu başörtülü kızlarımız anaokullarında yavrularımızı yetiştirecek..."
diye söylediği,
b- Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra sürekli 'gelişerek değiştiğini' savunan ve Milli Görüş için 'Biz o gömleği çıkardık' biçiminde beyanda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın TRT 1 de 21.06.2006 tarihinde yayınlanan "Enine Boyuna" programında söylem değiştirerek;  dediği,
13) 9 Temmuz 2004 tarihinde Kanal D isimli yayın kuruluşunun "w:Teke Tek" isimli programına katılan Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın, NATO Zirvesinde yaşanan türban gerginliğini değerlendirerek,  diye beyanda bulunduğu, Konuşmasında Haydi Kızlar Okula kampanyası sırasında yaşadığı ilginç bir olayı anlatarak, genç kızların okula gönderilmesini istediklerinde bir kızın "Okula gideyim; ama başörtüm var!" cevabını verdiğinden söz ederek;  diye söylediği 
14) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Alman Welt am Sonntag gazetesine 2005 yılı Şubat ayında verdiği demeçte, kızlarının neden türban taktığı sorusunu, kızları Sümeyye Erdoğan ve Esra Albayrak'ın Kuran'a uyduğunu dile getirerek  biçiminde yanıtladığı, Yasağı değiştirerek, yüksekokullarda türbana izin vermeyi istiyor musunuz? sorusuna;  AB'yi İslamlaştırmaya çalışacak mısınız? sorusuna;  yanıtını verdiği, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, daha sonra bu röportajın aslı astarı olmadığını açıklamış, röportajı yapan gazetecinin ses kaydının olduğunu söylemesi üzerine ise basın danışmanı Ahmet Tezcan'ın, yazının doğru, ancak eksik olduğunu, yazıda Başbakan'ın toplumsal mutabakat şartıyla sözlerine yer verilmediğini açıkladığı.
15)  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2004 yılı Ocak ayında New York'taki Dış İlişkiler Konseyi'nde "Türkiye'nin dış politikası" konulu bir konuşma yaptıktan sonra "Fransa'daki başörtüsü yasağını hatırlatan bir katılımcının, Türkiye'deki durumu sorması" üzerine;   dediği,
16) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Adalet ve Kalkınma Partisi Kadın Kolları Başkanlığı'nın 2004 yılı Mart ayında Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Dedeman Otel'de düzenlediği Siyaset ve Kadın konulu panelin açılışında yaptığı konuşmada, türban sorununa dikkat çekerek  diye söylediği,
17) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2004 yılı Nisan ayında w:Ukrayna ziyareti sırasında kaldığı otelde bu ülkede okuyan ikisi türbanlı Türk öğrencilerinin denklik sorununu gündeme getirmesi üzerine;  dediği,
18) 2007 yılı Mayıs ayın

1) “Girişim” dergisinde hem kendi ismi ve hem de “Mir Mahmut Rıza” adıyla Cumhuriyet karşıtı yazıları yayımlanan, yazdığı “Rahmetli-Bir Garip Oğlanın Hikayesi” isimli kitabında, Atatürk’ten rahmetli diye söz eden, laiklik ve Devlet hakkında küçültücü yorumlar yapan, hazırladığı “İlk meclis” adlı belgeseli resmi ideolojiye aykırı bulunduğu gerekçesiyle yasaklanan Kemal ÖZTÜRK’ün, TBMM Başkanı Bülent ARINÇ tarafından 2003 yılında “İletişim Danışmanlığı” görevine getirildiği, (Ek.56)
2) TBMM Başkanı Arınç’ın, Dolmabahçe Sarayı'nda, 2. Değerli Eşya Bölümü nün açılışının ardından Erdoğan'ın başlattığı kamusal alan tartışmasını sürdürerek; “Anayasa ve kanunlarda kamusal alan diye açıkça tarif edilmiş hiçbir şeyin bulunmadığını… Anayasada olmayan, bir kanun içerisinde yer almayan bir kavramı kimse kendi düşüncesiyle böyle olmalıdır diye kural olarak koyamaz ve dayatamaz …“Anayasayı yapan kurum Meclis'tir. Başka hiçbir kimse yasama yetkisini paylaşamaz dediği, (Ek.57)
3) TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın, 2005 yılı Nisan ayında katıldığı CNN Türk'te yayımlanan "Ankara Kulisi" programında, Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila ile Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Nur Batur'un, "Meclis'e çarşaflı bile girebilir; bir kadın milletvekiline 'Bikiniyle Meclis'e girmemeli, yaşı geçmiş' dediniz gürültü koptu. 'Laik demokratik sistemi Türk halkı benimsedi' dediniz. Laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nden yana mısınız yoksa gönlünüzde bir İslam devleti mi yatıyor?" sorusunu: "Sözümü sakınmam. Konumum engellemese hiçbir haksızlığa tahammül etmem. Espri yapmış olabilirim. O hanımefendi, 'Bikiniyle gelsem ne olur?' dedi, kendimce cevap verdim, o da kendine yakışır bir cevap verdi, alacağımız vereceğimiz kalmadı." biçiminde yanıtladığı,
"Cumhuriyetin temel ilkelerini düzenleyen ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan Anayasa maddelerinin hukuk mantığı içinde kendisine uygun gelip gelmediğinin" sorulması üzerine; "Anayasa Mahkemesi'nin yetkisi Anayasa'da sayılmış. Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez maddelerine amenna, buna hiç kimsenin bir şey söylediği yok. Başka bir şey söylüyorum. Bu Anayasa Mahkemesi'ni Meclis'te yapacağım bir Anayasa değişikliğiyle kaldırabilir miyim? Kaldırabilirim. Avrupa ülkelerinin hiçbirinde Anayasa Mahkemesi'ne benzer bir kurum yok. Tartışmaya açmıyorum, bir şikâyetim yok. Bugün üye sayısını, görev sahasını değiştirebilirim. Yüce Divan yetkisini alabilirim. Her kanunun Anayasa Mahkemesi'ne gitmesini engelleyebilirim. Her şeyi yapabilirim. Ben Meclisim. Başkana cevap vermiyorum. Cevap vermeyi arzu etsem kisvelerimizi çıkarır geliriz, ne kadar güzel olur o zaman. AİHM türbanı yasakladı, yaşasın; Abdullah Öcalan'ı yeniden yargılanmasına karar verdi, yuh. Böyle şey olur mu?" şeklinde yanıt verdiği, (Ek.58)
4) Dolmabahçe Sarayında Karaman Valiliği ve Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen "Karaman Türk Dili Ödülleri Töreni"nin ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Bülent ARINÇ’ın; "Benim söylediğim şeyler, eski tabirle malumu ilandır. Yani herkesin bilmesi gereken, aslında da bildiği şeylerdir. Ben Meclis başkanı olarak ’Biz istemedikçe siz yasama yapamazsınız. Sizin yaptığınız şeyi mutlaka iptal ederiz. Biz bir karar vermekle, her şeyi kökünden hallettik’ gibi bir tavra yabancı olduğumuzu, bunun doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Yoksa sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın şahsı ve makamıyla da herhangi bir sıkıntımız yok. Çok da iyi ilişkilere sahibiz. Ama yasama yetkisini elinde tutan Meclis’in üstünde hiçbir organ yoktur. Bugüne kadar yoktu, bundan sonra da olmayacak. Yasama yetkisini biz, halkımızın egemenliğinden alıyoruz. Bunu da kimseyle paylaşmaya niyetimiz yok." dediği, 
Bir gazetecinin, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in sözlerine atıfta bulunarak, Bumin’in bütün Avrupa ülkelerinde Anayasa Mahkemesi bulunduğuna ilişkin sözlerini nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine de; "Sayın Başkan’ın bunları söyleyip söylemediğini bilmiyorum. Kendisine selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Türbanla ilgili olarak konuşan veya konuşamayan pek çok insanın düşüncelerini hepimiz biliyoruz. Bu benim konumun dışında. Bu konuya bizleri çekmeye çalışanlara ben rica ediyorum ki, sizler bu konuyu yerli yersiz gündeme getirmeyin ki, ülkemizde bir gerginlik olmasın. Bu konuların daha çok muhatabı biz olurduk. ’Konuştu, ortamı gerdi’ derlerdi. Şimdi görüyoruz ki, biz konuşmayınca başkalarının canı sıkılıyor ve onlar konuşmaya başlıyorlar. Onlara rica ediyorum, türban konusunda konuşacak kimseler olaya pozitif yaklaşsınlar ve çözümü konusunda öneriler getirsinler. Bu önerilere ihtiyacımız olabilir. Ben sayın başkanın konuşmalarıyla ilgili olarak türbanı bir kenara bırakıyorum, niçin konuştuğu konusuna da girmiyorum. Bir siyasetçi, Meclis’in bir mensubu olarak, Meclis’in yasama yetkisine gölge düşürecek hiçbir söze tahammül edemem. Bu sözü hiçbir zaman kabul edemem. Bu benim sorunum değil. Ülkeyi bağımsızlık savaşından Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’ten güçlü ve bağımsız bir devlet olmaya götürenlere, Meclis’e saygı duyduğum için bunu yapıyorum. Bu tepkisel bir davranış değil. Dünkü televizyon programını izleyenler meseleye nasıl hukuk ve Anayasa açısından yaklaştığımı görmüşlerdir. Türkiye sahipsiz değildir. Meclisimiz hiç sahipsiz değildir. Bu Meclis’in sahibi 70 milyon insanımızdır. Meclis kimsenin şamar oğlanı değildir. Bundan sonra da olmayacaktır. Meclis’in yasama yetkisini gelişi güzel sözlerle ’sayın başkanı dışında bırakarak söylüyorum. Başkalarının da bu konuda niyeti olabilir’ sarsmaya, örselemeye, yıpratmaya kimsenin hakkı yok." yanıtını verdiği,
Bir gazetecinin "Anayasa Mahkemesi’nin kapatılabileceğini söylüyorsunuz. Burada hukuk ne işe yarıyor?" şeklindeki sorusunu, "(Anayasa Mahkemesi’ni kapatırız) şeklinde bir cümlem olmadı. Anayasa Mahkemesi kaldırılabilir, Anayasa Mahkemesi ile ilgili Anayasa’nın hükümleri değiştirilebilir. TBMM, yasama yetkisine sahiptir. Bir örnek olarak söylenmiştir." biçiminde yanıtladığı,
TBMM Başkanı Arınç’ın, katıldığı bir televizyon programında Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmayla ilgili kendi düşüncesinin sorulduğunu, kendisinin de bunun üzerine şunları dile getirdiğini söyleyerek, "Sayın Bumin’in türbanla ilgili sözlerini çok önemsemiyorum. Çünkü bu konular zaten geçmişten bu yana konuşuluyor. Herkesin hemen hemen fikirleri aynı. Sayın Başkan’ın emekliliğine 2 ay kala niye böyle bir konuya temas ettiği konusuyla da ilgili değilim. Bu da beni ilgilendirmiyor. Ama beni ilgilendiren bir yönü var. Bir siyasetçi, milletvekili, TBMM’nin Başkanı olarak Sayın Bumin’in konuşmasıyla ilgili önemli gördüğüm husus şudur: TBMM, Anayasa’nın 7. maddesi gereğince egemenliği halkı adına kullanır ve yasama yetkisi O’na verilmiştir. Bu yasama yetkisi mutlaktır. Yasama yetkisini kısıtlayacak, üzerine gölge düşürecek, bölecek, birbirinden ayıracak bir mekanizma yoktur. Yasama yetkisini Meclis, halkının adına, egemenlik adına kullanır dedim." açıklamasında bulunduğu,
Arınç’ın Anayasa’yı yapanın Meclis olduğunu, halkoyuna da Meclis’in sunduğunu ifade ettiği, Meclis’in bugüne kadar Anayasa’nın 40’dan fazla maddesini değiştirdiğini hatırlatarak; "Anayasa’nın değiştirilemeyecek 1, 2 ve 3. maddelerinin dışında her kurum değişebilir", "Türkiye’de demokrasi varsa, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse, bu Anayasa 1982’den beri yürürlükte. Bunun hükümleri milletimiz tarafından kabul edilmişse, yasama yetkisi önüne engel koymak isteyenlere demokratik ülkelerde ancak gülerler. Dolayısıyla eğer Anayasa Mahkemesi, Anayasa içinde bugün hiç kimsenin tartışmadığı bir kurum olarak, hiç kimsenin tartışmadığı bir konumda ise ama yeri geldiğinde TBMM, Anayasa Mahkemesi üyelerini, üyelerinin seçiliş şeklini, görevlerini değiştirebilir. Bugünkü bazı görevlerini alıp, yeni görevler yükleyebilir. Buna hiç kimsenin itirazının olmaması lazım. Bu iktidar, muhalefet meselesi değildir. Bütün siyasetçilerin, TBMM’nin bütün üyelerinin, yasama yetkisinin Meclis’te olduğunu bilerek ona sahip çıkması lazım. Kim ki, Meclis’in bu yasama yetkisini elinden almaya kalkışır, kim ki, Meclis’in yasama yetkisine dil uzatmaya veya O’nu bölmeye çalışır, yanlış yapar. Ben bu yanlışlığı söylemek istiyorum.", "312. madde nasıl değişti ki, 5 yıl önce mahkûmiyet alan bir insan, bugün bütün sonuçlarıyla affa uğrayabiliyor. Artık suç olmaktan çıkarıldı. 158 ve 159. maddeler değişti. Yani Anayasa’nın değiştirilebilecek hükümlerinin hepsi Meclis, tarafından değiştirilebilir. Bazı eski Anayasa Mahkemesi başkanlarının bugünkü sözlerine bakıyorum, yani Meclis, bir yasama görevi yapacak. Bunun check-balans sistemi içinde kontrol mekanizmaları vardır. Ama hiçbirisi mutlak değildir. Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa değişikliğini tekrar görüşülmek üzere Meclis’e gönderebilir. Meclis de bunu tekrar çıkarabilir. Sayın Cumhurbaşkanı, bunu halk oylamasına götürebilir. Halk oylamasının sonucunu beklememiz gerekir. Ama hiçbir şey, Meclis’in yasama yetkisini elinde tuttuğunun aksini göstermez. Anayasa Mahkemesi’ne gidilebilir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini esas yönünden de incelemez. Sadece şekil yönünden inceler. Niye bu kadar büyük laflar konuşanlar, Anayasa’yı bir kere açıp da okuma zahmetine katlanmazlar? Anayasa Mahkemesi bir kanunu iptal edebilir. Tümünü, bir ya da birkaç maddesini iptal edebilir. Ama Anayasa Mahkemesi’ne vücut veren Anayasa’nın kendisi diyor ki; bu mahkemenin kararları kanun koyucu yerine geçmez. Geriye yürümez. Ancak gerekçeli olarak yayınlandığı zaman hüküm ifade eder." şeklinde konuştuğu, (Ek.59)
5) Başkanlığını yaptığı TBMM’nin mescidinde Kuran kursu açıldığının yazılı basında yer aldığı, (Ek.60)
6) TBMM'nin açılışının 86. yıldönümü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle özel gündemle toplanan Genel Kurul'da konuşan TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın; “Özgürlüklerin genişletilmesinde, yasakların kaldırılmasında ve demokratikleşmede temel iki zorunluluk vardır: Birincisi, Anayasa’ya uygun olarak Meclisin karar alması.

1) Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak suçundan hakkında dava açılan Fetullah GÜLEN isimli tarikat liderinin yurt dışında kurduğu okullar bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve işbirliği yapılması,  Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Bakanlığın genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenmiştir.
Şöyle ki;
Genelkurmay Harekat Başkanlığının Mart 2002 tarihli “PKK, DHKP/C ve İrticai Örgütlerin Avrupa’daki Faaliyetleri” adlı raporunda “demokratik yollardan devlet kademelerinde kadrolaşarak, Atatürk İlke ve Devrimlerini ortadan kaldırıp Şeriat esaslarına dayalı bir devlet kurmayı ve bunu takiben Dünya İslam birliğini gerçekleştirmeyi hedeflediği” belirtilen Fetullah GÜLEN isimli cemaat liderinin yurt dışında kurduğu ve faaliyetleri nedeni ile bulundukları ülke Devletleri tarafından Türkiye’nin uyarılmasına neden olan okullar bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve ilişki kurulması,  Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığının bir genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenildiği, Dışişleri Bakanlığı’nın, Büyükelçiliklere gönderdiği bir başka genelge ile de; Milli Görüş örgütlenmesinin Genelkurmay Harekat Başkanlığınca düzenlenen ve yukarıda sözü edilen raporda, “şer’i esaslara dayalı devlet düzeni kurmayı amaçladığının” belirtilmesine (Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 1999/37 sayılı dava dosyası. Klasör no:17) ve Almanya ile imzalanan Güvenlik İşbirliği Anlaşması’nda Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’ndan “köktenci terör örgütü” olarak söz edilmesine rağmen, bu teşkilat mensuplarının yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunları ve milli konularda dış temsilciliklerimizce gerçekleştirilen faaliyetlere katkıda bulundukları belirtilerek bu örgütle temas ve işbirliği kurulmasının istenildiği,

2) Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 2005 yılı Kasım ayında bir gazetecinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AİHM’nin türban kararını din alimlerinden görüş almadan vermesini eleştirdiği açıklamasını hatırlatarak “AİHM kararından önce din bilginlerine danışması gerekir mi?” şeklinde soru sorması üzerine  dediği,
3) Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, 2003 yılı Kasım ayında Roma'daki AB Troykası toplantısına giderken uçakta yaptığı söyleşide Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nun demokrasi ve insan hakları alanlarındaki sorunlar listesinde türban yasağının dâhil edilmemesini eleştirdiği,

4) 2004 yılı Ekim ayında SKY-Türk televizyonunda soruları yanıtlayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, türban yasağının AB insan hakları standartları içinde bulunmayan bir yasak olduğunu ve günü geldiğinde bu yasağın Türkiye’de kalkacağından şüphe duymadığını belirterek, raporda türban konusuna yer verilmemesi konusunda;  şeklinde açıklamalarda bulunduğu,
5) Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün 55. yıldönümü nedeniyle özel gündemle toplanan TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu toplantısında,  hedeflerinin ifade ve inanç özgürlüğünün işkence ile terörden arındırılması olduğunu, bununla ilgili yasal düzenlemelerin hepsinin, kararlı şekilde gerçekleştirileceğini belirterek;  şeklinde beyanda bulunduğu,
6) İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin’in, 1998 yılında derslere türbanla girmekte ısrar edince 15 gün okuldan uzaklaştırma cezası aldığı, ardından okuldan atıldığı, iç hukuk yollarını tüketen Şahin’in türban yasağının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, "hiç kimsenin dinsel inanç ve kanaatlerinden dolayı eğitim görmekten men edilemeyeceğine" ilişkin din ve vicdan hürriyetiyle ilgili 9. maddesinin ihlali olduğunu ileri sürerek AİHM’ne başvurduğu, Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görüşülen Leyla Şahin davasında Hükümet adına Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığı kanalıyla gönderilen yazılı savunmada; Türkiye'nin laiklik ilkesi, çağdaş eğitim konusundaki tutumu, çağdaş eğitim ilkeleri, yasal düzenlemeler ve mahkemelerin aldığı kararlara yer verilerek, Türkiye'de Anayasa'nın, din istismarını yasakladığı, türbanın üniversitelerde laik eğitimle çeliştiği ve bağdaşmadığı, gericiliği teşvik ettiği gerekçesiyle, türban yasağının Anayasa'ya uygun olduğunun vurgulandığı, "Türbanın üniversitelerde laik eğitimle çeliştiği ve bağdaşmadığı, gericiliği teşvik ettiği, çağdaşlaşma yolunda bir geri adım niteliğinde bulunduğu, amacın modernleşme ve çağdaş görüntüyü korumak olup, siyasal simge haline getirilen başörtüsü, özgürlük sorunu değil politikacılar tarafından şeriat amaçlı kullanılmış bir olgu olduğu" görüşü dile getirildiği, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının dinin siyasal alana çekilmesi ve siyasal araç durumuna getirilmesi açısından taşıdığı sakıncalara da dikkat çekildiği, Savunmada, Anayasa Mahkemesi'nin 1989 yılındaki kararına atıfta bulunularak, türbanın kamusal alanda yasaklanmasının Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinin düzenlendiği ve "değiştirilemez" maddeleri arasında yer alan "Başlangıç Bölümü" ile "laiklik" ilkesinin yer aldığı 2. maddesine, "eşitlik" ilkesinin düzenlendiği 10. maddesine, "din ve vicdan özgürlüğü"nü tanzim eden 24. maddesine ve "İnkılap Kanunlarının Korunması"nı düzenleyen 174. maddesine uygun olduğunun belirtildiği, türbanın masum bir yaşam biçimi olmanın dışında cumhuriyet ilke ve inkılaplarına karşı bir sembol olduğunun vurgulandığı, Dava sırasında Leyla Şahin’in Avukatının ek görüş belirtmesine müteakip AİHM’nin bu ek görüşü ülkemize ileterek savunma yapılıp yapılmayacağının sorulması üzerine Türkiye’nin Strazburg’daki Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilciliği, 2003 yılı Kasım ayında türbanın gericiliği teşvik ettiği, çağdaşlaşma yolunda geri adım olduğu, laik eğitim ilkesine ters düştüğü, siyasilerce şeriat bayraktarlığı için siyasi amaçlı kullanıldığı  gerekçelerini içren ek savunmayı gönderdiği, Hükümet adına gönderilen ek savunmadan bir ay sonra Aralık 2003 başında haberdar olan ve ek savunmadaki ifadeleri öğrenen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün kendisini ve partisini zor durumda bırakacak ek savunmayı geri çekilmesini istemesi üzerine Türkiye’nin 10 Aralık'ta AİHM'e başvurarak ek savunmasından vazgeçtiğini, belgeyi geri çektiğini bildirdiği, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, 2003 yılı Aralık ayında, Hükümetin bilgisi dışında AİHM’ne verilen savunmayı, onaylamadıkları için geri çektiklerini, davayla ilgili olarak yeni bir savunma vermeyeceklerini, Türkiye Cumhuriyeti adına 2002 yılında bir savunma verildiğini, davanın savunma aşamasının tamamlandığını belirterek,  dediği,
7) 2005 yılı Aralık ayında Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut ile yaptığı mülakatta;  şeklinde beyanda bulunduğu,
8)  Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün, 2005 yılı Kasım ayında AİHM'nin türbanla ilgili Leyla Şahin kararı üzerine görüşlerini;  şeklinde açıkladığı,
9) Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün 2005 yılı Kasım ayında;  şeklinde konuştuğu,
10) Danıştay 2. Dairesi’nin Aytaç Kılınç’a  ilişkin 26.10.2005 gün ve 2004/4051-2005/3366 sayılı kararı ile ilgili olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün;  dediği,
Tespit edilmiştir.

1) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, mesleki teknik eğitim mezunlarına ÖSS’de uygulanan katsayılarla ilgili sorunu yapacakları değişikliklerle çözeceklerini söylediği,
İmam hatip lisesi mezunlarının üniversiteye girişini zorlaştıran katsayı engelini ortadan kaldırmaya söz veren Hükümet tarafından hazırlanan imam hatip lisesi mezunlarının üniversiteye girişlerine kolaylık sağlayan, üniversiteye giriş sınavını Milli Eğitim Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu’nun ortaklaşa düzenleyeceğini ve kılık-kıyafet yönetmeliğinin üniversiteler tarafından hazırlanacağını öngören “Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildiği, ancak Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiği,

2) Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliğinde yapılan değişikliklere ilişkin gösterilen tepkileri değerlendiren Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in 2005 yılı Aralık ayında;  şeklinde beyanda bulunduğu,
3) 2004 yılı Haziran ayında Isparta Yalvaç İlçesinde bir anaokulunun açılış töreninde konuşan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, 2 türbanlı kızın ellerinde bulunan pankartlara atıfta bulunarak;  dediği,
4) 2005 yılında Milli Eğitim Bakanlığı “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü”nce din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatında değişiklik yapılarak, öğrencilere “dinsel etkinlik programı”  hazırlandığı, Talim Terbiye Kurulunun onayladığı programa göre; etkinlikler kapsamında ders veren öğretmenin öğrencileri camilere, mezarlıklara götürerek uygulamalı ders verebileceği,

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, ortaöğretimde 2005-2006 eğitim ve öğretim yılında uygulanacak din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatında, camide abdest, namaz ve mezarlık ziyareti gibi uygulamaları içeren etkinliklerin mecburi olmadığını belirtirken,  diye konuştuğu,
5) 2005 yılı Kasım ayında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, AİHM’in Leyla Şahin  kararı ile ilgili olarak sorulan soru üzerine;  dediği,
6) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, 2005 yılı Kasım ayında TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada: Başbakan Erdoğan'ın ulema açıklamasıyla ilgili sözlerinin tefsire gerek olmayacak kadar açık olduğunu belirterek,  şeklinde beyanda bulunduğu,
7) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, Ufuk Kitapları'ndan çıkan ve ilk baskısı Eylül 2002'de yapılan "Türkiye'de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar" adlı kitabında:   görüşlerini savunduğu,
8) CHP Milletvekili Ahmet ERSİN’in soru önergesine karşı Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELIK’in öğrencilerinin çoğunluğunun türbanlı olduğu öne sürülen Özel Şefkat Kolejinde yönetmeliğe aykırı bir durum olmadığını açıkladığı, TÜBİTAK’ın ödül töreninde Milli Eğitim Bakanlığı müsteşar yardımcısının bu okulun türbanlı öğrencisine ödül vermesi hakkında ise;  şeklinde konuştuğu, (Ek.166)
9) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELIK’in YÖK Yasasının Ek 17. maddesinde değişiklik yapılmadığı gerekçesiyle türbanlı öğrencileri üniversitelere almayan ve Ankara’da bir toplantı yaparak YÖK Başkanını istifaya davet eden ÜAK üyelerini eleştirerek “YÖK Kanunu, Üniversitelerarası Kurulun görevlerini belirliyor. Bunlar arasında yasa koyma ve kaldırma yoktur. Kurul siyaset yapamaz. Rektör adı altında kurul adı altında, Türk milletinin iradesine karşı durmak gibi bir görevi kimse kurula vermemiştir.“ (…) “Hukuk devletinde anayasa hükmü değişse, yürürlüğe girse bile, özgürlükleri sınırlandırıcı bir şey olmamasına rağmen, ‘Ben üniversiteme almam’ sözünü dillendirmek kimsenin hakkı olamaz. Üniversite rektörlerin, yöneticilerin malı değildir. Pozisyonu ne olursa olsun, hukuk devletinde herkes haddini bilmek zorunda” dediği,

YÖK Başkanı Yusuf Ziya ÖZCAN’ın yasal değişiklik yapılmadan üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin genelgesi ve sonrasında rektörleri baskılayan açıklaması karşısında hakkında görevi kötüye kullanmak ve benzeri suçlardan suç duyurularında bulunulduğunun basında yer alması üzerine basına demeç veren Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in,  diye açıklamada bulunduğu,
Anlaşılmıştır.

1) Başbakanlık eski Müsteşarı ve halen AKP Milletvekili Ömer Dinçer'in, 19-21 Mayıs 1995 tarihinde Sivas'ta yapılan bir konferansta yaptığı ve “Bilgi ve Hikmet” dergisinin Güz 1995 Tarihli -12. sayısında yayınlanan “21. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam”  konulu konuşmasındaki "…Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam’la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum… " ifadeleri kamuoyunda yoğun tepkilere sebebiyet verdiği,
Ömer Dinçer’in  24.12.2003 günü yaptığı yazılı açıklamada: bu konuşmasına sahip çıkıp, yazının bir bütün olarak okunup değerlendirildiğinde, söz konusu konuşmanın o dönemde tartışılan konuları analiz eden bilimsel bir sempozyum bildirisi olduğunun görüleceğini belirterek, “Yaklaşık dokuz yıl önce halka açık bir sempozyumda bildiri olarak sunulmuş ve daha sonra bilimsel bir dergide kısmen kısaltılarak makale olarak yayımlanmış bir çalışmanın “takiyye belgesi” türünden yakışıksız sıfatlarla ve bağlamından kopartılıp, çarpıtılmış cümlelerle bir  ‘niyet sorgulama aracı’na dönüştürülmesi üzücüdür” diye söylediği, 
Ömer Dinçer’in makalesi hakkında yapılan eleştirilerde kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan bahisle açtığı ve yerel mahkemece kabul edilen manevi tazminat istemine ilişkin dava, temyizen yapılan inceleme üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13.3.2006 gün ve 2005/73718 Esas, 2006/92575 sayılı hükmüyle bozulduğu, 
Bozma Kararında özetle; “…Davacı 1995 yılında bir sempozyumda yaptığı konuşmasında Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin yerini İslam’la bütünleşmeye terk etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacının, ileri sürdüğü bu görüşleri Türkiye Cumhuriyeti anayasasında yer alan değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez nitelikteki hükümler ile bağdaşmamaktadır. Davalı da dava konusu konuşmasında davacının bu fikirlerini eleştirmiş ve davacının Şeyhülislam gibi fetvalar verdiğini ileri sürmüştür. Davacı Anayasa ile bağdaşmayan görüşler savunduğuna göre eleştirilere de katlanmak durumundadır. Davalının davacı ile ilgili olarak söylediği sözler bu açıdan değerlendirildiğinde eleştiri kapsamında kalmakta olup düşünce açıklaması niteliğindedir. Bu nedenle hukuka aykırılıktan söz edilemez.” denildiği, (Ek.89)
2) 2007 yılı Ocak ayında Eskişehir ilinde imam hatip liseleri arasında yapılan “Hafızlık, Kuran-ı Kerim’i Güzel Okuma ve  Ezan Okuma” etkinliğine katılan Eskişehir Milletvekili Fahri Keskin’in, imam hatip mezunlarının valilik, kaymakamlık gibi görevlere gelmesi ile yolsuzlukların önünün kesileceğini, imam hatiple ilgili verdikleri sözleri unutmadıklarını,  yeri ve zamanı geldiğinde yerine getireceklerini, bir takım mecburiyetlerden dolayı geciktiklerini, bu okullara karşı olanların İslamdan ve milli duygulardan uzaklaştırılmış bir nesil elde etmek amacıyla mücadele verdiklerini, inşallah bu milletin sahiplerinin onlara pabuç bırakmayacağını söylediği, (Ek.90)
3) İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu, Eyüp İlçe Başkanı Mehmet Er, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Nemci Aköz’ün katıldığı İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) tarafından 30.5.2003 tarihinde Ümraniye Haldun Alagaş Spor Kompleksi’nde düzenlenen “İyi ki Varız” konulu toplantıda bir konuşma yapan Burhan Kuzu’nun, “İmam hatip mezunlarına üniversite ve polis okullarına girişte zulüm yapıldığını, Anayasa’da fırsat eşitliği var. Üniversite sınavlarında İmam hatiplilere yapılan haksızlığı kaldıracağız. Bu okullardan mezun olanların polis okullarına alınması sağlanacak” dediği, (Ek.91)
4) AKP Ordu Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Eyüp Fatsa’nın, Ordu İslami İlimler Hizmet Vakfı tarafından 2003 yılı Temmuz ayında düzenlenen “Ordu İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensuplarının Anı Tazeleme Yemeği”nde yaptığı konuşmada; "Ben de imam hatip lisesi mezunuyum. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan da imam hatip mezunu. Onların çektiği sıkıntıların ne olduğunu iyi biliyorum. Çok badireler atlattık. Önümüze birçok engeller konuldu. Üniversitede okumamız engellenmek istendi. Yüksek puanlar aldık, ancak farklı puan sistemleriyle önümüz kesilmeye çalışıldı. Ancak bunları da aştık. Şimdi çıkaracağımız yeni YÖK Yasası'yla bu durumlar yaşanmayacak. Bu haksızlıklar ortadan kalkacak. Okullar arası farklı puan uygulamaları kaldırılmak suretiyle, okuması istenmeyen, ilminden irfanından endişe edilen imam hatiplilerin yolu bu kez açılacak."  …Artık imam hatipli olmanın mutluluğunu hep birlikte doyasıya yaşayacağız. İmam hatipli olmak bir ayrıcalıktır"  şeklinde beyanda bulunduğu, (Ek.92)
5) Adalet ve Kalkınma Partisi Mardin Milletvekili Nihat Eri’nin TBMM Dışişleri Komisyonu toplantısında 2003 yılı Aralık ayında yaptığı konuşmada din eğitiminin yeterince verilmemesinden yakınarak “Böyle olunca da gençler illegal örgütlerin eline düşüyor. Tehvid-i Tedrisat Kanunu getirildi tekkeler kaldırıldı, ama tekkelerde verilen bilgi, mevcut düzenleme ile verilemiyor. Bu yüzden insanlar yanlış yerlere, hatta örgütlere yöneliyorlar,” dediği, 
Bu sözler komisyonun bazı üyeleri tarafından tepki ile karşılaşınca, Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara Milletvekili Eyüp Sanay’ın “…Bizi tekkeleri istiyormuş gibi zannetmeyin.(…) Bu Türkiye’nin bir gerçeğidir. Bir Vak’adır. göz ardı edilemez. Medreseler, tekkeler kapatıldı ama yasak olmasına rağmen bunların verdiği eğitimler bir şekilde veriliyor. ” diye konuştuğu, (Ek.93)
6) İmam Hatip Liselerinde türban takılmasının yasaklanmasına ilişkin Yönetmeliğin uygulanmasına tepki gösteren Antalya Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri 10.12.2003 günü sınıflara türban ile girmek istemelerinin okul idaresi tarafından engellenmesi üzerine yolun trafiğe kapatılarak araçları yumruklanması, okulun tabelasına türban asılması şeklindeki eylemler üzerine; 
Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinden; 
Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa’nın; “Bu sorun çözülmeli. İşe ideoloji katılmamalı. Ancak şartları zorlamamak gerekir. Türkiye bu sorunu aşamadığı için hep ayağına bağlanıyor. Bu iş sokakta değil, ancak uzlaşmayla çözülebilir.” dediği,
Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın; “Hiçbir eylemi desteklemem. Haklılar, ama sokak çözüm değil. Ancak öğrencilerin bireysel tercihlerinin engellenmesiyle yaşadıkları ruh bunalımını görmezden gelemeyiz. Konu, bir parti ve iktidarın her zaman tartışmaya açık tercihine ve yaklaşımına bırakılmamalı. Farklı tercihlerimize saygı göstererek birlikte yaşamanın çözümünü bulmalıyız. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelince, 'Bu konuyu Adalet ve Kalkınma Partisi çözer, kadroları bu konuda samimi' inanışıyla eylemler durmuştu. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi kadrolarının konuyu ele almamış olması sabırlarını taşırdı.” diye söylediği, (Ek.94) 
7)  AİHM'nin verdiği Leyla Şahin kararıyla ilgili olarak;  
AKP Milletvekili ve Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın, türban sorununun AİHM kararından sonra yargı yoluyla çözülmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Artık top yasamada. Anayasa değişikliğinden başka çare kalmadı. AİHM kararı, yasağı onaylayan ve genelleyen bir karar değil. Başörtülülere diyor ki, ‘gidin kendi yöneticilerinizle bu sorunu çözün’. Bu kararla birlikte anlaşılmıştır ki, yargı yoluyla bu yasağı kaldırmak mümkün değil. Bu yasak yasağı koyanların ikna edilmesiyle kaldırılabilir. İş yine toplumsal mutabakat ve yasakçıların kafasının değişmesine geliyor. Çünkü, AİHM bu kararı ile ‘bu yasak bizim hukukumuzu bağlamaz’ demek istiyor. Bu karar türban yasağının insan hakkı ihlali olduğu teziyle çelişse de, o tezi çürütmüyor. Bize ‘aksini yapamazsınız’ demiyor. Tam tersi bu yasağı kaldıracak bir karar da alabilirsiniz, bu beni ilgilendirmez’ diyor. Aksi ise yasal düzenleme ile bunu çözüme kavuşturmaktır. Bunun yolu da Anayasa değişikliğidir…Anayasa Mahkemesi kendisini Yasama Organının yerine koyarak bu kararı almıştır. Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmek gerekiyor.”, 
Adalet ve Kalkınma Partisi Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz’ın; türban yasağının bu karardan sonra, Anayasa ve YÖK yasalarında yapılacak değişiklikle kaldırılabileceğini belirterek; “sorun kurumların birbirlerine güvensizliğinde yatıyor. Ama Cumhurbaşkanımızı ikna etmek mümkün değil. Bu açıdan Anayasa değişikliğiyle çözülebilecek bu sorun için Köşk seçimlerini beklemek en uygunu. Anayasa değişikliği için ancak o noktadan sonra adım atılabilir.”
Şeklinde beyanatlar verdikleri,
AKP Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin’in ise : 
-“Evrensel insan hakları, kurumların ya da mahkemelerin "var" demesiyle var olan, "yok" demesiyle yok olan haklar değildir. Bunlar doğuştan, insan olmamızdan dolayı taşıdığımız haklardır. İçtihatlar ve kararlar zamanla değişir ama evrensel haklar ilanihaye devam edecektir. Mahkeme, Şahin lehine karar verse duracağımız zemin yine aynıydı.” ,
-Söz konusu kararın AİHM'nin evrensel insan hakları noktasında gösterdiği titiz tavrına gölge düşürdüğünü, türbanın evrensel bir insan hakkı olduğunu ileri sürerek; İnanma, inandığını kişisel hayatında tatbik etme bir haktır YÖK'ün almış olduğu yasaklama kararını kendi içinde tutarlı bulmuştur. Bu durumda YÖK'ün bu yasağı uygulamaması durumu insan haklarına aykırı olmayacaktır. Orada ince bir çizgi var. Türkiye'de azınlıkların hakları konusunda kılı kırk yaran AİHM'nin, çoğunluğun inancı gereği yaşaması konusunda verdiği kararla derin bir çelişki içine düşmüştür. ,
-Başörtüsünün kamusal alanda yasaklanmasının, temel bir hak ve özgürlüğün ihlali olarak yorumlandığını, özellikle üniversitelerde başı örtülü kız öğrencilerin derslere alınmamasının uzun zamandır protestolara neden olduğunu kaydederek, Türban, kabul edin ya da etmeyin Türkiye'de bir realitedir. İdareler de halklarına kapalı olamazlar. Var demekle var olmaz, yok demekle yok olmaz , 
biçiminde beyanlarda bulunduğu,  (Ek.95)
8) AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun’un, TBMM’nin 19.6.2003 tarihli 96. birleşiminde şahsı adına yaptığı konuşmada; “Bu ülkede azınlıkların değil, çoğunl

1) Başbakanlık eski Müsteşarı ve halen AKP Milletvekili Ömer Dinçer'in, 19-21 Mayıs 1995 tarihinde Sivas'ta yapılan bir konferansta yaptığı ve “Bilgi ve Hikmet” dergisinin Güz 1995 Tarihli -12. sayısında yayınlanan “21. Yüzyıla Girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam”  konulu konuşmasındaki "…Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam’la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum… " ifadeleri kamuoyunda yoğun tepkilere sebebiyet verdiği,
Ömer Dinçer’in  24.12.2003 günü yaptığı yazılı açıklamada: bu konuşmasına sahip çıkıp, yazının bir bütün olarak okunup değerlendirildiğinde, söz konusu konuşmanın o dönemde tartışılan konuları analiz eden bilimsel bir sempozyum bildirisi olduğunun görüleceğini belirterek,“Yaklaşık dokuz yıl önce halka açık bir sempozyumda bildiri olarak sunulmuş ve daha sonra bilimsel bir dergide kısmen kısaltılarak makale olarak yayımlanmış bir çalışmanın “takiyye belgesi” türünden yakışıksız sıfatlarla ve bağlamından kopartılıp, çarpıtılmış cümlelerle bir  ‘niyet sorgulama aracı’na dönüştürülmesi üzücüdür” diye söylediği, 
Ömer Dinçer’in makalesi hakkında yapılan eleştirilerde kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan bahisle açtığı ve yerel mahkemece kabul edilen manevi tazminat istemine ilişkin dava, temyizen yapılan inceleme üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13.3.2006 gün ve 2005/73718 Esas, 2006/92575 sayılı hükmüyle bozulduğu, 
Bozma Kararında özetle; “…Davacı 1995 yılında bir sempozyumda yaptığı konuşmasında Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin yerini İslam’la bütünleşmeye terk etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacının, ileri sürdüğü bu görüşleri Türkiye Cumhuriyeti anayasasında yer alan değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez nitelikteki hükümler ile bağdaşmamaktadır. Davalı da dava konusu konuşmasında davacının bu fikirlerini eleştirmiş ve davacının Şeyhülİslam gibi fetvalar verdiğini ileri sürmüştür. Davacı Anayasa ile bağdaşmayan görüşler savunduğuna göre eleştirilere de katlanmak durumundadır. Davalının davacı ile ilgili olarak söylediği sözler bu açıdan değerlendirildiğinde eleştiri kapsamında kalmakta olup düşünce açıklaması niteliğindedir. Bu nedenle hukuka aykırılıktan söz edilemez.” denildiği, (Ek.89)
2) 2007 yılı Ocak ayında Eskişehir ilinde imam hatip liseleri arasında yapılan “Hafızlık, Kuran-ı Kerim’i Güzel Okuma ve  Ezan Okuma” etkinliğine katılan Eskişehir Milletvekili Fahri Keskin’in, imam hatip mezunlarının valilik, kaymakamlık gibi görevlere gelmesi ile yolsuzlukların önünün kesileceğini, imam hatiple ilgili verdikleri sözleri unutmadıklarını,  yeri ve zamanı geldiğinde yerine getireceklerini, bir takım mecburiyetlerden dolayı geciktiklerini, bu okullara karşı olanların İslamdan ve milli duygulardan uzaklaştırılmış bir nesil elde etmek amacıyla mücadele verdiklerini, inşallah bu milletin sahiplerinin onlara pabuç bırakmayacağını söylediği, (Ek.90)
3) İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu, Eyüp İlçe Başkanı Mehmet Er, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Nemci Aköz’ün katıldığı İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) tarafından 30.5.2003 tarihinde Ümraniye Haldun Alagaş Spor Kompleksi’nde düzenlenen “İyi ki Varız” konulu toplantıda bir konuşma yapan Burhan Kuzu’nun, “İmam hatip mezunlarına üniversite ve polis okullarına girişte zulüm yapıldığını, Anayasa’da fırsat eşitliği var. Üniversite sınavlarında İmam hatiplilere yapılan haksızlığı kaldıracağız. Bu okullardan mezun olanların polis okullarına alınması sağlanacak” dediği, (Ek.91)
4) AKP Ordu Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Eyüp Fatsa’nın, Ordu İslami İlimler Hizmet Vakfı tarafından 2003 yılı Temmuz ayında düzenlenen “Ordu İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensuplarının Anı Tazeleme Yemeği”nde yaptığı konuşmada; "Ben de imam hatip lisesi mezunuyum. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan da imam hatip mezunu. Onların çektiği sıkıntıların ne olduğunu iyi biliyorum. Çok badireler atlattık. Önümüze birçok engeller konuldu. Üniversitede okumamız engellenmek istendi. Yüksek puanlar aldık, ancak farklı puan sistemleriyle önümüz kesilmeye çalışıldı. Ancak bunları da aştık. Şimdi çıkaracağımız yeni YÖK Yasası'yla bu durumlar yaşanmayacak. Bu haksızlıklar ortadan kalkacak. Okullar arası farklı puan uygulamaları kaldırılmak suretiyle, okuması istenmeyen, ilminden irfanından endişe edilen imam hatiplilerin yolu bu kez açılacak."  …Artık imam hatipli olmanın mutluluğunu hep birlikte doyasıya yaşacağız. İmam hatipli olmak bir ayrıcalıktır"  şeklinde beyanda bulunduğu, (Ek.92)
5) Adalet ve Kalkınma Partisi Mardin Milletvekili Nihat Eri’nin TBMM Dışişleri Komisyonu toplantısında 2003 yılı Aralık ayında yaptığı konuşmada din eğitiminin yeterince verilmemesinden yakınarak “Böyle olunca da gençler illegal örgütlerin eline düşüyor. Tehvid-i Tedrisat Kanunu getirildi tekkeler kaldırıldı, ama tekkelerde verilen bilgi, mevcut düzenleme ile verilemiyor. Bu yüzden insanlar yanlış yerlere, hatta örgütlere yöneliyorlar,” dediği, 
Bu sözler komisyonun bazı üyeleri tarafından tepki ile karşılaşınca, Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara Milletvekili Eyüp Sanay’ın “…Bizi tekkeleri istiyormuş gibi zannetmeyin.(…) Bu Türkiye’nin bir gerçeğidir. Bir Vak’adır. göz ardı edilemez. Medreseler, tekkeler kapatıldı ama yasak olmasına rağmen bunların verdiği eğitimler bir şekilde veriliyor. ” diye konuştuğu, (Ek.93)
6) İmam Hatip Liselerinde türban takılmasının yasaklanmasına ilişkin Yönetmeliğin uygulanmasına tepki gösteren Antalya Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri 10.12.2003 günü sınıflara türban ile girmek istemelerinin okul idaresi tarafından engellenmesi üzerine yolun trafiğe kapatılarak araçları yumruklanması, okulun tabelasına türban asılması şeklindeki eylemler üzerine; 
Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinden; 
Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa’nın; “Bu sorun çözülmeli. İşe ideoloji katılmamalı. Ancak şartları zorlamamak gerekir. Türkiye bu sorunu aşamadığı için hep ayağına bağlanıyor. Bu iş sokakta değil, ancak uzlaşmayla çözülebilir.” dediği,
Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın; “Hiçbir eylemi desteklemem. Haklılar, ama sokak çözüm değil. Ancak öğrencilerin bireysel tercihlerinin engellenmesiyle yaşadıkları ruh bunalımını görmezden gelemeyiz. Konu, bir parti ve iktidarın her zaman tartışmaya açık tercihine ve yaklaşımına bırakılmamalı. Farklı tercihlerimize saygı göstererek birlikte yaşamanın çözümünü bulmalıyız. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelince, 'Bu konuyu Adalet ve Kalkınma Partisi çözer, kadroları bu konuda samimi' inanışıyla eylemler durmuştu. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi kadrolarının konuyu ele almamış olması sabırlarını taşırdı.” diye söylediği, (Ek.94) 
7)  AİHM'nin verdiği Leyla Şahin kararıyla ilgili olarak;  
AKP Milletvekili ve Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın, türban sorununun AİHM kararından sonra yargı yoluyla çözülmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Artık top yasamada. Anayasa değişikliğinden başka çare kalmadı. AİHM kararı, yasağı onaylayan ve genelleyen bir karar değil. Başörtülülere diyor ki, ‘gidin kendi yöneticilerinizle bu sorunu çözün’. Bu kararla birlikte anlaşılmıştır ki, yargı yoluyla bu yasağı kaldırmak mümkün değil. Bu yasak yasağı koyanların ikna edilmesiyle kaldırılabilir. İş yine toplumsal mutabakat ve yasakçıların kafasının değişmesine geliyor. Çünkü, AİHM bu kararı ile ‘bu yasak bizim hukukumuzu bağlamaz’ demek istiyor. Bu karar türban yasağının insan hakkı ihlali olduğu teziyle çelişse de, o tezi çürütmüyor. Bize ‘aksini yapamazsınız’ demiyor. Tam tersi bu yasağı kaldıracak bir karar da alabilirsiniz, bu beni ilgilendirmez’ diyor. Aksi ise yasal düzenleme ile bunu çözüme kavuşturmaktır. Bunun yolu da Anayasa değişikliğidir…Anayasa Mahkemesi kendisini Yasama Organının yerine koyarak bu kararı almıştır. Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmek gerekiyor.”, 
Adalet ve Kalkınma Partisi Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz’ın; türban yasağının bu karardan sonra, Anayasa ve YÖK yasalarında yapılacak değişiklikle kaldırılabileceğini belirterek; “sorun kurumların birbirlerine güvensizliğinde yatıyor. Ama Cumhurbaşkanımızı ikna etmek mümkün değil. Bu açıdan Anayasa değişikliğiyle çözülebilecek bu sorun için Köşk seçimlerini beklemek en uygunu. Anayasa değişikliği için ancak o noktadan sonra adım atılabilir.”
Şeklinde beyanatlar verdikleri,
AKP Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin’in ise : 
-“Evrensel insan hakları, kurumların ya da mahkemelerin "var" demesiyle var olan, "yok" demesiyle yok olan haklar değildir. Bunlar doğuştan, insan olmamızdan dolayı taşıdığımız haklardır. İçtihatlar ve kararlar zamanla değişir ama evrensel haklar ilanihaye devam edecektir. Mahkeme, Şahin lehine karar verse duracağımız zemin yine aynıydı.” ,
-Söz konusu kararın AİHM'nin evrensel insan hakları noktasında gösterdiği titiz tavrına gölge düşürdüğünü, türbanın evrensel bir insan hakkı olduğunu ileri sürerek; İnanma, inandığını kişisel hayatında tatbik etme bir haktır YÖK'ün almış olduğu yasaklama kararını kendi içinde tutarlı bulmuştur. Bu durumda YÖK'ün bu yasağı uygulamaması durumu insan haklarına aykırı olmayacaktır. Orada ince bir çizgi var. Türkiye'de azınlıkların hakları konusunda kılı kırk yaran AİHM'nin, çoğunluğun inancı gereği yaşaması konusunda verdiği kararla derin bir çelişki içine düşmüştür. ,
-Başörtüsünün kamusal alanda yasaklanmasının, temel bir hak ve özgürlüğün ihlali olarak yorumlandığını, özellikle üniversitelerde başı örtülü kız öğrencilerin derslere alınmamasının uzun zamandır protestolara neden olduğunu kaydederek, Türban, kabul edin ya da etmeyin Türkiye'de bir realitedir. İdareler de halklarına kapalı olamazlar. Var demekle var olmaz, yok demekle yok olmaz , 
biçiminde beyanlarda bulunduğu,  (Ek.95)
8) AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun’un, TBMM’nin 19.6.2003 tarihli 96. birleşiminde şahsı adına yaptığı konuşmada; “Bu ülkede azınlıkların değil, çoğunlukl

1) 2004 yılında yapılan mahalli idareler seçimi sırasında Niğde Ulukışla İlçe teşkilatı il genel meclisi üye adayları Ali Uğurlu, Kamil Ünal, Mustafa Burna ile belediye başkan adayı Ali Tekin, Cumhuriyet dönemi kastedilerek üzerine “İktidarla el ele-84 yıllık karanlığa son” yazılan araçla seçim propagandası yaptıkları, (Ek.132)
2) Samsun ili Gazi Beldesi Belediye Başkanı Adalet ve Kalkınma Partili Süleyman Kaldırım'ın önsöz yazdığı ‘Muhtasar İlmihal-Resimli Namaz Hocası’ adlı “gözleri ve ayakları sağlam olmayanların cuma namazı kılamayacağı, insan pisliğinin 3.2 gramdan fazlasının namaza mani olduğu, ‘ah’ diye inlemenin, saç ve sakal taramanın da namazı bozduğu” gibi dini kuralların anlatıldığı 190 sayfalık kitabın ilköğretim okulu öğrencilerine 2005 yılı Eylül ayında bedava dağıtıldığı,  (Ek.133)
3) Dinar İlçesi’nin ilahiyat kökenli Belediye Başkanı Adalet ve Kalkınma Partili Mustafa Tarlacı’nın, 2005 yılı Ramazan ayı boyunca 8 camide teravih namazı kıldırdığının öne sürülmesi üzerine Valiliğin, buna izin veren 8 cami imamı hakkında soruşturma açtırdığı, (Ek.134)
4) Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ayşe Yüreklitürk’ün İzmir İl Genel Meclisi'nin 2005 yılı Aralık ayında yapılan toplantısına türbanla gelerek, Adalet ve Kalkınma Partili meclis üyelerinin arasına oturduğu, bu tutumunun ağır tartışmalara sebebiyet verdiği, (Ek.135)
5) Başkanlığını APK’li Ahmet Genç’in yaptığı Eyüp Belediyesi’nce, 2005 yılında ÖSYM'nin yaptığı Kamu Personeli Seçme Sınavı'yla alacağı zabıta memurları için imam-hatip mezunu olma şartı getirdiği, (Ek.136)
6)  Adalet ve Kalkınma Partili Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç’in, 2006 yılında 10.000 adet bastırdığı “…Örtünmemek elbette dinden çıkmak değildir. Sadece günahkar olmaktır. Ancak başörtülüye eğitim ve sosyal sahalarda reva görülen muamele, sadece zulüm ve haksızlık olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda İslam dinini hatırlatan her şeye düşmanlıktır. Din ve vicdan özgürlüğüne açık bir müdahaledir" görüşlerini içeren “Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed" başlıklı broşür ile Diyanet İşleri Başkanlığının “Hz. Peygamberin Örnek Hayatı” isimli kitabını okullarda izinsiz olarak dağıttığı,  (Ek.137)
7) Adalet ve Kalkınma Partili Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç’in 2006 yılı ramazan ayında Eyüp Sultan Cami bahçesine kurulan ramazan çadırına 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 87. maddesine aykırı olarak ismini ve sıfatını içeren afişler astırttığı, tutanak tutulduğu, (Ek.138)
8) Başkanlığını AKP’li Mehmet Demirci’nin yaptığı Tuzla Belediyesince, 2006 yılında evlenen çiftlere üzerinde belediyenin ambleminin de yer aldığı şeriat hükümlerine göre yaşamalarını ve bunun için cihat yapmalarını öneren Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof Dr Hamdi Döndüren tarafından yazılan 'Delilleriyle Aile İlmihali'  isimli kitabın dağıtıldığı, (Ek.139)
9) Başkanlığını AKP’li Ahmet Misbah Demircan’ın yaptığı Beyoğlu Belediyesi'nin, 2006 yılında ilköğretim öğrencilerine trafik kurallarını öğrenmesi amacıyla dağıtmak için kendisini "hoca" ve "ilahiyatçı" olarak isimlendiren Halis Ece’ye hazırlattığı ve önsözünü Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın yazdığı "Çocuklara Trafik Bilgileri ve Eğitimi" adlı trafik rehberinde, kazaların "takdir-i ilahi" olduğunu belirtilerek, "Trafik kazaları kader değildir teraneleri, bizim tevhid, birlik esası üzerine kurulu inançlarımıza aykırı" denildiği, (Ek.140)
10)  Başkanlığını AKP’li Hüseyin Turan’ın yaptığı Silivri Belediyesince 2006 yılında belediye adına özel olarak bastırılan ve M. Ertuğrul Düzdağ tarafından yazılan önsözünde Atatürk’ün kişiliğine, ilke ve devrimlerine ağır saldırılar yapılan Mehmet Akif Ersoy’un “Safahat” isimli kitabın ilçedeki tüm lise öğrencilerine bedava dağıtmak üzere belediyeye ait taşıtlarla okullara getirildiği ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce dağıtım izni bulunmayan kitapların bir kısmının lisedeki öğrencilere dağıtımının yapıldığı, (Ek.141)
11) AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun, 2006 tarihinde üzerinde kartviziti ve AKP logosu bulunan 5.000 adet Kuran-ı Kerim’i Büyükşehir amblemini taşıyan çantalar içerisinde belediye personeli aracılığıyla kentte dağıttırdığı, (Ek.142)
12) AKP’li Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın 2004 yılı Kasım ve Aralık aylarında belediyenin görevleri içerisinde bulunmadığı halde belediye ait otobüsü seyyar mescit haline dönüştürdüğü ve bu eylemi nedeniyle hakkında soruşturma izni verildiği, (Ek.143)
13) Adalet ve Kalkınma Partisi Gençlik Kolları Ankara İl Başkanlığı tarafından 2006 yılında Kurtuluş semtinde, üzerinde 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununun 87. maddesine aykırı olarak “Hoş geldin Ya Şehr-i ramazan”, “Adalet ve Kalkınma Partisi”, “Gençlik Kolları”, “Her şey Türkiye için”, “Adalet ve Kalkınma Partisi Gençlik Kolları Ankara İl Başkanlığı İftar Çadırı” yazıları ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin amblemi ve genel başkanının dört ayrı fotoğrafı bulunan iftar çadırı açıldığının belirlendiği, (Ek.144)
14) Konya'nın Seydişehir ilçesinde, 18 Mart Çanakkale Şehitleri'ni Anma Günü nedeniyle düzenlenen şiir ve müzik yarışmasında birinci olan imam hatip lisesi öğrencilerine ödüllerinin verilmesi için okul bahçesinde düzenlenen törende konuşma yapan AKP’li Belediye Başkanı İbrahim Halıcı’nın Ben de bu okulda okudum. O dönem okul çok kalabalıktı, şimdi azalmış. İnşallah bütün okullar imam hatip olacak dediği, (Ek.145)
15) Denizli Endüstri Meslek Lisesi’nde sınıf tahtasına “şeriat gelecek, zulüm bitecek” diye yazan ve namaz kıldığı için derslere geç giren öğrencisi İmdat Niyaz’ı uyardığı için öldürülen Öğretmen Yusuf Batur’un bir caddeye verilen ismi AKP’li Denizli Belediye’si tarafından “Meclis Caddesi” olarak değiştirildiği,  adının yazılı olduğu tabelaların yerinden söküldüğü,
Yusuf Batur’un eşi Ümmühan Batur’un söz konusu idari işlemin iptali için Denizli İdare Mahkemesine açılan dava sonucunda hukuka aykırı meclis kararının iptaline karar verildiği,  (Ek.146)
16) Adalet ve Kalkınma Partisi Konya Milletvekili Halil ÜRÜN’ün danışmanlığını yürüten Ahmet Şükrü KILIÇ’ın; türbanlı olduğu için 28 Şubat döneminde görevine son verildiği bildirilen eşi Nilgün Kılıç’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2003 Yılı Kasım ayında yapılan büyük kongresinde MKYK üyeliğine seçilmesini “işte 28 Şubat’ın rövanşı diye ben buna derim”  şeklinde değerlendirdiği,  (Ek.147)
17) “Türbanlı Belediye Başkanı da olmalı” çıkışıyla adı sıkça gündeme gelen AKP’li Isparta Belediye Başkanı Hasan BALAMAN’ın İlköğretim öğrencilerine içinde Said-i Nursi propagandası yapılan bir kitap dağıttığı, ‘Küçük Gezgin, Güller Ve Halılar Diyarı Isparta’da’ adlı kitapta Said-i Nursi için ‘keskin zekası, harikulade hafızası yüzyılın mütefekkiri’ gibi övücü ifadeler kullanıldığı, belediye tarafından Bahattin ATAK’a hazırlatılan kitabın Ülkü İlköğretim Okulunda 200 öğrenciye verildiği, ( Ek.172)
18) AKP’li Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman’ın Isparta Müftülüğü tarafından düzenlenen ‘Hafızlık Taç Giyme Töreninde’ yaptığı konuşmada; “… böyle bir şey olmaz. Yasak her yerden kalkmalı (…) başörtülü bir kadın da belediye başkanı, daire başkanı olabilmeli (…) imam hatipli bir kişinin hırsız veya uğursuz olduğu görülmemiştir.” dediği,  (Ek.129)
Tespit edilmiştir.

1) Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 13.8.1999 gün ve 23785 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği”nde değişiklik yaparak 30 dan fazla maddesini değiştirdiği, Yönetmeliğin 42. maddesinde yapılan değişiklikle ilköğretim müfettişlerinin görev alanının yeniden belirlendiği, düzenleme ile “Milli Eğitim Yayınevleri ile öğretmenevleri, halk eğitim merkezi ve akşam sanat okullarıyla bunlara bağlı kurslar, çıraklık eğitim merkezleri, eğitim araçları ve donatım merkezi ve akşam sanat okulu müdürlükleri, rehberlik ve araştırma merkezleri ve sağlık eğitim merkezleri, hizmetiçi eğitim enstitüleri ve akşam sanat okulları ile hizmet içi eğitim merkezleri, spor ve izcilik merkezleri, gençlik ve izcilik eğitim tesisleri, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kuran kursları, dernek ve vakıflarca açılan ve bakanlığın denetimi ve gözetimi altında bulunan gerçek ve tüzelkişilere (şirket) ait öğrenci yurtlarının denetim görevinin ilköğretim müfettişlerinden alındığı, Yönetmelik değişikliği sonucu ilköğretim müfettişlerinin denetim alanlarının Okulöncesi eğitim kurumları, ilköğretim kurumları, özel eğitim gerektiren çocuklar için açılmış ilköğretim seviyesindeki okullar ve sınıflar, yetiştirici ve tamamlayıcı sınıflar ve kurslar, ilköğretim seviyesinde açılan öğrenci yetiştirme kursları, özel öğretim kurumlarına bağlı, ilköğretim seviyesindeki dershane, kurs, etüt eğitim merkezleri ve okulları, valilikçe uygun görülen bakanlığın gözetimi ve denetimine tabi diğer okul/kurumlarda inceleme ve soruşturma işleri. ile sınırlandırıldığı, böylece Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kuran kursları ile vakıf yurtlarının denetiminin ilköğretim müfettişlerinin görev alanından çıkarılarak, Kuran kurslarını denetleme görevinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı murakıplara bırakıldığı, 
Danıştay'ın yönetmelik değişikliğini iptal etmesi üzerine, yönetmelikte yeniden bir değişiklik yapıldığı, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı ilköğretimin 5. sınıfını bitiren öğrenciler için açılan yaz Kuran kursları ilköğretim müfettişlerinin denetim kapsamına alınırken diğer Kuran kursları ile dernek ve vakıflarca açılan öğrenci yurtlarının yine denetim kapsamı dışında tutulduğu, (Ek.148)
2) Milli Eğitim Bakanlığı, Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliği’nde 2006-2007 öğretim yılından itibaren geçerli olmak üzere İmam Hatip Lisesi öğrencileriyle ilgili önemli bir düzenleme yaparak, İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencileri ya da mezunlarının, Açık Öğretim Lisesinde bir dönem öğrenim gördükten sonra Öğrenci Seçme Sınavı’nda (ÖSS) istedikleri alandan sınava girebilmelerine olanak tanındığı, Yönetmeliğin 14 Aralık 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği,
14.12.2005 tarih ve 26023 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliğinin bazı maddelerinin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle YÖK tarafından açılan davada Danıştay 8. Dairesi 7.2.2006 gün ve 2005/6384 Esas sayılı kararla istemi yerinde görerek yürütmenin durdurulması kararı verdiği, Milli Eğitim Bakanlığının bu karara kadar yapılan yeni kayıtların geçerli ocağına dair işlemin de iptali amacıyla  YÖK tarafından açılan davada Danıştay 8. Dairesi 7.6.2006 gün ve 2006/1249 Esas sayılı karar ile işlemin yürütmesinin durdurulmasına hükmettiği, (Ek.149)
3) 8.11.2003 tarihli resmi gazetede yayımlanan “Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 15. maddesinin kaldırıldığı, kaldırılan madde hükmünün “Gençleri Cumhuriyet esaslarına göre hazırlayacak ve okullarda milli terbiyeyi kuvvetlendirecek tedbirleri almak” şeklinde olduğu, (Ek.150)
4) Fakir ve başarılı öğrencilerin Devletçe özel okullarda okutulmasıyla ilgili yönetmelik hakkında Danıştay’ca yürütmenin durdurulması kararı verildiği, bunun akabinde aynı konuda çıkartılan 31.7.2003 tarih ve 4967 sayılı Yasanın da  Cumhurbaşkanı tarafından bu okullara alınacak öğrenci yapısı ve öğretmenler gözetilerek, devlet niteliklerine aykırılık söz konusu olacağı gerekçesiyle veto edildiği, (Ek.151)
5) Milli Eğitim Bakanlığının (MEB), Şubat 2002 tarihli Tebliğler Dergisi'nde yayımlanan Merkezi Sistem Sınav Yönergesi'ni yenileyerek Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS), devlet parasız yatılılık ve bursluluk, açık öğretim okulları, motorlu taşıt sürücü adayları sınavlarıyla resmi, özel kurum ve kuruluşlarla imzalanan protokollere göre yapılan seçme, yerleştirme, atama, görevde yükselme, unvan değişikliği ve benzeri sınavlarla ilgili esasları yeniden düzenlediği, mevcut yönergede MEB'in yaptığı merkezi sınavlara adayların girebilmesi için 'baş açık' olması gerektiği belirtilirken, Mayıs 2006-2584 sayılı Tebliğler dergisinde yayımlanan 19.4.2006 gün ve 5855 sayılı Merkezi Sistem Sınav Yönergesi’nde bu ifadenin kaldırıldığı,  mevcut Yönergenin 10/ı maddesinde yer alan  “Tüm sınav görevlilerinin, yürürlükteki mevzuata uygun kılık ve kıyafet ile görevlerine gelmelerini, örgün ilk ve orta öğretim kurumlarında öğrenim gören adayların merkezi sistem sınavlarına başı açık, temiz, düzenli ve aşırılığa kaçmayan bir kıyafetle girmelerini sağlamak” maddesi, yeni Yönergenin 11/i maddesi ile 'Adayların temiz, düzenli ve aşırılığa kaçmayan bir kıyafetle sınava girmelerini sağlar' ifadesiyle değiştirildiği, 
Eğitim-İş’in, Milli  Eğitim Bakanlığının 19.4.2006 gün ve 5855 sayılı Merkezi Sistem Sınav Yönergesi’nin  11/i hükmünün iptali amacıyla açtığı dava sonucu, Danıştay 8. Dairesinin 3.8.2006 gün ve 2006/3481 Esas sayılı hükmü ile “Kararda, dava konusu yönerge ile yürürlükten kaldırılan Milli Eğitim Bakanlığı Merkezi Sınav Yönergesinin,  Sınav Görevlileri ve Sorumları başlıklı 10. maddesinin Bina Sınav Komisyonu Kuruluşu ve Görevleri bölümünün ( ı) bendinde yer alan ; “Tüm sınav görevlilerinin, yürürlükteki mevzuata uygun kılık ve kıyafet ile görevlerine gelmelerini, örgün ilk ve orta öğretim kurumlarında öğrenim gören adayların merkezi sistem sınavlarına başı açık, temiz, düzenli ve aşırılığa kaçmayan bir kıyafetle girmelerini sağlamak” hususunun bina sınav komisyonunun görevleri arasında sayıldığı, dava konusu olan ve eski düzenlemeyi yürürlükten kaldıran yeni yönergede aynı başlığı düzenleyen 11. maddesinin (i) bendinde ise, Sınav Komisyonuna “sınava başı açık”  girilmesinin sağlanması görevinin yüklenmesinin eksik bırakıldığı, yeni yönergeden “başı açık” ibaresinin “çıkarılarak soyut ve genel ifadelere” yer verilmesinin,” hukuka aykırı bulunduğu gerekçesiyle sözü edilen yönergenin 11/i maddesinin iptaline karar verdiği,
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Danıştay 8. Dairesi’nin kararına MEB’in yaptığı itirazı da reddettiği,  (Ek.152)
6) 7.12.2004 günü yürürlüğe giren 5272 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesinin 1. fıkrası “gayrisıhhi müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek” görevini belediyelere, belediye sınırları dışında ise 5320 sayıl İl Özel İdaresi Kanununun 7. maddesi mucibince “İl Özel İdaresi”ne verdiği,
24.11.2004 tarih ve 5259 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 4.7.1934 gün ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 6, 7, 8, 12. maddeleri,  8.6.1942 gün 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun 3. maddesinin a bendi, 14.6.1989 tarih ve ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunun 19. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliklerle içkili yerlerin ruhsatlandırılması görevinin belediye ve il özel idarelerine verildiği, yasalarda yapılan bu değişiklik üzerine İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hazırlanarak 10.8.2005 tarih ve 25902 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı,
İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nün 14.10.2005 gün ve 82663- 2005/107 sayılı genelgesinde; “10.8.2005 tarih ve 25902 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 29. maddesine göre içkili yer bölgesi mülki amirlerin genel güvenlik ve asayiş durumu hakkındaki görüşü doğrultusunda belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediye meclisince, bu sınırlar dışında il genel meclisince tespit edilecektir. Ancak, içkili yer bölgesinin bir belediye sınırı dahilinde birden çok alanda tespit edilmesine engel bir husus yoktur. Bununla beraber, içkili yer bölgesi adres ve nokta işyeri olarak değil bölge olarak tespit edilmelidir. Dolayısıyla işyeri ve adres bazında içkili yer bölgesi tespitinin yapılması Yönetmeliğin genel düzenlemesine ve bölge tespitinden beklenen amaca aykırıdır. Çünkü bar, gazino, pavyon vb içkili eğlence yerlerinde, gerek müşterilerin gerekse işyeri çalışanlarının sebep olduğu çeşitli asayiş olaylarının meydana gelmesi veya yüksek sesle müzik yapılması gibi nedenlerle çevreye rahatsızlık verildiğinden, bu gibi yerlerin kolluk veya zabıtaca sürekli kontrol ve denetim altında bulundurulması gerektiği için bölgesel tespit yapılması esas alınmıştır.  Diğer yandan, gerek imar planında gerekse şehir planlarında park alanları, okul bölgeleri, spor alanları, kültürel merkezler yanında oyun ve eğlence merkezlerinin açılabileceği alanların da belirlenmesi, hem şehrin düzenli gelişimini, hem de kişilerin yaşam alanlarında huzurlu ve güven içerisinde bulunmalarını sağlayacaktır. Bu çerçevede, kişilerin huzur ve sükunu ile beden ve ruh sağlığını temin edecek bir çevre oluşturulması, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin daha etkin bir şekilde kontrollerinin yerine getirilmesi esas alınarak, bu tür iş yerlerinin özellikle konut ve yerleşim alanları ile gürültüye duyarlı kurumların bulunduğu yerlerde açılmaması, bunların şehir içerisinde veya yakınında konutlardan ayrılmış, özel olarak bu şekilde faaliyet gösteren işletmelere tahsis edilmiş, alt yapısı, ulaşım hizmetleri buna göre yapılmış ay

Laiklik gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse İHAM'ne göre, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin değişmez ve temel ilkelerinden birisi olup; hukuk ve insan haklarına verilen önem ile aynı karede yer almaktadır. Bu ilkeye saygı duymayan hiçbir hareket kabul edilemez ve koruma göremez(RP/Türkiye Daire Kararı, Kalaç/Türkiye kararı)
Batıda laisizm ruhban sınıfına karşı halkı korumak, ruhban sınıfının iktidarına son vermek için geliştirilmiş bir ilkedir. Yüzlerce yıl süren mücadeleler ve deneyimlerden sonra tartışma konusu olmaktan çıkarılıp genel bir kabul gördüğünden, bazı batı anayasalarında laikliğe ağırlıkla yer verilmesine gerek bile duyulmamıştır. Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan milletler arasında laiklik ilkesini Anayasasına alan ilk Cumhuriyet olduğundan, laiklik Türkiye Cumhuriyetinin esasını oluşturmakla, diğer devrimler de bu ilkeler üzerine yapılandırılmış olup, ilk ve yeni olan bu ilkenin daha çok korunması gerekmekle Türkiye'deki laisizm, batıdakinden farklı ve yaşamsal bir yapıya sahip bulunduğundan, toplumca içselleştirildiğinden Türkiye'nin bu tehdit ve tehlikeler karşısında gerekli koruma önlemlerini alma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada davalı partinin dinsel simgelere getirilen yasağın sadece Türkiye ile sınırlı olduğuna ilişkin iddiası yanıltıcıdır. Batıda da her devlet kendi toplumunun kamu düzeninin gereklerine göre tedbirler almak ve uygulamak durumundadır. Nitekim Avrupa'da en fazla Müslüman nüfus barındıran devletlerden Fransa'da türbanı okullarda ve kamusal alanda yasaklamıştır. Almanya'da bazı eyaletlerde yasaklanmış, diğer bazı eyaletlerde de yasaklanması tartışılmaktadır. İsviçre ve Belçika'da da benzer yasaklar vardır ve en son İspanya ve Hollanda'da türbanın belli alanlarda yasaklanmasına karar verilmiştir.
Siyasal İslam, yalnızca kişi ile tanrı arasındaki alanla sınırlı kalmayıp, devlet ve toplum düzenini de kapsamına alma iddiasında olmakla, totaliterdir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyetinde siyasal İslam'ı esas alan partilerin Avrupa'daki Hıristiyan demokrat partilerle benzerliği söz konusu değildir.
Türkiye'de siyasal İslamcı akımların ve aynı esasa dayalı politikalarıyla davalı siyasi partinin nihai amaçlarının hukuk devleti yerine, dini esaslara dayalı bir devlet sistemi kurmak (şeriat) olduğu görülmüştür.  Bu amaca ulaşıncaya kadar "takiyye" yöntemini kullanacakları kendi ifadeleriyle açıklanmaktadır. Tabanlarından gelen baskı karşısında sabır ve itidal tavsiyeleri bunun işaretidir.  Oysa şeriat düzeni Anayasa, İHAS ve buna bağlı olarak Avrupa kamu düzeni ile hiçbir biçimde bağdaşmamaktadır.
Bu yolda siyasal İslam'ın ya da Türkiye'ye giydirilmek istenen "ılımlı İslam" modelinin bir şeriat devletine dönüşmesi ve gerekirse bu yolda İslami terörün de kullanılması uzak bir olasılık değildir.  Nitekim yakın tarihte bölgemizde geçiş dönemi örneği olarak, sıkça öne çıkarılan kimi devletlerin daha sonra kaçınılmaz biçimde radikal bir değişikliğe uğrayarak köktendinci bir rejime dönüştüğü görülmüştür.
Şeriat, Müslümanların kendi aralarındaki ve diğer dinlere mensup olanlarla arasındaki ilişkilere uygulanan bir hukuk sistemidir (RP/Türkiye Kararı). İslam'ın düzenleyici kuralları çok hukukluğu (ceza hukuku, devletler hukuku, aile hukuku, miras hukuku alanlarını) kapsadığı gibi; insanın sosyal yaşamının (kişinin giyinmesi, evlenmesi, boşanması, karşı cinsle her türlü beşeri ilişkisi) şeklini de belirler. Diğer bir anlatımla, dünyevi ilişkilerde de belirleyici olması şeriata göre bir zorunluluktur.  Sonuçta statik kurallar bütünü şeriat total bir sistemdir. Özü itibarıyla da baskıcıdır ve demokrasi, insan hakları düşüncesiyle bağdaşmaz.
Anayasamız ile partiler siyasal yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmiş ise de, siyasi partiler için Anayasa'ya sadakat yükümlülüğü de öngörülmüştür. Bu bağlamda Anayasa'daki özgürlükçü demokratik düzenin temeli olan laiklik ilkesine bağlı olmayan diğer bir anlatımla anti-laik partiler yasaklanmış ve bu konuda kapatma yaptırımı benimsenmiştir. Bu yasaklama ve yaptırım, laik rejim için olası tehlikeler gözetildiğinde Almanya ve Avusturya'da Nazi Partisinin, İtalya'da Faşist Partinin yasaklanması kadar yasal ve hukuka uygundur.
Cumhuriyet öncesi dönemde İslami teokratik rejim tarafından diğer inanç topluluklarının toplumsal yaşamlarını düzenlemek için, şeriat hukuku çerçevesinde çok hukuklu bir sistem uygulanmıştır (RP/Türkiye Kararı). Davalı parti ileri gelenlerinin gerek siyasal alandaki söylemlerinde, gerekse eğitim ve öğretim programlarındaki uygulamalarında, Cumhuriyet öncesi döneme sıklıkla vurgu yapmaları; o döneme ait uygulamaların ve şeriata özgü çok hukukluluğun üstü kapalı olarak canlı tutulması ve yerleştirilmeye çalışılmasıdır.
Çok hukukluluğu ve İslami yönden sınırsız özgürlüğü savunmak, İslam'a yönelik pozitif ayrımcılıktır. Bu suretle devlet ve laik hukuk dışlanmaktadır. Sonuçta bu doğrultuda atılan adımlar yoğunlaştıkça İslami düzen ortaya çıkmakta ve laiklik de ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Bu bağlamda dinsel bir simge olan türbanın yükseköğretimde ve giderek tüm alanlarda serbestçe takılmasına yönelik politikalar, imam hatip okullarının sayısının arttırılması ve katsayı sisteminin kaldırılması gibi uygulamalar genel nüfusun ağırlıklı inanç yapısı gözetildiğinde İslam için bir pozitif ayrımcılıktır.

Laik devlet, yapısı ve değerleriyle dini hüküm ve kurallara bağımlı olmayan, bilimin esaslarına uygun ve din kurallarından bağımsız olarak her türlü düzenlemeyi yapabilen, din kurallarının yasa koyucuyu sınırlayamadığı devlettir. Bireyler de laik devletin koyduğu kuralların din kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek bu kurallar nedeniyle eğitim ve öğrenim haklarının engellendiğini ileri süremezler. Çünkü laik devlet fertlerin toplumsal yaşamdaki işlerini ilgilendiren konularda din kurallarıyla bağlı olmaksızın kamu düzeni ve yararını gözeterek serbestçe düzenleme yapabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının başlangıç dâhil birçok maddesinde yer alan laikliği başka bir biçimde anlama ve yorumlamanın imkanı yoktur. Oysa başta davalı partinin genel başkanı ve bir dönem TBMM Başkanlığı da yapmış olan Bülent Arınç ve diğer parti ileri gelenlerinin , sıklıkla tekrarlamaktadırlar. Burada dini inancı olanların laik olamayacaklarını vurgulamaktaki asıl amaç, laiklik ilkesini hukuksal yerinden uzaklaştırarak, inançsızlık-inanca dayalı bir ayrımcılık oluşturmaktır.
Ayrıca lâikliğin yanlış tanımlandığı iddiası, resmî daire ve üniversitelerde uygulanan türban ve başörtüsü yasağını hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engelleyen, zulüm ve zorbalık olarak gösterilmesi, kamu düzenini bozacak nitelikte görülmüştür. Başbakanın ve davalı Partinin diğer üyelerinin bu ve benzeri söylemlerle dinsel konularda kişiler için sınırsız bir alan yaratmak ve bu ayrımcı yaklaşımla dinlere (sayısal çoğunluk gözetildiğinde İslam'a) serbest bir ortam sağlamak amacını taşımaktadır. Kişilerin dinsel konularda (ki İslam'ın dünyevi ve uhrevi tüm alanları kapsadığı gözetildiğinde) tam bir serbesti içinde olmaları demek, kişilere uygulanacak kuralların, benimsedikleri din ekseninde belirlenmesi anlamındadır. Bu ise kişiler yönünden laik devletin kurallarını dışlayıcıdır ve dini (İslam'ı), tartışmasız olarak kişilerin uhrevi değil tüm dünyevi ilişkilerinde de tek belirleyici unsur olarak kabul etmek anlamındadır.

Nitekim bir Yargıtay Başkanı, ülkede yaşanan gelişmeleri ve gidişatı da gözeterek yaptığı 2003 Yılı Adli Yıl açılış konuşmasında,  şeklinde tespit yaparak sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerin gerçek siyasi amaçlarını ortaya koymuş, Başbakan Erdoğan,   şeklinde yanıt vererek, aslında din ve vicdan özgürlüğü konusundaki düşüncelerinin siyasal İslam'a sınırsız bir özgürlük alanı yaratmak olduğunu bir kere daha açıklıkla ifade etmiştir. Bu bakış açısı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve tüm parti ileri gelenlerinin söylem ve eylemlerine yansımış, devlet adeta bir inancın hüküm ve kuralları çerçevesinde yeniden biçimlendirilmeye, dönüştürülmeye çalışılmıştır. Nitekim türbanın Yükseköğretim kurumlarına girmesine olanak sağlayacak Anayasa değişikliğin yapıldığı 9 Şubat 2008 günü Almanya'daki resmi seyahati sırasında gazetecilerin "İslamiyet ile AB sürecini nasıl bağdaştırdığını" sormaları üzerine;  demiş, 7 Mart 2008 tarihinde partisinin Uşak ilinde düzenlediği bir toplantıda kendisine "Af yok mu?" diye seslenen bir vatandaşa,  demiştir. Başbakan ilk söylemiyle, bir Müslüman'ın dininin emrettiği her şeyi serbestçe yapabileceğini, dini özgürlüklerin sınırsız olduğunu, ikinci söylemiyle de laik hukuk sistemini yok sayarak, adam öldürme suçuna şeriat hukukundaki 'kısas' uygulamasını ifade etmekte, "öyle olması gerekir" cümlesiyle de, sistemin şeriat hukukuna dönüşmesine olan özlem ve niyetini açığa vurmaktadır. Başbakanın bu yaklaşımlarına göre dini inancın bütün vecibeleri din ve vicdan özgürlüğü kapsamındadır ve kısıtlanamaz. Bu yoruma göre, özel ve kamusal yaşamın tümünü kapsama iddiasındaki İslam şeriatı için hiçbir kısıtlama öngörülemeyecek, ceza hukuku uygulamalarında da şeriat hukukunun kapıları açılacaktır. Bu bakış açısıyla türban bir dini vecibedir ve dini vecibelere kısıtlama getirilemez. Yine din kurallarının uygulanması dini vecibe (dini ödev) kabul edildiğinde, bu kuralların tüm özel ve kamusal alanlarında da (aile, miras, ceza, ticaret hukuku vb.) yaşanması talebi kendiliğinden ortaya çıkacak, aksini savunanlar yine İslam şeriatının yaptırımlarına maruz kalabilecektir.
Gösterilen deliller, Anayasanın 10. ve 42 nci maddelerinin laiklik ilkesinin özüne dokunmak amacıyla değiştirildiğini kanıtlamaktadır. Çünkü artık köktendinciler isteklerini türbanın kamusal alanda da serbest kalmasının ötesine taşımışlar, televizyonlardaki açık oturumlarda  çekinmeden söylemeye başlamışlardır. Sadece bu durum bile laik devlet ilkesini ve Türkiye'de laikliği savunanları nasıl bir tehlikenin beklediğini göstermeye yeterli olup, şeriatın içerdiği şiddet unsurunu da sergilemektedir.
Davalı parti, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin bütün kazanımlarına karşı mücade

==Eylemlerin zorlayıcı sosyal gereksinim de gözetilerek hukuksal yönden irdelenmesi ==
Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidar partisi olması nedeniyle yukarıda belirttiğimiz beyan ve eylemleri laik Cumhuriyet aleyhine giderilmesi olanaksız zararlar doğurmasının kapatma yaptırımını gerektirmekte, ortaya konulan eylemler gözetildiğinde kapatma yaptırımının uygulanmasında zorlayıcı sosyal gereksinim bulunmaktadır.
Zorlayıcı sosyal gereksinim değerlendirilirken gözetilen uygun zaman, eylemlerdeki ağırlık, eylemlerin isnat edilebilirliği, partinin hedeflediği siyasi model, eylemlerdeki kullanılan yöntem karşısında öngörülen yaptırım eylemlerle orantılıdır.
Kapatma davasının açıldığı tarihte davalı iktidar partisinin türbanın yükseköğretim kurumlarına sokulması için Anayasa değişikliği ile neden olduğu toplumsal kutuplaşma ve gerginlik dikkate alındığında ve özellikle demokratik toplumun düzenli bir biçimde işlemesinin sağlanmaya çalışıldığı ülkemizde, laiklik ilkesinin korunması yasal ve anayasal bir zorunluluk olduğu gibi, bu ilkenin korunmasında genel bir çıkar da bulunmaktadır.(RP/Türkiye Kararı)
Bu nedenle, laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı durumuna gelen Adalet ve Kalkınma Partisinin, bu genel çıkar da gözetilerek kapatılması, zorlayıcı sosyal gereksinim de dikkate alındığında demokratik toplum gereklerine uygundur.

Eylemler, Anayasa’nın 68 nci maddesinin 4 ncü fıkrası kapsamında “insan hakları, eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri, ulus egemenliği, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine ve ayrıca herhangi bir tür diktatörlüğü savunmak ve yerleştirmeyi amaçlamanın yasak olması” kuralına aykırılık oluşturmaktadır.
Bu çerçevede kapatma yaptırımı, İHAS’ın 11 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca  “kamu düzeninin sağlanması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ilkeleri kapsamında, demokratik toplum ilkelerine uygun ve yasa ile öngörülmüş bir yaptırımdır.
Davalı siyasi parti, laiklik karşıtı eylemlerinin kapatma yaptırımı gerektirdiğini öngörebilecek ve bilebilecek durumdadır. Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’ndaki kurallar da İHAS’nin öngörülebilirlik ve bilinebilirlik ölçütlerine uygundur. Davalı partinin laiklik karşıtı eylemleri nedeniyle bu eylemleri suç oluşturmasa bile, parti hakkında Anayasa’da öngörülen kapatma yaptırımının uygulanabileceği bilinebilir niteliktedir. Laiklik karşıtı eylemlerin, ceza yasalarında suç olarak tanımlanmaması Anayasa ve SPY gözetildiğinde sonuca etkili değildir (RP/Türkiye Kararı).

==Kapatma yaptırımı yasal bir amaca dayanmaktadır==
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi,            Anayasa’nın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki siyasi partilerin eylemleri “insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, ulus egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine” aykırı olamaz ve ayrıca “herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz”, suç işlenmesini teşvik edemez” kapsamında kapatma yaptırımını gerektirmektedir.(ANY.Madde:68/4, 69/9, SPY.Madde: 101/1/b, 103, 95)
Geniş anlamda laiklik karşıtı eylemler olarak nitelenen yukarıda ve 11-17 sayılı klasörlerde gösterilen ve değerlendirilen eylemler, Anayasanın 68 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen hükümlere aykırılık oluşturmaktadır.
Şöyle ki, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak ılımlı İslam yoluyla şeriatı amaçlayan bir siyasi partinin bu model projesi gerçekleştiğinde, evrensel insan hakları ve çoğulcu demokrasi hiçbir boyutuyla söz konusu olamayacak, iktidar şeriat çerçevesinde hareket edecek, şeriatı benimsemeyenler sisteme ve kurallarına tabi kılınacak ve eşitlik ilkesi de yaşam alanı bulamayacaktır. Yine şer’i modelde, dinsel kurallar ölçü norm olarak kullanılacağından, hukuk devletinden de söz edilemeyecektir. Egemenliğin kaynağı ve tüm referanslar din ve Tanrıya dayanacağından, ulus egemenliği de söz konusu olmayacaktır. Sonuçta şeriatın demokrasiyle ve laiklikle bağdaşmazlığı karşısında, demokratik ve laik düzen ortadan kalkacak, dine dayalı ve bunu zorla benimseten bu yönüyle bir dikta rejimi ortaya çıkacak, demokrasiye, insan haklarına aykırı, ancak şeriata uygun eylem ve suçlar hoş görülüp teşvik edilecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şeriatla yönetilen ve başında İslam şeriatını da simgeleyen halifenin bulunduğu bir modele karşı verilen mücadele sonucu ortaya çıkmıştır. Türk Ulusunun 20 Yüzyılın başında verdiği kurtuluş mücadelesi sadece yabancı işgal güçlerine karşı yürütülmemiş, mandacılara, işgalcilerle işbirliği yapanlara, isyan ve kışkırtmalarla kurtuluş ve kuruluşu baltalayan mollalara, şeyhlere ve her türlü din bezirgânlarına karşı da verilmiştir. Ulusal Kurtuluş Savaşımızda mandacıların ve işbirlikçilerin tenkit edilecek tarihi hatalarını gerçekleri çarpıtarak saptırmaya çalışanlar bugün de dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar ederek ve dine, dini inanca en büyük kötülüğü yaparak özgürlük ve insan hakları gibi aslında hiçte ilgili olmadıkları kavramları kullanarak yeni bir teslimiyetçiliğin yolunu açmaktadırlar. Şer’i bir düzene ve onun yerleşik değerlerine karşı verilmiş bir mücadelenin sonucu olarak benimsenen ve önemi nedeniyle Anayasada değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez bir biçimde yerleştirilip kabul edilen laiklik ilkesi, bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti için diğer çağdaş ülkelerden daha fazla önem arz etmekte, uygulamasında Batı ile aramızda farklılıklar oluşmaktadır. Çünkü ülkemizde şeriat düşüncesi ve özlemi komşu ülkelerde uygulama örnekleri de bulunduğundan henüz çağdaş ve uluslararası hukuk karşıtı olduğu düşüncesi kategorisine girmemiş, hatta serbest seçimler yoluyla  iktidar bile olabilmiştir.
Bu nedenle; İHAS’ın 11 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince “ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin, kamu düzeninin korunması, kargaşa ve suçun önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” kapsamında, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmuş davalı siyasi partinin kapatılmasını haklı kılmaktadır(RP/Türkiye Kararı).

==Kapatma yaptırımı demokratik toplum gereklerine uygundur==
Davalı partiye kapatma yaptırımının uygulanması, çoğulcu demokrasinin gereklerine uygundur. Çünkü yukarıda sayılan eylem ve söylemleri gözetildiğinde, çoğulcu demokrasi içerisinde, ancak bu demokrasinin olanaklarından hareketle, sonuçta çoğulcu demokrasiyle bağdaşmayan ve onu ortadan kaldıran bir sistemi amaçlamaktadır. Oysa çoğulculuk prensibi olmadan demokrasiden bahsedilemez (RP/Türkiye Kararı). Çoğulcu demokrasi, güçler ayrılığına ve hukukun üstünlüğüne dayanır. Hukuk ise, temelini insanlığın aydınlanma mücadelesinde bulan, akla ve bilime dayanan, ortak aklın ürünü, evrensel kabul gören, dinamik kurallar bütünüdür. Şeriatın kuralları bu tanımın çerçevesine girmez. Şeriat özünde demokrasiye kapalı bir yönetim biçimi olup totaliterdir. Dini kurallara dayalı bir rejimin çoğulcu demokrasi ile bağdaşabileceğini iddia etmek en hafif deyimiyle insanlığın aydınlanma mücadelesini ve sonrasındaki kazanımlarını inkâr etmektir. Ortaya çıktığı çağın ve coğrafyanın sosyal ve ekonomik, kültürel değerleriyle biçimlenmiş statik bir düşüncenin insanlığın tüm çağlarına hükmetmesi anlayışı bilimsel değildir, dolayısıyla yüzlerce yıllık mücadelenin ve aklın ortak değerleri olan insan hakları ve demokrasi kapsamında savunulamaz, koruma göremez, kısıtlanabilir.
Kuşkusuz İHAS ile de korunan din ve vicdan özgürlüğü demokratik bir toplumun da gereklerindendir. Anılan özgürlük farklı dinsel değerlere inanmak yanında inanmamak özgürlüğünü de içermektedir. Bu bağlamda çoğunluğu Müslümanlardan oluşsa bile, farklı inanışlara sahip olan kişilerin korunması anlamında, din ve vicdan özgürlüğüne de sınırlandırmalar öngörülmüştür. Bu manada devlet, dini inançlar konusunda yansız kalmalı, dini inançların meşruiyetinin değerlendirilmesinde tarafsız olmalı, karşıt inanışlar arasında hoşgörüyü tesis etmelidir (RP/Türkiye Kararı). Bu bağlamda devletin kamu alanında, üniversitelerde türban takarak dini inançların sergilenmesine kısıtlama getirmesi veya programlarında İslam dinine ilişkin konulara ağırlık veren ve kuruluş amacı yalnızca din görevlisi yetiştirmek olan İmam Hatip Liseleri mezunları için üniversiteye giriş sınavlarında katsayı esasının uygulanmasını öngörmesi; başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak, kamu düzen ve güvenliğini sağlamak amacı taşıdığından, din ve vicdan özgürlüğünün özüne aykırı değildir. Aksine, davalı partinin bunlara aykırı eylemleri özendirmesi, destek yaratması ve teşvik etmesi, demokratik toplum gereklerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
İHAS’ın 9 ncu maddesinde de koruma gören din ve vicdan özgürlüğü, bir din tarafından yönlendirilen her hareketi korumaz, bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından türbanın dinin gereği olduğunun belirtilmesi, bu örtünme biçiminin laik hukuk düzeninde korunma göreceği sonucunu doğurmaz, aksi düşünce, dinin gereği olduğu tartışma götürmeyen İslam şeriatının miras, devletler, aile, ceza hukuku gibi konulardaki bazı kurallarının da uygulanmasına kapı açar. Oysa davalı partinin eylemleri, bu saptamayla açıkça çelişmektedir. İHAM tarafından da vurgulandığı üzere, laikliğe saygı gösterilmemesi biçimindeki bir tutum, din ve vicdan özgürlüğü kapsamında hiçbir biçimde koruma göremez (RP/Türkiye Kararı). Bu nedenle bir taraftan laikliği savunur gibi görünmek ve bunu ifade etmek, diğer taraftan giderek yoğunlaşan eylemlerle laikliğe aykırı bir model yaratan davalı siyasi partinin eylemleri, Anayasa, Siyasi Partiler Yasası  ve İHAS yönünden koruma göremez.
İHAM’a göre bir siyasi parti, mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesini iki koşula bağlı olarak önerebilir: Bunlardan birincisi, kullanılan bütün yollar her bakımdan yasal ve demokratik olmalıdır. İkincisi ise, önerilen değişikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle bağdaşmalıdır. Bu kuraldan hareketle, sorumluları şiddete başvurmayı teşvik eden veya demokrasinin temel prensiplerine saygı duymayan, demokrasinin bir veya birçok kuralına uymayan veya demokrasiyi yıkmayı amaçlayan ve de demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri tanımayan/yok etmeyi amaçlayan siyasi bir projeyi öneren” partinin, bu nitelikteki eylemleri, kapatma yaptırımına konu olabileceği gibi, bu nedenle uygulanacak yaptırıma karşı da ilgili siyasi parti İHAS korumasından yararlanamaz. İHAS ve demokrasi arasındaki oldukça açık ilişki karşısında, hiç kimse demokratik toplumun ideallerini ve değerlerini yok etmek amacıyla Anayasa ve İHAS hükümlerine dayanamaz. Bu bağlamda siyasi partiler biçiminde örgütlenen totaliter hareketlerin, demokratik rejim içerisinde güçlendikten sonra, bu kimliklerini ön plana çıkararak demokrasiden kurtulmak amacı güdebilmeleri söz konusudur. (RP/Türkiye, Emek Partisi/Türkiye Kararları).
Davalı siyasi parti bu değerlendirmelere açıkça aykırı hareket ettiği gibi, eylemleriyle sadece İslam dininin moral değerlerini ifade etmeyip, bu dinin dünyevi yaşama ilişkin gereklerine yönlendirme ve İslam dinine (inanç ve ibadet ötesinde bütünüyle) tabi kılma amaç ve iradesi taşımaktadır.

Davalı siyasi partinin amaç ve eğilimlerini ortaya koyabilmek için tüzük ve programına dayanarak sonuca gidilemez. Çünkü gerçekte amaçladığı modeli gerçekleştirene kadar, laikliğe aykırı eğilimlerinin resmi metinlerine yansımayacağı; geçmişte bu amaca yönelik eylemlerde bulunan partilerin kapatıldığı hususu gözetildiğinde karşılaşılabilecek bir durumdur. Bu bağlamda, davalı siyasi partinin tüzük ve programı ile dava konusu edilen eylemleri arasında belirgin bir aykırılık göze çarpmaktadır.
Bir genel başkanın açıklama ve eylemleri partiyi tartışmasız olarak bağlayıcıdır. Çünkü genel başkan partinin simgesel figürüdür. Siyasi Partiler Yasasına göre partiyi temsil yetkisine sahip olan genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulunun da başkanıdır. Genel başkanın siyasi veya hassas konularda açıkladığı düşüncelerinin, kişisel görüşü olduğu vurgulanmadığı sürece, kurumlar ve kamuoyu tarafından partinin görüşünü yansıttığı biçiminde algılanır ve partiye isnat edilebilir. Genel başkan için var olan isnat edilebilirlik, genel başkan yardımcıları içinde geçerlidir. Aynı durum partili başbakan ve bakanlar yönünden de söz konusudur.
Bir iktidar partisi yönünden hükümetin icraatları, siyasi parti söylemiyle biçimlendiğinden, bu bağlamdaki iş ve işlemler de siyasi partinin eylemi olarak, o siyasi partiye isnat edilebilecektir. Bu bağlamda, yukarıda belirtilen yasa, yasa teklifleri ile diğer düzenleyici işlemler siyasi partinin kapatmaya konu olan eylemlerinin yöneldiği amacı gerçekleştirmeye veya kolaylaştırmaya yönelik olduğundan, bu düzenlemeler de siyasi parti eylemi olarak o siyasi partiyi bağlamaktadır. TBMM\’nde çoğunluğu oluşturan siyasi parti yönünden, bu düzenlemelerin eylem olarak isnadiyeti için, İHAM kararlarında da açıklandığı üzere, yasalaştırılmalarını beklemek zorunluluğu bulunmamaktadır. Çünkü bu eylemlerin yasalaşması yani somuta indirgenmesi, yasama organın da çoğunluğa sahip bir iktidar partisi yönünden her an için olasıdır. İsnat edilebilen eylem niteliğindeki bu tasarıların yasalaşması da, eylemin yasama organı işlemi niteliğine geldiğinden bahisle, siyasi partiye isnadiyeti ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, siyasi partinin eylemini sürdürmesi niteliğindedir.
TBMM Başkanı ve Başkanvekillerinin de konumları itibarıyla, eylemlerinin mensubu oldukları siyasi partiye isnat edilebilirliği önem taşımaktadır. Anayasa\’nın 94 ncü maddesinin altıncı fıkrasına ve SPY\’nın 24 ncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, "TBMM Başkanı ve Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin ve parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkanı ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar."  Ancak TBMM Başkanı ve Başkanvekillerine yönelik bu düzenleme, Başkan ve Başkanvekillerinin hiçbir eyleminin siyasi partiye isnat edilemeyeceği sonucunu doğurmamaktadır.
Yukarıda gösterildiği üzere TBMM"nin 22 dönem  Başkanlığını yapan Bülent Arınç\’ın eylemleri, bu kuralı da ihlal ederek, açıkça mensubu olduğu siyasi partinin eylem ve söylemiyle örtüşmektedir. Siyasi partinin gerçekleştirmek istediği projeyi ifade ve bu projeye destek anlamında diğer parti mensupları gibi hareket etmektedir. Görevi süresince yaptığı bu eylemler, mensubu olduğu davalı parti tarafından destek görmüştür. Bu nedenle Bülent Arınç\’ın beyan ve eylemleri Adalet ve Kalkınma Partisi\’ne isnat edilebilir niteliktedir.
Davalı partinin amaç ve eğilimlerini sergileyen, yaratmak istedikleri toplum modeline ilişkin imajı yansıtan beyan ve eylemler, milletvekilleri veya yerel yönetimlerde görev üstlenen üyeler tarafından işlendiğinde de partiye isnat edilebilir. Bu tür beyanlar soyut programlara göre potansiyel seçmenler üzerinde daha etkilidirler. Bu nedenle, eylemleri yukarıda sıralanan milletvekilleri ve yerel yöneticilerin beyan ve eylemleri de partiyi bağlamaktadır.
Ayrıca partili milletvekilleri tarafından sunulan ve kapatmayı konu alan modeli gerçekleştirmeye yönelik olan yukarıda gösterilen yasa teklifleri de, bu tekliflerin yasalaşmaları beklenmeksizin, yasama organında çoğunluğu oluşturan davalı siyasi partiye isnat edilebilir niteliktedir. Anayasa\’nın 83 ncü maddesinin birinci fıkrası, yasama çalışmaları kapsamında ortaya çıkan bu eylemler nedeniyle siyasi partinin sorumlu tutulmasını bertaraf etmemektedir. Bireysel anlamda mutlak dokunulmazlık yaratan madde kapsamındaki eylemler, siyasi parti yönünden bu maddenin koruma alanı dışındadır.
Siyasi partinin genel merkez organlarının (SPY md 13), il ve ilçe teşkilatlarının (SPY md 19,20), TBMM grup genel kurulu ve grup yönetim kurulunun (SPY md 24, 25), üyelerinin (SPY md 12) eylemleri; Adalet ve Kalkınma Partisi\’nin, yasa, Anayasa ve İHAS tarafından korunmayan, hedeflediği amaç veya siyasi projeyi gerçekleştirmek, kolaylaştırmak, altyapı hazırlamak veya bunları ifadeye yönelik olup, bu eylemler de davalı partiye isnat edilebilir niteliktedir.
Bu noktada şunu da belirtmek gerekmektedir ki, partiyi temsil eden organlarca gerçekleştirilen eylem veya söylemlerin, partinin değil kendi kişisel görüşleri olduğu açıklanmadıkça, bu söylem ve eylemler de partiye isnat edilebilecektir. Ancak, siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmak adına, siyasi partinin amaç ve hedefleriyle örtüşen eylem ve söylemlerin, kendi kişisel görüşleri olduğunun açıklanması da, yoğunluk ve sıfatlara bakıldığında, (çok sayıda milletvekili ve belediye başkanı tarafından) kuşkusuz siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmayacaktır.
Davalı partinin çoğulcu demokrasi ilkelerine aykırı olarak, zaman zaman milletvekillerine ve diğer partililere konuşma yasağı getirmesi de, bu yasağa rağmen en yetkili konumda bulunan milletvekillerinin dahi açıklama yapmayı sürdürmeleri gözetildiğinde, yasaklamanın partiyi sorumluluktan kurtarmaya yönelik aldatıcı bir tavır olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
İktidarda bulunan her siyasi parti, kuşkusuz kendi kadrolarını da, (bir örnek olarak bakan düzeyinde) devlet birimlerine taşımaktadır. Bu noktada, siyasi parti mensuplarına devlet mekanizması gereği yakın planda çalışan, böylece siyasi partililerle yakın ve/veya yoğun ilişkide bulunan kamu görevlilerinin eylemleri önem kazanmaktadır. 3046 sayılı Yasa\’nın 21 nci ve 22 nci maddeleri de bu irdelemeyi zorunlu kılmaktadır.
Devletin idare mekanizması, söz konusu görevlinin bulunduğu makamın ışığında, ancak dar bir yoruma tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda, devlet birimlerinde siyasi parti mensuplarına yakın planda çalışan müsteşarların ve müsteşarların bakış açılarını yansıtan müsteşar yardımcıları ile genel müdürlerin eylemlerinin, siyasi sorumluluğu Bakan ve dolayısıyla Başbakan\’a aittir. Bu siyasi sorumluluk, yukarıda gösterilen eylemlerin parti politikaları doğrultusunda biçimlenmesi, partinin amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik olması karşısında anılan bürokratların iktidar partisinin bakış açısına göre biçimlenen eylemlerinden, iktidarı yöneten partinin dolayısıyla Adalet ve Kalkınma Partisi\’nin sorumluluğu söz konusudur.
Yine 5442 sayılı Yasa\’nın 9 ncu maddesinin birinci fıkrasına göre, il\’lerde hükümetin ve her bir bakanın temsilcisi ve siyasi yürütme organı olan valiler ile bu Yasa\’nın 31/A maddesine göre kaymakamların, Adalet ve Kalkınma Partisi\’nin kapatmaya konu modeli gerçekleştirme anlamındaki uygulamalarına göz yummalarından, desteklemelerinden ve bu eylemleri uygulamalarıyla kolaylaştırmalarından, parti kaynaklı çıkış noktası uyarınca bakan, başbakan ve hükümet siyasi yönden sorumludur. Buradaki siyasi sorumluluk, iktidarın siyasetini belirleyen davalı Adalet ve Kalkınma Partisi\’ni de sorumlu kılmakta ve bağlamaktadır.
Yukarıda anlatılan eylemlerde bulunan bürokratların bu davranışları, bütünüyle siyasi iktidar çıkışlı ve iktidarın bakış açısıyla biçimlenmiştir. Bu yönden, siyasi sorumluluk iktidara aittir. Bu siyasi sorumluluk hükümet siyasetini yönlendiren Adalet ve Kalkınma Partisi\’nden biçimlendirildiğine göre, kuşkusuz davalı partinin sorumluluğu söz konusudur. Çünkü iktidardaki siyasi partinin amaçladığı modeli gerçekleştirmek için, bir bütünlük içerisinde ve bir bütünün parçalarını oluşturmak adına bu eylemler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla devlet kadrolarında yer alan anılan görevlilerin (Müsteşar, Müsteşar yardımcısı, genel müdür, vali, kaymakam, baştabip, belediye başkanı, okul müdürü, vb.) eylemleri de, siyasi partinin bakış açısına ve bunun da bir gereği olarak ortaya çıkması ve biçimlenmesi nedeniyle siyasi partiye isnat edilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda 22 Temmuz 2008 Genel Seçimi ile Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili seçilen Başbakanlık Eski Müsteşarı Ömer Dinçer"in müsteşarlığı dönemindeki konumu nedeniyle anılan kişinin bu dönemdeki iş ve işlemleri, ayrıca önem taşımaktadır.  Bürokrasinin en tepesinde bulunduğu sırada bu kişinin de etkisiyle yapılanan kadrolarla, iktidar partisinin laikliğe aykırı eylem ve söylemleri gerçekleştirilmekte ve dile getirilmekte, siyasi parti kendisini sorumlu kılmamak adına, devlet mekanizması gereğince yakın ilişkide bulunduğu bu kadrolardaki kişilerin, siyasi parti tarafından da benimsenen iş ve işlemleri, tartışmasız olarak siyasi partiyi bağlamaktadır.
Siyasi partinin hedef ve amaçlarıyla bağdaşmayan eylem veya söylemler nedeniyle, ilgili kişilerin eleştirilmemesi ve haklarında disiplin soruşturmasının başlatılmaması, bu eylem ve söylemlerin o siyasi parti tarafından benimsendiği anlamındadır.
Siyasi partinin hedef ve amaçlarıyla açıkça örtüşen eylem ve söylemler nedeniyle siyasi partinin bu eylem veya söylem sahiplerini eleştirmesi veya haklarında soruşturma yapması, sadece partinin kendisini bu eylemlerden sorumlu kılmamak amacına yönelik olduğunda, bu eylem ve söylemler de siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmamaktadır. Göstermelik olarak başlatılan, sonuçsuz kalan veya öngörülenden daha az yaptırımla sonuçlanan soruşturmalar da, o siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmamaktadır (RP/Türkiye Daire Kararı). Bu nedenle yukarıda irdelenen eylemlerin soruşturma konusu olması, bu eylemlerin Adalet ve Kalk

Davalı partinin din ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar ederek, ancak "mutabakat süreçleri" olarak adlandırdıkları yöntemle toplumun İslami bir yapıya doğru evrimleşmesini sağladıktan sonra şeriatı egemen kılacakları gerçeğinden hareketle ve şeriatın tüm toplumu İslami bir düzene kavuşturmayı esas alan \’cihat\’ boyutu ile davalı partinin halen iktidar partisi olması gözetildiğinde; laik rejimi değiştirmek noktasında maddi güç kullanması ve bu tehlikenin uzak olmadığı bir gerçektir. Nitekim Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan ve diğer partililerin demokrasiyi çoğulcu değil, "çoğunlukçu" olarak algıladıklarını gösteren eylem ve demeçleri olası bir "çoğunluk diktasının" açık işaretleridir.
Davalı siyasi partinin ortaya konulan eylemlerinin laik bir hukuk düzeniyle bağdaşmadığı yukarıda açıklanmıştır.
Laik hukuk düzeniyle bağdaşmayan eylemlerin odağı durumuna gelen siyasi parti için, kapatma yaptırımı dışında ara çözüm ve yaptırımların uygulanabilmesi; gerek eylemlerdeki yoğunluğun ulaştığı boyut, gerekse iktidarı çoğunluk olarak elde etmeleri karşısında, ortaya çıkan somut ve açık tehlike, gerekse mevzuat gözetildiğinde, söz konusu olamaz.
Davalı siyasi parti, demokratik düzende faaliyette bulunarak, Anayasa ve SPY\’ye aykırı olarak, demokrasi ötesi bir sisteme ulaşmaya ve bu sistemi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi\’nin, demokratik sistemin sağladığı serbestilerden hareket ederek amacına ulaşmaya çalışması, gerek Anayasa\’nın 14 ncü maddesi, gerekse İHAS\’ın 17 nci ile BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi\’nin 5 nci maddesi gözetildiğinde koruma göremez.
Davalı siyasi parti, bu eylemlerini gerçekleştirirken, çoğunluk iktidarına sahip olmanın avantajlarını da kullanmaktadır. Öncelikle yaratılan kadrolaşma boyutuyla, kamuda laik hukuk düzeninin gereklerini yerine getirenler sindirilmekte ve baskı uygulanmaktadır. Mevcut kadrolaşmayla, yukarıdan aşağıya doğru bir yapılanmaya adım atılmaktadır. (Ek. 164, 174)
Laikliğe aykırı bir sistemi, öncelikle toplumsal, sonrasında hukuksal modelle gerçekleştirmek söz konusu olduğuna göre, "amaç sistemin" içeriğinin irdelenmesi gerekmektedir.
Amaçlanan şer\’i sistem ve son noktada şeriat, kuşkusuz cihadı da içinde barındırmaktadır. Demokratik bir sistem, Nazi Almanya\’sı örneğinde olduğu gibi demokratik yolları kullanarak iktidarı ele geçirip demokrasiyi ortadan kaldırılabileceği gibi, demokratik olmayan yöntemlerle de ortadan kaldırılabilir.  Davalı partinin amaçladığı rejimi demokratik yollardan gerçekleştirememesi durumunda, şeriatın gereği olan cihadın devreye girmesi söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla gerektiğinde cihada, yani şiddete başvurulması olasıdır.
Bir iktidar partisinin, iktidar olanaklarından hareketle hukuksal yollardan ya da cihat yoluyla amacına her zaman ulaşması olanaklıdır. Ülkemizde şeri sistem, ancak bir devrimle tasfiye edilmiştir. Bu devrim öncesinin şeriat uygulamalarından günümüze miras kalan kültür ve o kültürün yeşerdiği dinsel iklim gözetildiğinde ilk etapta şiddete başvurmadan bile ciddi bir şeriat yanlısı taraftar kitlesi bulmak mümkündür. Çünkü din istismarı yoluyla kolayca harekete geçirilebilecek bir tabanın her zaman mevcut olduğu yakın tarihsel deneyimlerle kanıtlanmıştır. Bu nedenle, egemen olan dinsel inancın (şeriatının) içeriği ve tarihsel deneyimler gözetildiğinde laiklik ilkesinin korunması 
anlamında Türkiye\’nin daha hassas davranması zorunluluğu doğmakta ve bu durum ülkemizin takdir hakkını genişletmektedir.
Eylemleriyle ve özellikle laiklik ilkesini dolaylı yoldan bertaraf edecek Anayasa\’nın 10\’ncu ve 42\’nci maddelerinin değiştirilmesi, Yüksek Öğretim Yasasının Ek 17\’nci maddesinde düşünülen değişiklik ile İslami modeli gerçekleştirmeyi açıkça ortaya koyan siyasi partinin kapatılmasının zorlayıcı sosyal gereksinim ve demokratik toplum gereklerine aykırı, soyut, uzak ve gerçekleşemez olduğu ileri sürülemez. Çünkü iktidar olanaklarını kullanan bir siyasi parti için, bu konuların somutlaşması demek, zaten demokratik sistemin ortadan kaldırılmasıyla eş anlamlıdır. Dolayısıyla, şeriatın yani şiddetin somutlaşması durumunda, ortada kendini korumaya çalışacak bir demokratik sistem de söz konusu olmayacaktır.
Dini esaslara dayanan bir devlet sistemi kurmaya (Şeriata) aşama aşama geçilmesi karşısında, iktidar açıkça şiddete başvurmadığı, bu nedenle kapatılmasının söz konusu olamayacağı ileri sürülemez. RP/Türkiye kararı da bu konuya işaret etmektedir. Kaldı ki, davalı siyasi partinin, hoşgörünün olmadığı ve ayrımcılığın ön planda tutulduğu bir sistemi hedeflediği ve bu doğrultuda eylemlerde bulunduğu açıktır. Zaten iktidar olmanın avantajları ile ve demokratik yöntemi kullanarak hedefe ulaşma olanağı elde edilmişse, bu aşamada şiddet kullanmanın gereksizliği de ortadadır. Kapatma yaptırımı, son aşamada şiddet ve şiddet çağrısını amaçlayan bir modeli engellemeye yönelik olması nedeniyle hukuka uygundur.
Kaldı ki davalı partinin sahip olduğu iktidar olma çerçevesinde amaçladığı yasa dışı siyasi modele yönelik eylemleri karşısında, iktidar gücünden çekinen ve sessiz kalan büyük bir kitle de söz konusudur. Bu durum bile davalı partinin hedefine ulaşmasını kolaylaştırmaktadır.

Davalı siyasi partinin izlediği politikanın ortaya çıkardığı tehlike belirgin ve yakındır. Medeni barışa ve ülkenin demokratik rejimine zarar verebilecek somut adımlar atılmıştır. Önce, bu adımların engellenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Ulusal iradeyi oluşturmak amacıyla iktidara gelerek devleti yönlendiren davalı siyasi parti yönünden, çoğulcu demokrasiyle bağdaşmayan projesinin ancak kapatma yaptırımıyla engellenecek olması karşısında, kapatma davasına başvurulması gerekli ve iktidar olanaklarının kullanıldığı dönemi yansıtan tablo gözetildiğinde zorunludur.
Evvelce de belirtildiği üzere olayda kapatma yaptırımı uygulanması, çoğulcu demokratik sistemde yapılması gereken ve hukuksal yoldan uygulanabilecek amaca uygun ve orantılı tek seçenektir.
İddianamemizde ve ek klasörde gösterilen davalı siyasi partinin eylemleri, Anayasanın 68. maddesinin 4. fıkrası kapsamında "insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı bulunmaması ve ayrıca herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlamanın yasak olması" kurallarına aykırılık oluşturmaktadır. Kapatma yaptırımı, İHAS\’ın 11. maddesinin 2. fıkrası gözetildiğinde "kamu düzeninin sağlanması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması" ilkeleri çerçevesinde demokratik toplum ilkelerine uygun ve yasa ile öngörülmüş bir yaptırımdır.
Çoğunluk iktidarına sahip davalı siyasi partinin eylemlerinin yoğunluğu gözetildiğinde, onu amacından alıkoyacak ara yaptırımlar ve ara çözümler, somut duruma göre olanaklı değildir. Bu nedenle kapatma yaptırımı, dava yönünden radikal olmayıp, olaya uygun ve orantılı bir yaptırımdır.
Olayda, laik hukuk düzenine aykırı eylemlerin odağı olan bir siyasi partinin söz konusu olması karşısında, üstelik bu partinin de çoğunluk iktidarına sahip olduğu gözetildiğinde, amaçlanan modelin gerçekleştirilmesi anlamında bir tehlikenin var olduğu ve tehlikenin de yeterince yakın olduğu, davalı partinin eylemlerinin öngördüğü toplum modelini oluşturmaya elverişli bulunduğu, iktidarları süresince her geçen gün riskin arttığı görülmektedir. Kamusal alanda ve TBMM\’nde de türbana serbestlik sağlanmasına yönelik beyanlar ile imam hatip lisesi mezunlarına uygulanan katsayı sisteminin kaldırılması girişimleri bu tehlikeyi daha somut ve yakın kılmaktadır. Davalı Partinin, toplumsal barışı tehlikeye düşürene ve öngördüğü modeli gerçekleştirene kadar beklenilmesi doğal olarak söz konusu olamaz.
Bu noktada davalı siyasi partiyi amacından uzaklaştıracak ve sosyal yönden de gereksinim duyulan tek ve zorunlu yöntem, yalnızca kapatma yaptırımı olup, toplumu karşılaştığı bu tehlikeden başka türlü korumanın olanağı kalmamıştır.

Siyasi parti kapatma yaptırımı, bir siyasi partiye uygulanabilecek en radikal ve en ağır yaptırımdır. Bu nedenle, kapatma yaptırımı en ciddi ve en ağır durumlarda uygulanmalı, eylemlerle arasında orantısal bir denge bulunmalıdır.
Adalet ve Kalkınma Partisi\’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı durumuna gelmesinden başka, söz konusu eylemlerdeki yoğunluğun ve kararlılığın düzeyi  gözetildiğinde, eylemleri toplumu çok ciddi ve ağır sonuçlarla yüz yüze bırakmaya elverişlidir. Cumhuriyetin kurulmasıyla terk edilen bir sistemin değerlerinin gündeme getirilmesi, demokratik sistem ve toplum yönünden laik düzenin tesisi ve korunmasında kaçınılmaz olarak çok ağır sonuçlara neden olacaktır.
Bu bağlamda davalı siyasi partinin kapatılması; dava konusu eylemler ile uygulanacak kapatma yaptırımının sonuçları ve yaşanan tarihsel koşullardan kaynaklanan ihtiyaçlar gözetildiğinde; orantısız ve radikal bir yaptırım olmayıp, uygun, gerekli ve orantılı bir yaptırımdır.

Kapatma yaptırımını gerektiren davaya konu eylemler gözetildiğinde, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kapatılmasına beyan ve eylemleriyle neden olan kurucu dahil üyelerinin belirlenmesi, bu kişilere Anayasa'nın 69 ncu maddesinin dokuzuncu fıkrası  ve SPY'nın 95 nci maddesi uyarınca uygulanacak önlem (yasaklılık) yönünden önem kazanmaktadır.
Anılan önlemin uygulanabilmesi için, eylem ile önlem arasında, "ilgili ve yeterli olma" ölçütlerinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu anlamda iddianamede irdelenen, kararlılık ve yoğunlukla işlenen eylemler gözetildiğinde; aşağıda sıralanan kişiler ve eylemleri, kapatma yaptırımı ile doğrudan ilgili olup, eylemlerinin boyutu ve niteliği itibarıyla, Anayasa ve SPY'da belirtilen önlemin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Eylemlerin boyut ve niteliği itibarıyla, söz konusu önlemin uygulanması da somut olay yönünden yeterlidir.
Davalı partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi ile ilgili olarak fiil ve beyanları bulunan:

w:Recep Tayyip Erdoğan
w:Bülent Arınç
w:Abdullah Gül
w:Hüseyin Çelik
w:Ömer Dinçer
w:Fahri Keskin
w:Burhan Kuzu
w:Eyüp Fatsa
w:Nihat Eri
w:Eyüp Sanay
w:Tayyar Altıkulaç
w:Ömer Özyılmaz
w:Sadullah Ergin
w:Cavit Torun
w:Asım Aykan
w:İrfan Gündüz
w:Mehmet Çiçek
w:İdris Naim Şahin
w:Binali Yıldırım
w:Akif Gülle
w:Hasan Kara
w:Fehmi Hüsrev Kutlu
w:Musa Uzunkaya
w:Mehmet Aydın
w:Güldal Akşit
w:Ersönmez Yarbay
w:Ahmet Faruk Ünsal
w:Mehmet Elkatmış
w:Abdullah Çalışkan
w:Nihat Ergün
w:Bülent Gedikli
w:Egemen Bağış
w:Resul Tosun
w:Hayati Yazıcı
w:Sadık Yakut
w:Abdurrahman Kurt
w:Muzaffer Külcü
w:Selami Uzun
w:Fatma Seniha Nükhet Hotar Göksel
w:Dengir Mir Mehmet Fırat
w:Mehmet Zafer Üskül
w:Hüseyin Tuğcu
w:Mehmet Cemal Öztaylan
w:Hüsnü Tuna
w:Fatma Şahin
w:Muzaffer Gülyurt
w:Muhyettin Aksak
w:Bekir Bozdağ
w:Nurettin Canikli
w:Mustafa Elitaş
w:Recep Akdağ
w:Cevdet Erdöl
w:Hüseyin Tanrıverdi
w:Ayşe Böhürler
w:Hasan Cüneyt Zapsu
w:Hasan Balaman
w:Ali Uğurlu
w:Kamil Ünal
w:Mustafa Burna
w:Ali Tekin
w:Süleyman Kaldırım
w:Mustafa Tarlacı
w:Ayşe Yürelitürk
w:Ahmet Genç
w:Mehmet Demirci
w:Ahmet Misbah Demircan
w:Hüseyin Turan
w:İbrahim Karaosmanoğlu
w:Alaaddin Yılmaz
w:İbrahim Halıcı
w:Ahmet Şükrü Kılıç,
haklarında; Anayasa'nın 69 ncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında ve SPY\’nın 95 nci maddesinde belirtildiği üzere, "kapatmaya ilişkin kesin kararın, Resmi Gazete'de gerekçeleri olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacaklarına da" hükmedilmesi gerekmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı;

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiğinin tespiti ile eylemlerinin ağırlığı da gözetilerek, Anayasa’nın 69 ncu maddesinin altıncı fıkrası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 101 nci maddesinin b bendi uyarınca kapatılmasına,
Davalı Partinin Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan’dan başlamak üzere yukarıda isimleri sayılanların Anayasa’nın 69 ncu maddesinin 9 ncu fıkrası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 95 nci maddesi uyarınca temelli kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına, karar verilmesi kamu adına arz ve talep olunur.
Abdurrahman YALÇINKAYA
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı

1 sayısından 178 sayısına kadar delil numaralarına göre sıralanmış belgeleri içeren 10 adet klasör ile ek belgeleri kapsayan 7 klasör olmak üzere toplam 17 klasör.

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

Esas No: 2008/1 (SP *Kapatma)
CEVAP VEREN         : Adalet ve Kalkınma Partisi
KARŞI TARAF           : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
KONU                    : İddianameye cevaplarımız.
TARİH                    : 30.4.2008

Siyaset alanında, olgular ile algılar arasında ciddi farklılıklar yaşanabilmekte, olgular siyasi görüşlere göre farklı yorumlanabilmektedir.  Hukuk alanında ise sübjektif değerlendirme ve algılar yerine olguları, nesnel gerçeklikleri, somut olay ve eylemleri objektif norm ve kurallarla değerlendirmek bir zorunluluktur.
Hukuk alanında keyfilik, kişisellik ve sübjektiflik, bu iddianamede görüldüğü gibi gerçeklikten uzaklaşmaya ve hukuk standartlarının örselenmesine yol açmaktadır.
Hukuk alanında olguların doğru algılanamaması ve çarpık bir okuma sonucu gerçeklerle ilgisi olmayan sonuçlara ulaşılmasının hepimiz için telafisi imkansız zararlar doğuracağı açıktır.
Bu iddianame, hukuk sisteminin en temel karakteri olan objektiflik, nesnellik, nedensellik ve rasyonelliğe dayanmamakta; en iyimser yaklaşımla bir algılama sorununun varlığını ortaya koymaktadır. Partimiz hakkında hazırlanan iddianame, baştan aşağı gerçekleri tersyüz eden, değerleri ve kavramları birbirine karıştıran, dahası koruyor gibi göründüğü ilkelere zarar veren ön yargılı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu iddianamenin gerçekte olup bitenle bir ilgisi bulunmamaktadır. Esasen böyle bir ilgi kurma kaygısı taşımadığı da ortadadır. Bu nedenle, iddianamenin ortaya koyduklarıyla gerçekler arasında derin bir uçurum bulunmaktadır. Sonuçta iddianamenin kanıtladığı tek şey de budur.
Bu iddianame, bir çelişkiler yumağıdır. Kurulduğu andan beri Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefine doğru kararlılıkla yürüyen ve bu yürüyüşün en önemli dönemeci olan Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinin gerçekleşmesi için gerekli her adımı atan bir partinin, laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiğini ileri sürmek bir çelişkidir.
Sorunları derinleştirmek yerine çözüm arayan siyasetlerin,  anayasal düzenimizin temel esaslarını güçlendirmeye mi hizmet ettiği, yoksa Başsavcı'nın iddia ettiği gibi zayıflatmayı mı amaçladığı sorusu, bize göre meselenin esasını ortaya koymaktadır.
Milletimizin talep ve ihtiyaçlarıyla, hak ve özgürlükleriyle, laiklik gibi devletimizin temel esasları arasındaki yapay çelişkileri ortadan kaldırmayı amaçlayan bu 'büyük uzlaşma' arayışımız, Başsavcı'ya göre suç oluşturmaktadır.
Dayatmacı, dışlayıcı ve ayrıştırıcı bir siyasi anlayışa karşı, demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Cumhuriyetin değer ve niteliklerini birleştirici ortak paydalarımız olarak siyasi rekabetin üzerinde tutmaya çalışan bir partiyi, Cumhuriyetin niteliklerine aykırı bir oluşum olarak göstermeye çalışmak ciddi bir paradoksu yansıtmaktadır.
Yeni bir siyaset anlayışıyla demokrasinin kökleşmesi ve özgürlüklerin alanının genişlemesi için gayret gösteren bir partinin siyasi projesinin, son kertede demokrasiyle bağdaşmadığını söylemek de ciddi bir çelişkidir. Milletin menfaatlerini içeride ve dışarıda en iyi şekilde savunan, Cumhuriyetimizin insan hakları, demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerini koruyup geliştirmeye çalışan bir siyasi partinin demokrasiye aykırı bir siyasi projesinin olduğunu iddia etmek anlaşılabilir bir durum değildir.
Kuruluşundan itibaren şeffaflığı ve hesap verebilirliği şiar edinmiş ve bunu uygulamalarıyla da kanıtlamış bir siyasi partiyi, “gizli gündem”i olmakla ve “takiyye” yapmakla suçlamak ise çelişkilerin belki de en büyüğüdür. Biz ülkemizi daha ileriye taşımaya yönelik tüm adımlarımızı milletin önünde attık. Açıkladıklarımız ve yaptıklarımız dışında gizli gündemimiz hiçbir zaman olmadı, bundan sonra da olmayacaktır.
Hakkımızda düzenlenen iddianamede temel sorun, AK Partinin siyasi felsefesi ve vizyonunun anlaşılamamış, hatta daha da vahimi yanlış anlaşılmış olmasıdır. İddianamede portresi çizilmeye çalışılan partiyle AK partinin hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
Adalet ve Kalkınma Partisi, ekonomik ve siyasi krizlerin olumsuz tesirlerinin görüldüğü; din-devlet, din-siyaset, devlet-toplum ilişkisindeki gerilimlerin yoğun olarak hissedildiği bir dönemde yeni bir siyaset anlayışı ve tarzıyla ortaya çıkmıştır. Muhafazakar Demokrat bir siyasal kimlik geliştiren AK Parti, siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti gerçekçi bir eksene oturtmayı, Türk siyasetinin kronik gerilim alanlarını rahatlatmayı amaçlamıştır.
AK Partinin kendisini net, somut ve çerçevesi belirlenmiş bir şekilde ortaya koyması, “gizli gündem”, “takiyye” gibi olumsuz çağrışımların gereksiz gerilimler üretmesini engellediği gibi, kimlik-eylem-söylem uyumunu sağlayarak siyasete kalite kazandırmak açısından da önemli bir farklılık oluşturmuştur.
Partimizin siyaseti normalleştirme amacıyla geliştirmeye çalıştığı siyasal kimlik yapısının ana merkezini çatışmacı “kimlik siyaseti”nin reddi oluşturmaktadır.
AK Parti Türkiye’nin geleneksel kültürel değerleri ile “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma” hedefi arasında bir çelişki değil, uyum olduğunu gösteren politikalar üretmiştir. Bunu yaparken AK Parti’nin sosyolojik gücü ile siyasi perspektifinin ürettiği sinerji, Cumhuriyetimizin mayasında bulunan modernleşme hedefine odaklanmıştır.
AK Parti, toplumun tüm kesimlerinden, ülkemizin her bölgesinden, bütün ekonomik ve sosyolojik katmanlarından oy almış bir merkez partisidir. Partimiz, son genel seçimlerde 81 ilin biri hariç tümünde milletvekili çıkaran tek partidir. Dolayısıyla AK Parti Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün teminatıdır. Toplumun tüm kesimleriyle buluşmuş ve toplumsal barışın, ülkenin birlik ve bütünlüğünün teminatı haline gelmiş bir partinin Anayasaya aykırı eylemlerin odağı olarak gösterilmesi düşünülemez.
AK Parti,  toplumsal merkeze yaslanarak ilk günden itibaren ülkemizin ve milletimizin tüm hassasiyetlerine duyarlı davranmaya azami özen göstermiştir.
Üniter devlet, laik devlet, demokratik devlet vurgusu, AK Parti’nin temel siyasi misyonudur.
AK Parti, 22 Temmuz seçimlerinde her mitinginde “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” vurgusu yapmış, bölge ayırt etmeden aynı hassasiyeti sergilemiştir.
AK Partinin laiklik konusunda geliştirdiği anlayış ve siyasi duruş da Türk siyaseti açısından büyük önem taşımaktadır. AK Parti hükümetleri yasal çerçevede laikliğin kurumsal ve pratik şartlarına saygı göstermenin ötesinde, geniş kitlelerin devletin laik karakterini sahiplenmesine önemli bir katkı sağlamıştır. Laikliğin geniş kitleler tarafından benimsenmesinde, farklı kesimlerin sisteme entegre edilmesinde partimiz, önemli bir misyon icra etmektedir.
Bu nedenle, AK Parti laikliğe karşı odak olan değil, laikliği toplumsallaştıran bir harekettir.
Diğer yandan, bu dava maalesef ülkemize ve milletimize ağır ekonomik ve siyasi bedeller ödetebilecek bir süreci başlatmıştır. Gerçekten de, AK Parti hakkında düzenlenen iddianame, Türkiye’nin demokratik hayatını sarsan, milli iradenin üstünlüğünü tartışmaya açan, gerçeklikleri değil tezvirat ve yakıştırmaları öne çıkaran bir anlayışa dayanmaktadır.
Bu davayla hukuk sistemimiz zarar görmektedir. Hukukun siyasallaştığı düşüncesi, vatandaşların hukuka karşı güven duygusunu zedelemektedir.
Bu davayla Demokrasimiz zarar görmektedir. Meclis demokrasinin kalbi, partiler ise bu kalbe kan taşıyan ana damarlardır. Partilerin kolaylıkla kapatılabilmesi, çoğulcu demokratik siyasetin sorun çözme işlevini yok etmektedir. Milletimizin demokrasiye olan inanç ve güvenini derinden sarsmaktadır.
Bu davayla ülkemiz ve milletimiz zarar görmektedir. Siyasi ve ekonomik istikrarın tahrip edilmesi ülkenin ve halkın fakirleşmesi, kaybetmesi demektir. Türkiye’ye onlarca yıl kaybettirmeye kimsenin hakkı olmamalıdır.
Bu davayla Devletimizin bütünlüğü zarar görmektedir. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü zedeleyecek düşünce ve hareketler,  bu süreçte güç ve zemin kazanmaya çalışacaktır.
Hakkımızda düzenlenen bu iddianamedeki hiçbir iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmiyoruz.  İddianamenin hukuki ve siyasi anlamda hiçbir meşruiyetinin de olmadığına inanıyoruz. 
Biz bu iddianamede partimizin değil, partimize gönül veren milletimizin ve onun temel değerlerinin itham edildiğini düşünüyoruz. Bu iddianamenin konusu sadece AK Parti değil, onun üzerinden millet iradesi ve demokratik siyasettir.
Bu iddianame, Cumhuriyetimizin niteliklerinin halkımızca yeterince sahiplenilmediği varsayımına dayanmakta, milletimizin devletine ve Cumhuriyetine olan sadakatini tartışmalı hale getirmektedir. Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarını, bütün başarılarını inkar anlamına gelen bu haksız varsayımı kabul etmek mümkün değildir. Atatürk, Cumhuriyetin temeli olan ilke ve inkılâpları millete emanet etmeden yaşatmanın mümkün olmadığına güçlü bir şekilde inanmış, kurduğu yeni rejimin bütün esaslarını, bu inançla Türkiye Büyük Millet Meclis’in demokratik iradesiyle hayata geçirmiştir. Bu sebeple Atatürk ilke ve inkılâplarının koruyucusu, onları hayata geçiren TBMM’dir, bir bütün olarak Türk milletidir. Türkiye Cumhuriyeti, bütün nitelikleriyle milletimize mal olmuştur, çağdaşlaşma süreci milletle buluşmak anlamında amacına ulaşmıştır. AK Parti’nin iktidarda olduğu bu dönemde AB’ye tam üyelik yolunda kat ettiğimiz mesafe başta olmak üzere, Atatürk’ün işaret ettiği çağdaşlaşma hedeflerine her zamankinden daha çok yaklaştığımız aşikardır.
Son seçimde neredeyse iki kişiden birinin oyuyla çok güçlü bir demokratik temsil yetkisi alan AK Parti, milletimizin daha demokratik, özgür ve çoğulcu bir toplumda müreffeh ve huzur içinde birlikte yaşama hakkını daima savunmuştur, bundan sonra da savunmaya devam edecektir. 
Kapatma talebiyle açılan bu davada, amacımız sadece partimizi savunmak değildir. Esasen biz milletimize ve devletimize hizmetten başka savunmayı gerektirecek hiçbir şey yapmadık. Siyaseti her zaman millete hizmetin aracı olarak gördük. Söylem ve eylemlerimiz insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin daima ileri götürülmesine yöneliktir.

Bâb-ı Âlî
Daire-i Sadâret-i Uzmâ
Mektubî Kalemi
Aded: 362
Dahiliye Nezâret-i Celîlesi'ne
Devletli efendim hazretleri
İğtişâşâtdan dolayı açıkda kalan muhtacînin iâşesine sarf edilmek üzere
Adana Vilâyetince taleb olunduğu 16 Nisan sene [1]325 tarihli ve 389 numaralı
tezkire-i devletlerinde bildirilen bin liranın telgraf poliçesiyle Adana'-
ya gönderildiği Maliye nâzırı atûfetli beyefendi hazretleri tarafından ifade
kılındığı beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı, efendim.
Fî [9] Rebîülâhir sene [1]327 - Fî 17 Nisan sene [1]325
Sadrıazam
Tevfik

Dahiliye
Mektubî Kalemi
Tarih: 17 Nisan sene [1]325
Telgraf
Adana Vilâyet-i Aliyyesi'ne
C. İğtişâşâtdan dolayı açıkda kalan muhtacînin iâşesine sarf edilmek
üzere bin liranın telgraf poliçesiyle Adana'ya gönderildiği Maliye Nezâreti'-
nin ifadesine atfen bâ-tezkire-i sâmiye cevaben tebliğ olunduğundan muhtacînin
hüsn-i iâşe ve iskânı esbâbının istikmâli mütemennâdır. Ol bâbda.

Telgrafnâme
Mahrec Merkezi: Adana
Mahalli Numarası: 1768
Gayet müsta‘celdir.
Makam-ı Sâmî-i Sadâret-penâhî'ye
Tekfurdağı'ndan bir taburun irkâb edilerek hareket etdirildiği iş‘âr olunmuş
ise de bu vapur Gelibolu, Dedeağaç'dan binecek olan diğer iki taburu
dahi almak üzere bekleyecekse bu yüzden birkaç gün daha te’ehhurât vuku‘a
geleceği mukakkakdır. Halbuki ahvâl-i hâzıra itibarıyla askerin sür‘at-i vusûlü
selâmet-i vatan için haiz-i ehemmiyet-i azîme ve bir dakika te’ehhuru ise
mûcib-i teessüfât-ı vahîme idüğünden buna meydan kalmamak üzere Tekfurdağı'ndan
hareket eden vapurun hiçbir yere uğradılmaksızın doğruca Mersin'e
îsâli Gelibolu ve Dedeağaç'dan sevk olunacak taburların dahi diğer vapurla
ve pek seri bir suretle yetişdirilmesi ma‘rûzdur.
Fî 8 Nisan sene [1]325
Adana Valisi
Cevad

Müsta‘celdir.
Taburlar iskelelerde hâzır olduğundan vapurlar oralarda intizâr etmeksizin
askeri alıp doğru Mersin'e azîmet edeceğine ve maa-hâzâ askerin tesrî‘-i tahmîliyle bir an evvel sevki için Gelibolu ve Dedeağaç mutasarrıflarına
tebligât icra kılındığına dair cevab; mutasarrıflıklara da bu yolda vesâyâyı
hâvî telgraf.
Fî 8 Nisan sene [1]325

Umum Erkân-ı Harbiye Dairesi
Üçüncü Şubesi
466
Hulâsa: Adana'da yeniden ihlâl olunan asayişin tekrar iade edildiğine dair
Ma‘rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki
Şeref-vârid olan 15 Nisan sene [1]325 tarihli tezkire-i sâmiye-i Sadâret-penâhîleri cevabıdır. İkinci Ordu'dan sevk olunan dört nizâmiye taburundan
birinin Dörtyol ve civarının te’min-i asayişi için İskenderun'a üçünün de
Adana'ya ikame ve Feke, Misis Redîf Taburlarının Haçin'e muvâsalat ve Yafa'dan
gelen iki bölük nizâmiyenin Kozan'a ve Silifke Taburu'nun Tarsus'a
ve Anamur Taburu'nun dahi Kars ve Osmaniye'ye i‘zâm kılınmak üzere Adana'ya
tahrik edildiği ve Adana'da bir müddetden beri sükûn hâsıl olmuş iken
12 Nisan sene [1]325 akşamı saat on râddelerinde Ermenilerin ansızın karakol
efrâdına ateş etmeleriyle bir çavuş ve iki neferi şehid etdikleri ve bu suretle
muhtel olan sükûnun ittihâz kılınan tedâbîr-i şedîde-i askeriye sayesinde
ferdâsı günü yeniden iade edildiği ve iki günden beri sükûn ber-devam
olup her tarafda asayişin te’min ve istikrarı zımnında hiçbir zaman sarf-ı mesâîden
geri durulmadığı Adana Fırkası Kumandanlığı'ndan alınan 15 Nisan
sene [1]325 tarihli telgrafnâmede iş‘âr ve Haçin'deki katagosun bir tarafdan
şikâyet ve diğer tarafdan cemaati tehyîc ve teşvik etmekde olduğu da ilâveten
izbâr kılınmış olmakla kendilerini muhafaza için nevbet beklemekde
olan efrâd-ı askeriye üzerine bilâ-sebeb ateş etmek ve bu yüzden nâire-i fesad
ve şûrişi tekrar îkâda çalışmak gibi netâyic-i vahîme tevlîdine sebebiyet
verebileceği anlaşılan tahrikât-ı vâkı‘anın men‘i ve esasen bir eser-i iğfal ve
teşvik olan hâdisât-ı müessife-i mezkûrenin bütün bütün izâlesiyle anâsır-ı
muhtelifeye mensub olan bilumum evlâd-ı vatan arasında te’sis-i vidd ü muhâlasata
hâssaten mahalleri memurîn-i ruhâniyesi tarafından da sarf-ı mesâî
ve ikdâmât olunması vesâilinin istikmâli menût-ı müsaade-i sâmiye-i fahîmâneleridir.
Ol bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü'l-emrindir.
Fî 12 Rebîülâhir sene 1327 - Fî 19 Nisan sene [1]325
Harbiye Nâzırı
Salih Hulusi

Sadâret-i Uzmâ
Mektubî Kalemi
Numara: 449
Tarih: 14 Rebîülâhire sene [1]327 - 21 Nisan sene [1]325
Telgraf
Adana Vilâyeti'ne
Muhafaza-i asayiş ve inzibât için nevbet beklemekde olan efrâd-ı askeriye
üzerine ateş etmek ve bu yüzden nâire-i fesad ve şûrişi tekrar îkâda çalışmak
gibi netâyic-i vahîme tevlîdine sebeb vereceği anlaşılan tahrikâtın
men‘iyle anâsır-ı muhtelifeye mensub bilumum evlâd-ı vatan arasında te’sis-i
vidd ü muhâlasata mahalleri memurîn-i ruhâniyesi tarafından da sarf-ı mesâî
ve ikdâmât olunması lüzumu Harbiye Nezâreti'nden bildirilmiş olmakla ulema-
yı mahalliye ve rüesâ-yı ruhâniye ile icab edenlere vesâyâ ve tenbihât-ı
lâzıme ifasıyla her ne suretle olursa olsun tekerrür-i vukuâta zinhâr imkân
bırakılmaması ve tahrikât ve ifsâdâta tasaddî edenler bulunursa hemen derdest
ile haklarında mücâzât-ı şedîde tertib ve icrası lüzumu tekrar olunur.

MADDE 1-DERNEĞİN ADI: Adana Demirspor Kulübü. Kısa adı ADSK’dır.
MADDE 2-KURULUŞ YILI: 1 Eylül 1940’dır.
MADDE 3-KULÜBÜN MERKEZİ: Adana
MADDE 4-TEMSİLİ RENKLERİ, BAYRAĞI, ARMASI:
a-Kulübün temsili renkleri Lacivert-Açık Mavi’dir. Gerektiğinde yedek rengi Beyaz-Mavi’dir.
b-Kulübün bayrağı; boyu eninin bir buçuk katı olan eşit ende ve yatay yönde ikisi üst ve alt kenarda,birisi ortada lacivert ile iki açık mavi şerit içerir. Gerektiğinde ölçüler yönetim kurulu kararı ile değiştirilebilir.
c-Kulübün arması (rozeti) ortada açık mavi zemin üzerine kanat, kanat altında kuruluş yılı 1940 yılı bulunan aynı oranda değişik ölçülerde yapılan armadır.(rozettir)
MADDE 5-AMAÇ
Adana Demirspor Kulübü, bir spor kulübüdür. Amacı;
a-Türk sporuna “zeki, çevik ve ahlaklı” sporcular yetiştirmek, sporla amatörce ve izin verilen konularda profesyonelce uğraşmak, taraftarlar, üyeler ve sporcular arasında sevgi ve dayanışmayı kurmak ve geliştirmek, Adana Demirsporluluk sevgisini yaymak, tabanı genişletmek, bilinçli taraftar yetiştirmek, Türk Sporunun gelişmesine ve milli takımların başarısına katkı sağlamak, gençleri spora yöneltmek ve onlara spor yapma olanağı sağlamak, sporcu ile birlikte her kademede spor adamı yetiştirmek, üyelerin sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılamak, üyeleri kulübün tesis ve faaliyetlerinden yararlandırmak, yurt içinde ve yurt dışında spor karşılaşmalarına katılmak, bu karşılaşmalarda Türk Sporunu başarı ile temsil etmek.
b-Beden Eğitimi ile ilgili her türlü spor, jimnastik ile amatörce uğraşmak, her spor dalında amatör ruhla sporcular yetiştirmek, üyeler ve sporcular arasında sevgi, saygı ve dayanışma kurmak.
c-Her çeşit spor gösterisi, sosyal-kültürel etkinlikler, maçlar, yarışmalar düzenlemek veya bu tip düzenlemelere katılmak, kulübün sportif faaliyetleri için yasaların ve tüzüğün tanıdığı yetkiler içinde lokal, açık veya kapalı spor salonları yapmak, kiralamak veya kiraya vermek; bunları yönetmek ve çalıştırmak, her yaştaki sporcuların çeşitli sporları amatör bir ruhla yapmalarını sağlamak.
d-Sporla ve eğitimle ilgili her dereceden spor okulları ile diğer genel eğitim okulları ve kurumları açmak; profesyonel sporcu, teknik direktör, antrenör, monitör,teknik ve idari personeli kendi bünyesinde veya başka eğitim kurumlarında yetiştirmek, almak, çalıştırmak,kiralamak, mevzuata uygun profesyonel spor şubelerini kurmak,yönetmek ve bu tür kuruluşlara üçüncü gerçek veya tüzel kişilerle birlikte katılmak.
e-Kulübün ihtiyacı olan ikametgah ile amaç faaliyetleri için gerekli taşınır ve taşınmaz mallara sahip olmak, yasalara uygun lokal, açık ve kapalı spor alanları, kamp ve konaklama tesisleri almak, kiralamak ve yapmak. Bu amaç ve faaliyetlerini gerçekleştirmek için bağış kabul etmek ve gelir getirici taşınır ve taşınmaz mallara sahip olmak.
f-Amacına ulaşmak için ticari şirketler kurmak, yatırım ortaklığı, vakıflar kurmak veya kurulmuş ticari şirketler, yatırım ortaklıkları ve vakıflara katılmak, kulübün gelişmesine ilişkin plan ve programlar ile bunları yürütecek profesyonel kadroları kurmak, ADSK isim ve logosunun önde gelmesi koşulu ile sponsorluk anlaşması ve isim kullanım hakkı sözleşmeleri yapmak.
g-Sportif alanda eğitici ve aydınlatıcı, bunun yanı sıra kulübün faaliyetleri hakkında üyelere ve kamu oyuna bilgi veren sürekli yayınlar yapmak.
h-Üniversiteler dahil olmak üzere eğitim kuruluşları ve dış ülke kulüpleri ile işbirliği yapmak ve bilgi alış-verişinde bulunmak, spor okulları açmak, öz kaynakta sporcu yetiştirmek, başarılı sporcuları korumak ve bünyesinden yetiştirdiği sporcuların kadrolarında yer almasını sağlamaktır.
MADDE 6-Kulüpler kesinlikle siyasetle uğraşmaz.
MADDE 7-SPOR DALLARI:
Kulüp futbol olmak üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce tescil edilmiş ve federasyonu bulunan tüm spor dallarında faaliyet gösterir. Yeni şube açma veya mevcut şubeyi kapatma yönetim kurulu kararı ile olur.
MADDE 8-kulüpçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri:
a-Faaliyetlerin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için araştırmalar yapmak,
b-Kurs, seminer, konferans ve panel gibi eğitim çalışmaları düzenlemek,
c-Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin etmek, dokümantasyon merkezi oluşturmak, çalışmalarını duyurmak için amaçları doğrultusunda gazete, dergi, kitap gibi yayınlar ile üyelerine dağıtmak üzere çalışma ve bilgilendirme bültenleri çıkarmak,
d-Amacın gerçekleştirilmesi için sağlıklı bir çalışma ortamını sağlamak, her türlü teknik araç ve gereci, demirbaş ve kırtasiye malzemelerini temin etmek,
e-Gerekli izinler alınmak şartıyla yardım toplama faaliyetlerinde bulunmak ve yurt içinden ve yurt dışından bağış kabul etmek,
f-Tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğu gelirleri temin etmek amacıyla iktisadi, ticari ve sanayi işletmeler kurmak ve işletmek,
g-Üyelerinin yararlanmaları ve boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için lokal açmak, sosyal ve kültürel tesisler kurmak ve bunları tefriş etmek,
h-Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler düzenlemek veya üyelerinin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak,
ı- Kulüp faaliyetleri için ihtiyaç duyulan taşınır, taşınmaz mal satın almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek ve taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis etmek,
j-Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi durumunda vakıf kurmak,  kurulu bir federasyona katılmak, Gerekli izin alınarak derneklerin izinle kurabileceği tesisleri kurmak,
k-Uluslararası faaliyette bulunmak, yurt dışındaki dernek veya kuruluşlara üye olmak ve bu kuruluşlarla proje bazında ortak çalışmalar yapmak veya yardımlaşmak,
l-Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi halinde, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütmek,
m-Kulüp üyelerinin yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sandık kurmak,
n-Gerekli görülen yerlerde kulüp faaliyetlerini yürütmek amacıyla temsilcilik açmak,
o-Kulübün amacı ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, diğer derneklerle veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak,
p-Kulübün amaçları doğrultusunda çıkartılacak gazete,dergi,kitap,televizyon gibi görsel ve yazılı yayınlar kulübümüz dışında herhangi bir şahısa ve tüzel kişiliğe kiraya verilemez ve satılamaz.Kulüp adına çıkarılacak gazete,dergi,kitap,televizyon gibi görsel ve yazılı yayınlarda sadece kulüp personeli ve kulüp yönetimi görev alabilir ve imza yetkisine sahip olabilir,
MADDE 9-kulübün Faaliyet Alanı
Dernek(Kulüp), spor alanında faaliyet gösterir.

