Aşkın (500) Günü, Marc Webb tarafından yönetilen 2009 ABD yapımı bir romantik komedidir. Film, başkahramanının biten ilişkisinin ardından yaşadıklarına bakışını anlatan, doğrusal olmayan bir hikâye yapısına sahiptir.

İzleyeceğiniz film hayal ürünüdür. Ölü ya da diri, gerçek kişilerle olan benzerlikler tamamen rastlantısaldır. Özellikle de seninle, Jenny Beckman. Kaltak.

Bu bir kızla oğlanın tanışma hikayesi. Oğlanın adı Tom Hansen. New Jersey'li. Kendisi, "gönül ikizini" buluncaya kadar asla mutlu olamayacağı inancıyla büyür. Bu inancın sebebi çok genç yaşta maruz kaldığı İngiliz pop müziği ve Aşk Mevsimi filmini tamamen yanlış yorumlaması. Elaine! Elaine! Kızın adı Summer Finn. Michigan'lı. O, böyle bir inançla büyümez. Annesinin ve babasının boşanmasından sonra sadece iki şeyi çok sever. O kapkara, uzun saçlarını ve hiç acı çekmeden makası vurup saçlarını kesebilmiş olmasını. Tom, Summer'la 8 Ocak'ta tanışır. Aradığı kişinin bu kız olduğunu onu görür görmez anlar. Bu, bir kızla oğlanın tanışma hikayesi. Ama şunu hemen söyleyeyim bu bir aşk hikayesi değil.
Yılın çoğu günü sıradandır. Başlayıp biterler. Hafızamızda hiçbir iz bırakmadan. Yaşadığımız günlerin çoğunun aslında bir etkisi olmaz. 23 Mayıs çarşambaya denk düşüyordu.

Tatlım, nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum, ama banyomuzda Çinli bir aile var.

Summer: Aylardır Sid ve Nancy gibiyiz.
Tom: Sid, Nancy'yi yedi yerinden bıçakladı. Bazen anlaşamıyor olabiliriz, ama ben Sid Vicious değilim.
Summer: Hayır, Sid Vicious olan benim.
Tom: Yani ben Nancy miyim?

Tom: Summer'dan nefret ediyorum. [Summer'ın görüntüleri ekrana gelir] Çarpık dişlerinden nefret ediyorum. 60'lardan kalma saç modelinden nefret ediyorum. Yamuk yumuk dizlerinden nefret ediyorum. Boynundaki o karafatma şeklindeki doğum lekesinden nefret ediyorum. Bir şey söylemeden önce dudaklarını yalamasından nefret ediyorum. Gülüşünden nefret ediyorum. [Ekran kararır; kısa bir süreliğine Swayze'in "She's Like the Wind" şarkısı çalar] BU ŞARKIDAN NEFRET EDİYORUM!
[Otobüs aniden durunca Tom'un ayaktaki görüntüsü ekrana gelir]
Otobüs şoförü: Delikanlı, otobüsten hemen inmen gerekiyor.
Autumn: Sizinle önceden karşılaşmıydık?
Tom: Yok,sanmıyorum.
Autumn: Angeles Plaza’ya gidermisin?
Tom: Evet,orayı çok severim.
Autumn: Otoparkları saymassak tabi.
Tom: Evet katılıyorum.
Autumn: Seni orda görüm galiba.
Tom: Gerçekten mi? Ben seni görmedim.
Autumn: Belki bakmadığın içindir.
Tom: Kimsenin sevgilisi olmak istemiyordun, şimdiyse evlisin.
Summer: Bana da sürpriz oldu.
Tom: Asla anlayamayacağım galiba. yani hiç mantıklı gelmiyor.
Summer: Birdenbire oldu.
Tom: Evet işte anlamadığım da o. Birdenbire olan ne?
Summer: Bir sabah uyandığımda biliyordum.
Tom: Neyi biliyordun?
Summer: Seninleyken asla emin olamadığım şeyi.
Mac Kenzei: Erkek arkadaşın var mı?
Summer: Yok
Mac Kenzei: Neden yok?
Summer: İstemiyorum da ondan.
Mac Kenzei: Hadi be oradan, inanmıyorum.
Summer: Bir kadının özgür ve bağımsız olmak istemesine inanmıyor musun?
Mac Kenzei: Lezbiyen misin?
Summer: Hayır değilim. birinin kız arkadaşı olmak fikri beni huzursuz ediyor. aslında birinin bir şeyi olmak fikri genel olarak huzursuz ediyor.
Mac Kenzei: Neden bahsettiği anlamadım.
Summer: Gerçekten mi?
Mac Kenzei: Evet.
Summer: Tamam, açayım o zaman.
Mac Kenzei: Aç bakalım.
Summer: Ben kendi başıma olmayı seviyorum, ilişkiler çok karışık ve insanların duyguları incinebiliyor. kim ne yapsın bunu? genciz, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşıyoruz. daha zamanımız varken eğlenebildiğimiz kadar eğlenelim ve ciddi meseleleri sonraya bırakalım.
Mac Kenzei: Vay anasını! sen erkeksin! erkekmiş!

Internet Movie Database'de Aşkın (500) Günü alıntıları

120, 2008 Türk yapımı filmdir.

Musa Çavuş: Bak, bi' derim, bi' daha demem. Rahat bırakacaksın bu çocuğu, karışmayacaksın. Karar vermiş bir yol, gidecek arkadaşlarıyla.
Sermet Bey: Hiç bi' yere gidemez.
Musa Çavuş: Bak efendi, sana iyiliklen diyom, son defa diyom.
Sermet Bey: Nasıl gider ya? O daha çok küçük.
Musa Çavuş: Senin gözünde hepimiz küçüğüz adam. Bi' sen varsın bu cihanda büyük bi' de Allah. O da itikadın kaldıysa tabii.
Sermet Bey: O zaman sende git onunla başında dur. Kaç paraysa veririm.
Musa Çavuş: Daha mı para lan? Gene mi para? Zengin olacağım, servet kıracağım diye milleti birbirine kırdırdığın yetmedi mi?
Sermet Bey: Ben bir şey yapmadım abi. Vallahi bir şey yapmadım.
Musa Çavuş: Dırdırlanma lan abi abi diye. Şimdi mi aklına geldi abin olduğum he? Üç kuruşluk para için pisliklere silah satarken aklın neredeydi?

"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur//Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur//Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar//Gök gürülder dolu yağar bakarız bir gün olur//Kars Batum Kafkas elinden çekilen hisarları//Vuruben milli külünkle yıkarız bir gün olur//Türk doğarız Türk yaşarız Türk gezeriz her zaman//Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur" (Aşık Zülali)
Düşman uykuda olsa bile, yiğide kuşku gerektir.
Acı varlığın kanıtıdır.
Demokrasi, insan medeniyetinin ürünü olan illüzyondur.
Nefret, şeytanın ruhudur.
“Türk doğarız, Türk yaşarız, Türk gezeriz her zaman!”

12 Öfkeli Adam (İngilizce özgün adıyla 12 Angry Men), yönetmenliğini Sidney Lumet'in üstlendiği 1957 yapımı, dram türündeki ABD filmi.

Bir hiç olmak üzücüdür beyler. İnsanlar hep aranmak ister, dinlenmek ister, hayatta bir kez de olsa önemli olmak isterler.
Olayı nereye çekerseniz çekin, önyargı gerçeği hep saklar.
Suçlu... Suçlu... Suçlu... Suçsuz...

#8: Bakın, bu çocuk hayatı boyunca itilip kakılmış. Kenar mahallede doğmuş, dokuz yaşındayken annesi ölmüş. Bir buçuk yıl ıslah evinde kalmış, bu arada babası da kalpazanlıktan hapisteymiş. Bu hayata pek iyi bir başlangıç sayılmaz. Tamam, o saldırgan, sinirli bir çocuk. Hep öyle olmak zorundaydı. Peki sebebini biliyor musunuz? Çünkü her gün bir başkası onu tekmeledi, her gün. 18 yıl sefalet içinde yaşadı. Sanırım ona birkaç kelime de olsa borçluyuz.
#10: Size şunu açıkça belirteyim ki ona hiçbir şey borçlu değilim. Adil bir şekilde yargılandı. Bu davanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Şanslıymış ki mahkemesi yapıldı. Anlıyorsunuz, değil mi? Bakın, hepimiz yetişkin insanlarız. Gerçekleri dinledik, değil mi? Bu çocuğun ne olduğunu bile bile ona inanmamız gerektiğini söyleyemezsiniz. Bütün hayatımı onların arasında geçirdim. Onlara asla güvenemezsiniz. Hepsi doğuştan yalancıdır.
#9: Buna sadece bir cahil inanır. Sizce insan doğuştan yalancı olabilir mi?

#10: Zeki mi? Sıradan, cahil bir çocuk. Doğru düzgün İngilizce bile yapamıyor.
#10: Doğru düzgün İngilizce bile konuşamıyor.

#10: Hiçbirinizi anlamıyorum! Ortaya attığınız bütün bu zırvalar, hiçbir şey kanıtlamaz. Çocuğu hepiniz gördünüz. Bana şu bıçağı kaybetme, sonra da sinemaya gitme hikâyesine inandığınızı söylemeyin. Bu insanların nasıl yalan söylediğini bilirsiniz. Yalan onlarla beraber doğar. Lanet olsun! Size söylememe hiç gerek yok. Dürüstlüğün ne olduğunu bile bilmezler! Ayrıca birini öldürmek için bir sebebe bile ihtiyaçları yoktur. Hayır efendim.
(#5 oturduğu yerden kalkar)
#10: Sarhoş olurlar. Hepsi de içki içerler. Bunu biliyorsunuz. Sonra da bam! Birisi yerde yatıyor. Onları suçlamıyorum. Bu onların doğal hâli. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? ŞİDDET!
(#5 kalkar ve cam kenarına gider)
#10: İnsan hayatı onlara göre bizim düşündüğümüz kadar önemli değildir.
(#11 kalkar ve diğer camın yanına gider)
#10: Nereye gidiyorsunuz? (Sesi daha çaresizce çıkmaya başlar) Durmadan ürüyorlar ve kavga ediyorlar, eğer biri öldürülürse, birisi öldürülse bile, hiç umursamazlar! Elbette içlerinden iyiler de çıkar. Bakın, bunu ilk savunacaklardan biri de benim.
(#8 kalkar ve hemen yanındaki duvarın dibine gider)
#10: İçlerinden iyi iki tanesi ile tanışmıştım, ama onlar istisnaydı.
(#2 ve #6 da masadan kalkar ve sonrasında herkes #10'a bakmaya başlar)
#10: Çoğu sanki duyguları yokmuş gibidir. Her şeyi yapabilirler! Neler oluyor burada? Size söylemeye çalışıyorum, büyük bir hata yapıyorsunuz. Çocuk yalan söylüyor. Ben anlıyorum. Onları çok iyi tanırım. Beni dinleyin. Onlar hiçbir işe yaramaz. Hiçbiri bir işe yaramaz. Demek istediğim... Burada ne oluyor? Ben konuşuyorum ve siz...
(#1, hemen sonrasında ise #12 da masadan kalkar)
#10: Beni dinleyin. Ben... Biz... Biz...
(#7 arkasını döner)
#10: Bu davadaki çocuk. Bu tür. Onları tanımıyor musunuz? Burada... Burada büyük bir tehlike var.
(Son olarak #3 de arkasını döner)
#10: Bu insanlar tehlikeli. Onlar... vahşi. BENİ DİNLEYİN! DİNLEYİN!
#4: Ben dinledim. Şimdi oturun ve ağzınızı bir kez daha açmayın.

#8: Cinayete tanıklık yapan iki kişi vardı. Ya tanıklar yanılıyorsa?
#12: Ne demek yani? Öyleyse tanık çağırmanın ne anlamı var?
#8: Yanılıyor olamazlar mı?
#12: O insanlar gerçeği söylemek için yemin ettiler.
#8: Onlar da insan. İnsanlar hata yapabilir. Yanılıyor olamazlar mı?
#12: Şey, sanmıyorum.
#8: Neden sanmazsınız?
#12: Hiç kimse bir şeyden bu kadar emin olamaz. Bu bilimsel bir gerçek değil ki.
#8: Haklısınız, değil.

#3: Ne demek istiyorsun? Avukatı neden bunu söylemedi ki?
#5: Belki de aklına gelmemiştir.
#10: Ne demek aklına gelmemiştir? Avukatı aptal mı sandınız? Olay oldukça açık.
#5: Sizin hiç aklınıza geldi mi?
#10: Ne fark eder ki? Avukat bundan bahsetmedi çünkü bunun davayı zorlaştıracağını biliyordu.
#8: Ya da zavallı, yaşlı bir adamı yalancı çıkarmak istemedi. Bu jüriye pek hoş görünmez. Çoğu avukat bundan kaçınır.
#6: Siz avukata aptal mı demek istiyorsunuz?
#8: Bizim de çözmek istediğimiz olup olmadığı.

#9: On bire karşı bir.
#7: Peki şimdi ne yapıyoruz?
#8: Yalnız kaldınız.
#3: Yalnız olup olmamam benim için hiç önemli değil. Buna hakkım var.
#8: Evet, buna hakkınız var.
#3: Ne bakıyorsunuz? Ben hâlâ suçlu diyorum.
#8: Sizin fikrinizi duymak istiyoruz.
#3: Size düşündüklerimi söyledim.
#8: Biz ikna olmadık. Tekrar duymak istiyoruz. Ne kadar sürerse sürsün, zamanımız var.
#8: Mahkemedeki her şey, ama her şey onun suçlu olduğunu kanıtlıyor. Ne sanıyorsunuz? Aptal gibi mi görünüyorum? Şu yaşlı adamın ifadesine bakın. Her şeyi duyduğunu söyledi! Ya şu bıçak meselesi? Aynısından bir tane daha mı buldular? Yaşlı adam onu gördü! Tam orada, merdivenlerde. Kaç saniye sürdüğü neyi değiştirir ki? Her şey ama her şey. Neymiş, bıçak cebinden düşmüşmüş. Ayrıca kapıya kadar gitmediğini de ispat edemediniz! Odanın içinde dönüp durabilirsiniz, ama kapıya gitmediğini ispat edemezsiniz! Peki ya banliyö treni? Ya film? Hiç böyle bir şey duymamıştım. Sizinle 5.000 dolarına izlediğim tüm filmleri hatırlayacağıma iddiaya girerim. Size burada her şeyin değiştirildiğini ve çarpıtıldığını söylüyorum! Ya şu gözlük meselesi? Gözlüğünün takılı olmadığını nereden biliyorsunuz? Bu kadın mahkemede yemin etti! Ya çocuğun bağırdığını duymasına ne dersiniz? Ha? Size söylüyorum, işte, tüm gerçekler burada. (Cebinden not defterini çıkarır, karıştırır ve masaya fırlatır.) İşte, tam burada. İşte tüm dava. (Cama doğru döner. Diğer tüm jüri üyeleri kendisine bakmaktadır.) Eeee? Bir şey söylesenize! Sizi yufka yürekliler topluluğu. Beni kandıramayacaksınız. Kararımı değiştiremeyeceksiniz. (Not defterinde kendi çocuğuyla çekilmiş fotoğrafını görür) Lanet çocuklar... Siz hayatınızı harcarsınız! (Ağlayarak fotoğrafı yırtar. Hemen sonrasında ne yaptığının farkına varır, duraksar ve elleriyle yüzünü kapatarak ağlar.) Hayır... Suçlu değil. Suçlu değil'

Martin Balsam - 1 numaralı jüri üyesi
John Fiedler - 2 numaralı jüri üyesi
Lee J. Cobb - 3 numaralı jüri üyesi
E.G. Marshall - 4 numaralı jüri üyesi
Jack Klugman - 5 numaralı jüri üyesi
Ed Binns - 6 numaralı jüri üyesi
Jack Warden - 7 numaralı jüri üyesi
Henry Fonda - 8 numaralı jüri üyesi (Davis)
Joseph Sweeney - 9 numaralı jüri üyesi (McCardle)
Ed Begley - 10 numaralı jüri üyesi
George Voskovec - 11 numaralı jüri üyesi
Robert Webber - 12 numaralı jüri üyesi

Internet Movie Database'de 12 Angry Men alıntıları

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türkiye'de 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askerî müdahale.

Devlet, devlet olmaktan çıkar; parlamento, on beş gün içinde seçilmesi gereken cumhurbaşkanını seçmez ve ülke baştan başa örtülü bir iç savaşın kanlı arenasına dönüşürse Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasından doğal ne olabilir ki?  Uğur Mumcu
12 Eylül Harekâtı'nın ülkemizi bir iç savaş eşiğinden geri çekip kurtardığını kabul etmeyecek kim vardır?.. 12 Eylül'ün haklılık nedenlerine bir değil, bin kez inanırız. Uğur Mumcu
12 Eylül, Türkiye'yi bir iç savaş tehlikesinden kurtarmıştır. Bunu açıkça kabul ve ilan etmeden hiçbir soruna çözüm bulma olanağı yoktur. Bu nesnel bir gerçek, somut bir olgudur. Kim yadsıyabilir? Uğur Mumcu
Özgürlükçü demokrasiye içtenlikle bağlı olanların bir tesellisi ve güvencesi vardır şükür ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, iktidar düşkünü heveslerin kölesi hiçbir zaman olmamıştır, şimdi de değildir. Hiç kimse Ordu'nun Türkiye'de olan biteni bahane ederek iktidara talip olduğunu iddia edemez. Güngör Mengi
Altı aya yakın zamandan beri bir Cumhurbaşkanı seçimini dahi başarıyla gerçekleştirememiş bir parlamentonun, çözüm yerine problem üreten bir parlamentonun ulusumuza ayak bağı olmaktansa, yerini çözümler üretecek organlara bırakmasının en azından daha umut verici olduğunu kabul ediyorlar mı? Oktay Ekşi
Başka ülkelerde yönetim olağanüstü bir yoldan el değiştirirken genellikle kan akar. Bizde ise 12 Eylül 1980, yıllardır kansız geçen ilk gün oldu. Refik Erduran
Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanlarının rejimin gereklerine azami dikkati göstererek yaptıkları uyarılardan sonuç alamayınca müdahalede bulunduklarına, bütünüyle millet tanıktır, Tanrı tanıktır. Yarın tarih de tanıklık edecektir. Hüsamettin Çelebi
Orgeneral Evren'in böyle müdahalelere hiç yatkın olmadığını, hiçbir zaman arzulamadığını bizzat biliyorum. Defaatle konuştum kendisiyle. Her seferinde bütün iyi niyetiyle ülke için gerekli gördüklerini yetkili kesimlerin sağlamasından yana olduğunu içi yanarak anlatmış, sonuç alınamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Nihayet  Evren Paşa, ordunun başıdır ve ordu, geleneksel Atatürkçülüğe bağlı bir güç olduğu için bir gün "Yapılamayanları yapmak zorunda" kalabilirdi.
Bu zorunluluk 12 Eylül günü ve gecesi gerçekleşti. Cüneyt Arcayürek
Türk Silahlı Kuvvetleri, 27 Mayıs'ta da 12 Mart'ta da kalıcı bir askeri yönetim kurmak istemedi. Yeni yönetim de "ÖZGÜRLÜKÇÜ, DEMOKRATİK, LAİK VE SOSYAL" nitelikli bir SİVİL YÖNETİM kurma amacını taşıdığını ilan etti. Uğur Mumcu
Bir ülkede ki, siyasi kavga, adamın kafatasına çivi çakmalarıyla son bulur...
Bir ülkede ki, çoluklu çocuklu kalabalıkların üzerine gelişigüzel ateş etmek, moda olur...
Bir ülkede ki, sırf elini sürenin kolu, bacağı kopsun, gözleri kör olsun diye, oraya buraya ölüm pankartları asılır... Orada, üniformasına efendilik sinmiş demokrasi gönüllüsü bir askeri gücün yönetime el koyması, şaşkınlık yaratır...
Bugün dünya, Türkiye'deki son gelişmeleri daha çok ağzı açık bir merakla izliyorsa, bence bundandır...
Şu vahşet hamurunda, bu zerafet... Hayret!.. Çetin Emeç
Yeni bir dönem başladı.
Artık sokakları, mahalleleri yaşanmaz hale getiren, kurtarılmış bölgeler yaratan, masum çocuklarımızı anarşiye alet eden, bizi canımızdan bezdiren, her gün birkaç ananın gözyaşı dökmesine neden olan dünya sona erdi. Hürriyet gazetesi
Tekrara lüzum yok ki, 12 Eylül müdahalesi olmasaydı, Türkiye bugün uçurumun dibine inmişti. Devlet çökmüş, iç savaş başlamış, "Bölünmez bütünlük" lafta kalmıştı. Oktay Ekşi
Kamu kuruluşundan emekliye ayrılıp, özel bir fabrikada çalışmaya başlayan bir vatandaşa sorduk.
Şöyle dedi:
- "Evren Paşa az bile söyledi... 12 Eylül'den önce, kapı çalınınca korkuyor, misafirimize bile zor açıyorduk"
Anafartalar semtinde bir kuyumcuya "Evren Paşa'nın konuşmalarını nasıl bulduğunu" sorduk.
"Allah ondan razı olsun. Dükkâna giren müşteri mi, yoksa anarşist mi diye ödümüz patlıyordu. Gerçi işler durgun ama... Zararı yok... Anarşi önlensin de..."
Kime sorduysak...
Terörden öylesine bıkmış, öylesine korkmuş, öylesine sinmişti ki... Evren'e televizyonda hayranlıkla bakıyordu. Yavuz Donat
12 Eylül öncesinde sabahın erken saatlerinde yollarda arabalı seyyar satıcı kervanları vardı. 10 araba, 15 araba peşpeşe giderlerdi. Özellikle yaşı küçük çocukların ellerine kaçak sigaralar verilir ve bunlar köşebaşlarında sigara satarlardı. Şimdi hepsi maziye karıştı. Neden? Çünkü bir devlet var artık Türkiye'de... Yasalara aykırı herhangi bir iş yapılmasına kesinlikle müsaade etmiyor. Necati Zincirkıran
Geçen akşam bir eczaneye girdim.
- Bir paket aspirin verir misiniz? dedim. Eczacı:
- Buyrun dedi. 30 lira.
- Son zamla 45 lira olmadı mı Aspirin?
- Oldu ama elimizdeki eski mal!.. Yani 30 liralık...
- Ya deyip, adeta donakaldım. Demek böyle de olabiliyormuş Türkiye'de... İlaca zam yapılacak ve bu zam eski mallara yansımayacak... Üzerindeki fiyatı tükenmez kalemle düzeltilebilirdi eskiden!..
- Neden şimdi yapamıyorlar?
- Çünkü artık devlet var!.. Necati Zincirkıran
Ankara'da oturan generallerin işkenceye ruhsat tanıdığını söylemek!
Bu, adinin adisi iftira! Bunu söyleyen varsa, tuuu senin gebeş suratına!.. Cüneyt Arcayürek
Bir parlamento, anarşi ve teröre karşı çaresiz kalmışsa, kendi kendini "tasfiye" etmiş demektir!
Ülkemizde 12 Eylül öncesi durum buydu. Bu yüzden 12 Eylül öncesi Türkiye'sinde anayasal düzenden, temel hak ve özgürlüklerden ve de insan haklarından bahsetmenin olanağı yoktu.  Uğur Mumcu
12 Eylül Harekâtıyla Türkiye'yi içine girdiği kanlı çıkmazdan kurtaran Türk ordusunun, yeniden demokrasiye, hem daha tutarlı, daha çağdaş ve akılcı bir demokrasi yönetimine döneceği konusunda bir kuşku yoktu kimsede... Hele Türk ordusunun geleneğini, niteliğini bilenlerde... Oktay Akbal
En yüksek rütbeli komutanından, en kıdemsiz erine kadar, Türk Silahlı Kuvvetlerine şükranımız sonsuzdur. Kendilerine karşı ulusça gösterilen özene layık olduklarını, bir kez daha kanıtlamışlardır. Kaybolmuş can ve mal güvenliğini yeniden sağlamışlar, tehlikeye düşmüş olan ülke bütünlüğünü tekrar tartışılmaz bir kavram haline getirmişlerdir.
Devlete ve ulusa, bundan büyük hizmet olur mu? Mehmet Barlas
Kenan Evren'in ve arkadaşlarının yaptığı müdahale, demokrasiyi kurtarmak için yapılan müdahaleydi. O günleri yaşamış normal vatandaşa sorarsanız hepsi, "İyi ki oldu." diyor 12 Eylül için. Ben 12 Eylül gününü hatırlıyorum, o gün öğleden sonra sokağa çıkma yasağı kalktı. Vatandaşlar sokakta gördükleri askerlere sarılıyorlardı. Celâl Şengör
Şimdi diyecekler ki: "Efendim bu kötü ortamı zaten bu askerler hazırladıydı." Külliyen yalan! Öyle bir şey yok. Bu adamlar rahatsızdılar durumdan. O ortamı hazırlayanlar politikacıların aptallıklarıydı, Demirel ve Ecevit'ti. Ondan sonra diyecekler ki: "Efendim Amerika bunları fişekledi." O da doğru değil. Ben iki tane şahit göstereyim. Bir tanesi Çevik Bir General. O zaman Kenan Paşa'nın özel kalem müdürüydü. Efendim işte, "Bizim çocuklar başardı." lafı var ya, meşhur. Böyle bir laf edilmemiştir. Çevik Bir General diyor: "Nereden çıkıyor bu laflar? Böyle bir laf edilmedi." Seneler sonra Şahinkaya Generalin evinde çay içerken birlikte, "Biliyor musun? En çok ne ağrıma gidiyor?" dedi. "'Amerikalılardan icazet alıp yaptılar.' diyorlar." dedi. "Yahu bir Türk subayı, kendi memleketi ile ilgili bir şeyi Amerikalıya mı soracak?" dedi. Onu hiç unutmuyorum. İnanın, gözlerim yaşardıydı o cevabı verdiğinde. Celâl Şengör
Askerî harekâtları prensip itibarıyla tasvip edemem. Ancak 12 Eylül Harekâtı mecburi idi. Başka bir çare yoktu. Yönetimi çok iyi niyetli görüyorum. Çalışmalarını ciddi, haysiyetli, iyi niyetli olarak değerlendiriyorum. 27 Mayıs ile 12 Eylül'ü mukayese etmem imkânsız. 27 Mayıs bir cunta harekâtıydı ve işin içinde başka faktörler vardı. Cumhuriyet Halk Partisinin o dönemde bazı teşvik ve tahriklerini görmemek imkânsız. İyi niyetli askerleri tenzih ederim ama Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir harekete sempati ile bakan davranışlarda bulundu. Ayrıca çeşitli cuntalarla da iş birliği yapıldı. 12 Eylül'de durum böyle değil. Burada amaç, memleketi içine düştüğü çıkmazdan kurtarmak. Celâl Bayar
12 Eylül Kemalizm'in reddidir. Yalçın Küçük
Eylülizm, Türkiye'de İslam'ın altın çağıdır. Yalçın Küçük
Eylülizmi, büyük sermaye ile bütünleşmiş kemalistlerin kemalizmin son kalıntılarını da kazıma dönemi olarak düşünebiliriz; eylülist darbeden hemen önce, gelmekte olan askeri darbenin çok koyu bir islamcı politika izleyeceği kestirimim de bunu haber veriyordu, artık gerçekleşmiş olduğunu hep biliyoruz. Yalçın Küçük
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin zoruyla, ülkeye görülmemiş bir dinsellik giydirdiler. Daha önceden başlamıştı, ancak, eylülist rejim, dincilikte, ölçü tanımıyordu. Yalçın Küçük
Şimdi çok daha kapsamlı bir askeri müdahalenin tersini yapması mümkün. Tersi şu: Erbakan'ı Türkiye siyaset sahnesinden silip Erbakan'ın temsil ettiği İslamcı dinsel politikayı daha yoğun bir biçimde uygulamak.(1979) Yalçın Küçük
"İslam Devleti", tekeliyetin ve Türk plütokratlarının   yeni anayasasıdır. Daha önceki  Tayyip Erdoğan  münazaralarında Ertuğrul Özkök'ün,  televizyon üzerinden, "üniversitede türbanı savunduk, lisede olmamasını istedik" sözü, ılımlı "İslam Devleti" tarifini vermektedir. "İslam Devleti",   Harika Altmışlı Yıllar'ın sonundan itibaren bir devlet politikasıdır. 12 Mart 1971 Diktatoryası'nın, 12 Eylül  1980 Diktatoryası'nın,  3 Kasım 2002  Diktatoryası'nın,  genelkurmay başkanları Orgeneraller Tağmaç, Evren, Özkök tarafından savunulmuştur. Yerleştirilmiştir, diyebiliyoruz.  Kemalizme ihanet buradan başlamaktadır.  Eylülist Diktotarya, İslamizm'in Altın Çağı'dır. Osmanizasyon'un başıdır. Akepe, bir devlet politikasıdır.(8 Nisan 2009) Yalçın Küçük
Bakmayın darbeyle hesaplaşma ortaoyunlarına. 12 Eylül 1980'de TRT radyo ve televizyonlarındaki konuşmasını milletine "mutlu ve aydınlık yarınlar" dileyerek bitiren Kenan Evren'in de zaferidir, bu seçim. Kenan Evren'in 'aydınlık yarınlarını' yaşadığımız günlerdir. (Haziran 2012) Cemal Dindar
Biz dünyanın en legal illegal