MADDE 10-KULÜBE ÜYE OLMAK
a-Fiil ehliyetine sahip bulunan ve kulübün amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden ve Mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyan her gerçek ve tüzel kişi bu kulübe üye olma hakkına sahiptir. Ancak, yabancı gerçek kişilerin üye olabilmesi için Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olması da gerekir. Onursal üyelik için bu koşul aranmaz. Türkiye Profesyonel Spor Liglerinde, Takımları; Adana Demirspor ile aynı kümede bulunan kulüplerin üyeleri üye olamazlar. Bu statüde olan üyelerin üyelikleri askıya alınır.
b- “a” fıkrasındaki nitelikleri taşıyan ve istekli olan kişinin kulübe üye olabilmesi için, kulüp merkezinden alacağı basılı üyelik başvuru formundaki bilgileri doldurur ve imzasıyla onaylar; bu üyelik başvuru formuna kulüp yıllık aidatının kulüp veznesine veya kulübün göstereceği bankadaki hesaba yatırıldığına dair makbuzu eklemek zorundadır.
c-Kulüp başkanlığına yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, Kulüp yönetim kurulunca bir hafta içinde kulüp binasında askıya çıkarılır;  en çok otuz gün içinde üyeliğe kabul veya isteğin reddi şeklinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.
Kulübün asıl üyeleri, kulübün kurucuları ile müracaatları üzerine yönetim kurulunca üyeliğe kabul edilen kişilerdir.
d-Üyeliğe kabul edilmeyenlerin giriş ücreti ve yıllık aidatları iade edilir.
e-Kulübe maddi ve manevi bakımdan önemli destek sağlamış bulunanlar, yönetim kurulu kararı ile onursal üye olarak kabul edilebilir.
f-Kulübe üye olan lisanslı faal sporcular organlara katılamazlar.
g-Kulüp üyelerinin ödeyeceği yıllık aidat tutarı Olağan veya Olağanüstü yapılacak Genel Kurulda belirlenir. Yıllık aidat 300TL.dir. Üyeler aidatlarını peşin veya 5 eşit taksitte öderler. Ödemeler Yönetim Kurulu kararı ile değiştirilebilir. Yönetim Kurulu Başkanı, toplumda üst düzeyde görev yapmış ve yapmakta olan Adana Demirspor sevgisiyle temayüz etmiş ve kulübe faydalı olacak her yıl en çok 30 kişinin aidat ödemeksizin kulübe üye yapılmasına karar verebilir.
h-Yapılacak olan Olağan ve Olağanüstü Genel Kurullardan önceki 90 günlük dönemde üye olanlar oy kullanmaz.
MADDE 11-ÜYELİKTEN ÇIKMA
Her üye yazılı olarak bildirmek kaydıyla, kulüpten çıkma hakkına sahiptir.
Üyenin istifa dilekçesi yönetim kuruluna ulaştığı anda çıkış işlemleri sonuçlanmış sayılır. Üyelikten ayrılma, üyenin kulübe olan birikmiş borçlarını sona erdirmez.
MADDE 12- ÜYELİKTEN ÇIKARILMA 
a-Kulüp tüzüğüne aykırı davranışlarda bulunmak,
b-Verilen görevlerden sürekli kaçınmak,
c-Aidatlarını yatırmayan üyeler yazılı veya duyuru yoluyla yapılan ikaza rağmen 30 gün içinde ödememeleri durumunda,
d-Kulüp organlarınca verilen kararlara uymamak.
e-Üye olma şartlarını kaybetmiş olmak,
Yukarıda sayılan durumlardan birinin tespiti halinde yönetim kurulu kararı ile üyelikten çıkarılır. Karar Yönetim Kurulu tarafından ilgiliye yazılı olarak bildirilir.
Kulüpten çıkan veya çıkarılanlar, üye kayıt defterinden silinir ve kulüp malvarlığında hak iddia edemez. Üye kayıt defterinde yazılı olan adresi değişen üyeler, y

Telgrafnâme
Mahrec Merkezi: Adana
Sevk Numarası: 1030
Dahiliye Nezâret-i Celîlesi'ne
Adana Hâdisesi hakkında İzmirce bazı şâyi‘ât-ı kâzibenin zuhuru üzerine
istîzâh-ı hâle dair İzmir Vilâyeti'nden alınan fî 18 Nisan sene [1]325 tarihli
ve şifreli telgrafnâmeye yazdığım cevab malum-ı âlîleri buyurulmak ve
ilân-ı resmî işaretli ma‘rûzât-ı telgrafiyemden başka bunun da ilânıyla beraber
tensîb buyurulursa inkıtâ‘-ı şüyû‘ât-ı kâzibe zımnında vilâyâta bildirilmek
üzere aynen zîre naklolundu. Fermân.
Fî 19 Nisan sene [1]325
Adana Valisi
Mustafa Zihni
Suret
C. fî 18 Nisan sene [1]325 şifre. Hamd olsun bütün vilâyetde asayiş
iade olundu. Tahkîm-i asayişe takviyet verilmekdedir. Askerden bir kısmının
ihtilâlcilere iltihakının kat‘an asl u esası yokdur. Beşinci Ordu Erkân-ı Harbiye
Reisi Miralay Mehmed Ali Beyefendi Kuvâ-yı Mürettebe kumandanıdır.
El-yevm vilâyetin hiçbir noktasında hâdisât ve iğtişâşât kalmamış olduğunun
ve hatta silah altına alınmış bulunan Tarsus ve Mersin Redîf Taburları da terhis
kılınmış idüğünün ve iş‘âr buyurulan şâyi‘âtın erâcîf-i harfiyeden ibaret
olup bedhâhân tarafından tasnî‘ edilen ükzûbenin resmen ve tekziben ilân
buyurulması müsterhamdır. Mersin'deki sefâin-i ecnebiye kumandanları dünkü
gün Adana'ya nezd-i çâkerîye gelerek asayişin intizamını re’ye'l-ayn müşahede
ile beyân-ı memnuniyet etmişlerdir.
Fî 18 Nisan sene [1]325

Dahiliye
Mektubî Kalemi
Evrak Numarası: 144
Tarih: 20 Nisan sene [1]325
Telgrafnâme
Adana'dan Mâadâ Bilumum Vilâyât ve Elviye-i Gayr-ı Mülhakaya
Adana Hâdisesi hakkında bazı mahallerce bir takım mübâlağalı rivayât
ve şâyi‘ât deverân etmekde olduğu anlaşılmış olup halbuki Adana Vilâyeti'nden
alınan malumâta nazaran el-yevm bütün vilâyetde asayiş iade olunarak
vilâyetin hiçbir noktasında hâdisât ve iğtişâşâtdan eser kalmamış ve maa-zâlik bir kat daha tahkîm-i asayişe çalışılmakda bulunduğu ve silah altına alınmış
olan Tarsus ve Mersin Redîf Taburlarının adem-i lüzumuna binâen terhis
edildiği ve Mersin'deki sefâin-i ecnebiye kumandanları Adana'ya kadar
gelerek asayiş ve intizamı müşahede etmeleriyle vilâyete beyân-ı memnuniyet
eyledikleri müstebân olduğundan bedhâhân tarafından tasnî‘ edilen erâcîfin
resmen tekzibiyle hakikat-i hâlin ilânı ta‘mimen vilâyâta tebliğ edilmiş
olmakla oraca da ona göre iktizâ-yı hâlin ifası.

Dahiliye
Mektubî Kalemi
Telgraf Kısmı
Tarih: 22 Nisan sene [1]325
Adana Vilâyeti'ne
Dörtyol'da sükûnun iade olunmasından dolayı silahlarını hükûmete
teslim eylemeleri için Ermenilere nesâyih icrası vilâyet-i behiyyelerince tebliğ
edilmiş ise de mahall-i mezkûrun daire-i memuriyeti haricinde bulunduğu
ve bu maksadın istihsâli için Haleb'den asker ve top sevkine mübâşeret olunduğu
Şahir imzasıyla Haleb'den Patrikhâne'ye çekilen telgrafnâmede bildirilmesiyle
vilâyetçe olan malumâtın serî‘an inbâsı ve bir de Cebel-i Bereket
mutasarrıfının otuz bini mütecâviz ahaliyi teslîh ederek Ayas Nahiyesi'ne ve
kurâ-yı saireye hücum ve birçok Ermeni'yi itlâf ve emvâl ve mevâşîyi gâret
ve hâne ve çiftlikleri ihrâk etdirdiği ve ahaliden Dörtyol'a geçenleri on üç
gün muhasara altında susuz bırakdırdığı ihbar olunduğundan bu bâbda da
âcilen tahkikât icrasıyla tebeyyün edecek hakâikin muvazzahan ve âcilen
iş‘ârı tavsiye kılınır.

Adliye ve Mezâhib Nezâreti
Umûr-ı Cezaiye Müdüriyeti
Aded: 49
Dahiliye Nezâret-i Celîlesi Cânib-i Âlîsi'ne
Ma‘rûz-ı dâ‘îleridir
Adana Vilâyeti merkez ve mülhakâtında vuku bulan katl ü ihrâk ve
yağmagerlik ef‘âli haklarında bî-tarafâne tahkikât-ı mükemmele icrası için
bir Hey’et-i Tahkikiye i‘zâmı esbâbının istikmâli ifadesine dair Vilâyet-i mezkûre
İstînâf Müdde‘î-i Umumîliği'nden vârid olan şifre telgrafnâmenin suret-i
mahlûlesi leffen takdim kılınmış ve mahallince cereyân eden ahvâlin Bâbıâlice
mevcud olması lâzım gelen tafsilâtına nazaran öyle bir Hey’et-i Tahkikiye
i‘zâmına lüzum olup olmadığını tayin ve takdir nezâret-i celîle-i âsafânelerine aid görülmüş olmakla ol bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü'l-emrindir.
Fî 13 Rebîülâhir sene 1327 ve fî 20 Nisan sene 1325
Adliye Nezâreti nâmına Müsteşar
Ed-Dâ‘î
Şükrü

Adliye ve Mezâhib Nezâreti
Mektubî Kalemi
Adana İstînâf Müdde‘î-i Âmmı Artur Efendi'nin 9 Nisan sene [1]325 tarihli şifresinin suret-i mekşûfesidir.
Beş gün devam edip şimdi nihayet verilen vilâyet ve mülhakâtında vuku
bulan katliâm ve ihrâk ve yağmagerlik haklarında bî-tarafâne tahkikât-ı
mükemmele icrası için sair memâlik-i mütemeddinede olduğu misillü Meclis-i Mebûsân azâsından müntehab bir Hey’et-i Tahkikiye i‘zâmının istikmâl
buyurulması ehemmiyet-i mesele ve selâmet-i memleket nâmına arz olunur.

Dahiliye
Mektubî Kalemi
Tarih: 15 Rebîülâhir sene [1]327
23 Nisan sene [1]325
Adliye Nezâreti Vekâlet-i Celîlesi'ne
20 Nisan sene [1]325 tarihli tezkire-i aliyye-i semûhîleri cevabıdır. Adana
Vilâyeti merkez ve mülhakâtında ahîren vuku bulan iğtişâşâtda zî-medhal
olanlar haklarında tahkikât ve takibât-ı kanuniye icra edilmek üzere oraya
mahsus bir Divan-ı Harb-i Örfî Hey’eti'nin i‘zâmı mukarrer bulunmuş olmakla
ol bâbda.

Telgrafnâme
Mahrec Merkezi: Adana
Sevk Numarası: 489
Dahiliye Nezâret-i Celîlesi'ne
Dörtyol'da şimdilik âsâr-ı sükûn rû-nümûn ise de tekrar bir vak‘anın
hudûsuna mahal kalmamak ve tedâbîr-i kat‘iye ve ihtiyâtiyeden olmak üzere
takrîr-i asayişe kadar lâ-ekal iki yüz nizâmiye süvarisi ile iki topun sür‘at-i
i‘zâm ve irsâli hususu mahallinden yazılıyor. Süvariye olan ihtiyac fevkalâde
şedîddir. Buraya sevki şifahen emredilen süvariler nerededir; ne suretle ne
vakit gelebileceklerinin emr u iş‘ârıyla beraber bunların behemehâl sür‘at-i
sevk ve i‘zâmları ve topa olan ihtiyac cihet-i askeriyeden te’yid olunmakda
olduğundan Harbiye Nezâreti'ne emr-i ekîd ihsân buyurulması ma‘rûzdur.
Fermân.
Fî 18 Nisan sene [1]325
Vali
Mustafa Zihni

Dahiliye
Mektubî Kalemi
Telgraf Kısmı
Tarih: 19 Nisan sene [1]325
Telgrafnâme
Adana Vilâyet-i Behiyyesi'ne
C. 18 Nisan sene [1]325. İki topla iki yüz süvarinin süratle Dörtyol'a
îsâli lüzumu Harbiye Nezâreti'ne ehemmiyetle yazıldı. Bunların vusûlüne kadar muhafaza-i asayişe ihtimâm olunarak muhill-i sükûn ahvâl tekevvününe
zinhâr meydan verdirilmemesi hasâfet-i aliyyelerinden muntazardır.

Telgrafnâme
An-Adana
Mahalli Numarası: 1642
Huzur-ı Sadâret-penâhî'ye
Merkez-i vilâyetde bugün dört günden beri sükûn, asayiş ber-devam
olup hatta bugün mevcud dükkânlar açılarak ahali ve esnaf iş ve güçleriyle
meşgul olmakdadır. Şu hâl-i sükûnun idâme ve tahkîmi için elde mevcud
kuvve-i askeriye ile her türlü tedâbîr-i ihtiyâtiye ve müessireye tevessül edilmekde
bulunmuş ve Muhtelit Hey’et-i Nâsıha dahi başkaca geşt ü güzâr ve
şer‘-i şerif ve Kanun-ı Esasî ahkâmına riâyetle Meşrutiyet-i idarenin her sınıf-
ı ahalinin hukukunu muhafazaya kâfil olduğu beyânnâmelerle tebliğ ve
izbâr olunmuşdur. Mülhakâta gelince; İçel ve Mersin'de vukuât yokdur. Ancak Mersin'e mülhak Tarsus kazasında iki gün evvel zuhur eden galeyan ve
iğtişâş bazı gûnâ tecavüzâtı ve harîk vuku‘unu mûcib olmuş ise de emâkin-i
ecnebiye taht-ı muhafazada kalmış ve şimdilik orada da sükûn mevcud bulunmuşdur.
Cebel-i Bereket Sancağı'nın Dörtyol, Hassa, Osmaniye ve Bahçe
Kazalarıyla muhtelif karyelerinde katl-i nüfus ve nehb ü gâret ve yekdiğerine
taarruz ve tecavüz gibi hâlâtı bâdî olan galeyan ve iğtişâşın el-ân devam
etmekde bulunduğu anlaşılmışdır. Kozan Sancağı'nın Sis ve Kars ve Haçin
Kasabaları üzerine etrafdan bir takım Çeçen ve Afşar ve sair aşâ[i]rin yağmacılık
fikriyle zaman zaman tecavüzâtda bulundukları ve reh-güzârlarına tesadüf
eden kurâyı da tahrib eyledikleri ve hatta Sis ve Kars üzerine aşâir-i merkûmenin
memurîn-i mülkiye ve zâbıta ve mevcud bir mikdar efrâd-ı redîfe
ahali-i mahalliye tarafından pek çok fedakârlıkla müşkilât-ı azîme içinde silah
isti‘mâli suretiyle müdafaa edilmeğe çalışılmakda olduğu şimdi alınan
telgrafnâmelerden müstebân olmuşdur. Sivas, Haleb Vilâyetlerinin buraya
civar olan aşâiriyle Kürd, Çerkes ve Çeçenleri yerlerinden oynadarak önlerine
tesadüf eden köyleri tahrib ve hayvanât ve sair emvâli gasb ve yağma ve
hâne ve çiftlikleri ihrâk etmekde ve bu hâl günden güne bir mahalden diğer
mahalle sirayetle tevessü‘ eylemekde olduğundan nizâmiye taburlarının ve
Haleb'den gönderilecek ve nikât-ı muhtelifeye yetişmek üzere en ziyade işe
yarayacak olan süvari bölüklerinin bir an evvel yetişdirilmesi esbâbı neye
mütevakkıf ise icrası selâmet-i vatan ve millet nâmına ma‘rûzdur.
7 Nisan sene [1]325
Adana Valisi
Cevad

Sadâret-i Uzmâ
Mektubî Kalemi
Tarih: 8 Nisan sene [1]325
Adana Vilâyeti'ne
C. 7 Nisan sene [1]325. Adana'da hâdis olan vak‘adan dolayı icabı kadar
kuvvet ihzâr ve sevk edildiği evvel ve âhir bildirilmişdi. Bu kuvvetin vürûdunda kumandanlıkla bi'l-müzâkere dahil-i vilâyetde iğtişâş devam eden
mahallere icabına göre tertib ve sevki tavsiye olunur. Harbiye Nezâreti'nden
kumandanlığa da bu yolda emir verilecekdir.

Telgrafnâme
Mahrec Merkezi: Adana
Mahalli Numarası: 2333
Sadâret-penâhî'ye
Merkez-i vilâyetde Nisan'ın birinci günü İslâmlarla Ermeniler arasında
zuhur eden iğtişâş üç gün devam ederek ol vakit elindeki kuvve-i cüz’iye-i
askeriye ile ve pek çok müşkilât çekilerek kumandan paşa ile birlikde gece
gündüz çalışarak teskin edilmiş ve dünkü güne kadar sükûn ve istirahat devam
etmekde bulunmuşdu. Dün vakt-i asrda Ermeni mahallesinde yine silah
sesleri işidilmeğe başlamış ve ahali-i İslâmiye büyük bir heyecan ve galeyan
ile hükûmete koşuşmalarıyla hemen kuvve-i askeriye çıkarılarak silah atılan
mahaller taht-ı takayyüd ve tahaffuza aldırılmış ve vak‘aya sebebiyet veren
birkaç Ermeni fedaisi olduğu mevsûkan haber alınmışdır. Geceleyin şehrin
iki yerinde yangın zuhur etmesiyle bir tarafdan da bu yangınların itfâsına çalışılmış
ise de eldeki vesâit-i itfâiyenin gayr-ı kâfi bulunması ve adem-i intizamı
yangının külliyyen itfâsı imkânını takib eylemekde bulunmuşdur. Ancak
dün sabah vürûd edebilen birkaç nizâmiye taburu kollara taksim edilerek
ve her türlü tedâbîr-i askeriyeye müracaat olunarak şimdilik yine teskin-i ahvâl
edilebilmiş ve ahali ve mahallât ve müessesât ve emâkin-i ecnebiye taht-ı
muhafazaya aldırılmışdır. Mülhakâtın bazı mahallerinde ve Haçin'de heyecan
ber-devam ise de Haçin'e de iki gün evvel Misis Redîf Taburu dahi seyr-i serî‘
ile sevk edilerek ve Hey’et-i Nâsıha gönderilerek şu bir-iki gün zarfında
orada da sükûnun iadesi me’mûldür. Cebel-i Bereket Sancağı'nın Dörtyol
nâm mevkiindeki heyecanın teskini için oraya bir nizâmiye taburu gönderilmiş
idi ki bu askerle gerek orasının gerek Hassa ve İslahiye cihetlerinin de
teskini derkâr bulunmakla beraber icab edenlere bu bâbda tedarikât-ı şedîde
icra edilmişdir. Ahvâl-i müessifenin pek büyük bir heyecan ve hararetle başlamış
olması ve bidâyet-i zuhurunda da elde ancak üç yüz küsûr mevcudlu
bir nizâmiye taburunun bulunması ve taht-ı silaha alınan birkaç redîf taburunun
da yerli olmaları ve gayr-ı muntazam ve elbisesiz bulunmaları tedâbîr-i
icraiyece müşkilât-ı azîme tevlîd etmişdir. Bidâyeten tedâbîr-i askeriyeye müracaatla
hilâf vâkı‘a her ne tarafdan vuku bulursa bulsun askere silah isti‘mâli
suretiyle ve bir tarafdan Hey’et-i Nâsıha çıkarılmak gibi tedâbîr-i müttehaze
semeresiyle tedâfü‘î ve taarruzî bir hâlde birbirine giren elli-altmış bin nüfusdan
ibaret olan bir memleket harîkının sâlifü'l-arz bidâyeten üç gün içinde
teskine muvaffakiyet elvermiş olması tedâbîr-i askeriye ve müttehaze semeresinden
başka bir şey olmayıp ibtidâ-yı vak‘ada defaâtle istenilen kuvve-i
askeriye elde bulunmuş olmak lâzım gelseydi daha evvel te’min-i sükûna imkân bulunabileceği derkâr idi. Binâenaleyh bu bâbda peyderpey arz-ı malumât
olunacağı ma‘rûzdur.
Fî 13 Nisan sene [1]325
Adana Valisi
Cevad

Umum Erkân-ı Harbiye Dairesi
Üçüncü Şubesi
331
Gayet müsta‘celdir.
Hulâsa: Adana'da beyne'l-ahali hâdis olan vak‘anın basdırılması için sevk olunacak kuvâ-yı askeriye ve saireye dair
Ma‘rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki
Adana'da beyne'l-ahali hâdis olan vak‘anın hemen olduğu yerde basdırılarak ser u sirayetine meydan verilmemek ve asayiş-i mahallî der-an hâl te’min edilmek üzere Mersin ve Tarsus Redîf Taburlarının ve icab ederse Karaisalı Taburu'nun hemen silah altına celbi ve yerine inde'l-iktizâ diğeri gönderilmek üzere Beyrut'dan iki nizâmiye bölüğünün ilk vasıta ile Mersin ve Adana'ya yetişdirilmesi ve Paskalya münasebetiyle Kudüs kuvvetine zammolunan taburun işi hitâma ermiş olacağından bir mahzur mahsûs olmadığı hâlde onun da hemen sevki ve'l-hâsıl etrafa sirayeti bilhassa şu sırada devlet ve millet için sirayeten telâfî-nâ-pezîr mehâzîri dâ‘î olacak olan şu hâdisenin tevessü‘üne meydan vermeyecek suretde muktezî kuvâ-yı askeriye ve tedâbîr-i mâni‘anın tertib ve icrası lüzumu cevaben ve müteâkiben Beşinci Orduyı Hümâyûn Müşiriyet-i Celîlesi'ne yazılan telgraflarla tavsiye ve iş‘âr edilmiş olduğundan cihet-i mülkiyece de tedâbîr-i lâzıme-i takayyüdkârîye ihtimâm ile elbirliğiyle iade-i sükûn ve asayişe itina olunmasının icab edenlere emr u tebliğiyle beraber sevkiyât-ı askeriye için orduca sarfına lüzum ve ihtiyac gösterilecek mebâliğin dahi bir gûnâ iş‘âr ve istiş‘âr ile ızâ‘a-i vakte meydan verilmemek üzere hemen te’min ve tesviyesi esbâb ve vesâilinin istikmâli hususuna müsaade-i sâmiye-i fahîmâneleri şâyân buyurulmak bâbında emr u fermân hazret-i veliyyü'l-emrindir.
Fî 24 Rebîülevvel sene [1]327 ve fî 2 Nisan sene [1]325
Harbiye Nâzırı
Edhem

Telgrafnâme
Mahrec Merkezi: Adana
Mahalli Numarası: 1167
Huzur-ı Sâmî-i Sadâret-penâhî'ye
Hamidiye Kazası'nda dahi iğtişâşât zuhur ederek katliâm ve yağma başlamış. Oraya Yarpuz Redîf Taburu'ndan efrâd i‘zâmı icab edenlere bildirilmekle beraber ulema ve eşrafın nesâyih-i lâzıme ifasıyla teskin-i heyecan ve iğtişâşa itina olunması cevaben bildirilmişdir. Merkezde heyecan ve silah sesleri ber-devamdır. Fermân.
Fî 1 Nisan sene [1]325
Adana Valisi
Cevad

Telgrafnâme
Mahrec Merkezi: Adana
Mahalli Numarası: 1191
Huzur-ı Sadâret-penâhî'ye
Bugün sabahdan akşama kadar devam eden iğtişâşın akşam olmak münasebetiyle bi'n-nisbe kesb-i hiffet eylediği ve her türlü tedâbîr-i teskiniyeden geri durulmayıp mülhakâtın te’min-i asayişi için de fırkaya mensub redîf taburlarının peyderpey sür‘at-i mümkine ile silah altına alınmakda olduğu ve şimdi Tarsus'dan ve Misis'den vürûduna intizâr olunan yüz elli efrâd-ı redîfe ile müretteb kollara bir kat daha takviyet verileceği berây-ı malumât ma‘rûzdur.
Fî 1 Nisan sene [1]325
Adana Valisi
Cevad

Sadâret-i Uzmâ
Mektubî Kalemi
Tarih: 24 Ra. sene [1]327 - 2 Nisan sene [1]325
Harbiye Nezâret-i Celîlesi'ne
1 Nisan sene [1]325 tarihli tezkireye zeyldir. Merkez ve mülhakât-ı vilâyetçe asayişin te’mini için çalışılmakda ise de fırkaya mülhak redîf taburlarının sür‘at-i celb ve cem‘i müte‘assir olduğundan bahisle ecânib ve konsolosların makarrı bulunan Mersin ile nefs-i Adana'ya bir muâvenet-i mahsusa olmak üzere Beyrut'dan serî‘an bir-iki tabur asâkir-i nizâmiye yetişdirilmesi lüzumuna dair Adana Vilâyeti'nden bu sabah alınan telgrafnâme leffen savb-ı devletlerine tisyâr kılındı. Diğer tezkire ile bildirildiği üzere vilâyet-i mezkûrede takrîr-i sükûn ve inzibât için en yakın mahallerden serî‘an kuvâ-yı kâfiye tertib olunarak Adana ve Mersin'e sevki ile beraber mikdarının peyâpey derece-i kifayete bir gün evvel iblâğı ve asayişin cihet-i mülkiye ile müttehiden bir dakika evvel iade ve takrîri zımnında kumandanlığa tebligât-ı âcile ifasına himmet.
Adana Vilâyeti'ne
C. 2 Nisan sene [1]325. Takrîr-i sükûn ve inzibât için en yakın mahallerden serî‘an kuvâ-yı kâfiye tertib olunarak peyâpey sevki ile beraber mikdarının peyâpey derece-i kifâyete bir gün evvel iblâğı ve asayişin cihet-i mülkiye ile müttehiden bir dakika evvel iade ve takrîri zımnında Harbiye Nezâreti'ne tebligât-ı ekîde ifa olundu. Asâkirin vürûduna kadar asayişin te’mini esbâbı cihet-i askeriye ile müttehiden kararlaşdırılarak ve dahil-i şehirde kollar tertib olunarak yağmagerliğe ve müessesât-ı maliye ile ecânibe ve konsoloslara bir taarruz vuku‘una zinhâr meydan verilmemesi tavsiye olunur.

Amaç ve kapsam
MADDE 1 - (1) Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.
Adli sicil kayıtlarının tutulması
MADDE 2 - (1) Hakkında Türk mahkemeleri veya yabancı ülke mahkemeleri tarafından kesinleşmiş ve Türk Hukukuna göre tanınan mahkûmiyet kararı bulunan Türk vatandaşları ile Türkiye'de suç işlemiş olan yabancıların kayıtları da dahil tüm adli sicil bilgileri; mahallinde bilgisayar ortamına aktarılmasını takiben, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğündeki Merkez Adli Sicilde tutulur.
Merkezi ve mahalli adli sicillerin görevleri
MADDE 3 - (1) Merkez Adli Sicil, adli sicil kayıtlarının güncelleştirilmesi, düzenlenmesi, düzeltilmesi ve mahalli adli sicillere ulaştırılması ile görevlidir.
(2) Mahalli adli sicil, bulunduğu yer ile gerektiğinde diğer yerlere ait adli sicil bilgilerinin bilgisayara girilmesi, bu bilgilerin merkez adli sicile aktarılması ile merkez adli sicilden bilgilerin alınıp ilgili şahıs ve kurumlara iletilmesi ile görevlidir.
Adli sicile kaydedilecek bilgiler
MADDE 4 - (1) Türk mahkemeleri tarafından vatandaş veya yabancı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri adli sicile kaydedilir. Bu bağlamda;
a) Hapis cezaları ile ilgili olarak;
1. Hapis cezasına mahkûmiyet kararı,
2. Koşullu salıverilme kararı,
3. Koşullu salıverilmede denetim süresinin uzatılmasına ilişkin karar,
4. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasına dair karar,
5. Hapis cezasının infazının tamamlandığı hususu,
b) Hapis cezasının ertelenmesi halinde;
1. Denetim süresi,
2. Denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi dolayısıyla cezanın infaz edilmiş sayıldığı hususu,
3. Ertelenen hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine ilişkin karar,
c) adli para cezası ile ilgili olarak;
1. adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmü,
2. adli para cezasının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,
3. adli para cezasının tazyik hapsi suretiyle kısmen veya tamamen infaz edildiği hususu,
4. adli para cezasının tazyik hapsinden sonra kalan kısmının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,
d) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırıma mahkûmiyet halinde;
1. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak, adli para cezasına mahkûmiyet veya güvenlik tedbiri uygulanması hükmü,
(DEĞİŞİK ALT BENT RGT: 01.03.2008 RG NO: 26803 KANUN NO: 5739/7) (KOD 1) 
2. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin gereklerinin yerine getirilmemesi dolayısıyla hapis cezasının infazına ilişkin karar,
3. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin değiştirilmesine ilişkin karar,
e) Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile ilgili olarak;
1. Kasten işlenen bir suç nedeniyle hapis cezasına mahkûmiyetin kanun sonucu olarak yoksun kalınan haklara cezanın ertelenmesi dolayısıyla getirilen istisnaya ilişkin karar,
2. Mahkûmiyet hükmüyle bağlantılı olarak verilen, belli bir hak ve yetkinin kullanılmasının veya belli bir meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin karar,
f) Türk vatandaşı hakkında yabancı mahkemeden verilmiş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet kararının Türk hukuku bakımından doğurduğu hak yoksunluklarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkemece verilen karar,
g) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık dolayısıyla verilen karar,
h) Ceza zamanaşımının dolduğunun tespitine ilişkin karar,
i) Genel veya özel affa ilişkin kanun; özel affa ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı,
j) Askeri Ceza Kanununa göre verilmiş mahkûmiyet kararlarındaki fercezalar,
Adli sicile kaydedilir.
(2) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen mahkûmiyet hükmü ya da eski hükümde değişiklik yapan tüm hüküm ve kararlar açısından da birinci fıkra hükümleri uygulanır.
(3) Kanun gereği olarak gerçek kimliği saklı tutulan kişilerin adli sicil ve arşiv kayıtlarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Adli sicile kaydedilmeyecek bilgiler
MADDE 5 - (1) Türk mahkemeleri tarafından verilmiş olsa bile;
a) Disiplin suçlarına ve sırf askeri suçlara ilişkin mahkûmiyet hükümleri,
b) Disiplin veya tazyik hapsine ilişkin kararlar,
c) İdari para cezasına ilişkin kararlar,
Adli sicile kaydedilmez.
Diğer bilgilerin kaydı
MADDE 6 - (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim, askeri hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askeri savcılık tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir.
Adli sicil bilgileri verilebilecek olanlar
MADDE 7 - (1) Adli sicil bilgileri, kullanılış amacı belirtilmek suretiyle;
a) İlgili kişiye veya vekâletnamede açıkça belirtilmek koşuluyla vekiline,
b) Kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına,
Verilebilir.
(2) Yabancı devletler tarafından istenilen adli sicil bilgileri mütekabiliyet esasına göre verilir.
Adli sicil bilgilerini verebilecek merciler
MADDE 8 - (1) Adli sicil bilgileri; mahalli adli sicillerde Cumhuriyet başsavcılıklarınca, asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde kaymakamlıklarca, (EKLENMİŞ İBARE RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/37) yurt dışında elçilik ve konsolosluklarca, merkez adli sicilde ise Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce verilir.
Adli sicil bilgilerinin silinmesi
MADDE 9 - (1) Adli sicildeki bilgiler;
a) Cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması,
b) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık,
c) Ceza zamanaşımının dolması,
d) Genel af,
Halinde Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek, arşiv kaydına alınır.
(2) Adli sicil bilgileri, ilgilinin ölümü üzerine tamamen silinir.
(3) Türk vatandaşları hakkında yabancı mahkemelerce verilmiş olup 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (f) bendine göre adli sicile kaydedilen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyet hükümleri, kesinleştiği tarihten itibaren mahkûmiyet kararında belirtilen sürenin geçmesiyle, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce adli sicil kayıtlarından çıkartılarak arşiv kaydına alınır. Adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri ile cezanın ertelenmesine ilişkin hükümler, adli sicil kaydına alınmadan doğrudan arşive kaydedilir.
Arşiv bilgilerinin istenmesi
MADDE 10 - (1) Arşiv bilgileri;
a) Kullanılış amacı belirtilmek suretiyle, kişinin kendisi veya vekâletnamede açıkça belirtilmiş olmak koşuluyla vekili,
b) Bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemeler,
c)  Yetkili seçim kurulları,
d) Özel kanunlarda gösterilen hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşları,
Tarafından istenebilir.
(2) Kanunda açıkça belirtilmediği takdirde, kişi hakkında alınacak bir karar veya yapılacak bir işlemle ilgili olarak, bir yakınının adli sicil ve arşiv kayıtları istenemez ve bu bilgiler, kişiyi herhangi bir haktan yoksun bırakmak için dayanak olarak kullanılamaz.
(3) Onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtları; ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemelerce istenebilir.
Adli sicil ve arşiv bilgilerinin gizliliği
MADDE 11 - (1) Adli sicil ve arşiv bilgileri gizlidir. Bu bilgiler, görevlilerce açıklanamaz ve bu Kanun hükümlerine göre verilen kişi, kurum ve kuruluşlarca veriliş amacı dışında kullanılamaz.
Adli sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi
MADDE 12 - (1) (İPTAL EDİLEN FIKRA RGT: 14.04.2011 RG NO: 27905 ANY. MAH. 20.01.2011 T. 2008/44 E. 2011/21 K.) (YÜR. TAR.: 14.04.2012) (KOD 1)
(2) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adli sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.
(3) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adli sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir.
Adli sicil ve arşiv kayıtlarında sorgulama yetkisi verilmesi
MADDE 13 - (1) Bir suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma kapsamında adli sicil ve arşiv kayıtlarında;
a) Mahkeme, hâkim, askeri hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı ve askeri savcılık doğrudan doğruya,
b) Kolluk ve diğer kamu kurum ve kuruluşları Adalet Bakanının onayı ile,
Sorgulama yapabilirler.
Yasaklanmış hakların geri verilmesi
MADDE 13/A - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/38) 
(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması,
gerekir.
(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek s

Aziz ve muhterem vatandaşlarım; son iki gün içindeki hadiselerin ayrı bir ehemmiyet arz ettiği ve türlü yalan şayiaların hususi maksatlarla ortaya çıkarıldığı sıralarda sizlere bildirmek vazifesini kendim bizzat yerine getirmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum. Hemen arz edeyim ki, sizlerden bazı ricalarım olacaktır. Bu gibi zamanlarda memlekette karışıklık çıkarmak isteyenler ve bugünkü hadiselere teşebbüs etmiş olanlar bir taraftan, diğer taraftan da memleketin düşmanları adeta el ele vererek ortalığı her an her saat başında bir takım yalan ve maksatlarına göre uydurulmuş haberler yaymak suretiyle gayelerine erişmek istiyorlar.
“Bu gibi haberlere inanmak katiyen caiz değildir. Bu gibi haber ve havadislerle şayet tanımadıklarınız yahut iyi niyetle hakkında kanaat sahibi olmadığınız kimselerse, memlekette kargaşalık çıkarmak maksadıyla yayınlanan bu gibi haberlerde mecrasını takip edip merkezlerine kadar girebilmek için hükümet makamlarına ve vazifelilere derhal malumat vermek suretiyle yardım etmenizi rica ederim. Yalan haberleri ve heyecan yaratmak için uydurulan hesaplı şayiaları ve dedikoduları kökünden kurutmak üzere alınacak tedbirlerin yanında hükümet çözümler veya beyanlar yayınlamak suretiyle vaziyetten vatandaşlarımızı sık sık haberdar edecektir. Nitekim ilk tebliğ, bugün dahiliye vekaleti tarafından neşredilmektedir.
“Aziz vatandaşlarımdan ikinci istirhamıma gelince, tertipçi ve bozguncular tarafından şurada burada girişilecek tertipli hareketlere karşı metanet ve itidalinizi muhafaza ederek bu gibi bedbahtları cüretlerinde ve cefalarında yalnız bırakmanız ve hatta icap ederse zabıta kuvvetlerinin vazifelerini ifa hususunda kendilerinden hiçbir yardımı esirgememenizdir.
Aziz ve muhterem vatandaşlarım; derhal ifade edeyim ki, İstanbul’da ve Ankara’da çıkarılmak istenen hadiseler; memleketin huzuruna, asayişine ve selametine karşı girişilmiş ağır ve vahim suikastlardır. Bunların tertipçileri olduğu gibi işi iyice bilmeden ve anlamadan kendilerini tertipçilerin aleti haline sokmuş bulunanlar da vardır. Genç mekteplilerimiz üzerinde bir zamandan beri teşkilatlı ve hesaplı surette yapılmakta olan tahrikler artık meş’ul neticeler göstermektedir. Bu manzara ve hadiseler memleketin bir takım genç ve masum evladının tahrikçi ve tertipçilerin nasıl aleti haline getirildiği hakkında açık bir fikir vermeye kafidir sanırım. Fakat bu tahrikçi ve tertipçilerle bunların aleti haline getirilmiş olanların teşkil ettiği iki ayrı zümreden başka bir de üçüncü zümre vardır ki, bunu da kaydetmeden geçmeyeceğim. Bu üçüncü zümre, yine bir zamandan beri dahili tahrik ve kışkırtma politikasına maruz bırakılmış olan bir takım mutaassıp gazetecilerdir. Bunların, aynı vatanın evlatları olan kardeşlerini bir düşman gibi görme gafletine düşürüldüklerini, içlerinde tutuşturulan kin ve husumet ateşiyle gözlerine bir ihtiras ve gaflet perdesinin çekilmiş olduğunu, bu suretle de ve sun’i telkinlerle harekete geçirilmiş bir heyecanın baskısı altında hizmetlerinin büsbütün işlemez hale geldiğini görmekteyiz. Bunlar, aynı vatandaki kardeşlerini düşman telakki eden bedbahtlardır.
“Bunların hepsi, yani tertipçiler ve tertibe ilk elden alet ve vasıta haline getirilenler de, gözü dönmüş parti mensuplarının da huzur isteyen milyonlar ve milyonların arasında ancak birer zerreden ibaret kalır. Fakat, dikkat edelim ki onlar, mühim noktalarda toplanıverdi ve suni topluluklar vücuda getirmek suretiyle, teşkilatlı hareket etmek yolundan bir şeyler elde etmenin imkanına inanmış veya inandırılmış olan bedbahtlardır.
“Muhterem ve aziz vatandaşlarım; bunlar, nizam ve devlete karşı gelmenin ne demek olduğunu anlamakta gecikmeyeceklerdir. Bunlar zavallı başlarını nizamın sarsılmaz kayalarına vurarak kendilerine gelecekler ve fakat korkarım ki bu bedbahtlar biraz geç kalmış olacaklardır. Memleketin asayiş ve selametiyle vatandaşlarımızın huzur ve iyi niyetiyle oynanamaz. Bu huzur ve iyi niyetin ve bozulmasına çalışılan sükun ve asayişin muhafazasında hükümetimiz son derece azimli ve kararlıdır. Sevgili vatandaşlarım; hükümetin tebliğ ve beyanlarından ayrı olarak icap ettikçe sizlere bizzat hitap etmek için yine huzurunuzda olacağım.
“Aziz ve muhterem vatandaşlarım; her an ve her saat başında yalan haberle bir takım korkunç şayialar çıkarılmak suretiyle, heyecan yaratmak ve bu heyecan vasatında bir takım kışkırtmalar da yaparak hadiseler çıkartılmak istenmekte olduğunu ve bu yıkıcı faaliyetlerin belli merkezlerden idare edilmekte bulunduğunu, dünkü konuşmamda arz ve ifade etmiştim. Bu şayialara, bu yalan haberlere inanılmamasını, hatta bunlara inananların alakalılara ve vazifelilere ihbar edilmesini de ayrıca rica etmiştim.
“Filhakika, ortada hiçbir şey yokken hadiseler çıkarabilmek için ancak bu yollara ve bu usullere müracaat olunur. Kandırılması en kolay olan ve toplantı halinde bulunan zümreler seçilmek suretiyle bunların üzerinde daimi surette yıkıcı propagandalar teksif edilir ve bunlar kötü bir zümre bile olsalar, 30 milyonluk Türkiye’nin hacmine ve ebadına nispetle bir zerre dahi teşkil etmese de bunlar sanki teşkilatlı ve vurucu bir kuvvetmiş gibi ele alınarak bir memleketin kaderi üzerinde pervasızca oynayabilme imkanlarının aranmasına ve bu yolların araştırılmasına çıkılır. İstanbul ve Ankara’mızda iki gündür yaratılmak istenen hadiselerin kısaca izahı ve manası işte bundan ibarettir. Bu memlekette bir takım ayaklanma hareketleri için vasat ve şartlar hiçbir suretle müsait değilse profesyonellerin, bu işlerin esnafı olanların tutacakları yol işte budur. Güzelim memleketimizde ayaklanmalar için hiçbir sebebin mevcut olmadığı aşikar.
“Memleketimiz eski devrin o hürriyetsizlik ikliminden çıkıp çok partili bir idareye kavuşmuştur. Binaenaleyh o hürriyetsizliğin, tek parti tahakkümünün ve seçim yapmadan iktidarda olmanın, seçim yapıldığı taktirde ise rey sandıklarını nasıl kırılıp onbinlerce mazbatanın nasıl tahrip edildiğinin ve nasıl reylerin çalınıp millet iradesinin ayaklar altında çiğnendiğinin türlü ve aşikar misallerini görmüş ve yaşamış bir memleketiz. Bu iklimin içinden çıkıp gelmekteyiz. Diğer taraftan sefalete mahkum olmanın bu memleketin kaderi olduğuna inanmışçasına ve bunu kabul etmişçesine çeyrek asrın içinde memleketin meselelerine ve vatandaşın ihtiyaçlarına medeni ve ileri bir hayata kavuşmanın icaplarına nasıl omuz silkercesine lakayt kalındığını görüp yaşamış olan bir memlekettir Türkiye.
Ve Türkiye’miz bugün asırlarca yapılamayanların on sene içerisinde nasıl yapıldığını, memleketin bir baştan öbür başa her birisi bir kıymet olan sayısız eserlerle nasıl donanmış hale geldiğini görmektedir. Ziraatte, sanayide, madencilik ve nakliye ekonomisinde velhasıl iktisadi hayatın bütün kollarında Türkiye’nin nasıl akla sığmaz bir süratle bir asırlık bir mesafeyi bir on sene içinde aldığını görmekteyiz. İktisadi kalkınma, içtimai düzen ve ileri bir cemiyet olmanın bütün şartlarını muayyen bir nizam ve ülkü içerisinde nasıl hep birden ele alınıp tahakkuk yoluna konmuş olduğunu vatandaşlar görmektedir. On sene evvelle bugünü vatandaşlar kıyaslayabilmekte ve hükümlerini vermiş bulunmaktadırlar. İşte bu şartlar ve bu vasat, ayaklanmanın şartları ve vasatı değildir. O halde bir takım suni ve uydurma yollardan ve sözlerimin başında arz ettiğim şekilde bir ayaklanma hareketi tahakkuk ettirilebilr mi diye memleket, hazin, elim ve meşum tecrübelerin sahası haline getirilmek isteniliyor.
Tekrar arz ediyorum, bir veya muayyen bir zümre türlü yollardan ele alınıp, elde bulundurulacak ve bu hareket haline getirildikten sonra veya hareketin içinde yuvarlanan bir kartopu gibi büyütülmek ümidine bel bağlanılarak teşebbüslere girişilecek, diğer taraftan da vasata hazırlanmak için vatandaşın heyecanı her an kamçılanacak. Bu sebeple mütemadiyen yalan haberler, korkunç dedikodular, tahripkar şayialar ortalığa salınacak, her yerde vatandaşın idraki zaafa, iradesi felce uğratılacak. İşte usul bu, taktik bu.

Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı; acil sağlık hizmetlerinin yurt sathında eşit, ulaşılabilir, kaliteli, süratli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamak maksadıyla, sağlık hizmeti sunan ve sağlık hizmeti ile ilgili olan bütün kurum ve kuruluşların uymakla mükellef oldukları esaslar ile bu kuruluşlar arasında koordinasyon temin edilmesine ve Bakanlık tarafından yürütülecek olan acil sağlık hizmetlerinin sevk ve idaresine dair usul ve esasları belirlemektir.

Madde 2- Bu Yönetmelik, Millî Savunma Bakanlığı hariç olmak üzere acil sağlık hizmeti sunan ve bu hizmetin sunulması ile ilgili olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarını, özel hukuk tüzel kişilerini ve gerçek kişileri ve bunlar tarafından kurulan sağlık kurum ve kuruluşlarını ve bunların hizmetle ilgili olan bütün faaliyetlerini kapsar.

Madde 3- Bu Yönetmelik, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin (i) bendi ile 9 uncu maddesinin (c) bendine, 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 41 inci ve 43 üncü maddelerine ve 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 8 inci maddesinin (b) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Madde 4- Bu Yönetmelikte geçen deyimlerden;

a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
b) Genel Müdürlük: Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,
c) Müdürlük: İl Sağlık Müdürlüğünü,
d) Şube Müdürlüğü: Acil sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli Şube Müdürlüğünü,
e) Şube Müdürü: Acil sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli şube müdürünü,
f) Merkez: Müdürlüğün, acil sağlık hizmetleri Şube Müdürlüğüne bağlı olarak kurulmuş olan ve 112 numaralı telefon ile aranılabilen Komuta Kontrol Merkezini,
g) İstasyon: Acil sağlık hizmeti sunmak üzere kurulan birimleri,
h) Acil Servis: Sağlık hizmeti sunan kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler tarafından kurulmuş yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servisleri,
i) Acil Sağlık Hizmetleri: Acil sağlık konusunda eğitim görmüş sağlık ekipleri tarafından, ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden erken dönemde, tıbbî araç ve gereç desteği ile sunulan ve ülke genelinde Genel Müdürlüğün ilgili birimi aracılığıyla tek elden planlanan, idare ve koordine edilen hizmetleri,
j) Acil Yardım: Acil sağlık hizmetleri konusunda özel eğitim görmüş ekipler tarafından, tıbbî araç ve gereç desteği ile olay yerinde ve hastaneye nakil sırasında verilen hizmetlerin bütününü,
k) İlk Yardım: Hastalık veya kaza nedeniyle sağlığı tehlikeye girmiş olan kişiye, durumunun kötüleşmesini önlemek amacıyla kendisinin veya çevresindekiler tarafından olay yerinde yapılan ilaçsız girişimleri,
l) Acil Tedavi: Hastaneler ile diğer sağlık kurum ve kuruluşlarında acil tıbbî tedaviye ihtiyacı olanlara sunulan hizmetlerin bütününü,
m) Olağandışı Durum: Aniden oluşan ve büyük zararlara yol açan doğal afetler ile teknolojik afetlerin ve büyük çapta gerçekleşen kitlesel kazaların bütününü,
n) Ekip: Hasta veya yaralı gerekli tıbbî müdahalede bulunmak, olay yerinde gerekli tedbirleri almak üzere gelen; hekim, hemşire veya sağlık memuru veya Bakanlıkça ileride acil sağlık hizmetlerinde görevlendirilebilecek personel ile şoförden oluşan personeli,
o) Hasta: Acil sağlık hizmetine ihtiyacı olan kişiyi,
ifade eder.

Madde 5- Acil sağlık hizmetlerinin ülke genelinde sunulabilmesi için, kesintisiz olarak, bir ekip anlayışı içinde yürütülmesi ve kısa zamanda ulaşılabilir olması esastır. Acil sağlık hizmetlerinin bu esaslara göre Bakanlığın koordinasyonunda kamu veya özel bütün kurum ve kuruluşların iştiraki ile tek merkezden yönetilmesini sağlamak maksadıyla, hizmetin yürütülmesi için acil sağlık hizmetleri teşkil olunmuştur.

Madde 6- Genel Müdürlük, ülke düzeyinde acil sağlık hizmetlerinin yönetiminden sorumludur.
İllerde acil sağlık hizmetleri, Müdürlükçe görevlendirilen Şube Müdürlüğü tarafından sevk ve idare edilir.
Olağandışı durumlarda, lüzumu halinde bütün kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait ambulans ve ekiplerin sevk ve idaresi merkez tarafından yapılır.

Madde 7- Acil sağlık hizmeti birimleri; temel hizmet ve destek hizmet birimlerinden oluşur.
İllerde faaliyet gösteren bütün acil sağlık hizmet birimleri ve hizmetle ilgili diğer birimler sundukları hizmet açısından Müdürlüğe karşı sorumludur.

Madde 8- Acil sağlık hizmetlerinde yer alan temel hizmet birimleri şunlardır:

a) Komuta Kontrol Merkezi,
b) İstasyonlar.

Madde 9- Merkez, Şube Müdürlüğüne bağlı olarak aşağıdaki görevleri yapar:

a) Acil sağlık hizmetlerinin il düzeyinde organizasyonu, uygulanması ve değerlendirmesi konusunda Şube Müdürlüğüne teknik destek sağlamak,
b) Merkeze ulaşan acil yardım çağrılarını değerlendirmek,
c) Çağrılara göre, verilmesi gereken hizmeti belirleyerek, kişiyi veya hizmet birimini yönlendirmek,
d) Hizmetin verilmesi sırasında, hizmete katılan kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğini sağlamak,
e) Hizmet sunan kuruluşlarının kapasitelerine yönelik bilgileri güncel olarak tutmak,
f) Hizmet ile ilgili kayıtları tutmak ve tutulan kayıtlar üzerinden hizmet istatistiklerini çıkarmak,
g) Şube Müdürlüğünce verilen diğer görevleri yapmak.
Madde 10 -İstasyonlar; acil sağlık hizmeti sunmak ve tıbbî müdahalede bulunmak amacıyla, 11 inci maddede belirtilen kriterler dikkate alınarak yapılan incelemeler sonucunda Müdürlüğün teklifi ve Bakanlığın onayı ile kurulan birimlerdir.
Karayolları üzerinde kurulacak istasyonlar için İçişleri Bakanlığının görüşü alınır.
İstasyonlarda acil sağlık hizmetleri konusunda eğitim görmüş sağlık ekibi ile tıbbi donanımlı ambulanslar görev yapar.
İstasyonda ambulans ve ambulansta görev yapan ekibe lojistik destek sağlamak amacıyla, en az iki oda, tuvalet, banyo, oturma ve dinlenme yerleri, malzeme deposu, ambulans garajı ile telefon, sabit telsiz ve gereken diğer malzeme bulunur.
İstasyonların, Bakanlıkça bu hizmete özel inşa edilen yukarda sayılan özellikleri taşıyan tesislerde faaliyet göstermesi esastır. 
Bakanlığa ait mevcut sabit sağlık tesislerinden, bu tesislerin de yeterli olmadığı durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait tesislerden de önceden izin almak kaydıyla yararlanılabilir.

Madde 11- İstasyon yerlerinin belirlenmesinde aşağıdaki kriterler dikkate alınır;

1. Hizmet sunulması planlanan hedef nüfus,
2. Acil sağlık hizmeti veren yataklı tedavi kuruma uzaklık,
3. Ulaşım imkanları,
4. Mevcut sabit sağlık kuruluşlarının dağılımı ve niteliği,
5. Acil yardım gerektiren olayların sıklığı,
6. Trafik ve iş kazaları sayısı ve benzeri olayların sıklığı,
kriter olarak kullanılır.

Madde 12- İstasyonun görevleri şunlardır:

a) Merkezin yaptığı yönlendirmelere göre vermesi gereken hizmeti, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yerine getirmek,
b) İstasyona doğrudan yapılan çağrıları merkezin değerlendirmesine sunarak, verilecek talimata göre davranmak,
c) Hizmet ile ilgili kayıtları tutmak,
d) Hizmet için gerekli bütün araç, gereç ve taşıtları kullanıma hazır bulundurmak ve gerekli bakım, onarım ihtiyacını anında merkeze bildirmek,
e) Merkezin verdiği diğer görevleri yerine getirmek.

Madde 13-: Destek hizmet birimleri şunlardır:

a) Birinci basamak sağlık kuruluşları,
b) Yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servisler,
c) Yataklı tedavi kurumları,
d) Sağlık hizmetleri ile ilgili hizmet veren kamu kurum ve kuruluşları,
e) Acil sağlık hizmetleri ile ilgili hizmet sunan özel kuruluşlar ve şahıslar.

Madde 14- Acil sağlık hizmeti, temel hizmet birimleri arasında sayılmayan ve hizmet içerisinde bir görev üstlenmemiş, ancak, ilk ve acil yardıma ihtiyacı olanların müracaat edebilecekleri, kamuya veya özel sektöre ait sağlık kuruluşları ve bu kuruluşların hizmete destek sağlamak amacıyla yerine getirmekle mükellef oldukları görevler şunlardır:

a) Sağlık evleri: İlk yardım yapmakla, ilk yardım yapılmasını organize etmekle, ilk ve acil yardım konularında halkın bilinçlendirilmesine yardımcı olmakla,
b) Sağlık ocakları ve Bakanlığa bağlı diğer birinci basamak sağlık kuruluşları: Her türlü acil sağlık hizmetini, bulundurdukları ekipmanlar ölçüsünde vermekle,
c) Diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait birinci basamak hizmet veren sağlık kuruluşları: Acil sağlık hizmetine ihtiyacı bulunan bütün hastaların kuruma başvurusu halinde, başka hiçbir şart aramaksızın gereken acil müdahale ile tıbbî yardımı vermekle ve merkeze gerekli bildirimi yapmakla,
d) Muayenehane, Özel Poliklinikler ve Özel Hastaneler: Fertler arasında sosyal statü ve görevleri bakımından ayırım yapmaksızın, imkanları ölçüsünde gereken acil tıbbî müdahalede bulunmakla ve Merkeze gerekli bildirimi yapmakla,
mükelleftir.

Madde 15- Genel ve katma bütçeli dairelere, il özel idarelerine, belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yataklı tedavi kurumları ile özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait yataklı tedavi kurumları 24 saat kesintisiz olarak acil sağlık hizmeti verirler.
Bu kurum ve kuruluşlar bünyesinde bulunan acil servislerde, acil hasta ve yaralılar karşılanarak, ilk tıbbî müdahale ve tıbbî bakım yapılır. Hasta veya yaralılar için yönlendirme Merkezin bilgisi dahilinde yapılır.
Birinci fıkrada sayılan özel ve kamuya ait bütün hastanelerin acil birimleri, bütün acil başvurularını ayırım yapmaksızın kabul ederler. Başvuran her hasta için acil tıbbî değerlendirme, müdahale ve gerektiğinde stabilizasyon sağlanır.
Acil sağlık hizmeti, hizmete ihtiyaç duyulan andan itibaren, kesin tedavi sürecine kadar hiçbir kesinti olmadan verilir. Acil servisler, hastaya hastane öncesi bakım sağlayan ambulans hizmetlerini destekler ve gerekirse tıbbî yönlendirme sağlar.
İlk tıbbî müdahale yapıldıktan sonra ileri tıbbî bakım ve tedavi konusunda yetersizlik söz konusu ise, sevki uygun görülen hastane ile koordinasyon sağlanarak verilen tıbbî bakımın tamamı ilgili birim sorumlusu tarafından yazılı olarak belgelendirilir. Bu belge nakil yapılacak kuruma hasta ile birl

GERÇEKLER: AFGANİSTAN VE PAKİSTAN’DA GELECEĞE BAKIŞ
GÖREVİMİZ: Başkanın konuşması Mart 2009’da açıklanan ana hedefin altını çiziyor: El Kaide’yi engellemek, parçalamak, sonunda yenilgiye uğratmak ve Afganistan veya Pakistan’a dönmesini önlemek.  Bunu gerçekleştirmek için, müttefiklerimizle birlikte, isyancı unsurları hedef alarak; kilit yerleşim merkezlerinde güvenlik sağlayarak; Afgan kuvvetlerini eğiterek; sorumluluğu Afgan ortağımızın muktedir ellerine bırakıp, aynı tehditleri göğüsleyen Pakistanlılarla ortaklığımızı arttırarak, güçlerimizi çoğaltacağız.
Bu bölge, El Kaide tarafından küresel çapta yönlendirilen şiddet yanlısı aşırıcılığın merkezi ve 11 Eylülde maruz kaldığımız saldırının kaynaklandığı yerdir.  Şimdi burada yeni saldırılar planlanmaktadır; bunun kanıtı bölgede hazırlanmakta olan son komplo  olup, Amerikan yetkililerince açığa çıkarılmış ve engellenmiştir.  Taliban’ın Afgan hükümetini devirmesine ve Afganistan’ı tekrar, teröristlerin bizi veya müttefiklerimizi vurabilecekleri bir barınak haline getirmesini önleyeceğiz.  Bu, ülkemiz için doğrudan doğruya bir tehdit teşkil eder, buna  izin veremeyiz.  El Kaide, bize karşı saldırılar planladığı Pakistan’daki mevcudiyetini sürdürmekte ve aşırıcı müttefikleri ile birlikte Pakistan devletine karşı tehdit oluşturmağa devam etmektedir.  Bu nedenle, Pakistan’daki hedefimiz, El Kaide’nin yenilgiye uğratılmasını ve Pakistan’ın istikrara kavuşmasını sağlamak olacaktır.
GÖZDEN GEÇİRME SÜRECİ: Gözden geçirme süreci, hedef sırasının, bu hedefleri gerçekleştirme yöntemlerinin ve nihayet gerekli kaynakların incelenmesini içeren, üç aşamalı, dikkatli ve disiplinli bir prosesti.  Başkan, on hafta boyunca ulusal güvenlik ekibinin katıldığı dokuz toplantıya başkanlık etti; Afganistan ve Pakistan hükümetleri de dahil olmak üzere önemli müttefik ve ortaklarıyla fikir alış-verişinde bulundu.  Başkan zor sorular üzerinde yoğunlaştı; Tüm seçenekleri dikkatle gözden geçirdi ve daha fazla Amerikan yurttaşını savaşa göndermeyi onaylamadan önce de bakanlar kurulundaki çeşitli karşıt görüşleri biraraya getirdi.
Gözden geçirme süreci sonunda, görevimiz üzerinde daha iyi odaklaştık ve bölgesel yaklaşımımız ile uluslararası destek gerektiren konularda müşterek bir anlayış geliştirdik. Kuvvetleri Afganistan’da hızla konuşlandıracağız ve muharip kıtalarımızı 2011 yazında geri çekmeye başlamak için gereken ortamı yaratmak amacıyla bu ilave kaynaklardan faydalanırken, o bölgedeki süreğen çıkarlarımızı korumak için de Afganistan ve Pakistan ile ortaklığımızı muhafaza edeceğiz.
Toplantılar bölgedeki El Kaide tehdidinin ortadan kaldırılması ve bölgesel istikrarın yeniden sağlanmasının en iyi şekilde nasıl temin edileceği üzerinde odaklaştı.  Gerek Afganistan, gerekse de Pakistan’da çabalarımızın ayarlanmasına, sivil ve askeri kaynaklar arasındaki dengeye ve ABD ile uluslararası toplumun gösterdiği gayrete dikkatle baktık.
Derinlemesine ele alınan konular arasında ulusal çıkarlar, ana amaç ve hedefler, terörizmle mücadeledeki öncelikler, Pakistan’daki terörist sığınakları, ABD askeri kuvvetinin küresel planda sağlığı, askerlerin konuşlandırılmalarına ilişkin risk ve masraflar, küresel konuşlanma gereksinimleri, gerek Afganistan, gerek Pakistan için uluslararası işbirliği ve destek, ayrıca Afgan güvenlik kuvvetleri, merkezi ve alt-ulusal yönetim ve yolsuzluk (uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere), kalkınma ve ekonomik konular vardı.
MART'TAN BU YANA NE DEĞİŞTİ:  Başkanın Mart ayında yeniden ifade edilen taahhüdümüzü açıklamasından bu yana meydana gelen  bazı önemli olaylar, hükümetin Afganistan ve Pakistan yaklaşımını yeniden gözden geçirmesine yol açtı:   Dikkatler yeniden Afganistan ve Pakistan üzerinde yoğunlaştı, Afganistan’da yeni ABD liderliği kuruldu, Pakistan aşırıcılarla mücadele etmek yolunda çabalarını artırdı ve Afganistan’daki durum daha da ciddiyet kazandı.
ABD, Afganistan’a yeni sivil ve askeri liderler atadı.  Büyükelçi Karl Eikenberry ABD’nin Afganistan büyükelçisi olurken, General Stanley McChrystal de Afganistan'daki ISAF askeri kuvvetlerinin komutanlığına getirildi.  Büyükelçi Eikenberry ve General McChrystal Afganistan’a geldiklerinde, sekiz yıldır yetersiz kaynaklarla idare edilmesi sonucu, durumun beklenenden daha kötü olduğunu gördüler.  Eikenberry ve McChyrstal birlikte, ABD gayretlerini ülke genelinde bütünleştirmek amacıyla yeni bir Sivil-Askeri Kampanya Planı hazırladılar.
Afgan seçim sürecinin zorluklarla  geçmesi, uzaması, hukukun üstünlüğüne yer verilmediğini açıkça gösteren kanıtlar Kabil’deki merkezi hükümetin gücünün ne kadar sınırlı olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.
Bu arada Pakistan’da, Pakistanlılar, İslamabad’dan sadece 96,5 km mesafedeki Swat bölgesinin kontrolünü ele alan militanları yenilgiye uğratarak, yeni bir kararlılık gösterdi.  Pakistan’da -muhalefet parti başkanları da dahil- siyasi liderler, Pakistan ordusunun operasyonlarını desteklemek için birleşti.  Pakistanlılar, son baharda aşırıcılara karşı mücadelelerini, Afganistan sınırı boyunca Güney Veziristan’ın Mehsud aşiret arazilerine kadar genişletti.
GELECEK GÜNLER:  Başkan, Afganistan’da 30.000 ilave ABD askeri konuşlandırmağa karar verdi.  Bu birlikler, halen orada bulunan 68.000 Amerikan ve 39.000 Başka ülke-ISAF askerleri ile birlikte önceden planlandığından daha süratle konuşlandırılacaktır, böylelikle ayaklanmaları daha iyi hedefleyecek,  ivmelerine  sekte vuracak ve nüfus alanlarını daha iyi güvenlik altına alacağız.  Bütün bunlar, etkili bir Afgan Güvenlik Kuvveti oluşturup eğitme ve onlarla ortaklık kurma kapasitemizi artıracak ve böylece daha çok sayıda Afganın mücadeleye katılmasını sağlayacaktır.  Bu tür bir ortaklığı gerçekleştirmeğe çalışarak sorumluluğu Afganlara devredebiliriz ve askerlerimizi 2011 yazında geri çekmeğe başlayabiliriz.  Kısaca, bu kaynakların seferber edilmesi, Afganları eğitmemiz için gereken son gayreti göstermemize imkan verecek ve biz de böylece devir işlemini sorumlu bir şekilde gerçekleştirebileceğiz.
Bu takviye  kuvvet düzeyini önümüzdeki 18 ay boyunca muhafaza edeceğiz.  Bu süre zarfında gelişmemizi düzenli olarak ölçeceğiz.  Temmuz 2011 başında, başta gelen güvenlik sorumluluklarını Afganlara bırakarak askeri kuvvetlerimizi Afganistan’dan geri çekmeğe başlayacağız.  Afganistan Güvenlik Kuvvetleri, kendi ülkelerinin güvenliği konusunda sorumluluğu yüklendikçe, bu çabalarını sürdürebilmeleri için danışmanlığa ve yardıma devam edeceğiz ve  onların güvenliği adına işbirliğimizi sürdüreceğiz.  Afganlar savaştan ve ülkelerinin işgal edilmesinden usanmıştır.  Biz, onlara El Kaide yanlısı yabancı mücahitler tarafından yeniden işgal edilmek tehdidini ortadan kaldırmak için olduğu kadar, savaş ve işgali  sona erdirmek için de yardım etmek niyetindeyiz.
Ayrıca biz bu çabada yalnız olmayacağız.  Afganlar bu savaşta bize katılmağa devam edecek ve General McChrystal’in planladığı atak ortaklık gayreti sayesinde, giderek daha fazla Afgan, ülkesinin geleceği uğrunda mücadeleye girecektir.  NATO’dan da ek kaynaklar gelecektir.  Zaten, müttefikler Afganistan’da  kendi taahhütlerini şimdiye kadar görülmemiş ölçüde yerine getirmişlerdir; önümüzdeki günler ve haftalarda, asker, eğitimci ve kaynak konusunda müttefiklerin yapacağı ilave katılım üzerinde görüşmeler yapacağız. Burada,  sadece müttefiklere duyulan güven değil, çok daha esasa ilişkin bir sınav söz konusudur.  Burada Londra ve Madrid’in, Paris ve Berlin’in, Prag ve New York’un güvenliği, yani daha geniş boyutuyla toplu güvenliğimizdir söz konusu olan.
Sivil çabalarımızı güçlendirmek için ortaklarımızla, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Afgan halkı ile birlikte çalışacağız. Böylelikle biz,  güvenliği arttırarak, Afganistan hükümetinin işini yapmasına imkan sağlayacağız.  Başkan Karzai,  göreve başlama törenindeki konuşmasında,  yeniden bütünleşme ve uzlaşma, Afganistan’ın bölgesel ortaklarıyla ilişkileri geliştirme ve Afgan güvenlik kuvvetlerinin güvenlik alanındaki sorumluluklarını giderek arttırmak da dahil, yeni bir yönde ilerleme konusunda doğru mesaj verdi.  Ne var ki şimdi hareket ve ilerleme görmeliyiz.  Beklentilerimizi net olarak belirteceğiz,  Afganistanlı bakanları, valileri ve yerel liderleri halka hizmet ulaştırmak ve yolsuzlukla mücadele etmek için teşvik edecek ve onları destekleyeceğiz.  Davranışlarının hesabını vermeyenleri, Afgan halkına ve devletine hizmet etmeyenleri desteklemeyeceğiz.  Ayrıca  yardımlarımızı- örneğin tarım gibi- Afgan halkının hayatında derhal etkisi görülecek alanlarda yoğunlaştıracağız.
SİVİL YARDIM:  Sivil uzman sağlama konusunda devam eden önemli artışa ek olarak büyük çapta sivil yardım akışı sağlanacaktır.  Bu uzmanlar,  Doğu ve Güneydeki etkinliklere katılacak ve Afganların, kendilerine, daha fazla şiddetten başka bir şey vaat etmeyen  militanları yenilgiye uğratabilmeleri için ulusal ve yan devlet kuruluşlarının kapasitelerinin arttırılması  ve Afganistan’ın ana ekonomik sektörlerinin iyileştirilmesine yardım etmek amacıyla Afganlarla uzun vadeli işbirliği  kuracaklardır.
Kalkınma, kısa vadede,  aşırı uçların yarattığı cazibeyi alttan çökertmek,  uzun vadede ise sürdürülebilir ekonomik gelişme sağlamak için kritik önem taşır. Yeniden-yapılandırma çabalarımızda en büyük önceliği, Afganistan’ın bir zamanlar çok canlı olan tarım sektörünü eski haline getirmek için bir sivil-askeri “tarımı yeniden-geliştirme” stratejisine vereceğiz. Böylelikle  isyancı mücahitlerin sayıca artmasını ve haşhaş yetiştirerek gelir elde etmelerini zorlaştırmak mümkün olacaktır.
Hükümetimizin çabaları, Afganların hükümetleri ile gündelik ilişkileri çerçevesinde vilayet, bölge ve yerel düzeyde ihtiyaçlara cevap verebilen, göze görünür ve hesap verebilirliği olan kurumların geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşacaktır. Aynı zamanda Afgan hükümetinin yolsuzlukla mücadele ve  hesap verebilirlik konusunda somut ilerleme sağlanması için alınacak önlemlere ilişkin, yeniden hareketlenen planını teşvik ediyor ve destekliyoruz.
Politik stratejimizin temel unsurlarından  biri de, silahlarını bı

Madde 1- Derneğin Adı: “Ahbap Derneği” dir. 
Derneğin merkezi İstanbul’dur. 
Dernek, yurt içinde ve yurt dışında şube açabilir.
Derneğin Amacı ve Bu Amacı Gerçekleştirmek İçin Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri ile 

Madde 2-  Dernek, ihtiyaç sahibi insanlara ve hayvanlara ayni ve nakdi olmak üzere her türlü yardımda bulunmak, toplumda yardımlaşma bilincinin güçlenmesini sağlamak, hayvan ve çevre sevgisini geliştirirken bakıma muhtaç her türden hayvana destek olmak, iyi insan ve iyi toplum inşasına hizmet etmek, yeni iş birliği modelleri ve projelerle çağdaş ve sürdürülebilir yardımlaşma - dayanışma ağları oluşturmak, yerel kültürün korunarak günümüz teknolojik olanaklarıyla gelişmesine ve geleceğe taşınmasına katkı sağlamak amacı ile kurulmuştur.    
Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri
1- Faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için araştırmalar yapmak,
2- Kurs, seminer, konferans ve panel gibi eğitim çalışmaları düzenlemek,
3- Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin etmek, dokümantasyon merkezi oluşturmak, çalışmalarını duyurmak için amaçları doğrultusunda gazete, dergi, kitap ve bülten gibi yayınlar çıkarmak, dijital yayın organları kurmak,
4- Amacın gerçekleştirilmesi için sağlıklı bir çalışma ortamını sağlamak, her türlü teknik araç ve gereci, demirbaş ve kırtasiye malzemelerini temin etmek,
5- Gerekli izinler alınmak şartıyla yardım toplama faaliyetlerinde bulunmak ve yurt içinden ve yurt dışından bağış kabul etmek,
6- Tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğu gelirleri temin etmek amacıyla iktisadi, ticari ve sanayi işletmeler kurmak ve işletmek,
7- Üyelerinin yararlanmaları ve boş zamanlarını değerlendirmeleri için lokal açmak, sosyal ve kültürel tesisler kurmak ve bunları tefriş etmek,
8- Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, fuar, müze, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler vb. düzenlemek veya üyelerin ve gönüllülerin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak,
9- Dernek faaliyetleri için ihtiyaç duyulan taşınır, taşınmaz malları satın almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek ve taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis etmek,
10- Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi durumunda yurt içinde ve yurt dışında vakıf kurmak, federasyon, konfederasyon kurmak veya varolan bir federasyona katılmak, gerekli izin alınarak derneklerin kurabileceği tesisleri kurmak,
11- Uluslararası faaliyette bulunmak, yurt dışındaki dernek veya kuruluşlara üye olmak ve bu kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmak veya yardımlaşmak,
12- Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi halinde, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütmek,
13- Dernek üyelerinin yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sandık kurmak,
14- Gerekli görülen yerlerde ulusal uluslararası şube ve temsilcilikler açmak, 
15- Derneğin amacı ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, diğer derneklerle veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak,
16- Amacın gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan ve kanunların yasaklamadığı her türlü faaliyette bulunmak,
17- Derneğin amaçları doğrultusunda ihtiyaç sahibi hayvanlara tedavi, mama, barınak ve diğer konularda maddi manevi destek olmak, hayvan hastaneleri açmak, hayvan barınakları ve rehabilitasyon merkezleri kurmak, hayvan ambulansı sahibi olmak ve hayvan ambulansları ile yardıma muhtaç hayvanlara hızlıca ulaşmayı sağlamak,
18- Derneğin amaçları doğrultusunda Ülkemizde ve Dünyamızda oluşan tüm çevre olaylarına müdahil olmak, oluşacak çevre olayları için bilinçlendirme çalışmaları (eğitim, seminer, etkinlik, kongre ve konferans vb.), maddi manevi destek sağlamak ve akademik araştırmalar yapmak,
19- Ülkemizde ve Dünyamızda oluşacak afetler öncesi gönüllüleri ve halkı bilinçlendirme çalışmaları yapmak, afet durumunda müdahale edebilmek için gönüllü ekiplerine eğitim vermek, ulaşım, konaklama ve gerekli ekipmanları sağlamak, afet arama kurtarma faaliyetlerinde bulunmak, riskli bölgelerde afet çalışmaları merkezleri kurmak, afet önleme konusunda akademik araştırmalar yapmak ve bilinçlendirme çalışmaları yapmak,
20-  Derneğin üyelerinin, gönüllülerinin ve yardımda bulunduğu her yaştan kişilerin sportif etkinliklere yöneltmek, uluslararası yapılan spor organizasyonlarına katılımlarını sağlamak, ulusal ve uluslararası çapta organizasyonlar düzenlemek, ülkemizi uluslararası alanda temsil edebilecek milli sporcular yetiştirilmesine ortam hazırlamak, sporcuların ekipman, lojistik, konaklama, başvuru ücreti ve diğer masraflarını karşılamak, spor aktiviteleri gerçekleştirilebilecek yerler kurmak, kiralamak ve satın almak. Derneğin forma rengi logo renklerini oluşturan yeşil, beyaz ve siyah, kullanılacak amblemin dernek logosu olması ile beraber üyeler sporcular ve spor yapmak isteyenler arasında sevgi, saygı ve dayanışma kurmak amacıyla ilgili branşlarda kulüp veya federasyona katılmak,
21- Derneğin spor, çevre, turizm, sanat ve diğer gereksinimlerini karşılamak üzere eğlendirici ve boş zamanlarını değerlendirici lokal, açık ve kapalı spor salonları yapmak, saha ve sosyal tesisler satın almak,  konaklama alanları yapmak, kiralamak, işletmek, işleticiye vermek veya kiraya vermek, taşınmazlara sahip olmak ve taşınmazlar üzerine her türlü hakları koruyarak, her türlü amacına uygun inşaat yaptırmak bunları yönetmek, çalıştırmak ve işletmek. Sportif gösteriler konferanslar, paneller, sergiler, turnuvalar, yarışlar düzenlemek veya bu tür organizasyonlara katılmak.
22- Dernek amaçları doğrultusunda sanata destek olmak, sanat konusunda gerekli altyapıları sağlamak ve sanat faaliyetleri düzenlemek,
23- Alanlarında bilimsel araştırma ve çalışma yapanları maddi ve ayni katkılarla desteklemek, araştırmacıları teşvik edici yarışmalar yapmak, burslar ve ödüller vermek,
24- Dernek üyeleri, gönüllüleri ve yardımda bulunduğu ailelerin, tıbbi mesleki ekonomik yasal ve sosyal hakları konusunda idari girişimlerde bulunmak, gerektiğinde her türlü yasal başvurularda bulunmak, davalar açmak ve açılmış davalara katılmak,
25- Kamu yararına dernek olabilmek amacıyla başvurular yapmak, projeler üretmek, kamusal projeleri desteklemek,

Dernek, sosyal alanda yurt içinde ve yurt dışında faaliyet gösterir.

Madde 3- Fiil ehliyetine sahip bulunan ve derneğin amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden, yönetim kurulundan iki üyenin referansını alan ve Mevzuatın öngördüğü koşullarını taşıyan her gerçek ve tüzel kişi bu derneğe üye olma hakkına sahiptir. Ancak, yabancı gerçek kişilerin üye olabilmesi için Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olması da gerekir. Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.
Dernek başkanlığına yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde üyeliğe kabul veya isteğin reddi şeklinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.
Derneğin asıl üyeleri, derneğin kurucuları ile müracaatları üzerine yönetim kurulunca üyeliğe kabul edilen kişilerdir.
Derneğe maddi ve manevi bakımdan önemli destek sağlamış bulunanlar yönetim kurulu kararı ile onursal üye olarak kabul edilebilir.
Derneğin şube sayısı üçten fazla olduğunda dernek merkezinde kayıtlı bulunanların üyelik kayıtları şubelere aktarılır. Yeni üyelik müracaatları şubelere yapılır. Üyeliğe kabul ve üyelikten silinme işlemleri şube yönetim kurulları tarafından yapılır ve en çok otuz gün içinde bir yazıyla Genel Merkeze bildirilir.

Madde 4- Her üye yazılı olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir.
Üyenin istifa dilekçesi yönetim kuruluna ulaştığı anda çıkış işlemleri sonuçlanmış sayılır. Üyelikten ayrılma, üyenin derneğe olan birikmiş borçlarını sona erdirmez.

Madde 5- Dernek üyeliğinden çıkarılmayı gerektiren haller.
1- Dernek tüzüğüne aykırı davranışlarda bulunmak,
2- Verilen görevlerden sürekli kaçınmak,
3- Yazılı ikazlara rağmen üyelik aidatını altı ay içinde ödememek,
4- Dernek organlarınca verilen kararlara uymamak.
5-Üye olma şartlarını kaybetmiş olmak,
6- Dernek mallarına bilerek zarar vermek,
7- Söz, resim veya yazı ile derneği toplum önünde haksız olarak küçük düşürücü asılsız haber ve fikir yaymak,
8- Derneğin konu ve amacına aykırı faaliyetlerde bulunmak,
9- Derneğe ait bilgilerin (üye kayıt bilgileri, projeler, derneğe ait resmi evraklar vb.) yönetim kurulu haberi olmadan dernek dışına çıkarılması, dernek menfaatleri dışında kullanmak ve kullandırmak,
10- Derneğin genel düzeninin bozulması, itibarına zarar verilmesi, olumsuz tutum ve davranışlarıyla diğer dernek üyelerinin, gönüllülerinin veya ziyaretçilerinin rahatsız edilmesine yönelik her türlü mütecaviz davranış ve konuşmalarda bulunmak,
11- Üyeliğin müracaatta verilen dilekçe ve/veya üyelik bilgi formunda gerçeğe uymayan beyanların tespit etmek,     
Yukarıda sayılan durumlardan birinin tespiti halinde yönetim kurulu kararı ile üyelikten çıkarılabilir.
Dernekten çıkan veya çıkarılanlar, üye kayıt defterinden silinir ve dernek mal varlığında hak iddia edemez.

Madde 6- Derneğin organları aşağıda gösterilmiştir.
1- Genel kurul, 
2- Yönetim kurulu,
3- Denetim kurulu,

Madde 7- Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur. Derneğin şubesinin açılması durumunda ise şube sayısı üçe kadar genel merkez ve şubelerinde kayıtlı üyelerden; şube sayısı üçten fazla olması durumunda ise genel merkezdeki kayıtlı üyeler şubelere nakledilerek şubelerin genel kurullarında seçilen delegelerden oluşur.
Genel kurul;
1- Bu tüzükte belli edilen zamanda olağan,
2- Yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü

Sayın Yargıç,
Ben bugün buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim.
Binlerce masum insanı hapse atmak için yargıyı soğukkanlılıkla öldürenlerin işledikleri cinayetleri yargılayacağım.
Bunu, hukuk tarihine bir “cinayet belgesi” olarak geçecek olan hakkımızdaki iddianame üstünden yapacağım.
Benim insanları cezalandıracak, hapse attıracak bir gücüm yok, öyle bir gücümün olmasını da istemem zaten.
Ama benim cinayeti ortaya çıkaracak, katillerin kimliklerini belirleyecek, kullanılan kanlı ve kalleş silahları sergileyecek, olanları dünyaya anlatacak ve işlenen suçları kayda geçirecek bir gücüm var.
Yargılamak, hapse atmak yetkisine sahip olmak değildir.
Yargılamak, gerçekleri kanıtlarıyla anlatmaktır.
Her dürüst insan bu hakka ve yetkiye sahiptir.
Bırakın darbe yapmayı, kendilerini hedef alan zulme itiraz etme imkânına bile sahip olmayan binlerce masum adına da konuşma hakkına sahibim çünkü onların uğradıkları haksızlıkları gördüm, taş duvarlar arasında onların kaderini paylaştım.
Cinayeti anlatmadan önce izninizle size cinayet mahallini gösterebilmek amacıyla hukuku, yargıyı, adaleti bir kez daha tarif edeyim.
Hukuk, insanlığın yaradılışından bu yana insanların birbirlerine çektirdikleri acıların demir gürzüyle biçimlenmiş bir değerler bütünüdür.
Savaşlarla, soykırımlarla, katliamlarla, cinayetlerle, ihanetlerle, zulümlerle, sömürülerle, haksızlıklarla yaralanan insanlığın, kendini kendisinden korumak için yarattığı ve gölgesine sığındığı bir yeryüzü tanrısıdır.
Yapılan her haksızlık bu tanrıyı biraz daha güçlendirip, biraz daha büyütür.
Her haksızlıkla hukukun önemi ve gerekliliği biraz daha iyi anlaşılır.
Her haksızlık çekicinin vuruşu hukuku biraz daha keskin ve belirgin çizgilerle biçimlendirir ama bu çekiç hukuku kıramaz, bozamaz, hiçbir parçasını koparamaz.
Hukuk, Olympos’ta yaşayan bir Zeus gibi dokunulmaz ve ulaşılmazdır.
Her zorba, her zalim, her diktatör hukuku öldürmek ister ama hiçbirinin gücü buna yetmez.
Hukuk ölümsüzdür.
İnsanlardan uzakta, kendisine ihtiyaç duyanların gelip kendisine sığınması için sabırla bekler.
Hukuku, bulunduğu yüce zirvelerden alıp topluma taşıyacak olan yargıdır.
Sağlam zırhlarla kuşanmış yargı, parlak ve güçlü kanatlarıyla hukuk tanrısını topluma ulaştırır.
Hukuk, toplumla buluştuğunda Adalet Tanrıçası ortaya çıkar.
Adalet Tanrıçasının emzirdiği toplumlar huzura, güvene, berekete kavuşur, haksızlıklar önlenir, soygunlar, zulümler sona erer.
Hukuk, yargı, adalet üçgeninde, bu kutsal zincirde vurulabilecek, yaralanabilecek, ölebilecek tek zayıf halka yargıdır.
Bu yüzden her zorbanın, her diktatörün ilk hedefi yargı olur.
Hukuku kanatlarında taşıyarak göklerde uçan bir yargı ne kadar ışıklı, ne kadar güçlü, ne kadar görkemli, ne kadar hayranlık uyandırıcı, ne kadar güven vericiyse, vurulan, yaralanan, ölen bir yargı da o kadar çirkin, o kadar iğrenç, o kadar iticidir.
Yargı vurulup düştüğü anda çürümeye başlar, kurtlanır, kokuşur. Damarlarından kan yerine irin akar.
Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz.
Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur.
Biz, bugün bu davada ölmekte olan bir yargının çürüyüp dağılmakta olan acınası bedenini teşrih masasına yatıracağız.
Hâlâ birkaç onurlu yargıcın çabalarıyla hayata dönmeye, yeniden hukuk tanrısının kanatlı ve kutsal taşıyıcısı olmaya uğraşan ve hepimize küçük de olsa bir ümit veren yargının, ölümü ve çürümeyi istekle kabullenmiş parçalarının ibret verici hâlini göreceğiz.
Robert Müsil, 11 Mart 1937’de, Hitler Avusturya’ya girmeden bir yıl önce Viyana’da yaptığı “Ahmaklık Üzerine” adlı konuşmasında şöyle der:
“Eskiden iyi bilinen bir psikiyatri ders kitabında, ‘adalet nedir’ sorusuna verilen ‘ötekinin cezalandırılması’ yanıtı ahmaklık örneği diye sunulmuştu. Oysa günümüzde bu soru ve bu yanıt üzerinde çok tartışılan bir hukuk anlayışının temelini oluşturur.”
Bugün yaşadıklarımızı bu kadar iyi anlatan bir örnek zor bulunur.
Türkiye’de artık adaleti “ötekinin cezalandırılması” olarak gören bir yargı ve medya var.
“Öteki” de biziz. AKP’nin bütün muhalifleri.
Bir zamanların “ahmaklığının” şimdi “adalet” sanıldığı bir ülkede yargılanıyoruz biz.
Hindistan’dan Norveç’e, Almanya’dan İngiltere’ye, Fransa’dan Brezilya’ya, İtalya’dan Amerika’ya dünyanın bütün büyük gazeteleri bu davaya geniş yer ayırıyorlarsa… Birleşmiş Milletler’den Avrupa Konseyi’ne, Avrupa Parlamentosu’ndan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na kadar birçok uluslararası kuruluş bu davayı yakından izliyorsa bunun nedeni, bu kokuşmuşluğun bütün insanlığın birikimlerine hakaret sayılabilecek bir pervasızlıkla bu davada sergilenmesidir.
Dünya, bu davayı, öldürülmüş bir yargının otopsisini izler gibi dehşetle izliyor.
Ben size bu cinayetin nasıl işlendiğini bütün safhalarıyla anlatacağım ama önce bir gerçeği anlamamız lazım.
Yargı, insanlığın parlak zırhlarla donatılmış bu büyük şövalyesi, kendi içinden birileri ihanet etmeden, hırsları yüzünden ruhunu ve aklını kaybetmiş zalimler vursun diye gizlice zırhını indirmeden vurulamaz.
Bir yargı vurulduysa mutlaka ihanete uğramıştır.
Hiçbir gerçek savcı, hiçbir gerçek yargıç, hiçbir gerçek hukukçu bu ihanete âlet olmaz.
Bu ihanete âlet olmayı reddeden, bütün baskılara rağmen hukukun gerçeklerini dile getiren, yılmadan ve korkmadan direnen onurlu hukukçularımız, yargının nasıl olması gerektiğini herkese gösteriyorlar.
Yargının vurulabilmesi için savcı ya da yargıç kılığına girmiş bazı görevlilerin, cübbelere bürünerek yargıya sızmış olması gerekir.
İhanetin bu cübbeli işbirlikçilerini nasıl tanıyacağız?
Onları tanımak sandığınızdan daha kolaydır.
Bizim gençliğimizde, solcuları düşman belleyen bu devlet, adamlarını çeşitli kılıklar altında solcuların arasına sokardı.
O zamanlar, gerçek kimliklerini saklayan kılık değiştirmiş bu adamları nasıl tanıyacağımızı babam bize öğretmişti.
“Bu adamların” demişti, “utanması yoktur. Her türlü aşağılanmayı, hakareti, istiskali sineye çekerler. Onların bir görevi vardır ve o görevi yerine getirmek için utanma duygusunu ruhlarından silip atarlar.”
Yargıdaki meslek hainlerini bulmak mı istiyorsunuz?
Kimin utanmadığına bakın.
Kim utanma duygusunu ruhundan silip attıysa yargının haini odur.
Ben size hemen iki örnek göstereceğim.
Bu davanın iki savcısı.
Hiçbir utanmaları yok. Açıkça yalan söylüyorlar.
Yazdıkları iddianamelerdeki hukukî çarpıtmaların bu ülkedeki ve dünyadaki meslektaşları tarafından nasıl küçümseneceği, kendilerinin bu hukukî zırvaları yazdıkları için nasıl aşağılanacakları umurlarında bile değil.
İsimlerinden ve meslekî onurlarından vazgeçmişler.
Yargının içine sızıp, yargıyı öldürenlere suç ortaklığı yapıyorlar.
Görevleri bu çünkü.
Yargıyı öldürsünler ki bu dava gibi davalarla siyasi iktidarın muhalifleri hapislere atılıp susturulabilsin.
Elbette bu onursuz görevde yalnız değiller. Bugün hapishaneleri dolduran binlerce masumu o hapishanelere gönderenler de aynı kirli görevin parçaları.
Peki, insanlığım en onurlu, en değerli mesleklerinden birine sahip olmuş bu insanlar neden böylesine yüce bir onurdan vazgeçerek yargıya ihanet ediyorlar?
Daha az sayıda olan bazıları, kötülüğü onurdan daha çok sevdikleri, kirli bir iktidarın eteklerinde dolaşarak insanlara haksızlık yapmanın o şeytanî zevkini tatmak istedikleri için bu ihanete talip oluyorlar.
Ama asıl büyük çoğunluk, bugün geldikleri görevlere mesleklerine ihanet etmeden gelemeyecek kadar yeteneksiz ve donanımsız oldukları için bir makam, bir mevkî kapabilmek arzusuyla kaygan karakterleriyle bu kötülük balçığının içine karışıyorlar.
Bu tür zorba iktidarların en büyük çıkmazı buradadır zaten, mesleklerine ihanet etmeye razı hainlerle çalışabilmek için sürekli olarak çevrelerindeki kadroları en değersizler arasından seçmek zorunda kalırlar.
Bu iktidarlar, beyinsel bir ışığı olmayan, yaratıcılıktan ve dürüstlükten yoksun bu kadrolarla karanlıklaşmaya, çekici bir pırıltıdan yoksunlaşmaya başlarlar.
Böyle siyasi iktidarlar, birlikte çalışmak için sürekli olarak daha değersiz, daha değersiz, daha değersiz insanlar buldukları için kendilerini de ölüm kokulu bir çürümüşlüğe mahkûm ederler.
Bir bu değersizleşmeyi, bu acıklı ölümü sadece yargıda görmüyoruz.
Yargının öldürüldüğü cinayette erkete görevini üstlenen medya da kendi içindeki yeteneksiz, yeteneksiz oldukları için de ihanetten başka hiçbir yolla bugün bulundukları yerlere gelemeyecek insanlarla dolu.
Siyasi iktidarın muhaliflerini susturabilmek için yalan söylüyor, iftira atıyor, gerçekleri çarpıtıyor, mesleklerini öldürüyorlar.
İhanetleri karşılığında ağızlarına burunlarına para tıkıştırılmış, gözümüzün önünde gerdanı göbeği katlanarak büyüyüp semirmiş, fikir kerhanesinin bu tombul sermayelerini iktidar medyasının çürümüş çamur kokan sayfalarında her gün görüyoruz.
Bunların kirli kalabalığı, bir kutup yıldızı gibi doğru yolu gösteren dürüst ve cesur gazetecilerin bütün ülkeye umut ve güç veren parıltısını örtmeye hiçbir zaman yetmiyor elbette.
Haksız bir gücü ele geçirmek ve toplumlarını korkuyla esir almak isteyen her iktidar gibi bugünkü siyasi iktidar da bütün kurumları kezzap banyolarında eriyip yok ediyor.
Bugün Türkiye’de Mezarlıklar Müdürlüğü dışında düzgün çalışan tek bir müessese bile kalmadı.
Yargı çöktü, medya çöktü, ordu çöktü, eğitim çöktü, sağlık çöktü, ekonomi çöktü, dış politika çöktü, asayiş çöktü, parlamento çöktü, siyaset çöktü, ahlak çöktü.
Çökmeyen hiçbir şey kalmadı.
Tek bir adam hak etmediği bir gücü ele geçirmek, mutlak iktidara sahip olmak istediğinde bu durum kaçınılmazdır.
Toplumun sağlığını bozmak, o toplumun düzenli çalışmasını sağlayacak bütün kurumlarını öldürmek, her yere değersiz hainler doldurmak zorundadır.
Bir adamın “mutlak iktidara” sahip olduğu her toplum eninde sonunda çöker, milyonlarca insanın ortaklaşa oluşturduğu iktidarı emerek tek bir noktada topladığınızda, ortak zemini eritir, bir girdap gibi tek bir noktadan hiçliğe akıtırsınız.
O mutlak iktidar, toplumun içine akıp kaybolduğu bir kara deliğe dönüşür.
Bugün

Ahmet Bey, Kütahya'nın tanınmış ve zengin bir ailesinin oğlu, bir de kız kardeşi var. Babası Haznedaroğulları’ndan Emin Efendi, annesi Osman Beylerden Ayşe Hanım. Evleri Kobakdibi’nde  bir  koca  konak  fakat  ekseri  günleri  Tavşanlı'ya  bağlı  Esenköy  (İsaköy)’de bulunan  çiftlikte  geçiyor.  Aynı  zamanda  Ahmet  medrese  tahsili  görüyor.  Kütahya'daki  medreseye küheylan atı ile gidip geliyor. Ahmet o kadar yakışıklı ve güzel ki dillere destan küheylan at Ahmet'i, Ahmet küheylan atı tamamlıyor. Nice kızların gönlünde hep Ahmet. Mahalleden  gelip  geçtikçe  Ahmet'e  bakmaya  doyamıyorlar.  Lakin  Ahmet  bunları  hiç  mi hiç  umursamıyor.  Onun  kafasında  hep  okumak  var.  Kendisi  tanınmış  bir  ailenin  oğlu  ya,  bir de canciğer arkadaşı var ki ailesine denk bir ailenin oğlu. Meşhur şairlerimizden, Hacı Pesendî’nin oğlu, adı  Çakır Efe. İkisi de aynı medresede okuyor, beraber geziyor, beraber yiyor, beraber içiyorlar. Lakin gezdikleri yerde bütün gözlerin Ahmet’te olması önemsiz de olsa  Çakır'ın  yüreğinde  bir  kıskançlık  kıvılcımı  çakmasına  sebep  oluyor.  Ama  ne  kadar  kıskansa yine de ahbaplar, kardeşler, dostlar.
Kütahya'da  o  zaman  gençlerin,  delikanlıların  akıllarını  çelecek,  kötü  yola  itebilecek  bir iki hafifmeşrep kadın nam salmış, işte bütün gençlerin gözü bu kadınlarda. Çakır da bu kadınların birine dadanmış. Dadanmış ki ne dadanmış. Medreseyi bile görmez olmuş gözü. Bu  hafifmeşrep  kadının  adı  "Düverli".  Kör  olası  çekmiş  çıkarmış  Çakır'ı  medreseden.  Gençlik  bu  ya  sonunu  düşünmemiş.  Öte  yandan  Ahmet  hiç  mi  hiç  bulaşmamış  bu  işlere. Çiftlikten  medreseye,  medreseden  çiftliğe  gidip  gelmede  küheylan  atı  ile,  yaşı  21-22.  Bu  arada Ahmet'e söz de kesilmiş. Başına devlet kuşu konan bu şanslı kız Ahırardı’ndan. Çakır ise  Düverli  ile  almış  başını  gidiyor.  Fakat  kafasında  Ahmet'i  de  o  bataklığa  çekmek  var.  Güya iyilik yapacak. Lakin Ahmet bütün ısrarlarına rağmen hâlâ eteğini bulaştırmamış bu işe. Çakır’sa o derece inatçı, Düverli ile mutlaka buluşturacak Ahmet'i.
Günlerden bir gün Ahmet'in  medresede  imtihanı  var.  Ve  Çakır  bilir  ki  Ahmet  mutlaka  gelecek.  Düverli’yi  ayarlar,  alır  evine  kapatır.  İmtihandan  çıkan  Ahmet'in  yakasına  yapışır.  Ahmet  bakar  ki  kurtuluş  yok,  çaresiz  gider.  Kapıdan  girdiklerinde,  Düverli  bir de  ne  görsün  karşısında dillere  destan  yakışıklı  güzeller  güzeli  Ahmet.  Dayanamaz  hiç  beklemeden  Ahmet'in  boynuna  sarılmak  ister.  Önce  Ahmet  iter  Düverli’yi  utancından.  Bakar  ki  Düverli  ısrarlı, ne de olsa gençtir, çaresiz Düverli’yi alır kucağına. Bütün olanları şaşkınlıkla  seyreden  Çakır'ın  yüreğindeki  o  küçücük  kıvılcım  büyür  parlar  alevler  içinde yanmaya  başlar.  O  ateşin  şiddeti  ile  gözü  kararan  Çakır  saniyede  belinden  çıkardığı  sivri  kamasını,  yukarı  odaya  çıkmaya  hazırlanan  Ahmet'in  sırtına  olanca  hızı  ile  saplar.  Daha  kapı  arkasındadırlar.  Bıçağı  yer  yemez  Ahmet,  can  havli  ile  geriye  döner.  O  dostunu  o  kardeşini göremez. Çakır kaçmıştır.
Ahmet sırtındaki bıçak ile birlikte fırlar sokağa, Kemer hamamının karşısındaki aralıktan iner evine girmek ister. Fakat Cemalettin Sultan'ın önüne gelince  gözleri  kararır,  dizlerinde  derman  biter  ve  orada  yığılır  kalır.  Bir an  şeytana  uyan  Ahmet, bıçaklanarak öldürülmüştür. Hem de gencecik yaşta. Cenazesini hemen kız kardeşinin evine getiriverirler. Kara haber tez duyulur ve çiftliğe ulaşır. Ulaşır da bir evin bir  oğlu  yoktur  artık.  Hacı  Pesendî  kendi  oğluna mı  yansın  Ahmet'e  mi  yansın  yoksa  aile  dostu  Emin  Efendi’ye  mi  yansın  bilemez.  Emin  Efendi’nin  yüzüne  nasıl  bakacağını düşünür.  Düşünür  de  yüreğindeki  bu  ateşi  Pesendî  şimdiki  Vakıflar  binasının  bulunduğu yerdeki sebillerden birinin üzerindeki mermere şöyle yazdırır: 

Dünya  mihnetsiz,  baş  yok  vesselam  cenazesine  büyük  bir  kalabalık  iştirak  eder  ve musalla  mezarlığına  emanet  edilir.  Bir  haftasına  kalmaz  babası  Emin  Efendi’nin  gözleri  görmez  olur.  Kütahya  yanar  tutuşur.  O  güzeller  güzeli,  civan  boylu,  yakışıklı  Ahmet'in  öldüğüne kimse inanamaz. Bir müddet sonra bir türkü çıkar, dilden dile dolaşmaya başlar ve bizlere kadar gelir.

Kongremiz sonrasındaki ilk Grup Toplantımızı hayırlara vesile olması dileğiyle bugün açıyoruz, hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Her yeni başlangıç heyecan vericidir, ama her yeni başlangıcın belki de en heyecan verici yönü, o başlangıcı birlikte gerçekleştiren yol arkadaşlarının ortak psikolojileridir. Bu anlamda AK Parti Grubu bir kahramanlar topluluğudur. Gerek şu anda aramızda bulunan Grup üyelerimiz, gerekse 13 vefat etmiş, diğerleri de değişik mevkilerde bulunan 731 geçmiş Grup üyemizin hepsi son 12 yıl içinde çok çetin mücadeleler içinden geçtiler, büyük ahlak sınavlarından test edildiler. Ve bugün eğer Türkiye 12 yıl sonra sağlıklı bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yapabilmiş,  Cumhurbaşkanlığı devir-teslimi yapabilmiş, son derece suhuletli ve sağlıklı bir Genel Başkan değişimini gerçekleştirebilmişse, bunun kahramanları AK Parti Grubu üyeleridir; hepinizi saygıyla, minnetle selamlıyorum.
Bizim Grubumuz… Gerçekten dünyanın her yerindeki mazlumların umudu, Türkiye’nin ortak vicdanını, aklını temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir ve onun bu anlamda merkezini oluşturan AK Parti Grubudur.
Tarihi süreçler, tarihi sınavları beraberinde getirirler. Bugün 1 Eylül, iki özel anlamı olan günü birlikte yaşıyoruz. Bugün Uşak’ın kurtuluşun yıldönümü, bütün Uşaklılara kutlu olsun. Kurtuluşun komutanlığını yapan İzzetin Çalışlar Paşa’ya Allah rahmet eylesin. Aynı zamanda, Dünya Barış Günü.
Kongre konuşmasında da vurguladığım gibi, bir eşrefi mahlukat olarak yaratılmış olan insanoğlunun onuru 2 şeyle teminat altına alınır, iradesini teminat altına alacak 2 şeyle; özgürlük ve güvenlik. Bağımsızlığını kaybetmiş hiçbir insan topluluğu irade kullanamaz, aynı şekilde güvenlik sıkıntısı çeken, güvenlik şartları zorlaşan insanlar da özgürlüğün tadına varamazlar. Bu anlamda baktığımızda, aslında anlamlı bir günde Grup Toplantısı yapıyoruz, 1 Eylül Uşak’ın kurtuluşu, aynı zamanda İstiklal Harbimizin, bağımsızlık idealinin gerçekleşmesinin son aşamalarından biridir ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin müjdecisi olmuş bir olaydır, çünkü o gün Yunan komutan silahını teslim etmiştir Uşak’ta Tripokis. Ve barışın sağlanması açısından bir özel anlam taşıyan bir gün.
Dolayısıyla, insanlık onurunu temin, garanti, teminat altına alma bakımından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstlendiği 2 önemli fonksiyon bugün bu özel günde Grubumuzla birlikte devreye girmiş oluyor ve Grubumuza özel bir anlam katmış oluyor.
Uşak’ın kurtuluşunu sağlayan o milli iradenin arkasında Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu ve milletvekilleri vardı. Allah bize o Birinci Millet Meclisi’nin çalışma azmini, istiklal aşkını temsil etme gücü ve kudreti versin ve bir daha milletimize hangi şartlarda olursa olsun esaret tattırmasın, istiklalimizi daim eylesin. Bugün ve gelecekte bu istiklalin nihai tecessüm ettiği makam Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Ve gururla, iftiharla söylüyoruz ki, bugün itibarıyla da Türk istiklalinin en önemli garantisi AK Parti Grubunda tecelli etmiş olan milli iradedir, AK Parti bu anlamda istikbalimizin teminatıdır.
Yine AK Parti böyle özel bir günde, Dünya Barış Gününde hem iç barışın, hem bölgesel barışın, hem uluslararası barışın teminatıdır. İç barışın teminatıdır, çünkü 30 yıldır süren bir kardeşlik kavgasına son verme iradesini, mührünü AK Parti vurmuştur. Bundan sonra da nasıl Uşak’ın kurtuluşunda omuz omuza savaşanlar etnik ve mezhebi ayrımlarla ayrılmamışlarsa, hiçbir kudret bu milleti bir daha etnik ve mezhebi temelle bölme gücüne ulaşamayacaktır. Bu niyetle çalışanlar varsa, onların karşısına önce Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onunla birlikte AK Parti kadroları duracaktır. Biz istiklal bilincini tekrar ihya etmek için yola çıkmış bir kadroyuz ve bu istiklal bilincini Mehmet Akif Ersoy’un en güzel şekilde temsil ettiği, şiire döktüğü bu istiklal bilincini de korumaya kararlıyız.
Aynı şekilde sadece iç barışı değil, bölgesel barışı da bugün eğer savunan ve bunun için gereken her türlü adımı atmaya hazır olan ve atan bir ülke varsa, o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Ortadoğu bir ateş çemberi içindeyken, Balkanlar’da etnik birtakım gerilimler yaşanırken, Ukrayna’da, Karadeniz’in kuzeyinde sıcak bir savaş devam ederken, Kafkaslar’da her an kırılgan bir ateşkes sürerken, bu ateş çemberinin ortasında bir barış adası var. Bu barış adası eğer bugün bir barış adasıysa, bunda son 13 yıl içinde verdiğimiz mücadelenin ve AK Parti kadrolarının, başta AK Parti Grubu olmak üzere gösterdikleri gayretin temel bir katkısı var, kimse bunu unutmaz ve yok sayamaz. İnşallah bir gün nasıl Türkiye’de iç barış sağlanmışsa, çevre havzalarda da barış ve istikrarın sağlanması için, bütün bu kardeş halk ve toplulukların tarihte olduğu gibi aynı şehirlerde, aynı bölgelerde, aynı beldelerde etnik, mezhebi, dini ayrım gözetmeden yan yana yaşayabilmelerini sağlayacak bir barış ortamının sağlanması için ne gerekiyorsa yapacağız. Kim ne derse desin bu barış yolundan geri dönmeyeceğiz.
Ayrıca, uluslararası alanda da, Birleşmiş Milletler sistemi de dahil olmak üzere, Dünya Barış Günü vesilesiyle bir kez daha buradan vurgulamak istiyoruz ki, Türkiye uluslararası barışın da öncü ülkelerindendir, birçok mekanizmayla da buna katkı sağlamıştır.
Şimdi gerek özgürlüğün ve güvenliğin teminat altına alınması, gerek Türkiye’deki barış ortamının çevre bölgelerde de yaşanır kılınması, gerekse uluslararası sistemde gerçek bir istikrar ve barışın, adaletçi bir barışın sağlanması için, AK Parti Grubunun şimdi olduğu gibi bundan sonra da dimdik ayakta durması lazım. Heyecanını kaybetmeden, tarihten aldığı mirasla ilgili olarak hiçbir tereddüt taşımadan geleceğe yürümemiz lazım.
Ve aslında son 10 gün içinde yaşadıklarımız AK Parti hareketinin ne kadar sağlam temellere dayandığını bir kez daha gösterdi, bundan sonra da göstermeye devam edecek.
Eminim, ileride siyaset bilimciler son 10-15 gün içinde yaşananlara analiz ettiklerinde, tahlil ettiklerinde, ileride kanaat önderleri bugünlere baktıklarında, daha sonra bu sıralarda oturacak olan milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bugünleri tefekkür ettiklerinde, bu 15 günlük AK Parti kadrolarının ve özellikle de AK Parti Grubunun sergilemiş olduğu tutumu bir örnek tutum olarak tarihe geçireceklerdir.
Düşününüz, 2 büyük değişim yaşandı 15 gün içinde, Cumhurbaşkanlığı devir-teslimi yaşandı ve AK Parti içinde de Genel Başkan devir-teslimi, en ufak bir sarsıntı olmadan, en ufak bir gönül kırıklığı olmadan, en ufak bir tereddüt yaşanmadan bu süreç eğer aşılabilmişse, bunda başta Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli yönetimi, AK Parti Grup Başkanı ve Başbakan olarak da burada sergilediği dirayetli yönetim, onun yanında da bütün kadrolarımızın sahip olduğu derin ahlaki irfan vardır.
Şimdi 10 Ağustos… Ve o İlahi iradeyi tecelli ettirecek duaları veren, eden millet bizden yanadır, o bizden yana oldukça hiçbir engel tanımayız.
10 Ağustos’ta tarihi bir devrim yaşadık, ilk defa bütün tarih boyunca milletimiz kendi cumhurbaşkanını doğrudan seçimle seçti. Birtakım oyunlar, komplolar, kumpaslar, değişik cenderelerin içinden geçerek bu büyük başarıya aziz milletimiz imza attı. İlk defa tarihi anlamda bu seçim doğrudan yapılırken, bir başka ilk daha yaşandı Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde, ilk defa aynı kadro içinden iki Cumhurbaşkanı birbirlerine bu yüce makamı büyük bir onurla ve uluslararası anlamda çok büyük bir katılımla gerçekleştirdiler. Daha önce hiçbir cumhurbaşkanlığı devri aynı çizgiden, aynı siyasi kadrolar arasından gelen iki cumhurbaşkanı arasında yapılmadı. Evet, Atatürk ve İnönü Cumhuriyet Halk Partisi’ndendi ama, Atatürk vefat ettikten sonra birçok çalkantıdan sonra İnönü Cumhurbaşkanlığına gelebildi. İlk defa Çankaya Köşkü onurla bir Cumhurbaşkanın diğer Cumhurbaşkanına bu yüce bayrağı teslim etmesine şahitlik etti.
Şunu gururla da ifade etmek isterim: Yemek esnasında yanımda oturan dost bir ülkenin Cumhurbaşkanı döndü dedi ki, ben Türkiye’nin Afrika’da bu kadar etkili olduğunu bilmiyordum. Salonun etrafında, yani yemek masasının etrafında çok sayıda Afrikalı, Latin Amerikalı, Asyalı lider var. Dedim ki, işte bu küresel toplum ve bu Türkiye’nin küresel topluma yönelik olarak verdiği mesajların sonucu, gerçekten 95 ülke ve uluslararası örgüt temsilcisi o gün o salonda resepsiyondaydı ve yemekteydi. Şimdi bununla sadece AK Parti kadroları değil, bununla sadece 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, 12. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan değil, bütün bir millet gurur duymalı. Çünkü ilk defa Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu kadar geniş katılımlı, böylesine onurlu bir törenle Cumhurbaşkanlığı devir-teslimi yapıldı ve aynı çizgiden, aynı düşüncelerle hareket etmiş iki dava arkadaşı arasında.
Biz 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’e geçmiş dönemde verdiği demokrasi mücadelesi dolayısıyla teşekkür ediyoruz. 12. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a halk desteğiyle gelen ilk Cumhurbaşkanı olarak önümüzdeki dönemde millet idaresini tecelli ettirmesi bağlamında her türlü desteği vereceğimizi ifade ediyor ve başarılar diliyoruz.
Düşünün 2007’de… Biz de Adana’yla ve bütün A harfi ve 1 plakası olduğu için oradan başlayarak bütün Türkiye’yle gurur duyuyoruz; çok teşekkür ediyorum.
2007’de Cumhurbaşkanlığı seçim süreci yaşanırken neler yaşadığımızı hep beraber biliyoruz. Eğer o gün AK Parti kadroları, AK Parti Grubu kaya gibi sağlam durmamış olsaydı bugün bu neticeyi alamazdık, onların hepsine minnettarız. E-muhtıralar verildi, dolaylı, doğrudan tehditler yapıldı, hatta bizim aramızdan bazıları dahi bunlara uyarak safları terk ettiler, ama AK Parti kadronun mihveri olarak, omurgası olarak dimdik durdu. Ve herkes şunu bilsin ki; bundan sonra hangi zorlukla karşılaşırsak karşılaşalım bu dik duruşumuz değişmeyecek, ne içerideki vesayetçiler, ne dışarıdaki onların işbirlikçileri Türkiye’de bir daha millet iradesini tahakküm altına alacak bir ortam bulamayacaklar.
Şimdi ikinci değişim Genel Başkanlık değişimi, Başbakanlık devir-teslimi. Yine gururla ve 

Sayın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı,
Saygıdeğer Bakanlarımız,
Sayın Milletvekillerimiz,
Dünyanın dört bir köşesinden gelen değerli Büyükelçilerimiz,
Saygıdeğer konuklar,
Herşeyden önce Üçüncü Büyükelçiler Konferansı’nı teşrifiniz dolayısıyla teşekkür ediyor, hepinizi en candan, en derin sevgilerle selamlıyorum. Biz bugün üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz Büyükelçiler Konferansı ile aslında en başından itibaren bir gelenek başlatmayı hedeflemiştik ve bugün geldiğimiz noktada, çok büyük bir onurla söyleyebilirim ki, bu geleneğin temelleri güçlü bir şekilde atılmış bulunuyor. Geçen sene İkinci Büyükelçiler Konferansı’nda, daha önce Birinci Büyükelçiler Konferansı’nda edindiğimiz tecrübelerle bugün çok daha kapsamlı, bir hafta boyu sürecek bir Büyükelçiler Konferansı’nın açılışını yapmaktayız.
Çok köklü bir gelenekten geliyoruz. Devlet geleneğimiz açısından herhalde dünyada çok az millet bizim kadar köklü ve tarihi, geçmişi sağlam bir geleneğe sahiptir. Bu geleneğimizin en merkezi kurumlarının başında da Dışişleri Bakanlığımız, Hariciyemiz geliyor. Sadece modernleşme tecrübemiz açısından değil, tarihin derinliğinden gelen o engin tecrübemizle, sadece milletimize değil, bölgemize ve insanlığa hizmet etmek amacındayız. Bu vesile ile bu hizmet yolunda şehit düşen başta ilk şehitlerimiz Başkonsolos Mehmet Baydar, Konsolos Bahadır Demir  - kendilerini 1973 Ocak ayında kaybetmiştik - olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.  39 şehit verdik bu yolda. Onların emanetlerini daha ileri seviyelere taşımak için gece gündüz çalışmaya kararlıyız.
Büyükelçiler Konferansı hem bir hasret giderme, hem bir muhasebe, hem de bir koordinasyon imkânı sağlıyor. Yıllık bir muhasebe, gelecek yılın planlaması anlamında da bir koordinasyon.  Bu açıdan baktığımızda, dünyanın ve tarihin akış seyrini doğru tanımladığımız zaman, o akış seyri içinde kendimize doğru roller biçtiğimizde, dünya milletleri arasında en saygın konumu hak eden milletimizi gelecek dönemlere, gelecek asırlara daha güçlü bir şekilde taşıma, o mesajı milletimiz adına insanlığa iletme imkânına sahip oluruz.
Şöyle bir baktığımızda gerçekten uluslararası ilişkilerin, dünya sisteminin yeniden yapılandırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu Büyükelçiler Konferansını, 21. Yüzyılın ilk on yılının bittiği, ikinci on yılının başladığı 2011 yılı başında gerçekleştiriyoruz. Bu on yılın muhasebesini yaparken geriye doğru bakmakta fayda var. Aslında 21. yüzyıl 2000 yılında başlamadı, 1989 yılında başlamıştı. Berlin Duvarı’nın çöküşü, iki kutuplu yapının dağılması ile aslında diplomatik açıdan yeni bir yüzyıl zaten başlamıştı. Son on yıla baktığımızda ise, bu yüzyılın en kapsamlı gerilim alanlarının  yaşandığı bir dönem geçirdik. 11 Eylül büyük bir değişim oluşturdu. Sadece ABD açısından değil, uluslararası düzeyde yaptığı etki bakımından da gerçekten çok önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Uluslararası sistemin boşluk alanlarını gösterdi. Uluslararası kültürel gerilimlerin çözülememesi durumunda ne tür büyük risklerin ortaya çıkacağını bütün insanlığa ve bu arada, bu gerilim alanlarının merkezinde olan ülkemize de gösterdi.
İki sene önce başlayan uluslararası küresel finansal kriz ise, uluslararası ekonomik sistemin ne kadar kırılgan olduğunu bize gösterdi. Eğer uluslararası kültürel ilişkilerde, küresel kültürel ilişkilerde ve küresel finansal ilişkilerde böylesine kırılgan bir yapı varsa, bunun küresel sisteme yansımaması mümkün değil. Şimdi bütün insanlığın, insanlığın geleceği ile ilgilenen bütün aydınların, diplomatların, devlet adamlarının önümüzdeki doksan yılı 21. yüzyılın geri kalan 90 yılını tamamlama sorumlulukları var. Çünkü çok acı bir tecrübe yaşadık biz bir yüzyıl önce. Aynen bu yüzyıla benzer şekilde aslında 20. yüzyılın temelleri de 19. yüzyılın son on yılında atılmıştı. Büyük sömürgeci rekabet 1890’larda kendini gösterdiğinde herkes bu rekabetin Afrika’da, Asya’da cereyan edeceğini düşünüyordu. Ama 20. yüzyılın ilk on yılında tedbirlerin alınmaması sebebiyle o büyük sömürgeci rekabet Avrupa’nın tam merkezinde  Birinci Dünya Savaşı’nı çıkardı. Şimdi ise karşılıklı etkileşimin daha sıkı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. 20. yüzyılın son on yılında, yani 1989’dan sonra ortaya çıkan yapısal değişimlere cevap bulamamamız durumunda önümüzdeki on yılların çok çetin geçeceği hepimizin farkında olması gereken bir durum.
Küresel finansal kriz, küresel ekonomik krize, küresel sosyal krize, politik krize dönüşme potansiyeli taşıyor, hala taşıyor. Bütün bu coğrafyanın merkezinde bulunan bir ülke olarak bizim birinci görevimiz, Cumhuriyetimizi önümüzdeki on yıllara daha güçlü temellerde taşımak, milletimizin güvenliğini, özgürlüğünü garanti altına alarak, milletimizi bu önümüzdeki dönemin etkilenen ülkesi değil, belirleyen ülkesi haline getirmektir.  Çünkü 20. yüzyıldaki gelişimlerden, 20. yüzyılın ilk on yılındaki gelişimlerden en olumsuz etkilenen ülkelerin başında geldik. Onun için biz her yere barış diyoruz. Çünkü 20. yüzyılın ilk on yılında Balkan Savaşları ile başlayıp Dünya Savaşı ile devam eden dönemde uluslararası sistemik problemlerin nasıl bizi büyük sıkıntılar içerisine soktuğunu yaşama tecrübesine sahibiz. Onun için çevremizde barış diyoruz, dünyada barış diyoruz ve ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinin tam da bugün yüksek dille seslendirilme gerekliliğine işaret ediyoruz.
İşte bu dönemde ülkemize biçtiğimiz rol, açık bir tabir, yeni bir kavramsallaştırma ile söylemek istiyorum, ‘Akil Ülke’ rolüdür. Dünyada, küresel olaylarda sözü dinlenen, olayları önceden gören, o olaylara karşı tedbir alan, alternatif çözüm üreten akil bir ülke. Çevre bölgelerde daha kriz çıkmadan krizi hissedebilen, hassas ayarlı bir diplomasi ile her an bu ülkelere, bu bölgelere çözümler getirebilen bir ülke. Hani BM reformları için ‘Akil Adamlar Heyeti’ oluşturuldu. Biz de şunu istiyoruz; eğer uluslararası toplum, küresel toplum bir akil ülkeler grubu oluşturmuş olsaydı, o ülkeler grubunun başına ülkemizin yerleştirilmesi gerekirdi. Bu imajının, intibaın bütün dünyaya duyurulmasını istiyoruz. Krizden etkilenen değil, krizin parçası hiç değil, sorun çıkaran zaten değil, ama sorunları çözen, hem bölgesel hem küresel sorunlara doğru çözümler üreten akil bir ülke. Sizler ve bizler bu akil ülkenin temsilcileri olarak onur duymalıyız. Önümüzdeki dönemdeki diplomasimizin de ana odağı bu rolü en iyi şekilde dünyanın her köşesinde dile getirmektir.
O zaman biraz daha geriye dönüp bakmamız lazım. Vizyoner diplomasi ile kastettiğimiz nedir? Vizyoner diplomasi ile kastettiğimiz işte tam da bu; bir özne olarak, bir insanlık öznesi olarak olaylara bakacağız, doğru tespit edeceğiz, bir vizyon, bir görüş ortaya koyacağız ve bunu dillendireceğiz. Ülke olarak bunu dillendireceğiz, diplomatlar olarak bunu dillendireceğiz. Vizyon üreteceğiz, tepki vermeyeceğiz, krize karşı sadece bir çözüm arayışı içinde olmayacağız, krizleri engelleyici bir çerçeve içinde olacağız.
Konuşmamın sonunda özellikle Büyükelçilerimize hitap ederken bir hususu vurgulamak istiyorum, ama şimdiden bunun işaretini vermek açısından söylemek istiyorum. Ben akademik hayattan diplomatik hayata Başbakan Başdanışmanı olarak geldiğimde, o zamanki Büyükelçilerimize, biraz da akademik hayattan gelen merakla hep sorardım diplomasiyi nasıl görüyorsunuz diye ve birçoğundan gerçekten gözlem içinde, sohbet içinde birçok şey öğrendim. Çok ilginç bir tabir bizim Hariciyemiz içine yerleşmiştir. Türk diplomatı bir itfaiye eridir. Bir itfaiye eri gibi birçok kriz alanına koşmak durumundadır. Ben o itfaiye erlerinden güzel örnekler vereceğim konuşmamın sonuna doğru. Bir tane çarpıcı örneği şimdiden vereyim.
Mavi Marmara olayı yaşandığında bildiğiniz gibi biz Brezilya’daydık. Hollanda Antilleri’nde yakıt almak üzere durduk. Ortada bir kriz hali vardı ve buna müdahil olmak gerekiyordu. Krizi doğru yönetmek gerekiyordu. Türkiye’nin çıkarları açısından, vatandaşlarımızın hukuku açısından doğru yönetmek gerekiyordu. Bir plan geliştirdik uçakta 6 saat uçtuktan sonra. Hollanda Antilleri’ne indiğimizde yerel saatle sabah saat altıydı, New York’ta New York saati ile beşti. BM Güvenlik Konseyi’ni, Sayın Başbakanımızla istişare ettikten sonra - kendisi Şili’deydi - acil toplantıya çağırma kararı verdik. BM Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Sayın Ertuğrul Apakan’ı cep telefonundan aradık, kendisini her zaman hazır ve nazır bildiğimiz için. Cep telefonundan cevap gelmeyince meraklandık ve Bakanlıktan ulaşılmasını istedik. Sabah beşti ve Sayın Apakan ekibi ile birlikte BM Daimi Temsilciliğimiz’deydi. Olaya müdahil olmak üzere, Ankara’dan gelecek, bizlerden gelecek talimatı yerine getirmek Daimi Temsilcilik tam kadro oradaydı.  “Sabah olur nasıl olsa bir tedbir alırız” diye değil, bir itfaiye eri çabukluğu ile Daimi Temsilciliğe ulaşmıştı ve altı saat gibi kısa bir süre içinde de, ertesi gün yani, o gün öğlen saat birde BM Güvenlik Konseyi toplantıya hazırdı. Biz böylece New York’a indikten sonra doğrudan BM Güvenlik Konseyi Toplantısı’na gittik.
İşte bu bir Bakanlığın bir itfaiye eri gibi koşturmasının çok güzel bir örneğidir. Bir yangına anında müdahale etmek üzere hazır halde beklemek ve bir Bakanlığın organik bir bütün gibi hareket edebilme kabiliyeti. Uçakta karar alınıp, Sayın Başbakanımızdan siyasi talimatı aldıktan sonra harekete geçebilen bir Bakanlık mekanizması ve bir organın, bir uzvun, bütün bir bedenin bütün organlarının harekete geçmesi gibi harekete geçebilen bir refleks. Bu övünmemiz gereken bir reflekstir. Bu diplomasimizin ta yüzyıllardan gelen alışkanlığının yeni nesillere nasıl intikal ettiğini ve bundan sonra nasıl intikal edeceğini gösteren bir reflekstir. Kendilerini tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Ama biz önümüzdeki dönemde sadece itfaiye erleri istemiyoruz. Evet, itfaiye eri gibi her yere koşturacak dinamizmde bir Bakanlık istiyoruz, ama daha fazlasını da istiyoruz. Yangın çıkmasını engelleyecek şehir planlayıcıları olarak diplomatlarımızı görmek istiyoruz. Şehir planlamadan kastım şu; yangının çıkmasını engelleyecek bir şehir planlaması nasıl

Değerli Basın Mensupları,
Bugün yapacağım açıklamanın nedenini hepiniz çok iyi biliyorsunuz.
İsrail, bundan yaklaşık 15 ay önce, 31 Mayıs 2010 günü, Gazze'ye insani yardım götüren 32 ülkeden yüzlerce yolcunun katıldığı uluslararası yardım konvoyuna Akdeniz'in uluslararası sularında silahlı bir saldırı düzenlemiştir.
İsrail askerleri, bu saldırıda, 8'i Türk, 1'i Amerikan vatandaşı olmak üzere 9 sivili öldürmüş, diğer birçok yolcuyu yaralamış, ayrıca gemi ve yolcuları zorla İsrail'e götürmüştür.
Bu kişiler, İsrail'in elinde tutsak kaldıkları iki gün boyunca her türlü kötü muameleye maruz kalmışlardır.
Değerli Arkadaşlar,
Bu hukuk dışı saldırının üzerinden yaklaşık 15 ay geçti.
Ancak somut gerçekler değişmedi.
Bunları tekrarlamakta yarar görüyorum.
İsrail'in bu saldırısı uluslararası sularda gerçekleşmiştir.
İsrail askerlerince öldürülenler masum sivillerdir.
Katledilen insanlar, İsrail'in uluslararası hukuka ve insanlık değerlerine aykırı Gazze ablukası altında zulüm gören Filistin halkının feryadına ses veren, bu insanlara yardım götürmek isteyen sivillerdir.
Savaş, insanlık tarihinin acı bir gerçeğidir.
Ve savaş, her şeyden önce, en kutsal değer olan insanın yaşam hakkına karşı en ağır tecavüzdür.
Nitekim, bütün medeniyetler, savaşın dahi belirli kurallara bağlanması için 'adil savaş' kavramını geliştirmiştir.
Bunun içindir ki, BM Şartı'nda askeri güç kullanımı çok sıkı şartlara bağlanmıştır.
Yine, yaşam hakkının kutsallığına olan inançtandır ki, savaşın meşru olduğu hallerde dahi, masum sivillerin öldürülmesi savaş suçu olarak kabul edilmiştir.
İsrail ise, savaşta değil, barış zamanında; askeri değil, sivil bir yardım konvoyunda; zalim bir abluka altında inleyen masum bir halka yardım götürmek için barışçıl bir eyleme katılan sivil insanları katletmiştir. Tablo budur!
Üstelik bunu, kendi topraklarında, karasularında değil, uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri olan seyrüsefer serbestisinin hakim olduğu uluslararası sularda gerçekleştirmiştir.
İsrail'in işlediği suç basit bir suç değildir.
Çiğnenen uluslararası hukuktur.
Çiğnenen insanlık vicdanıdır, en temel insani değer olan yaşam hakkıdır.
Değiştirilemeyecek bir gerçek vardır.
O da, yardım konvoyundaki bir gemideki sivilllere saldırmanın, silahsız kişilere ensesinden defalarca ateş edip öldürmenin, bir insanlık suçu olduğudur.
Hiçbir kisve bu suçu örtemez, mazur gösteremez.
Bir hususun daha bilinmesi gerekmektedir.
Hiçbir devlet, hukukun üstünde değildir.
Dünya artık değişmektedir.
Sivil insanları katledenler, insanlığa karşı suç işleyenler er ya da geç adalet önüne çıkmakta ve yargılanmaktadır.
Ne Mavi Marmara'ya saldırı emrini veren İsrail Hükümeti, ne de bu saldırıyı gerçekleştirenler, hukukun üstündedir ya da yargıdan masumdur. Hepsi hesap vermek zorundadır.
Kaldı ki, insanlık vicdanında zaten mahkum olmuşlardır.
Değerli basın mensupları,
Hatırlayacaksınız, Türkiye olarak, işlenen bu açık suçun cezasız kalmaması ve adaletin yerini bulması amacıyla süratle harekete geçtik.
Bu doğrultuda, BM Güvenlik Konseyi'ni İsrail saldırısının hemen akabinde, aynı gün acil toplantıya çağırdık.
BM Güvenlik Konseyi'ndeki, orada yaptığım konuşmada her türlü hukuk anlayışını, insanlık vicdanını ve değerlerini hiçe sayan bu İsrail saldırısıyla insanlığın Akdeniz'in sularında boğulduğunu belirtmiştim.
Nitekim, BM Güvenlik Konseyi, 1 Haziran 2010 gününün ilk saatlerinde uluslararası toplumun mutabakatıyla bir Başkanlık Açıklaması kabul etti.
Bu açıklamayla Güvenlik Konseyi, İsrail'in silahlı güç kullanımı sonucunda meydana gelen bu trajedinin hızlı, şeffaf, muteber, tarafsız ve uluslararası standartlara uygun bir biçimde soruşturulması çağrısında bulundu.
Diğer taraftan, Cenevre'de yerleşik BM İnsan Hakları Konseyi de kabul ettiği bir kararla, son derece saygın ve alanlarında uzman hukukçulardan oluşan bir Veri Toplama Misyonu oluşturarak saldırıyı soruşturma sürecine girdi.
BM Genel Sekreteri de Güvenlik Konseyi'nin çağrısı doğrultusunda bir Soruşturma Paneli oluşturdu.
Türkiye olarak, Panel ile tam bir işbirliği içinde olduk. Soruşturma sürecini hızlandırmak için her türlü katkıyı sağladık, ulusal raporumuzu sunduk.
İsrail ise, Panel'de yer almakla birlikte, çalışmalarını sürekli geciktirme anlayışıyla hareket etti.
Yine hepinizin bildiği gibi, İsrail Hükümeti'nden, bu saldırıdan dolayı resmen özür dilemesini, katledilen sivillerin ailelerine ve yakınlarına tazminat ödemesini talep ettik. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi Başkanlık Açıklamasında açıkça eleştirilen Gazze'ye uygulanan ablukanın kaldırılması gerektiğini vurgulayageldik.
Şartlarımız yerine getirilmedikçe de Türk-İsrail ilişkilerinin normalleşmeyeceğini açıkladık.
Diğer yandan ise, İsrail Hükümetinin, Türk halkından özür dilemek, saldırıda ölenlerin ailelerine ve yakınlarına tazminat ödemek perspektifiyle Türkiye ile görüşmeye hazır olduğunu bildirmesi üzerine, farklı zamanlarda toplam dört tur görüşme gerçekleştirdik.
Bu görüşmelerde, müzakereyi yürüten Türk ve İsrail heyetleri arasında, ülkemizin özür ve tazminat taleplerimizi karşılayan anlaşma metinleri üzerinde birkaç kez mutabakat oluştu.
Nitekim ilk kez 2010 Aralık ayında İsrail'de gerçekleşen orman yangınına Türkiye'nin katkısı üzerine İsrail Başbakanı'nın talebiyle Cenevre'de gerçekleşen görüşmeler neticesinde iki ayrı anlaşma metni üzerinde, ad referandum mutabakata varıldı. Bu mutabakat İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından da onaylandı. Bilahare anlaşmanın imzalanması konusunda İsrail Bakanlar Kurulu içinde çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle bu anlaşma uygulamaya konulamadı.
Bu süreçte, Palmer Komisyonu'nun raporunun yayınlanmasındaki ertelemelerin hepsi - bunu özellikle söylüyorum çünkü çok ciddi bir başka basın manipülasyonuyla karşı karşıyayız - İsrail Hükümetinin, özür ve tazminat konusunda iç mutabakatı sağlamak için zamana ihtiyacı olduğunu bildirmesi üzerine, yani İsrail Hükümetinin talebi sonucunda gerçekleşmiştir.
İsrail'in son defa önerdiği 6 aylık uzatma talebi ise tarafımızdan kabul edilmemiştir. Çünkü bu uzatma taleplerinin hepsinin süreci zamana yayma amacı taşıdığı anlaşılmıştır.
Gerek Türkiye'nin gerek İsrail'in taraf olmadığı ve sadece Başkan Palmer ve yardımcısı Uribe'nin imzalarını taşıyan raporun, henüz BM Genel Sekreterine resmen sunulmadan önce 1 Eylül günü itibariyle basına sızdırılmış olması da, kuşkusuz bu bağlamda oldukça düşündürücüdür. Ben bu konuyu dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ile de görüştüm. Kendisi bu raporun daha kendilerine ulaşmadan basına sızdırılmış olmasından dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Bu süreç zarfında basına sızdırmaların Devlet ciddiyetiyle bağdaşmadığını düşünüyoruz.
İlk olarak belirtilmesi gereken, bu raporun sadece adı geçenlerin görüşlerini yansıtmakta olduğudur.
Rapor, İsrail askerlerinin ve diğer yetkililerinin işledikleri suçları açık biçimde tespit etmekte ve dile getirmektedir.
Bu bağlamda, İsrail'in abluka sahasından çok ileride bir mevkide, büyük bir askeri kuvvetle gemilere saldırmasının aşırı ve izah edilemez olduğu belirtilmektedir.
İsrail askerlerinin sebep olduğu ölüm ve yaralanmaların kabul edilemeyeceği, İsrail tarafından dokuz can kaybının hiçbirinin hesabının verilemediği, delillerin ölenlerin çoğunun yakın mesafe ve arkadan olmak üzere bir çok kez vurulduklarını gösterdiği kaydedilmektedir.
Ayrıca, yolcuların ciddi anlamda kötü muameleye maruz kaldıkları, bu muamelenin fiziki darp, taciz ve tehdidin yanı sıra kişisel eşyalara hukuk dışı el konulması ile konsolosluk yardımı almalarına mani olunmasını da içerdiği açık biçimde vurgulanmaktadır.
Raporda, Gazze'ye yönelik olarak İsrail tarafından uygulanan insanlık dışı ablukanın ise hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir.
Tabiatıyla bu yaklaşımın kabul edilmesi ne mümkün ne de söz konusudur.
BM İnsan Hakları Konseyi'nin alanlarında uzman ve son derece ehil hukukçulardan oluşan Veri Toplama Misyonu, Gazze ablukasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Geçen sene olayı müteakip yaptıkları çalışmada bu durumu açık bir şekilde tespit etmişlerdi.
Bu yargı hem BM İnsan Hakları Konseyi'nce onaylanmış, hem de BM Genel Kurulu'nda kabul görmüştür.
Hal böyle iken, Panel'in Başkan ve Yardımcısı'nın, Panel'e verilen yetkileri aşmak suretiyle, farklı ve son derece tartışmalı bir takım görüşler ileri sürmelerinin, hukuki olmaktan ziyade, bir takım siyasi saiklere dayandığı anlaşılmaktadır.
Türkiye, panelin işleyişi ve güvenilirliğini de zedeleyici nitelikteki bu yaklaşımı hiçbir şekilde kabul etmemektedir.
Türkiye BM Güvenlik Konseyinin oybirliği ile yaptığı başkanlık açıklamasının lafzı ve ruhuyla bağdaşmayan bu yaklaşımı şiddetle reddetmektedir.
Bu doğrultuda konuyu uluslararası yetkili hukuki mercilere götürmeye kararlıyız.
Değerli Arkadaşlar,
İsrail'in bu hukuk dışı eylemine karşı tutumumuz ilk andan itibaren çok net ve ilkeli olmuştur. Taleplerimiz bilinmektedir.
Bu koşullar yerine getirilmedikçe İsrail'le ilişkilerimiz normalleşmeyecektir.
Bugün geldiğimiz nokta itibariyle, İsrail, kendisine tanınan bütün fırsatları heba etmiştir.
Artık, İsrail Hükümetinin, kendini uluslararası hukukun üzerinde gören, insanlık vicdanını hiçe sayan gayrı meşru eylemlerinin sonuçlarına katlanmasının ve bir bedel ödemesinin vakti gelmiştir.
Bu bedel, her şeyden önce Türkiye'nin dostluğundan mahrum kalmaktır.
Bu noktaya gelinmesinin tek sorumlusu İsrail Hükümeti ve İsrail Hükümeti'nin sorumsuz eylemidir.
Bu çerçevede, Hükümetimizce bu aşamada alınmasına karar verilen tedbirler şunlardır:
1. Türk-İsrail diplomatik ilişkileri ikinci katip düzeyine indirilecektir.
İkinci kâtip düzeyinin üzerindeki tüm görevliler en geç önümüzdeki Çarşamba gününe kadar ülkelerine gönderileceklerdir.
2. Türkiye ile İsrail arasındaki askeri anlaşmalar askıya alınmıştır.
3. Doğu Akdeniz'de en uzun kıyısı bulunan sahildar devlet olarak, Türkiye Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacaktır.
4. Türkiye, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukayı tanımamaktadır. İsrail'in 31 Mayıs 2010 tarih

Somali’nin kanaat önderleri,
Sivil toplumun temsilcileri,
Değerli kardeşlerim,
Her şeyden önce hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. İstanbul’a teşrifleriniz dolayısıyla öncelikle teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Burası sizin için yabancı bir şehir değil. Türkiye ayrı bir ülke değil. Sizin öz şehriniz. Türkiye’de sizin, kendi öz vatanınız. Biz bunu böyle görüyoruz ve bütün Somalili kardeşlerimize, kendi vatanlarında, kendi kardeşleriyle birlikte yaptıkları bu toplantıya hoş geldiniz diyerek başlıyorum. Somali bizim gönlümüzde, yüreğimizde, zihnimizde yer alan, dış politikamızın en önemli konularından biri haline geldi. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi Türk ve Somali halkları kökü derinliklere giden, tarihi arka planı olan, Ahmed Gurey ile zirveye ulaşmış olan köklü bir geçmişe sahip. 16. yüzyılda bütün Hint okyanusunda Türk ve Somali halkları birlikte, barışın, güvenliğin, onurun mücadelesini sömürgecilere karşı verdiler. 19 yüzyılda yine sömürgecilere karşı Türk ve Somali halkları birlikte mücadele ettiler. Bizim için Somali çok uzakta bir diyar değil. Onurun medeniyetin merkezi olan bir yer. Dolayısıyla Somali’ye olan ilgimiz bu köklü tarihi ilişkiden geliyor. İkincisi, bugün Somali’ye yönelik ilgimiz bütün dünyanın Somali’yi unuttuğu bir insanlık trajedisinin yaşandığı bir dönemde, insanlığı ayağa kaldırmak içindir. Sayın Başbakanımızla birlikte geçen sene Ağustos ayında Somali’ye geldiğimizde, Somali dünya gündeminden düşmüş bir konu gibi görünüyordu. Bizim Somali’ye ziyaretimizin ana sebebi bütün insanlığın vicdanını ayağa kaldırmak içindi. Ve onlara Somali’yi unutamazsınız, Somali unutulmayacak, unutturmayacağız demek içindi. Orada gördüğümüz manzaralar, küçücük çocukların çok az bir su bulamaması sebebiyle vefat edişine şahit oluşumuz, bizi bütün o insanlık vicdanını harekete sevk etmeye karar verdirdi. Ve elhamdülillah o günden bugüne Türkiye, Somali konusunda her inisiyatife öncülük etti. Ağustos ayında verdiğimiz sözleri birer birer yerine getirdik. Somali’de bir Büyükelçilik açtık, benim değerli arkadaşım, dostum, Afrika halklarının da, Somali’nin de dostu Kani Torun o günden bugüne Somali halkına hizmet ediyor. Kani Bey, Somali’ye giderken kendi öz vatanına gidiyormuş gibi gitti, oraya hizmet ederken, bütün Dışişleri Bakanlığı mensuplarıyla birlikte, bütün kurumlarımızla, TİKA’yla ve diğer bütün kurumlarımızla birlikte Türkiye’ye hizmet ediyor bilinciyle hizmet etti. Bundan sonra da öyle hizmet etmeye devam edecekler.
Bütün dünya Somali’yi dışarıdan seyrederken, başka başkentlerde toplantılar yaparken, Türkiye Mogadişu’ya en kıymetli diplomatlarını, en etkin sivil toplum kuruluşlarını, en yoğun çalışan yardım kuruluşlarını gönderdi ve şunu göstermeye çalıştı: Bizim kaderimiz Somali’nin kaderiyle birdir. Biz Somali halkıyla kader birliği yaptık geçmişte, bugün yapıyoruz, yarın da yapıyoruz. Biz Somali’yi bir çıkar alanı olarak görmüyoruz, bir risk alanı, bir güvenlik tehdidi olarak görmüyoruz. Biz Somali’yi insanlık vicdanın imtihan edildiği bir coğrafya olarak görüyoruz. Onun için bütün varlığımızla Somali’ye yardım etmeye devam edeceğiz. Yine bugün Somali’de hiçbir Büyükelçilik tam kapsamlı çalışmazken, bizim Büyükelçiliğimiz Somali’de bütün çalışanlarıyla birlikte ayakta ve bundan sonra da Somali halkıyla dayanışmasını göstermeye devam edecek.
Yine Somali’ye, Mogadişu’ya uçak seferleri başlayacak dedik, Türk Hava Yolları 20 yıldan sonra ilk defa Somali’ye düzenli uçak seferlerine başladı. Şu anda Somali’nin dünyaya açılan kapısı İstanbul ve bundan sonra da hep İstanbul olacak.
Bugün büyük acılar çekiyor olabilirsiniz, ama biz size güveniyoruz, çünkü siz büyük bir medeniyetin çocuklarısınız, köklü şehirler kurmuş olan büyük bir medeniyetin çocuklarısınız. 16. yüzyılda Somali’ye gelen Vasco da Gama Mogadişu’yu gördüğünde dünyanın en gelişmiş şehirlerinden birini görmüş olduğunu ifade ediyor. O dönemde Somali tüccarları Malakka’ya kadar, Hindistan’a kadar ticaret yapıyorlardı. Afrika’nın en güzel şehirleri, en güzel bahçeleri, İştunga Festivallerinin en güzel örneklerini veren büyük bir kültürel birikime sahipti ve tekrar öyle olacak. İnşallah hep birlikte Somali’yi tekrar dünyanın yükselen müreffeh bir bölgesi haline getireceğiz. Bunu gerçekleştirmek kuvvetine sahipsiniz.
Üçüncüsü de, Somali barışı Afrika barışı demektir, Somali barışı Afrika Boynuzu’nda barış demektir, Yemen’de, Kızıldeniz’de, Hint Okyanusu’nda barış demektir. Onun için bu barışı gerçekleştirmek amacıyla Somali’ye desteğimizi sürdüreceğiz. Ta ki bütün Hint Okyanusu’nda, bütün Afrika Boynuzu’nda, bütün Afrika’da barış hakim olana, refah hakim olana ve Afrika halkları kendi geleceklerine sahip çıkana kadar. Bütün bunları konuşmak için Somali’nin en seçkin insanları olan sizleri, Somali’nin kanaat önderlerini, Somali’nin geleceğini belirleyecek olan alimleri, ilim adamlarını, aydınları dünyanın her bir köşesinden İstanbul’a davettik. İstedik ki, İstanbul’da, sizin şehrinizde, Dersaadet’te, 16. yüzyılda sizinle bağ kurmuş olan bu güzel şehirde oturun ve kendi geleceğinizi birlikte planlayın. Hiçbir yabancı güce fırsat vermeden, hiçbir dış tesire, dış etkiye mahal bırakmadan Somali’nin geleceğini Somalili kardeşlerimiz tayin etsinler; hedefimiz bu. Bütün bunları önümüzdeki 3-4 gün içerisinde tartışacaksınız, daha sonra da Birleşmiş Milletler Konferansında da bütün bu konular tekrar ele alınacak.
Somali’de yeni bir güne doğuyoruz, bu yeni doğan gün Somali’nin yükselişinin, Somali’nin ve Afrika’nın tekrar dünyanın en müreffeh bölge haline gelişinin işaretlerini taşıyacak.
Tekrar size hoş geldiniz diyorum ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Anayasa Mahkemesi'nin 36. kuruluş yıldönümünü birlikte kutlamaktan büyük onur duyduğumuzu belirterek size ve tüm değerli konuklarımıza en içten duygu ve dileklerle saygılarımı sunuyorum.
Devletin temel hukuksal yapısını, organların görev ve yetkilerini, birbiriyle ilişkilerini belirleyen, yasama ve yürütme erkleri karşısında bireylerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen, bunlara güvence sağlayan, iktidarı sınırlayan kural ve ilkelerden oluşan ve temel yasa olan anayasaların diğer yasalar karşısındaki üstün konumları, onların özenle korunmalarını zorunlu kılmaktadır. Kurallar kademesinde alt sırada yer alan yasa ve kanun hükmünde kararname kurallarının en üstte yer alan Anayasa'ya bağlı ve ona uygun olması gerekmektedir.
Anayasa'nın 11. maddesinde de, "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz" denilerek bu ilke vurgulanmıştır.
Yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa'ya uygunluğunun yargısal denetimi, yasama organındaki çoğunluğun Anayasa'ya aykırı uygulama ve düzenlemelerine karşı kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korur ve güvenceye bağlar. İktidarın seçimle değiştirilmesi yanında, yasama ve yürütme erklerinin Anayasa da belirlenen yetki sınırları içerisinde kullanılması da demokrasinin gereği olduğuna göre, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlayan Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasındaki kamusal yarar, bu denetimin giderek tüm demokratik ülkelerde kurumlaşmasına neden olmuştur.
1961 Anayasası'nda yasaların Anayasa'ya uygunluğunun yargısal denetiminin öngörülmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin kurulmasıyla Anayasa'nın bağlayıcı ve üstünlüğü ilkesi yaşama geçirilmiştir. Böylece, Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi etkinlik ve işlerlik kazanmış; yasalar veya kanun hükmünde kararnamelerle Anayasa'ya aykırı düzenleme olanakları ortadan kaldırılmıştır.
1982 Anayasası'nda da Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin güvencesi ve yargısal denetimin temel öğesi olarak kabul edilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti bir "hukuk Devleti"dir. Hukuk devleti, devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuka ve Anayasa'ya uygunluğu anlamına gelir. Devletin hukuka uygunluğunu yargı denetimini sağlar. Bu nedenle, hukuk devleti, başka bir anlatımla hukukun üstünlüğü ilkesi, devletin bütün eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetlemesini zorunlu kılar. Ancak, hukuk devletinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşmesini zorlaştıran Anayasa yargısına ilişkin kimi sorunlar bu güne kadar halâ aşılamamış bulunmaktadır.
Anayasanın Geçici 15. maddesi, bunlardan en önemlisini oluşturmaktadır. Maddenin son fıkrasına göre, Milli Güvenlik Konseyi dönemi içinde çıkarılan yasalar ile kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya aykırılığı iddia edilemez. Böylece, 12 Eylül 1980 ile 7 Aralık 1983 tarihleri arasında çıkarılan 626 yasa hakkında Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılamamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1995 Anayasa değişiklikleri yapılırken Geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılmasına da olanak bulunamamıştır. Hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesi için Anayasa'nın geçici 15. maddesinin yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce denetlenemeyen normların ikincisi, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleridir. Anayasa'nın 148. maddesine göre, "olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz."
Anayasa'nın 121. ve 122. maddelerinde de olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince, Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nun bu durumların gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararnameler çıkarabileceği öngörülmektedir. Böylece, bu rejimlerde, temel haklara ve özgürlüklere ilişkin getirilebilecek sınırlama ve yasaklamalar yargı denetimine bağlı olmamaktadır. Oysa, anayasal bir rejim olan olağanüstü yönetim usullerinde de hukukun üstünlüğü ilkesi geçerli olmak zorundadır. Nitekim Anayasa'nın 15. maddesinde, savaş, seferberlik ve sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durumun gerektirdiği ölçüde durdurulabileceğinin öngörülmesine karşın, olağanüstü hal kanun hükmünde kararname kurallarının 15. maddeye göre yargısal denetimini yapmak olanağı bulunmaktadır.
Hukuk devletini ve hukukun üstünlüğü ilkesini gerçekleştirmenin en önemli öğelerinden birisi de yargı bağımsızlığıdır. 1982 Anayasası'ndaki düzenleniş biçimiyle yargı bağımsızlığı gündemden düşmemekte adalet yılı ve idarî yargı günü açılış konuşmalarında üzerinde öncelikle durulmaktadır.
Anayasa'ya göre, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi (m.146), Askeri Yargıtay (m.156), Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (m.157), Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (m.159) üyelerini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Vekilini (m.104) kendisine sunulan adaylar arasından, Danıştay Üyelerinin dörtte birini doğrudan seçer ve atar. Yüksek mahkeme üyelerinin yargı organlarınca gösterilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca seçilmesi yargıyı yürütmeye bağlamanın bir belirtisi olarak değil, yargıya verilen yerin yüceliğini gösteren bir düzenleme olarak yorumlanabilir. Ancak, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi yönünden böyle bir yoruma katılmak güçtür. Görevi ile ilgili suç işlediğinde kendisini "YÜCE DİVAN" sıfatı ile yargılayacak ya da açabileceği bir iptal davasına bakacak olan Anayasa Mahkemesi'nin üyelerini devletin ve bu bağlamda yürütme organının da başı olan, Cumhurbaşkanı'nın seçmesi yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu yetkilerin objektif ve olumlu kullanılıyor olması da sorunu ortadan kaldırmamaktadır.
Adlî ve idarî yargıda görev yapan yargıç ve savcıları, mesleğe alma, atama, nakletme, disiplin cezaları verme, yükseltme, meslekten uzaklaştırma gibi konularla Yargıtay, Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi üyelerini seçmekle görevli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşum ve çalışma biçiminden doğan pek çok sakıncalar yargıç bağımsızlığını zedelemektedir. Hukuk devletinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin olmazsa olmaz koşulu yargı bağımsızlığına aykırı olan Anayasa'nın 159. maddesi mutlaka değiştirilmelidir. Yürütme organının temsilcileri olan Adalet Bakanı ile Kurul'un doğal üyesi sayılan Bakanlık Müsteşarına Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşumunda yer verilmemelidir. Anayasa'nın 159. maddesi gereğince, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaması da hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa'nın 153. maddesinde, "Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu; iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağı; kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı öngörülmüştür.
Kesin olarak verilen kararlar, hukuksal sonuçlarını derhal meydana getirirler. Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi Gazete'de hemen yayımlanmalarının nedeni, bu kararların yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı etkisidir.
Ancak, iptal kararlarının gerekçeleri yazılmadan açıklanamaması, pek çok önemli konuda kararların etkinliğini yitirmesine ve kimi zamanda sonuçsuz kalmasına neden olmaktadır. İptal kararının verilmesi ile buna ilişkin gerekçeli kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına kadar geçen süre içerisinde Yasakoyucu, iptal kararına karşın aynı konu, kapsam ve içerikte düzenlemeler yapmaktadır. Yabancılara taşınmaz mal satışı ve milletvekillerinin emekli aylıklarına ilişkin yasalar bunun en belirgin örnekleridir. Oysa, Yasama Organı, iptal edilmiş kuralları aynı amaç doğrultusunda yeniden yasalaştırmamalı, Anayasa Mahkemesi kararlarını etkisiz kılıcı düzenlemelerde bulunmaktan kaçınmalıdır.
Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına kadar geçecek süre içerisinde iptal edilen yasa veya yasa kuralının
Anayasa'ya aykırı niteliğiyle yürürlüğünü ve kamu yararı yönünden olumsuz etkisini sürdürmesini önlemek için yürürlüğü durdurma yetkisini kullanmıştır. Bu yetkinin kullanılmasıyla Anayasa'ya uygunluk denetiminin etkinliği artırılmış; ileride giderilmesi güç veya olanaksız durumların ortaya çıkması önlenmiştir. Bu gibi sakıncaları önlemek amacıyla 1961 Anayasası'nın 152. maddesinde, iptaline karar verilen kanun veya içtüzük veya bunların hükümlerinin karar tarihinde yürürlükten kalkacağı öngörülmüştü. 153. madde de 1961 Anayasası'nın 152. maddesi benzer bir değişikliğin yapılması durumunda kimi sakıncalar ortadan kalkacaktır.
Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca iptal kararının yürürlüğe girmesinin bir yıla kadar ertelendiği durumların hemen hepsinde, Yasakoyucu, verilen sürelerde yeni düzenlemeler yapmayarak iptal kararıyla oluşan hukuksal boşlukları gidermemektedir. Böylece, meydana gelen yasa boşlukları, başka yasa kurallarının Anayasa'ya aykırılığı savıyla yeni itiraz başvurularına neden olmaktadır.
Türk Ceza Kanunu'nun 441. maddesinin iptali nedeniyle ortaya çıkan yasa boşluğu buna örnek gösterilebilir. Anayasa Mahkemesi, "kocanın zina suçunda, karının zinasında aranmayan kimi koşul ve öğelerin aranmasının, karı karşısında kocaya üstünlük tanınması anlamına geleceğini; evlilik birliği içinde kocaya bu tür üstünlük tanımak için haklı bir neden bulunmadığını; çünkü, karşılıklı sadakât yükümlülüğü bakımından karı ile koca arasında fark olmadığını" belirterek, 21.9.1995 günlü, 1995/46 E, 1995/49 K. sayılı kararla Türk Ceza Kanunu'nun kocanın zinasına ilişkin 441. maddesini Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılığı nedeniyle iptal etmiş; ayrıca, 441. madde hakkında iptal kararı verilmesiyle doğan hukuksal boşluk, kamu yararını olumsuz yönde etkileyeceğinden, gerekli yasal düzenlemeleri yapması için yasama organına süre tanımak amacıyla, ipt

İnsan hakları ve özgürlüklerinin koruyucusu, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletinin güvencesi olan Anayasa Mahkemesi'nin 37. Kuruluş Yıldönümü Kutlama Töreni'ne katılarak bizleri onurlandıran tüm konuklara en iyi dileklerle saygılar sunuyorum.
Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Anayasa Mahkemesi Emekli Başkanı değerli yargıç Ahmet BOYACIOĞLU'na Tanrı'dan rahmet diliyor; Anayasa yargısına yaptığı değerli hizmetleri şükranla anıyorum.
Toplumsal örgütlenmenin ulaştığı çağdaş düzen, "çoğulcu, demokratik, hukuk devleti"dir. "Hukuk devleti" çağdaş devletin belirleyici niteliğidir.
Demokratik toplum, "çoğulcu demokrasi" ve "İnsan hakları yargısını" içermekte ve güvence altına almaktadır. Bu öğelerden birinin olmaması ya da içeriğinin yetersiz olması toplum düzeninin demokratikliğinin tartışılmasına neden olmaktadır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurul'unda kabul edilişinden bu güne kadar geçen elli yıl içerisinde insan hakları hukukunun temelleri atılmıştır. Ancak bugün, insanlığa karşı işlenen suçlar ve uluslararası ceza hukuku tartışılmaya başlanmıştır. Genelde "temel hak ve özgürlükler" olarak belirtilen insan hakları kavramı, ulusal hukukların sınırlarını aşmış, içeriğini insan haklarını oluşturan çok taraflı uluslararası anlaşmalarla ulusal bir sorun olmaktan çıkmış, uygar toplumların olmazsa olmaz koşulu durumuna gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul etmiş; insan haklarıyla ilgili pekçok sözleşmeyi de imzalamıştır. Anayasa'nın 2. maddesinde, "insan haklarına saygı", Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilemez nitelikleri arasında sayılmıştır. Anayasa'da insan hakları ve özgürlükleri, doğal haklar anlayışına uygun olarak insan kişiliğine bağlı değerler olarak kabul edilmiştir. İnsan hakları, demokratik toplum düzeni içinde insan olmanın, insanca yaşayabilmenin vazgeçilmez koşuludur.
İnsan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde de insan hak ve özgürlüklerinin çağdaş, evrensel standartlara uygun olarak korunması ve geliştirilmesi zorunludur.
1982 Anayasasında, 12 Eylül 1980 öncesinde yaşananlara bir tepki olarak temel hak ve özgürlükler önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Bunun sonucu olarak, Türkiye de, düşünceyi açıklama özgürlüğünün hukuksal boyutlarıyla ilgili sorunlar ortaya çıkmıştır. Demokrasi yönünden taşıdığı yaşamsal önem herkes tarafından bilinmesine karşın, düşünceyi açıklama özgürlüğünün önündeki engeller aşılamamış, düşünce suçlarına yönelik yasal düzenlemeler yapılamamıştır.
Anayasalar ve yasalarda insan hak ve özgürlüklerine verilen yer, ulusların kültür ve uygarlık alanında ulaştıkları düzeyin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Tüm özgürlükler ile ilişkili olan düşünce özgürlüğü ise ülkelerin demokratik niteliğinin saptanmasında en belirgin ölçü sayılmaktadır.
Düşünceyi açıklama özgürlüğünün önemi, her şeyden önce onun başka bir çok özgürlüğün kaynağını veya temelini oluşturmasından ileri gelmektedir. Kişinin varlığının temeli olan düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokrasinin de temeli ve ayrılmaz bir parçasıdır.
Çağdaş demokrasilerde, düşünceyi açıklama özgürlüğüne, diğer özgürlüklerin gerçekleştirilebilmesi yönünden taşıdığı önem gözetilerek daha ayrıcalıklı ve üstün bir yer verilmiştir. Düşünce özgürlüğünün bu konumu onun en az sınırlandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Çoğulcu demokratik ülkelerde, toplumun yerleşik değerlerine ters gelen düşünceler de tam bir özgürlük içinde açıklanıp tartışılabilmektedir.
Düşünce özgürlüğü, insanın serbest biçimde bilgiye ve düşünceye ulaşabilmesi, düşüncesini serbest biçimde açıklayabilmesi, başkalarına iletebilmesi, düşünce ve kanaatleri nedeniyle suçlanamamasıdır. Kişinin iç dünyasında kalan, açıklamadığı veya açıklayamadığı düşüncelerin korunması düşünceyi açıklama özgürlüğü olarak kabul edilemez. Asıl özgürlük düşüncelerin serbestçe açıklanabilmesi ve yayılabilmesidir. Diğer hak ve özgürlüklerin gerçekleştirilebilmesi yönünden de düşünce özgürlüğünün bugün ayrıcalıklı bir konumu bulunmaktadır.
Öğretide, "düşünce özgürlüğü" sözcükleriyle her zaman düşünceyi açıklama özgürlüğü anlatılmak istenmiştir. Bu özgürlük, düşünce ve kanaatlerini açıklamama özgürlüğünü de içerir. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, olumsuz statü hakları olarak nitelendirilen kamu özgürlüklerindendir. Başka bir anlatımla, bu bireysel bir özgürlüktür.
Düşünceyi açıklama özgürlüğü, bireysel bir özgürlük olmasına karşın, demokrasinin işlemesi yönünden de toplumsal bir önem taşır. Demokrasinin vazgeçilmez öğesi olan çoğulculuk, kişilerin siyasal örgütlenmesi yanında, toplumsal örgütlenmesini de gerektirir. Demokratik bir örgütlenmenin olanaksız olduğu durumlarda, kuşkusuz düşünceyi açıklama özgürlüğünden de söz edilemez. Kişinin siyasal görüşlerini açıklayabilmesi, demokratik bir toplumun temellerinden birini oluşturur.
Alman Anayasa Mahkemesi de, çeşitli kararlarında düşünce özgürlüğünün özgürlükçü demokratik düzen için kurucu bir nitelik taşıdığını çünkü, bu düzenin hayat öğesi olan sürekli düşünsel hesaplaşmayı, düşüncelerin savaşmasını ancak bu özgürlüğün olanaklı kıldığını belirtmiştir.
Çoğulcu demokrasilerde, azınlığa "çoğunluk durumuna geçebilme" hakkı tanınır. Bu hak, kendisine bağlı olarak düşünceyi açıklama özgürlüğü ile birlikte diğer tüm hak ve özgürlükleri de beraberinde getirir. Demokrasi anlayışı, hak ve özgürlüklerle ayrılamaz bir bütün oluşturur. Özgürlüklerin bulunmadığı yerde demokraside yoktur.
Düşünceyi açıklama özgürlüğü, gerçek kişiler için olduğu kadar tüzel kişiler yönünden de temel bir haktır. Dernekler, sendikalar ve siyasal partiler, organları aracılığıyla düşünce açıklamasında bulunabilirler.
Ayrıca basın özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, süreli ve süresiz yayın hakkı, dernek kurma özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi hak ve özgürlükler de düşünceyi açıklama özgürlüğünün uzantısı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Düşünce özgürlüğü, içeriğinin genişliği nedeniyle diğer kamu özgürlüklerinden farklı bir konumdadır. Bu özgürlük, pek çok özgürlüğe kaynaklık eder. Düşünce ve kanaatler basılmış biçimde yayınlandığında basın özgürlüğü, bilim ve sanat araçlarıyla açıklandığında bilim ve sanat özgürlüğü adını alır. Basın özgürlüğü, düşünce açıklama özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan bir özgürlüktür. Basın ve haberleşme özgürlüğünün ilk koşulu her türlü, haber düşünce ve kanıların serbestçe açıklanabilme, öğrenilebilme ve toplanabilme olanağının bulunmasıdır. Basın ve haberleşme özgürlüğü, kaynağını düşünceyi açıklama özgürlüğünde bulmaktadır. Basın ve haberleşme özgürlüğünün bir gereği olan düşünceyi serbestçe açıklayabilme hakkının kullanılabilmesi için, haber, düşünce ve kanıları serbestçe yayma hakkının bulunması gerekir. Haberleşme özgürlüğünün başlıca öğesi olan basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğünün sonucu ve uzantısıdır.
Düşünce özgürlüğü, dernek kurma, seçme ve seçilme hakları ile de sıkı bir bağlantı içindedir. Çünkü demokrasi, seçme ve seçilme haklarını kullanacakların bilinçli karara varabilmeleri için serbestçe haberleşme olanaklarına sahip olmalarıyla gerçekleşir. İnsanların bir araya gelerek düşüncelerini birbirlerine açıklamalarını sağlayan toplantı ve dernek kurma özgürlükleri de nitelikleri gereği düşünce özgürlüğüne bağlıdır.
Demokrasi için siyasal partiler ve vatandaşların seçme ve seçilme hakkına sahip olmaları yeterli değildir. Bilgi edinme, düşüncelerini açıklama ve yayma özgürlüğü olmadan demokratik sistemin etkinliğinden söz edilemez.
Çağdaş toplumlarda, özgür, eleştiri yapabilen bireyler ve basın, haberleşme araçlarına ulaşabilme ve siyasal etkinliklerle ilgilenebilme, örgütlenebilme gibi özellikler demokrasiyle yakından ilgilidir.
Düşünceyi açıklama özgürlüğü ile kamuoyu arasında da sıkı bir bağ bulunmaktadır. Gerçekten bu iki kavram birbirini etkiler. Toplumda aydın bir kamuoyunun varlığı, kamuoyunun oluşmasını sağlayacak araç ve olanaklar gerektirir. Kamuoyunun belirmesinin koşulu da, her şeyden önce, düşüncelerin her türlü araçla açıklanabilmesi ve yayılabilmesidir.
Kamuoyu, olaylar ve sorunlar üzerinde herkesin özgürce düşünce açıklayabildiği, eleştiri yapabildiği, değişik yorumların, tezlerin tartışıldığı bir ortamda gelişip olgunlaşabilir. Başka bir anlatımla, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, kamuoyunun da temelini oluşturur.
Görüldüğü gibi düşünce özgürlüğünden, düşünce ve kanaatlerin çeşitli araç ve yollarla serbestçe açıklanması ve yayılması anlaşılmaktadır. Düşünce özgürlüğü sosyal gelişmelerin temel koşuludur. Toplumun demokratik yapısının en önemli göstergelerinden birisidir. Bu özgürlük, tüm anayasalarda güvenceye alınmıştır.
1961 Anayasası'nın "düşünce hürriyeti" başlıklı 20. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir" denilerek düşünce ve kanaat özgürlüğü ile düşünceyi açıklayıp yayma özgürlüğü birlikte düzenlenmiştir. Maddede özgürlüğün sınırlandırılmasına ilişkin herhangi bir kurala da yer verilmemişti.
1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi, (8.4.1963 günlü E.1963/16-17 K.1963/83-84 sayılı kararlar) "düşünce"nin başkalarına açıklanmadığı, kişinin iç dünyasında kaldığı sürece sınırsız olduğunu, ancak, düşünce açıklanarak bireysel alandan toplumsal alana geçtiğinde, düşünceyi açıklama özgürlüğünün Anayasa'nın 11. maddesine göre sınırlandırılabileceğini belirtmiştir.
Öğretide, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasası'nın 11. maddesini yasakoyucuya genel sınırlama yetkisi veren bir kural olarak görmesini benimseyenler olduğu kadar eleştirenler de olmuştur. 1971 yılında yapılan Anayasa değişikliğinde, 11. madde genel sınırlama kuralı durumuna getirilmek istenmişse de tartışmalar son bulmamıştır.
1982 Anayasası'nda, düşünce özgürlüğü yönünden sınırlayıcı, kimi konularda yasaklayıcı düzenlemeler öngörülerek 1961 Anayasası'ndakilerden oldukça farklı bir sistem getirildi.
1982 Anayasasında düşünce özgürlüğü, "düşünce ve ka

Sayın Cumhurbaşkanım,
İnsan hakları ve özgürlüklerinin koruyucusu, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletinin güvencesi olan Anayasa Mahkemesi'nin 38. Kuruluş Yıldönümü Kutlama Töreni'ne katılarak bizleri onurlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Başkanı Sayın Luzius WILDHABER ve tüm konuklara en iyi dileklerle saygılar sunuyorum.
Toplumun gelişme düzeyi ile hukukun gelişme düzeyi bağlantılıdır. Az gelişmiş bir toplumda ileri bir hukuk düzeninin, gelişmiş bir toplumda ise geri bir hukuk düzeninin yürürlükte bulunması olanaksızdır. Toplum, hukuk düzenini kendi gelişme düzeyine getirmektedir.
Nitekim, yasama ve yürütme üzerinde yargı denetimi güçlendirilen, güvenceli bir özgürlük sistemi öngörülen, idare içinde özerk kurumlar oluşturulan; devlete yüklenen ödevlerle hukuk devletinin de ötesine geçilerek sosyal hukuk devletinin amaçlandığı 1961 Anayasası, yerini, bireyin üstünlüğü ve kurumların özerkliği yerine devlete önceliğin verildiği, yürütmeye öteki organlar karşısında pek çok üstünlüğün tanındığı, hak ve özgürlüklere sınırlamalar öngörüldüğü, yargısal denetimin daraltıldığı 1982 Anayasasına terk etmiştir.
12 Eylül 1980 öncesinde yaşananlara bir tepki olarak 1982 Anayasa'sında, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bu ilkeyi zedeleyen kimi kurallara yer verilmiştir. Bunun sonucu olarak, Cumhuriyet'in hukuk devleti niteliğine ilişkin önemli sorunlar ortaya çıkmıştır.
"Hukuk devleti", çağdaş demokrasilerde devletin belirleyici niteliğidir. Anayasa'nın 2. maddesinde, demokratik bir hukuk devleti olarak nitelenen Türkiye Cumhuriyetinde de "hukuk devleti" ilkesinin evrensel standartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi, geliştirilmesi ve korunması zorunludur.
1924 Anayasası'nda, hukuk devleti kavramına yer verilmemiş olmasına karşın hukuk tümüyle lâikleştirilmiş, modern devlet ve demokratik rejim kurulmuştur. Hukuk devleti kavramına ilk kez 1961 Anayasası'nda yer verilmiştir. 1961 ve 1982 Anayasalarının 2. maddelerine göre, "Türkiye Cumhuriyeti, ... demokratik ... bir hukuk Devletidir."
1961 Anayasası'nın hazırlanışı sırasında, demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının birbirinden farklı olduğu, demokrasinin, Devleti, egemenliğin kaynağı ve kullanımı bakımından, hukuk devletinin ise amaç yönünden tanımladığı, hukuk devletinin içerik itibariyle adaletli bir hukuk düzeni kurma ve sürdürme amacı güden siyasal örgütü anlatmak için kullanıldığı kabul edilmiş ve bu nedenle, "demokratik devlet" nitelemesi ile yetinilmeyerek "hukuk devleti" ilkesine de Cumhuriyet'in nitelikleri arasında yer verilmiştir.
1961 Anayasası'nın genel gerekçesinde de belirtildiği gibi, Anayasa'da "hukuk devleti" ilkesi, egemenliğin ulusa geçişinin bir sonucu olan demokratiklik ilkesine bir güvence olarak getirilmiştir. Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığının ve devlet şeklinin değişmezliği kuralının da güvencesi hukuk devleti ilkesidir. Bu ilkenin içeriğini ise, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere diğer yargı yerleri belirler. Türkiye'de, demokrasi ile özdeşleşmiş olan Cumhuriyet, hukuk devletinin güvencesinden yoksun bırakılamaz. Cumhuriyetin niteliklerinden olan demokrasi ve hukuk devleti birbirini tamamlamaktadır.
Lâiklik de, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinden gelen bir ilkedir. Bu ilkenin Anayasalarda Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılması, herşeyden önce demokratik hukuk devletinin varlığını koruması yönünden zorunludur.
Anayasa'nın ll. maddesinde, Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü öngörülmüştür. Hukuk devleti, Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığının aracı hatta güvencesidir. Bu nedenle, hukuk devleti ilkesi, Cumhuriyetin diğer niteliklerinin de güvencesi olması bakımından öncelik kazanmaktadır.
Anayasanın üstünlüğü, anayasanın hukuk düzeni içinde, en yüksek hukuk kurallarını içermesi demektir. Anayasa kurallarının kendisinden sonra gelen, tüm yasa kurallarından üstün olması, bu kuralların tümünün anayasa kurallarına uygun olması zorunluluğunu doğurur. Ulusal iradeyi temsil eden parlamentoda oluşan çoğunluğun Anayasaya uygun hareket edip etmediğini incelemek demokrasinin ve özellikle hukuk devletinin doğal gereğidir. Asıl olan, Anayasa'nın üstünlüğüdür.
Anayasal düzenlemeler, insan hak ve özgürlüklerinin elde edilmesi veya genişletilmesi için devlet gücünü kullananlara karşı ve bunların yetkilerini sınırlamak amacıyla yapılmıştır. Bu gün özgürlükçü demokrasilerin en önemli ilkesi, insanın devlet için değil, devletin insan için varolduğudur. Aslında, devletin insanlara karşı korunmaya gereksinimi de yoktur. Toplumda her şey insan hak ve özgürlüklerini sağlamaya ve bunları geliştirmeye yönelik olmalıdır.
Hukuk devleti, kişilerin devlet gücü karşısında korunmaları gereksiniminden doğmuştur; amacı ise, devlet gücünün baskı yönetimine ve kaba kuvvete dönüşmesini önlemektir. Bu nedenle, hukuk devleti kavramı, devlet gücünün kötüye kullanılması olasılığına karşı alınması gereken önlemlerin tümünü içerir.
Düzenli aralıklarla seçim yapılması, ülkedeki yönetimin mutlaka "demokratik hukuk devleti" olduğunu göstermez. Yönetim, halkın oyu ile belirlendiğinden sadece biçimsel ölçüt yönünden ülkede "demokrasi" bulunduğundan söz edilebilir. Bu nedenle, "demokrasi" ile "hukuk devleti" kavramları eşanlamlı değildirler. Ancak demokrasi, hukuk devletinin gerçekleşmesinin en önemli güvencelerinden birisidir.
Toplumsal örgütlenmenin çeşitli aşamalardan sonra ulaştığı en ileri ve çağdaş düzey, çoğulcu, demokratik "hukuk devleti"dir. Demokratik hukuk devleti, kurallar ve kurumlar rejimidir; bu kural ve kurumlar bir bütündür. Demokrasilerde, toplumu yönetmek isteyenlerin herkesten önce demokrasinin bir kuralsızlık, keyfilik yönetimi olmadığını bilmeleri gerekir. Hukuk devleti, aynı zamanda demokrasiyi ve demokratik değerleri hukuk düzenine yerleştirme aracıdır. Demokrasi, ancak hukuk devletinde güvenceye kavuşur. Hukuk devleti ilkesi, tüm özgürlükçü demokrasilerin temel özelliğidir.
Anayasalarda hukuk devletine ilişkin kurallara yer verilmesine karşın, hukuk devletinin sağlam bir güvencesinin olmadığı görülmektedir. Nitekim, 1961 Anayasası'nda 1971 ve 1973'te yapılan değişikliklerle temel hak ve özgürlükleri sınırlama olanakları artırılmış, yargı bağımsızlığı ilkesi zedelenmiştir. 1982 Anayasası'nda Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti niteliğinden biraz daha uzaklaşılmış; siyasal kararlılığı korumak adına hukuksal kararlılık ve güvenlik bozulmuş, her zaman geçerli olması gereken hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi güçleşmiştir.
Hukuk devleti, "hukuku olan devlet" demek değildir. Bu anlamda, her devletin mutlaka bir hukuku vardır. "Hukuk devleti" bu ilkeye uygun bir hukukun varlığını gerektirir. Böyle bir hukuk ise, bireyler için hukuk güvenliği sağlayan ve evrensel ölçülerle uyumlu bir hukuktur. Hukuk devleti, belirli bir hukuk düzeninde anlam kazanır ve yürürlükteki kuralların içeriği ile nitelenir.
Hukuk devleti, devletin hukukla bağlanması ve yönetimde kuralların egemen olmasıdır. Hukuk devleti, siyasal iktidarı sınırlayarak, yürütme erkini ve yönetimi kurallara bağlayarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. İstikrar hukuksal güvenlikle sağlanır.
Pek çok yasa kuralı, "hukuk devleti" ilkesine aykırı görülerek Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında (E.1963/124, K. 1963/243, AMKD, Sayı 1, s. 422-439; E.1976/1, K.1976/28, AMKD, Sayı 14, s. 189.) "hukuk devleti"nin tanımı şöyle yapılmaktadır:
"Hukuk devletinin temel ögesi, tüm devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır. Hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve tüm faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan bir devlet olmak gerekir. Hukuk devletinde yasakoyucu organ da dahil olmak üzere, devletin tüm organları üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olması, yasakoyucunun faaliyetlerinde kendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı tutması gerekir. Çünkü, yasanın da üstünde yasakoyucunun bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa vardır. Yasakoyucu bunlardan uzaklaştığı takdirde meşru olmayan bir tasarrufta bulunmuş olur. Hukukun temel ilkelerine dayanmayan, Devletin amacı ve varlık nedeniyle bağdaşmayan ve sadece belirli bir zamanda oluşan geçici bir çoğunluğa dayanılarak çıkarılan yasalar kamu vicdanında olumsuz tepkiler yaratır. Böyle bir yasa, hukukun yüceliğini yansıtmaz. Böyle bir yasayı hukuk devletinin tasarrufu niteliğinde saymak olanaksızdır. Devletin tüm organlarının yaptığı işlemlerin geçerliliği, hukuk devleti ilkesine uygunluğuna bağlıdır."
Anayasa Mahkemesi, daha sonraki kararlarında hukuk devleti ilkesini, bu tanım çerçevesinde ele almıştır.
Çağdaş yönetimlerde demokrasinin temeli kabul edilen "hukuk devleti" ilkesi, devletin hukuka bağlılığını, yasama ve yürütme erklerinin bağımsız yargı tarafından denetimini ve temel hak ve özgürlüklerin korunmasını gerektirir. Hukuk devletinde, devletin tüm organlarının işlemleri, Anayasa ve yasalara dayandığı ve onlara aykırı olmadıkları sürece geçerlidir.
"Hukuk devleti", kişilerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine bağlı olduğu, böylece kişilere hukuk güvenliğinin sağlandığı devlet demektir.
Hukuksal güvenlik, yasaların genel, soyut ve kişilik dışı olmalarını gerektirir. Yasaların genelliği, benzer durumların aynı kurallara bağlanmasıdır. Yasaların genelliği ilkesi, Anayasanın 10. maddesindeki "yasa önünde eşitlik" kuralından da çıkarılabilir.
Yasa önünde eşitlik ilkesiyle, vatandaşlar arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımına dayanan bir hukuk düzeni yaratılamaması öngörülmektedir. Eşitlik ilkesi, ayrıcalık tanınmasını da yasaklar. Başka bir anlatımla, yasal düzenlemelerle kimi kişilere çıkar sağlanması da yasa önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. Yasa önünde eşitliğin temelinde "insan onuru" vardır. Kişilerin insan olarak aynı değere sahip olmaları hukuk karşısında insanların eşit sayılmasını zorunlu kılar. Hukuk karşısında eşitli

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Sayın Başkanı,
Sayın Üyeleri;
Sizleri en içten duygularla, en üstün başarı dileklerimle ve yürekten saygılarımla selâmlıyorum.
Türk ulusal bağımsızlık hareketinin içinde oluşan ve ulusal bağımsızlık savaşını yöneterek başarıya ulaştıran, bu nedenle, dünya parlamentoları arasında çok özel ve özgün bir yeri olan Yüce Meclis'te Cumhurbaşkanı olarak konuşmaktan büyük bir heyecan ve onur duymaktayım.
Ulusal egemenliğin somutlaştığı ve temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve onun saygıdeğer üyelerinin güven ve desteğinin korunması, saygınlığının yüceltilmesi konusunda Cumhurbaşkanlığınca en üst düzeyde duyarlılık gösterilecektir.
Kuşku yok ki, egemenliğin asıl kaynağı kayıtsız ve koşulsuz sahibi Türk Ulusu'dur ve ebediyen öyle olacaktır, öyle kalacaktır. Bunu sağlayan laiklik ilkesi de, dokunulmaz bir kural olarak ödünsüz bir kararlılıkla korunacaktır. Çünkü, bireylerin din ve vicdan özgürlüklerinin en iyi korunduğu yönetim biçimi laik, demokratik Cumhuriyettir. Demokrasinin temelini oluşturan laiklik ilkesi olmadan, özgürlükten ve demokrasiden söz edilemez; din kurallarıyla devlet ve toplumsal yaşam düzenlenemez.
Ulus egemenliğinden kaynaklanan her görevin temel amacı ve özü, ulusun mutluluğunu ve gönencini yükseltmektir; devlet, bunun için vardır, bu amaca yönelik olarak örgütlenmiştir. Devletin tüm kurum ve organları, bu bilinçle görev yapmalıdır, bu görevin sorumluluğunu taşımalıdır.
Cumhurbaşkanlığı bu doğrultudaki çabalara özenle ve etkinlikle katkı yapacaktır; çünkü Türk Ulusu, daha elverişli koşullarda, daha temiz, daha özgür bir dünyada, daha mutlu yaşamayı haketmiştir.
İnsanlarımızın hak ve hukukunu korumak, onların duygularını, inançlarını ve emeğini sömürtmemek; öncelikli görevimizdir. Bu alandaki başarımız, ulusseverliğimizin, yurtseverliğimizin de ölçüsü ve göstergesi olacaktır. Bu aydınlık yolun başlangıcı, hukuk devleti ilkesinin, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, evrensel boyut da içererek gerçekleşmesinden geçmektedir. Bunu, dostlarımız gerekli gördüğü için değil, ondan önce, ulusumuzun özlemlerine ve çağdaşlaşma programımıza önem verdiğimiz için, büyük ulus olduğumuz için, Yüce Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini aşma buyruğunu yerine getirmemiz için yaşama geçirmeliyiz. Bunu, mutlaka ve duraksamadan başarmak zorundayız.
Siyasal yaşamımızın dokusuna çağdaş demokrasiyi, devlet yapımızın dokusuna da hukuk devleti ilkesini yerleştirme görevimizi daha fazla geciktirmemeliyiz. Polis devletini çağrıştıran yapı ve uygulamaları terk etmeden, çağdaş toplumun gereksinmelerini karşılayamayız. Cumhurbaşkanlığı, bu dönüşüm ve gelişmenin sağlanmasına önem verecektir. Demokrasi ve hukuk devleti ilkesine uygun eylem ve işlemler, ulusal verimliliği ve ulusal mutluluğu da artıracaktır.
Yüce Meclis'in Sayın Üyeleri;
Hukuk devletinin, sağlam ve sağlıklı demokrasilerin, toplumun ulaştığı ekonomik kalkınma düzeyiyle ilişkisini de gözardı edemeyiz. Bu nedenle, ulusal anlamda güçlü bir ekonomik yapı, demokrasinin de, hukuk devletinin de güvencesidir. Bu güvencenin oluşması, tüm olanaklarla desteklenmelidir. Bu doğrultudaki düzenlemeler, toplumsal yarar gözetilerek, gelir dağılımında ve fırsat eşitliğinde adalet sağlanarak, yoksul ve dargelirli kesimler esirgenip korunarak, işsizlik sorununu giderici yöntemler yeğlenerek, sosyal devlet gereklerine uygun olarak gerçekleştirilmelidir.
Çağdaşlaşmanın da, ekonomik kalkınmanın da temel dayanağı eğitimdir. Eğitim düzeyi ve kalitesi yükseltilmeli, 11 yıllık zorunlu temel eğitim hedefimiz olmalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Sayın Başkanı, Sayın Üyeleri;
Toplumsal yaşamı değerli, anlamlı ve saygın kılan ögelerin başında, eylem ve işlemlerin kurallara uygun olması gelmektedir. Kurallar, ödünsüz ve ayrıcalıksız uygulanıyorsa ve bu kurallara uyuluyorsa, özgürlük, eşitlik, girişimcilik, yeteneklerin geliştirilmesi gibi kavramlar ve böylece toplumsal mutluluk güvence altına alınmış demektir. Aslında, devletin temel amacı ve görevleri, Türk ulusunun bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyet ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmaktır.
Devlet, toplumda hukuku egemen kılmalıdır; barışın, özgürlüğün, mutluluğun, geleceğe kaygısız bakmanın koşulu da budur. Toplum, sürekli temiz ve aydınlık bir ortamda yaşamalıdır, bunu sağlamak devletin görevidir.
Kimse hukukun üstünde değildir; hukukun üstünlüğü ilkesi herkesi bağlamalı, Anayasanın, yasaların ve hukukun gereği her zaman ve herkese karşı yerine getirilmelidir. En büyük sosyal felâketin, hukuka ve adalete olan güvenin yitirilmesi olduğu unutulmamalıdır.
Hukuka aykırı eylem ve işlemlere, yolsuzluklara kesinlikle izin verilmemelidir. Yolsuzluklarla, hukuka aykırı yollarla çıkar sağlama alışkanlık ve girişimleriyle kararlı bir mücadele konusunda Cumhurbaşkanlığının tüm olanakları toplumun hizmetinde ve sizin yanınızda olacaktır.
Sayın Milletvekilleri;
Ulusal gündemimizin bir diğer öncelikli konusu, toplumsal barış özlemidir. Kalıcı nitelikte toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi de, bir devlet görevi olarak algılanmalı ve yerine getirilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Ulusu'nun birliğini temsil etmekte olan Cumhurbaşkanlığı, ulusun ve ülkenin bütünlüğü bağlamında hiçbir tartışmaya izin vermeyecek, ülke ve ulus bütünlüğünü korumayı ve pekiştirmeyi en temel görev sayacaktır.
Cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik saldırılar ve terör, etkisini kaybetmekle beraber devam etmektedir. Varlığımızın güvencesi ordumuz ve güvenlik güçlerimiz, bu konuda üzerlerine düşen görevi büyük bir özveriyle sürdürmektedirler. Bugün olduğu gibi gelecekte de Silâhlı Kuvvetlerimizin güçlenmesini sağlamak görevimiz olacaktır.
Sayın Üyeler;
Ulusal dışpolitika uygulamalarında, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk zamanında benimsenen temel ilkeler günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.
Uluslararası toplumun saygın ve aktif bir üyesi olarak Türkiye, farklı konumuna, olanaklarına, tarihinden gelen ilişkilerine, bölgesel duyarlılığına, coğrafyasına bağlı üstünlük özelliklerine uygun, ulusal bağımsızlık savaşımızın doğrultusuyla uyumlu, Atatürk'ün, akılcı, ulusalcı ve bağımsızlıktan ödün vermeyen, ülke yararını en üst düzeyde tutan onurlu, kişilikli çizgisini sürdürecektir. Kendi içine kapalı kalması olanaksız olan ülkemizin, Avrupa Birliği'nin benimsediği uygarlık değerleriyle bütünleşmesi zorunludur.
Hukuk devleti ve demokrasi konusundaki başarılarımız, çağdaş uluslararası toplumdaki saygınlığımızı da artıracaktır.
Teknoloji ve iletişim alanındaki hızlı ivme ve uluslararası ilişkilerdeki yeni gelişmeler, yeni yapılaşmalar, yeni kümeleşme ve birliktelikler, önümüzdeki dönemde dış politikamızda yeni olanaklar ve açılımlar sağlayabilir. Bu konuda büyük dikkat ve hazırlık içinde olmalıyız.
Yüce Meclisin Sayın Üyeleri;
Cumhurbaşkanlığının karar ve işlemlerinin değişmez yol göstericisi, esin kaynağı, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ile O'nun aydınlanma ve çağdaşlaşma programının esasları olacaktır. Bu doğrultu, kesinlikle korunacaktır.
Bu düşüncelerle hepinize bir kez daha teşekkür eder, saygılar sunarım.
{{eser son
|kaynak=https://tccb.gov.tr/konusmalari-ahmet-necdet-sezer/1721/7409/cumhurbaskani-sayin-ahmet-necdet-sezerin-and-icme-toreninden-sonra-tbmmnde-yaptigi-tesekkur-konusmasi 

|telif=

Değerli Konuklar,
Türk Dil Kurumu'nun kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte sizlerle birlikte olmaktan ve 75. yıl coşkusunu paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
Bir ulusun tarih, kültür, sanat birikimine, kendine özgü sistematik bütünlüğü içinde anlam kazandıran, ortak duyarlılığın oluşmasına ve ulusu var eden öz değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasına olanak veren, duygu, düşünce, anlatım ve kültür birliğini pekiştirerek, toplumları güçlendiren, birarada yaşayan insanların doğru iletişim kurmalarına aracılık ederek, düşünce dünyasını zenginleştirip, ufkunu geliştiren dil, toplulukları ulus yapan temel ögedir.
Dünyada konuşulan en eski ve köklü diller arasında yer alan Türkçemiz, geniş bir coğrafyada yaygın biçimde kullanılmakta, ortak geçmişi paylaşan kardeş ülke ve topluluklar arasında koparılmayacak güçlü bağlar oluşturmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarılması için kapsamlı dönüşümler gerçekleştiren Yüce Atatürk, Türk Devrimi'nin başarıya ulaşması sürecinde dil konusuna özel önem vermiştir.
Dil Devrimi'nin en önemli aşamalarından biri olan Harf Devrimi, 1928 yılında gerçekleştirilmiş, Latin harfleri kabul edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır.
Türkçe'nin ses yapısına uygun olan ve kolay öğrenilen yeni harflerin kullanılmasıyla dildeki değişim, yalınlaştırma ve özleştirme çabaları yaygınlaşmış, toplumun eğitim düzeyini yükseltmeye yönelik girişimlerin önü açılmıştır.
Dili, ulusal birliğin en sağlam dayanağı olarak gören Atatürk, Türk diline öz benliğinin kazandırılması, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması, Türk dilinin ve kültürünün bilimsel yöntemlerle araştırılması amacıyla 12 Temmuz 1932'de Türk Dil Kurumu ile adını kendisinin koyduğu ve 1936 yılında öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ni kurdurmuştur.
Türk Dil Kurumu, yüklendiği sorumluluğun bilinciyle Dil Devrimi'nin başarıyla sürdürülebilmesi için öncü ve örnek olmuş, topluma yol gösterici hizmetlerde bulunmuştur.
Türk Dil Kurumu'nun kurulmasından kısa süre sonra toplanan ve daha sonraki yıllarda da sürdürülen Türk Dili Kurultayları, Dil Devrimi'nin başarıya ulaşmasında önemli rol üstlenmiştir.
26 Eylül 1932'de gerçekleştirilen Birinci Türk Dili Kurultayı ile birlikte Dil Devrimi kapsamında yürütülen çalışmalar bir seferberliğe dönüştürülmüştür.
Dil Devrimi, ulusal kültürün gelişmesi için, ulusal dilin yeniden canlandırılması ilkesine dayandırılmış, Türkçe'nin Devletimizin resmî dili olduğu, Anayasa'nın değiştirilemeyecek kuralları arasında yerini almıştır.
Yüce Atatürk, Türk dilinin gelişmesi ve zenginleşmesi yönünde plânlı, akılcı ve engin bilgiye dayalı çalışmalarıyla topluma örnek olmuştur. Bugün matematikte kullanılan birçok terim, Atatürk'ün karşılıklarını bulduğu ve yaşamımıza kazandırdığı Türkçe sözcüklerden oluşmaktadır.
Atatürk'ün, Türk dilini çağdaş uygarlığın kavram ve değerlerini karşılayacak yetkinliğe eriştirmek amacıyla başlattığı öngörülü girişimlerini, bugün de hayranlıkla anmakta, bundan sonra bu yönde sürdürülecek çalışmalara gönülden destek vermekteyiz.
Değerli Konuklar,
Daha önceki konuşmalarımda birçok kez belirttiğim gibi, dilimizde ne yazık ki bir yozlaşma yaşanmaktadır. Toplumumuzun geniş kesimlerinde, Türkçe'nin doğru, etkin kullanılmasına özen gösterilmemekte, dilimizdeki yabancı sözcüklerin sayısı hızla artmaktadır.
Özellikle son yıllarda, iş yeri adlarında yabancı kavramların yanı sıra Türkçe'yle yabancı sözcüklerin, yaratıcılıkmış gibi biraraya getirilerek kullanılması üzüntü vericidir.
Bizleri üzen bu duruma yurttaşların duyarlılık göstermesi, gerekirse konuyla ilgili düzenlemelerin yapılması soruna kısmen de olsa çözüm getirecektir.
Yazılı, işitsel ve görsel basın-yayın organlarında dilin yanlış kullanımını özendirir nitelikteki yayınların sayıca çokluğu ve kitleleri etkilemesi de konunun diğer kaygı verici yönünü oluşturmaktadır.
Tüm bireylerin, Türkçemizin doğru ve etkili kullanımı konusunda duyarlı olmasının, yabancı sözcüklerden arınmış konuşma ve yazı dilini yeğlemesinin birbirimizi daha doğru anlamak ve iyi tanımak yönünden büyük önem taşıdığına inanıyorum.
Türkçe'deki kimi sözcüklerin okunması ve yazılmasındaki yanlışlıkların ortadan kalkması konusunda eğitim kurumları önemli rol üstlenmelidir.
İlköğretimden yükseköğretime eğitimin tüm kademelerinde dil konusuna özen gösterilmeli, eğitimcilerimiz bireylere küçük yaşlardan başlayarak, dil bilinci kazandırmalıdır.
Türkçe'nin zengin sözcük yapısına karşın, yurttaşlarımızın az sayıda sözcük kullanması, bilgi ve sözcük dağarcığını geliştiren en önemli etkinliklerden olan okuma alışkanlığı kazanamamaları dilin gelişimini yavaşlatmaktadır.
Yurttaşlarımız, yazılı ve sözlü anlatımlarında, zengin deyim, özdeyiş ve atasözlerimizden yararlanmaya, dili severek, bilerek, anlayarak kullanmaya özendirilmelidirler. Dilimizin bilinçle işlendiğinde tüm beklentileri karşılayacak zenginlikte olduğunun ayırdına varılması çok önemlidir.
Anadil Türkçe'nin öğrenimini kendiliğinden tamamlanan bir süreç olarak değerlendirmek dil gelişimini önemli ölçüde engellemektedir. Bu konu yabancı dil öğrenimi gibi yoğun uğraş gerektirmekte, anadilin gelişiminin temelleri doğuştan başlayarak atılmaktadır. Sağlıklı anadil gelişiminin başka uzmanlıkların yolunu açacağı bilinmelidir.
Ders kitaplarında, sıklıkla yapılan anlatım, yazım yanlışları ve kimi kavram kargaşaları tümüyle ortadan kaldırılmalı, yanlışların sürdürülmesi önlenmelidir.
Bu konuda yönetimlere de önemli görevler düşmektedir. Eğitim ve öğretimin Devlet politikası olması gerektiği hiçbir zaman unutulmamalı, çağdaş düşünceye, kültüre ve sanata saygılı olunmalı, bu değerler gençlere benimsetilmeli ve yaşatılması sağlanmalıdır.
Bilimin ve tekniğin artan gereksinimlerini karşılamak için yeni terim ve sözcükler türetilmesi, dilleri geliştirdiği gibi, bilim insanının düşüncelerinin kapsamını genişletmekte, yaratıcılığını olumlu yönde etkilemektedir.
Yurttaşlarımızın evrensel kavram ve düşünce biçimlerinden etkilenerek, onları etkileyecek duruma gelmesinin ve kültürümüzün gelişip, dünya kültürüyle bütünleşmesinin ön koşulu, ulusal birliğimizin yapı taşlarından olan dilimizi korumak, zenginleştirmektir.
Kültürümüzün evrensel niteliğinin ve Ulusumuzun saygınlığının artması, Türkçe'nin yaşayan bir dil olarak gelişimini sürdürmesiyle olanaklıdır.
Toplumların bilgi, kültür ve sanat düzeylerinin, dillerinin ve anlatım olanaklarının gelişimine koşut olduğu bilinmelidir.
Bir ulusun, ekonomik, siyasal, kültürel bağımsızlığını ve dünyadaki onurlu yerini korumasının, benliğine sahip çıkmasıyla, kendisine güvenmesiyle ve ulusal dilini bir zenginlik olarak yaşatması ve geleceğe taşımasıyla olanaklıdır.
Türkçe'nin korunarak geliştirilmesi, zenginleştirilerek geleceğe taşınması ve Yüce Atatürk'ün başlattığı dil çalışmalarının amacına ulaşmasını sağlamak en önemli görevlerimizdendir. Türkçe'yi yalın, yabancı kültürlerin kuşatmasından uzak, saygın bir dil konumunda görmek, Ulusumuzun özlemidir.
Türk dilinin zenginleştirilmesinde, yazarlarımızdan bilim insanlarımıza, eğitim kurumlarından basın-yayın organlarına ve yurttaşlarımıza kadar herkese görev düşmektedir.
Kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirirken, geniş kitlelere seslenerek, dilin kullanımını ve gelişimini doğrudan etkileyen yazılı, işitsel ve görsel basınımız da, sorumlu bir yaklaşımla, Türkçe'nin doğru kullanımında yönlendirici bir rol üstlenmelidir.
Türk diline gönül veren kurumlarımızın, bilim insanlarımızın, araştırmacılarımızın, sanat ve yazın dünyamızın seçkin isimlerinin dilimize yönelik duyarlılıklarının ve önemsediğimiz çalışmalarının, Türkçe'nin korunması konusunda topluma yol göstereceğine inanıyoruz.
Cumhuriyetimizin temel kurumlarından Türk Dil Kurumu, Atatürk'ün hedeflediği gibi dilimizin, çağdaş uygarlığın gerektirdiği kavram, sözcük ve terimleri karşılayacak eğitim, kültür, bilim ve sanat dili durumuna getirilmesi konusunda kurulduğu günden bu yana özgün çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Türk Dil Kurumu'nun görevlerini, kuruluş ilke ve amaçları doğrultusunda, önümüzdeki dönemde de başarıyla yerine getireceğinden kuşku duymuyoruz.
Türk dilinin gelişimi yönündeki çabaların tüm yurttaşlarımız tarafından ortak bilinç ve sorumlulukla sürdürülmesi umuduyla, Türk Dil Kurumu'nun 75. Kuruluş yıldönümünü gönülden kutluyor, bu anlamlı etkinliği düzenleyen Türk Dil Kurumu'na ve bu etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyor, esenlikler diliyorum.

21 Şubat Dünya Dil günü olarak kutlanıyor. Dil Kürt tarihinde önemli bir yere sahip. Çünkü kendi dillerinden başka dil bilmeyen Kürtler, bu yüzden bir çok baskı gördüler. Askerî darbe döneminde devlet bir çok kişiyi tutukladı, zindana koydu. Ben de tutukluydum. Bizim ailelerimiz ziyarete geliyordu, başka dil bilmedikleri için Kürtçe konuşmak istiyorlardı. Ancak Kürtçe konuşmanın hem bize hem de kendilerine yönelik baskı aracı olduğunu ve bu yüzden dayak yediğimizi bildikleri için Kürtçe konuşmuyorlardı. Biz buna rağmen bazen nasılsın anne, diyorduk onların yüreği kırılmadan dönmelerini istiyorduk. Sonra bunun baskısını görüyorduk, dayak yiyorduk. O zaman ben kendime şöyle bir söz verdim: Bir gün, resmî bir toplantıda anadilimle konuşacağım dedim.
Başbakan TRT 6’da partisini ve yaptığı çalışmaları övüyor. Ancak DTP üyeleri kendi dilleri ile bir selam verdikleri zaman davalar açılıyor. Soruşturmalara maruz kalıyor. Bir belediye başkanı kendi diliyle halkla bir araya geldiğinde dava açılıyor. Ama Başbakan Kürtçe konuşunca kimse bir şey demiyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz, bu ikiyüzlü bir yaklaşımdır. Başbakan dilin özgür olması için acaba ne yaptı.
Günümüzde 8 Mart var. Ben şimdiden bütün kadınların bu gününü kutluyorum. DTP, Kürt kadınların ve dünya kadınlarının siyasi, kültürel ve ekonomik yaşama katılmaları için önemli bir adımdır. Kürtler yıllar önce kadınlara büyük önem verdiler. Kürt ataları yıllar önce şunu söylemişler: Aslan aslandır, ne erkektir ne kadındır.
Önümüzde yine 21 Mart Newroz bayramı var. Newroz aydınlıktır, barıştır. Zulme karşı halkların başkaldırısıdır. Halkımız büyük bir coşku ile Newrozu kutlayacak. Şimdiden halkımıza başarılar diliyorum.
Evet 29 Mart yerel seçimlere az bir süre kaldı. Bu seçim bizim için çok önemli. Barışın sağlanması için önemli. Ben inanıyorum ki, arkadaşlarımız, halkımız, bu öneme uygun bir çalışma yürütecekler. Sayın Erdoğan birkaç gün önce Diyarbakır’daydı. Yanında Sayın Kutbettin Arzu da vardı. Arzu için Atom karınca dedi. Merak ettim acaba ne yapmış Kürtler için. Tek bir kez yemin etmek için kürsüye çıktı. Nasıl oluyor da atom karınca oluyor. Bana göre olsa olsa sessiz böcektir.
Burada size Kürt Cigerxwin’dan bir dize okumak istiyorum.

Türkiye bir gariplikler ülkesi ve her dönemde birçok absürdlük yaşandı ama evrensel demokratik normların her birinin içinin boşaltılıp, ülkeyi teslim alan bir örgütü kötülüğün menfaatlerine uygun olarak, tam tersi anlamlara gelecek şekilde yeniden tanımladığı bir başka dönem olmadı. 
Öyle ki, yıllar öncesinde yazdığı "1984" adlı eserinde günümüz Türkiye'sini anlatmış olduğu benzetmesi sıklıkla yapılan George Orwell mezarında ters dönmüşse haklıdır. Abartılı bulanlara, bir çırpıda aklıma gelenleri sıralayayım.
ÜLKENİN TAMAMI MEZARLIĞA DÖNDÜ
En yakın örnekten başlayacağım. Baksı ve otoriterliği daha da katmerleyerek, geçmişteki ve günümüzdeki cunta rejimlerini kıskandırarak bir tek adam diktatörlüğü demokrasi diye yutturulmaya çalışılıyor. Medyanın büyük kısmının ele geçirildiği, kalanların neredeyse tamamının kontrol altına alındığı, "Hayır" diyenlerin "terörist" diye yaftalandığı, hile yapılacağından kimsenin kuşku duymadığı, eşit olmayan koşullarda yapılacak bir referandumu "millet iradesi" demagojisiyle önümüze getiriyorlar. Kendilerinin ve temsil ettikleri oligarşik düzenin varlığına tehdit içeren bir sonuç ortaya koyan 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin ardından o iradenin yanlış tecelli ettiğine kadar verip, ülkeyi yeniden bir kan banyosuna sokmakta bir an tereddüt etmediler. "Baldıran zehiri de olsa içeceklerini" iddia ettikleri "Barış sürecinin" sonunda ülkenin tamamı mezarlığa döndü.
DÜNYANIN EN BÜYÜK GAZETECİ HAPİSHANESİ
Demokratik gelişimde katedildiği iddia edilen mesafe sonunda gelinen yerin "İleri demokrasi" olduğuna inanmamızı isteyenler, basın özgürlüğünün "En iyi döneminde" olduğunu da "Sizi tasmalarınızdan kurtardık" şeklinde veciz sözlerle ifade etmişlerdi. Ancak ulusal ve uluslararası meslek örgütlerinin raporlarında Türkiye'nin "Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi" olduğu yazıyor. Avrupa konseyinin 47 üyesi içinde, ifade özgürlüğünün en çok ihlal edildiği ülkenin Türkiye olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.
Son 10 yılda, "darbe" ve "darbeci", "iktidar mahfileri ve yandaşlarından en çok duyulan sözcükler oldu. İktidar karşıtı her eylem "darbe", her muhalif daha da kolaylıkla "darbeci" diye ilan edildi. Halbuki, siyasi tarihinde birçok darbe bulunan Türkiye'de, rejimleri Türkiyeli İslamcılar tarafından alkışlarla karşılanmıştı.
DARBECİLERİ KISKANDIRAN BİR CUNTA REJİMİ HAYATA GEÇİRİLDİ
Faşist ruhu devletin derinliklerine nüfuz etmişken darbe şakşakçılığı İslamcı bir iktidarın, "Darbelerden ve darbecilerden hesap sorduğu" iddiası ise hayli İlginçti. 10 yıl önce başlatılan ve bazı kontrgerilla artıklarının herekçe suçları soruşturma konusu edilmeden sanık olarak dosyalara serpiştirildiği bir dizi kumpasla kurgulanmış davalarla memleket güya "sivilleştiriliyordu". Bir yandan sivilleşme sağlanırken, "Dindar ve kindar" diye tarif edilen taraftarlarının bizzat iktidar tarafından militerleştirilmesinden daha ilginç olansa, AKP'nin siyasi desteğiyle kumpas davalarının tetikçiliğini üstlenenlerin daha 7 ay önce darbeci olarak sahneye çıkmasıydı. Eski suç ortağının, geride bir dolu kuşkulu ve karanlık soru bırakan bu kanlı kalkışmasını "Allah'ın lütfu" fırsatçılığına çeviren iktidar, engellenen darbecileri kıskandıran bir cunta rejimini hayata geçirdi. Sözün kısası demokrasilerde yanıtı net olan "darbe nedir", "darbeci kime denir", "sivilleşme nasıl olur" sorularına verilecek yanıtlar herkesin siyasal argümanına göre farklılık gösteriyor.
Daha birçok örnek vermenin mümkün olduğu bu demokrasi illüzyonunun en büyük paradoksu ise bizzat iktidarın, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ta kendisi. Zifiri karanlık bir zihniyeti temsil ediyor ama partilerinin amblemi ışık saçan bir ampul. Devlet ve ülke kaynakları ve doğa talan edilerek ülkeyi bir beton cumhuriyetine çevirmenin adına kalkınma diyorlar. İsimlerinde yer alan adalet sözcüğünün ne anlama geldiğinin ise benzer birçok örneği bulunmakla birlikte sadece bu davanın kendisi anlatmaya yetiyor. Ne olduğunu birazdan özetleyeceğim ama öncelikle bir başka haksızlığa, içinde yine kendimin de olduğu bir başka adaletsizliğe dikkat çekmek yerinde olur.
CUMHURİYET'İ SUSTURMA OPERASYONU: TALİMATIN GÜLEN CEMAATİ İLE SUÇ ORTAKLIĞINI GİZLEMEYE ÇALIŞAN İKTİDARDAN GELDİĞİ AÇIK
Bugün burada olmaları gereken bazı kişiler yok. Avukatlarımdan ikisi, Bülent Utku ve Akın Atalay ile meslektaşları Mustafa Kemal Güngör. Sadece onlar da değil. Tutuklu olduğum süre boyunca hiçbir zaman yalnız bırakmayan meslektaşlarım Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Turhan Günay, Hakan Kara, Musa Kart ve Önder Çelik de izleyici sıralarında değiller. Tıpkı bu davadakine benzer bir kumpasla, gazetemiz Cumhuriyet'i hedef alarak gazeteciliği yargılamaya kalkan bir soruşturma nedeniyle 108 gün önce tutuklandılar. Şimdi kardeşi "FETÖ" denilen Gülen Cemaati'nin Ordu Fatsa'daki öğretmen sorumlusu olduğu öne sürülen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan'ın görevlendirdiği, kendisi de "FETÖ sanığı" olan savcı Murat İnam'ın yürüttüğü soruşturmada, avukatlarıma ve meslektaşlarıma yöneltilen suçlama "FETÖ'cü olmak". Talimatın "kandırıldık" diyerek Gülen Cemaati ile suç ortaklığını gizlemeye çalışan iktidardan geldiği açıktır.
Bununla kalsa iyi. Cemaat kumpasıyla sanığı kendine getirildiğim ve hakkımda diğer arkadaşlarla birlikte beraat istenecek bir mütalaa verilerek bu davaya "FETÖ propagandası yaptığım" iddiasıyla bir başka soruşturmanın tutuklusu olarak getirildim. Sonlanması beklenen bu davada olduğu gibi yine gazetecilik faaliyetlerim soruşturma konusu ediliyor. Yani 'mankurtlar' denilen cemaatin savcı ve hakimlerininkinden farklı bir yargı teşkilatı yok. O zaman bir takım suçlar gizli kalsın diye tutuklama terörüne maruz kalmıştım. Şimdi de öyle. Yazılmasın, konuşulmasın, duyulmasın, bilinmesin istenen gerçeklerin ne yapılırsa yapılsın ortaya çıkacağından kimsenin kuşkusu olmasın.
Suriye'deki iç savaşta MİT'in ayak izlerinin bulunduğu suçlar da, sahte bir tarih yazımına girişilen kanlı bir kalkışmanın ihtiyaç duyulan kaosu sağlayacak bir kontrollü darbe olduğuna yönelik kuşkulu soruların yanıtları da elbet yazılacak. Bu kötülüğün iktidarında, her şeyden daha çok hakikate ihtiyacımız var. Çünkü, eğer anlatılırsa kötülükler son söz olmaktan çıkar. Anlatmamanın, hatırlamamanın ve hatırlatmamanın kendimizi inkâr etmek olduğunu bilerek, yakın geçmişten bugüne uzanan maalesef devam eden kötülükleri anımsatalım.
AÇIK KUMPASIN FAİLLERİNİ GİZLEYEN MÜTALAA
Savcılık makamına ve mahkeme heyetine kalsa bu dava önceki celse bitmiş olacaktı. Çalakalem yazılmış, konunun ne olduğunu anlatmaktan kaçınan, ortadaki açık kumpasın faillerini gizleyen ve dahası "Olan oldu, unutun gitsin" diyen bir mütalaa yeni bir celse daha yapılmasını kaçınılmaz kıldı. Öyle bir özensizlikti ki karışımızdaki, davanın bazı sanıklarının isimlerine dahi yer vermeyi lüzumlu görmemişti.
Kimi zaman gazetecilik faaliyetlerimin hedef alınması nedeniyle "sanık" olarak, kimi zaman da mesleğimin gereği olarak çok sayıda iddianame ve mütalaa okudum. "Böyle iddianame olmaz" dediğim, çok sayıda hukuktan uzak metinle karşılaştım. Özellikle siyasal nitelikli davalarda, mahkûmiyet isteyen iddianame ve mütalaaların siyasi niteliklerinin onlarcasını hemen kolayca saymam mümkün değil. Hakkımda mahkûmiyet isteyen iddianame ve beraat isteyen mütalaa onlardan sadece biri.
FETHULLAH GÜLEN VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN ROLLERİNİ GİZLEYEN BİR MÜTALAA
Mütalaa hakkımda beraat istese de siyasallığını ortadan kaldırmıyor. Mütalaa göstermiyor, anlatmıyor, açıklamıyor. Sadece susuyor. Beraat istiyor ama gizliyor. Gülen Cemaati'nin adını anmayan, suç ortağı AKP'yi anlatmayan, Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan'ın rollerini gizleyen bir mütalaa. Bu haliyle tıpkı iddianamenin kendisi gibi gerçeklere karşı işlenmiş bir suç oluyor. Böyle mütalaa olmaz.
Soruşturmanın başlamasından bugüne kadar dosyada birçok şey oldu. Birçok gelişme yaşandı. Yargının bu acınası hâline rağmen hukukun üstünlüğüne olan inançlarını yitirmemiş avukatlarım, bu davanın hukukla kurulabilecek tek bağı oldular. Temel hak ve özgürlüklerin ne olduğunu, önemini, durumunu anlattılar. Düşünce ve ifade hürriyetinin, basın özgürlüğünün dokunulmaz olduğunu izah ettiler. Gazeteciliğin yargılanamayacağını, gazeteciliğin suç olmadığını sabırla anlattılar. Düşünce ve ifade hürriyetini hedef alanlara, basın özgürlüğünü yok etmeye çalışanlara, gazeteciliği yargılamaya kalkışanlara suçlarının ısrarla anlatılmasından vazgeçilmedi. Vazgeçilmemesi de hâlen gerekiyor.
DEVLET ÜNİFORMASI GİYEN ÇETEYDİLER
Devlet içi boş bir kavram değil. Geçmişten bugüne dek yasama, yürütme, yargı erkinden oluşan mekanizmayı ele geçirenler, özgürlük, eşitlik, barış, adalet ve insanca bir yaşam isteklerinin karşısına kan ve vahşetle çıkıp çarklarını yıllarca işlettiler. Böylesine kanlı bir geçmişe sahip olan devletin, tartışmasız bir itaat şartıyla ve sorgulamadan düzenin kirine, kinine sahip kitleler yaratma çabasındaki bir siyasal iktidarın ve suç ortaklığını yapan medyanın tekelindeki "hayalî hakikatin" üzerimize nasıl boca edildiğine işaret edip tarihe emanet edilmesi gerekiyor. Bu yüzden, "hadi unutalım" diyen bir mütalaaya karşılık "Hadi hatırlayalım" diyoruz.
Bu davanın polisleri vardı. Devlet üniforması giyen çeteydiler. Hedeflerine koydukları "düşmanlarını" takip eden, telefonlarını dinleyip konuşmalarını kaydeden, korsanlıkla bilgisayarlarını, e-postalarını ele geçiren bir çete. Gazetecilik çalışmalarını ve mesleki faaliyetleri suç olarak göstermeye çalışan, hazırladıkları fezlekeleri ürettikleri sahte delillerle besleyen polislerdi.
GÜLEN CEMAATİNİN TETİKÇİLERİYDİLER
Bu davanın savcı ve hâkimleri vardı. Dîni araçsallaştıran sözümona kutsal bir mafyanın, Gülen Cemaati'nin, yargı teşkilatındaki tetikçileriydiler. Siyasal iktidarın onay ve desteğiyle iftira, dedikodu, yalan, ahlaksızlık ve alçaklığın toplamından zifiri karanlık bir cehennem yaratıp, adına da "tarafsız-bağımsız" yargı dediler. Utanmazca yalanlar söyleyip gazeteciliği yargılamaya kalktılar. Sadece zihnini ve benliğini değil, mesleklerinin etik değerlerini, ah

"Öncelikle şunu bilin:
Kanun teklifinin hukuki dayanaklarına dair içerik tartışmasına girmeyeceğim. Çünkü tartışmamız gereken iktidarınızın meşru ve yapmak istediklerinizin hukuki olup olmadığıdır.
Sahip oldukları güç ve iktidarı sonsuza kadar ellerinde tutabilecekleri yanılgısıyla, yasaları silah, yargıyı da tetikçi haline getirme çabasına girişmiş ne ilk iktidarsınız, ne de son olacaksınız.
Ve önümüze koyduğunuz bu yeni yasa metniyle, darbecilerin basit bir karikatüründen ibaretsiniz. 
12 Eylül cuntası nasıl emir adaletini ürettiyse, darbecilerin halefi olan, sözüm ona demokrasiye geçiş sürecinin hükümetleri de bunu bir fırsata dönüştürmek istediler.
Sandılar ki yargının boynuna geçirdikleri ipi ne kadar kısa ve sıkı tutarlarsa, “hukukun üstünlüğü” vaveylası eşliğinde iktidarları da o kadar güvende olur. 
Peki amaç hâsıl oldu mu? Hayır. Geldikleri gibi gittiler.
Ama geride bıraktıkları miras, tıpkı sizlerin bırakacağı gibi, kimsenin hatırlamak istemediği korkunç bir yeryüzü cehennemi oldu.
Bugüne dek hükmünü sürdüğünüz fiili yönetim biçiminizi daha da şeditleştirmek, kötülüğünüzün iktidarını arşa değdirmek ve zulmünüzü meşrulaştırmak için darbeye karşı tedbir görünümü altında OHAL ilan etmeniz hiç şaşırtıcı değildi.
251 insanın canına mal olan bir kanlı kalkışmayı, “Allah’ın lütfu” diye görmenizin sırrı da burada saklıydı.
Darbeye direndiğini iddia edenlerin darbe hukukuna dört elle sarılması bu yüzden trajikomikti. Ama hem yaşanacak trajediye, hem de düşeceğiniz komik durumlara aldırmadan bunu yaptınız. OHAL’i ilan etmekte zaten hiç vakit kaybetmediğiniz gibi, iki yıl boyunca bütün lütuflarından yararlanmaya da doymadınız.
Şimdi, yarattığınız toplumsal enkazın üzerine, bir de tüy dikmenin peşindesiniz. 
Yurttaşlara karşı, kelimenin gerçek anlamıyla bir canavara dönüştürdüğünüz hukuku, bu yasal düzenleme ile kalıcılaştırmak istiyorsunuz.
Çünkü artık kirli suç ortaklıklarından menkul rejiminizin derinleşmesi, kökleşmesi ve kurumsallaşabilmesine ihtiyacınız var.
Kanlı bir kalkışmaya ve hemen sonrasında yaratılan hukuksuzluklara karşı, ilelebet sizin aklınızla düşünelim, sizin dilinizle konuşalım istiyorsunuz. 
Çünkü darbeci güruhla suç ortaklığınızı ortaya koyacak hakikatin, sonsuza kadar sır olarak kalmasını istiyorsunuz.
Yağma ve talan üzerine inşa ettiğiniz suç düzeninize yönelik en küçük bir itiraza dahi katlanmak istemiyorsunuz. 
Aksine davrananları önce medyanızla hedef gösterip, trollerinize linç ettiriyor, yargınızla da rehin alıyorsunuz.
Karşınızda diz çökmeyenlere salmak istediğiniz bu ibret ve korku dalgası yetersiz kaldığındaysa, sokakları milislerinizle dolduruyorsunuz.
Devletin sorumlulukları vardır, bireyin ise hakları. Bizde ise devletin her zaman, sadece yetkileri oldu. İktidarınızın devleti ise birey haklarının gaspçısına dönüştü.
Artık ülkemizde, evrensel normlarla tanımlı hukuka uygun yaşama hakkına sahip tek bir yurttaş bile yok.
Yargıyı elinizde bir sopaya dönüştürüp, iktidarınıza yönelik her tür eleştirinin derdest edilmesi ve siyasi rakiplerinizin tasfiyesi için kullanıyor ve hukuk cinayetlerinin altına pervasızca imzanızı atıyorsunuz.
Kimi zaman da, siyasi iktidarınızı besleyen cinayetler, yolsuzluklar, hırsızlıklar ve her türlü çirkinliğiniz ortaya çıkmasın diye, yargının iplerini çekip, üç maymunu oynatıyorsunuz. 
Örnek mi istiyorsunuz?
Seçimin hemen arifesinde Suruç’ta hastane içinde Şenyaşar ailesinin katledilen üç ferdinin katilleri, onca tanığın, kamera görüntülerinin, ayan beyan delillerin varlığına rağmen korunmadı mı? Ailenin hayatta kalan kadın ve çocukları Suruç’u terk etmek zorunda kalırken hiç mi utanmadınız?
Başta HDP’nin eski Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere, seçilmişleri, sudan gerekçelerle hapishanelere tıkıp yok etmeye çalışmıyor musunuz? 
Milletvekilleri Enis Berberoğlu ve Leyla Güven’i hapiste tutabilmek için bin takla atmıyor musunuz?
Siz daha iyi bilirsiniz: Roboski katliamcıları, cezasızlıktan aldıkları güçle, kapalı kapılar ardında yeni katliam planları yapıyor olabilir mi?
Soma’da ve pek çok yerde meydana gelen iş cinayetlerindeki siyasi sorumluluğunuz şaşaalı adalet saraylarınızın koridorlarında örtbas edilmiyor mu? 
Aladağ, Karaman başta olmak üzere tarikat ve vakıf yurtlarında kalan parmak kadar çocuklar, “kurumları yıpratmama” ikiyüzlülüğüne kurban edilmedi mi?
Türkiye artık sadece kâğıt üstünde bir Cumhuriyet. Yani, yurttaşı güdülmesi, yeri geldiğinde dövülmesi icap eden bir sürü gibi gören, hukukun rafa kaldırıldığı sözde bir Cumhuriyet. 
İktidarınızın Türkiye’sinin yeni hukuku, hak kavramının yerini tamamen alaşağı ederek, devlete sahip olduğu orantısız yetkilerinin yanında bir de aşkın haklar manzumesi veriyor. 
Ve bunu, bir kurumsallığa değil tekil bir şahsiyete sunuyor. 
Bu şahsiyet, cumhurunun yarısının inanmadığı bir başkan. Kendisi de aynı şekilde cumhurunun yarısına inanmıyor.
Bu yüzden iktidar olarak, kendinize tetikçi kıldığınız yargınızla birlikte, artık evrensel hukuk normlarına denk düşen yasal sınırlarınıza çekilmelisiniz. Fakat biliyorum ki bu çağrıya riayet etmeyeceksiniz.
O halde en azından ne olduğunuz, bir kez daha yüzünüze karşı söylenmeli:
İktidar olmanın yarattığı kibrinizi yalan ve cehaletle yoğuruyorsunuz. 
Hakikati söyleyenlere yönelik saldırganlığınızı ise acizliğinizle besliyorsunuz.
(Bazı AKP'li milletvekilleri konuşmanın bu kısmında kürsüye saldırdı.)
Ahlaksızlığınızı, yeterli gelmediğini biliyor olsanız da, yüzsüzlükle sıvıyorsunuz. 
Ve ne acı ki sizi ayakta tutan değerleriniz, sadece ve sadece bunlardan ibaret...
Orwell, “Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder” diyor. Bizler seçimlerimizin ve kararlarımızın toplamı olan bu yaşamı sürdürmeye, siz de bizlerden nefret etmeye devam edebilirsiniz.
Ve fakat bilmelisiniz ki, bir yarısı sahiden çoğulcu demokrasi, adalet ve eşitlik talep ediyor, bunun için de mücadele etmeyi sürdürüyorsa; bir toplum, hak etmediği bir hayata ve bunu dayatan diktatörlüklere ancak bir yere kadar mahkûm edilebilir. Bu yer Türkiye için artık, geldiğimiz noktadır."
Ahmet Şık, HDP İstanbul milletvekili
2018

Sözlerime üç yıl önce, 2014’te yayımlanan ‘Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda’ isimli kitabımın önsözünden bir alıntıyla başlayacağım. AKP ve Gülen Cemaati arasındaki mafyatik iktidar ortaklığının nasıl dağıldığını anlatan bu inceleme-araştırma kitabımın önsözü şöyle başlıyor:
“Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak beraber dönüştüren iki güç olan AKP ile Gülen Cemaati’nin birlikteliği ve yancı desteğiyle sürdürülen, adına iktidar denilen kanalizasyon patladı. ‘Yeni Türkiye’ denilen garabeti inşa eden, amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğu Makyavelist bir anlayışın hâkim olduğu iki güç, AKP ve Cemaat ayrıştı.
Her ikisi de sistemin ve toplumun demokratikleşmesini değil, kendi otoritesini hâkim güç kılmak üzerinden, içinde örgütlenmeye çalıştıkları devleti ele geçirmek isteyen güç odakları.
Uzun vadede söz sahibi tek güç olacaklarını düşündükleri devletin otoritesine bağlılığı sarsılmaz kılmaya çalışan bir anlayışa sahip bu iki odak, gördük ki bir yandan ortak düşmanlarla mücadele ederlerken öte yandan birbirlerini yok etmeye dönük hamleler için malzeme biriktirmişler.
Bu malzemelerin kullanılacağı günün yaklaştığı, kanalizasyondaki pis kokunun uzun süredir dışarıya yayılmasından belliydi. Medya köşelerinden yapılan tehditler, el altından yapılan tasfiyeler, zaman zaman sızdırılan telefon konuşmaları, hukuksuzluk üzerine kurulu polis-yargı operasyonlarının, ortak düşmanlardan sonra iktidar bileşenlerini hedef alması yaşanacakların işaretiydi.
"SADECE DEVLETİN SAHİBİ KİM OLACAK DİYE SAVAŞILIYOR"
Ortalıkta yok edilecek düşman kalmadığına kanaat getirince, devletin sahibinin kim olacağı kavgasına tutuşarak birbirlerini hedef aldılar. Evet ortalığı pislik götürdü, götürüyor. Görünen o ki bir süre daha böyle olacak. Dinin, etik değerlerin alet edildiği bu savaşta tarafların ihtiyaçlarını karşılayan yalanlar, tarafları nezdinde gerçeklerden daha itibarlı. Bu yüzden yapılan savunmalara kimse aldanmasın. Bu savaş, ne demokrasi ve temiz toplum ne de birilerinin iddia ettiği gibi barış ya da sivilleşme için yaşanıyor. Sadece devletin sahibi kim olacak diye savaşılıyor.”
Bu satırlar yayımlandıktan sonra, AKP ve Gülen Cemaati arasındaki savaş daha da şiddetlendi. 2007’deki Ergenekon soruşturmalarıyla başlayan sahte bir tarih yazımı sürecinin iktidar ve suç ortaklarının devletin ve ülkenin yağmalanmasında kimin daha çok pay alacağıyla ilgili savaş bir darbe kalkışmasına kadar uzandı. 15 Temmuz 2016’da 250 insanın katledildiği kanlı bir kalkışma yaşandı.
Tek failinin Gülen Cemaati olduğuna inanmamız istenen bu kalkışmanın hükûmet tarafından önceden bilindiğine yönelik ciddi kuşkular var. Üzerinden bir yıl geçtiği ve çok sayıda soruşturma açılmasına rağmen kuşkular azalmak yerine giderek arttı. İhtiyaç duyulan ‘Kontrollü Kaos’ için yol verildiği zannına kapılmamıza neden olan birçok emaresiyle karanlıkta kalması istenen 15 Temmuz Darbesi son 10 yıla yayılan sahte tarih yazımının da en önemli kilometre taşı oldu. İçinde sıklıkla geçen “demokratikleşme-sivilleşme” sözcükleriyle, yalanlarla kurgulanmış bu sahteliğin tek gerçeği ise darbecilerin katlettiği insanlar oldu.
"KONTROLLÜ KAOS" DEMEMİZ BOŞA DEĞİL
Darbenin karanlıkta bırakılmak istenen yanlarına dair sorular sormamız, ‘Kontrollü Kaos’ dememiz boşa değil. Kalkışmanın hedefindeki kişi Recep Tayyip Erdoğan henüz ülke kan gölünün ortasındayken niyetini açık eden cümleyi ağzından kaçırmış, “Bu darbe bize Allah’ın bir lütfudur” demişti. Lütuf denilerek kastedilenin ne olduğunu hep birlikte gördük, yaşadık, yaşıyoruz. Hakikati dile getirenlerin, suç düzenine itiraz edenlerin, gasp edilen haklarını talep edenlerin seslerinin kısılıp boğulmaya çalışıldığı ve giderek koyulaşan karanlık günlerden geçiyoruz. Kısaca özetlemekte fayda var.
Darbe engellenmesine engellendi ama ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile temel hak ve özgürlüklerin tümü askıya alındı.
Onbinlerce insan ‘Darbecilik-FETÖ’cülük’ suçlamasıyla gözaltına alındı, 50 binden fazlası tutuklandı. İşkencelerden geçirilenler oldu.
Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) devletin ve toplumun Türk-İslamcı bir biçimde dizaynına hız verildi. ‘Bizden olanlar/olmayanlar’ ayrımının tek ölçüt kabul edildiği kuşkularını haklı çıkaran uygulamalarla kamudan tasfiyeler başlatıldı. 110 binden fazla kamu görevlisi ihraç edildi. Güvenlik, yargı, eğitim gibi devletin temel organları başta olmak üzere kamuda doğan boşluk liyakatin değil biat etmenin temel alınmasıyla AKP kadrolarınca dolduruldu.
Yıllarca öğrenci yetiştirmiş bilim insanları, öğretmenler bir anda ‘terörist’ olduklarına hükmedilerek işsiz bırakıldılar. Hakkı olanı geri almak için mücadelesini açlık greviyle sürdürenlere dahi yanıt hapishane oldu.
Fiili olarak ortadan kalkmış olan güçler ayrılığı prensibini resmî olarak da ortadan kaldıracak düzenlemelerin yolu OHAL koşullarında, sandık güvenliği olmadan yapılan şaibeli bir referandumla açıldı.
Türkiye’de her zaman sorunlu olan, istisnai örneklerle varlığını kanıtlamaya çalışan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, kendilerini iktidarın menfaatlerine memur tayin eden hâkim-savcılar eliyle tamamen ortadan kalktı. Tutuklama terörüyle gasp edilen kişi özgürlüğünün ihlali, geçerli 6 milyon oy sahibinin iradesini temsil eden Meclis’in üçüncü büyük partisine de uzandı. HDP’nin eş genel başkanları, milletvekilleri ve yine seçilerek göreve gelmiş birçok belediye başkanı esir edildi. Ve hatta bu tutuklamaların yolunu açan düzenlenmeyi “teröristleri koruyorlar” tezviratı yapılacak korkusuyla onaylayan ana muhalefet partisi CHP’nin bir vekiline kadar vardı tutuklamalar.
Bir çok sivil toplum örgütü kapatıldı. Hak savunucuları tutuklandı. Onlarca şirkete el konuldu.
Darbenin engellenip demokrasinin taçlandırıldığı söylenen ülkede yazılı, görsel, işitsel yayın yapan onlarca medya organı kapatıldı. Soruşturma, dava, tutuklama tehditleri ve ekonomik baskılara rağmen hâlâ direnmeye çalışan birkaç gazete ve bir avuç gazeteciyi saymazsak hakikati perdelemeden yayın yapan tek bir medya organı ve gazeteci kalmadı. 150’den fazla gazeteci de hapislere tıkılınca Türkiye yeniden ‘dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi’ unvanına kavuştu. Öyle ki, Türkiye tek başına, diğer bütün ülkelerin hapishanelerinde tutulan gazetecilerin toplamından daha fazla esire sahip konumunda.
HAPİSTE OLMADIĞI HALDE TUTUKLU OLAN GAZETECİLER
Hapiste olmadığı halde tutuklu bulunan, yani sansür ve otosansür kıskacındaki gazetecileri de listeye eklediğimizde tablo daha da karamsar bir hal alıyor. Sansürün koyu gölgesi nedeniyle farklı sermaye gruplarının sahipliğinde yayın yapan çok sayıda medya organı bulunmasına rağmen tek sesli yayıncılık anlayışı tüm ülkeye hâkim olmuş durumda. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan uykusunda konuşsa canlı yayın yapmak zorunda olan televizyon kanallarında, iktidar komiserleri olmadan siyasal program yapmak da yasak.
Medyanın durumu böyle olunca, siyasal eleştiri mecrası olarak sadece sosyal medya araçları kalmış oldu. Eğer erişim engellenmemişse, eğer internet devlet sansürüyle kesilmemişse, eğer AKP’nin kadrolu internet trolleri ve muhbir vatandaşlarının ve savcılarının hoşuna gitmeyecek şeyler yazmamışsanız eleştiri hakkınızı kullanmanın önünde bir engel yok. Ancak, bu hakkınızı kullandığınız için tutuklanmayacağınızın garantisi de yok.
"15 TEMMUZ'DA DARBE ENGELLENDİ AMA CUNTA İKTİDAR OLDU"
Engellenmiş bir darbe kalkışması sonrasında memleketin içerisinde bulunduğu karamsar tablonun kısa özeti böyle. Aslında bu kadar laf kalabalığını tek bir cümleye sığdırmak da mümkün:
15 Temmuz’da darbe engellendi ama cunta iktidar oldu.
Darbe kalkışmasından sonra hazırlanan iddianamelerde Gülen Cemaati’nin amacı şöyle anlatılıyor:
“Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm Anayasal kurumları olan Yasama, Yürütme ve Yargı erklerini ele geçirmek ve bu süreç tamamlandıktan sonra devleti, toplumu ve fertleri FETÖ’nün ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek, oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasi gücü yönetmek.”
Bir lütuf olarak görülen kanlı bir kalkışmadan bugüne uzanan süreçte ortaya çıkan, biraz önce özetlediğimiz tabloya baktığımızda, iddianamelerde anlatılan bu amacın gerçekleşmediğini kim söyleyebilir?
Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm Anayasal kurumları olan Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri ele geçirilmedi mi?
OHAL ve KHK’ler aracılığıyla devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojileri ve menfaatleri doğrultusunda dizayn etmeye çalışmıyorlar mı?
Devleti ve ülkenin kaynaklarını talan etme niyet ve kararlılığında, oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasi gücü yönetmeye çalışmıyorlar mı?
İşte bu nedenlerle Gülen Cemaati’nin en büyük yenilgisi olan 15 Temmuz Kalkışması, aynı zamanda en büyük zaferidir.
Çünkü, Fethullah Gülen’in idealize ettiği devlet, toplum ve fert modeli 15 Temmuz kalkışması sonrasında hayata geçirilmiş oldu. İnşa süreci hızla devam eden ve demokrasinin yanında yer alan herkesin karşı çıkması gereken sistem kimin elinde olursa olsun, patenti Fethullah Gülen’dedir.
Tam da bu nedenle Fethullah Gülen ve cemaati ne istediyse, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükûmeti vermiştir.
Şimdiyse, kanlı bir kalkışmanın ardındaki güçlerden birisi olduğu kuşku götürmez bir gerçek olan Gülen Cemaati’nin, FETÖ diye anılan bir canavara dönüşmesinde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranıyorlar.
Suçlu olduklarını söylemeyelim, gerçekleri anlatmayalım istiyorlar.
Darbecilerce katledilenlerin kanlarını ucuz ve sığ bir siyasetin demagoji malzemesi yapıyorlar.
Çünkü gücü elinde tutanların tek bir amacı var: Totaliter iktidarlarını her ne olursa olsun sürdürmek.
Ve bunun için her türlü kötülüğü yapacak, herkesten vazgeçebilecek bir ruh halinde olacaklar. Uzun iktidar yolculukları, birlikte yola çıktıklarından birer birer vazgeçtiklerinin örnekleriyle dolu bir tarihi barındırıyor. İşlerinin bittiğini düşündüklerini, kullanım süresi dolanları, ihtiyaç kalmayanları geride bırakıp yollarına devam ettiler. Destekçilerinden, işbirlikçilerinden, suç ortaklarından ve hatta dava arkadaşlarından vazgeçtile

Savcı Bölükbaşı: Esasa dayanmayan, sanki bir seminerde ders veriyor gibi söyledikleriniz...
Ahmet Şık: Dediklerimin hepsi esasa ilişkin.
Savcı Bölükbaşı: Ders vermek haddiniz değil. Biz de eğitim aldık, mesleğimizi sorgulama hakkınız yok...
Savcı Bölükbaşı: Hep FETÖ'den bahsettiniz PKK ve DHKP-C iddialarına ne diyeceksiniz?
Ahmet Şık: İddia nedir?
Savcı Bölükbaşı: İddianameyi okumadınız mı?
Ahmet Şık: Çok dikkate almadım.
Savcı Bölükbaşı: Siz burada cevap verir ya da vermezsiniz.
Ahmet Şık: Faşizmde niyet okumak diye bir şey vardır... Niyet okuyarak sormayın o zaman.
Savcı: O zaman soruyu anlamadım deyin. Bu örgütlerle ilgili iddialara ne diyorsunuz?
Ahmet Şık: Ben gazeteciyim. Bu örgütler benim için haberdir.
Savcı: Katil devlet demişsiniz.
Ahmet Şık: Devletin tarihi kanlıdır. Ermeniler, Hrant, Suriye, Berkin... Az söylemişim seri katildir. Siyasal görüşüm, dünyadaki tüm devletlerin terör örgütü olduğudur. Terör dosyası diyorsunuz üç gündür gazetecilik faaliyetimizi soruyorsunuz. Tek örgüt sorusu soramadınız. Nokta. Aradığınız örgüt siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor.
Ahmet Şık: İsrail, Filistin'e yönelik devlet terörü yapmıyor mu? Suriye'yi bombalayan, Irak'ı işgal eden, bir gecede Yeni Zelanda Aborijinlerini kesen devlet değil mi? Türkiye de bundan muaf değildir. Osmanlı'dan bu yana kanla dolu, yıkımla dolu. Dersim'de katliam yapan, Ermenileri soykırıma uğratan, Berkin'i öldüren devlettir. Doğrusu devlet seri teröristtir.
(Ahmet Şık tweetlerle ilgili soruya "Genel cevap veremem tek tek sorun" dedi.)
Savcı :"Burayı siz yönetiyorsunuz herhalde"
Mahkeme Başkanı: Genel Yayın Yönetmeni, haber müdürü ya da  vakıf tarafından engellenen ya da sansürlenen bir yazı var mı?
Ahmet Şık: Ben yazımın sansürlendiği ya da başka bir arkadaşımın yazısının sansürlendiği yerde çalışmam, istifamı basar giderim. Ben sansür ve otosansürü demokrasiyi baltalamaya yönelik bir girişim olarak görür, orada çalışmam
Mahkeme Başkanı: Kim sizi işe aldı?
Ahmet Şık: Teklif üzerine başladım.
Mahkeme Başkanı: Can Dündar mı teklifte bulundu?
Ahmet Şık: Can Dündar ben geldikten sonra Genel Yayın Yönetmeni oldu. Ben başladığımda İbrahim Yıldız Genel Yayın Yönetmeniydi.
Mahkeme Başkanı: "Berkin Baskını" haberinin gazeteye verilmesinde, punto seçiminde, resmin basılmasında sizin etkiniz var mı?
Ahmet Şık: Genel kural, o yazıları oluşturan kişi müdahalesini istemez. Bir suçlama yöneltecekseniz o haberdeki her şeyden sorumluyum. Bazı suçlamaların nereye varacağını biliyorum. Yayınlanmamış bir kitaptan suç çıkaran bir yargı bu. Bugünkünün cemaat yargısından farkı yok. Ben gazeteciliği çok seviyorum. Mesleğin namusu için patronuna dava açmış birisiyim. Kimse bana talimatla bir şey yazdıramaz.
Mahkeme Başkanı: Gazetecilik sınırsız özgürlük müdür?
Ahmet Şık: Sınır gazetecinin hakikatle ilişkisi ve kamu yararıdır.
Mahkeme Başkanı: Gazetecilik sınırsız özgürlük müdür?
Ahmet Şık: Sınır gazetecinin hakikatle ilişkisi ve kamu yararıdır. Bugün buraya gelene kadar tek bir cümle söylemeye niyetim yoktu. Ben Türkiye yargısına ifade özgürlüğünü anlatmaktan sıkıldım.
(Mahkeme Başkanı Cemil Bayık röportajını sordu.)
Ahmet Şık: Etik ilkelerle yazılmış bir söyleşidir. Değilse bana o kısmı gösterin. 27 yıllık gazeteciyim, gururla söylüyorum, bugüne kadar bir tek yazım tekzip edilmedi.
Mahkeme Başkanı: İddianamenin takıldığı bazı yerler var.
Ahmet Şık: En iyisi siz o iddianameyi çok kaale almayın.
Başkan: 'MİT Reyhanlı Katliamını biliyordu' haberini neden teyid etmediniz?
Şık: Nasıl edeyim, MİT'i mi arayayım mesela? MİT yaptım der mi?
Mahkeme Başkanı: MİT TIR'ları haberi ile ilgili ne diyorsunuz?
Ahmet Şık: Gurur duyuyorum.
Mahkeme Başkanı: Savcı Kiraz'ı öldürenlerle konuşmanız barışı ve yaşamı savunmaya uyuyor mu?
Ahmet Şık: İsterseniz sorularımı okuyun birlikte karar verelim. Benim bayrağın arkasına gizleyecek bir suçum, dinin arkasına gizleyecek bir günahım yok.
Ahmet Şık: Cübbelerinizin insanların canından ve özgürlüğünden yapıldığını bilin. (Hâkim ve savcılara)
Ahmet Şık: 'cumhuriyet.com.tr 'de yayınlanan" diye bir vurgu yapılıyor. Ben basılı gazetede çalışıyorum. Haberler basılı nüshada yayımlanıyor. Yayınlandıktan sonra web sitesi kendisi sitesinde yayınlıyor. Haberlerle ilgili dava açma süresi 4 aydır, bunu bilmeyen savcı hukuk fakültesini yeniden okumalı.
Ahmet Şık: Ben ne yazdıysam arkasındayım. Çünkü iki kişinin neden bir savcının başına silah dayamak istediğini anlamazsak bu işler olmaya devam eder.

KODLARIN LİSTESİ

1-  KİŞİ HALİ
1-1  Makam
1-1-1  Belgeyi kaydeden makam
1-1-2  Belgeyi tanzim eden makam
1-1-3  Bilgi isteyen makam
1-1-4  Bilgi istenen makam
1-1-5  Kararõ alan makam
1-1-6  Nüfus İdaresi
1-1-7  Nüfus memuru
1-1-7-1  Nüfus memurunun ünvanõ
1-1-7-2  Nüfus memurunun adõ ve soyadõ
1-1-7-3  Belgeyi tescil eden nüfus memurunun soyadõ ve adõ
1-1-8  Yargõ
1-1-8-1  Kararõ veren mahkeme
1-1-8-2  Hukuk mahkemesi
1-1-8-3  Dinsel yargõ yeri
1-1-8-4  Üst yargõ yeri
1-1-8-5  ........ Mahkemesi
1-1-8-6  Tenfiz kararõ veren yargõ yeri
1-1-9  Noterin adõ ve soyadõ
1-1-9-1  Noterin adresi
1-1-9-2  ........ Noteri
1-2  Nüfus kütüğü
1-2-1  Aile kütüğü
1-2-2  Doğum özel kütüğü
1-2-3  Evlenme özel kütüğü
1-2-4  Ölüm özel kütüğü
1-3  Nüfus kaydõ [Ahvali şahsiye belgesi]
1-3-1  Nüfus kaydõ sureti
1-3-2  Nüfus kaydõ örneği
1-3-2-1  Çok dilli kayõt örneği
1-3-3  Doğum belgesi
1-3-3-1  Doğum belgesi örneği
1-3-4  Evlenme belgesi
1-3-4-1  Evlenme belgesi örneği
1-3-5  Ölüm belgesi
1-3-5-1  Ölüm belgesi örneği
1-3-6  Tanõma senedi
1-4  Nüfus cüzdanõ
1-4-1  Aile cüzdanõ
1-4-2  Uluslararasõ aile cüzdanõ
1-5  Nüfus kayõt düzeltme kararõ

2-  YERLER
2-1  Genel açõklamalar
2-1-1  Devlet
2-1-1-1  Federe devlet
2-1-1-2  Yargõ kararõnõn verildiği devlet
2-1-1-3  Eyalet
2-1-1-4  Bölge
2-1-1-5  Kanton
2-1-1-6  İl
2-1-2  Şu andaki ikamet yeri
2-1-2-1  Ölenin son ikametgahõ
2-1-2-2  İkamet yeri
2-1-3  Adres
2-1-3-1  Şehir
2-1-3-2  Kasaba
2-1-3-3  İdari bölüm
2-1-3-4  İlçe
2-1-3-5  Cadde
2-1-3-6  Sokak
2-2  Belgenin düzenlendiği yer
2-2-1  Belgenin tescil edildiği yer
2-2-2  Kayõt özetinin verildiği yer
2-3  Tescil yeri
2-3-1  Belgenin tescil yeri
2-3-2  Yargõ kararõnõn tescil yeri
2-4  Doğum yeri
2-4-1  Babanõn doğum yeri
2-4-2  Ananõn doğum yeri
2-4-3  Çocuğun doğum yeri
2-4-4  Kocanõn doğum yeri
2-4-5  Kadõnõn doğum yeri
2-4-6  Ölenin doğum yeri
2-5  Evlenme yeri
2-6  Ölüm yeri
2-6-1  Kocanõn ölüm yeri
2-6-2  Kadõnõn ölüm yeri
2-7  İlk kayõt yeri
2-7-1  Babanõn ilk kayõt yeri
2-7-2  Ananõn ilk kayõt yeri
2-7-3  Kocanõn ilk kayõt yeri
2-7-4  Kadõnõn ilk kayõt yeri

3  DOĞUM VE NESEP
3-1  Baba
3-2  Ana
3-3  Çocuk
3-4  Cinsiyet
3-4-1  Erkek
3-4-2  Kadõn
3-4-3  Cinsiyeti belirsiz
3-5  Evlat edinme
3-5-1  Basit evlat edinme
3-5-2  Mutlak evlat edinme
3-5-3  Basit evlat edinmeden mutlak evlat edinmeye geçiş
3-6  Velayet hakkõ
3-6-l  Velayet hakkõna ilişkin karar
3-6-2  Ana, baba tarafindan müştereken kullanõlan velayet hakkõ
3-7  Doğuma ilişkin yargõ kararõ

4  EVLENME-EVLİLİK BAĞININ SONA ERMESİ
4-1  Evlilik durumu
4-1-1  Eş (veya koca)
4-1-2  Eş (veya kadõn)
4-1-3  Bekar
4-1-4  Boşanmõş erkek
4-1-5  Boşanmõş kadõn
4-1-6  Dul erkek
4-1-7  Dul kadõn
4-2  Evlenme
4-2-1  Medeni evlenme
4-2-2  Medeni evlenmenin geçerliliği
4-3  Dini evlenme
4-3-1  Dini evlenmenin geçerliliği
4-3-2  Dini evlenmenin iptali
4-4  Evlilik rejimi
4-4-1  Kanuni rejim
4-4-2  Evlenme akdi
4-4-2-1  Mal ayrõmõ rejimi
4-4-3  Evlenme rejimine ilişkin eşlerin beyanõ
4-4-4  Aile rejiminde değişiklik
4-4-5  Aile rejiminin değiştirilmesi
4-4-6  Eşler arasõnda yetki devri
4-5  Eşlerin uzlaşmasõ
4-5-1  Eşlerin uzlaşmasõnõn onaylanmasõ
4-6  Ayrõ yaşama
4-7  Evliliğin sona ermesi
4-7-1  Boşanma
4-7-2  Ayrõlõktan sonra evliliğin sona ermesi
4-7-3  Dini makamca evliliğin sona erdirilmesi
4-7-4  Ölümle evliliğin sona erdirilmesi
4-7-4-1  Kocanõn ölümü ile evliliğin sona ermesi
4-7-4-2  Kadõnõn ölümü ile evliliğin sona ermesi
4-8  Evlenmenin yok sayõlmasõ
4-9  Evlenmenin iptali

5  EHLİYETSİZLİK-GAİPLİK-ÖLÜM
5-1  Ehliyetsizlikler
5-1-1  Vesayet
5-1-1-1  Küçüğün vesayeti
5-1-1-2  Reşitin vesayeti
5-1-1-3  Vasinin soyadõ
5-1-1-4  Vasinin adõ
5-1-1-5  Vesayetin değişikliği
5-1-1-6  Vesayetin kaldõrõlmasõ
5-1-2  Reşitin kayyõmlõğõ
5-1-2-1  Kayyõmõn soyadõ
5-1-2-2  Kayyõmõn adõ
5-1-2-3  Kayyõmlõkta değişiklik
5-1-2-4  Kayyõmlõğõn kaldõrõlmasõ
5-1-3  Reşitin ehliyetsizliği
5-1-4  Reşit üzerinde uygulanan babalõk yetkisi
5-1-5  Mallarõn idaresinin başlangõç tarihi
5-1-6  Medeni hal listesi
5-1-7  Rüşt
5-2  Gaiplik kararõ
5-3  Ölüm
5-3-1  Ölüm karinesi hakkõnda yargõ kararõ
5-3-2  Ölümün beyanõ

6-  VATANDAŞLIK
6-1  Kişilerin vatandaşlõğõ
6-1-1  Babanõn vatandaşlõğõ
6-1-2  Ananõn vatandaşlõğõ
6-1-3  Kocanõn vatandaşlõğõ
6-1-4  Kadõnõn vatandaşlõğõ
6-2  Vatandaşlõğõn verilmesi
6-3  Vatandaşlõğõn kazanõlmasõ
6-4  Vatandaşlõğõn korunmasõ
6-5  Vatandaşlõğõn geri alõnmasõ
6-6  Vatandaşlõğõn kazanõlamamasõ
6-7  Vatandaşlõğõn kaybõ
6-8  Vatandaşlõğõn düşürülmesi
6-9  Vatansõz

7-  SOYADI
7-1  Babanõn soyadõ
7-1-1  Kocanõn babasõnõn soyadõ
7-1-2  Kadõnõn babasõnõn soyadõ
7-2  Ananõn soyadõ
7-2-1  Kocanõn anasõnõn soyadõ
7-2-2  Kadõnõn anasõnõn soyadõ
7-3  Çocuğun soyadõ
7-4  Evlat edinenin soyadõ
7-5  Eşinin soyadõ
7-5-1  Kocanõn soyadõ
7-5-1-1  Kocanõn evlenmeden önceki soyadõ
7-5-1-2  Kocanõn evlenmeden sonraki soyadõ
7-5-1-3  Belgenin tanzim edildiği sõrada kocanõn soyadõ
7-5-1-4  Kocanõn yargõ kararõndan sonraki soyadõ
7-5-2  Kadõnõn soyadõ
7-5-2-1  Kadõnõn evlenmeden önceki soyadõ
7-5-2-2  Kadõnõn evlenmeden sonraki soyadõ
7-5-2-3  Belgenin verildiğõ sõrada kadõnõn soyadõ
7-5-2-4  Kadõnõn yargõ kararõndan sonraki soyadõ
7-5-3  Son eşinin soyadõ
7-5-3-1  Ölünün son eşinin soyadõ
7-5-4  Evlenmeden önceki soyadõ
7-5-5  Evlenmeden sonraki soyadõ
7-6  Ölünün soyadõ
7-6-1  Ölünün babasõnõn soyadõ
7-6-2  Ölünün anasõnõn soyadõ
7-7  Soyadõ ve vatandaşlõk
7-7-1  Vatandaşlõğõn kazanõlmasõndan önceki soyadõ
7-7-2  Vatandaşlõğõn kazanõlmasõndan sonraki soyadõ
7-7-3  Vatandaşlõğõn kaybõndan sonraki soyadõ
7-8  Soyadõ değişikliği
7-9  Diğer soyadlarõ
7-9-1  Aile soyadõ
7-9-2  Evlilik soyadõ

8-  AD
8-1  Babanõn adõ
8-1-1  Kocanõn babasõnõn adõ
8-1-2  Kadõnõn babasõnõn adõ
8-2  Ananõn adõ
8-2-1  Kocanõn anasõnõn adõ
8-2-2  Kadõnõn anasõnõn adõ
8-3  Çocuğun adõ
8-4  Evlat edinenin adõ
8-5  Evlat edinenin eşinin adõ
8-5-1  Kocanõn adõ
8-5-2  Kadõnõn adõ
8-5-3  Son eşin adõ
8-5-3-1  Ölünün son eşinin adõ
8-6  Ölünün adõ
8-6-1  Ölünün babasõnõn adõ
8-6-2  Ölünün anasõnõn adõ
8-7  Adlar ve vatandaşlõk
8-7-1  Vatandaşlõğõn kazanõlmasõndan önceki ad
8-7-2  Vatandaşlõğõn kazanõlmasõndan sonraki ad
8-7-3  Vatandaşlõğõn kaybõndan sonraki ad

9-  KAYITLARIN BELİRTİLMESİ VE TARİHLER
9-1  Dayanak
9-1-1  Doğum tutanağõnõn dayanağõ
9-1-1-1  Babanõn doğum tutanağõnõn dayanağõ
9-1-1-2  Ananõn doğum tutanağõnõn dayanağõ
9-1-1-3  Doğum kütüğünün dayanağõ
9-1-2  Evlenme belgesi dayanağõ
9-1-2-1  Medeni evlenme belgesi dayanağõ
9-1-2-2  Dini evlenme belgesi dayanağõ
9-1-2-3  Yabancõ ülkede akdedilen evlenme belgesinin dayanağõ
9-1-2-4  Evlenme özel kütüğünün dayanağõ
9-1-3  Ölüm belgesinin dayanağõ
9-1-3-1  Ölüm özel kütüğünün dayanağõ
9-2  Numara
9-2-1  Kanun numarasõ
9-2-1-1  Kanun maddesinin numarasõ
9-2-2  Belgenin numarasõ
9-2-3  Kararõn numarasõ
9-2-4  Doğum yeri mahkemesi kalemindeki kayõt numarasõ
9-2-5  Kimlik numarasõ
9-2-6  Akid numarasõ
9-2-7  Kütük numarasõ
9-2-7-1  Aile kütüğü numarasõ
9-2-7-2  Kütük sayfa numarasõ
9-3  Ahvali şahsiye belgesinin tasdiki
9-3-1  İmza
9-3-2  Pul
9-3-3  Mühür
9-4  Tarih ve diğer bilgiler
9-4-1  Yõl
9-4-2  Ay
9-4-3  Gün
9-4-4  Saat
9-4-5  Dakika
9-4-6  Kanunun tarihi
9-4-7  Dilekçe tarihi
9-4-8  Noter senedi tarihi
9-4-9  Akid tarihi
9-5  Nüfus cüzdanõnõn tarihi
9-5-1  Belgenin kayõt tarihi
9-5-2  Belgenin veriliş tarihi
9-5-3  Beyan tarihi
9-5-3-1  Nüfus memuru huzurunda yapõlan beyan tarihi
9-5-4  Şerhin kayõt tarihi
9-5-5  Tescil tarihi
9-5-5-1  Belgenin tescil tarihi
9-5-5-2  Yargõ kararõnõn tescil tarihi
9-6  Mahkeme kararõnõn tarihi
9-6-1  Hukuk mahkemesi kararõ tarihi
9-6-2  Dini mahkeme karari tarihi
9-6-3  Karar kesinleşme tarihi
9-6-4  Tenfiz kararõ tarihi
9-7  Doğum tarihi
9-7-1  Babanõn doğum tarihi
9-7-2  Ananõn doğum tarihi
9-7-3  Çocuğun doğum tarihi
9-7-3-1  Çocuğun yaşõ
9-7-4  Kocanõn doğum tarihi
9-7-5  Kadõnõn doğum tarihi
9-7-6  Ölünün doğum tarihi
9-8  Evlenme tarihi
9-8-l  Evlenme akdi tarihi
9-9  Ölüm tarihi
9-9-1  Ölüme karine tarihi
9-9-2  Kocanõn ölüm tarihi
9-9-3  Kadõnõn ölüm tarihi

İçişleri Bakanlığı sayfası
Milletler Arası Ahvali Şahsiye sözleşmesi kitapçığı

Well, children, where there is so much racket there must be something out of kilter. I think that 'twixt the negroes of the South and the women at the North, all talking about rights, the white men will be in a fix pretty soon. But what's all this here talking about?
That man over there says that women need to be helped into carriages, and lifted over ditches, and to have the best place everywhere. Nobody ever helps me into carriages, or over mud-puddles, or gives me any best place! And ain't I a woman? Look at me! Look at my arm! I have ploughed and planted, and gathered into barns, and no man could head me! And ain't I a woman? I could work as much and eat as much as a man—when I could get it—and bear the lash as well! And ain't I a woman? I have borne thirteen children, and seen most all sold off to slavery, and when I cried out with my mother's grief, none but Jesus heard me! And ain't I a woman?
Then they talk about this thing in the head; what's this they call it? [member of audience whispers, "intellect"] That's it, honey. What's that got to do with women's rights or negroes' rights? If my cup won't hold but a pint, and yours holds a quart, wouldn't you be mean not to let me have my little half measure full?
Then that little man in black there, he says women can't have as much rights as men, 'cause Christ wasn't a woman! Where did your Christ come from? Where did your Christ come from? From God and a woman! Man had nothing to do with Him.
If the first woman God ever made was strong enough to turn the world upside down all alone, these women together ought to be able to turn it back, and get it right side up again! And now they is asking to do it, the men better let them.
Obliged to you for hearing me, and now old Sojourner ain't got nothing more to say.

Evet çocuklar, nerede çok fazla gürültü varsa, orada bir düzensizlik vardır. Ben, kuzeyin kadınları ve güneyin zencilerinin haklar konusundaki ısrarları üzerine sorunu düzelteceklerini düşünüyorum. Fakat, tüm bu ısrar neyin hakkında?
Oradaki adam, bir kadının at arabalarına binmesi sırasında ona yardım edilmesinin, bir kadının hendeklerden geçirilmesinin ve her yerde en iyi yere sahip olmasının gerekli olduğunu söylüyor. Kimse beni at arabalarına bindirmez, hendeklerden geçirmez ve en iyi yeri vermez. Ve ben bir kadın değil miyim? Bana bakın! Koluma bakın! Tarla sürdüm ve ektim, ve ambarlara topladım, ve hiçbir erkek başıma geçmedi! Ve ben bir kadın değil miyim? Bir erkek kadar çok çalışabilir ve yiyebilirim -eğer bulursam- ve azarlamalara da dayanabilirim. Ve ben bir kadın değil miyim? On üç çocuk doğurdum, ve çoğunun köle olarak satıldığını gördüm, ve bir anne olarak acıyla ağladığımda, beni İsa'dan başkası duymadı. Ve ben bir kadın değil miyim?
Daha sonra kafadaki şu şey hakkında konuşurlar, ona ne diyorlardı? [Dinleyenlar fısıldar, "akıl"]

İnsanoğlu, oldum olası soyunu sürdürmek ister, doğanın gereği bu... Geldin gidiyorsun, yerine evlat bırakacaksın. Benim halkım, çağlar boyunca, oğula daha bir önem vermiştir. Hele beylerin oğlunun olması halkı sevindirmiş, olmaması ise üzmüştür.
Zamanı  ve  yeri  unutulmuş...  Yüzyıllar  önce,  Anadolumuzun  bir  yöresinde,  bir  Türk  boyu  gün görmüş. Bu boy, barış ve erinç içinde yaşayan bir boymuş.  Gün gelmiş, genç ve  yakışıklı  bey,  gönlünce  bir  kızla  evlenmiş.  Halk,  kendi  düğünü  yapılıyormuş  gibi  
sevinmiş,  gönenmiş  düğünde.  Dünya  dönmüş,  yıllar  geçmiş...  Beyin  çocuğu  olmamış.  Bu  olay, tüm boya tasa olmuş. İlkin beyin anası ve öteki yakınları başlamışlar dillenmeye: “A beyimiz,  civan  beyimiz,  sen  iyisin  hoşsun  ya,  bak,  çocuğun  olmuyor.  Yarın,  -Allah  gecinden versin- sen konduğun dünya adlı handan göçersen, soyumuza kim beylik edecek?” Bey, söylediklerine kendisi de inanmasa bile, konuyu açanlara: “Allah büyüktür, bana da bir oğul verir.” der. Ama hikmetinden sual olunmaz. Allah, oğul vermemiş beye.. Zamanla,  serzenişler  yakınmaya  dönüşmüş:  “Ulu  beyimiz,  görüyorsun  işte  yıllar  gelip  geçiyor. Hâlâ bir evlada kavuşamadın. Karın iyi hoş ama, çocuğu olmuyor. Senin, halkımıza  veliaht    bırakacak  bir  kızla  evlenmene  o  da  bir  şey  diyemez.”  Bey  karısını seviyormuş ama ne yapsın, töre bu, türkülere bile girmiş:

Sonunda,  töre  sürdürmüş  hükmünü  ve  beyin  yeniden  evlenmesi  kararlaştırılmış... Karısı, olup bitenleri -içi kan ağlasa da- olgunlukla karşılamış: “Ne hakkım var soyumuzu veliahtsız bırakmaya? Ben, beyimize lâyık, beyimize oğul  verecek kızı kendim bulacağım” demiş ve dediğini de yapmış. Beyin, kendisine yakışacak kızla evlenmesinde, elinden geleni yapmış. İçindekileri vurmamış dışa.. Ve  zaman  olmuş  ki,  beyle  yeni  gelinin  düğünleri  kurulmuş.  Eski  gelin,  ev  sahipliği görevini yüklenmiş. Konukları yordamınca ağırlamış. Beyle yeni gelinin gerdeğe girdikleri gece, eski gelin de vurmuş kendini dağlara... Ormanların yavrusuymuşçasına, o dağ senin, 
bu  tepe  benim,  dolaşmış  durmuş.  Yaban  yaratıklarıyla  dostluklar  kurmuş.  Yüreği  eski  yürekmiş  ya,  kafası  aynı  kafa  değilmiş.  Aklı,  yele-sele  karışmış.  Bir  dereden  geçiyormuş ki; uzunca bir ak taş bulmuş. Almış ak taşı, tülbendiyle belemiş (kundaklamış). Bir yandan ak  taşa  sarılır,  bir  yandan    da,  adını  bildiği  tüm  ermişler  aracılığıyla,  bu  taşa  can  vermesi  için  Allah’a  yakarırmış...  Yaradan  bu,  ne  istese  olmaz  ki?  Sevgisinden  usunu  uçurup  dağlara  çıkan  bu  iyi  niyetli,  saf  gelinin  dileğini  yerine  getirmiş,  ak  taşa  can  vermiş...  Bu   öykü  göğermiş  bostan  olmuş,  duygulu  bir  türkü  olarak,  halkın  diline  destan  olmuş.

"Haklı olanların hakkını hiçbir vakit kaybettirmedim." O, adalete en büyük önemi vermektir.
Çünkü böyle bir esasa dayanmayan bir devletin bekasına imkân olmayacağı kanaatini
beslemektedir.
Diyor ki:
"Haklı olanların hakkını hiçbir vakit kaybettirmedim. İntikamla hareket etmedim. Böyle bir hırsa
hiç düşmedim. Allah'ın kullarına karşı şiddet ve zulümden sakındım. Bunlara karşı daima iyi
kalpli, güler yüzlü davrandım."
Piri, Demir'e şunları yazıyordu:
"Demir bilmelidir ki, hükümet Tanrı idaresinin bir kopyasıdır."
Bossuet de, Mukaddes Kitap Politikası adlı kitabında, Louis XIV'e böyle söylüyordu.
Piri yine devamla diyor ki:
"Memurlarını ve bunların reislerini gözünün önünde tut. Sana itaat etsinler. Ödevlerini mutlaka
başarsınlar. Halk sınıflarına hak ve mevki tayin et ki devletinde akıl ve hak hüküm sürsün.
İşlerinde, tebaan arasında kanunu unutma. Unutursan hükümetinin altüst olması gecikmez."
Demir, bunları dinledi, bunlara saygı gösterdi mi?
Kendisi diyor ki:
"Pirimin mektubunu alınca, dediklerini yapmaya acele ettim."
Demir ilk defa kabahat işledikleri adliyesince sabit olanların suçlarını bağışladı. Fakat bu
gibiler tekrar suç işlerlerse cezaları ağır olurdu. Bu, bir çeşit bugünkü tecil sistemidir.
Demir, oğullarından biri hakanlığa göz dikerse, onun katline veya azasından birinin
kesilmesine, gözünün çıkarılmasına, kör edilmesine, fena muamele yapılmasına emir ve
müsaade vermezdi. Bundan çekinirdi. Yalnız bu gibileri, niyetlerinden vazgeçtikleri
anlaşılıncaya kadar hapsettirirdi. Buna sebep, devlet içinde kan dökülmesinin önüne geçmek
kaygısı idi.
Torun veya hısımlarından biri isyan çıkarırsa, onun malını mülkünü elinden alır, dilenecek hale
getirirdi. O, buna, kendi deyimiyle "derviş kılmak" diyor.
Osmanoğullarında âdet, hatta kanun, isyan çıkarmasalar da, oğul ve kardeşlerin
öldürülmesine müsaade ediyordu. Her Osmanlı padişahının tahta çıkışı, kurban kardeşlerin
kanlarıyla kutlanır, süslenirdi!
Bu hali haklı göstermek isteyen, padişahlardan fazla padişahçılar, sebep olarak, vatan, millet
menfaatleri için bu yolun tutulmuş olduğunu söylerler!
Bütün bir tarih boyunca uzanan, böyle kanlı bir cinayeti haklı göstermeye kalkışmak, onu
işleyenden daha alçak bir duruma düşmek değil de nedir?
Niçin, başka milletlerin başlarındaki hükümdarlar, hatta bir Türk devlet reisinden başka bir şey
olmayan Demir, bu gibi facialara tenezzül etmediler.
Osmanoğulları kardeşlerini öldürtmekle sanki diğer devletlerden daha emin bir durum mu
elde ettiler?
Bu sorunun karşılığı:
Hep, isyanlar karşısında kaldıklarıdır.
Ali Seydî, Osmanlı Tarihi'nde der ki:
III. Murad tahta çıkar çıkmaz, 19 erkek kardeşini öldürdü. Bunların Ayasofya'da namazlarını
kıldıktan sonradır ki, vezirler siyah elbiseleriyle cülus tebrikine gittiler.
Yine bu padişah dokuz kız kardeşini de ayrı ayrı hapsettirdi. Anaları bunları ayda yılda bir
görebileceklerdi.
Demir, bu gibi kanlı maskaralıklardan tiksiniyor, adalet ve hakkaniyeti elden bırakmıyordu.
Demir, memur öldürmekte de asla ileri gitmezdi. Vazife görmeyen reisleri işten çıkarırdı.
Devlet içinde kargaşalığın önüne geçemeyenlerin rütbelerini indirirdi. Bu gibileri ta kâtipliğe
kadar düşürür, yine öldürmezdi. O kadar ki: Bir vezir, onu düşürmek için bir proje tertip etmiş
olsa bile, hemen ölüm cezasıyla cezalandırmaktan sakınırdı. Önce işi iyice inceler, doğru olup
olmadığını anlardı, hükmünü buna göre verirdi. Çünkü, maksatlarını elde etmek için doğruyu
yalanla örtbas eden kötüler az değildir. Bunlar, bu gibi fesatlıklarıyla devlete canla başla bağlı
olanları ortadan kaldırmak, meydanı fenalara bırakmak isterler.
Demir'i, Ayko-Demir ile böyle bir duruma sokmak istemişlerdi. Muvaffak olamadılar. Fakat
günün birinde nedimlerinin sözlerine kapıldı. En sadık devlet adamlarından Abbas'ın kanına
girdi. Sonra, Abbas hakkında söylenen şeylerin, baştan başa iftira ve yalan olduğunu
anlayınca hüngür hüngür ağladı, çok pişman oldu. Fakat, iş işten geçmişti. Son pişmanlık
para etmedi.
Osmanoğulları vezir kellesi düşürmekte o kadar ileri gittiler ki, rakibin ölmesi için padişaha
vezir olması dilenirdi. Gün geldi, devlet adamsız kaldı.
Demir, hırsızlara, sarhoşlara, hatta ırza geçenlere bile keyfi muamele yapılmasına müsaade
etmezdi. Bunlar hâkim huzuruna çıkarılırlar, kanunlar hükmünce cezalandırılırlardı.
Demir'e göre:
"Hakan her işte adaleti gözetmelidir. Vezir seçerken onun adil olmasına dikkat etmelidir.
Çünkü adil bir vezir, zalim bir hakanın kötülüklerini tamir eder. Fakat vezir de hakan gibi zalim
olursa, hükümet binası yıkılmakta gecikmez.
Misali şudur ki:
Emir Hüseyin'in bir veziri vardı. Halk ve askerlere keyfine göre muamele yapardı. Onları
haksız cezalandırırdı. Kanunu hiçe sayardı. Bu kötü adamın adaletsizliği az zaman içinde
efendisinin parlak durumunu söndürdü."
Demir, tefecilerle insafsız zenginlerin fukarayı ezdiklerini çok iyi biliyordu. Bunun için bu
gibileri hususi memurlarla takip ettirirdi. Bunlarla beraber devlet gelirlerinden suiistimal
edenlerin cezaları kanunen ölümdü.

Demir, 1336 İsa yılının 11 Mart Salı gecesi Keş'te doğdu. Babası Gazan Han'ın beylerinden Emir Turgay'dır. Anasının adı, Tekin Hatun'dur. Demir'in Cengiz gibi bir eli kapalı ve kanla dolu olarak doğduğu söylenir. Anası Cengiz sülalesindendir.
Demir, Maveraünnehir Sultanı Emir Hüseyin'in kız kardeşi Olcay Türkân'la evlendi. Kocasına vefasıyla şöhret bulan bu kadının ölümü, Demir'i çok üzdü. Demir, 1369 yılında, bütün Türk hakanları gibi kurultay önünde tahta çıktı. Hiçbir vakit sultan ve han unvanlarını kullanmadı. Mührünü şöyle kazdırmıştı: "Men Timur" "Tanrı kulu."
O, bütün hayatını bir halk çocuğu olarak geçirdi ve bununla övündü.
Demir'in bir ayağı aksardı. Bu, muharebelerde aldığı yaraların şanlı bir hatırası idi. Demir, harpten doğdu. Harp içinde yaşadı. Ateşle, kanla devlet kurdu. Fakat o, sanıldığı gibi sadece bir harp eri değildir. Aynı zamanda çok büyük bir devlet adamıdır. Kendisine has bir devlet politikası vardır. Ve bu politika yüksek bir moral dozuyla beslenmiştir.
Başta Arap, Osmanlı tarihçileri, Demir'den çok kötü bahsederler. Bunlara göre, Demir, âdeta büyük çapta bir serseri, bir katildir. Bir kan dökücüdür.
Ahlaktan nasibi yoktur. İnsaf, merhamet nedir bilmez. Dünyayı ateşe vermiş ve boyuna öldürmüştür. Bütün eseri budur.
Fakat hakikat böyle midir?
Asla!..
Voltaire gibi amansız bir kritik bile, Milletlerin Adet ve Dehaları adlı eserinde Demir'i tarihçi Arabşah'a karşı müdafaa etmiştir.
Demir, tarihini günü gününe yazdırırdı. Ve buna çok ehemmiyet verirdi. Acemin, Tatarın en büyük âlimleri, vakaları oldukları gibi tutarlardı. Demir, kumandanları yanında bulundukları hâlde bu yazılan şeyleri okuturdu. Yazıcıların hakikatten ayrılıp ayrılmadıklarına bakardı. Kendilerinden doğru ve sade yazmalarını, tantanalı üsluba kapılmamalarını isterdi. Bu tutulan günlük vakalar bir araya toplandı. Ve onun ölümünden yirmi yıl sonra, torunu İbrahim Sultan'ın emriyle, Molla Şerafettin Yezdî tarafından Zafernamei Emir Timur Gürgân adıyla bir tarih kitabı hâlini aldı.
Şerafettin, hemen her muharebesinde Demir'in yanında bulundu. Ankara Meydan Muharebesi'nde de beraberdi.
Demir'in bir de, Tüzükât adıyla kendi eseri vardır. Bu, tüzeler demektir; yani, nizamlar. Kitapta, sahibinin devlet prensiplerini görüyoruz. Eserin aslı Çağataycadır. Sonra Farsçaya tercüme edilmiştir. 1776 yılında Fransızca, 1923'te Türkçe olarak bastırılmıştır.
Demir'i en çok ve en yakından ifade eden bu iki esaslı eserdeki görüşler ve yansız "tarafsız" tarihçilerin anlattıkları işleri göz önünde tutarak, Demir'in devlet politikasını anlatmaya çalışacağız.
Zamanımızda hileli, dalavereli, aşağılık, sinsi bir muameleden, bir hareketten bahsedilmek istenildiği vakit, Makyavelce denir. Machiavelli'nin Prens adlı devlet politikası kitabı buna belge gösterilir.
Roma Üniversitesi profesörlerinden Del Vecchio, Hak Filozofisi adlı eserinde, bu klasik anlayışı temellerinden yıktı. Machiavelli'nin Prens'ini yüksek bir morale dayattı.

Aksak Demir, kuvvetli, inanlı bir Müslümandı. Leon Cahun'un Asya Tarihine Giriş adlı eserinden bunu anlamak pek kolaydır. Bu kadar araştırmalara da lüzum yok... Bunu kendi kitabı olan Tüzeler'den de anlayabiliriz.
Demir'in ifadesine göre, putlara tapanlara harp açmak, böylelikle Müslümanlığı yaymak, Müslüman bir devlet reisine ve ordusuna borçtur. Onun Hint'e ve Çin'e açtığı seferlerin sebebi de budur.
Demir, yetmiş yaşında idi. Çin'in fethine hazırlanıyordu. Fakat zabitlerinde, askerlerinde hoşnutsuzluk emareleri sezdi. Önce bunları kandırmak, sonra da arzusunu yerine getirmek yolunu tuttu. Düğünler yaptı. Şehzadeleri evlendirdi. Eğlentiler iki ay sürdü. Bol bol bahşişler, hediyeler verdi. Zabitlerini istediği yerlere götürebileceğini anlayınca, yanına çağırdı. Ve şu yolda seslendi:
"Kahraman arkadaşlar!
"Tanrı'nın bize olan iyiliklerini hepiniz bilirsiniz. Bizi bunca fetihlere, başarılara eriştirdi. Bu, Tanrı iyiliklerinin bir belgesidir. Fakat ne yazık ki, zafer keyfiyle Müslüman kanları da döktük. Bunlar birer cinayettir. Bu büyük günahlardan yıkanmamız gerekir. Çin kâfirlerle doludur. Bunun için de yeni büyük işler başarmamız gerektir. Çin kâfirlerle doludur. Biz orada Allah'ın adını yükselterek günahlarımızın affını elde edebiliriz. Gidip o, putlara tapanların tapınaklarını yıkalım. Bunların yıkıkları üzerine camiler kuralım. Günahlarımızı oralarda yıkayalım. Zira ariğ 'mukaddes' savaş, günahları yıkar götürür."
Bu söylev üzerine zabitlerin hepsi heyecana geldi. Teklifi büyük sevinçle benimsediler.
Demir, gümüş, altın, elmas takımlı bir kır at üstünde ve yanında, 200 000 asker olduğu halde, buzlar üstünde, kar fırtınaları içinde, Semerkand'dan Çin'e doğru yürüdü. (28 Birincikânun [Aralık] 1404.) Otrar'a vardığında zatürreeden öldü.
Molla Şerafettin Yezdî'nin, Demir'in ağzından naklettiği söyleve şöyle bir göz atılır, biraz düşünülürse, görüşümüzün yanlış olmadığı anlaşılır sanırım.
Demir, kuvvetli bir Müslümandı. Harplerini Müslümanlığa dayatırdı. O kadar ki, İslamlık politikası yanında milliyetçilik ikinci, üçüncü plana düşüyordu. Maveraünnehir Türkleri, İslam dinini kabul ettikten sonra milliyetlerini din uğruna feda ettiler; Araplaştılar. Türklüklerini büsbütün unuttular. Maveraünnehir'in 13. asır Türkleri Müslüman olmakla beraber, Rusya ve Kafkasya'daki Kıpçaklar için, onlar da bizim kanımızdan diyorlardı. Lakin 15., 16. asırlarda onların adını işitmek istemediler. Rusya'dakilere Nogay kâfiri ve Kalmuk derlerdi.
Demir'in Tüzeler 'ini, Fransızcaya tercüme eden Langles, eserin başlangıcında böyle diyor; Leon Cahun, Asya Tarihine Giriş adlı kitabının Demir bölümünde bu görüşü ısrarla müdafaa ediyor.
Bu yolda şahit göstermeye bile hacet yoktur. Demir'in kendisi "Hükümet kuvvetimi İslamlığa dayamakladır ki, büyük başarılar elde ettim!" demektedir.
İslamcılık politikası yanında milliyetçilik ikinci, üçüncü plana düşmekle beraber, yine, az çok duygulara hâkimdi. Nitekim Demir, İran seferleri sırasında, bir gün, Tos'a uğradı. Acem şairi Firdevsi'nin kabrini görmek istedi. Devlet erkânıyla oraya gitti. Ve aşağı yukarı şöyle bir hitabede bulundu:
"Ey Firdevsi! Sen Şehname'nde milletinin, Türkler üzerine kazandığı galebelerle övündün. Kalk gör, bugün İran topraklarıyla beraber, mezarın Türk kahramanlarının ayağı altındadır!"
Demir, Tüzelerinde, devlet işleri başına yabancı getirilmemesini ısrarla tavsiye etmektedir. Aksi hareketin devleti temellerinden sarsacağını söylemektedir. İleride bu konuya tekrar ilişeceğiz.
Bana denebilir ki: Demir yalnız putlara tapanlarla, Hıristiyan Ermenilerle değil, fakat bunlar kadar, belki daha fazla Müslümanlarla savaştı. Hatta İslam-Türk devletleriyle boğuştu. Ve bunların felaketlerine sebep oldu.
Mesela, Altınordu devletini yok etti. Ve o gün bugün bu devleti yaşatan Türkler, Moskof boyunduruğundan bir türlü boyunlarını kurtaramadılar. Yıldırım Beyazıd'ı yendi. Osmanlı devletini bir asır geriletti. Bağdat hükümdarı Ahmet Celâyir'i, Karakoyunlular Hanı Kara Yusuf'u yerin dibine geçirdi. Suriye hükümdarı Fereç'i perişan etti. İran'ı çiğneye çiğneye bitirdi.
Demir, bu halleri şu yolla izah eder gibidir:
Savaştığı İslam memleketleri dinde kayıtsız imişler. Hükümdarlarının ahlaksızlığı, valilerinin halk üzerindeki zulümleri dayanılmaz bir hal almış. Bazıları da kendisine kötü kasıtlar hazırlamışlar. Hem devletini müdafaa hem de bunları terbiye etmek lazımmış.
Şurası muhakkak ki, Mısır hükümdarıyla Kara Yusuf ve Ahmet Celâyir, Demir aleyhine ittifak etmişlerdi.
Bundan başka, Kara Yusuf Kabe'ye giden hacıları soyuyormuş. Yıldırım bunu korumakla beraber, kendisinin himayesinde olan topraklara çapullar yapıyormuş. Ahmet Celâyir, aynı zamanda fesatçı imiş, zalim imiş.
Suriye hükümdarı Fereç, elçilerini tahkir ve hapsetmiş. Bu yetmiyormuş gibi, kendisine hakaretle dolu bir de mektup göndermiş.
Bundan başka Şamlılar ahlaksızmış. Muhammed evladına ve Hazreti Ali'ye zulmeden Emevîlere yardım etmişler. İnsan, Muhammed evladına nasıl düşmanlık edebilirmiş?.. Şamlıların o vakitki cinayetlerini Tanrı Demir'in eliyle cezalandırmış.
Demir, girdiği, fethettiği yerlerde İslam ulemasını kılıçtan esirgedi. Şam yangını müstesna olmak üzere, camileri, medreseleri korudu. Buna belli başlı sebep, ulema, dinin direği; medrese, dini besleyen, yükselten bir müessese; cami, Allah'ın evi idi. Bundan başka Seyyid Bereket adında peygamber sülalesinden bir adam, daima Demir'in yanında bulunurdu. Muharebelere girerken önce bunun duası alınırdı.
Demir, Tüzeler'inde diyor ki:
"Din ve kanunlar üzerine kurulmayan bir devlet uzun süremez. Böyle bir devlet çıplaktır. Kendini gören herkese karşı, gözlerini yere diken ve hiçbir kimse yanında hürmet görmeyen, itibarı olmayan adama benzer. Böyle bir devlet, tavansız, kapısız, avlusuz, duvarsız ve her önüne gelene açık bir eve benzer.
Bunun için ben, devletimi İslamlık üzerine kurdum. Hükümetimi idare için kanunlar yaptım. Bu kanunlara hükümdarlığım süresince riayet ettim.
Kalbimde doğan ilk kanun, dini dünyaya yaymak ve Hazreti Muhammed'in şeriatını sağlamlaştırmak oldu. Her köşeye İslamlığı, bu nuru ulaştırdım. Ve bu din, devletimin süsü oldu!"
Peygamber, sülalesinden Zeynüddin Ebubekir, Demir'e yazdığı mektupta:
"İslam dinini, bütün dünyaya yaydığından dolayı, din yayıcı unvanı senin hakkındır.
"Tanrı! Hazreti Muhammed'in dinini yükseltmek isteyenlere yardımcı ol! Müminler kahramanı Demir bilmelidir ki: Dini koruma işinin kendisine emanet edilmesi Allah'ınona bir ihsanıdır. Allah'ın iyiliklerinin artması için Demir de iyi işlerini artırmalıdır" demektedir.
Bu parçaları, Tüzeler'in başlangıcından aldım. Mektup çok uzundur. Peygamberden sonra, Demir'e kadar İslamlığa hizmet etmiş büyük adamlar ve eserleri anlatılmaktadır. Bu sırada kendisine de Müslümanlığın yenileştiricisi, müceddidi unvanı verilmektedir.

Bence, Demir'in İslamlık bakımından güç izah edebileceği bir harbi varsa, o da Yıldırım Beyazıt'la olan Ankara Meydan Muharebesi'dir. Gerçi, Yıldırım, Kara Yusuf u ona vermedi. Fakat şerefini kıskanan bir devlet yoktur ki, kendine sığınan bir hükümdarı, hatta bir ferdi hasmına teslim etsin. Dünyaya kılıç sallayan, bütün bir âlemi kılıcına baş eğdiren bir devlet bu teklifi nasıl kabul edebilirdi? Yıldırım'dan kaçıp giden beyleri Demir, ona geri verir miydi?
Toktamış'ı Altınordu hükümdarına teslim etti mi?..
Nitekim, Hoca Sadeddin'in Tacüttevarih'le anlattığına göre, Yıldırım, Demir'e yazdığı mektupta:
"Topraklarımız kimsesizlerin sığınağıdır. Geri verilmezler. Onlara kılıç çekmezler. Korunurlar" diyor.
Demir'in kendi ifadesine göre de, muharebenin asıl sebebi bu olmuştur!.. Feridun Bey Münşeat'ında. Yıldırım'ın Demir'e "Kudurmuş köpek!" hitabıyla başlayan mektubu, aslı faslı olmayan bir belgedir.
Bir aralık barışır gibi oldular. Yıldırım, bu iş için elçilerini bile göndermişti. Demir, fikrini değiştirdi. Barış konuşmaları yerine elçilere ordusunu gösterdi. Ve Ankara üzerine yürüdü. Buna Mevlâna Teftazani gibi büyük din âlimleri razı değildiler. Hatta askerleri bile, muharebe bittikten, Beyazıt esir düştükten sonra bir müddet gücenik kaldılar.
Bence, Ankara Savaşı'ndan iki taraf da suçludur. Fakat suçun ağır, çok ağır yanı Demir'in omuzlarındadır. Biri Sivas'ı ve Şehzade Ertuğrul'u, öteki de Erzincan'ı vurdu.
Bütün bunlarla beraber, Demir'in günahlarını biraz daha hafifletmek imkânı yok değildir. İslamlık davasını güden hükümdarlar arasında Demirden başkası Müslümanlarla dövüşmedi mi?
Osmanlılardan Birinci Selim İslam devletlerinden başkasına kılıç çekti mi?!
Asla! Ve yalnız Müslüman devletleriyle savaştı.
Biz, Selim bu hareketi İslam birliğini kurmak için yaptı diyoruz. Ve halife padişah unvanıyla ona saygı gösteriyoruz. Güzel... Fakat Demir için de bu bakımdan bir Türk birliği yaratmak istedi ve bunun için Türk-Müslümanlarla dövüştü denemez mi? Nasıl ki Ankara Savaşı'ndan biraz önce, Yıldırım Beyazıt Anadolu beyliklerini silip süpürmüş ve burada Türk birliğine vücut vermişti, Demir bu işi daha geniş çapta başarmış ve bir milli bütünlük yaratmıştı. Ne yazık ki, evlatları adam çıkmadı. Vücut bulan Türk birliği de dağıldı gitti.
Demir haris, Yıldırım mağrurdu. Hırsla gurur karşılaşınca, anlaşmalarına imkân yoktu. Nitekim:
Demir diyor ki:
"Nasıl ki, gökyüzünde bir Tanrı varsa, yeryüzünde de tek bir hükümdar olmalıdır."
Yıldırım buna:
"Tanrı beni, önüme çıkanı yenmek için yarattı" karşılığını veriyordu.
Şu ikinci bölümün analizinden anlaşılıyor ki, haksızlıkları ne olursa olsun, Demir'in politika temellerinden birisi ve belli başlısı İslamlıktır. Belki bunu istilalarına vasıta yapıyordu. Olabilir.
Demir'in mumyalanmış cesedi, vasiyeti icabınca, Semerkand'da İmam Berke için yaptırdığı haşmetli türbeye gömüldü. O, sağlığında:
"Mahşer günü kalkınca Hazreti Muhammed'in torunlarından bu zatın eteklerine yapışırım..." derdi.

I. Giriş
En sonda söyleyeceğimi en başında söyleyerek başlıyorum. Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturma tam bir hukuk cinayetidir. Cumhuriyet gazetesinin şahsında bütün gazetelere ve gazetecilere yönelik bir tehdit ve saldırıdır. Soruşturmanın nasıl ve neden başladığı, zamanlaması, soruşturma sürecinde yapılanlar, ortaya çıkan iddianame ve çoğu tekrar olan binlerce sayfa ek, soruşturmanın asıl savcısı, tanıkları ve bilirkişileri bir araya getirilince ortaya çok net bir fotoğraf çıkıyor:
Bu yargılamanın birbirini tamamlayan iki amacı var. Birincisi, Cumhuriyet gazetesini ele geçirmek ya da susturmak. İkincisi, siyasi iktidarın istemediği haberleri, hoşuna gitmeyecek yazıları yayınlamayı düşünebilecek, aklının ucundan geçirecek gazetelere ve gazetecilere, maruz kalacakları akıbeti göstermek.
“Atatürk'ün adını verdiği, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt, onun değerlerini ve kazanımlarını savunagelmiş, bu ülkenin en eski ve köklü gazetesine bunu yapabilen, bize neler yapmaz ki?” korkusunu yaymak, bu mesajı en açık şekliyle vermek. Vurgulamak isterim ki Cumhuriyet gazetesinin yöneticileri olmaktan kaynaklı uğradığımız ağır haksızlık ve mağduriyetin üzerimde yarattığı en küçük bir pişmanlık ve korku yoktur. Ben asıl bu haksızlığın sorumlularının büyük bir korku yaşadıkları kanısındayım. Bizleri, baskı, tehdit ve hapisle korkutamazlar. Gazetecilik faaliyetini mesleğin etik gereklerine uygun şekilde yerine getirme, olayları çarpıtmadan, nesnel, gerçeğe uygun ve adil olarak kamuoyuna aktarma konusundaki irade, kararlılık ve direncimiz tamdır. Yani Cumhuriyet gazetesi korkmaz, pes etmez ve teslim olmaz. Çünkü illegal yapılarla, terörle, terör örgütleri ile devlet içinde yuvalanmış çetelerle, cemaatlerle işi, ilişkisi, irtibatı, iltisakı olmaz. Bu gazetenin tek faaliyeti meşru ve yasal zeminde yürüttüğü gazeteciliktir.
Bu operasyona maruz kalan, teslim alınmak, direnci kırılmak, pes ettirilmek istenen gazete, öyle sıradan bir gazete değildir. Bu ülkenin en köklü ve kadim gazetesidir, en saygın gazeteleri arasındadır. Bu gazetenin köklerinde, tarihinde ve hatta genlerinde bağımsızlık ve özgürlük tutkusu vardır. Bu değerler ve gazetecilik uğrunda ödenmiş ağır bedeller vardır. Bu tarihin ve mirasın yüklediği sorumluluk nedeniyle bu gazetede çalışanlar gazetecilik değerlerinden ödün vermez, kimseye biat etmez, boyun eğmez, teslim olmazlar. Bu gazetenin halkı bilgilendirme, gerçekleri kamuoyuna aktarma konusundaki ısrarlı tutumu nedeniyle yazarlarının ve çalışanlarının katledildiği, suikast ve cinayetlere, linç girişimlerine, hapisliklere maruz kaldığı, yine de teslim olmadığı bilinir. Bu gazete Cumhuriyet gazetesidir ve bir gazetecilik anıtıdır.
Bugün yaklaşık dokuz aydır hapiste tutulan bizlerin selefi onlarca gazeteci büyüğümüzün, bu gazetenin ve Türk basın tarihinin geçmişinde önemli yerleri olmuştur. Onları nasıl unuturuz? Bu gazete bugün olduğu gibi geçmişte de siyasi iktidarların hışmına, tehdit ve baskılarına, ambargosuna ve zulmüne maruz kalmıştır.O iktidar sahiplerinin, zulmedenlerin hepsi tarih olmuştur. Ama bu gazete halen dimdik ayaktadır. Cumhuriyet gazetesi gibi onurlu ve zengin bir tarihsel mirasın sahibi ve taşıyıcısı olan bir kurumun direncinin kırılabileceğini, korku ve baskıya boyun eğeceğini, gazetecilikten ödün vereceğini düşünenler varsa, yanılıyorlar. Bizlerin pes edeceğimizi düşünenlere diyeceğimiz şudur: Son nefesimizi verinceye kadar gazetecilik mesleğine, mesleğin etik ilkelerine, temsil ettiğimiz kurumun haklı saygınlığına, onurlu geçmişine asla leke sürdürmeyecek, görevimizi tamamlayana dek dik duracak, pes etmeyecek, boyun eğmeyeceğiz.
İddianameye ve iddianamede bize yöneltilen fiillere ve suç isnadına karşı açıklamalara geçmeden önce sürecin başına dair bazı konularda açıklamada bulunacağım. Bu yargılamanın soruşturma evresine dair söylemek istediğim ve önemli gördüğüm şeyler var. Bilindiği gibi yargılamanın birinci aşaması soruşturma, ikincisi kovuşturmadır. Bu iki aşama birbirini tamamlayan birbirinden bağımsız olmayan aşamalardır. Soruşturma aşaması ne kadar sağlıklı ve verimli yürütülürse, iddianamenin mahkemece kabulü ile başlayan kovuşturma aşaması da o denli sağlıklı, hızlı, verimli ve adil bir süreç olarak işleyecektir. Tersi durumda, yani soruşturma süreci içindeki bütün kusurlar ve hatalar, kovuşturma aşamasına da sirayet edecek, o süreci de olumsuz yönde etkileyecektir. Bu yargılamanın soruşturma sürecinde yapılan ve yaşananlara bakıldığında, yargılamanın ne derece akla, mantığa, hakkaniyet ve adalete, hukuka ve vicdana aykırı olduğu açıklıkla görülmektedir.
Soruşturma sürecine dair...
30 numaralı klasörde bir savcılık tutanağı var; adı: RESEN SORUŞTURMA BAŞLATMA TUTANAĞI. Altında Cumhuriyet savcısı Murat İnam ile zabıt katibi Sevgi Karadeniz'in imzaları olan bu tutanağa göre, bugün mahkemenin huzuruna getirilişimize kadar geçen ve yaklaşık dokuz aylık tutukluluğumuza neden olan süreç 18 Ağustos 2016 Perşembe günü başlamış. Tutanakta şunlar yazılı:
“Bazı basın yayın organlarında çıkan köşe yazısı ve haberlerde Cumhuriyet gazetesinin PKK ve FETÖ/PDY terör örgütleri tarafından ele geçirildiği, gazetenin bu örgütlerin menfaatleri doğrultusunda çalıştığından bahsedildiği, 15 Temmuz 2016 tarihinde asker kıyafetli bir grup tarafından hükümeti devirmeye çalışan darbe teşebbüsünün gerçekleştiği, darbe teşebbüsünde bulunan grubun kendisini yurtta sulh konseyi olarak adlandırdığı, Cumhuriyet Gazetesi'nin 13 Temmuz 2016 tarihli nüshasında Aydın Engin köşe yazısında ‘Cihanda sulh peki yurtta ne?’ başlıklı köşe yazısının yayınlandığı, Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin silahlı terör örgütleri PKK ve FETÖ/PDY terör örgütleri ile bağlantıları bulunduğu şüphesi bulunduğu, bu şüphenin soruşturma açmak için yeterli olduğu kanaatine varıldığından resen soruşturmaya başlanmıştır. 18 Ağustos 2016.”
Cumhuriyet Savcısı Murat İnam resen soruşturma açtığı 18 Ağustos 2016 Perşembe günü ilk iş olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu’na (MASAK)talimat yazısı göndermiş. Bu talimat yazısında, 1 Ocak 2013'ten başlayarak Cumhuriyet gazetesini yayımlayan Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ’nin Yönetim kurulu üyeleri (beş kişi), ikinci derece imza yetkilileri (dört kişi), bu dönem içerisinde görev yapmış iki genel yayın yönetmeni (biri aynı zamanda yönetim kurulu üyesiydi)ve yazı işleri müdürü diye bir kişi olmak üzere toplam 11 kişi ile, PKK ve FETÖ/PDY kapsamında haklarında soruşturma yapılan özel ve tüzel kişiler arasındaki mali ilişkileri gösteren bir mali rapor düzenlenmesini istemiş. Bir sonraki soruşturma işlemi olarak ise hafta sonunun ardından ilk gün olan Pazartesi günü 22 Ağustos 2016'da bir tanık ifadesi alınmış. Tanığın adı Cem Küçük. Açılan soruşturma bundan iki gün sonra adli kolluk olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne yazı ile bildirilmiş. Dosyaya göre soruşturma başlar başlamaz alelacele bir tanığın ifadesinin alınması ilgi ve dikkat çekicidir. Savcının adı geçen kişinin tanıklığı ile soruşturmaya başlaması, soruşturmanın ciddiyeti ve kalitesi, sonrası hakkında yeteri kadar fikir vermektedir. Açıklamalarımın ilerleyen bölümlerinde tanık ifadeleri ile ilgili genel bir değerlendirmem olacaktır. Ama şimdiden bu tanığın ifadesinin diğerlerinden şekil olarak farklılığını belirtmek gerekiyordu. Çünkü, soruşturma açılmasının beşinci günü ifadesi alınan bu kişiden sonra, arama, el koyma, yakalama ve gözaltı operasyonlarının yapıldığı 31 Ekim 2016 tarihine kadar başkaca bir tanık dinlenmesine gerek duyulmuyor. Yani Cem Küçük makbul ve doyurucu bir tanık olarak değerlendirilmiş. Tüm beyanları maddi gerçekle ve olgularla açıkça çelişiyor. İşte böyle bir tanıkla başlayan bir soruşturma evresi, bu seviyesizlik, ciddiyetsizlik ve kalitesizlik içerisinde devam ediyor. Nasıl mı? Anlatalım. Ama önce önemli bir duruma işaret etmek istiyorum. Ceza muhakemesinde amaç gerçeğe ulaşmak, gerçeği araştırmaktır. Gerçeği kurguda değil, olguda ararsak ona ulaşmak fırsatımız olabilir. Eğer olgular yerine kişisel yorumları, analizleri, dedikodu ve fikir yürütmeleri, tahminleri veri olarak alırsak gerçeğe ulaşma şansı da olmaz. Bu nedenle tümüyle kurgulanmış bir iddiaya karşı kendi cevaplarımı somut, belgeye ve teyit edilmiş bilgiye, ayniyle vaki olgulara dayandırmaya çalışacağım.
Soruşturmanın savcısı…
Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin şahsında gazeteye yönelik terör soruşturmasını yürüten savcının adı Murat İnam'dır. Gazete yöneticilerinin onun talimatıyla gözaltına alındığının ertesi günü öğrendik ki, savcının kendisi FETÖ’ye üyelik suçlaması başta olmak üzere, çokça terör kapsamında suç işlemiş olmaktan Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde yargılanıyormuş. Hakkında bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet hapis cezasının yanı sıra başkaca suçlardan onlarca yıl hapis cezasına mahkum edilmesi isteniyormuş. Üstelik bu suçları işlediği yönünde hakkında kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeninin mevcut olduğu kanaatiyle adli kontrole tabi tutulmuş.
Düşünebiliyor musunuz, yayın politikasının temelinde laiklik ilkesinin savunulması bulunan kadim bir gazeteye, din temelli bir cemaat örgütlenmesi olarak filizlenen, giderek devletin içine yuvalanmış bir terör örgütüne dönüşmüş FETÖ adına faaliyette bulunma ithamında bulunuluyor. Hem de savcı olarak bu ithamı yapan kişinin kendisi FETÖ üyeliğinden sanık ve kanunlarımızdaki en ağır cezaya muhatap.
Hakimler ve Savcılar Kanununun 8. maddesine göre, bir kişinin hakim ve savcı adayı olmasına engel durumlar arasında, o kişi hakkında terör kapsamındaki suçlardan soruşturma açılması da var. Kovuşturma bile değil, hakkınızda bu suçlardan soruşturma açılması halinde bırakınız hakim ve savcılığı, aday bile olamazsınız. Aynı durum, Avukatlık Kanununun 5. maddesinde avukatlığa engel haller arasında sayılmıştır. Geçtiğimiz ay yayınlanan bir KHK ile silahlı terör örgütleri ile irtibat ya da iltisaklı olmak noterlik stajı yapmaya da arabuluculuk ve bilirkişilik yapmaya da engel hale geldi.
Görüldüğü gibi hakkındaki dava nedeniyle savcı adayı bile olamayacak bir sa

Ben 15/07/2016 günü gerçekleşen askeri darbeyi planlayıp yöneten bir kimse değilim. Bu askeri darbeyi kimin planlayıp yönettiğini bilmem. İstanbul’da olay günü bir arkadaşımın kızının düğünü vardı. Oraya katılmam gerekiyordu. Ben İstanbul’a gidemedim. İzmir’deki noter işlerim dolayısıyla gidemedim.
Ben İzmir’de noter işleri yaptırdığımı ispat edebilirim. İzmir’de saat 11:30 civarında noter işlerim bitti. Sonra saat 13:30 sıralarında Ankara’ya askeri uçakla yanımda Kara Kuvvetleri Komutanı ile birlikte geldim. Doğrudan torunlarımı görmek için Akıncı Üssü’ne gittim. Ben Akıncı Üssü’ndeki lojmanda akşama kadar vakit geçirdim. Akıncı Üssü’nde mutat uçak iniş ve kalkışlar oluyordu. Devamlı hareketlilik olduğu için ben önce bir şey fark etmedim.
Düğün sahibi Mehmet Şanver’i aradım. Tebrik ettim. Bir süre sonra o da beni tekrar geri aradı. Uçakların alçak uçuş yaptığını, ne olduğunu sordu. Televizyonda alt yazı geçtiğini söyledi. Bende bu sırada televizyonda gelişmeleri izliyordum. Hava Kuvvetleri Komutanı da bu düğünde idi. Beni aradı ve uçuşların Ankara’da alçak geçiş yaptığını, bu duruma müdahale et dedi. Bende bunun üzerine üs komutanlığına telefon ettim. Görüştüğüm kişi üs komutanı ve misafir olarak orada bulunan Kubilay Selçuk’tu.
Genelkurmay Başkanının da üste olduğunu söyledi. Bende hemen yanına gittim. Ben yaklaşık 5 dakika içerisinde Genelkurmay Başkanı’nın yanına gittim. Benim oraya gittiğimde hava kararmış ancak saatin kaç olduğunu bilemiyorum. Ben üsse vardım. Bir oda içerisinde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Tümgeneral Kubilay Selçuk ve Tuğgeneral Mehmet Dişli ile birlikte çay içiyordu. Bana ‘Bunlar bu işi yaptılar, bunlarla konuş ikna et’ dedi. Ben onlarla konuşmaya başladım.
Bu sırada İstanbul’da tankların üzerine insanlar çıkmıştı. Üste oda içerisinde televizyon açıktı. Bunları görebiliyordum. Kubilay Selçuk ve Mehmet Dişli’ye darbenin başarılı olamayacağını, demokratik kurumların işlediğini, halkın bu işe tepki gösterdiğini anlatıp ikna etmeye çalıştım. Kendilerine itiraz ettikçe bağırıp çağırdım. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanı da onları ikna etmeye çalıştı. 3-4 kez bunları tekrarladım. Benim onlara emir verme yetkim yoktur. Ancak bir büyük olarak, Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal’ın isteği üzerine onlara telkinde bulunup ikna etmeye çalıştım.
Bu sırada soyadını bilmediğim Ömer isimli bir Amiral de oraya geldi. Benim telkinlerim sonuç verdi. İkna oldular. Yeni uçak üsten havalanmadı. Havadakilerin görevleri devam etti. üsse dönen uçaklar bir daha gönderilmedi. Ben bu ikna sürecinin ne kadar bir zaman sürdüğünü bilemiyorum. Sonunda onlar ikna olunca Genelkurmay Başkanı, Başbakanla görüştü. Bana ‘Sen burada kal, bunları iyice ikna et’ dedi. sonra helikoptere binip Başbakanlığa gitti. Sabah erken saatlerdi fakat saatin kaç olduğunu bilmiyorum. Ben üste bir saat kadar kaldım.
Her şeyden emin olduktan sonra helikopter ile Başbakanlığa gidecektim. Helikoptere bindim ancak bu sırada havada başka uçak ve helikopterler vardı. Bana havadaki uçaklardan ateş açıldı. Üsse geri döndüm. Bir süre sonra üsten helikopterle ayrılmak üzere teşebbüste bulundum. Bacağımdan yaralandım. Beni yaralayan mermilerin uçaklardan ateş sonucu mu yoksa yerdeki birliklerden mi açıldığını bilmiyorum.
Ben üsse geri döndüm. Bu sırada Mehmet Dişli ile irtibat halindeydim. O Genelkurmay Başkanı ile birlikte helikoptere binip Başbakanlığa gitmişti. Kendisi ile cep telefonu üzerinden irtibat halindeydim. Daha sonra Genelkurmay ikinci başkanının üste olduğunu öğrendim. Onun bulunduğu odaya gittim gözleri bağlıydı. Gözlerini açtım. El ve ayakları bağlıydı, çözdüm. Onunla birlikte helikoptere binip üsten uzaklaşmadık çünkü havada uçaklar dolaşıyordu. Uzun süre üste kaldık. Üste başka bir yerde Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal ve diğer generallerin bulunduğunu bu sırada öğrendim.
Önce Abidin Ünal’ı ziyaret ettim. Yaklaşık 10 kadar general üste tutuluyordu. Abidin Ünal’ı koruması için başına 2 nöbetçi koydum. Daha sonra Yaşar Güler’e gidip bunları anlattım. Yaşar Güler, özel kuvvetler komutanı ile görüştü. Onun üsse geldiğini söyedi. Yaklaşık 2-3 saat kadar bekledik. Özel Kuvvetler Komutanının gelmesi gecikti. Çevrede birçok yere bakıp döndüğü için geç kaldı. Ayrıca olay yerine Yaşar Güler askeri savcıları çağırdı.
Askeri Savcılar olay yeri tespitine başladı. Ben üste Fahri Kasırga, Kara Kuvvet Komutanı, Kurmay Başkanı, Emir Subayı ve özel Kalem Müdürünün de orada olduğunu öğrendim. Bu sırada Özel Kuvvetler Komutanı Albay Murat üsse girip Fahri Kasırga ve Kara Kuvvetleri Komutanına kurtardı. Kara Kuvvetleri Komutanını onun çıkarıp çıkarmadığını tam olarak bilemiyorum. Yaşar Güler’i yanıma alıp önce Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal’ın bulunduğu yere gittik. Daha sonra da misafirhanede tutulan Hava Generallerini kurtardık.
Daha sonra Yaşar Güler ile birlikte arkamızda başka bir araçta Abidin Ünal olduğu halde Hava Kuvvetleri Komutanlığına geldik. Biz Abidin Ünal ile birlikte karargahta kaldık. Yaşar Güler evine gitti. Benim hakkımda çeşitli iddialar çıktığı için bu iddiaları yalanlamak için bir basın bildirisi hazırladım ve bunu yayınladım. Daha sonra ben de evime gittim. Beklemeye başladım. Beni gelip alacaklarını düşünüyordum.
Gece saat 01:30 sıralarında Merkez Komutanı beni gözaltına aldı. Daha sonra emniyet ekiplerine teslim edildim. Benim bu darbeye iştirak etmediğime dair Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal, Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler ve orada bulunan diğer havacı generaller tanıktır. Dinlenmelerini isterim. Ayrıca paralel yapıya karşı mücadele eden kişilerden biriyim. Bu konuda da Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel sivil emekli hava pilot yarbay Mehmet yıldırım, emekli astsubay Cahit Demirbüken ve MİT Müsteşarı hakan Fidan dinlenebilir.
Hakan Fidan’a Etimesgut Hava Hastanesi başhekimliğinden gelen listeyi elden verdim. Araştırıp sonucunu bildirmesini söyledim. Ben ordu içindeki paralele yapı ile mücadele etmek için elimden gelen gayreti gösterdim. Benim tecrübelerime göre bu askeri darbeye teşebbüsü paralel yapının gerçekleştirdiğini düşünüyorum ancak bu işi TSK içerisinde kimin organize edip gerçekleştirdiğini kestiremiyorum. Benim bu konuda herhangi bir bilgim yoktur. Beni atama listesinde Genelkurmay 2. Başkanı olarak göstermişler.
Ben gerçekte Genelkurmay 2. Başkanından kıdemliyim. Ben bu yapıya yönelik çok mücadele ettim. Hava Kuvvet Komutanlığım döneminde bu yapıdan olduğu için birçok kişiyi Hava Harp Okullarına almadım. Hatta İzmir Casusluk olayının olmadığını, konunun bir fuhuş konusu olduğu ile ilgili birçok faaliyette bulundum. TSK milletin bir kesitidir. TSK öğrenci seçim aşamaları çok sıkı yapılmaktadır. Buna rağmen yine de sızmalar gerçekleşmektedir. TSK içerisinde ve Hava Kuvvet Komutanlığı içerisinde bu yapıdan kaç kişi olduğunu bilmiyorum.
Askeri darbe girişimi güçsüz bir Türkiye isteyen yabancı misyonların işi olabilir. Pensilvanya’daki kişinin emir verip bu işi yaptırabilecek gücü yoktur. Bu olayda paralel yapı kullanılmış olabilir. Tümgeneral Kubilay Selçuk ve Tuğgeneral Mehmet Dişli ile bu askeri darbeyi neden yapmaya çalıştıkları konusu ayrıntılı konuşmadım. Ne maksatla bunun yapıldığını bilmem. Ben Genelkurmay Başkanı’nı gördüğümde kendisinin boynunda yara izleri vardı. Ben şu an yorgunum, ilerde daha ayrıntılı beyanda bulunabilirim.
Ben bu işin içerisinde yer alan generallerle tek satır konuşmadım. Bu da benim iştirak etmediğimi gösterir.