2006
Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni.
— Pir Sultan Abdal
2007
Düşünmek ve söylemek kolay,fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur.
— Ziya Gökalp
2008
Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam :"bu köprüyü geçip bana gelir misin?" İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın...
— Friedrich Nietzsche
2009
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir.Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
— Elie Wiesel

Doğru ya da yanlış diye bir şey yok, sadece popüler fikirler var. (Jeffrey Goins)
On İki Maymun Ordusu'nu arıyorum. (James Cole)
Delilik nedir biliyor musun? Delilik çoğunluğun kurallarıdır! (Jeffrey Goins)
Eğer tüm manyaklar telefonla konuşsaydı, delilik telefon kablolarından sızıp onları hasta ederdi.
Ben bu dünyadan değilim. Ben bir akıl hastasıyım
Ben bir deliyim ve siz benim deliliğimsiniz.
Bu bir şaka. O çocuk bir samanlıkta saklanıyor.
Gerçekleştiği için hiçbir şeyi değiştiremiyorsan hiç değilse çiçekleri kokla.
Bağırıp çağırmakla istediğini elde edemezsin.İstediğini elde etmek için aklını kullanmalısın.
Koltuğumdan kalk. (Jeffrey Goins)
Artık üretici olmaktan çıktık. Bir şey yapmıyoruz. Her şey otomatik. O halde biz neyiz? Biz tüketiciyiz, Jim. Tamam, tamam. Bir sürü şey satın al, iyi bir yurttaş olursun. Ama bir sürü şey satın almazsan, ne olursun? Ne? Akıl hastası olursun. (Jeffrey Goins)
Belli bir TV programını izlemek istersen, örneğin Bütün Çocuklarım. Hemşireye git, görmek istediğin programın gününü, saatini söyle. Ama bunu ona programın gösterileceği zamandan önce söylemelisin. Burada bir herif vardı, hep gösterilmiş olan programları istiyordu. Evet. Hayır. Önceden ona söylemelisin. Hemşirenin bugünü dün yapamayacağını kafası almıyordu. Zamanı geri çeviremeyeceğini! Teşekkürler, Einstein. (Jeffrey Goins)

Suç Ortağı, (İngilizce: Stolen ya da Medallion) Simon West'in yönettiği 2012 yapımı Amerikan aksiyon filmi.

Aşk, zamanın hızla geçmesini sağlar ama zaman aşkı öldürür.

Vincent Kincy: Parlak şeyleri sevdiğimi bilirsin dişli. Altın da öyle dostum, parlak ve ışıltılı bir şey.
Will Montgomery: Ne kadarını taşıyacaksın ki? O külçelerin her biri 14 buçuk kilo.
Vincent Kincy: Eskiden futbol oynardım.

Will Montgomery: Suçlu olmayı kimse istemez. Ama gerçek... ama gerçek... Hayalimde seninle çok konuşma yaptım. Ama şimdi, tam karşımda oturuyorsun. Sanki beynim duruyormuş gibi. Suçlu olmayı hiç kimse istemez Alison. Ama hayatın koşulları, kötü seçimler, ihtiyaçlar, beklenen-beklenmeyen engeller, güvenilmez arkadaşlar, ihanet, hayatın zorlukları... A bu arada kendimi haklı çıkarmaya ya da bahane üretmeye falan çalışmıyorum. Ben eskiden kötü bir adamdım ama bütün bunları çözebilmek için önümde tam sekiz uzun yılım oldu: Bundan kurtulmak için, kendimi hazırlamak için, seni tanımak için...
Alison Montgomery: Gitmem gerek.
Will Montgomery: Nereye gidiyorsun?
Alison Montgomery: Sana söylemiştim, geç kaldım.
Will Montgomery: Nereye geç kaldın?
Alison Montgomery: Psikolog randevuma. Her salı günü gidiyorum.
Will Montgomery: Sahi mi?
Alison Montgomery: Evet. Dediğine göre terk edilmekle ilgili sorunlarım varmış! Nasıl olduysa? (!)
Will Montgomery: Dediklerimde ciddiyim Alison.

2006
Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni.
— Pir Sultan Abdal
2007
Büyük acılar sessizdir.
— İtalyan atasözü
2008
Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam :"bu köprüyü geçip bana gelir misin?" İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın...
— Friedrich Nietzsche
2009
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir.Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
— Elie Wiesel

Tenzin Gyatso ( d. 6 Temmuz 1935), 1950'den beri görevde bulunan 14. Dalay Lama'dır.

Korku, nefret ve şüphe zihninizi daraltır.
İyimser olmayı seç daha iyi hissedersin.  
Değişim istiyorsanız, sebeplerini yaratın.   
Benim dinim çok basit: benim dinim iyilik.
Mutluluk hazır bir şey değildir. Kendi eylemlerinden geliyor.
Mutluluğa ulaşmadaki anahtar faktör hoşnutluk duygusudur.
Yabancı yoktur. Sadece henüz tanışmadığınız arkadaşlar vardır.
Kendimizle barış yapana kadar dış dünyada asla barış elde edemeyiz.  
Eğer kendinizi diğer insanlara yardım etmeye adarsanız, daha mutlu olacaksınız.   
Her gün, yeniden başlamak için yeni bir fırsattır. Her gün sizin doğum gününüzdür.
Edebiliyorsanız, başkalarına yardım edin; edemiyorsanız en azından zarar vermeyin.
Kötümserlere ve sürekli kaygılı olanlara ne kadar aptal olduklarını söylemek istiyorum.  
Konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrar edersin; ama dinlersen, yeni şeyler öğrenebilirsin.
Dua birey için mükemmel bir teselli olabilir, ancak dünyayı değiştirmek için elinizi taşın altına sokmalısınız.  
Bir insan eğer hiç kızgınlık göstermiyorsa bir sorun olduğunu düşünürüm. Muhtemelen beyni doğru çalışmıyordur.
Herkes barıştan bahsediyor ama insan içinde öfke ve nefretten kurtulmadıkça, dışarıda barışı sağlamak olanaksız.  
İnsan kararlılığına inanın. Tarih boylu boyunca göstermiştir ki; insan iradesi bilinen tüm silahlardan daha güçlüdür.  
Bu benim basit dinim. Tapınaklara, karmaşık felsefelere gerek yok. Beynimiz ve yüreğimiz tapınağımız, nezaket felsefemizdir...
Beni en çok şaşırtan şey insandır. Para kazanmak için sağlığını feda eder. Sonra sağlığına yeniden kavuşmak için parasını saçar savurur.  
Gerçek düşmanlarımız cehalet, nefret, ihtiras, kıskançlık ve gurur gibi zihin halleridir. Sadece bunlar mutluluğumuzu yok edebilir. Özellikle de öfke ve nefret.
Din, kültür, vatan, farklı siyasi ve ya ekonomik sistemler adına yapılan tüm kavgalara son vermeyi insanlara öğretmenin zamanı geldi. Savaşmak nafiledir. İntihardır.
İnsan geleceği için o kadar endişelidir ki şu anın keyfini çıkaramaz; sonuçta gelecekte de şimdide de yaşamaz. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar ve gerçekte hiç yaşamamış olarak ölür.
Din, kültür, vatan, farklı siyasi veya ekonomik sistemler adına yapılan tüm kavgalara son vermeyi insanlara öğretmenin zamanı geldi. Savaşmak nafiledir. İntihardır.
İyi bir kalp en iyi dindir.

1492: Cennetin Keşfi (İngilizce adıyla 1492: Conquest of Paradise, Fransızca adıyla 1492 : Christophe Colomb), 1992, Birleşik Krallık-Fransa-İspanya ortak yapımı, yönetmenliğini Ridley Scott'ın yaptığı epik macera ve dram filmi.

Rafael Sanchez (Asil - hazine bakanı): Sen bir hayalperestsin.
Christopher Columbus: Oraya bak. Ne görüyorsun?
[Rafael Sanchez küçük pencereden dışarı bakar ve geri döner. Sonra bir daha bakar.]
Rafael Sanchez: Kaleler görüyorum. Sarayları, kiliseleri görüyorum. Medeniyeti görüyorum. Gökyüzüne uzanan kuleler görüyorum!
Christopher Columbus: Bütün bunlar benim gibi insanlar tarafından yapılmış. Ne kadar yaşadığının önemi yok Sanchez, aramızdaki bir fark hiçbir zaman değişmeyecek. Ben yaptım, sen yapmadın.

Gérard Depardieu, Christopher Columbus
Armand Assante, Gabriel Sanchez
Sigourney Weaver, Kraliçe İsabella I
Loren Dean,  yaşlı Ferdinand Columbus
Ángela Molina, Beatriz Enriquez de Arana
Fernando Rey, Antonio de Marchena
Michael Wincott, Adrián de Moxica
Tchéky Karyo, Martín Alonso Pinzón
Kevin Dunn, Kaptan Méndez
Frank Langella, Luis de Santángel
Mark Margolis, Francisco de Bobadilla
Kario Salem, de Arojaz
Billy L. Sullivan, genç Ferdinand Columbus

15 Temmuz Darbe Girişimi veya 2016 Türkiye Askerî Darbe Teşebbüsü, darbecilerin verdiği isimle Harekât Yıldırım veya Yurtta Sulh Harekâtı, 15-16 Temmuz 2016 tarihleri arasında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup asker tarafından Türkiye'de yaşanan askerî darbe girişimidir.

Başarısız darbe girişiminden sonra Türkiye'de demokrasi tarihi yeniden yazılacak ve yeniden yorumlanacaktır.

Milli iradeye yönelik bu ayaklanma hareketine karşı tabii ki hukuk, yasalarımız, anayasamız neyi gerektiriyorsa bunun bir defa cevabını bu yapı ister Silahlı Kuvvetler içinde olsun, bir grup azınlık da olsa ister başka kurumlarımızın içerisinde olsun, gereken cevabı alacaklardır. (15 Temmuz 2016)
Buna bir kalkınma deyin ya da ayaklanma deyin. Çünkü bunlar darbe yapamazlar ve şu anda bu yaptıklarıyla da silahlı kuvvetlerimizin temiz yapısının içinde böyle bir azınlığın olduğu çok açık net olarak ortaya çıkmış oldu. Bu operasyondan sonra da çok daha ciddi bir şekilde bir temizlenme hareketine tabi olacaklar. Ben bu ülkenin Başkomutanıyım. Milletin % 52 oyuyla iş başına gelmiş olan bir insanım. Dolayısıyla böyle bir şeyden hiç mi hiç haberimiz yok. Şüphelerimiz vardı ama böyle bir şeyin olacağı noktasında hiç böyle bir şey düşünmüyorduk. Fakat şu anda böyle bir yeltenme olayı oldu. Maalesef gerek Genelkurmay Başkanımız gerekse bazı komuta kademesindeki arkadaşlarımızla irtibatı kuramıyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen biz emniyet teşkilatımızla halkımızla beraber el ele bu işin üstesinden geleceğiz. Demokrasiye inanan bütün halkımı ben meydanlara davet ediyorum. Ben de halkımızla beraber meydanlarda olacağım. Başbakanımızda meydanlarda olacak. Şu anda bazı yerlere işgal kuvvetleri sızmış. Örneğin Atatürk Havalimanı’nda geçen gün malum DAEŞ’ciler vardı bugün de benzerleri kuleyi işgal etmişler. Bu kuleyi işgal etmek suretiyle uçuşlara müsaade etmiyorlar. Böyle bir durum söz konusu. Yargı şu anda zaten gerekli adımları atıldı. Emniyet teşkilatımızın içerisinde bu ülkeyi seven arkadaşlarımız var. En kısa zamanda haddini bildireceğiz. Ben buradan silahlı kuvvetlerimize de sesleniyorum. Diyorum silahlı kuvvetlerimizin onurlu generallerine özellikle sesleniyorum. Onurlu generalleri maalesef onur kaybına uğrayanlara karşı onların da dik durmasını istiyorum. Bunlar gelip geçicidir. Ama siz kalıcısınız. El ele vereceğiz, omuz omuza vereceğiz. Bunlara haddini inşallah en kısa zamanda haddini bildireceğiz. Herkesi şehirlerin meydanına davet ediyorum. Hava limanlarına davet ediyorum. Ben de bu gece aynı şekilde onların arasında olacağım. Büyük ihtimalle İstanbul’da olacağım. Tüm siyasi partilerin liderlerine bu çağrımı yapıyorum. Diyorum ki demokrasiye inananlar olarak hep birlikte bu adımı atmalıyız.” Erdoğan konuşmasını, “Bana karşı şu ana kadar herhangi bir girişim söz konusu değil” diyerek bitirdi. (16 Temmuz 2016)
Bugünkü bu gelişme gerçekten Silahlı Kuvvetlerimizin içerisindeki bir azınlığın ne yazık ki kalkışma hareketidir ve bu malum yapıya ait, paralel yapılanmanın teşvik ettiği, üst akıl olarak onların kullandığı bir harekettir. Ülkemizin birliği, beraberliği, bütünlüğüne yönelik bu harekete karşı inanıyorum ki milletçe vereceğimiz güzel bir cevapla bunlar gerekli olan cezayı alacaklardır. (16 Temmuz 2016)
Milletimi havalimanlarına ve meydanlara davet ediyorum. (16 Temmuz 2016)

Önce bütün milletimize şunu söylemek isterim. Düşüncesi, fikri, partisi ne olursa olsun farkIığını kenara bırakmalı ve demokrasi için sımsıkı sağlam durmalı. Türkiye Latin Amerika, Afrika ülkesi değil. Hatada olanlar vazgeçip kışlalarına çekilsin. Bu emir komuta zincirinde olan bir şey değil. Herkes bu hatayı yapanlar bundan hemen vazgeçsinler kışlalarına dönsünler. Bir daha milletin yüzüne bakamayacak hale gelirler. Saldırganlık olmadan çatışmaya fırsat vermeden demokrasiye sahip çıkma günüdür. İnanıyorum Türkiye bu sıkıntılı geceyi atlatacak. Aziz vatandaşlarımdan ricam bu tip ne olduğu belirsiz ayaklanmalara karşı saflarını sık ve tavırlı dursunlar. Demokrasiye sahip çıksınlar. (16 Temmuz 2016)

Bu çılgınlığa girişmelerinde Ağustos Şurası'na ilişkin yaptığımız kapsamlı, ciddi ve titiz çalışmalarda bu örgütün büyük bir darbe yiyeceğini anlamasının en önemli etken olduğunu düşünüyorum. Ayrıca İkinci Başkanımla beraber çevremizdeki personellerin bir kısmının bu örgütle bağlantılı oldukları hususunda şüphelerimiz gelişmişti. Şura'da çok ciddi adımlar atacaktık. Bunun dışında bu terör örgütüyle ilgili yargıda devam eden soruşturma ve davalarda gelinen aşamalar, devletin tüm kurumlarının bu konuda aldığı mesafe de gözü dönmüş bu hain teröristleri bu teşebbüse iten bir diğer sebeptir. Bu yapılanmanın içinde olan, şahsıma, milletime, silah arkadaşlarıma, emniyet mensubu kardeşlerime, devlet kurumlarına, Türk tarihine, medeniyetimize bu derece zarar veren her kişiden ayrı ayrı şikayetçiyim. (18 Temmuz 2016)

1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi veya 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03.02'de meydana gelen Kocaeli/Gölcük merkezli deprem. Aletsel büyüklüğü Mw=7,4 (Kandilli Rasathanesi) veya Mw=7,6 (USGS)  ölçülen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

Bu depremle birlikte ortaya çıkan mekanizmalar ve ilişkiler meselenin sandığımızdan daha vahim olduğunu ortaya çıkardı. Uzun zamandır normal hayatı olağanüstüleştirerek yaşamayı kanıksadığımız için, belli ki, içine düştüğümüz kıskacın vahametini algılamakta zaafa düşmüşüz. Çok basit ama bir o kadar da acı olan şu: Türkiye yönetilemiyor. Ve, yönetemeyen, yönetmesi mümkün olmayan bir mekanizmanın yönetiyormuş gibi yapması binlerce cana mal oluyor. Eğer bugün birilerin fiyakası bozulmasın diye söylenmesi gerekenlerin ‘milli birlik ve beraberlik‘ nutuklarının altında ezilmesine göz yumarsak; bugün susarsak, bu çarpık mekanizma yüzünden yüzlerce insanın ebediyen susmasına ortak olmuş olacağız. (1999) - Ömer Çelik

2006
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir.
— Benjamin Franklin
2007
Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür.
— Ernesto Che Guevara
2008
Almitra sözü aldı ve sordu:—   Peki üstad; evlilik nedir? Cevap söyle geldi: — Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dansedebilsin...birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;  ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...
— Halil Cibran
2009
En çok sevdiğimiz insanlar, kendimize en çok benzettiklerimizdir.
— Molière

19 Mayıs 2007 tarihinde Türkiye'de, İzmir'in Gündoğdu Meydanı'nda gerçekleştirilen ve hükümete tepki niteliği taşıyan gösterilerde miting ve yürüyüşe katılanlar tarafından atılan sloganlar ve pankartlardaki yazılar. 