Bir gün Nasreddin Hoca, dostları ile birlikte kıra pikniğe gitmiş.
Bir dere kenarında gezerlerken, içlerinden biri derin olan dereye yuvarlanıvermiş.
Yüzme de bilmediğinden sulara dalıp dalıp çıkmaya ve boğulma alametleri göstermeye
başlamış. Arkadaşları ellerini uzatarak onu kurtarmak istemişler.
– Ver elini! Ver elini! diye seslenmişler.
Ama deredeki kişi oralı bile olmamış. Neredeyse boğulup gidecekmiş. Birden
Nasreddin Hoca devreye girmiş. Hemen kolunu sıvamış. Derenin kenarına varıp elini
uzatmış.
– Al elimi! diye seslenmiş. Boğulmak üzere olan adam, bu söz üzerine hemen
Hocanın eline sarılmış. Hoca da arkadaşlarının yardımıyla onu rahatça çekerek sudan
çıkarmış.
Herkes bu işe şaşıp kalmış. Nihayet içlerinden biri dayanamayıp:
– Hoca, bu adam niçin hiçbirimizin elini tutmadı da, senin elini tuttu, diye sormuş.
Nasreddin Hoca gülerek şu cevabı vermiş:
– Siz onu benim kadar tanımadığınız için nasıl sesleneceğinizi bilemediniz. O,
cimrinin tekidir. Hayatında hiçbir şey vermeye alışmamıştır. Kendisine: “Ver elini!”
diye seslendiğiniz vakit, aldırış etmemesi o yüzdendir. Buna karşılık ne bulursa almaya
can atar. Ben onun bu huyunu iyi bildiğim için: “Al elimi!” dedim. Gördüğünüz gibi
hemen yapışıverdi.

Hacı Ömer Efendilerin dedeleri varmış burda, cami hocasıymış. Her sabah çeşmede abdest alıp camiye gidermiş, bir gün her günkünden daha erken kalkmış, şafak ağarmadan. Çeşmenin yanına gelmiş bir genç ciğer yıkıyormuş. Hoca bundan huylanmış, hiç görülmedik, genç, güzel bi gelin bu saatte ne arıyor burda diye, hemen yapışmış, kolundan tutmuş sen neysin bi deyver, neydir senin yaptığın demiş. Aman şafak ağaracak bırak beni gideyim, demiş. Sen neysin bi deyver, demiş. Albastı derler bana, yeni doğum yapmış gelinlerin ciğerlerini alıp kaçıyom, onu da burda yıkayıp götürüyom, demiş. Bırakmamış, yakasından iğneyi alıp onun yakasına takmış; kız pısmış. Nolur beni bırak kullar görmesin, beni bırakırsan senin yedi sülalenin yanına, bi parçacık çaputunun olduğu yere gelmem; tek beni bırak insanlar beni görmesin, diye yalvarmış. Sonra bırakmış. Doğum yapan kadınlar gider onlardan küçücük bez parçası alır, kırkı çıkana kadar, kırk gün üstünde taşır. Ocaklar yani, onların bezinin olduğu yere gelmez albastı.

Eteğinde Ortanca Çeşme'nin bulunduğu Albat Dağı'ndan, bir ejderha çıkmış. Bu çeşmeye kimseyi yaklaştırmayarak, insanları susuz bırakmış.
İnsanların çaresizliği karşısında, şehrin beyi eline iki yanı keskin bir kılıç alarak, bu ejderhayı öldürmeye gitmiş. Bey kılıcını iki eliyle ve enine tutmuş. Ejderha burnundan alevler saçarak, derin soluklarla beyi içine çekip yutmuş. Beyin elinde enine tuttuğu, iki tarafı da kesici kılıç, ejderhayı ağzından, kuyruğuna kadar ikiye parçalayıp öldürmüş.
Bey konağına dönünce, bahçesindeki havuzu sütle doldurtup, hemen soyunarak içine girmiş. Havuzdaki süt ejderhanın, beye bulaşan zehiri nedeniyle bir anda kesilip, çökelekleşmiş. Bey, süt kesilmeyene kadar, bu süt banyosunu sürdürerek, ejderhanın zehirinden arınmış.
Kaynakça: Silvan Tevfik Dabakoğlu 
Terzi Babasından

Soruşturma No   : 2009/906  
Esas No              : 2009/
İddianame No     : 2009/

                                                                                              
DAVACI             : K.H.
MAKTÜLLER    :1- Ramazan ELÇİ: Hasan ve Gazal oğlu 22.04.1965 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Hisar nfk.

2- Ramazan UYKUR: Mehmet ve Nirgiz oğlu 02.03.1946 Mehmedi doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Bozalan nfk.
3- Abdullah EFELTİ: Ömer ve Rihan oğlu 01.02.1949 Rihani doğumlu, Şırnak ili Silopi ilçesi Bostancı nfk.
4- İbrahim ADAK: Mehmet ve Cevahir oğlu 01.03.1966 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Dağkapı nfk.
5- Mehmet Gürri ÖZER: Muhsin ve Alya oğlu 02.03.1952 Cizre doğumlu Şırnak ili Cizre ilçesi Kale mahallesi nfk.
6- İbrahim DANIŞ: Mehmet ve Lali oğlu 19.04.1968 Şırnak doğumlu, Şırnak Merkez Alkemer nfk.
7- Abdurrahman AFŞAR: Resul ve Hazar oğlu 01.01.1958 Düdiran doğumlu, Şırnak ili İdil ilçesi Sırtköy nfk.
8- Abdurrahman AKYOL: Süleyman ve Düre oğlu 16.03.1946 Kürün doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Kale nfk.
9- İhsan ARSLAN: Mehmet ve Halim oğlu 01.04.1963 Şırnak doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Dağkapı mahallesi nfk.
10- Beşir BAYAR:  Ahmet ve Fatım oğlu 15.09.1967 Eruh doğumlu, Şırnak ili Güçlükonak ilçesi Özbaşoğlu köyü nfk
11- Abdurrazak BİNZET: Abdulaziz ve Narinç oğlu 01.01.1949 Tayyan doğumlu Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti köy nfk.
12- İzzet PADIR : Salih ve Hanımı oğlu 01.01.1956 Tayyan doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk.
13- Abdullah ÖZDEMİR:  Ömer ve Delali oğlu 01.01.1962 Heym doğumlu Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk.
14- Mustafa AYDIN: Mahmut ve Hanım oğlu 16.12.1959 Tayyan doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk.
15- Süleyman GASYAK: Haci ve Huri oğlu 01.01.1969 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Keççan Hesinan Aşireti nfk.
16- Abdulaziz GASYAK: Mehmet ve Zelih oğlu 01.10.1981 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçsei Keççan Hesinan Aşireti nfk.
17- Ömer CANDORUK: Osman ve Dirri oğlu 01.04.1956 Keççan Ömeran doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Keççan Ömeran Aşireti nfk.
18- Yahya AKMAN: İsa ve Bedri oğlu 13.04.1977 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Keççan Hesinan Aşireti nfk.
19- Abdulhamit DÜDÜK: Abdullatif ve Adle oğlu 01.02.1961 Mardin doğumlu, Mardin ili Merkez Kabala Kayacan nfk.
20- Yabancı uyruklu erkek şahıs: Kimliği belirsiz
MAĞDUR
MÜŞTEKİLER   :1- Kerime ELÇİ: Abdulkerim ve Emine kızı 01.01.1960 Hebler doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Hisar nfk. Halen Nur Mahallesi Aşut sokak no:5 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder. 

2- İsmet UYKUR: Ramazan ve Huri oğlu 21.04.1976 cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Bozalan nfk. Halen Nur Mahallesi Gün sokak No:1 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
3- Mesut EFELTİ: Abdullah ve Besna oğlu 03.02.1979 Silopi doğumlu, Şırnak ili Silopi ilçesi Bostancı nfk. Halen Bostancı köyü Güven mezrası Silopi/Şırnak adresinde ikamet eder.
4- Besna EFELTİ: Abdullah ve Ayşi kızı 01.01.1959 Rihani doğumlu, Şırnak ili Silopi ilçesi Bostancı nfk. Halen Bostancı köyü Güven mezrası Silopi/Şırnak adresinde ikamet eder.
5- Emine ÖZER: Mehmet Zeki ve Hayriye kızı 11.07.1952 Estel doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Kale nfk. Halen Canlı sokak Kale mahallesi No:15/1 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
6- Abdurrahman DANIŞ: Mehmet ve Lali oğlu 01.02.1962 Şırnak doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Dağkapı nfk. Halen Özkan Caddesi Nur Mahallesi no:43/2 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
7- Hazni AFŞAR: Tahir ve Berfi kızı 01.01.1955 İdil doğumlu, Şırnak ili İdil ilçesi Sırtköy nfk. Halen Sur mahallesi Uğun sokak No:10 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
8- Selahattin AFŞAR: Resul ve Hazar oğlu 08.06.1963 İdil doğumlu, Şırnak ili İdil ilçesi Sırtköy nfk. Halen Sur mahallesi Uğun sokak No:7 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
9- Ayşe AKYOL: Süleyman ve Fatma kızı 01.02.1941 Şırnak doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Kale nfk. Nur mahallesi Ersin sokak no:25 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
10- Şevkiye ARSLAN:  Kasım ve Fatma kızı 02.01.1952 Deştalelan doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Dağkapı nfk. Halen Nur mahallesi Meçhul sokak no:11 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
11- Hediye BAŞKAK:  Ali ve Hatun kızı Eruh 1967 doğumlu, Halen Emek mahallesi no:5 Ceyhan/Adresinde ikamet eder.
12- Fatın BAYAR: Hamo ve Türkan kızı 01.07.1925 Eruh doğumlu, Şırnak ili Güçlükonak ilçesi Özbaşoğlu nfk. Halen 312. Sokak Emek Mahallesi No:7/2 Ceyhan/Adana adresinde ikamet eder.
13- Abdulselam BİNZET: Abdulkadir ve Narinç oğlu 01.01.1968 Cizre doğumlu Şırnak ili Cizre ilçesi tayan Keravan Aşireti nfk. Halen Cudi mahallesi Mazbaha sokak no:98 Silopi/Şırnak adresinde ikamet eder.
14- Harun PADIR: İzzet ve Leyla oğlu 10.12.1977 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk. Halen Ziristan mezrası Üçağaç köyü Silopi/Şırnak adresinde ikamet eder.
15- Tahir ÖZDEMİR: ömer ve Delali oğlu 26.06.1970 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk. Halen Halen Üçağaç köyü Ziristen mezrası Silopi/Şırnak adresinde ikamet eder.
16- Sabri GASYAK: Mehmet ve Zelih oğlu 22.09.1975 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Keççan Hesinan Aşireti nfk. Halen Konak mahallesi Şırnak Caddesi no:9 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
17- Hanım CANDORUK: Mehmet Edip ve Hediye oğlu 10.02.1972 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Keççan Ömeran Aşireti nfk. Halen Reyhan sokak no:8  Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
18- İsa AKMAN:  Cangir ve Huru oğlu 01.01.1961 Heym doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Keççan Hesinan Aşireti Köyü nfk. Kanak mahallesi Şırnak Caddesi No:4 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
19- Arafat AYDIN: Mehmet Ali ve Hizni oğlu 15.11.1968 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk. Havuzlu köyü Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
20- Nuri DÜDÜK:Abdullatif ve Adle oğlu 01.01.1951 Kabala doğumlu, Mardin ili Merkez Kabala Kayacan nfk. Halen Valilik karşısı Konak apartmanı kat:3 no:12 Yenişehir/Mardin adresinde ikamet eder.
ŞÜPHELİLER    :1- Cemal TEMİZÖZ: Kemal ve Sevim oğlu 04.09.1958 Çorum doğumlu, Çorum ili Merkez Bahçelievler nfk. Diyarbakır Askeri Cezaevinde TUTUKLU

2- Kamil ATAĞ : Said ve Esmer oğlu 03.02.1952 Heym doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk. Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU
3- Temer ATAĞ: Kamil ve Güli oğlu 01.01.1974 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Tayyan Keravan Aşireti nfk. Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU
4- Adem YAKİN: Hasan ve Ayşe oğlu 15.03.1969 Batman doğumlu, Batman ili Merkez kesmeköprü nfk. Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU
5- Hıdır ALTUĞ: Süleyman ve Azime oğlu 25.10.1968 Çemişgezek doğumlu, Tunceli ili Çemişgezek ilçesi Toratlı nfk. Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU
6- Fırat ALTIN (Abdulhakim GÜVEN): Hüseyin ve Fatma oğlu 01.04.1962 Ankara doğumlu, Ankara ili Çankaya ilçesi Seyranbağları nfk. D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda TUTUKLU
7- Kukel ATAĞ:  Said ve Esmer oğlu 10.11.1964 Cizre doğumlu, Şırnak ili Cizre ilçesi Teyan Keravan Aşireti nfk. Cudi mahallesi Arıcan sokak No:10 Cizre/Şırnak adresinde ikamet eder.
SUÇ                     : CÜRÜM İŞLEMEK İÇİN TEŞEKKÜL OLUŞTURMAK VE BU TEŞEKKÜLE KATILARAK MENSUBU OLMAK, ADAM ÖLDÜRMEYE AZMETTİRMEK, ADAM ÖLDÜRMEK
SUÇ TARİHİ      : 1993 ve sonrası 
TUT.  TARİHİ    : 20.03.2009 (Temer ATAĞ için)

22.03.2009 (Adem YAKİN için)
24.03.2009 (Kamil ATAĞ için)
25.03.2009 (Cemal TEMİZÖZ için)
01.04.2009 (Fırat ALTIN, Hıdır ALTUĞ için)

Soruşturma evrakı incelendi
Söz konusu tanıkların beyanları ile faili meçhul dosyaların birlikte değerlendirildiğinde
Genel değerlendirme
Sonuç ve istem

GENEL DEĞERLENDİRME

Yukarda anlatılan tanık beyanları ile dosyamız kapsamına alınan öldürme olaylarına ilişkin soruşturma dosyalarının değerlendirilmesi ışığında şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün 1993 yılı Haziran ayında Cizre ilçe jandarma komutanlığında bölük komutanı olarak göreve başladığı, göreve başlamasından itibaren Cizre ilçesinde terörle mücadele ediliyor görüntüsü altında korucu, itirafçı ve uzman çavuşlardan oluşan bir grup oluşturduğu,
Söz konusu grubun Şahin-Bedran kod Adem YAKİN, Ferit kod Fırat ALTIN (Abdulhakim GÜVEN), Tayfun kod Hıdır ALTUĞ, Yavuz kod, Selim Hoca kod, Tuna kod ve Cabbar kod isimli kişilerden oluştuğu,
Şahin-Bedran kod şüpheli Adem YAKİN’in yasadışı PKK terör örgütü adına kırsalda silahlı faaliyet yürüttükten sonra 1990 yılının Temmuz ayında güvenlik güçlerine teslim olduğu, yargılanarak örgüt suçundan dolayı aldığı ceza hükmünün 1993 yılında infaz olunduğu, 1993 yılında askerlik görevini ifa için Cizre ilçe jandarma komutanlığına gönderildiği,
Ferit kod şüpheli Fırat ALTIN (Abdulharim GÜVEN) 1988 yılında yasadışı PKK terör örgütüne katılarak 1990 yılında yargılandığı ve o yıllarda kullanılan ifade ile itirafçı olduğu, cezasının Diyarbakır cezaevinde infaz olduğu, 1993 yılında doğduğu ilçe olan Cizre ilçesine gönderildiği,
Tayfun kod şüpheli Hıdır ALTUĞ’un 1980’li yılların sonunda yasadışı PKK terör örgütüne katılarak kırsal alanda faaliyet yürüttüğü, 1990 yılında güvenlik güçleri ile yakalanarak o yıllarda kullanılan ifade ile itirafçı olduğu, cezaevinde 5 yıl kadar infazı yapıldıktan sonra Cizre ilçe jandarma komutanlığına gönderildiği,
Yavuz Kod, Tuna Kod, Cabbar Kod ve Selim Hoca Kod isimli kişilerin anılan tarihlerde Cizre ilçe jandarma komutanlığında görevli uzman çavuşlar oldukları, bu kişilerden Tuna Kod isimli kişinin uzman çavuş Gündür GÜLER olduğunun tespit edilmesine rağmen şahsın trafik kazasından öldüğünün anlaşıldığı, diğer kod isimli kişilerin kimlik bilgilerinin tespit edilemediği,
Soruşturmanın uzamaması ve dosyamızda şüphelilerin tutuklu olması nedeniyle  şüpheliler Yavuz kod, Cabbar kod ve Selim Hoca kod isimli kişilerin soruşturma evrakının dosyamızdan tefrik edilerek C.Başsavcılığımıza ait  2009….. soruşturma numaralı dosya üzerinden devam olunduğu, Tuna kod isimli şüpheli Gündür GÜLER’in 19.02.1995 tarihinde öldüğü alınan nüfus kayıt örneğinden anlaşıldığından hakkında ek takipsizlik kararı verildiği.
Söz konusu grubun süreç içerisinde asli görevinden ayrılarak yasadışı PKK terör örgütüne yardım ettiğini değerlendirdiği, yada özel sebeplerden dolayı gözaltına aldığı kişileri sorgulayarak bir kısmını öldürdükleri,
Şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün göreve başladığı sırada, korucu başı olan Kamil ATAĞ’ı kurduğu ekip içerisinde değerlendirerek Kamil ATAĞ’ın emrinde bulunan bir kısım koruculardan da yararlandığı,
Şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün 1994 yılı yerel seçimlerinde ilkokul diploması şartı aranan belediye başkanlığı için gerekli alt yapıyı oluşturarak Kamil ATAĞ’ın belediye başkanı olması için faaliyet yürüttüğü, 1994 yılı yerel seçimlerinde Kamil ATAĞ’ın belediye başkanı olmasını temin edip tanık anlatımlarına göre belediye başkan adayı olan Salih ŞIK’ı tehdit ederek Kamil ATAĞ’ın belediye başkanlığına itirazını engellemeye çalıştığı,
Şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün bu dönemden başlamak üzere Metin kod adını kullandığının tanıklar tarafından anlatıldığı,
Tanık Mehmet Nuri BİNZET’in beyanında; Cemal TEMİZÖZ’ün 1998 yılanda Diyarbakır ilinde görevli olduğu sırada da yanında Şahin-Bedran kod Adem YAKİN ve Ferit kod Abdulhakim GÜVEN ile birlikte sık sık  Cizre ilçesine geldiği, bu tarihlerde de Metin kod adını kullandığını söylediği,
Şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün emrinde bulunan şüpheliler Şahin-Bedran kod Adem YAKİN, Ferit kod Fırat ALTIN  (Abdulhakim GÜVEN), Tayfun kod Hıdır ALTUĞ, Yavuz kod, Selim Hoca kod, Tuna kod ve Cabbar kod isimli kişileri ve korucu başı şüpheli Kamil ATAĞ ile emrindeki bir kısım korucuları suç işlemek amacıyla kurulmuş bir teşekkül haline dönüştürdüğü,
Emrinde bulunan kod isimleri belirtilen uzman çavuş rütbesindeki kişilere talimatları bizzat kendisinin verdiği, bu kişilerinde kendilerine verilen talimatları  yerine getirdikleri ve gerçekleştirdikleri eylemleri direk şüpheli Cemal TEMİZÖZ’e rapor ettikleri,
Kod isimli uzman çavuşların itirafçı diye isimlendirilen kişiler ile birlikte yukarda anlatılan eylemleri gerçekleştirdikten sonra öldürdükleri kişilere ait kimlik belgelerini eylem akabinde şüpheli Cemal TEMİZÖZ’e teslim ettikleri, böylece şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün vermiş olduğu talimatı yerine getirdiklerini bildirdikleri, yukarda anlatılan bir çok eylemde öldürülen kişilerin üzerlerinden kimlik belgelerinin çıkmamasının da bu hususu doğruladığı,
Kod isimli uzman çavuşların ve itirafçıların bölükte görev yapan diğer rütbeliler ve askerlerden farklı olarak kaleşnikof marka tüfek ve tabanca taşıyıp, eylemleri bu silahları gerçekleştirdikleri, Cizre ilçe merkezinde meydana gelen olaylara ilişkin adli evrak tanzim etme görevinin merkez jandarma karakolunda olmasına rağmen yakalama, gözaltı, savunma ve gözaltından bırakma gibi adli  işlemleri tanıkların sorgu ekibi diye isimlendirdikleri, kod isimli uzman çavuşlar tarafından yerine getirildiği, yukarda anlatılan bir çok öldürme olayında olay yeri tespit tutanaklarında tutanak tanzimi yapan görevlilerin isim ve tanıtıcı sicil bilgilerinin olmayıp, ilçe jandarma komutanlığında görevli şeklinde yazının bulunduğu, bir kısım tutanaklarda ise kod isimlerin yazılı olduğu, 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20.03.2009 tarihinde ilgisi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilen telefon tespit tutanağında;
Bedran-Şahin kod Adem YAKİN’in Abuzer GÜN isimli kişi ile;

 
Şüpheli Adem YAKİN’ın 2009 yılında halen Şahin kod ismini kullanmasının dikkat çekici olduğu, 
Karakol hiyerarşisinde karakola bağlı olarak çalışması gereken kod isimli uzman çavuşların çalıştıkları dönemde karakol komutanının emir ve komutasında olmayıp direk şüpheli Cemal TEMİZÖZ’den talimat aldıkları,
Bu konularla alakalı tanık beyanlarına baktığımızda;
Cizre ilçe merkez jandarma karakolunda 1992-1994 yılları arasında karakol komutanı olarak görev yapan tanık Ahmet ÖZNALBANT’ın Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından alınan 30.04.2009 tarihli beyanında; “Ben 1992 yılı mayıs ayında Cizre ilçe jandarma karakolunda merkez karakol komutanı olarak göreve başladım.
……………
1993 yılı Temmuz ayında ilçe jandarma komutanlığımıza Cemal TEMİZÖZ binbaşımız gelerek göreve başladı. O gelmeden kısa bir süre önce örgüt mensupları iki korucuyu petrol istasyonunda asmışlardı. Hatta ağızlarına da para soktuklarını hatırlıyorum. 
Aydın BACIK binbaşım zamanında ilçe jandarma karakol komutanlığına ait bina ve civarında sivil kıyafetli personel yada başkaları yoktu. Fakat zaman zaman Şırnaktan benim tanımadığım kişiler gelirdi. Onlar bizimle görüşmezdi. Genelde bölük komutanı ile görüşürlerdi. Çünkü istihbari konular olduğu değerlendirilirdi.
Cemal TEMİZÖZ zamanında Abdulhakim isimli Cizreli bir itirafçı gelmişti hatta Hıdır isimli kişide o sıralarda gelmişti. Bu kişiler genellikle komutanız Cemal TEMİZÖZ ile birlikte olurlardı ve onunla görüşürlerdi. Bizimle ancak karşılaşırsak konuşma imkanımız olurdu. Zaten ben Hıdır ve Abdulhakim'i isimleri ile hatırlıyorum. Çünkü Abdulhakim Cizreli eşide Diyarbakırlı idi ve PKK örgütü ile irtibatlarının olup itirafçı olduklarını iyi hatırlarım. bu şahıslar karakolda yatmıyorlardı. Nerede yatıyorlardı ben bilmiyorum. Büyük bir ihtimalle korucuların bölgesinde bir yerlerde kaldıklarını tahmin ediyorum. Ayrıca Adem YAKİN'i ismen tanımıyorum. Ama sivil kişiler vardı ve bu kişiler Cemal TEMİZÖZ ile görüşürlerdi. Ayrıca bu kişiler ile birlikte 6-7 kişi sivil giyimli karakolumuzun sorgu bölümünde çalışır ve ifade alırlardı. Hatta ifadeler 3-4 suret alınırdı. Bir sureti bize verilirdi. Biz onu adliyeye intikal ettirirdik. Bir suretide kendi arşivlerinde saklanır. Bir sureti ise şırnak alaya gönderilirdi. Bu altı yedi kişilik grupta iki üç tane rütbeli yani uzman seviyesinde personel olduğunu biliyorum. Ama ben isimlerini bilmiyorum. Ayrıca Silopiden de sivil bu şekilde gelenler olurdu. Onlar bizimle irtibata geçmez genellikle sorgu ekibi ile konuşurlardı. 
Ben Yavuz isimli bir uzman çavuşu hatırlıyorum ama ben bu şahsın açık kimlik bilgisini bilmiyorum, bilmemde söz konusu değil çünkü biz arada görüşürdük. Ayrıca Selim Hoca yada Cabbar kod isimli kişileri hatırlamıyorum. Fakat Tuna isimli birisinin trafik kazasında öldüğünü duymuştum.
Benim çalıştığım dönemde ciddi miktarda faili meçhul olaylar oluyordu. Çünkü bölge karışıktı. Burada bölgesel aşiretler arası problemlerde yaşanıyordu. Mesela Tayyen kerevan aşireti ile Şık aşireti arasında problemler vardı. Tayyen kerevan aşireti o günün şartlarında daha devletçi bir aşiretti ve içlerinden bir kısmına yasal mevzuaata göre silah ve teçhizat verilmişti. Bu aşiretin temsilcisi olan Kamil ATAĞ'da öne çıkan ve sık sık komutanımızla görüşen birlikte olan bir kişiydi. 1994 yerel seçimlerinde de zannediyorum bu nedenle Kamil ATAĞ desteklendi. Hatta o dönem ben bu şahsın diplomasının olmadığını duymuştum. Fakat buna rağmen nasıl belediye başkanı oldu bilemem.
Ben Salih ŞIK isimli kişiyi ise tanımam.
Ramazan ELÇİ isimli kişinin bana gösterdiğiniz teşhis tutanağında olan fotoğrafını görünce söz konusu Seyrantepe tesislerine o tarihlerde savcımız ile beraber gittiğimi hatırlıyorum. Ama soruşturmayı polis yapmıştır. Çünkü karayollarındaki sosyal tesislerin mıntıkası polise aittir.
Ben her ne kadar 1994 yılı Temmuz ayına kadar merkez jandarma karakol komutanı olarak görev yapmışsamda bu döneme kadar genellikle ben ve ekibim resmi kıyafetimizle çalışır. Resmi kıyafetimizle yol devriyesi yada diğer güvenlikli alakalı görevleri ifa ederdik. Adli evrakların tamamını sorgu diye belirttiğimiz 6-7 kişilik itirafçı ve rütbelilerden oluşan grup yapardı. Onlar evrakı oluşturarak savunmaları ve yazıları yazıp ilçe jandarma komutanımızın imzası ile adliyeye intikal ettirirlerdi. Ayrıca gözaltı işlemlerinide yine bu

SONUÇ VE İSTEM

Şüphelilerin üzerlerine atılı bulunan suçlardan dolayı ayrı ayrı değerlendirilmesinde;

Şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Teşekkül Meydana Getirmek, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle  Ramazan ELÇİ, Abdullah EFELTİ, İbrahim ADAK, Mehmet Gürri ÖZER, İbrahim DANIŞ, Yabancı uyruklu (arap) bir erkek şahıs, Abdurrahman AFŞAR, İzzet PADIR, Abdullah ÖZDEMİR, Mustafa AYDIN, Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u  öldürmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Teşekkül Meydana Getirmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3-4,40 maddeleri uyarınca,
2.            Şüphelinin oluşturduğu, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle maktüller Ramazan ELÇİ, Abdullah EFELTİ, İbrahim DANIŞ, Yabancı uyruklu (arap) bir erkek şahıs, Abdurrahman AFŞAR, Mustafa AYDIN’ı  öldürtmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 64/2, 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca maktül ve EYLEM SAYISI OLAN 6 (ALTI) DEFA,
3.            Şüphelinin oluşturduğu, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle maktüller İbrahim ADAK, Mehmet Gürri ÖZER, İzzet PADIR, Abdulah ÖZDEMİR, Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u öldürtmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 64/2, 450/4-5, 40,31, 33 maddeleri uyarınca EYLEM SAYISI OLAN 3 (ÜÇ) DEFA,

Şüpheli Kamil ATAĞ’ın yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak,  Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle Ramazan UYKUR, Abdurrahman AKYOL, İhsan ARSLAN, Beşir BAYAR, Abdurrezak BİNZET, İzzet PADIR, Abdullah ÖZDEMİR’i öldürtmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3,40 maddeleri uyarınca,
2.             Şüphelinin oluşturduğu, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle maktüller Ramazan UYKUR, Abdurrahman AKYOL, İhsan ARSLAN, Beşir BAYAR, Abdurrezak BİNZET’ı  öldürtmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 64/2, 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca maktül ve EYLEM SAYISI OLAN 5 (BEŞ) DEFA,
3.            Şüphelinin oluşturduğu, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle maktüller İzzet PADIR ve Abdulah ÖZDEMİR’i  öldürtmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 64/2, 450/4-5, 40,31, 33 maddeleri uyarınca,

Şüpheli Temer ATAĞ’ın yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak Maktüller  Ramazan UYKUR ve  Abdurrahman AKYOL’u Kasten Öldürmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3,40 maddeleri uyarınca,
2.            Şüphelinin Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak maktüller Ramazan UYKUR ve Abdurrahman AKYOL Kasten Öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca maktül ve EYLEM SAYISI OLAN 2 (İKİ) DEFA,

Şüpheli Adem YAKİN’in yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak Maktüller Abdulhamit DÜDÜK, İhsan ARSLAN, Mustafa AYDIN, Yabancı uyruklu (arap) bir erkek şahıs, Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u Kasten Öldürmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3,40 maddeleri uyarınca,
2.            Şüphelinin Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak maktüller Abdulhamit DÜDÜK,  İhsan ARSLAN, Mustafa AYDIN, Yabancı uyruklu (arap) bir erkek şahıs, Kasten Öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca maktül ve EYLEM SAYISI OLAN 4 (DÖRT) DEFA,
3.            Şüphelinin oluşturduğu, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle maktüller Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 64/2, 450/4-5, 40,31, 33 maddeleri uyarınca 

Şüpheli Hıdır ALTUĞ’un yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak Maktüller İbrahim ADAK, Mehmet Gürri ÖZER, Mustafa AYDIN, Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u  Kasten Öldürmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3,40 maddeleri uyarınca,
2.            Şüphelinin Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak maktüller Mustafa AYDIN Kasten Öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca,
3.             Şüphelinin Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak maktüller İbrahim ADAK, Mehmet Gürri ÖZER, Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u Kasten Öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 450/4-5, 40,31, 33 maddeleri uyarınca EYLEM SAYISI OLAN 2 (İKİ) DEFA, 

Şüpheli Fırat ALTIN’ın  (Abdülhakim GÜVEN) yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak Maktüller Abdulhamit DÜDÜK, Mustafa AYDIN, Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u  Kasten Öldürmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3,40 maddeleri uyarınca,
2.             Şüphelinin Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak maktüller Abdulhamit DÜDÜK ve Mustafa AYDIN’ı  Kasten Öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca  EYLEM SAYISI OLAN İKİ DEFA,
3.             Şüphelinin oluşturduğu, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkül Mensuplarını Azmettirmek suretiyle maktüller Süleyman GASYAK, Abdulaziz GASYAK, Yahya AKMAN, Ömer CANDORUK’u öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 64/2, 450/4-5, 40,31, 33 maddeleri uyarınca

Şüpheli Kukel ATAĞ’ın yukarda detayları anlatıldığı şekilde Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak Ramazan UYKUR’u  Kasten Öldürmek suçlarını işlediği aşağıda dökümü yapılan delillerden anlaşılmakla,
1.            Şüphelinin Cürüm İşlemek için Oluşturulan  Teşekküle Katılarak Mensubu Olmak, suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313/2-3,40 maddeleri uyarınca,
2.            Şüphelinin Suç İşlemek İçin Oluşturulan Teşekkülün Mensubu Olarak maktüller Ramazan UYKUR’u Kasten Öldürmek suçundan dolayı eylemine uyan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 450/4, 40,31, 33 maddeleri uyarınca ,
Şüphelilerin üzerlerine atılı bulunan suçlardan dolayı CMK 250, 251 maddeleri gereğince yetkili ve görevli olan mahkemenizce yargılanmalarının yapılarak şüphelilerin yukarda kendi bölümlerinde belirtildiği şekilde AYRI AYRI CEZALANDIRILMALARINA karar verilmesi,
Şüpheli Kukel ATAĞ’ın üzerine atılı suçun hukuk ve mahiyeti mevcut delil durumu ve öngördüğü cezanın alt sınırı nazara alınarak tensip ile birlikte tutuklanması için yakalama kararı çıkartılması, 
Tutuklu şüphelilerin tutukluluk sürelerinin 15.07.2009 tarihi itibariyle değerlendirilmesi,  kamu adına TALEP ve İDDİA olunur. 

                                                                  
                                                                                   
                                                                                
DELİLLER

- Otopsi raporları
- Olay tutanakları
- Ekspertiz raporları
- Mağdur Müşteki ifadeleri
- Tanık ifadeleri
- Gizli tanık ifadeleri
- Telefon tapesi
- Adli emanette bulunan mermi kovanları çekirdekleri
- Cizre adli emanetinde bulunan maktül Ömer CANDORUK’a ait ehliyet
- ATK raporları
- Doktor raporları
- Keşif tutanakları ve bilirkişi raporları
- ….l öldürülmesi ile alakalı Cumhuriyet Başsavcılığımızın ….. numaralı dosyası yada Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının. ….. dosyası
- Şüpheli savunmaları
- Nüfus ve sabıka kayıtları

SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ

Mersin ilinde işlediği hürriyeti tahdit suçundan dolayı Midyat M Tipi Cezaevinde hükümlü olan Mehmet Nuri BİNZET’in Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına, Cezaevine girmeden önce yaşadığı Cizre ilçesinde 1990 yıllarda şahit olduğu bir kısım suç teşkil eden konuları tanık olarak anlatacağını söylediği,
Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan Mehmet Nuri BİNZET’in 27.01.2009 ve 30.01.2009 tarihli beyanlarında;
Cizre ilçesinde 2 dönem belediye başkanlığı yapıp halen korucu başı olan Kamil ATAĞ’ın kendisinin ağabeyi olduğunu, kendisinin ağabeyi Kamil’in yardımları ile 1993 yılından itibaren Geçici Köy Korucusu olarak Cizre ilçesinde göreve başladığını, ağabeyleri Kamil ve Kukel’e ait Cizre ilçesi Cudi mahallesinde bulunan evlerin alt katlarında nezarethane olarak kullanılan odaların bulunduğunu, bu yıllarda buraya yasadışı PKK terör örgütüne yardım ettiği düşünülen kişilerin alınarak sorgulandığını, kendisinin de bir çok defa bu sorgulara katıldığını, sorgu sırasında kişilere fiziki şiddet uygulandığını,  ağabeyi Kamil ATAĞ’ın Cizre ilçe jandarma bölük komutanı olan şüpheli Cemal TEMİZÖZ ile çok yakın ilişki içerisinde olduğunu, sürekli birlikte hareket ettiklerini, şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün ağabeyine yardım ederek 1994 yılında belediye başkanı olmasını sağladığını, 1993 yılı aralık ayında babasının evleri içerisinde yasadışı PKK terör örgütü mensuplarının roketli saldırısı neticesi ölmesinden sonra mahallede ve bölgede ağabeyi Kamil’in daha sert hareket edip mahallede kontrollerini arttırdığını,
Bu dönemde Cizre ilçe jandarma komutanı olan binbaşı Cemal TEMİZÖZ’ün emri ile ağabeyi şüpheli  Kamil ATAĞ’ın İskan ARSLAN, Nadir NEYCİ gibi kişileri gözaltı yaparak evinde bulunan nezarethaneye götürdüğünü, burada bu kişilerin sorgulandığını, bilahare infaz edildiklerini detaylı şekilde anlattığı,
1993-1995 yıllarında ilçe jandarma bölük komutanı olan şüpheli Cemal TEMİZÖZ ile ağabeyi  şüpheli Kamil ATAĞ’ın aşağıda detayları yazılacak kişilerin infazı hususunda kararlar alarak uygulattıklarını, infaz işlerinin koruculardan bir kısım kişiler ile ilçe jandarmada bulunan Yavuz, Selim Hoca, Tunay, Ferit, Tayfun ve Bedran kod isimli kişilerin gerçekleştirdiğini ifade ederek benzer detaylı anlatımlarda bulunduğu,
Söz konusu beyanların Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığımıza görevsizlik kararıyla gönderilmesi üzerine Mehmet Nuri BİNZET’in tanık olarak detaylı beyanının tespit edildiği, 
Tanık Mehmet Nuri BİNZET’in 13.03.2009 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığımızdaki  beyanında;
“Ben Cizre ilçesinde doğduktan sonra bölgesel şartlar nedeniyle babam kendi üzerine kayıt ettirmemiş babamın amca çocukları olan Abdulhamit BİNZET beni kendi üzerine kayıt ettirmiş, benim gerçek babam Sait ATAK’dır o yüzden olayları anlatırken yanlış anlamayı gidermek istiyorum, nüfus kaydım halen bu yanlışlıkla devam etmektedir. 
1993 yılında resmi olarak 12 yaşında iken ağabeyim Kamil ATAK kendisi GKK olduğu için beni de resmi olarak Cizre jandarma komutanlığı kanalıyla kayıt ettirmiş bende 1993 yılının kasım ayından itibaren GKK olarak resmen maaş almaya başladım. O tarih de maaşlarımızı Ziraat bankasından alıyordur. Bu sebeple Cizre ziraat bankası şubesine benim adıma bir hesap açtırıldı. Korucu başları bizim hesaplarımızdan paraları toplu olarak alıp bizlere dağıtıyorlardı.
Benim öz ağabeyim olan Kamil ATAK 1985’li yıllarda kaçak durumdaydı çünkü benim duyduğum 2 suçtan dolayı aranıyordu. Bildiğim kadarıyla bu suçlardan bir  tanesi Suriye’den aldığı para karşılığı Cizre Silopi arasındaki petrol boru hattını yani BOTAŞ’a ait boru hattını patlatmaktı. Bir tanesi de Van ilinde bir kişiyi öldürmekti. Bu nedenle bu yıllarda hep kırsalda gezinirdi. Köye iner yeniden kırsala çıkardı. Benim başka bir ağabeyim olan Rauf ATAK 1986 Ya da 1987 yıllarında Cizre  ve Silopi kırsalında PKK adına faaliyet yürüten Abdulhamit MONGAN ve oğlu Reşat MONGAN’ın da aralarında bulunduğu 7 adet örgüt üyesini öldürmüşlerdi. Daha sonra ağabeyim bu husus da TRT de açıklama yapınca PKK örgütü bizim ailemize düşman oldu.
1987 yılında ağabeyim Kamil ATAK Silopi bölgesinde görev yapan Cem ERSEVER isimli jandarma görevlisi ile bir araya gelmiş ve Cem ERSEVER ağabeyimi ve aile büyüklerimi toplayarak siz korucu olun PKK’nın bölgede faaliyetleri çok onlarla mücadele edin demiş bunun üzerine Kamil ağabeyim ve ailedeki bir çok kişi GKK olup terörle mücadele konusunda devlette görev yapmaya başladılar. Aynı dönemde ağabeyim Kukel, Rauf, Mahmut, Ahmet, Abdullah, Musa, Ebubekir ve amcalarım Abdulhamit, Berces, Abdulkerim, Adil de olduğu halde amca çocuklarım olan  Lezgin POLAT, Nadir POLAT, Abdül POLAT, Ali POLAT, Havi POLAT v.b isimli kişilerde GKK oldular. Bu süreçten sonra hepsi Cizre merkez ve civarında özellikle Üçağaç köyü kırsalında görevlerine başlamışlar. 
Bizim aşiretimizin adı Tayankerevan aşiretidir. Bizim ailenin GKK olmasından dolayı bu aşiretten biraz dışlandık. Bundan dolayı bizim tek çaremiz bölgede terörle mücadele eden askerlerle bir arada olmaktı. Bundan dolayı yakın ilişkilerimiz oluştu. 
Bizim aşiret daha ziyade hayvancılık ile uğraştığı ve yaylalarının Hakkari civarına kadar devam ettiği için 1988 yılında bahsettiğim bir çok aile yakınım ve aşiret üyesi GKK olarak silahlanım hayvancılık amacıyla yaylalara gittiler, fakat bu dönemde kırsalda çok miktarda örgüt üyesi olduğu için problemler oluştur. Fakat ATRENK denilen yaylada PKK adına faaliyet yürüten Hogir  kod ve Doktor Baran kod isimli örgüt üyeleri bu alandaki mezralarda yaşayan aşiret üyesi olan kişilere silahlı baskın yaptılar. Mahmut AYDIN isimli aşiret üyesi ile ailesine ait 450 adet küçük baş hayvanını katlettiler. Bu olaylar 1988 yılında yaşandı ayrıca iki tane çobanını öldürdüler. Bu dönemde bir çok başka örgütsel tehditler olmaya başladı. Bunun üzerine 1988 yılının son baharında aşiret Cizre ilçesine ve civarındaki Çalyan köyünün  Serap bölgesine yerleştiler, bu sırada ben Pınarönü köyünde öğrenci idim, duyduğuma göre aşiret o günlerde toplanıp bu örgütsel tehditlerden dolayı Kamil ağabeyimin kırsalda faaliyet yürüten örgüt mensupları ile anlaşması için karar almış, ağabeyim Kamil ATAK yanına  silahlı 5 kişi alarak Hogir ile görüşmek için kırsala gitmiş, onlara giderken biraz para ile 5 tanede kaleşnikof silah götürmüşler, düşümüye vadisinde Hogir kod isimli örgüt mensubunun bulunduğu kırsal gurubu ile kampta görüşüp silah ve parayı vermişler, ağabeyim Kamil ATAK’ın yanında giden kişiler Abdulhamit BİNZET, İbrahim NERGİZ, Ömer PAGEH, Lezgin POLAT’dır. Ben bu konuları bu hususların tamamı babam Sait ATAK’a bizzat yaşayan kişiler rapor  şeklinde anlatırken bende babamın yanında olduğum için duydum. Bu nedenle detaylı olarak anlatabiliyorum. 
Ağabeyim Kamil ATAK 5 kişi ile beraber söz konusu kampta 5-6 gün kalmışlar, bu dönem Hogir Kod Abdullah ÖCALAN’ ile sürekli temas kurarak aşiretle anlaşma yapılıp yapılmayacağını öğrenerek ağabeyim ile anlaşma yapmışlar, anlaşmaya göre ağabeyim Kamil dışındaki yukarda bahsettim 4 kişi yeniden döneceklermiş,  onların yerine ağabeylerim Rauf, Kukel ve Mahmut’un kampa gidecekmiş, bunlarla da görüşülüp  böylece anlaşmaya varılacakmış, ağabeyim Kamil kardeşlerimi ancak ben getirebilirim diyerek dönmüş, dönüş sırasında örgüt ile bağlantıyı sağlayan kişi ağabeyim Kamil’e bundan sonra ben sorumluluk almam dördünüzü de öldürebilirler demesi üzerine bizimkiler bir daha gitmemişler.  Bu olaydan kısa bir süre sonra yani 1989 yılının başlarında Çağlayan köyüne PKK örgütü tarafından baskın yapıldı ve korucu olan Tellibeginoğullarından Mehmet ve Kadri isimlerini hatırladığım 4 tane kardeşin başını keserek katletmişler,
Bu dönemde kırsal alanda barınamayacağımızı anladığımız için ailece Cizre merkeze yerleştik ve ağabeyim Kamil ailedeki diğer GKK’lar ile beraber Cudi mahallesinde nöbet tutmaya ve güvenliği sağlamaya başladılar. Bu dönemde 1993 yılına kadar PKK ile bir anlaşma yapılıp ne onlar bize karıştı, nede bizler onlara zarar verdik şeklinde bir gizli anlaşma yapıldı. Yine bu hususların hepsini ben babam Sait’in yanında duyduğum ve bizzat yaşadığım olaylardan biliyorum. 1993 yılının Mart ayında Resul isimli bir PKK örgüt üyesi Çelebi SOLMAZ isimli aşiretimiz mensubu GKK tarafından yakalanarak jandarmaya teslim edildi, bundan sonra bizim PKK örgütü ile anlaşmamız bozuldu,
1993 yılının aralık ayının 13’ünde evimize roketli saldırı yapıldı, babam ve ağabeyim Musa şehit oldular, bu dönemde ben de GKK idim ve PKK ile daha sert şekilde mücadele etmeye başladık. 
Babamın şehit edilmesinden bir  gün sonra Hasan KUNDAKÇI paşa bizim evimize geldi, tüm aileyi topladılar, yani ben ağabeyim Kamil ATAK, ağabeyim Kukel ve diğer ağabeylerim ile bir kısım amcalarımın olduğu toplantı yapıldı. Bu toplantı kamil ağabeyimin evinde yapıldı. Hasan paşa ağabeyimden ne istediğini sorması üzerine ağabeyim Kamil bana Cizre ilçesinde arama yetkesi ver dedi. Hasan paşada askerle beraber bu işi yapabilirsin dedi. Bundan sonra biz şehir merkezinde yani Cizre şehir merkezinde daha rahat olmaya başladık. Şehir merkezinde arama, kimlik sorma ve gözaltı yapmaya başladık. Yanımızda asker olmadan dahi bu işlemleri yapabiliyorduk.
1992 yılında Cizre’nin yakınında bulunan Kuştepe isimli köyde bu köyde oturan Yusuf TANRIVERDİ isimli kişi  Hizbullah örgütü adına faaliyet yürütüyordu. PKK örgütü tarafından bu kişinin öldürülmesi üzerine şehir merkezinde bulunan Hizbullah adına faaliyet yürüten Ahmet, Yusuf, Mahmut, Ömer isimli kardeşler sorumluları olan Şeyh   Zeki ATAK ile beraber Kuştepe köyüne gidip yerleştiler zaten bu dönemde Şeyh Zeki ATAK’ da Cizre şehir merkezinde örgüt tarafından vurularak öldürüldü, onun yerine sorumlu olarak Ahmet isimli kardeş geçti.
1993 yılının aralık soyundan itibaren yani yukarda bahsettiğim görüşme sonrasında Cizre ilçesinde evlerin alt kısımlarında sığınak diye isimlendirdiğimiz yerler yapmaya başladık. Buralara gözaltına aldığımız kişileri getiriyorduk. Bu şekilde benim bildiğim ağabeyim Kamil ATAK’ın Cudi mahallesinde bulunan ik

SÖZ KONUSU TANIKLARIN BEYANLARI İLE FAİLİ MEÇHUL DOSYALARIN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE;

A-          OLAY: Cizre ilçesi Bozalan köyü hudutlarında Cizre-Silopi karayolu üzerinde bulunan Şahintepe tesisleri olarak bilinen terk edilmiş benzin istasyonunda 14 Şubat 1994 günü saat 15:00 sıralarında bir erkek cesedinin bulunduğu, Cizre ilçe jandarma komutanlığı tarafından tanzim olunan aynı tarihli  olay yeri tespit tutanağında, cesedin 1.75 boylarında 75 kg. ağırlığında 25-30 yaşlarında  bir erkek şahıs olduğu, olay yerinde 3 adet 9 mm çapında boş kovan ve mermi çekirdeğinin tespit edildiği, suçu işleyen kişi yada kişilerle alakalı herhangi bir delilin elde edilemediği, cesedin gözlerinin bağlı olduğu ve maktülün üzerinden kimliğini tanıtıcı herhangi bir belgenin çıkmadığı,  hususlarının tespit edildiği, 
Söz konusu  cesedin olay yeri fotoğraflarının çekildiği, olay yeri fotoğrafına göre cesedin üzerinden kahverengi kareli gömlek olduğunun görüldüğü,
Ceset üzerinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1994/100 hazırlık numaralı dosya kapsamında yapılan ölü muayene ve otopsi zaptında; jandarma olay yeri tespit tutanağındaki fiziki hususlar tespit edilmek suretiyle, “sol göz dış kenarında 1 cm çaplı belirgin tatoaj izleri bulunmayan mermi giriş deliğinin bulunduğu, bunun sağ kulak arkasında 1,5 cm çıkış deliği yaratarak sağ temporal bölgedeki kemiği kırarak kafa tasını terk ettiği, yüzde burundan akan kan lekelerinin bulunduğu, ayrıca sağ el orta parmakta 1x2 cm aralığında künt cisim yara izinin bulunduğu, başkaca herhangi bir ateşli silah ve kesici delici  alet yarasının bulunmadığı” hususlarının tespit edilerek şahsın ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin doku harabiyeti neticesi öldüğünün teyit edildiği,
Olay yerinden elde edilen mermi çekirdekleri ve kovanları üzerinde Diyarbakır Kriminal polis laboratuarı tarafından tanzim edilen 07.04.2004 tarihli ekspertiz raporunda 9 mm çapında parabellum tipi 3 adet kovanının çap ve tipine uygun TEK BİR SİLAH İLE ATILDIKLARININ tespit edildiği,
Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından Diyarbakır Polis Kriminal Laboratuvarına yazılan 28.05.2009 tarihli yazı gereğince tanzim olunan 2009/1814 numaralı balistik raporuna göre; Olay yerinde bulunan üç adet parabellum tipi kovanın çap ve tipine uygun tek bir ateşli silah ile atıldıklarının tespit edildiği,
Dosya kapsamında herhangi bir delil olmamasına rağmen ilçe jandarma bölük komutanı Cemal TEMİZÖZ yerine imzalanan Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılan yazıda söz konusu eylemin PKK terör örgütü mensuplarınca iç hesaplaşma neticesi meydana geldiği hususunun belirtilip olay tespit tutanağını tanzim eden kişinin imzası ile söz konusu yazıdaki imzanın aynı olduğunun görüldüğü, 
Dosyada maktülün kimlik tespiti hususunda hiçbir çalışma yapılmadan belediyeye devredilerek defninin sağlandığı,
Dosyanın görevsizlik kararı ile 04.07.1994 tarihinde DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,
DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada;
Dosya kapsamında 08.06.2005 tarihinde  beyanı alınan mağdur Kerime ELÇİ’nin; Eşi Ramazan ELÇİ’nin ölümünden önce kardeşi ile birlikte işlettiği bakkal dükkanında sivil görevlileri alıp götürdüklerini, yaklaşık 4 gün sonra kaynı olan Nurettin’in kendisine gelerek eşi Ramazan’ın Cizre-Silopi karayolu üzerinde terk edilmiş tesiste cesedinin bulunduğunu ve Cizre mezarlığına gömüldüğünü söylediğini, kendisinin de bu tarihten sonra söz konusu mezarı zaman zaman ziyaret ettiğini,  ifade ettiği. 
Aynı tarihli Nurettin ELÇİ’nin beyanında: Ağabeyi olan Ramazan’ın kendisi ile 1994 yılında Cizre ilçesinde bakkal dükkanı işlettiğini, dükkanlarına gelen 2 sivil kişinin ellerinde tabanca olduğu halde 21 plakalı binek tipi beyaz Renault marka bir araçla Ramazan’a siz bizimle geleceksiniz dediklerini, gelen iki kişinin ağabeyi Ramazan’ı sözü edilen araca bindirerek götürdüklerini, 4-5 gün sonra ağabeyinin adliyeden serbest bırakılacağını düşündüğü için adliye önünde beklediğini, fakat civardaki konuşmalardan bir kişinin ölü olarak Cizre Devlet Hastanesine getirildiğini duyduğunu, hastaneye gittiğini, cesedin mezarlıkta defni sırasında baş kısmına baktığında ağabeyi Ramazan ELÇİ olduğunu teşhis ettiğini, cesedi gömen kişilerin belediyede çalışan Abdullah ELÇİOĞLU ile başka görevliler olduğunu söylediği,
Aynı dosya kapsamında tanık olarak beyanları tespit edilen Ömer ELÇİ, Abdullah GÖK, Halit ONAÇ’ın 05.08.2005 tarihli benzer beyanlarında: Yafez caddesinde bakkal dükkanı işleten Ramazan ve Nurettin kardeşlerin 1994 yılının ikinci ayında dükkanda bulunduğu bir sırada beyaz renkli 21 plakalı bir araçtan gelen iki kişinin Ramazan’ı dükkandan alıp götürdüklerini söyledikleri,  
Aynı dosya kapsamında tanık olarak beyanı tespit edilen Mehmet GEÇİM’in 10.08.2005 tarihli beyanında : 1994 yılında Cizre belediyesinde zabıta olarak görev yaparken Abdullah ELÇİTURUNU’nun ve 2-3 kişi ile beraber mezarlıkta bir cesedi gömdükleri sırada bir kişinin gelip elindeki belge ile gömülen kişinin yüz kısmına bakarak oy kardeşim diye bağırdığını ve oradan uzaklaştığını, kendisinin de gömülen şahsın bakkallık yapan Ramazan ELÇİ olduğunu tespit ettiğini söylediği, 
Aynı dosya kapsamında tanık olarak beyanı tespit edilen Abdullah ELÇİTURUNU’nun 05.08.2005 tarihli beyanında: 1994 yılında Cizre belediyesinde işçi olduğunu Ramazan ELÇİ’nin cesedini kamyon üzerinde morgdan alarak Cizre şehir mezarlığına arakadaşları ile götürdüğünü, köylüsü olduğu için Ramazan ELÇİ’yi teşhis ettiğini, defin sırasında Ramazan’ın kardeşi Nurettin’in yanına gelerek teşhis yaptığını, kendisinin de kesin olarak Ramazan ELÇİ’nin teşhisini yaparak defnini yaptığını söylediği, 
DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu dosya ile alakalı olarak 27.09.2005 tarihinde atılı suçun yasadışı PKK terör örgütü üyelerince gerçekleştirildiğine dair delil olmadığı gerekçesiyle faillerinin araştırılması için görevsizlik kararıyla Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, hususlarının Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/975 numaralı dosyasından tespit edildiği, 
Olay ile alakalı  dosyamız kapsamında beyanı tespit edilen;
B-          TANIK TÜKENMEZ KALEM’İN BEYANI:  
“1- 1994 yılı yaz aylarında Ramazan ELÇİ isimli şahsın öldürülmesi: İlçe jandarma komutanı Cemal TEMİZÖZ Ramazan ELÇİ isimli kişinin örgüte yardım ettiğine dair bilgi edinmiş ve bu şahsın alınması ve ifnası hususunda Yavuz isimli uzman ile Tuna isimli uzman çavuşa talimat vermiş, bunun üzerine Yavuz, Tuna ve  Ben birlikte beyaz renkli bir toros marka araçla gündüz vakti, aracı Yavuz’un kullandığı halde içecek bir şeyler almak için ilçe jandarma komutanlığından ilçe merkezine doğru giderken köprüde Yavuz aracı durdurdu Ramazan ELÇİ isimli şahıs köprünün üzerinden geçiş yapıyordu, şahıs kısa kol giyinmişti, zannediyorum gömlek vardı, rengini hatırlamıyorum, şahıs 1,70 boylarında, sarışın birisiydi. Yavuz araçtan inip şahsı kolundan tutup aracın arkasına konuşarak bindirdi. Önde Yavuz oturuyordu. Yani şoför mahallindeydi onun yanında Tuna oturuyordu. Ama Ramazan ELÇİ’yi araca alınca Tuna arkaya geçti benimle birlikte oturmaya başladı. Ramazan ise şoförün yanındaki koltuğa oturdu. Yavuz aracı hareket ettirdi. Silopi yoluna doğru harekete geçtik, bu sırada Yavuz Ramazan’a gülerek ne haber bu sıralar bize bir şeyler yok mu diyerek bize hiç haber vermiyorsun diyerek sohbet ediyordu.  Yolda  senin ne yaptığını biliyoruz sen örgüte çalışıyorsun gibi imalarda da bulunuyordu. Bu sırada Ramazan’ın kimliğini istedi ve aldı.  Yaklaşık 10 km gittik,  güzeller karakolunu geçtik yaklaşık 4 km daha gittikten sonra sol tarafta lokanta gibi çalıştırılmış fakat terk edilmiş bir yerde durduk. Sonra Tuna araçtan inip Ramazan’ı kolundan çekip aşağıya indirdi. Ramazan gel dedi. Duvarın kenarına götürdü. Duvarın arka kısmından bir el silah sesi geldi sonra Tuna tek başına elinde silah olduğu halde gelip aracın önüne bindi. Pezebeng gitti dedi. Sonra Yavuz aracı hareket ettirip birlikte ilçe jandarma komutanlığına gittik, ben ve Tuna aşağıda beklerken Yavuz ilçe jandarma komutanı Cemal TEMİZÖZ’ün odasına çıktı, giderken kimlik de elindeydi, sonra inişte hiçbir şey olmamış gibi günlük faaliyetimize devam ettik. “ dediği, 
C-          DEĞERLENDİRME : Olay evrakları ile tanık TÜKENMEZ KALEM’in beyanlarının birlikte değerlendirildiğinde; Olayın gerçekleştiği yer, zaman dilimi, oluş şekli ve sonuçları ile TÜKENMEZ KALEM’in anlatımlarının birbirlerini teyit ettikleri, tanık TÜKENMEZ KALEM’in beyaz toros marka araçtan bahsettiği gibi olay tanıklarında aynı araçtan bahsettikleri, maktülün cesedinin bulunduğu yer, bulunuş şekli, otopsi sonrasında tespit edilen bulgular ile TÜKENMEZ KALEM’in anlatımlarının birbiri ile aynı olduğu, hatta tanık TÜKENMEZ KALEM’in yolda maktül Ramazan ELÇİ’nin kimliğinin Yavuz kod isimli kişi tarafından alındığını ifade edip olay sonrasında da maktülün üzerinden kimliğinin bulunmadığının anlaşıldığı,  

D-          SONUÇ
Maktül Ramazan ELÇİ’nin şüpheli Cemal TEMİZÖZ’ün talimatı ile Tuna kod isimli kişi tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldüğü,

A-          OLAY :  Cizre ilçe merkezinde bulunan Nusaybin caddesi Seçkin oto galeri önünde 22.02.1994 günü Ramazan UYKUR isimli kişinin ateşli silahla öldürüldüğü, bu hususlarını tespit eden 22.02.1994 tarihli polis tarafından tanzim edilen ifade tutanağında tanık Mehmet UYKUR’un; amcası Ramazan UYKUR ile 22.02.1994 günü yanlarında amcası Ramazan’ın oğlu İsmet de olduğu halde Turbo kamyonlarını tamir ettirmek için Nusaybin caddesindeki oto elektrikçisi emin ustanın tamirhanesine gittikleri, bu sırada amcası Ramazan’ın para ödemek için yanlarından ayrılarak tornacıya doğru geçtiği sırada yanına yaklaşan beyaz Renault marka bir aracın içinden çıkan bir kişinin amcasını araca bindirmek istediğini, amcası direnince iki kişiden ilkinin tabanca ile diğerinin de yanındaki kaleşnikof marka silah ile Ramazan UYKUR’a ateş edip hızla yanlarından uzaklaştığını söylediğini, 
Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 1994/116 hazırlık numaralı dosya kapsamında yap

Küçük Ali, yorgun uykusundan uyanınca kalktı. Gece yattığı tozlu fundalıklardan çıktı. Ilık, parlak bir güneş her tarafı ısıtıyordu. Bulutsuz hava bembeyazdı. Çalıların üstünde kuşlar cıvıldayarak uçuşuyordu. Kalktı. Bir av arıyormuş gibi tereddütlü adımlarla bodur böğürtlen dallarını hışırdatarak şoseye indi. Bir ileri, bir geri baktı. Her taraf tenha idi. Uzun, kıvırcık kirpikli iri siyah gözlerini yırtık çarıklarına dikti. Düşündü. Sırtındaki tozlu deri torbada yarım ekmekle bir soğandan başka bir şeysi yoktu. Altı aydır Gelibolu'da, bir Rum fırıncının yanında çalışıyordu. Birkaç gün evvel hükümet, "muharebe olacak" diye ustasını diğer Hristiyanlarla Anadolu'ya geçirmişti. Gelibolu'da akrabası filan yoktu. Barınacak bir yer bulamadı. Köyüne dönmüştü, ama köyünde de kimseyi bulamamıştı. Evler kapanmış, ahırlar boşalmış, küçük cami meydanı at, araba, asker, çadır dolmuştu. "Buralarda muharebe olacak, devlet ahaliyi geri çekti." diyorlardı. Küçük Ali, işte köyünün geri çekilen ahalisini, anasını, ihtiyar babasını bulmak için iki gündür yürüyordu. Gece açıkta yatmak, gündüz güneşin altında yürümek onu zayıflatmıştı. Zaten esmer olan yüzü şimdi daha siyahtı. Karnı öyle açtı ki! "Ne olur, ne olmaz" diye dün gece yemeyip sakladığı ekmek parçasını torbadan çıkardı. Şosenin kenarına çöktü. Kocaman bir altın parçasına bakıyormuş gibi bu kaba mısır ekmeğini evirdi, çevirdi, ucundan ısırdı. Ağzında lokmayı birdenbire yutmaya kıyamıyor, dilinin üstünde eziyordu. Anası, babası Malkara'ya gitmiş olacaktı. Orada bir akrabaları olduğunu hatırlıyordu. Acaba daha bu tenha şoseyi kaç gün yürüyecekti? Akşama ne yiyecekti? Bütün bütün aç kalmak korkusu ile uyurken rüyada kendini keçilerle beraber çalıları otlarken görmüştü. Tekrar köye dönmeyi, askerlerin arasına katılmayı düşündü. Halbuki köye kimseyi bırakmıyorlar, "Yasak! Dön, dön!" diye bağırıyorlardı. Su nereden içecekti? Mutlaka şosenin üstünde han, yahut karakol vardı. Oturduğu tümsekten kalktı, yola atladı. Yürümeye başlamadan döndü. Geldiği tarafa baktı. Dalgalı tepelerden geçen yol, parça parça gibi bazen görünüyor, bazen yeşillikler arasında kayboluyordu. Uzakta bir kalabalık gördü. Yoksa asker miydi? Dikkat etti. Bu kalabalık gayet yavaş yürüyordu. "Bekleyeyim de şunlardan su isteyeyim" dedi. Tekrar kalktı. Tümseğe oturdu. Dirseklerini dizlerine dayadı. Çenesini ellerinin arasına aldı. Gözlerini, vakit vakit kaybolup, yine şosenin görünen parçasında meydana çıkanlardan ayırmıyordu. Bunlar asker değildi. Çünkü karmakarışık geliyorlardı. Niçin olduğunu bilmediği bir ümitle sevindi. İki gündür kırlarda yapyalnız kalmış, sanki insanları göreceği gelmişti. Ayağa kalktı. Elini gözlerine siper yaptı. Siyah kuşağı, mavi aba saltası, gönden torbasıyla tıpkı koyunlarını arayan mini mini bir çobana benziyordu. Başında keçe filan yoktu. Sert kumral saçları güneşin aydınlığı ile yaldızlanıyor, parlıyordu.

— Rumlar, be!..
diye haykırdı. En önde semerli bir beygirin üstünde beyaz sakallı, siyah kavuklu, siyah esvaplı papazı farketti. Kırmızı önlüklü, siyah başlıklı kadınlar, siyah aba esvaplı erkekler, çocuklar, eşya dolu arabaların yanında; ineklerle, koyunlarla, keçilerle karmakarışık yürüyorlardı.
Küçük Ali, hiç kımıldamadan onların yaklaşmalarına baktı. Bunlar şüphesiz geriye gönderilen bir köy halkı idi. Kendi köyünde komşu Rumlar'ın arasında büyüdüğü için çok iyi Rumca bilirdi. "Bunların arasına katılıp Malkara'ya kadar gidemez miyim?" diye düşündü. Fakat onlar, yanlarında Türk istemezler, Türk'e ekmek değil, bir damla su bile vermezlerdi.
Kafile yaklaşıyor, küçük Ali parlak gözleriyle dimdik bakıyordu. Hiç kımıldamadı. Papaz, onu daha uzaktan gördü. Tam hizasına gelince küçük Ali yine şoseye atladı. Papaza yaklaştı. Rumca:

— Rica ederim, bana bir parça su verin.
Dedi. Papaz beygirinin yularını çekti. O durunca, kafile de etrafa yavaş yavaş birikerek durdu. Çorap ören kadınlar tığlarını bıraktılar. Çocuklar babalarının bacakları arasından papazın konuştuğu çocuğu görmeye çalışıyorlardı. 

— Sen çoban mısın?
— Hayır.
— Burada ne arıyorsun?
— Gelibolu'da çalışıyorum. Ustamı sürdüler, köye döndüm. Köyümü de sürmüşler, onları aramaya gidiyorum.
Papaz parlak mavi gözleriyle Ali'yi baştan aşağı süzdü:

— Adın ne?
Diye sordu.
Bu mânâlı bakışı sanki "Türk müsün? Rum musun?" diyordu. Yarımadanın birçok köylerinde Türklerle Rumlar kıyafetlerinden ayırt edilemezdi. Lisanları, dinleri, âdetleri birleştiremeyen asırlar Boğazın bu tarafında esvapları birleştirmişti.
Rum çocuklarının Türk çocuklarından farkı yalnız başı kabak gezmeleri idi. Ali, Gelibolu'da ustasının fırınında fesini kaybetmiş, köyüne dönerken başına bir şey alamamıştı. Kekeledi:

— Aleko.
Dedi.

— Anan baban var mı?
—  Hayır, ben öksüzüm, kimsem yok.
Papaz etrafındakilere döndü. 

— Su verin şu çocuğa!
— Teşekkür ederim.
Hemen eline bir testi uzanmıştı. Kana kana içti. Papaz beygirin üstünde doğruluyor, arkaya bakıyordu.

— Jandarmalar çok geride.... dedi. Seni görmediler. Bize karış. Haydi yürüyelim.
— ......
Kalın çizmeli ayağıyla atının karnına vurdu. Ali, atın uzun kuyruklu, al sağrısı yanında yürümeye başladı. Semerin arkasındaki iki dolu heybenin üstünde örtülmüş kırmızı bir battaniyenin uçları sallanıyordu. Kadınlar sessiz sedasız çoraplarını örerek, erkeklerin arabaları, yük hayvanları etrafında daima dikkatli, konuşmadan yürüyorlardı. Ali, küçük bir planla açlıktan kurtulduğuna seviniyor, içinden: "Kandırdım şunları! Ne vakit olsa, köyün nereye göçtüğünü haber alınca, yanlarından kaçarım" diyordu. Atın al sağrısından kalkan gözleri papazın kanburca solmuş siyah cübbeye, hayvanın adımlarına göre bir öne bir arkaya sallanan kadın saçlı başına, siyah yüksek külahına bakıyordu. Yarım saatten ziyade gittiler. Uzaklarda koyun sürüleri duruyordu. Ali, papazın başını arkaya çevirdiğini gördü. Mavi gözleriyle sanki gözlerinin içine saplandı. Titredi.

— Aleko.
— Oriste...
— Yanıma gel bakayım.
Birkaç hızlı adım attı. Papazın dizi hizasına geldi. Gözlerini yerden kaldırmıyordu.

— Sen benim atımla odama bakarsın.
— Bakarım.
— Seni kiliseye hizmetçi yaparım.
— Teşekkür ederim.
Öğle üstü bir hanın bahçesinde, asırlık çınar ağaçlarının altında mola verilirken, papaz, jandarmalara verdiği buğday ekmeğinden, haşlama etlerinden Ali'ye de verdi. Bardağının dibinde bıraktığı şarabı da ona içirmek istedi.

— Teşekkür ederim papaz efendi, içmem.
— Niçin?
Cevap bulamıyordu.

— .....
— Haydi iç.
— Alışmamışım.
— Artık alışırsın. Kilisede şarapsız yemek yenmez.
— ......
Ali durakladı. Eline aldığı bardağın içindeki siyah suya baktı. Köydeki hocanın Ramazan vaazlarında: "Bir damlası haramdır. İçen îmansız gider." dediğini hatırladı. Ama... Hayır, o keyif için, günah için mi içecekti! Zorla... İçmese bunların arasında barınabilir miydi? Bardağı ağzına götürdü. Zehir gibi bir şey ağzını, boğazını yaktı. Sıcak sıcak karnına indi. Buruşan yüzü ile papaza gülmeye çalıştı.

— Teşekkür ederim!
🙝🙟
Kafile üç gün yürüdü. Geceleri, Ali, papazın verdiği bir çula bürünerek yatıyordu. Dördüncü gün, akşama doğru içerlerde bir Rum köyüne gelindi. Jandarmalar her eve bir aile dağıttı. Papaz kiliseye inmişti. Burası karanlık, gamlı, kapalı bir bina idi. Bahçenin kalın, yüksek duvarları koyu maviye boyanmıştı. Papazın odası kaygan taşı döşeli küçük avlunun tâ nihayetinde idi. Ali, kilise hizmetçisinin yanında yatıyor, sabahları erkenden kalkıyor, kiliseyi süpürüyor, sabah ibadetlerinde hazır bulunuyordu. Bir ay geçmeden her şeyi öğrendi. Papaz, jandarma kumandanına hep onu gönderiyordu. Gayet iyi Türkçe bildiğini görmüştü. "Gelibolu'daki ustam Türktü" diyordu. Her sabah kilisede Türkler'in perişan olması için duâ edilirdi. Bütün iki köy halkının ihtiyar, genç, her sabah bu duâları candan, gönülden tekrarlayışları, sanki Ali'yi derin bir uykudan uynadırıyordu. Köydeki hocanın "Hristiyanlar da Allah'ın kuludur, onlara fenalık etmek, Müslümanlar'a fenalık etmekten daha günahtır." diye vaaz ettiğini hatırlıyor, "Acaba yanlış mı aklımda kaldı?" şüphesine düşüyordu. Pazar günleri kilisenin avlusu ağzına kadar dolardı. Efendisiyle, eski papaz muharebeye dair köylüye havadisler verirler, Türkler'in kış geçmeden bozulacağını, bu sefer İstanbul'un mutlaka alınacağını, ne kadar Türk varsa bir tane kalmamak üzere kesileceğini yana yakıla söylerlerdi. Halbuki köyün altındaki şoseden Çanakkale'ye doğru hiç durmadan asker, araba, erzak, cephâne geçiriliyordu. Ali dinlerine girer gibi yaptığı Rumlar'ın bu garazlarından heyecana geliyor, kiliseden kaçarak köyün aşağısından geçen ırmağın başına gidiyor, söğütlerin altına oturarak saatlerce düşünüyordu. Demek kıştan sonra dünyada bir Türk bırakmayacaklar, hepsini keseceklerdi. Türkler'in bundan haberleri yoktu. Hatta geçen askerlerin zâbitleri yolda papaza rastgelirlerse muhabbetle selam veriyorlar: "nasılsın papaz efendi" diye hatırını soruyorlardı. Kilisede edilen duâları bilseler...
"Ben jandarma kumandanına gider; Türk olduğumu söylerim. Bunların konuştuklarını anlatırım!" niyetiyle kalkardı. Daha kendi köyünün ne tarafa gittiğini öğrenememişti. Köyde yabancı görünce evvela bunu sorardı. Bir gün yine kiliseden çıkarken ihtiyar papaza rastladı:

— Nereye gidiyorsun Aleko?
— Hiç, buradayım, dedi.
— Öyleyse gel, seninle konuşalım.
— ......
Papazın arkasından yürüdü. Külahının altındaki örgülü beyaz saçlarını tutup koparmak, kafasına, suratına kamçı gibi indirmek ihtiyacını duydu. Dişlerini sıktı. Başını salladı. Papaz odasına yürüdü. Kapıyı itti:

— Gir...
Dedi. Bahçeye bakan bir pencere vardı. Kahverengi kalın bezden perdesi yarım açıktı. Papaz minderin üstüne, Meryem Ana kandili yanan köşeye oturdu. Ali kapının yanında ayakta duruyordu. 

— Otur bakalım, dedi. Kapıyı it.
Ali minderin ucuna ilişti. Papazın gözünün içine bakıyordu. Sordu:

— Senin anan, baban yok, değil mi?
— Yok
— Hayır... Senin anan, baban var, kimsesiz değilsin.
Ali'nin yüreği oynadı. "Acaba Türk olduğum duyuldu mu?" şüphesiyle titredi. Bozuntu vermemeye çalıştı.

— Hayır, papaz efendi, benim sizden başka kimsem yok!..
— Var.
— .....
— Var ama, sen bi

T.C.
ANKARA
2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

ESAS      : 2001/654
KARAR      : 2002/59

HAKİM       : YILMAZ İĞREK-20588
C.SAVCISI   : FUAT SAMANCI-17704
KATİP      : VAHİDE DÖNMEZOĞLU
DAVACI    : K.H.
DAVALILAR  : ALEVİ BEKTAŞİ KURULUŞLARI BİRLİĞİ KÜLTÜR DERNEĞİ KURUCULARI, Yüksel Cad. 36/4 Kızılay-ANKARA
1-ALİ DOĞAN,
2-MEHMET BOY,
3-ALİ BALKIZ,
4-ALİ YILIDIRIM,
5-MUHARREM ERCAN,
6-MEHMET UZUNER
7-TURGUT ÖKER,
8-İRFAN ÇETİNKAYA,
9-ULAŞ DİNÇER,
VEKİLLERİ  : 1-Av.Fevzi Gümüş, 2-Av. Hıdır ÖZCAN, 3-Av. Özgür YILMAZ, 4-Av. Necati YILMAZ Ankara Barosu Avukatlarından.
DAVA   : DERNEĞİN FESHİ
DAVA T.   : 6.9.2001
KARAR T.      : 13.2.2002
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 3.9.2001 günlü ve 2001/1986 Hz. sayılı davanamesi ile davalı dernek aleyhine açılan derneğin feshi davasının yapılan yargılamaları sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosunca düzenlenen 3.9.2001 günlü ve 2001/1986 Hz. sayılı davaname ile Ankara Emniyet Müdürlüğünün 24.8.2001 günlü ve 223960 sayılı yasaları içeriğine ve ekli belgelere göre Yüksel Caddesi No: 36/4 Kızılay-Çankaya adresinde kurulu “ALEVİ BEKTAŞİ KURULUŞLARI BİRLİĞİ KÜLTÜR DERNEĞİ” nin İçişleri Bakanlığınca yapılan inceleme neticesinde tesbit edilen noksanlıkların giderilerek yeniden düzenleyecekleri tüzükten 5 adedinin incelenmek üzere gönderilmesi için kurucu Üye Ali Doğan’a 25.6.2001 tarihinde tebligat yapıldığı halde noksanlıkların yasal süre içerisinde giderilmemesi nedeni ile “Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği”nin 2908 sayılı yasanın 10/2 ve 50/2.maddeleri uyarınca FESHİNE karar verilmesi dava olunmuş, davacı C.Savcısı duruşmadaki mütaalasında davalı derneğin tüzüğünün amacı, yapacağı işler bölümünde yazılı ibarelerin gerek Anayasanın 14. 24. ve 2908 sayılı yasanın 5 ve 6.maddelerine göre derneğin feshine karar verilmesini, kararın kesinleşmesini müteakip 76.maddesi gereğince işlem yapılmak üzere C.Savcılığına bildirimde bulunulmasını istemiştir.
Davalılara usulen duruşma davetiyesi tebliğ edilmiş, davalılar cevap dilekçesiyle bir kısım davalılar ile bir kısım davalılar vekili duruşmadaki beyanlarıyla özetle; açılan davanın ülkemiz açısından acı olduğunu, 1000 yıldır Anadolu topraklarında yaşayan, bu toprakların öz ve özgün kültürü olan Alevi ve Bektaşiliğin yok sayılmasının, dava konusu yapılmasını anlayamadıklarını, davanın tümü ile hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu, Ankara Valiliğinin tüzük noksanlığının giderilmediği gerekçe ile dava açılmasını istemesine rağmen tüzük noksanlıklarının neler olduğunu mahkemeye bildirmediğini, derneğin başvurusundan sonra İçişleri ve Kültür Bakanlığından ve Diyanet İşleri Başkanlığından görüşlerini sorduklarını, Kültür Bakanlığının açık görüşüne rağmen Diyanet İşleri Başkanlığının aleyhteki görüşlerinin tercih edildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığının Alevi ve Bektaşi isimlerinin kullanılmasının bölücülük olduğunu belirttiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre devlette dinin, kimi haklara sahip olmanın bir şartı olmadığını, günümüzde devletin vicdan hürriyetine alabildiğince saygılı bünyesinde çeşitli din ve mezheplere inananlara yer verildiğini, laik devlette herkesin dinini seçmekte, inançlarını açığa vurmakta, dinle vicdan hürriyeti sınırları içinde serbest olduğunu, hiçbir dini kitabı olmayanlar içinde durumun aynı olduğunu gerçek vicdan hürriyetinden ancak laik ülkede söz edilebileceğini, dinlerden birinin devlet olarak tercih fikrinin aynı dinlere mensup vatandaşların kanun önündeki eşitlik ilkesine aykırı düşeceğine Savcılarımızın dava açarken Diyanet İşlerinin fetvalarını değil, Kültür Bakanlığının ve diğer çağdaş kurumların görüşlerini esas alması gerektiğini, davanamede Alevi Bektaşi, Cem ve Cemevi Kültürünü araştırmak, Alevi Bektaşi kurumları arasında eşgüdüm kavramlarının devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak şeklinde değerlendirildiğini, davanın, derneğin kapatılması ile sonuçlandığı takdirde Alevi toplumunun ve Alevi kültürünün ayrımcılık ve bölücülük içerisinde olduğu sonucunun ortaya çıkacağını, daha önce değişik isimleri ile kurulduğunu, yöneticileri hakkında davanamede yer alan isnatlarla başlatılan tüm cezai kovuşturmaların, takipsizlikle sonuçlandığını, açılan davanın dernek kapatma davası değil Alevi toplumunun varlığı davası olduğunu, Avrupada ve çağdaş dünyada Alevilerin kendi adı ile örgütlenmesine müsaade edilirken Aleviliğin ortaya çıktığı kendi topraklarında, kendi ülkesinde Alevi adı ile dernek kurmanın, Cemevi açmanın, Alevi kültürünü yaşatmasının bölücülükle suçlanmasını, kınadıklarını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
Yargılama sırasında taraflar delillerini ibraz etmişler, davalılar vekilleri tarafından delil olarak ibraz edilen yazışma suretleri, dernek tüzüğü, Yahya Zabunoğlu tarafından düzenlenen Bilimsel Görüş, Yargıtay İlamları, Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı, İdare Mahkemesi karar sureti dosya içerisine alınmış, konu ile ilgili dernek dosyası celbedilmiş, toplanan deliller incelenip değerlendirilmiştir.
İncelenen dernek dosyasına göre; davalıların “Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği” ni kurarak düzenledikleri dernek tüzüğü ile birlikte kuruluş evraklarını Ankara Valiliği Emniyet Müdürlüğünün kuruluş evrakları üzerinde yaptığı incelemede dernek tüzüğünün amaç bölümünde, “Alevi Bektaşi Kültür ve Öğretisinin Araştırılması, Yaşatılması için çalışmaları yapmak, bu doğrultuda Alevi Bektaşi Kuruluşlar arasında eşgüdüm ve dayanışmayı sağlamak” gibi cümlelerin bulunduğu tespit edildiğinden 2908 sayılı yasanın 5 ve 6.maddelerine göre derneğin kurulup kurulmayacağı konusunda İçişleri Bakanlığından görüş istendiği, İçişleri Bakanlığının 25.1.2001 tarihli yazıları ile davalı derneğin anılan yasa ve yargı kararları doğrultusunda tüzüklerini düzeltmeleri halinde haklarında 2908 sayılı yasanın 5, 37 ve 7?.madde hükümlerinin uygulanmaması gerektiği yönünde görüş bildirdiği, bunun üzerine Ankara Valiliği Emniyet Müdürlüğünün 2908 sayılı yasanın 10.maddesi gereğince dernek tüzüğünde tesbit edilen noksanlıkların 30 gün içerisinde giderilerek yeniden düzenlenecek 5 adet tüzüğün teslimine ilişkin 25.6.2001 tarihli yazısının aynı gün davalı dernek kurucu üyesi Ali Doğan’a tebliğ edildiği, verilen 30 günlük süre içerisinde da davalı dernek kurucuları tarafından giderilmesi istenen noksanlıklar tamamlanmadığından derneğin feshi için dava açılmasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar edildiği anlaşılmıştır.
Davalı derneğin tüzüğü incelendiğinde; derneğin amacı başlıklı 2.maddede “Alevi-Bektaşi Kültür ve Öğretisinin araştırılması, yaşatılması ve tanıtılması için çalışmalar yapmak, bu doğrultuda Alevi Bektaşi Kuruluşları arasında eşgüdüm ve dayanışmayı sağlamak, derneğin yapacağı işler başlıklı 3.madde de “dernek amacını gerçekleştirmek için aşağıda belirtilen çalışmalar yapar” başlığını takiben,
1-Alevi-Bektaşi Kültür ve Öğretisinin tanınması, kendisini gerçekleştirebilmesi, özgürce ifade edebilmesi, hukuksal güvence altına alınması için çalışmalar yapar,
2-Alevi-Bektaşi Kültür ve Öğretisinin gereksinimlerinin karşılanması ve sorunlarının giderilmesi için resmi merciler nezdinde girişimlerde bulunur.
3-Alevi-Bektaşi Kültür ve Öğretisinde önemli olan yer, gün ve kişiler için etkinlikler düzenler, yapılmak olan anma kutlama etkinliklerinin ortaklaşa yapılaması konularında girişimlerinde bulunur.
4-Alevi-Bektaşi Kültür ve Öğretisinin sorunlarının demokrasi ve laiklik ilkeleri temelinde çözüleceği gerçeğinden hareketle demokratik ve laik bir Türkiyenin oluşturulması için kültürel ve bilimsel çalışmalar yürütür, Cem ve Kültür Evleri açar, yapar, yaptırır, açılmasına katkıda bulunur.
5-Alevi ve Bektaşi Kültür ve Öğretisine yönelik karalamacı, yok saymacı davranış ve tutumlara karşı kamuoyu oluşturur.
6-Bilim, sanata ve kültüre sahip çıkarak doğayı ve çevreyi koruma konusunda titiz çalışmalar yürütür, bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapar, Alevi-Bektaşi Bilim ve Sanat Enstitüsü ve Araştırma Merkezleri kurar.
7-Alevi Kültür ve Öğretisinin araştırılması bilimsel olarak anlatılması ve yapılan çalışmaların kamuoyunda tanıtılması ve açıklanması için ulusal ve uluslar arası bilimsel toplantılar düzenler. Sonuçlarını açıklar.
8-İnsan emeğinin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle insanın insanı sömürmediği, baskı ve zulmün ortadan kalktığı, insanca ve yaşanılır bir Türkiye ve Dünya için kültürel çalışmalar yapar.
9-Amacı doğrultusunda, konferans, seminer, panel, sempozyum, semah, müzik, saz, tiyatro, halkoyunları, eğitim ile ilgili çalışmalar, Araştırma ve her türlü gezi, toplantı, temsil, sergi, fuar, festival gibi diğer gösteri ve etkinlikler düzenler, yapar, yaptırır. Ayrıca amacı doğrultusunda süreli ve süresiz yayınlar yapar, yarışmalar düzenler ve ödüller verir.
10-Amacı doğrultusunda çalışmalar yapabilmek için üyeleri dışında ve üyelerinden çeşitli komisyonlar oluşturur.
11-Dernek amaçları doğrultusunda taşınır ve taşınmaz alır, satar, kiralar ve kiraya verir. Bu malların üzerinde her türlü hakları koydurup, işletebilir ve inşaat yaptırır.
12-Amaçlarını gerçekleştirebilmek için yardım sandıkları ve vakıflar kurar, kurulmuş olanlara ortak olur. Ancak hasıl olan kar payından üyelerine kar dağıtmaz, elde edilen kar tüzük amaçlarına uygun olarak kullanılır.
13-Yardım toplama yasası ve ilgili yasal düzenlemelerin hükümleri ile bu tüzüğe uygun olarak yardım, bağış alır ve şartlı, şartsız vasiyetleri kabul eder.
İfadelerinin kullanıldığını,
2908 sayılı yasanın konuya ilişkin maddeleri incelendiğinde, “kurulması yasak dernekler” başlıklı;
5.maddede, “Anayasanın başlangıç kısmında belirtilen temel ilkelere aykırı olarak dernek kurulamaz.
1-Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak.
2-Dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Türkiye Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek veya ortadan kaldırmak,
3-Anayasadaki temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmak.
4-Kanunlara, Milli Egemenliğe, Milli Güvenliğe, kamu düzenine ve asayişe, kamu ya

Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Ahıska Türklerinin Türkiye'ye Kabulü Ve İskanına Dair Kanun
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun
Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun
Askeralma Kanunu
Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun
Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu
Atatürk soyisminin alınamayacağına dair kanun
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu
Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Kanunu

Basın Kanunu
Bazı Kisvelerin Giyilemiyeceğine Dair Kanun
Belediye Kanunu
Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu
Büyükşehir Belediyesi Kanunu

Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu
Çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin kanun

Değiştiren Kanunlar
Dernekler Kanunu
Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu
Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkındaki Kanun

Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun
Güvenlik Soruşturması Ve Arşiv Araştırması Kanunu

Hazineye Kalan Taşınmaz Mallardan Bazılarının Zilyedlerine Devri Hakkında Kanun
Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu

İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
İl İdaresi Kanunu
İmar Kanunu
İstiklal Mahkemeleri Kanunu
‎İş Kanunu
İl Özel İdaresi Kanunu

Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu

Kanun Sayıları
Kapadokya Alanı Hakkında Kanun
Kat Mülkiyeti Kanunu
Kemal öz adlı Cümhur Reisimize verilen soyadı hakkında kanun
‎Kıyı Kanunu
Kooperatifler Kanunu
Kötü şartlardaki çocuk işçiliğinin yasaklanması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin acil önlemler sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun
Köy Kanunu
Kurumlar Vergisi Kanunu
Kırsal yerleşme

Mahalli İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları Ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun
‎Mera Kanunu
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun
‎Milletlerarası Tahkim Kanunu
Muhtar Ödenek Ve Sosyal Güvenlik Yasası

Nüfus Hizmetleri Kanunu

‎Orman Kanunu

‎Ölçüler Ve Ayarlar Kanunu

Sendikalar Kanunu
Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu
Sivil savunma kanunu
Siyasi Partiler Kanunu
‎Soyadı Kanunu

Şapka ve Kıyafet Kanunu
Şehir Ve Kasabalarda Mahalle Muhtar Ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun

Tapu Kanunu
‎Tebligat Kanunu
Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar İle Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun
Terörle Mücadele Kanunu
Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Tohumculuk Kanunu
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu
Trafik Kanunu
Tuğraların Kaldırılması Hakkındaki Kanun
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
Türk Bayrağı Kanunu
Türk Ceza Kanunu
Türk Ceza Kanunu 301. Maddesi
Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun
Türk Medeni Kanunu
Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu
Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden Ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Kanun
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5982)

Uyuşmazlık Mahkemesi Kurulması Hakkındaki Kanun
Uyuşmazlık Mahkemesi̇nin Kuruluş Ve İşleyi̇şi̇ Hakkında Kanun
Uzman Jandarma Kanunu

Vakıflar Kanunu
Vicdan ve Toplanma Hürriyetlerinin Korunması Hakkında Kanun

Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu
‎Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun
Yükseköğretim Kanunu
Yüksek Hâkimler Kurulu Kanunu

Dil haritası manipüle edildi
Bu duruşma için teşekkür ederim, kendimi karanlıkta hissediyordum ve şu anda karşımda beni dinleyecek birileri var. Üç gün önceye kadar tam olarak neyle karşı karşıya olduğumu bilmiyordum. PKK’yı haberlerden duymuştum ama diğer örgütlerin ismini duymadım.
Türkiye’de dili bilmiyorum ve özür dileyerek söylüyorum, tarihini de bilmiyorum. Daha önce 2004’te uluslararası bir insan hakları konferansı vardı ve sponsoru Türkiye’ydi. Helsinki Yurttaşlar Derneği tarafından desteklenmişti. Yapılan sunumların bilgi teknolojilerinden sorumluydum. Başbakan Erdoğan da önemli bir sempozyum olduğunu ifade etmişti.
Suçlamalarla ilgili en rahatsız edici olan şu, ben bu terör örgütlerini duymamıştım bile. On yıl önce lise öğretmenlerinin ABD’de bir sempozyuma davet edilmiştim, İran asıllı olduğum için İran hakkında genel bilgi vermemi istemişlerdi. İranlıların, insanların nereye göç ettiğini, etnik grupları, ülke coğrafyasını vs. sordular.
Bu coğrafyada yaşayan herkesin Arap olduğunu ve Arapça konuştuğunu düşünüyorlardı. Ben de bir dil haritası buldum. İşte bu harita, o harita. O sırada İran hakkında konuştuğum için Türkiye ile ilgili kısmı çok detaylı değil. Rahatsız edici olan bu haritanın bir kısmına odaklanılması. Gazetelerde buradaki dillerin isimlerini bulanıklaştırıyorlar. Geopolitik anlamını da yok ederek yansıtıyorlar.
Polisten bilgilerimizi gizlemeye çalıştığımıza dair iddialara gelince, bence bu bir tercüme hatasıydı çünkü polis kelimesi sadece tercümanın ağzından çıktı.
İddianamede bahsedilenin aksine telefon şifremi sormadılar, zaten telefonum polislerin elindeydi ve telefonu karıştırıyorlardı.
Ali Garawi, 25 Ekim 2017

Ruşen Eşref Bey’in “Diyorlar ki” unvan-ı umûmîsi altında ve üç yüz kırk sahifelik
bir mecelle şeklinde cem ettiği kîl u kâl-i üdebâ, Ali Kemal Bey’in tam kırk sekiz
sahifeyi dolduran bir güft ü gû-yi edebîsi ile hitama eriyor. Bu ıtnab pek tabiidir. Senelerden
beri bir sükût-ı kasrî ile muzdarip olan kalemi “Diyorlar ki”nin mihman-nüvaz,
yani hamyâze-i istiskâli kavâid-i nezâkete ittiba ile setr etmek isteyen sahifelerine derdini
dökmüş, dökmüş!.. Esnemeden okuyanların metânet-i a’sâbına sad tahsin ve hezar
aferin! Bu âcize ait birkaç satır olmasaydı ben de okumak ve bermutat esnemekle iktifa
eder, geçerdim. Makalesinde Ali Kemal Bey diyor ki:
“…fakat Servetifünun erkânından Süleyman Nazif’tir ki hatta Cenap’tan ziyade
bu tumturâk-ı hâme vadisinde teferrüt eyler, öyle diyebilirim ki bazen Namık Kemal’i
bile fersah fersah geçer… Nazif’in ilim dağarcığı boş denilecek derecede hafiftir. Bütün
serveti kaleminin bu ihtişamıdır. Koca edip, siyasiyat olsun, edebiyat olsun, bir düstur
bilir: O da şahsiyât! İster efrattan, ister milletlerden bahsetsin, bu düsturdan asla ayrılmaz.
Kalemine geçirdiğini ya göklere çıkarır ya yerin dibine batırır. Kari’lerini müthiş
bir cambazı temaşa eden seyirciler gibi muvakkat heyecanlara düşürür. Bazen başlarını
bile döndürür. Tasvîr-i Efkâr’da bir kere Bulgaristan’a dair yazdığı bir bend-i siyâsîye
“Kahpe Bulgar” unvan-ı nâzikiyle girişiyor, fakat siyasiyâttan maada nelerden bahsetmiyordu.
İki gün evvel İsviçre için Zaman’da neşreylediği bir makalede güya bu memleketi
ahalisiyle, müessesâtıyla, tabiatıyla tasvire kalkışıyordu, daha bu mebhasta yarım
yamalak iki söz söylemeden havaî bir vesileyle şehremanetine, öteye beriye saldırıyordu.
Tezyifte bu derece ileri giden hâme-i Nazîf, tebcilde daha parlak, daha yamandır.
Bilmem hangi mecmuada bir gün “Hâmid-i azîmüşşânın” huzûr-ı ebediyetinde diz çö-
kerek tazarruata başlıyordu. Medh, zem, ne olursa olsun hakikatte gülünç bir mertebeye
vardırdığı bu tumturâk-ı elfâzı kaldırır, bir tarafa koyar, mesela o yazıları bir ecnebi
lisanına tercüme ederseniz, öyle bir azizlik etmiş olursunuz ki Süleyman Nazif Bey’i
yazı yazmaktan haşre kadar vazgeçirirsiniz. Hâsılı üstat, allame, nihrir, edîb-i ‘âzam
geçinen, birbirini muttasıl öyle hitaplarla taltif eyleyen, okşayan bu zatların yazılarında
her ne yolda olursa olsun, bu memleketin felâhına, saadetine hizmet eder bir fikir, bir
endişe görmek, hissetmek, siyaseten dâhilî ve harici bir meslek, bir düşünce bulmak,
edeben, ilmen manaya, ruha taalluk eyler bir nuhbe keşfeylemek bana müyesser olmadı.
Başkalarına olduysa ne mutlu!..”
Ben zaten bir ilim dağarcığına mâlik değilim ki hakikat veya boş olduğu iddia
edilebilsin. Ben hiçbir vakit davâ-yı ilm ü irfân etmedim. Ali Kemal Beyefendi’nin iddiasından
pek çok zaman evvel benim cehl-i muazzamım kendi mükerrer itiraflarımla
müsbet bir hakikattir. Ben bu samimî ve mütevazı’ cehli tafra-furuş, mütehakkim, musallat
ve bunlarla beraber kof ve bomboş bin ilme tercih ederim.
Ali Kemal Bey’in kavlince ben “tumturâk-ı hâme” vadisinde teferrüd etmiş imi-
şim. Cenâb-ı Hak “Paris Musahabeleri” muharririne de herhangi bir vâdî-yi beyânda bir
mevki’-i teferrüd ihsan etsin de bulunduğu girîve-i infirâddan kurtarsın.
Evet, ben bir zaman “Tasvîr-i Efkâr” gazetesinde “kahpe Bulgar” demiştim. Bu
bir makalenin unvanı idi. Ve o unvan da böyle çırçıplak değil, “Dayan Kahpe Bulgar”
idi. Balkan Muharebesi’nin başladığı günlerde bir akşam Sirkeci Mevkıfı’na gitmiş-
tim. Konya redif taburu cepheye sevk olunuyordu. Kompartımanların birinde pencerenin
önüne oturmuş, tüfeği elinde iri yarı, kara sakallı, gözlerinden celadet münteşir bir
nefer, katarın hareketi esnasında tüfek dipçiğini yere vurarak “Dayan kahpe Bulgar!..”
diye bağırdı.
Bu devletin teessüsüne en ziyade inat ile mümanaat eden Karamanoğulları idi.
Şimdi onların diyâr-ı vefâkârı, en dinç evladını Osmancık’ın vefasız Rumeli’ndeki topraklarını
müdafaaya koşturuyor. İşte ben “Tasvir-i Efkâr”da bu teessür ve intibaı tespit
etmiştim. Ali Kemal Bey’in limaksadin tahrif ile iddia ettiği veçhile siyasî bir fikir ve
ilimden -her yerde olduğu gibi- o makalede de dem-saz olmaktan pek uzak idim.
Balkan Muharebesi’nden takriben dört sene kadar evvel İkdam gazetesinde ve
“Ali Kemal” imzası altında münteşir yazıların birinde, bir mâ-sabak-ı şahsîden mütevellit
gayz ile eski bir sefirimize bu sıfat pek kabaca tevcih olunmuştu. Demek ki garaz-i
şahsî olunca her kelime mücaz ve her tecavüz ve tahkir mubahtır. Yalnız menfa’at-i
husûsiyeden münezzeh mevzulardır ki bunlara tahammül edemiyor.
Ah Ali Kemal Bey!.. Size gerçekten acıyorum. Anadolu’nun o zamanki müşte-i
din ü kinini üç kelime ile tersîm eden Konyalı redif neferinin yanında siz pek küçük ve 
pek sönük kaldınız. Bilmem kimden işitmiştim ki ulûm-i müdevvene arasında bir de
“ilm-i belâgat” adlı bir şey varmış. Ve bu ilmi tedvin etmiş olanlara göre kelimenin fesahatini
tayin eden şerâitten biri de iptizalden masuniyeti imiş.
Bu iptizali bittabi manada aramak icap eder. Böyle olmasaydı, büyük Namık
Kemal’in en büyük sözlerinden olan,

“Muîni zâlimin dünyada erbâb-ı denâettir
Köpektir zevk alan sayyâd-ı bîinsâfa hizmetten”
veya,

“Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten!..”
beyitlerinden bu kadar ulvî ve ateşîn belâgatler fışkıramazdı. Fedakâr bir neferin ağzında
ulviyet-i sırfe derecesine irtika eden bir kelime, garazkâr bir muharririn kaleminde
iptizalin en aşağı derekelerinde sürünüyor.

Daha üç gün evvelki “Sabah” gazetesinin bir başmakalesinde muharrir-i sersütûn
hazretleri, Deli Hikmet’in

“Hepimizin bu... canına!..”
mısraını kendi yazılarının arasına sokmuştu. Bu pis kelime siyasî bir mevzua şeref vermeye
müstahak görülüyor da Konyalı neferin ruh-ı celâdetinden kopan hitap, neden bir
gazeteye layık görülmüyor? Neferin “kahpe”si şairin kelime-i müstekrehesine nispetle
hakikaten temiz ve ehl-i ırzdır.
“Müstekreh” dedim. Bundan sanatı, kuyûd-ı elfâz ile tazyik edenlerden olduğum
zannolunmasın. Deli Hikmet o müstekreh kelimeyi tasarrufta iptizalden kurtarmadığı,
yani ona bir yenilik, bir kuvvet, bir ruh vermediği için sözü beğenmiyorum. Yoksa meselâ
Şair Eşref merhumun şahsını tanımadığım bir hasis hakkında söylemiş olduğu şu
kıtanın belâgati önünde her tab’-ı selîm ve zevk-i nezîh hayrân kalır:

“Münhemik hasta şol rütbe ki Doktor Cevdet
Bir milim21 verse eder secde Necip Melhame’ye
Bir sinek konsa kazarâ … kına, şekve-künân
‘Hakkımı ekl ediyor’ der de koşar mahkemeye!..”
Ali Kemal Bey benim için diyor ki:
“…tumturâk-ı elfâzı kaldırır, bir tarafa koyar, mesela o yazıları bir ecnebi lisanına tercüme ederseniz, öyle bir azizlik etmiş olursunuz ki Süleyman Nazif Bey’i yazı
yazmaktan haşre kadar vazgeçirirsiniz.”
Ben Ali Kemal Bey’in yazılarını Fransızcaya tercüme etmeden de bu azizliği
edebilirim.
Allah rahmet etsin, inkılâptan beri türâb-ı rahmete karışmış olan bir dostum, Yunan
Muharebesi sırasında İkdam’a, Tercüman-ı Hakikat’e, Servet-i Fünun’a, Sabah’a,
Malumat’a ve daha öteye beriye yazılar yazan nâsir ve nâzımlarımızın üsluplarını tetkik
ve taklit ile yirmi sahifelik bir risale vücuda getirmiş ve bir nüshasını o zaman bana da
göndermişti.
Üslupları taklit edilmiş olan zevat -o risaledeki tertip itibariyle- şunlardır:
Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Rasim Bey, Andelib Faik Esat Bey, Mehmet Celal
Bey, Şeyh Vasfi Efendi, Müstecabizade İsmet Bey, Ali Kemal Bey, Tepedelenlizâde
Kamil Bey, Hüseyin Cahit Bey, Mahmut Ekrem Bey, Halit Ziya Bey, Cenap Şahabettin
Bey, Samipaşazâde Sezai Bey, Faik Âli Bey, Menemenlizâde Tahir Bey, Tevfik Fikret
Bey, Süleyman Nesip Bey, Necip Asım Bey, Sait Bey, Mustafa Reşit Bey, Mehmet
Emin Bey, Samih Rıfat Bey ve Abdülhak Hâmit Bey’dir.
Numune olarak Ali Kemal Bey’le, nedense hiç sevmediği sevgili üstadım Cenap
Şahabettin Bey’e ‘ait olan satırları aynen naklediyorum:
Ali Kemal Bey

(Paris Mektupları’ndan)
“Napolyon hududu Ren Nehri’nden ileriye götürdü, sürdü, ilerledi. Önüne çıkan
Prusya’yı tarumar etti, Avusturya’yı ezdi, Lehistan’a kadar gitti. Biz bu hakayıkı
Garp’ın hazain ve defaininden birer birer meydana çıkarıyoruz da yine bizi intihal ile
itham ediyorlar, etsinler. Neme gerek. Bunlar hep haset, hep çekememezliktir. Benlik
davasıdır. Bir kere de onların yazdıklarına bakılsın. Üslup yok, Arabî yok, Farisî yok.
İzanımıza inşirah verecek mübtehic kılacak bir zübde yok, bir nuhbe yok.

“Ve izâ ca'tke mezemmeti min nâkıs
Fehye’ş-şehadetü li bi'nni kâmil”
Cenap Bey’e ait satırları da nakledeyim:
Cenap Şahabettin Bey

(Seyahat Mektupları’ndan)
“Vapur Messina Boğazı’ndan geçerken hep güverteye toplanmıştık. Vakâyi’-i
tarihiyenin bu en büyük mecrasından gemi yavaş yavaş ilerliyordu. Sanki sahilin her
noktasından insaniyetin ebedi bir hatırası tarihin bir sahifesini elinde tutmuş, bize doğru
sallıyor, eski Roma kahramanlarının bakayâ-yi iz’ânından gıdâ-cû-yı hayat olan kartallar
hevâ-yı nesîmînin yüksek tabakalarında çılgın bir hırs u tâb ile süzülüyor ve Bo-
ğaz’ın müntehasındaki ufuk bütün â’sâr-ı vakâyi’in insibab ettiği namütenahi bir girdap
gibi ulvî bir boşlukla bize intizar ediyordu.”
İşte azizim Ali Kemal Bey, yazılarımız ecnebi dillere değil kendi lisanımıza da
tercüme olunuverince mahiyetlerimiz meydana çıkar. Başka lehçeleri bihuzur etmekte
ne fayda!.. (Bitmedi)

Hoca merhum, yazın sıcağında eşeğine binmiş bir köye gidiyormuş. Yolda büyük bir ceviz ağacının altında merkebinden inip hayvanı bir ağaca bağlamış. Kendisi de ağacın diğer bir cihetine koyu bir gölgeye çekilmiş. Kavuğunu başından çıkarıp göğsünü bağrını açarak hem serinliyor, hem de terini kurutuyormuş. O esnada tarladaki koca koca helvacı kabaklarına bakmış, bir aralık başını kaldırıp ceviz tanelerini de görmüş. Kendi kendine:
— Ya Rabbi! Şu incecik otta kocaman kuzu gibi kabaklar halk etmişsin. Şu dalları gökyüzüne çıkmış, çadırı bir evlek yeri kaplamış olan, bedenini iki kişi kucaklamadan aciz bulunan ceviz ağacında, ceviz taneleri de kabak otundan bitmesi münasip olurdu.
Derken meğer o esnada bir karga da bir cevizi oyup içini yemeğe uğraşıyormuş. Ceviz kabuğundan fırlayıp süratle inerken nasılsa tam Hoca'nın alnına rast gelir. Hoca'nın gözünden dehşetli bir şimşek sıçrar. Bir kere "Vay!" deyip iki eliyle kafasını tutar. Hemen kavuğunu bulup sıkı fıkı başına geçirir. Kalbini şiddetli bir Allah korkusu kaplayıp:
— Tövbe ya Rabbi! Bir daha senin işine karışmam. Her ne yaratmışsan hepsinde bir hikmet var. Allah saklasın! Şimdi ağaçta ceviz yerine kabak bulunmuş olsaydı, bizim tüysüz yalın kat kafa tuzlan buz olurdu. Demiştir.

Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Kavga döğüş, kıyamet. Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:
– Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver. Çocuklar bir kenara çekilmişler. Hoca geçmiş cevizlerin başına:
– Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?
Çocukların hepsi birden:
– Allah taksimi, Allah taksimi! diye bağırmışlar.
Bunun üzerine Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, birkaç avucu ötekine, beş altı taneyi berikine. Bazı çocuklara da hiç vermemiş. Çocuklar Hoca'ya itiraza başlamışlar.
– Bu nasıl taksim Hoca Efendi, haksızlık ettin, demişler.
Hoca da:
– Çocuklar, demiş, siz benden Allah taksimi istemediniz mi? Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, hiç vermediği de olur, herkes kısmetine boyun eğer!

Tarafeyn-i âkıdeyn, Avusturya ve Macaristan ile Sırbistan arasında mütekevvin ihtilâfa karşı kat'î ve mutlak bir bîtarafî muhâfaza etmeyi taahhüd ederler.
Rusya, tedâbîr-i fi'liyye-i askeriyye ile ihtilâfa müdâhale edecek ve bu hareketi ile Almanyaca Avusturya-Macaristan'a muâvenet-i fi'liyye-i askeriyyede bulunulmasını mucib ve müstelzim bir sebeb-i harb tevlîd eyliyecek olur ise, Rusya'nın bu tavr-u-hareketi Türkiye içün dahî bir sebeb-i harb teşkil edecektir.
Harb zuhûru takdirinde Almanya Türkiye'deki hey'et-i mahsûsa-i askeriyyesini Türkiye hükûmetinin emrine âmâde bulunduracaktır. Buna mukabil Türkiye hükûmeti hey'et-i mezkûreye, Türk ordusunun sevk-u-idâre-i umumiyyesine müteallik umûr-u-husûsât üzerinde –Türkiye Harbiyye nâzırı ile Alman hey'eti askeriyye reisi beyninde bu bâbda kararlaştırılan şerâite tevfikan– fi'lî ve kat'î bir nüfuz te’min edecektir.
Almanya hükûmeti, Türk mülkünü lede-l-hâce, bu arâzî tehlikeye ma'rûz kaldığı takdirde silâh kuvveti ile müdâfaa etmeyi der'uhde eyler.
Almanya ve Türkiye imparatorluklarını ihtilâf-ı hâzırdan tevellüd edebilecek beynelmilel teşevvüşât ve ihtilâtâta karşı sıyânet ve muhâfaza kasdı ile akdolunan işbu mukavele, isimleri bâlâda mezkûr salâhiyyetdâr murahhaslar tarafından imzâ olunduğu andan i'tibâren kesb-i mer'iyyet edecek ve sâir taahhüdât-ı mütekaabile-i mümâsile gibi 31 Kânunuevvel 1918 tarihine kadar mer'î ve câri olacaktır.

Anlaşma tarafları Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki mevcut ihtilafta tarafsız kalmayı taahhüt eder.
Rusya, faal askerî adımlarla müdahale eder ve Avusturya-Macaristan dolayıyla casus foederis ile Almanya'yı karşısına alırsa, Türkiye de casus foederis koşullarına tabidir.
Almanya savaş durumunda askerî misyonunu Türkiye'de bırakacaktır. Anında yürürlüğe girmiş olan, Türk savaş bakanı ekselansları ve Alman askerî misyon şefi arasında gerçekleşen önceki anlaşmalara göre, Türkiye adı geçen askerî misyonun Türk ordusunun genel komutasında etkin nüfuz sahibi olacağını garanti eder.
Tehdit durumunda ve gerekli olduğunda Almanya imparatorluğu, Türkiye imparatorluğu topraklarını silahlı kuvvetlerle savunmayı taahhüt eder.
İşbu anlaşma iki ülkeyi mevcut ihtilaftan doğabilecek uluslararası karışıklıklardan korumak için yapılmıştır; belirtilmiş tam yetkili kişiler tarafından imzalandığı andan itibaren yürürlüğe girer ve 31 Aralık 1918 tarihine kadar, mevcut tüm kararlarıyla bağlayıcıdır.
İmza taraflarından herhangi biri antlaşma bitim tarihinden altı ay öncesine kadar antlaşmanın iptal olacağını bildirmezse antlaşma beş yıl daha uzamış olur.
İşbu belge Alman kayser ekselansları, Prusya kralı ve Osmanlı imparatoru ekselansları tarafından tasdik edilecektir. Tasdikler imza tarihinden bir ay sonra takas edilecektir.
İşbu antlaşma gizli kalacaktır ve imza taraflarının biri tarafından ancak diğer tarafın onayı ile yayınlanabilir.

Benim herhangi bir örgütle bağlantım yoktur. Silahlı terör örgütü dediğiniz DAEŞ ise beni ölümle tehdit ettiler. 4-5 defa emniyet benden koruma isteyip istemediğimi sordular. DAEŞ’in aleyhinde yıllardan beri konuştuğum için ben “bu DAEŞ denilen şeyin daha evveli yoktur, Amerika’nın kurduğu örgüt olduğunu” dediğim için DwAEŞ beni tehdit etti. Bu kayıtlarda var. Ben de koruma istemedim ama DAEŞ ile alakam olmadığı buradan bellidir. Ben DAEŞ ile ilgili Suriye’ye silahlı cihada gitme ile ilgili kaç defa konuşma yaptım, internette hepsi vardır. Bana bundan dolayı kaç kişi tepki gösterdi. Hatta yurtdışı Konferansında Almanya’nın Dortmund şehrinde bana cihadın aleyhinde neden konuştuğumuzu söylediler. ‘Siz silahlı örgüt taraftarı mısınız?’ diye sordum, yok dediler. Beni kaç yerde onları desteklemeye teşvik edecek böyle şeyler yaptılar. Bunun tuzak olduğunu düşünüyorum. Onların lehine konuşmam yönünde çok baskı yapıldı, isterseniz hepsini sunmaya hazırım. Benim yıllardan beri yaptığım konuşmalar internette vardır, linkleri ve özetleri ile birlikte size takdim edebiliriz.
FETÖ dediğiniz yapılanmayı benim 35 yıldır kaç defa tenkit ettiğimi ancak Allah bilir. İnternette bunlarda vardır. Ben bunları oldu bitti tenkit ettim. Hatta o konuşmaları bakarsanız 1998 yılında “Allah’ın tokadını yiyeceksiniz sevenleriniz kalmayacak, gönüllerde yeriniz kalmayacak. Çünkü dine zarar veriyorsunuz.” diyordum tüm Türkiye alkışlarken ben onları tenkit ediyordum. Cumhurbaşkanımız bile onu Türkçe Olimpiyatlarında Türkiye’ye davet ederken ben onları tenkit etmiştim. Hatta onların birtakım baş komiserleri falan beni emniyete çağırmıştı.
PKK ile ilgili; ben onlarla kaç defa konuştum ve bundan dolayı arkadaşlarımız yurt dışında tehdit aldılar. Danimarka’daki arkadaşlar oranın PKK’sı tarafından tehdit edildiler. ‘Senin hocan bize terörist diyor’ dediler. O zaman da takside 4 kişiyi öldürmüşlerdi ben o zaman ‘bu terör değilse terör nedir?’ dedim. Selahattin Demirtaş 6-7 Ekim olaylarında herkesi sokağa davet ettiğinde ben o zaman “bu senin alnında kara bir leke olarak kalacaktır” dedim. Bunların hepsi internette vardır. Benim sorunum, ben uzun konuşuyorum benim konuşmamı kırpıyorlar. Bir de ben öyle demişim gibi başlık atmaktadırlar. Ben Demirtaş’la ilgili kendi tabanına güzel hitap ediyor şeklinde laflar etmiştim. Evet ama ben onunla ilgili birtakım şeyler söyledim o konuşmamı alıyorlar beni onlara tarafmışım gibi gösteriyorlar. Ben onlara bir defa oy vermiş değilim. Ben onlardan olanlara; “bir hakkınız varsa hakkınızı arayabilirsiniz, hakkınızı ararken asker, polis, sivil vatandaş öldüremezsiniz. Böyle bir şey caiz olamaz. Siz hakkınızı arıyorsanız insani yollarla arayın. Siz insan öldürerek hak arıyorsunuz bu caiz değildir.” diye kaç defa söyledim. Bundan 25 sene önce doğulu bir hoca bana 70 tane İslam devleti var. Bunlar caizse 71 niye caiz olmasın demişti. Ben de ona: “Senin bu konuşman Müslüman konuşması değil, Müslüman dediğin 70’i 68’i indirmenin yolunu arar. Mümkünse bir yapmaya çalışır, sen ise 71 fetvasını veriyorsun ve ona fetva bulmaya çalışıyorsun” dedim. Silahlı terör örgütü denilen PKK ise ben onlarla ilgili kaç defa konuşma yaptım, “Bu terördür.” demişimdir.

Her şeyden önce su vardı. Yer, ay, gök, güneş yoktu. Sadece Tanrı Kayra Han (Kuday)vardı, ancak yalnızdı ve canı sıkılıyordu, sudan gelen bir ses ona "yarat" dedi.O da kendi gibi birini yarattı ve ona kişi dedi. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kayra Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. Kayra Han'ın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı'dan güçlü olduğunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. Bana yardım et ! diye bağırıp Kayra Han'dan yardım istedi.
Tanrı Kayra Han izin verdi, Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı. Sonra Tanrı, 'Sağlam bir taş olsun ! dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kayra Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kayra Han, Kişi'ye Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar ! diye buyruk verdi. Kişi, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han'a götürdü. Kayra Han, Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken Yer olsun ! diye buyurdu.
Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Kayra Han, yine Kişi'ye Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar ! diye buyruk verdi. Kişi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kayra Han'dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kayra Han'dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Kayra Han'a uzattı. Kayra Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kayra Han'ın suya serptiği toprak gibi, Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmağa başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kayra Han'ın varlığını hissediyordu. O'ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı'ya yalvarmağa başladı: Tanrı ! Gerçek Tanrı ! Bana yardım et. Kayra Han, Kişi'ye Ağzındaki toprağı ne için sakladın dedi. Kişi, Kendime yer yaratmak için saklamıştım diye yanıt verdi. Kayra Han da, Öyleyse at ağzından ve kurtul dedi. Kişi'nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Kayra Han, Artık sen günahlı oldun dedi, Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek Kurbustan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun.
Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi. Kayra Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun ! dedi. Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Kayra Han, Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun ! dedi. Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. Nedir acaba diye düşündü. Kayra Han'a gürültünün nedenini sordu. Kayra Han, Ben bir hakanım, sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır ! dedi. Erlik, Kayra Han'dan bu insanları kendisine vermesini istedi. Kayra Han, Olmaz ! diye karşıladı; Sen git kendi işine bak !
Erlik'in canı sıkıldı. Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik, Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü. O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar, şu yanıtı verdiler: Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeği yasakladı. Biz yalnızca Tanrı'nın izin verdiği, ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor. Bu yanıt, Erlik'i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Doğanay (Törüngey) denilen erkeğe yaklaştı. Ona Kayra Han size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz dedi. Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi. Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi. Doğanay'ın karısı Ece (Eje), yanlarına geldi. Erlik, Doğanay ile Ece'ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi. Doğanay, Kayra Han'ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Ece dayanamadı, yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Doğanay ile Ece'nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, herbiri bir ağacın ardına saklandılar.
Kayra Han oraya geldi. İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi. Kayra Han, Doğanay ! Ece ! Doğanay ! Ece ! diye haykırdı, Neredesiniz ?. Doğanay ile Ece Ağaçların arkasındayız dediler, Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz. Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kayra Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi. Şimdi sen de Erlik'ten bir parça oldun diyerek yılana verdi ilk cezayı. İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler ! dedi. Ece'ye döndü, Sen, Erlik'in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın. Doğanay'a da şöyle diyerek cezasını verdi: Erlik'in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik'in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar, Karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös (Şeytan, Erlik) bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek. Kayra Han, Erlik'e de kızdı. Benim adamlarımı niçin aldattın ? diye sordu öfkeyle. Erlik Ben istedim, sen vermedin dedi, Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım. Kayra Han da, Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan Karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum diyerek Erlik'i cezalandırdı. Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi. Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok dedi, Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul'u (May-Tere) göndereceğim.
Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, Gök Oğul'a yalvardı: Ey Gök Oğul, bana yardım et. Kayra Han'dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana. Gök Oğul, Erlik'in dileğini Kayra Han'a iletti. Kayra Han aldırış etmedi. Gök Oğul, altmış yıl yalvardı. 
Sonunda Kayra Han, Erlik'e haber gönderdi: Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin ! Erlik, söz verdi. Kayra Han'ın katına çıktı. Baş eğdi. Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım diye yalvardı. Kayra Han, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular. Kayra Han'ın en sevgili kullarından olan Ulu Kişi (Mandı-Şire), bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü: Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik'in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor. Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik'e savaş açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. Ateş ile vurup Ulu Kişi'yi kaçırdı. Ulu Kişi, Kayra Han'ın katına çıktı. Kayra Han, Nereden geliyorsun ? dedi. Ulu Kişi, Erlik'in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik'in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaştım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi. Kayra Han, üzülmemesini söyledi. Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez dedi, Erlik'in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik'in gücünden üstün olacak. Ulu Kişi'nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.
Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı. O gün Kayra Han, Ulu Kişi'yi yanına çağırdı. Var git. Güçlendin artık. Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin dedi, Sana, kendi gücümden güç verdim. Ulu Kişi şaşırdı: Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim?. Kayra Han, Ulu Kişi'ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti. Erlik'i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik'in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu. Görklü Tanrı'nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.
Erlik, varıp Kayra Han'dan kendine yeni bir yer istedi. Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı dedi. Kayra Han, Erlik'i yerin altındaki Karanlıklar ülkesine sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim dedi.
     
Bunun üzerine Erlik, Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim dedi. Kayra Han, Hayır, onları da sana vermeyeceğim dedi, İstiyorsan kendin yarat. Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. Vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu. Sonunda Kayra Han, Erlik'in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuşt

Zaman, asrımızın başları. Balkanlar karışmakta. İnşallah asrın sonu, asrımızın başına benzemez  ve  insanlar  tarihten  ders  almasını    öğrenmiştir.  Zaman,  asrımızın  başları  dedik.  Birinci  Balkan  Harbi  yılları.  1910’lu,  1911’li  yıllar.  İskeçe’nin  yaka  köyleri  Kireççiler,  Mursalli,  Kızalcı,  Murasal,  Celepli.  Hepsi  zengin  köyler.  Bu  karışık  yıllarda,  çocuğunu askere göndermek istemeyen zenginler, paralarının gücü ile oğullarının askerliklerini satın alırlar.
İşte  bu  köylerden  birinde  veya  diğer  çevre  köylerden  bir  zengin,  oğlunun  isteğine rağmen  askerliğini  satın  almaz  ve  oğlunu  askere  gönderir.  Bu  sırada  Bulgarlar,  Karasu  boyunca güneye doğru inmektedir. Türk güçleri de Kurlar’dadır. Öte yandan Çal Dağı’na istihkâmlar  kazılıp,  düşmanın  güneye  doğru  inmesi  engellenir.  Halk  arasında  Çal  Dağı’nı savunan askere “Çal Ordusu’” denmektedir.
Neticede Bulgarlar, Kurlar Köyü’nü yakar,  halk da geçici olarak Kireççiler’de kalır. Tabii  bu  arada  Dağ  Horazlusu,  Hisinköy  (Hüseyin  Köy)  Sarınç  ve  diğer  köyler  işgale uğrar. Bu köyler Karpuz Tepe’nin kuzeyinde olup mübadeleye tabi tutulmuş köylerdir.
Her neyse biz olayımıza dönelim. Askere giden gencin sonu bilinmez. Ama “Kurlar Kışlaları”  isimli  türkü  dillerde  kalır.  Yıllarca  babalarımızın,  dedelerimizin  düğünlerde söyledikleri bu türkü, şimdilerde pek az kişi tarafından bilinmektedir.

Çıt dedi çalıya düşdü. (Güneş)
Benim bir fırınım var 
Dört tane ekmek alır. (Ceviz)
Gup gup hamam, guppesi tamam,
Bir gelin aldım babası imam (Saat)
Yol üstüne sac koydum,
Geleni gideni aç koydum. (Oruç)
Yer altında gezerim,
Dünkü gelinden güzelim (Köten,pulluk)
İki elti bir boyda (Kanatlı kapı)
Buradan gittim vızınan, oniki yıldızınan
Acısı suvan gibi, kendisi doğan gibi.(yıldırım)
Nar nar narladı, nar duvarda parladı,
Narcı kızın gelmedi, nar duvardan inmedi.(Makas)
Uzun oluk, dibi delik (Baca)
Uzun uzun odalar, birbirini kovalar. (Tren)
Sarı öküz yattı kalkmaz, Kara öküz gitti gelmez. (Ateş)
Gelin içeride, saçı dışarıda. (Mısır)
Uzunluğu urgan gibi, genişliği yorgan gibi. (Yol)
Çarşıdan alınmaz, mendile konulmaz,
tadına doyulmaz (Uyku)
Dağdan gelir dak gibi, kolları budak gibi,
eğilir su içer, bağırır oğlak gibi. (Kağnı)
İki kardeş yan yana bakar. (Maşa)
Min min ayaklı, minti kulaklı,
Alaca donlu, tokmak başlı. (Kedi)

Madde 1-Bu Yönetmeliğin amacı, ülkemizde düzenlenen resmi ve özel amatör boks müsabakalarının AIBA ve EABA’nin belirlediği kurallara uygun olarak yapılmasını temin için gerekli usul ve esasları belirlemektedir.

Madde 2-Bu Yönetmelik, ülkemizde düzenlenen resmi ve özel amatör boks müsabakalarına katılacak kulüplerde ve sporcularda aranacak şartları, müsabaka çeşit ve usullerini, komiteleri, tertip kurulları teşkilini, görev ve yetkilerini, spor kıyafetlerini, icra kurulunu ve itirazları kapsar.

Madde 3-Bu Yönetmelik 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 10 uncu maddesine dayanılarak Merkez Danışma Kurulunca hazırlanmıştır.

Madde 4-Bu Yönetmelikte geçen tanımlardan:
Genel Müdür: Gençlik ve Spor Genel Müdürü’nü,
Genel Müdürlük: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü,
Federasyon: Türkiye Boks Federasyonu’nu,
İl Başkanı: Gençlik ve Spor İl Başkanı’nı,
İl Başkanlığı: Gençlik ve Spor İl Başkanlığı’nı,
İl Müdürü: Gençlik ve Spor İl Müdürü’nü,
EABA: Avrupa Amatör Boks Birliği’ni,
AIBA: Uluslararası Amatör Boks Birliği’ni,
I.O.C.: Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ni,
İl Temsilcisi: Boks İl Temsilcisi’ni,
İfade eder.

Madde 5-Boks Müsabakası Mevsimi aralıksız devam eder.

Madde 6-Müsabakalara katılacak kulüplerde aşağıdaki şartlar aranır.
a) Kulüplerin Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce tescil edilmiş olması,
b) İl karma ekiplerinin ve kulüplerin özel veya resmi müsabakalara iştirak etmelerinin Federasyonca düzenlenen talimatlara göre sağlanması,

Madde 7-Müsabakalara katılacak sporcularda aşağıdaki şartlar aranır:
a) Nüfus kaydına göre 12 nci maddede belirtilen yaş grubuna dahil ve sıkletlerden birine erişmiş olmak,
b) Temsil edeceği kulüpte veya ilinde ferdi tescilini yaptırarak lisansını almış ve o yıl içinde vizesini yaptırmış olmak,
c) Herhangi bir sebeple müsabaka tarihleri sırasında müsabakalara girmekten men edilmemiş olmak. (Milli müsabakalar için, Federasyonun teklifi ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün onayı ile sadece o milli müsabaka için men kararı kaldırılabilir.)
d) Boksörler yabancı ülke takımları ile yapılacak ulusal veya uluslararası müsabakalar için yapılan davete uymak zorundadırlar. Bu davete uymayan boksörler hakkında Federasyonca gerekli cezai müeyyide uygulanır.
e) Mazeretleri, müsabakaları tertipleyen resmi mercilere kabul edilmeyen boksörler müsabakaya katılmak zorundadırlar. Boksörlerden sorumlu kişiler, boksörlerini müsabaka yapmaktan alıkoyamazlar. Sebep olanlar hakkında cezai hükümler tatbik edilir.
f) Her boksör ancak kendi kategorisinde (sınıfında) müsabakalara iştirak edebilir. (Yalnız, gençler kategorisindekiler büyükler kategorisinde müsabaka yapabilirler.)
g) Amatör resmi müsabakalar yalnız amatör boksörler arasında yapılır.

Madde 8'-Boks müsabakaları resmi ve özel olmak üzere iki türlüdür.
a) Resmi Müsabakalar;
1- EABA, AIBA’ya bağlı kuruluşlar ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce tertiplenen EABA, AIBA veya Federasyonca onaylanan,
2- İllerde, İl Müdürlüğünün bilgisi dahilinde il boks temsilciliğine düzenlenen,
3- Federasyon tarafından her derecede okullar için düzenlenen,
Müsabakalardır.
b) Özel Müsabakalar;
Resmi müsabakalar dışında düzenledikleri,
1- İl müdürlüklerinin düzenledikleri,
2- Kulüplerin düzenledikleri,
3- Federasyon ve illerin dışındaki spor kuruluşları tarafından tertiplenen ve sonucu Federasyonca tescil edilmeyen,
Müsabakalardır.
Federasyon ve il müdürlüğü faaliyet programında bulunmayan her türlü boks müsabakaları (Kick-Boks dahil) izne tabidir. Özel müsabaka yapmak isteyen kurum, kuruluş ve kişiler İl Başkanlığı kanalı ile Boks Federasyonundan izin almak zorundadırlar.
İzin alınmayan hiçbir özel müsabakaya müsaade edilmez, izin verilen müsabakaların sonuçlarını, bu müsabakaları düzenleyenler 24 saat içinde Federasyona veya İl Başkanlığına vermek/göndermek zorundadırlar.

Madde 9-Resmi ve özel müsabakalar, ferdi ve takım maçları olmak üzere iki şekilde ve eleme usulü ile yapılır.
a) Ferdi müsabakalar, ağırlık esasına göre yapılır. Her boksör kendi sikletinde bir rakiple karşılaşır. Her siklette boksörler başarı durumlarına göre, 1’incilik ve 3’üncülük arasında ödüllendirilir.
b) Takım müsabakalarında ağırlık sınırlaması vardır. Her takım en az (6) altı sikletten teşekkül eder.
Müsabakaların derecelendirilmesi AIBA Müsabaka Yönetmeliğinin 30’uncu maddesine göre, ferdi müsabakalarda alınan sonuçların değerlendirilmesine göre yapılır.

Madde 10-Federasyonun iznine tabi müsabakalar şunlardır.
a) İl Müdürlükleri ile kulüplerin yabancılarla yapacakları her türlü yurtiçi ve yurtdışı müsabakalar,
b) Gerçek veya tüzel kişiler yararına yapılacak jubileler.

Madde 11-İzin almak için takip edilecek ve uygulanacak esaslar şunlardır.
a) Bu Yönetmeliğe göre düzenlenecek izne bağlı müsabakalar için taraflarca yapılan anlaşmalar ile mali hususları kapsayan sözleşmelerin asılları veya tasdikli suretleri müsabaka tarihinden en az 15 gün önce müsabakaların yapılacağı İl Müdürlüğü kanalı ile tekemmül ettirilir.
Bu müsabakalar için Federasyon, müşahit (gözlemci) ve hakem görevlendirilebilir. Bu takdirde, görevlendirilenlerin masrafları organizatör tarafından Federasyon rayiçlerine göre karşılanır.
b) Dış ülkelerle yapılacak izne bağlı müsabakalara izin almak için, Federasyona en az 45 gün önce, gelecek kafilenin isim listesi ile birlikte il müdürlüğü kanalı ile yazılı olarak müracaat edilir.
c) Yurtiçi ve yurtdışında yabancılarla yapılacak her türlü müsabakalarda, kafilelerdeki idareci, hakem ve takımı teşkil edecek boksörler Federasyonunun onayı ile seçilir.
d) Yabancılarla yapılacak her türlü dış temaslarda kafileye, Federasyon tarafından görevlendirilen bir müşahit refakat eder ve bütün masraflar organizeyi sağlayan kuruluş tarafından karşılanır.
Federasyonca, yabancılarla yapılacak milli ve temsili müsabakalar için seçilmiş olan boksörlerin, formlarının korunması ve sakatlanmalarına mani olmak amacıyla başka müsabakalara iştirak etmelerine izin verilmeyebilir.

Madde 12-Remsim veya özel boks müsabakaları yıl esasına göre ayrılmış 4 kategori üzerinden, bu Yönetmelik ve AIBA Müsabaka Yönetmeliği çerçevesinde yapılır.
a) Minikler = (11-12), (13-14) yaş grubu,
b) Yıldızlar = (15-16) yaş grubu,
c) Gençler = (17-18) yaş grubu,
d) Büyükler = (17-34) yaş grubu,
Bu 4 kategorideki boksörlerin yaşlarının hesaplanmasında takvim yılı esas alınır ve ay, gün hesabı yapılmaz. Kategorilerde belirlenen sporcuların yaşları her yıl Boks Federasyonunca belirlenir.
a) Minikler;
Minikler Ferdi Türkiye Şampiyonası, (11-12) ve (13-14) yaş grupları ayrı ayrı olmak üzere iki grup üzerinden aşağıdaki esaslara göre yapılır;
1-Müsabakalar 30-34-38-42-46-50-54-57-60-63,5-67 ve +67 olmak üzere, 12 siklet üzerinden yapılır.
2-Müsabaka süresi, birer dakikadan üç raund (IX3), dinlenme süresi bir dakika, müsabaka eldivenlerinin ağırlığı 10 ons (284 gr.) olacaktır.
3-Bir raundda 1 kez veya tam müsabaka süresince 2 kez sayılırsa (Down olarak) sonuç RSC veya RSC-H olarak kabul edilir.
4-Boksörler nüfus cüzdanlarını, müsabaka yılı için vizeleri yapılmış lisanslarını, müsabakalara katılmasında sıhhi yönden sakınca olmadığını belgeleyen doktor raporu ile birlikte ibraz etmek zorundadırlar.
b) Yıldızlar;
Yıldızlar Ferdi Türkiye Şampiyonası, (15-16) yaş grubundaki sporcular arasında aşağıdaki esaslara göre yapılır:
1-Minikler kategorisinde bulunan boksörler kesinlikle bu müsabakalara iştirak edemezler.
2-Müsabakalar 45-48-51-54-57-60-63-66-69-73-77-81 ve +81 olmak üzere 13 siklet üzerinden yapılır.
3-Boksörler fotoğraflı nüfus cüzdanları ile birlikte müsabaka yılı için vizesi yapılmış lisanslarını ibraz etmek zorundadırlar.
4-Müsabaka eldivenlerinin ağırlığı 10 ons (284 gr.), müsabaka süresi ikişer dakikadan 3 raund (2X3), dinlenme süresi bir dakika olacaktır.
5-Bir raundda 2 kez veya tüm müsabaka süresince 3 kez sayılırsa (Down olarak) sonuç RSC veya RSC-H olarak kabul edilir.
c) Gençler
Gençler Ferdi Türkiye Şampiyonası, (17-18) yaş grubundaki sporcular arasında aşağıdaki esaslara göre yapılır;
1-Yıldızlar kategorisinde bulunan boksörler kesinlikle Gençler kategorisindeki müsabakalara iştirak edemezler.
2-Müsabakalar 46 kg.dan +91 (dahil)’e kadar 13 siklet üzerinden yapılır.
3-Boksörler fotoğraflı nüfus cüzdanlarını ve vizeli lisanslarını ibraz edeceklerdir. Nüfus cüzdanı ve lisansları bulunmayanlar müsabakalara iştirak edemezler.
d) Büyükler
Büyükler Ferdi Türkiye Şampiyonası, (17-34) yaş grubundaki sporcular arasında aşağıdaki esaslara göre yapılır;
1-Müsabakalar 46 kg.dan +91 (dahil)’e kadar 13 siklet üzerinden yapılır.
2-Boksörler fotoğraflı nüfus cüzdanları ile birlikte vizeli lisanslarını ibraz edeceklerdir.
3-Vizeli lisans ve nüfus cüzdanları bulunmayanlar müsabakalara iştirak edemezler.

Madde 13-Kulüplerin sorumlulukları şunlardır:
a) Boks sporu ile iştigal eden kulüpler, boks faaliyetlerini Federasyon faaliyetlerine paralel ve programlarını aksatmayacak şekilde yürütürler.
b) Federasyonun her türlü faaliyetine yardımcı olmak amacıyla il, il temsilciliği ve boksla iştigal eden kuruluşlar ve kulüpler, boksörlerini ve antrenörlerini Federasyon emrine vermek, sporcu, antrenör ve hakemler Federasyonun davetine riayet etmek mecburiyetindedirler.
c) Kulüpler program ve faaliyetlerini Federasyonun ve bağlı bulunduğu ilin programına uygun şekilde düzenlemek ve il müdürlüğüne tasdik ettirmek zorundadırlar.
d) Federasyon gerektiğinde faaliyet programında bulunan müsabakaların organizasyonunu öngördüğü hususları yerine getirmek kaydıyla il müdürlüklerine devredebilir, tarihlerini değiştirebilir veya iptal edebilir.