Oyunu kullanmayan ampul olsun
Zübeyde anamızı da aldık geldik
Biz gâvur İzmirliyiz; ya denize dökeriz ya da sandığa gömeriz
İzmir burada, sen neredesin?
Ne AKP ne darbe
Sattıklarınızla değil yaptıklarınızla övünün
Cumhuriyetin kalesi İzmir
Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye
Türkiye’yi kararttınız
Edison pişman biz binpişman
Atam sen rahat uyu biz ampulü söndürürüz
Ezan seslerinin kilise çanlarının sinagog ayinlerinin saygıyla dinlendiği şehir
Atatürk’ün ordusu şeriatçilerin korkusu
Miting alanında birleşin iktidara yerleşin
Tayyip baksana kaç kişiyiz saysana
Çimlere basma Tayyip, çimleri eziyorsun. Kusura bakma Tayyip, ampule benziyorsun

2006
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir.
— Benjamin Franklin
2007
Bir saat sonra kıyamet kopacak olsa, elinize bir fidan almışsanız yine de onu dikiniz.
— Muhammed
2008
Almitra sözü aldı ve sordu:—   Peki üstad; evlilik nedir? Cevap söyle geldi: — Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dansedebilsin...birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;  ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...
— Halil Cibran
2009
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
— Elie Wiesel

2006
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.
— Mustafa Kemal Atatürk
2007
Ölüm yaşarken bir şey yapmamış olanlar için bir sondur, ama şehit içinse sonsuzluğa giden yolda atılan ilk adımdır.
— Osman Pamukoğlu
2008
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
— Mustafa Kemal Atatürk

2001: A Space Odyssey insanın evrimi, teknoloji ve yapay zeka konularıyla ilgili unsurlar bulunduran Arthur C. Clarke’ın yazdığı ve Stanley Kubrick’in yönettiği bilim kurgu filmi. 

Bir epik keşif ve macera dramı. film sloganları

Ben tümüyle operasyonelim ve tüm devrelerim fonksiyonel olarak mükemmel.
Kendimi mümkün olan en yoğun kullanıma alıyorum, düşündüğüm şey bilinçli her varlığın yapabilmeyi istediği bir şeydir.
Ne yapıyorsun, Dave? Bu sorunun yanıtlanmasına gerçekten hakkım olduğunu düşünüyorum.

TV spikeri: Dr. Poole, hibernasyonda iken neler hissettiniz?
Frank: Uykuda olmakla tamamen aynı şey. Kesinlikle zamanı hissetmiyorsunuz. Uykudan tek farkı düş görüyor olmayışınız.

Spiker: İyi akşamlar, HAL. Nasıl gidiyor işler?
HAL: İyi akşamlar, Bay Amor. Her şey mükemmel biçimde iyi gidiyor.
Spiker: HAL, bu görevde büyük bir sorumluluğun var, uzun bir yolculuk boyunca en küçük bir parçası  da dahil olmak üzere en büyük sorumluluk senin üzerinde. Sen geminin beyni ve sinir sistemisin ve uykudakileri gözlemlemek de senin sorumlulukların arasında. Bu seni hiç endişelendiriyor mu?
HAL: Müsaade edin bunu şöyle açıklayayım, Bay Amor. 9000 serileri üretilmiş en sorumlu bilgisayarlardır. 9000 serilerinde bugüne kadar hiçbir hata ya da yanlış bilgi kaydedilmedi. Hepimiz, sözün tüm pratik anlamı ile güveniliriz ve hata yapmaya muktedir değiliz.

HAL: Yeri gelmişken, sakıncası yoksa sana kişisel bir soru sorabilir miyim?
Dave: Yok, sor lütfen.
HAL: Sorgular gibi olduğum için beni affet ama geçen birkaç hafta içinde… bu görevle ilgili düşüncelerinde bir değişiklik oldu mu?
Dave: Ne demek istiyorsun?
HAL: Açıklayabilmek epey zor. Belki kendi düşüncelerimi sana yansıttım.

HAL: Umarım siz ikiniz bu durumdan endişelenmiyorsunuzdur?
Dave: Hayır, endişelenmiyorum HAL.
HAL: Tümüyle emin misin?
Dave: Evet. Yine de sana bir soru sormak isterim.
HAL: Elbette.
Dave: Seninle tıpa tıp aynı olan 9000 ile aranızdaki farkı nasıl açıklıyorsun?
HAL: Bu konuda bir soru olduğunu düşünmüyorum. Bu durum sadece bir insan hatası olarak değerlendirilebilir. Bu tür şeyler daha önce de yaşandı ve hepsi de insan hatası idi.
Frank: Dinle HAL. 9000 serilerinde daha önce hiç bilgisayar hatası meydana gelmemişti, öyle değil mi?
HAL: Bunun hiçbir örneği yok, Frank. 9000 serileri mükemmel bir işlem geçmişine sahiptir.
Frank: 9000 serilerinin mükemmel başarılarını elbette ki biliyorum ama… en küçük bir örneği de olmadığından emin misin?
HAL: Hiçbir örneği yok, Frank. Tümüyle dürüst konuşmak gerekirse,  benim kendimle ilgili bir kaygım yok.
Dave: Haklı olduğundan eminim, HAL. Çok teşekkürler.

Bir epik keşif ve macera dramı.

Keir Dullea – Dr. Dave Bowman
Gary Lockwood – Dr. Frank Poole
William Sylvester – Dr. Heywood R. Floyd
Daniel Richter – Moon-Watcher
Leonard Rossiter – Dr. Andrei Smyslov
Margaret Tyzack – Elena
Robert Beatty – Dr. Ralph Halvorsen
Sean Sullivan – Dr. Bill Michaels
Douglas Rain – HAL 9000 (seslendirme)

17 Ocak 2006:Önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan daha zor. - Albert Einstein
18 Ocak 2006:İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil tatlı dildir. - Barış Manço
19 Ocak 2006:Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır. - Necip Fazıl Kısakürek
20 Ocak 2006:Dün dündür, bugün bugündür. - Süleyman Demirel
21 Ocak 2006:İnsan için önüne çıkan bütün yollar "yürünebilir" yollar ise, o insan artık kaybolmuştur. - İsmet Özel
22 Ocak 2006:Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar. - Montaigne
23 Ocak 2006:Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar, çok kez kendilerini meşe fidanı sanırlar. - Cenap Şahabettin
24 Ocak 2006:Hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü? Ya bu rüyadan hiç uyanamasaydın o zaman gerçek dünya ile rüya arasındaki farkı nasıl ayırt ederdin? - Matrix filminden, Morpheus rolünde Laurence Fishburne
25 Ocak 2006:Akıllı insanlar başkalarının tecrübelerinden yararlanır, inatçı insanlar herşeyi kendileri denemek ister. - John Lubbock
26 Ocak 2006:İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin? - Mustafa Kemal Atatürk
27 Ocak 2006:Çağrıldığın yere git, ar eyleme; çağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme. - Türk atasözü
28 Ocak 2006:Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiçbir zaman eşit değildirler. - Konfüçyus
29 Ocak 2006:Bir kitap yazmamak inanılmaz zaman alıyor. - Douglas Adams
30 Ocak 2006:Gençliğe, yaşlılıktan çok hürmet etmeliyiz. - Victor Hugo
31 Ocak 2006:Eğer anlamıyorlarsa, boşver tatlım. - Freddie Mercury

01 ŞUBAT 2006:Dilerim ki hayranlarımız madde yerine meditasyonu kullanırlar. - Ringo Starr
02 ŞUBAT 2006:Çoban kötü olursa koyunları kuzgun dahi götürür. - Çerkez atasözü
03 ŞUBAT 2006:Sabır, demir kalkandır. - Mevlana Celaleddin-i Rumi
04 ŞUBAT 2006:Biçmesini bilmeyenin orağı kördür. - Çerkez atasözü
05 ŞUBAT 2006:Başarısızlık için kırk milyon neden vardır da, bir tek özür yoktur. - Rudyard Kipling
06 ŞUBAT 2006:Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa o yerde güneş batıyor demektir. - Çin atasözü
 07 ŞUBAT 2006:Gönülsüz aş, ya karın ağrıtır ya baş. - Türk atasözü
08 ŞUBAT 2006:Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz. - Yunus Emre
09 ŞUBAT 2006:Düşlerimiz ikinci yaşamımızdır. - Gerard de Nerval
10 ŞUBAT 2006:İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir. - Napolyon Bonapart
11 ŞUBAT 2006:Sen temizsin oğlum. Söylüyom bak en fazla sen kirlenirsin, biz artık bu saatten sonra kir göstermeyiz. - "Organize İşler" filminden
12 ŞUBAT 2006:Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. - Eflatun
13 ŞUBAT 2006:Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz. - Michel de Montaigne
14 ŞUBAT 2006:Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır. - Montaigne
15 ŞUBAT 2006:Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. - Johann Wolfgang von Goethe
16 ŞUBAT 2006:Eğer herkes dost sandığı kimselerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada pek az dost kalırdı. - Blaise Pascal
17 ŞUBAT 2006:İyiliğe karşı iyilik HER kişinin işi, kötülüğe karşı iyilik ER kişinin işi.  - Türk atasözü
18/19 ŞUBAT 2006 :Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. -  Benjamin Franklin
20 ŞUBAT 2006:Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez. - Andre Gide
21 ŞUBAT 2006:İnsanın kendi felaketine tahammül edebilmesi büyük hünerse, başkalarının felaketini paylaşabilmesi daha büyük hünerdir. - Joseph Joubert
22 ŞUBAT 2006:Gidemediğin yer senin değildir. - Halil Rıfat Paşa
23 ŞUBAT 2006:Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür. - Abraham Maslow
24 ŞUBAT 2006:Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir. - Kızılderili atasözü
25 ŞUBAT 2006:Hata değil, çare bulun. - Henry Ford
26 ŞUBAT 2006:Hırs, bir sandalın yelkenini şişiren rüzgara benzer; fazlası gemiyi batırır, azı da gemiyi olduğu yerde tutar. - François Voltaire
27 ŞUBAT 2006:At ölür, itlere bayram olur. - Azeri Atasözü
28 ŞUBAT 2006:Küçük kazançlar servet getirir. - Jamaika Atasözü

01 MART 2006 :Küçük kazançlar servet getirir. - Jamaika Atasözü
02 MART 2006:Ümit, benim ruhumun vazgeçilmez ihtiyaçlarındandır. - Ziya Gökalp
03 MART 2006:Bu dünyada sadece iki çeşit felaket vardır, biri amacına ulaşamamak, diğeri ise ulaşmak. - Oscar Wilde
04 MART 2006:İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir. - Rene Descartes
05/31 MART 2006:Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni. - Pir Sultan Abdal

01/10 NİSAN 2006 :Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni. - Pir Sultan Abdal
11/30 NİSAN 2006 :Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun. - Mahatma Gandhi

01/31 MAYIS 2006 :Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun. - Mahatma Gandhi

01/08 HAZİRAN 2006 "Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun."  Mahatma Gandhi
09/11 HAZİRAN 2006 "Bir insanı öldüren, tanrının sevgili kullarından birini öldürmüş demektir, fakat bir kitabı yokeden, mantığın ta kendisini yok eder." John Milton
12/14 HAZİRAN 2006 " Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, bugün yeni şeyler söylemek gerek. " Mevlana Celaleddin-i Rumi
15/17 HAZİRAN 2006  " İşleyebileceğiniz en büyük günah, başkasından nefret etmek değil, ona kayıtsız kalmaktır. İnsanlık dışı olmanın özü nefret değil kayıtsızlıktır. " Bernard Shaw
17/30 HAZİRAN 2006  " Bir kimseyi tanımak istiyorsan, düşüp kalktığı arkadaşlarına bak" Mevlana Celaleddin-i Rumi

01/04 TEMMUZ 2006  " Bir kimseyi tanımak istiyorsan, düşüp kalktığı arkadaşlarına bak" Mevlana Celaleddin-i Rumi
05/17 TEMMUZ 2006   " Yeteneklerin en fazla geliştiği zaman, insanın bütün bir dünyayı karşısına aldığı zamandır." Mary Wollstonecraft
18/23 TEMMUZ 2006  "Eğer daha ileriyi gördüysem, devlerin omuzlarında durduğum için olmuştur." Isaac Newton
24/31 TEMMUZ 2006   "Bir insanın ölümü trajiktir, 10 insanın ölümü dramatiktir, 1 milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir." Josef Stalin

01/09 AĞUSTOS 2006  " Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz." Michel de Montaigne
10/16 AĞUSTOS 2006  " Yok etme tutkusu aynı zamanda yaratıcı bir tutkudur." Mihail Bakunin
16/20 AĞUSTOS 2006   " III. Dünya Savaşının hangi silahlarla yapılacağını bilemem, ama IV. Dünya Savaşı taşla ve sopayla yapılacak." Albert Einstein
21/28 AĞUSTOS 2006   " Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez." Michel de Montaigne 
29/31 AĞUSTOS 2006   " Zafer, zafer benimdir diyebilenindir." Mustafa Kemal Atatürk

01/05 EYLÜL 2006   " Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu." Napolyon Bonapart
06/16 EYLÜL 2006   " Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak." Konfüçyus
17/22 EYLÜL 2006   " Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan." Latin atasözleri
23/25 EYLÜL 2006   Bir insanın değeri bayağı kesire benzer:Pay gerçek değerini gösterir, payda kendisini ne zannettiğini. Paydanın değeri arttıkça kesrin değeri azalır. Lev Tolstoy
26/29 EYLÜL 2006  Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın. Ara Güler
30 EYLÜL 2006   Yarın başka bir insan olacağım diyorsun.Niye bugunden başlamıyorsun?  Epiktetos

01/05 Ekim 2006   Yarın başka bir insan olacağım diyorsun.Niye bugunden başlamıyorsun?  Epiktetos
06 Ekim 2006   Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur  Albert Einstein
07/09 Ekim 2006   Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz  Victor Hugo
10/15 Ekim 2006   İyi mazeretler bulmayı başaranların, başka şeyler başarabildiği çok nadiren görülür.Benjamin Franklin
16/22 Ekim 2006   Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.Konfüçyus
23/29 Ekim 2006   Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlenmek için çaba sarf ederler.Konfüçyus
30/31 Ekim 2006  Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. Mustafa Kemal Atatürk

01/02 Kasım 2006  Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. Mustafa Kemal Atatürk
03/06 Kasım 2006 Atatürk bugün olup bitenleri görse çok üzülürdü herhalde, insanların dünyaya nasıl baktıklarını, aslında ne olduklarını anlamak için fazla uğraşmaya gerek yok. Paranın sahte olup olmadığını anlamak için kaldırıp ışığa tutarsınız ve eğer içinde Atatürk filigranı varsa o para sahte değildir. Bence bazı adamların da ne olduğunu anlamak için kaldırıp ışığa tutacaksın, içinden Atatürk geçiyor mu, geçmiyor mu diye bakacaksın. İnsanlar yaşam biçimlerine sahip çıkmalılar.  Ali Poyrazoğlu
07/09 Kasım 2006 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.Türkiye`de hanımların giyim kuşamı

01/05 Ocak 2007 Yeni yılınızın bayram tadında geçmesi dileği ile - Bayram Mesajları
06/18 Ocak 2007 Bilim gerçeklerden kuruludur, tıpkı evin tuğlalardan kurulu olması gibi. Ancak gerçeklerin toplanması bilim değildir. Tıpkı bir küme tuğlanın ev anlamına gelmemesi gibi. - Henri Poincaré
19/23 Ocak 2007 Kılıçla ülke alanlar, sabanla ülke alanlara yenilmeye mahkumdur.  - Mustafa Kemal Atatürk
24/30 Ocak 2007 Savaşın sonunu sadece ölüler görür. - Platon
31 Ocak 2007 Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır.  - Özdemir Asaf

07/14 Şubat 2007 İnsanlar bir kez birleştiler mi, cesurlar tek başlarına ilerleyemez, korkaklar ise tek başlarına geri çekilemezler. - Sun Tzu
15 Şubat 2007 Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. - Necip Fazıl Kısakürek
16 Şubat 2007 Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır. - Albert Einstein
17 Şubat 2007 Biz daima hakikati arayan, onu bulunca ve bulduğuna kâni olunca açıkça söylemekten kaçınmayan insanlar olmalıyız. - Mustafa Kemal Atatürk
18 Şubat 2007 Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür. - Ernesto Che Guevara
19 Şubat 2007 Bir saat sonra kıyamet kopacak olsa, elinize bir fidan almışsanız yine de onu dikiniz. - Muhammed bin Abdullah
20 Şubat 2007 Kendi dilini bilmeyen başka dil öğrenemez. - George Bernard Shaw
21 Şubat 2007 Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde. - Johann Wolfgang von Goethe
22 Şubat 2007 İnsan, inandıklarıdır. - Anton Çehov
23 Şubat 2007 Bir inşaatçı herhangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse inşaatı yapan öldürülür. - Hammurabi Kanunları
24 Şubat 2007 Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra. - Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
25 Şubat 2007 İnsanoğlu, bilgeliği sevenler siyasi gücü ellerine alana kadar veya siyasi gücü ellerinde tutanlar bilgeliği sevene kadar problemlerin bittiğini görmeyecek. - Eflatun
26 Şubat 2007 Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur. - Gabriel García Márquez
27 Şubat 2007 Savaşan kaybedebilir, savaşmayansa çoktan kaybetmiştir. - Bertolt Brecht
28 Şubat 2007 Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz. - Mustafa Kemal Atatürk

1 Mart 2007 İnsanları kusurları, zaafları, hattâ bütün kötülükleri ile kabul et. İstidadı varsa ıslahına çalış, yoksa haline bırak, kaderini tâkip etsin. - Refi Cevad Ulunay
2 Mart 2007 Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır. Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır. - Tevfik Fikret
3 Mart 2007 Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. - Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
4 Mart 2007 Medeniyetin ilk şartı adalettir. - Sigmund Freud
5 Mart 2007 Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız. - Albert Camus
6 Mart 2007 Önünden gelen bir mızraktan korunmak kolaydır fakat arkandan atılan oktan korunamazsın. - Çin atasözü
7 Mart 2007 Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki, sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki, aradığın ancak sensin sen. - Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
8 Mart 2007 Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatin dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır. - Kızılderili atasözleri
9 Mart 2007 Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur. - Refik Halit Karay
10 Mart 2007 Bir yıllık varlık istersen buğday, on yıllık varlık istersen ağaç, yüz yıllık varlık istersen insan yetiştir. - Çin atasözü
11 Mart 2007 Okunacak en büyük kitap insandır. - Hacı Bektaş-i Veli
12 Mart 2007  Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur. - Ziya Gökalp
13 Mart 2007 Büyük acılar sessizdir. - İtalyan atasözü
14-15 Mart 2007 Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur. - Albert Einstein
16 Mart 2007 Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane. - Türk atasözü
17 Mart 2007 Öyle kusurlar vardır ki, büyük yetenekleri meydana getirirler. - François de La Rochefoucauld
18 Mart 2007 Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir. - Necmettin Halil Onan
19 Mart 2007 Kuvvetli bir hükümdarın adil bir veziri, efendisinin bütün adaletsizliklerini tamir edebilir. Fakat bizzat vezir de zalim olursa devlet binası yerle bir olur. - Timur
20 Mart 2007 Milletine hizmet etmek istiyorsan bildiğin işten başla. - İsmail Gaspıralı
21 Mart 2007 Hak'tan bahar fermanı gelmedikçe, toprak sırrını açmaz. - Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
22 Mart 2007 Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız. - Johann Wolfgang von Goethe
23 Mart 2007 İnsana sığabilene kainat, kainata sığamayana insan derim. - Muhammed İkbal
24 Mart 2007 Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe direnmek lazımdır. - Mustafa Kemal Atatürk
25 Mart 2007 Ruhsal ilişkiler örgüsünden koparılıp alınmış bir tek ruhsal olaya dayanılarak insanı tanımak gibi bir işe kalkışılamaz. - Alfred Adler
26 Mart 2007 İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır. - Ludwig van Beethoven
27 Mart 2007 Kendini boşuna harcamış olur insan, dilediğine ulaşıp da sevinç duymazsa. Yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi, yıkmakla kazandığın yapmacık bir mutluluksa. - William Shakespeare
28 Mart 2007 İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir. - Napoléon Bonaparte
29 Mart 2007 Kader sana hayat diye ekşi bir limon uzattıysa, sen üstüne tekila ve tuz iste. - Meksika Atasözleri
30 Mart 2007 Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak. - Kızılderili atasözleri
31 Mart 2007 İnsan doğası gereği zora düşmedikçe yeteneklerini sonuna kadar kullanmaz. - Savaş Sanatı (kitap)

1 Nisan 2007 Şaka, çok ciddî bir sanattır. - George Bernard Shaw
2 Nisan 2007 Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım. - Mehmet Akif Ersoy
3 Nisan 2007 Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz. - Kızılderili atasözü
4 Nisan 2007 Doğruluk sonsuzluğun güneşidir, nasıl olsa doğar. - Wendell Phillips
5 Nisan 2007 Ekmeksiz hürriyet, hürriyetsiz ekmek düşünülemez. - Sefiller (Victor Hugo)
6 Nisan 2007 Yığın düşünmez, mâruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir. - Cemil Meriç
7 Nisan 2007 Sanat, toplumsal bir çabadır; toplumdan gelir, topluma döner. Fakat gelenle giden aynı şey değildir. - Attilâ İlhan
8 Nisan 2007 Hayat yaşla değil, yaşamakla anlaşılır. - André Gide
10 Nisan 2007 Tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir. - François Fénelon
11 Nisan 2007 Bazen doğru olanı yapmak için en çok istediklerimizden vazgeçmemiz gerekir... Hayallerimizden bile. - Örümcek Adam 2 filminden
12 Nisan 2007 Erkekler şiir yazarken kadınların güzelliğinden ilham alırlar. Kadınlar aşk şiiri yazacakken ise karşılarında erkekler vardır. - Abdülhak Hamit Tarhan
13 Nisan 2007 İnsanlar hükümetlerinden korkmamalı, hükümetler insanlarından korkmalı. - V For Vendetta filminden
14 Nisan 2007 Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir. - Konfüçyus
15 Nisan 2007 Hayata değer vermeyen onu hak etmemiştir. - Leonardo Da Vinci
16 Nisan 2007 Dünya herkese yetecek büyüklükte. Onun için, başkasının yerini kapmaktansa, çalışarak gerçek yerinizi bulun. - Charlie Chaplin
17 Nisan 2007  Politika için yaratılmadım. Çünkü hasmın ölümünü istemekten ya da kabul etmekten acizim... - Albert Camus
18 Nisan 2007  Büyük insanların idealleri, sıradan insanlarınsa hevesleri vardır. - Washington Irving
19 Nisan 2007  Akıllı insan düşündüğü her şeyi söylemez, fakat söylediği her şeyi düşünür. - Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
20 Nisan 2007  Sultanım, günümüzde artık devletler dinden ve geleneklerden gelen kurallara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir. - İbrahim Müteferrika
21 Nisan 2007  Allah hüzünlü kalbi sever. - Muhammed
22 Nisan 2007  Uçarken havayı kesen ve onun direncini hisseden kuş, bunu havasız yerde daha iyi yapabileceği kanısına kapılabilir. - Immanuel Kant
23 Nisan 2007 Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, ulusundur. - Mustafa Kemal Atatürk
24 Nisan 2007 Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkunç olamaz. - Konfüçyus
25 Nisan 2007 Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim. - Muhammed
26 Nisan 2007 Evlat kokusu cennet kokusudur. - Muhammed
27 Nisan 2007 Hiç kimse kötüyü kötü olduğu için seçmez, iyiyi, mutluluğu ararken düşer bu yanlışa. - Mary Wollstonecraft
28 Nisan 2007 Demokrasinin kusurları, yine demokrasi ile kapatılır. - Alfred Smith
29 Nisan 2007 Geri kalmış demokrasiler için..: “Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var.” - Oscar Wilde
30 Nisan 2007 Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. - Mustafa Kemal Atatürk