Madde 14-Federasyon tarafından düzenlenen müsabakaların tertip kurulları ihtiyaca göre Federasyon tarafından teşekkül ettirilir.
İllerde Bok il temsilcisinin başkanlığında, il tertip kurulları kurulur. Bu kurullar il müdürlüklerine ve Federasyona karşı sorumludurlar.
İl tertip kurulunun seçimi aşağıdaki usullerle yapılır.
a) İl müdürlükleri bünyesinde boks faaliyetlerinde bulunan en az 5 kulüp ile il temsilcisi tarafından, kulübü olmayan il müdürlüklerinde ise sade

RG: 01.07.2004 Sayı : 25509
Amaç
Madde 1 – Bu Yönetmelik, amatör denizcilerin sınav ve belgelendirme usul ve esaslarını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir.
Kapsam
Madde 2 – Bu Yönetmelik, Amatör Denizci Belgesi almak isteyen amatör denizcilerin sınavları, belgelendirilmeleri, sağlık durumları, kütükleme işlemleri, denize çıkışları ile ilgili esasları kapsar.
Dayanak
Madde 3 – Bu Yönetmelik, 4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanunun değişik 2 nci maddesinin (D) bendine ve 491 sayılı Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4 - Bu Yönetmelikte geçen;
a) İdare: Denizcilik Müsteşarlığını,
b) Gemiadamları Yönetmeliği: 31/07/2002 tarihli ve 24832 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişikliklerini,
c) Amatör Denizci: Denizde veya iç sularda özel amaçlı motorlu veya motorsuz deniz araçlarını, ticari yat ve ticari sürat motorları dışındaki gezi ve su sporları maksatlı tekneleri sevk ve idare eden kişiyi,
d) Amatör Denizci Belgesi (ADB) : Bu Yönetmelikte belirtilen şartları sağlayarak sınavda başarılı olanlara idare tarafından onaylayarak verilen, uluslararası yat kullanma / International Certificate of Competence For Operator of Pleasure Craft (ICC) isimli belgeyi,
e) Özel Yat: Yat tipinde inşa edilmiş, kamarası, tuvaleti, lavabosu, mutfağı olan, taşıdığı yolcu sayısı onikiyi geçmeyen, gezi ve spor amacıyla yararlanılan, tonilato belgesinde özel yat olduğu belirtilen gemiyi,
f) Amatör Balıkçı Teknesi: Tam boyları dokuz metre ve daha az, motor gücüyle yürütülen ve amatör balıkçılık yapmak amacıyla kullanılan, sahibi herhangi bir balıkçı kooperatifi üyesi olmayan, deniz aracını,
g) Diğer Deniz Araçları: Ticari amacı olmayan özel yat ve amatör balıkçı teknesi dışında kalan gezi ve spor amaçlı tüm deniz araçları,
h) Amatör Denizcilik Federasyonu (ADF): Su üstü ve su altında yapılan tüm spor ve spor dışı etkinlikler ile uğraşan üyesi dernekleri temsil eden kuruluşu,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Amatör Denizci Belgesi Sınavlarına Başvuru
Amatör Denizci Yeterliğinin Şartları
Madde 5 - Amatör denizci olmak için müracaat edenler:
a) 14 yaşını bitirmiş olmak (18 yaşından küçük olanların velisinin muvafakatı aranır),
b) En az ilkokul veya ilköğretim okulu mezunu olmak,
c) Adli sicil kaydında yurtdışına adam kaçırma ve/veya kaçakçılık suçundan hüküm giymemiş olmak,
d) Bu Yönetmeliğin 24 üncü maddesinde belirtilen sağlık şartlarını taşıdığını belgelemek,
e) İdarenin öngördüğü amatör denizci sınavını başarmak şartıyla ADB almaya hak kazanmış olmak.
Kişisel başvurulara dayalı olarak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Harp Okulu mezunu subaylar ile Astsubay Güverte Sınıfı okulları mezunları, fakülte ve yüksekokulların denizcilikle ilgili bölümlerinin güverte ve makine bölümlerinden mezun olanlar ile denizcilik meslek lisesi güverte bölümü mezunlarına ADB sınav şartı aranmadan verilir.
Türkiyede oturma izni almış olan yabancı uyruklulara, bu Yönetmelikte öngörülen şartları sağlaması halinde ADB verilir.
Sınav Yerleri ve Tarihleri
Madde 6 - Amatör denizci sınavları; Liman başkanlıklarında ayda bir defa olmak üzere her ayın ilk Çarşamba günü, Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğünde, başvuru sayısı yirmiden fazla olması halinde Ocak, Nisan, Temmuz ve Kasım aylarında yapılır.
Sınavlar biri başkan olmak üzere en az üç üyeli sınav komisyonu tarafından yapılır.
Amatör denizci sınavları, Deniz Ulaştırması Genel Müdürlüğü ile ADF arasında yapılacak protokol çerçevesinde ADF tarafından yapılır. İdare sınavlara bir gözlemci/denetçi gönderebilir.
Sınav yeri, başvuru adresi ve tarih-saati sınavdan en az onbeş gün önce İdare ve ADF tarafından ilan edilir.
Sınava Girecek Adayların Başvuru Koşulları
Madde 7 - Amatör denizci sınavına gireceklerde herhangi bir deniz hizmeti aranmaz. Sınava girmek isteyen kişi, sınav tarihinden en az iki iş günü önce bir örneği ekte bulunan dilekçe örneği (EK-1) ve aşağıda belirtilen eklerle birlikte, sınavı düzenleyen yere başvurur.
Başvuruda istenecek belgeler;
a) Nüfus cüzdanı örneği (başvurulan kurum, muhtar veya noterden onaylı),
b) Öğrenim belgesi (başvurulan kurum veya noterden onaylı),
c) Sağlık raporu (sınav sonrası ADB düzenlenmesi esnasında da verilebilir),
d) Vesikalık fotoğraf (3 adet)
e) Sabıka (adli sicil) kaydı belgesi veya Devlet memuru olduğuna ilişkin belge,
f) 18 yaşını bitirmemiş adayın velisi tarafından düzenlenmiş muvafakatname.
Başvuruların değerlendirilmesinden sonra, durumu sınava girmeye uygun olan adayların isimleri, toplam sayıları da belirtilerek, sınav komisyonu tarafından düzenlenen bir listede toplanır.
Sınavı kazandıktan sonra alınacak sağlık kurul raporları olumsuz olması halinde hak iddia edilmez.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Amatör Denizci Sınav Konuları, Sınavların Yapılışı, Değerlendirme ve Sonuçların İlanı
Amatör Denizci Sınav Konuları ve Başarı Notu
Madde 8 - Amatör denizci sınav başarı notu 100 üzerinden 45 olup, sınav konuları aşağıda belirtilmiştir.
a) Seyir ve denizde çatışmayı önleme kuralları
1) Manyetik pusula bilgisi: Doğal ve yapay sapmaların saptanması, uygulanması,
2) Harita bilgisi: Semboller ve kısaltmalar, seyir haritalarının kullanımı, haritada rota çizimi ve mesafe ölçümü,
3) Kıyı seyir bilgisi: Çeşitli yöntemlerle mevki koyma, fenerler, şamandıra sistemleri ve diğer seyir yardımcıları,
4) Yardımcı seyir aygıtları: El iskandili, radar reflektörü,
5) Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü (COLREG 1972) kurallarının içeriği ve uygulanışı.
b) Gemicilik ve tekne kullanma, meteoroloji
1) Manevrayı etkileyen faktörler,
2) Demirleme,
3) Yanaşma ve kalkma,
4) Denize adam düşmesi,
5) Güverte donanımları,
6) Standart meteorolojik raporları yorumlayabilme.
c) Denizde güvenlik ve denizde haberleşme
1) Teknenin oturması veya oturtulması durumlarında alınacak önlemler,
2) Çatışma sonrası alınacak önlemler,
3) Yangın ve söndürme teknikleri,
4) Tekneyi terk,
5) Yedekleme ve yedeklenme,
6) İlkyardım.
d) Deniz hukuku ve uluslararası sözleşmeler
1) MARPOL 73/78, deniz kirliliğini önleme ile ilgili ulusal mevzuat,
2) Liman işlemleri,
3) Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun (can kurtarma, çatışma, kaptanın görevleri, liman başkanlığına kaza raporu verilmesi),
4) Sahil Sıhhiye mevzuatı,
5) Gümrük ve Kaçakçılık mevzuatı,
6) Sigorta ve Deniz Sigortası mevzuatı.
e) Motor bilgisi
1) Spor ve gezi teknelerinde kullanılan benzin ve dizel motorları hakkında bilgi,
2) Elektrik hakkında bilgi.
Sınav Soruları
Madde 9 - Amatör denizci sınav soruları liman başkanlıkları, Genel Müdürlük ve/veya ADF tarafından oluşturulan komisyon tarafından yukarıda belirtilen sınav müfredatına uygun olarak, dört seçenekli, çoktan seçmeli test şeklinde hazırlanır. Sınav konularının soruları tek bir soru kitapçığında yer alır ve sınav tek bir oturumda yapılır.
Sorulacak sorular, konuların bütününü kapsayacak şekilde, sınav komisyonları tarafından belirlenir.
Bu Yönetmeliğin 8 inci maddesinde belirtilen sınav konularının açıklandığı ve bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesinde belirtilen Amatör Denizci El Kitabında yer alan konular dışında soru sorulmaz.
Sınav Süresi
Madde 10 - Sınav süresi, sınav komisyonu tarafından belirlenir.
Sınav Notu Değerlendirmesi
Madde 11 - Sınavların not değerlendirmesi, sınav cevap kağıtları üzerinden sınav komisyonu tarafından yapılır.
Sınav Başlamadan Önce Yapılacak İşlemler
Madde 12 - Adaylar sınav salonuna isim okunarak alınır. Sınav listesinde adı olmayan adaylar sınava alınmaz. Adaylara yerlerine oturduktan sonra kimlik kontrolü yapılarak sınav salonu yoklama listesi imzalattırılır.
Sınava girmeyenlerin isimlerinin karşısına “sınava girmedi” ibaresi yazılır. Sınav kağıdı dağıtıldıktan sonra, sınav kuralları yüksek sesle okunur, adayların soruları varsa cevaplandırıldıktan sonra yüksek sesle sınav başlamıştır denilir. Sınavın süresi sınav soru kağıdında belirtilir.
Sınav Süresince Yapılacak İşler ve Kurallar
Madde 13 - Sınava girenlerin sayısı ile yoklama listesindeki sayı karşılaştırılır. Sınav kağıtlarında adayların adı, soyadı ve imzaları olup olmadığı kontrol edilir.
Sınav Kuralları
Madde 14 - Sınav süresince uygulanacak kurallar:
a) Görevlilerin sınava girenlerle alçak sesle konuşmaları yasaktır. Herhangi bir soru sorulması halinde yüksek sesle sorulması ve cevaplandırılması sağlanır.
b) Adaylar, sınav süresince görevlilerin bütün uyarılarına uymak zorundadır.
c) Sınavda kopya çeken ya da çektiren veya kural dışı hareketlerle sınav düzenini bozan adayın sınavı geçersiz sayılır. Adayın, sınav kağıtları elinden alınarak, salon dışına çıkarılır ve “bireysel sınav iptal tutanağı” (EK-2) düzenlenerek sınav komisyonu başkanı ve üyeleri tarafından imzalanır. Kopya çeken ya da çektiren veya bir başka nedenle sınavı iptal edilen adayın cevap kağıdı üzerine “sınav geçersizdir” yazılır.
d) Sınava giriş koşullarından birini taşımadığı halde başvurusu sehven kabul edilerek sınava alınmış adayın, bu durumu sınav sırasında saptanırsa salondan çıkarılır ve “bireysel sınav iptal tutanağı” düzenlenir.
e) Sınavda siyah kurşun kalem kullanılır ve cevaplar sınav kağıdı üzerine işaretlenir.
f) Adayların sınav süresince aralarında silgi, kalem gibi malzeme alıp vermeleri ve konuşmaları yasaktır.
g) Adayların sınav süresince sigara içmeleri, cep telefonu ve benzeri haberleşme cihazlarını kullanmaları yasaktır.
h) Görevlilerin sınav süresince aralarında sınav ahengini bozacak şekilde yüksek sesle konuşmaları yasaktır. Görevliler sınav salonunda sürekli dolaşarak sınavın kurallara uygun geçmesini sağlanır.
i) Sınavın başlamasını takip eden ilk 15 dakika içinde sınava geç gelen aday, sınav komisyonu başkanının izniyle sınava alınır. Gecikme süresi 15 dakikayı aşan aday hiçbir suretle sınava alınmaz.
j) Adayların soruları cevaplandırmalarına sınav süresi bitimine kadar izin verilir. Adaylar sınav süresi bitmeden cevap kağıdını vermeye zorlanamaz. Sınav salonunda bir kişi kalması halinde, bu kişiden önce sınavını bitiren aday sınav salonunda bekletilir.
Sınav Evraklarının Açılması ve Kapatılm

==Amazonlar Efsanesi==
Önasya seferine çıkan ünlü Makedonya Kralı Büyük İskender, ordularıyla Beyşehir’de kendi adıyla anılan İskender bağları’nda konaklamış. O zamanlar Anamas Dağlarının eteklerinde göllenmiş bulunan Beyşehir Gölü’nün öte yakasında, Amazonlar denilen kadın savaşçılar yaşar. Kral, onların kendisine boyun eğmelerini istemiş; fakat elçisini geri çevirmişler.
Büyük İskender buna çok kızmış ve Amazonların üzerine asker göndermiş.
Amazonlar, uzun süre, İskender’in güçlü askerlerine karşı savaşmışlar. Ama bakmışlar ki; yenilip esir olacaklar, Anamaslarda gölün kıyısında, kapalı bir yer altı obruğunda dökülen bir çağlayanın düdeninin koca kayalar yuvarlayıp kapatmışlar ve düşmanın ardından girdikleri vadiyi sular basmış. İskender’in askerleri azgın sular karşısında helak olmuşlar.
Ancak, Amazonlar kötü sonlarını tahmin ettiklerinden, kendilerini de bu sulara atarak tutsak olmaktansa, ölmeyi yeğlemişler.
Onların bu onurlu ölümleri, İskender’i çok duygulandırmış. Anılarını yaşatmak için yurtlarına Amazonlar adını vermiş ve bu Amazonlar giderek Amanoslar ve ardından Anamaslar adını almış.
Bir başka anlatıma göre, kendilerini göle atan Amazonlar, boğulmayıp gölde balık olmuşlar ve bu güzel balıkların adı zamanla Amazan ve ardından Sazan olmuştur. (Ancak, Sazan sazcıl anlamındadır. Bölgede Amazonların yaşamadıkları tahmin edilmektedir.)

KAUTSKY'NİN şu yakınlarda Viyana'da yayınlanmış bulunan Proletarya Diktatörlüğü
broşürü (Wien, 1918, Ignaz Brand, 63 sayfa), bütün ülkelerin bütün dürüst sosyalistlerinin
uzun zamandan beri sözünü ettikleri II. Enternasyonal'in en tam, en yüz kızartıcı
batkısının (iflasının) en çarpıcı örneğini veriyor. Proleter devrim sorunu bugün birçok
devletin gündeminde pratik olarak yer alıyor. Öyleyse Kautsky'nin kişiliğinde döneğin
yanıltmacaları ile marksizmin bütünsel yadsınmasını çözümlemek büyük bir zorunluluk
taşıyor.
Ama ilkin, daha savaşın (birinci dünya savaşı -ç) başından beri, bu satırların yazarının
Kautsky'nin marksizmden koptuğunu birçok kez anımsatmak zorunda kaldığını belirtelim.
1914'ten 1916'ya değin yurt dışında çıkan Sosyal-Demokrat ve Komünist'te bu konuya
bir dizi makale ayrılmıştı. Bu makaleler, Petrograd Sovyeti tarafından yayınlanan bir kitap
içinde bir araya getirildi: G. Zinovyev ve N. Lenin: Akıntıya Karşı, Petrograd 1918
(550 sayfa). 1915 yılında Cenevre'de yayınlanmış ve aynı dönemde Almanca ve Fransızcaya
çevrilmiş olan bir broşürde, "kautskizm" konusunda şöyle diyordum:
"II. Enternasyonal'in en büyük otoritesi olan Kautsky, marksizmin sözde kalan
kabulünün, gerçekte onu 'struvizm' ya da 'brentanizm' durumuna (yani Rus yazarı Struve
ile Alman iktisatçısı Brentano tarafından son derece çarpıcı bir biçimde dile getirilmiş
olduğu gibi, proletarya için devrimci olmayan 'sınıf savaşımını kabul eden liberal bir
burjuva öğreti durumuna) dönüştürmeye yol açma biçiminin son derece tipik ve parlak bir
örneğini veriyor. Plehanov'da bunun bir başka örneğini görüyoruz. Besbelli yanıltmacalar
yardımıyla, marksizm kendi canlı, devrimci ruhundan arındırılıyor; devrimci savaşım
araçları, bunların propaganda ve hazırlanması, yığınların işte bu yönde eğitimi dışında,
marksizmde ne varsa kabul ediliyor. Her türlü ilkeyi çiğneyerek, Kautsky sosyalşovenizmin
temel tezini, güncel savaşta ulusal savunmanın kabulünü, sollara verilen
diplomatik ve gösterişçi bir ödün ile: savaş ödeneklerinin oylamasında çekimserlik,
muhalefet anlayışının sözde kalan dışavurumu vb. ile 'uzlaştırıyor'. 1909 yılında bir
devrimler çağının yakınlığı ve savaş ile devrim arasındaki bağlar üzerine koca bir kitap
yazan Kautsky; 1912 yılında yarınki savaşın devrimci kullanımı konusundaki Basel
Bildirgesini imzalayan Kautsky, bugün elinden gelen her şeyi yaparak sosyal-şovenizmi
doğrulamaya ve allayıp pullamaya çalışıyor. Plehanov gibi, tüm devrim fikrini, dolaysız bir
devrimci savaşımı amaçlayan bütün eğilimleri alaya almak için, burjuvaziye katılıyor.
İşçi sınıfı, bu yadsımaya, bu alçaklığa, oportünizm karşısındaki bu aşağılık
yaltaklanmaya, marksizmin teorik plandaki bu inanılmaz alçaltılmasına karşı amansız bir
savaşım vermedikçe, kendi dünya devrimi ereklerine erişemez. Kautskizm bir rastlantı
sonucu değil, II. Enternasyonal'in çelişkilerinin, marksizme, gerçekte oportünizme boyun
eğme ile birleşen sözde bağlılığın toplumsal ürünüdür" (G. Zinovyev ve N. Lenin:
Sosyalizm ve Savaş, Cenevre 1915, s. 13-14, Rusça baskı).
Sonra, 1916'da yazılan bir kitapta, Emperyalizm, Kapitalizmin Yeni Evresi'nde
(1917'de Petrograd'da yayınlandı), Kautsky'nin emperyalizm konusundaki bütün
açıklamalarının teorik yanlışlığını ayrıntılı olarak çözümledim. Emperyalizmin Kautsky
tarafından verilen tanımını yineliyordum: "Emperyalizm son derece gelişmiş bulunan
sanayi kapitalizminin bir ürünüdür. Her sanayici kapitalist ulusun, bu bölgelerde hangi
uluslar yaşarsa yaşasın, tarımsal (altı Kautsky tarafından çizilmiş) bölgeleri kendine gitgide
daha çok katma ya da bağlama eğilimine dayanır." Bu tanımın kesinlikle yanlış olduğunu,
daha sonra oportünizm ile bir uzlaşma alanı bulmak için, emperyalizmin en derin
çelişkilerini hafifletecek biçimde "uydurulmuş" olduğunu gösterdim. Ve, kendi
emperyalizm tanımımı veriyordum: "Emperyalizm, tekellerin ve mali sermayenin
egemenliğinin kendini gösterdiği; sermaye ihracının birinci planda önem kazandığı;
dünyanın uluslararası tröstler arasındaki paylaşılmasının tamamlandığı bir gelişme
aşamasına erişmiş bulunan kapitalizmdir." Emperyalizmin Kautsky'deki eleştirisinin, hatta
kaba burjuva eleştirisinden bile aşağı olduğunu gösterdim.
Ensonu, ağustos ve eylül 1917'de, yani 25 ekim (7 kasım 1917) Rus proleter devriminden
önce, 1918 başlarında yayınlanan bir broşür olan Devlet ve İhtilâl'i (Marksist Devlet teorisi
ve Proletaryanın Devrimdeki Görevleri) yazdım. Orada "Marksizmin Oportünistler
Tarafından Alçaltılması" başlıklı VI. bölümde, Marx'ın öğretisini adamakıllı bozduğunu,
onu oportünizme uydurduğunu, "devrimi sözde kabul ederken gerçekte yadsıdığını"
tanıtlamak için, Kautsky'ye özel bir ilgi gösterdim.
Aslında Kautsky'nin proletarya diktatörlüğünü inceleyen broşüründeki temel teorik
yanılgısı, Marx'ın devlet öğretisinin Devlet ve İhtilal broşüründe uzun uzadıya sergilediğim
bu oportünist çapıtmaların ta kendisine dayanır.
Bu ilk açıklamalar zorunluydu, çünkü benim Kautsky'yi, bolşeviklerin iktidarı
almasından ve, bu nedenle de, Kautsky tarafından suçlanmalarından uzun zaman önce
açıkça dönek olarak davranmakla suçladığımı kanıtlar.

KAUTSKY'NİN broşüründe incelediği temel sorun, proleter devrimin temel içeriği,
yani: proletarya diktatörlüğü sorunudur. Bütün ülkeler, hele ileri ülkeler, hele savaşan
ülkeler için, hele şu anda çok büyük önem taşıyan bir sorun. Abartmasız denebilir ki, tüm
proleter sınıf savaşımının baş sorunu budur. Ôyleyse onu yakından incelemek önemli.
Kautsky sorunu, "iki sosyalist akım (yani bolşevikler ile bolşevik olmayanlar) arasındaki
karşıtlığın, temelden ayrı iki yöntem: demokratik yöntem ile diktatörce yöntem arasındaki
karşıtlık" olduğu biçiminde koyar (s. 3).
Bu arada, Rusya'daki bolşevik olmayanlara, yani menşevikler ile devrimci-sosyalistlere
sosyalist diyerek, Kautsky'nin burjuvaziye karşı proletaryanın savaşımında bunların
gerçekten tuttukları yere değil, ama adlarına, yani bir sözcüğe önem verdiğini belirtelim.
Marksizmi anlama ve uygulamanın bundan iyisi de, can sağlığı! Ama bu konuya gene
döneceğiz.
Şimdilik işin özüne: Kautsky'nin "demokratik ve diktatörce yöntemler"in "temel
karşıtlığı" konusundaki büyük bulgusuna bakalım. Sorunun düğüm noktası burada.
Kautsky'nin broşürünün özü burada. Ve teorik planda öylesine şaşılası bir karışıklık,
marksizmin öylesine toptan bir yadsınmasıdır ki bu, Kautsky, itiraf edelim, Bernstein'ı
fersah fersah geride bırakmıştır.
Proletarya diktatörlüğü sorunu, proleter devletin burjuva devlet, proleter demokrasinin
burjuva demokrasi karşısındaki durumu sorunudur .Gün gibi açık,değil mi?
Oysa Kautsky, tarih elkitaplarının yinelenmesinde kalıplaşmış bir öğretmen gibi, XX.
yüzyıla sırtını dönmekte direnir ve, yüzü XVIIl. yüzyıla dönük, burjuva demokrasinin mutlakıyet ve feodalite karşısındaki durumu üzerine köhne düşünceleri, tüm bir paragraflar dizisi içinde, yüzüncü kez olarak, usanç verici bir biçimde geveler durur!
Tıpkı uykuda hep aynı şeyleri sayıklayan biri gibi.
Sorunların nedenini hiç anlamamanın ta kendisidir bu. Kautsky'nin "demokrasiyi
önemsememe"yi vb. öğütleyen kimseler bulunduğunu tanıtlama çabaları (s. 11) karşısında
ancak gülünür. Kautsky sorunu bulandırmaya, karmakarışık etmeye işte bu türlü
zevzekliklerle sürüklenir; çünkü sorunu, burjuva demokrasiyi değil, ama genel olarak
demokrasiyi konu edinen bir liberal olarak koyar. Hatta bu belirgin sınıfsal kavramı
(burjuva demokrasi -ç.) kullanmaktan bile sakınır ve "ön-sosyalist" ("Presocialiste")
demokrasiden söz etmek için boşuna çabalar durur. Söz değirmenimiz 63 sayfa üzerinden
20 sayfayı, broşürün aşağı yukarı üçte birini, burjuva demokrasiyi allayıp pullama ve
proleter devrim sorunu üzerine bir örtü örtme anlamına geldiği için, burjuvazi için çok hoş
bir gevezelikle doldurmuştur.
Kautsky'nin broşürünün adı gene de Proletarya Diktatörlüğü olmaktan geri kalmaz.
Marx'ın öğretisinin özünün bu olduğu herkesçe bilinir. Ve Kautsky'de, konunun kıyısındaki
tüm bu gevezelikten sonra, Marx'ın proletarya diktatörlüğü konusundaki sözlerini anmak
zorundadır.
"Marksist" Kautsky bu işi nasıl yapar, işte işin en eğlenceli yanı! Dinleyin daha iyi:
"Bu görüş biçimi (Kautsky'nin demokrasinin önemsenmemesi olduğunu söylediği görüş
biçimi) Karl Marx'ın bir tek sözüne dayanır." 20. sayfada sözcüğü sözcüğüne okunan şey,
işte bu. Ve Kautsky 60. sayfada bunu gene yineler ve: "Marx'ın proletarya diktatörlüğü
üzerine 1875'te bir mektupta bir kez kullandığı önemsiz bir sözü (harfi harfine!! des
Wörtchens) (bolşeviklerin) tam zamanında anımsadıkları"nı söylemeye değin gider.
İşte Marx'ın o "önemsiz söz"ü:
"Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında birinden öbürüne devrimci dönüşüm
dönemi yer alır. Bu döneme, devletin proletaryanın devrimci diktatörlüğünden
başka bir şey olamayacağı bir siyasal geçiş dönemi karşılık düşer."
İlkin, Marx'ın tüm devrimci öğretisini özetleyen bu ünlü açıklamasını "bir tek söz" ve
hatta "önemsiz bir söz" olarak adlandırmak, marksizmi umursamamak, onu büsbütün
yadsımak demektir; Kautsky'nin Marx'ı hemen hemen ezbere bildiğini; bütün yazılarına
bakarak bir yargıya varmak gerekirse, masasının üzerinde ya da kafasının içinde, alıntıları
kolayca kullanabilmek için, Marx'ın bütün yazdıklarını özenle yerleştirdiği bir raflar
dizisine sahip bulunduğunu unutmamalıyız. Marx ile Engels'in, yalnızca mektuplarında
değil, basılmış yapıtlarında da, Komünden önce ve özellikle Komünden sonra, proletarya
diktatörlüğünden birçok kez söz etmiş olduklarını bilmiyor olamaz Kautsky. "Proletarya
diktatörlüğü" formülünün, proletaryanın o: burjuva devlet makinesini "parçalama"
görevinin, Marx ile Engels'in, 1848 devrimleri deneyini ve daha da çok 1871 deneyini göz
önünde tutarak, 1852'den 1891'e değin; yani kırk yıl boyunca sözünü etmiş oldukları o
görevin, tarihsel bakımdan daha somut ve bilimsel bakımdan daha doğru bir anlatımından
başka bir şey olmadığını bilmiyor olamaz Kautsky.
Marksizm yorumlayıcısı Kautsky tarafından marksizmin bu şaşılası çarpıtılmasını nasıl
açıklamalı? Eğer bu olayın felsefi temeli düşünülürse

Sadâret-i Uzmâ
Mektubî Kalemi
Tarih: 26 Rebîülevvel sene [1]327 - 4 Nisan sene [1]325
Telgraf
Adana Vilâyeti'ne
Adana'da Amerikalı iki rahibin katledildiği şâyi‘ olup buna dair mahalli konsolosundan sefârete şimdiye kadar bir iş‘âr vuku bulmaması ol bâbda sefârete yazılan telgrafnâmelerin telgrafhânece tevkif edilmekde olmasına haml olunmakda bulunduğu Amerika Sefâreti nâmına ifade kılındığından hakikat-i hâlin serî‘an iş‘ârıyla beraber sefâret nâmına telgrafhâneye tevdî‘ edilmiş telgraflar var ise bilâ-te’hir keşîde etdirilmesi ihtar olunur.
Telgraf ve Posta Nezâreti Vekâlet-i Behiyyesi'ne
Sefâretden Adana konsolosuna ve konsoloslukdan sefârete çekilmek üzere tevdî‘ olunan telgrafnâmelerin gerek buraca gerek oraca tevkif edilmekde bulunduğu istidlâl kılındığı Amerika Sefâreti'nden ma‘raz-ı şikâyetde ifade olunduğundan sefârete aid olmak üzere tevdî‘ edilmiş telgrafnâmeler var ise hemen keşîde edilmesi lüzumunun icab edenlere serî‘an tebliğine himmet.

Soruşturma No :2009/1570
Esas No : 2010/107
İddianame No : 2010/75

DAVACI	:	K.H.
MÜŞTEKİ	.-Burçin ÖZTÜRK, Fahri kızı  Ayşe'den olma, 1974
Afyon doğumlu, Bahçelievler Mahallesi Ata 2 Sitesi Palmiye Caddesi sardunya Sokak No:3 D:8 Çengelköy İstanbul adresinde oturur.
VEKİLİ	:Av.Korkut Tonguç Tüfekçi 22708 İstanbul Barosu
Avukatlarından
ŞÜPHELİ	:î~ FARUK AKIN, Faik oğlu Hayriye'den olma,
09/01/1986 doğumlu, BURSA ili, KARACABEY ilçesi, İSMETPAŞA köy/mahallesi, 52 cilt, 83 aile sıra no, 6 sıra no'da nüfusa kayıtlı . Hürriyet Cad. Değirmendere Merkez Mah. No:7 İç Kapı No: 10 adresinde ikamet eder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ	:Av.   İrfan  SÜTLÜOĞLU 36710  İstanbul  Barosu
Avukatlarından
SUÇ	rSiiahlı terör  örgütüne  üye  olmak,  örgüt amacı
doğrultusunda     patlayıcı    madde     ve     mermi
bulundurmak,  aynı suç işleme kararıyla. JJ^SSSSJNCN
kişiye  ait  kişisel verileri hukuka  aykıgjFola^İK- "*%^.
kaydetmek
GÖZETİM TARİHİ : 18/07/2009- 21/07/2009
TUTUKLAMA TARİHİ: 21/07/2009 İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 21/07/2009 tarih 209/74 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ:TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 174/1-2, 135/2, 43, 6136 sayılı yasanın 13/3, TCK'nun 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ:2-SİNAN EFE NOYAN, Muzaffer oğlu Ayşe'den olma, 04/04/1985 doğumlu, ADANA ili, SEYHAN ilçesi, DÖŞEME köy/mahallesi, 12 cilt, 975 aile sıra no, 13 sıra no'da nüfusa kayıtlı Rauf Orbay Cad. Postane Mah. No:290B7 İç Kapı No:l Tuzla/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ rAv.İrfan SÜTLÜOĞLU 36710 İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ:Silahlı terör  örgütüne  üye  olmak,  örgüt amacı doğrultusunda     patlayıcı    madde     ve     mermi bulundurmak,
GÖZETİM TARİHİ : 18/07/2009- 21/07/2009
TUTUKLAMA TARİHİ: 21/07/2009 İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 21/07/2009 tarih 2009/74 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ: TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 174/1-2, 6136 sayılı yasanın 13/3, TCK'nun 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ:3-ALPEREN ERDOĞAN, Mehmet oğlu Munire'den olma, 23/06/1985 doğumlu, MARDİN ili, SAVUR ilçesi, PINARDERE köy/mahallesi, 34 cilt, 46 aile sıra no, 34 sıra no'da nüfusa kayıtlı İstiklal Cad. Yüzbaşılar Mah. No:60 İç Kapı No:6 Gölcük/ KOCAELİ adresinde ikamet eder.Halenatılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevinde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ : Av. İrfan SÜTLÜOĞLU 36710 İstanbul* Avukatlarından
suç: Silahlı terör örgütüne üye olmak, kişisel kullanım
amacı	dışında	uyuşturucu	madde
bulundurmak,aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek
GÖZETİM TARİHİ : 18/07/2009- 21/07/2009
TUTUKLAMA TARİHİ: 21/07/2009 İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 21/07/2009 tarih 2009/74 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ: TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 188/3,135/2, 43, 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ:4-BURAK DÜZALAN, İbrahim Şinasi oğlu Gönül'den olma, 29/08/1986 doğumlu, İZMİR ili, ÖDEMİŞ ilçesi, İNÖNÜ köy/mahallesi, 6 cilt, 567 aile sıra no, 27 sıra no'da nüfusa kayıtlı İstiklal Cad. Yüzbaşılar Mah. No:60 İç Kapı No:6 Gölcük/ KOCAELİ adresinde ikamet eder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ :Av. Burçin Hekimoğlu İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ:Silahlı terör örgütüne üye olmak, kişisel kullanım amacı dışında uyuşturucu madde bulundurmak, aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek
GÖZETİM TARİHİ : 22/07/2009-23/072009
TUTUKLAMA TARİHİ: 23/07/2009 İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 23/07/2009 tarih 2009/75 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ: TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 188/3,135/2, 43, 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ: 5- YAKUT AKSOY, Hasan oğlu Penbe'den olma, 31/10/1986 doğumlu, ÇANAKKALE ili, MERKEZ ilçesi, BARBAROS köy/mahallesi, 2 cilt, 479 aile sıra no, 11 sıra no'da nüfusa kayıtlı Prof.Muammer Aksoy Cad. Değirmendere Merkez Mah. Kapı No:10 Gölcük/ KOCAELİ adresaeder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ :Av. Hakan Aksoy Çanakkale Barosu Avukatlarından
SUÇ:Silahlı terör örgütüne üye olmak, kişisel kullanım amacı dışında uyuşturucu madde bulundurmak, aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek
GÖZETİM TARİHİ : 22/07/2009-23/072009
TUTUKLAMA TARİHİ: 23/07/2009 İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 23/07/2009 tarih 2009/75 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ: TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 188/3,135/2, 43, 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ:6- TARIK AYABAKAN, Şaban oğlu Nevin'den olma, 26/04/1986 doğumlu, MALATYA ili, YEŞİLYURT ilçesi, YAKINCA köy/mahallesi, 23 cilt, 157 aile sıra no, 36 sıra no'da nüfusa kayıtlı Rauf Orbay Cad. Postane Mah. No:290B7 İç Kapı No:l Tuzla/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ :Av.Büçkün Canatik 34377 İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ:Silahiı terör örgütüne üye olmak, kişisel kullanım amacı dışında uyuşturucu madde bulundurmak, aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek
GÖZETİM TARİHİ  : 27/07/2009-28/072009
TUTUKLAMA TARİHİ: 28/07/2009 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 28/07/2009 tarih 2009/78 sayılı kararı
SEVK MADDELERİrTCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 88/3,135/2, 43, 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ:7- ÜLKÜ ÖZTÜRK, MUSTAFA Oğlu E olma,    16/02/1985   doğumlu, ZONGU KDZ.EREĞLİ ilçesi, ORHANLAR köycilt, 453 aile sıra no, 3 sıra no'da nüfusa kayıtlı Rauf Orbay Cad. Postane Mah. No:290B7 İç Kapı No:l    Tuzla/İSTANBULadresinde    ikamet   eder. Halen     atılı     suçtan    Hasdal    Askeri     Kapalı Cezaevinde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ  : Av. Ahmet Köse 821 Zonguldak Barosu
SUÇ : Silahlı terör Örgütüne Üye Olma, aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek
GÖZETİM TARİHİ : 28/07/2009-29/072009
TUTUKLAMA TARİHİ: 29/07/2009 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 29/07/2009 tarih 2009/79 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ:TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanm 5, TCK.'nun 135/2, 43, 53, 54, 58 ve 63 maddeleri
ŞÜPHELİ: 8- HALİT MEHMET ERGÜL, Ahmet oğlu Zekiye'den olma, 25/03/1985 doğumlu, K.MARAŞ ili, ÜRKOGLU ilçesi, CUMHURİYET köy/mahallesi, 1 cilt, 54 aile sıra no, 17 sıra no'da nüfusa kayıtlı Prof. Muammer Aksoy Cad. Değirmendere Merkez Mah. No:82 İç Kapı No: 10 Gölcük/ KOCAELİ adresinde ikamet eder.
MÜDAFİİ:Av. Erol Memiş 20580 İstanbul Barosu Avukatlarından
SUÇ: Silahlı terör Örgütüne Üye Olma
SEVK MADDELERİ:TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK'nun53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ: 9- BARBAROS MERCAN, Muhammet İhsan Oğlu Nimet'den olma, 16/01/1986 doğumlu, MUĞLA ili, BODRUM ilçesi, BİTEZ köy/mahallesi, 9 cilt, 86 aile sıra no, 4 sıra no'da nüfusa kayıtlı Hürriyet Cad. Değirmendere Merkez Mah. No:7 İç Kapı No:10 Gölcük/ KOCAELİ adresinde ikamet eder.
MÜDAFİİ :Av.     Erol     Memiş     20580     İstanbul     Barosu Avukatlarından
SUÇ: Silahlı terör örgütüne üye olmak, örgdoğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurmak,
SEVK MADDELERİ: TCK.'mm 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK.'nun 174/1-2, 6136 sayılı yasanın 13/3, TCK.'nun 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ:10- ALİ SEYHUR GÜÇLÜ, Şeydi oğlu
Huriye'den	olma,	11/11/1984
doğumlu,AFYONKARAHİSAR ili, DİNAR ilçesi, KARABEDİR köy/mahallesi, 54 cilt, 1 aile sıra no, 190 sıra no'da nüfusa kayıtlı Rauf Orbay Cad. Postane Mah. No:290B7 İç Kapı No:l Tuzla/ İSTANBUL adresinde ikamet eder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ: Av.İbrahim Koksal 5467 İzmir Barosu Avukatlarından
SUÇ: Silahlı terör Örgütüne Üye Olma
TUTUKLAMA TARİHİ : 03/12/2009 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK.  250.  maddesi İle Görevli)nin  03/12/2009 tarih 2009/108 sayılı kararı
SEVK MADDELERİ: TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK'nun 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ: 11- SEZGİN DEMİREL, Cevat oğlu Sema'dan olma, 09/10/1985 doğumlu, ÇANAKKALE ili, GELİBOLU ilçesi, KOCAÇEŞME köy/mahallesi, 27 cilt, 21 aile sıra no, 27 sıra no'da nüfusa kayıtlı Atatürk Bulvarı Yenişehir Mah. No:55 İskenderun/ HATAY ikamet eder. Halen atılı suçtan Hasdal Askeri Kapalı Cezaevi'nde TUTUKLU'dur.
MÜDAFİİ  :Avukat Kemal Yener Saraçoğlu Avukat İhsan Nuri Tezel - İstanbul barosu avukatlarından
SUÇ : Silahlı terör Örgütüne Üye Olma, aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek
TUTUKLAMA TARİHİ : 05/12/2009 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi İle Görevli)nin 05/12/2009 tarih 2009/111 sayılı kararı
SEVK MADDESİ:TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 135/2, 43, 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ: 12- FATİH GÖKTAŞ, Hazım oğlu Nevin'den olma, 30/06/1987 doğumlu, BALIKESİR ili, KEPSUT ilçesi HOTAŞLAR köy/mahallesi, 29 cilt, 126 aile sıra no, 85 sıra no'da nüfusa kayıtlı ikamet eder.
MÜDAFİİ:Avukat Kemal Yener Saraçoğlu Avukat İhsan Nuri Tezel - İstanbul barosu avukatlarından
SUÇ: Silahlı terör Örgütüne Üye Olmak
SEVK MADDELERİ TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5, TCK'nun 53, 54, 58 ve 63 maddeleri.
ŞÜPHELİ: 13= BURAK AMAÇ, RECEP Oğlu IŞIL'den olma, 28/05/1987 doğumlu, ÇANAKKALE ili, GELİBOLU ilçesi, KOCAÇEŞME köy/mahallesi, 27 cilt, 16 aile sıra no, 20 sıra no'da nüfusa kayıtlı 75. Sk. Topçular Mah. No:12B Gölcük/ KOCAELİ ikamet eder.
MÜDAFİİ: Avukat Kemal Nevzat Güleşen-1437- Kocaeli Barosu
SUÇ: Silahlı terör Örgütüne Üye Olmak
SEVK MADDELERİ TCK.'nun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5,TCK'nun 53, 54, 58 ve 63 maddeleri gereğince,
ŞÜPHELİ:14- BURAK ÖZKAN, Mustafa oğlu Selma'dan olma, 28/10/1988 doğumlu, NEVŞEHİR ili, MERKEZ ilçesi, NAR/BAŞ köy/mahallesi, 40 cilt, 77 aile sıra no, 62 sıra no'da nüfusa kayıtlı ikamet eder.
MÜDAFİİ:Avukat Kemal Yener Saraçoğlu 

Kaynak: T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü

Ermenilerin Ruslarla birlikte savaştığı ve Şarkikaraağaç'ta Müslümanları katlettikleri
Ruslara öncelik eden Ermenilerin Türklerin geri çekildiği mahallelerde katliam yaptıkları
Bahçecik nahiyesinin Ferhadiye köyünden Hasan ve Şaban'ın evlerinin basıldığı
Hafik kazasında öldürülen iki Ermeninin suçsuz olmadığının bildirilmesi
Giresun'un Kulakkaya mevkiinde dokuz Ermeni ve Rum eşkıyanın ölü olarak ele geçirildiği
İzmit ve Bursa'da Ermeni çetelerinin Müslüman köylere baskın yaptığı
Urfa amele taburundaki bazı Ermenilerin Müslümanları öldürdükleri
Yalova havalisindeki Ermeni eşkıyalara karşı gerekli tedbirlerin alınması isteği
Çeteler halinde Müslüman köylerine saldıran ve jandarmaları öldüren Ermenilerin yakalanması
Ermeni çetelerinin Kestanepınar halkının can, mal ve namuslarına karşı saldırı yaptığı

Kars'ta Dokuzuncu Ordu Kumandanı Şevki Paşa'nın Ermenilerin yaptıkları zulme dair telgrafları
Urfa vak'asının çıkış sebebi ve neticelerine ilişkin rapor
Cezire-i İbn-i Ömer bölgesinde bazı Arap ve Ermeni ileri gelenlerin hapsedildiği, Kürtler'in silahlandırılıp, erzakın müsadere edildiği yolundaki İngiltere Komiserliği'nin iddialarının doğru olmadığı
İnegöl kazasının Soma karyesinde katledilmiş olarak bulunan kişinin katillerinin yakalanmaya çalışıldığı
Van, Bitlis, Erzurum ve Karahisar-ı Şarki havalisindeki bazı Ermenilerin seferberlik ilanı üzerine bölgedeki Müslümanları öldürmeleri üzerine tedbir alınması isteği

YUNAN Haber Bülteni'nin açıkladığı bir habere göre Anadolu Rumlarından bir heyet İstanbul'da Yunan kulübünde yaptığı bir toplantı sonucunda aldığı kararı Yunan Başbakanı Venizelos'a ulaştırmıştır.
Kararda, Anadolu Rumlarının talepleri sıralanmakta ve "İzmir ile Bursa Yunanistan'a kavuşurken, biz Anadolu içleri Rumları barbarlarla birlikte yaşamaya devam edemeyiz" denmektedir.
Anadolu Rumlarının temsilcileri, "Tam bir siyasi istiklâl ve anavatanımızın garantisi, büyük devletlerin de himayesi altında işlerimizi yürütmek hakkını istiyoruz" demektedirler.
İmzalar şunlardır:

Aleksandr Sinlosoğlu (Bankacı);
Sofokl Hüdaverdioğlu (Tüccar);
Aleksandr Köseoğlu (Sanayici);
Hristanthe Tomaides (Avukat);
Jurdan Cerrahoğlu (Doktor);
Yoahim Valayanis (Profesör);
Trasyhul Ryzos (Mühendis).

DİĞER taraftan Yunan gazeteleri, Anadolu'da Hıristiyanlara zulüm yapıldığına, bu kütlelerin tehlikede bulunduklarına dair haberler yayarak, İzmir'de başlamakta olan işgal bölgelerinin mümkün olduğu kadar içeriye yayılmasını istemektedirler.
Yunan basını, "Anadolu içlerinden Patrikhaneye geldiği bildirilen raporlar" üzerinde durmaktadır.
Patrikhane tarafından iddia edildiğine göre, Anadolu'da Hıristiyanlar felâketle karşı karşıya bulunmaktadırlar ve açlıktan ölmeleri tehlikesi de vardır. Patrikhane Türk makamlarının Hıristiyanlara ekmek vermediklerini, Konya ilinde de çetelerin Hıristiyan evlerini güpegündüz bastıkları ileri sürülmektedir.

BİLDİRİ
İç ve dış felâketlerin tehdidi altında doğal hakları ile kutsal varlıklarının korunmasını sağlamak amacı yöresinde toplanan büyük ulusumuz bugüne değin ulusal egemenliği ayaklar altına alan birkaç kişinin hayınca düşmanlığı karşısında kalmıştı. Ulusa dayanmadığı için gerçekte hiçbir gücü ve önemi olmayan bu kişilerin her nasılsa iktidara gelmiş bir hükümet biçiminde olması, bu niteliğiyle resmi bir önem alması sonucunu doğuruyordu. Bu nedenle şimdiye değin ulusun tinsel (manevi) birliği tam olmakla birlikte, İstanbul hükümetinin bu ulusal birlik içine girmemiş bulunması, dosta düşmana karşı ulusun değil, fakat devletin genel birliğini eksik olarak gösteriyordu. Ama bugün Tanrıya ve hakkına dayanan büyük ulusumuzun gösterdiği sarsılmaz inanç karşısında, engeller yıkılıp en sonunda aynı kurtuluş amacı yöresinde devletimizin de genel birliği tamam oldu.
Bu ulusal başarı iki aşamada gerçekleşti: Bunların birincisi, ulusun haklı istemlerini öğrenen Padişahımız Efendimizin Ferit Paşa kabinesini hemen düşürmesi ile; ikincisi de, Ali Rıza Paşa Hazretleri başkanlığında kurulan yeni Bakanlar kurulunca ulusal istemlerin yasaya uygunluğu ve Kuvayı Milliye'nin egemenliği ilkeleri kabul edilerek, ulusla hükümet arasında tam bir anlaşma olmasıyla gerçekleşti. Bu anlaşmaya dayanılarak, bugünden başlayıp bütün ulusal örgütler ve Temsilciler Kurulumuz, her iki tarafta paylaşılan ve bütün ulusça özlenen görüşlerimizin gerçekleşmesi ve ulusal istemlerimizin elde edilmesi yolunda yeni Bakanlar kuruluna destek ve yardımcı olacak ve resmi yazışmalar üzerine konulmuş olan yasak kaldırılacaktır. Bu görevin yerine getirilmesinde, örgütümüzün hiçbir yerde hiçbir kimse tarafından hükümetin görev ve yasal işlerine karşı herhangi bir karışmaya kesinlikle meydan vermeyecek ve böylece ulusal örgütün bütün çalışma ve uğraşı hedefi, vatanın kurtarılması yönünde yoğunlaştırılmış olarak kalacaktır. Kurtuluşun elde edilmesinde hükümetin resmi görevlerine karşılık, ulusun da pek büyük ve pek önemli ulusal ödevleri olduğunu göz önüne alan cemiyetimiz, hükümetçe onaylanmış olan tüzüğündeki kurallar uyarınca, genel örgütlerini güçlendirip ulusal ödevinin düzenli olarak yerine getirilmesini sağlamayı çok gerekli saymaktadır; gerçekte bu büyük ulusal amaçtan başka hiçbir amaç gütmeyen kurulumuz, her türlü kişisel çıkardan ve parti tutkularından da uzak olduğundan, kamuya duyurmuş olduğu ulusal ilkelerden, hiçbir sebeple ve sözde nedenlerle hiçbir zaman ayrılmayacak ve çalışmalarının en büyük bölümünü Kuvayı Milliye'nin şimdiye değin olduğu gibi bundan sonra da tam bir güvenlik ve esenlik içinde düzenlenmesine yöneltecektir. Ve en tehlikeli tarihsel koşullar altında bile ulusal onurundan ve herkesin hakkına saygılı olmaktaki atadan gelme üstün niteliklerinden azıcık bile ayrılmamış olan ulusumuzun bundan sonra da aynı yöntem ve davranışı sürdüreceğinden ve böylece bu kutsal topraklara sahip olmaktaki uygarca yeteneklerini bütün dünyaya tanıtacağından kuşku yoktur. 7 Ekim 1919
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti Temsilciler Kurulu Adına
Mustafa Kemal

Esas Sayısı : 2007/45
Karar Sayısı : 2007/54
Karar Günü : 1.5.2007
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Deniz BAYKAL, Önder SAV ve 134 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 121. maddesinin birinci fıkrasındaki “Anayasanın 102 nci maddesi hükümlere göre” ibaresini eylemli olarak değiştiren Türkiye Büyük Millet Meclisi kararının, bu karara dayalı uygulamanın ve bu uygulamanın ayrılmaz parçası olan 11. Cumhurbaşkanı’nın seçimine ilişkin 27.4.2007 günlü ilk oylamanın Anayasa’nın 96. ve 102. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar bu uygulama ile oluşan içtüzük hükmünün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 121 inci maddesinin birinci fıkrasında; Cumhurbaşkanının, Anayasanın 101 inci maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından, Anayasanın 102 nci maddesi hükümlerine göre seçileceği hususu yer almaktadır.
Anayasa’nın 102 nci maddesi aynen şöyledir:
“Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır.
Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından otuz gün önce veya Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama tarihinden itibaren otuz gün içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanına bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir.
En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir, üçüncü oylamada üye tam sayasının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır, bu oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir.
Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.”
Anayasanın 102 nci maddesi incelendiğinde; birinci fıkrada toplantı yetersayısının ve Cumhurbaşkanı seçimi oylamasında uygulanacak oylama türünün belirlendiği görülmektedir.
İkinci fıkrada seçimin başlaması, adayların bildirimi ve seçimin tamamlanması için tanınan süreler, yani seçim takvimi düzenlenmiş; üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanı seçimi için yapılacak oylamalar ve karar yetersayıları gösterilerek, son oylamada da Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisi seçiminin derhal yenileneceği hükmüne yer verilmiştir.
Dördüncü fıkrada ise, seçilen Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar, görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevinin devam edeceği ifade edilmiştir.
Anayasanın, Cumhurbaşkanının seçiminde basit çoğunlukla yetinmeyip, nitelikli toplantı ve karar yeter sayıları aramasının kökeninde, Cumhurbaşkanının geniş bir Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğunca seçilmesinin amaçlanması yatmaktadır. Çünkü böyle bir çoğunluğun genellikle birden çok partinin bir Cumhurbaşkanı üzerinde uzlaşması ile ortaya çıkabileceği açıktır. Bu türden bir uzlaşma ise ancak çeşitli partilerce “kabul edilebilir” nitelikte adaylar üzerinde olabilmektedir. Kuşkusuz bu kabul edilebilirliğin ölçüsü de yalnız Anayasanın 101 inci maddesi değil, onun yanı sıra Anayasanın, tüm maddeleri için uygulama ve yorum ilkelerini açıklayan Başlangıç kısmı ve özellikle Anayasada belirtilen Cumhuriyetin nitelikleri olmalıdır.
Anayasanın 102 nci maddesinde öngörüldüğünü belirttiğimiz yeter sayılardan, toplantı yetersayısı üzerinde bir tartışma açılmış ve birinci fıkrada belirtilen “üçte iki çoğunluk”un, toplantı değil, karar yetersayısı olduğu doğrultusunda değerlendirmeler yapılmıştır.
Hatta 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yürürlüğe girdikten sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri de, bu değerlendirmelere uygun olarak gerçekleştirilmiştir.
Kuşkusuz şimdiye kadar yapılan seçimlerde Anayasanın 102 nci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen üçte iki çoğunluğun toplantı yetersayısı olarak düşünülmemiş ve aranmamış olması ve bu uygulamanın şimdiye kadar Anayasa Mahkemesinde bir iptal davasına konu yapılmamış bulunması, geçmişteki uygulamaların Anayasaya uygun olduğu hukuki sonucunu doğurmaz.
Anayasanın 102 nci maddesi dikkatlice incelendiğinde, birinci fıkrada belirtilen yetersayının aslında bir toplantı yetersayısı olduğu da açıkça görülmektedir.
Birinci fıkradaki yeter sayının toplantı yeter sayısı olduğunu aşağıda belirtilen hususlar tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya koymaktadır:
1- 102 nci maddenin üçüncü fıkrasında karar yeter sayıları birinci ve ikinci oylamalar için üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu, üçüncü ve dördüncü oylamalar için ise üye tamsayısının salt çoğunluğu olarak gösterilmiştir. Yani, karar yeter sayısı her oylama için Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu değildir. Üçüncü fıkrada belirtilen üçüncü ve dördüncü oylamalarda üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilebilmektedir. 102 nci maddenin birinci fıkrasında belirtilen yeter sayı eğer karar yeter sayısı olsaydı, üçte iki çoğunluğun yanı sıra, üçüncü ve dördüncü oylamalar için karar yetersayısı olan salt çoğunluğun da bu fıkrada gösterilmiş olması gerekirdi. Halbuki sadece üçte iki çoğunluk belirtilmekle yetinilmiştir.
2- Birinci fıkradaki “üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile” ibaresinin birinci fıkradan çıkarılması halinde, üçüncü fıkrada belirtilen yeter sayılarla seçim yapılabilmekte, yani, karar yeter sayısı konusunda herhangi bir eksiklik doğmamaktadır.
3- Bu durumda; eğer birinci fıkradaki “üçte iki çoğunluk ile” ibaresinin metinden çıkarıldığı varsayıldığında karar yeter sayısı konusunda bir eksiklik doğmuyorsa, üçüncü ve dördüncü oylamalarda üye tam sayısının salt çoğunluğu da karar yeter sayısı ise, yani üçte iki çoğunluk dışında bir başka karar yeter sayısı da öngörülmüşse, birinci fıkradaki yeter sayının anlamının ve niteliğinin ne olduğu sorusu akla gelmektedir.
Bir hukuk devletinde Anayasa koyucunun abesle iştigal ettiği düşünülemeyeceğine göre, 102 nci maddenin birinci fıkrasında üçüncü fıkradan ayrı olarak ifade edilen yetersayının özel bir anlamı ve işlevi olması gerekmektedir; bu da, yukarıdaki açıklamalar değerlendirildiğinde, bu yetersayının toplantı yetersayısı olduğudur.
Bu toplantı yeter sayısının Cumhurbaşkanı seçiminde yalnız birinci oylamada değil fakat dört oylamanın her birisinde de aranması gerektiği, 102 nci maddenin kaleme alınış biçiminden açıkça anlaşılmaktadır. Çünkü 102 nci madde, oylamaların herhangi birisi için toplantı yetersayısı konusunda ayrıca farklı bir düzenleme yapmamıştır.
Anayasanın 102 nci maddesinde özel olarak belirtilen bir toplantı yeter sayısı varken, Anayasanın 96 ncı maddesinde belirtilen toplantı yeter sayısının uygulanması olanaksızdır. Çünkü; Anayasanın toplantı ve karar yeter sayılarına ilişkin ilkeleri düzenleyen tek hükmü olan 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında, “Anayasada başkaca hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, görüldüğü gibi, Anayasada başkaca yeter sayı belirtilmiş olan halleri 96 ncı maddenin kapsamı dışında tutmaktadır. Anayasanın 102 nci maddesinde de özel bir toplantı yeter sayısı öngörülmüştür.
Yukarıdaki açıklamalarımızın gösterdiği gibi, Anayasanın 102 nci maddesinde belirtilen özel toplantı yeter sayısına değil, 96 ncı maddede belirtilen genel toplantı yeter sayısına uyularak oluşturulacak bir toplantı ortamında yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi oylaması ve bu doğrultuda alınacak bir karar Anayasanın 96 ncı ve 102 nci maddelerine aykırı düşer. Böyle bir karar aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 121 inci maddesi ile de bağdaşmaz. Çünkü; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 121 inci maddesinde de, Cumhurbaşkanı seçiminin Anayasanın 102 nci maddesindeki esaslara uyularak yapılacağı hükmü yer almaktadır.
27.04.2007 tarihinde Cumhurbaşkanı seçiminin ilk oylaması öncesinde, Cumhurbaşkanı seçiminde 102 nci maddede öngörülen toplantı yeter sayısının uygulanması gerektiği konusundaki Kemal Anadol’un uyarısı üzerine açılan usul tartışmasından sonra Başkan burada 96 ncı maddedeki genel toplantı yetersayısının uygulanması gerektiğini ifade etmiş ve bu görüşünü oya sunmuştur. Yapılan oylama sonucunda görüş bir karara dönüşmüştür ve uygulama bu karar doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın konuyla ilgili toplantı yetersayısı hakkındaki görüşleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İletişim Ofisi’nce yayınlanan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci Hakkında Kamuoyunu Bilgilendirmek İçin Düzenlediği Basın Toplantısı Konuşma Metni”nin 6 ncı sayfasında bu açıklama şu şekilde yer almaktadır.
Değerli Dinleyenler,
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda toplantı yeter sayısının 367 olacağı iddiası tamamen yanlıştır ve hiçbir geçerliliği yoktur. Bu iddia hukuku zorlamanın ötesinde, hukuku katletmektir. O gün Meclisi yönetecek Başkan olarak, benden önce cumhurbaşkanlığı seçimini yöneten tüm Meclis Başkanlarının yaptığı gibi, Anayasa’nın 96. maddesine göre toplantı yeter sayısı olan 184 üyeyi Genel Kurul’da gördüğüm anda seçime başlayacağım. Bu, Anayasamıza, İçtüzüğümüze uygundur ve şimdiye kadar hep böyle yapılmıştır.
Aksini iddia etmek hukuka ideolojik saplantıyla bakmak anlamına gelir. “367 tezi” gelecekte hiçbir zaman unutulmayacaktır. Eminim ki “Hukuk kullanarak demokrasi nasıl devreden çıkartılır” sorusuna hep “367 tezi” örnek olarak gösterilecektir.
Bu açıklamada ortaya konulan görüş, yukarıda da ifade edildiği gibi Cumhurbaşkanlığı seçiminin 27.04.2007 tarihli

Esas Sayısı    : 2008/16
Karar Sayısı  : 2008/116
Karar Günü            : 5.6.2008
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Hakkı Süha OKAY, Kemal ANADOL ile birlikte 110 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 9.2.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un, 1. ve 2. maddelerinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 1., 2., 3., 4., 6., 7., 8., 9., 24., 42., 138., 153. ve 174. maddelerine aykırılığı savıyla yokluğunun hükme bağlanması ya da iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
               

27.2.2008 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, 1 nci maddesi ile Anayasamızın 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi; 2 nci maddesi ile de, Anayasamızın 42 nci maddesine, altıncı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir:
“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”
5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun” un “Genel Gerekçe” sine bakıldığında şu tümceler göze çarpmaktadır.
“Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafetlerinden dolayı bazı öğrencilerin eğitim ve öğrenim hakkının engellenmesi kronik bir sorun haline gelmiştir. Kurucusu ve üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyine üye ülkelerin hiç birinde üniversite düzeyinde böyle bir sorun mevcut bulunmamaktadır.
Buna rağmen ülkemizde uzun bir süredir üniversitelerde bazı kız öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıkları bilinmektedir.
Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinde “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirilmesi, kişilerin yükseköğrenim hakkından kanun önünde eşitlik ilkesi gereği hiçbir nedenle ayrımcılığa tabi tutulmadan yararlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenlerle, Anayasanın 10 uncu ve 42 nci maddesinde işbu değişikliklerin yapılması gereği doğmuştur.”
1 nci maddenin gerekçesinin 2 nci paragrafına bakıldığında, getirilen düzenlemenin amacının, “tüm idare makamları gibi üniversitelerin de, yükseköğretim hizmeti sunarlarken dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep, giyim, kuşam ve benzeri sebeplerle bu hizmetten yararlanan kişilerin arasında ayrımcılık yapmasını olanaksızlaştırmak” olarak ifade edildiği görülmektedir.
2 nci maddenin gerekçesinin son tümcesinde ise, ülkemizde münhasıran yükseköğretim hizmetlerinden yararlanan vatandaşlar arasında eşitliği sağlama ve yükseköğretim kurumlarında öğrenim haklarından mahrum edilen kişilerin bu hak mahrumiyetini ortadan kaldırma amacı belirtilmektedir.
5735 sayılı Kanunun genel gerekçesi, 1 ve 2 nci maddelerin gerekçeleri, Anayasa Komisyonunda ve Genel Kuruldaki görüşmelerde söz konusu maddeler üzerindeki konuşmacıların ve grup sözcülerinin açıklamaları incelendiğinde; yönelinen temel hedefin, kamu hizmetlerinden yararlanan veya yükseköğrenim hakkını kullananlar için dinî amaçlı örtünme serbestisi tanınması, bu şekilde örtünenlerin kamu hizmetlerinden yararlanmalarını önleyecek düzenleme veya yaptırımların engellenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Türbana ilişkin düzenlemenin Anayasa Komisyonundaki görüşmelerinde, “Türban Yasasının” mimarlarından olan Komisyon Başkanının, “… Açıkça yapamayız çünkü. Açıkça deyince, açıkça teklif nasıl getirilir, böyle bir şey olabilir mi yani? İlk dört madde açıkça teklif burada nasıl görüşülür.” şeklinde Komisyon Tutanağının 121. sayfasına yansıyan görüşü bu düşüncenin bir örneğidir.
Söz konusu Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin siyasal gündemine “türban yasası” olarak girmesi ve teklifi hazırlayıp imzalayan milletvekillerinin, Başbakanın, Adalet ve kalkınma Partisi üst düzey yöneticilerinin, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı ile üst düzey yöneticilerinin açıklamaları da bu saptamayı doğrulamaktadır.
5735 Sayılı Kanununla, yukarıda açıklanan hedefe ulaşmak için adı konulmadan ve dolaylı bir biçimde dinî amaçlı örtünme, dinî kıyafet dahil her türlü dinî simge ve üniformayı da içerecek, kapsamlı bir kıyafet serbestîsi tanınmıştır.
Çünkü, 09.02.2008 tarih ve 5735 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yapılan düzenlemeyle, Devlet organları ve idare makamlarına, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uymak yükümlülüğünün yanı sıra kamu hizmetlerinden kişilerin kanun önünde eşitlik ilkesine uygun bir biçimde yararlanmalarını sağlamak yükümlülüğü; kişilere de Devlet organları ve idare makamlarından sundukları kamu hizmetlerinden kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak yararlanmalarını sağlamasını istemek imkânı getirilmiştir. Olaya kıyafet açısından bakıldığında, bu hüküm karşısında Devlet organları ve idare makamlarının, kişilere kıyafetleri nedeniyle yasak uygulayarak kamu hizmeti vermekten kaçınamayacaklarını; kişilerin kamu hizmetlerinden yararlanmalarını da, kıyafet nedeniyle yapılan yasaklamalarla engelleyemeyeceklerini söylemek gerekmektedir.
Ancak bu düzenlemede yer alan “kamu hizmetinden yararlanılmasında” ölçütünün, hem hizmet alan hem de hizmet veren konumundaki kimseler için bir belirsizlik yaratacağı ortadadır. Şöyle ki; örneğin, üniversitelerdeki araştırma görevlileri öğrenim vererek kamu hizmeti sunduklarında getirilen kıyafet serbestisinin kapsamı dışında kalırken, yüksek lisans bağlamında öğrenim gören yani kamu hizmetinden yararlanan kimlikleri ile, getirilen kıyafet serbestliğinden kanun önünde eşitlik ilkesi çerçevesinde yararlanmak konumunda olacaktır.
Eğitim Fakültelerinin 3 ve 4. sınıf öğrencilerinin, “Okul uygulaması, öğretmenlik deneyimi” dersleri kapsamında ilköğretimde “stajyer öğretmen” statüsünde derslere türbanlı girmelerinin önünün açılacak olması, bunun örneklerinden biridir. Bu durumda, kamu hizmeti alanla verenin ayırımını kim yapacaktır? Yine benzer bir durumun tıp fakültelerinde yaşanması da kaçınılmaz olacaktır.
Bu düzenlemeden yararlanılarak türban, dinî kıyafet ve simgeler dahil her türlü kıyafet ilköğretimden yükseköğretime, öğretim hizmetlerinden yararlanma bağlamında herhangi bir engelle karşılaşmadan yayılabilecektir.
09.02.2008 tarih ve 5735 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde ise, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği bildirilmekle, yükseköğretim kurumlarında dinî amaçlı örtünme nedeniyle öğrenim hakkından yararlanmanın engellenmesinin de önüne geçilmektedir. Bunun da, yasa ile açıkça yasaklanmadıkça yükseköğretimde kıyafetin, (türban, dini amaçlı örtünme, dini ve siyasi üniforma dahil) serbest bırakıldığı; yükseköğrenim hakkını kullananlara bu kıyafetleri taşımaktan dolayı yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrumiyet sonucunu doğuracak bir yaptırım getirilemeyeceği ve uygulanamayacağı anlamına geldiğinde kuşku yoktur.
Halbuki dini amaçlı kıyafetlerin serbest bırakılması, Anayasa Mahkemesince E.1989/1, K.1989/12 tarih ve 07.03.1989 tarihli kararla Anayasaya aykırı bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi E.1990/36, K.1991/8 sayı ve 09.04.1991 tarihli kararıyla da bu hususu yinelemiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin kararları göz önünde tutulduğunda, 5735 sayılı Kanunla getirilmiş olan kıyafet serbestisinin söz konusu kararlarda Anayasamızdaki lâiklik ilkesi ile örtünme arasında kurulmuş olan ilişkiyi temelsiz ve Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 tarihli söz konusu kararlarını etkisiz bırakmaya yönelik olduğunu; başta lâiklik ilkesi olmak üzere, Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen Cumhuriyetin temel nitelikleri ile bağdaşmayacağını; böyle bir serbestiyi tanımak için Anayasanın 10 uncu ve 42 nci maddelerinde yapılan değişikliklerin, Cumhuriyetimizin Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştirmek anlamını taşıyacağını ve bu nedenle Anayasamızın 4 üncü maddesinde ifade edilen değiştirilemezlik ilkesine aykırı düşeceğini söylemek gerekir.
Bu saptamayı yaptıktan sonra, 5735 sayılı Kanunun 1 ve 2 nci maddelerinin Anayasaya aykırılık gerekçeleri şu şekilde ayrıntılı bir biçimde ortaya konulabilir.

Anayasanın 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devlettir” hükmü yer almaktadır.
Üniversitelerde ve her türlü öğrenim kurumunda kamu hizmetinden yararlananların, dinî amaçlı örtünmesine, dinî ve siyasî üniforma niteliğindeki kıyafetleri giyebilmesine, simgeleri taşıyabilmesine imkân tanıyacak bir düzenleme ise, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen 1/12 sayı ve 1989 tarihli ve 36/8 sayı ve 1991 tarihli kararlarına göre Anayasanın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasında gösterilen “toplumun huzuru, milli dayanışma ….. içinde”, “insan haklarına saygılı”, “Atatürk Milliyetçiliğine bağlı”, “başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan”, “demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti” hususları ile bağdaşmamakta ve bunlara aykırı düşmektedir.
Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda incelendiğinde, 09.02.2008 tarih ve 5735 sayılı Kanunun 1 ve 2 nci maddelerinin de Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hususlara aykırı olduğu görülmektedir.

09.02.2008 tarih ve 5735 sayılı Kanunun 1 ve 2 nci maddelerinin dolaylı bir biçimde getirdiği geniş kapsamlı kılık – kıyafet serbestîsinin dinî amaçlı örtünmeyi, dinî ve siyasî üniformaları ve simgeleri de içereceğine yukarıda değinilmiştir.
Böylesi sınırsız ve koşulsuz bir kıyafet serbestisinin ise, toplumsal huzuru ve ulusal dayanışmayı zedelemesi hatta giderek ortadan kaldırması kaçınılmazdır.
Çünkü dinî örtünme amaçlı kıyafetlerin giyilmesinin sınırsız, koşulsuz serbest bırakılması halinde, bu tür kıyafetlerin giyilmesi, kamu yönetiminde ve toplu

Madde 1 – Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile verilen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere Ankara'da bir Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.

Madde 2 – Anayasa Mahkemesi, 11 asıl ve dört yedek üyeden oluşur.

Madde 3 – Anayasa Mahkemesi asıl ve yedek üyeliğine seçilebilmek için aşağıdaki şartları haiz bulunmak gerekir:

1. Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay'da başkan ve üye olmak; veya
2. Kırk yaşını bitirmiş, 65 yaşını doldurmamış, yükseköğrenim görmüş ve kamu hizmetlerinde en az 15 yıl fiilen çalışmış veya yükseköğretim kurumlarında en az 15 yıl öğretim üyeliği yapmış olmak şartıyla:
a) Yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında öğretim üyesi; veya
b) Yükseköğretim Kurulu başkan veya üyesi veya Yükseköğretim Kurumu rektör veya dekanı veya müsteşar, müsteşar yardımcısı, general, amiral, büyükelçi, bölge valisi veya vali,
Olarak görev yapmak; veya
c) Mesleğinde avukat olarak fiilen onbeş yıl çalışmış olmak; ve,
3. Hakimlik mesleğine alınmamayı gerektiren bir suçtan hüküm giymemek veya bu gibi suçlardan dolayı ceza kovuşturması altında bulunmamak ve hakimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmamak.

Madde 4 – Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay  genel  kurullarınca kendi başkan ve üyeleri; bir asıl üyeyi  Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarındaki öğretim üyeleri içinden; üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç asıl ve bir yedek üyeyi ise 3 üncü maddenin (2/b) ve (2/c) bentlerinde sayılanlar arasından doğrudan seçer.
Bu maddede geçen Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başkan ve üyeleri deyimi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başsavcılarını da kapsar.

Madde 5 – Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi asıl ve yedek üyeliklerine seçilenleri, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına bildirir. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı durumu, seçilenlere yazı ile tebliğ eder.
Seçilenlerin ad ve soyadları Resmi Gazetede yayımlanır.

Madde 6 – Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilenlerden bu görevi kabul etmeyenlerin adları, Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından Cumhurbaşkanlığına ve aday gösterilmesi söz konusu ise ilgili kurula bildirilir. Bu tarihten itibaren bir ay içinde 4 üncü maddedeki usule göre yenileri seçilir. Aday gösterecek kurulların tatilde bulunması halinde aday gösterme ve üye seçimi, tatilin bittiği günden itibaren bir ay içinde yapılır.

Madde 7 – Anayasa Mahkemesi üyeleri görevlerine başlamadan önce, Mahkeme Başkanının davet edeceği Cumhurbaşkanı,Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,Başbakan, yüksek mahkeme başkanları, Adalet Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başsavcıları, Sayıştay Başkanı, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, üniversite rektörleri, hukuk, iktisat ve siyasal bilimler fakülteleri dekanları ve Anayasa Mahkemesinin emekli başkan ve üyeleri huzurunda, Anayasa Mahkemesi asıl ve yedek üyelerinin oluşturacağı kurul önünde aşağıdaki andı içerler:
"Türk milleti tarafından demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını koruyacağıma; görevimi doğruluk, tarafsızlık ve hakka saygı duygusu içinde, sadece vicdanımın emrine uyarak yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine and içerim."

Madde 8 – Anayasa Mahkemesi, asıl üyeleri arasından gizli oyla ve asıl üye tamsayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve bir Başkanvekili seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Süresinden önce boşalan Başkan ve Başkanvekilliğine dört yıl için, yukarıdaki fıkra gereğince yeniden seçim yapılır.

Madde 9 – Anayasa Mahkemesinin yönetimi ve temsili Başkana aittir. Başkanlığın boş veya Başkanın özürlü veya izinli olması hallerinde Başkana ait görev ve yetkiler Başkanvekili tarafından yerine getirilir ve kullanılır. Başkanvekilinin de bulunmaması durumunda mahkemeye en kıdemli asıl üye başkanlık eder.

Madde 10 – Anayasa mahkemesi üyeliklerinde her ne sebeple olursa olsun boşalma olduğu takdirde, 4 ve 6 ncı maddelerde gösterilen şekilde işlem yapılır.

Madde 11 – Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri asli görevleri dışında resmi veya özel hiç bir görev alamazlar, görev alanlar çekilmiş sayılırlar. Bu husus Anayasa Mahkemesince karara bağlanır.

Madde 12 – Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri 65 yaşını doldurunca istekleri olmasa dahi emekliye ayrılırlar.
Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri, yazılı olarak emekliliklerini isteyebilecekleri gibi, müddet ve kabule bağlı olmaksızın görevlerinden çekilebilirler. Bu takdirde Başkanlık, durumu derhal Cumhurbaşkanlığına ve yenisinin seçimi için aday gösterilmesi gerekiyorsa ilgili kuruma bildirir.

Madde 13 – Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeliği, 11 ve 12 nci maddelerde yazılı haller dışında;

1. Hakimler ve Savcılar Kanununa göre hakimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı kesin hüküm giyilmesi halinde kendiliğinden;
2. Görevin sağlık bakımından yerine getirilemeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla kesin olarak anlaşılması veya göreve izinsiz veya özürsüz ve aralıksız olarak 15 gün veya bir yılda toplam otuz gün süre ile devam edilmemesi hallerinde Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararıyla;
Sona erer.

Madde 14 – Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin sicillerinin tutulması, izinleri ve sağlık durumları ile ilgili hükümler (Ek ibare : 4/7/2001 - KHK- 631/10 md.) tedavi giderlerinin ödenmesine ilişkin esas ve usuller ve duruşmalı işlerde ve törenlerde giyecekleri kisveler ve öteki özlük işleri Anayasa Mahkemesi iç tüzüğü ile düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerine Yüce Divan sıfatıyla bakılan veya
Anayasaya göre süreye tabi olan işlerin yürütülmesini engellememek kaydıyla 45 günlük yıllık izin verilebilir.
Hastalık ve mazeret izinleri genel hükümlere tabidir.
Yıllık ve mazeret izinleri Başkan tarafından verilir.

Madde 15 – Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerine emeklilik hakları bakımından 8 Haziran 1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile ek ve tadilleri uygulanır.
Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından gösterilecek adaylar veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst kademe yöneticileri arasından seçilen üyenin, ordu mensubu olmaktan doğan emeklilikle ilgili bütün hakları saklıdır.

Madde 16 – Anayasa Mahkemesine, çalışmalarında yardımcı olmak üzere yeteri kadar raportör verilir.

Raportörler mesleklerinde en az beş yıl başarı ile çalışmış olan; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda tanımlanan hakim ve savcılar, Sayıştay denetcisi, başdenetçisi veya uzman denetçileri arasından ilgilinin isteği, Anayasa Mahkemesi Başkanınınuygun görmesi üzerine bağlı oldukları kurumun yetkili mercileri tarafından atanırlar. Yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında doçent, yardımcı doçent ve doktora yapmış araştırma görevlileri de aynı usul ve şartlarla raportör olarak atanabilirler.
Raportörlerin özlük işlerinde, mensup oldukları mesleklere ait hükümler uygulanır ve raportör olarak geçirdikleri süreler mesleklerinde geçmiş sayılır. Ancak bunların yükselme ve kademe ilerlemelerinde Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından verilecek yazılı bilgi esas olur. Kanuni izin haklarına ve sağlık işlerine ilişkin işlemler Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca yürütülür ve sicillerine işlenmek üzere kurumlarına bildirilir.
Raportörler, asli görevlerine ek olarak Başkan tarafından verilen görevleri de yürütürler ve bilimsel araştırmalara katılırlar.
(Değişik : 27/6/1989 - KHK - 375/30 md.) Raportörlere, aylık ve ödeneklerinden ayrı olarak her ay 2500 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda ek ödenek verilir.(1)
(Ek : 16/10/1988 - KHK 346/1 md.) Yüksek öğretim kurumlarından veya Sayıştay' dan gelen raportörlere kendi kurumlarınca ödenen aylık ve ödeneklerin toplamı; aynı derece, kademe ve kıdemdeki hakim ve savcı raportörlere ödenen aylık ve ödenekler toplamından (Yüksek Hakimlik Tazminatı dahil) az olduğu takdirde, aradaki fark kendilerine ayrıca ödenir.

Madde 17 – Anayasa Mahkemesi Başkanlığına bağlı olarak genel sekreterlik teşkilatı kurulur.
Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevlerine ilişkin hususlar Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünde gösterilir.

Madde 18 – Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri şunlardır.

1. Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak;
2. Mahkemelerce kendisine Anayasanın 152 nci maddesine göre intikal ettirilen işleri ve Yüce Divan sıfatıyla çalışırken veya siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda aynı madde gereğince ön mesele olarak bakması gereken işleri karara bağlamak;
3. Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay,Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini,başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyelerini görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak;
4. Siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak;
5. (Değişik : 3/7/1997 - 4280/1 md.) Siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimini yapmak;
6. (Değişik : 3/7/1997 - 4280/1 md.) Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine veya milletvekili olmayan bakanların dokunulmazlığının kaldırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilmesi hallerinde, ilgililerin Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırılık iddiasına dayanan iptal istemlerini kar

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amaç ve kapsamı; Anayasa Mahkemesinin yapısı, görevleri, yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerinin seçimi, disiplin ve özlük işleri ile raportörler, raportör yardımcıları ve personelinin nitelikleri, atanmaları, görev ve sorumlulukları, disiplin ve özlük işlerine ilişkin esasları düzenlemektir.

MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Başkan: Anayasa Mahkemesi Başkanını,
b) Başkanlık: Anayasa Mahkemesi Başkanlığını,
c) Başkanvekili: Bölümlerin başkanlığını yürütmek ve Başkana vekâlet etmek üzere Genel Kurulca dört yıllığına seçilen üyeleri,
ç) Bölüm: Bir başkanvekilinin başkanlığında yedi üyeden oluşan ve ilgili başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanıp bireysel başvurular hakkında karar verme yetkisine sahip olan kurulu,
d) Genel Kurul: Onyedi üyeden oluşan kurulu,
e) İçtüzük: Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünü,
f) Kıdem: Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilme tarihinden itibaren geçen süreyi veya aynı tarihte seçilenlerden yaşça büyük olmayı,
g) Komisyon: Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere oluşturulan kurulları,
ğ) Mahkeme: Anayasa Mahkemesini,
h) Üye: Başkan ve başkanvekilleri de dâhil tüm üyeleri,
ı) Yüce Divan: Anayasanın 148 inci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında belirtilen kişilerin, görevleri ile ilgili suçlarından dolayı yargılamasını yapmakla görevli Mahkeme Genel Kurulunu,
ifade eder.

MADDE 3- (1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde veya hükümlerinin şekil ve esas bakımından, Anayasa değişikliklerinin ise sadece şekil açısından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak.
b) Anayasanın 152 nci maddesine göre mahkemelerce itiraz yoluyla kendisine intikal ettirilen işleri karara bağlamak.
c) Anayasanın 148 inci maddesi uyarınca yapılan bireysel başvuruları karara bağlamak.
ç) Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları ile Jandarma Genel Komutanını görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak.
d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davalar ile ihtar başvuruları ve dağılma durumunun tespiti istemlerini karara bağlamak.
e) Siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimini yapmak veya yaptırmak.
f) Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına veya milletvekilliklerinin düşmesine ya da milletvekili olmayan bakanların dokunulmazlıklarının kaldırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilmesi hâllerinde, ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekilinin Anayasa, kanun veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümlerine aykırılık iddiasına dayanan iptal istemlerini karara bağlamak.
g) Mahkeme üyeleri arasından Anayasa Mahkemesi Başkanı ve başkanvekilleri ile Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Başkanvekilini seçmek.
ğ) Anayasada kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.

MADDE 4- (1) Mahkeme, merkezi yönetim bütçesi içinde kendi bütçesi ile yönetilir.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe ile ilgili görüşmelerde Mahkeme Genel Sekreteri hazır bulunur.

MADDE 5- (1) Bu Kanun çerçevesinde;
a) Mahkemenin iç düzeni, işleyişi, teşkilatı, çalışma usulleri, tutulacak defter ve kayıtlar, elektronik ortam da dâhil evrak akış düzeni, arşivlenmesi, Mahkeme kütüphanesi, Genel Sekreterlik ile idari teşkilatı, idari personelin görev ve sorumlulukları,
b) Başkan ve üyeler ile raportörler ve raportör yardımcılarının özlük dosyalarının tutulması, disiplin işleri, izin ve sağlık durumları, giyecekleri kisvelerin şekli ve bunların giyilme zaman ve yerleri,
c) Mahkemenin çalışma, yargılama usul ve esasları, müzakere ve duruşmaların yönetimi ve kayda alınması,
Genel Kurulca kabul edilecek İçtüzükle düzenlenir.
(2) İçtüzük Resmî Gazetede yayımlanır.

MADDE 6- (1) Mahkeme onyedi üyeden kurulur.
(2) Mahkeme üyeliğine seçilebilmek için aşağıdaki bentlerde sayılan niteliklerden birine sahip olmak gerekir:
a) Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi veya Sayıştayda başkan ya da üye olmak.
b) Mahkemede asgarî beş yıldır raportör olarak görev yapıyor olmak.
c) Kırkbeş yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş olması ve hâkimlik mesleğine alınmaya engel bir hâlinin bulunmaması kaydıyla;
1) Yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat veya siyasal bilimler dallarında profesör veya doçent unvanını kazanmış olmak,
2) En az yirmi yıl fiilen serbest avukatlık yapmış olmak,
3) En az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış üst kademe yöneticileri arasından seçilecek üye için Yükseköğretim Kurulu Başkan veya üyesi ya da bir yükseköğretim kurumunun rektör veya dekanı ya da müsteşar, müsteşar yardımcısı, büyükelçi veya vali olmak,
4) Birinci sınıf hâkim ve savcılar için adaylık dâhil en az yirmi yıl çalışmış olmak.

MADDE 7- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi Başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için göstereceği üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur. İkinci ve üçüncü tur oylamalarda oyları eşit olan adaylar arasında eşitlik bozulana kadar oylama tekrarlanır.
(2) Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukuk bilim dallarından olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan ve kendi üyesi olmayan öğretim üyeleri arasından her boş yer için göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
(3) Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulu ve baro başkanlarınca Mahkeme üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak seçimler tek turda yapılır ve her bir üye her boş üyelik için üç adaya oy kullanabilir. Oyları eşit olan adaylar arasında eşitlik bozulana kadar oylama tekrarlanır.

MADDE 8- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilen üyeler Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyeler ise Cumhurbaşkanlığınca, Mahkemeye yazıyla bildirilir. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı durumu, seçilenlere yazı ile tebliğ eder.
(2) Seçilenlerin ad ve soyadları Resmî Gazetede yayımlanır.
(3) Mahkeme üyeliğine seçilenin görevi kabul etmemesi durumunda, bu husus ilgilinin Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilmiş olması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Cumhurbaşkanınca seçilmiş olması hâlinde Cumhurbaşkanlığına ve aday gösterilmesi söz konusu ise ilgili kurum ya da kurula Başkan tarafından yazıyla bildirilir.
(4) Bildirimden itibaren 7 nci maddedeki usule göre bir ay içinde yeni üye seçilir. Aday gösterecek kurulların tatilde bulunması hâlinde, bu süre tatilin bitiminden itibaren başlar.

MADDE 9- (1) Üyeler görevlerine başlamadan önce, Başkanın davet edeceği Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başbakan, yüksek yargı organları başkan ve başsavcıları, Adalet Bakanı ve Devlet protokolünde yer alan diğer üst düzey görevliler ile emekli üyelerden katılanların, diğer ilgililerin huzurunda ve Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri önünde aşağıdaki andı içerler:
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ve temel hak ve özgürlükleri koruyacağıma; görevimi doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık ve hakka saygı duygusu içinde, her türlü etki ve kaygıdan uzak olarak Anayasanın dayandığı temel ilkelere uygun hukuk anlayışı içinde, sadece vicdanımın emrine uyarak yerine getireceğime büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

MADDE 10- (1) Mahkeme üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa üye seçilemez.
(2) Başkan ve üyeler azlolunamaz; kendileri istemedikçe görev süreleri dolmadan veya altmışbeş yaşından önce emekliye sevk edilemezler.
(3) Başkan ve üyelerin görevleri yalnızca Anayasada ve bu Kanunda öngörülen hâllerde sona erer.

MADDE 11- (1) Başkan, bir üyenin görev süresinin dolacağı tarihten iki ay önce, bunun dışında bir boşalma olduğu takdirde ise derhâl, keyfiyeti üyeyi seçmeye ve aday göstermeye yetkili olanlara yazıyla bildirir ve bu tarihten itibaren iki ay içinde 7 nci maddedeki usule göre boşalan üyelik kaynağından seçim yapılır.
(2) Başkan ve üyeler, yazılı olarak emekliliklerini isteyebilecekleri gibi, müddet ve kabule bağlı olmaksızın görevlerinden çekilebilirler; seçildikleri tarihten itibaren oniki yılın sonunda görevleri sona erer ve her hâlükârda altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar.
(3) Başkanlık ve üyelik; 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa göre hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı kesin hüküm giyilmesi veya Türk vatandaşlığının kaybedilmesi hâlinde kendiliğinden; görevin sağlık bakımından yerine getirilemeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla kesin olarak anlaşılması hâlinde Mahkeme üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararıyla ya da 19 u

21 Ekim 2007 tarihinde yapılan referandum ile yapılan anayasa değişiklikleri :

Halkoyuna sunulan tam metin :
Halkoyuna sunulan 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un tam metni şöyle:

MADDE 1: 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 77'nci maddesinin birinci fıkrasında geçen 'beş' ibaresi 'dört' olarak değiştirilmiştir.
MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 79'uncu maddesinin ikinci fıkrasında geçen 'seçim tutanaklarını' ibaresinden sonra gelmek üzere ve cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını' ibaresi; son fıkrasında geçen 'halkoyuna sunulması' ibaresinden sonra gelmek üzere 'cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi' ibaresi eklenmiştir.
MADDE 3: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 96'ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Türkiye Büyük Millet Meclisi, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa'da başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tam sayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz"

MADDE 4: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 101'inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir. Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.

MADDE 5: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 102'nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
Cumhurbaşkanı seçimi, cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır. Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan cumhurbaşkanının görevi devam eder. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir."

http://www.cnnturk.com/dosyalar/anayasa

Ben Gönen'de doğdum. Yirmi yıldan beri görmediğim(-me,isim fiil) bu kasaba hayalimde artık seraplaştı. Birçok yerleri unutulan(-an.sıfat fiil) eski, uzak bir rüya gibi oldu. O zaman genç bir yüzbaşı olan(-an,sıfat fiil) babamla her vakit önünden geçtiğimiz Çarşı Camii'ni, karşısındaki küçük, harap şadırvanı, içinde binlerce kereste tomruğu yüzen(-en,sıfat fiil) nehirciği, bazı yıkanmaya(-ma,isim fiil) gittiğimiz(-tiğ,sıfat fiil) sıcak sulu hamamın derin havuzunu şimdi hatırlamaya(-ma,isim fiil) çalışıyorum. Fakat beyaz bir nisyan dumanı önüme yığılır. Renkleri siler, şekilleri kaybeder... Pek uzun gurbetlerden sonra vatanına dönen(-en,sıfat fiil) bir adam doğduğu(-duğ,sıfat fiil) yerin ufkunu koyu bir sis altında bulup(-up,zarf fiil) da, sevdiği(-diğ, sıfat fiil)şeyleri uzaktan bir an evvel göremediği(-diğ, sıfat fiil)için nasıl mahzun olursa, ben de tıpkı böyle meraka, sabırsızlığa benzer bir elem duyarım. O, her akşam sürülerle mandaların, ineklerin geçtiği(-tiğ, sıfat fiil)tozlu, taşsız yollar; yosunlu, siyah kiremitli çatılar; yıkılacakmış(-acak,sıfat fiil )gibi duran(-an, sıfat fiil)büyük duvarlar, küçük, ahşap köprüler, nihayetsiz tarlalar, alçak çitler hep bu duman içinde erir.
Yalnız evimizle mektebi gözümün önüne getirebilirim.

🙝🙟
Büyük bir bahçe... Ortasında köşk tarzında yapılmış(-mış,sıfat fiil) bembeyaz bir ev... Sağ köşesinde her vakit oturduğumuz beyaz perdeli oda... Sabahları annem beni bir bebek gibi pencerenin kenarına oturtur, dersimi tekrar ettirir, sütümü içirirdi. Bu pencereden görünen(-en, sıfat fiil)avlunun öbür tarafındaki büyük toprak rengindeki binanın camsız, kapaksız tek bir penceresi vardı. Bu siyah delik beni çok korkuturdu. Yemeklerimizi pişiren(-en, sıfat fiil), çamaşırlarımızı yıkayan(-an, sıfat fiil), tahtalarımızı silen(-en, sıfat fiil), babamın atına yem veren(-en, sıfat fiil), av köpeklerine bakan(-an, sıfat fiil )hizmetçimiz Abil Ana'nın her gece anlattığı korkunç, bitmez(-mez, sıfat fiil)hikâyelerdeki ayıyı, bu karanlık pencerede görür gibi olurdum. Bu vehim ile, rüya dinlemek(-mek,isim fiil), tâbir etmek(-mek,isim fiil )merakında olan(-an,sıfat fiil )zavallı anneme, her sabah ayılı rüyalar uydurur; iri kızgın bir ayının beni kapıp(-ıp,zarf fiil )dağa götürdüğünü(-düğ, sıfat fiil), ormandaki inine kapadığını(-dığ, sıfat fiil), kollarımı bağladığını(-dığ, sıfat fiil), burnumu, dudaklarımı yediğini(-diğ, sıfat fiil), sonra Bayramiç yolundaki su değirmeninin çarkına attığını söyler(-er,sıfat fiil), ona birçok: "Hayırdır inşallah..." dedirtirdim. Tâbir ederken() benim büyük bir adam, büyük bir bey, büyük bir paşa olacağımı(-acağ,sıfat fiil), bana kimsenin fenalık yapamayacağını() temin ettikçe(-tikçe,zarf fiil), yalan söylediğimi(-diğ,sıfat fiil) unutur, ne kadar sevinirdim!

🙝🙟
Nasıl sokaklardan, kiminle giderdim? Bilmiyorum... Mektep bir katlı, duvarları badanasız idi. Kapıdan girilince(-ince,zarf fiil )üstü kapalı bir avlu vardı. Daha ilerisinde küçük, ağaçsız bir bahçe... Bahçenin nihayetinde ayakyolu, gayet kocaman abdest fıçısı... Erkek çocuklarla kızlar karmakarışık otururlar, beraber okur(), beraber oynarlardı. "Büyük Hoca" dediğimiz, kınalı, az saçlı, kambur, uzun boylu, ihtiyar, bunak bir kadındı. Mavi gözleri pek sert parlar(-ar,sıfat fiil), gaga gibi iri, sarı burnu ile, tüyleri dökülmüş(-müş,sıfat fiil) hain, hasta bir çaylağa benzerdi. "Küçük Hoca" erkekti. Büyük Hoca'nın oğlu idi. Çocuklar ondan hiç korkmazlardı. Galiba biraz aptalca idi. Ben arkadaki rahlelerde, Büyük Hoca'nın en uzun sopasını uzatamadığı() bir yerde otururdum. Kızlar, belki saçlarımın açık sarı olmasından(), bana hep "Ak Bey" derlerdi. Erkek çocukların büyücekleri ya ismimi söylerler yahut "Yüzbaşıoğlu" diye çağırırlardı. Sınıf kapısının açılmayan() kanadında sallanan(-an, sıfat fiil)"geldi-gitti" levhası yassı, cansız bir yüz gibi bize bakar(-ar, sıfat fiil)kalın duvarların tavana yakın dar pencerelerinden giren(-en , sıfat fiil)donuk bir aydınlık durmadan(-madan,zarf fiil) bağıran(-an, sıfat fiil), haykırarak(-arak,zarf fiil) okuyan(-an, sıfat fiil)çocukların susmaz(-maz,sıfat fiil), keskin çığlıklarıyla sanki daha ziyâde ağırlaşır, bulanırdı...

🙝🙟
Mektepte yalnız bir nevi ceza vardı: Dayak... Büyük kabahatliler, hatta kızlar bile falakaya yatarlardı. Falakadan korkmayan, titremeyen() yoktu. Küçük kabahatlilerin cezası ise nisbetsiz, mikyassız idi. Küçük Hoca'nın ağır tokadı... Büyük Hoca'nın uzun sopası... ki rastgeldiği kafayı mutlaka şişirirdi. Ben hiç dayak yememiştim. Belki iltimas ediyorlardı. Yalnız bir defa Büyük Hoca, kuru, kemikten elleriyle yalan söylediğim(-diğ, sıfat fiil)için sol kulağımı çekmişti. O kadar hızlı çekmişti ki, ertesi gün bile yanıyordu. Kıpkırmızı idi. Halbuki kabahatim yoktu. Doğru söylemiştim. Bahçedeki abdest fıçısının musluğu koparılmıştı. Büyük Hoca bu kabahati yapanı(-an, sıfat fiil)arıyordu. Bu, mavi cepkenli, kırmızı kuşaklı, hasta, zayıf bir çocuktu. Haber verdim. Falakaya konacaktı. İnkâr etti. Sonra diğer bir çocuk çıktı. Kendi kopardığını(-dığ, sıfat fiil), onun kabahati olmadığını() söyledi. Yere yattı. Bağıra bağıra sopaları yedi. O vakit Büyük Hoca, "Niçin yalan söylüyor, bu zavallıya iftira ediyorsun?" diye kulağıma yapıştı. Yüzünü buruşturarak(-arak,zarf fiil )darıldı...

🙝🙟
Ağladım. Ağladım. Çünkü yalan söylemiyordum. Evet, musluğu koparırken(-ken, zarf fiil)gözümle görmüştüm. Akşam azâdında dayağı yiyen(-en, sıfat fiil)çocuğu tuttum:

— Niçin beni yalancı çıkardın? dedim. Musluğu sen koparmamıştın...
— Ben koparmıştım.
— Hayır, sen koparmamıştın. Öbür çocuğun kopardığını() ben gözümle gördüm.
Israr edemedi. Yüzüme baktı. Bir an öyle durdu. Eğer hocaya söylemeyeceğime() yemin edersem, saklamayacaktı. Anlatacaktı. Ben hemen yemin ettim. Merak ediyordum:

— Musluğu Ali koparmıştı, dedi, ben de biliyordum. Ama o çok zayıf, hem hastadır. Görüyorsun, falakaya dayanamaz. Belki ölür(-ür, sıfat fiil), daha yataktan yeni kalktı.
— Ama sen niçin onun yerine dayak yedin?
— Niçin olacak. Biz onunla and içmişiz. O bugün hasta, ben iyi, kuvvetliyim. Onu kurtardım işte.
Pek güzel anlamadım. Tekrar sordum:

— And ne?
— Bilmiyor musun?
— Bilmiyorum!
O vakit güldü, benden uzaklaşarak(-arak,zarf fiil) cevap verdi:

— Biz birbirimizin kanlarını içeriz. Buna "and içmek" derler. And içenler(-en, sıfat fiil)kan kardeşi olurlar. Birbirlerine ölünceye kadar yardım ederler, imdada koşarlar.
🙝🙟
Sonra dikkat ettim, mektepte birçok çocuk, birbirleriyle and içmişlerdi. Kan kardeşi idiler. Hatta bazı kızlar bile kendi aralarında and içmişlerdi. Bir gün, bu yeni öğrendiğim() âdetin nasıl yapıldığını() da gördüm. Yine arka rahlelerde idim. Küçük Hoca abdest almak(-mak, isim fiil)için dışarı çıkmıştı. Büyük Hoca, arkasını bize çevirmiş(-miş, sıfat fiil), yavaş yavaş, bir sümüklüböcek kadar ağır, namazını kılıyordu. İki çocuk tahta saplı bir çakıyla kollarını çizdiler. Çıkan(-an, sıfat fiil)büyük, kırmızı damlayı kolları üzerinde bu çizgiye sürdüler. Kanlarını karıştırdılar. Sonra birbirlerinin kollarını emdiler. And içerek(-erek,zarf fiil )kan kardeşi olmak... Bu beni düşündürmeye(-me,isim fiil) başladı. Şayet benim de kan kardeşim olsa idi, hocaya kulağımı çektirmeyecek(-ecek, sıfat fiil), ihtimal falakaya yatacağım() zaman beni kurtaracaktı. Koca mektebin içinde kendimi yapayalnız, arkadaşsız, hâmisiz zannediyordum, anneme fikrimi, her çocuk gibi birisiyle and içmek(-mek,isim fiil )istediğimi(-diğ, sıfat fiil)söyledim. Andı tarif ettim. Razı olmadı. "Öyle münasebetsizlikler istemem. Sakın yapma(-ma, isim fiil)ha..." diye tembih etti.

🙝🙟
Lâkin ben dinlemedim. Aklıma and içmeyi(-me, isim fiil)koymuştum. Fakat kiminle? Bir tesadüf, beklenilmeyen() bir kaza bana kan kardeşimi kazandırdı. Cuma günleri bizim evin bahçesine ,bütün komşu çocukları toplanırlardı. Akşama kadar beraber oynardık. Arkamızdaki evlerin sahibi Hacı Budak'ların benim kadar bir çocukları vardı ki, en çok adı hoşuma giderdi: Mıstık... Bu kelimeyi söylerken sanki mütelezziz olur(-ür, sıfat fiil), hep tekrarlardım. O kadar ahenkli, tanînli idi. Kızlar, bu güzel isme uydurulmuş kafiyeleri, Mıstık'ı bahçede, sokakta görünce(-ünce,zarf fiil )bir ağızdan söylerler; hâlâ hatırımda:

Mustafa Mıstık,
Arabaya kıstık,
Üç mum yaktık,

Seyrine baktık!
Diye bağrışırlar, ellerini yumruk yaparak(-arak, zarf fiil)ona karşı dururlardı. Mıstık hiç kızmazdı. Gülerdi. Biz de, bazen bu beyitleri bağırarak(-arak, zarf fiil)tekrarlar, eğlenirdik.
Bu iki minimini beyit, benim hayalime bile tesir etmişti. Rüyamda, birçok arsız kızın onu büyük bir muhâcir arabasına sıkıştırarak(-arak, zarf fiil),etrafına üç mum yakarak(-arak , zarf fiil)seyrine baktıklarını görürdüm. Niçin Mıstık öyle uslu dururdu. Niçin birden fırlayıp(-ıp, zarf fiil)bu kızlara birkaç tokat atmaz(-maz, sıfat fiil), sıkıştığı() katran kokulu arabadan kurtulmazdı? Hepimizden kuvvetli o idi. Sanki adı gibi her tarafı yuvarlaktı; başı, kolları, bacakları, vücudu... Hatta elleri... Bütün çocukları güreşte yenerdi... Yazın, her Cuma sabahı, büyük bir deste söğüt dalı getirirdi. Bu dallardan kendimize atlar yapar, cirit oynar(-ar, sıfat fiil), yarışa çıkardık. Yarışta da hepimizi geçerdi. Onu hiçbirimiz tutamazdık. İşte yine böyle bir Cuma günü, Mıstık söğüt dallarıyla geldi. Ben en uzununu kendime ayırdım. Öbürlerini çocuklara dağıttım. Bir çakı ile bu dalların ucunu keser(-er, sıfat fiil), kabuklarından iki kulak, bir burun çıkartır, tıpkı bir at başına benzetirdik. Bunu en güzel ben yapardım.
Kendi atımı yapıyordum. Mıstık'la diğer çocuklar sıralarını bekliyorlardı. Nasıl oldu, farkına varmadım, söğüdün kabuğu birden yarıldı. Arasından kayan(-an, sıfat fiil)çakı sol elimin şehâdet parmağını kesti. Sulu, kırmızı bir kan akmaya(-ma,isim fiil) başladı. O saatte aklıma bir şey geldi: And içmek(-mek, isim fiil)... Parmağımın acısını unuttum, Mıstık'a:

— Haydi, dedim, hazır elim kesildi. Kan kardeşi olalım. Sen de kes...
Tereddüt etti. Siyah gözlerini yere dikerek(-erek, zarf fiil), büyük, yuvarlak başını salladı:

— Olur mu ya... And için kol kesmek(-mek, isim fiil)lazım..

Ankara’nın Keskin kazasının Cinaliuşağı köyünde 1921’de dünyaya gelen Sefer Ceyhan güçlü, kuvvetli,  yakışıklı  bir  delikanlıdır.  Ancak  tüberküloz  hastalığına  yakalanır  ve  askere  alınmaz.  Keskin havalisinin dilinden düşmeyen Sefer’in karısı Hatice de gene Keskin kazasının Seyfli köyünden olup, civar köylerin en güzel kızı diye dillere destan olmuştur. Rivayete göre, evlendikten kısa bir süre sonra Sefer, bu hastalığa tutulmuştur. Memleket memleket gezip, doktor doktor dolaştırılan Sefer, nihayet hastalığa bir çare bulamayıp 20 Haziran 1942 tarihinde ölmüştür. Tüberküloz hastalığından kurtulamayarak vefat etmiştir. Genç yaşta ölen ve taze hanımı kalan talihsiz Sefer için, akrabalarından Kerem Ceyhan bir ağıt söylemiştir. Keskinli Hacı Taşan bu ağıdın bazı dörtlüklerini plağa okumuştur ve işte Ankara’da Yedik Taze Meyvayı türküsü Sefer’in ölümü ardından Keskin dolaylarından akseden bu ağıt zamanla dillerde dolaşan bozlak türünde bir uzun hava biçiminde bir türküye dönüşmüştür.

Madde 1) Her iki taraf işbu anlaşmanın imzalanmasından itibaren aralarında harbin sona ereceğini bildirirler. Ordular, mülki memurlar, ahali keyfiyetten derhal haberdar edilecektirler.
Madde 2) İşbu anlaşmanın imzasını müteakip, her iki tarafın harp esirleriyle mevkuf veya mahbus Türk, Fransız bütün şahıslar serbest bırakılacak ve kendilerini, tevkif eden taraf yol masrafını ödeyerek gösterilecek en yakın şehre gönderilecektir.
Madde 3) İşbu anlaşmanın imzasından başlayarak, en geç iki ay içinde Fransız kıtaları 8. maddede de yazılı hattın güneyine ve Türk kıtaları da kuzeyine çekileceklerdir.
Madde 4) 3. maddede belirtilen müddet zarfında seçilecek bir karma komisyon bu maddenin ne şekilde tatbik olunacağını tespit edecektir.
Madde 5) Her iki taraf boşaltılan arazide, buranın işgalini müteakip genel af ilan edecektir.
Madde 6) Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Misak-ı Milli'de açıkça tanınan azınlıklar haklarının, bu hususta müttefikler ile bunların düşmanları ve bazı dostlar arasında yapılmış mukavelelerdeki esaslara dayanarak, kendi tarafından teyit olunacağını bildirir.
Madde 7) İskenderun Bölgesi (Hatay) için özel bir idare usulü tesis olunacaktır. Bu mıntıkanın Türk ırkından olan ahalisi kültürlerinin inkişafı için her türlü teşkilattan faydalanacaklardır. Türk lisanı orada resmi dil olacaktır.
Madde 8) 3. maddede zikredilen hat: İskenderun körfezinde Payas'tan başlayarak Meydan-ı Ekbez-Kilis-Çobanbeyli istasyonuna gidecek ve demiryolu Türkiye'de kalmak üzere Çobanbeyli'den Nusaybin'e varacaktır. Payas ile Meydan-ı Ekbez ve Çobanbeyli istasyonları Suriye'de kalacaktır. İşbu anlaşmanın imzasından itibaren bir ay içinde mezkur hattı tespit etmek üzere her iki taraf delegelerinden mürekkep bir komisyon seçilecek ve bu komisyon tespit muamelesine nezaret edecektir.
Madde 9) Osmanlı sülalesinin kurucusu Sultan Osman'ın dedesi Süleyman Şah'ın Caber kalesinde bulunan ve Türk mezarı ismiyle belirli türbesi müştemilatı ile Türkiye'nin malı olacak ve Türkiye oraya muhafızlar koyacak ve Türk bayrağı çekecektir.
Madde 10) Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Pozantı ile Nusaybin arasındaki Bağdat demiryolu parçasını, Adana ilinde yapılmış bulunan şubelerin işletme hakları ile beraber bütün ticaret ve ulaştırma işlerini Fransa Hükümeti'nin göstereceği bir Fransız grubuna vermesini kabul eder. Türkiye Hükümeti Meydan-ı Ekbez'den Çobanbeyli'ye kadar Suriye arazisinde demiryolu ile askerî ulaştırma yapacaktır.
Madde 11) İşbu anlaşma yürürlüğe girdikten sonra seçilecek bir karma komisyon Türkiye ile Suriye arasındaki gümrük işlerini düzenleyecek, bu işlem yapılıncaya kadar her iki hükümet hareketinde serbest olacaktır.
Madde 12) Türkiye ve Suriye, Kırık suyundan hakkaniyet üzere faydalanacaklardır. Suriye Hükümeti, masrafı kendisine ait olmak üzere Fırat nehrinin Türkiye kısmından su alabilecektir.
Madde 13) Madde 8 de belirtilen hududun her iki tarafında oturan yerli ve yarı göçebe halk buradaki otlaklardan faydalanacak veya emlak, araziye sahip bulunanlar eskisi gibi haklarını kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlar işletme ihtiyaçları için serbestçe ve hiç bir gümrük veya otlak resmi ve ne de başka bir resim vermeksizin hayvanlarını, araçlarını, tohumlarını ve bitkilerini taşıyabileceklerdir. Bunlara ait vergileri oturdukları memlekette ödemeleri kararlaştırılmıştır."

Madde - 1.
Bu Antlaşma ile Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık kurulmuştur.
Madde - 2.
1. Anlaşma'nın amacı, Türkiye ekonomisinin hızlandırılmış kalkınmasını ve Türk halkının çalıştırılma seviyesinin ve yaşama şartlarının yükseltilmesini sağlama gereğini tümü ile gözönünde bulundurarak, Taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi teşvik etmektir.
2. Yukarıdaki fıkrada belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi için 3, 4 ve 5. maddelerde gösterilen şartlara ve usullere göre bir gümrük birliğinin gittikçe gelişen şekilde kurulması öngörülmüştür.
3. Ortaklığın:
a) Bir hazırlık dönemi,
b) Bir geçiş dönemi,
c) Bir son dönemi,
vardır.
Madde - 3.
1. Hazırlık döneminde Türkiye, geçiş dönemi ve son dönem boyunca kendisine düşecek yükümlülükleri üstlenebilmek için, Topluluğun yardımı ile ekonomisini güçlendirir.
Bu hazırlık dönemine ve özellikle Topluluğun yardımına ilişkin uygulama usulleri, Anlaşma'ya ekli Geçici Protokol ile Mali Protokol'de belirtilmiştir.
2. Hazırlık döneminin süresi, Geçici Protokol'de öngörülen usullere uygun uzatma dışında, beş yıldır.
Geçiş dönemine, Geçici Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen şartlara ve usullere uyularak geçilir.
Madde - 4.
1. Geçiş döneminde Akit Taraflar, karşılıklı ve dengeli yükümlülükler esası üzerinden:
- Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gittikçe gelişen şekilde yerleşmesini,
Ortaklığın iyi işlemesini sağlamak için Türkiye'nin ekonomik politikalarının Topluluğunkilere yaklaştırılmasını, bunun için de gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlar.
2. Bu dönemin süresi, birlikte öngörülebilecek istisnalar saklı kalmak üzere, on iki yılı geçemez. Bu istisnalar, gümrük birliğinin makûl bir süre içinde kurulup tamamlanmasına engel olamaz.
Madde - 5.
Son dönem gümrük birliğinin dayanak ve Akit Tarafların ekonomi politikaları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesini gerektirir.
Madde - 6.
Ortaklık rejiminin uygulanmasını ve gittikçe gelişmesini sağlamak için Akit Taraflar, Anlaşma ile verilen görevlerin sınırları içinde eylemde bulunan bir Ortaklık Konseyi'nde toplanırlar.
Madde - 7.
Akit Taraflar, bu Anlaşma'dan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlayıcı her türlü genel ve özel tedbirleri alırlar.
Taraflar, Anlaşma hedeflerinin gerçekleştirilmesini tehlikeye düşürülebilecek her türlü tedbirden sakınırlar.

Madde - 8.
4. maddede anılan amaçların gerçekleşmesi için Ortaklık Konseyi, geçiş döneminin başlamasından önce ve Geçici Protokolün 1. maddesinde öngörülen usule göre, Topluluğu kuran Antlaşma'nın kavradığı ve gözönünde bulundurulması gereken alanlarla, özellikle bu kısımda gözetilenlere mahsus hükümlerin uygulama şartlarını, usullerini, sıra ve sürelerini yararlı görülecek her türlü korunma kurallarını tespit eder.
Madde - 9.
Akit Taraflar, Anlaşma'nın uygulanma alanında, 8. maddenin uygulanması ile ilgili olarak ortaya konabilecek özel hükümler saklı kalmak üzere, uyrukluk dolayısıyla uygulanan her türlü ayrımın, Topluluğu kuran Anlaşmanın 7. maddesinde anılan ilke uyarınca yasak olduğunu kabul ederler.

Madde - 10.
1. Anlaşma'nın 2. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen gümrük birliği, mal alış verişlerinin tümünü kavrar.
2. Gümrük Birliği.
- Topluluk üyesi Devletlerle Türkiye arasında, ithalâtta olduğu gibi ihracatta gümrük vergileri ve eşit etkili resimlerin ve miktar kısıtlamalarının, milli üretime, Anlaşmanın hedeflerine aykırı bir koruma sağlamayı gözeten eşit etkili başka her türlü tedbirin yasaklanmasını;
- Türkiye'nin üçüncü memleketlerle ilişkilerinde Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi'nin kabulünü ve Toplulukça dış ticaret konusunda uygulanan sair mevzuata yaklaşmayı kapsar.

Madde - 11.
1. Ortaklık rejimi, Topluluğun ortak tarım politikasını göz önünde bulunduran özel usullere göre, tarımı ve tarım ürünleri alış verişini de kavrar.
2. Tarım ürününden, Topluluğu kuran Antlaşma'nın II. Ekinin konusu olan ve sözü edilen Antlaşma'nın 38. maddesinin 3. fıkrası hükümlerinin uygulanması ile halen tamamlanmış bulunan listede sayılı ürünler anlaşılır.

Madde - 12.
Akit Taraflar, aralarında serbest işçi akımını kademeli olarak gerçekleştirmek için, Topluluğu kuran Antlaşma'nın 48, 49 ve 50. maddelerinden esinlenmekte uyuşmuşlardır.
Madde - 13.
Akit Taraflar, yerleşme serbestliği kısıtlamalarını aralarında kaldırmak için, Topluluğu kuran Antlaşma'nın 52 ilâ 56. (Dahil) maddeleri ile 58. maddesinden esinlenmekte uyuşmuşlardır.
Madde - 14.
Akit Taraflar, hizmet edimi serbestliği kısıtlamalarını aralarında kaldırmak için, Topluluğu kuran Antlaşma'nın 55, 56 ve 58 ilâ 65. (Dahil) maddelerinden esinlenmekte uyuşmuşlardır.
Madde - 15.
Topluluğu kuran Antlaşma'nın ulaştırma ile ilgili hükümlerinin ve bunların uygulanması dolayısıyla girişilmiş olan tasarrufların Türkiye'ye teşmili şartları ve usulleri, Türkiye'nin coğrafya durumu gözönünde bulundurularak düzenlenir.
Madde - 16.
Akit Taraflar, Topluluğu kuran Antlaşma'nın üçüncü büyük bölümünün 1. kısmında yer alan rekabet, vergileme ve mevzuatın yaklaştırılması ile ilgili hükümlerde anılan ilkelerin, ortaklık ilişkilerinde uygulanması gerektiğini kabul ederler.
Madde - 17.
Anlaşma'ya Taraf olan her Devlet, ekonomisine, fiyat seviyesi kararlılığı içinde devamlı ve dengeli bir genişleme sağlarken, genel ödeme bilançosuna denge sağlamak ve parasına olan güveni devam ettirmek için gerekli ekonomi politikasını uygular.
Taraf Devlet, bu hedeflere ulaşmak için konjonktür politikası ve özellikle mali politika ve para politikası uygular.
Madde - 18.
Anlaşma'ya Taraf olan her Devlet, kambiyo kurları konusunda Ortaklık amaçlarının gerçekleştirilmesini sağlamaya elverişli bir politika uygular.
Madde - 19.
Türkiye ve Topluluk üyesi Devletler, Anlaşma'nın uygulanmasında mal, hizmet, sermaye ve kişi akımının aralarında serbestleştirildiği ölçüde, mal, hizmet ve sermaye alış verişlerine ilişkin ödeme veya transferlerle ücret ve sermaye transferlerinin, alacaklının veya faydalananların ikamet ettikleri memleket parasıyla yapılmasına müsaade ederler.
Madde - 20.
Akit Taraflar, Anlaşma amaçlarının gerçekleştirilmesine yarayan Türkiye ile Topluluk üyesi Devletler arasındaki sermaye hareketlerini kolaylaştırmak için aralarında danışırlar.
Akit Taraflar, Topluluk memleketlerinden gelen ve Türk ekonomisinin kalkınmasına yardımı olabilecek sermayelerin Türkiye'de yatırımını teşvik eden her çeşit aracı araştırmaya çabalarlar.
Her üye Devlet ülkesinde ikamet edenler, Türkiye'nin başka bir üye Devlete veya üçüncü bir memlekete tanıdığı bütün kolaylıklardan, özellikle yabancı sermaye eylemi ile ilgili kambiyo ve vergi konularındaki kolaylıklardan yararlanırlar.
Madde - 21.
Akit Taraflar, üçüncü memleketlerin ileride Topluluğa katılmaları veya ortak olmaları halleri de dahil olmak üzere, üçüncü memleketler karşısındaki ticaret politikalarının koordinasyonunu ve bu alandaki karşılıklı çıkarlarının korunmasını sağlamaya elverişli bir danışma usulünü hazırlama konusunda uyuşmuşlardır.

Madde - 22.
1. Anlaşma ile belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi için, Anlaşma'nın öngördüğü hallerde Ortaklık Konseyi'nin karar yetkisi vardır. İki taraftan her biri, verilmiş kararların yerine getirilmesinin gerektirdiği tedbirleri almakla yükümlüdür. Ortaklık Konseyi yararlı tavsiyelerde de bulunabilir.
2. Ortaklık Konseyi, Anlaşma'nın hedeflerini gözönünde tutarak, ortaklık rejimi sonuçlarını belli aralıklarla inceler. Bununla beraber, hazırlık dönemi boyunca bu incelemeler bir görüş teatisi sınırları içinde kalır.
3. Geçiş döneminin başlaması ile, ortaklık rejiminin gerçekleşmesi yolunda, Anlaşma amaçlarından birine ulaşmak için, Akit Taraflar'ın bir ortak davranışı gerekli görüldüğü takdirde, Anlaşma bunun için gerekli davranış yetkisini öngörmese bile, Ortaklık Konseyi uygun kararları alır.
Madde - 23.
Ortaklık Konseyi'ni, bir yandan Türkiye Hükümeti'nden üyeler, öte yandan, Topluluk üyesi Devletler Hükümetleri'nden, Konseyi'nden ve Komisyonu'ndan üyeler meydana getirir.
Ortaklık Konseyi üyeleri, İçtüzüğün öngördüğü şartlarla kendilerini temsil ettirebilirler.
Ortaklık Konseyi, kararlarını oy birliği ile alır.
Madde - 24.
Ortaklık Konseyi başkanlığı, altışar aylık süreler için Türkiye ile Topluluk temsilcilerinden biri tarafından, sıra ile yapılır. İlk başkanlık süresi Ortaklık Konseyi kararı ile kısaltılabilir.
Ortaklık Konseyi İçtüzüğünü yapar.
Ortaklık Konseyi, görevlerinde kendisine yardım edebilecek her komiteyi ve özellikle Anlaşma'nın iyi yürütülmesi için gerekli işbirliği devamlılığını sağlayacak bir komite kurmaya karar verebilir.
Ortaklık Konseyi bu komitelerin görev ve yetkilerini belirtir.
Madde - 25.
1. Her Akit Taraf, Anlaşma'nın uygulama ve yorumu ile ilgili ve Türkiye'yi veya Topluluğu, Topluluk üyesi bir Devleti ilgilendiren her anlaşmazlığı Ortaklık Konseyine getirebilir.
2. Ortaklık Konseyi Anlaşmazlığı karar yolu ile çözebilir; keza, anlaşmazlığı Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'na ve mevcut herhangi bir başka yargı merciine götürmeyi kararlaştırabilir.
3. Taraflardan her biri, kararın veya hükmün yerine getirilmesinin gerektirdiği tedbirleri almakla yükümlüdür.
4. Anlaşmazlık, işbu maddenin 2. fıkrasına göre çözülememiş ise, Akit Taraflar'ın geçiş dönemi ve son dönemde başvurabilecekleri tahkim ve sair yargı usulü yollarını, Anlaşma'nın 8. maddesi uyarınca Ortaklık Konseyi düzenler.
Madde - 26.
Anlaşma'nın hükümleri, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nun yetki alanına giren maddelere uygulanmaz.
Madde - 27.
Ortaklık Konseyi, bir yandan Avrupa Parlamenter Asamblesi, Topluluğun Ekonomik ve Sosyal Komitesi ve öteki organları ile, öte yandan, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türkiye'nin yukarıdaki maddeleri karşılayan organları arasında işbirliğini ve temasları kolaylaştırmak için her türlü yararlı tedbiri alır.
Bununla beraber, hazırlık dönemi süresince, bu temaslar, yalnız Avrupa Parlamenter Asamblesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasındaki ilişkilerle sınırlanır.
Madde - 28.
Anlaşma'nın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma'dan doğan yükümlerin tümünün 

Dünyanın nizamının sebebi olan islâm halifesi hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin emîrinin (padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslâmların düşmanları olan düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek İslâm askerleri silahlarından uzaklaştırıp, bazıları haksız olarak katl ve hilâfet yerinin korunmasına yarayan bütün istihkâmlar, kale ve diğer harp vasıtaları zaptedilmiş, resmî işleri görmeye ve İslâm askerlerini teçhize memur olan Bâbıâli ve Harbiye Nezareti'ne el konularak, halifeyi milletin gerçek menfaatlerini hedef tutan tedbirler almaktan fiilen men ve örfi idare ilân ve divanı harpler kurmak suretiyle İngiliz kanunlarını tatbike, muhakeme etmek ve cezalandırmak suretiyle halifenin yargılama hakkına müdahale ve yine yüksek halifelik makamının maksatlarına aykırı olarak Osmanlı memleketi parçalarından İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından tecâvüz edilerek gayri müslim teb'a ile birleşip İslâmları katliâm ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecâvüz ve İslâmın kutsal saydığı hususları tahkir eder olduklarından açıklandığı veçhile hareket ve esirliğe mâruz kalmış bulunan İslâm halifesinin kurtarılması için elden gelen gayreti sarfetmek bütün iman sahiplerine far olur mu? Beyan buyrula. 
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur.
Bu suretle meşru haklarını ve halifeliğin gasbedilmiş olan kudretini kurtarmak ve fiilen tecâvüze maruz kaldığı zikredilen memleketleri düşmandan temizlemek için mücadele eden ve savaşan İslâm halkı şeriatça eşkiya olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.
Bu suretle düşmalara karşı açılan savaşta ölenler şehid, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
Bu suretle savaşan ve dinî vazifesini yerine getiren İslâm halkına karşı düşman tarafını tutarak İslâmlar arasında fitne çıkararak silâh kullanan Müslümanlar şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar islâm halkı için şeriatça muteber olurlar mı? Beyan buyrula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmaz.
Sabahattin Selek, Anadolu İhtilâli, s. 80, 81, 82, 83.

Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının görevi hastaları tedavi etmek toplumu ise hastalıklardan korumaktır. Toplumu ve sağlık sistemini esastan etkileyen COVID-19 gibi yoğun ve riskli dönemlerde hastalıkla mücadele etmek, bedeli ne olursa olsun bizlerin kamusal, mesleki ve hepsinden önemlisi etik sorumluluğumuzdur.
Hekimlik mesleğine adım attığımız ilk andan itibaren bırakmadığımız mesleki ve toplumsal sorumluluk bilinci, üzerimizden çıkarmadığımız beyaz önlüğümüz gibi varlık sebebimizi oluşturur.
Ancak olağan sağlık hizmetleri dönemindeki performans baskısı, gerekli olmayan sağlık hizmeti tüketimi ve hekim emeği üzerinden yaratılmaya çalışılan “hasta-müşteri memnuniyeti”, SABİM -CİMER şikayet hatları ve yönetici baskılarının üzerine şimdi de çığ gibi büyüyen vaka sayıları ile pandeminin “virüs yükü”  bindirilmiştir.
Türk Tabipleri Birliği olarak COVID-19 pandemisinin zayıflatılamadığı ve yaygınlaşma eğiliminin arttığı bu dönemde öncelikli ve ısrarlı talebimiz; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu boğucu ortamın görülmesi ve artık nefes alamayacak hale gelip tükendiklerinin farkına varılmasıdır.
COVID-19 pandemisi ile mücadele her şeyin normal, olağan kabul edildiği ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ülkeyi yönetenlerin hekimleri ve sağlık çalışanlarını görmezden geldiği bir anlayışla sürdürülemez. Hekimler için alkışların yerini uzun süredir hüzün almıştır. Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz, birileri televizyonlardan, twitter mesajlarından başarı hikâyeleri anlatırken bizler ölüyoruz!
Koşulların pandemiye uygun olarak iyileştirilmediği; eşitlik, adalet anlayışından uzak görevlendirmelerle mağduriyetlerin yaratıldığı; hekimlerin yakın geleceğe dair kaygılarının arttığı bu günlerde, sesini duyuramayan, umudunu yitiren hekimlerin emeklilik ya da istifa sayısındaki artış ciddiye alınmalı ve önemsenmelidir. Kötü yönetim ve her şeyi ben bilirim anlayışının ürünü olan bu tabloların sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır. Aylardır özveriyle çalışan hekimleri emeklilik ya da istifa noktasına getiren, yöneticilerin beceriksiz ve empatiden yoksun, çözüm üretmeyen dayatmaları ve vurdumduymazlıklarıdır.
Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları olarak, meslektaşlarımızı görevlerinden uzaklaşmamaya, Sağlık Bakanlığı’nı ve ülkeyi yönetenleri ise yasaklama, kısıtlama ya da cezalandırmayı aklına bile getirmeden hekimlerdeki bu sıkışmışlığın ve tükenmişliğin farkına varmaya davet ediyoruz.
Pandemiye karşı en ön saflarında mücadeleyi yürüten bizler, güven veren, geleceğe dair kaygıları azaltan, her hekimi ve sağlık çalışanını değerli gören, çalışma ortamının, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, kişisel koruyucu donanımların eksiksiz ve zamanında temin edilmesini, maddi ve manevi desteği sözlerde, vaatlerde değil fiilen, hemen ve sürekliliği sağlayarak gösteren bir sağlık yönetimi istiyoruz.
Öncelikle bilinmelidir ki, her dönemde ama özellikle COVID-19 pandemisi döneminde sağlık hizmeti için sunulan emeğin maddi karşılığı yoktur. Evde çocuğunu bırakarak ya da hastalığı anne babasına bulaştırma endişesini her gün taşıyarak günlerce COVID-19 polikliniklerinde hasta bakmanın maddi bedeli ölçülemez!
COVID-19 pandemisi sürecinin toplumsal ayağını yönetemeyen, toplumda günlük hayata yansıyan bir pandemi bilinci oluşturamayan, “başarı öyküsü” yaratma çabasından kaynaklı gerçekler yerine sanal rakam ve beklentiler ile pandemide kontrolü kaybettiği anlaşılan yöneticilerin, hastanelerin salgınla kuşatıldığı bu günlerde, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sesine, haykırışına kulak vermelerini istiyoruz. Hekimler ve sağlık çalışanlarında manevi olarak yaşanmakta olan çöküş ve tükenmişliğin, düşük temel maaşlar, komik rakamlardaki performans ödemeleri ile iç içe geçerek pandemi sürecinde yaratabileceği moralsizlik ve zaaflar konusunda yetkilileri uyarıyoruz.
Bütün çalışanların ekonomik kriz ve pandemi dikkate alınarak maaşlarında artış yapılması talebiyle beraber, ama öncelikle hekimlerin ve sağlık çalışanlarının performans dahil hiçbir ön koşul ve sınırlamaya tabi kılınmadan, emekliliğe yansıyan, örgütümüzün talepleri doğrultusunda temel maaş alabilmelerinin sağlanmasını; bu gerçekleşinceye kadar mevcut döner sermaye ödemelerinin salgın bitinceye kadar tavandan ödenmesini, Aile Sağlığı Merkezi ve İlçe Sağlık Müdürlüklerinde çalışan hekimlere de yansıtılmasını istiyoruz.
Biz hekimler ve sağlık çalışanları bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da işimizi severek ve onurla yapmaya devam edeceğiz. Ülkemizin yaşadığı onlarca olağandışı durumda mesleğimizin doğasında yer alan fedakarlığı ve özveriyi yerine getirmeyi başarmış bir mesleğin mensuplarıyız. Bu doğrultuda öneri ve taleplerimizin dikkate alınmasını umuyor, hekimlerde ve sağlık çalışanlarında biriken ve patlama noktasına gelen kaygı ve tepkileri ülkeyi yönetenlerin dikkatine sunuyoruz.
Türk Tabipleri Birliği olarak pandeminin ilk günlerinde yaptığımız uyarıyı bir kez daha tekrarlıyoruz: Hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumayı başaramaz, maddi ve manevi desteği sağlayamazsanız, toplumu hiç koruyamazsınız.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Ankara Tabip Odası

Valiliğimizin koordinasyonunda Covid-19 ile mücadele kapsamında kontrollü normalleşme sürecinin başlaması ile birlikte pandeminin kontrollü seyri için gerekli denetimler, ilgili birimlerimizce aksatılmadan sürdürülmektedir.
Bu kapsamda 17.06.2020 tarihinde başta park ve bahçeler ile açık alanlar; otobüs durakları vb. kümelenme noktaları; restoranlar, lokantalar, lokaller, kahvehaneler ve kafeler; market, pazar yerleri ve AVM’ler olmak üzere  ilgili diğer yerlerde sosyal mesafe ve maske kullanımı dâhil uyulması gerekli kurallar yönünden 70 emniyet denetim ekibi, 10 ilçe tarım denetim ekibi, ilçe sağlık denetim ekipleri, Kaymakamlığımızca oluşturulan AVM denetim ekibi, İlçe Belediyesi Zabıta birimleri ve Çankaya Vefa Sosyal Destek ekiplerimizle birlikte genel bir tarama denetimi gerçekleştirilmiştir.
Bu süreçte denetim faaliyetlerimiz gelecek günlerde de aksatılmadan sürdürülecektir.
Kamuoyunun bilgisine sunulur.

İlgi : a) 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu
b) İçişleri Bakanlığı 23.03.2020 tarih ve İller İdaresi Genel Müdürlüğünün E.5929 sayılı Genelgesi
c) İçişleri Bakanlığı 03.04.2020 tarih ve İller İdaresi Genel Müdürlüğünün E.6235 sayılı Genelgesi
ç) İçişleri Bakanlığı 05.04.2020 tarih ve İller İdaresi Genel Müdürlüğünün E.6238 sayılı Genelgesi
Konu: Koronavirüs Tedbirleri

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de vaka sayısında artışlar yaşanan Koronavirüs (Covid19) virüsünün en temel özelliği, fiziksel temas, hava yolu vb. yollarla çok hızlı bulaşması ve enfekte insan sayısının çok hızlı artmasıdır. Bu salgının yayılmasının engellenmesinin en etkili yolu ise sosyal hareketliliği ve insanlar arası teması azaltarak sosyal izolasyonu sağlamaktır.
Bu kapsamda; Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda alınan kararların etkinliğinin arttırılarak virüsün yayılmasını engellemek, toplum sağlığı ve kamu düzenini korumak için; Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla, 3 Nisan 2020 tarihinde Saat 24:00 dan itibaren aşağıdaki ek tedbirler İçişleri Bakanlığımızın ilgi Genelgesi doğrultusunda uygulamaya konulmuştur.
Buna göre;
1- 3 Nisan 2020 gününde Saat: 24.00’dan itibaren Antalya İlinden hava, kara, deniz yaya yoluyla tüm giriş/çıkışlar sınırlandırılmıştır.
2- Antalya İli sınırları içerisinde hâlihazırda bulunan 01.01.2000 tarihinden sonra doğanlar ile 65 yaş ve üzeri vatandaşlarımızın sokağa çıkmaları kısıtlanmıştır.
3- Doğum tarihi 01.01.2000 – 01.01.2002 tarihleri arasında (18 - 20 yaş aralığında) olmakla beraber;
a) Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Memur, Sözleşmeli Personel veya İşçi statüsünde görevli olanlar,
b) Özel Sektörde düzenli bir işe sahip olan ve Sosyal Güvenlik kayıt belgesi ile bu durumu belgeleyenler,
c) Tarımsal üretimin sürekliliği açısından diğer İllerden, İlimize 03.04.2020 tarih ve 6202 sayılı Genelge kapsamında planlaması yapılan mevsimlik tarım işçileri getirilen sokağa çıkış yasağından muaftır. Bu istisnalar 01.01.2002 tarihinden sonra doğanlara (18 yaşından küçüklere) uygulanmayacaktır.
4- Sokağa çıkış yasağından muaf tutulanlardan çalışmaları Kurumlarınca gerekli bulunanların listesi, bir yazı ile Kaymakamlık Seyahat İzin Kurullarına bildirilecektir. Seyahat İzin Kurulları, bu kişilerden Genelgemizde belirtilen şartlara uygun olanlara, yapılacak kontrollerde ibraz etmeleri amacıyla ekteki forma uygun İZİN BELGESİ düzenlenecektir.
5- Uygulama süresince İlimize yapılacak tüm giriş/çıkışlar sadece yetkili Seyahat İzin Kurullarınca verilecek SEYAHAT İZİN BELGESİ ile yapılabilecektir.
6- SEYAHAT İZİN BELGESİ sadece;
a) Tedavi olduğu hastaneden taburcu olup asıl ikametine dönmek isteyen, doktor raporu ile sevk olan ve/veya daha önceden alınmış doktor randevusu/kontrolü olan,
b) Kendisi veya eşinin, vefat eden birinci derece yakınının ya da kardeşinin cenazesine katılmak için seyahat edecek olan,
c) Ölüm nedeni Kovit 19 olanlar hariç olmak üzere cenaze nakil işlemine refakat edecek olan (en fazla 4 kişiye),
d) Bulunduğu şehre son 5 gün içerisinde gelmiş olmakla beraber kalacak yeri olmayıp ikamet ettikleri yerleşim yerlerine dönmek isteyen (5 gün içinde geldiğini yolculuk bileti, geldiği araç plakası, seyahatini gösteren başkaca belge, bilgi ile ibraz edenler),
e) Askerlik hizmetini tamamlayarak yerleşim yerlerine dönmek isteyen,
f) Askerlik hizmet biten yakınını bulunduğu ilden özel aracı ile getirmek isteyen,
g) Özel veya kamudan günlü sözleşmeye davet yazısı olan,
h) Ceza infaz kurumlarından salıverilen,
i) Yurtdışından geldikten sonra yerleştirildikleri Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait yurtlarda 14 günlük karantina ve gözetim süresi dolan kişilere verilecektir.
7- Seyahat İzin Belgesi taleplerinin alınması için;
a) İçişleri Bakanlığına ait Alo 199,
b) İçişleri Bakanlığı E-Başvuru sistemi,
c) Kaymakamlıklardaki SEYAHAT İZİN KURULLARIna (Saat: 08.30 - 17.30 arasında hergün) doğrudan başvuru,
Usullerinden sadece birisi kullanılarak yapılabilecektir.
8- Seyahat İzin Kurullarına doğrudan yapılan başvuruların kayıtları 112 VEFA DESTEK PROGRAMI üzerinden yapılacaktır.
9- SEYAHAT İZİN BELGELERİ çıkış illerinden tek gidiş veya gidiş/geliş şeklinde düzenlenecektir.
10- Seyahat izin belgeleri tek gidiş için düzenlenecek ise 36 saate kadar, gidiş geliş amacıyla düzenlenecek ise 72 saate kadar geçerli olacaktır.
11- Terhis olan askerlerin gideceği yerlere ulaşmaları için, ilgili askeri birliklerle koordinasyon içinde gerekli tedbirler alınacaktır.
12- SEYAHAT İZİN BELGELERİ, özel araçlar için yolcu taşıma kapasitesi ile sınırlı olacak, D2 Yolcu Taşıma Belgesine sahip ticari araçlar için ise, daha önceden gönderilen genelgelerimizde belirtildiği gibi Taşıma Yetki Belgesinde belirtilen yolcu taşıma sayısının asgari %50 si, her halukarda toplam 20 kişiyi geçmemek şartı ile kullanılabilecektir.
13- Özel araç haricinde toplu taşıma araçları ile seyahat edecek, seyahat izin belgeli vatandaşların bilgileri her gün saat 17:30’a kadar 07ilplanlama@icisleri.gov.tr adresine, Microsoft Excel ortamında ekteki form doldurularak gönderilecektir. Alanya Otogarından yapılacak organizasyon Alanya Kaymakamlığınca diğer İlçelerden yapılacak organizasyon, D2 Yolcu Taşıma Belgesine sahip ticari araçlar (TURSAB kayıtlı Turizm ya da Özel Tur Taşımacılığı yapan) ile Antalya Otogar Seyahat İzin Kurulunca organize edilecektir.
14- Antalya İlimize 5 gün önce gelmiş olmakla beraber kalacak yeri olmayıp kendi ikametlerine dönmek isteyen kişiler SEYAHAT İZİN BELGESİ taleplerini 05.04.2020 (Pazar) sabah 08.00’den 09.04.2020 (perşembe) sabah 08.00’e kadar yapılabilecektir.
15- 22.03.2020 tarih ve 5762 sayılı Bakanlık Genelgesi kapsamında evden çıkmaları sınırlandırılan 65 yaş ve üzeri ile kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların seyahat edebilmeleri için düzenlenen SEYAHAT İZİN BELGELERİ; ilgi Genelgemiz kapsamında kısıtlı şehirlerden giriş/çıkışları içinde geçerli olacaktır.
16- Kaymakamlarımız yukarıda belirtilen tedbirlerin kesintisiz uygulanabilmesi için haftasonu dahil olmak üzere başta çalışma koşulları, yeri, personel görevlendirilmesi olmak üzere gerekli planlamaları yapacak ve uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecektir.
17- Koronavirüs Tedbirleri kapsamında daha önceden gönderilen Genelgelerde bulunan ve bu Genelgeye aykırı olmayan tüm uygulamalara devem edilecektir.
18- Genelgeler kapsamında alınan tedbirlerin il ve ilçelerde uygulanmasının takibi, ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi ve uygulama birliğinin tesisi amacıyla Bakanlık Merkezimizde kesintisiz şekilde görev yapacak olan Güvenlik ve Acil Durum Merkezi (GAMER) bünyesinde Seyahat İzin Kurulları Takip ve Koordinasyon Birimi oluşturulmuştur.
Yukarıda belirtilen faaliyetlerin aksatılmadan uygulanması için gerekli tedbirlerin Kaymakamlar tarafından ilgili mevzuatı uyarınca alınması, uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesi ve mağduriyetlere neden olunmamasını
Gereğini önemle arz ve rica ederim.

Arjantin, Avustralya, Belçika, Şili, Fransa Cumhuriyeti, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika Birliği, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda, Birleşik Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümetleri,
Antarktika'dan sonsuza dek salt barışçıl amaçlarla yararlanılmasının sürdürülmesi ve uluslararası çatışma alanı ya da konusu olmamasının tüm insanlığın çıkarma olacağım benimseyerek;
Antarktika'da bilimsel incelemeler alanında sürdürülen uluslararası işbirliği bulgularının, bilimsel bilgi birikimine somut katkılarını dikkate alarak;
Böyle bir işbirliğinin, Uluslararası Jeofizik Yılı'nda yapıldığı gibi, Antarktika'da bilimsel inceleme özgürlüğüne dayalı biçimde sürdürülmesi ve geliştirilmesini sağlayacak sağlam temel oluşturulmasının, bilimsel çıkarlar ve tüm insanlığın gelişimiyle uyarlı olduğuna inanarak;
Antarktika'nın salt barışçıl amaçlarla kullanılmasını ve Antarktika'da uluslararası uyumun sürekliliğini güvenceye alacak bir antlaşmanın Birleşmiş Milletler Anayasası'nın amaç ve ilkelerini daha ileri götüreceğinden de emin olarak; İzleyen noktalar üzerinde anlaşmışlardır :
Madde I

1. Antarktika salt barışçıl amaçlar için kullanılacaktır. Her tür silahın denenmesi, üs ve tahkimat yapılması, manevra vb askeri nitelikli her önlem yasaklanacaktır.
2. İşbu Antlaşma askeri personel ya da donanımın bilimsel araştırma veya öteki barışçıl amaçlarla kullanılmasına engel teşkil etmeyecektir.
Madde II

Antarktika'da bilimsel inceleme özgürlüğü ve bu amaca yönelik işbirliği, Uluslararası Jeofizik Yılı'nda uygulandığı gibi işbu Antlaşma'nın hükümleri saklı kalmak koşulu ile sürdürülecektir.
Madde III

1. Taraflar, İşbu Antlaşma'nın İkinci Maddesi'nde öngörüldüğü üzere, Antarktika'da bilimsel inceleme alanında uluslararası işbirliğini geliştirmek amacıyla, yapılabilir ve uygulanabilir olduğu ölçüde, aşağıdaki uzlaşıyı sağlamışlardır :
(a) Antarktika'da yürütülecek çalışmaların olabildiğince ekonomik ve verimli olmasını sağlamak üzere bilimsel program planlarına ilişkin bilgi alışverişi sağlanacaktır.
(b) Antarktika'da araştırma seferlerine katılan ve istasyonlarda çalışan bilimsel personel arasında değişim yapılacaktır.
(c) Antarktika'da bilimsel gözlem ve sonuçlan değişimi yapılacak ve bulgulardan özgürce yararlanılabilecektir.
2. Bu Madde'nin uygulanması sırasında, Birleşmiş Milletler'in Uzmanlaşmış Kuruluşları'nın, Antarktika'da bilimsel veya teknik çıkan bulunan öteki uluslararası kuruluşlarla işbirliğine yönelik çalışma ilişkileri kurmaları, olabildiğince özendirilecektir.
Madde IV

1. İşbu Andlaşma'nın hiçbir noktası,
(a) Taraflar'dan herhangi birinin Antarktika'da önceden kazanılmış haklan ve toprak egemenliğinden vazgeçtiği;
(b) Taraflar'dan herhangi birinin, Antarktika'da kendi ya da vatandaşı etkinlikleri sonucu edindiği toprak egemenliğine dayalı iddialarından tümü ile ya da kısmen vazgeçtiği;
(c) Taraflar'dan herhangi birinin, ötekilerden biri tarafından Antarktika'da toprak egemenliğine ilişkin olarak öne sürülen hak ve iddiaları ya da bunlara temel oluşturan gerekçeleri tanıması ya da tanımamasına ilişkin tutumunu etkileyebileceği; biçiminde yorumlanmayacaktır.
2. İşbu Andlaşma yürürlükte kaldığı sürece hiçbir eylem ya da etkinlik, Antarktika'da toprak egemenliğine yönelik iddiaların savunulması, desteklenmesi ya da reddedilmesi veya başka tür egemenlik hakkı önesürülmesi için gerekçe oluşturmayacaktır. İşbu Antlaşma yürürlükte olduğu sürece, Antarktika'da toprak egemenliği amaçlı hiçbir yeni talep öne sürülmeyecek, varolan taleplerin kapsamının genişletilmesine olanak tanınmayacaktır.
Madde V

1. Antarktika'da nükleer patlama yapılması ve yörenin radyasyon atıkların atıldığı yer olarak kullanılması yasaklanacaktır.
2. Temsilcileri, Dokuzuncu Madde uyarınca düzenlenecek toplantılara katılma hakkına sahip kılman tüm Taraflar'ın ayrıca taraf olduğu, nükleer enerjinin patlamalar ve radyoaktif atıkların yokedilmesini de içerecek biçimde kullanımına ilişkin uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi durumunda, sözkonusu anlaşmalarla belirlenen kurallar Antarktika'da uygulanacaktır.
Madde VI

İşbu Andlaşma'nın hükümleri, buz tabakaları dahil, 60. Güney Paraleli'nin güneyinde kalan bütün alanlar için geçerli olacak, ancak herhangi bir Devlet'in bölgedeki açık denizlerde uluslararası hukukca tanınmış haklarını ya da hakların kullanımını hiçbir biçimde etkilemeyecektir.
Madde VII

1. İşbu Andlaşma'nın amaçlarını tanıtmak ve hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla, temsilcileri Dokuzuncu Madde'de değinilen toplantılara katılma hakkına sahip kılınan Taraflar, bu maddede öngörülen denetlemeleri gerçekleştirmek üzere gözlemci atama hakkına sahip olacaklardır. Gözlemciler, atayan Taraflar'ın uyruğunu taşıyacaklardır. Gözlemcilerin kimlikleri gözlemci atama hakkına sahip Taraflar'dan herbirine bildirilecek, aynı şekilde atamalarının sona erişinde de duyuruda bulunulacaktır.
2. Bu Madde'nin birinci paragrafında yeralan hükümler uyarınca atanan her gözlemci, Antarktika'nın tüm alanlarına her an girebilme yönünden tam özgürlüğe sahip olacaktır.
3. Antarktika'nın tüm alanları, üzerlerinde istasyon, tesis ve donanım bulunanları da içermek üzere, kargo ya da personel yükleme/boşaltma noktalarındaki tüm gemi ve uçaklarla birlikte bu Madde'nin birinci paragrafı uyarınca atanan gözlemcilerin denetlemelerine açık olacaktır.
4. Gözlemci atama hakkına sahip Taraflar'dan herhangi biri tarafından Antarktika'nın tümü ya da belli alanları üzerinde her an hava gözetimi yapılabilecektir.
5. Taraflar'dan herbiri, işbu Andlaşma kendisi bakımından yürürlüğe girdiğinde öteki Taraflar'a durumu bildirecek, ayrıca;
(a) Antarktika'ya yönelik ve Antarktika içinde gemileri ya da vatandaşlarınca düzenlenen tüm seferlerle, Antarktika'ya ülkesinde planlanmış ve oradan başlatılacak tüm seferler;
(b) Antarktika'da, kendi vatandaşlarının konuşlandığı tüm istasyonlar;
(c) İşbu Andlaşma'nın Birinci Maddesi'nin ikinci paragrafında tanımlanan koşullar çerçevesinde Antarktika'ya göndermeyi amaçladığı askeri personel ve getireceği donanıma ilişkin olarak; önceden duyuruda bulunacaktır.
Madde VIII

1. İşbu Andlaşma gereğince görevlerinin yürütülmesini kolaylaştırmak amacıyla ve Taraflar'ın Antarktika'da bulunan tüm personele uygulanacak yasalara ilişkin tutumlarını etkilemeksizin Yedinci Madde'nin birinci paragrafı uyarınca atanan gözlemciler ile Üçüncü :Madde'nin birinci paragrafının (b) fıkrası uyarınca değişimi sağlanan bilimsel ve yardımcı personel, Antarktika'da bulundukları sıradaki eylem veya kusurları dolayısıyla ancak vatandaşı bulundukları Tarafın yargılama erkine bağlı olacaklardır.
2. Bu Madde'nin birinci paragrafında yeralan hükümleri etkilemeksizin, ve Dokuzuncu Madde'nin birinci paragrafının (e) fıkrasının uygulanmasına ilişkin önlemlerin benimsenmesine değin, Antarktika'da yargılama erkinin uygulanmasına ilişkin tüm uyuşmazlıklarda, :Taraflar, ortaklaşa kabul edilebilir çözüme ulaşmak amacıyla vakit geçirmeden danışmada bulunacaklardır.
Madde IX

1. İşbu Andlaşma'nın giriş paragrafında belirtilen Taraflar'ın temsilcileri, Andlaşma'nın yürürlüğünü izleyen iki ay içinde Kanberra'da, sonra da uygun aralık ve yörelerde, bilgi değişimi ve Antarktika'ya ilişkin ortak çıkar konularında toplu danışmalarda bulunmak, Andlaşma'nın ilke ve hedeflerinin ileri götürülmesi önlemlerini tasarlayıp kotardıktan sonra Hükümetlere, aşağıdaki noktalar üzerindeki önlemlerle birlikte sunmak üzere toplanacaklardır:
(a) Antarktika'nın salt barışçıl amaçlarla kullanılması;
(b) Antarktika'da bilimsel araştırmaların kolaylaştırılması;
(c) Antarktika'da uluslararası bilimsel işbirliğinin kolaylaştırılması;
(d) Andlaşma'nın Yedinci Maddesi'nde öngörülen denetleme hakkının kullanılmasının kolaylaştırılması;
(e) Antarktika'da yargı erkinin kullanılmasını ilgilendiren sorunlar;
(f) Antarktika'daki yaşam kaynaklarının korunması ve (bozulmadan) saklanması.
2. Andlaşma'ya, Onüçüncü Madde uyarınca Taraf sıfatı kazananlar, Antarktika'da bilimsel istasyon kurulması ya da bilimsel sefer düzenlenmesi gibi kapsamlı araştırma çalışmalarıyla ilgilerini kanıtlarlarsa, bu Madde'nin birinci paragrafında sözkonusu toplantılara katılmak üzere temsilci atama yetkisine sahip olacaklardır.
3. İşbu Andlaşma'nın Yedinci Maddesi'nde sözkonusu gözlemcilerce hazırlanacak raporlar, bu Madde'nin birinci paragrafında değinilen toplantılara katılan Taraflar'ın temsilcilerine iletilecektir.
4. Bu Madde'nin birinci paragrafında değinilen önlemler, temsilcileri bu önlemleri incelemek üzere düzenlenen toplantılara katılmaya yetkili Taraflar'ın tümü tarafından onaylandıklarında yürürlüğe gireceklerdir.
5. İşbu Andlaşma ile sağlanan haklar bireysel ya da bütün olarak, bu Madde uyarınca uygulamalarını kolaylaştırıcı önlemler önerilmiş, incelenmiş ve onaylanmış olsun olmasın, Andlaşma'nın yürürlüğe girdiği tarihten geçerli olmak üzere uygulanabileceklerdir.
Madde X

Taraflar'dan herbiri, kimsenin Antarktika'da, işbu Andlaşma'nın ilke ve amaçlan ile bağdaşmayan etkinliklere girişmemesi amacıyla, Birleşmiş Milletler Anayasası doğrultusunda sonuna dek özel çaba gösterme yükümünü üstlenecektir.
Madde XI

1. İşbu Andlaşma'nın yorumlanması ya da uygulanması konusunda iki ya da daha fazla Taraf arasında herhangi bir anlaşmazlık çıkması durumunda, anılan Taraflar, görüşme, soruşturma, aracılık, uzlaşı, hakemlik, yargı ya da seçecekleri öteki barışçıl yollardan biri ile giderilmesi amacıyla aralarında danışmalarda bulunacaklardır.
2. Böylelikle çözüme kavuşturulamayan sözkonusu nitelikteki her uyuşmazlık, Taraflar'ın olurlarıyla çözüm için Uluslararası Adalet Divanı'na götürülecek; Uluslararası Adalet Divanı'na başvuru konusunda anlaşmaya varılamaması Taraflar'ın bu Madde'nin birinci paragrafında değinilen barışçıl metodlardan herhangi biri ile çözüm arayışını sürdürme sorumluluklarını sona erdirmeyecektir.
Madde XII

1.
(a) İşbu Andlaşma, temsilcileri Dokuzuncu Madde'de değinilen toplantılara katılmaya yetkili Taraflar'ın oybirliğine dayalı uzlaşısıyla istenilen zamanda deği

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İLE SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ ARASINDA ANTİ-BALİSTİK FÜZE SİSTEMLERİNİN SINIRLANDIRILMASINA DAİR ANLAŞMA

Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, bundan sonra Taraflar olarak anılacaktır,
Nükleer savaşın tüm insanlık için yıkıcı sonuçlara yol açacağı varsayımından yola çıkarak,
Anti-balistik füze sistemlerini sınırlandırmaya yönelik etkili önlemlerin, stratejik taarruz silahları yarışını frenlemede önemli bir etken olacağı ve nükleer silahları içeren bir savaşın çıkma riskini azaltacağı göz önünde bulundurularak,
Anti-balistik füze sistemlerinin sınırlandırılmasının yanı sıra stratejik taarruz silahlarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak mutabık kalınan bazı tedbirlerin, stratejik silahların sınırlandırılmasına ilişkin müzakerelerin daha da ilerletilmesi için daha elverişli koşulların yaratılmasına katkıda bulunacağı varsayımından hareketle,
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine Dair Antlaşma'nın VI. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini akıllarında tutarak,
Nükleer silahlanma yarışının mümkün olan en erken tarihte durdurulması ve stratejik silahların azaltılması, nükleer silahsızlanma ve genel ve tam silahsızlanma yönünde etkili önlemler alınması yönündeki niyetlerini beyan ederek,
Uluslararası gerginliğin azaltılmasına ve Devletler arasındaki güvenin güçlendirilmesine katkıda bulunma arzusuyla,
Aşağıdaki hususlarda mutabakata varılmıştır:
Madde 1
1. Her Taraf, anti-balistik füze (ABM) sistemlerini sınırlandırmayı ve bu Antlaşmanın hükümlerine uygun olarak diğer tedbirleri almayı taahhüt eder.
2. Her Taraf, ülkesinin topraklarının savunulması amacıyla ABM sistemleri konuşlandırmamayı ve böyle bir savunma için üs sağlamamayı ve bu Antlaşmanın III. Maddesinde belirtilen durumlar dışında, herhangi bir bölgenin savunulması amacıyla ABM sistemleri konuşlandırmamayı taahhüt eder.
Madde 2
1. Bu Antlaşmanın amacı bakımından bir ABM sistemi, uçuş yörüngesindeki stratejik balistik füzelere veya bunların unsurlarına karşı koymak için kullanılan ve şu anda aşağıdakilerden oluşan bir sistemdir:
(a) ABM önleme füzeleri, bir ABM rolü için inşa edilmiş ve konuşlandırılmış veya bir ABM modunda test edilmiş bir tipte olan önleme füzeleridir;
(b) ABM önleyici füzeleri fırlatmak için inşa edilen ve konuşlandırılan ABM fırlatıcıları; ve
(c) ABM radarları, ABM rolü için inşa edilmiş ve konuşlandırılmış radarlar veya ABM modunda test edilmiş bir tipte olan radarlardır.
2. Bu Maddenin 1. paragrafında listelenen ABM sistem bileşenleri şunlardır:
(a) operasyonel;
(b) inşaat halinde;
(c) testlerden geçmek;
(d) bakım, onarım veya dönüştürme sürecinden geçiyor; veya
(e) güvelenmiş.
Madde 3
Her Taraf, aşağıdaki durumlar haricinde ABM sistemlerini veya bunların bileşenlerini konuşlandırmamayı taahhüt eder:
(a) Tarafın ulusal başkentinde merkezlenmiş, yüz elli kilometrelik bir yarıçapa sahip bir ABM sistemi konuşlandırma alanı içerisinde, bir Taraf şunları konuşlandırabilir: (1) fırlatma sahalarında en fazla yüz ABM fırlatıcısı ve en fazla yüz ABM önleme füzesi ve (2) her biri dairesel ve çapı en fazla üç kilometre olan altı ABM radar kompleksi içerisinde en fazla ABM radarları; ve
(b) Yüz elli kilometrelik bir yarıçapa sahip ve ICBM silo fırlatıcıları içeren bir ABM sistemi konuşlandırma alanı içinde, bir Taraf şunları konuşlandırabilir: (1) fırlatma sahalarında en fazla yüz ABM fırlatıcısı ve en fazla yüz ABM önleme füzesi, (2) Anlaşmanın imzalandığı tarihte ICBM silo fırlatıcıları içeren bir ABM sistemi konuşlandırma alanında faaliyette veya inşa halinde olan ilgili ABM radarlarına potansiyel olarak benzer iki büyük faz dizili ABM radarı ve (3) yukarıda belirtilen iki büyük faz dizili ABM radarından daha küçük olanının potansiyelinden daha az potansiyele sahip en fazla on sekiz ABM radarı.
Madde 4
Madde III'te belirtilen sınırlamalar, geliştirme veya test amacıyla kullanılan ve mevcut veya ek olarak kararlaştırılmış test menzilleri içinde bulunan ABM sistemleri veya bileşenleri için geçerli değildir. Her Taraf, test menzillerinde toplamda en fazla on beş ABM fırlatıcı bulundurabilir.
Madde 5
1. Tarafların her biri, deniz, hava, uzay veya kara tabanlı mobil ABM sistemleri veya bileşenleri geliştirmemeyi, test etmemeyi veya konuşlandırmamayı taahhüt eder.
2. Taraflar, her bir fırlatıcıdan aynı anda birden fazla ABM önleme füzesi fırlatmak üzere ABM fırlatıcıları geliştirmemeyi, test etmemeyi veya konuşlandırmamayı, konuşlandırılmış fırlatıcıları bu kapasiteyi sağlayacak şekilde değiştirmemeyi, ABM fırlatıcılarının hızlı bir şekilde yeniden yüklenmesi için otomatik veya yarı otomatik veya benzeri sistemler geliştirmemeyi, test etmemeyi veya konuşlandırmamayı taahhüt eder.