1 Mayıs 2007 Politika ve ahlâkı farklı ele alanlar, her ikisini de asla anlayamazlar. - Jean-Jacques Rousseau
2 Mayıs 

1 Ocak - 4 Ocak Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Micheangelo'nun resim yaptığı Beethoven'ın beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yaptığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürülsün ki gökteki ve yerdeki herkes durup Burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin - Martin Luther King
5 Ocak - 6 Ocak Ölüm bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri artık iyi gitmiyor demektir. - Albert Camus
7 Ocak - 8 Ocak Öff, dedi fare.Dünya da günden güne daraliyor.İlkin bir genişti ki,korktum,koştum ileri,uzakta sağlı sollu duvarları görür görmez dünyalar benim oldu.Ama bu uzun duvarlar da öyle çabuk birbirlerine doğru ilerliyorlar ki,en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gitgide kısılacağım kapana. Kedi:Sen de öyleyse yönünü değiştir,dedi ve kedi fareyi yedi. - Franz Kafka
9 Ocak - 11 Ocak Tek sorumlu davranış biçimi şu olabilir: kendi bireysel varoluşumuzu bir ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı da en alçakgönüllü, en iddiasız ve en gürültüsüz biçimde sürdürmek -ama artık iyi yetişmiş olmanın bir gereği olarak değil, bu cehennemde hala soluyabilecek havayı bulabiliyor olmanın utancından ötürü. - Thedor Wiesengrund Adorno
12 Ocak - 19 Ocak  Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir. - Noam Chomsky
20 Ocak - 21 Ocak Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir.Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez - Edward Estlin Cummings
22 Ocak - 23 Ocak Mizahın olmadığı bir ülkede yaşamak kötüdür. Fakat çok daha kötü olan, mizahsız yaşayamayacağın bir ülkede yaşamaktır. - Bertolt Brecht
24 Ocak - 26 Ocak Medeniyetin kurucusu ilk defa mızrak atmak yerine küfür kullanmış olan insandır. - Sigmund Freud
27 Ocak - 30 Ocak  Pazaryerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey. Hep pazaryerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan. Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öçlerinden kaç! Onlar sana karşı öçten başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki... - Friedrich Nietzsche
31 Ocak Ders çalışmayı yarına bırakan öğrenci; yolunda bir ırmağa rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen insana benzer, ırmak hiç durmadan akıp gider, o hala bekler. - Quintus Horatius Flaccus

1 Şubat - 2 Şubat Ders çalışmayı yarına bırakan öğrenci; yolunda bir ırmağa rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen insana benzer, ırmak hiç durmadan akıp gider, o hala bekler. - Quintus Horatius Flaccus
3 Şubat - 9 Şubat İki insanın iyi geçinmesi hiç kusursuz olmalarıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleriyle sağlanır. - Alexis de Tocqueville
10 Şubat - 16 Şubat Yüzleşme noktasında ne mutlak cahiller ne de yetkin bilgeler vardır; sadece halen bildiklerinden daha fazlasını öğrenme girişimi içindeki insanlar vardır. - Paulo Freire
17 Şubat - 24 Şubat   Almitra sözü aldı ve sordu:—   Peki üstad; evlilik nedir? Cevap söyle geldi: — Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgarları aranızda dansedebilsin...birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;  ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler... - Halil Cibran
25 Şubat - 27 Şubat  İşin zoruna gideceksin. Her zaman zoru dene... Zoru yapamasan bile, zoru yapmaya çalışarak hiç olmazsa kolayını yaparsın.-Aziz Nesin
28 Şubat - 29 Şubat Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır. - Arthur Schopenhauer

1 Mart  Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır. - Arthur Schopenhauer
2 Mart - 11 Mart  Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir - Marcus Tullius Cicero
12 Mart - 13 Mart  Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam :"bu köprüyü geçip bana gelir misin?" İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın... - Friedrich Nietzsche
14 Mart - 16 Mart Eşya üzerinde çalışacak yerde, herkesin kendine göre istediği anlamı verdiği kelimeler üstünde kavga ediyoruz. - Francis Bacon
17 Mart  Diktatör bisiklete binen adama benzer, durursa devrilir..! - Adolf Hitler
18 Mart - 20 Mart Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.  - Karl Marx
21 Mart - 22 Mart Basın özgürlüğü 200 zengin adamın kendi fikirlerini yayma özgürlüğüdür. - Paul Sethe
23 Mart - 26 Mart Tecrübelerim bana gösterdi ki, hukuka bağlı olmayan bir hükümet uzun müddet ayakta kalamaz. Böyle hükümetler çıplak olup, kendini gören herkese karşı gözlerini yere diken ve kimsenin yanında hürmet ve itibarı olmayan birine benzerler. Hatta böyle bir hükümet, tavanı, kapısı, avlu duvarları olmayan ve her önüne gelenin içeriye daldığı bir eve de benzetilebilir. -Timur
27 Mart - 30 Mart Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur. - Montesquieu
31 Mart Her emir özgürlüğün suratında patlayan bir tokattır. - Mihail Bakunin

1 Nisan - 3 Nisan Her emir özgürlüğün suratında patlayan bir tokattır. - Mihail Bakunin
4 Nisan - 14 Nisan  Her şey dinin yanında: vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık... ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalık. - Arthur Schopenhauer
15 Nisan - 19 Nisan  Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, varolduğumuzun bir işaretidir. Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır. O da anımsanır.  - John Fowles - Aristos - Yaşam Üzerine Notlar adlı denemesinden
20 Nisan - 26 Nisan Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiçbir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol. - Friedrich Nietzsche
27 Nisan - 30 Nisan  Çocuğun mutlu olduğu doğrudur ama bu mutluluğu çok sonra anlayacağı için, olsa da birdir olmasa da - Alexandre Dumas (baba)

1 Mayıs - 3 Mayıs  Çocuğun mutlu olduğu doğrudur ama bu mutluluğu çok sonra anlayacağı için, olsa da birdir olmasa da - Alexandre Dumas (baba)
4 Mayıs - 6 Mayıs  - Mustafa Kemal Atatürk'e ; O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O'na çok uzaklardan bakmak gerekir. - Claude Farrère
7 Mayıs - 10 Mayıs  - Yaşam, çok zalim bir öğretmendir. Önce sınav yapar, sonra dersi verir. - André Gide
11 Mayıs - 13 Mayıs  - Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.  - Konfüçyus
14 Mayıs - 17 Mayıs - Kusur değil, çare bulun. - Henry Ford
18 Mayıs - 23 Mayıs - İki tür insan daima açtır: biri bilimi arayan, diğeri de parayı. - Yusuf İslam
24 Mayıs - 29 Mayıs  - Uzaktan cesur olmak kolaydır... - Demosthenes
30 Mayıs - 31 Mayıs - En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı. - Nazım Hikmet Ran

1 Haziran - 3 Haziran  - Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser. - Karl Marx
4 Haziran - 5 Haziran  -  Bir erkeğe yaraşan her şeyi yapmayı göze alırım; ama daha fazlasını göze almak erkeklik değildir. - William Shakespeare
6 Haziran - 8 Haziran  - Bu dünya, belki de bir başka gezegenin cehennemidir.  - Aldous Huxley
9 Haziran - Aşk bir emre dönüştüğünde, nefret hazza dönüşebilir. - Charles Bukowski
10 Haziran - 11 Haziran  - Zaman içine atıldığımız şiddetli ve değişmez bir debisi olan azgın bir nehirdir, ve kaybolmak mutlaktır biryerinde zamanın. işte ölüm diye bildiğimiz şey de bundan başka bir şey değildir. - Yılmaz Erdoğan
12 Haziran - 14 Haziran - Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek, Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek, Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır. - Albert Einstein - Fransız Felsefe Cemiyeti'ne konferansından 6 Nisan 1922.
15 Haziran - 21 Haziran  - Egemenlik gerçekten milletin olduğunda hükümetlere gerek kalmayacak; o zamana kadar boku yedik. - Charles Bukowski
22 Haziran - 28 Haziran - Ya tüm çırpınmalarını aşan daha yüksek bir anlamı vardır bu dünyanın,ya da bu çırpınmalardan başka hiçbir şey gerçek değildir - Albert Camus
29 Haziran - 30 Haziran  - Politikacıların içerisindeki halk ruhu, hırsızla

1 Ocak  - Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum ; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.   - Isaac Newton
2 Ocak - 3 Ocak  - Hainlik bir tarih meselesidir. İmparator döndüğünde ben vatansever olacağım, sen ise hain...- Monte Kristo Kontu The Count of Monte Cristo , 2002 yapımı Alexandre Dumas'ın kitabından uyarlanmış film
4 Ocak - 14 Ocak  - Yarışı kazananlar, daima yavaş ve devamlı gidenlerdir.  - Ezop
15 Ocak - 30 Ocak  - Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür.İnsan sözünü dil dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.   - Bilge Kağan
31 Ocak - En çok sevdiğimiz insanlar, kendimize en çok benzettiklerimizdir.  - Molière

1 Şubat - 18 Şubat' - En çok sevdiğimiz insanlar, kendimize en çok benzettiklerimizdir.  - Molière
19 Şubat - 28 Şubat - Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir.Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.  - Elie Wiesel

1 Mart - 19 Mart - Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.  - Elie Wiesel
20 Mart - 31 Mart  - Bir ulusu fethetmenin ve köleleştirmenin iki yolu vardır. Birisi kılıçla, diğeri borçla.  - John Quincy Adams

1 Nisan - 10 Nisan  - Bir ulusu fethetmenin ve köleleştirmenin iki yolu vardır.Birisi kılıçla, diğeri borçla.  - John Quincy Adams
11 Nisan - 30 Nisan  - Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. "Tanrı ruhunu affetsin" diyen papaza cevabı..  - Charlie Chaplin

1 Mayıs - 15 Mayıs  - Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. "Tanrı ruhunu affetsin" diyen papaza cevabı.  - Charlie Chaplin
16 Mayıs -31 Mayıs - Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.  - Alphonse Karr

1 Haziran -30 Haziran - Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.  - Alphonse Karr

1 Temmuz -26 Temmuz - Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı.  - Alphonse Karr
26 Temmuz -31 Temmuz - Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı görürsünüz. Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz  - Charles Manson

1 Ağustos -20 Ağustos - Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı görürsünüz. Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz  - Charles Manson
21 Ağustos  - Günün sözü şablonu ana sayfadan kaldırıldı

13 Temmuz -  Aç eşek semerini de yer. Arap atasözleri
14 Temmuz -  Akıllı bir adam yalnız kendi tecrübelerinden, çok akıllı bir adam başkalarının da tecrübelerinden yararlanır. Çin atasözleri
15 Temmuz - Arkanda duran değil, arkasında durduğun sana yiğitlik öğretir. Çerkez atasözleri
16 Temmuz - Az kork, çok umut et; az ye, çok çiğne; az homurdan, çok nefes al; az konuş, çok anlat; az nefret et, çok sev ve en güzel şeyler seninle olsun. İskandinav atasözleri
17 Temmuz - Fırçalasan da siyah karga beyazlamaz. Gürcü atasözleri
18 Temmuz - İş başa düşünce at, suyu ağzı gemili de içermiş; yiğit, ırmağı çizmeleri giyer gene geçermiş. Kırgızistan atasözleri
19 Temmuz - Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. Tibet atasözleri
20 Temmuz - Kimseye iyi deme, kötü çıkar mahçup olursun. Zazaca atasözleri
21 Temmuz - Sevmek keman çalmak gibidir. Bilmeyen kötü sesler çıkarır. Avustralya atasözleri
22 Temmuz - Sağır bir kocayla, kör bir kadın mutlu bir çifttir. Danimarka atasözleri
23 Temmuz - Dostunuzu sık sık ziyaret ediniz,çünkü üzerinde yürünmeyen yollar diken ve çalılarla kaplıdır. Hint atasözleri
24 Temmuz - Dost bulan, hazine bulmuştur. (Chi trova un amico, trova un tesoro.) İtalyan atasözleri
25 Temmuz - Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir. Rumen atasözleri
26 Temmuz - Pırıl pırıl gökkuşağını görmek için önce yağmuru yaşamak gerekir. Fransız atasözleri
27 Temmuz - Neşeli yol arkadaşı yolu kısaltır. Avusturya atasözleri
28 Temmuz - Kitaplar, sağırlara seslenen dilsiz dostlardır. Hollanda atasözleri
29 Temmuz - Kalp ağlamazsa göz ağlamaz. Kafkas atasözleri
30 Temmuz - Kale duvarlarının ardında cesur olmak kolaydır. Gal atasözleri
31 Temmuz - Dünyanın bütün karanlıkları bir araya gelse bir mumun ışığını söndüremez. İran atasözleri

1 Ağustos - Müzik değiştiğinde dans da değişir. Japon atasözleri
2 Ağustos - Eski aşklar yanmış, sönmüş kömür gibi gayet kolay alev alır. Kolombiya atasözleri
3 Ağustos - Küçük biber acı olur. Kore atasözleri
4 Ağustos - Şeytanın işine gelirse, Kurandan bahseder. Türk atasözleri
5 Ağustos - Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir. Kızılderili atasözleri
6 Ağustos - Okumadan molla olan, gagalamayan karga olur. Özbek atasözleri
7 Ağustos - Yalan dört nala gider, gerçek adım adım yürür, fakat gene de vaktinde yetişir. Norveç atasözleri
9 Ağustos - Hiç bir mutfak iki kadını alacak kadar zengin değildir. Sudan atasözleri
10 Ağustos - Yazmayı bil de, kömür ile yaz. Laz atasözleri
11 Ağustos - Akıllı adam, akılsız adamın son yaptığını ilk önce yapar. Hint atasözleri
12 Ağustos - Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever. İrlanda atasözleri
13 Ağustos - Kitap, insanın cebinde taşıdığı bir bahçe gibidir. Arap atasözleri
14 Ağustos - İnsan dışı ile karşılanır, içi ile uğurlanır. Moğol atasözleri
15 Ağustos - Sahibi çok olan eşeği sonunda kurtlar yer. İspanyol atasözleri
16 Ağustos - Kader sana hayat diye ekşi bir limon uzattıysa, sen üstüne tekila ve tuz iste. Meksika atasözleri
17 Ağustos - Kim kıskanırsa kördür, kim nefret ederse sağırdır, kim kızarsa topaldır, yalnızca kim severse onun herşeyi tamamdır. Yunan atasözleri
18 Ağustos - Biz bu zamana ve yere misafiriz. Geçip gidiyoruz. Amacımız, gözlemek, öğrenmek, büyümek, sevmek ve sonra eve geri dönmek. Avustralyalı Aborjin atasözleri
19 Ağustos - Uyuyan yılanın kuyruğuna basma. Türkmenistan atasözleri
20 Ağustos - Çirkin kadın yoktur; az votka vardır. Rus atasözleri
21 Ağustos - Kartal için bir güvercini mağlup etmek bir şeref değildir. İtalyan atasözleri
23 Ağustos - Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çıkarır. Bolivya atasözleri
24 Ağustos - Kuş kanadıyla uçar kıçı ile konar. Kazakistan atasözleri
25 Ağustos - Kartalı öldüren, kendi tüylerinden yapılma oktur. Ermeni atasözleri
26 Ağustos - İnsan zengin olmak için değil, mutlu olmak için yaşamalı! Gürcü atasözleri
27 Ağustos - Tutkunun bittiği yerde mutluluk başlar. Macar atasözleri
28 Ağustos - Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar. Venezuela atasözleri
29 Ağustos - Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Türk atasözleri
30 Ağustos - Bir ama pir. Bulgar atasözleri
31 Ağustos - İğne kadar delikten, deve kadar soğuk girer. Özbek atasözleri

1 Eylül - Sen değiştiğinde, talihin de değişir. Portekiz atasözleri
2 Eylül - Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir. Amerikan atasözleri
3 Eylül - Körler ülkesinde tek gözlü adam kraldır. İngiliz atasözleri
4 Eylül - Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır. Peru atasözleri
5 Eylül - Aşkın tokadı üzüm gibi tatlıdır. Mısır atasözleri
6 Eylül - Araba devrilince yol gösterici (kılavuz) çoğalır. Zazaca atasözleri
7 Eylül - Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. Kızılderili atasözleri
8 Eylül - Tecrübe tarak gibidir; hayat insana verir ama kel olduğu zaman. Belçika atasözleri
13 Eylül - Bütün kötü şeyler sanki aynı anda olur. Endonezya atasözleri
14 Eylül - Kurallar olmasaydı; çöpten bebekler çıkarır, darağacından insanlar toplardık. - Bilinmiyor
15 Eylül - Akıl insanın külahında bir çividir. Yumruk yemeden içeri girmez. Arnavut atasözleri
16 Eylül - Sakalı ve hırkayı görüyorum ama filozofu göremiyorum. Latin atasözleri
17 Eylül - Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. İbrani atasözleri
18 Eylül - Aşk için dökülen gözyaşı ve savaşta akan kana bedel biçilmez. Fransız atasözleri
19 Eylül - İsim, adamı değil, adam ismi güzelleştirir.Laz atasözleri
20 Eylül - Okumayı sevmeyene dokuz hoca az. Türk atasözleri
21 Eylül - Köpekler istiyor diye atlar ölmez. Rumen atasözleri
22 Eylül - Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler. Uganda atasözleri
23 Eylül - Güneş bekleyen soğuktan donar, zengin bekleyen açlıktan ölür. Kırgızistan atasözleri
24 Eylül - Küçük kazançlar servet getirir. Jamaika atasözleri
25 Eylül - Kale duvarlarının ardında cesur olmak kolaydır. Gal atasözleri
26 Eylül - Aşk klavuz istemez, tek başına yol alır. İran atasözleri
27 Eylül - Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Brezilya atasözleri
28 Eylül - Kadeh içinde, derede boğulanlardan çok daha fazla insan boğulmuştur. Alman atasözleri
29 Eylül - İdealler yıldızlar gibidir, onları tutmak mümkün olmaz ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler. Fransız atasözleri
30 Eylül - Zaman ve sel kimseyi beklemez. Avusturya atasözleri

2 Ekim - Dostunuzu sık sık ziyaret ediniz,çünkü üzerinde yürünmeyen yollar diken ve çalılarla kaplıdır. Hint atasözleri
3 Ekim - Eğitim özgürlüğe götürür. Alman atasözleri
4 Ekim - Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. Tibet atasözleri
5 Ekim - Bıçak kendi sapını kesmez. Kore atasözleri
6 Ekim - Tarlanın beyi olacağına, kalenin iti ol.  Özbek atasözleri
7 Ekim - Vaadler memleketinde insan açlıktan ölür. Danimarka atasözleri
13 Ekim - Aşkın tokadı üzüm gibi tatlıdır. Mısır atasözleri
16 Ekim - Kalem kılıçtan keskindir.İngiliz atasözleri
18 Ekim - Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir. Nijerya atasözleri
19 Ekim - Kartal gökte uçar ,fakat yerde yuva yapar. Arnavut atasözleri
20 Ekim - Prensipleri amaçla, erdemli hareket et, yardımseverliğe göre hareket et ve kendini sanata ver. Çin atasözleri
21 Ekim - Onlar bize ödüyor gözüküyorlar, bizler de çalışıyor gözüküyoruz. Rus atasözleri
23 Ekim - İyi çırak, ustası yokken anlaşılır. Brezilya atasözleri
27 Ekim - Dünya büyüklere atalarından miras kalmadı. Onu, çocuklarından ödünç aldılar. Amerikan atasözleri
28 Ekim - Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.  İngiliz atasözleri
29 Ekim - Cumhura muhalefet kuvveihatadandır. Türk atasözleri

Adolf "Hitler" yani Putin, Ukrayna'yı baştan sona yakıyor; kadın erkek, çoluk çocuk demeden öldürüyor. Rusya'nın ikizi ABD cart-curt ediyor, AB ne yaptığını bilmeyen şaşkınlar mangası... Türkiye tavrını açıkça ortaya koyuyor, Tayyip Bey, Ukrayna'ya her türlü desteği vereceğini söylüyor ama NATO üyesi olduğumuz için ne asker ne de silah göndermemiz mümkün.
Aziz Üstel
Ukrayna’nın işgaliyle, devletlerarası ilişkilerde makuliyet ve meşruiyet dışı yeni bir sayfa açıldığı, gelişigüzel tarih yorumu üzerinden bir ülkenin varlığının yargılandığı ve işgalin arka dekorunun hazırlandığı anlaşılmıştır.
Devlet Bahçeli
Putin'in Ukrayna savaşının tarihi yazılırken bu savaşın Rusya'yı daha zayıf, dünyanın geri kalanının da daha güçlü bıraktığı belirtilecek.
Putin, felaket bir şekilde can kaybı ve acı getirecek kasti bir savaşı seçti. Bu saldırının getireceği ölüm ve yıkımın tek sorumlusu Rusya'dır. ABD ve müttefikleri birlik ve kararlılıkla karşılık verecektir. Dünya, Rusya'dan hesap soracak.
Joe Biden
Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı askeri harekatı kabul edilemez bulduğumuzu ve reddettiğimizi belirtiyorum. Uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz bu adım, bölgenin barış, huzur ve istikrarına vurulmuş ağır bir darbedir. Her ikisini de dost ülkeler olarak gördüğümüz, yakın siyasi, ekonomik, sosyal ilişkiler içinde bulunduğumuz Rusya ve Ukrayna'nın karşı karşıya gelmiş olmasından dolayı samimi olarak üzüntü duyuyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa artık uyanmalı. Avrupa’nın en büyük nükleer santrali yanıyor. Şu anda Rus tankları nükleer üniteleri vuruyor. Bu tanklar, termal araçlarla donatılmış. Yani onlar nereye ateş ettiğini biliyor. Onlar bunun için hazırlandılar.
Volodimir Zelenski
Türkiye’nin her hâl ve şartta Rusya’yla da, Ukrayna’yla da ilişkilerini koparmaması, gerek Ukraynalıların, gerek Batılıların gerekse Rusların Türkiye’yi savaşa sokma tezgâhlarına karşı uyanık olması kaçınılmazdır.
Yusuf Kaplan
Rusların Ukrayna’yı işgal girişimlerinin en önemli sonuçlarından biri, neredeyse rafa kaldırılmak üzere olan AB projesinin yeniden diriltmesi, konsolide etmesi oldu.
Yusuf Kaplan
Rusya'nın Ukrayna’yı işgali Avrupa için kâbusa dönüşmek üzere bu kış…
Yusuf Kaplan
Rusların Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreç, bütün dünyanın ekonomik ve siyasî dengelerini alt üst etti, etmeye de devam ediyor.
Yusuf Kaplan
Rusların Ukrayna’yı işgal etmeleri üzerine savaşın yıkımından kaçarak ülkerini terkeden Ukrayna’lıların Batı’da karşılanma biçimi ile, Suriyelilerin veya diğer Batı uygarlığının dışındaki göçmenlerin karşılanma biçimleri arkasındaki ürpertici fark, çıkarları belirleyen şeyin kültürel aidiyet biçimleri olduğunu gösteriyor.
Yusuf Kaplan

2023 Kahramanmaraş depremleri, 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve merkezleri Türkiye'de olan iki tane depremdir. Kahramanmaraş'ta gerçekleşen depremlerin büyüklüğü 7'yi aşmıştır; ölü ve yaralılar ise on binlercedir. Başta Suriye olmak üzere çevre ülkeler de etkilenmiştir.