Madde 6
Anlaşma ile sağlanan ABM sistemleri ve bunların bileşenleri üzerindeki sınırlamaların etkinliğinin güvence altına alınmasını artırmak için her Taraf şunları taahhüt eder:
(a) ABM önleyici füzeler, ABM fırlatıcıları veya ABM radarları dışındaki füzelere, fırlatıcılara veya radarlara, uçuş yörüngesindeki stratejik balistik füzeleri veya bunların unsurlarını engelleme yeteneği vermemek ve bunları bir ABM modunda test etmemek; ve
(b) gelecekte, ulusal topraklarının çevresi boyunca ve dışarıya doğru yönlendirilmiş yerler dışında, stratejik balistik füze saldırılarının erken uyarısı için radarlar konuşlandırmamak.
Madde 7
Bu Anlaşmanın hükümlerine tabi olarak, ABM sistemlerinin veya bunların bileşenlerinin modernizasyonu ve değiştirilmesi gerçekleştirilebilir.
Madde 8
Bu Antlaşmada belirtilen sayıyı aşan veya bu alanların dışında kalan ABM sistemleri veya bileşenleri ile bu Antlaşma ile yasaklanan ABM sistemleri veya bileşenleri, kararlaştırılan en kısa süre içerisinde kararlaştırılan prosedürlere göre imha edilecek veya sökülecektir.
Madde 9
Bu Antlaşmanın uygulanabilirliğini ve etkinliğini güvence altına almak için, her Taraf, bu Antlaşma ile sınırlandırılan ABM sistemlerini veya bunların bileşenlerini diğer Devletlere devretmemeyi ve kendi ulusal toprakları dışında konuşlandırmamayı taahhüt eder.
Madde 10
Her Taraf, bu Antlaşma ile çelişecek herhangi bir uluslararası yükümlülük üstlenmemeyi taahhüt eder.
Madde 11
Taraflar, stratejik saldırı silahlarının sınırlandırılmasına ilişkin müzakereleri aktif olarak sürdürmeyi taahhüt ederler.
Madde 12
1. Bu Antlaşma hükümlerine uyulmasını veya güvence sağlanmasını temin etmek amacıyla, her Taraf, uluslararası hukukun genel kabul görmüş ilkelerine uygun bir şekilde, elindeki ulusal teknik doğrulama araçlarını kullanacaktır.
2. Her Taraf, diğer Tarafın bu Maddenin 1. paragrafına uygun olarak işleyen ulusal teknik doğrulama araçlarına müdahale etmemeyi taahhüt eder.
3. Her Taraf, bu Antlaşma hükümlerine uyumun ulusal teknik araçlarla doğrulanmasını engelleyen kasıtlı gizleme önlemleri kullanmamayı taahhüt eder. Bu yükümlülük, mevcut inşaat, montaj, dönüştürme veya revizyon uygulamalarında değişiklik yapılmasını gerektirmez.
Madde 13
1. Bu Antlaşmanın amaçlarını ve hükümlerinin uygulanmasını teşvik etmek amacıyla Taraflar, çerçevesinde aşağıdakileri yapacakları bir Daimi Danışma Komisyonunu derhal kuracaklardır:
(a) üstlenilen yükümlülüklere uyumla ilgili soruları ve belirsiz sayılabilecek ilgili durumları ele almak;
(b) Tarafların her birinin üstlenilen yükümlülüklere uyulması konusunda güveni sağlamak için gerekli gördüğü bilgileri gönüllü olarak sağlamak;
(c) ulusal teknik doğrulama araçlarına istenmeyen müdahaleyi içeren soruları ele almak;
(d) bu Antlaşmanın hükümlerini etkileyen stratejik durumdaki olası değişiklikleri dikkate almak;
(e) Bu Antlaşmanın hükümlerince öngörülen hallerde ABM sistemlerinin veya bunların bileşenlerinin imhası veya sökülmesine ilişkin usul ve tarihler üzerinde anlaşmak;
(f) uygun olduğu takdirde, bu Antlaşmanın uygulanabilirliğini daha da artırmaya yönelik olası önerileri değerlendirmek; bu önerilere, bu Antlaşmanın hükümlerine uygun olarak değişiklik önerileri de dahildir;
(g) stratejik silahların sınırlandırılmasını amaçlayan ileri tedbirlere ilişkin önerileri uygun şekilde değerlendirmek.
2. Taraflar, istişare yoluyla Daimi Danışma Komisyonu'nun usullerini, yapısını ve diğer ilgili hususları düzenleyen Tüzükleri oluşturacak ve uygun görüldüğü takdirde değiştirebileceklerdir.
Madde 14
1. Her Taraf, bu Antlaşma'da değişiklikler önerebilir. Mutabık kalınan değişiklikler, bu Antlaşma'nın yürürlüğe girmesini düzenleyen usullere uygun olarak yürürlüğe girer.
2. Bu Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl sonra ve bundan sonraki beş yıllık aralıklarla, Taraflar birlikte bu Antlaşmanın gözden geçirilmesini gerçekleştireceklerdir.
Madde 15
1. Bu Anlaşmanın süresi sınırsızdır.
2. Her Taraf, ulusal egemenliğini kullanırken, bu Antlaşmanın konusuyla ilgili olağanüstü olayların yüce çıkarlarını tehlikeye attığına karar vermesi halinde, bu Antlaşmadan çekilme hakkına sahip olacaktır. Kararını, Antlaşmadan çekilmeden altı ay önce diğer Tarafa bildirecektir. Bu bildirim, bildirimde bulunan Tarafın yüce çıkarlarını tehlikeye attığını düşündüğü olağanüstü olaylara ilişkin bir açıklamayı da içerecektir.
Madde 16
1. Bu Antlaşma, her bir Tarafın anayasal usullerine uygun olarak onaya tabi olacaktır. Antlaşma, onay belgelerinin teati edildiği gün yürürlüğe girecektir.
2. Bu Antlaşma, Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 102. maddesi uyarınca tescil edilecektir.

Giriş
Taraf Devletler,
Her hafta çoğu masum ve korunmasız sivillerden ve özellikle çocuklardan oluşan yüzlerce kişiyi öldüren veya sakat bırakan, ekonomik kalkınmayı ve yeniden yapılanmayı engelleyen, mültecilerin ve iç göçe maruz kalmış kişilerin yurtlarına dönmelerine mânî olan ve yerleştirildikten sonra yıllarca diğer vahim neticeler yaratan anti-personel mayınların neden olduğu acılara ve kayıplara son vermeye kararlı olarak,
Dünyanın her tarafında yerleştirilmiş bulunan anti-personel mayınların kaldırılması mücadelesine etkili şekilde ve eşgüdüm içerisinde katkıda bulunmak için ellerinden gelen azamî gayreti göstermenin ve bunların imhasını sağlamanın gerekli olduğuna inanarak,
Mayın kurbanlarının, sosyal ve ekonomik bakımlardan yeniden uyum sağlamaları dahil, bakım ve rehabilitasyonlarına yardım etmek için ellerinden gelen azamî çabayı harcamayı arzu ederek,
Anti-personel mayınların tamamen yasaklanmasının aynı zamanda önemli bir güven artırıcı önlem olacağını kabul ederek,
Aşırı Derecede Yaralayıcı ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması Sözleşmesinin 3 Mayıs 1996 tarihinde tadil edilen Mayınlar, Bubi Tuzakları ve Diğer Teçhizatın Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması hakkındaki Ek Protokolünün kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak ve henüz onaylamamış bulunan bütün Devletlere en erken zamanda bu Protokolü onaylamaları için çağrıda bulunarak,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, bütün Devletleri anti-personel kara mayınlarının kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanması için etkin, hukukî bağlayıcılığı olan uluslararası bir anlaşmayı gayretli bir şekilde takibe teşvik eden, 10 Aralık 1996 tarihli ve 51/45 S. sayılı Kararını da memnuniyetle karşılayarak,
Anti-personel mayınların kullanımını, depolanmasını, üretimini ve devredilmesini yasaklamak, sınırlamak, veya askıya almak amacıyla geçmiş yıllarda alınan tek ve çok taraflı önlemlerden ayrıca memnuniyet duyarak,
Anti-personel mayınların bütünüyle yasaklanması için yapılan çağrının da kanıtladığı gibi, kamu vicdanının insanî ilkelerin daha ileriye götürülmesindeki rolünü vurgulayarak ve Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketinin, Kara Mayınlarının Yasaklanması Uluslararası Kampanyasının ve dünyanın her yerindeki çok sayıdaki diğer hükümet dışı kuruluşların bu amaçla gösterdiği çabaları tanıyarak,
Uluslararası topluluğu anti-personel mayınların kullanımını, depolanmasını, üretimini ve devredilmesini yasaklayan, hukukî bağlayıcı olan uluslararası bir anlaşma müzakere etmeye çağıran 5 Ekim 1996 tarihli Ottawa Deklarasyonunu ve 27 Haziran 1997 tarihli Brüksel Deklarasyonunu anımsayarak,
Bütün Devletlerin bu Sözleşmeye katılmaya özendirilmeleri arzusunu vurgulayarak ve bu Sözleşmenin evrenselleştirilmesinin teşviki yönünde, diğerlerinin yanı sıra, Birleşmiş Milletler, Silahsızlanma Konferansı, bölgesel kuruluş ve gruplar ve Aşırı Derecede Yaralayıcı ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması Sözleşmesi gözden geçirme konferansları dahil, konuyla ilgili bütün forumlarda büyük  bir gayretle çalışmaya kararlı olarak,
Silahlı çatışmalarda tarafların savaş yöntem ya da araçlarını seçme haklarının sınırsız olmadığına dair uluslararası insanî hukuk ilkesini, silahlı çatışmalarda aşırı yaralanmaya veya gereksiz acıya yol açabilecek nitelikteki silahların, fırlatma vasıtalarının ve diğer savaş araçlarının ve yöntemlerinin kullanılmasını yasaklayan ilkeyi ve siviller ile savaşanlar arasında bir ayırım yapılması gerektiğine ilişkin ilkeyi kendilerine esas alarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmaya varmışlardır:
Madde 1
Genel yükümlülükler
1. Taraf Devletlerden her biri, hangi koşullar altında olursa olsun, hiçbir zaman:

a) Anti-personel mayın kullanmamayı;
b) Anti-personel mayın geliştirmemeyi, üretmemeyi, bir başka şekilde edinmemeyi; depolamamayı, elde tutmamayı veya doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan bir başkasına devretmemeyi;
c) Bu Sözleşme çerçevesinde bir Taraf Devlete yasaklanmış bulunan herhangi bir faaliyetle iştigal etmekte olan herhangi bir kimseye, hiçbir şekilde yardımcı olmamayı, cesaret vermemeyi veya bunları teşvik etmemeyi,
taahhüt eder.
2. Taraf Devletlerden her biri, bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, bütün anti-personel mayınları imha etmeyi ya da bunların imha edilmesini sağlamayı taahhüt eder.
Madde 2
Tanımlar
1. Anti-Personel Mayın (APM), bir kişinin mevcudiyeti, yaklaşması veya teması ile infilak edecek biçimde tasarımlanan ve bir veya birden fazla kişiyi etkisiz hale getirecek, yaralayacak veya öldürecek mayındır. Şahıslara yönelik olmayıp, araçların yaklaşması, üzerine basması veya dokunması ile patlayacak şekilde tasarımlanmış ve bunların yerinden sökülmesini engelleyen sistemlerle teçhiz edilmiş mayınlar, bu şekilde teçhiz edilmiş olmaları nedeniyle, anti-personel mayın olarak telakki edilmezler.
2. Mayın, toprağın veya başka bir yüzey alanının altına, üstüne ya da yakınına yerleştirilmek ve bir kişinin veya aracın mevcudiyeti, yaklaşması veya teması ile infilak etmek üzere tasarlanmış mühimmattır.
3. Mayın tuzaklama cihazı bir mayının korunmasını amaçlayan ve mayının parçası, mayına bağlı, iliştirilmiş veya mayının altına yerleştirilmiş ve mayına dokunulmaya teşebbüs edildiğinde veya mayın bir başka biçimde kasten kurcalandığında faaliyete geçen bir aygıttır.
4. Devir, anti-personel  mayınların ulusal topraklardan içeri veya dışarı fiziksel olarak nakledilmesine ilaveten, mayınlar üzerindeki hak ve denetimin devredilmesini de içerir, ancak döşenmiş anti-personel mayınları içeren toprakların devredilmesini kapsamaz.
5. Mayınlı alan, mayınların mevcudiyeti veya mevcudiyetinden kuşkulanılması nedeniyle tehlikeli olan alandır.
Madde 3
İstisnalar
1. Madde 1de belirtilen genel yükümlülüklere karşın, mayın tespit, mayın temizleme veya mayın imha tekniklerinin geliştirilmesi veya bu teknikler hakkında eğitim verilmesi için bir miktar anti-personel mayının bulundurulması veya devredilmesi mümkündür. Bu tür mayınların miktarı yukarıda sözü edilen amaçlar için kesinlikle gerekli olan asgarî sayıyı geçmeyecektir.
2. Anti-personel mayınların imha amacıyla devri yapılabilir.
Madde 4
Depolanmış anti-personel mayınların imhası
Madde 3te belirtilen durumlar dışında, Taraf Devletlerin her biri, sahip olduğu veya tasarrufunda bulunan, ya da yetkisi veya kontrolü altında olan depolanmış bütün anti-personel mayınları, mümkün olan en kısa zamanda, ancak bu Sözleşmenin söz konusu Taraf Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra dört yıldan daha geç olmamak şartıyla, imha etmek veya imha edilmesini sağlamakla yükümlüdür.
Madde 5
Mayınlı alanlardaki anti-personel mayınların imhası
1. Taraf Devletlerden her biri, yetkisi ya da denetimi altında olan mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınları bu Sözleşmenin söz konusu Taraf Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra on yıldan daha geç olmamak şartıyla mümkün olan en kısa zamanda imha etmek ya da imha edilmesini sağlamakla yükümlüdür.
2. Taraf Devletlerden her biri, anti-personel mayın bulunduğu bilinen veya döşenmiş bulunduğundan kuşkulanılan, yetkisi ya da denetimi altındaki bütün alanları belirlemek için elinden gelen her çabayı gösterecek ve bu alanlarda bulunan bütün anti-personel mayınlar imha edilinceye kadar sivillerin etkili bir biçimde  bu alanların dışında tutulmalarını temin etmek için, yetkisi ya da denetimi altında bulunan mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınların, en kısa zamanda, çevreleri işaretli, gözetim altında ve çitler ya da başka yöntemlerle korunuyor olmalarını sağlayacaktır. İşaretleme, en azından, Aşırı Derecede Yaralayıcı ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Kısıtlanması Sözleşmesinin, Mayınların, Bubi Tuzaklarının ve Diğer Aletlerin Kullanımlarının Yasaklanması ya da Kısıtlanmasına ilişkin Ek Protokolünün 3 Mayıs 1996 tarihinde değiştirilen şeklinde belirlenen standartlarda olmalıdır.
3. Bir Taraf Devlet, 1 inci fıkrada söz konusu anti-personel mayınların hepsini belirtilen zaman zarfında imha edemeyeceği veya imha edilmesini sağlayamayacağı kanaatine varırsa, Taraf Devletler Toplantısına veya Gözden Geçirme Konferansına, bu tür anti-personel mayınların imhasını tamamlamak için son mühletin 10 yıla kadar uzatılması talebinde bulunabilir.
4. Her talep,

a) Önerilen ek mühletin süresini;
b) Önerilen ek mühletin,
(i) Mayınlardan arındırma ulusal programları çerçevesinde yürütülen çalışmaların hazırlıklarını ve mevcut durumunu,
(ii) Taraf Devletin bütün anti-personel mayınların imha edilmesi için kullanabileceği malî ve teknik araçları ve
(iii) Taraf Devletin, mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınları imha etmesine engel olan koşulları da kapsayan nedenlerinin ayrıntılı bir açıklamasını;
c) Ek mühletin insanî, toplumsal, ekonomik, ve çevresel açılardan getireceği sonuçları ve
d) Önerilen ek mühlet talebiyle bağlantılı diğer bilgileri içermelidir.
5. Taraf Devletler Toplantısı veya Gözden Geçirme Konferansı, 4 üncü fıkra kapsamına giren hususları göz önünde bulundurarak talebi değerlendirecek ve mevcut Taraf Devletlerin oy çokluğuyla ek mühlet talebinin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecektir.
6. Bu Maddenin 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci fıkralarına uygun olarak yeni bir taleple başvurulması halinde söz konusu uzatma yenilenebilecektir. Daha fazla uzatma süresi talep eden Taraf Devlet, bir önceki uzatma döneminde bu Madde uyarınca neler yapıldığına ilişkin ek bilgi verecektir.
Madde 6 
Uluslararası işbirliği ve yardım
1. Taraf Devletlerin her biri bu Sözleşmeye göre yükümlülüklerini yerine getirirken, mümkün olan durumlarda, diğer Taraf Devletlerden imkânlar dahilinde yardım isteme ve alma hakkına sahiptir.
2. Taraf Devletlerden her biri, bu Sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili teçhizat, malzeme ve bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişini kolaylaştırmakla yükümlüdür ve bu alışverişe mümkün olan en geniş şekilde ka

Minimini, güzel, şeytan Bedia'yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık'la işi pişirmişti. Kendini almayı arzu eden bu büyük adam tek gözlüklü, şık bir büyükelçiydi. "Kırkında var, yok..." diyorlardı. Bedia daha on yedisine girmemişti. Annesinin, babasının, hanımninesinin ısrarlarına biraz karşı geldi. Ağladı, sızladı, amma sonunda mağlup oldu. 

— Ben koca herifi ne yapayım? Elli sene Avrupa'da balolarda sürtmüş! dedikçe,
— Haltetmişsin! Otuz sekiz yaşında! Koca dediğin böyle olur. Fenerbahçe kulübünde top oynayan oğlanlara mı varacaksın?
Cevabını alıyordu.
Nişan günü köşke bütün aile efradı çağrılacaktı. Fakat bir gün evvel kuzen geldi. Bedia ile yalnız kaldılar. Evvela dargın dargın bakıştılar. Sonra Namık,

— Yazık sana Bedia! Dedi. Büyükbaban yerinde bir adama varıyorsun.
— Amma mübalağa ha...
— Mübalağa değil! Bir asır yaşında, boyalı bir ihtiyar işte!
— Ne yapayım! Annemin, babamın büyüklük merakı var. Damatları büyükelçi olacak! Hem annem, kırk yaşında bile olmadığına yemin ediyor.
— Allah belasını versin! Bir asır yaşında diyorum. Senin miden nasıl alıyor.
— Ben o kadar ihtiyar görmüyorum. Abanoz gibi siyah düzgün bıyıklar! Tepesi çıplak ama bu da zekaya delalet eder.
Namık güldü,

— Anlaşıldı, dedi, sen abanoz bıyıklara vurulmuşsun! Bu bıyıklar abanoz olmayıp fildişi gibi beyaz olsa yine varır mıydın?
— Varmazdım. Hatta beyaz bıyıklı değil, kır bıyıklı olsa bile varmazdım.
Namık biraz düşündü. Büyükelçi karısı olmak, yabancı başkentlerden saygı, medeniyet görmek hulyasıyla şimdiden kabına sığmayan Bedia fıkırdayıp duruyordu. Namık dedi ki:

— Bende tılsımlı bir su var; onunla nişanlının bıyıklarını yıkatabilirsen, bir asır yaşında olduğunu sana söyleyecek. O vakit de varacak mısın?
— Gevezeliği bırak. Nasıl su o?
— Bir antiseptik...
— Nasıl yıkatayım?
— Gayet kolay! Yarın daha nişan merasimi yapılmazdan evvel onunla yalnız kal.
Bedia bir kahkaha attı:

— Ey?
— Herifi azdır. Seni öpmeye kalkışsın.
— Sonra?
— De ki: "Ben meraklıyım. Evvela dudaklarınızı şu antiseptikle yıkayınız. Sonra istediğiniz kadar müstakbel eşinizi öpünüz."
— Aman, şu antiseptiği getir, dedi, ona ilk defa tam bir Fransız kadını gibi çok eksantrik gözükmek isterim!
Nişan olacağı gün köşke bütün davetliler gelmişti. Namık, Bedia'ya zarif bir şişe verdi. "İşte antiseptik! Haydi gayret!" dedi. Bedia, bu cesaretlendirmeden şuh bir heyecan duydu. Eksantrik görünmek en birinci düşüncesiydi. Ne yaptı yaptı, sefirle salonun yanındaki küçük odada yalnız kaldı. Zavallı diplomatın elini tuttu. Saçlarını okşadı. Dizine süründü. Aşktan, maşktan bahsetti. Zavallıyı iyice azdırdı. Diplomat, gül yağına kondurmak için abanoz bıyıklarını uzatırken,

— Rica ederim, dedi, uslu durunuz.
— Ah...
— Ben meraklıyım. Dudaklarınızı yıkayınız. İstediğiniz kadar öpünüz. Ben artık sizin değil miyim?
— .........
Cevap beklemeden koştu. Dışarı çıktı. Namık'ın verdiği şişeyi getirdi.

— Şurada, pencerenin önünde, dedi.
İştahı kabarmış olan diplomat, bu şuh emre hemen itaat etti. Bedia'nın eline döktüğü su ile güle güle ağzını, bıyıklarını yıkadı. Sonra cebinden çıkardığı ipek mendille kuruladı. Bedia birdenbire,

— A!... diye haykırdı.
— Ne var ruhum?
— Hiç!
Öpmek için yaklaştı. Bedia, sinir darbesine uğramış gibi katılırcasına gülüyordu. Kahkahalarının çirkinliği içinde, minimini parmağıyla, 

— Buradan, buradan, diye parlak alnını gösterdi.
Diplomat, bu pembe alnı koklayarak öptü. Bedia, azıcık sükûnet bulunca,

— Siz benim pederimsiniz, dedi.
— Ne demek sevgilim!
Şu aynaya bakınız. Hayaliniz size cevap verecek....
Avrupa'da kadınların eksantrikliğine çok alışkın olan diplomat hiç şaşırmadı. Döndü aynaya baktı. Kendini tanıyamadı. Abanoz bıyıkları fildişi gibi bembeyaz olmuştu. Sarardı, morardı, sonra hâlâ pencerenin yanında gülen Bedia'ya feci bir nazarla baktı:

— Hain! Dedi.
Burnu kanıyormuş gibi mendilini ağzına tutarak salonun ortasından hızla geçti. Portmantodan fesini kaptı. Tek gözlüğünü düşürdü. Bastonunu alamadı. Kendini bahçeye attı. Deli gibi köşkten uzaklaştı.
Müstakbel damatlarının böyle, nişandan evvel, birdenbire kaçışına hiçbir mana veremeyen aile halkı pencerenin dibinde gülen Bedia'nın başına toplandılar.

— Ne yaptın, ne oldu?
Diyorlardı. Bedia,

— Hiçbir şey yapmadım. Şu şişedeki su kaçırdı. Benim kabahatim yok...
Cevabını verdi. Annesi hiddetinden titriyordu.

— O su ne? Çılgın!
Bu sefer Namık cevap verdi:

— Yengeciğim, hiç beyazı olmayan güzel, kumral saçlarınıza siz de biraz sürünüz. Ne olduğunu anlarsınız, dedi...

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde uygulanacak usul ve esasları düzenlemektir.
(2) Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır. Şu kadar ki, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir.
Tanımlar
MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Arabulucu: Arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça düzenlenen arabulucular siciline kaydedilmiş bulunan gerçek kişiyi,
b) Arabuluculuk: Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini,
c) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
ç) Daire Başkanlığı: Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulacak Arabuluculuk Daire Başkanlığını,
d) Genel Müdürlük: Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünü,
e) Kurul: Arabuluculuk Kurulunu,
f) Sicil: Arabulucular sicilini,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Arabuluculuğa İlişkin Temel İlkeler
İradi olma ve eşitlik
MADDE 3- (1) Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler.
(2) Taraflar, gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahiptirler.
Gizlilik
MADDE 4- (1) Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça arabulucu, arabuluculuk faaliyeti çerçevesinde kendisine sunulan veya diğer bir şekilde elde ettiği bilgi ve belgeler ile diğer kayıtları gizli tutmakla yükümlüdür.
(2) Aksi kararlaştırılmadıkça taraflar da bu konudaki gizliliğe uymak zorundadırlar.
Beyan veya belgelerin kullanılamaması
MADDE 5- (1) Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz:
a) Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği.
b) Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler.
c) Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü.
ç) Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler.
(2) Birinci fıkra hükmü, beyan veya belgenin şekline bakılmaksızın uygulanır.
(3) Birinci fıkrada belirtilen bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. Bu beyan veya belgeler, birinci fıkrada öngörülenin aksine, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamaz. Ancak, söz konusu bilgiler bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir.
(4) Yukarıdaki fıkralar, arabuluculuğun konusuyla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk davası ve tahkimde uygulanır.
(5) Birinci fıkrada belirtilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, hukuk davası ve tahkimde ileri sürülebilen deliller, sadece arabuluculukta sunulmaları sebebiyle kabul edilemeyecek deliller haline gelmez.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Arabulucuların Hak ve Yükümlülükleri
Unvanın kullanılması
MADDE 6- (1) Sicile kayıtlı olan arabulucular, arabulucu unvanını ve bu unvanın sağladığı yetkileri kullanma hakkına sahiptirler.
(2) Arabulucu, arabuluculuk faaliyeti sırasında bu unvanını belirtmek zorundadır.
Ücret ve masrafların istenmesi
MADDE 7- (1) Arabulucu yapmış olduğu faaliyet karşılığı ücret ve masrafları isteme hakkına sahiptir. Arabulucu, ücret ve masraflar için avans da talep edebilir.
(2) Aksi kararlaştırılmadıkça arabulucunun ücreti, faaliyetin sona erdiği tarihte yürürlükte bulunan Arabulucu Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenir ve ücret ile masraf taraflarca eşit olarak karşılanır.
(3) Arabulucu, arabuluculuk sürecine ilişkin olarak belirli kişiler için aracılık yapma veya belirli kişileri tavsiye etmenin karşılığı olarak ücret alamaz. Bu yasağa aykırı işlemler batıldır.
Taraflarla görüşme ve iletişim kurulması
MADDE 8- (1) Arabulucu, tarafların her biri ile ayrı ayrı veya birlikte görüşebilir ve iletişim kurabilir. Taraflar bu görüşmelere vekilleri aracılığıyla da katılabilirler.
Görevin özenle ve tarafsız biçimde yerine getirilmesi
MADDE 9- (1) Arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.
(2) Arabulucu olarak görevlendirilen kimse, tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde, bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu açıklamaya rağmen taraflar, arabulucudan birlikte talep ederlerse, arabulucu bu görevi üstlenebilir yahut üstlenmiş olduğu görevi sürdürebilir.
(3) Arabulucu, taraflar arasında eşitliği gözetmekle yükümlüdür.
(4) Arabulucu, bu sıfatla görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili olarak açılan davada, daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenemez.
Reklam yasağı
MADDE 10- (1) Arabulucuların iş elde etmek için reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve harekette bulunmaları ve özellikle tabelalarında ve basılı kâğıtlarında arabulucu, avukat ve akademik unvanlarından başka sıfat kullanmaları yasaktır.
Tarafların aydınlatılması
MADDE 11- (1) Arabulucu, arabuluculuk faaliyetinin başında, tarafları arabuluculuğun esasları, süreci ve sonuçları hakkında gerektiği gibi aydınlatmakla yükümlüdür.
Aidat ödenmesi
MADDE 12- (1) Arabuluculardan sicile kayıtlarında giriş aidatı ve her yıl için yıllık aidat alınır.
(2) Giriş aidatı ve yıllık aidatlar genel bütçeye gelir kaydedilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Arabuluculuk Faaliyeti
Arabulucuya başvuru
MADDE 13- (1) Taraflar dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında arabulucuya başvurma konusunda anlaşabilirler. Mahkeme de tarafları arabulucuya başvurmak konusunda aydınlatıp, teşvik edebilir.
(2) Aksi kararlaştırılmadıkça taraflardan birinin arabulucuya başvuru teklifine otuz gün içinde olumlu cevap verilmez ise bu teklif reddedilmiş sayılır.
Arabulucunun seçilmesi
MADDE 14- (1) Başkaca bir usul kararlaştırılmadıkça arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilir.
Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi
MADDE 15- (1) Arabulucu, seçildikten sonra tarafları en kısa sürede ilk toplantıya davet eder.
(2) Taraflar, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilirler.
(3) Taraflarca kararlaştırılmamışsa arabulucu; uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları göz önüne alarak arabuluculuk faaliyetini yürütür.
(4) Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hâkim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz.
(5) Dava açıldıktan sonra tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri hâlinde yargılama, mahkemece üç ayı geçmemek üzere ertelenir. Bu süre, tarafların birlikte başvurusu üzerine üç aya kadar uzatılabilir.
(6) Taraflar arabuluculuk müzakerelerine bizzat veya vekilleri aracılığıyla katılabilirler.
Arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi
MADDE 16- (1) Arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce arabulucuya başvuru hâlinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Dava açılmasından sonra arabulucuya başvuru hâlinde ise bu süreç, mahkemenin tarafları arabuluculuğa davetinin taraflarca kabul edilmesi veya tarafların arabulucuya başvurma konusunda anlaşmaya vardıklarını duruşma dışında mahkemeye yazılı olarak beyan ettikleri ya da duruşmada bu beyanlarının tutanağa geçirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
(2) Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
Arabuluculuğun sona ermesi
MADDE 17- (1) Aşağıda belirtilen hâllerde arabuluculuk faaliyeti sona erer:
a) Tarafların anlaşmaya varması.
b) Taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi.
c) Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi.
ç) Tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi.
d) Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının veya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince uzlaşma kapsamına girmeyen bir suçla ilgili olduğunun tespit edilmesi.
(2) Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar veya vekillerince imzalanır. Belge taraflar veya vekillerince imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.
(3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar.
(4) Arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi hâlinde, arabulucu, bu faaliyete ilişkin kendisine yapılan bildirimi, tevdi edilen ve elinde bulunan belgeleri, ikinci fıkraya göre düzenlenen tutanağı beş yıl süre ile saklamak zorundadır. Arabulucu, arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlediği son tutanağın bir örneğini arabuluculuk faaliyetinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde Genel Müdürlüğe gönderir.
Tarafların anlaşması
MADDE 18- (1) Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu bel

ARAP HARFLERİ İLE TEDRİSAT YAPMAK İÇİN GİZLİ VEYA ALENİ DERSHANE AÇANLARA DAİR TALİMATNAME

Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi  : 23.12.1931, No: 12073
Dayandığı Kanunun Tarihi              : 1.11.1928, No: 1353
Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi   : 4.1.1932, No: 1993
Yayımlandığı Düsturun Tertibi        : 3,   Cildi : 13,   S. 33
Madde 1 – Türk harflerinin kabul ve tatbikına dair olan 1 Teşrinisani 1928 tarih ve 1353 numaralı kanunun 9 uncu maddesi hilafına olarak arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli veya aleni dershane açanlar ve budershanelerde tedrisatta bulunanlar 1 Mart 1926 tarih ve 765 numaralı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi mucibince tecziye olunacaklardır.
Madde 2 – Bu Talimatname her yerde en büyük mülkiye memuru tarafından usulü dairesinde halka ilan olunacaktır.
Madde 3 – Bu Talimatname neşri tarihinden muteberdir.
Madde 4 – Bu Talimatnamenin tatbikına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun

MADDE 1 ‒
(1) Bu Kanunun amacı, araştırma altyapılarının daha etkin kullanımını ve sürdürülebilirliğini sağlamak üzere desteklenmesine ilişkin hususları düzenlemektir.
(2) Bu Kanun, Kurul tarafından yeterlik kararı verilen araştırma altyapılarının desteklenmesine ilişkin hususlar ile buna dair görev, yetki ve sorumlulukları kapsar.
(3) Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları bünyesinde bulunan araştırma altyapıları, özel kanunlarının hükümlerine tabidir.

MADDE 2 ‒
(1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Araştırma altyapısı: Yükseköğretim kurumları bünyesinde, yetişmiş nitelikli insan gücü ile günün modern teknolojilerine dayalı makine-teçhizat, donanım ve yazılımı içinde bulunduran, Ar-Ge faaliyetlerinin yapıldığı ileri araştırma laboratuvarı, tematik araştırma laboratuvarı ile merkezî araştırma laboratuvarı olarak sınıflandırılan birimleri,
b) Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge): Kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bu bilginin yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları,
c) Ar-Ge personeli: Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı ve teknisyenleri,
ç) Araştırmacı: Ar-Ge faaliyetleri ile yenilik tanımı kapsamındaki projelerde, yeni bilgi, ürün, süreç, yöntem ve sistemlerin tasarım veya oluşturulması ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde tam veya yarı zamanlı çalışan en az lisans mezunu kişileri,
d) Teknisyen: Mühendislik, fen ve sağlık bilimleri alanlarında yükseköğrenim görmüş ya da meslek lisesi veya meslek yüksekokullarının teknik, fen ve sağlık bölümlerinden mezun, teknik bilgi ve deneyim sahibi kişileri,
e) Bakanlık: Kalkınma Bakanlığını,
f) Danışma kurulu: Araştırma altyapısı danışma kurulunu,
g) Destek personeli: Ar-Ge faaliyetlerine katılan veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili yönetici, laborant, sekreter ve benzeri personeli,
ğ) İleri araştırma laboratuvarı: Stratejik önemi haiz alanlarda ulusal çapta yaygın etkisi olan çalışmalar yürütebilen ve uluslararası rekabet gücüne sahip araştırma birimini,
h) Komite: İzleme ve Yeterlik Değerlendirme Komitesini,
ı) Kurul: Araştırma Altyapıları Kurulunu,
i) Kurum hissesi: Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen Ar-Ge destek programlarında projenin yürütülmesi ve sonuçlandırılması aşamasında araştırma altyapısının imkânlarından faydalanılması karşılığı proje maliyetine bağlı olarak destek programını yürüten kurum tarafından hesaplanan ve projenin fiilen yürütüldüğü araştırma altyapısının faaliyetlerinde kullanılmak üzere proje bütçesine dâhil edilen tutarı,
j) Merkezî araştırma laboratuvarı: Yükseköğretim kurumlarında yürütülen araştırma ve ilgili faaliyetlerde ihtiyaç duyulan makine-teçhizat ve diğer araştırma imkânlarını barındıran birimi,
k) Ortak araştırma altyapısı: Yükseköğretim kurumları, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör kuruluşları ve/veya sivil toplum kuruluşları ortaklığıyla kurulan araştırma altyapısını,
l) Sekretarya: Araştırma altyapılarının performansının izlenmesi ve değerlendirilmesi ile bu Kanun kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bünyesinde oluşturulan birimi,
m) Tematik araştırma laboratuvarı: Belirli bir bilimsel alanda uzmanlaşmış ve bu alanda ulusal ve bölgesel düzeyde Ar-Ge faaliyeti yürütme kapasitesine sahip araştırma birimini,
n) Yenilik: Sosyal ve ekonomik faydaya dönüşebilecek yeni ürün, hizmet, uygulama, yöntem, süreç veya iş modeli fikri ile bunların neticelerini,
o) Yönetim kurulu: Araştırma altyapısı yönetim kurulunu,
ö) Yükseköğretim kurumu: Üniversite ve yüksek teknoloji enstitüleri ile vakıf yükseköğretim kurumlarını,
ifade eder.

MADDE 3 ‒
(1) Kurul; Kalkınma Bakanı başkanlığında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ile Millî Eğitim Bakanından oluşur. Alanında uzman kişiler görüşlerinden yararlanılmak üzere Kurula davet edilebilir. Kurul oy birliğiyle karar alır. Kurulun çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
(2) Kurulun görevleri şunlardır:
a) Kalkınma plan ve programları ile diğer hükümet belgelerinde belirlenen politika ve öncelikler doğrultusunda araştırma altyapılarıyla ilgili genel strateji ve öncelikleri belirlemek, uygulamaya yönelik yol haritasını onaylamak.
b) Araştırma altyapılarına yeterlik verilmesi ve yeterliğin kaldırılması kararlarını onaylamak.
c) Performanslarına göre araştırma altyapılarına aktarılacak mali destekleri onaylamak.
ç) Araştırma altyapılarının yönetim kurulu üyelerini onaylamak.
d) Araştırma altyapılarıyla ilgili özel sektör ortaklığı ve işletme hakkı devri hususlarına onay vermek.
e) Araştırma altyapılarının şirket kurma ve kurulmuş olan şirketlere ortak olma hususlarına ilişkin temel ilkeleri belirlemek ve bu çerçevedeki teklifleri karara bağlamak.
f) Araştırma altyapıları için makine-teçhizat ve sarf malzemesi alımlarında kaynakların verimli ve etkin kullanılmasına yönelik tedbirler almak.
g) Yeterliği kaldırılan araştırma altyapılarına ait taşınır ve taşınmaz malların devrine karar vermek.
ğ) Araştırma altyapıları personelinin mali haklarına ilişkin alt ve üst limitleri belirlemek.
h) Yönetim ve danışma kurulu üyelerine yapılacak ödemeleri belirlemek.
ı) Araştırma altyapılarının kullanımına ilişkin temel ilke ve kuralları belirlemek.
i) Araştırma altyapıları konusundaki uluslararası iş birliklerine katılım, uluslararası iş birliğine nakdî ve ayni katkı sağlanması ve ilgili diğer hususlarda değerlendirmeler yapmak ve karar vermek.
j) Gerekli gördüğü hâllerde sınırlarını açıkça belirlemek şartıyla Komiteye yetki devri yapmak.

MADDE 4 ‒
(1) Komite, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı, Yükseköğretim Kurulu Başkanı ve TÜBİTAK Başkanından oluşur. Komite, görüşlerinden faydalanmak üzere alanında uzman kişileri toplantılara davet edebilir. Komite, gerekli görmesi hâlinde alt komiteler oluşturabilir.
(2) Komite, Kurulun görev alanına giren hususlarda teknik düzeyde çalışmalar yapar ve karar önerileri oluşturur.
(3) Komite ve alt komitelerin çalışma ve karar alma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.

MADDE 5 ‒
(1) Kurul tarafından yeterlik kararı verilen araştırma altyapıları tüzel kişilik kazanır ve bu Kanunla düzenlenmemiş bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabidir.

MADDE 6 ‒
(1) Araştırma altyapılarının görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:
a) Faaliyet alanıyla ilgili gerekli altyapıları kurmak ve bunların işletmesini gerçekleştirmek.
b) Faaliyet alanları ile ilgili konularda eğitim, temel ve uygulamalı araştırma, teknoloji geliştirme, teknoloji transferi, girişimcilik, danışmanlık ve ticarileştirme faaliyetlerinde bulunmak.
c) Araştırma altyapıları imkânlarını Kurul tarafından belirlenen temel ilke ve kurallar çerçevesinde yükseköğretim kurumları, kamu kurum ve kuruluşları ve özel sektör ile diğer araştırmacı ve kullanıcılara kesintisiz hizmet verecek şekilde sunmak.
ç) Özel sektör, yükseköğretim kurumları ve kamu kurumları ile iş birliği içinde projeler hazırlamak ve bu projeleri finansman sağlayan ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara sunmak, desteklenen projeleri yürütmek.
d) Ulusal ve uluslararası kaynaklarla ve kendi gelirleriyle araştırma projeleri yürütmek.
e) Yükseköğretim kurumlarında yürütülen eğitim-öğretim faaliyetlerine araştırma faaliyetlerini aksatmayacak şekilde destek vermek.
f) Araştırma altyapılarında yürütülen faaliyetler sonucunda ortaya çıkan her türlü fikrî ve sınai mülkiyet haklarının alınması, korunması ve kullanım haklarının diğer özel ve tüzel kişilere verilmesi konularında gerekli tedbirleri almak.
g) Araştırma altyapılarında yürütülen çalışmalarla ilgili fikrî ve sınai mülkiyet hakları konusunda danışmanlık hizmeti vermek, hakların alınması ve korunması için mali destek sağlamak.
ğ) Araştırma altyapılarında üretilen bilgi ve geliştirilen teknolojilerin ülke ekonomisine, sınai ve sosyal gelişmeye katkıda bulunacak ticari değerlere dönüşmesini sağlamak amacıyla ve Kurul onayıyla şirket kurmak ve/veya kurulmuş şirketlere ortak olmak.
h) Kullanıcılara, cihazların kullanımı ile laboratuvar güvenliği konusunda eğitim vermek.
ı) Kalite güvence sistemi ve standartları, akreditasyon, çevre, etik ile ilgili yasal düzenlemelere uygun olarak araştırma altyapısı ve çalışanlarla ilgili gerekli güvenlik tedbirlerini almak.
i) Yerli ve/veya yabancı gerçek ve tüzel kişilerle protokol, sözleşme ve/veya anlaşmalar çerçevesinde iş birlikleri yapmak.
j) Araştırma altyapılarının faaliyet alanlarına giren konularda seminer, sempozyum, kongre, konferans gibi bilimsel toplantılar düzenlemek, yayınlar yapmak, Ar-Ge ve yenilik fuarı düzenlemek veya düzenlenenlere katılmak.
(2) Araştırma altyapıları, paydaşlarıyla iş birliği içinde yönetim kurullarınca hazırlanan vizyon, misyon ve stratejik hedefleri ile bu hedeflere ilişkin performans göstergeleri ve eylem planlarını onaylanmak üzere Kurula gönderir.
(3) Bu Kanun kapsamındaki tüm araştırma altyapılarının Kurulca belirlenen temel ilke ve kurallar çerçevesinde tüm kullanıcıların kullanımına açık olması esastır.
(4) Yeterlik kararı verilerek tüzel kişilik kazanan araştırma altyapılarının idari ve mali işlerine ilişkin destek hizmetlerinden yönetim kurulu tarafından gerekli görülenler, altyapının ilgili olduğu yükseköğretim kurumu veya kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerine getirilir. Buna ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.

MADDE 7 ‒
(1) Araştırma altyapıları; yönetim kurulu, danışma kurulu ve müdürlükten oluşur.

MADDE 8 ‒
(1) Yönetim kurulu, araştırma altyapısının karar organıdır ve araştırma altyapısıyla ilgili her türlü idari ve mali sorumluluğu haizdir. Yönetim kurulu, araştırma altyapısının ilgili olduğu yükseköğretim kurumu, diğer yükseköğretim kurumları, özel sektör ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarından seçilecek en az beş, en fazla dokuz üyeden oluşur. Yönetim kurulunun yapısı, çalışma usul ve esasları ile yönetim kur

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Ardahan Üniversitesine bağlı olarak kurulan Ardahan Üniversitesi Kafkas Arı ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; Ardahan Üniversitesi Kafkas Arı ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

MADDE 4 – (1)Bu Yönetmelikte geçen;
a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,
b) Merkez (ARMER): Ardahan Üniversitesi Kafkas Arı ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezini,
c) Rektör: Ardahan Üniversitesi Rektörünü,
ç) Üniversite: Ardahan Üniversitesini,
d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu
ifade eder.

MADDE 5 – (1) Merkezin amacı; Ardahan ve çevresindeki Kafkas arı ırkının gen merkezi olmasının sağlanması ve ürettiği balın bilimsel olarak araştırılması, belgelenmesi, tanıtılması, korunması ve yaşatılması, Ardahan ve çevresindeki arı ırkı soyunun korunması, çoğaltılması, ıslah edilmesi, üretiminin yapılması, eğitim verilmesi ve bölge imkanlarıyla organik kovan, çıta ve organik balmumundan list yapılması, bu konuda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılarak çalışmanın yaygınlaştırılmasıdır.

MADDE 6 – (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:
a) Ardahan merkez, ilçe ve köylerinin de içerisinde bulunduğu Kafkas arı ırkı havzasını korumak ve genişletmek,
b) Kafkas arı ırkının Türkiye sathına yayılmasını içeren araştırmaları desteklemek ve projeler geliştirmek, Türkiye’nin bal kapasitesini ve kalitesini araştırıcı çalışmalar yapmak,
c) Ardahan’da, arı ve arıcılık çerçevesinde kültürel ve etnoğrafik ürünlerinin toplandığı, belgelendiği, korunduğu, sergilendiği ve eğitim amaçlı olarak kullanıldığı müze kurmak; bu konuda arşivleme ve dokümantasyon merkezi oluşturmak,
ç) Ardahan ve çevresinde arıcılıkla ilgili uygulamalara yönelik alan araştırmaları yapmak, yapılan araştırmaları destelemek,
d) Ardahan ve ilçelerinde Kafkas arı ırkının geniş bir alanda yaygın olarak yetiştirilmesini sağlamak ve bu çerçevede oluşturulacak pilot bölgeleri yaygınlaştırmak,
e) Merkezin amaçlarını gerçekleştirmek üzere ulusal ve uluslar arası konferans, panel, sempozyum gibi toplantılar düzenlemek, belgesel, CD, kitap, dergi ve benzeri yayınlar yapmak,
f) Konuyla ilgili olarak medya kuruluşları ile işbirliği yapmak,
g) Merkezin amaçları doğrultusunda yurt içindeki ve yurt dışındaki kuruluşlarla işbirliği yapmak, gerektiğinde bu kuruluşlardan destek almak.

MADDE 7 – (1) Merkezin organları şunlardır:
a) Merkez Müdürü ve müdür yardımcıları,
b) Yönetim Kurulu,
c) Danışma Kurulu.

MADDE 8 – (1) Merkez Müdürü; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmalarda bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından, Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Süresi biten Merkez Müdürü yeniden görevlendirilebilir. Merkez Müdürü, Rektöre karşı sorumlu olarak görevlerini yapar. Merkez Müdürünün önerisi Rektörün onayı ile Üniversite öğretim üyeleri arasından iki müdür yardımcısı görevlendirilir. Merkez Müdürünün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının görevi de sona erer.

MADDE 9 – (1) Merkez Müdürünün görevleri şunlardır:
a) Yönetim Kurulunu toplamak ve Kurula başkanlık etmek,
b) Yönetim Kurulu Kararlarını uygulamak,
c) Merkezin çalışma hedef ve planlarını hazırlamak, Yönetim Kurulunda görüşülmesini sağladıktan sonra Rektörün onayına sunmak,
ç) Merkezin etkin, verimli ve uyum içerisinde çalışmasını sağlamak,
d) Yurt içindeki ve yurt dışındaki uygulama ve araştırma merkezleri ile işbirliği yapmak.

MADDE 10 – (1) Yönetim Kurulu; Merkez Müdürü ve müdür yardımcıları dahil yedi üyeden oluşur. Diğer üyeler, Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllığına görevlendirilir. Üyeliğin herhangi bir sebeple boşalması üzerine Merkez Müdürünün önerisi ile Rektör tarafından yeniden görevlendirme yapılabilir. Yönetim Kurulu Merkezin karar organıdır. Merkez Müdürü, Yönetim Kuruluna başkanlık eder. Yönetim Kurulu Merkez Müdürünün daveti üzerine en az ayda bir kez toplanır. Olağanüstü durumlarda Merkez Müdürü Yönetim Kurulunu daha sık toplayabilir. Toplantı, katılanların salt çoğunluğu ile yapılır ve kararlar oy çokluğu ile alınır.

MADDE 11 – (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Merkez Müdürüne yardımcı olmak,
b) Merkezin yönetimi ile ilgili kararlar almak,
c) Merkezin çalışma programını hazırlamak ve yürütmek,
ç) Rektöre sunulacak faaliyet raporlarını görüşmek,
d) Personel ihtiyacını belirlemek,
e) Merkezin çalışmaları için gerek duyulan çalışma grupları ve komisyonları oluşturmak.

MADDE 12 – (1) Danışma Kurulu; Üniversite içinden ve dışından, arıcılık konusunda özellikle Ardahan ve çevresinde Kafkas arı ırkı ile ilgili çalışmalar yapan, arı yetiştiren, bal üreten, bu alanla doğrudan ilgili ve bu çalışmaları destekleyen; bilgi ve deneyimleri ile tanınan sivil toplum örgütleri, kişi ve istekleri halinde kurum temsilcileri arasından Yönetim Kurulu tarafından belirlenerek Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen en fazla beş üyeden oluşur. Danışma Kurulu, gerektiğinde Müdürün teklifi üzerine Yönetim Kurulu toplantılarına katılır.

MADDE 13 – (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilecek personelce karşılanır.

MADDE 14 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 15 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Ardahan Üniversitesi Rektörü yürütür.

Arpın Çor Tigin ,  Uygur dönemine ait mani dininin etkisinde şiirler yazmış adı bilinen ilk Türk şairidir. Bir başka ifadeyle şairi belli olan ilk şiirler ona aittir. Turfan kazılarında bulunan şiirleri ilk kez A. von Le Coq tarafından 1919’da yayımlanmıştır. Elimize geçen iki şiirinden ilki, üç dörtlükten oluşan ve ilâhî tarzında yazılmış bir övgü olup ilk dörtlüğü zedelenmiştir. Aprın Çor Tigin’in ikinci şiiri, aşk konusunda yazılmış din dışı bir şiirdir. Yedi dörtlükten oluşan bu şiirin ilk dörtlüğü kayıptır.“Sevgili” adı verilebilecek olan bu şiir, Uygur edebiyatının, dolayısıyla Türk şiirinin ilk ve en eski lirik şiir örneği sayılır:
Sevgili
Kasınçıgımın öyü kadgurar men (Sevgilimi düşünüp hasret çekiyorum)
Kadgurdukça (Hasret çektikçe,)
Kaşı körtlem (Kaşı güzelim!)
Kavışıksayur men (Kavuşmak istiyorum.)
 
Öz amrakımın öyür men Sevgilimi düşünüyorum;
Öyü evirür men ödü…/çün ( Düşünüp taşınıyorum…)
Öz amrakının öpügseyür men (Sevgilimi öpmek istiyorum.)
Brayın tiser (Gideyim desem,)
Baç amrakın (Güzel sevgilim,)
Baru yime umaz men (Gidemem de…)
Bagırsakım (Canım)
 
Kireyin tiser (Gireyim desem,)
Kiçigkiyem (Küçüğüm,)
Kirü yime umaz men (Giremem de…)
Kin yıpar yıdlıgım ( Mis, amber kokulum.)
 
Küçlüg priştiler (Güçlü melekler)
Küç birzün (Güç versin.)
Közi karam birle (Gözü karam ile)
Külüşüpen külüşügin oluralım (Gülerek, gülüşerek oturalım.)
 
Yaruk tenriler (Nurlu Tanrılar)
Yarlıkazun (Bağışlasın,)
Yavaşım birle (Yavaşım ile)
Yakışıpan adrımalım (Yakışıp ayrılmayalım)

Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan 20. yy a Türk Dili Tarihi.

ASKERİ CEZA KANUNU

Madde 1 - Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi suretle cari olan esaslar bu kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur.
1 - Bu kanunun ölüm, ağır hapis ve hapis cezalariyle cezalandırdığı suçlar askeri cürümlerdir.
2 - Bu kanunun kısa hapis cezasiyle cezalandırdığı suçlar askeri kabahatlerdir.

Madde 2 - Askeri şahısların askeri olmayan suçları için Türk Ceza Kanunu hükümleri tatbik olunur.

Madde 3 - (Değişik madde: 22/03/2000 - 4551 S.K./1 md.)
Askeri şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma ve uzman erbaşlar, erbaş ve erler ile askeri öğrencilerdir.
Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatları, 04/01/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 115 inci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır.

Madde 4 - İhtiyat askeri şahıslar askeri hizmetlerde bulundukları müddetçe bu kanun hükümlerine tabidirler.

Madde 5 - (Mülga madde: 25/10/1963 - 353/259 md.; Yeniden düzenlenen madde: 22/03/2000 - 4551 S.K./2 md.)
Asker kişilerin yabancı ülkelerde Türk askeri kıt'a, karargah ve kurumlarında veya diğer resmi görevleri sırasında veya esir kamplarında işledikleri askeri suçlar, Türkiye'de işlenmiş sayılır. Bunlar hakkında yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile, Milli Savunma Bakanının talebi üzerine Türkiye'de tekrar muhakeme olunurlar. Bu halde, yabancı ülkede verilip infaz edilen ceza, verilecek cezadan indirilir. Ceza nevileri farklı ise, mahkeme yapılacak indirmeyi tayin eder.

Madde 6 - Müttefik hükümetlerin askeri şahısları ile müşterek vazife sırasında bu şahıslara karşı yapılan askeri suçlar müttefik hükümetler ile mukabele bilmisil mukavelesi varsa Türkiye askeri şahıslarına yapılmış sayılarak ona göre cezalandırılır.

Madde 7 - (Değişik madde: 15/06/1942 - 4257/1 md.)
Bu kanunda "seferberlikte" tabiriyle takyit edilen ceza hükümleri (Harb hükümleri) dir ve aşağıdaki hal ve vakitlerde caridir:
A) Umumi seferberlik müddetince askeri şahıslar hakkında;
B) Kısmi seferberlik ilan olunan mıntıkalarda bunun devamı müddetince askeri şahıslar hakkında;
C) Örfi idare ilan olunan mıntıkalarda harb hükümleri tatbik olunacağına İcra Vekilleri Heyetince karar verildiği takdirde bunun devamı müddetince mezkur mıntıkada bulunanlar hakkında;
D) Fesat ve isyan halinde veyahut silah kullanılacak askeri bir hareket yapılması halinde kumanda eden subay tarafından harb hükümleri mer'i olacağı resmen bildirilen askeri kıtalar hakkında bu hallerin devamı müddetince;
E) Bulundukları mahalde en büyük rütbeli komutan tarafından harb hükümleri mer'i olacağı kendilerine resmen tebliğ olunan harb esirleri hakkında.

Madde 8 -
1 - Sefer tabiri harb halini ihtiva eden seferberliktir.
2 - Seferberlik, ordunun veya bazı kısımlarının seferber olmasını amir olan emirde yazılı ve muayyen tarihten başlayarak ilgasını mübeyyin neşrolunan emirde yazılan tarihte biten haldir.
3 - Hazarda Türkiye Cumhuriyeti hudut ve kara suları dışında yalnız dahi seyrü hareket eden her harb tayyare ve harb gemisi üssülharekelerinden birine varıncaya kadar bu kanunun tatbikatında seferber sayılır.

Madde 9 - Seferberlikte düşman ile müsademeyi intizaren emniyet hizmetleri tatbik ve ifa olunmağa başladığı zamandan itibaren bu müsademeye memur kıta, gemi, tayyare düşman karşısında sayılır.

Madde 10 - Silahlı eşkiya düşman sayılır.

Madde 11 - Bu kanunun tatbikatında; "Silahlı" tabirinden maksat hizmetin icabı olan silahı hamili bulunmak, veya silahının başında olarak bir amirin kumandası ve nezaretiyle hizmete başlanılmış olmak halidir.

Madde 12 - Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malüm ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen

Madde 13 - (Değişik madde: 15/06/1942 - 4257/1 md.)
1 - Bu kanunun tatbikatında "memur" tabirinden maksat 12 nci maddede yazılı hizmeti ifa ile mükellef olandır.
2 - Amir, makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir.
3 - Üst tabiri rütbe ve kıdem büyüklüğünü gösterir.
4 - Herhangi bir suretle ciheti askeriyece göz altına alınan yabancı devlet orduları mensupları arasında astlık ve üstlük münasebetleri cari değildir. Bunlar arasında astlık ve üstlük münasebetleri salahiyetli komutanlar tarafından hususi surette verilen emirle teessüs edebilir.

Madde 14 - Bir fiil toplu erbaş ve er karşısında yapılmış sayılarak kanunun bu kayıt ile takyit ettiği hükümlerin tatbikı için amir veya mafevk ile failden veya şeriklerden başka askeri hizmet maksadiyle toplanmış en az yedi askeri şahsın bulunması şarttır.

Madde 15 -
1 - Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir.
2 - Karakol hazarda ve seferde aynı maksatlarla konulan ve bir amir emrinde bulunan silahlı bir kısım askerdir.
3 - Devriye hazarda ve seferde aynı maksatlarla muayyen bir mıntakada seyyar olarak vazife yapan bir veya daha ziyade silahlı askerdir.

Madde 16 - Bu kanunda yazılı olan "Ordu" kelimesi kara, deniz ve hava kuvvetlerine; ve kıta kelimesi subay kumandasında bulunan her birliğe şamildir.

Madde 17 - Askeri mahkeme istirdat ve tazminata Türk Ceza Kanununun koyduğu kaideler mucibince hükmeder.
(Ek fıkra: 11/12/1935 - 2862/1 md.) Adli amirler disiplin cezasile birlikte değeri 25 lirayı geçmiyen şeyler için istirdad ve tazminata da karar verebilirler.
Bu kararlar aleyhine tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde askeri mahkemede itiraz olunabilir. İtiraz üzerine duruşma yapılarak hüküm verilir. İtiraz eden, muhakeme için tayin edilen günde mahkemede bulunmazsa itiraz hakkının düşmesine mahkemece karar verilir.
İtiraz üzerine mahkemece verilecek kararlar kat'i olup bunlar aleyhine temyize müracaat olunamaz.

Madde 18 - Bu kanunda yazılı olan bir ceza ancak bir mahkemenin karariyle infaz olunur.
Aşağıdaki hallerde disiplin cezalariyle mücazat yapılabilir.
A : 82, 96 ve 136 ncı maddelerin 1 numaralı ve 93, 116, 117 ve 150 ncimaddelerin 2 numaralı fıkralarında,
B : 68, 83, 86, 108, 130, 137 ve 145 inci maddelerde yazılı kısa hapis cezaları.

Madde 19 - Disiplin yoluyla aşağıda yazılı olan hapis cezalarından başka hürriyeti tahdit eden hiç bir ceza verilemez.
Göz ve oda hapsi olarak dört hafta, (...) olarak üç hafta ceza verilebilir.

Madde 20 -
1- Ölüm cezası, buna mahkum olan kimsenin hayatının izale olunmasıdır. Bu ceza askeri şahıslar hakkında askeri bir cürümden dolayı hükmedilmiş ise mahkumun kurşuna dizilmesi suretiyle infaz olunur.
2 - Askeri olmayan bir cürümden dolayı askeri şahıslar ile askeri olmayan şahıslar hakkında askeri mahkemelerden verilen ölüm hükümleri Türk Ceza Kanununun 12 nci maddesi mucibince icra olunur. Bu veçhile asılacak ölüm mahkumları cezanın infazı için o baptaki ilam ve tasdik emri suretleriyle C. Müddeiumumiliğine verilirler.

Madde 21 - Bu kanuna göre şahsi hürriyeti tahdit eden cezalar ağır hapis ve hapis ve kısa hapistir.

Madde 22 - Ağır hapis ve hapis cezalarının mahiyeti ve neticeleri ve icrası Türk Ceza Kanununda yazılı olan kaidelere tabidir.

Madde 23 - (Değişik madde: 15/06/1942 - 4257/1 md.)
A) Kısa hapis cezaları üç türlüdür:
1 - Göz hapsi;
2 - Oda hapsi;
3 - (Mülga bent: 22/03/2000 - 4551 S.K./38 md.).
B) (Değişik fıkra: 22/03/2000 - 4551 S.K./3 md.) Subay, astsubay, Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli Devlet memurları, uzman jandarma ve uzman erbaşlar hakkında:
1. Dört haftaya kadar göz hapsi,
2. Dört haftaya kadar oda hapsi,
Cezaları verilebilir.
C) Erbaş ve er hakkında:
1 - Dört haftaya kadar oda hapsi;
2 - (Mülga bent: 22/03/2000 - 4551 S.K./38 md.)
D ) (Değişik fıkra: 22/03/2000 - 4551 S.K./3 md.) Askeri öğrenciler hakkında: (Askeri orta ve lise ile eşiti okullar öğrencileri hariç) dört haftaya kadar oda hapsi cezası verilebilir.
E) Kısa hapis cezalarında maaş ve tahsisat tam olarak verilir.

Madde 24 - (Değişik madde: 22/03/2000 - 4551 S.K./4 md.)
Subay, astsubay, Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli Devlet memurları, uzman jandarma ve uzman erbaşlar;
A) Göz hapsi cezalarında;
1. Resmi daire, kışla, eğitim alanları ile sair yerlerdeki hizmetlerine devam ederler.
2. Hizmetin bitiminden sonra hiçbir yere gidemezler. Kışlada veya resmi odalarda kalırlar.
3. Hizmete ilişkin olanlar dışında hiçbir ziyaret kabul edemezler.
B) Oda hapsi cezalarında;
1. Mümkün olduğu takdirde cezayı tek başlarına belirli bir hapis odasında geçirirler.
2. Emir veremezler.
3. Genel hizmet yapamazlar.
Askeri öğrenciler, oda hapsi cezasını belirli hapis odalarında topluca geçirirler. Hapis odalarının kapısında bir nöbetçi bulundurulur.

Madde 25 - Erbaş ve er :
1 - Oda hapsi cezasını muayyen hapis odalarında topluca geçirirler.
2 - (Mülga fıkra: 22/03/2000 - 4551 S.K./38 md.)
3 - Hapis odalarının kapısında bir nöbetçi bulundurulur.
4 - (Mülga cümle: 22/03/2000 - 4551 S.K./38 md.). Onbaşı ve erler ağır askeri hizmetlerde kullanılabilirler.

Madde 26 - (Mülga madde: 22/03/2000 - 4551 S.K./38 md.)

Madde 27 - Mahkumun sıhhati katıksız hapse müsait değilse disiplin cezasının bir derece daha hafifi tatbik olunur.

Madde 28 -
1 - Bu kanunda kısa hapis cezası gösterilen yerlerde failin rütbesine göre caiz olan kısa hapsin her nev'i hükmolunabilir.
2 - Bu kanunda kısa hapis cezasının nevi tasrih edilipte bu nevi cezanın failin rütbesine göre verilmesi gayricaiz olduğu takdirde failin rütbesine göre caiz olan bir derece hafifi hükmolunur.

Madde 29 - (Değişik madde: 22/03/2000 - 4551 S.K./5 md.)
Askeri şahıslar hakkında hükmolunacak feri askeri cezalar şunlardır:
A) Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma.
B) Rütbenin geri alınması.
C) Askeri öğrencilik hukukunu kaybettirme.

Madde 30 - (Değişik madde: 22/03/2000 - 4551 S.K./6 md.)
Aşağıda yazılı hallerde subay, astsubay, uzman jandarmalar ve özel ka

Efendim! Bu teklif-i kanuni bir maksad-ı mahsus ihtiva ediyor ve bu maksad-ı mahsus doğruca şahsa taallûk ettiğinden müsaade ederseniz birkaç kelime ile fikrimi arz etmek istiyorum.
Erzurum Mebusu Süleyman Necati ve Mersin Mebusu Salâhattin ve Canik Mebusu Emin Beyefendiler tarafından teklif olunan lâyiha-i kanuniye, doğrudan doğruya benim şahsımı vatandaşlık hukukundan ıskat etmek nokta-i nazarına mâtuftur.
Yusuf Ziya Bey (Bitlis) - Hatıra gelmez o.
Salih Efendi (Erzurum) - Şahsın çok muhteremdir.
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (devamla) - On dördüncü maddede yazılı olan satırları gözden geçirecek olursanız orada deniliyor ki :
“Büyük Millet Meclisi'ne âza intihap olunabilmek için Türkiye’nin bugünkü hudutları dâhilindeki mahaller ahâlisinden olmak meşruttur. Veya daire-i intihabiye dâhilinde mütemekkin olmak meşruttur. Ondan sonra muhacereten gelenlerden Türk ve Kürtler tarih-i iskânlarından itibaren beş sene mürur etmişse intihap olunabilirler.”
Maalesef mahalli tevellüdüm bugünkü hudutlar haricinde kalmış bulunuyor. Saniyen her hangi bir daire-i intihabiyenin beş sene mütemekkini dahi değilim. Mahalli tevellüdüm bugünkü hududu millîmizin haricinde kalmıştır. Fakat bu böyle ise bunda benim katîyen bir kast ve kabahatim yoktur (hâşâ Paşa Hazretleri! sesleri). Bunun sebebi bütün memleketimizi, milletimizi mahvü muzmahil etmek isteyen düşmanların harekâtında muvaffak olmaktan kısmen men edilememiş olmasıdır. Eğer düşmanlar tamamen maksatlarında muvaffak olmuş olsalardı, Allah muhafaza etsin, buraya vâziülimza olan Efendilerin dahi memleketleri hudut haricinde kalabilirdi. Bundan başka bu maddenin talebettiği şartı haiz bulunmuyorsam, yani beş sene mütemadiyen bir daire-i intihabiyede sakin olamamışsam o da bu vatana ifa ettiğim hidemat yüzündendir.
Eğer bu maddenin talebettiği şartı ihraza çalışsaydım İstanbul'u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar'daki müdafaatımızı yapmamaklığım lâzım gelirdi. Eğer ben bir yerde beş sene oturmağa mahkûm olsaydım Bitlis ve Muş'u aldıktan sonra Diyarbakır istikametinde tevessü eden düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş'u kurtarmaktan ibaret olan vazifemi yapmamaklığım lâzım gelirdi. Bu Efendilerin talebettiği şeraiti ihraz etmek isteseydim Suriye'yi tahliye eden orduların enkazından Halep'te bir ordu teşkil ederek düşmana karşı müdafaa etmemekliğim ve bugün hudud-u millîye dediğimiz hududu fiilen tesbit etmemekliğim lâzım gelirdi. Zannediyorum ki; ondan sonraki mesaim cümlenin malûmudur. Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar sarfı mesai etmiş bulunuyorum. Ben zannediyorum ki, bu hidematımdan dolayı milletimin mubabbetine ve teveccühüne mazhar oldum(hay, hay! sesleri).
Belki bütün âlemi İslâm’ın muhabbet ve teveccühüne mazharım. Binaenaleyh, bu tevecühata mukabil vatandaşlık hukukundan ıskata mâruz kalacağımı asla hatıra getirmezdim. Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, ecnebi düşmanlar bana suikasdetmek suretiyle de memleketimdeki hizmetimden beni tecride çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır-ı hayalime getiremezdim ki, Meclisi âlide velev üç kişi olsun aynı zihniyette bulunabilsin. Binaenaleyh ben anlamak istiyorum. Bu Efendiler daire-i intihabiyeleri halkının ciddî olarak...
İhsan Bey (Cebelibereket) - Paşa Hazretleri, kime soruyorsunuz? İki üç kişinin galât ifadesi umum Meclise ait olabilir mi?
Mustafa Kemal Paşa - Buraya vâzıülimza olan Efendilere söylüyorum. Bilmek istiyorum ki, bu Efendiler daire-i intihabiyeleri halkının ciddî olarak tercüman-ı fikir ve hissi midirler? Yine Efendilere karşı söylüyorum. Mebus olmak itibariyle tabiî şamil bir sıfatı cami bulunuyorlar. Binaenaleyh demek istiyorum ki millet, bu Efendilerle hemfikir midir? (katîyen sesleri).
Saniyen Efendiler! Beni vatandaşlık hukukundan ıskat etmek salâhiyeti bu Efendilere nereden verilmiştir? Bu kürsüden resmen heyeti âliyenize ve bu Efendilerin daire-i intihabiyeleri halkına ve bütün millete soruyorum ve cevap istiyorum.
Gazi Mustafa Kemal Paşa - Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur. (Bundan sonra bazı milletvekillerinin, Mustafa Kemal Paşanın büyük şahsiyetlerini belirten demeçleri üzerine bu sözü söylemiştir.)

Bu tasarı özel bir amaç güdüyor. Bu amaç bana yöneltildiği için, izin verirseniz, birkaç sözcükle düşündüklerimi bildireyim. Bu tasarı, doğrudan doğruya, beni yurttaşlık haklarından yoksun bırakmaya yönelmiştir. On dördüncü maddesinde yazılı satırları gözden geçirecek olursanız, göreceksiniz ki; Büyük Millet Meclisine seçilebilmek için, ya Türkiye’nin bugünkü sınırları içinde kalmış yerlerin halkından olmak ya da bu seçim bölgelerinden birinde yerleşmiş olmak, göçmen olarak gelmişse yerleşmesi üzerinden en az beş yıl geçmiş olmak şart koşuluyor.
Ne yazık ki doğduğum yer, bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. Herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl olsun oturup kalmış da değilim. Doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmıştır ama bunda benim ne eksiğim, ne suçum var! Bunun nedeni, bütün ülkemizi, darmadağın etmek, yok etmek isteyen düşmanların dilediklerini tam gerçekleştirmekten alı konamamış olmasıdır. Eğer düşmanlar amaçlarına tam ulaşmış olsalardı, Tanrı korusun, bu tasarıya imzasını koyan bayların memleketleri de sınır dışında kalabilirdi.
Bundan başka, bu maddenin istediği koşul bende yoksa, aralıksız beş yıl bir seçim bölgesinde oturup kalamamışsam, bu da, yurda yaptığım yararlıklar yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği koşulu kazanmaya özenseydim, İstanbul’u kazandırmakla sonuçlanan Arıburnu ve Anafarta savaşlarını yapmamaklılığım gerekirdi. Eğer ben bir yerde beş yıl oturup kalsaydım, Bitlis’i ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır’a doğru ilerleyen düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş’u kurtarmayı gerçekleştiren ödevimi yerine getirememekliğim gerekirdi. Bu bayların istedikleri koşulları kazanmak isteseydim, Suriye’yi boşaltan ordularımızın kalıntısından Halep’te bir ordu kurarak düşmana karşı koymamaklığım ve bugünkü ulusal and (Milli Misak) sınırlarını o günden çizip gerçekleştirmemekliğim gerekirdi.
Sanırım ki ondan sonraki çalışmalarımı bilmeyen yoktur. Hiç bir yerde beş yıl oturamayacak kadar uğraşıp didinmiş bulunuyorum. Ben sanıyordum ki, bu yararlılıklarımdan dolayı ulusumun sevgisini, saygısını kazandım ve belki bütün İslâm dünyasının da gözüne girmiş bulunuyorum. Bütün bu sevgilere karşılık, yurttaşlık haklarımın elimden alınmak isteneceğini hiç düşünemezdim. Tasarlıyordum ki yabancı düşmanlar canıma kıymak yoluyla bu yönden yararlı olmaktan beni alıkoymaya çabalayacaklardır. Ama hiçbir zaman aklımın köşesinden geçmezdi ki yüce mecliste bunlarla bir düşünen iki üç kişi olsun çıkabilecek! Bunun içindir ki şimdi ben anlamak istiyorum :
Bu baylar seçim bölgeleri halkının duygularını ve dileklerini mi dile getiriyorlar? Yine bu baylara karşı söylüyorum : Milletvekili olduklarına göre bütün bir ulusun da vekili sayılırlar. Peki, ulus bu baylarla bir düşüncede midir?
Benim yurttaşlık haklarımı elimden almak yetkisi bu baylara nereden verilmiştir? Bu kürsüden, yüksek kurulunuza ve bu bayların seçim bölgeleri halkına ve bütün ulusa soruyorum ve karşılık istiyorum.
(Bundan sonra bazı milletvekillerinin, Mustafa Kemal Paşanın büyük şahsiyetlerini belirten demeçleri üzerine)
Gazi Mustafa Kemal Paşa - Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur.

Arkadaşlarımız içinde Başbakanlık yapacak kişiler çoktur. Fakat bütün bu arkadaşlarım dahil olduğu halde ulusun genel eğilimi benim şu ve bu zaruret karşısında Başvekil olmamı gerektirirse bu görevi tam bir alçak gönüllükle ve minnetle yerine getirmeye hazırım. Bu takdirde benim aynı zamanda cumhurbaşkanlığını uhdemde bulundurmanın elbette yasal olanağı yoktur.
Benim alacağım bir yeni görevi çeşitli şekil ve anlamlarda kötü yorumlamak, Türk ulusunun düşüncelerini karıştıracak tarzda açıklamaya kalkışmak akla ve mantığa uygun değildir.
Amerikan sistemini ülkemizde uygulamayı hiç düşünmedim. Sistemsiz ve yasa dışı olarak Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Ve düşünecek adam olmadığım, bütün ulusça bilinir zannederim.
Bugünkü koşullar içinde bir hükümetin ulus ve ülke yararı için güçlendirmesine yönelik herhangi sözümü bin türlü boş şeylerle sömürmeye kalkışmak isteyenler çok bedbaht adamlardır. Akşam gazetesi baş yazarına söylediğim sözler benim ağzımdan çıkmış ve gerektiğinde daima tekrar edilecek sözlerdir.

Hilâfetle beraber, Türkiye'de mevcut olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, patrikhaneleri ile Musevi hahamhanelerinin ortadan kalkması gerekir. Hilâfet ve bu patriklikler yüzyıllardan beri, ruhanî yetki çerçeveleri dışında, muazzam ayrıcalıklar topladılar. Halkın düşünüşüne uygun olarak verilen haklar dışındaki ayrıcalıklarla, Cumhuriyet yönetiminin uygulanması mümkün değildir. Geçmişte, özellikle Abdülhamit'in tahttan indirilmesinden sonra, Anayasa'yı ve Meşrutiyet kanunlarını, Batı'nın uygarlık makinesine benzer şekilde değiştirmeye çok çalıştık. Fakat bu girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Çünkü her adımda patrikhaneler ve hilâfet gibi siyasî, dinî kurumların hukuku ile karşı karşıya geldik. Patrikhanelerin veya hilâfetin itirazlarına maruz olmaksızın hiçbir düzenleme veya ilerici fikir, idare şeklimize sokulamıyordu.

Karşılarında bulunmakla haz duyduğum delege arkadaşlarımı selâmlarken; yüce ulusumuzu saygı ile anarım.
Bu anda, bundan önceki kurultayları ve partimizi doğurmuş olan ilk Sivas Kurultayını -ki iç ve dış düşmanların süngüleri altında kurulmuştur- hatırlamak, geçen on altı yılın bütün hadiselerini göz önüne getirmeği kolaylaştırır.
Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız, devrimler... İşte Türk genel devriminin bir kısa diyemi...
Bayanlar, Baylar!
Partimizin her kurultayı, denebilir ki, bir dönüm basında toplanmıştır. 1927 kurultayı, doğuda kopan azıyı yenerek cumhuriyetin sarsılmaz temelde olduğunun anlaşılmasına; 1931 kurultayı güvenlik ve sükûnun kesin olarak kurulmasına rastgelir. Bu kurultayımız işe, geniş ölçüde gelişim devri içinde bulunduğumuz günlerde toplanmış oluyor.
Kurultayın, yeniden alacağı ilerleme ve yükselme tedbirleriyle; vatanın yüksek yönetimini erdemli ellerinde tutan Partimizin şerefli tarihini zenginleştireceğine, şüphe yoktur.
Geçen kurultaydan bugüne kadar, kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumhuriyetinin ulusal çehresini, keskin çizgileriyle, ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, ar, ilimsel müzik ve teknik kurumlarıyla kadını, erkeği her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir.
Türk ulusu ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek kapasitesi ve erdemi, uluslar arasında tanınır. Türk ulusuna doğunsal rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş tarihsel devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir. Bütün bu işler, Partimizin programını, özenle göz önünde tutarak başarılabilmiştir.
Tüzel, sağlık, sosyal, finans, ekonomi ve bayındırlık işlerimizde, hiç durmadan aldığımız yeni tedbirlerin iyi ve yerinde olduğuna kani bulunuyoruz.
Akdeniz'i, Karadeniz'e demirle bağladık. Anadolu'da özel şirketler elindeki bütün yolları satın aldık; İstanbul ve İzmir’de liman ve rıhtım işleri devlet eline geçti; Diyarbakır kapısındayız. Antalya'ya, Erzurum'a, kömür yurduna durmadan gidiyoruz.
Devlet Demiryolları Kurumu, bugün kendi malımız olan beş yüz milyon liralık bir işi çevirmektedir.
Sayın Arkadaşlar!
Geçen dört yılın başlıca işlevi ekonomi alanında olmuştur. Bir çok ülkeler, acunsal buhran karsısında sarsılmış ve umutsuzluğa düşmüşken biz, bu kapsal felaket önünde cüda irkilmedik. Yurdun ekonomisini yeni bir düzene yönetlemiş bulunuyoruz. Arsıulusal tecimi denkleştirerek, iç pazarı harekete getirerek kendimizi korunmağı basardık. Asıl önde tuttuğumuz iş, geniş bir endüstri programını gerçekleştirmeğe başlamak olmuştur. Bu program, tamamıyla gerçekleştiği gün, şüphesiz yurttaşın geçimi hissolunacak derecede genişleyecektir.
Tarım ve endüstri hareketlerimiz birbirini kollayan tedbirlerle yapılmaktadır. Maden ürünlerimiz, son zamanlarda bir gelişim gösterdi. Umudumuz odur ki gelecek Kurultay maden işleriyle beraber deniz ekonomisinde bugün almakta olduğumuz tedbirlerin verimli sonuçlarını vermiş olarak, toplanacaktır.
Görüyorsunuz ki arkadaşlar; yepyeni bir güdümlü ekonomi düzeni kurmakla uğraşıyoruz. Partimizin ekonomik anlayışı; bu yöndeki programımızın, yurdun ihtiyaçlarını karşılayacak ve onu az zamanda gelişmeye ve genişliğe erdirecek en iyi program olduğunu gösterecektir. Yeni öğütleriniz ve direktiflerinizle, yeniden ilerleme ve yükselme tedbirlerimizi kolaylaştıracağınıza şüphe yoktur.
Bayanlar, Baylar!
Cumhuriyetin dıs siyasada özenle güttüğü amaç arsıulusal barısı korumak ve güven içinde yaşamaktır. Komşularımızla dostluk ve iyi geçinme yolunda her gün biraz daha ilerlemekteyiz.
Sovyetlerle dostluğumuz, her zamanki gibi, sağlamdır ve içtendir. Kara günlerimizden kalan bu dostluk bağını, Türk ulusu unutulmaz değerli bir hatıra bilir. İki memleket arasında her yönden değerler, sıklaşmakta ve genişlemektedir. Sovyetler, Cumhuriyetimizin onuncu yılında, yüksek delegeleriyle şenliklerimizde hazır bulundular.
Devletlerimiz, hükümetleriyle ve uluslarıyla, her fırsatta birbirlerine nasıl inandıklarını ve ne kadar güvendiklerini bütün dünyaya göstermektedirler. Son günlerde Boğazlar meselesini ortaya koyduğumuz zaman, Sovyetlerin, bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı bildirmiş olmaları, Türk ulusunda yeniden derin dostluk duyguları uyandırmıştır. Türk-Sovyet dostluğu arsıulusal barış için şimdiye kadar yalnız hayır ve fayda getirmiştir. Bundan sonra da yalnız hayırlı ve faydalı olacaktır.
Arkadaşlar!
Geçen dört yıl içinde bir önemli hâdise de Balkan Paktı'dır. Dört devlet; kendi güvenleri için ve Balkanların, karışma ve karıştırma konusu olmaktan çıkması için içten bir kanaatle birbirlerine bağlanmışlardır. Balkanlı bağlaşıklarımızla gittikçe artan bir beraberlik ve dayanışma siyasası güdüyoruz.
Yüzenlerimizin gereklerini, kesin bir bayrılıkla gözetiyoruz. Asıl dikkate değen, Balkan Paktı’nın, daha bir yıl içinde, arsıulusal barış için büyük bir etki olduğunun anlaşılmasıdır. Balkan Paktı, gittikçe, Avrupa barışının baslıca temel taşlarından biri olmak yerindedir.
Geçen dört yılın şerefli hâdiselerinden biri olmak üzere, İran Şehinşahının, sayın konuğumuz olduğunu kıvançla hatırlatırım. Bu şahsi tanışmadan iki memleketin kazandığı faydalar pek geniş olmuştur. İki kardeş ulusun arasını açacak hiçbir mesele kalmadığı ilân edilmiş ve birbirinin bahtiyarlığından kuvvetli olmalarından başka dilekleri bulunmadığı anlaşılmıştır.
Afgan Devletinin Uluslar Sosyetesine girişini selâmlamakla bahtiyar olduk. Bu kardeş ulus ile dostluk bağlarımız mutlu bir surette ilerlemektedir.
Yakın komşularımızla ve uzak devletlerle olan ilgilerimiz, genel olarak, normal ve dostçadır. Arsıulusal ilgilerin gerektirdiği bütün değerleri ve konuşmaları kıvançla kolaylaştırıyoruz.
Arkadaşlar!
Türkiye Cumhuriyeti Arsıulusal ailenin, ancak faydalı çalışkan ve iyi geçimli bir unsuru olmak amacındadır. Uluslar sosyetesinde ciddî barış ve elbirliği isteğiyle çalışıyoruz.
Uluslar sosyetesinin, Arsıulusal güveni artıracak, geçmişten kalma hastalıkları iyileştirecek, insani sonuçlara varabilmesi baslıca dileklerimizdendir.
Arkadaşlar!
Arsıulusal durum nazik bir buhran geçirmektedir. Eski ve büyük anlaşmazlık, son çatışmalarla heyecanlı bir noktaya gelmiştir. Bugünkü yüksek insanlığın, ulusları birbirine yaklaştırma çarelerini bularak, genel güvensizliği ortadan kaldırmasını ummak isteriz.
Bununla beraber bütün dünya gidişini göz önünde tutarak dikkatli, hazırlıklı, uyanık bulunmak lüzumuna kaniiz. Gene bu kanaatlerdir ki, dostluklarımıza bağlı ve bütün ilgilerimizde iyicil bir siyasa ile elimizden geldiği kadar genel barışı kurmak istiyoruz.
Bayanlar, Baylar!
Size biraz da partimizin son yıllardaki öz hayat ve kınavından bahsedeyim. Son kurultayın parti örgütlerine vermiş olduğu çalışma yöneti çok faydalı ve verimli olmuştur. Parti üyeleri, prensiplerimizi anlamak ve yaymakta ve bütün yurttaşların sevgilerini, güvenlerini kazanmakta, kendilerinden beklendiği gibi hareket etmişlerdir. Parti seçimlerinin canlı ve özenli bir tarzda olusu, siyasal hayatımızda önemli bir ilerleyiştir. Partimizin, Halkevleriyle bütün yurttaşlara kucağını açması vatanda sosyal ve kültürel bir devrim yaptı.
Sevgili Arkadaşlar;
Cumhuriyet Halk Partisinin esas düşünce ve dileği, vatandaşları her türlü ayrılıktan korumak, onları, kendileri ve büyük Türk ulusu için faydalı kılmaktır.
Programımızda, iş bölümlerinin her birinde bulunan, yurttaşların özel ve genel asığları ve genlikleri, ayrasız, göz önünde tutulmuştur. Bu hakikatın bütün yurttaşlarca, yalın olarak, bilinmesi çok önemlidir. Bunu yurttaşlara anlatmak ve bu suretle onların sevgilerini ve güvenlerini kazanmak, parti üyelerinin kutsal ödevidir.
Türk ulusu kendisine hizmet edenleri, sürel bir surette, değerlemiş ve onlara ünvermiştir.
Son saylav seçiminde Partimizin ulusun güvenini kazanması bize, çalışmamızda yeniden büyük şevk ve kuvvet vermiştir.
Ulusa hizmet yolunda bütün varlığımızla çalışmak, parti üyelerinin bozulmaz andıdır.

Efendiler!
Meşhudatımın en kıymetli kısmı bu güzel mıntıkanın samimi halkının çok münevver ve çok geniş ve yüksek bir zihniyet sahibi olmalarıdır. İtiraf etmeliyim ki bu seyahatimden evvelki malümatım, meşhudatımın hasıl ettiği kanaatlerden çok başka idi. Muhterem mebuslarınız Ali Rıza Bey, Mehmet Fuat Bey gibi zevat bulunmasaydılar, sizi mümkün olduğu kadar olduğunuzun aksine tanımak için çalışanlar ezhanı teşvişte kim bilir ne kadar ileri gitmeğe muvaffak olacaklardı. Asarı fi’liyesini memnuniyetle görmekte olduğum ali telakkiyatınız bittabi bir anda, bir günde tekevvün edemezdi. Böyle bir iddia serdetmek aynı cehalet olur. Şüphe yok, bu havalinin muhterem halkı esasen medeni tekamülün silsilei tabiyesi üzerinde ilerlemekte idi. Ve ilerlemektedir. Bu gün ben o tekamülün tabii tecelliyatının mesud bir şahidi bulunuyorum. Bu hakikatın aksini ifade ve izah ederek teceddüt hatvelerimizi felce uğratmaya yeltenen sebükmağza, hükümlerini verirken kendi yarım yamalak ilimlerine, çürük mantıklarına, nakafi akıllarına istinat etmiş olduklarına sanip oluyorum. Bu zavallı hodbinler böyle yapacaklarına halkın hissi selimine müracaat etselerdi, ondan feyiz ilham alsalardı, kendilerine bu gün şayanı hande hacil bir vaziyette bırakan bu kadar müstekreh hatalara düşmezlerdi. Fakat hissi selimin ; akıl, mantık ve marifetin fevkinden haizi ehemmiyet olduğunu takdir etmek yalancı alimlerin işine gelmez.
Arkadaşlar,
Milletimizin sağlam bir şuura malik olduğuna, kahramanı olduğu büyük ve fi’li asar ve hadisattan sonra kimsenin şüphe etmeğe hakkı kalmamıştır. Şuur daima ileri ve yeniliğe götürür. Ricat kabul etmez bir haslet olduğuna göre, Türkiye Cumhuriyeti halkı ileriye ve teceddüde uzun hatvelerle yürümeye devam edcektir. Şuura illet tari olmadıkça geriye gitmek veya tevakkuf varidi hatır dahi olamaz. Asırlarden beri masruf menfi cehdü gayretler zaman zaman milleti uykuya daldırmış olmakla beraber milletin şuurunu felce uğratmağa asla muvaffak olamamıştır. Bu hakikat milletin bugün gösterdiği asarı şuur ile kendiliğinden sabittir. Eğer şuurda maluliyet olsaydı onu bugünkü ciadetinde ihya etmek desti kudretten bile muntazam değildir.
Efendiler,
Milletin temayülü hakikisi hilafında zehaplarda bulunanlara iltifat etmedik. Bununla bir hassa bugün çok müfterihim. Bundaki sırrı isabeti izah için derhal arzetmeliyim ki : bizim ilham menbaımız doğrudan doğruya bütün Türk Milletinin vicdanı olmuştur. Ve daima olacaktır. Bütün harareti, feyzi, kuvveti, vicdanı milliden aldıkça bu teşebbüsatımızda milletin hissi selimini rehber ittiaz ettikçe, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada milleti doğru hedeflere isal edeceğimize imanımız kavidir.
Hakiki inkilapçılar onlardır ki, terakki ve teceddüt inkilabına sevk etmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki temayülü hakikiye nüfuz etmesini bilirler. Bu münasebetle şunu da beyan edeyimki, Türk Milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve ictimai inkilapların sahibi hakikisi bizzat kendisidir. Sizisiniz. Milletimizde bu istida-ı tekamül mevcut olmasaydı, bunu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret kifayet edemezdi. Herhangi bir vaz’ı tekamülde bulunan bir kitlei beşeri, bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filan mertebei tekamüle isal etmek ademi imkanı tabiisi muhtacı izah değildir.
… Efendiler ! yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkilapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti Halkını tamamen asri ve bütün mana ve eşkali ile medeni bir heyeti ictimaiye haline irsal etmektir. İnkilaplarımızın umdei asliyesi budur… bu hakikatı kabul edemeyen zihniyetleri tarumar etmek zaruridir. Şimdiye kadar bu milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihinlerde mevcut hurafeler kamilen tardolunacaktır. Onlar çıkarılmadıkça dimağa hakikat nurlarını infaz etmek imkansızdır. Türbelerden, yalancı evliyalardan, ölülerden istimdat etmek medeni bir heyeti ictimaiye için şindir. … Mevcut tarikatların gayesi, kendilerine tabi olan kimseleri dünyevi ve manevi hayatta mazharı saadet kılmaktan başka ne olabilir? Bugün ilmin, fennin bütün şümuliyle medeniyetin muvahcehci şulebasında filen ve falan şeyhin irşadiyle saadeti maddiye ve maneviye arayacak kadar iptidai insanların Türkiye camiai medeniyesinde mevcudiyetini asla kabul etmiyorum.
Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikatımedeniyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir. Rüesayı tarikat bu dediğim hakikatı bütün vüzuhiyle idrak edecek ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapayacak, müritlerinin artık vasılı rüşt olduklarını elbette kabul edeceklerdir. Arkadaşlar ; huzurunuzda muvacehei millete beyanı teşekkür ederken hissettiğim ve gördüğüm hususatı olduğu gibi söylemeyi tarih ve vicdan karşısında vazife bilirim.
Hükümeti Cumhuriyetimizin bir Diyanet İşleri Riyaseti Makamı vardır. Bu makam merbut müftü, hatip, imam gibi muvazzaf birçok memurlar bulunmaktadır. Bu vazifedar zevatın ilimleri, faziletleri derecesi malumdur. Ancak bu yolda vazifedar olmayan bir çok insanlar da görüyorum ki, aynı kıyafet iktisasında berdevamdırlar. Bu gibiler içinde çok cahil hatta ümmi olanlarına tesadüf ettim. Bilhassa bu gibi cühela, bazı yerlerde halkın mümessilleriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. Halkla doğrudan doğruya temasa adeta bir mani teşkil etmek sevdasında bulunuyorlar. Bu gibilere sormak istiyorum. Bu sıfat ve selahiyeti kimden, nereden almışlardır. Malum olduğuna göre milletin mümessilleri intihap ettikleri mebuslar ve onlardan teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisi, Meclisin itimadına mahzar Hükümeti Cumhuriyettir. Bir de mahalli müntehap belediye reisler ve heyetleri vardır. Millete hatırlatmak isterim ki, bu laubaliliğe müsaade etmek asla caiz değildir. Her halde sahibi salahiyet olmayan bu gibi kimselerin muvazzaf olan zevat ile aynı kisveyi taşımalarındaki mahzuru hükümetin nazarı dikkatine vazedeceğim.
…İnebolu’da ve bazı yerlerde söyledim. Bugünün meselesi gibi mütalaa edileceğinden burada da bahsetmek istiyorum. Her milletin olduğu gibi bizimde bir milli kıyafetimiz varmış fakat gayri kabili inkardır ki taşıdığımız kıyafet o değildir. Hatta milli kıyafetimizin ne olduğunu bilenler içimizde azdır bile. Mesela karşımda kalabalığın içinde bir zat görüyorum. Başında fes, fesin üstünde yeşil bir sarık, sırtında bir mintan, onun üstünde benim sırtımdaki gibi bir caket, daha alt tarafını göremiyorum. Şimdi bu kıyafet nedir? Medeni bir insan alelacaip kıyafete girip dünyayı kendine güldürür mü? …Devlet memurları da, bütün millet de kıyafetlerini tashih edecektir. Fen, sıhhat noktainazarından ameli olmak itibariyle, her noktainazarından tecrübe edilmiş medeni kıyafet iktisa edecektir. Bunda tereddüte mahal yoktur. Asırlarca devam eden gafletin acı derslerini tekrarlamağa takat yoktur. Adam olduğumuzu, medeni insan olduğumuzu isbat ve izhar için icap edeni yapmakta taannüt adamlıkla kabili telif değildir.
Arkadaşlar, Türk milleti çok büyük vakalarla isbat etti ki, müceddit ve inkilapçı bir milletdir. Son senelerden mukaddem de milletimiz teceddüt yolları üzerinde yürümeğe, içtimai inkilaba teşebbüs etmemiş değildir. Fakat hakiki semereler görülemedi. Bunun sebebini araştırdınız mı? Bence işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu hususda açık söyleyeyim. Bir heyeti içtimaiye, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, kitlenin bir parçasını terakki ettirelim. Diğerini müsamaha edelim de kitlenin heyeti umumiyesi mahzarı terakki olabilsin? Mümkün müdür ki, bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin? Şüphe yok; terakki adımları, dediğim iki cins tarafından beraber arkadaşça atılmak ve iş terakki ve teceddütte birlikte Kat’i merahil edilmek lazımdır. Böyle olursa inkilap münteci muvaffakiyet olur. Memnuniyetle meşhudumuz olmaktadır ki, bugünkü nişvarımız hakiki icaba takarrup etmektedir. Her halde daha cesur olmak lüzumu aşikardır.
…Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir yemeni, peştamal veya buna mümasil bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya bir yere oturarak yumulur. Bu tavrın mana ve medlülü nedir? Efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal tashihi lazımdır.

Ankara İstiklâl Mahkemesi Yüksek Başkanlığına,
İstiklâl Mahkemesine verilmiş olanlar arasında Lütfi Fikri Beyin mahkeme safhalarını gazetelerde okudum. Adı geçenin fikirlerimiz ve davranışlarımızdan esas itibariyle farklı olan bir takım görüş ve eleştirilerini bu yolla öğrendim. Kanuni yollarla milletin meydana çıkan kesin iradesi; Devlet teşkilâtı ve idare usulü hakkında Lütfi Fikri Beyin fikirlerine uymayan tecelliyatı nihaiyesini göstermiştir. Şahsımın bertaraf edilmesi tahminlerine ve bu tahminlerin sonucu olmak üzere ileri sürdüğü düşüncelere karşı, gerçek mahiyeti uygun da olsa şahsen bir iddia öne sürmeye istekli değilim. Buna göre, gerek siyasi fikirlerimize ve gerek şahsımıza karşı olan durumundan dolayı eğer Yüksek Mahkemece başka zeminde kanuni suçlama nedenleri mevcut değilse- Yüce Mahkemelerinin hoşgörüsünü celbetmek isterim.
Cumhurbaşkanı Gazi M. KEMAL

Menemen’ ahiren vukuan gelen irtica teşebbüsü esnasında Zabit Vekili Kubilay Beyin vazife ifa ederken duçar olduğu akıbetten Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Gerekirse menemi haritadan silin. Kubilay Beyin şehadetinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tavripkâr bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hâdisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen; dahilî her politika ve ihtilâfın haricinde ve fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur.
Menemen’de ahaliden bazılarının hataları bütün milleti müteellim etmiştir. İstilânın acılığını  tatmış bir muhitte genç ve kahraman Zabit Vekilinin uğradığı tecavüzü milletin bizzat cumhuriyete karşı bir suikast telâkki  ettiği ve mütecasirlerle, müşevvikleri, ona göre takip edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu mes’eledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkile yerine getirmeğe matuftur.
Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkûreci  muallim heyetinin kıymetli uzvu Kublay Bey, temiz kanı ile cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.
Reisicumhur
Gazi Mustafa Kemal

Sayın milletvekilleri! 
Bugün içinde bulunduğumuz durumu büyük Meclisinizin huzurunda tam olarak ortaya koyabilmek için bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Arzedeceğim konular birkaç bölüme ayrılabilir: 
Birinci bölüm, Ateşkesten Erzurum Kongresine kadar geçen süre içindeki durumla ilgilidir. 
İkinci bölüm, Erzurum Kongresinden 16 Mart tarihinde İstanbul'un düşmanlar tarafından işgal edildiği güne kadar olan süreyi içine almaktadır. 
Üçüncü bölüm, ise 16 Mart’tan şu dakikaya kadar olan durumla ilgili olacaktır. 
Açıklamalarım birtakım belgelere dayanacaktır. İzninizle o belgeleri gerektikçe burada okuyacağım. Yalnız birinci dönem ile ilgili açıklamalarım belki biraz şahsi olacaktır. İçinde bulunduğumuz durumu bütünüyle aydınlatabilmek için o dönemden söz etmeyi gerekli buluyorum. 
Yüce makamlarınızca da bilindiği gibi, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, milli temele dayanan âdil bir barışı sağlayabilmek umudu ile ateşkes istedi. Bağımsızlığı uğrunda dürüst ve cesur bir biçimde savaşan ulusumuz, 30 Ekim 1918 tarihinde imza edilen ateşkes antlaşması ile silahını elinden bıraktı.
İtilâf donanmaları İstanbul'a girdikten sonra ateşkes antlaşmasının hükümleri bir tarafa bırakıldı; gün geçtikçe artan bir şiddetle, saltanat hakları, hükümetin gururu, milli onurumuz hiçe sayıldı. İttilâf heyetinden gördükleri özendirme ve koruma sayesinde Osmanlı uyruğundaki müslüman olmayan unsurlar her yerde küstahça saldırılara başladılar.
Meclis-i Mebusan'ın feshi, kuvvetini milletten almayan hükümetlerin sık sık değişmesi ve halkın vicdanından doğan milli birlik uğrundaki çalışmaların üzücü bir şekilde siyasi ihtiraslara kurban edilmesi yüzünden dünyaya karşı milli varlığımız duyurulamadı.
Yabancı kuvvetlerin işgali altında inleyen başkentimizde kan ağlayan bütün onurlu kişiler, millet aydınları, din ve devlet hizmetlerinin önde gelen kişileri, büyük hilâfet ve saltanat makamı milli bağımsızlığımızın bu tehlikeli durumdan kurtarılmasının ancak milli vicdandan doğan birliğin azim ve iradesine bağlı bulunduğuna iman getirdiler. Fakat İstanbul'un baskı ve işgal altında bulunması sebebiyle milli onuru korumaya maddeten olanak kalmamıştır. 
İşte bu sırada, Anadolu'ya mülki ve askeri işlerle görevli olarak ordu müfettişliğine atandım. 16 Mayıs 1919 günü İstanbul'u terk ettim, Samsun'da bu iş için görevlendirilmemi, din ve millete hizmet etmek için en büyük ve kutsal bir şeref olarak kabul ettim.
Milli vicdanın büyük iradesine bağlı olarak, milleti bağımsız ve vatanımızı düşmanlardan arınmış görünceye kadar çalışmak andıyla 16 Mayıs 1919 günü İstanbul'dan ayrıldım. Samsun'da işe başladım. İlk düşüncem, ülkemizde güvenliği kendi olanaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz inancı oldu. Aslında Canik Livası'nın (Merkezi Samsun'da olan o zamanki sancağın adı) özel durumu da bu konuda en hızlı biçimde davranılmasını gerekli kılmakta idi. Gerçekten Rumların egemenliğini ve islâm halkının tutsaklığını amaçlayan, Atina ve İstanbul komitaları tarafından yönetilen Pontus Hükümeti, Karadeniz sahili ile kısmen Amasya ve Tokat'ın kuzey ilçelerinde oturan Osmanlı Rumlarının hayallerini körüklüyordu. Alınan önlemler sayesinde başarılı sonuç elde edildi. Fakat bu önlemler ve başarı yalnız Pontus dolayları ile sınırlı idi. Halbuki her gün haksızlıklarını artıran İtilâf Devletlerine milli varlığımızı siyasi olarak kanıtlamak ve fiili saldırılar karşısında ulusun namus ve bağımsızlığını bilfiil korumak çok önemli idi. Aslında doğuda ve batıda, hemen ülkemizin her yanında millet ve vatan haklarını korumak ve kollamak için dernekler kurulmuştu. Bu dernekler, düşmanlarının esaret boyunduruğuna girmemek amacı ile milli vicdanın azim ve iradesinden doğmuş kuruluşlardı.
Bu sıralarda, bütün belediye başkanlarımıza İstanbul'da İngiliz Muhipleri Cemiyeti (İngiliz Dostları Derneği.) kurulduğu ve her yerde derneğe katılarak İngilizlere yardım edilmesinin gereği konusunda Said Molla imzası ile bir telgraf geldi. Bu olayda Hükümetin ilgi derecesini ölçmek için Sadrazam (Başbakan) olan Ferit Paşa’dan bilgi istedim. Hiçbir cevap alamadım. 
Bilinmeyen kişiler tarafından başlatılan böyle düzensiz ve çeşitli siyasi maceralara yönelik girişimlerin, büyük felâketlere sebep olacağını anlayan ulus, Said Molla’nın çağrısını önemsemedi.
Binlerce saldırı ve haksızlıklar altında inleyen ve İzmir faciası olayı karşısında kan ağlayan millet, hükümetten ve itilâf devletleri temsilcilerinden ağlayarak yardım ve hak isterken, pek çok belediye başkanı ve birçok milli hakları koruma dernekleri gönderdikleri telgraflarda hakkımda güvenlerini bildirerek benden bu konuda çalışma ve özveri istiyorlardı. 
Yaşamımı ve kişiliğimi adadığım soylu ve ezilmiş ulusumun bu haklı isteği üzerine artık benim için kutsal görev, milli iradeye uymayı her şeyin üzerinde görmekti. (Sürekli alkışlar) 
Bunun üzerine yayınladığım bir genelge ile millete kesin sözümü verdim. işbu genelgenin son cümlesi şöyle idi:«Geçirdiğimiz şu ölüm ve kalım günlerinde, bütün milletçe her tarafta arzu ve coşku ile elde edilmeye azmedilen milli bağımsızlığımız uğrunda tüm varlığımla çalışacağıma güvenmenizi isterim. Bu kutsal amaç uğrunda ulusumla birlikte sonuna kadar çalışacağıma da mukaddesatım adına söz veririm»
27 Mayıs 1919 günü «Türkiye - Havas Reuter» adında itilâf devletlerinin kurduğu ajans, bildiğiniz gibi toplanan Saltanat Şürası (Padişahlık Danışma Kurulu) hakkındaki açıklamalarında «Genel kurulun düşüncesinin, Türkiye için büyük devletlerden birinin koruyuculuğunu sağlamak olduğu» kaydı ile yayın ve bildiride bulundu. Bu yayının doğruluk derecesi hakkında bütün ulusta büyük bir şüphe ve tereddüt uyandı. Ajans haberinin tamamen bir uydurmaya dayandığı ve Saltanat Şürasının hiçbir şeye karar veremediği, çoğunluğun hükümete güven duymadıkları ve geleceğimizle ilgili olayın bir milli şüraya sunulmasının gerektiği konusunda konuşmalar yapıldığı, bundan dolayı herkesin milli bağımsızlık taraftarı olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Sadaret Makamı’na aşağıda açıklayacağım bilgileri sundum ve durumdan halkı haberdar ettim.
Yüce Sadrazamlık Makamına
27 Mayıs 1919 tarihli Türkiye - Havas Reuter ajansı, Saltanat Şürasında çoğunluğun düşüncesinin, Türkiye'nin bütünlüğünü koruma şartıyla büyük devletlerden birinin koruyuculuğunun sağlanması olduğunu yazıyor ve açıklıyordu. Saltanat Şürası konuşmalarını aynen yayımlayan 27 Mayıs 1919 tarihli İstanbul gazetelerinin yazdıklarına göre yalnız Sadık Beyin yazılı önergesinde İngiltere korumasının önerildiği ve bunun da genel kurulun fikri olmadığı anlaşılıyor. Ajans ile gazetelerin yayını arasındaki çelişki, bazı taraflarca üzerinde durulmaya ve ajansın gerçeği saptırmak konusunda kendini yetkili görme cüreti ise soruşturulmaya değer görülmüştür. içinde bulunduğumuz bu hassas devrede artık her gerçeği tam anlamı ile kavrayan ve bütün kötü sonuçlara karşı en son özveriyi göze alarak milli bağımsızlığımızın korunması konusunda kesin kararlı olan milletin, huzura kavuşması ve avunmasının Hilâfet ve Saltanat makamından gelecek doğru ve samimi bir işarete bağlı olduğu kanısındayım. Milli vicdanı temsil etmeyen haberler, endişelendirici tepkiler yapabileceğinden bu konuda açıklayıcı ve uyarıcı olmanızı özellikle rica ederim. 
Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri MUSTAFA KEMAL
Bu sıralarda, İzmir ve Aydın'daki iz bırakan faciaların etkisi ile de millet uyanmış ve heyecanı dikkati çekecek bir düzeye varmıştı. Ulusun düşüncelerini geçici olarak yatıştırmak arzusu ile olacak, Sadrazam Paşa Paris'e davet olundu. Ferit Paşanın başkanlığı altında giden heyete milletin güveni olmadı, ben de şahsen milletin bu haklı şüphesine katıldım. Millet, giden heyetin programının açıklanmasını istedi. Bu pek karışık zamanda Harbiye Nazırından (Milli Savunma Bakanı) aşağıdaki telgrafı aldım: 
«Yüksek emirleriniz altındaki gemilerden biri ile hemen buraya gelmeniz rica olunur.» 
8 Haziran 1919 Harbiye Nazırı Şevket Turgut 
Bu davetin amacını ve içyüzünü anlayamadım, açıklayıcı bilgi istedim. Ayrıca, konuyu Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa’dan da sordum. Adı geçen kişiden 11 Haziran 1919'da aldığım cevapta «Kıymetli bir generalin Anadolu'daki gezisinin kamuoyunda iyi. bir etki yapmayacağı düşünülerek İngilizlerin beni istediği bildiriliyordu. Bu gerçeği öğrenince doğrudan doğruya saygıdeğer Padişah hazretlerine şu fikirlerimi arz ettim. 
Padişah Hazretlerinin devletli mabeyni (Sarayda ,Padişahın yazı ve görüşme işlerine bakan daire, özel kalem.) yüce başkâtibi vasıtasıyla Padişah Hazretlerinin devletli katına: 
Büyük ulusun ve kutsal hilâfetin biricik ve gerçek dayanağı bulunan yüce saltanatınızı Tanrı kötülüklerden korusun? Yüce Padişahım, ülkemizin bugün uğradığı büyük baskı ve bölünme tahlikesi karşısında ancak yüce varlığınız başta olmak üzere, milli ve kutsal bir kudretin çabası; vatanı, devlet ve milletin bağımsızlığrını şan ve şerefi büyük hanedanının altı buçuk asırlık yüce tarihini kurtarabilir. Çevremizdeki kişiler bu genel kanıda birleşmiştir. Son olarak huzurlarınıza kabul edilmek onurunu kazandığımda, üzücü izmir olayı dolayısıyla hüzün dolu olan kutsal kalbinizden doğan kurtuluşla ilgili görüşleriniz bugün bile belleğimdeki yerini korumaktadır. 
Bu duygumu açıklamak isterim. İstanbul'dan son olarak ayrılacağım gün bu şerefe kavuşmuştum. Bu sırada Yüce Şahsınız Boğaziçinde bulunan İngiliz donanmasının saraya yönelik toplarını göstererek, «görüyorsun» dediniz. «Ben artık memleket ve milletin , nasıl kurtarılması gerekeceği hususunda kararsızlığa düşüyorum» ve ellerinizi kaldırarak, «inşallah millet akıllanır ve uyanır, bu üzücü durumdan gerek beni ve gerekse kendisini kurtarır» buyurdunuz. Yazımda arz etmek istediğim bu kutsal sözlerdir. 
Hükümdarımızın bu gönül dileğinden esinlenerek kesin kararlı ve inançlı olarak görevime devam ediyorum. Hükümdarımızın emirleri gereği Sadrazam Paşa kulunuzu daima önemli konularda aydınlatmakta ve gereğini arz etmekte ve uygulamaktayım. Şu bir ay içinde Zat-ı Şahanelerinin Anadolu’sundaki hemen bütün il, liva, ilçe ve hudut boylarına kadar olan yerlerdeki milletin

Efendiler;
Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün ikinci yasama yılına giriyor (Allah başarılı etsin sesleri) Geçirdiğimiz bu bir yıl içinde yüce Meclis ve bütün milletçe gösterilen özverili çalışmaları, büyük bir saygı ve yücelikle anmak isterim. (Alkışlar)
Milli çalışmalarımızın bugüne kadar oluşturduğu mutlu sonuçlardan bahsederken milli yıllarımızın bu yılı milli niteliği ile anmakla özel bir zevk duyabiliriz. İçerdiği dış ve iç olayları özet olarak hatırlatmak isterim. Bildiğiniz gibi, itilâf devletleri, 16 Martta başkentimizi çok acıklı bir biçimde işgal ederek hükûmetimizi  çalışamaz durumuna soktular. (Allah kahretsin sesleri). Hilâfet makamını ve saltanatı ellerinde oyuncak yaptılar. Bu suikast darbesiyle, milletimizi güçsüz ve yaşama hakkını korumadan yoksun bir duruma getirdiklerini sandılar ve ortadan kaldırma arzularının gerçekleştirilmesine artık hiçbir engel kalmadığı fikrine kapıldılar. Bunun tersine, ateşkesin imzasından beri düşmanlar tarafından yapılan acı antlaşmaya uymayan ve yok edici saldırılar karşısında yeterli derecede uyarılmış olan milletimiz, bu son feci olayı unutamadı. Derhal, bu yazgının gerçek sahibi olduğunu ve egemenliği sahip çıktığını dünyaya ispat etmek için metin ve onurlu tavır takındı. (Yaşasın sesleri).
Seçimlerin yapılması için çağrılan milletimiz hemen vekillerini seçerek görev başına gönderdi. Ülkenin geleceği, vekillerinden oluşan yüce Meclisinizin koruyucu ellerine bırakıldı. Yüce Meclisiniz de toplanmasının birinci günü olan 23 Nisan 1920 tarihinde milletimizin, bağımsız geleceğini içte ve dışta bizzat üstleneceğini ve ülkeyi yönetmeye başlandığını bütün dünyaya ilân etti. (Alkışlar) Meclisinizi oluşturan şerefli üyelerin her biri, uzak yerlerden bin türlü üzüntü ve zorluklara katlanarak Ankara'ya geldiler. İstanbul da saldırıya uğrayan Meclisi Mebusan üyelerinden bir kısmı, düşman tehdidi ve kovuşturması altında Anadolu'ya geçtiler. Böylece Büyük Millet Meclisinin bütün şerefli üyeleri, o karanlık ve karışık günlerde milletin istediği yüce görevin yapılmasına olgun bir kararlılık ve dayanıklılıkla el koydu. Bugün bütün bu sayın arkadaşlarımı tekrar kutlama ve saygılarımı bildirme fırsatını bulduğum için mutluyum. (Alkışlar) Meclisimizin ne kadar güç şartlar altında ve ne büyük özveri ile görevine başladığını ve devam ettiğini anlamak için, tarihi toplantımızı ve bundan sonraki günlerde iç durumumuzu hatırlamak yeterlidir.
Efendiler,
Hatırlarınızdadır ki, itilâf devletlerinin koruyuculuğu ve İstanbul'un bazı çevrelerinin kışkırtması ile millet bireylerini birbirine kırdırmak üzere hareket eden Anzavur, Biga dolaylarında faaliyete başladı. Aynı kışkırtmaların etkisi ile Düzce, Hendek, Adapazarı, Bolu ve Gerede dolayları Hilâfet Ordusu adı altında faaliyet gösteren hainlerin etki alanına girdi. Din, millet ve memleketin kurtuluşu amacına yönelmiş olan milli girişimlerimizi şeriat dili ile aşağılayan fetvalar çıkarıyorlardı. Bu şeytanca, haince kışkırtma girişimleri sonucunda, Meclisimizin burada ilk toplandığı gün asiler, Ankara'nın sekiz saat uzaklığına gelmiş bulunuyordu. Büyük Millet Meclisinin güçlü ve metin durumu, ileri görüşlü önlemleri, sayesinde yatıştırılan bu isyan şamatalarını Yozgat, Zile, Akdağmadeni ve Sivas çevresi baş kaldırmaları ve bunları da Konya, Karaman, Ilgın ayaklanmaları izledi.
Ülkemizin diğer bazı yerlerinde de milli hükûmetimizin sözünü dinlememe olayları görüldü ve daha sonra Demirci Mehmet Efe ve Ethem ile kardeşlerinin, hainliklerine tanık olduk. İşte efendiler, yüce Meclisimiz ve onun hükûmeti, düşmanların ve hainlerin düzenleme ve özendirmeleri ile ortaya çıkan bu gericilik olaylarını ve huzursuzlukları bastırma konusunda başarılı oldu. (Çok şükür sesleri) Oldukça az zarar ve can kaybı ile karışıklığı ortadan kaldırdı. Küçük görülmüş ve aldatılmış olan halk uyarıldı ve aydınlatıldı. Halkın cahil kısmına da gerçek durum konusunda bilgi verildi. Bu arada, özellikle Anadolu'nun saygıdeğer, ilim sahibi kişilerinin gerçek dini telkinlerle halka ilettikleri doğru yolu gösterme uyarılarını teşekkürle anmayı kendime bir görev sayarım. (Alkışlar)
Efendiler,
Hatırlatmak isterim ki, kararlılık ve inancımızı sarsmak için, içte meydana getirilen üzücü olaylar henüz sürerken, düşmanlarımız da dıştan baskı ve acımasız kışkırtmalara bir an bile ara vermiyorlardı. Batıda Yunanlılar ve güneyde Fransızlarla onların silâhlandırdığı ve bize karşı kışkırttığı Ermeniler ve doğuda Ermenistan Ermenileri memleketimizin ele geçirdikleri yörelerinde ve işgal edilen sınır ve cepheler çevresinde müslüman halka çeşitli zulümler uyguluyor ve katliam yapıyorlardı. Yunanlılar birçok kuvvetlerimizin iç ayaklanmalarla uğraştığı ve aslında henüz düzenli milli ordumuzun kurulmadığı bir sırada, yerel kuvvetlerle savunulan batı cephelerimize saldırdılar. Bu savaşların maddi sonuçları üzücü olmakla birlikte, milleti daha güçlü bir inançla savunma cesareti verdiğinden çok yararlı sayılmalıdır. Doğrusu, ateşkesten sonra düşmanlarımız tarafından silâhları alınarak ve sayıları azaltılarak eritilen orduları az zamanda neredeyse baştan kurduk, yeniledik, donattık, giydirdik. Bugün her cephede üstün bir biçimde savaşan ve vatan savunmasının ne demek olduğunu tam anlamıyla bilen ordularımız vardır. (Alkışlar) Bu ordular sayesinde Doğuda Ermenistan zaferini kazandık ve Batıda Yunanlıları yendik. (Alkışlar) doğu ordumuzun etkili durumu bize milli tutsaklığımızın önemli bir nedenini oluşturan Kars, Ardahan ve Artvin'in geri alınmasını sağladı. (Alkışlar) Ordularımız ülkeyi koruma ve ülkenin tam bağımsızlığını sağlama gücünü göstermeye, ispat etmeye hazır bulunuyorlar. (Yaşasın sesleri) İnşallah pek uzak olmayan bir gelecekte yaşamamızı, tam bağımsızlığımızı sağlayacak olan kahraman ordularımızın komutanlarıyla subay ve erlerine ve büyük bir şan ve şerefle milli savunmamıza fiilen katılan halka ve özellikle vatanlarının savunmasında olağanüstü kahramanlıklar gösteren Gazi Antep halkına, genellikle halkın başında resmi görevlerini vatanseverliğe yakışır biçimde özveri ile yerine getirmekte olan hükümet görevlilerine, bütün milletin ve yüksek heyetimizin duygularına tercüman olarak minnetlerimi arz etmeyi görev sayıyorum. (AIkışlar)
Efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi ülke geleceğini tam olarak üstlendiği gün, bulduğu yönetimin, geçmişin özgürlük tanımayan fikirleri ve kuralları üzerine kurulmuş çürük bir yapı olduğunu açıklamaya gerek görmüyorum, yüce Meclisiniz işte böyle bir yapının düzeltilmesi çalışmalarına girişmiştir ve zamanla tamamlamayı amaçladığı prensipler genel yönetimi güvenilir bir biçime dönüştürme işlemini başarmaktadır. Teşkilât-ı Esasiye Kanununun (Anayasa) içeriği uygulandığı ve yeni İl İdaresi Kanunuyla tamamlandığı takdirde, memleketin içte muhtaç olduğu gelişme ortamının tam anlamıyla hazır olacağına inanıyorum.
Efendiler,
Mücadelenin önemini anlayan milletimiz bütün gücü ile büyük bir çaba göstermiş, memleketin bütün parasal ihtiyacını sağlayacak ümit vaat eden fikirleri sunmuşlardır. Milli işlerde, ülkemizde önemli bir olay böylece çözümlenmiş, az çok denk bir bütçe hazırlanması başarılmıştır. Ülkemizde iktisadi konuların nitelik ve önemi bilinememekle birlikte, yüce Meclisiniz ülkenin gelir kaynaklarına sahip olması için prensipler koymuştur. Ateşkesten sonra, yabancılar gelir kaynaklarımıza tümüyle el koymak için girişimlerde bulundular, İstanbul'daki zorbaların sözlerine dayanarak, maden aramak için gerekli izin belgelerinin verilmesini yasakladılar. Biz, memleketin bütün varlık kaynaklarına sahip olarak ihracat ve ithalât arasındaki dengenin sağlanması ve üretimin gideceği yere kolayca ulaması için, yolların düzeltilmesini ve ulaşıma açık tutulmasını sağlamaya çalıştık. Milli eğitim, genel sağlık, nüfus ve kalkınma yönlerinde pek göze görünür sonuçlar henüz alınamadı. Ancak, bu konularda iyi sonuçların açık bir şekilde görülebilmesi için ortam, süre, araç ve çok sayıda paraya ihtiyaç olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte, ülkenin ve milletin en gerekli ihtiyaçlarının sağlanması yolları araştırılmakta ve incelenmekte olup, yakın bir gelecekte memnuniyet verici bir sonuç elde edilebilmesi için bir ortam yaratılmasına çalışılmaktadır. Yüce Meclisin kurduğu istiklâl mahkemeleri sayesinde, süratli ve adaletli bir biçimde birçok kötü tutumlara son verilmiştir. Bugün memleket, medeni kanunlarla ve sabit mahkemelerin kurulmasıyla asayişe hükmeden bir duruma getirilmiştir.
Efendiler,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir yıldan beri olgun bir başarı ile sürdürdüğü ve uyguladığı iç ve dış politika, fiili sonuçları ile tamamen açıklığa kavuşmuştur. Efendiler, politikamızda belirli olan prensiplere bugüne kadar bağlı kaldığımız gibi, bundan sonra da, milletin geliştirilmesini, egemenliğin korunmasını sağlayacak olan bu politikamızı korumaya devam edeceğimiz tabiidir. iç politikamız da en belirgin özelliğimiz olan kanunları bir an önce çıkararak iyi bir biçimde uygulamaya çalışacağız.
Dış politikamızca, milletin yararına gerekli bulunan esasları içine alan tamamen bağımsız ve bağlantısız bir politika izleyeceğiz. (Alkışlar) Meclisimiz ve Meclisimizin hükûmeti cenkçi ve maceraperest olmaktan uzaktır. Tam tersine barış ve esenliği tercih eder. Özellikle insani, medeni amaçların ortamının oluşmasına son derece taraftardır işte bu esaslar içinde gerek doğu ve gerek Batı devletleri ile daima iyilikiler ve dostluk bağları aramaktayız. Doğuda Azerbaycan, Kuzey Kafkas ve Afganistan hükümetleriyle samimi ve cidani ilişkiler kurduğumuz gibi, Irak ve Suriye islâm halkıyla da fevkalâde samimi bağlar kurduk. Bizce önemli olan bu bağları korumaktayız.
İran hükûmetiyle de ilişkilerimiz vardır. Bunu doğrulamak görevimizdir. Ermenistan ve Gürcistan ile aramızdaki ilişkilerin de yakında düzeleceğini ve milli yararlarımıza uygun bir şekle ulaşacağını ümit ederiz.
Rus Bolşevik Cumhuriyetiyle mevcut ilişkilerimiz iyi bir şekilde oluşmakta ve devam etmektedir. Ve bu ilişkiyi halen Moskova'da bulunan yetkili heyetirnizin katıldığı konferansta daha ciddi esaslara dayandırarak kuvvetlendirm

BAŞKAN MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ - Efendiler, bu gün ikinci yasama yılımızı tamamlayarak üçüncü yasama yılına giriyoruz, Bu erişmeden dolayı Büyük Tanrıya şükürler ederim. Bu geçen yıl içinde yüce meclisçe, milletçe ve ordu tarafından gösterilen özverili çalışmayı da saygı ile anarım. Pek çeşitli olaylarla dolu olan bu mücadele yılları birbirini izledikçe, asker ve millet arasında bağımsızlık ruhunun ateşli taraftarları çoğalmaktadır. Geçirdiğimiz ikinci yasama yılının göze batan niteliği, iş ve ordu saflarında çalışan halk ve askerlerin, dayanılmaz baskılar altında kalarak içine zorla itildiğimiz bu kanlı maceraya alışmaları ve buna neden olan elim zorunlulukları anlamış bulunmalarıdır. Sözlerimin başında ülkenin en kutsal unsurları olan halkımız ve askerlerimizle ilgili övgülerimi tekrarladıktan sonra, iç, dış ve genel siyasi durumumuz konusundaki görüşlerimi açıklamaya geçiyorum:
Efendiler,
Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin iç yönetimde ve politikasındaki genel kural, Teşkilât-ı Esasiye Kanunumuzun (Anayasa ) birinci maddesiyle Misakı Millimizin (Milli antlaşma) birinci ve beşinci maddelerinde kesin ve açık olarak gösterilmiştir. Buna göre yönetimimiz, kayıtsız şartsız egemenliğine sahip olan halkın geleceğini kendi eli ile ve fiili olarak yönetme esasına dayanmaktadır. Yüce Meclislerine sunulmuş olan umumi müfettişlik, il özel idareleri ve yasak bölgeler tasarıları bu ruhu kapsamaktadır, kanunlaşacaklarına inanıyorum. Bu kanunlarla birlikte görüşülmekte olan bakanlar kurulunun görev ve sorumluluğu ile ilgili tasarı kanunlaştığı takdirde, genel yönetimimizde önemli açıklık ortaya çıkacaktır. Efendiler; Türkiye halkı, ırk, din ve kültür yönünden tek vücut, birbirlerine karşı karşılıklı saygı ve özveri dolu duyguları taşıyan ve yazgısı ile çıkarları aynı olan bir topluluktur. Bu toplulukta ırk haklarına, sosyal haklara ve çevre şartlarına uymak, iç politikamızın önemli noktalarındandır. İç yönetimimizde bu önemli noktanın, halk yönetiminin geniş anlamda uygun bulunan en yüksek düzeye çıkarılması, politikamızın gereklerindendir.
Ancak dış düşmanlara karşı sonsuza dek birlik ve dayanışma içinde bulunmak zorunluluğu vardır. Türkiye halkı içinde bulunup, azınlık durumunda olan Hıristiyan unsurların haklarının, dünyanın en medeni ülkeleri içinde yaşayan azınlıklara da verilmesi, İtilâf devletleri ile düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılan anlaşma hükümlerinde yer alması nedeni ile diğer yabancı ülkelere sığınan Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanmasının sağlanmış olması en içten dileğimizdir. Azınlıklarla birlikte bütün halkın varlık ve mutluluğunun ve kanunların verdiği her türlü hak dokunulmazlığının sağlanması ve memlekette kanun hâkimiyetinin kurulması iç yönetim ve politikada değişmez genel kuralımız olmuştur. Geçen yılki iç durumu özetle sunabilmek için bazı noktaları anlatmak istiyorum.
Bu yıl ülkemizin bütün yörelerinde genel olarak bağımsız ve olaysız, sakin bir biçimde geçmiş olup güvenlik sürdürülmüştür. Bazı aldatmalar sonucu önceki yıl Koçgiri'de meydana gelen olay alınan önlemlerle bastırılmıştır. Aldatılanlar hakkında da, hükümetçe gereken işlemler adalete uygun biçimde yerine getirilmiştir. Yunanlıların kışkırtması ve düzenlemesi ile ihtilâle benzer girişimlerde bulunanların da amaçladıkları olaylar sonuçsuz bırakılmıştır. İçişlerinde güvenlik yürütülmesinde en önemli ve maddi araç olan jandarma teşkilâtı, önemli birliklerin eklenmesi ile kuvvetlendirilmiş ve birçok jandarma okulu açılmıştır.
İçişleri ile ilgili görevleri arasında posta ve telgraf idaresinde oluşturulan bazı yenilikler de kıvanç vericidir. Efendiler, ulusumuzu güven içinde yaşatmak amacımız olduğu gibi, onun sağlığına özen göstermek ve olanaklarımızın elverdiği oranda sosyal acıları dindirmek de hükümetimizin görevlerindendir. Bu cümleden olmak üzere ülkemizin doktor ihtiyacı olanakların elverdiği oranda karşılanmaya çalışıldı. 1920 yılında iki yüz altmış doktor görevli idi. Bu sayı, bu geçen yıl zarfında üç yüz on ikiye yükseltildi. Elli doktor daha bulunup, doktorsuz ilçelere gönderilmeleri düşünülmektedir. Bu yıl bulaşıcı hastalıkların yayılması önlendi, başgösteren hastalıklar derhal sıhhi önlemler alınarak, bulundukları yerde yok edildi. Bulaşıcı hastalıklara karşı en kesin önlem olan aşılar, artık tümüyle ülkemizde yapılmaktadır. Üç milyondan fazla kişiye yetecek çiçek aşısının Sivas'ta yapılmış bulunduğunu belirtmekle bu konuda gerekli bilgiyi vermiş oluyoruz. Ülkenin sıtmalı bölgelerine yeterli miktarda kinin dağıtılmıştır. Frengi hastalığının yok edilmesi için de gerekli olan para sarf edilmiştir. Sosyal hastalıklar ile uğraşımızın daha etkili ve daha ayrıntılı bir şekilde yerine getirilmesinin gereğini de belirtmek isterim.
Efendiler,
Sosyal yardım işlerinden de kısaca söz etmek isterim. I. Dünya Savaşı sırasında, bu yörelere sığınmak zorunluluğunda kalan doğu illeri ve kurtarılmış halkından dörtte biri memleketlerine gönderilmiştir. Bunların hemen yarısı yurtlarına ulaşmışlardır. Bu yıl geri kalan mültecilerin de iadesi kararlaştırılmıştır. Sonradan kurtarılan Adana ve Gazi Antep mültecileri memleketlerine iade edildiler. Henüz kurtarılmayan Batı illeri mültecilerine imkân buldukça yardıma devam olunuyor. Yurtlarına yeni dönenlere bu konudaki kanun gereğince yemeklik, tohumluk verilmesi, ayrıcalık tanıma ve bunun gibi kolaylıklar sağlamak suretiyle yardım edilmektedir. Göçmen ve mülteci öksüzler için açılan yetim yurtlarının birer sanat okulu haline getirilmesine çalışılmaktadır. Milli sınırlarımızın dışında kalan yerlerden sığınan dindaşlarımız, şimdilik yalnız parasal yardım görmektedirler. Bu yıl bunların ve ülke içinde iskân edilmek isteyen diğer göçmenlerin yerleştirilmesine başlanacaktır. Sağlık ve sosyal yardım konusunda izlediğimiz amaç şudur: Ulusumuzun sağlığının korunması ve kuvvetlendirilmesi, ölüm oranının azaltılması, nüfusun artırılması, sosyal hastalıkların ve bulaşıcı hastalıkların etkisiz bir duruma sokulması, böylece ulus fertlerinin dinç ve çalışmaya yetenekli kusursuz vücut yapılarına sahip olarak yetiştirilmesi...... Yurtları düşman elinde kalan vatandaşlarımıza yardım ve onların ilmi bir şekilde iskân edilmelerine özel önem verilmektedir. Bu konuda gereken inceleme yapılmakta ve bu amacı sağlayacak programlar düzenlenmektedir.
Efendiler,
Hükümet ülkede kanunu egemen kılmak ve adaleti iyi bir şekilde dağıtmakla yükümlüdür. Bunun için adalet işi çok önemlidir. Bundan dolayı adalet politikamızı açıklamayı faydalı buluyorum. Adalet politikamızda izlenecek amaç, önce halkı yormaksızın süratle, kanuna uygun ve güvenli biçimde adaleti dağıtmaktır. Bunun yanı sıra sosyal kurullarımızın bütün dünya ile ilişkilerini sürdürmeleri de gereklidir. Bunun için, adalet düzeyimizi bütün uygar ülkelerle aynı düzeyde tutmak zorundayız. Bu amacı yerine     getirmek için, elimizdeki kanun ve usulleri bu görüşe göre düzeltiyor, canlandırıyor ve yeniliyoruz. Ve buna devam edeceğiz. Bu çalışmalarda ülkemizin genişliği, seri araçların eksikliği ve buna benzer engeller ve güçlüklerden başka, bazı yörelerin sosyal hayatlarının özellikleri de göz önüne alınmaktadır.
Efendiler,
Çağdaş gelişme, ulusların uygar ihtiyaçlarındaki genişleme, çoğalma ve çeşitlenme bu uygar ihtiyaçlar ile orantılı olarak uygar hakların gelişmesini gerektirir. Her devletin ilişkili olduğu sosyal yaşamın uygarlık derecesine uygun, hukuki mevzuatı vardır. Dünyada bulunan, bütün uygar devletleıin medeni kanunları hemen hemen birbirlerine benzemektedir. Bizim Milletimizin ve hükümetimizin adalet düşüncesi ve anlayışı, bu konuda hiçbir uygar ulusunkinden aşağı değildir. Belki tarih bu noktada yüksek olduğumuza tanıklık eder. Bu nedenle hukuki mevzuatımızın bütün uygar devletlerin kanuni mevzuatından eksik olması düşünülemez. Gayretli çalışmalarımızın amacı olan tam bağımsızlık kavramında adli bağımsızlığın da bulunması doğaldır. Bundan dolayı her bağımsız devletin ayrılmaz bir bütünü olan adalet dağıtımı görevine kimseyi karıştıramayız. (Bravo sesleri)
Efendiler,
Bizim halen yürürlükte olan medeni kanunumuz Mecelledir. Bu medeni kanun yaklaşık olarak yarım asır önce merhum Cevdet Paşa'nın başkanlığındaki bir bilimsel kurul tarafından hazırlanmıştır. İşte, o mecellenin genel kuralındaki «Zamanın değişmesi dolayısıyla hükümlerin değiştirilmesinden vazgeçilemez» fıkıh kuralı, adli politikamızın temelini oluşturmaktadır. Bu ana kural içinde hareket eden Adalet Bakanlığımız, mecellenin içermediği veya belirlemediği güç ve açık olmayan durumların, uygun hükümlerle genişletilmesi ve sağlamlaştırılması gereğine inanmıştır. Ve bu konuyla uğraşmak üzere, uzmanlardan oluşan bir heyet kurulması için bir kanun önerisi hazırlamak üzeredir. Adalet Bakanlığı bu prensip içinde çalışmalarının sonucu olarak, tek yargıç kuruluşunun hemen yüzde doksan oranında, bütün ülkede uygulanması ve özellikle tek yargıçlı mahkemelerde yargılama usulünün sulh yargıçları usulüne uygun olarak adaletin acele dağıtılmasının sağlanması ve yine adli işlerin seri ve başarı ile yönetilmesini sağlamak için on adliye müfettişliği kurulması ve suçlama işlemlerinin kaldırılması ve adli tıp müessesesinin kurulması hususları söylemeye değerdir. Ceza muhakemeleri usulünün düzeltilmesi, aşiret hayatı geçiren bazı bölgeler halkının doğal ihtiyaçları ve sosyal durumları ile uygun basit bir usulde hazırlanması, cezaevlerinin düzeltilmesi gibi, diğer önemli hususlar adı geçen bakanlığın yeni yıl içindeki çalışma konularını oluşturmaktadır. Yargıçlar ve adliye mensuplarının şerefli görevlerine uygun seçkin değere sahip bulunmaları adliyemizin övünç kaynağıdır. Adalet Bakanlığının ve mevcut mahkemelerimizin özel niteliklere sahip yargıçlarla donatılması ve sağlamlaştırılması için, bir hukuk fakültesi kurulmasını uygun görerek karar veren Yüce Meclisimize teşekkür ederim. Bu yüksek kurum için 1922 yılı bütçesine gereken para konmuştur. Önemli bir kısım gerçekleştirilen ve diğer bölümünün gerçekleştirilmesine çalışılan bu hususların tamamlaması, adli hayatımızın bütün dünyaca kab

GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara) - Muhterem efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi dün üçüncü yasama yılını tamamladı. Bu gün dördüncü yasama yılımıza girmiş bulunuyoruz. Zaman geçerken Türkiye'nin milli davası da aralıksız ve hep ileri doğru yürümüştür. Eriştiğimiz her yeni yıl bizi istenilen sonuca biraz daha yaklaştırmıştır.
Geçirdiğimiz son yılın bütün olaylarını ve sonuçlarını hayalden arındırarak, bir cümle ile özetlemek gerekirse, diyebilirim ki, geçen yıl içinde amacımıza daha çok yaklaşmış bulunuyoruz. Şu saatte ilk gününe erişmek ile mutluluk duyduğumuz dördüncü yılın, milli amacımızın, belirli şartları içinde tam anlamı ile gerçekleşmesini sağlayacak bir yıl olmasını yüce Allah'tan dilerim.
Meclisteki bütün saygıdeğer arkadaşlarımla birlikte bütün milletin yeni yasama yılını kutlarım. (Teşekkür ederim sesleri)
Efendiler,
Bildiğiniz gibi, geçen yılın ilk yarısı sırasında tüm gücümüzü ve çalışmalarımızı Yunan ordusunun vatanımızın kutsal ocağında boğmaktan ibaret olan ilk önemli görevin gerçekleştirilmesine ayırdık ve başardık. (Elhamdülillah sesleri) Fakat milli zaferin kesin siyasi sonucu henüz alınamadı. Bu nedenle de yılın ikinci yarısı, savaş ile ilgili hazırlıklarımızı aynı dikkat ve aynı çaba ile sürdürmekle geçti.
Demek istiyorum ki, üçüncü yasama yılında doğrudan doğruya ülke ve ulusumuzun gelişme ve mutluluğu ve ekonomik durumunun yükseltilmesi için harcanan. çabalar, geçen yıllarda olduğu gibi, savaş cephelerine ayrılmış olan kaynaklarla ve askeri kuvvetlerimizden artırabildiğimiz bölümle sağlanabilmiştir. Böyle olmakla birlikte, milli yönetimimiz, bir yandan büyük bir düşman ordusunu yok edebilecek kudrette bir ordu oluştururken, diğer yandan da devlet yapısının bütün bölümlerinde zamanın gerektirdiği bazı sıkıntı ve ihtiyaçları kısmen olsun giderebilmiştir. Bundan da öte, geçmiş yönetim sistemlerinin barış yılları sırasında bile ihmal ettiği bazı hayati zorunlulukların yerine getirilmesini gerçekleştirme gücünü göstermiştir.
Efendiler,
Girdiğimiz yılın bir barış yılı olması ihtimali kadar bir savaş yılı olması ihtimali de vardır. Bu ikinci ihtimale göre tedbirli bulunmak uygun olacaktır. (Şüphesiz, tabii, hay hay sesleri) Bu nedenle yeni yılda yapacağımız iç kalkınmamızla ilgili çalışmalar için geniş planlarımızı konuşmaktan sakınacağım.
Eğer savaş sürerse, bizi büyük ve başarılı sonuca kavuşturacak olan denenmiş ve pratik sistem içinde savaş çalışmalarına devam edeceğiz. Bu çalışmalarımızda şimdiye kadar olduğu gibi, ezilmiş ulusumuza büyük başarılar bağışlayan yüce Tanrı'nın ilahi yardımlarına ve milletimizin zorluk karşısında eğilmeyi kabul etmeyen kesin kararlılığına ve iradesine dayanacağız.
Bu durumda, Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları şimdiye kadar olduğu gibi milli görevlerinin gereğini kahramanca yerine getirecektir. (Alkışlar)
Yaşam ve bağımsızlık için, ulusumuzun amaçladığı biçimde bir barışa kavuşursak, o zaman bütün kaynaklarımız ve üretimimizden sağlanan gelirlerle, iç kalkınmamıza yönelik çalışmalara ağırlık vereceğiz.
Arkadaşlar,
Barış döneminde yapmak zorunda olduğumuz şeyler pek çoktur. Milletimizin ve ülkemizin kalkınması ve zenginleşmesi, halkımızın eğitilmesi ve modernleştirilmesi, sağlık sorunlarının çözümlenmesi için kesin ve ciddi bir program içinde ilk barış günlerinden başlayarak bütün ulusun uyum içinde çalışmasını sağlamak ilk ve önde gelen görev olacaktır. Bu konuda şimdiden fazla görüş bildirmekten kaçınarak son yıl içinde çeşitli yönetim bölümlerimizin çalışmalarını özetleyeceğim:
İç işleri durumumuz:
Efendiler, geçen yıl içinde İçişleri Bakanlığı, ülkede güvenlik ve asayişin kesin şekilde sağlanmasını amaçladı. Bu amaca. kavuşmak için özel önlemler aldı. Askeri kuvvetlerin de yardımı ile Karadeniz sahilinde ve Amasya, Tokat livaları içinde Rumların Pontus adlı kuruluşunu dağıttı. Sürekli izlenerek bu kuruluşun eşkıya topluluğu perişan edildi.
Orada burada ortaya çıkan adi eşkıya çeteleri kırk sekize yük selmişti. Bunlara karşı özel önlemler alınarak bunlar tam olarak yok edilmiş ve bu kırk sekiz çete mensuplarından bazılarının oluşturduğu yalnız sekiz çete kalmıştır. Aynı özenle sürecek olan izlememiz sonucunda bunların da ortadan kaldırılıp yok edilmeleri sonucu sağlanacaktır.
Güvenlik ve asayişin tek koruyucusu olan jandarma sınıfının düzeltilmesi ve iyileştirilmesi önemli olduğundan jandarma okullarının çoğaltılması çalışmalarına başlandı. Bunun sonucu olarak, Ankara'daki subay okulu ile karakol komutanları okulunun ve Kayseri ile Giresun'daki okullara yeni katılanlar ile karakol komutanları sınıfları bulunan okulların yetiştirdikleri 30 subay ve 270 astsubay ile 950 er birliklere dağıtıldı.
Kars'ta da acemi er ve karakol komutanları sınıflarını içine alan bir okul açıldı. Okullarda halen öğrenimlerine devam eden 800 acemi er ile 80 astsubayın öğrenim dönemleri bitmek üzeredir. Yeni açılan Kars okulunda da 200 acemi er ile 50 astsubayın öğrenimine başlanılmıştır. Ülkenin güvenlik ve asayişini sağlamak üzere uğraşan jandarma birlikleri aynı zamanda adli görevlerini iyi bir şekilde yapmışlardır. 1922 yılı içinde yerine getirilmesi gerekli 84 516 çağrı ve 59 460 hazır etme, 17 338 tutuklama, 708 yakalama ve 10 476 süre tanıma kararı, 6 516 karar sonucu ve 6 561 davetiye müzekkeresi gereğini yerine getirmiştir. 1922 yılı içinde meydana gelen 16 561 suçun 38 518 kişiden oluşan sanıklarından 21 919'u yakalanarak adliyeye teslim edilmiştir. Yakalanan şahıslardan birçoğu çeşitli suçlara karıştıkları için, sanıkların yakalananlar sayısından daha çok olduğunu düşünmek gerekir. Bu arada askere çağırma ve toplama, bakaya ve kaçakların yakalanması, taşıma araçlarının çağrısı ve gönderilmesi ile önemli görevlerin yerine getirilmesi de buna eklenirse jandarma kuruluşunun anılmaya değer bir hizmet yaptığı görülür.
Milli hükümetin yönetim bölgesine geçen İstanbul'da da düzen ·ve asayiş memnuniyet verici bir şekilde sağlanmıştır.
Güvenlik ve asayişin sağlanmasından sonra İçişleri Bakanlığının en çok önem verdiği sorun, memurların yürürlükteki kanun hükümlerini iyi uygulamalarını sağlamaktı. Doğrusu 1921 yılında İçişleri teftiş heyetinin kaldırılması dolayısıyla denetimsiz kalan işler ve işlemlerde düzensizlik görülmüş ve yer yer şikayetler yapılmıştır.
Yapılan tekIif üzerine teftiş kurulunun yeniden kurulmasını Yüce Meclis uygun görmüş ve müfettişlerin bir kısmı 1922 mayısında, geri kalan kısmı da daha sonraki tarihlerde göreve başlamış olmalarına rağrnen 94 memur hakkında soruşturma yapmış ve tamamlamıştır. Bu soruşturmaların kanuni sonucu olarak, 3 mutasarrıf, 5 kaymakam, 2 yazı işleri müdürü, 2 komiser görevden alınmış ve 3 memur 1 jandarma yüzbaşısına işten el çektirilmiş, 85 memur hakkında da soruşturma yapılmıştır. Teftiş kurulu bu süre içinde 3 nahiye, 63 özel idare, 38 hapishane, 48 jandarma, 28 polis, 48 nüfus, 48 idare meclisi, 55 belediye ve 32 yazı işleri kalemi, toplam 363 daireyi ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının gerekli görmesi üzerine de 15 Kızılay şubesini denetlemiş ve bu denetimin gereği yapılmıştır. Teftiş Kurulunun bu ilk dönemle ilgili çalışmaları, işlemlerin düzeltilmesine ve memuriyette görev duygusunun artmasına yaramıştır. Bu yıl kadrosunun kabul edilmesinden sonra tam kadro ile ve zamanında işe başlayacak olan teftiş kurulu İçişleri hizmetlerinin düzelmesini sağlayacak bir kuruluş olacaktır.
1922 yılında özel idarelerce yapılan yerel hizmetler:
3 erkek, 1 kız öğretmen okulu ve 5 erkek, 3 kız lisesi ve 134 erkek, 30 kız ilkokulu ve 10 sanayi ve 2 çırak okulu açılmıştır.
1922 yılında özel idare gelirindsn bayındırlık hizmetleri için 536 510 ve okul inşaatı için 190 000 ve hastahaneler için 32 530 ve basımevi ve kütüphaneler kurulması için 200 360 ve fidanlık ve numune bahçesi için 5 000 ve damızlık hayvanlar satın alınması için 12 400 ve tarım aletleri satın alınması için 15 250 lira ayrılmıştır.
Geçen yıla kadar belediye başkanlarının seçimini mülki amirler yapıyordu. Milli egemenlik prensibine aykırı bulunan ve birçok şikayete neden olan bu yöntemin kaldırılması ve seçim hakkının belediye üyelerine verilmesi konusunda yüce Meclisçe kabul edilmiş olan kanunun uygulanmasına başlanılmıştır. Yüce Meclisçe görüşmelerine devam edilmekte olan Yasak Hususlar Kanunundan başka, yüce Meclise takdim edilmiş olan İ1 Meclisleri Kanun tasarısının da bir an önce tamamlanması bütün yönetimimize büyük rahatlık kazandıracaktır.
Posta ve telgraf işlerinde önemli görüşmelerin çokluğu ve önemi nedeniyle hatlardan normal görüşmeler yapılamıyordu. Bundan dolayı oluşan gecikmeyi önlemek için ana hatta ek olarak iki bin elli kilometre telgraf hattı döşendi. Cephelerde askeri görüşmeleri sağlamak için askeri hatlar inşa olundu. Bundan başka, ticari işlemlere kolaylık olmak üzere para gönderme ve koli hizmetleri birçok merkeze ve bu arada Suriye'ye de sağlandı. Kurtarılan şehirlerde pek kısa bir zamanda idari kuruluş tamamlanarak görüşme ve diğer bütün işlerin düzen içinde sürdürülmesi sağlanmaktadır. İşgalin sürdüğü süre içinde ve milli idarenin kurulmasından önceki günlerde el konmuş olan menkul ve gayrimenkul mallarla ilgili sorunları incelemek ve bunların gereğini yapmak için bu genelge gereği yağma işleri komisyonları kurulmuştur. Ayrıca, vatan yararlarına aykırı davranışlarda bulunan ve düşman ile işbirliği yapanlar hakkında da kanuni işlemler sürdürülmektedir.
Kızılay, Çocuk Esirgeme, Müdafaa-i Hukuk, Asker Ailelerine Yardım kurumları gibi kuruluşların ve özellikle Kızılay'ın yaptıkları çalışmalar her türlü övgünün üstündedir.
Yeni yıl için içişleri ile ilgili işlere ve düşüncelerimize gelince:
Jandarmanın düzenlenmesi ve iyi bir duruma getirilmesi, jandarma okullarının çoğaltılması ve bu cümleden olarak İzmir, İstanbul, Adana'da karakol kumandanları sınıfları da olan birer acemi er ve Edirne, Bursa, Konya ve Sivas'ta karakol kumandanları okulları kurulması düşünülmektedir. Jandarma, ödeneğinin artırılması konusunda kabul edilmiş olan kanun, yeni yılın güvenlik hizmetlerini önemli bir şekilde kolaylaştıracaktır. Her yönetimde olduğu gibi, jandarmada göre

Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türk Cumhuriyeti Adliyesinde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek ve son derece önemli bir görev ve makamın temsilcileri olmak üzere tanırım. Devrim Savcılarının, kendilerine verilen bu büyük görevin önemine uygun olarak gayretli ve çalışkan olmaları konusunu, adliyemizin başarı ve üstünlüğünün en önemli etkenlerinden sayarım. Laik Türk Devrimi, çağımızın uluslara yaşama ve yükselme yeteneğini veren en son ve en uygar ilkelerinin bir ifadesi ve Türk Ulusunun büyük fedakârlıklarıyla sürdürülen ve kazanılan büyük mücadelesinin eseridir. Devrimlerin gerçekleşmesi, kararları ve kanunlarıyla, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü; bütünü itibariyle de Türk Ulusunun bütün haklarıdır. Devrimlerin her biri, ulusun emeği ve hakkı ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Savcılarımızın, devrimin gerekleri etrafında, en kıskanç ve uzakları gören hassas nöbetçiler olmalarını, asıl görevlerinden sayarım.
Türk Cumhuriyeti, ulusun kaderini yıllarca hastalıklı ve korkunç gelenekleriyle, zulüm ve baskının kan ve yangınları içinde sürükleyen saltanat ve hilâfet tarihini yıktı. Bu mücadelenin asıl amaçlarından biri de, zayıf olanları zorbaların baskısından ve entrikacıların âleti olmaktan kurtarmak ve ulusu kendi kaderine sahip kılmaktır. Çağdaş ve uygar bir ulusuz. Ulusumuz, Batı uygarlığını kayıtsız şartsız kabul etmiştir. Hayatta başarılı olmanın tek yolu budur. Yılmaz ve kesin kararlı devrimlerimiz, Türk ulusunun yaradılıştan gelen büyük yeteneğinin gelişmesi ve artırılması için gereken zemini hazırlayarak hızla ilerlemektedir. Yüksek amaca yönelik herhangi bir suikast failinin durmaksızın kovuşturulması ve kovuşturmanın, ulusun bütün hakları tatmin ve tazmin edilinceye kadar, hakim önünde de kaygı ve ısrarla sürdürülmesini ve sonuçlandırılmasını isterim.
Bütün düşüncelerin üzerinde olan kamu hukuku ve kamu yararının korunmasının, devlet ve hükümet gücünün mutlaka sağlanması ve korunmasıyla mümkün olabileceğini önemle hatırlatırım. Cumhuriyette devlet ve hükümet gücü, ulusal irade ve ulusal egemenliğin en kesin ve en temel ifadesi ve görünümüdür. Türk yasalarına dayanan bu yetki ve güce engel olacak en küçük bir girişimin dahi, ulusun egemenlik hakkına açık bir saldırı olarak değerlendirilerek, buna yeltenenlerin mutlaka mahkeme huzuruna çıkarılmasını talep ederim. Özgürlüğü ve yasaları bir alet gibi öne sürerek, ulusun en küçük bir yararını bile tehlikeye atmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Devlet halinde yaşayan uygar uluslarda, özgürlük ulusun emrindedir; yüksek yararlarının gerektirdiği şekilde genişletilir, sınırlanır ve belirlenir. Yakın tarihimizde ve eski zamanlarda, dinlerin zorba hükümdarların, rahipler ve çıkar sağlayanların elinde bir baskı aracı olması gibi, çağımızda kesinlikle izin verilemez ve hoş görülemez. Devrime karşı koyan muhalefetin özgürlükten ve yasadan yararlanmaya hakkı yoktur. Bireyin değil, bireylerin tamamını ifade eden toplumun ve devletin yararı her düşünce ve kaygıdan önce gelmelidir. Sınırsız bireysel özgürlük ve kişisel çıkar peşinde olanlar, kendi emellerini, çıkarlarını ulusun yüksek çıkarları ve özgürlüğünden üstün tutanlardır. Sınırsız kişisel özgürlükler, kişisel çıkarlar, uygar ve düzenli toplumları, devletleri yıkarak anarşiyi ve çoğunlukla da zorbalığı yaratır. Anarşi ve zorbalık, doğrunun yanlışa, zayıfın güçlüye yenilmesi sonucunu doğurur. Uygar uluslarda, yasa ve özgürlük, yüksek çıkarların korunması için düzenlenir ve kabul edilir. Çağdaş devlet kurmaya ve bu kuruluştan yararlanmaya karar veren toplumlarda, bu kesin bir şart ve zorunluluktur. Birey yok, toplum vardır. Zorbalık ve monarşiyle yönetilen ülkelerde, yasa ve özgürlük bir kişinin veya sınıfın emellerini sağlamaya yarayan bir araç olur. Göçebe veya ilkel topluluklarda, toplum değil kişinin çıkarları vardır.
Halkçılık esaslarına dayanarak yönetilen bir ülkede, düzenin diğer her yönetim şeklinden daha fazla önem ve ısrarla kurulması ve geliştirilmesi gerekir. Bu kuralın, çağımız uygarlığının başarı sırlarından en önemlisi olduğunu hatırlatırım. Halk yönetiminin, ancak bu şekilde başarıya ulaşacağından ve insan haklarının ancak bu yoldan korunabileceğinden asla kuşku duyulmamalıdır. Düzen ve işleyiş, halk cumhuriyetlerinde, ulusal egemenlik ve ulusal çıkarlar gibi en yüksek yetkinin bir gereğidir. En son hukuk kurallarına dayanan bu gerçekleri, Türkiye Cumhuriyeti Savcılarının, bir an için bile gözden uzak tutacaklarına ihtimal vermem. Yasalarımızın uygulanmasında, bu yönlerin önemle ve mutlaka dikkate alınmasını talep ederim.
Savcılarımızın, kovuşturmak ve açmak zorunda oldukları ceza davaları, mahkeme huzurunda, her türlü delille aydınlatılacaktır. Cumhuriyet Savcılarının bu konuda yapacakları açıklamaları, kamu hukuku adına istenen ceza, suç ve sanık hakkında kamuoyunun aydınlatılması için ve verilecek hükmün niteliğine ilişkin açık bir fikir edinilmesini sağlamak için gerekli bulurum. Davaların Yargıtay'ca incelenmesi sırasında da, bu konunun büyük kolaylık sağlayacağı açıktır.
Savcılık, karar değil, dava makamıdır. Yargılama sırasında ve duruşmada, savcılarımızın kendilerini herhangi bir davanın taraflarından sayarak ısrarla açıklamaları ve görüşlerinin kabul edilmesini ve desteklenmesini sağlamak için, tüm tarihsel ve yasal araçlardan yararlanmayı ihmal etmemeleri gerekir.
Kamu Hukuku adına ortaya koyduğu bir talebin desteklenmesini sağlayamamanın, bir Cumhuriyeti Savcısı için övünülecek bir konu olamayacağını hatırlatmak isterim.
Cezaevlerinin haftada bir mutlaka denetlenerek, yargılama olmaksızın tutuklu kalanların, kısaca nedenleriyle birlikte derhal en yakın müfettişliğe ve Adalet Bakanlığına bildirilmesi gerekir. Bir soruşturmanın başlatılabilmesi ve sürdürülebilmesi için bir şikayet veya zabıtanın bildirimi beklenecektir. Duyuma dayanarak soruşturmaya başlanarak, herhangi bir olayla ilgili olarak merciinden bilgi alınarak gerçeğin aydınlatılması ve konunun ilgi ve dikkatle izlenmesi, kamu hukuku ve kamu güvenliğinin esenliğini sağlamak bakımından çok önemlidir.
Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez. İnsan hakları, yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan Cumhuriyet Savcılarıdır. Kendilerini kimsesiz görenlerin, yanlarında her an haklarını aramakla görevli Cumhuriyet Savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. Zayıf ama haklı olanların en güçlü durumda olmaları, adliyemizin en belirgin özelliği ve ülküsüdür. Cumhuriyet Adliyesinin yükselmesini bir onur meselesi saydıklarından hiç kuşku duymadığım çalışma arkadaşlarıma bu onurlu görev alanında mutlak ve muhakkak olan başarılarını coşkuyla dilerim efendim.