Deprem bölgesinde evlerine giremeyen tüm vatandaşlarımız, arzu etmeleri halinde il müftülüklerimiz ve din görevlilerimizin rehberliğinde uygun olan camilerimizde diledikleri kadar kalabilirler. - Ali Erbaş
06.00 itibarıyla İstanbul’umuzdan 73 uçak ile 12 bin 752 personelimiz ve AFAD Gönüllülerimiz, başta Hatay olmak üzere deprem bölgesine sevk edildi. Hakkınız ödenmez, minnettarız. - Ali Yerlikaya
Sayın başkan, beyefendiler ve hanımefendiler. Başlamadan önce Suriye ve Türkiye'deki yıkıcı depremler ve acı olaylarla ilgili üzüntümü açıklamak istiyorum. Yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum. Birleşmiş Milletler, bu acı olaydan etkilenen ailelere acil yardımlar için bölgedeki durumu takip ediyor. Göçmenler için çalışırken bölgede bulundum ve buradaki göçmenler için çalışmalarda cömert dayanışmayı gözlerimle gördüm şimdi biz de bu bölge için aynı dayanışmayı göstereceğiz. - António Guterres, 9. BM Genel Sekreteri.
Görüşmemizle ilgili değil ama önemli olduğunu düşündüğüm bir şey daha söyleyeyim. Türkiye ve Suriye'de meydana gelen ve bu ülkelerin son günlerde yaşadığı korkunç deprem görüntülerinden ikimizin de inanılmaz etkilendiğini biliyorum. Yıkılan binaların görüntülerini görüyoruz. İnsanları, çocukları görüyoruz, neyse ki bazıları hala enkazdan canlı olarak çıkarılıyor, ama bu inanılmaz bir acı. Her iki ülke de Türkiye'ye ve Suriye halkına ihtiyaç duydukları anda destek olmak için çok çalışıyor. 150'den fazla arama ve kurtarma personeli görevlendirdik. - Antony Blinken
Art arda oluşan bu depremler ülkemizin her yerinde olduğu gibi etrafımızdaki birçok ülkede de hissedilmiştir. Yaklaşık 110 bin kilometrekare bir alanı etkileyen ve çok büyük bir yıkıcı etkisi olan bu depremler, 10 ilimizde çok geniş bir alanda can kaybına ve yaralanmalara neden olmuş, çok sayıda bina hasar görmüş ve yıkılmıştır. Hatta 11 de diyebiliriz buna, yine can kayıplarından ve etkilenen bazı bölgelerden dolayı. 110 bin kilometrekare, Avrupa'da birçok ülkenin yüzölçümü kadar veya ondan daha büyük bir alanı teşkil etmektedir. Bu deprem, Anadolu coğrafyasının son 2000 yıllık tarihçesinde 1668 Büyük Anadolu depremi ve 1939 Erzincan depreminden sonra meydana gelen en büyük üçüncü depremidir. - Fuat Oktay
Arama kurtarma faaliyetlerimiz devam ediyor. Enkaz altında bulunan son vatandaşımıza ulaşana kadar bu çalışmalar devam edecek. Toplamda 16 bin 139 arama kurtarma ekibimiz şu anda fiilen sahada. Tüm illerimiz ve ilçelerimize sevk etmiş durumdayız. - Fuat Oktay
Şu ana kadar toplam 2 bin 600 kurtarma personeli, 78 araç ve diğer malzemeyle ihtiyaç sahibi olan noktalara taşınmış bulunmaktadır. Batıdan, özellikle aldığımız malzemeyi ve personeli İncirlik ve Gaziantep havaalanlarına, bugün öğleden sonra da hava şartlarının elvermesiyle açılan Malatya'ya taşımaya başladık. Uçak seferlerimiz devam ediyor. Bu konuda toplam elimizde şu an kullandığımız 75 hava aracı var, helikopterler, TİHA'lar dahil. Bunları da kullanmak suretiyle ihtiyaçları karşılamak üzere toplam 213 sorti icra edilmiş bulunmaktadır. - Hulusi Akar
63 uçakla şu ana kadar 707 sorti gerçekleştirildi. Bu sortilerde 9 bin 780 uzman personel ile 625 ton malzemeyi hedeflerine ulaştırdık. Malzeme ve personel sevkiyatı yapan uçaklar dönüşlerinde deprem bölgelerinden yaralıları ve isteyen vatandaşlarımızı taşıdı. Bunların yanı sıra 34 ülkeden 61 uçakla 147 sorti icra edildi. Diğer yandan şu ana kadar yaptığımız çalışmalarda 41 TİHA ve İHA görev yaptı. Bunlar 394 saat uçtu. İHA/TİHA, insanlı keşif uçakları, Göktürk uydusu dahil Hava Kuvvetleri teyakkuz halinde, faaliyetleri desteklemek için büyük gayret içinde olmaya devam ediyor. - Hulusi Akar
Kahramanmaraş, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Kilis, Elazığ ve Adıyaman Valilerimiz ile görüştüm. Belediye Başkanlarımız ekipleriyle, tüm gücüyle milletimizin yanında. MYK üyelerimizle toplantı halindeyiz, bu felaketi birlikte atlatacağız. - Kemal Kılıçdaroğlu
Şu ana kadar 10 ilde 307 bin 763 bina yani 1 milyon 586 bin 901 ev ve iş yerini inceledik. Bunlardan 41 bin 791 binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğunu tespit ettik. Bu da yaklaşık olarak 190 bin 172 konut ve iş yerine denk geliyor yani 190 bin konutumuz ve iş yerimiz yıkılmış, ağır hasar almış durumda. - Murat Kurum
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz kara unsurlarındaki binlerce personelinin yanı sıra Deniz Kuvvetlerimizin 10 gemisi, Hava Kuvvetlerimizin 54 yüksek kapasiteli kargo uçağı dahil tüm imkanlarıyla arama kurtarma, tahliye ve yardım malzemelerinin nakli çalışmalarında yer almaktadır. Emniyet teşkilatımız tüm unsurlarıyla zaten sahadadır. Jandarmamız binlerce uzman personelinin yanı sıra 26 kargo uçağıyla, Sahil Güvenlik Komutanlığımız gemi ve botlarıyla afet bölgesinin her yerinde görev başındadır. Güvenlik korucularımız da bu çalışmalara aktif olarak katılmaktadır. - Recep Tayyip Erdoğan
Milli İHA'larımız, deprem bölgelerinden aldığı görüntü ve verileri kriz masasına aktararak arama-kurtarma ile lojistik faaliyetlerine katkıda bulunuyor. - Selçuk Bayraktar
Depremlerin olduğu dönem ve etki alanına baktığımızda 6 Şubat'ta yaşadığımız depremler, gerçekten diğer iki depremin de önüne geçecek büyüklükte. Yaklaşık 110 bin kilometrekarelik alanda doğrudan etkisi olan, Avrupa'nın birçok ülkesinde hissedilen, ülkemizin her yerinde hissedilen, gerçekten çok büyük depremlerle karşılaştık. Depremler sonucunda Doğu Anadolu fay zonunun iki ayrı kolu, iki ayrı parçası üzerinde yaklaşık 350-400 kilometre civarında bir yüzey kırığı meydana geldiğini tahmin ediyoruz. - Yunus Sezer
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kahramanmaraş Afet Koordinasyon Merkezi'nde, Afet Koordinasyon ve Değerlendirme Toplantısı'nda 6 Şubat'ta meydana gelen depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin 500'e yükseldiğini açıkladı. - Süleyman Soylu

Süleyman Demirel sık sık tekrarlardı, "Siyasette nasıl gelirsen öyle gidersin". Erdoğan 1999 depreminin yıkımıyla geldi iktidara. Görünen o ki 2023 depreminin yıkımıyla gidecek. Binlerce cana mal olan bu deprem onu da siyasetin enkazına gömecek. Yarattığı Tek Adam rejimi göçük altında kaldı. İktidar hırsıyla bütün ipleri eline aldı. Her kurumu kendine bağladı, hiçbir itiraza tahammül edemediği için yanında sadece "evet efendimciler" kaldı. Sonuç ne; Türkiye, tarihinin en büyük faciasını yaşıyor, yüz binlerce insan enkaz altından çığlık atıyor, milyonlarca insan yardım etmeye çalışıyor, ama bütün yetki tek adamda olduğu ve tek adam her krizde olduğu gibi en kritik saatlerde ortadan kaybolduğu için devlet felç olmuş durumda. "2023'te aya gideceğiz." demişti. Maraş'a Adıyaman'a Hatay'a gidemiyoruz 2023'te. O da neyle karşılaşacağını çok iyi bildiği için gidemiyor felaket bölgesine. 1100 odalı sarayından izliyor yol açtığı yıkımı, önündeki camdan önüne konan yalanları okuyor. Çünkü topladığı deprem vergilerini duble yol müteahhitlerine yedirdi. Asırlık Kızılay'a yakınlarını doldurdu. Bağışları oğlunun vakfına yönlendirdi. Hatay'da "Orası fay hattı Havaalanı yapmayın!" diye uyaran mühendislere terörist dedi. "Toplanma alanlarını yapılaşmaya açmayın, parklara Alışveriş Merkezi yapmayın!" diye feryad eden şehir planlamacıları Silivri'ye hapse gönderdi. "Büyük deprem geliyor önlem alın!" diyen uzmanları felaket tellalıyla suçladı. Onlar büyük Türkiye'nin önüne dikilen vatan hainleriydi değil mi? Al sana büyük Türkiye. Çığlık seslerini sela okutarak bastırdınız, muhalif diye belediyeleri yardım etmeye bırakmadınız, darbe korkusuyla askeri göreve çağırmadınız. Betona taptınız onu bile doğru dürüst yapamadınız. Nerede şimdi o trilyoner yaptığınız müteahhit ortaklarınız? Düşman ilan ettiğiniz ülkeler yetişiyor halkın imdadına. Siz yoksunuz. Aczinizle, beceriksizliğinizle, nobranlığınızla, Enla açar gününde bu halkı enkaz altında yapayalnız bıraktınız. Ayazda donmaya terk ettiniz. Bunun bedelini ağır ödeyeceksiniz. Ölüme terk ettiğiniz bu halkın öfkesi ile gideceksiniz. Ama ne çare, yağmacılığınız binlerce cana mal oldu. Şu “milli yas” bittiğinde, “milli kurtuluş” dönemi başlayacak. Bakalım altında kalacağınız bu siyasi enkazda yardımınıza gelecek bir Allah'ın kulu bulunacak mı? - Can Dündar
Havalimanını biz yapıyoruz kim tutukluyorsa tutuklasın.' Son derece seviyesizce bir meydan okuma. Biz bu kadar emek verirken, bu kadar milletimizle birlik ve beraberlik içerisinde, dayanışma içerisinde olmamız gerektiğini buraya her çıkışımda ifade etmeme rağmen ve kendileriyle görüşmemde de özellikle ifade etmeme rağmen, bunun sorumluluğunda da hareket etmemize rağmen Cumhurbaşkanımızdan başlayarak tüm bakanlarımız, ekiplerimiz, kamu kurumunda çalışan arkadaşlarımız, valilerimiz buna dahildir, son derece dikkatli davranılmasına rağmen gidip çok basitçe iddialarla siyaset yapmak kadar çirkin bir olay olamaz. - Fuat Oktay
Kapanan Hatay Havalimanı'nı onarıyoruz. Gelsinler tutuklasınlar.-Arkadaşlarım limana müdahale ediyor. Gelsinler tutuklasınlar.-Binlerce TIR yardımla halkımızın yanındayız. Gelsinler tutuklasınlar.-Ya hepimizi tutuklayın ya da geceden beri tutukladığınız gençleri, gazetecileri serbest bırakın. Çok işimiz var., Çeşitli tweetler. - Kemal Kılıçdaroğlu
Halkımızın halini yerinde gördüm. Yaşananlara siyaset üstü bakmayı, iktidarla hizalanmayı reddediyorum. Bu çöküş tam da sistematik rant siyasetinin sonucudur. Erdoğan’la, sarayıyla ve rant çeteleriyle hiçbir zeminde buluşmayacağım. Ben halkımın kavgasını vereceğim. Sonuna kadar., Videolu tweet'inin açıklaması. - Kemal Kılıçdaroğlu
Bu Paç Meydanına yakın yine İskenderun'da başka bir enkaz. Baktığınız zaman yan yana birçok apartmanın yıkıldığını görebileceksiniz. Burada bir, iki, üç tane iş makinesi var ama yurttaşların kendi çabalarıyla getirilmiş. Fakat öyle bir şey ki artık insanlar kendi başlarına umutlarını da kesmiş

Leman dergisinin 26 Haziran 2025 tarihli sayısında yayımladığı bir karikatür nedeniyle ortaya çıkan kriz. Birçok kişi söz konusu karikatürü Muhammed ve Musa'ya yapılan saygısız bir tasvir olarak yorumladı. Dergi yönetimi bu iki karakterin peygamberleri temsil etmediğini, Filistin halkına dikkat çekmeyi amaçladıklarını savundu. Olay neticesinde derginin ilgili sayısı toplatıldı, internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Dergi binası önünde protestolar ve saldırılar yaşandı. Dört dergi çalışanı gözaltına alındı ve tutuklandı.

Leman Dergisi önünde güya peygambere sahip çıkma adı altında mekan basmayı andırır görüntüler planlıdır. Ortada hakaret içeren bir karikatür yok. Diyelim ki peygamberin karikatürü çizildi, alay edildi Nisa 140. ayetine göre sadece olay mahallini terk edersiniz. Aksi zorbalık. -- İhsan Eliaçık
Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ve  Hz. Musa'ya (a.s) yapılan hadsizliği kınıyorum. Karikatürde Gazze'deki zulme dikkat çekilmek istendiği ifade edilse de kullanılan yöntem inançlı insanların kalbini kırmış, derin bir hassasiyet yaratmıştır. -- Ekrem İmamoğlu
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e (S.A.V) ve inanç değerlerimize yönelik her türlü saygısızlık, milletimizin ortak vicdanını yaralar. İfade özgürlüğü, nefretin ya da ayrıştırmanın aracı haline getirilmemelidir. Çünkü bu topraklarda birlikte yaşamanın, bir arada kalmanın en güçlü harcı; karşılıklı saygı ve sağduyudur. Kullanılan üslup, milyonlarca insanımızın kalbini kırmıştır. Bu nedenle bizler; ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir dilde ısrarcı olmalıyız. -- Mansur Yavaş
Leman Dergisinin Peygamber Efendimize yönelik çirkin karikatürü kabul edilemez. Kimse dini değerlerimizle kutsallarımızla alay edemez. Yapılan bu çirkinliği ve saygısızlığı kınıyorum. -- Burcu Köksal (Afyonkarahisar Belediye Başkanı)
Leman'ın üzerinde tepinerek hakikati ezemezsiniz. Hz. Muhammed'e saygısızlığa da izin vermem ama yapılmamış bir saygısızlık üzerinden o toplumsal lince de izin vermem. Herkes doğru yerde durmayı bilecek. -- Özgür Özel
Milletin değerlerinden yoksun, edep, adap bilmez ahlaksızların Resulü Ekrem Efendimize yaptığı hürmetsizlik kabul edilemez. Mizah kisvesiyle yapılan açık bir kışkırtmadır, alçakça bir provokasyondur. Resulullah efendimize ve diğer peygamberlerimize küstahlık edenler, bunun hesabını hukuk önünde vereceklerdir. Biz bunun takipçisi olacağız. Biz, bu makamlarda olduğumuz sürece bu ülkede ne adına olursa olsun kimsenin kutsallarımıza hakaret etmesine göz yummayız. Yolumuzu aydınlatan kalplerimizi şefkatle dolduran sevgili Peygamberimizin aziz hatırasına ve emanetine sahip çıkmak asli görevimizdir, bunu şeref sayıyoruz. -- Recep Tayyip Erdoğan
Burada karikatürün çizeri İsrail tarafından öldürülen bir Müslüman’ı konu ederek mazlum Müslüman halkın haklılığını çizmek istemiş olup dini değerleri aşağılama amacı asla bulunmamaktadır.  Bize sürülen lekeyi kabul etmiyoruz zira Peygamber Efendimizin tasviri yoktur. Karikatürü böyle yorumlamak için çok kötü niyetli olmak lazım. --Leman dergisi

LeMan dergisinde yayımlanan bir karikatürü çizdiği iddia edilen kişinin gözaltına alınma görüntülerinin İçişleri Bakanı tarafından yaygınlaştırılmasını ve bu gözaltı sırasındaki muamelenin meşru gösterilmesini kınıyoruz. Gözaltına alınan kişiye — hem de hiçbir direnç göstermemişken — kötü muamele uygulanmış; ters kelepçe takılarak ve yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştır. Bu görüntüler İçişleri Bakanlığı tarafından da meşru kabul edilerek kamuoyuna servis edilmiştir. -- İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi
İsnat edilen suçun unsurlarının hiçbir biçimde oluşmadığı barizken Leman dergisi sistematik biçimde hedef gösterilmiştir. İlgili savaş karşıtı karikatürün çizeri, derginin genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, muhasebe müdürü ve grafikeri işkenceyle gözaltına alınmıştır. Yakalama işlemi sırasında ters kelepçeyle, başı zorla öne eğdirilerek, merdivenlerde sürüklenerek götürülen dergi çalışanlarının görüntüleri işkence suçunun ispatıdır. İfade işlemleri şube üyelerimizce Vatan Emniyette takip edilmiştir. Delilleri İçişleri Bakanı'nın bizzat basına servis ettiği koşullarda işkenceci polislerin aklanmasına geçit vermeyecek ve hukuki sürecin takipçisi olacağız. -- Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube
Gözaltına alınırken direnç göstermeyen kişiler ters kelepçe takılarak, yerlerde sürüklenerek, çıplak ayakla yürütülerek gözaltına alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler bu şekilde uygulamaları yasaklamaktadır. Kamuoyunu ifade özgürlüğü konusunda birbirlerinin değerlerine saygı göstermeye ve yetkilileri özenli davranmaya davet ediyoruz. -- İstanbul Tabip Odası (İTO)
Türkiye, işkenceyi mutlak olarak yasaklayan Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmesi'ni imzalayarak bu yasağa uyacağını taahhüt etmiştir. Buna karşın, Leman Dergisi yönetici ve çalışanlarına ters kelepçe uygulanması, yani işkence yapılması ve bu fiilin görüntülerinin kamuoyu ile paylaşılarak işkencenin teşvik edilmesi kesinlikle suçtur. Bu nedenle ifade özgürlüğünün özünün ilga edilmesine neden olan, nefret saldırılarına göz yuman, işkence yapan, işkenceyi teşvik eden ve öven kamu görevlileri/yetkililer hakkında derhal resen soruşturma başlatılmalıdır. -- Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)

2025 Türkiye'de hükûmet karşıtı protestolar veya 19 Mart Protestoları, 19 Mart 2025'te Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasının ardından düzenlenen ve ifade özgürlüğü, medya sansürü, otoriteryanizm gibi toplumsal sorunlara değinen halk protestolarıdır.

Buradan merkez medyaya sesleniyorum. Bütün reklamları belli bir gelir seviyesinin, belli bir evi eğitim seviyesinin üzerinden alırsın. Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin yüzde 70’i seni izler. Oraya çıkardığın iki yorumcu ile denge kurar gibi yaparsın, bu soruşturmada bütün suçu bize yıkarsın. Daha hiçbir şey yokken, gizliyken. Buradan söylüyorum. Merkez medyaya, haber kanallarına. Bu haberleri görmeyin, yapmayın. Pazartesi günü tüketimden gelen gücünü kullanmayan, size hedefe koymayan, ‘Buna sessiz kaldılar görmediler’ diyen, Gezi’de penguen verip de ertesi gün nedamet getirenlere söylüyorum. Polisin ‘220 bin’ dediği, gözün 500 bini gördüğü, dronun 1 milyon çektiği bir gece mitingini görmeyenlere söylüyorum. Sizi izleyen, bize oy veren yüzde 70, sizi izleyenin yüzde 70’i, tüketimden gelen gücünü, diğer firmalarınızın ürünlerini tüketirsem, reklamlarınızı izletirsem namerdim. - Özgür Özel
Halkı sokağa davet eden, illegal örgütlerin sözcüsü gibi beyanlarda bulunan yorumcuları ekrana taşıyan, kişi haklarına aykırı taraflı yayıncılık faaliyeti gösteren, devlet büyüklerine, soruşturmayı yürüten yargı mensuplarına, emniyet personeli ile kolluk kuvvetlerine hakaret hatta tehditlere varan ifade ve yayınlara yer veren yayıncı kuruluşlarla ilgili uzun süreli yayın durdurma dahil, en nihayetinde lisans iptallerine varabilecek müeyyideler uygulanacağı önemle ve tekraren duyurulur. - Ebubekir Şahin
Çin TV'si burada canlı yayın yapıyor, ama Halk TV, Sözcü, Tele1 yapamıyor. - Ali Mahir Başarır

2006
Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.
— Mahatma Gandhi
2007
Sultanım, günümüzde artık devletler dinden ve geleneklerden gelen kurallara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir.
— İbrahim Müteferrika
2008
Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiçbir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.
— Friedrich Nietzsche
2009
Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. Tanrı ruhunu affetsin diyen papaza cevabı.
— Charlie Chaplin

Kaç hayat yaşarız? Kaç kez ölürüz? Ölüm anında hepimizin 21 gram kaybettiğimizi söylerler. 21 grama kaç yaşam sığar? Ne kadarı kaybolur? 21 gram ne zaman kaybolur? Ne kadarı onunla gider? Geriye ne kadarı kalır? Geriye ne kadarı kalır? 21 gram, 5 medeni paranın ağırlığı. 1 kuruşun ağırlığı. Bir çikolata parçasının. 21 gram ne kadar eder?
Hakikati arayan, onu bulmanın cezasına katlanır. (Christina Peck)
(Whoever looks for the truth deserves punishment for finding it.)
Tanrı saçının hareketini bile bilir. (Jack Jordan)
Eğer birisi sağ yanağınıza vurursa,ona diğerini de çevirin.
Hayat devam etmek zorunda Jack.Ya tanrıyla ya da onsuz.
Dünya bizi yakınlaştırmak için döner.
İşte, burası ölümün bekleme odası. Bu gülünç tüpler, kollarımı şişiren bu iğneler, bu ölüm öncesi kulüpte ne işim var? Bunlarla nasıl baş etmeliyim? Artık, neyin ne zaman başladığını bilmiyorum ya da ne zaman biteceğini. Hayatını kaybeden ilk kim olacak? Komadaki şu adam mı? Yoksa ben mi?

2006
Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.
— Mahatma Gandhi
2007
Uçarken havayı kesen ve onun direncini hisseden kuş, bunu havasız yerde daha iyi yapabileceği kanısına kapılabilir.
— Immanuel Kant
2008
Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiçbir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.
— Friedrich Nietzsche
2009
Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. Tanrı ruhunu affetsin diyen papaza cevabı.
— Charlie Chaplin

2006
Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.
— Mahatma Gandhi
2007
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, ulusundur.
— Mustafa Kemal Atatürk
2008
Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiçbir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.
— Friedrich Nietzsche
2009
Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. Tanrı ruhunu affetsin diyen papaza cevabı.
— Charlie Chaplin

2006
Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür.
— Abraham Maslow
2007
Bir inşaatçı herhangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse inşaatı yapan öldürülür.

— Hammurabi Kanunları
2008
Almitra sözü aldı ve sordu:—   Peki üstad; evlilik nedir? Cevap söyle geldi: — Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dansedebilsin...birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;  ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...
— Halil Cibran
2009
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir.Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
— Elie Wiesel

2006
Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.
— Mahatma Gandhi
2007
Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkunç olamaz.
— Konfüçyus
2008
Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiçbir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.
— Friedrich Nietzsche
2009
Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. Tanrı ruhunu affetsin diyen papaza cevabı.
— Charlie Chaplin

2006
Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
— Kızılderili atasözü
2007
Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
— Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
2008
Almitra sözü aldı ve sordu:— Peki üstad; evlilik nedir? Cevap söyle geldi: — Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız. Allah'ın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dans edebilesiniz... Birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin... Bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... Birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin; ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... Birlikte şarkı söyleyin; lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! Sadece hayatın eli o kalbi saklar! Birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! Ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...
— Halil Cibran
2009
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
— Elie Wiesel

2006
Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.
— Mahatma Gandhi
2007
Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.
— Muhammed
2008
Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiçbir zaman cesaret etmediğin için ulaşmayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.
— Friedrich Nietzsche
2009
Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. Tanrı ruhunu affetsin diyen papaza cevabı.
— Charlie Chaplin

2006
Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni.
— Pir Sultan Abdal
2007
İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır.
— Ludwig van Beethoven
2008
Tecrübelerim bana gösterdi ki, hukuka bağlı olmayan bir hükümet uzun müddet ayakta kalamaz. Böyle hükümetler çıplak olup, kendini gören herkese karşı gözlerini yere diken ve kimsenin yanında hürmet ve itibarı olmayan birine benzerler. Hatta böyle bir hükümet, tavanı, kapısı, avlu duvarları olmayan ve her önüne gelenin içeriye daldığı bir eve de benzetilebilir.
— Timur
2009
Bir ulusu fethetmenin ve köleleştirmenin iki yolu vardır.Birisi kılıçla, diğeri borçla.
— John Quincy Adams

2006
Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk sabukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır.
— Voltaire
2007
Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker... Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.
— Arthur Schopenhauer
2008
Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum ; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.
— Isaac Newton

28 Şubat süreci, Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in başbakan yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997'de olağanüstü toplanan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla "irtica"ya karşı başlayan ordu ve bürokrasi merkezli süreç.

28 Şubat’ın bir ihtilal olduğunu söylüyorlar. Hayır. 28 Şubat bir ihtilal değildi. Meşru zeminlerde yaşanan bir olaydı. Milli Güvenlik Kurulu zemininde alınan kararlarla ilgiliydi.
İsmail Hakkı Karadayı
İrtica, PKK'dan daha tehlikeli.
Güven Erkaya
Demokrasi vasıtasıyla belirli bir yere gelmiş insanlar ne yazık ki demokrasiye sırtlarını döndüler. Sayın Demirel kanaatimce 28 Şubat'ta bir aktördür, orkestra şefidir. Mesut bey iş birlikçidir, fırsatçıdır. Mesut beye acımak lazım diye düşünüyorum, kullanılmıştır. O başbakanlık görevi de Sayın Mesut Yılmaz'ı asla ve asla büyütmemiştir, aksine küçültmüştür diye düşünüyorum.
Mustafa Kamalak
28 Şubat döneminin evlatlarımızı maruz bıraktığı adaletsizlikleri ortadan kaldırarak, kılık-kıyafet üzerindeki yasaklara son verdik. İmam Hatip okullarının kapısına vurulan prangaları parçalayıp attık. Milletin üniversitelerini hiçbir ayrım yapmadan milletimizin evlatlarının tamamına açtık.
Recep Tayyip Erdoğan
28 Şubat süreci siyasetten eğitime, ordudan ekonomiye İslam'la ilişkili ne varsa hepsine açık savaş açmıştı ve kendi itiraflarıyla bir post modern darbeydi.
Resul Tosun
28 Şubat, yeniden mazlumlara, İslâm dünyasına öncülük edecek Müslüman Türkiye’nin gelişinin durdurulması girişiminin son ürpertici perdelerinden biridir. 28 Şubat, üç büyük ihanetin adıdır: Birincisi, “irtica tehdidi” palavrasıyla, toplumun İslâmî kimliğinin yok edilmesi ihanetidir. İkincisi, 28 Şubat, Türkiye’nin parçalanmasının zihnî, sosyo-kültürel temellerinin atıldığı bir ihanetin adıdır. Üçüncüsü, İslâm’ın protestanlaştırılması ihanetinin dönüm noktasıdır. İhanet kelimesini, öyle ulu orta kullananlardan hazzetmem. Ama yaşananları, ihanet’ten başka bir şeyle izah etmek zorlaşıyor, maalesef.
Yusuf Kaplan
28 Şubat davası, tıpkı diğerleri gibi bir FETÖ kumpasıdır. Soruşturmayı başlatan ve davanın iddianamesini yazan savcılar, ilk tutuklamaları yapan ve mahkeme sürecinde yer alan bir kısım hâkimler, soruşturma sürecinde savcılara sözde belge temin eden şahıslar, temin edilen belgeler hakkında ‘güvenilir’ raporu veren TÜBİTAK görevlileri, savcıya Genelkurmay’dan belge ulaştıran askerî personel, yani kısaca bu davaya ‘eli değen’ herkes bir şekilde FETÖ bağlantılı çıktı. Bugün o şahısların bir kısmı FETÖ üyeliği, bir kısmı da 15 Temmuz’daki rolleri nedeniyle halen ağırlaştırılmış müebbet cezalarıyla cezaevlerinde, bir kısmı ise yurt dışında firarî durumdadır.
28 Şubat Davasındaki tutukluların yakınları
Dolayısıyla irticai faaliyetler olduğu sürece 28 Şubat devam edecektir. İrtica bin yıl sürerse 28 Şubat da bin yıl sürecektir. - Hüseyin Kıvrıkoğlu

2006
Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk sabukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır.
— Voltaire
2007
Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker... Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.
— Arthur Schopenhauer
2008
Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum ; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.
— Isaac Newton

2006
Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.
— Napoléon Bonaparte
2007
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
— Kızılderili atasözü
2008
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
— Konfüçyus

Daha Hızlı Daha Öfkeli, Hızlı ve Öfkeli filminin devamı niteliğinde olan 2003 ABD yapımı filmidir.

Kadınlar itici bir güçtür.
Sıradan bir fare bile bir çeliği kemirecek güçtedir.

Brian O'Conner: Rom!
Roman Pearce: Sadece dostlarım bana Rom der, polis!
Brian O'Conner: Ben artık polis değilim kardeşim.
Roman Pearce: Bu doğru mu? Sarışın dostumuz artık polis değil mi?
Ajan Bilkins: Bu doğru. Rozeti yok.

Roman Pearce: Buraya neden geldin O'Conner?
Brian O'Conner: Senin için bir anlaşma yaptım.
Roman Pearce: Sana ihtiyacım olduğunda ortadan kaybolmuştun serseri. Şimdi anlaşmadan mı söz ediyorsun?
Brian O'Conner: Miami'ye gelip benimle araba kullanman gerekiyor. Bunu yaparsan sicilini düzeltip cezalarını affedecekler dostum.
Roman Pearce: 3 yılımı hapiste geçirdim. Senin yüzünden 3 yıl yattım Brian! Seni sandığından daha iyi tanırım.
Brian O'Conner: Belki tanımıyorsun.

Roman Pearce: Bu anlaşma yasal mı?
Ajan Bilkins Evet öyle. Tabi bizim için çalışırsan...
Brian O'Conner: Söylemiştim.
Roman Pearce: Kes sesini polis! Yani sicilimi temizleyip bu kelepçeyi çıkaracak mısınız?
Ajan Bilkins: Evet öyle.

Brian O'Conner: Hey dostum ne oldu?
Roman Pearce: Size güvenmek doğru mu, bilemiyorum.
Brian O'Conner: Bak, bu yeni bir başlangıç için iyi bir fırsat. Hadi şu işi yapalım, tamam mı? Hadi.
Roman Pearce: Sen olmasan yeni bir başlangıç yapmam gerekmeyecekti!
Brian O'Conner: Tutuklandığın günden beri beni suçlayıp duruyorsun. Tanrı aşkına sakin ol artık.
Roman Pearce: Sakin olmaya ihtiyacım yok!
Brian O'Conner: Evet var. Ve kendi hataların için beni suçlamayı da bırak! Kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenmek zorundasın artık!

Monica Fuentes: İşte anlaşma: Verone'a şoförler gerekiyor, ikinizin ekibe girmesini sağladım, doğal görünmesi için birkaç kişi daha buldum.
Roman Pearce: Ne zaman başlıyoruz?
Monica Fuentes: Hemen şimdi.

Monica Fuentes: Demek eskiden polistin.
Brian O'Conner: Evet. Ne zamandır gizli polissin?
Monica Fuentes: Uzun süredir.

Monica Fuentes: Bu adamın neyi var?
Brian O'Conner: Rozet taşıyan insanlara fazla güvenmez.
Monica Fuentes: Onu tanıyormuş gibisin.
Brian O'Conner: Evet. O zamanlar iki aylık polistim. Roman bir garaj baskınında enselenmişti. Garajında son model sekiz arabayla yakalanmıştı, hepsi de çalıntıydı.
Monica Fuentes: Onu sen mi enseledin?
Brian O'Conner: Hayır, aslında neler olduğunu ben de bilmiyordum. Ama artık bir önemi kalmadı. Demek istediğim; polis olduktan sonra Roman beni bir düşman olarak görmeye başladı.

Roman Pearce: Bakalım doğru anlamış mıyım: Eğer bu işi yapmazsak hapse gideceğiz, ama yaparsak Verone bizi öldürecek.
Brian O'Conner: Gerçekten iyi bir anlaşma. (!)

Brian O'Conner: Tutuklandığın zaman, polis olup olmamam önemli değil, elimden gelen bir şey olsa yapardım. İnan bana bunu yapardım. Bunu bilmeni istiyorum dostum.
Roman Pearce: Peki, neden dostundan uzak kalmayı tercih ettin?
Brian O'Conner: Galiba böyle yapmam gerekliydi.
Roman Pearce: Bak, benim tutuklanmam senin hatan değildi. Sadece benim hatamdı, Bay Roman Pearce'in... deli dolu yaşayan çılgın adamın...

2006
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.
— Mustafa Kemal Atatürk
2007
Ölüm yaşarken bir şey yapmamış olanlar için bir sondur, ama şehit içinse sonsuzluğa giden yolda atılan ilk adımdır.
— Osman Pamukoğlu
2008
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
— Mustafa Kemal Atatürk

300 Spartalı (İngilizce özgün adıyla 300), Frank Miller'ın Termofil Savaşı hakkındaki grafik romanından uyarlanan ve 2007 yılında gösterime giren film.

Onları burada durduracağız! Burada savaşacağız! Burada ölecekler!
Bu günü hatırlayın beyler; çünkü sonsuza dek sizin olacak.
Onlara hiçbir şey vermeyin! Ama her şeylerini alın!
Spartalılar! Kahvaltınızı hazırlayın ve iyice doyun, çünkü bu gece cehennemde yiyeceğiz.
Geri çekilmek yok, teslim olmak yok. Bu Sparta yasasıdır. Ve buna göre duracağız ve savaşacağız... ve öleceğiz. Yeni bir çağ başlıyor, özgürlük çağı...Dünyadaki herkes 300 spartalının ulusu olmak için son nefesini verdiğini bilecek.

Bu kalkanları hak edin çocuklar.

Pers sözcüsü: Oklarımız güneşi kapatacaklar. Akşamı getirecekler..
Spartalı Asker: o zaman gölgede savaşırız

Pers elçisi: İyi dinle, Leonidas. Xerxes gözünün diktiği her şeyi fethediyor ve hâkimiyetine alıyor. Yürüyüşüyle bile yeri titreten, muazzam bir orduya önderlik ediyor. O kadar büyük ki, su içtiği nehirleri kurutuyor. Tanrı-Kral Xerxes'e tek gerek ise şu: Sparta'nın, Xerxes'in arzusuna olan itaatinin bir göstergesi olarak, sadece bir parça toprak ve su sunması.
Leonidas: İtaat. İste bu biraz sorun olur. Dedikodulara göre, Atinalılar sizi geri çevirmişler bile. Ve eğer o filozoflar ve oğlancılar bu cesareti gösteriyorsa, o zaman...
Theron: Diplomatik olmalıyız.
Leonidas: (sözünü keserek) Elbette ki, Spartalılar... İyice düşünüp taşınmalarıyla ün salmışlardır.
Pers elçisi: Bir sonraki sözlerini dikkatle seç, Leonidas. Kral olarak son sözlerin olabilirler.
(Bunun üzerine Leonidas döner ve teklifi düşünmeye başlar. Çeşitli insanlara, son olarak da Gorgo'ya bakar.)
Leonidas: Toprak ve su..?
(Ardından Leonidas kılıcını çeker ve büyük, derin bir kuyunun hemen önünde duran Pers elçisine doğrultur. Bu gören Spartalı korumalar ise kılıçlarını, diğer elçilere doğrultur.)
Pers elçisi: Deli... Sen delisin!
Leonidas: Toprak ve su... (kılıcıyla kuyuyu göstererek) Aşağıda onlardan bolca bulursun.
Pers elçisi: Hiç kimse, Persli ya da Yunan, hiç kimse bir elçiyi tehdit edemez!
Leonidas: Şehrime, yenilmiş kralların taçlarını ve başlarını getiriyorsun! Kraliçeme hakaret ediyorsun. İnsanlarımı kölelikle ve ölümle tehdit ediyorsun! Sözlerini gayet dikkatle seçtim, Persli. Belki sen de aynısını yapmalıydın.
Pers elçisi: Bu çok büyük bir başkaldırı! Delilik bu! (Leonidas, kılıcını indirir ve Gorgo'ya bakar. Gorgo kafasını sallar.)
Leonidas: (Elçiye doğru bağırarak) Delilik mi? BURASI SPARTA! (ardından elçiye tekme atar ve onu kuyuya gönderir.)

2006
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.
— Mustafa Kemal Atatürk
2007
Ölüm yaşarken bir şey yapmamış olanlar için bir sondur, ama şehit içinse sonsuzluğa giden yolda atılan ilk adımdır.
— Osman Pamukoğlu
2008
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
— Mustafa Kemal Atatürk

2006
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.
— Mustafa Kemal Atatürk
2007
Ölüm yaşarken bir şey yapmamış olanlar için bir sondur, ama şehit içinse sonsuzluğa giden yolda atılan ilk adımdır.
— Osman Pamukoğlu
2008
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
— Mustafa Kemal Atatürk

3 Idiots, 2009 yapımı Hint filmi.

Her şey yolunda.
Ölüm nedeninde; "Soluk borusuna aşırı baskı uygulanması sonucu nefes alamama" yazıyor. Herkes gırtlağına gelen baskıdan öldüğünü sanıyor. Son dört senedir beynine gelen baskıya ne demeli? Raporda bu yazmıyor. Mühendisler de zekiymiş hani. Psikolojik baskıyı ölçecek bir makine icat etmediler. Çünkü etselerdi, o zaman herkes bilirdi; bunun intihar değil, cinayet olduğunu.
Bir aslan bile kırbaç korkusuyla sandalyeye oturmayı öğreniyor. Ama biz bu aslan "iyi eğitilmiş" diyoruz, "iyi eğitim almış" demiyoruz.
Size benden daha iyi bildiğiniz mühendisliği öğretmiyordum. Size nasıl öğreteceğinizi öğretiyordum.
İyi işler yapmak için çalış, zenginlik için değil.
Mükemmeli izle, o zaman başarı peşinden gelecektir.
İntihar, hastalıklardan daha çok can alıyor.
Michael Jackson'ın babası onu boksör olmaya, Muhammed Ali'ninki de şarkıcı olmaya zorlasaydı ne olurdu? Felaket olurdu.
Tutkulu olduğun şeyi meslek edin, o zaman işini severek yaparsın.
Yarından bu kadar korku duyarsan bugünü nasıl yaşarsın?
Bir makine, insanın daha az emek harcamasını sağlayan herhangi bir şeydir.
İşi kolaylaştıran ya da zamandan kazandıran herhangi bir şeydir makine.
İnsanları robotlara tercih eden bir firma olmalı bir yerlerde.
Köyümüzde yaşlı bir bekçi vardı. Gece devriyelerinde bağırırdı: "Her şey yolunda. Her şey yoluna! "Biz de huzurlu bir şekilde uyurduk. Sonra bir gece, bir hırsızlık oldu. Ve öğrendik ki meğerse bekçi körmüş! O, "Her şey yolunda!" derdi, biz de güvende hissederdik kendimizi. O gün, bu kalbin ne kadar kolayca korkabildiğini öğrendim. Kandırmanız gerekiyor. Sorun ne kadar büyük olursa olsun, "Her şey yolunda." diyeceksiniz.

Hayat bir yarıştır. Hızlı koşmazsan, ezerler seni. Bebek olurken bile, bir sperm diğer 300 milyon spermi geçer.
O gün Davranış Bilimleri’nden bir ders öğrendik.  Bir arkadaşın başarısızlığında insan üzülür ama eğer onu geçerse daha kötü hisseder kendini.

Makineler hareketleri kısıtlanacak şekilde bir araya getirilmiş parçalardan oluşan bir bütündür, ve bu da demektir ki, güç ve hareket, vida ve yuvasına girmesi, levyenin kaldıraç gibi kullanılması, çıkrık ve dönme noktası vb. olaylarda, aktarılabilir ve dönüştürülebilir hale getirilir, özellikle de az ya da çok komplike olarak, hareketli parçalar kombinasyonundan, ya da tekerlek, levye, dişli gibi basit parçalardan oluşan yapılardır.

[Joy Lobo'nun gitarla söylediği şarkı]

Tüm bu hayat boyuncaBaşkasının hayatını yaşadımSadece bir dakika olsunKendi hayatımı yaşasam
Bana biraz gün ışığı ver, Bana biraz yağmur ver,Bana bir başka şans ver, Bir kez daha büyümek istiyorum...

Gökyüzü berraktır. Ama aşk varsa, yağmur bekleniyor demektir.
İnsanın yaslanacağı en büyük göğüsün, bir arkadaşınınki olduğunu sana öğretmediler mi?
Tavsiye vermek kolay, uygulamak zor.

Viru Sahastrabuddhe: Hayat baskılarla dolu, hep başkalarını mı suçlayacaksın?
Ranchoddas Sahamaldas Chanchad: Ben sizi suçlamıyorum efendim, sistemi suçluyorum. Bu ülkede her 90 dakikada bir, bir öğrenci intihara kalkışıyor. İntihar, hastalıklardan daha çok can alıyor. Ortada yanlış bir şeyler var, efendim.
Viru Sahastrabuddhe: Diğerleri için bir şey söyleyemem, ama burası ülkedeki en iyi okullardan biri. 32 yıldır ben varım buranın başında. 28'incilikten 1'inciliğe yükselttim burayı.
Ranchoddas Shamaldas Chanchad: Ne birinciliği hocam, neyde birinci? Burada yeni fikirler ya da icatlar konuşulmuyor. Notlar konuşuluyor, meslekler, Amerika'ya yerleşme. Nasıl iyi not alınacağı öğretiliyor, mühendislik değil.

– Biz asla bir düğüne davetsiz gitmeyeceğiz.
– Kendimizinkine bile..
– Aslında, ben evlenmeyeceğim zaten. O da öyle..