Hanım ve Bey Arkadaşlarım;
Bana huzuru nezihanenizde söz söylemek fırsatını bahşettiğinizden çok bahtiyarım. Bunun izin size sureti mahsusa da teşekkür ederim. Derekap ilave etmeliyim ki, İnebolu’nun muhterem halkı beni çok samimi kabul etti; hakkımda kalbi tezahüratta bulundu. Bunun bende tevlit ettiği memnuniyet hislerini Belediye Dairesinde ve Hükümet Konağında bilvesiyle söylemiştim. Fakat burada huzurunuzda bir defa daha bu memnuniyetimi ve samimi teşekküratımı ifade etmek benim için çok zevkli bir vazifedir. Müsaadenizle onu ifa edeyim:
Arkadaşlar, ben sevgili memleketimizin hemen bütün aksamını gezdim, gördüm. Bütün vatandaşlarımızın büyük kitleleriyle yakından temas ettim. Bütün bu candan temasların bende bıraktığı silinmez hatıratı hürmetle yad ve tezkar ederken, beyan etmeliyim ki bu havalide Çankırı ve Kastamonu havalisinde ilk defa olarak seyahat ediyorum. Samimi arkadaşlar bu havaliyi yakından görmek benim için mukaddes bir emel halinde idi. Bu emel şüphesiz memleket ve millet vezaifini vukuflu ifa noktainazarından aynı zamanda bir vazife idi. Onun için vilayet namına Ankara’ya gelen heyeti muhteremenin vuku bulan davetine memnuniyetli ve derhal icabet ettim. Bu noktada güzel ve yüksek bir tecelliyi ifade etmek, benim için çok medarı iftihar olacaktır. Benim şu veya bu sebeple tehir ettiğim mühim vazifeyi millet bana ihtar etmiş ve yaptırmıştır. Bunu milletin ruhu müşterekindeki ulviyeti irşadına parlak bir misal olarak zikretmeliyim.
Efendiler; Bu hitap münasebetiyle ufak bir noktayı tekrar edeyim. "Efendiler” dediğim zaman başka bir yerde olduğu gibi burada da bunun medlulü hanımefendiler ve beyefendiler. Efendiler, bu seyahatim ne isabet oldu, vasi ormanlarıyla, müteaddit ve mütenevvi madenleriyle Türkiye Cumhuriyetinin en mühim servet menbalarını ihtiva eden bu mıntıkayı yakından görmek benim için ne kadar istifadeli oldu. Fakat çok yüksek seda ile ifade etmeliyim ki, bundan daha çok daha kıymetli istifade bahşolan bu mıntıka halkına yakından temas etmek oldu. Bütün meşhudatım her noktainazardan beni çok bahtiyar etmiştir. Çankırı’dan Kastamonu’ya, Ankara’dan İnebolu’ya kadar bütün bu üç yüz elli kilometrelik güzergahta, bugün burada samimi huzurlarıyle şerefyap olduğum muhterem İnebolulularda gördüğüm tenevvür, yüksek zihniyet ve inkişaf derecesi cidden iftihara şayestedir. Cidden ehemmiyetle zikre şayandır. Güzel kalpli kardeşler; bu bariz hakikatın aksini iddia edenlerin de, mevcudiyetini düşündükçe mütellim oluyorum. Bu gibiler millete kendi gafletlerini umumi zannetmek gafleti amikasındadırlar. Kendi dar zihniyetlerini vahidi kıyası tutarak milleti her türlü yüksek teceddütten mahrum etmeğe kalkışıyorlar. Milletin medeniyet ve insanlık yolundaki uzun hatvelerini durdurmak için adeta çırpınıyorlar. Fakat o gibiler niçin düşünmüyorlar ki, buna artık imkan kalmamıştır.
Ey memleketini seven ve memleketi, milleti için hayatın fedadan çekinmemiş bulunan kıymetli vatandaşlar; hep beraber bütün cihana sarih ifade edelim ki, bunca inkılabın şuurlu kahramanı olan bu millet, medeniyet güneşinin bütün hararetini almıştır, masetmiştir. Şüphe etmeğe mahal var mıdır ki, bu hararetin füyuzatı elbette emrivaki halinde mütecelli olacak, fışkıracaktır. Muhterem arkadaşlar, gerçi çok kısa bir zamanda seri ve kesif denilecek kadar siyasi, idari, içtimai inkılaplar yaptık. Yaptıklarımızın sü’rat ve kesafetinden ancak memnuniyetle ve bahtiyarlıkla bahsolunabilir. Çünkü bu böyle olmasaydı, kurtuluş ihtimali tehlikeye düşebilirdi. Emniyet etmek muvafıktır ki, ve böyle yapmak zarureti olduğu içindir ki, böyle yaptık. Artık bugün her şeyi anladığına kani olduğum muhterem vatandaşlar size sual tarzında bazı hitaplarda bulunacağım. Hakimiyetine sahip olan bu milletin başında bir dakika bile olsun bir sultanı bırakmak caiz olabilir miydi? Bunu sizden soruyorum (asla, katiyen sesleri).
Benim sevgili kardeşlerim; fikir ve idrak sahibi olduğunu büyük hadisat ile isbat etmiş olan bu millet, Allah’ın gölgesi, peygamberin vekili olduğunu iddia küstahlığında bulunan halife unvanındaki gafillere cahillere, riyakarlara vatanında, vicdanında yer verebilir miydi? Bunu sizden soruyorum (Haşa, katiyen sesleri).
Ey büyük millet, cihan aileyi medeniyetinde mevkii ihtiram sahibi olmağa layık Türk Milleti, evlatlarına vereceği hırsı, vereceği terbiyeyi mektep ve medrese namında birbirinden büsbütün başka iyi nevi müesseseye takdim etmeğe hâlâ katlanabilir miydi? Terbiye ve tedrisatını tevhid etmedikçe aynı fikirde, aynı zihniyette fertlerden mürekkep bir millet yapmaya imkan aramak abesle iştigal olmaz mıydı? Efendiler, Türkiye Cumhuriyetini tesis eden Türk halkı medenidir. Tarihinde medenidir, hakikatta medenidir. Fakat ben sizin öz kardeşiniz, arkadaşınız, babanız gibi haber vermeye mecburum ki medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halk; fikriyle, zihniyle medeni olduğunu isbat ve izhar etmek mecburiyetindedir. Medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı aile hayatiyle, yaşayış tarzıyle medeni olduğunu göstermek mecburiyetindedir. Velhasıl medeniyim diyen Türkiye’nin, hakikaten medeni olan halkı baştan aşağıya vaz-ı haricisiyle dahi medeni ve mütekamil insanlar olduğunu fiilen göstermeğe mecburdur. Bu son sözlerimi vazih ifade etmeliyim ki, bütün memleket ve cihan ne demek istediğimi suhuletle anlasın. Bu izahımı heyeti aliyenize, heyeti umumiyeye bir sual tevtihiyle yapmak istiyorum.
-Bizim kıyafetimiz milli midir? (Hayır, hayır sadaları)
-Bizim kıyafetimiz medeni ve beynelmilel midir? (Hayır, hayır sadaları)
Size iştirak ediyorum. Hayır, hayır, hayır tabirini mazur görünüz. Altı kaval üstü şişhane diye ifade olunabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne de beynelmileldir. O halde kıyafetsiz bir millet? Bu olur mu arkadaşlar? Böyle tavsif olunmağa razı mısınız arkadaşlar? (Hayır, hayır katiyen sesleri)
Çok kıymetli bir cevheri çamurla sıvıyarak enzori aleme göstermekte mana var mıdır? Ve bu çamurun içinde cevher gizlidir. Fakat anlamıyorsunuz demek müsip midir? Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak elzemdir ve tabiidir. Cevherin muhafazası için bir mahfaza yapmak lazımsa onu altından veya platinden yapmak icap etmez mi? Bu kadar açık bir hakikat karşısında tereddüt caiz midir? Bizi tereddüde sevk edenler varsa onların humk u belahatine hükmetmekle hâlâ mı tereddüt edeceğiz? Arkadaşlar Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeğe mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için çok cevherli, milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu iktisa edeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, caket ve bittabi bunların mütemmimi olmak üzere başta siperi şemsli serpuş, bunu çok açık söylemek isterim:
Bu Serpuşun İsmine Şapka Denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi… İşte şapkamız. Buna caiz değil diyenler vardır. Onlara diyeyim ki çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz. Ve onlara sormak isterim:
Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olur da şapkayı giymek neden olmaz ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının kisve-i mahsusası olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler? Bu noktainazara ait beyanatımı bitirmezden evvel birkaç kelime daha söylemek isterim.
Efendiler, içtimai hayatın mebdei, ukdesi aile hayatıdır. Aile izaha hacet yoktur ki, kadın ve erkekten mürekkeptir. Kadınlarımız hakkında, erkekler hakkında söz söylediğim kadar fazla izahatta bulunmayacağım. Fakat bu mevcudiyeti ulviyeyi bilhassa huzurlarında müsamaha ile geçemem. Müsaade buyurulursa bir iki kelime söyleyeceğim ve siz ne söylemek istediğimi suhuletle anlayacaksınız. Esnayı seyahatimde köylerde değil bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapamakta olduklarını gördüm. Bilhassa bu sıcak mevsimde bu tarz kendileri için mutlaka mucibi azab ve ızdırap olduğunu tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim hodbinliğimiz eseridir. Çok afif ve çok dikkatli olduğumuzun icabıdır. Fakat muhterem arkadaşlar, kadınlarımız da, bizim gibi müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onlara mukaddesatı ahlakiyeyi kuvvetle telkin etmek için, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, nezahetle teçhis etmek esası üzerinde bulunduktan sonra fazla hodbinliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana göstersinler. ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur. Arkadaşlar, sureti mahsusada telaffuz ediyorum. Korkmayınız, bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve mühim bir neticeye isal ediyor. İsterseniz bildireyim ki bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye vusul için lazım gelirse, bazı kurbanlar da verelim. Bunun ehemmiyeti yoktur. Mühim olarak şunu ihtar ederim ki, bu halin muhafazasında taannüt ve taassup, hepimizi her an kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz. Hanım ve Bey arkadaşlarım; Size malumunuz olan bir hakikati kısa bir cümle ile tekrar arzedeceğim; beni mazur görünüz. Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet beyhudedir. O gafil ve itaatsizler hakkında çok biamandır. Dağları delen, semalarda pervaz eden, göze görünmeyen serattan yıldırlara kadar her şeyi gören, tenvir eden, tetkik eden medeniyetin muvacehei kudret ve ulviyetinde kurunu vustai zihniyetlerle, iptidai hurafelerle yürümeğe çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve zelil olmağa mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı mütemeddin ve mütekamil bir millet olarak ilelebet yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihti namesbuk kahramanlıklarla parça parça etmiştir.

(Acele ve Mühimdir) Konya: 19.2.1931
Başvekalete
Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri, eski sanat ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim.
1. İstanbul'dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya'da mevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımı ile tasnif edilmektedir. Ancak memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan meydana çıkarılacak olanların ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap hale gelmiş olan abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerinde ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarına kat'i lüzum vardır. Bunun için Maarifçe harice tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye tahsisinin muvafık olacağı fikrindeyim.
2. Konya'da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabi içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki şaheserleri kıymettar bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alaaddin Camisi, Sahipata medrese, cami ve türbesi, Sırçalı Mescid ve İnce Minare derhal ve müstacelen tamire muhtaç bir haldedir. Bu tamirin gecikmesi bu abidelerin kamilen inhirasını mucip olacağından evvela asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kaffesinin mütehassıs zevat nezaretiyle tamirinin temin buyrulmasını rica ederim.

Vatandaşlarım!
Sekiz sene evvel, mustarip, ağlayan İstanbul'dan kalbim sızlayarak çıktım. Teşyi edenim (uğurlayanım) yoktu. Sekiz sene sonra, kalbim müsterih olarak, gülen ve güzellemen İstanbul'a geldim, iki büyük cihanın birleştiği noktada, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir. Sekiz sene önce buradan ayrılırken, kalbi yaralı olanlardan biri de bendim. Sekiz sene, heyet-i içtimaiyemizin (toplumumuzun) yeni girdiği devrin tarihi, içine aldığı ihtilâllerin, inkılâpların neticeleriyle doludur.
Aziz İstanbul halkına, sekiz sene evvelki kadar, içinde yedi evliya kuvvetinde bir heyula (hayalet) tasavvur ettirilmek istenen bu sarayın içinde konuşuyorum.
Yalnız artık bu saray, zıllulahların (Allah'ın gölgelerinin) değil, zil olmayan (gölge olmayan) milletin sarayıdır ve ben burada, milletin bir ferdi, bir misafiri bulunmakla bahtiyarım..."

Efendiler;
Aziz Türkiye'mizin iktisadi tealisi esbabını aramak ve bulmak gibi vatani, hayati ve milli bir gaye-i mukaddese için bugün burada toplanmış olan sizlerin, muhterem halk mümessillerinin huzurunda bulunmakla çok mesut ve bahtiyarım.
Efendiler;
Uzun gafletlerle ve derin lakaydi ile geçen asırların bünye-i iktisadiyemizde açtığı yaraları tedavi etmek ve çarelerini aramak; memleketi mamuriyete, milleti Refahiye ve saadete isal yollarını bulmak için vuku bulacak mesainizin muvaffakiyetle neticelenmesini temenni eylerim.
Arkadaşlar;
Sizler, doğrudan doğruya milletimizi temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntahab olarak geliyorsunuz. Bu itibarla memleketimizin halini, ihtiyacını, milletimizin elemlerini ve emellerini yakından ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alınması lüzumunu beyan edeceğimiz tedbirler, halkın lisanından söylenmiş telakki olunur ve bunun için en büyük isabetlere malik olur. Çünkü halkın sesi, hakkın sesidir.
Efendiler;
Tarih, milletimizin itila ve inhitatı esbabını ararken birçok siyasi, askeri, içtimai sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok bütün bu sebepler hadisat-ı ictimaiyede müessirdirler. Bir milletin doğrudan doğruya hayatiyle alakadar olan, o milletin iktisadiyatıdır. Tarihinin ve tecrübenin tespit ettiği bu hakikat bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde tamamen mütecellidir. Hakikaten Türk tarihi tetkik olunursa itila, inhitat esbabının iktisadi mesailden başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır.
Efendiler;
Tarihimizi dolduran zaferler, yahut izmihlallerin kaffesi ahval-i iktisadiyemizle münasebettar ve alakadardır. Yeni Türkiye'mizi layık olduğu mertebe-i resanete isâl edebilmek için, behemehal iktisadıyatımıza birinci derecede ve en çok ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz, zamanımızın tamamen bir iktisat devrinden başka bir şey değildir.
Bir milletin esbab-ı hayatiyesini, refahiyet ve saadetini teşkil eden iktisadıyatla iştigal etmemesi, edememesi nazar-ı dikkati calib bir keyfiyettir. İtirafa mecburuz ki, iktisadiyatımıza lüzumu kadar ehemmiyet verememiş bulunuyoruz. Bir milletin esbab-ı hayatiyesiyle iştigal etmemesi veya edememesi, o milletin yaşadığı edvar ile ve o edvarı tespit eden tarih ile çok alakadardır. Bunun esbabını geçirdiğimiz edvarda, bilhassa tarihimizde arayabilirsiniz. Şimdiye kadar hakiki manasıyla milli bir devir yaşamadık, binaaleyh milli bir tarihe malik olamadık.
Bu noktaya biraz izah edebilmiş olmak için hep beraber Osmanlı tarihini hatırlayalım: Osmanlı tarihinde bütün gayretler, bütün mesai milletin arzusu, amali ve ihtiyacat-ı hakikiyesi nokta-i nazarından değil, şunun, bunun amalini, ihtirasatını tatmin nokta-i nazarından vuku bulmuştur.
Mesela, Fatih İstanbul'u zaptettikten sonra yani Selçuki Saltanatıyla Şarki Roma İmparatorluğu'na tevarüs eyledikten sonra Garbi Roma İmparatorluğu'na da konmak istedi. Bunun içinde büyün milleti bu hedefe doğru şevketti.
Mesela; Yavuz Sultan Selim, Fatih'in açtığı Garb cephesini tespit ile beraber Asya İmparatorluğu'nu birleştirerek büyük bir İslam ittihadı meydana getirmek istedi.
Kanuni Süleyman, her iki cepheyi tevsi etmek, bütün Bahr-i sefidi bir Osmanlı havzası haline getirmek Hindistan üzerinde nüfuz tesisi gibi şahane bir siyaset takip etmek istedi ve tabii bunun içinde unsur-ı asliyi, milleti kullandı.
Arkadaşlar;
Bütün bu ef'al ve hareket tetkik olunursa, görülür ki, bu kudretli ve azametli padişahlar, siyaset-i hariciyelerini; emelleri, arzuları ve ihtiraslarına istinad ettirmişler ve teşkilat ve siyaset-i dahiliyelerini, bu mevlud-i ihtirasat olan siyaset-i hariciyelerine göre, tanzim mecburiyetinde kalmışlardır.
Halbuki teşkilat-ı dahiliyenin, siyaset-i dahiliyenin vüs'at ve tahammül derecesinde bir siyaset-i hariciye takip eylemek mecburiyeti vardır. Aksi takdirde felaket ve hüsran muhakkaktır.
Filhakika Osmanlı Hakanları asıl olan bu noktayı unuttular. Bütün ef'al ve harekatlarını hayaller ve emeller üzerine bina ettiler. "Teşkilat-ı dahiliyeyi" siyaset-i hariciyeye uydurmak mecburiyeti hasıl olunca, zaptettikleri mahallerdeki anasırı, olduğu gibi muhafaza mecburiyetinde kaldıktan başka onlara istisnalar, imtiyazlar bahşettiler.
Diğer taraftan unsur-i asliyi, uzun seferlerde, fütuhat meydanlarında dolaştırttılar ve bu suretle kendi kendini tahrib etmiş oluyordu.
Bu itibarla Millet, yani unsur-i asli kendi evinde, kendi yurdunda esbab-ı hayatiyesini istihsal için çalışmaktan mahrum bir halde bulunuyordu. Bu tacidarlar, milleti böyle diyar diyar dolaştırmakla iktifa etmiyorlar; belki fütuhat dairesi dahiline giren halkı memnun etmek, ecnebileri memnun etmek için, unsur-i aslinin hukukundan menabi-i iktisadiyesinden bir çok şeyleri (atiyye) olarak onlara bahşediyorlardı.
Mesela Fatih zamanında Cenevizlilere verilen imtiyazlar bu kabildendir. Nitekim bu imtiyazlarla açılan yol bilahare kendisinden sonra tevesü etmiş bulunuyordu. Ve bu imtiyazat, devletin en kuvvetli zamanında, vukubuluyordu ve bunlar, mahza ihsan-ı şahane olmak üzere vukubuluyordu. Kanuni zamanında Venediklilerle bir ticaret muahedesi yapılmak istenmişti. Padişah bunu şerefine mugayir buldu. Zira ona göre muahede, müsavi devletler arasında yapılabilirdi. Halbuki o zaman Venedikliler bir bende makamında idiler. Öyle olmakla beraber ona müsaadatta bulunuldu. İşte bu müsaade kelimesi bilahare (kapitülasyon) kelimesi ile tercüme edilmişti. Bu, arz-ı teslimiyete mecbur olanlar ve bir kal'a içinde mahsur olanlar arasında kullanılan bir kelimedir.
Millet, eviyle ve esbab-ı hayatiyesiyle iştigalden memnu olarak diyar diyar dolaştırılıyorken bu diyarlar halkı birçok imtiyazlara malik olarak çalışıyor, yani fatihler unsur-i asliyi peşine takarak kılıçla fütuhat yaparken, zaptolunan memalik ahalisi kazandıkları imtiyazlarla, muhtariyetlerle sapanlarına yapışıyorlar ve toprak üzerinde çalışıyorlardı.
Fakat efendiler alelacele fütuhat yapanlar, sapanla fütuhat yapanlara binnetice terk-i mevki etmeğe mahkümdur. (Alkışlar) Bu bir hakikattir ki , tarihin her devrinde aynen vakidir. Mesela Fransızlar Kanada'da kılıç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Bir müddet kılıçla sapan yekdiğeriyle mücadele etti.Ve nihayet sapan galebe çalarak İngilizler Kanada'ya sahip oldu. (Alkışlar) Efendiler;
Kılıç kullanan kol yorulur, fakat sapan kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün toprağa daha çok sahip olur. (Alkışlar)
Efendiler;
Osmanlı fatihleri, hakanları, müstevlileri unsur-i asli ile beraber sapanın önünde mağlup olup ric'ate başladıktan sonra asıl felaketlerin büyüğü başladı. Atiyye-i Şahane olarak ecnebilere bahşedilmiş olan ve memleket dahilindeki gayr-ı Müslimlere verilen herşeyi hukuk-i müktesebe telakki olundu. Fakat ecnebiler bununla iktifa etmediler; her gün bunu tevsi için aradılar ve buldular. Anasır-ı dahiliye, muhafazaya muktedir oldukları imtiyazata istinaden ve haricin tertibat ve müzaharetine sığınarak siyasi bir mevcudiyet iktisabı için çalışmaktan geri durmadılar. Ecnebiler bir taraftan anasır-ı dahiliyeyi teşvik, diğer taraftan müdahale ile devlet ve millet aleyhine yeni imtiyazlar alıyorlardı. Bu tazyikat-ı mütemadiye altında zaten fakir düşmüş olan anayurdu ve unsur-i asli, devlete verebilecek parayı güç tedarik edebiliyorlardı. Fakat tacidarlar, saraylar, bab-ı aliler debdebeyi idame için paraya muhtaçtırlar. Bunun için, bunu temin çarelerine tevessül etmiştiler. O çarelerde harici istikrazlar akdi oluyordu. Fakat istikraz şeraitini o kadar fena yapıyorlardı ki, bazılarını ödemek mümkün olmamaya başladı. Ve nihayet birgün devletler Osmanlı Devleti'nin iflasına karar verdiler ve düyun-ı umumiye belasını başımıza çöktürdüler.
Efendiler;
Milletin duçar olduğu bu hazin hal ve bu sefaletin esbabını arayacak olursak, doğrudan doğruya devlet mefhumunda buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanlı Devleti saltanat-ı şahsiye ve en son beş on sene zarfında da saltanat-ı meşruta esasına müsteniden idare-I hükümet ediyordu. Saltanatı şahsiyede her hususta yalnız tacidarların arzu, emel ve iradeleri hakimdir.
Milletin arzu, emel, irade ve ihtiyaçları mevzubahis olmaktan uzaktır. Millet, amal ve iradesinden tecerrüd etmiştir. Tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet-i ilahiye farzederler. Etrafını alan menfaatperestan, padişahın zihniyet ve arzusunu bir lazıme-i semaviye, bir lazıme-i Kur'aniye gibi herkese telkin ederler. Bu telkinat karşısında birgün bütün halk, bu arzu ve iradelerin - bila muhakeme iradat-ı semaviye olduğuna kani olur. Bundan tecerrüde rıza gösteren bir milletin akibeti felaket, musibettir.
Arkadaşlar;
Son tavsif ettiğim noktada artık Osmanlı Devleti hakikatte ve fi'len mahrum-i istiklal bir hale getirilmişti. Bir devlet ki, teb'asına koyduğu vergiyi ecnebilere koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için rüsum muamelesi vesaire tanzimi hakkından men'edilir, bir devlet ki ecnebiler üzerinde hakk-ı kazasını tatbikten mahrumdur. O devlete müstakil denilemez.
Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahalat bundan daha fazladır. Milletin ihtiyacat-ı iktisadiyesinden olan mesela şömendöfer inşası, mesela fabrika yapmak için devlet serbest değildi! Böyle bir şeye teşebbüs olunursa behemehal müdahale olunurdu. Hayatını teminden aciz olan bir devlet müstakil olabilir mi?
Osmanlı ülkesi ecnebilerin müstemlekesinden başka bir şey değildi. Osmanlı halkı, Türk milleti esir vaziyetine getirilmişti. Bu netice, arzettiğim gibi milletin kendi irade ve hakimiyetine malik bulunamamasından, şunun bunun elinde istimal edilmesinden neş'et etmişti.
O halde diyebiliriz ki, milli bir devir yaşamıyorduk. Milli tarihe malik bulunmuyorduk. Osmanlı tarihi padişahların, hakanların, zümrelerin dasitanı mahiyetinde idi. Mazinin tarih diye uzattığı kitabın mahiyeti bundan ibarettir.
Arkadaşlar;
Milletin hakimiyetine sahib olamaması yüzünden dahil olduğumuz Harb-i umumiden ve bu harb-i umumide kıymetli evlatlarınızdan mürekkeb kahraman ordularımızın Galiçya, Romanya, Makedonya, Kafkas Şahikaları , Tur-i Sina çöllerinde duçar olduğu zahmetleri hatırlatacak kadar çok zaman geçmedi 

Atatürk, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Tüzüğü

Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi  : 1/9/1986,      No: 86/10982
Dayandığı Kanunun Tarihi              : 11/8/1983,    No: 2876
Yayımlandığı R.Gazetenin Tarihi    : 16/11/1986, No: 19283
Yayımlandığı Düsturun Tertibi        : 5, Cildi: 26, S. 1101

Madde 1 – Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları organ ve birimlerinin, bilim ve uygulama kolları ile, komisyonlar ve diğer çalışma kollarının görev ve çalışmalarına, plan, program ve bütçelerin yapılmasına, personelin özlük ve üyelerin disiplin işlerine dair esaslar bu Tüzükte düzenlenmiştir.

Madde 2 – Bu Tüzükte geçen;
Yüksek Kurum, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu,
Yüksek Kurul, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulunu,
Yönetim Kurulu, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunu,
Yüksek Kurum Başkanı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanını,
Genel Sekreter, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Genel Sekreterini,
Denetleme Kurulu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Denetleme Kurulunu,
Bağlı kuruluşlar, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu,Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezini,
Kanun,11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununu,
ifade eder.

Madde 3 – Yönetim Kurulu, en az bir hafta arayla ayda iki defa toplanır, gerektiğinde, Yüksek Kurum Başkanınca olağanüstü toplantıya çağrılabilir. Toplantı gündemi, Yüksek Kurum Başkanınca hazırlanır ve üyelere önceden gönderilir.

Madde 4 – Denetleme Kurulu, bağlı kuruluşları,Yüksek Kurum Başkanı adına ve ondan alacağı onay üzerine yılda en az bir defa denetler ve sonuçlarını bir raporla Yüksek Kurum Başkanlığına sunar. Ayrıca Yüksek Kurulun veya Yönetim Kurulunun mali ve idari hususlarda talep ettikleri araştırma,inceleme ve çalışmaları yerine getirmekle görevlidir.

Madde 5 – Genel Sekreter, Yüksek Kurumun idari hizmet ve faaliyetlerini yürütür ve Kanunla verilen görevleri yerine getirir.
Yüksek Kurum Başkanlığı idari birimlerinin başı olarak hizmetlerin etkili ve verimli olması için gerekli tedbirleri alır ve bunların uyum içerisinde çalışmasını sağlar.
Genel Sekreter görevinden dolayı Yüksek Kurum Başkanına karşı sorumludur.

Madde 6 – Hukuk Müşavirinin görevleri şunlardır:
A) Yüksek Kurum Başkanlığı ve bağlı kuruluş başkanlıklarınca sorulan hukuki konular ile hukuki,mali ve cezai sonuçlar doğurabilecek işlemler hakkında görüş bildirmek,
B) Atatürk Yüksek Kurumunun taraf olacağı anlaşmazlıkları önleyici hukuki tedbirleri almak, yapacağı anlaşma ve sözleşmelerin bu esaslara uygun olarak yapılmasına yardımcı olmak,
C) Yargı yerlerinde Kurumu veya bağlı kuruluşları temsil etmek,
D) Kurumla ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik taslaklarını incelemek ve görüş bildirmek.
Bağlı kuruluşlarda hukuk müşaviri varsa, bu görevler onlarca yerine getirilir.

Madde 7 – Özel Kalem Müdürü, Yüksek Kurum Başkanının yazışmalarını yürütür, protokol ve benzeri hizmetlerini düzenler ve Başkanca verilecek diğer görevleri yapar.

Madde 8 – Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Yüksek Kurumun temel hedef ve politikalarının belirlenmesine dair hazırlık,araştırma ve planlama çalışmalarını yapar,bağlı kuruluşlar arasında uyum sağlar, Yüksek Kurumun arşiv ve dökümantasyon hizmetlerini yürütür.

Madde 9 – Yurt İçi ve Yurt Dışı İlişkiler Dairesi Başkanlığı, Yüksek Kurumun amaçları ve çalışma konularıyla ilgili çalışmalar yapan Yurt içi ve dışındaki kurum ve kuruluşlarla gerçek ve tüzel kişileri belirler, çalışmalarını takip eder, Yüksek Kurumun bunlarla münasebetlerini düzenler, Yüksek Kurumun yayın ve tanıtma çalışmalarını yürütür.

Madde 10 – Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığı,Yüksek Kurum ve bağlı kuruluşların insan gücü planlaması ve personel politikasıyla ilgili çalışmaları, personelin özlük, emeklilik ve benzeri işlemlerini yürütür, eğitim planını hazırlar, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim programlarını düzenler ve uygular.

Madde 11 – İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı, Yüksek Kurum için gerekli araç,gereç ve malzemenin sağlanması, taşınmaz mal kiralanması ve satın alınması, temizleme, aydınlatma, ısıtma, bakım, onarım, taşıma ve evrak işlerini, Yüksek Kurum personelinin ve ailelerinin sağlık hizmetlerini, sosyal tesislerin kurulması ve yönetimiyle ilgili iş ve hizmetleri düzenler ve yürütür.

Madde 12 – Yüksek Kurum idari birimlerinin çalışma usul ve esasları yönergelerle belirlenir.

Madde 13 – Bağlı kuruluşlar, organlar, üyeler, kollar, komisyonlar ve idari birimlerden meydana gelir.

Madde 14 – Bağlı kuruluş başkanları, asli üye olamazlar.
Yüksek Kurul,Yönetim Kurulu ve bilim kurulu üyelikleriyle şeref ve haberleşme üyeliğinden birden çoğu bir kişide birleşemez.
Şeref ve haberleşme üyeleriyle ilgili diğer esaslar yönetmelikte gösterilir.

Madde 15 – Bağlı kuruluşlar kendi bünyelerinde ve üniversitelerde, yürütme kurulunun teklifi,bilim kurulunun kararı ve Yüksek Kurum Başkanının onayıyla geçici veya sürekli bilim ve uygulama kolları kurabilirler.
Üniversitelerdeki bilim ve uygulama kollarının kurulmasında, ilgili üniversite rektörlüğünün görüşü alınır.
Bilim ve uygulama kolları,bağlı kuruluşun asli üyeleri arasından bilim kurulunca seçilecek bir başkanla Yüksek Kurulun seçilmiş üyeleri, Yönetim Kurulu ve bilim kurulları üyeler arasından bilim kurullarınca seçilecek üyelerle haberleşme üyeleri arasından bağlı kuruluş başkanlarınca görevlendirilecek üyelerden oluşur. Kollara, bağlı kuruluş başkanınca, yeter sayıda uzman ve idari personel verilir.
Kurulacak bilim ve uygulama kolları plan ve programlarda gösterilir.
Başkan ve üyelerin görev süreleri üç yıldır, yeniden seçelebilirler, seçildikleri usulle görevlerine son verilebilir.
Üniversitelerdeki bilim ve uygulama kollarına seçilecek başkan ve üyelerin üçüncü fıkrada sözü edilen kurullar veya haberleşme üyesi olmaları mecburi değildir.
Bilim ve uygulama kolları içinde, bağlı kuruluş başkanının onayıyla kol başkanına bağlı yardımcı kollar ve çalışma grupları meydana getirebilir.

Madde 16 - Bilim ve uygulama kolları, bağlı kuruluş veya başkan yardımcısına bağlı olarak çalışırlar.Kolların ilişkilerini başkanları düzenler,çalışmalarından başkanları sorumludur.
Bilim ve uygulama kollarının çalışma konuları ve çalışma düzenleri, bağlı kuruluş bilim kurulları kararlarında gösterilir. Kollar, çalışmalarını belirleyecekleri programa göre sürdürürler, çalışmaları ile ilgili olarak üç ayda bir düzenleyecekleri raporları bağlı kuruluş başkanlarına sunarlar.
Üniversitelerde kurulacak bilim ve uygulama kolları,çalışmalarını, bilim ve uygulama kollarına ilişkin yönetmelik hükümlerine ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığıyla Yüksek Kurumun ortaklaşa belirleyeceği esaslara göre yürütürler. Çalışmaları üniversite rektörlüklerince desteklenir.

Madde 17 – Yüksek Kurumda Yüksek Kurum Başkanınca resen, Türk Tarih Kurumu ile bağlı kuruluşlarda bilim kurullarının teklifi üzerine Yüksek Kurum Başkanının onayıyla komisyonlar kurulabilir.
Komisyonlar, bilim kurulları asli üyeleri arasından seçilmiş bir başkanla en az iki üyeden meydana gelir. Komisyonlara bağlı alt komisyonlar kurulabilir. Bunlara kafi miktarda uzman ve idari personel verilir.
Bağlı kuruluşlardaki komisyonlar,başkan ve üyeleriyle birlikte teklif edilir.
Komisyonların ilişkilerini başkanları düzenler,çalışmalarından başkanları sorumludur.
Komisyonlar,üç ayda bir, çalışmalarına dair bir rapor düzenler ve bağlı kuruluş başkanlarına sunarlar.

Madde 18 – Bağlı kuruluşlar sekreterleri,kuruluşlarının idari ve mali işlerini yönlendirir ve yürütürler.
Sekreterler, bağlı kuruluşlar idari birimlerinin başı olarak Yüksek Kurum idari teşkilatı ile işbirliği yaparlar, hizmetlerinin etkili ve verimli olması için gerekli tedbirleri alır ve idari birimlerin uyum içerisinde çalışmalarını sağlarlar.
Görevlerinden dolayı bağlı kuruluş başkanlarına karşı sorumludurlar.

Madde 19 – Bağlı kuruluş idari teşkilatı aşağıdaki görevleri yapmak üzere kurulan müdürlüklerden meydana gelir.
A) Bağlı kuruluşun temel hedef ve politikalarının belirlenmesine dair teklifleri hazırlamak,
B) Araştırma ve planlama hazırlık çalışmalarını yapmak ve uygulamasını izlemek, ortaya çıkan güçlük ve aksaklıkların giderilmesine dair teklifleri belirlemek,
C) Bağlı kuruluşun çalışma konularıyla ilgili çalışmalar yapan yurt içi ve dışındaki kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişileri belirlemek, bunların durum ve çalışmalarını değerlendirmek,izlemek,bağlı kuruluşla ilişkilerini düzenlemek,
D) Bağlı kuruluşun basın, yayın ve tanıtma çalışmalarını düzenlemek,
E) Arşiv ve dokümantasyon işlerini düzenlemek ve yürütmek, yurt içinde ve dışında bağlı kuruluşun amaçları ve çalışma konularıyla ilgili kitap, broşür, dergi ve benzeri yayınları izlemek ve sağlamaya çalışmak,
F) Kitaplık hizmetlerini yürütmek,
G) Evrak ve Yazı işlerini düzenlemek,
H) Personel, güvenlik, temizleme, aydınlatma, ısıtma, bakım, taşıma, sağlık ve benzeri iş ve hizmetleri yürütmek,
İ) Bütçeyi plan ve programlara göre hazırlamak,uygulamak ve mali işleri yürütmek,
J) Döner sermayeyi yönetmeliğine göre yönetmek.

Madde 20 – Plan ve programlar,kısa (1 yıl), orta (5 yıl) ve uzun (10 yıl ve daha çok) vadeli olarak hazırlanır,bütçeler gibi incelenir ve onaylanır.
Yüksek Kurumca, her yıl, plan ve programların hazırlanmasıyla ilgili bir genelge yayımlanır. Genelgede kısa vadeli plan ve programla, yapılacaksa, orta ve uzun vadeli plan ve programların hazırlanmasında uyulacak usuller açıklanır.
Plan ve program çalışmalarına, önceki plan ve program uygulamalarının incelenmesiyle başlanır.
Bağlı kuruluşların plan ve program taslaklarının hazırlanmasından bağlı kuruluş başkanları sorumludur.Bilim ve uygulama kollarının da görüşü alınarak hazırlanan taslaklar, yürütme kurullarınca görüşülerek geliştirilir, planda yer alacak konularla ilgili çalışmaları yürütecek bilim ve uygulama kolları ve yürütme kurullarınca belirlenecek kimseler ve bunların çalışma esasları plana eklenir.
Plan ve program taslakları, bilim kurullarınca bir önceki yılın uygulama rap

Madde 1 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün verilme koşulları ve esasları, Ödül Kurulunun ve Komisyonların çalışma usulleri, değerlendirme esasları, ödül plaketinin ve rozetinin yapılışı, biçimi ve boyutlarıyla para ödülünün miktarının belirlenmesine, ödül töreninin düzenlenmesine ve ödülün verilmesine ilişkin usul ve esaslar, bu Tüzükte gösterilmiştir.

Madde 2 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, Atatürk'ün rölyefi işlenmiş bir plaket, ödül rozeti ve beratıyla para ödülünden oluşur.
Her yıl, sadece, bir ödül verilir.
Ödül plaketi altın kaplanmış gümüşten, ödül rozeti altından yapılır.Ödül beratı, Cumhurbaşkanlığınca düzenlenir ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır. Plaket ve rozetin biçimi ve boyutları, yarışma yoluyla, Ödül Kurulunca belirlenir.
Para ödülünün miktarı, her yıl, Ödül Kurulunca belirlenir.
Belirlemede, verilen son ödülün miktarı ve para değerindeki değişmeler gözönünde bulundurulur.

Madde 3 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülüyle ilgili esaslar ve koşullar şunlardır:

a) Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün verilmesinde, ırk, dil, renk, cinsiyet, din, milliyet ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilemez.
b) Ödülün verilmesinde, dünya barışına, uluslararası ilişkilerde dostluk, anlayış ve iyi niyetin geliştirilmesine, siyasal, bilimsel, sanatsal ve benzeri eserleri, hizmet ve faaliyetleriyle Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda hizmet vermiş olmak koşulu aranır.
c) Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Kurulunca ödüle layık görülen aday, Cumhurbaşkanının onayıyla ödül almaya hak kazanır ve en geç 23 Nisan günü Resmi Gazete'de ve Türkiye Radyo ve Televizyonunda ilan edilir.
d) b bendinde öngörülen koşulları taşıyan aday bulunmadığı yıllarda ödül verilmez.
e) Adayın ölmesi,ödül verilmesini engellemez.
f) Ödül verilecek eser, hizmet ve faaliyet birden çok kişinin ürünüyse, her birine ayrı ayrı plaket, rozet ve berat verilir; para ödülü aralarında paylaştırılır.

Madde 4 – Ödül alabilecek eser; hizmet ve faaliyetlerde aranılacak nitelikler ve verilecek para ödülünün miktarı, her yıl 1 Haziran- 30 Ağustos günleri arasında, olabildiğince erken bir tarihte, yurtiçi ve yurtdışı basın - yayın araçlarıyla ilan edilir.

Madde 5 – Eser, hizmet ve faaliyetleri dolayısıyla ödüle aday olmak isteyenler eserlerini de ekleyerek, engeç 31 Aralık akşamına kadar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına ulaşacak şekilde başvurmak zorundadırlar.

Madde 6 – Tüzüğün 3 üncü maddesinde yer alan esaslara uygun olarak, en geç 31 Aralık akşamına kadar, Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Ödül Kurulu Üyeleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Türkiye'deki yabancı misyon şefleri, daha önce ödül almış kişiler, Ödül Kurulunun belirleyeceği diğer gerçek ve tüzel kişiler, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü için aday gösterebilirler. Bu madde hükmüne göre aday gösterilecek olanların kişilikleri, eserleri, hizmet ve faaliyetleri hakkında, aday gösteren gerçek ve tüzel kişiler tarafından bir rapor düzenlenir ve aday olarak gösterilmesinin gerekçesi açıkça belirtilir.

Madde 7 – Adayların eser, hizmet ve faaliyetlerinin değerlendirilmesine ilişkin işlemler, 31 Aralığı izleyen onbeş ay içinde sonuçlandırılır.

Madde 8 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı günü düzenlenecek bir törenle Cumhurbaşkanı veya yetkili kılacağı bir kimse tarafından ödüle hak kazanan kişiye veya temsilcisine verilir.
Ödüle hak kazanan kişi veya temsilcisi, törende şahsen hazır bulunmaya ve mümkünse "Atatürk ve Dünya Barışı" veya ödül almasını sağlayan eser, hizmet ve faaliyetleri hakkında bir konferans vermeye çağırılır.
Ödüle hak kazanan kişi veya temsilcisinin karşılanıp ağırlanmasına ve ödül törenine ilişkin hususlar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığıyla Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğü tarafından birlikte düzenlenir ve yürütülür.

Madde 9 - Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Kurulu, Dışişleri Bakanıyla Ödül Kurulu için Cumhurbaşkanınca altı yıl süreyle seçilecek üç üyenin Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kuruluna katılmasıyla oluşur.
Ödül Kurulunun başkanı, Yüksek Kurulun başkanıdır. Kurulun sekreterlik hizmetleri, Yüksek Kurum Başkanlığınca yürütülür. Atatürk Uluslararası Barış Ödülüyle ilgili Kurum içi çalışmaların yürütülmesinde, Yüksek Kurum Başkanı, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanını görevlendirebilir.

Madde 10 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün verilmesiyle ilgili çalışma plan ve programını hazırlamak, para ödülünün miktarını belirlemek,
b) Bu Tüzüğün 6 ncı maddesine göre, ödül için aday bilderecek diğer gerçek ve tüzel kişileri seçmek,
c) 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu ve bu Tüzükteki esaslara göre ödül adaylarını değerlendirecek komisyonları oluşturmak, komisyonların değerlendirmelerini karara bağlamak ve Cumhurbaşkanının onayına sunmak.

Madde 11 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Kurulu, çalışma plan ve programına uygun olarak toplanır. Başbakan, Kurulu, olağanüstü toplantıya çağırabilir.
Kurul, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır; kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla alınır. Oyların eşitliği halinde, Başkanın katıldığı görüş, Ödül Kurulu kararı sayılır.
Kurul çalışmaları ve değerlendirmeler gizlidir. Onaylanmadan önce, açıklama yapılamaz. Kazanamayan adaylar açıklanmaz.

Madde 12 – Değerlendirme komisyonları ve bu komisyonlarda görev alacak kişiler ve yedekleri, her yıl aday gösterilme ve başvuru işlemlerinin tamamlanmasından sonra, Yüksek Kurum Başkanının önerisi ve Ödül Kurulunun onayıyla belirlenir. Komisyonlar,başkanlarını kendi aralarından seçerler ve Yüksek Kurum Başkanına bağlı olarak çalışırlar. Aralarındaki eşgüdüm Yüksek Kurum Başkanlığınca sağlanır.
Komisyonlar, üye tam sayısıyla toplanır; kararlar salt çoğunlukla alınır.
Komisyonlar, çalışma plan ve programlarını, eser, hizmet ve faaliyetlerin değerlendirilmesinde uygulanacak esasları belirleyerek Yüksek Kurum Başkanının onayına sunarlar.
Değerlendirme sonuçları gizli tutulur.

Madde 13 – Ödülü bir yabancının kazanması halinde, para ödülü, Türk parası olarak veya yabancı paraya çevrilerek Yurt dışına transfer edilebilir.
Geçici Madde 1 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülüyle ilgili Kanun ve Tüzük hükümleriyle diğer bilgiler, bu Tüzüğün yürürlüğe girişini izleyen 3 ay içinde, 6 ncı maddede belirtilen kişi ve kuruluşlara gönderilir.
Geçici Madde 2 – 2 nci maddenin üçüncü fıkrasında sözü edilen yarışmanın koşulları, Tüzüğün yürürlüğe girişini izleyen 3 ay içinde, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca ilan edilir.

Madde 14 – 11/8/1983 günlü ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun 106 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmış ve Danıştayca incelenmiş olan bu Tüzük hükümleri, Resmi Gazete'de yayımı gününde yürürlüğe girer.

Madde 15 – Bu Tüzük hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Devlet başkentinin de Bağlaşık Devletlerce resmi olarak işgali; yasama, adalet ve yürütme gücünden meydana gelen ulusal devlet gücünü kırmış ve Millet Meclisi, bu durum karşısında görev yapamayacağını hükümete resmi olarak bildirerek dağılmıştır. Şu duruma göre devlet başkentinin korunmasını, ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünüp uygulamak üzere ulusça olağanüstü yetki verilecek bir meclisin Ankara’da toplantıya çağırılması ve dağılmış olan milletvekillerinden Ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise katılmaları zorunlu görülmüştür. Bunun için, aşağıda bildirilen yönerge gereğince, seçimlerin yapılmasını yurtseverliğinizden ve anlayışlılığınızdan beklerim:
1. Ankara’da olağanüstü yetkili bir meclis, ulusun işlerini yürütmek ve denetlemek üzere toplanacaktır.
2. Bu meclise üye olarak seçilecek kişiler, milletvekilleri ile ilgili yasa hükümlerine uyacaklardır.
3. Seçimde, sancaklar seçim bölgesi olacaktır.
4. Her sancaktan beş üye seçilecektir.
5. Her sancakta, ilçelerden gelecek ikinci seçmenlerle sancak merkezinden seçilecek ikinci seçmenlerden ve sancak idare ve belediye meclisleriyle Müdâfaa-i Hukuk yönetim kurullarından; illerde, il merkez kurullarından ve il yönetim kurulu ile il merkezindeki belediye meclisinden ve il merkezi ile merkez ilçesi ve merkeze bağlı ilçelerin ikinci seçmenlerinden meydana gelecek bir kurulca belli günde ve bir oturumda seçim yapılacaktır.
6. Meclis üyeliğine, her parti, dernek ve toplulukça aday gösterilebileceği gibi, her kişinin de bu kutsal savaşa edimli olarak katılması için bağımsız adaylığını istediği yerden koymaya hakkı vardır.
7. Seçimlere her yerin en büyük sivil yöneticisi başkanlık edecek ve seçimin doğru ve yolunda yapılmasından sorumlu olacaktır.
8. Seçim gizli oyla ve salt çoğunlukla yapılacak; oyları kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi, kurul önünde sayacaklardır.
9. Seçim sonunda, bütün kurul üyelerinin imza edecekleri, ya da kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç tane tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerinde alıkonularak, öteki iki taneden biri seçilen kişiye verilecek, öteki de Meclise gönderilecektir.
10. Meclis üyeliğine seçilenlerin alacakları ödenek, daha sonra meclisçe kararlaştırılacaktır. Ancak geliş yollukları, seçimi yapan kurulların zorunlu giderleri olarak uygun görecekleri tutarlar üzerinden, her yerin hükümetince sağlanacaktır.
11. Seçimler, en geç on beş gün içinde Ankara'da çoğunlukla toplanmayı sağlamak üzere bitirilerek, üyeler yola çıkarılacak ve sonuç, üyelerin adlarıyla birlikte hemen bildirilecektir.
Mustafa Kemal

Milletlerimiz, (Türk-Yunan) arasındaki çalışma beraberliği zamanla sınırlı bir şey değildir. Bu beraberlik mantığın devamlı gereklerine dayanır. İdeallerimizin gerçekleşeceğine tam güvenimiz vardır. Dayanışmamızın temeli ne kadar sağlam olursa, bütün dünyaya göstereceğimiz örnek o kadar mükemmel olacaktır. Bu örneğin her türlü tahminlerden üstün olacağına kanaatim vardır.
Uzun barış devreleri tarihte nadirdir. İçinde bulunduğumuz devreyi mümkün olduğu kadar uzatmak için elden gelen her gayreti ve iyi niyeti sarf etmeliyiz.
Milletleri yönetenler için ilk ve en zor görev, şahsi gurura kapılmaktan kendilerini korumaktır. Herkesi memnun edecek bir adalete varmak güçtür. Mutlak manada bir hakkaniyet belki de hiçbir zaman dünya yüzünde kurulamamıştır. Bununla beraber bütün kuvvetlerimizi bu yüksek ideale doğru çevirmeli ve buna yaklaşmak için elden neler gelirse hepsini yapmalıyız.

Nasreddin Hoca, bir gün çarşıda gezerken, adi görünüşlü bir kılıcın yüz akçeye satılmakta olduğunu görmüş. Şaşkınlık içinde:
– Yahu! Bu, alelade bir kılıç, demiş. Bunun yenisini on akçeye almak mümkün iken, neden yüz akçe istiyorsunuz?
Kılıcı dolaştıran kişi:
– Bu adi bir kılıç gibi görünüyor, ama öyle değildir. İleri doğru savruldu mu, kendiliğinden iki arşın uzar, demiş.
Hoca merhum, bunu öğrenince, hemen evine koşmuş. Maşayı kaptığı gibi çarşıya gelmiş. Başlamış iki yüz akçeye satmak için dolaştırmaya.
Görenler, kendisine takılmışlar:
– Sen delirdin mi Hoca? Bir akçe etmez maşaya kim iki yüz akçe verir ki, demişler.
Hoca hemen karşılık vermiş:
– Az önce burada atıldığı zaman iki arşın uzayan bir kılıç için yüz akçe istenmiyor muydu? Bizim karı bana kızıp da attı mı, bu maşa da on arşından fazla uzar.

İşbu Şartı imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,
Avrupa Konseyi'nin amacının üyeleri arasında ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek için daha ileri bir birlik sağlamak olduğunu düşünerek,
Bu amacın gerçekleştirilmesinin yollarından birisinin idari alanda anlaşmalar yapmak olduğunu düşünerek,
Yerel makamların her türlü demokratik rejimin temellerinden birisi olduğunu düşünerek,
Vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının Avrupa Konseyine üye Devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biri olduğunu düşünerek,
Bu hakkın en doğrudan kullanım alanının yerel düzeyde olduğuna kani olarak,
Gerçek yetkilerle donatılmış yerel makamların varlığının hem etkili hem de vatandaşlara yakın bir yönetimi sağlayacağına kani olarak,
Değişik Avrupa ülkelerinde özerk yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin demokratik ilkelere ve idarede ademi merkeziyetçiliğe dayanan bir Avrupa oluşturulmasında önemli bir katkı sağlayacağını düşünerek,
Bunun demokratik bir şekilde oluşan karar organlarına ve sorumlulukları bakımından, bu sorumlulukların kullanılmasındaki olanak ve yöntemler bakımından ve bu sorumlulukların karşılanması için gerekli kaynaklar bakımından geniş bir özerkliğe sahip yerel makamların varlığını gerektirdiğini teyid ederek,
Madde 1 Taraflar bu Şartın 12 maddesinde belirtilen şekil ve ölçüde kendilerini aşağıdaki maddelerle bağlı kabul edeceklerini taahhüt ederler.

Madde 2 Özerk Yerel Yönetimlerin Anayasal ve Hukuki Dayanağı
Özerk yerel yönetimler ilkesi ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda anayasa ile tanınacaktır.
Madde 3Özerk Yerel Yönetim Kavramı

1- Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.
2- Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır. Bu hüküm, mevzuatın olanak verdiği durumlarda, vatandaşlardan oluşan meclislere, referandumlara veya vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere başvurulabilmesini hiçbir şekilde etkilemeyecektir.
Madde 4 Özerk Yerel Yönetimin Kapsamı

1- Yerel yönetimlerin temel yetki ve sorumlulukları anayasa ya da kanun ile belirlenecektir. Bununla beraber, bu hüküm yerel yönetimlere kanuna uygun olarak belirli amaçlar için yetki ve sorumluluklar verilmesine engel teşkil etmeyecektir.
2- Yerel Yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır.
3- Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihan vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri göz önünde bulundurulmalıdır.
4- Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz.
5- Yerel makamların merkezi veya bölgesel bir makam tarafından yetkilendirildiği durumlarda, bu yetkilerin yerel koşullarla uyumlu olarak kullanılabilmesinde yerel makamlara olanaklar ölçüsünde takdir hakkı tanınacaktır.
6- Yerel makamları doğrudan ilgilendiren tüm konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçleri içinde, kendileriyle olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacaktır.
Madde 5 Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması
Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.
Madde 6 Yerel Makamların Görevleri İçin Gereken Uygun İdari Örgütlenme ve Kaynaklar

1- Kanunla düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek koşuluyla, yerel makamlar kendi iç idari örgütlenmelerini, bunları yerel ihtiyaçlarla uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak amacıyla, kendileri kararlaştırabileceklerdir.
2-Yerel yönetimlerde görevlilerin çalışma koşulları liyakat ve yeteneğe göre yüksek nitelikli eleman istihdamına imkan verecek ölçüde olmalıdır; bu amaçla yeterli eğitim olanaklarıyla ücret ve mesleki ilerleme olanakları sağlanmalıdır.
Madde 7 Yerel Düzeydeki Sorumlulukların Kullanılma Koşulları

1- Yerel düzeyde seçilmiş temsilcilerin görev koşulları görevlerin serbestçe yerine getirilmesi olanağını sağlayabilmelidir.
2- Görev koşulları söz konusu görevin yürütülmesi sırasında yapılacak masrafların uygun biçimde mali tazminiyle birlikte, uygunsa, kazanç kaybının tazminine veya yapılan işin karşılığında ücret ve buna tekabül eden sosyal sigorta primlerinin ödenmesine olanak sağlayacaktır.
3- Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetler kanunla veya temel hukuki ilkelere göre belirlenir.
Madde 8 Yerel Makamların Faaliyetlerinin İdari Denetimi

1- Yerel makamların her türlü idari denetimi ancak kanunla veya anayasa ile belirlenmiş durumlarda ve yöntemlerle gerçekleştirilebilir.
2- Yerel makamların faaliyetlerinin idari denetimi normal olarak sadece kanunla ve anayasal ilkelerle uygunluk sağlamak amacıyla yapılacaktır. Bununla beraber, üst-makamlar yerel makamları yetkili kıldıkları işlerin gereğine göre yapılıp yapılmadığını idari denetimine tabi tutabileceklerdir.
3- Yerel makamların idari denetimi, denetleyen makamın müdahalesinin korunması amaçlanan çıkarların önemiyle orantılı olarak sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılmalıdır.
Madde 9 Yerel Makamların Mali Kaynakları

1- Ulusal ekonomik politika çerçevesinde, yerel makamlara kendi yetkileri dahilinde serbestçe kullanabilecekleri yeterli mali kaynaklar sağlanacaktır.
2- Yerel makamların mali kaynakları anayasa ve kanunla belirlenen sorumluluklarla orantılı olacaktır.
3- Yerel makamların mali kaynaklarının en azından bir bölümü oranlarını kendilerinin kanunun koyduğu sınırlar dahilinde belirleyebilecekleri yerel vergi ve harçlardan sağlanacaktır.
4- Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı mali sistemler, görevin yürütülmesi için gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik arz etmeli ve esneklik taşımalıdır.
5- Mali bakımdan daha zayıf olan yerel makamların korunması, potansiyel mali kaynakların ve karşılanması gereken mali yükün eşitsiz dağılımının etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik mali eşitleme yöntemlerinin veya buna eş önlemlerin alınmasını gerektirir. Bu yöntemler ve önlemler yerel makamların kendi sorumluluk alanlarında kullanabilecekleri takdir hakkını azaltmayacaktır.
6- Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, kendilerine uygun bir biçimde danışılacaktır.
7- Mümkün olduğu ölçüde, yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis edilme koşulu taşımayacaktır. Hibe verilmesi yerel makamların kendi yetki alanları içinde kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel getirmeyecektir.
8- Yerel makamlar sermaye yatırımlarının finansmanı için kanunla belirlenen sınırlar içerisinde ulusal sermaye piyasasına girebileceklerdir.
Madde 10 Yerel Makamların Birlik Kurma ve Birliklere Katılma Hakkı

1- Yerel makamlar yetkilerini kullanırken, ortak ilgi alanlarındaki görevlerini yerine getirebilmek amacıyla, başka yerel makamlarla işbirliği yapabilecekler ve kanunlar çerçevesinde birlikler kurabileceklerdir.
2- Her devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır.
3- Yerel makamlar, kanunlarla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel makamlarıyla işbirliği yapabilirler.
Madde 11 Özerk Yerel Yönetimlerin Yasal Korunması
Yerel yönetimler kendi yetkilerinin serbestçe kullanımı ile anayasa veya ulusal mevzuat tarafından belirlenmiş olan özerk yönetim ilkelerine riayetin sağlanması amacıyla yargı yoluna başvurma hakkına sahip olacaklardır.

Muhtelif Hükümler
Madde 12 Yükümlülükler

1- Her Akit Taraf, bu Şart'ın I. Bölümündeki paragraflardan en az 10 tanesi aşağıdakilerin arasından seçilmek üzere en az 20 paragrafı ile kendisini bağlı kabul etmeyi taahhüt edecektir:
Madde 2,
Madde 3, paragraf 1 ve 2,
Madde 4, paragraf 1, 2 ve 4,
Madde 5,
Madde 7, paragraf 1,
Madde 8, paragraf 2,
Madde 9, paragraf 1, 2 ve 3,
Madde 10, paragraf 1,
Madde 11
2- Sözleşmeye taraf olan her Devlet onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken, bu Maddenin 1. paragraf hükümlerine uygun olarak seçtiği paragrafları Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir.
3- Herhangi bir Taraf Devlet, bu Maddenin 1. paragrafı hükümlerine göre Sözleşmenin henüz kabul etmemiş olduğu herhangi bir paragrafıyla veya paragraflarıyla kendini bağlı addedeceğini daha sonraki herhangi bir tarihte Genel Sekretere bildirebilir.
Sonradan kabul edilen bu tür yükümlülükler, böylece bildirimde bulunan Akit Tarafın onay, kabul veya tasvip işleminin ayrılmaz bir parçası addedilecek ve Genel Sekreterin bildirimi aldığı tarihten sonra geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk gününden başlamak üzere aynı etkiyi taşıyacaktır.
Madde 13 Bu Şartın Kapsayacağı Makamlar
İşbu Şartta yer alan özerk yerel yönetim ilkeleri Akit Tarafın ülkesinde mevcut bulunan yerel makamların tüm kategorileri için uygulanır. Bununla beraber her bir Akit Taraf, onay, kabul veya tasvip belgesini sunarken, bu Şart'ın yerel veya bölgesel makamların sadece hangi kategorileri için uygulanmasını öngördüğünü veya uygulama dışında bırakmayı öngördüğü kategorileri belirleyebilir. Avrupa Konseyi Genel Sekreterine daha sonra yapabileceği bildirimlerle, yukarıdakilerden başka yerel veya bölgesel makam kategorilerini de 

20 Mart 1950'de Roma'da imzalanan Sözleşme, 3 Eylül 1952'de yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 18 Mayıs 1954'te onayladı. (R.G. 19 Mart 1954-8662)
Sözleşme metni, 21 Eylül 1970'te yürürlüğe giren 3 no'lu Protokol'un 20 Aralık 1971'de yürürlüğe giren 5 no'lu Protokol'un ve 1 Ocak 1990'da yürürlüğe giren 8 no'lu Protokol'un düzenlemelerine uygun olarak değiştirilmişti ve ayrıca, yürürlüğe girdiği 21 Eylül 1970'ten bu yana 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak Sözleşme'nin bir parçası olan 2 no'lu Protokol'un metnini içermekteydi. Protokolların getirdiği bütün bu değişikliklerin veya eklemelerin yerini, yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998'den itibaren 11 no'lu Protokol aldı. Bu tarihten itibaren, 1 Ekim 1994'te yürürlüğe giren 9 no'lu Protokol yürürlükten kaldırıldı. 

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948'de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni,
Bu Bildiri'nin, metninde açıklanan hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef aldığını,
Avrupa Konseyi'nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve insan hakları ile temel özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu göz önüne alarak,
Dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi, her şeyden önce, bir yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklığa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir daha tekrarlayarak,
Aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşan Avrupa devletlerinin hükümetleri sıfatıyla, Evrensel Bildiri'de yer alan bazı hakların ortak güvenceye bağlanmasını sağlama yolunda ilk adımları atmayı kararlaştırarak;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Yüksek Sözleşmeci Taraflar, kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.

Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.

Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz.
Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
Aşağıdaki haller bu maddede sözü geçen “zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma”dan sayılmazlar:
a) Bu Sözleşme'nin 5. maddesinde öngörülen koşullar altında tutuklu bulunan kimseden tutukluluğu veya şartlı salıverilmesi süresince olağan olarak yapılması istenen çalışma;
b) Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;
c) Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet hallerinde istenecek her hizmet;
d) Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet.

Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkûm edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.

Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkûm edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.

Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.

Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahal edilmeksizin ve ulusal sınırlar dikkate alınmaksızın ,görüş sahibi olma, bilgi ve düşünceleri edinme ve yayma özgürlüğünü içerir. Bu maadde devletin yayıncılığı, televizyon ve sinema işletmelerini izin alma koşuluna bağlamasını engellemez.
2-Bu özgürlüklerin kullanımı, beraberinde öddev ve sorumlulukları getirdiği için,ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü ve kamu emniyeti menfaatlerine, düzensizliğin ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın korunması, başkalarının şöhret veya haklarının korunması, gizli olarak elde edilen bilgilerin açıklanmasının önlenmesi veya yargı organlarının otorite ve tarafsızlığının sürdürülmesi için yasa tarafından öngörülen ve demokratik toplumda gerekli olan formalitelere, koşullara ,kısıtlamalara veya cezalara tabi tutulabilir.

Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
Bu hakların kullanılması, demokratik bi

Kırkpınarlı asker Ramazan, Hasanpaşalı iki arkadaşıyla izine gelirler. Hasanpaşalı arkadaşının birisinin düğünü vardır. İzine gelirler ve doğrudan Hasanpaşa'ya giderler. Orada arkadaşının düğününü yaparlar ve eğlenirler. Ramazan köyüne gitmek için izin ister, fakat arkadaşları izin vermez, çünkü hava çok bozuktur. Derler ki; “Bir hafta kadar bizim köyde kalalım. Hem de bu havada biraz sakinleşir ve hep birlikte gideriz, biz seni bekleriz derler. Aradan bir hafta geçer ve hava da biraz sakinleşir. Ramazan'ın izine geldiğinden ailesinin haberi yoktur. Çünkü o zamanlarda ulaşım ve haberleşme çok zordur. Kırkpınar bir yayla köyü olduğu için bütün imkânlar kısıtlıdır.
Neticede bir hafta sonra Ramazan ve iki arkadaşı yola koyulurlar. Yolculuk at üzerinde yapılır. Tam yolculuk esnasında ani bir tipi bastırır. Hasanpaşalı askerler geri dönelim der fakat Ramazan dönmek istemez ve yola devam ederler Ay Deresi yakınlarına kadar gelirler. Orada Hasanpaşalı iki asker donarak atlarından düşerler, az ileride de Ramazan atından düşer ve donarak ölür. Orada bir hafta kalırlar. Atlar da başlarından hiç ayrılmaz, karları eşeliyerek buldukları otları yerler ve böylece atlar hayatta kalır. Aradan bir hafta geçmesine rağmen Hasanpaşalı askerler dönmeyince aileleri meraklanır ve aramaya koyulurlar. Yolda ilerlerken önce iki askerin, ardından da az ileride Ramazan'ın ölüsünü bulurlar. Kırkpınar'a haber salarlar, onun da ailesi gelir. Ağıtlar yakılmaya başlanır. Ramazan'ın annesi de gelir. Ramazan'ın ölümü üzerine ilerleyen zamanlarda ailesi evlat acısını bir nebze de olsa dindirir diyerek bir evlatlık çocuk alırlar. Fakat baba evlat acısına dayanamaz ve kısa zaman sonra ölür. Bir habere göre anne de fazla yaşamamıştır... Ve köyde onların hayalleri ve anıları nesilden nesile aktarılır.

Eyzan sûret-i mektûb-ı merhûm Fuzûlî-i Bagdâdî ki be-merhûm Âyâs Paşa be-tarîk-ı 'ubûdiyet firistâde bûdTâ ki âbâ'-i tâhire-i ecrâm-ı eflâk ümmehât-ı tâhire-i ateş-ü-bâd-ü-âb-ü-hâk ile etdügi es'ad-i ittişâl-ü-izdivâc ve ahsen-i ihtilât-ü-imtizâc sebebi ile mevâlid-i selâs erhâm-ı 'ademden nâzil-i suffe-i vücûd ve bister-i 'ûd-mah-sâr-ı terbiyet-i tabâyi' ile mes'ûd ola taraf-ı sâha-i sa'âdet turef-i tuhaf-i 'alem-i gaybî ile müşerref ve sûret-i hâl-i çihre-i baht-ı hasûd reng-i sevâd-ı nekbetle sûret-i hâle musahhaf ola (Mesnevi)
    هيشت -رارباب موالات -  جناب وبود در شل جمات
سیە حال عدوجون خال روباد  - سوادالوجه فیالرين اوباد

Sad hezâr sirâr-ı şule'i şevk-i derûn ki dür-i dürc-i ihlâsa münteşir (?) olmagla âsûmân-ı 'ulüvv-i himmetde  .......................................... hezârân nihâl-i ravza-i ...................sâsat-i nazrat-i nusratumuz müktesib olmagla bûstân-ı neka'-i taviyyetden sanevber-i nevber-misâl tasavvurdan mürtefi'dür hâk-i âstân ki
(Mısrâ')

قبلەء اقبال داندر راستا ن

semtine sûret-i niyâzdan nisâr olnmakdan sonra
(Mısrâ')

هست معروض چاكرای آنكە

Mübeşsirân-ı 'asayir-i şâdumânî ki müyessirân-ı 'asâyir-i emânîdür  بر sarây-i ser degül belki serây-i sırra ve gûş-u gûşt degil belki gûş-ı hûşa resânîde kıldı çemen-i ikbâl-i semen-i sürûr ile Ravza-i Rizvâna muhâkî ve devha-i iclâl ki menbit-i ehl-i tâhirdür münbit-i fer'-i zâkî olub  bûstân-ı devlet nûr-i nihâl-i behcet-fezâ (ile münevver olmuş) ve âsumân-ı 'izzet nûr-i celâl-i zulmet-zedâ ile münevver olmuş
(Mesnevî) 

شكر الە كەزين اطيف خبر -  شايدار بر فلك رسانم سر  
اسب تارزی بر آسمانن  تازم - تكيه بر فرقدان سازم 

Müheymin-i Ehad ve Samed-i Lem yelid ve Lem yûled dergâhından mutazarr'dur ki hemîşe hayme-i ikbâl finâ'-i fenâdan dûr ve kâmet-i iclâl kabâ-yi bekâ ile mestûr ola
(Kıt'a)

  جناب جضرت عالى كه  هست چرخ شرف -  كنون نجم دكر يافت زينت  
التجمنش
 زاصل طاهر او فرع تازه سربرزد - نكاه دارد حق از نوايب زمنش

كتباب كريم جامن سيد حو ی - ىيانا بديها للماى اليدايع 
 صتايع نظم مع جنايع نعمه - اقد جهعت فيهل جميع الصنايع

Şükr-i iltifât-ı  'âli ki ol melâz-ı e'âlî ve medâr-ı me'âlî cenâbından 'alettevâtür-i vettevâlî bu müntehân-ı hurûf-ül-leyâlî cânibine vârid-ü-nâzil olur ol mertebede degüldür ki
(Mısra')

بسا لهاى فراوان ادا توانم  كرد

Lisân-ı sûrî dürer-i zarâ'at irsâlinden iki gün hâmûş olmagla ferâmûş olmak cerîmesi isnâd buyurulmuş ne diyelüm
(Beyt) 

يارا كرطعن فررامشكاريمزددورنيست - زانكه با يار شفرامش كردە اماغياررا

Heyhât heyhât levh-i zamîr nakş-i ihlâs ile elhamdülillâh ol mertebede muharrar degüldür ki seyl-âb-ı firâk-ı sûrî ile mahv ola ve rûh-i ülfet-pezîr râh-ı râhat-resân-ı mahabbetle ol derece neşvân degül ki temâdî-i zemân-ı dûrî ile sahv bula
(Beyt)
Mültemesdür ki dürer-i suver-i mekâtib-i matbû'a simâr-ı Riyâz-ı Rızvân gibi mâ-sadak-ı .... ola

SAVAŞ VEREREK RİCAT EDEN MİLLİ KUVVETLER TOPLARI DA KURTARDILAR YOLLAR MUHACİRLERLE DOLU. YÖRÜK ALİ EFE'DEN HABER ALINAMADI
ÇİNE
Aydın'ı işgal eden Yunan tümenine mensup bir alay dün Büyük Menderes Köprübaşı istikametinde saldırılarına devam etti. Bütün gün cereyan eden çarpışmalardan sonra Albay Şefik, Binbaşı Hacı Şükrü ve bir kaç yüz kişilik nizami kuvvetleri geceleyin çekilerek buraya geldiler.
Milis kuvvetlerinden çekilenler, Büyük Menderes Köprübaşında kimsenin kalmadığını ve muhtemelen Yunan alayının nehri aşarak burayı işgal ettiğini söylediler. Fakat bu nokta karanlıktır.
Diğer taraftan sabahleyin Telsiztepe sırtlarından ilerleyen bir Yunan müfrezesini, topçu yardımı ile geri atmış olan Yörük Ali Efe ile arkadaşı Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin müfrezeleri, ikinci bir Yunan taarruzunda doğu istikâmetinde bir çekilme yaptıklarından onlarla da irtibat kaybolmuştur. Şu ana kadar Yörük Ali Efe'den hiç bir haber alınamamıştır.
Dün sabah Petraki çiftliğine yerleştirilen Obüs topları, uzun süre düşmanı durdurmaya muvaffak olmuşsa da, dün akşama doğru Yunan kuvvetlerinin Köprübaşına sızmaya başlamaları üzerine geriye Çine'ye çekilmiş ve kurtarılmıştır.
Topların emniyetle geri hatlara çekilmesinde, dünkü çarpışmalara yetişen Koçarlı nahiyesinin 50 kadar millî efradının rolü büyük olmuştur.
YOLLAR MUHACİR DOLU
Büyük Menderes nehrinden Çine'ye doğru giden yol dün gece muhacirlerle doluydu. Aydın'dan da kaçanlar, Büyük Menderes nehrine kadar olan köy halkı da yollara dökülmüştür ve Yunan istilâsından kaçmaktadır.

Sayın yargıçlar,
Şu anda üçü tutuklular arasında, ötekiler savunma sıralarında yer alan müdafiiler benim kadim avukatlarımdır, yakın arkadaşlarımdır.
Onların mesleki yeteneklerine, hukuk ve demokrasi kültürlerine güvenim tamdır. O yüzden iddianameyi bir de ben ele alıp üstünde konuşmaya, sizleri de yormaya hiç niyetim yok.
İddianameye suç kanıtı gibi yerleştirilmiş ve yasal süre içinde basın savcılığınca herhangi bir soruşturmaya konu edilmemiş dokuz makalemle ilgili herhangi bir açıklama yapmayı da anlamsız buluyorum. O yazılar zaten benim ek cümleler kurmama gerek bırakmayacak bir açıklıkla iddianameye cevap veriyorlar.
Soruşturma savcısının yazıların başlıklarına bakıp ama içeriğini bile okuma zahmetine girmeden iddianameye yerleştirdiğini düşünüyorum. Aksi takdirde “Savcı yazıları okumuş ama anlayamamış” demek zorunda kalırım ki hukuk eğitimi görmüş bir savcının bu duruma düşeceğini düşünmek bile istemem. Bu konuda ben bir karar vermeyeceğim. Seçimi soruşturma savcısına bırakıyorum.
Ancak tutanağa geçmesi için tek bir cümleme izin vermenizi diliyorum.
Sayın yargıçlar,
Böyle bir iddianame ile benim ve arkadaşlarımın sanık iskemlesine oturtulmuş olmamız bana hukuk adına utanç, ülkem adına acı veriyor.
Söyleyeceklerim bundan ibarettir.
Saygılarımla
Aydın Engin

Dava konusunun esası 6-7-8 Ekim 2014 Kobanê eylemleridir. İddianamede de ifade edildiği gibi Kobanê’ye yönelik ambargonun kaldırılması için birçok şehirde binlerce insanın katıldığı gösteriler düzenlenmiştir. Gösteriler, Kobanê’de IŞİD saldırıları dolayısıyla büyük bir insanlık dramının yaşanmaması, telafisi imkânsız sivil ölümlerinin gerçekleşmemesi için yapılmıştır. Bu gösterilere tümüyle suç isnat edilerek yaklaşılamaz. Nitekim iddianamede de kamu davası açılan kişi sayısı ile gösterilere katılan kişi sayısı arasında yüzbinlerle ifade edilecek fark olduğu görülmektedir.
Yaşanan şiddet olayları ve özellikle ateşli silahlarla ölüm vakalarından sadece birkaç tanesi ile ilgili somut bilgi bulunmakta ve bir yargılama sürecinden söz edilmektedir. 2 güvenlik görevlisi dışında hayatını kaybeden 43 sivilden, Diyarbakır’da 4, Antep’te 5, İstanbul, Van, Mardin ve Adana’da 1’er kişi olmak üzere 13 kişi dışında 30 kişinin ölümüyle ilgili hiçbir bilgi ortaya koyulmamıştır. Bir tahrik suçundan söz edebilmek için öncelikle olayların somut faillerinin ortaya çıkarılması gerekir. Partimiz olayların aydınlatılması için sonuncusu geçtiğimiz ay içinde olmak üzere defalarca Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için önerge vermiş ve her seferinde iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla bu reddedilerek engellenmiştir.
Kobanê’ye yardımların ulaşmasını istemek bir suç olmamakla birlikte insani bir görev ve sorumluluktur. Bu talebin suç kabul edilmesi halinde, Irak Kürt bölgesinden gelen yardımların tüm dünyanın gözü önünde Kobanê’ye geçişine izin vermek çok daha ağır bir suç haline gelir. Oysa o dönemde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, PYD Eş Başkanı ile Ankara’da görüşmeler yapmakta ve hükümet temsilcileri tarafından da yardımların ulaşmasına gecikmeden imkân verileceği ifade edilmekteydi.
Gösterilerde yaşanan ölümlerle, HDP MYK’sı arasında hiçbir somut illiyat ilişkisi, nedensellik bağı iddianamede de kurulamamıştır. KCK adına yapılan çağrıların MYK toplantısından sonraki tarihlerde olmasına rağmen, talimat olarak tarif edilmesi tam bir hukuk ve mantık faciasıdır.
Sosyal medyada muhtemelen Murat Karayılan ismi kullanılarak açılmış onlarca adres varken, bunlardan biri üzerinden atılmış tweet ile MYK’yı ilişkilendirmek abesle iştigaldir. Bu dava yargılama usulü açısından da iki nedenle açıkça hukuka aykırıdır. Kurumsal olarak bir partinin MYK’sı ile ilgili suç isnadının yargılama usulü ve yargılamaya yetkili merci bellidir. Yargıtay başsavcılığının yapabileceği bir işi herhangi bir yerel savcının yapması yetki gaspıdır.
Yine milletvekili yargılamasıyla ilgili düzenlemede, geçici 20. Madde ile yapılan Anayasa değişikliğine rağmen fezlekede yer almayan bir suç isnadı ile yargılama yapılması mümkün değildir. Benimle ilgili fezleke 214. Madde yani “suça tahrik” ile ilgili düzenlendiği halde sırf tutuklamayı meşrulaştırmak için 314/2 yani “örgüt üyeliği” TBMM’ye gönderilen fezlekede yer almadığı halde sonradan eklenmiştir. Bu tutum kasıtlı yapılmışsa parlamentoyu yanıltmaya yönelik bir suçtur.
Bu durumda hem usul hukuku açısından hem de dosya içeriği ile hiçbir somut delile dayandırılmadan tutuklanarak yargılanmam, siyasi faaliyetlerimi yürütme hakkımın engellenmesidir.

28’i tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanî Davasının 2'nci duruşmasının 2'nci gününde Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada ilk sözü alan Ayla Akat Ata'nın savunması. Kaynak: https://www.hdp.org.tr/tr/kobani-kumpas-davasi-suruyor-bu-iddianame-isid-i-savunma-iddianamesidir/15433/
Akat, özetle şöyle konuştu:
Bu dosyada yaşamını yitirenlerin aileleri de var. Bu dosyanın hakikate hizmet etmesi açısından savunmalarımız önemli. Henüz failler açığa çıkarılmadı, ceza almadılar. Benim de yakın dostum Rosa Kadın Derneğinden Neslihan Çoban bu olaylarda oğlunu kaybetti, yargılanmadı failleri. Bu ailelere başsağlığı diliyorum. Acılarını paylaşıyorum.
Zazaki savunma yapamadığım için halkımdan özür diliyorum
Ben Kürtçenin Zazaki lehçesi konuşuyorum. Anadilde savunma yapmak isterdim. Ancak bizler asimilasyon politikalarından dolayı savunma yapabilecek kadar anadilimizde kendimizi eğitemedik. Aile koşullarında verilen eğitimle bu mümkün olmadı. Anadili için mücadele etmiş bir milletvekili olarak halkımdan, halkımın her ferdinden özür dileyerek savunmama başlıyorum.
Bu iktidarı denetlemek mümkün değil, mesela Ruhsar Hanım nasıl soruşturulacak
Bugüne kadar Türkiye’de pek çok kez Anayasa değişikliği yapıldığını ifade eden Ata şöyle devam etti:
2010 referandumunda yapılan HSK’de yapılan değişikliklerle yargının yapısı değiştirildi. O dönem HSK üyelerinin değiştirilmesi bir kazadır. FETÖcüler sinsice yargıya sızarak yargıyı kirli emelleri için kullandı. 2017’de yapılan değişiklikler de OHAL döneminde yapıldı.
Anayasa değişikliği ile dünyada eşi benzeri görülmemiş Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildiğini söyleyen Ata, Cumhurbaşkanından bakanlarına, denetlemenin mümkün olmadığı bir sistem kurulduğunu belirtti. Ata:
Bugün Türkiye’yi lağım kokusu sardı. Bir kadın olarak üzülerek söylüyorum; Ruhsar Hanım’ın yaptığı üzerinden parlamentoda nasıl soruşturma açılacak? Meclis’teki 5’te 3’ün soruşturma için oy kullanması lazım. Böyle bir çoğunluk nasıl oluşturulacak?
Bu iktidar kendi koyduğu kurallarla yargılanacak
2010-2017’de yapılan Anayasa değişiklikleri ile yargı üzerinde siyasetin tam tahakkümünün sağlandığını belirten Ata:
Bu iktidar gider bir başka iktidar gelir. Heyetler gider gelir. Bu salonlar dolar boşalır böyle devam ederse. İktidarların temel yanılgısı koydukları kuralların onlar istediğinde uygulanacağını sanmaları. Bu kurallar gidecek gelecek onları da vuracak. Bu iktidar gidecek, bu iktidar kendi koyduğu kurallarla yargılanacak,
KCK operasyonları da bu salonlarda görüldü
Uygulanmayan bir anayasa olduğunu ve yargının bağımlı olduğunu belirten Ata, KCK operasyonlarını hatırlattı:
Bugün burada oturan tüm devlet kurumları resmi ideolojiyi temsil ediyorlar. 2009 KCK operasyonları da bu salonlarda görüldü. Salondakilerin yarısı kadındı. Bugün burada farklı düşünen demokratlar, Kürtler çok sayıda kişi var.
Akat, mahkeme heyetinin her bir üyesi için reddihâkim talebinde bulundu.
20 Mayıs 2021

Ayrılık dolusun aldım destime
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Hasret kaldım yaranıma dostuma
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Vücud yaralandı sağlanmak olmaz
Sair ateşlere dağlanmak olmaz
Gönül cüş eyledi eğlenmek olmaz
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Ayrılık firkatı düştü bu cana
Kavuşmak isterim kaşı kemana
Hasretteyim eşe dosta yarana
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Çekerim firkatı yanarım nara
Genç yaşımda çok hal geldi bu sere
Sekiz aydır hasret kaldım o yara
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Eşinden aynlan aşık del'olur
Akar gözlerimin yaşı sel olur
Böyle ayrılana bir gün gel olur
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Hasretim pek bu aylarda bu yılda
Nice bir gezeyim şu gurbet elde
Bizi unutmayın duada dilde
Dostlar himmet eylen gidelim bugün
Biçare Pervane gurbette kaldı
Şu aşkın dertleri sinemi deldi
Aylar tamam oldu çileler doldu
Dostlar himmet eylen gidelim bugün.

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un tutuklu olarak yargılandığı davanın ilk duruşmasındaki savunması:
Ben bir siyasetçi ve hukukçuyken buraya nasıl geldim, aslen bunu tartışmak gerekir. Biz bu sorunun nereden kaynaklandığını çözmezsek adil yargılama çıkmaz.
HDP üyesiyim, DTK’de çalışma yürüttüm. Partimin eş başkanları, vekilleri ve 4000 üyesi tutuklanmış durumda. Bu yargılama adil olamaz. Burada bir hukuk kıyımı yaşandığı görülmektedir. Düşünen, üreten, doğruları söyleyen herkes hedef haline gelmişti. İktidarın bir şeyine itiraz eden herkes kendini hapiste buluyor.
Bu davalar meşru davalar değildir. Anayasa ve hukuk sistemi delik deşik edilmiştir. Siyasi iktidarın denetimi ve baskısı altında yaşanıyor. Toplumun yüzde 75 yargıya güvenmediğini ifade ediyor. Bu ciddi bir toplumsal sorun. Bizim adil yargılamayı beklememiz mümkün olmuyor. İktidarın elini yargıdan çekmesi gerekir. Biz bağımsız yargının karşısında değiliz. Ama Türkiye de böyle bir ortam yok.
Sorun siyasi iktidarın halkların demokratik birliği çizgisinden kopmuş olmasıdır
Kürt ve Türk halklarının demokratik birliğini savunmak için mücadele vermekteyim. Esas sorun siyasi iktidarın bu çizgiden kopmuş olmasıdır. Barış ve demokrasiyi savunanlara siyaset özgürlüğü tanınmazsa bu ülke iyiye gitmeyecektir.
Biz bu gelişmelerden büyük bir acı duyuyoruz. Biz tüm Türkiye için mücadele ediyoruz. DTK’nin temel fikri barış, demokrasi ve halkların birliğini savunmaktır.
Demokrasi, barış, özgürlük davasına canımız pahasına sahip çıkacağız
Bunlar bizde umutsuzluk yaratmıyor. Biz halkımızın demokrasi, barış, özgürlük davasına canımız pahasına sahip çıkacağız. Bizler cezaevinde terbiye edilecek bir gelenekten gelmiyoruz. Tutuklayarak bizi hizaya getirmeyi aklından geçirenlerin hevesini kursağında bırakacağız.
Bizimle bir hesaplaşma varsa buyursunlar siyaset zemininde yapsınlar. İktidar gücünü arkasına alarak bizimle hesaplaşamazlar.
Kurumları gasp edenler, özgürlüğümüzü de sizin elinizle gasp ediyorlar. Dört duvarın yıldırabileceği bir halkın çocukları değiliz.
Yapacağımız şey mücadeleye devam etmek. Halklarımıza verdiğimiz söz budur. Halkımız özgür, demokratik bir ülkede, halklarıyla yaşamayı hak etmektedir. Demokratik cumhuriyet elbet bu ülkede olacaktır.
DTK’yi terör olarak nitelemek, onu oluşturan toplumsal kesimlere hakarettir
Ben halen HDP’nin eş başkan yardımcısıyım. DTK 2007’de kurulmuştur ve sorunların demokratik çözümüyle ilgili önermelerin ortaya koyup çalışmalarını sürdürmektedir. DTK TBMM tarafından davet edilmiş bir kurumdur. Cemil Çiçek imzasıyla Ocak 2012’de davet edilmiştir. Birçok demokratik platformla ortak davet edilmiştir. 13 Ocak 2011’de Meclis’te dinlenmek için davet edilmiştir. DTK, iddianamede yer aldığı gibi yasadışı bir oluşum değildir. Birçok meslek örgütü, kurumun yer aldığı bir üst platformdur. Hala Diyarbakır’da faaliyet gösteriyor. Ne oldu da 10 yıl sonra DTK yasadışı gösterilmeye çalışılıyor? Ne oldu da biz DTK eylemlerine katıldık diye aylardır tutuklu tutuluyoruz.
O dönem DTK’de görevli olup bugün AKP vekili olan siyasetçi bulunmaktadır. Bunlar dışarıda siyaset yaparken, biz sırf muhalif olduğumuz için tutuklanıyoruz. Hukuki olmadığı gibi adil de değildir. Toplumun eşit ve ortak paydada yaşamasını ortadan kaldırmaktadır. Birlikte gözaltına alındığım tüm arkadaşlarım tahliye edildi.
DTK illegal bir örgütlenme değildir. Her yaptığı basınla paylaşılmıştır.
DTK’yi terör olarak nitelemek, onu oluşturan toplumsal kesimlere hakarettir. Toplumun siyasal, ekonomik sorunlarını tartışıp çözümler üretmek nasıl terör faaliyeti olarak görülebilir. DTK’nin esas derdi demokrasi mücadelesidir ve ciddi sorumluluk almıştır. Bu yüzden de halkta ciddi karşılığı vardır. Savcılık yaptığımız önemli faaliyetleri görmemiş bile.
Kanı durdurmak için yaptığımız çalışma terörize edildi
Demokratik özerklik modeli üstüne çalışmalar yaptık. Öneriler aldık. Akademisyenler, siyasetçiler. Çalışmalar sonucu çözüm modeli olarak toplumun gündemine soktuk ve tartışmaya açtık. Sanki bu modeli topluma sunamamışız da devlete karşı ilan etmişiz gibi bir algı yaratıldı. Bu model bir niyet beyanıydı. İsterdik ki bu model terörize edileceğine üzerine fikir üretilsin. Bu yapılmadığı gibi terörize edildi. Özerklik modelinin topluma sunulmasından sonra ülkenin birliği, bütünlüğünü bozan bir durum yaşanmadı. Bu model tartışılsaydı son iki yılda yaşananlar yaşanmayacaktı belki de. Tarihsel bir gerçekliğe dayanarak bu modeli sunduk. Birlikte yaşam tarihi, geçmişi varken yok sayamayız, ters çözümler üretmeyiz. Çözüm modeli olarak sunduğumuz model etnik sorunlar yaşayan birçok yerde denenerek çözüm bulunmuş olduğunu biliyoruz. Biz neden bunlardan yararlanarak kendi modelimizi yaratmayalım dedik. Türkiye’nin gerçekliği üzerine bir model tartışılabilirdi. Kanı durdurmak, çatışmadan siyaset zeminine çekmek için yaptığımız çalışma terörize edildi. Bu bir devlet yıkma, devlet kurma projesi değil. Ortak vatanda yerel demokrasiyi kurumlarıyla uygulamaya dair gerçek bir model. Yani istediğimiz devlet değil demokrasi.
Bu proje barışçıl bir çağrıdır. 6 milyon insan HDP’ye oy verdi. Neredeyse 20 milyon insan bu modeli istiyor. Bizim partimizin tüzüğünde yer alıyor. Şimdi 20 milyon insan bir model öneremez mi, bu tartışmaya değer değil mi? İlla birileri ne diyorsa o olacak. Demokrasi bu mu?
Sözlerimin her zaman arkasındayım. Ama iddianamede yer alanlar kabul edilir değil. Bağlamından kopuk, çok sakat. Bu tutanakları ben kabul etmiyorum. Ayrıca bu tutanakları tutanlar FETÖ kapsamında tutuklu.
Ortam dinlemelerinden tutulan tutanaklarda ekleme çıkarmalar var. Yasaya uygun mu bilmiyorum. Bunların esas alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
DTK’nin terör örgütü perspektifiyle hareket ettiği iddiaları yalan. Böyle bir şeye zaten ihtiyacı yoktur.
Tanık beyanlarını reddediyorum, hiçbirini tanımam. Sayın Öcalan’ın talimatlarıyla çalışma yürüttüğümüz gerçeği yansıtmıyor. Ben kendisinin avukatlığını yaptım, nasıl güvenlikli bir yer olduğunu biliyorum. Oradaki görüşmelerin dışarı çıkması mümkün değil. Kendisiyle görüşmelerimde şiddet dışı çözüm önerilerini önemsedim. İmralı’ya gittiğim dönem barışa olan umudum arttı, bu yüzden kendimi bu çalışmaya verdim. Ben kendisiyle görüştüğümde kimseye talimat verdiğini görmedim. En fazla önerilerde bulunurdu.
Biz halkımızın beklentilerine yanıt olmak için DTK’de görev aldık. İrademizle görev aldık. Açık ve son derece demokratik bir yapılanma.
Bir siyasetçi olarak zor bir coğrafyada siyaset yürüttük. Talep eden ve ne istediğini bilen, kararlı bir toplum var karşısında. Bizim görevimizde onların taleplerinin yerine getirmektir. Eylem ve etkinliklere bu şekilde katıldık.
Cezaevlerindeki açlık grevlerinde çok kritik bir dönemde, ölüm eşiğine gelinmişti. Hükümet bizzat devreye girdi. O dönemde ailelerin yanında yer aldık.
Ortada bir mail meselesi var ancak benim hiçbir bilgim yok. Bakılması gereken buna göre bir eylemde bulunup bulunmadığımdır. Ben legal bir çalışma içerisinde yer alıyorum.
7 Temmuz 2017

Ağustos 2015’ten beri Güneydoğu Anadolu’nun çeşitli illerinde, uluslararası ve ulusal hukuka uygunluğu çok tartışmalı, bir bölümü aylarca devam eden çok sayıda sokağa çıkma yasağı kararları alınmasının ardından yaşananlar, binden fazla insanın ölümüne, on binlerce ev ve işyerinin kısmen ya da bütünüyle yıkımına, sadece Diyarbakır’da 150 bin, bölgede şimdiye kadar bir milyondan fazla insanın evlerini terk etmesine ya da tümüyle evsiz-barksız kalmasına neden oldu.
16 Eylül 2015 tarihinde dokuz günlük sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının hemen ardından, bir grup yazar, gazeteci ve politikacı kadınla birlikte Cizre’deydim. Taziye evinde, ellerinde çocuklarının, annelerinin, yakınlarının fotoğrafları ile oturan insanların acısını gördüm. Bu sokağa çıkma yasağı süresince, o dönemki hükûmetin açıklamalarına göre tek bir sivilin öldüğü bildiriliyordu, ama birçoğu yaşlı, kadın, ya da çocuk olmak üzere yirmi bir kişi ölmüştü.
İnsan her ölüme ayrı yanıyor, yine de bir anlatı bazen hepsinin yerine geçebiliyor. Bu, benim için, 14 yaşındaki Bünyamin İrci’nin ölümü oldu. Birgün gazetesinin 16 Eylül 2015 günkü haberine göre bidonla evlere su getirmeye çıkmış. İlk önce göğsünden vurulup düşmüş, “yaşıyorum” anlamına olsa gerek, elini kaldırmış elinden de vurmuşlar, sonra yanına gidip başına ateş etmiş biri. Aynı habere göre tanıklar, ateş edenlerin “Özel Harekat” olduğunu söylüyorlar.
Cizre’de ziyaret ettiğimiz Nur, Cudi ve Yafes mahallelerinde evler, içinde yaşanmayacak hâle gelmişti. Bu mahalleleri delik deşik yıkıntı haline getirmiş olan orantısız şiddeti, su ve elektrik kesilip bir kentin nasıl mahsur bırakılmış olduğunu gözlerimle gördüm. Damlardaki su depolarına özellikle ateş edilerek delinmiş olduklarını, evlerin cephelerindeki klima cihazlarının yanmış olduklarını gördüm. Ağır silahlardan atılan mermiler sokaklarda derin yuvarlak çukurlar açmış, kanalizasyonlar tahrip olmuş, pis sular ortaya taşmıştı.
Sivillere yönelik böylesi ağır zayiat ve tahribat, ancak burada yaşayan insanları hiç bir hukuk düzeninde yeri olmayan biçimde, topyekûn cezalandırma amacı ile açıklanabilirdi.
Türkiye’de az sayıda medya kurumu ve insan hakları kuruluşu bu gelişmeleri gözlemlemeye, duyurmaya ve kayda geçirmeye uğraştılar. (Bunların bazılarının linkleri ekteki listede verilmiştir.) Öte yandan insan hakları alanındaki en yetkin uluslararası kuruluş ve yetkililer de, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Venedik Komisyonu (Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu), İnsan Hakları İzleme Kurumu, Uluslararası Kriz Grubu ve Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (bu beyanın ekinde İngilizce ve Türkçe internet adresleri verilmiş olan) ayrıntılı raporlar yayınladılar.  Bu merciler, raporlarında, söz konusu çatışmalar sırasında resmi makamlar tarafından alınan önlemlerin,
• “kriz koşullarında gözetilmesi gereken orantılılık”,
• “kullanılan gücün etkin bir denetime tabi olması”,
• bu bölgelerde ikamet eden “sivillerin yaşam ve haklarının korunması”
gibi uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği ve bu durumun “tümüyle kabul edilemez olduğu” görüşünde birleşmiş bulunuyorlar.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 1 Şubat 2017 tarihli (ekte İngilizce ve Türkçe sürümlerinin linkleri sunulan) 25 sayfalık raporunda, sivillere yönelik şiddeti kabul edilemez olarak nitelemekte  ve “anayasaya ve uluslararası yükümlülüklere aykırı olarak tek bir soruşturmanın başlatılmamış” olduğuna dikkat çekmektedir.
Kullanılmış olan ağır silahlar konusunda ayrıca araştırılması gereken bazı hususlar vardır.  Hem mahalle sakinlerinin beyanlarında, hem de daha sonra yayınlanan raporlarda  ve doktorların gözlemlerine dayanan az sayıda gazete haberinde, “envantere” dahil olmayan silahların kullanılmış olabileceği intibaı dile getirilmiş bulunuyor. Bu iddialar araştırılmamış, araştırıldı ise kamuoyu ile paylaşılmamıştır.
Bu ağır silahlardan bazılarının, duvarlarda açmış oldukları çok muntazam deliklerden Irak savaşında ABD silahlı kuvvetleri tarafından kullanılmış olduğu bilinen, özgül ağırlığı çok yüksek olan “tüketilmiş uranyum” (“Depleted Uranium”-radyoaktif izotop oranı nispeten düşük, atık nükleer santral yakıtı) madeni  kullanılarak yapılan mühimmat olma ihtimalini akla getirmektedir. Kalın duvarları delebilme  kabiliyeti olup, deldikten sonra çok yüksek sıcaklıkta yanmaktadır. Bu malzemenin çevrede ve özellikle  vücutta bıraktığı radyoaktif toz ya da tanecik birikintilerinin ağır sağlık sorunları yarattığı bilinmektedir. Bu tür silahların kullanımı yasak olmamakla beraber, çok tartışmalıdır. Bu hususun, bir halk sağlığı sorunu olarak da mutlaka araştırılması  gerekir.
Cizre’den sonra, Diyarbakır’dan da çatışma haberleri gelmeye ve kesintisiz sokağa çıkma yasakları ilan edilmeye başladı. 30 Aralık 2015’de İstanbul’dan gelen 106 kişilik bir barış savunucuları heyeti ile beraber Diyarbakır’daydım. Şehrin kalbi olan Suriçi’nde sokağa çıkma yasağı vardı. Biz İstanbul’dan gelenler, Diyarbakırlılarla birlikte düzenlenen salon toplantısında, sokak ortasında vurulan ve Özel Harekat keskin nişancılarının engellemesiyle günlerce cenazeleri alınamayan İsa Oran’ın babası Mehmet Oran’ın, ve Mesut Seviktek’in abisi İhsan Seviktek’in tanıklıklarını dinledik. Birkaçımız Sayın Vali Hüseyin Aksoy ile, cenazelerin ailelere tesliminin sağlanması için görüşmeye gittik. Bu işe Belediye’nin ilgili biriminin baktığını, Valilik ile bir alakası olmadığını, Belediye işçileri cenazeyi almaya gittiklerinde kendilerine ateş açıldığı için işlerini yapamadıklarını söyledi.
Vali ayrıca, günlerce aralıksız süren sokağa çıkma yasakları konusunda da kanunlara aykırı bir durum bulunmadığını, sokağa çıkma yasağını kendilerinin değil Sur Kaymakamlığı’nın koyduğunu açıkladı.
Diyarbakır’daki bu görüşmenin ardından, yine içinde bulunduğum bir heyet tarafından, Ankara’da dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya da cenazelerin teslim edilmesi dileği iletildi, ancak sonuç alınamadı. Hadisenin devamını Nurcan Baysal’ın T24’te yayınlanan “Yıl 2016, Türkiye, bir cenaze hikayesi” başlıklı haberinden izlemek mümkün.
Bir başka heyetin 12 Ocak 2016’da Diyarbakır Valisi ile görüşmesine karşın cenazeler yine alınamamış, ama aslında özel timlerin yerleştiği  bir okulun bahçesinde oldukları öğrenilmiş ve ancak vurulmalarından 29 gün sonra 20 Ocak 2016’da ailelerine verilmiştir. Cenazelere eziyet edildiğini gösteren bulguları heyetinizi ve dinleyicileri daha fazla germemek için nakletmeyeceğim. Bu bilgilere verdiğim t24 internet bağıntısından ulaşılabilir. Taybet İnan’ın Silopi’de bir hafta sokakta kalan cenazesi de, benzer olaylara bir diğer örnektir.
İnsanların yaşam hakkını korumak kadar, onurunun, cenazelerini gömme hakkı gibi kutsallarının incitilmesi ve bunun cezasız kalmasına, bu tür temel insan hakları ihlallerinin sıradanlaştırılmasına karşı çıkmak, kanımca bir vatandaşlık görevidir. “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin bir amacı da, bence budur. Bildirinin yayınlandığı tarihte bile çok kaygı verici olan olaylar, ne yazık ki, ilerleyen günlerde ve aylarda, imzacılar olarak en derin endişelerimizin haklı olduğunu gösterecek biçimde gelişmiştir.
“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinde değinilen sürgün politikaları, operasyonların bitmesiyle birlikte, Mart 2016’dan itibaren, tarihi Suriçi’nde büyük çaplı bir demografik yeniden yapılandırma ve eşi benzeri görülmemiş kültür katliamına dönüşmüştür. Dozer ve kepçelerle başlatılan yıkımla, Cevat Paşa, Dabanoğlu, Fatih Paşa, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde sözün tam anlamıyla taş taş üzerinde bırakılmamıştır. 2015 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilmiş olan Diyarbakır Surları ve Hevsel bahçelerinin tampon bölgesi ve tescilli kültür koruma alanı olan Sur’da, 18-19 Haziran 2016’da ve 30 Eylül 2017’de Diyarbakır’a gittiğimde, aralarında Hasırlı Cami ve 2015 yılında Avrupa Birliği-Europa Nostra (Avrupa Kültürel Miras Kurumları Federasyonu) tarafından  restorasyonu  ödüllendirilmiş olan  Surp Giragos kilisesinin de olduğu birçok tescilli kültür mirasının yok olduğu ya da onarılmaz hasar gördüğüne tanık oldum.
Kürt, Türk, Ermeni, Süryani, Keldani, Arap, pek çok dinin dilin, zanaatın, geleneğin birbirine dolandığı, evlerin temellerinin Roma kalıntılarına uzandığı, sokak yapısının, bahçe kültürünün, tek bir asma kütüğünün bile anlamı ve şiirinin olduğu bu diyarda, temel taşları yerlerinden sökülerek sokak izleri bile silindi. Halbuki, Europa Nostra’nın UNESCO’ya yazmış olduğu 8 Temmuz 2016 tarihli mektupta, şöyle deniyor: “Kuzey Mezapotamya’da, kökleri binlerce yıl geriye giden kültürel mirasın imha edilmesi, aynı zamanda, insanlığın ortak mirasının imha edilmesi demektir.”
2012 yılında çıkartılan afet riski kanunundan yararlanılarak afet bölgesi ilan etme ve 21 Mart 2016 tarihinde İmar ve İskan Bakanlığı tarafından alınan acele kamulaştırma kararı ile Alipaşa Mahallesi de yüzde 85 oranında yıkıldı, Lale Bey sırada. Suriçi’nin yüzde 90’ı kamulaştırılmış durumda. Sur sakinleri göçe zorlanıyorlar.
Bu ülkenin insanları bu süre içinde gerçekler konusunda yeterince bilgi alabilmekten hep çok uzak kaldılar. Basının ezici çoğunluğu artan baskılar altında Cizre’de, Diyarbakır’da, ve giderek Şırnak’ta, Silopi’de, Hakkari Yüksekova’da, İdil’de, Nusaybin’de halkın maruz kaldığı muameleyi, yıkımı ve ölümleri örtbas etti, hatta haklı gösterme yarışına girdi. Güvenlik güçleri içinde çok talihsiz bir biçimde ortaya çıkan, görev ve yetkilerinin zıddı olan, ayrımcı tutum ve davranışlar hiç bir şekilde takibata uğramadı.
“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi, hem kamuoyunda bir farkındalık yaratmak hem de çok geç  olmadan bu yanlıştan dönülmesi, şiddetten vazgeçilmesi ve “kalıcı barış için çözüm yollarının kurulması” için bir çağrı idi. Burada sadece örnekleyebildiğim yaşam hakkı ihlalleri, göçe zorlanma ve kültürel kıyım bile, Ocak 2016’da imzaladığım bu bildirinin ne kadar yerinde, ne kadar öngörülü olduğunu göstermeye yeter.
Tümüyle indi, “Açıkça anlaşıldığı üzere 

Şimdiye kadar Bu Suça Ortak Olmayacağız metnini imzalamış bulunan onlarca meslektaşım Ağır Ceza Mahkemeleri’nde savunma yaptı.
Bu savunmalarda 2015 Eylül’ünden itibaren yaşanan çatışmalarda meydana gelen çeşitli hak ihlallerini ve bunları belgeleyen raporları mahkemelere sundular. Ben de burada çatışma ortamının başka bir veçhesinin altını çizmek istiyorum.
Ben uzun bir süredir toplumda kadının yeri, yaşadığı zorluklar, yaşam şartlarında çeşitli faktörler sonucu meydana gelen değişiklikler üzerine çalışmaktayım. Toplumsal ilişkilere kadın gözünden bakmaya, bu ilişkilerdeki dönüşümlerin negatif ve pozitif sonuçlarını düşünmeye alışığım.
Hayata tam da buradan baktığım için internette gördüğüm Bu Suça Ortak Olmayacağız başlıklı metnin altına ismimi yazdım.
Bu son cümleyi biraz açayım. Yaşım gereği bu ülkede nelerin mümkün olduğunu, nelerin mümkün olmadığını, kağıt üzerinde var olan hakların hangilerinin yaşama sokulabileceğini, hangilerinin kağıt üzerinde kalmaya mahkûm olduğunu az çok biliyorum. Ama 2013-2015 yılları arasında insanların fikirlerini ve inançlarını daha özgürce dile getirebildikleri bir dönem yaşadık, barış içinde yaşamanın ne demek olduğunu bir nebze olsun tattık.
Bu yıllarda barış tesis edilememişti ama ihtimali doğmuştu. İhtimali bile gündelik yaşamda ve özellikle de kadınların yaşamında bir çok şeyi değiştirmişti. Yaşayarak gördük.
Bu süre içinde insanlar daha üretken, daha yaratıcı, daha sabırlı, daha anlayışlı oldular. Birbirlerini dinlemeye, birbirlerine tahammül etmeye daha yatkın hale geldiler.
Kızgınlık ve gerginlik azaldı. Bu değişiklik gündelik hayatımı sürdürdüğüm üniversiteyi çok olumlu etkiledi. Daha çok tez, daha çok makale yazıldı, tartışmalar daha verimli oldu.
Toplumun genelindeki bu değişim kadınlar açısından da olumlu sonuçlara yol açtı. Genel gerginliğin azalmasıyla kadın erkek ilişkileri daha yumuşadı.
Kadın haklarının korunması ve gelişmesi için çeşitli çalışmalar yapıldı. Kadına yönelik şiddette 2013-1015 arası bir azalma olup olmadığına ilişkin sayılar, 2009 yılından bu yana bu konuda veri yayınlanmadığından dolayı kamuoyunca bilinmemektedir ama yalnızca medyaya yansıyanlardan dahi 2015 sonrasında ciddi bir artış olduğu söylenebilir.
2015 Eylül’ünden Ocak 2016’ya kadar geçen sürede gerginlik tekrar tırmanmaya başladı.
Çatışma bölgelerinde yaşanan sivillere ve özellikle de kadınlara ve kadınlığa yönelik hak ihlallerini burada sıralamak istemiyorum, zaten şimdiye dek sıkça bahsedildi.
Amacım, buralarda, bu çatışmadan uzak olduğu sanılan yerlerde yaşananların altını çizmek. Haberlerde çatışma bölgelerindeki cinsiyetçi küfürler, duvar yazıları arttıkça gündelik dil de sertleşti, büyük şehirlerin sokakları kadınlar için yeniden tekinsiz olmaya başladı.
Fiziki güç hayatın her alanında kutsanır hale geldi, otobüste metrobüste en ufak tartışmalar yumruklaşmaya döndü.* Kadınların temsil ettiği değerler güçsüzlüğün sembolü oldu.
Başka ülkelerde yapılan araştırmalar da çatışma süreçlerinde kadına yönelik şiddetin arttığını, toplumun kadınları değersizleştirdiğini ve yaşam kalitelerinde ciddi düşüşler yaşadıklarını göstermiştir.
Örneğin 1930’lardan 1990’lı yıllara kadar devam eden Guatemala iç savaşında sayısız kadın taciz ve tecavüze uğramış, bunlar belgelenmiş ve bunun sonucunda 1996 yılında başlayan barış sürecinde kadınlara yönelik hak ihlallerini araştıran komisyonlar kurulmuştur.
Kadınların çatışma ve iç savaşlar öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşadıkları hak ihlalleri ve özellikle cinsel şiddet artışı birçok ülkede komisyonlarca ya da ulusal ve uluslararası yargılama süreçlerinde tespit edilmiştir.
Sırbistan’da cinsel şiddetin bir savaş aracı olarak kullanıldığı Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarda tescillenmiş,* savaş sırasında yaşanan şiddet ile savaş sonrasında yaşanan ev içi şiddet arasında bir süreklilik olduğu kadın kurumları tarafından vurgulanmıştır.*
Burada barışın tesisi için kurulan çeşitli uluslararası mekanizmalarda Türkiye’nin de gözlemci olarak yer aldığını hatırlatmak adına Filipinler’de oluşturulan barış sürecinde Suudi Arabistan, Japonya, Malezya ve İngiltere ile birlikte tarafların temaslarını gözlemleyen Uluslararası Temas Grubu’nda bulunmuş olduğunu belirtmek isterim.
Kadınların savaştan nasıl etkilendiklerine dönecek olursam: Kosova’da savaş ihtimali bile kadınların aileleri tarafından eve kapatılmasına, eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmalarına, dolayısıyla gelecek açısından güvencesiz kalmalarına yol açmıştır.*
Bu bağlamda yoksulluk özellikle kadınların savaş neticesinde yaşadığı önemli bir sorundur. Sri Lanka, Kolombiya ve Suriye gibi örneklerde savaşın kadınları yoksulluğa, yoksulluktan ötürü her türlü şiddete mahkûm ettiği, şiddetten uzaklaşma mekanizmalarından yoksun bıraktığı saptanmıştır.
Kadınlar kocaları savaşta ölmüş ya da kayıp olduğu için bir yandan aile geçindirme işini tek başına üstlenmek durumunda kalıyor, öte yandan da bunu yapabilmelerini sağlayacak geçim kaynaklarını, yani tarım, hayvancılık ve balıkçılık gibi geleneksel çalışma alanlarını savaştan ötürü yitiriyorlar.
Bu kıskaç onları ya seks işçiliğine ya göçe zorluyor, büyük şehirlerde veya ülke dışında en niteliksiz işleri yapmaya mecbur bırakılıyorlar.*
İç savaş ve çatışma durumlarının gündelik yaşamı kalıcı olarak alt üst etmesi, bu alt üst edişten de en çok kadınların zarar görmesi uluslararası anlaşma ve sözleşmelerce artık kabul edilmiştir.
Nitekim, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kadınlar Barış ve Güvenlik Kararı* silahlı çatışmaların kadın ve kızları erkekleri etkilediğinden farklı biçimlerde etkilediği noktasından hareket etmektedir.
Karar, Türkiye’nin de aralarında olduğu imzacı ülkelerin bu etkileri araştırmasını, çatışma sürecinin cinsiyet boyutunu ortaya çıkarmasını ve bu ihlallerin tazmininin barış süreçlerinin parçası haline getirmelerini talep etmiştir.
Bundan dolayı barışın inşası ve çatışmaların çözüm süreçlerine kadınların taraf olarak katılmasının sağlanması öngörülmüştür.
Bu farklı deneyimlerin raporları ve Türkiye’nin de bir kısmına taraf olduğu uluslararası sözleşmeler/metinler çatışma koşullarının kadınlara şiddet, yoksulluk ve güvensizlik getirdiğini, bu olumsuz koşulların çatışma sonrasında da sürdüğünü ve ev içi şiddetle ciddi bir bağı olduğunu kanıtlamıştır.
Savaş ve çatışma ortamları kadınların yaşamını olumsuz olarak etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. Dolayısıyla, kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için çalışan bir kişi olarak elbette ki çatışma süreçlerinin sona ermesini, barışın tesis edilmesini ve kadınların daha eşit ve adil koşullarda yaşamalarının sağlanmasını arzu etmem, bunun için çabalamam normaldir.
2013-2015 süreci barışın gerçek bir ihtimal olabileceğine, toplumun daha huzurlu bir yaşama kavuşabileceğine dair umudumu yükseltmişti.
Çatışmalar başladıktan sonra yaşananların bu ihtimali yok etmesini istemediğim için metne imzamı verdim.
İmzamla yaptığım, şiddeti körüklemek değil, tam tersine barış ve huzurun tesisini, böylece uluslararası örneklerle de etraflıca anlattığım üzere kadınların her an ölüm, tecavüz ve yoksulluk endişesiyle yaşamaya mahkûm edilmedikleri bir ortamın var edilmesini talep etmektir.
İsnat edilen suçlarla bir ilişkim olmadığından dolayı beraatimi talep etmekteyim.
Temel kaynaklar
Metinde yıldızla belirtilen kaynaklar sırasıyla şu şekilde:

Yalnızca birkaç örnek: “Otobüste 'yayılarak oturma' diyen 2 kişiyi bıçakladı”, Hürriyet, Erişim Tarihi: 7.10.2018, http://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/ankara/otobuste-yayilarak-oturma-diyen-2-kisiyi-bica-40978766; "Küfür etme" diye uyardı, kurşunların hedefi oldu”, Hürriyet, Erişim Tarihi: 7.10.2018, http://www.hurriyet.com.tr/kufur-etme-diye-uyardi-kursunlarin-hedefi-ol-40448523; “‘Küfür etme’ diye uyaran taksici öldürüldü”, Milliyet, Erişim Tarihi: 7.10.2018, http://www.milliyet.com.tr/kufur-etme-diye-uyaran-taksici-gundem-2731806/; “Metrobüs şoförüne vurmak için şemsiye istedi”, Milliyet, Erişim Tarihi: 7.10.2018, http://www.milliyet.com.tr/metrobus-soforune-vurmak-icin-gundem-2341943/
Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia –ICTY) cinsel suçlar konusundaki adımları için bkz.: http://www.icty.org/en/features/crimes-sexual-violence. Mahkeme faaliyete başladığı andan bu yana 78 kişinin –yani yargılanmakta olan toplam 161 kişinin %48’inin– iddianamesinde başka maddelerin yanı sıra cinsel suçlar da yer almaktadır, detaylı veriler için:
http://www.icty.org/en/features/crimes-sexual-violence/in-numbers.
Örn.: Kadın Mahkemesi Adalete Feminist Yaklaşım (Women's Court - Feminist Approach to Justice),
Kosova Cinsiyet Araştırmaları Merkezi (Kosovar Gender Studies Center), (2008), History is Herstory Too: The History of Women in Civil Society in Kosovo, 1980-2004, (der: N. Farnsworth), Priştine.
Sri Lanka örneği için bkz.: Uluslararası Sivil Toplum Ağı (International Civil Society Action Network – ICAN, 2013 tarihli raporu: http://www.icanpeacework.org/2013/03/07/elusive-peace-pervasive-violence-sri-lankan-womens-struggle-for-security-and-justice-spring-2013/. Kolombiya örneği için bkz.: ABColombia, Kolombiya: Kadınlar, Çatışma-Temelli Cinsel Şiddet ve Barış Süreci (Colombia: Women, Conflict-Related Sexual Violence and the Peace Process), https://reliefweb.int/sites/reliefweb.int/files/resources/ABColombia_Conflict_related_sexual_violence_report.pdf. Suriye örneği için bkz.: Nobel Kadın Girişimi (Nobel Women’s Initiative, (2016), Kadın Mülteciler Avrupa’da Risk Altında: https://nobelwomensinitiative.org/wp-content/uploads/2016/03/Opening-Borders-Report_FINAL_WEB-1.pdf.
BM 1325 sayılı Karar Türkçe metni için: Kadın Hakları – Uluslararası Hukuk ve Uygulama, (der: G. Ayata, S.E. Dilek, B.E. Oder), İstanbul Bilgi Üni. Yayınları, sf.276-279, https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/02/24/Kadin_Haklari.pdf

27 S.1243
Ahısha Muhåfızı Hakkı Paşa kullarının Gâlib Paşa bendelerine meb‘ûs kâ’imesidir.
Devletlü İnåyetlü Übbehetlü Âtıfetlü Veliyyü'n-ni‘met-i Bî-minnetim Efendim
Sultânım Hazretleri,
Mukaddemce hâk-i pây-ı âlîlerine ifâde-i çâkerî vechile Ahilkelek hudûduna mülâsık Mûdetepe nâm mahalle gelen sekiz yüz Acem askeri Tiflis'in ol taraflara semt ve hayme-nişîn Kamerli Aşîreti’nden yüz kadar hâne bin kadar emvâl-i mevâşî ile nehb ü iğâre ve bir kol Acem askeri dahi Lori karyelerinden bir karyenin üserâ ve emvâlini gâret ve kendi hudûdlarından avdet etmiş oldukları ve Tiflis'de Ceneral Beskoviç Vekîli Atotand tarafına meb‘ûs Ahıshavî Yusuf târîh-i arîzam 
günü avdet ve takrîri mesfûr ile mülâkâtı hengâmında Beskoviçin 
varakasını izhâr ve şu günlerde Abadan tarafından bir mikdâr askerimiz Üçkilise'ye 
gelirken şehzâde ile muhârebe etdiklerinde sekiz sâ‘at bazâr-ı kârzâr ve gâmşend ve 
iki tarafdan üçer binden ziyâde asâkir helâk olup âkibet sûret-i kuvvet bu def‘a dahi 
Rusyalu tarafında nümûdâr olduğu beyânıyle mukaddemlerde giriftâr-ı dest-i esîrleri 
olan Acemlerden şimdiki gavgada tutuldu diyerek iki yüz kadar üserâ göstermiş ve 
mukaddemce Revan'ın havası fenâca olup asâkirimiz tahammül edemediğinden bu 
günlerde Revan'ı tekrâr muhâsara edecekler deyü ibrâz-ı kibr ü gurûr ve üç beş yüz 
kadar araba mühimmât ve zehâyir Üçkilise'ye irsâl ve il ulusunu bundan sonra sârık ve 
çeteciden muhâfaza içün üç bin mikdârı Rusyalu askeri ve top ile Atotand Tiflis'den 
kalkup Zalki cânibine ve geçen sene şehzâde ile muhârib olan (...) ve şimdiye kadar 
derûn-i Tiflis'de ikâmet ve bu günlerde bir mikdâr asker ile Karabağ tarafına 
göndermişler bundan mâ‘adâ mukaddem Abbasâbâd'da muhâfız olup şâha hîle ve 
kalâsını Rusyalu'ya teslîm eden sâbık Revan Hanı Muhammed Han'ın birâderi yirmi 
otuz atlu ile Tiflis'e gelüp İran'ın her bir semt-i inhizâmlarının sûret-i suhûletini ta‘lîm 
ile Rusyalu'ya izhâr-ı sadâkat etmekde olduğu ve hudûd-ı İslâmiyye'den Tiflis 
tarafında bulunan tüccârân-ı merkûmu bulup hafîce su’âllerinde Devlet-i Aliyye ile 
Rusyalu'nun nakz-ı ahdleri olmuş deyü bir kaç gündür Rusyalu'nun aralarında 
söyleniyor sizde dahi bu havâdis var ise bu tarafdan kat‘-ı alâka edelim demişler, 
merkûm cevâbında bu gûne sözlere kulak vermek nâ-revâ ve ol vechile fâhiş cevâb
istima‘ etmedikden başka İraniyân'ın neşr-i erâcîfleri olmalıdır deyü kat‘iyyen cevâb 
vermiş ve Atotand bir meclis-i su’âlinde Devlet-i Aliyye İranlu'ya mu‘âvenet edecek 
böyle mesmû‘umuz oluyor demiş ise de cemî‘ zamânda Devlet-i Aliyye'nin hafî 
kimesneye i‘ânesi ve muğâyir-i silm ü safvet mu‘âmelesi görülmemiş dedikde böyle 
olduğunu bizler de bilirüz İranlu'nun fahr u mübâhâtı böyle olduğu mesmû‘umuz 
olmuşdur. Ancak mâşâ’allâh Devlet-i Aliyye'nin ikbâline böyle giderse İranlu ile
bizler birbirimizi döğünmekdeyüz. Tiflis gerek İran hudûd-ı Devlet-i Aliyye'ye ilhâk 
olunacağına şübhemiz yokdur demiş. Bunları tahrîrden murâd-ı çâkerânem gerek 
sefîr-i merkûm vesâir vâridânın takrîrleri leyl ü nehâr Rusyalu'nun fikr ü endîşe ve 
Devlet-i Aliyye tarafından havf u haşyetden hâlî değiller, Kartil ve Zalki kazâları 
ahâlîleri ve külliyen Açıkbaş ve Göriye ülkesi Rusyalu'dan teneffür ve İranlu dahi 
şâh ü şehzâdelerinden müteneffir oldukları hâk-i pây-ı veliyyü'n-ni‘amâya muhtâc-ı 
beyân olmayup inşâ’llâhü'r-Rahman kendü zanları gibi olacağı eltâf-ı ilâhiyyeden 
ümîd-i vâsık ve bî-iştibâhdır. Cenâb-ı Rabbü'l-âlemîn sebeb-i izz ü rif‘at ve bâ‘is-i 
kıyâm u hayâtımız rûh-ı âlem şevketlü kudretlü kerâmetlü mehâbetlü velâyetlü 
veliyyü'n-ni‘metimiz pâdişâhımız efendimizi serîr-i şevket-masîr-i saltanatlarında 
kâ’im ve pâyidâr ve sâye-i tûbâ-pâye-i hümâyûnların cümlemiz üzerlerinde sâyebân 
ve ber-karâr eyleye, âmin. İran'ın i‘âde olunan sefîrine bir takrîr-i âcizânem dahi şu 
vechiledir ki, Zalki taraflarını celb etmek sevdâsındasınız. Bir tarafdan emvâl ve 
üserâsını nehb ü iğâre etmeniz selb-i emniyetlerine sebeb-i müstakildir. Cevâbında 
çete ve çapula şehzâdenin rızâsı olmayup bu def‘a çeteye gelen re’îsin gözlerini ihrâc 
ve te’dîb edecekdi.Lâkin ba‘zı hânların ricâsıyle afv edüp bundan sonra çeteye 
gidilmez vâkı‘ ise sûret-i i‘tidâlde Gürcistan'a Aleksandr ma‘rifetiyle el atmaları 
melhûz olacağı ve hasbe'l-vüs‘ emr-i muhâfaza ve tarafeyn keyfiyetlerine tahsîl-i 
vukûf ile hâk-i pây-ı âlîlerine tahrîrde ednâ kusûr olunmayacağı inşâ’allahü teâlâ
mûhat-ı ilm-i âlîleri buyuruldukda ol bâbda ve herhâlde emr ü fermân men-lehü'l ihsânındır.
Fî 27 S. sene 243

Mühür
Es-Seyyid
İsmail Hakkı

Şevketlü Kerâmetlü Mehâbetlü Kudretlü Veliyy-i Ni‘metim Efendim Pâdişâhım,
Azerbaycan hanlarının Devlet-i Aliyye'ye olan meyl ü inkıyâdına ve Dağistan hanlarının Tiflis üzerine hücûma olan şevk u hâhişlerine dâir Bayezid Mutasarrıfı İshak Paşa kulları tarafından bu def‘a tevârüd eden tahrîrât ve Azerbaycan hanlarından paşa-yı mûmâ-ileyhe gelüp tahrîrât-ı mezkûresiyle der-bâr-ı atûfet-karâra tesyâr olunan evrâk mâdde-be-mâdde hulâsa ve iktizâsı bâlâsına sürhle işâret ve takımıyla atebe-i ulyâlarına arz olundu. Manzûr ve ma‘lûm-ı hümâyûnları buyuruldukda emr ü fermân şevketlü kerâmetlü mehâbetlü kudretlü veliyy-i ni‘metim efendim pâdişâhım hazretlerinindir.

Benim vezîrim,
Hemân matlûb ve ehemm Tiflis tarafına hücûm Tiflis'i kabza-i tasarruf-ı mülk eylemek ve gayri iktizâsınca tanzîmleri görülmek Cenâb-ı Hudâ-yı Müte‘âlden istid‘â olunur.

MAĞDUR: MEHMET NUSRET NESİN (AZİZ NESİN), Abdullah Aziz oğlu, Hanife'den olma, 1915 D.lu, Giresun Şebinkarahisar nüf. kay. olup halen Çatalca Nesin Vakfı'nda oturur olduğunu söyler, hadise anlatıldı, şikayet ve delilleri soruldu:
Pir Sultan Abdal Derneği'nin daveti üzerine, 30 Haziran 1993 tarihinde İstanbul'dan Sivas'a hareket ettim. 1 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'a ulaştım ve o gün etkinliklere katıldım, 2 Temmuz 1993 tarihinde kaldığım Madımak Oteli'nden saat 10.00'da çıktım. Vilayetin yanında bulunan ismini şimdi hatırlayamadığım bir medresede yazarı olduğum kitapları okurlarıma imzalayıp veriyordum. Bu sırada küçük gruplar ortaya çıkıp ismim telaffuz edilerek sözlü saldırıda bulunuyordu. Takriben burada bir saat kadar kaldım ve okurlarıma kitaplarımı imzaladım. İşim bitti. Kalmakta olduğum otele döndüm. Otelde istirahat ediyordum. Öğlen namazına müteakip, camiden çıkan takriben 500-600 kişilik grup otelin önünde toplandılar ve ismimi telaffuz ederek sözlü sloganlar atarak saldırıda bulunuyorlardı. Bu sözlü saldırı takriben 13.30'da başladı. Topluluk, "Şeriat isteriz, Müslüman Türkiye, Allahuekber, Sivas Aziz Nesin'e Mezar Olacak" şeklinde sloganlardı. Ben bu sözlü tecavüzleri ve sloganları oteldeki odamdan duydum, pencereden çıkıp bakmadım, bakmamıza da imkân yoktu. Eğer göründüğümüz takdirde fiili eyleme geçeceklerini düşündük. Bulunduğum odada Sivaslı veya misafir bazı şahıslar vardı. Bunların isimlerini hatırlamıyorum. Takriben 60 kişi kadar otelde misafirlerdi. Bu topluluk sloganlar attıkça büyüyor ve çoğalıyordu. Bu topluluk sözlü tecavüzleri saat 20.00'a kadar devam etti. Sloganlar da devam ediyordu. Hatta şimdi hatırlayamadığım sloganlar da atılıyordu. Benim üç tane korumam vardı, akabinde mahalli zabıta iki koruma da göndermişti. Bu beş koruma beni otelde koruyordu. Ancak dışarda topluluk büyüyor, sloganlar atılıyor, mahalli idarece tedbir alınmıyordu. Genel mahalli zabıta da ve askerler otelin önünde toplanmış olan bu halk kitlesine mâni olacak herhangi bir harekette bulunmuyorlardı.
Yukarıda beyan ettiğim gibi bu durum saat 13.30'da başladı, saat 20.00'a kadar devam etti, topluluk bilahare otel pencerelerine ve duvarlara taş atmaya başladı, karşı binanın çatılarına çıktılar, binalara girdiler, o çatı ve bina içlerini elde ettikleri taşları ve kiremitleri bulunduğumuz otel odasına atmaya başladılar, hatta otelin karşısında bulunan inşaat mahallindeki inşaat malzemelerini attılar, onu bitirdiler, bu kez sokaktaki kaldırım taşını söktüler ve onları atmaya başladılar. Dışardaki topluluk bizi hedef alarak sözlü tecavüzler ve fiili tecavüzler devam ettikçe, yanımda bulunan şimdi ismini hatırlayamadığım arkadaşlar, Vilayet makamına ve Emniyet Müdürlüğü'ne telefonla durum iletildi. Bizzat ben Vali'yi telefonla bularak durumu bütün açıklığıyla izah ettim ve tedbir almalarını söyledim. Bana cevaben Vali bey, "Çok mahcubum, merak etme gereği yapılacaktır" diye cevap verdi. Akabinde Milletvekili Uluç Gürkan ve Erdal İnönü arandı. Milletvekili Uluç Gürkan, "Her tarafa telefonla bildirdim, merak etmeyin, tedbir alınacaktır" dedi. Erdal İnönü, "Vali ile görüştüm. Yine görüşeceğim. Merak etmeyin tedbir alınacaktır" diye bildirdi. Benim dışımda, otelde mahsur kalan diğer arkadaşlar da ve bu etkinliklere katılan diğer şahıslar da telefon etti, o arada bilemiyorum. Çünkü pencereden bakmıyordum. Polislerin, jandarmaların ve askerlerin geldiklerini söylediler. Gelen bu devlet kuvvetleri halka karşı ne işlem yaptılar, topluluğu dağıtmak için neler yaptılar, bunu bilemiyorum. Hatta birlikte bulunduğum diğer arkadaşlar, Tokat'tan, başka illerden takviye kuvvetler gelecek, halkı dağıtacaklar, dediler. Civar illerden bu takviye kuvvetlerin gelip gelmediklerini bilemiyorum. Bu topluluk otel önünde bulunan araçları kırıyorlar, döküyorlar, benzinleri yere döküp ateşe veriyorlardı. Bunların ben sesini duyuyordum. Bunlar kimlerdi, bilemiyorum. Çünkü pencereden bakmıyor, sadece otel içinde kendimi korumaya çalışıyordum ve akıbetimi bekliyordum.
Kesin saatini bilemiyorum. Otel yanmaya başladı. Dumanlar çıktı, oteli sardı. Ben dördüncü katta bulunuyordum. 4 ve 5. katta bulunan şahıslar, çığlıklar atarak bağırarak aşağı katlara doğru inmeye başladılar. Otelden çıkmaya cesaret edemiyorlardı. Çıktıkları anda otel önünde bekleyen takriben gazetenin yazdıklarına göre, 10 bin-20 bin kadar eli sopalı ve taşlı şahıslar tarafından linç edileceklerinden korkuyorlardı. Böylece oteli duman sarmış olduğundan, ölme korkusu, dışarı çıktıkları anda linç edilme korkusu arasında sıkışmış kalmışlardı. Büyük bir heyecan ve panik vardı. Herkes şaşırmış, ne yapacağını bilemiyordu. Duyduğuma göre koruma polislerinden biri bir çıkış deliği görmüş ve oradan kadın ve kızları çıkarmak istiyormuş. Bu deliğin karşısında, daha doğrusu çıkış deliğinin ağzından binada Büyük Birlik Partisi varmış. Bu parti mensuplarından sakallı ve sopalı kişiler, bu çıkış deliğinden çıkmak isteyen kızlara ve kadınlara, "Orospu, yanın. Burada ne işiniz var?" diye çıkışlarına mâni olmak istemiş. Bu kadın ve kızların feryatlarına, imdat seslerine cevap vermemişler, mâni olmak istemişler. Bu arada, yine bir sakallı şahıs, herhalde acımış olacak ki, "Gelin kızım, sizi çıkarayım" demiş ve 32 kadın, kız ve erkeğin bu çıkış deliğinden çıkışlarını sağlamış ve otelde tek kurtulanlar bunlar oldu. Diğerleri ateşin çıkardığı duman sonucunda yandı veya dumandan boğuldu ve otelde 36 kişi öldü.
Ben bulunduğum yerden, dördüncü kattaki odama sığındım. Yanımda arkadaşım Lütfi Kaleli vardı. Başka da kimse yoktu. Bulunduğumuz odaya pencere ve kapıdan dumanlar gelmeye başladı. Arkadaşım Lütfi Kaleli'ye, "Herhalde öleceğiz. Buradan çıkıp çabuk ölelim" dedim ve kapıyı açtım. Bu kez kapıdan duman ve alevler gelmeye başlayınca kapıyı kapattık. Odada kaderimizle başbaşa kaldık. Ölümümüzü bekliyorduk. Âni bir hareketle odamızdan çıktık, ana koridordan caddeye bakan başka bir odaya çıktık. Bu odada duman vardı. Camlar tamamen kırılmıştı. Cam kırık olduğundan hava giriyordu. Arkadaşım Lütfi Kaleli, 15-20 kez "İmdat" diye bağırdı. Akabinde "İtfaiye, itfaiye" diye bağırdı. Ben, duman içindeydim. Aşağıda bulunan halk, dumanlar içerisinde beni görünce komiser zannetti. "Komiser dumanlar içerisinde, kurtaralım" diye bağırmaya başladılar. Bu mücadele bir hayli zaman sürdü. Akabinde itfaiye geldi, merdiveni pencereye dayadı. Arkadaşım Lütfi Kaleli beni elimden tuttu. Hareket edemeyecek durumda idim. Beni merdivene çıkardı. İtfaiye merdivenine çıktım. Aşağıya doğru inmeye başladım. Ben ağır ağır merdivenden inerken, ismini bilmediğim, eşgalini de bildiremeyeceğim bir itfaiye eri de yukarı doğru çıkıyordu. Merdivenin orta yerinde karşılaştığımızda, bu itfaiye eri -beni kurtaracağını zannediyordum- bu itfaiye eri, bana, "Namussuz, alçak" diye vurmaya başladı ve beni tekmeledi, merdivenden aşağı attı. Sokağa düştüm. Kendimde değildim. İtfaiye aracının içinde bulunan -yine yanlış anlaşıldı- bir sivil şahıs, itfaiye aracı içinde bulunan ucu demir çengelli bir itfaiye aygıtı ile bana saldırdı. Öldürmek istiyordu. Eğer bu aygıtla bana vurmuş olsaydı, behemehâl öldürürdü. Bu durumu gören bir polis veya diğer bir şahıs buna mâni oldu ve beni kurtardı. Bana itfaiye aygıtı ile öldürmek için hücum eden şahıs, Sivas Belediye Reisi'ne benzeyen, Belediye Meclisi Üyesi olup, hâlen firarda bulunan şahıs olduğunu bilahare öğrendim ve bu şahsın elinden kurtuldum.
Diğer şahısların yardımı ile ve sürüklenerek orada bulunan polis aracına bindirildim. Bu sırada halk veya polis olduğunu zannettiğim bir kişi bana vurmaya başladı. Diğer şahıslar buna mâni oldu ve dışarı çıkarttılar. Yaralanmıştım. Başımdan kan akıyordu. Hâlsiz ve takatsizdim. Polis aracı ile Sivas Üniversitesi Hastanesi'ne götürüldüm. Muayene ve tedavi oldum. Tedavim saat 22.00'ye kadar devam etti. Bu saatten sonra havaalanına götürüldüm. Oradan da uçakla Ankara'ya gittim. Olay bundan ibarettir. Bu olay patlayan bir sosyal çöplüktür. Olaya sebebiyet veren tüm görevliler hakkında şikayetçiyim. Herhangi bir şahıs ismi zikrederek şikayette bulunmak istemiyorum. Şikayette bulunmak istediğim yegâne şahıs İçişleri Bakanı'dır, dedi. Beyanı okundu, imzası alındı.

- Bugün tarihi bir gün yaşıyoruz, kendimi ve kulübü savunacağım.
- Bugün tarihi bir gün yaşıyoruz. Siz hem kişileri, hem de kulüpleri yargılıyorsunuz. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olmanın onurunu, gururunu yaşıyorum.
- 25 milyon susuyorsa biz ceza evinden bir mesaj vermediğimiz içindir. Fenerbahçe sadece sportif alanda değil sosyal alanda da her türlü yer alacaktır.
- Aziz Yıldırım'ın şahıs akıbetinin bir önemi yoktur. Fenerbahçe camiası ulu bir çınardır ve bu ulu çınardan tek bir yaprak koparılmasına imkan vermeyecektir.
- Aleyhimizde yapılan propaganda, kulübümüzün kuruluş gayesini baltalamak ve bu temiz, vatansever, Atatürkçü yoldan çevirmek içindir.
- Polis fezlekesiyle TFF, Fenerbahçe Kulübü'nden savunma istiyorsa, o zaman bu dava şahıs değil Fenerbahçe davasıdır.
- 22 yıldır bu kulübe hizmet veriyorum. Asla şike gibi bir suça bulaşmadım. Poliste maruz kaldığım muameleyi hak etmedim.
- Mahkeme ne karar verirse versin; ne kadar yargılarsanız yargılayın Fenerbahçe'yi ortadan kaldıramazsınız
- Birbirini tutmayan telefon konuşmaları hiçbir şeye kanıt olamaz, masumiyetimizin ortaya çıkacağına inancım tam.
'Bunca hizmetim örgüt faaliyetiyse, evet bu örgütü ben kurdum'
- Yaptığım hiçbir tesise kendi adımı vermedim.
- Şayet bunca hizmetim örgüt faaliyetiyse evet bu örgütü ben kurdum.
- Emniyet 19 maçta şike var diye açıklama yaptı, iddianamede 13 maça yer verildi. 6 maç buhar oldu, uçtu.
- Ben hastanedeyken adres kısmına Metris yazdılar.
- Emenike'nin para sayarken çekilen fotoğrafları nerede? Bunu söyleyenler ahlaksız bir davranış göstermişlerdir.
- Kulüplerine sahip çıkan Fenerbahçelilere polis biber gazı sıkmıştır.
- Bizi karalamak adına, gizliliği devam eden soruşturmaya ait her şey art niyetli müdahalelerle basına yansıtıldı
Gözaltına alındığında Emniyet'te çekilen fotoğraf...
- Aziz Yıldırım ayağa kalkıp eşgal resmini göstererek; "Ben emniyetteyken bu resmimi bastılar. Ben onurlu bir insanım, gereğini yapın.
- O resmimi basan gazetenin sahibinin de benden temiz olmadığını düşünüyorum.
Çantada bilet olduğunu Vali de söyledi
- Emniyetin söylediği Sivas maçındaki çantada para değil bilet olduğunu Vali bile söyledi.
- Şampiyonlar Ligi'ne gönderilmememizle ilgili kararda savcı, emniyet ve TFF, Tahkime baskı kurdu.
- Kıbrıs'a kaçacağım yazıldı. Benim yaşadığım yer de öleceğim yer de burasıdır.
- 58. madde değişemez, değişmemelidir.
- Vederson'un tedbiri kaldırılırken, tercümanımız Samet Güzel haftalarca takımdan uzak tutuldu.
- Basında Kıbrıs'a kaçacağım yazıldı. Benim yaşadığım yer de öleceğim yer de burasıdır
- Fenerbahçe'ye cebinden 30 milyon dolar veren adama 'çıkar amaçlı suç örgütü lideri' denemez. Deniyorsa amaçları başkadır.
- 6222 sayılı yasa değişikliği sırasında 'kişiye özel' deyip veto eden sayın Cumhurbaşkanı, MİT yasasını hemen onadı.
- Artık eminim.. Bir grup, Türk futbolunu ele geçirmeye çalışıyor.
- 17.11.2010'da beni dinlemeye alıyorlar. 1028 tape var yüzde onu şahsıma ait ve hiçbir şike teşvik konuşması yok 19 maç deniliyor. Tapelerde şikeye dair hiçbir konuşma yok ama savcı şike kanıtı bulmak için uğraşıp duruyor.
Manisaspor Başkanı'na borç verdim
- Her iş adamının sıkıntıları olur. Manisa Başkanı da benden istedi. Kredilerinin uzamasi için bankalardan destek istedik, olmadı.
- Ben de Fenerbahçe'ye 1.5 milyon dolar para vermiştim. Tamer'den 500 binini istedim Kenan Yaralı'ya borç verdim.
- Sadri Şener ve Gökmen Özdemir arasındaki konuşmaya benzer bir şeyim varsa şike yaptığımı bile kabul edeceğim.
- Şu çok açık ki, hedef Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'dir.. Türk sporunu ele geçirmeye çalışan bir grup bu operasyonun arkasındadır.
- Benim için örgüt faaliyeti diye 3 aylık dinleme izni çıkarmıştır. Dinleme yetkisi 4 tapeden verilmiş ama bu tapelerde suç unsuru var mı?
- Bu durum Fenerbahçe'ye bize karşı bir organizasyon oldugunu göstermiştir. Neden Trabzonspor son bir ay dinlenmiştir, neden?
- Benim tapelerimde bir hakem adı veya hakem lafı geçiyorsa tüm suçlamaları kabul ediyorum.
- Bizimle ilişki kurmak örgüt üyeliğiyse; savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Berk ve Fikret Seçen ile  Emniyet Müdürü Nazm Ardıç da aramızda olurdu. Hakim, "Bunun savunmayla ilgisi yok" dedi. Aziz Yıldırım ise "Benimle gezeceksin, yemek yiyeceksin, gelip sarılacaksın, sonra beni içeri alacaksın" dedi
'Aydınlar, F.Bahçe'yi küme düşürmeyeceğini söyledi'
- Mehmet Ali Aydınlar avukatını bana gönderdi ve Fenerbahçe'yi küme düşürmeyeceğini söyledi. Mehmet Ali Aydınlar kamera karşısına geçerek ligin planlandığı gibi başlayacağını söyledi. Ancak 12 gün sonra bunun ertelendiğini açıkladı. Erteleme gerekçeleri belli değildi. Ortada iddianame yoktu. Dosyada gizlilik kararı vardı. Ama kimse buna uymadı.
- Sadri Şener'in maçlara 12 hafta kala Fenerbahçe maçlarına hakem atama yapılmasının isimlerini gösteren belgeyi hakime sundu.
- Eskişehir'e gittigimizde tesisler dışında Bülent Uygun'la görüşmedim. Ali Kıratlı benden önce kulüp üyesidir. Benim adamım değil iş adamıdır
- Eskişehir'de Bülent Uygun'un babasını gördüm sadece. Tapelerde Ali Kıratlı'nın soylediği gibi Bülent Uygun'la görüşmedim. Kıratlı, bunu açıklar heralde
- Yusuf Turanlı'yı hiç tanımam. Kendisiyle hiçbir tapem de yoktur.
- Eskişehir'de tesisler dışında Bülent Uygun ile görüşmedi. Ali Kıratlı benden önce kulüp üyesidir. Benim adamım değil, iş adamıdır. Ali Kıratlı'nın Eskişehir'e gidişinden haberim yoktu.
- Temenni ediyorum ki; bu soruşturmayı başka amaclarla yapan Mehmet Berk'in vicdanı rahattır.
- Trabzonspor'a Türkiye Kupası'nı kaybettik. Şenol Güneş "Başkanım merak etmeyin şampiyon sizsiniz" dedi. Bunları telefonda söylese şu an burada olacaktı.
- Duruşma sırasında Aziz Yıldırım, Bursasporlu futbolcu Ozan İpek'in şampiyon olduktan sonra verdigi röportaji dinletti.
- Biz ucuz şampiyonluk peşinde koşmadık
- Federasyonlar eliyle bu ülkede şampiyonlar tayin edildi. Bize dolandırıcılıkla suçlanırken; Mehmet Berk, Denizli olayında görevsizlik verdi.  Can Çobanoğlu, Ali İpek ve Galatasaraylılar konuşmalı.
'Şike oradadır; ondan izledim'
- Aziz Yıldırım, 7 Kasım 2000 yılındaki Galatasaray - Strum Graz Şampiyonlar Ligi D Grubu maçından görüntülerini salonda izletti.
- Duruşmada Galatasaray-Strum Graz maçı izlenirken; Aziz Yıldırım, "Şike futbolcularla yapılır" dedi.
- Aziz Yıldırım'ın 3 aydır bilgisayar istediğini fakat verilmediğini söylemesi üzerine Mahkeme Başkanı Ekinci, “İlk duruşmada bilgisayarda Galatasaray maçını izliyordunuz" demesi üzerine “Şike oradadır; ondan izledim" dedi. Mahkeme Başkanı, savunmanın dışına çıkmaması uyarısında bulundu.
MAHKEME BAŞKANI MEHMET EKİNCİ: "FENERBAHÇELİYİM"
- Bugün adaletin bekçiliğini yapanlar, şikeyi Türkiye'ye getirenlerdir. Ama konu şike değil, futbolu ele geçirmektir.
- Bu soruşturmada tüm kulüplerle ilgili dinleme kararı aynı anda çıksaydı bunun bir şike operasyonu olduğuna inanırdım."
- Savcı, Fenerbahçe'yi bırakmak istemediğimi söylüyor.. Ama daha önce iki kez istifa ettim.. Taraftarlar bırakmama izin vermedi
- TFF eliyle yapılan şikeleri gündeme getirdiğim için 1 yıl hak mahrumiyeti cezası aldim."
- Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, Aziz -Yıldırım'ın "Hangi takımlısınız?" sorusuna "Fenerbahçeliyim" diyerek cevap verdi.
'F.Bahçe 5 kuruş almadan stadını yaptı, devlet Arena'ya 600 milyon TL harcadı'
- TFF kurallar gereği Diyarbakırspor'u küme düşürseydi biz 2 puan daha alacaktık. Böylece  şampiyon olacaktik. ancak biz ülke menfaati için sustuk.
- Fenerbahçe'nin bir kuruşunu zimmetime geçirdiğim kanıtlanırsa kendimi ölümle cezalandırırım. İspatlayamayanlardan da istifa beklerim.
- Ne Metris, ne darağacı bizi bu sevdadan vazgeçiremez. Biz dünya kulübü olma yolunda emin adımlarla yürümekteyiz.
- Kendi kaynaklarından 30 milyon doları harcayan insanı şike davasında yargılamak haksızlıktır
- Fenerbahçe kimseden 5 kuruş almadan stadını yaptı
- Devlet Türk Telekom Arena'ya 600 Milyon TL harcadı, ülkeye faydalı diye sustuk."
'DENİZLİ MAÇINI GALATASARAYLILAR ANLATSIN'
- Benden önce amatör şubeleri kim takip ederdi? Şimdi amatör şubelerde Dünya Türkiye'yi takip ediyor
- Malatya'ya Doğan gönderen, Ankaragücü'nü 8-0 yenen, Denizli'ye teşvik gönderenler adaletin bekçileri oldular
- Denizli maçından önce neler olduğunu Ali İpek, Yusuf Şimşek ve Galatasaraylılar anlatsın.
"KAPATTIĞIMIZ SÖYLENEN BİLYONER GECE KULÜBÜNÜN ADI"
- Aziz Yıldırım: "Torbalarda para varmış. Durdur, paraları yakala, zabıt tut, kanıtla.. Bunlar nedense olmamış."
- Aziz Yıldırım: "O kadar çok paramız var ki; Bilyoneri de kapatmışız."
- Kulübün tüm hesap akışını belgeleyip gösteren Aziz Yıldırım, "İddia edilen 13 maçta, parasız mı şike yaptık?"
- Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu'nun kulüp için yaptığı tüm harcamaların belgelerini mahkeme başkanlığına sundu.
- Aziz Yıldırım: "Bilyoner'i kapattığımız ve iddaa olayına girdiğimiz söylendi."
- Aziz Yıldırım: "Oysa Bilyoner, şampiyon olursak futbolcuları götüreceğimiz gece kulübüydü."
'FIBA, Basketbol Federasyonu değil, FIBA dediğimiz banka'
- İlhan Ekşioğlu tesise çatı yapmak için muhasebeden para alıyor, sonradan inşaatçılarla anlaşamıyor, parayı iade ediyor. "
- Bu paraya şike parası deniyor, şike parası tekrar kulübe iade edilir mi?"
- Galatasaray için bir gelenek olmuş.. Ama biz burada transfer şikesiyle suçlanıyoruz."
- Savunmasını yapan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalarından "örgüt kurma" suçlamasını çürütmeye çalıştı. Aziz Yıldırım, bunun için İstanbul'da katıldığı bir açılışı örnek gösterdi. Yıldırım, bu açılışa aralarında Arda Turan'ın da bulunduğu bir grup futbolcu ve dönemin özel yetkili savcısı Zekeriye Öz ile birlikte katılmıştı.  Yıldırım işte bu açılışı savunmasında örnek gösterdi. Aziz Yıldırım, "Bizimle ilişkili olmak suç örgütü olmak için yeterliyse savcı Zekeriye Öz de, savcı Mehmet Berk'in de bunun içinde olması lazım" diye konuştu.
- Bu FIBA, Basketbol Federasyonu değil, FIBA dediğimiz banka. Her şeyi karma karışık ettiler."
GALATASARAY'A KİMSENİN SESİ ÇIKMIYOR"
- Galatasaray sözleşmesi devam eden oyuncuları ayartıyor, kimsenin sesi çıkmıyor.
- Aziz Yıldırım: "Suç isnad edilec

Ben savcılık huzurunda sorulan sorulara ayrıntılı olarak cevap vermeye çalıştım ancak bir kısım sorulara tam olarak cevap veremedim. Özellikle ifade zaptında 18 numaralı olarak sorulan 02.05.2011 günü Mali Genel Kurul öncesinde muhalif bir kısım kişilerin gazeteye ilan vermesi üzerine muhalefetin önüne geçebilmek amacıyla Sedat Peker grubuyla bağlantılı oldukları söylenen Bülent İbrahim İşcan ve Abdullah Başak'ı yönlendirdiğim, bu şahısları kongre sırasında dövdüreceğim ve dışarı attıracağım şeklinde talimat verdiğim iddiasına ilişkin olarak; benim böyle bir fiilim hiç bir şekilde olmamıştır. Bu şahıslar Fenerbahçe kongre üyesidirler. Ben muhalif gruba kongreye gelerek varsa eleştirileri mali konularda, burada yapmalarını bildirdim. Bana Amatör Şube için sponsorlardan temin edilen 40 bin dolarla ilgili parayı nereden bulduğumu sormuşlar. Ben bu paranın nereden bulunduğunu değil nereye harcanacağının sorulması gerektiğini bildirdim. Bunun dışında adları geçen İbrahim İşcan ve Abdullah Başak'ın söz edildiği gibi Sedat Peker grubuyla bir bağlantısı olup olmadığını ben bilmem. Herhangi bir şekilde kongreden dışarı attırmam ya da dövdürmem gibi bir eylemim olmadı.
Ben bu dosyada şike ve teşvik pirimi suçlamasıyla suçlanırken bununla ilgisi olmayan yukarıda bahsettiğimiz olayla ilgili sorular soruldu. Bu dosyayla bu hususların bir ilgisi yoktur. Benim anladığım kadarıyla hakkımdaki iddiayı bir örgüt faaliyeti dahilinde göstermek hatta bunu silahlı bir örgüt olarak göstermek amacıyla bu konularda soruşturmaya dahil edilmiş diye düşünüyorum. Bu soruya ben bu şekilde savcılıkta ayrıntılı cevap vermedim. Bu iddiaların bir dayanağı ve bir aslı yoktur.
Savcılıkta 19 sıra numarasıyla sorulan Fenerbahçe-Kayseri maçıyla ilgili olarak benim maçın hakemi olan Fırat Aydınus'u uyarması için MHK Başkanı Oğuz Sarvan'a Federasyon Başkanı aracılığıyla uyarmaya çalıştığım iddiası da doğru değildir. Ben şampiyonluk amacıyla müsabakaya çıkan takımımızın iyi hakemler tarafından yönetilmesi amacıyla girişimlerde bulundum. Ancak bu haklı bir girişimdir. Hakemleri etkilemek anlamına girmez. Yani objektif olarak yönetilmesi açısından...
Ben FİFA hakemi olan hakemlerin maçlarımızda görev almasını talep etmiştim. Zaten federasyonda oynadığımız bu önemli maçlarımız için FİFA, hakemlerini görevlendireceğini söylemişti. Bu diğer şampiyonluğa oynayan takımlar için de geçerlidir. Bu nedenle Cüneyt Çakır'ın da dahil olduğu sekiz FİFA hakemin bu maçta görevlendirilmelerini talep ettim. Bir art niyet ya da kayırma isteği değildir.
Kamuoyunda son bir iki aydır benim Federasyon Başkanı Mahmut Özgener'le dargın olduğumu ve konuşmadığımı da bilmektedir. Onun kanalıyla hakemleri etkileme düşüncem olamaz. Kaliteli hakemleri istememin bir art niyet olarak görülmesi ve bu konuda suçlanmam da anlayabildiğim bir şey değildir. Ayrıca ben her ne kadar "örgütsel bir oluşum içerisinde bir kısım eylemleri yaptığım" iddiasıyla suçlanıyor olsam da buna dayanak olarak alınan telefon görüşmeleri başkanı olduğum Fenerbahçe Spor Kulübü'nün sorunları ve bu yönde yapılması gerekenlerle ilgilidir. Bunun dışında yasadışı olarak kabul edilebilecek diğer şahıslara direktif verme, yönlendirme gibi bir faaliyette olmadım. Ben başkanı olduğum spor kulübünü çok daha kötü bir vaziyetten alarak yaklaşık 13 yıldır kendi cebimden para vermek suretiyle şu anda kamuoyu tarafından da bilinen seviyelere getirdim. Bu süre buyunca çabam hep başkanı olduğum spor kulübünün gelişmesi yönünde olmuştur.
Konuştuğum şahıslardan Şekip Mosturoğlu avukattır. Benim kendisine herhangi bir direktif ya da bilgi vermem mümkün değildir. Şike ya da teşvikle ilgili olarak birlikte çalıştığım arkadaşlarıma hiçbir yönlendirme yapmadım. Daha alt kademede şahısların benim bilgim haricinde bir kısım telefon tespit tutanaklarına geçen beyanları da kabul etmiyorum. Zaten kendileriyle iddia edildiği yönde herhangi bir konuşmam da yoktur. Benim yukarıda mesai arkadaşı olarak bahsettiğim arkadaşlar yönetim kurulu üyeleri ve personel olarak görev alan arkadaşlarımdır. Onlarla yaptığım görüşmeler de hiçbir şekilde iddia edilen suçla ilgili değildir. Ben gerektiğinde Başbakan ile ya da Cumhurbaşkanı ile görüşüyorum. Kulüp Başkanı olarak kendileriyle görüşüp ayrıldığımda daha sonra yaptığım telefon görüşmeleri ya da yanlarında yaptığım telefon görüşmeleri kanunsuz olarak kabul edilse onların dahi bu organizasyon içinde olduklarını iddia etmek gerekir. Bu da akla uygun bir şey değildir.
Ayrıca şu anda size İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü Laboratuarlarına ait şahsımla ilgili yapılan test sonuçlarına ilişkin belgeleri sunuyorum. Sunduğum belgeden de görüleceği gibi hasta adı olarak benim adım yazılıdır. Bunun karşı tarafında ise Metris 1 ve 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu olarak adresim ve istek yapan adı olarak Murat Başkurt yazıyor. Bu test sonucunu biz savcılığa sevkim olmadan önce polis tarafından anjiyo yapılma maksadıyla hastaneye gittiğim sırada düzenlenmiş bir rapor olarak aldık. Bu da yapılan soruşturmanın art niyetli, önceden kurgulanmış bir soruşturma olduğunu göstermektedir.
Savcılıkta bana sorulan 17 sıra numaralı soruda 22.05.2011 günü oynanan Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapma amacıyla bir kısım faaliyetlerde bulunduğum ve telefonda İlhan Yüksel Ekşioğlu'a "Sen Sapancalıyla mı Şekerliyle mi yapıyorsun" şeklinde şifreli konuştuğum iddia edilmektedir. Ancak ben burada "Sapancalı" olarak bahsedilen ve kendisi Fatih Akbaba isimli şahıs olarak yazılan şahsı tanımıyorum. Görüşmelerde bu şekilde tabirler de kullanmadım. Adları geçen Ahmet Çelebi, Abdullah Başak ve Ali Kıratlı ile benim bir konuşmam olmadığı gibi burada konuşulduğu iddia edilen sözler arasında üçüyle görüşüldüğü yönündeki ifade tevil yoluyla bu üç şahıs olduğu sonucuna ulaşılmış. Bunun da herhangi bir gerçekliği yoktur. Telefon tespitini yapanların yorumundan ibarettir.
Ben de kendisine maç için Fenerbahçe seyircisinin bilet talebi olduğunu normalde alt sınırı yüzde 5 olan deplasman seyircisi oranını yüzde 50'ye çıkarmasını talep ettim. Federasyona sorulduğunda yüzde 5 alt sınırının alt sınır olduğu, bunun üzerinde istenildiği kadar bilet verilebileceği söylenince bedeli karşılığında bu biletler bize verildi. İddialarda şike konusuna dayanak olarak bir siyah çantanın verildiği, fiziki takiplerde bunun belirlendiği ve bu çanta içerisinde şike parası olduğu iddia edilmiş. Bu çantanın içinde Sivasspor'un kendisine ait ve bu işle ilgilenen soyadını hatırlayamadığım Faruk isimli Sivasspor yöneticisinin görevi dahilinde bulundurduğu biletlerin olduğu daha sonra Sivasspor yetkililerinin bu gün itibariyle yaptıkları basın açıklamasında belirlendi. Çanta içerisinde Sivasspor'un biletleri ve bu biletlerin kimlere verileceği konusunda notların bulunduğu defterin olduğu söylendi. Yani içinde para bulunduğu söylenen siyah çantanın mahiyeti de budur.
Mecnun Odyakmaz'la bizim görüşmemiz bana ait şirkette oldu ve konuşmamızın içeriği de biletlerle ilgiliydi. Bu iddialarla ilgili olarak Mecnun Odyakmaz'ın bahsedilen şike faaliyetini nasıl gerçekleştirdiği de herhangi bir şekilde belirlenmiş değildir. Kendisi şikeyi nasıl yapacaktır. Oyuncularına söyleyerek mi veya başka bir şekilde mi, buna dair herhangi bir fiziki takip ya da iletişim tespiti de yoktur. Maç karşılıklı atılan gollerle ve her ihtimale açık olarak sonuçlandı. Bu iddiaların gerçekle bir ilişkisi yoktur.
Savcılık ifademde 16 numarayla sorulan Trabzon Spor İstanbul Büyük Şehir Belediye maçı için İBB futbolcuları İbrahim Akın ve İskender Alın'a teşvik konusunda direktif verdiğim iddiası da gerçek değildir. Bu oyuncular forvet oyuncusu yani hücum oyuncusudur. Maç Trabzon'da oynanmaktadır. Eğer bir teşvik yapılması mümkün olsaydı defanstaki futbolculara yapılması gerekirdi. Bu da iddiaların gerçek dışı olduğunu göstermektedir. Ben böyle bir direktif vermedim. Böyle organizasyon içinde olsaydım, iki forvet oyuncusuyla değil kulübün kendisiyle görüşürdüm.
İfademde 15 numaralı soruda bahse geçen Ankaragücü futbolcularına şike teklifi konusunda Uğur Uçar'a ve Stefan Senecky isimli futbolculara para teklif edildiği ancak bunların kabul etmediklerinden bahsedilmektedir. Böyle bir suçun olmadığını da şahısların teklifi kabul etmediği beyanından anlayabiliriz. Böyle bir teklifle benim hiçbir ilgim olmadı. Benim direk bu yönde bir iletişim kaydım olmadığı gibi Şekip Mosturoğlu ya da diğer arkadaşlarıma direktif verdiğim yönünde de herhangi bir kayıt yoktur. Böyle bir kayıt varsa ben her şeyi kabul ederim. Kulübün mali kuralları gereği para çıkışı iki imzayla mümkündür.
Ayrıca bizim kulüp olarak Ankaragücü Başkanı Melih Gökçek ile aramızda sorunlar bulunduğu herkesin malumudur. Kendisi hem takımını kontrol altında tutar, hem de bizle yapacağı maçlarda oyuncularına daha yüksek pirim vaat eder. Bu yönde oyuncularını motive eder. Yukarıda bildiğimiz gibi iki oyuncunun kendilerine şike teklif edildiği, onların da kabul etmediğinden bahsedilmektedir. Bu konuyla ilgili bir bilgim yoktur. Ancak maç bizim gücümüzle orantılı olarak normal ve gayet temiz olarak geçmiştir. Hak ettiğimiz şekilde Ankaragücü'nü o maçta 6-0 mağlup ettik. Bunun şikeyle herhangi bir ilgisi yoktur. Böyle bir şey olsaydı aramızda sorunlar bulunan Melih Gökçek'in bunu dile getirmesi beklenirdi.
Savcılık ifademde dört numara ile gösterilen Karabükspor-Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak şike iddiası Karabükspor oyuncusu olan Emanuel Emenike ile ilgilidir. Ancak aynı iddiayla ilgili olarak kendisi, savcılığa sevk edildikten sonra serbest kalmıştır. Ayrıca bu futbolcuyla ilgili olarak bizim daha önce ocak ayı içerisinde kendisini transfer etmek niyetiyle kulübüyle görüşmelerimiz olmuştu.10 milyon euro istenildi. Biz de dokuz milyon euro verebileceğimizi söylemiştik. Bundan sonra aynı futbolcuyla ilgili olarak değişik ülke takımlarından transfer teklifleri gelmeye başladığını Murat Özaydınlı'dan öğrendim. Bizim de kendi kulübümüze transfer etmek istediğimiz bu futbolcuyla ilgili girişimlerde bulunulması için Şekip Mosturoğlu'na talima

Bu  içli  öykü,  çok  meşhur  bir  halk  hikâyemizin  Muş  yöresinde  geçen  küçük  bir kısmını  oluşturur.  Bu  türkü  Leyla  ile  Mecnun  hikâyesinden  değil  ama  Leyla  ile  Mecnun hikâyesi  kadar  meşhur  olan  bir  başka  halk  hikâyemizden,  Kerem  ile  Aslı  hikâyesinden alınmıştır. Kerem’in dilinden dökülen bir türkünün hikâyesi bu. Çok eski zamanlarda güçlü, kudretli, merhametli ve dağa, taşa sözü geçen bir “bey” ve ‘keşiş” namıyla bilinen bir de hizmetkârı vardır. Bey ve halkı büyük bir mutluluk içinde yıllarca yaşarlar. Fakat zaman gelir bu mutluluk bey için büyük bir hüzne dönüşür. Çünkü bu adaletli beyin sevip okşayacak, sımsıcak bağrına basacak bir çocuğu yoktur. Gün gelir bu çocuksuzluk beyi dertlere düşürür. Ama ne gariptir ki beyin hizmetkârı olan keşişin de çocuğu olmaz. Bey de keşiş de bu duruma hayli üzülürler.
Bir  gün  hasbahçede  bey  ve  keşiş  baş  başa  vermiş  dertleşirlerken  karşılarına  ak  sakallı,  nur  yüzlü  bir  ulu  kişi  çıkagelir.  Onlara  birer  küçük  fidan  verir  ve  bu  fidanları götürüp  bahçeye  dikmelerini  söyler.  Fidanlar  dikilir  ama  ne  çare  ki  ümit  edilen  olmaz.  Yani  fidanlar  dallanıp  budaklanıp  meyve  vermezler.  Böylece  bir  hayli  zaman  geçer  ve  sonunda bu ağaçlardan  birinde,  bir  yanı  beyaz  diğer  yanı  kırmızı  olan  bir  elma  biter.  Ak sakallı  pirin  dediği  gibi  bu  elmanın  yarısını  beyin,  yarısını  da  keşişin  eşi  yer.  Çünkü  o  ak  sakallı  Pir,  çocukları  olmayan  bu  insanların  rüyalarına  girip  böyle  söylemiş.
Hayli  zaman  sonra beyin bir oğlu, keşişin de bir kızı olur. Keşiş ve hanımı, yıllar sonra bu bey kızımızı oğluna  isteyecek”  diye  düşünürler.  Dinlerimiz  ayrı  biz  biricik  kızımızı  başka  dinden  olan  birisine  nasıl  veririz,  diye  tasalanırlar.  Karı  koca  düşünüp  taşınıp  bir  yalan  uydururlar.  Kızlarını  gizlice  bir  yere  gönderdikten  sonra  “Çocuğumuz  öldü.  Artık  bu  ellerde  kalmak  bize acı verir. Biz buralardan göçüp gitmek istiyoruz,” derler ve beyden yüklüce hediyeler alıp o diyarlardan göçüp giderler. Yıllar geçer, beyin oğlu büyür ve avlanmaya başlar. Bir  gün  av  esnasında  derin  bir  uykuya  dalar  ve  rüyasında  melekler  kadar  güzel  bir  kız  görür.  İşte  bu  güzel  kız  keşişin  kızı  Aslı’dır.  Bundan  sonra  Kerem  Aslı’ya,  Aslı  da  Kerem’e  
rüyalarda  da  olsa  sevdalanmışlardır.  Kerem,  Aslı’ya  kavuşmak  için  dağlar  aşar.  Kerem  onlara yaklaştıkça Keşiş Aslı’yı daha uzaklara kaçırır. Fakat Kerem’i hiçbir güç yıldıramaz.  Dağ  demez  taş  demez,  dere  demez  tepe  demez  düşer  yollara,  günler,  aylar  geçer  Aslı’yı  arar  Kerem.  İşte  Kerem’in  bu  gezmeleri  sırasında  bir  gün  de  yolu  Muş’a düşer.
Gürül  gürül  bir  yağmur  yağar.  Kısa  zaman  sonra  hava  açar  ve  dağları  elvan  elvan bir gökkuşağı, boydan boya sarıp sarmalar. Kerem yola revan olup iner Muş Ovası’na. Ova değil  bu,  sanki  bir  yeşil  derya.  Üstünde  bin  bir  renkli  çiçekleriyle,  çimenleriyle  güzel  bir bahar yüzüyor. Gelinler, kızlar desen, sanki güzelim Muş  Ovası’yla yarışırcasına rengârenk giyinmişler. Kerem Muş’a varır. Geceleri bir handa konaklar. Günlerce Muş’ta Aslı’yı  arar.  Hancıya,  hamamcıya,  yolcuya,  çobana  Aslı’yı  sorar.  Belki  birisi  Aslı’yı görmüş olabilir diye hiçbir gün ümidini yitirmez. Dağların eteğine oturmuş, türlü çiçeklerle, güzelim lalelerle bezeli Muş, Kerem’i de bu güzellikleri seyretmeye davet eder. Bu  güzelliklerin  karşısında  kimin  gözü,  gönlü  açılmaz.  Muş’un  güzelleri,  lalesi  sümbülü,  Aslı’dan başkasını düşünmeyen Kerem’i söyletir dertli dertli.

Çevre ve Orman Bakanlığından:
RG: 09.10.2003

Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre yapılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolu, mera ıslahı, ağaç ıslahı, tohum üretimi, fidanlık, enerji ormanı tesisi ve imar ihya çalışmalarına ilişkin esasları düzenlemektir.

Madde 2 — Bu Yönetmelik hükümleri;
a) Çevre ve Orman Bakanlığınca yapılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolu, mera ıslahı, ağaç ıslahı, tohum üretimi, fidanlık ve imar ihya çalışmalarına,
b) Asli ve odun dışı orman ürünlerinin üretileceği ormanların kurulması amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolu, karma orman, enerji ormanı, imar-ihya ve orman fidanlığı kurma çalışmalarına,
ilişkin esas ve usulleri kapsar.

Madde 3 — Bu Yönetmelik; 6831 sayılı Orman Kanununun genel hükümleri, 6831 sayılı Orman Kanununun 3302 sayılı Kanunla değişik 57, 61 ve 63 üncü maddeleri ve bu Kanuna 2896 sayılı Kanunla eklenen ek 5 inci maddesi hükümlerine göre düzenlenmiştir.

Madde 4 — Bu Yönetmelikte yer alan;
Bakanlık: Çevre ve Orman Bakanlığını,
Genel Müdürlük: Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğünü,
Orman İdaresi: Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Teşkilatını,
Orman: 6831 sayılı Orman Kanununun 1 inci maddesindeki "orman" tanımını,
Ağaç: Ormanda tabii olarak yetişen ve Orman Kadastrosu Yönetmeliğinin 20 nci maddesindeki "En az 8 metre ve daha yukarı boy yapabilen, kökü, gövdesi, tepesi olan odunsu bitkilere yaşı, çapı ne olursa olsun ağaç denir." tanımını,
Ağaççık: Ormanda tabii olarak yetişen ve Orman Kadastrosu Yönetmeliğinin 20 nci maddesindeki "Yan dalların çoğalması ve fazlaca gelişmesi neticesinde tepesi yayvanlaşan, genel olarak genişliğine bir büyüme şekli gösteren, boyu 8 metreyi bulmayan, uzun ömürlü odunsu bitkilere çapı ne olursa olsun ağaççık denir." tanımını,
Topluluk ve Yerleri: Orman tanımındaki "topluluk" kelimesi Orman Kadastro Yönetmeliğinin 20 nci maddesindeki "ağaç ve ağaççıkların veya her ikisinin aşağıdaki esaslara göre beraberce bulundukları saha üzerinde tabii olarak 0,1 ve daha fazla kapalılık teşkil etmesi halidir.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, orman kapsamı içinde bulunan bir sahada kapalılık 0,1 den aşağı bulunursa ve hatta çeşitli sebeplerle üzerindeki orman örtüsü (vejetasyonu) tamamen kaldırılmış olsa da bu sahalar yine de orman sahası olarak muhafaza edilir. Bir yerin orman olup olmadığının tayininde, topluluk unsuru diğer unsurlarla birlikte mütalaa edilir.
Ormandan beklenen teknik, ekonomik ve müşterek faydaları asgari şekilde dahi olsa yerine getirebilen ve ormancılık bilim ve tekniği bakımından devamlı şekilde veya muayyen dönemlerde teknik müdahaleyi icap ettiren ağaç ve ağaççıkların bir arada bulunması topluluk halidir" tanımını,
Orman tanımındaki "yerleri" kelimesi Orman Kadastro Yönetmeliğinin 20 nci maddesindeki "Ağaç ve ağaççıkların veya her ikisinin kapladığı yerler ile ağaç ve ağaççıkları tabii ve sun’i etkilerle kaldırılmış sahalardır" tanımını,
Ağaçlandırma: Yetişme muhiti verileri dikkate alınarak, toprağı en iyi ve en ekonomik şekilde değerlendirmek, ekonomiye girdi sağlamak amacıyla; Bakanlık birimlerince onaylanan projesine dayalı ağaç, ağaççık ve alt tabakasında otsu bitkilerin yer aldığı yeni tesis ile bu türlere biyolojik bağımsızlıklarına kavuşuncaya kadar yapılan bakım işlerini içine alan orman kurma çalışmalarını,
Fidanlık: Fidanların üretildiği fidanlıkları,
Enerji Ormanı: Mevcut kök sistemleri itibariyle yeterli yoğunluk ve dağılışta özellikle meşe türleri ile kaplı bozuk baltalık alanların canlandırma kesimi, meşe tohumu ekimi, fidan dikimi yolu ile iyi baltalığa dönüştürülmüş orman tipini,
İmar-İhya: Ekonomiye katkı sağlanması ve biyolojik çeşitliliğin devamı amacıyla; mevcut kök sistemi itibariyle yeterli yoğunluk ve dağılışta bulunan veya bulunmayan bozuk orman alanlarının koruma ile birlikte canlandırma kesimi, aşılama ve boşlukların uygun türlerle, ekim veya dikim yoluyla doldurularak verimli hale dönüştürülmesini,
Karma Orman: Ormanların korunmasını sağlamak, ormanlardaki sosyal baskıyı azaltmak, orman köylüsünün gelirini artırıp refah seviyelerini yükseltmek amacıyla; ağaçlandırmaların altında, onaylı projesine uygun şekilde, aynı veya birbirini takip eden zamanlarda, ağaçlandırmaya zarar vermeyen yıllık veya çok yıllık bitkilerle geçici olarak tesis edilen, kombine arazi kullanımını sağlayan orman tipini,
Asli Orman Ürünü: Her çeşit ağaç, ağaççık ve çalılardan elde edilen odun emvalini, (Tomruk, Direk, Sanayi odunu, Kağıtlık odun, Lif-Yonga odunu, Sırık, Çubuk, Yakacak odun ve benzerlerini)
Odun Dışı Orman Ürünü: Her türlü orman ağaç, ağaççık, çalı ve otsu bitkilerinden elde edilen balzami yağlar ile bunların kabuk, meyve, sürgün, yaprak, çiçek, tohum, kök, soğan, yumru ve rizomları ile mantar ve benzeri ürünleri,
Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde, su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırlarını,
ifade eder.

Madde 5 — Orman amenajman planlarında yer alan bozuk orman alanlarında, gerektiğinde verimli ormanlarda ve orman içi açıklıklarda; ağaçlandırma, erozyon kontrolu, mera ıslahı, ağaç ıslahı, tohum üretimi, fidanlık ve imar ihya çalışmaları Genel Müdürlükçe yapılır veya yaptırılır.
Bakanlıkça yapılacak veya yaptırılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolu ve sun’i gençleştirme çalışmalarında ihtiyaç duyulan orman ağacı fidanları ile kamu kurum ve kuruluşlarının, gerçek ve tüzel kişiliklerin yapacağı ağaçlandırmalarda ve kent ağaçlandırmalarında, park bahçe tanziminde ihtiyaç duyulan, boylu, formlu orman ağacı fidanları ile süs bitkisi fidanlarını üretmek amacıyla; Genel Müdürlükçe fidanlık kurulur.
Bu fidanlıkların kurulma esaslarını, üretilen fidanların değerlendirme usullerini Genel Müdürlük belirler.

Madde 6 — Orman alanını arttırmak amacı ile Maliye Bakanlığı tarafından Bakanlık adına tahsis olunan arazilerde ağaçlandırma, erozyon kontrolu, ağaç ıslahı, tohum üretimi, fidanlık ve imar ihya çalışmaları Genel Müdürlük tarafından yapılır veya yaptırılır.

Madde 7 — Köy, kasaba, şehirler ve civarında Devlete veya kamu tüzel kişilerine ait arazilerde, ilgili kuruluşun talebi halinde; bakım, koruma işlerini üstlenmesi şartıyla Genel Müdürlük tarafından, öncelik sırasına ve imkanlara göre ağaçlandırma, erozyon kontrolu ve imar ihya yapılabilir. Bu sahaların proje hazırlama ve uygulama masrafları ilgili kuruluş tarafından karşılanır.

Madde 8 — Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma, erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanına konu yerlerin tespit ve izin işlemlerinde esas alınacak hususlar:
a) Amenajman planında bozuk orman alanı olarak yer alan sahalar ile ağaçsız orman toprakları ve çeşitli nedenlerle tarım alanları içerisinde gösterilen ağaçlandırmaya elverişli, mülkiyet problemi bulunmayan alanlar ile açma ve işgal suretiyle orman sayılan yerlerde kurulu fındık ve çay bahçelerinin sökümü neticesi meydana gelen arazide talep sahiplerine; özel ağaçlandırma, erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı izni verilebilir.
b) Turizm alanı olarak ilan edilen yerler, tarihi arkeolojik ve birinci derece doğal sit alanları, deniz kıyı kenar çizgisi içerisinde ve bitişiğinde kalan alanlar, Bakanlar Kurulu kararıyla muhafazaya ayrılan ve ilan edilen yerler, toprak muhafaza karakteri taşıyan yerler, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında ilan edilen yerler ile amenajman planlarında; bozuk orman, orman toprağı, orman içi açıklık olarak görünmesine rağmen verimli orman niteliğini kazanmış alanlar ve verimli orman bütünlüğü içinde kalan 10 hektardan küçük orman içi açıklıklar ve bozuk orman alanları özel ağaçlandırma, erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı çalışmalarına konu edilemez.

Madde 9 — Hazineye ait olup Maliye Bakanlığınca kiraya verilen veya irtifak hakkı tesis edilen ve orman kurmaya elverişli olan (V) ve daha yukarı sınıftaki araziler üzerinde, uygulama projesinde belirlenecek idare sürelerine göre, asli ve odun dışı orman ürünü veren türler kullanılarak gerçek ve tüzel kişilerce özel ağaçlandırma yapılabilir.
Hazineye ait olup, Maliye Bakanlığınca kiraya verilen veya irtifak hakkı tesis edilen (I - IV) sınıftaki araziler üzerinde; kavak, kızılağaç, okaliptüs ve benzeri hızlı gelişen orman ağacı türleri ve ceviz, kestane, antepfıstığı, badem, iğde, menengiç, harnup vb. türler ile gerçek ve tüzel kişilerce özel ağaçlandırma yapılabilir.

Madde 10 — Gerçek ve tüzel kişiler kendi arazilerinde, giderleri kendileri tarafından karşılanmak üzere herhangi bir izne gerek olmaksızın ağaçlandırma yapabilirler.
Ancak, gerçek ve tüzel kişilerin bu yönetmelik kapsamında özel ağaçlandırma, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı tesisi yapmak istemeleri halinde, söz konusu sahanın en az yarım hektar büyüklüğünde olması gerekir.

Madde 11 — Özel ağaçlandırma, erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı çalışması yapmak üzere saha tahsisi talebinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler;
Devlet ormanlarından talep edecekleri saha için; sahanın yeri, mevkii ve varsa coğrafi koordinatlarını gösterir harita veya krokiyi ekleyerek bir dilekçe ile orman idaresine,
Hazinenin özel mülkiyetindeki yerlerden talep edecekleri saha için; en son duruma göre düzenlenecek tapu senedinin ve çaplı tasarruf vesikasının bir örneğini, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden talep edecekleri saha için; sahaya ait kroki veya haritayı dilekçeye ekleyerek illerde valiliklere, ilçelerde ise kaymakamlıklara,
Sahipli arazilerinde kredili özel ağaçlandırma, erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı çalışması yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler ise; arazinin geçerli sahiplilik belgesinin onaylı örneğini dilekçeye ekleyerek orman idaresine,
başvururlar.
Tapulu yerler dışında kalan, zilyetlikle sahiplenilen yerlerde özel ağaçlandırma yapılabilmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713 ün

RG: Sayı : 25515  07.07.2004
MADDE 1 — 9/10/2003 tarihli ve 25254 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ağaçlandırma Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinde yer alan karma orman tanımı yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 2 — Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
a) Amenajman planında bozuk orman alanı olarak yer alan sahalar ile ağaçsız orman toprakları ve çeşitli nedenlerle tarım alanları içerisinde gösterilen ağaçlandırmaya elverişli, mülkiyet problemi bulunmayan alanlar ile fiili olarak fındık ve çay bahçesi olarak kullanılan yerlerde; talep sahiplerine özel ağaçlandırma, özel erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı izni verilebilir.
b) Turizm alanı olarak ilan edilen yerler, tarihi arkeolojik ve birinci derece doğal sit alanları, deniz kıyı kenar çizgisi içerisinde ve bitişiğinde kalan alanlar, Bakanlar Kurulu kararıyla muhafazaya ayrılan ve ilan edilen yerler, toprak muhafaza karakteri taşıyan yerler, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında ilan edilen yerler ile amenajman planlarında; bozuk orman, orman toprağı, orman içi açıklık olarak görünmesine rağmen verimli orman niteliğini kazanmış alanlar özel ağaçlandırma, özel erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı çalışmalarına konu edilemez."
MADDE 3 — Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları birleştirilerek aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Ancak; maden sahalarında yapılacak; özel ağaçlandırma, özel erozyon kontrolu, özel imar-ihya çalışmalarında, sahanın üçyüz hektardan fazla olması halinde, maden sahasının büyüklüğü esas alınır. Asli orman ürünü işleyerek faaliyetlerini sürdüren gerçek ve tüzel kişilerin ihtiyacı olan hammaddenin karşılanması amacıyla yapacakları özel ağaçlandırma, özel enerji ormanı çalışmalarında üçyüz hektarlık saha büyüklüğü sınırı; Devlet ormanı sayılan ve fiili olarak fındık ve çay bahçesi olarak kullanılan yerlerde yapılacak özel ağaçlandırma, özel erozyon kontrolu, özel imar-ihya ve özel enerji ormanı tesisinde ise saha miktarı ile ilgili alt ve üst sınır aranmaz."
MADDE 4 — Aynı Yönetmeliğin dördüncü bölüm başlığı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Özel Ağaçlandırma, Özel Erozyon Kontrolu, Özel Enerji Ormanı Tesisi, Özel İmar-İhya ve Özel Fidanlık Tesisinde Uyulacak Esaslar"
MADDE 5 — Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 14 — Asli veya odun dışı orman ürünü veren türler ile yapılacak ağaçlandırmalarda uyulacak esaslar aşağıda belirtilmiştir:
a) Devlet ormanı sayılan yerlerde; asli orman ürünü veren ağaç ve ağaççık türleri ile saf veya karışık yapılacak özel ağaçlandırma ve özel erozyon kontrolu çalışmalarına izin verilebilir.
b) Devlet ormanı sayılan yerlerde; odun dışı orman ürünü veren ağaç ve ağaççık türleri ile saf veya karışık olarak yapılacak özel ağaçlandırma ve özel erozyon kontrolu çalışmalarına izin verilebilir.
c) Devlet ormanı sayılan yerlerde; bu maddenin (a) ve (b) bentlerinde belirtilen türlerin karışımı ile özel ağaçlandırma ve özel erozyon kontrolu çalışmalarına izin verilebilir.
d) Devlet ormanı sayılan yerlerde yapılacak özel ağaçlandırma ve özel erozyon kontrolu çalışmalarında projesinde belirtilmek kaydıyla asli veya odun dışı orman ürünü veren ağaç ve ağaççık türlerinin altında ikinci tür olarak; tıbbi, aromatik, yumrulu ve soğanlı bitkilerin yetiştirilmesine izin verilebilir.
e) Hazine arazilerinde ve sahipli arazilerde asli ve odun dışı orman ürünü veren ağaç ve ağaççıklarla saf veya karışık yapılacak özel ağaçlandırma ve özel erozyon kontrolu çalışmalarına izin verilebileceği gibi, bu ağaç ve ağaççıklarla yapılan ağaçlandırmaların altında projesinde belirtilmek kaydıyla ikinci tür olarak; tıbbi, aromatik, yumrulu ve soğanlı bitkiler ile diğer tarım ürünlerinin yetiştirilmesine izin verilebilir."
MADDE 6 — Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 7 — Aynı Yönetmeliğin Geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Geçici Madde 1 — Hazine arazilerinde ve sahipli arazilerde bu Yönetmeliğin yayımlanmasından önce özel ağaçlandırma sahası olarak tesis edilen yerlerde teknik yönden uygun olması halinde onaylı projesinde yer almak ve ek taahhütname almak şartı ile tesisin altında tarım ürünü yetiştirilmesine izin verilebilir.”
Yürürlük
MADDE 8 — Bu Yönetmelik, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 9 — Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre ve Orman Bakanı yürütür.

1900  yıllarında,  Batı  Trakya’nın  Yunanistan Draması yörelerinde Sürücüler Köyü’nde geçmiştir. Bu köyde, hali vakti yerinde bir Tahir  Efendi  ailesi  bulunur. Yine  aynı  köyde  Hasan  Kahya  adında  bir  çoban  vardır.  Çoban  Hasan,  Tahir  Efendi’nin  güzel  kızı  Kâzibe’ye  gönlünü  kaptırır.  Sevgisi  dillere  düşer, öykülenir  kısa  zamanda.  Kâzibe,  köyün  en  güzelidir.  Kara  gözlü,  ince  uzun  boylu,  esmer güzeli  bir  kızdır.  Çoban  da  yakışıklıdır.  Merttir  hem.  Köyün  sevgisini  kazanmış,  iyi  yürekli, çalışkan, sözüne güvenilir bir gençtir. Yalnız yoksuldur biraz.
Kâzibe’ye gelince; Hasan Kahya ile gününü gün etmeye niyetlidir. Hasan Kahya’nın yoksulluğu Kâzibe’nin tutkusundan önde gelmektedir. Çaban Hasan ise bunu hiç düşünmeden  günden  güne  daha  da  tutulur  Kâzibe’ye.  Bu  sevgi  böyle  sürüp  giderken,  bir  gün  aynı  köyden  oldukça  yakışıklı  ve  varlıklı  bir  ailenin  genç  oğlu  Kara  Ali  Kâzibe’yi görerek çok beğenir. Hemen görücü gönderir. Bu haberi duyan Hasan Kahya deliye döner. Hele  Kâzibe’nin  Ali’ye  isteyerek  varması  onu  iyice  şaşkına  çevirir.  Ama  elinden  gelen yoktur. Çaresizdir.
Kısa  zaman  sonra  Kâzibe’nin  Kara  Ali  ile  düğünleri  olacaktır.  Bu  arada  Hasan  Kahya,  umutsuz  sevgisini  dile  getiren  bir  türküyü  yakar.  Kara  Ali  ise  Hasan  Kahya’nın Kâzibe’ye olan tutkusunu çok iyi bilmektedir. Üstelik halk tarafından da hoş karşılanmayan bu evliliğin hüznü tüm köyü sarmıştır. Kara Ali hem kendisini affettirmek, hem  de  Hasan  Kahya’yı  biraz  olsun  avutabilmek  için  ona  üç  altın  lira  armağan  gönderir.  Hasan Kahya bu liraları almaz, geri çevirir. Deli gibi sevdiği Kâzibe’den öcünü almak için de  türküsünü  Kâzibe’nin  düğününde  de  söyler.  Düğünün  neşesini  iyice  kaçıran  türkü  büyük  bir  kavganın  çıkmasına  neden  olur.  Hasan  Kahya’nın  Kâzibe  türküsü  önce  köyün  malı olur sonra bütün Drama’ya yayılır. Türkü ve öykü artık tüm Dramalılar’ın dilindedir. Kâzibe’nin yuvası da bu türküden oldukça etkilenmiştir. O kadar ki, kocası da huysuzlanıp karısından  şüphelenmeye  başlar.  Bu  şüphe  kısa  bir  zaman  sonra  yuvasının  yıkılmasına değin  varır.  Düğünlerde,  bayramlarda  acımasız  taşlamalarla  tefe  konup  çalınan  Kâzibe,  1920-1921 göçmenleriyle Türkiye’ye gelip bu acıdan kurtulur. Kâzibe’nin İstanbul’a gidip Kartal-Maltepe’sine yerleştiği ve kendisini unutturmağa çalıştığı söylenir. Çünkü bu öyküyü  kendisinden  başka  göç  edenlerden  bir  tek  Keşan’ın  Mahmutköyü’ne  yerleşen Kâzım Ağa bilmektedir. O da kimseye söylemeyeceğine söz vermiştir.

Maun sandalla müsademeyi andıran bu tesadüflere artık o kadar alışmıştılar ki, bugün Kalender'den dönerken gene onun âdeta çarparcasına yakından sıyırıp geçişini fark etmemiş göründüler. Beyaz sandalın şık, zarif süvarilerinde küçük bir telâş eseri, bir ufak haşyet sayhası bile uyandıramayarak geçen maun sandala - her iki tarafı görebilmek üzere biraz yan oturan - Peyker başını bile çevirmedi, arkasını sahile vererek Anadolu kıyısına dumanlarını serpen bir vapura dalmış gözleriyle Bihter'in beyaz örtüsünün içinde vakar ve endişe dolu çehresi tamamiyle kayıtsız kaldı; yalnız, valideleri, sarıya boyanmış saçlarının altında gözlerinin mânasına derin bir mübhemlik veren geniş bir sürme çemberiyle çevrilmiş gözlerini çevirdi, ucunda gizli teşekkür mânası titreyen bir serzeniş bakışıyla maun sandala büsbütün yabancı kalmadı.
Aralarında mesafe biraz uzanır uzanmaz, bu üç kadının kayıtsız vakarına birden halel geldi, en evvel valide - kırk beş senenin henüz izalesine muvaffak olmadığı bir şebâb vehmiyle mesirelerde etrafa dağılan tebessümleri kendi lehine isnat etmek itiyadını takip ederek - dedi ki :
- Bu Adnan Bey de!... Artık âdet oldu, mutlaka her çıkışta tesadüf edeceğiz; bugün Kalender'de yoktu, değil mi Bihter?...
Validesinin şikâyet şekli altında gizli bir memnuniyeti kâfi derecede saklayamayan sözlerini Bihter cevapsız bıraktı. Peyker validesine doğrudan doğruya cevap vermeyerek:
- Bugün çocukları da yanında değil... dedi, ne güzel çocuklar, değil mi anne? Hele oğlan! Yumuk yumuk gözleriyle bir bakışı var ki...
Bihter, eğilmeyerek, dudaklarının ucuyla sordu :
- Validelerini tanır mıydınız, anne? Kız annesine çekmiş olmalı...
Firdevs Hanım Bihter'in sualini anlamamışçasına donuk gözlerle bir saniye baktı, sonra başını çevirerek artık gözden kaybolan sandalı araştırdı; tekrar Bihter'e bakarak ve bu defa kendi zihninde cereyan eden efkâr silsilesini takip ederek :
- Ne tuhaf bir bakışı var! dedi. Israr eden bir bakış! Ne zaman gözlerim tesadüf etse...
Firdevs Hanım ikmal etmeden evvel biraz tevakkuf etti. Galiba «bana» diyecekti, fakat kızlarına karşı bu kadarcık bir lisan ihtiyatına tamamıyla sönmesi kabil olamayan bir annelik vakarı lüzum gördü, ve : «Buraya bakarken görüyorum...» dedi.
Validelerinin bu küçük lisan ihtiyatı ikisinin de dikkat nazarından kaçamadı. Peyker'le Bihter manalıca bakışarak gülümsediler, hattâ Peyker bu gülümsemenin ifadesini açıklamaktan çekinmeyerek:
- Evet, gözlerini Bihter'den ayırmıyor, dedi.
Bu cümlenin tesirini görmek için validelerine baktılar, o, cevap vermemek için uzaklara baktı.
Firdevs Hanım Melih Bey takımının hususî şöhretinden en ziyade hissesi olan bir çehredir ki, işte otuz senedenberi - on beş yaşından kırk beş yaşına kadar - bütün mesirelerin en mâruf hayat temasilinden biridir. İstanbul'un seyranları takviminden ismi silinemeyen, hattâ silinemeyecek görünen, hayatından her sene geçtikçe gençliğe daha ziyade asılan bu kadın, beyazlığını saklamak için sarıya boyadığı saçlarıyla, taravetinin izmihâlini örtmek için düzgünlere sıvadığı simasıyla kendisini o kadar aldatmış, henüz tazeliği vehminin içine öyle bir fikir delâletiyle nefsini tevdi etmiş idi ki, Peyker'le Bihter'in yaşlarını - birinin yirmi beş, ötekinin yirmi iki senesini - unutarak onları bütün bu tebessümlerden, bu takiblerden hisse alamayacak kadar çocuk zannederdi.
Bu, iki kızla valide arasında ebedî bir cenk ve istihza zemini idi ki, tamamen vuzuh ve serahat kesb edememekle beraber hemen her gün tekerrür eder; Peyker'in manalı bir kelimesi, Bihter'in insafsız bir tebessümü güya bu iki genç vücudun gençlik muzafferiyetini hâlâ genç kalmak isteyen bu validenin harap ve fersude kırk beş senesine çarpardı.
O, böyle hâin bir kelime, merhametsiz bir tebessüm, kulaklarına müthiş bir istihza ıslığı ile kırk beş yaşını bağırırken dudaklarında acı bir irtisam ile dalgın dalgın Peyker'le Bihter'e bakar, sonra ufak bir titreyişle gözlerini bu hakikatten ayırarak tekrar şebap vehminin, iğfal hazzına avdet ederdi.
Şimdi, dört aydan beri müzic bir fikir beynini tırmalıyordu. Peyker biraz sonra onu büyük valide edecekti. Buna vukuf hâsıl ettikten sonra büyük validelik bir kâbus ağırlığıyla onu bunaltmağa başladı. Kendi kendisine güya bu fikri silkip atmak istiyerek: «Mümkün değil!» derdi.
Büyük valide!...
Melih Bey takımının içinde kadınlar hattâ zor valide olurken büyük valide olmak onun için bir zül, bir ayıp hükmünde idi. Şimdiden buna bir çâre düşünüyor, saçlarının beyazlarıyla çehresinin harabisine bir tamir tedbiri bulduktan sonra büyük valideliğe de bir şey icad etmek istiyordu, öyle bir şey ki ona şebap vehminin mestliğinde gizlenebilmek için imkân bıraksın: Çocuk annesine abla, ona da anne, diyecekti.
Melih Bey takımının içinde böyle garip bir istisna teşkil etmek zilletini tali onun için mi alıkoymuş idi? Bu vak'a hayatını telvis edecek bir leke kadar onu korkutuyor ve artık Peyker'e onu büyük valide edecek olan bu mahlûka, açıkça husumet ediyordu.
Peyker'in son cümlesinden sonra sandalda hep sükût ettiler. Adnan Bey artık unutulmuş göründü.

🙝🙟
Melih Bey takımı!... Bu takımın İstanbul hayatında mertebesinin tâyini metin bir kaideye müstenid olamaz. Tamamiyle kibar âlemine mensubiyet iddia edecek kadar sağlam bir asalet sahibi olmayan bu ailenin yarım asır evveline kadar mevcudiyeti meşkûk ve mübhemdir, aile efradı içinde kibar hayat sicilinde tanınmış isimler bırakanlara uzaktan yakından - biraz karışık olmakla beraber - tesadüf etmek nesiller şecereleri müteveggilerine belki mümkün olur. Asıl takımın hususî hayat tarihi işte bu aileye namını terk eden Melih Beyden ibtida eder. «Melih Bey takımı» unvanı ailenin bütün ruhî tarihini rumuz ve şümuluyla telhis ve icmal eder bir ifade vüsatine maliktir.
Melih Bey kimdir?
Bu suale sarih bir cevap vermek külfetine lüzum görülmemiştir. Melih Bey vefatından sonra devam edebilecek hiç bir hâtıra bırakmamıştır: Yalnız Anadolu kıyısında bir yalı ile bu yalıdan İstanbulun hemen her tarafına yayılarak bugün «Melih Bey takımı» ünvanıyla bir temayüz noktasında birleşen kadınlar...
Melih beyin yalısı yarım asrın inkılâp silsilesinden geçmiştir. Bugün kimbilir kimindir? Fakat ne zaman önünden geçilse Boğaziçinin hususî hayatına vâkıf olanların kalblerinde gizli bir parmak uzanarak orasını gösterir ve mübhem fakat zengin mânalar vererek:
- Melih Bey'in yalısı, der...
Bir vakitler yalının pencerelerinden taşan tarab ahengi hâlâ rıhtımın taşlarını yalayan suların zemzemelerinde muhtefi, geceleri Boğazın suları bir zamanlar buradan topladıkları neşve şaşaasının hâlâ iltima-ı bakiyesiyle furuzan zan olunur, onun için yalının o hayat devresini bilmeyenler bile yalnız onun mânasını his ederek buradan geçerken bir âlemin meçhul bir sergüzeştine ait zevkleri duyarlar ve kendi kendilerine:
- Evet, Melih Bey'in yalısı, derler.
Bu yalı şehrin tarihinde mümtaz bir nevi çiçek yetiştiren bir camekân hükmüne hizmet etmiş ve İstanbul'un kibar hayatına bu mümtaz mahsulden numuneler serpmiştir. Bunlar yarım asırdan beri bu küçük şehrin muhtelif noktalarına dağılmışlardır; fakat onları dağılmakla beraber birbirinden ayırmayan, bütün muhtelif çiçekleri bir rabıta ile toplu bir demet şeklinde bağlayan bir şey vardır ki, ailenin unvanıdır. Bu, aileyi cereyanının dalgaları içinde sürükleyip götüren inkılâp nehrinin üstünde, batmaz bir tahta parçası şeklinde yüzmekte devam etmiştir.
Melih Bey takımında garip bir isticnas hassası vardır: hangi aile ile nisbet peyda eylerse o aile için Melih Bey takımından olmak muhakkaktır. Melih Bey takımından bir kız - galiba bu ailenin temayüz eshabının vikayesi, kadınlara müvekkel olduğundan kaderin hususî bir müsaadesiyle takımdan hemen bütün kız evlâd çıkmıştır. - bir diğer aileye intisap etmekle manevî hüviyetinin bu yeni ailenin hamiresinde mas olmamasını o isticnas hassası emniyet altına alır. Hattâ bu camekânın en -güzide çiçeklerini Firdevs Hanım - aile tarihi içinde bir hârika nev'inden - henüz on sekiz yaşında iken Rumeli sahilinin mini mini zarif bir yalısına - bugün Kalender seyranından sonra beyaz sandalın rıhtımına yanaşmak üzere olduğu açık sarı boyalı yalıya - gelin gider gitmez izdivaç hediyesi olarak oraya derhal aile unvanını götürmüş oldu; o günden başlayarak kocasının ismi silindi ve yerine:
- Firdevs Hanım'ın beyi, denildi.
Firdevs Hanım bir çok akraba kızları gibi kocasız kalmamak lüzumunu düşünmekte acele etmiş idi. Bütün mizacının hoppalığıyla ve dünyada güzel giyinmekten ve mümkün olduğu kadar eğlenmekten başka bir şeye ehemmiyet vermeyen dimağının muhakemesiyle her ne olursa olsun bir koca - elbiseleriyle akrabalarının masarifini temin edecek bir kese - bulmağa karar vermiş idi. Ailenin etrafında yavaş yavaş kuvvet kesbeden bir uzak kalma hissi evlenecek kızları için yalnız bir izdivaç zemini bırakmış idi: Mesireler... Bir gün Göksu'da - nasıl oldu bilinemez - Firdevs Hanım'ın izdivacından bahs olundu. Bu rivayet derenin sevda taşıyan sularının üstünden hafif bir hande ile uçdu; güzergâhında hayretler uyanıyordu, bütün Göksu güya bu rivayete karşı mebhüt ve mütehayyir, bir taaccüp nidasıyla titredi:
- Bu kadar erken!...
Henüz on sekiz yaşında, henüz bu çiçekten Göksu kendisine bir tesliyet yadigârı bırakacak bir koku almağa vakit bulmadan... Fakat ertesi hafta - iki hafta arasında bir izdivacın mühim inkılâbı vuku bulmamışçasına - Firdevs Hanım yine Göksu'da yine bir hafta evvel etraftan selâm toplayan gözleriyle görünüverince bütün dere bir inşirah nefesiyle şişti ve bu defa artık etrafında dolaşmakta izdivaç ihtimallerinin girdabları açılan on sekiz yaşında şiir ve şebap dolu bir tehlike değil, izdivacının vukuu akabînde seyran hayatına sadakat isbatı için Göksu'yu selâmlamağa gelen Firdevs Hanım'ın sandalına bütün derenin sevda arkasında gezginci sandalları tam bir teslimiyet ile takıldı, sürüklendi gitti.
Göksu'da bundan evvel Firdevs Hanım'ın izdivacı rivayeti - ucunda ağır bir kurşun parçası sallanan olta iğnesi gibi - düştüğü noktanın etrafında gittikçe genişleye genişleye açılan dâireler tersim etmiş idi; herkes bu dâirelerin har

Bugün Adnan Bey açık sarı boyalı yalıdan çıktıktan sonra maun sandalına kalbinde büyük bir hiffetle atlamıştı. Kendisini aylardan beri içinden çıkılmaz tereddütler arasında yoran bu müracaat işte nihayet yapılmış, onun kalbini ezen sıkleti güya göğsünün üzerinden büyük bir taş gibi nihayet kalkmıştı; fakat sandalında kendisini yalnız bulduktan sonra bu hiffetin arasında ufak bir helecan hissetti. Bugün mûtadın hilâfına olarak işte sandalda yalnızdı, Nihal ile Bülent babalarına refakat etmiyorlardı; lâkin onların boş kalan yerinde iki masum, mütehayyir çehrenin gölgesi titriyor; mini mini iki ses, iki muhteriz, mütereddit çocuk sesi:
— Beybaba! diyordu; nereden geliyorsunuz? Ne yaptınız?...
Evet, ne yapmıştı? Şimdi uzaktan, akşamın son ziyaları içinde yeşillikleri gülümseyen karşı tepelere bakarak o da kendi kendisine bu suali irad ediyordu. O zaman, bu müracaata karar vermeden evvel aylarca devam eden tereddütler, cenkler bir dakika içinde tekrar uyandı, zihnen bu mücadelenin bir tarihini, bütün o harp tafsilâtının bir fezlekesini çizdi. Kendisini vicdanına karşı muhik göstermek için her vakitten ziyade şu dakikada bir ihtiyaç duydu. O zaman, emeline vusulü temin için tehyie olunan bütün sebeplerin ve burhanların yükselen, kendi sesini örten savlet velvelesini işitti.
Evet, böyle daha ne kadar devam edebilirdi? îşte dört seneden beri hayatını çocuklarına hasretmiş, evin içinde bir annenin kaybolduğundan onların mini mini ruhunu mümkün mertebe gafil tutabilmek için çocuklarına valide olmuştu, fakat şimdi artık bu fedakârlıkta devama mâkul bir sebep görmüyordu. Bülent zaten mektebe gidecekti, Nihal bir kaç sene sonra gelin olacaktı. Çocuklarının rabıtaları kendisinden yavaş yavaş çözülecek, nihayet bütün çocuklarla babaların arasında açılan uçurumlar onların arasında da — hattâ şimdiki rabıtaların samimiyetine nisbetle daha büyük bir boşluk bırakarak — açılacaktı. O zaman bu boşluğun yanında yalnız, ara sıra yalnızlığına tesliyet bahşetmek için uğraşan çocuklarının birkaç tebessüm sadakasıyla metruk kalb ısınamayarak, o yalnızlığın bütün kar parçaları hayatının semereden mahrum kalmış fedakârlıklarını kalın bir kefenle örterek, evet, yapyalnız kalacaktı.
Zaten bütün geçen hayatı bir fedakârlıktan ibaret değil miydi? Tereddütlerine karşı fazla bir galebe silâhı bulmak için izdivacının bütün şiir ve aşk hatıratını inkâr ediyor, bu ikinci sevdanın mutasavver beşiğini süslemek için biçare ölmüş aşkının mezarından çiçeklerini söküyor, koparıyordu.
O, otuz yaşına kadar nisbeten masum bir hayat geçirmişti, hayatının en büyük aşk vakası izdivacıydı. Şimdi düşünürken on altı senelik izdivaç devresi hâtıralarında bir zaif papatyanın bile neşvesinden mahrum uzun, çıplak bir çöl parçası şeklinde uzanıyordu. Bu on altı sene yalnız zevcesinin bitmez tükenmez hastalıklarından mürekkep hâtıralar bırakmıştı. O hastalıklarla cenk etmiş, çocuklarının annesini kurtarmak için senelerce uğraşmıştı; nihayet, zaten beklenen netice bütün gayretlerini hiçe indirerek işte çocuklarını öksüz bırakmıştı. O zaman sarfolunan emekler şimdi mükâfat bekleyen seslerle hâtıralarının arasında bağırıyordu. O vakit ifa edilen bir vazife şimdi bir hak hükmünü almıştı. Lâkin kalbinde ufak bir helecanın iskâtı kabil olamıyor, bu sebepleri Nihal ile Bülent'in fikirlerine nasıl kabul ettireceğine karar veremiyordu, istiyordu ki vicdanına karşı kendisini tebrie eden bu esbap onu çocuklarına da affettirsin...
Birden gözlerini karşı tepelerden ayırdı. Kalender'e tekarrüp ediyorlardı; onlara, Bihter'e, tesadüf edebileceğini düşündü. Dümene ufak bir darbe ile daha ziyade yanaştı; işte uzaktan beyaz sandalı fark etmişti; dümene yine bir küçük darbe ile ufak bir inhina daha tersim etti, iki sandal yekdiğerinden ancak birbirine çarpmayacak derecede açık kalmıştı.
Adnan Bey kendi kendisine: «Şimdi, on dakika sonra haber alacaklar...» diyordu. Bihter'in muvafakat cevabı vereceğinden emindi, bunu genç kızın zaten gözlerinde sarahaten okumuş, gözlerinin bakışında müracaatta teahhüründen şikâyete benzer bir şey bile fark etmişti.
Kendi kendisine bir nakarat gibi: «Evet, diyordu; şimdi on dakika sonra...» Tekrar birden aklına Nihal'le Bülent geldi. Eve gidince onun da yapılacak bir işi vardı. Bugün çocukları hazırlamak istiyor, saadetinin tam olmasına mâni olacak olan şu helecanı da hemen iskât için acele ediyordu.
Maun sandal artık yapılacak bir işi kalmamış gibi süratle suları yararak ilerlerken bu helecan büyüyordu. Hâlâ bir kolay tarik bulamamış, aklına gelen çarelerin hiç birine karar verememişti. Bir aralık Şakire Hanım'ı - zevcesinin gelin halayığı iken Nihalin doğmasını müteakip çırak edilen ve o zamandanberi evde aile efradından olmak ehemmiyetiyle kalan kadını - düşünüyor; ara sıra: «Hayır, mürebbiyesini tavsit etmek daha iyi olur...» diyordu. Sandal rıhtıma yanaşıp da kapının önünde muntazır olan küçük habeş Beşir koşunca Adnan Bey hemen sordu:
— Çocuklar gelmediler mi?
Gelmediklerini anladıktan sonra bir inşirah duydu; şimdi onları hem görmek istiyor, hem görmek zamanını tehire çalışıyordu. Bugün yalnız kalmak için çocukları mürebbiyeleriyle beraber Bebek bahçesine göndermişti.
Soyunup ev içinde giydiği ince şayaktan pantalonunu, beyaz saten gömleğini taktıktan sonra siyah alpağa ceketini aradı; asabi ellerle aynalı dolabın kapağını çekti, odanın köşesinde duran elbise askısına baktı, ceketini bulamıyordu. Eliyle zile bastı, Nesrin'e çıkıştı: «Her şey karma karışık, hiç bir işime bakılmıyor, işte bir saattir siyah ceketimi arıyorum...» diyordu.
Siyah ceketin bir kolu iskemlenin kenarından sarkıyordu. Adnan Bey arkasından çıkardığı elbiseleri onun üzerine atmıştı. Nesrin ilerleyerek ceketi elbiselerin altından çıkardı.
O, «Gördünüz mü? İskemlenin üstünde bırakmışsınız, hiç bir şeyi yerine koymak âdetiniz değil ki...» diyordu. Bir müddetten beri böyle hizmetinin noksan görüldüğünden, hiç bir şeye bakılmadığından, hanımsız evde ne kadar dikkat edilse hizmetçilere meram anlatmak mümkün olmadığından bahsetmeyi âdet etmişti.
Nesrin çıkarken sordu:
— Çocuklar gelmediler mi?
Yatak odasından aşağı indikten sonra bir aralık sofanın penceresinden denize baktı, artık sabırsızlanıyordu. Sonra odasına, iş odasına girdi; bir şeyle meşgul olmak istiyordu. Onun başlıca merakı tahta üzerine oymacılıktı; bütün boş saatlerini kâğıt bıçakları, hokkalar, kibrit kutuları, üzerinde kabartma resimlerle kâğıt baskıları oymakla geçirirdi. Birkaç gündenberi ortasında Nihal'in yandan çehresiyle bir küçük tabak çıkarmak için uğraşıyordu. Bunu eline almak, çalışmak istedi, çalışamadı. Tekrar zile bastı. Nesrin tekrar içeriye girdi:
— Nihal'le Bülent gelmediler mi?...
Nesrin bu defa gülümseyerek cevap verdi:
— Gelmediler efendim, fakat şimdi nerede ise gelirler.
Kız çıktıktan sonra Adnan Bey kalbinde vazıh bir korku hissi duydu. Evet, şimdi gelecekler; o zaman, o zaman ne yapacak?
En ziyade Nihal'i düşünüyordu. Tereddütlerine galebe çalmak için icat ettiği sebeplerin arasında hiç bir zaman susturmağa muvaffak olamadığı bir korku, bu vakanın Nihal üzerindeki tesirini düşünmekten mütevellit bir korku vardı. Babasıyla kendisinin arasında başka bir vücudun, başka bir muhabbetin hail olmasına bu nazik, rakik, suda yetişmiş bir çiçeğe benzeyen kızın lâkayd kalamayacağından emindi. Pek iyi hissediyordu ki henüz pek çocuk iken onu annesiz bırakan matemin o zaman tamamiyle duyulmayan acılarını sonradan, büyüyüp düşünmeğe başladıkça birer birer duymuş, onlar çehresine gittikçe derinleşen bir yetim mazlûmiyetinin hüzünlerini çekmişti. Babasına gülümseyerek bir bakışı vardı ki ta, gözlerinin içinde, tâ o tebessümün altında tamamiyle tanıyıp sevme ğe vakit bulunamamış, hattâ siması bile tahattur olunamayan annesi için bir matem giryesi saklıyor gibiydi. Şimdi bu babayı, bu ikinci anneyi bir parça onun elinden alacaklardı. O biçare yüreği bu ikinci iftiraktan nasıl elim bir ceriha ile yırtılacaktı! Bunu düşündükçe kalbinde Nihal için ağlayan bir damar sızlardı; fakat bu artık na zarında önüne geçilmek mümkün olmayan, hattâ vukuuna müsaade edilmek lâzım gelen bir zarar hükmünü almıştı.
Adnan Bey şimdi odasının kahve renginde uzun perdeler altında yarı bir zulmete boğulan derinliklerine dalarak iş masasının yanında meşin yarım koltuğa yaslanmış, ayaklarını uzatmış, düşünürken Nihal ile bütün refakat hayatı parça parça levhalarla koparak gözlerinin önünde yaşıyordu. İlk önce annesini kaybettikten sonra çocuğun huysuzluklarını, o bin türlü olmayacak sebepler icat olunarak saatlerce devam eden ağlayışlarını görüyordu. O vakitler babasından başka onu kimse susturamazdı. Onda bir de asabı maluliyet vardı ki, ıttıratsız fasılalarla mini mini nahif vücudunu saatlerce süren buhranlar içinde ezer, hırpalardı. Küçük yatağının yanında, o matem devresinde, o sinir buhranı saatlerinde, geçirdiği ıztırap gecelerini düşündü. İşte şimdi hatırına geliyor: Bir gece uykusunun arasında, çocuğun kim bilir nasıl bir rüyadan sonra, korkulu bir sesle onu uyandırmak için «Baba! Baba...» dediğini işitmiş, yatağından kalkmış, yanına giderek sormuştu : «Ne istiyorsun, kızım?» O zaman o, babasını yanında gördükten sonra müsterih olarak, gülümseyerek, annesinin vefatından sonra birinci defa olmak üzere istintak etmişti : «Yarın gelecek mi?» Böyle, ismini söylemeyerek, kim olduğunu tasrih etmeyerek annesinden bahsederdi. «Hayır, kızım!...» Her vakit yalnız bu cevapla kanaat ederken bu gece uykusunda galiba bir rüya ile başlayan bu bahsi takip etmişti : «Pek mi uzaklara gitti? Oradan gelmek zor mu, beybaba?...» O cevap vermeyerek başını sallamış, bu iki suali tasdik etmişti. Çocuklara mahsus bir inatla o mutlaka bir cevap istiyordu: «Öyleyse biz oraya gidelim, olmaz mı? Baksanıza o gelmiyor, hiç, hiç, bir gün olsun gelmiyor...» Sonra babasının sükût ettiğini görerek birden küçük çıplak kollarım yorgandan çıkarmış, onun başını çekerek, ağzını kulaklarına yapıştırarak, kandilin titrek ve zulmete benzeyen ziyası altında etraftan gizli bir şey söylüyormuşçasına hafif, bir kuş nefesine benzeyen sesiyle «Yoksa öldü mü?» demişti. Bu hakikat b

Vapur dopdoluydu. Son düdük öttü. İki yandaki çarklar, dar kafeslerinde birden uyanan alışkın ve müthiş deniz aygırları gibi, hiddetli bir gürültü çıkararak, kımıldandı. Bütün vapur hafifçe sarsıldı. Hava gayet güzeldi. Kadıköy'e gidiyorduk. Nihayet leylâk renkli sisler içinde eriyen Marmara'nın kubbeli, ince minareli uzun, uyumuş ufuklarında, büyük ve beyaz kenarlı bulutlar, parçalanmış köpük dalgaları halinde yavaş yavaş büyüyor, dağılıyor, toplanıyor, derin çukurlarında, yüksek tepelerinde morluklar, koyu mavilikler birikiyordu. Haziranın yakıcı güneşi vapurun, dumanlardan ve yağmurdan esmerleşmiş tentelerine düşüyor, bazı duran ve yine birden esmeye başlayan kararsız rüzgârı sanki ılıklaştırıyor, sanki ona sarhoşluk verici, tahrik edici, şuh ve fettan bir şey katıyordu.
Uzak ve bilinmez masal adalarından gelmişe benzeyen süt gibi beyaz martılar etrafımızda uçuşuyorlar; çıkardıkları tatlı, derin sesleriyle şehirde kalmış, kalabalıktan, uğraşmalardan, hırslardan, kederlerden bunalmış zavallı insanları kendi vatanlarına, hakikatten pek uzak, tenha, sakin yerlere, biraz aşk ve şiir tatmak için çağırıyorlardı. Lacivert dalgalar içinde bir masal, bir efsane köşkünü andıran Kızkulesi hayalime dokunuyor, ruhumu, hissimi beyaz ve aydınlık dualarıyla uyutarak dimağımdan bütün etrafımın, muhitimin akislerini siliyordu. Artık vapurda olduğumu unutuyordum. Ömrümde her gün birkaç şiir okuyan, düşünen bir adamın o tuhaf, marazî iptilâsıyla etrafımı bozuyor; Üsküdar ve Selimiye yakalarındaki evleri, kubbeleri, minareleri, selvileri, hatta koca Tıbbiye Mektebini ve koca kışlaları silerek hiç görmüyor; onların yerine, alanlarında gümüş, elmas şelâleler akan, serin gölgelerinde çıplak ve pembe çiftler öpüşen, balta girmemiş çam ve kayın ormanları yapıyordum.
Hakikatte olmayan, yalnız kendi hayalimde vücut verdiğim bu levhaya, bu yüce ve büyük manzaraya bakarak, "Ah, aşk yeri... Ah, işte aşk yeri..." diyordum. Martıların, "Geliniz, uzaklara, şu leylâk renkli sislerin öbür tarafına... Orada sizi beyaz çiçekler, ezelî, yeşil baharlar içinde bekleyen kızlar var, geliniz, haydi oraya..." diyen ve çok derinlerden acele acele inleyerek gelen seslerini işittikçe hayalim bütün bütün dumanlanıyor, âdeta başım dönüyor. Artık pek aşağılarda kalan Kızkulesi'nin üstünde şeffaf kanatlı binlerce perilerin uçuştuklarını ve gidilse elle tutulabileceklerini açıkça görüyordum. Ansızın omuzuma bir el dokundu. Döndüm.

— Yahu, nedir bu hal, bu dalgınlık ne?
— Hiç...
— Beni tanımadın mı?
— Şey...
— Uyan yahu, ver elini bakayım.
Sıcak ve kuvvetli bir elin, benim haberim olmadan kendi kendine uzanmış olan soğuk elimi sıktığını duydum, uyanmaya başladım. Fakat hâlâ mahmurluktan kurtulamıyordum.

— Sen ha!..
— Ben ya!..
Bu en sevdiğim mektep arkadaşlarımdan biriydi. On iki senedir görüşmemiştik. On iki sene... Aman yarabbim! Dün gibi... Hayat, hakikaten en uzun vakalarıyla çabuk biten bir sinema şeridinden başka bir şey değil. Mektepte herkesi güldüren, herkesle alay eden, herkese ad takan, şen ve sevimli arkadaşım çok değişmişti. Kırmızı dudaklarının üstünde sert, kumral bıyıklar çıkmış, şakaklarındaki saçlar tek tük ağarmış, biraz şişmanlamıştı. Fakat gözleri... Ne olduğunu bilmediğimiz, hakikati mahut "birinci sebep" in insan zekâsına ebedî bir surette kapalı kalacak karanlıkları içinde sönen ruhumuzun sanki en çok bulunduğu bu küçük parlak uzuvlar... Onlar hiç de değişmemişti. On iki sene evvel içlerinde gülen mavi neşe hâlâ yaşıyordu. Bilmem niçin, uzaklaştıkça muhabbetimiz artan, maziden bir simaya rasgeliş beni mesut etti. Seviniyordum. Bütün kuvvetimle ellerimdeki sıcak eli sıkıyordum. Vapurun üst katında idik. Kanapelerde boş yer yoktu. Vapur, önünden geçen mavnalara sık sık düdük çalıyordu. Herkes sebepsiz bir sıkıntı içinde gibiydi. Ortada hiç kadın görünmüyordu.
İhtiyarlar uyukluyarak gazetelerini okuyorlar, yanındakilere kısaca bir şey söylüyorlar. Şişmanlar sigaralarını içerek çarkların gürültüsünü dikkatle dinliyorlar, son moda esvaplı şık gençler, tek gözlüklerini düşürmemek için dimdik duruyorlar ve dizlerinin buruşturmaması için yukarı çektikleri ütülü pantolonlarından renkli acurlu çoraplarını gösteriyorlardı. Ama hepsi ihtiyarlamış, yorulmuş, bunamış sanılıyordu. Tüysüz ve tıraşlı yüzlerini, karınları ağrıyor gibi ekşitiyorlar, rüzgârdan kaşlarını ve dudaklarını buruşturuyorlardı.
Biz, beyaz boyalı parmaklıklara dayanıyorduk. Arkadaşım:

— Bir derdin mi var? dedi, buraya çıkınca seni gördüm. O kadar dalgındın ki, yanına sokulduğumu duymadın. Ne var kuzum?
— Hiç, hiç... Dalga geçiyordum.
— Ne dalgası?
Gülerek cevap verdim:

— Aşk dalgası...
— Daha bekâr mısın?
— Bekârım!..
Arkadaşımın mavi gözlerindeki eski neşe birden soldu. Üçüncü derecede veremden yatağa düşmüş bir zavallıya teselli ve cesaret vermek zahmetine girilmeden nasıl mahzun, mütevekkil bakılırsa bir an bana öyle, acır gibi baktı. Sonra parmaklığa dayadığı elini çekti. Cebine soktu. Biraz döndü. Ciddileşen gözlerini gözlerime dikti:

— Hâlâ bekârsın ve aşk dalgası geçiyorsun ha? dedi, öyle ise azizim, sakın darılma, sen bir serserisin... Mektepten çıktık çıkalı görüşmedik. Sormadan, istersen başından geçenleri sana söyleyeyim. Hâlâ aşk dalgası geçmene bakılırsa hayatı anlamamış, açık ve bariz hakikatin farkına varmamışsın. Mademki hakikate bu kadar yabancı kalmışsın, mesut değilsin ve ölünceye kadar mesut olamayacaksın.
— Hangi hakikat? diye gülümsedim.
— Hangi hakikat mi dedin? İçtimaî hakikat... Eğer sen bu hakikati sezebilseydin asla aşkla uğraşmayacaktın.
Anlamıyor, hep gülümseyerek:

— Ama niçin? gibi yüzüne bakıyordum.
O devam etti:

— Her yerde başlı başına bir muhit, bir içtimaî vicdan vardır ki, bütün fenlerin, mantıkların, ilimlerin, felsefelerin, hilâfına olarak, en mutlak ve zalim bir tarzda, hükmünü sürer. İşte bizim muhitimizde, Türklerin muhitinde de aşk şiddetle yasaktır. Bir cehennem makinesi, bir bomba, bir kutu dinamit kadar yasak... Bir Türk on dört yaşına girdi mi annesinden, ablasından, kız kardeşinden, nihayet teyzesinden ve halasından başka bir kadının yüzünü göremez. O halde kimi sevecek? Hiç. Bu muhitin, bu içtimaî vicdanın kuvvetini, dehşetini, sana nasıl anlatayım? Adını unuttum, bilmem hangi feylesof; Allah'ın insanlar üzerindeki tesirinden, insanlarla münasebetinden, ahlâkından bahsederken: "O, içtimaî muhitten başka bir şey değildir..." diyor. Ben bu sözü biraz doğru buluyorum. Eski mukaddes kitaplarla bugünkü yeni dünyayı çeviren Allah her yerde, her devirde dinsizleri, kendine karşı gelenleri başka sebepler, başka tarzlarla eziyor. Evvel zamanda Galile'yi yakan kuvvet, bugün Galile'nin o büyük, korkunç kabahatini ders diye okuyan milyonlarca mektep çocuklarına aldırmıyor. İspanya'da Ferer'in kafasını delen kurşunlar, Fransa'da patlayabilse ihtimal orada ihtiyar ve bunak kadınlardan ve papazlardan başka kimse kalmaz. İşte bu feylesof da Allah'ımızın, ezelî kanununu işletmek için, hep muhiti, hep muhitin içtimaî vicdanını kullandığını görerek o hükmü veriyor. Bu ezelî mukavemet olunmaz kanun her yere, her kıtaya, her memlekete değil, hatta her şehre, her köye göre değişiyor.
Buradaki fazilet, orada cinayet; oradaki yararlık, burda fenalık sayılıyor; mukaddes kitapların bütün tabiat, uzviyet, tekâmül kanunlarına inat olarak hiç değişmez kalması lâzım gelen emirlerine bile her yerde başka türlü boyun eğiliyor; esasları bir olan Hıristiyanlık, Avrupa'da başka, Amerika'da başka, Afrika'da başka... İslâmlık da böyle! Hindistan'da başka, Liverpool'da başka. Buhara'da başka, Türkiye'de de başka... Arabistan'a ve Acemistan'a git, oralarda bütün bütün başka... İşte Allah'ımızın Türkiye'deki ezelî, karşı gelinmez kanunu, yeni içtimaî vicdan, aşkı bütün kuvvetiyle bize yasak ediyor. Türkiye'de kimse sevişemiyor. Ve kimse şimdiden sonra sevişemeyecek... Çünkü sevmek için evvelâ görmek lâzım. Halbuki genç bir kızla bir yuva yapmak, ölünceye kadar bahtiyar yaşamak için konuşmak, anlaşmak, sevişmek değil; hatta bir kerecik olsun yüzünü görmek imkânsız... Bu şiddetli yasağa karşı duranlar, iş devresine girmiş anarşistlerin, nihilistlerin, yahut eski zamandaki dinsizlerin akibetine uğrarlar. İçtimaî, acıklı bir ölümle sönüp giderler. Lâkin kurnazları, yasak olan aşkın usta kaçakçıları, hırsızlıklarından tıpkı, ihtiyar ve cesur bir tütün kaçakçısı, Yunanlı bir yankesici gibi, bıkmazlar. Hep yürek çarpıntısı içinde yaşarlar. Gece tenha yollarda, karanlık bahçelerin şüpheli köşelerinde rüzgâr, soğuk, rutubet altında saatlerce beklerler, ve nihayet korku ile karışık iki mânâsız kelime, tadı asla duyulmayan, acele, çabuk bir öpme... Hepsi bu! Eski edebiyata Acemistan'dan, yeni edebiyata Fransa'dan gelen aşk masalları, şiirler, hikâyeler şifa bulmaz bir frengi gibi bu kaçakçıların bütün varlığına geçmiştir. Onlar daima, bir macera ararlar. Kadınların görülmesi pek açık, pek bariz bir tarzda, dehşetle yasak olan bir muhite zıt, ecnebî muhitlerin âdetlerini, mesela sevişmek hülyasını sokmak isterler. Kendilerini yabancı, uzak memleketlerde geçen hayalî romanların kahramanları yerine koyarlar.
Edebî mecmualardaki birçok şiirleri tabiî okuyorsun? Mevzu: Gece ve kadın... Halbuki Türkiye'de ikisi de yoktur. Türk muhitinde, gece alaturka saat birden sonra bütün perdeler iner, sokaklar tenhalaşır. Evli evine, köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine girer.
Gazinolar, balolar, tiyatrolar ve ilâh... Yani Beyoğlu tarafı asla Türk değildir. Orada yabancılar kendi muhitlerini, kendi âdetlerini yaşarlar. Kadınlarıyla kol kola umumî bahçelerde, lokantalarda gezerler, konuşurlar, eğlenirler, gülüşürler. Aralarına malûm mânâsıyla bir sıçan deliği bulamayan Türkler de karışırlar. Masaların başında pineklerler. Yabancıların kadınlarına, yabancı güzelliklere, yabancı göğüslere hasretle bakarlar. Uzatmayalım, Türkler'in gecesi yoktur.
Sonra yine bu yeni şiirlerde boyuna göller anlatılır; hangi göller!.. İstanbul'da Terkos'tan başka göl hatırlamıyorum. Oraya da eminim, şairlerin hiçbirisi gitmemiştir. Hususiyle Terkos'un civarında gece barınacak yer yoktur. Yüzlerce mısralarla, arşın

Evvela beni sen sevdin, yalvardın, yakardın, benim aşkım âdeta senin galeyanına sönük bir cevaptı. Sonunda beni aldın. Ben zengindim. Atım, arabam vardı. Bütün bugünün gençleri beni istiyorlardı. Herkesin isteğine sen nail oldun. Mesuttun. Ben sana sadıktım. Sonra nasıl oldu, birdenbire döndün. Benden soğudun. Beni görmekten kaçtın, yine sonunda beni boşadın... Bu mektubumu alınca sanma ki, sana yalvarıyorum. Fakat merak ediyorum! Niçin beni istemeyesin? Benim neyim var? Yahut neyim eksik? Daha bu sene Kadıköy kadınları arasındaki güzellik müsabakasında birinci geldim. Tahsilim birinci derecede... Zenginim de. O hâlde niçin beni istemeyesin? Benden güzelini bulsan bile, eminim ki benden zenginini bulamayacaksın. O hâlde niçin, niçin beni istemeyesin?

Evet güzel kadın, ben sevmiştim. Fakat sevmek nedir? Bunu biliyor musun?.. Sevmek herkes için başka bir şeydir. Tabiî mizaçların, tecessüslerin başka başka olması gibi... Kimi kaşa göze, kimi cilde, kimi ellere ayaklara, kimi şişmanlığa, kimi boya, kimi kalçaya bakar. Hâlbuki ben... Profile bakarım. Daha okuldan beri âdetimdir, birisiyle konuşurken onda ne profili olduğunu ararım. Mesela küçük profilli bir adamla konuşurken onun laflarını havlamaya benzetirim. Dünyada ne kadar adam varsa, hepsinde bir hayvan profili vardır. Köprü'den geçerken, önü kalabalık bir gazinoda otururken, herkesin yüzüne dikkat ederim. Daha bir profilsize rast gelmedim. Hep insan kıyafetine girmiş, insan maskesi takmış hayvanlar... Bir sürü köpek, öküz, keçi, leylek, at, eşek, baykuş, kartal, tavuk, papağan, arı, güvercin, karga, balık, ayı, kaz, kaplan, ilâh... Küçükken saf, masum bir merak ile okuduğum fizyonomi nazariyeleri, benim hayalime o kadar tesir etmiştir ki, kendimi Lafontein'in masallarını gösteren canlı bir albüm içinde sanırım. Mesela karşıdan bir dostum geliyor, bir kere bakarım, yüksek kırmızı fesi, alacalı kostümü, parlak boyunbağı... Burnunun ucu sivri... Kolları kalkık ve kabarık... İddiacı, cesur... Yandan bakınca ne olduğunu görür, içimden:

— Ah, işte bir horoz.., derim.
Gelir elimi tutar, kırmızı yüzüne, tıpkı bir gülibiğe benzeyen fesine bakarım. Sesi keskin ve notaları uzundur. Sanki bu mütemadiyen öter. Ondan ayrılır, diğerine rasgelirim. Çenesi, ağzı yayıktır. Bacakları paytaktır. Yavaş yavaş söyler ve yanaklarını gererek güler.

— Ördek, ördek.., derim.
O vakvakladıkça, ben keşfimden memnun, müsterih onun kanatlarını, kuyruğunu arar, hatta onları da üstünde bulurum. Meşhur adamların, büyük muharrirlerin, nazırların, mebusların, büyük memurların profilleri ezberimdedir. Profillerini bildiğim için, yeni nazırların iktidarda ne yapacaklarını ayniyle herkese söylerim. Hatta arkadaşlarım bana, 

— Sen eskiden geleydin, Peygamber olurdun, derler.
Zannederler ki, benim kerametim var. Hayır, ben yalnız profilleri tanırım... Eşek profilli bir adam mutlaka eşekçe, arslan profilli bir adam mutlaka arslanca hareket eder. Bir adamda, hangi hayvanın profili varsa, mutlaka o hayvanın ahlakı da vardır. Öküz profilli bir adamda asla kurnazlık, hile, zeka olamaz. Eşek profilli olan inatçı, yani kibar mânâsıyla sebatkârdır. Arı profilli sokar, köpek profilli gürültü eder, dişlerini gösterir. Kaplan profilli sezer ve merhamet bilmez, papağan profilli durmaz taklit çıkarır, güvercin profilli durmaz aşk ve şefkat komedyası oynar. Tilki profilli herkesi aldatır. Domuz profilli yer, içer keyfine bakar.
Kadınların da hepsi erkekler gibi birer hayvandır. Onlarda da mutlaka bir hayvanın profili vardır. Şişman, kocaman memeli, dalgın ve ağır kadın, tamamıyla bir inektir. Zayıf, huysuz, esmer, çirkin fakat yalnız gözleri güzel bir kadın keçidir. En güzelleri çalıkuşu, kanarya, nemse tavuğu profilinde olanlardır. Bu üç profilin hiçbirisi sende yoktur.
Geçen yazdı. İlk defa Fener'de birbirimize rast gelmiştik. Ben hemen senin profilini aradım, fakat bulamadımdı.

— Ah, acaba ne? diyor, yüzüne bakıp bakıp bulamayınca seni sevmeye başlıyordum.
Mademki sende bir hayvan profili yoktu. O halde insanların, kadınların... Sende hiçbir profil olmadığı için, hiçbir hayvan ahlakı, hiçbir hayvan tabiatı da yoktu. Bazı yine şüpheye düşüyor,

— Aldanıyorum, onda da bir profil var, ama ben göremiyorum, ben farkına varamıyorum, diyordum.
İzdivacımızdan evvel, muhabbet günlerinde, senin yüzüne uzun uzun dalışlarımı, ihtimal aşk buhranları sanıyordun. Hayır. Ben hep senin profilini arıyor; seni hiçbir şeye benzetemiyordum. Profilini bulamayınca seni severdim. Galiba sen de beni... Altı ay ne kadar hoş bir hayat geçirdik. Tabiî hatırlarsın. Fakat bir sabah... Ah keşke senden önce kalkmasaydım... Erken kalkmış, pencerenin yanına oturmuştum. Sen hâlâ yatıyordun.

— Bu ne tembellik, dedim.
Doğruldun, giyindin, karyolanın içine oturdun. Hava biraz serindi. Yanan soba daha odayı ısıtmamıştı. Birden yüreğim çarpmaya başladı. Boğuluyor gibi oluyordum. Sen terliklerinin üzerine düşmüş olan mor çoraplarından birisini sağ ayağının parmaklarıyla tuttun. Yukarı kaldırdın, yatağın içinde, oturarak giydin. Çorabın öbür eşini yerden almak için, sol ayağını uzatıyordun. Görmemek için yüzümü çevirdim. Evet, güzel kadın, sen ayağının parmaklarını tıpkı bir el gibi kullanıyordun.

— Yirminci asrın orta yerinde, diyordum. Hilkatten yahut tekâmülden şu kadar yüz bin sene sonra...
....Titriyordum. Hastalandım. Sen, beni yere seren darbenin ne olduğunu anlayamıyordun. Yattığımız zaman buruşan gömleğini ayağının parmaklarıyla tutup çekiyordun. Ben bunu duyunca dişlerimi sıkıyor, tekrar titremeye başlıyordum. Yine anlamıyor:

— Galiba hava soğuk, üşüyorsun işte, diyordun.
Yine bir sabah sobanın önündeki koltuğa oturmuştun. Ayaklarında çorap yoktu. Yine kalbim atmaya başladı. Ayağının parmakları ile sobanın henüz ısınmayan kapağını açıyor, kımıldamayarak bakıyor, tekrar kapıyordun. Sonra yine bir gün sevgili kedin ayaklarından oynuyordu. Daha çoraplarını giymemiştin. Yüreğim hopladı. Fakat dişimi sıktım. Baktım, senin ayaklarının parmakları uzundu. Hem biraz fazla uzundu. Bu uzun parmaklarınla kediyi kollarından tutuyor, küçük bir çocuk gibi havaya kaldırıyordun. Âdeta ayaklarını ellerin gibi, hatta ellerinden daha iyi kullanıyordun.
Gözlerimi yüzüne kaldırdım. O an, o kadar arayıp da bulamadığım profilini gördüm. Sen maymundun. Alnın dar, ağzın biraz ileriye çıkıktı. Güzel, parlak cildin bu maymun iskeletini tamamıyla örtemiyordu. Hele ayakların... Aman Yarabbi... Tıpkı bir maymunun üçüncü, dördüncü elleri idi. Sen biraz daha gayret etsen, yerden çoraplarını almak, sobanın kapağını açmak, yorganı, gömleğini düzeltmek, kediyi tutup havaya kaldırmak değil, hatta ayaklarının bu uzun tekâmül etmiş parmaklarıyla yemek yiyebilecek, hatta piyano çalabilecektin. O vakit senden ürktüm. Bir daha seninle bir yatağa girmedim. Kendimi balta girmemiş bir ormanda zannediyor, kendimi o kablettarih mahlûklarından bir nesne ile evlenmişim sanıyordum.
Yirminci asırda, vücudunda kablettarihî adaleleri olan, tıpkı bugünün maymunları gibi ayaklarını el diye kullanan, tekâmül etmemiş bir mahlûktan, yani senden kaçtım. Uzaklaştım.
El gibi kullandığın bu ayaklarından bir tanesini şimdi kalbinin üzerine koy, öyle hükmet. Artık seni sevmemekte haklı değil miyim?

                              -Gayet Müstacel-
Mektubunu okumadan yırttım, senden nefret ederim. Sakın bir daha mektup göndermeye kalkma. Sonra fena olursun...

Geçmiş  yıllarda, Urfa"da  sözü  sohbeti  dinlenir,  iyi  yürekli,  yardım  sever,  dost  canlısı,  varlıklı  bir  bey varmış.  Beyin  eşi  dostu,  hısım  akrabası  çokmuş  ama  uzun  yıllar  çocuğu  olmamış.  Gel zaman, git zaman, güzel bir bahar gününde, koyunların kuzuladığı, göçmen kuşların yavaş yavaş  dönmeye  başladığı,  derelerin  dupduru    kar  suyu  aktığı  günlerde  bir  çocuk  dünyaya  gelmiş.  Nur  topu  gibi,  ayın  on  dördü  gibi,  dünya  güzeli  bir  kız  çocuğu.  Bu  çocuk  işte  o  beyin  çocuğudur.  İşte  o  günden  sonra  bey,  dünyanın  en  mutlu,  en  iyi  insanı  olmuş.  O  günden sonra bu şirin, küçük kız, beyin hayattaki en büyük mutluluğu olmuş. Artık bu şirin kız,  ceylan  balası,  beyin  varı  yoğu,  bir  tanecik  ciğerparesi,  kınalı  kekliği,  gözbebeği  gibi  daldan  budaktan  sakınılan,  narin  mi  narin,  güzel  mi  güzel  bir  kız  olarak  Urfa  bağlarında, bahçelerinde oynar, büyür. Büyür büyümeye ama, o büyüdükçe güzelliği bir kat daha artar. Bu güzel ceylan balası, yürekler yakıp ocaklar yıkmaya başlar. Bir salınıp gezişi, bin cefa çekmeye bedeldir. Tabii böylesine güzeller güzeli  biri Urfa bağlarında gezer de, ona talip olmayan  yiğit  kalır  mı?  Beyin  bu  güzel  kızına  çok  yiğitler  talip  olur.  Dünürcüler    gelir  gider konağa. Ne bey ister kızını gelenlere vermeyi ne de kız bunlardan birini kabul eder. Zaten beyin niyeti de kınalı kekliğini, kendisi gibi varlıklı, namlı, sözü-sohbeti dinlenir bir bey  konağına  gelin  vermektir...  Kızımı  isteyen  kişi  "Ağa  olsun,  paşa  olsun,  velhasıl  bey  kızına yaraşır bir adam olsun" diye gönlünden geçirirmiş... Bey aslında öyle mal mülk, şan şöhret düşkünü birisi değilmiş. Fakat eşi dostu, hısım akrabası, yakın çevresi onu etkileyip, böyle düşünmesine sebep olmuşlar. Özellikle de kızın annesi "Benim kızım paşalara layık. Öyle her olur olmazlar kızımı istemek için kapımızı aşındırmasın beyhude" diye de etrafa duyurmuş... Kızın aile efradı böyle düşünürmüş düşünmeye ama kız hiç de oralı olmazmış.
Nitekim bu tatlı ceylan yavrusu bir gün yine bahçede türküler söyleyerek üzüm, elma, erik toplarken yukarı bahçedeki  üç beş elma ve kayısı ağacından topladığı meyveleri geçimini temin  etmek  amacıyla  pazara  götüren  bir  kara  yağız  delikanlı  eşeğin  sırtında,  dilinde  bir  
yanık  sevda  türküsüyle  şehre  doğru  yol  alıyormuş.  Bu  yanık,  içli  sesi  duyan  beyin  kızı hemen  sepeti  bir  kenara  bırakır  ve  bahçenin  kenarına,  yol  boyuna  doğru  koşar.  Öyle  aceleyle,  öyle  bir  telaşla  koşar  ki  eteği  üzüm  çubuklarına  takılıp  birkaç  kez  yere  düşer. Yüzü  gözü  toprağa  belenir  ama  kız  aldırmadan  bu  inceden  ince  Urfa  türküsünün  geldiği yöne  doğru  koşar...  Bu  yumuşak,  insana  huzur  veren,  hüzün  yüklü  ses  kızcağızı  can  evinden vurmuştur. Sanki  bu sese yıllardır hasret gibidir. Bu türkü söyleyen yiğidi görüp tanımak  ister. Varıp  bahçe  duvarına  oturur.  Yanık  ses  de  yavaş  yavaş  yaklaşmaktadır. Bahçenin hemen köşesinden hafif bir toz görünür önce. Az sonra bir eşek ve onun üstünde, toza belenmiş kara yağız bir yiğit yüküyle birlikte, dünyada sanki hiç derdi, gamı yokmuş gibi  o  küçük  toprak  yolu  inceden  inceye  tozutarak,  içli  bir  türküyü  mırıldanarak  yoluna  devam  eder.  Oğlan  kızın  bulunduğu  yere  gelene  kadar  hiçbir  şeyin  farkında  bile  değildir. Oğlan  kızı  farkedince  kız  da  bahçe  duvarında  birden  heyecanlanıp  telaşlanır.  O  telaşla saçına başına çeki düzen verirken yaşmağını bahçe duvarından yola düşürür... Oğlan  eşeğini  durdurur.  Elindeki  sepeti  aşağı  indirir.  Kendisi  de  eşekten  inip  kıza  doğru yürür.  Eşarbı  alıp  kıza  uzatır.  Kız  eşarbı  alır  oğlandan.  Alır  almaya  ama  keşke  almaz  olaydı. İşte o anda göz göze gelirler. Hiçbir şey konuşmadan öylece birbirlerine bakakalırlar.  Adeta  dilleri  tutulmuştur.  O  an  olan  olmuştur.  Gönülden  gönüle  köprü  kurulmuştur. Kısa bir müddet konuştuktan sonra kimseler görmesin diye kavilleşip ayrılırlar.
O geceden sonra ne oğlanın ne de kızın gözüne uyku girer. Oğlan bir kaç fidanlık  kuru  bağına  artık  günde  on  kez  gider  gelir.  Kız  da  bağı  mesken  tutmuştur.  Artık evde  kalmak  onu  çok  sıkıyordur. Bağ  yolunda  gide  gele  gide  gele  konuşup  söyleşirler. Oğlan iki göz barakadaki yaşlı annesini de ihmal etmeye başlamıştır. Anası oğluna "Oğlum bağa,  bahçeye  çok  gidip  gelir  oldun.  Hayırdır.  Görmek  istediğin,  gönlünün  istediği  birisi  mi var yoksa?" diye sorar. Oğlan da çok sevdiği yaşlı anasını daha fazla merakta bırakmamak  için,  olan  biteni  etraflıca  anlatır...  Oğlanın  anası  "Vah  oğul  vah.  O  kızı  bize  verirler mi hiç? Onun babası bey, anası hanım. Onun zengin talipleri var. Sen ne onulmaz bir derde düşmüşsün. Gel etme bu sevdadan vazgeç " diye oğluna nasihatler verir ama ne çare,  oğul  ne  yapsın.  Elde  değil,  gönül  bu  ferman  mı  dinliyor.  Hem  o  sevecek  hem  de  sevgisine  karşılık  bulacak  da  oğlan  bu  sevdadan  vazgeçecek.  Hiç  olur  mu  öyle  bir  şey. Ölümüne de olsa o kızdan vazgeçmem, deyip gezer olmuş delikanlı. Oğlanın biçare anası kara  kara  düşünmeye  başlamış...  Bu  arada  kız  da  boş  durmamış,  anasına  böyle  bir  yiğide gönül düşürdüğünü kimseler duymadan anlatmış. Kızın anası da "Yavrum, kınalı kekliğim, ceylan balam, nasıl olur da, senin gibi bir bey kızı, gidip bir sefile meyil verir. Davul bile dengi dengine vurur. Sen asırlardır sürüp giden törelerimizi mi, geleneklerimizi mi bozacaksın....  Böyle  bir  şeyin  olması  hiç  mümkün  değil. Baban  da  buna  asla  razı  olmaz,  gel  sen  bunu  bana  ne  söylemiş  ol,  ne  de  ben  böyle  bir  şeyi  duşmuş  olayım"  diye  kızı vazgeçirmeye çalışır. Fakat kız zaten çok rahat büyümüş. Şimdiye kadar her istediğini elde etmiş.  O  bundan  sonra  da  her  istediğine  kavuşacağını,  anne  ve  babasını  eninde  sonunda  razı edebileceğini düşünürmüş. Günlerce anasının başının etini yer. "Sen razı ol ve babama da  söyle"  diye  günde  on  kez,  on  beş  kez  anasına  söyler.  Nasıl  söylemesin,  evin  içi  her  gece  uzaklardan  gelen  dünürcülerle  dolup  boşalmakta.  Kız  da,  babam  beni  ya  başka birisine  "verdim  gitti"  derse  benim  hâlim  nice  olur  diye  korkmaktadır...
Kızının  hâline  hayli  üzülen  ve  ısrarlı  yalvarmalarına  dayanamayan  annesi,  durumu  babasına  açık  açık anlatır.  O  zamana  kadar  biricik  kızının  hiçbir  dediğini  iki  etmeyen  baba,  hiddetinden  ne  söylediğini  bilmez  bir  halde  bağırır.  "Olmaz  böyle  şey.  Nasıl  olur?  Bir  bey  kızının,  bir baldırı  çıplağa  gelin  gittiği  görülmüş, duyulmuş  şey  midir?  diye  hanımına  bağırıp  çağırır. Günlerdir,  haftalardır  kapısını  aşındıran  dünürcüler  de  adamın  sinirlerini  çok  yıpratmış zaten.  Biricik  yavrusunun  yuvayı  terkedeceğine  de  işte  o  anda  iyice  inanmış  bir  halde,  istemeyerek de olsa hiddetlenir... Bu durumlardan habersiz olan genç, o zamanın âdetlerine göre  komşularından,  yaşlı  kimseleri  anasıyla  birlikte  beyin  evine  dünür  gönderir.  Kızın babası  kabul  etmez.  Herkese  söylediği  gibi  onları  da  münasip  dille  gönderir.  Oğlan vazgeçmez.  Araya  daha  hatırlı  kimseleri  koyarak,  birkaç  kez  daha  dünür  gönderir  ama  alınan  cevap  yine  aynıdır.  Kızın  babası  kararında  ısrarlıdır.  Bey,  Nuh  der  de  Peygamber  demez.  Kızın  da,  oğlanın  da  birbirlerini  istediklerini  bilmelerine  rağmen,  o  duygulu,  sanatkâr ruhlu baba yine de "olmaz" der. Oğlanla kız bağ yolunda gizlice konuşurlar. Her ikisi  de  durumun  kötü  olduğunu,  içinden  çıkılmaz  bir  hâl  aldığını  anlarlar.  Birlikte  kaçıp uzaklara gitmeye karar verirler... Karar verdikleri gibi de yaparlar. Bir gün şafakla birlikte, bağ  yolunda  buluşup  uzaklara  doğru  kaçıp  giderler...  Sabah  olunca  da  durumu  öğrenen bey,  deliye  döner.  Başını  taşlara  çalar.  Oturup  düşünür,  boşa  koyar  dolmaz,  doluya  koyar  almaz... Bu iş onuruna çok dokunur. Saatlerce ne yapması gerektiğini düşünür. Adamlarına "Onları  nerede  bulursanız  bulup  bana  getirin"  diye  emir  verir.  Adamları  dağları,  köyleri  didik  didik  ararlar  ve  sonunda  pek  de  uzağa  henüz  gidememiş  olan  sevdalıları  yakalayıp 
köye  getirirler.  Bey  deli  divane  olmuş.  Kızı  kaçmış.  Hem  de  adı  sanı  bilinmedik,  çulsuz  birisiyle,  diye  etrafta  söylenir  olmuş.  Tabii  ki  bunlar  beyin  itibarını  sarsmış.  Bey  arından sokağa  çıkamaz  olmuş...  Kızı  zorla  kaçtığı  gençten  alırlar.  O  genci  de  ölesiye  döverler.  Genç,  yaşlı  anasının  kulübesinin  önüne  kan  revan  içinde  zor  gelir.  Anası  onun  yaralarını sarıp  döşeğe  yatırır.  Kızın  babası  o  akşam  uyku  uyuyamaz.  Kız  da  odasında  gözleri  kan  çanağına  dönmüş  bir  halde  ağlayıp  sızlar.  Bey  tek  başına  gece  yarısına  kadar  odasında kendi kendini  yer bitirir. Nihayet bu hiddet gurur ve mahvolmuşluk duygularının kafasını allak  bullak  ettiği  bir  anda,  kızının  odasına  dalıp  belindeki  palayla  kızını  bir  anda  bıçak darbeleriyle  yere  serer.  Kızın  narin  bedeni  bir  anda  al  kızıl  kana  belenmiş  halde  yatağın üzerine  serilivermiş.  Şoka  giren  bey,  al  kızıl  kana  belenmiş  kızını  kucağına  alıp  bahçeye  götürür  ve  gömmek  ister.  Mezar  yerinde  kızının  kana  belenmiş  nazik  bedenine  sarılır bağrına basar. Kızının cansız ve kanlara belenmiş nazik bedenini kucaklar ve gözlerinden kanlı yaşlar boşanır, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. İşte o anda kendine geliverir. "Ben ne yaptım, ne ettim diye figan edip ağlıyor ağlıyor... Ağlamak yetmiyor yürek acısı büyük bir feryada  dönüşüyor.  Bir  ağıt  yayılıyor  kadersiz  kızın  başında.  O  feryadı  dağlar  taşlar, kurtlar  kuşlar  duyup  güzel  kızın  cenazesine  koşup  geliyorlar.  Bu  türkü  işte  o  zamandan beri Urfa yöresinde söylenir dururmuş.

İSTANBUL —  Türkiye'de geçen haftasonu Corona virüsü salgınını ‘‘küresel oyun’’ olarak gören ve aşıya karşı çıkan yaklaşık 5 bin kişi, İstanbul Maltepe’de bir açıkhava toplantısı düzenledi.
‘‘Büyük Uyanış’’ adı verilen mitingin izin başvurusunu yapan Anadolu Birliği Partisi (ABP), sosyal medya hesaplarından ikincisi 26 Eylül’de Ankara’da yapılacak açıkhava toplantısına katılım çağrıları yapmaya başladı.
Her ne kadar etkinliğin iznini ABP alsa da miting alanında çoğu sosyal medyada çeşitli hesaplar altında etkileşime geçen çok farklı siyasal görüşten ‘‘aşı karşıtı’’ vardı.
Cumartesi günü mitinge katılan ‘‘Sabit Yeryüzü İnsani Gelişim Hareketi’’ de sosyal medya üzerinden örgütlenen "COVID aşıları’’ ve ‘‘küresel komplo’’ karşıtı gruplardan biri.
‘‘Küresel operasyon olduğunu görmüyoruz, biliyoruz’’
Miting esnasında VOA Türkçe’nin konuştuğu hareketin kurucusu Kemal Koçak, kendisini ‘‘beyin antrenörü’’ ve ‘‘sevgipolog’’ olarak tanımlıyor. Yıllarca emniyet mensuplarına konferanslar vermiş bir gazeteci olduğunu söyleyen Koçak, dünyanın küresel komployla karşı karşıya olduğunu söylüyor.
Koçak, ‘‘Küresel operasyon olduğunu görmüyoruz, biliyoruz. Fahrettin Koca’nın nasıl bağlandığını Recep Tayyip Erdoğan’ın nasıl susmak zorunda kaldığını görüyoruz. Valilerin emniyet müdürlerimize uyguladıkları baskıyı biliyoruz. Dolayısıyla şu kalabalık onlar adına bir nebze işarettir. Ben bu son COVID ile ilgili aşı olmadım olmayı da düşünmüyorum bana aşı yapabilecek bir kuvvet de yok. Çünkü bugün sağlık kurumlarında birçok başhekimin bu işin finansmanı içinde olduklarını biliyoruz. Elimizde belgeler var, gizli kamera ses kayıtları var. Bunları gerekli mercilere iletiyoruz biz. Türkiye’de böyle bir simsarlık başladı’’ dedi.

‘‘Dünya tarihinden Türkler'i çıkarırsanız tarihten geriye bir şey kalmaz’’
Bu küresel oyunun ana hedefinin Türk halkı olduğunu savunan Kemal Koçak, bu propagandaya araç olan televizyonları da seyretmediğini belirtiyor.
Sabit Yeryüzü İnsani Gelişim Hareketi kurucusu, ‘‘Dünya tarihinden Türkler'i çıkarırsanız tarihten geriye bir şey kalmaz. Dolayısıyla Türkler'i geçerlerse dünyayı ele geçirirler. Bizleri geçemezlerse inanın geleceğin insani gücü biz olacağız. Benim ne kadar yaşayacağımdan yaşamayacağımdan sana ne. Ben ölmeyi arzu eden birisiyim zaten. Şehitlik kavramını bizim genetiğimizden silemedikleri için korkuyorlar. Bakın onlara meydan okuyoruz. Bakın bu toplumun içerisinde aç kalan bir köpeği doyurmayacak, miyavlayan bir kediyi doyurmayacak bir insan çıkmaz buradan. Bugün batı toplumunun çözemediği bu. ‘Batı zebaniyeti’ diyoruz biz onlara, medeniyeti demiyoruz. Biz kendi ceketimiz içinde güneşi kaybettiğimiz için kendimizdeki aşağılık kompleksini yemeye gayret ettiğimiz için bizi televizyonlarla uyutmaya çalışıyorlar’’ diyor.

‘‘Biz plan-demiye karşıyız; bütün devletler bu ‘hareket’e mahkum’’
Kemal Koçak’ın hazırladığı ‘‘zihin işgal olmadan ülke işgal olmaz; beyin işgal olmadan beden aşı olmaz; beyinler aşılanmışsa beden kalmaz’’ pankartını taşıyan Erol Avdaş ise meydandaki birçokları gibi 18 aydır Türkiye’yi dünyayı etkileyen COVID-19 salgının pandemi değil ‘‘plan-demi’’ olduğu görüşünde.
‘‘Biz plan-demiye karşıyız. Faydalı olan aşılara karşı değiliz hiçbir zaman hiçbir şekilde. Planlı olan bu harekete karşıyız. On gün önce benim oğlum 18 yaşında taş gibi yoğun bakımlık oldu. Birinci aşı sonrasında aynı akşam hastaneye kaldırdık kalp çarpıntısı ile. Hiçbir şey de çıkmadı. Bu benim başıma gelen somut olay sadece. ‘İyileştireceğiz’ derken çocuğumuzu öldürüyoruz biz. Çocuklarımızı öldürüyoruz’’ diyen Avdaş, ‘‘Hükümet, Sağlık Bakanı, doktorlar neden aşıyı, maskeyi tavsiye ediyor’’ sorusuna ise ‘‘Çok büyük bir güç var bu hareketin arkasında. Bütün devletler o harekete mahkumlar. Bizim devletimiz de onlara mahkum. Ekonomik olarak başka türlüsü mümkün değil, Türkiye’ye sıcak para gelmiyor’’ yanıtını veriyor.

‘‘Aşı oldum ama dünya üzerinde oyun oynandığını düşünüyorum; köle olmak istemiyorum’’
COVID-19 hastası olmamak için aşı olduğunu söyleyen Beyhan Sakaoğlu ise yine de insanlık üzerinde oyun oynandığı iddiasında.
VOA Türkçe’nin konuştuğu Sakaoğlu, ‘‘Ben aslında aşıya karşı değilim ancak dünya üzerinde oyun oynandığını düşünüyorum ve buna dur demek zorundayım. Onun için buradayım. Yeni bir dünya düzenine geçmek istiyorlar. Bizi de denek olarak kullanıyorlar. Bunun için ‘hayır’ diyorum. Aşı oldum, evet. Ama buradayım çünkü durmayacaklar. Bu devam edecek çünkü bize evleri kapatabileceklerini gördüler. Daha önce SARS da falan da denediler. Bir iki hamle oldu, domuz gribi filan, orada olmadı Fakat bu sefer başardılar. Bu sefer istedikleri an bizi eve hapsedebiliyorlar. Köle olmak istemiyoruz. Bu dünyada Allah beni göndermiş özgür olmak istiyorum özgürce yaşamak istiyorum’’ diyor.
‘‘Büyük oyunu görmemek için kör olmak gerekir’’
Bir atölyede çalışan Murat Öznam ve yayınlanmış kitapları olan Hüseyin Yılmaz ise ilaç ve tıp sektörüne güvensizlik duyuyor.
Öznam, ‘‘Ben aşı olmadım. Çevremdeki herkese aynı şeyi söylüyorum. ‘Aşı olmayın’ çünkü uzun vadede sonuçları belli değil kısa vadeli sonuçları açıklanmadı orta vadeli sonuçlar ortada yok. Neye göre aşı olacağız? MRNA ile marina teknolojisi ile yapılan hiçbir sonuç yok ortada. Kalp sorunları çıkabilir, sinir sistemine saldırabilir. Bunlar ortadayken neden aşı olalım? İlaç mümessili doktorları kaale almıyorum’’ diyor ve aşı üretim sürecinde 23 yazılım firması devreye girdiği için Türkiye’de üretilecek olan aşıya da güvenmediğini ilave ediyor.
Yazar Hüseyin Hüseyin Yılmaz ise ‘‘insanlığın imhasına neden olacak bir tertibe karşı durmak için bugün buradayım. Ben sürü mantığına hiçbir zaman inanmadım imtihan tek kişiliktir herkes kendi imtihanını kendisi verir. Başbakanların devlet başkanlarının doktorların mühendislerin ne düşündüğü bir yere kadar umrumda. Mantık ve muhakeme vurmadan hiçbir şeyi kabul etmem. Bu pandemi dedikleri plandemi ile ilgili başından beri o kadar çok birbirine tezat eden düşünceler tavırlar hareketler var ki bunların hepsini salim kafayla değerlendirdiğinizde bunun arkasındaki büyük oyunu görmemek için benim baktığım yerden bakarsanız kör olmak gerekir. Bu salgın arkasında kim duruyor? İlaç ve tıp sektörü duruyor. İkisi de dünyanın en tehlikeli kartel sektörüdür. Siz bunlara hastanızı teslim ediyorsunuz güvenerek teslim ediyorsunuz ama o açgözlü tüccar gibi kapısına gelmiş insanları ilaçlarla hastalıklara mahkum ediyor’’ diyor.
‘‘Aşı karşıtlarını değil bilimi dinleyin’’
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdiği 1983 yılından bu yana hekimlik yapan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Recep Koç, Corona virüsü aşısı karşıtlarının iddialarının bilimle bağdaşmadığını vurguluyor.
Recep Koç, ‘‘Bildiğiniz gibi bu aşılar bütün dünyada yapılıyor. Amerika’da Avrupa’da, İsrail’de eğer zaten böyle bir komplo olsa ne Amerika ne İsrail kendi vatandaşına böyle bir aşı yapar mı? Bize gelen aşıyla tüm dünyaya dağıtılan aşılar aynı aşılar. Tabi bu biraz cahillikten cehaletten ileri geliyor. Öyle bir şey var ki bazı kişiler duyduklarını gördüklerini gerçek sanarak hiçbir bilimsel dayanağı olmayan şeyleri birbirine atarak kendileri de inanmaya başlıyor. İşte diyorlar ki uluslararası şirketler, emperyalizm, böyle bir şey olabilir mi? Hükümetle ihtilaflarımız var ama bizler Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları olarak ‘tedirgin olmayın, aşı yaptırın aşıdan bir zarar gelmez başka bunun tedavisi ilacı yok’ diyoruz. Bizler bunun öncülüğünü yapıyoruz. Kötü bir şey olsa ben bir hafta sonra dördüncü aşımı yaptıracağım, bunu niye yaptırayım? Çocuklarıma niye aşı yaptırdım? Eşime, yaşlı anneme niye yaptırdım? Bu meslekte 38 yılımı bitirdim, birçok aşı kampanyaları yürüttüm. Bizler aşı olur muyuz?’ Akıl var mantık var’’ dedi.
‘‘Aşı olmak, hastanede tedavi olmaktan çok daha ucuz’’
Recep Koç, ilaç ve tıp sektörünün daha fazla gelir elde etmek için salgını ve aşıları gündeme getirdiği iddialarının gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi olmadığına dikkat çekiyor.
İstanbul Tabip Odası yönetim kurulu üyesi, ‘‘ Aşı, hastalıktan koruyan bir şey ya da hastalığı hafif atlatmamıza yol açan bir şey. Zaten hasta olunduğu zaman aşı masrafının en az 50 katı 100 katı masraf oluyor. Daha fazla ilaç harcanıyor, hastanede yatak harcanıyor, emek harcanıyor. Kişi maliyeti daha çok oluyor ve elbette aşılar daha ucuza geliyor. Biz doktorları ilaç şirketleri ile ilişkili göstermek çok yanlış. Biz halk sağlığı için çaba harcıyoruz ve risk altındaki yüzde ikiyi korumaya çalışıyoruz. Ama burada bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Bu aşılar bizim genetik yapımızı değiştiren maddeler değil. Yok maymun olurmuş yok, üç ayaklı yok iki ayaklı. Genetiğin ne olduğu biliyor musun? Bazı hekimler de bu koroya katıldı. Kimi bitkisel ilaç satıyor, kimi kitap. Kimi ünlü olma peşinde. Peki onlardan o ilaçları satın alanlar fazlarını soruyorlar mı? İzinlerine bakıyorlar mı? Hiçbirinin sağlık bakanlığı onayı yok’’ dedi.
‘‘İktidarın ve Sağlık Bakanlığı’nın bazı söylemleri güven sarsıyor’’
Sağlık Bakanlığı’nın süreci şeffaf götürmemesinin soru işaretlerini derinleştirdiğini belirten Recep Koç, aşıların ‘‘ölümsüzlük meleği’’ olmadığının da altını çiziyor.
Koç, ‘‘Biz 50 milyon kişiye aşı yaptık, aşı ölümsüzlüğü vermiyor bize. Aşı olan ölmeyecek diye bir şey yok. 70 yaşında 80 yaşında bağışıklık sistemi çok düşük, ya da böbrek yetmezliği, kanser gibi hastalıklar yaşayanlar riskli gruptalar. Bunları da aşılıyoruz korumak için ama elbette kayıplar olacaktır. Aşı olan hasta olmayacak diye bir kaide yok ama iktidarın ve Sağlık Bakanlığı’nın bazı söylemleri güven sarsıyor. Bu kişiler de buna dayanıyor. Ocak ayında Çin aşılarını getirtebildik ve tek bir eşyaya mahkum kaldık. Böyle olunca da Sağlık Bakanlığı bu aşıların çok iyi olduğunu MRNA aşılarının ne olduğunu bilmediğini ifade eden söylemlerde bulundu. Tabi bu da insanlara güven vermedi. Haziran gibi MRNA aşıları gelmeye başlayınca da bu sefer söylem değişti ama güvensizlik kaldı. Geçen yıl pandeminin başladığı günlerde Avrupa’da hem vakalar fazlaydı hem ölümler fazlaydı. İsveç ve İngilt

BM Genel Kurulu'nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı Kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır.
Yürürlüğe giriş: 3 Ocak 1976
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilen prensiplere göre insanlık ailesinin bütün üyelerinin doğuştan sahip oldukları insanlık onurunu ve eşit ve vazgeçilmez haklarını tanımanın yeryüzündeki özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu dikkate alarak,
Bu hakların insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onurundan türediğini kabul ederek,
İnsan Hakları Evrensel Bildirisine göre, korkudan ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğünü kullanabilen özgür insan idealinin, kişisel ve siyasal haklarla birlikte ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını da kullanılabildiği şartların yaratılması halinde gerçekleştirilebileceğini kabul ederek,
Birleşmiş Milletler Şartı’na göre Devletlerin insan haklarına ve özgürlüklerine her yerde saygı gösterilmesini sağlama ve bu haklara ve özgürlüklere uygun davranma yükümlülüğünü dikkate alarak,
Yaşadıkları topluma ve diğer bireylere karşı ödevleri bulunan bireylerin, bu Sözleşmede tanınmış olan hakları ilerletme ve bu haklara uyulmasını sağlamak için çaba gösterme sorumluluğu bulunduğunun farkında olarak,
Aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:

Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı
Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.
Bütün halklar uluslararası hukuka ve karşılıklı menfaat ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşuluyla, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiç bir koşulda yoksun bırakılamaz.
Kendini Yönetemeyen ve Vesayet altındaki Ülkelerden sorumlu olan Devletler de dahil bu Sözleşmeye Taraf bütün Devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir ve Birleşmiş Milletler şartının hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterir.

Sözleşmenin iç hukukta uygulanması ve ayrımcılık yasağı
Bu Sözleşmeye Taraf her Devlet, gerek kendi başına ve gerekse uluslararası alanda özellikle ekonomik ve teknik yardım ve işbirliği vasıtasıyla bu Sözleşmede tanınan hakları mevcut kaynakları ölçüsünde giderek artan bir şekilde tam olarak gerçekleştirmek için, özellikle yasal tedbirlerin alınması da dahil, gerekli her türlü tedbiri almayı taahhüt eder.
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmede beyan edilen hakların ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum gibi her hangi bir statüye göre ayrımcılık yapılmaksızın kullanılmasını güvence altına almayı taahhüt ederler.
Gelişmekte olan ülkeler, insan haklarını ve ulusal ekonomik durumlarını dikkate alarak, bu Sözleşmede tanınan ekonomik hakları vatandaş olmayan kişilere hangi ölçüde tanıyacaklarına karar verebilirler.

Cinsiyet eşitliği
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmede yer alan bütün ekonomik, sosyal ve kültürel hakların kullanılmasında erkeklere ve kadınlara eşit haklar sağlamayı taahhüt eder.

Hakların sınırlanması
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmeye uygun olarak tanımış oldukları hakların kullanılmasını, demokratik bir toplumda sadece kamunun yararını korumak amacıyla ve yalnızca bu hakların niteliklerine uygun düştüğü ölçüde, ancak hukuk tarafından tespit edilmiş sınırlamalara tabi tutmayı kabul eder.

Hakları kötüye kullanma yasağı
Bu Sözleşmedeki hiç bir hüküm, bir Devlete, gruba veya kişiye, burada tanınmış olan hakların ve özgürlüklerin tahrip edilmesini amaçlayan her hangi bir faaliyete girişme veya bir eylemde bulunma, veya bu Sözleşmede öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırma hakkı verecek şekilde yorumlanamaz.
Bu Sözleşmenin bir hakkı tanımadığı veya daha az ölçüde tanıdığı bahane edilerek, bir ülkede yasalarla, antlaşmalarla, diğer hukuki düzenlemelerle tanınmış veya geleneklerle kabul edilmiş bulunan temel insan haklarına sınırlama getirilemez veya bu haklara karşı yükümlülük azaltılamaz.

Çalışma hakkı
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkesin çalışma hakkını tanır ve bu hakkı korumak için gerekli tedbirleri alır. Çalışma hakkı, herkesin kendi seçtiği ve girdiği bir işte çalışarak geçimini sağlama imkanına ulaşma hakkım da içerir.
Sözleşmeye Taraf Devletlerin çalışma hakkını tam olarak gerçekleştirmek üzere alacağı tedbirler arasında, teknik ve mesleki rehberlik hizmetleri ile öğretim programları yapmak, bireyin temel siyasal ve ekonomik özgürlüklerini koruyan şartlar içinde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişme ile tam ve üretken istihdamı sağlamak için gerekli politikaları ve yöntemleri uygulamak da yer alır.

Adil ve uygun işte çalışma şartları
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır:

a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:
i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;
ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;
b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;
c) Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;
d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.

Sendikal haklar
Bu Sözleşme Taraf Devletler şu hakları sağlamayı taahhüt eder:
a) Herkese kendi ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için sendika kurma ve sadece sendikanın kendi kurallarına tabi olarak kendi seçtiği bir sendikaya katılma hakkı tanınır. Bu hakkın kullanılması ulusal güvenliği veya kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için demokratik bir toplumda gerekli olan ve hukuken öngörülen sınırlamalardan başka sınırlara tabi tutulamaz
b) Sendikalara ulusal Federasyonlar ve konfederasyonlar kurma ve konfederasyonlara da uluslararası sendikal örgütler kurma ve bunlara katılma hakkı tanınır;
c) Sendikaların serbestçe faaliyette bulunma hakkı, ulusal güvenliği veya kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli olan ve hukuken öngörülen sınırlamaların dışında her hangi bir sınırlamaya tabi tutulamaz
d) Kullanılma şartları her bir ülkenin yasalarıyla düzenlenmiş olan bir grev hakkı tanınır.
Bu madde, silahlı kuvvetler veya polis mensuplarının veya Devlet idaresinde görevli olanların bu hakları kullanmalarına hukuken öngörülen sınırlamalar koymalarını engellemez.
Bu maddenin hiç bir hükmü, Uluslararası Çalışma Teşkilatının Örgütlenme Özgürlüğü ve Teşkilatlanma Hakkının Korunması ile ilgili 1948 tarihli Sözleşmesine taraf olan Devletlere, o Sözleşmede yer alan güvencelere aykırı düşebilecek bir tarzda bir yasa çıkarma ve uygulama imkan verecek şekilde tasarruflarda bulunma yetkisi vermez.

Sosyal güvenlik hakkı
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkese sosyal güvenlik hakkını tanır. Bu hak, sosyal sigorta haklarını da içerir.

Ailenin, anneliğin, çocukların ve gençlerin korunması
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler şu korumaları sağlar:

Toplumun doğal ve temel bir birimi olan aileye, özellikle kuruluşu sırasında ve bakmakla yükümlü oldukları çocukların bakım ve eğitim sorumluğu devam ettiği dönemde, mümkün olan en geniş ölçüde koruma ve yardım sağlanır. Evlilik, evlenmeye niyetlenen çiftlerin serbest rızaları ile meydana gelir.
Annelere doğumdan önce ve sonra makul bir süre özel koruma sağlanır. Çalışan annelere bu dönem için ücretli izin veya yeterli sosyal güvenlikten yararlanabilecekleri bir izin verilir.
Nesep veya diğer şartlar bakımından hiç bir ayrımcılık yapılmaksızın, bütün çocuklar ve gençler için özel koruma ve yardım tedbirleri alınır. Çocuklar ve gençler ekonomik ve toplumsal sömürüye karşı korunur. Çocukların ve gençlerin ahlaklarına veya sağlıklarına zararlı bulunan veya onların yaşamları için tehlikeli olan veya onların normal gelişmelerine engel olan işlerde çalıştırılmaları kanunla cezalandırılır. Devlet ayrıca, çocukların ücretli olarak çalıştırılmasının hukuken yasaklandığı ve cezalandırıldığı asgari yaş sınırını tespit eder.

Yaşama standardı hakkı
Bu Sözleşmeye Taraf olan Devletler herkese, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam standardına sahip olma sağlar. Bu standart, yeterli beslenmeyi, giyinmeyi, barınmayı ve yaşama koşullarının sürekli olarak geliştirilmesini de içerir. Taraf Devletler bu hakkın gerçekleştirilmesini sağlamak için, kendi serbest iradelerine dayalı uluslararası işbirliğinin esas olduğunu kabul ederek, uygun tedbirleri alırlar.
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, açlıktan kurtulmanın herkes için temel bir hak olduğunu kabul ederek, kendi başlarına ve uluslararası işbirliği yoluyla, özel programlar da dahil, aşağıdakiler için gerekli olan tedbirleri alır:
a) Teknik ve bilimsel bilgiyi tam olarak kullanarak, beslenme prensipleri ile ilgili bilgileri duyurarak ve doğal kaynakların etkili bir biçimde geliştirilmesini ve kullanımını sağlayacak bir yolla tarım sistemlerini ilerleterek veya reform yaparak, üretme, üretilenleri saklama ve dağıtma yöntemlerini geliştirmek;
b) Yeryüzündeki besin kaynaklarının ihtiyaçlara göre eşit dağıtılmasını sağlamak için, gıda ihraç eden ve gıda ithal eden ülkelerin sorunlarını dikkate almak.

Sağlık standardı hakkı
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin mümkün olan en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkını tanır.
Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek amacıyla alacakları tedbirler, aşağıdakiler için de alınması gerekli tedbirleri içerir:
a) Varolan doğum oranının ve bebek ölümlerinin düşürülmesi ile çocukların sağlıklı gelişmelerinin sağlanması;
b) Çevre sağlığını ve sanayi temizliğini her yönüyle

15 Eylül 1995
1.         Biz, Dördüncü Dünya Kadın Konferansına katılan Hükümetler,
2.             Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun 50. yıldönümü olan Eylül 1995 tarihinde Pekin’de toplanarak,
3.         Bütün insanlığın yararı için her yerdeki bütün kadınlar adına eşitlik, kalkınma ve barış hedeflerini ileri götürmeye kararlı olarak,
4.         Her yerdeki bütün kadınların sesine kulak veren ve kadınların, rollerinin ve koşullarının farklılığını dikkate alan, dünya gençliğinde varolan umuttan güç alan ve bu yolu açan kadınları saygıyla anarak,
5.         Son on yılda kadınların statüsünde bazı önemli konularda ilerleme kaydedildiğini ama gelişmenin eşit olmadığını, kadınla erkek arasındaki eşitsizliğin devam ettiğini ve bütün insanların iyiliği için ciddi sonuçlar doğurabilecek başlıca engellerin varlığını sürdürdüğünü kabul ederek,
6.             Dünyadaki insanların çoğunluğunun özellikle de kadın ve çocukların hayatını etkileyen, kökeni hem ulusal hem de uluslararası alanlarda bulunan, artan yoksulluğun bu durumu şiddetlendirdiğini de kabul ederek,
1.                   Kendimizi koşulsuz olarak bu sınırlama ve engelleri kaldırmaya ve böylece bütün dünyadaki kadınların ilerlemesini ve güçlendirilmesini artırmaya adadık ve bunun, şimdi ve bizi gelecek yüzyıla taşıması için, kararlılık, ümit, işbirliği ve dayanışma ruhuyla acil eylem gerektirdiğini kabul ederek,
Aşağıdaki taahhütlerimizi yineliyoruz :
8.         Kadın ve erkeklerin eşit haklarına ve doğuştan değerli olduklarına ve Birleşmiş Milletler Kuruluş Yasası’nda kabul edilen diğer karar ve ilkelere, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve diğer uluslararası İnsan Hakları Belgeleri’ne, özellikle Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Deklarasyonu ve Kalkınma Hakkı Bildirgesi’ne bağlılığımızı;
9.         Bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin vazgeçilemez, ayrılamaz ve bölünemez bir parçası olarak kadınların ve kız çocuklarının insan haklarının tam uygulanmasını güvence altına almayı;
10.       Eşitlik, kalkınma ve barışa ulaşmak amacıyla düzenlenen daha önceki Birleşmiş Milletler konferans ve zirvelerinde –1985’te Nairobi’de kadın konusunda, 1990’da New York’ta çocuklar konusunda, 1992’de Rio de Janeiro’da çevre ve kalkınma konusunda, 1993’te Viyana’da insan hakları konusunda, 1994’te Kahire’de nüfus ve kalkınma konusunda ve 1995’te Kopenhag’da sosyal kalkınma konusunda– elde edilen görüş birliği ve ilerlemeyi temel almayı;
11.       Kadının İlerlemesi için Nairobi İleriye Yönelik Stratejilerinin tam ve etkili bir şekilde uygulanmasını başarmayı;
12.                Düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüğü dahil kadınların güçlendirilmesi ve ilerlemesini ve böylece bireysel olarak ya da toplumda diğerleriyle birlikte kadın ve erkeklerin manevi, ahlaki, ruhsal ve zihinsel ihtiyaçlarına katkıda bulunmayı ve bu yolla onlara toplumdaki tüm potansiyellerinin farkına varmaları ve kendi hayatlarını, kendi arzularına göre biçimlendirmeleri fırsatını garanti etmeyi taahhüt ediyoruz.
İnanıyoruz ki :
13.             Kadınların güçlendirilmesi ve karar vermeyle yetkiye ulaşma sürecine katılmaları dahil, eşitlik anlayışıyla toplumun bütün alanlarına tam katılmaları eşitlik, kalkınma ve barışın sağlanması için temel koşuldur;
14.       Kadın hakları, insan haklarıdır;
15.       Eşit haklar, fırsatlar ve kaynaklara eşit ulaşım, aile sorumluluklarının kadın ve erkek tarafından eşit paylaşılması ve aralarında uyumlu bir ortaklık bulunması, kendilerinin ve ailelerinin iyiliği kadar demokrasinin sağlamlaşması için de çok önemlidir.
16.       Sürekli ekonomik büyüme, sosyal kalkınma, çevresel koruma ve sosyal adalete dayalı olarak yoksulluğun yok edilmesi, kadınların ekonomik ve sosyal kalkınmaya dahil edilmesini, eşit fırsatları, insan merkezli sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştiricileri ve yararlanıcıları olarak kadınların ve erkeklerin tam ve eşit katılımını gerektirmektedir;
17.             Kadınların, sağlıklarının bütün yönlerini, özellikle doğurganlıklarını kontrol etme haklarının açıkça tanınması ve onaylanması kadınların güçlendirilmesinin temelidir;
18.       Yerel, ulusal, bölgesel ve küresel barış, ulaşılabilir bir durumdur, ve liderlikte, anlaşmazlıkların çözümünde ve bütün düzeylerde uzun ömürlü barışın yaygınlaşmasında temel güç olan kadınların ilerleyişiyle ayrılmaz bir biçimde bağlantılıdır;
19.             Kadınların güçlenmesini ve ilerlemesini her düzeyde sağlayacak kalkınma politika ve programlarının dahil olduğu, etkili, verimli ve karşılıklı takviye edici, toplumsal cinsiyete duyarlı politika ve programları kadınların tam katılımıyla düzenlemek, uygulamak ve izlemek çok önemlidir;
20.       Sivil toplumun bütün üyelerinin, özellikle kadın gruplarının, ağlarının ve diğer hükümet dışı kuruluşların ve toplumsal aktörlerin özerkliklerini koruyarak ve Hükümetlerle işbirliği yaparak katılım ve katkıda bulunmaları, Eylem Platformu’nun etkili uygulanması ve takibi için önem taşımaktadır;
21.                Eylem Platformu’nun uygulanması, Hükümetlerin ve uluslararası topluluğun kesin kararlılığını gerektirmektedir. Hükümetler ve uluslararası topluluk Eylem için Konferansta karar verilenler dahil ulusal ve uluslararası taahhütlerde bulunarak, kadınların güçlendirilmesi ve ilerlemesi için bir an önce harekete geçmek gerektiğini kabul etmişlerdir.
Şu konularda kararlıyız :
22.       Kadının ilerlemesi için Nairobi İleriye Yönelik Stratejilerinin hedeflerini, bu yüzyılın sonuna kadar gerçekleştirmek için çaba ve eylemleri yoğunlaştırmaya;
23.             Kadınların ve kız çocuklarının bütün insan haklarını temel özgürlükleri tam olarak kullanmalarını sağlamaya ve bu hak ve özgürlüklerin ihlaline karşı etkili önlemler almaya;
24.             Kadınlara ve kız çocuklarına karşı her tür ayrımcılığı ortadan kaldırmak için bütün gerekli önlemleri almaya ve toplumsal cinsiyet eşitliğiyle kadınların ilerlemesi ve güçlendirilmesi önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya;
25.             Erkekleri, eşitliğe yönelik bütün faaliyetlere tam katılımda bulunmaya teşvik etmeye;
26.       İstihdam dahil kadınların ekonomik bağımsızlığını yaygınlaştırmaya ve ekonomik yapıda değişiklikler yapma ve kalkınmanın vazgeçilmez elemanı olan kırsal bölgedekiler dahil bütün kadınların üretim kaynaklarına, fırsatlara ve toplumsal hizmetlere eşit ulaşmasını sağlama yoluyla yoksulluğun yapısal nedenlerine inerek kadınların üzerindeki devamlı ve artan yoksulluk yükünü yoketmeye;
27.       Temel eğitimin, ömür boyu eğitimin, okur yazarlığın ve öğretimin ve kızlarla kadınlar için birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlanması yoluyla sürekli ekonomik büyümenin dahil olduğu, insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınmayı yaygınlaştırmaya;
28.             Kadınların ilerlemesi için barışı güvence altına alacak olumlu adımlar atmaya ve kadınların barış hareketinde oynadığı öncü rolü bilerek, kesin ve etkili uluslararası kontrolü kullanarak genel ve tam bir silahsızlanma için etkin bir şekilde çalışmaya ve gecikmeden, nükleer silahsızlanma ile bütün nükleer silahların çoğalmasını önlemeye katkıda bulunacak, evrensel, çok taraflı, etkin bir şekilde gerçekleştirilecek ve kapsamlı bir nükleer denemeleri yasaklama antlaşmasıyla sonuçlanacak görüşmeleri desteklemeye;
29.             Kadınlara ve kız  çocuklarına  yönelik her türden şiddeti önlemeye ve ortadan kaldırmaya;
30.       Eğitimde ve sağlık hizmetlerinde kadınlarla erkeklere eşit davranılmasını ve bunlara eşit ulaşmalarını güvence altına almaya ve eğitim kadar kadının cinsel sağlığını ve üreme sağlığını artırmaya;
31.             Kadınların ve kız çocuklarının  insan haklarını yaygınlaştırmaya ve korumaya;
32.       Irk, yaş, dil, etnik köken, kültür, din veya özürlü olmak gibi nedenlerle veya yerli halktan oldukları için güçlenme ve ilerlemede çeşitli engellerle karşılaşan bütün kadınların ve kız çocuklarının  bütün insan haklarını ve temel özgürlükleri eşit kullanmalarını sağlayacak çabaları artırmaya;
33.       Özellikle kadınları ve kız çocuklarını korumak için insani hukukun dahil olduğu, uluslararası hukuka saygıyı temin etmeye;
34.       Her yaştaki kadınların ve kız çocuklarının tam potansiyelini geliştirmeye ve herkes için daha iyi bir dünya oluşturmaya tam ve eşit katılımlarını sağlamaya ve kalkınma sürecindeki rollerini zenginleştirmeye;
35.             Kadınların ve kız  çocuklarının ilerlemesini ve güçlendirilmesini artıracak bir araç olarak, kadınların, toprak, kredi, bilim ve teknoloji, mesleki eğitim, bilgi, iletişim ve pazarlar dahil ekonomik kaynaklara eşit ulaşmalarını sağlayacak ve uluslararası işbirliği yoluyla bu kaynaklara eşit ulaşmanın yararlarını kullanacak şekilde kapasitelerini geliştirmeye kararlıyız.
36.             Hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve her düzeyden kurumların kesin kararlığını gerektirecek olan Eylem Platformu’nun başarıya ulaşmasını sağlayacağız. Ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunmasının, bütün insanların hayat standardını yükseltme çabalarımızın çerçevesini oluşturan sürdürülebilir kalkınma kavramının birbirine bağlı ve karşılıklı olarak birbirini destekleyen unsurları olduğuna derinden inanıyoruz. Çevresel kaynakların sürdürülebilir kullanımı için yoksulların, özellikle yoksullukla iç içe yaşayan kadınların güçlendirilmesine yönelik hakkaniyetli bir sosyal kalkınma, sürdürülebilir kalkınma için gerekli bir dayanaktır. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma bağlamındaki geniş tabanlı ve sürekli ekonomik büyümenin, sosyal kalkınma ve sosyal adaleti sürekli kılmak için gerekli olduğunu kabul ediyoruz. Eylem Platformu’nun başarısı, bütün bunlara ek olarak bütün uygun mali mekanizmalardan gelişmekte olan ülkelere kadınların ilerlemesine yönelik çok taraflı, iki taraflı ve özel kaynaklar dahil, yeni ve ek kaynakların sağlanması kadar, ulusal ve uluslararası düzeylerde kaynakların yeterli ölçüde harekete geçirilmesini; ulusal, alt bölgesel, bölgesel ve uluslararası kuruluşların 

Genel Kurul:
Dünyanın bütün ülkelerinde herkes için tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi doğrultusunda Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkelerine saygının önemini yeniden vurgulayarak,
İnsan haklarına ve temel özgürlüklere evrensel saygıyı geliştirmeyi amaçlayan uluslararası çabaların 9 temel unsurları olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve insan haklarına ilişkin diğer antlaşmalar ile Birleşmiş Milletler sistemi çerçevesinde ve bölgesel düzeyde kabul edilen insan haklarına ilişkin diğer belgelerin önemini yeniden vurgulayarak,
Hiçbir ayrım gözetmeksizin, özellikle ırk, renk, cins, dil, din, politik ve diğer düşünce, ulu-sal 
ve sosyal köken, mülkiyet, soy ve tüm diğer durumlara dayanan ayrımlar gözetmeksizin uluslararası toplumun tüm üyelerinin, birlikte ve tek tek, herkes için insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve teşvik etme yönündeki önemli yükümlülüklerini yerine getirme gereğinin altını çizerek ve özellikle Birleşmiş Milletler Şartına uygun olarak bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için uluslararası işbirliği yapmanın önemini vurgulayarak,
Tüm insan hakları ihlallerinin, halkların ve kişilerin temel özgürlüklerinin, Apartheid, her çeşit ırk ayrımcılığı, sömürgecilik, yabancı hakimiyeti veya işgali, ulusal egemenlik, ulusal birlik veya toprak bütünlüğüne yönelik saldırı ve tehditten, aynı zamanda halkların kendi geleceğini belirleme hakkı ile her halkın kendi zenginlikleri ve doğal kaynakları üzerinde tam ve eksiksiz olarak egemenlik hakkının reddedilmesinden kaynaklanan haklar gibi yoğun, açık veya sistematik ihlallerin fiili olarak ortadan kaldırılmasında uluslararası işbirliğinin oynadığı önemli rolü ve bunlara katkıda bulunan birey, grup ve derneklerin yerine getirdikleri son derece yararlı çalışmaları tanıyarak,
Barış ve uluslararası güvenlik yokluğunun bu hak ve özgürlükleri tanımamanın mazereti olmayacağı bilinciyle barış ve uluslararası güvenlik ile insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanma arasında varolan ilişkiyi kabul ederek,
Tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez, karşılıklı olarak birbirine bağımlı ve birbirine bağlı olduğunu ve aralarından hiçbirinin uygulamaya konulmasına zarar vermeden tam hakkaniyet içinde tümünü geliştirmek gerektiğini yineleyerek,
İnsan hakları ve temel özgürlükleri koruma ve geliştirme temel sorumluluğu ve ödevinin devlete düştüğünün altını çizerek,
Birey, grup ve derneklerin insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve bu hakları ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtma hak ve sorumlulukları bulunduğunu kabul ederek,
İlan eder:
Madde 1: Herkesin bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte ulusal ve uluslararası düzeyde insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasını ve gerçekleştirilmesini geliştirme hakkı vardır.
Madde 2:
a) Özellikle kendi yargı alanındaki herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, uygulamada tüm hak ve özgürlükleri kullanabilmesi amacıyla bütün sosyal, ekonomik ve diğer şartları ve gereken yasal güvenceleri kabul etmek suretiyle, her devletin tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması, geliştirilmesi ve gerçekleştirilebilir kılınması temel sorumluluğu ve ödevi vardır.
b) Her devlet, bu bilgilerde amaçlanan haklar ve özgürlüklerin somut olarak kullanılabilmelerini sağlamak için yasamaya, yönetime ve gerekli diğer alanlara ilişkin tedbirleri alır.
Madde 3: İnsan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Şartı ve devletin diğer uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak kabul edilen iç hukuk kuralları, insan hakları ve temel özgürlükler ve bu hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve somut olarak gerçekleştirilmesi konusunda bu bildirgede amaçlanan tüm etkinliklerin uygulamaya konulması ve yerine getirilmesinin hukuki çerçevesini oluşturur.
Madde 4: Bu bildirgenin hiçbir maddesi, ne Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkeleri aleyhine veya tersine, ne de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmalar ile bu alanda uygulanmakta olan diğer uluslararası belge ve anlaşma hükümlerinin bir sınırlaması veya ilgası olarak yorumlanamaz.
Madde 5: İnsan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek ve korumak amacıyla herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ulusal ve uluslararası düzeyde;
a) Barışçıl biçimde bir araya gelmek veya toplantı yapmak;
b) Hükümet dışı kuruluşlar, dernekler veya gruplar kurmak, bunlara üye olarak girmek ve katılmak;
c) Hükümet dışı veya hükümetlerarası kuruluşlarla ilişki kurmak hakkı vardır.
Madde 6: Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte,
a) Yasamaya, yargıya ve yönetime ilişkin ulusal sistemler içinde, hakların ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesine olanak verecek tarzda bunlara ulaşma dahil tüm insan hakları ve temel öz-gürlüklere ilişkin bilgileri elde etmek, araştırmak, almak kabul etmek ve muhafaza etmek;
b) İnsan haklarına ilişkin belgeler ile uygulanabilir uluslararası diğer belgelere uygun olarak tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere ilişkin düşünceleri, haberleri ve bilgileri yayınlamak, başkalarına iletmek veya özgürce yaymak;
c) İnsan haklarına ve temel özgürlüklere hem hukuksal olarak hem de pratikte uyulması yönünde inceleme, araştırma, saptama, değerlendirme, bu yollar ve diğer uygun yollarla kamunun dikkatini bu sorun üzerine çekme hakkı vardır.
Madde 7: Herkesin, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, insan hakları alanında yeni prensip ve düşünceleri tasarlama aynı zamanda onları tartışma ve kabul görmesini sağlama hakkı vardır.
Madde 8:
1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ayrımcı olmayan bir temel üzerinde, ülkesinin yönetimine ve kamusal işlerin yürütülmesine etkin bir biçimde katılmaya hakkı vardır.
2- Bu hak özellikle, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, hareket eden herkes için devletin organ ve kurumlarına, aynı zamanda kamu-sal işlerle uğraşan kuruluşlara, işleyişlerin iyileştirilmesine ilişkin eleştiri ve önerileri sunma ve çalışmalarının insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve gerçekleştirilme-sini engelleme ve önleme tehlikesi taşıyan tüm yönlerini bildirme hakkını içerir.
Madde 9:
1-İnsan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılmasında, bu bildirgede amaçlanan insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte herkesin, bu hakların ihlal edildiği durumlarda başvuru yapma olanağından etkin bir biçimde faydalan-maya ve korumadan yararlanmaya hakkı vardır.
2- Bu amaçla, hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin, kişisel olarak veya yasa tarafın-dan izin verilen temsilcileri aracılığıyla şikayette bulunma ve hukuksal bir otorite önünde veya yasayla kurulan bağımsız, yansız ya da yetkili tüm diğer otoriteler önünde kamuya açık mahkemede şikayetini inceletme ve bu hakları ve özgürlükleri ihlal edildiğinde, yasalar uyarınca bu otoritelerden tazminat dahil olmak üzere zarar-ziyanın telafisini öngören bir karar alma ve aynı zamanda makul bir sürede kararın ve yargı kararının uygulamasına hakkı vardır.
3- Yine bu amaçla herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, özellikle:
      
a) İnsan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlali konusunda, şikayet üzerine makul sürede karar vermesi gereken, ulusal olarak yetkili kılınan adli, idari veya yasama otoritelerine veya Devletin hukuksal sistemine uygun olarak kuru-lan yetkili tüm diğer otoritelere dilekçe veya diğer uygun yöntemlerle başvurarak devlet görevlileri ve organlarının politika ve eylemlerini şikayet etme;
b) Ulusal yasalar ile uygulanabilir uluslararası yükümlülük ve taahhütlerin uygunluğu üzerine kanaat oluşturma amacıyla, duruşmalarda, kovuşturmalarda ve kamu davalarında hazır bulunma.
c) İnsan hakları ve temel özgürlüklerin savunulması için nitelikli ve profesyonel bir hu-kuksal yardım veya uygun olan tüm diğer tavsiye ve yardımları sunma ve sağlama hakkı vardır.
4- Yine bu amaçla ve uygulanabilir uluslararası prosedür ve belgelere uygun olarak herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgili raporları almak ve incelemek için, genel veya özel yetkisi olan uluslararası organlara ulaşma ve bu organlarla hiçbir sınırlama olmaksızın iletişim kurma hakkı vardır.
5- Kendi yargı alanında bulunan tüm topraklarda, insan hakları ve temel özgürlükler ihlalinin varolduğuna inanmak için nedenler bulunduğunda devletin süratli ve yansız bir soruşturma sür-dürmesi veya olayın aydınlığa kavuşması için dava açılmasını dikkatle izlemesi gerekir.
Madde 10: Hiç kimse edimde bulunarak veya gerektiği durumlarda müdahaleden kaçınarak insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlaline katılamaz; kimse bu hak ve özgürlüklerin ihlalini reddettiği için cezalandırılamaz ve tedirgin edilemez.
Madde 11: Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, yasaya uygun olarak iş ve mesleğini yapma hakkı vardır. Meslek ve işi çerçevesinde, başkasının insanlık onuruna, insan haklarına ve temel özgürlüklerine zarar verme riski bulunan herkes bu hak ve özgürlüklere saygılı olmaya ve, iş ve meslek davranış ve etiğine uygun ulusal ve uluslararası normlara uymaya mecburdur.
Madde 12:
1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlaline karşı mücadele etmek için barışçıl etkinliklere katılmaya hakkı vardır.
2- Devlet, bu bildirgede amaçlanan hakların meşru kullanımı çerçevesinde şiddet, tehdit, misilleme eylemi, fiili veya hukuksal ayrımcılık, baskı veya diğer keyfi hareketlere karşı, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte hareket eden tüm kişilerin yetkili otoritelerce korunması için gerekli tüm önlemlerin alınmasını dikkatle izler.
Bu bakımdan, herkes, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, barışçı yollarla, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlaline neden olan, ve devletin ihmali olan durumlar da dahil olmak üzere, devlete isnat edilebilen etkinlik ve eylemlerle birlikte başka grup ve bireylerce işlenmiş insan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılmasıyla ilgili şiddet eyl