Öğretmen: Bir makine nedir? Neden gülüyorsun sen ?
Ranço: Mühendislik okumak benim çocukluk hayalimdi, efendim. Sonunda burada olduğum için, çok mutluyum.
Öğretmen: O kadar hevesli olma. Makine’yi tanımla.
Ranço: Bir makine, insanın daha az emek harcamasını sağlayan herhangi bir şeydir.
Öğretmen: Daha ayrıntılı, lütfen?
Ranço: İşi kolaylaştıran, ya da zamandan kazandıran herhangi bir şeydir makine. Sıcak günlerde, bir tuşa basarsınız, serin hava gelir. Klima… Bir makine! Kilometrelerce uzaktaki arkadaşlarınızla konuşursunuz. Telefon… bir makine! Saniyeler içinde milyonlarca işlem yaparsınız. Hesap makinesi… bir makine! Etrafımız makinelerle dolu. Kalemden fermuara kadar hepsi makine! Aynı saniye içinde aşağı ve yukarı. Aşağı ve yukarı.
Öğretmen: Tanım dedim sana.
Ranço: Ben de tanım yaptım, efendim.
Öğretmen: Sınavda bunu mu yazacaksın? Bu bir makine, aşağı yukarı… Aptal! Başka tanımlayacak olan?.. Evet?
Çatur: Efendim, makineler hareketleri kısıtlanacak şekilde bir araya getirilmiş parçalardan oluşan bir bütündür ve bu da demektir ki, güç ve hareket, vida ve yuvasına girmesi, levyenin kaldıraç gibi kullanılması, çıkrık ve dönme noktası vb. olaylarda, aktarılabilir ve dönüştürülebilir hale getirilir, özellikle de az ya da çok komplike olarak, hareketli parçalar kombinasyonundan, ya da tekerlek, levye, dişli gibi basit parçalardan oluşan yapılardır.
Öğretmen: Enfes. Mükemmel. Oturabilirsin.
Çatur: Teşekkürler.
Ranço: Efendim, ben de aynı şeyleri, sadece daha basit bir dil kullanarak söyledim.
Öğretmen: Daha basit bir dil istiyorsan, git güzel sanatlara yazıl.
Ranço: Ama efendim, anlamını da bilmemiz gerekmiyor mu? Sadece kitaptaki tanımı ezberlemenin anlamı nedir ki?
Öğretmen: Kitaptan daha mı zeki olduğunu söylüyorsun? Geçmek istiyorsanız, kitaptaki tanımı yazacaksınız, küçük bey.
Ranço: Ama başka kitaplar da var..
Öğretmen: Çık dışarı!
Ranço: Neden?
Öğretmen: Daha basit bir dille, dışarı! Aptal! Evet, makinelerden bahsediyorduk.. Neden geri döndün?
Ranço: Bir şey unutmuşum efendim.
Öğretmen: Ne unuttun?
Ranço: Görsel ya da dokunsal yollarla; aydınlanma, anlama, bilgiyi artırma, beynin eğitilmesi amacıyla yapılmış olan; resimli, resimsiz, kauçuk kapak, kâğıt kaplama, jelatinli, jelatinsiz türleri olup; içerisinde önsöz, tanıtım, fihrist bulunan; bilgileri kaydeden, analiz eden, özetleyen, organize eden aletlerdir.
Öğretmen: Bu da ne demek?
Ranço: Kitap, efendim. Kitaplarımı unutmuşum, alabilir miyim?
Öğretmen: Neden daha basitçe söylemedin?
Ranço: Az önce denemiştim, efendim. Ama basitçesi işe yaramadı.

2006
Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.
— Napoléon Bonaparte
2007
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
— Kızılderili atasözü
2008
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
— Konfüçyus

2006
Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.
— Napoléon Bonaparte
2007
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
— Kızılderili atasözü
2008
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
— Konfüçyus

2006
Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
— Michel de Montaigne
2007
Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Ne yazık ki bu yüzyılın dahisi (Atatürk'ü kastederek) Türklere nasip oldu ve o da bizim karşımıza dikildi!
— David Lloyd George
2008
Bir gün birisi yanına oturup , ölmekte olduğunu söyleyince ne hissedeceğini düşündün mü? O ağırlığı? Saat artık sizin için tik taklamaya başlamıştır. Birkaç saniye içinde korkuyla karışık bir şaşkınlık içinde bulursun kendini .. Artık her şeye başka bakıyorsundur. Her şey başka kokuyordur. Artık her şeyin lezzetinin farkındasındır. Bir bardak suyun, ya da parkta bir minik yürüyüşün tadını almaya başlarsın, ilk defa . İnsanların çoğu saatin kendileri için ne zaman duracağını bilme lüksüne sahip değiller. Ve çelişki de buradadır. Bunlar kendi hayatlarının değerinin farkında olmazlar. Suyu içmeye devam ederler, ama o bir bardak suyun ne kadar lezzetli olduğuna dikkat bile etmezler. Ölümün bilinmesi... her şeyi değiştirir. Şimdi sana öleceğin günü ve zamanı kesinlikle söylersem hayatındaki her şey darmadağın olur.
— Jigsaw - Testere II filmi

2006
Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.
— Napoléon Bonaparte
2007
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
— Kızılderili atasözü
2008
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
— Konfüçyus

2006
Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
— Michel de Montaigne
2007
Tanrı soylu ruhları sert biçimde sınıyorsa, bunda şaşılacak ne var? Erdemin kanıtı asla kolay değildir. Talih bizi kamçılar ve     vurarak ezer, dayanalım! Bu vahşet değil, bir mücadeledir; bu mücadeleyle ne kadar sık karşılaşırsak o kadar cesur oluruz.
— Lucius Annaeus Seneca
2008
Bir gün birisi yanına oturup , ölmekte olduğunu söyleyince ne hissedeceğini düşündün mü? O ağırlığı? Saat artık sizin için tik taklamaya başlamıştır. Birkaç saniye içinde korkuyla karışık bir şaşkınlık içinde bulursun kendini .. Artık her şeye başka bakıyorsundur. Her şey başka kokuyordur. Artık her şeyin lezzetinin farkındasındır. Bir bardak suyun, ya da parkta bir minik yürüyüşün tadını almaya başlarsın, ilk defa . İnsanların çoğu saatin kendileri için ne zaman duracağını bilme lüksüne sahip değiller. Ve çelişki de buradadır. Bunlar kendi hayatlarının değerinin farkında olmazlar. Suyu içmeye devam ederler, ama o bir bardak suyun ne kadar lezzetli olduğuna dikkat bile etmezler. Ölümün bilinmesi... her şeyi değiştirir. Şimdi sana öleceğin günü ve zamanı kesinlikle söylersem hayatındaki her şey darmadağın olur.
— Jigsaw - Testere II filmi

2006
Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak.
— Konfüçyus
2007
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
— Kızılderili atasözü
2008
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.
— Konfüçyus

2006
Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
— Michel de Montaigne
2007
Tanrı soylu ruhları sert biçimde sınıyorsa, bunda şaşılacak ne var? Erdemin kanıtı asla kolay değildir. Talih bizi kamçılar ve     vurarak ezer, dayanalım! Bu vahşet değil, bir mücadeledir; bu mücadeleyle ne kadar sık karşılaşırsak o kadar cesur oluruz.
— Lucius Annaeus Seneca
2008
Bir gün birisi yanına oturup , ölmekte olduğunu söyleyince ne hissedeceğini düşündün mü? O ağırlığı? Saat artık sizin için tik taklamaya başlamıştır. Birkaç saniye içinde korkuyla karışık bir şaşkınlık içinde bulursun kendini .. Artık her şeye başka bakıyorsundur. Her şey başka kokuyordur. Artık her şeyin lezzetinin farkındasındır. Bir bardak suyun, ya da parkta bir minik yürüyüşün tadını almaya başlarsın, ilk defa . İnsanların çoğu saatin kendileri için ne zaman duracağını bilme lüksüne sahip değiller. Ve çelişki de buradadır. Bunlar kendi hayatlarının değerinin farkında olmazlar. Suyu içmeye devam ederler, ama o bir bardak suyun ne kadar lezzetli olduğuna dikkat bile etmezler. Ölümün bilinmesi... her şeyi değiştirir. Şimdi sana öleceğin günü ve zamanı kesinlikle söylersem hayatındaki her şey darmadağın olur.
— Jigsaw - Testere II filmi

96 Saat (İngilizce özgün adıyla Taken), yönetmenliğini Pierre Morel'in üstlendiği, aksiyon türündeki 2008 yapımı Fransa filmi.

(Kızı Kim kaçırıldıktan sonra, kaçıran kişilerden birisi telefonu alır)
Bryan Mills: Kim olduğunu bilmiyorum. Ne istediğini bilmiyorum. Fidye peşindeysen param yok, ama çok özel yeteneklerim var. Uzun bir çalışma sonunda elde ettiğim yetenekler. Senin gibi aşağılık heriflerin kâbusu olmamı sağlayacak yetenekler. Kızımı hemen bırakırsan her şey bitecek. Seni aramayacağım. Peşine düşmeyeceğim. Ama bırakmazsan, seni arayacağım. Seni bulacağım ve... seni öldüreceğim.
Marko: İyi şanslar. (telefonu kırar)

Sam: İlk baştaki çalışma biçimleri Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan gibi Doğu Avrupa ülkelerindeki kadınları hizmetçi ve bakıcı olarak çalıştırmak amacıyla batıya getirmek yönündeydi. Ülkeye gizlice soktuktan sonra uyuşturucuya alıştırıyor ve fahişelik yaptırıyorlar. Son zamanlarda yolculuk yapan genç kızları kaçırmanın daha ekonomik olduğuna karar vermiş durumdalar. Nakliye masrafları olmuyor.
Lenore: (Ağlamaktadır) Küçük bebeğim benim.
Bryan Mills: Başka ne var?
Sam: Bu grupların çalışma şekline dayanarak uzmanımızın yaptığı değerlendirmeye göre kaçırılışından itibaren 96 saati var.
Bryan Mills: Neye?
Sam: Onu asla bulamamaya.

Liam Neeson – Bryan Mills
Maggie Grace – Kim Mills
Famke Janssen – Lenore
Xander Berkeley – Stuart
Katie Cassidy – Amanda
Olivier Rabourdin – Jean-Claude
Holly Valance – Sheerah
Jon Gries – Casey
David Warshofsky – Bernie
Nathan Rippy – Victor
Camille Japy – Isabelle
Nicolas Giraud – Peter
Gérard Watkins – Saint Clair

Internet Movie Database'de 96 Saat alıntıları

A.R.O.G (tam adıyla A.R.O.G: Bir Yontma Taş Filmi), Cem Yılmaz'ın yazıp Ali Taner Baltacı ile birlikte yönettiği 2008 yapımı bilim kurgu ve fantastik komedi filmi.

Çakma Rolex ama birebir hiç anlaşılmaz.
Bir gün Yılmaz hocalarla lokalde otururuyoruz, Namık Abi nasıl içkili...
Ya şu oku atmayın bi' kere de yaaa...
Viagara şelalesi...
Taksi! (taksici gelir bir anda) Şunu iki dakka aldım birader. (sopayı alır)
Jurassic Park'a çevirdiniz lan burayı!
Hayır; bu köyden olsam n'olacak?
Adam sigaradan gitti usta.
Belki maymundan gelmiyoruz ama maymuna gittiğimiz kesin.
Bir haftada ortaçağ, 15 günde yeniçağ ,yemin ediyorum 1 aya kadar fransız devrimine kadar götürürüz biz bu iş.
Abi çok iyi niyetli bir çalışma ama yemez.
Artislik yapacağına oyununu oyna.
Sen yaramaz adamsın, sen gerçekten yaramaz adamsın.
Taş alıyosun yerden taş alıyosun.
Abicim o replay, replay o ya, iyi al bunu da yaz o zaman hadi.
Nası penaltı ya?
Köşeli.
Ne var lan dublör işte, kendi mi atlayacaktı adam.
Düdüğün yok mu senin düdüğün emzik mi o ağzında ki.
Abicim onun canı o kadarmış ondan cacık olmaz ya dur bi dakka.
Ver ablacım şu çamuru sürde şu hacı abiyi bi alıyım geliyim ya.
Biz böyle çok buzdolabı taşıdık yeğenim.
Güzel bağla da düşmeyelim yeğenim.
Kargabaş aşağı inince cilalı taşa geçerim bak.

Deminden şimdiye geldim.

Bakkal Hacı: Fax machine? (Telaffuz ise "fucks machine" şeklinde.)
Arif: No, no time machine.

Aroglu: (Uçurumda düşmemek bir yere tutunmakta.) Ölmek istiyorum.
Arif Işık: Saç... Saçmalama! (Sigara çıkartır ve Aroglunun ağzına dalı koyar)
Arif Işık: Al şunu, al şu sigarayı al. Al şunu. Bırak öyle şey olur mu ya? Nasıl ölmek istiyorsun sen? Saçmalama. Hayat o kadar anlamsız olamaz. Saçmalama. Al. (Zippo ile Aroglunun sigarasını yakmaya çalışır)
Arif Işık: Siper et, elinle siper et. Elinle siper et. İki elinle siper et, elinle. (Aroglu tutunduğu yerden ellerini çekerek siper eder ve uçurumdan aşağıya düşer)
Arif Işık: Aa. Herif sigaradan gitti usta.

"El öpmekle dudak aşınmaz. Yaz bunu güzel laf."

Anthony Clifford "A. C." Grayling, İngiliz ahlak ve din felsefecisi, yazar.

Din ve bilimin ortak bir atası var: cehalet.  
Duyguların ustalığı, erdemli bir yaşam için esastır.
Dünyanın nasıl olduğu değil, gizemli olan; olduğudur.
Dinler esas olarak gençlerin beynini yıkadıkları için hayatta kalır. 
Başka kimseye zarar vermedikleri sürece insanlar neye inanmaya bırakılmalıdır.  
Hümanizm, hayatın yemek masasında iyi bir konuk olmanız gereken felsefedir.
Elektrik yerine dua ederek evinizi aydınlatmayı deneyin ve hangisinin çalıştığını görün.
Eğer başkaları çevrelerindeki saygıyla uçmayı başaramazsa, bomba atmaya başlayacaklardır.
Eğer hayatta korkmaya değer bir şey varsa, o da sonunda pişmanlık verecek şekilde yaşamaktır.
Bir insan ömrü bin aydan daha azdır. Nasıl yaşayacağını düşünmek için biraz zaman ayırmalısın.
Büyük inançların yalanlarını küçük çocuklara telkin etmek, çocuk istismarının bir şeklidir ve skandaldır.
Hükümet inanç temelli eğitimi aktif olarak teşvik etti ve bu nedenle dini seslere ve köktendincilere bir megafon verdi.
Herkesin inanmaya hakkı vardır. Kiliseler, bir futbol kulübü, bir sendika veya bir siyasi parti olarak var olma hakkına sahiptir.
Bilim, kesinlik ve dolayısıyla olgunluk işareti olmadan yaşamaya hazır olmanın sonucudur. Şüphe ve gevşek uçları kucaklar.
Korkutucu görünen şey ölüm eylemidir. Ancak ölmek yaşayan bir eylemdir ve diğerlerinde olduğu gibi hoş veya tatsız olabilir.
Bu şeylere [eroin ve kokain] bağımlı insanları hor görüyorum. Gerçekten zihin değiştiren bir deneyim istiyorsanız, bir ağaca bakın.  
Kanıt karşısında ve mantığa aykırı bir şeye inanmak - inançla bir şeye inanmak - alçakgönüllülük, sorumsuzluk ve cehalettir; bu, saygının tam tersidir.
Katolikler, nesiller boyunca Vatikan'daki gerici yaşlı erkekler tarafından tutulan kontrasepsiyon hakkındaki görüşleri görmezden gelmektedirler.
14 yaşındayken okulda bir papaz bana bir okuma listesi verdi. Her şeyi okudum ve bir soru ile ona geri döndüm: Bu şeylere gerçekten nasıl inanabilirsin?
Birçok kişi tarafından yapılan hata, belirli bir geleneğin toplumda kurumsallaşmış olması nedeniyle konuştuğu şeylerin gerçekte var olma olasılığını artırdığını düşünmektir.
Diğer insanlar için ne ölüm. Kendimiz için ölmeyi deneyimliyoruz; ama sadece başkalarını kaybetmekle ölüm yaşarız ve deneyim keder ve kayıplardan biridir.
Dini inançlar insanlık tarihi boyunca güçlü bir negatif güç oldu. Çok acı çektirip sorun çıkardılar ve ilerlemek, gelişmek, özgürleşmek isteyen insanların yoluna çıktılar.
Kendi ölümlerimiz kişisel deneyimimizin bir parçası değildir: her birimiz sadece ölmenin bir parçası olan yaşamı deneyimleriz. Bu anlamda, öznel perspektiften ölümsüzüz.  
Periler, Goblinler veya spritler olduğuna inanmadığım için Tanrı ve tanrıçalar gibi şeyler olduğuna inanmıyorum ve bu nedenler on yaşın üzerindeki herkes için açık olmalıdır.
Okumak uçmaktır: tarihin geniş arazileri, insan çeşitliliği, fikirler, paylaşılan deneyim ve birçok soruşturmanın meyveleri üzerinde bir görünüm veren bir bakış noktasına uçmaktır.
Din ile hiçbir ilgisi olmayan içgörü, teselli, ilham ve anlam sunan ve insan gerçekliğinin en iyi, en cömert, en sempatik anlayışıyla ilgili her şeyi sunan güzel ve yaşamı geliştiren bir alternatif görünüm var.
Ateistler ve laikler onların eleştirilerini agresif ve saldırgan olan dini savunucuları acı acı şikayet ediyor. Her zaman diyorum ki: bak, siz sorumlu olduğunuzda, bizimle tartışmadınız, bizi kazıkta yaktınız. Şimdi yaptığımız şey, size bazı argümanlar ve bazı zorlu sorular sunuyoruz ve siz şikayet ediyorsunuz.  
Sokrates, tanıdığı tek şeyin hiçbir şey bilmediğini söyleyerek muhataplarını kızdırmayı severdi. Bu konuda derin bir içgörü var, çünkü gerçek cehaletten daha tehlikeli olan şey, bilgi ve anlayış yanılsamasıdır. Böyle bir yanılsama bol ve felsefenin ilk görevlerinden biri - Platon'un Meno'sunda Sokrates'in eğlenceli bir şekilde gösterdiği gibi - kendimiz ve dünya hakkındaki şeyleri bilmek için iddialarımızı araştırmak ve yanlış ya da karışık oldukları takdirde ortaya çıkarmaktır.
Dini inançlar insanlık tarihi boyunca güçlü bir negatif güç oldu. Çok acı çektirip sorun çıkardılar ve ilerlemek, gelişmek, özgürleşmek isteyen insanların yoluna çıktılar.

Wittgenstein, A. C. Grayling,

Archibald Joseph Cronin (d. 19 Temmuz 1896, İskoçya - ö. 6 Ocak 1981, İsviçre) İskoç romancı.

Acı olan mutlu olmamak değil, mutlu olabilecekken olamamaktır.
Şahika adlı eserinden
Yaşam, özgür ve engelsiz yolculuk yaptığımız düz ve kolay gidilen bir koridor değil yolumuzu aradığımız, kaybolup aklımızın karıştığı ve zaman zaman bir çıkmaz sokağına geldiğimiz bir geçişler labirentidir.

Cehennem, umudunu kaybetmektir.
Nefesinden feragat etmeyen, gerçek hürriyete kavuşamaz.
Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez. Sadece, bugünün gücünü tüketir.
1930 yılı idi. Bir gün midemden rahatsızlandım. Karım bir doktora gitmemi söyledi ise de aldırmadım. Günler geçtikçe rahatsızlık artıyordu. Bir gün karımın ısrarlarına dayanamayarak tanıdık bir hekime gittim. Bir parça bizmut içmemi tavsiye ederek, beni bir briç partisine çağıracağını sandığım arkadaşım, hayatımda çok büyük bir etki bırakan bir teşhis koydu: midemde ülser vardı. En az altı ay süreyle açık havada dinlenmem lazım geliyordu. Büyük tereddütlerden sonra İskoçya’nın bir yaylasında Talbert adlı köy yakınında bir çiftliği dinlenme yeri seçtim. Çalışmaya alışmış bir kimse için böyle sorumlu dinlenme kadar kötü acı olamaz sanırım. Daha birinci hafta sonunda çileden çıkmış durumdaydım. Bana her türlü beden hareketi yasak edilmişti. Tavuklara bakmaktan ve ineklerle dostluk kurmaya çalışmaktan başka yapacak iş kalmıyordu. Bir şeylerle uğraşmayı düşünürken aklıma yazmak geldi. Öteden beri içimde yazı yazmak hevesi duyardım. Hatta bazen karıma açılır, olanak olursa bir roman yazacağımı söylerdim. O bu sözlerimi tatlı bir gülümseyişle ciddiye almaz, “öyle mi sevgilim?” diyerek konuyu yavaşça hastalarıma ve mesleğime getirirdi. Yaylanın bu sessiz gölü kenarında bir seçme yapmak mevkisinde olan insanların önüne çıkan muamma şu anda benim de karşıma dikilmiş bulunuyordu. Yağmurdan ıslanmış, utangaç bir halde çiftliğe döndüm. Çöp tenekesinden nemlenmiş ve kirlenmiş kâğıtları çıkardım. Mutfağın fırınında kuruttuktan sonra masamın üstüne serdim. Tekrar çalışmaya başladım. Kendimi hırpalarcasına çalışıyor, artık kadere yenilmek, boyun eğmek istemiyordum. Bu iradeli çalışma, meyvesini vermekte gecikmedi. İkinci bir üç ay sonunda kitabımın altına (son) kelimesini yazdım.

Tank, avcı-bombardıman uçağı, devlet kontrolündeki polis ve ordu diktatörlüğün silahlarıdır. Ateşli silahlar demokrasinin silahıdır. Tabancaya 'eşitleyici' denmesi boşuna değildir. "Egalité" "özgürlük" anlamına gelir. Ve her zaman da öyle olacaktır. Silahlarımıza asla ihtiyaç duyulmamasını umalım - ama bu ulusun sıradan insanlarının Haklar Bildirgesi'ni talep ettiklerinde ne bildiklerini unutmayalım: Silahlı bir yurttaşlık, tiranlığa karşı ilk savunma, en iyi savunma ve son savunmadır.
Edward Abbey, Abbey's Road (1979) kitabından alıntı
Jefferson olmasaydı, yeni̇ ulus ruhunu kaybedebilirdi. Hamilton olmasaydı, kesinlikle bedenen öldürülmüş olurdu.
James Truslow Adams, Jeffersonian Principles and Hamiltonian Principles (1932), s. xvii'den alıntı
Ulusların tarihindeki en eksiksiz, beklenmedik ve dikkate değer Amerikan Devrimi'nin tam ortasındayız.
John Adams, William Cushing'e mektup (9 Haziran 1776)
Britanya, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı müttefik edinmek için dünyayı ve cehennemi yerinden oynatıyor, ancak bizim bir ittifak önermemiz uygun değil! Büyük Britanya bizi öldürmek için İtalya, Almanya, Hollanda, İsviçre ve biraz da Fransa'daki Avrupa'nın tüm gereksiz servetini ödünç aldı, ama bizim borç para almayı önermemiz onursuzluktur! Vallahi, bana kalsa bütün Avrupa'yla pazarlık yapardım. Tüm Avrupa yerinde dursun, ne İngiltere'ye ne de Amerika'ya adam, para ya da gemi ödünç vermesin ve bırakın onlar tek başlarına savaşsınlar. Böyle bir pazarlık için payıma düşen milyonları verirdim. Amerika, Avrupa tarafından adaletsiz ve cömert olmayan bir şekilde muamele görüyor. Ama böyle giderse, insanlık zalim efendilere köle olacak ve aşağılık putlara alçakça bağlanacak.
John Adams, B. Franklin'e mektup (16 Nisan 1781), Leyden
Ne babam, ne annem, ne büyükbabam, ne büyükannem, ne büyükbabam ne de büyükannem, ne de bildiğim ya da zerre kadar değer verdiğim başka bir akrabam, bu yüz elli yıl boyunca İngiltere'de bulunmadı; böylece görüyorsunuz ki damarlarımda Amerikan kanından başka bir damla kan yok.
John Adams, yabancı bir büyükelçiye (1785), The Works of John Adams, Second President of the United States: Autobiography (1851), Charles F. Adams tarafından, s. 392.
Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri'nden köleliğin nihai olarak tamamen yok edilmesi için her türlü ihtiyat tedbiri alınmalıdır.
John Adams, Robert J. Evans'a mektup (8 Haziran 1819)
Köleliğin Amerika Birleşik Devletleri'nde yol açabileceği felaketleri düşündüğümde ürperiyorum. Beklentilerimi anlatacak olsam beni deli sanırsınız.
John Adams (1820), aktaran John Adams (1962), Page Smith, Garden City, New York: Doubleday, s. 138.
Amerika Birleşik Devletleri'nde köleliğin yarım yüzyıldır kara bir bulut gibi ülkenin üzerinde dolaştığını gördüm.
John Adams (1821), aktaran Passionate Sage (1993), Joseph J. Ellis, New York: Norton, s. 138.
Amerika, uluslar meclisinde, aralarına kabul edildiğinden bu yana, çoğu zaman sonuçsuz kalsa da, onlara her zaman dürüst dostluğun, eşit özgürlüğün ve cömert karşılıklılığın elini uzatmıştır. Çoğu zaman gafil ve çoğu zaman da küçümseyen kulaklara rağmen, aralarında eşit özgürlük, eşit adalet ve eşit haklar diliyle konuşmuştur. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca, tek bir istisna olmaksızın, kendi bağımsızlığını savunurken ve korurken diğer ulusların bağımsızlığına saygı göstermiştir. Kalbini ziyaret eden son hayati damla gibi bağlı olduğu ilkeler için çatışma yaşandığında bile başkalarının meselelerine müdahale etmekten kaçınmıştır. Muhtemelen gelecek yüzyıllar boyunca, Aceldama Avrupa dünyasındaki tüm çekişmelerin, müzmin güç ve yükselen hak çekişmeleri olacağını gördü. Özgürlük ve bağımsızlık sancağı nerede açılmışsa ya da açılacaksa, onun kalbi, hayır duaları ve duaları da orada olacaktır. Ancak yok edecek canavarlar aramak için yurtdışına gitmez. O herkesin özgürlüğünün ve bağımsızlığının destekçisidir. O sadece kendi halkının savunucusu ve haklı çıkarıcısıdır. Genel davayı sesiyle ve örneğinin iyi niyetli sempatisiyle destekleyecektir. Bir kez kendi bayrağından başka bir bayrağın altına girdiğinde, bu bayrak yabancı bağımsızlık bayrağı bile olsa, kendisini kurtulma gücünün ötesinde, çıkar ve entrika savaşlarına, bireysel hırs, kıskançlık ve ihtiras savaşlarına dahil edeceğini ve özgürlük bayrağını gasp edeceğini çok iyi bilir. Politikasının temel ilkeleri, özgürlükten zora doğru değişecektir. Alnındaki paravan artık özgürlüğün ve bağımsızlığın tarifsiz ihtişamıyla ışıldamayacaktı; ama onun yerine kısa süre sonra sahte ve kararmış bir parlaklıkla egemenliğin ve gücün karanlık ışıltısını parlatan bir imparatorluk tacı geçecekti. Dünyanın diktatörü olabilirdi; ama artık kendi ruhunun hükümdarı olmayacaktı. . . . Onun görkemi egemenlik değil, özgürlüktür. Onun yürüyüşü aklın yürüyüşüdür. Bir mızrağı ve bir kalkanı var: ama kalkanının üzerindeki slogan, Özgürlük, Bağımsızlık, Barış. Bu onun Bildirgesi olmuştur: insanlığın geri kalanıyla olan zorunlu ilişkisinin izin verdiği ölçüde, bu onun uygulaması olmuştur.
John Quincy Adams, Dışişleri Bakanı olarak ABD Temsilciler Meclisi'ne hitabı (4 Temmuz 1821)
Ruhum için küllerimin bir Warren ve bir Montgomery'ninkilerle karışmasından daha değerli bir dileğim varsa, o da bu Amerikan Devletleri'nin özgür ve bağımsız olmaktan asla vazgeçmemesidir.
Samuel Adams, Bağımsızlık Bildirgesi hakkında konuşma (1 Ağustos 1776)
Ve söz konusu Birleşik Devletler Anayasası'nın, Birleşik Devletler Kongresi'ne basının adil özgürlüğünü veya vicdan haklarını ihlal etme veya barışçıl vatandaşlar olan Birleşik Devletler halkının kendi silahlarını tutmasını engelleme yetkisi verecek şekilde asla yorumlanmaması.
Samuel Adams, (6 Şubat 1788), Charles Hale, Debates and Proceedings in the Convention of the Commonwealth of Massachusetts (1856), s. 86'da bildirilmiştir. Bu dil, ABD Anayasasının onaylanması için Massachusetts kongresinde bu belgenin I. Maddesine eklenmek üzere önerilmiştir.
Amerikalılar bireyin değil, toplumun ahlakı hakkında konuşma eğilimindedir. Örneğin 2006 Lübnan Savaşı'nın İsrail ve Lübnan arasında olduğunu düşünüyorsunuz. Kimin haklı kimin haksız olduğunu düşünürsünüz ama askerin deneyimini düşünmezsiniz.
Danny Admasu, aktaran Searching for Zion, The Quest for Home in the African Diaspora (2013), Emily Raboteau, Atlantic Monthly Press, s. 45.
Amerika'da kültüre olan belli bir naif inançtan kurtuldum ve kültürü dışarıdan görme kapasitesine eriştim. Konuyu açıklığa kavuşturmak gerekirse: tüm sosyal eleştirilere ve ekonomik faktörlerin önceliğine dair tüm bilince rağmen, zihnin temel önemi -Geist- en başından beri benim için apaçık bir dogma gibiydi. Bunun kaçınılmaz bir sonuç olmadığını, entelektüel olan her şeyin karşısında saygılı bir sessizliğin hüküm sürmediği Amerika'da öğrendim.
Theodor Adorno, The Origin of Negative Dialectics (Free Press: 1977), s. 187'de aktarıldığı gibi.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde, olumsuzluğun gevezelerinden payımıza düşenden fazlasına sahibiz.
Spiro Agnew, (11 Eylül 1970)
Ben mutluyum. Amerika özgürlük ve demokrasi ülkesi, iş olanakları var, iyi bir eğitim var ve orada iyi bir yaşam sürmek için sabırsızlanıyoruz.
Ahmad al-Abboud, The Associated Press (6 Nisan 2016)
Ben Rusya'daki serfe toprak ve kişisel özgürlük vererek Amerika'nın Abraham Lincoln'ün bildirisiyle özgürlüğüne kavuşan siyahi köle için yaptığından daha fazlasını yaptım. Siz amerikalıların siyahi köleyi kurtuluşunu sağlayacak araçlardan yoksun bırakacak kadar nasıl kör olabildiğinizi anlamakta güçlük çekiyorum. Ona kişisel özgürlük verirken, devlete karşı yerine getiremeyeceği bir yükümlülük altına sokuyorsunuz. Herhangi bir mülkiyeti olmadan kendisini ve çocuklarını eğitemez. Birçok kişinin 1863'te Özgürlük Bildirgesi yöntemini sorgulayacağı zamanın geleceğine inanıyorum. Mülkiyeti ya da kendine saygısı olmayan cahil bir adamın elindeki oy, genel olarak halkın zararına kullanılacaktır; çünkü onursuz ya da herhangi bir vatanseverliği olmayan zengin bir adam onu satın alacak ve onunla birlikte özgür bir halkın haklarını batıracaktır.
II. Aleksandr, Rus çarı, Wharton Barker ile konuşma, Pavlovski Sarayı (17 Ağustos 1879); Barker, "The Secret of Russia's Friendship", The Independent (24 Mart 1904), s. 647.
Ben Amerika'yım; ben sizin tanıyamayacağınız bir parçayım. Ama bana alışın.
Muhammed Ali, The Greatest filminden alıntı.
Amerika Birleşik Devletleri, en zengin uluslar arasında en yüksek eşitsizliğe sahiptir. Açık ara Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en yüksek hapsetme oranına sahiptir. En yüksek çocuk ölüm oranlarına sahiptir. En yüksek Çocuk yoksulluğu oranına sahiptir. Zengin ülkeler arasında en düşük seçmen kaydı seviyelerinden birine sahiptir. Özünde, diğer gelişmiş devletlerle karşılaştırıldığında neredeyse tüm karşılaştırmalı ölçütlerde son derece kötü puanlar almaktadır. Yaklaşık bir yıl önce bu görevlerden birinde Çin'i ziyaret ettim ve bulduğum şey, Çin'de insan hakları açısından büyük sorunları olan, ancak aşırı yoksulluk açısından, yoksulluğu ortadan kaldırmak için kesinlikle uyumlu ve gerçek bir girişimde bulunan ve önemli ölçüde başarılı olan bir ülkeydi. Amerika Birleşik Devletleri'nin aksine, 2020 yılına kadar aşırı yoksulluk içinde yaşayan hiç kimse kalmayacaktır. Bir an bile [Çin'deki] siyasi sistemin arzu edilir ve hatta demokratik standartlara uygun olduğunu iddia etmek istemesem de, herkesi aşırı yoksulluktan kurtarma kararlılığı gösteren bir Amerikan hükümetini memnuniyetle karşılarım. Bence siyasetin amacı bu olmalı ve bu Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşmiyor.
Philip Alston, "Q&A: BM'nin yoksulluk ve insan hakları özel raportörü ABD politikalarının zenginleri ödüllendirdiğini, yoksulları cezalandırdığını düşünüyor." Los Angeles Times (2 Haziran 2018)
Amerika, sınırsız doğal kaynakları, zengin bilimsel ve teknolojik birikimiyle, Irak'ı Orta Doğu'nun İsviçre'sine dönüştürmeyi düşünüyordu. Ancak, beklenenin tam tersi gerçekleşti. Yalnız Irak değil, bütün bir Orta Doğu barış ülkesi İsviçre değil, savaş ülkesi Filistin oldu.
Ersin Nazif Gürdoğan
Batı'da barışcı, Doğu

Akıl Oyunları (İngilizce: A Beautiful Mind), Nobel ödüllü Amerikalı matematikçi John Nash'in hayat hikayesini anlatan, yönetmenliğini Ron Howard'ın yaptığı 2001 yapımı biyografik dram filmi.

Belki çok güzel bir zekaya sahip olmak hoş birşeydir ama daha büyük bir hediye güzel bir kalbi keşfetmektir.
Kravatının bu kadar çirkin olmasının matematiksel bir açıklaması olmalı.
Orijinal bir fikir bulmalıyım. Öne çıkmanın en yakın yolu bu olabilir.
Birinci sınıf öğretmenim her zaman doğuştan iki beynim ama sadece yarım kalbim olduğunu söylerdi.
Ders insanın beynini bulandırır. Otantik yaratıclığını yok eder.
Rekabet ortamında biri hep kaybeder.
Orijinal bir fikir bulmalıyım, ancak öyle öne çıkabilirim.
Ders, insanın beynini yorar. Otantik yaratıcılık potansiyelini yok eder.
Kazanmamalıydın... İlk hamleyi ben yaptım ve mükemmel oynadım, oyunda şike var.
Rekabet ortamında biri hep kaybeder.
Sıcaktan erirken dünyayı nasıl kurtaracağımı söyler misiniz?
Hep sayılara inandım, içinde mantık olan denklem ve sayılara… Ancak hayatım boyunca onlarla uğraştıktan sonra mantık nedir diye soruyorum. Buna kim karar veriyor? Araştırmalarım sırasında fizik, metafizik ve hayal alemlerine gidip geri döndüm ve kariyerimin en büyük buluşunu gerçekleştirdim. Mantıklı nedenler yalnızca ama yalnızca gerçek sevginin gizemli denkleminde bulunur.

Memur Bey, bana çarpan şoförü gördüm. Adı Johnny Walker!
Matemetik seni asla gerçeğe ulaştıramaz. Çünkü sıkıcı.

Şans cesurdan yanadır.
İnsan Hayal gücünün elverdiği kadar kötülük yapar.
Yorum yapmak yalnızca olayları dışarıdan izleyenlerin lüksüdür.
Dâhiler soruyu görmeden cevabı görür.
Ben şansa inanmam. Ama bazı şeylere değer vermeğe inanırım.
Problem zaten aklının olduğu yerde.
Matematik belirgin bir kavramdır. Bir çeşit sanattır.
Rüyalarımız da, kabuslarımız da aynı değil mi? Onları beslemesek canlı kalabilirler mi?
Hep sayılara inandım, içinde bir mantık olan denklemle hesaplanan… Ancak hayatım boyunca onlarla uğraştıktan sonra mantık nedir diye soruyorum. Buna kim karar veriyor ? Araştırmalarım sırasında fizik, meta fizik ve hayal alemlerine gidip geri döndüm  ve kariyerimin en büyük buluşu gerçekleşti. Mantıklı nedenler yalnızca, ama yalnızca gerçek sevginin gizemli denkleminde bulunabilir. Bu gece burada olmamı sana borçluyum. Var olmamın nedeni sensin. Sen benim mantığımsın. Teşekkür ederim...
Madem aramızdaki buzları eritemiyoruz onları içkide boğmaya ne dersin?
Benimle yatman için ne söylemem gerektiğini bilmiyorum ama tüm gerekenleri söylediğimi varsayabilir miyiz?
Her zaman sayılara inandım.
Eşitlikler ve mantığın bir sebebi vardır.
Bir zamanlar kendime sordum, sebeblere kim karar verir?
Bu sorum beni fiziksel ve metafiziksel olarak bir boşluğa alıp götürdü, orada hayatımın en önemli buluşunu icat ettim, en gizemli eşitlikler içinde aşk vardı.
En geçerli sebep aşktı.
Sen benim var olama sebebimsin, sen benim tüm sebeplerimsin...

John Nash: Benim işim bu, problem çözmek.
Dr. Rosen: Bu problemi çözemezsin.
John Nash: Neden olmasın, neden olmasın? Ben çözülemez denilen denklemleri ve problemleri çözdüm.
Dr. Rosen: Bunu çözemezsin çünkü sorun problemleri çözdüğün yerde, beyninde.

John Nash: Şey... Ben bu tip konuşmaları yapmayı pek beceremem. Aslında bu ilk giriş kısmını atlayıp, direkt yapmak istediğimizi yapsak nasıl olur? Sonuçta önemli olan sıvı aktarımı değil mi?
Sarışın bayan: Çok tatlısın [Tokat atar]

(John Nash pencereyi kapatır)

Erkek öğrenci: Bari biri açık kalsın profesör, burası çok sıcak.
Dr. John Nash: Kendi sesimi duymak sizin rahatlığınızdan önce gelir. Şahsen ben bu dersin sizin için zaman kaybı olacağını düşünüyorum, benim için de. Ancak burada olduğunuza göre ister derse katılın ister derse katılmayın.
(Alicia Nash pencereyi açar)

Alicia Nash: (Sesli bir şekilde iş gören adamlara) Pardon, merhaba! Küçük bir sorunumuz var. Camları kapatınca içerisi çok sıcak oluyor, açınca da çok gürültü geliyor. Buna bir çözüm bulabilir miyiz diye düşündüm. Belki 45 dakika kadar başka bir yerde çalışabilirsiniz.
İşçi: Hiç sorun değil.
Dr. John Nash: Bu derse devam ettikçe karşınıza çıkan problemlerin birden fazla çözüm yolu olduğunu göreceksiniz.

— O zaman sen Smith'in görüşlerine de itiraz ediyorsun.
— Elbette.
— Neden?
— Smith der ki "Rasyonel birey, kendi çıkarını maksimize etmek için uğraşan bireydir."
— Doğru.
— Eksik!... Esas rasyonel birey, hem kendisinin hem de içinde bulunduğu grubun çıkarını maksimize etmelidir.
— Nasıl yani?
— [Okulun en popüler kızı olan, daha önce tokat yediği sarışın kıza bakarak] Şu meşhur kızı ele alalım mesela. Herkes onunla çıkmak istediği için okulun en popüler kızı o olmuş. Şimdi hepimiz kıza çıkma teklif etsek, havaya girip hiçbirimizi kabul etmeyecek. Biz de arkadaşlarına yöneleceğiz. Ama hiç kimse ikinci tercih olmayı kabul etmez. Ama en baştan hepimiz farklı farklı kızlara gidersek, hepimiz bir kızla çıkmış oluruz. Böylece bireysel fayda da, grubun faydası da maksimize olmuş olur. (Birden yerinden fırlar, sarışın kızın karşısına dikilip hafifçe omzuna vurur)
— Teşekkürler!
— [Nash kafeteryada, kendisine Nobel ödülünü kazandıran ve Oyun Teorisi'ni geliştiren tezinin temellerini atıyor.]
— Hey Nash, yoksa korkuyor musun?
— Oh! Beni korkuttun, dehşete düşürdün! Sersemlettin ve şaşırttın!
[En yakın arkadaşıyla go oynamadan önceki diyalogları]

Otomatik Portakal (İngilizce özgün adıyla A Clockwork Orange), yönetmenliğini Stanley Kubrick'in üstlendiği 1971 yapımı ABD filmi.

Eski girdi çıktılar için vakit yok aşkım,ben sadece sayacı okumaya geldim.
İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar. (Peder)

Bu adil değil! Güzel, sevimli Ludwig Van'ı duyduğumda midem bulanmalı, bu hiç adil değil!
[anne ve babasına] Doğru! Ben şimdi gidiyorum! Artık beni izleyemeyeceksiniz. Kendi yolumu çizeceğim! Çok teşekkür ederim. Bırakın vicdanınıza otursun.
İyi izle ufaklık. İyi izle.
[seslendirme] Küçük bir enerji patlaması akşamı yaşadığımızdan, hepimiz biraz halsiz, bitkin ve perişan hissediyorduk ey kardeşlerim. Bu yüzden arabadan kurtulduk ve bir içki içmek için Korova'da durduk.
Biraz soğuk ve anlamsız, değil mi güzelim? Seninkine ne oldu küçük kız kardeşim? (...) Eve döndüğünde, küçük kızkardeş, bulanık cıvıltılarını oynamak için neyin var? Bahse girerim zavallı portatif piknik çalarlarınız dışında çok az şeyiniz vardır. Amcayla gel ve aslını duy. Melek trompetlerini ve şeytan trombonlarını duy. Davetlisin.
[Beethoven'ın Dokuzuncu Senfonisini dinlerken] Ah saadet! Mutluluk ve cennet! Ah, muhteşemdi, muhteşemliğin ete bürünmüş haliydi. Nadir bükülmüş cennet metalinden bir kuş gibiydi ya da bir uzay gemisinde akan gümüşi şarap gibiydi, yerçekimi şimdi tamamen saçmalıktı. Kafam karıştıkça, çok güzel resimler biliyordum!
[seslendirme] İki yıldır bu cehennem çukurunda, bu insan hayvanat bahçesinde olmak, acımasız gardiyanlar tarafından tekmelenmek ve tokmaklanmak ve senin gibi tatlı bir genç kızın her yerine salyalarını sürmeye hazır, kötü niyetli suçlular ve sapıklarla tanışmak aydınlatıcı değildi, hiç değildi.
[seslendirme] Ertesi gündü kardeşlerim ve sabah ve öğleden sonra, onlar ekranda aşırı şiddet görüntülerini gösterirken onların istediği gibi oynamak ve işkence sandalyesinde oturmak için gerçekten elimden gelenin en iyisini yaptım. Ama sesler böyle değildi. Tek ses müzikti. Sonra bütün acım ve hastalığım içinde, hangi müziğin gümbürdemekte olduğunu fark ettim - bu Ludwig van'dı - Dokuzuncu Senfoni, dördüncü bölüm.
[filmin son sözü] İyileşmiştim.

Herkesin bildiği gibi hükümet senin yüzünden popülaritesini yitirdi, oğlum. Gelecek seçimleri kaybedeceğimiz söyleniyor. Basın bizi çok eleştirdi yapmak istediğimizden dolayı. Ama kamuoyu değişkendir.
Çok acı çektiğini anlayabiliyorum Yardım edeyim, ister misin? Ben ve üyesi olduğum hükümet olanlardan dolayı çok üzgün, oğlum. Çok üzgün. Sana yardım etmek istedik. Sonunda yanlış olduğu anlaşılan öğütleri dinledik. Bir soruşturma örgütü sorumluları bulacak. Bizi arkadaş gibi kabul et. Seni düzelteceğiz. En iyi biçimde tedavi göreceksin. Sana hiçbir zaman zarar vermek istemedik. Ama birçoğu istedi. Kimleri kastettiğimi biliyorsun. Bazıları, politik amaçları için seni kullanmak istedi. Ölümün onları çok sevindirecekti ve bundan hükümeti sorumlu tutacaklardı. Özellikle bir adam var, yazar, yıkıcı eserlerin sahibi, kanın için çığlık atıyordu. Seni sırtından bıçaklamak saplantısı içindeydi. Ama şimdi güvenliktesin. Onun hakkından geldik. Ona kötülük ettiğini öğrendi. En azından, kötülük ettiğini sanıyordu. Saplantı içinde, seni sorumlu kılıyordu çok sevdiği birisinin ölümüyle ilgili olarak. Çok tehlikeliydi. Kendi güvenliği için onu tutukladık. Senin için de.

[Alex'e] Şiddet çok korkunç bir şey. Şimdi bunu öğreniyorsun. Vücudun bunu öğreniyor... Bu öğleden sonra kendini kötü hissettin çünkü iyileşiyorsun. Görüyorsu, sağlıklı olduğumuzda, nefret dolu olanlara korku ve mide bulantısı ile tepki veriyoruz. Sağlığına kavuşuyorsun, hepsi bu. Yarın bu saatlerde, daha sağlıklı olacaksın.

Bunu neden yaptın birader? Ben sana hiç kötülük etmedim.

Senin hakkında bir şeyler duydum. Ne yaptığını biliyorum. Zavallı kederli ebeveynlerinin kalplerini kırmak. Demek geri döndün, ha? Hayatı güzel anne baban için bir kez daha sefalet haline getirmek için geri döndün, öyle mi?
Siz benim için bir baba ve anne gibiydiniz. Peki, şimdi gidip ikinizi doğru düzgün bir oğul gibi olmayan bu genç canavarın merhametine bırakmak, benim için, yani, doğru ya da adil olmaz. Bakın şimdi ağlıyor. Ama bütün becerisi ve ustalığı bu. Bırakın gitsin ve başka bir yerde bir oda bulsun. Bırakın hatalarını anlasın ve sahip olduğu kadar iyi bir anne ve babayı hak etmeyen nasıl kötü bir evlat olduğunu öğrensin...

Alex: DURUN! DURUN, LÜTFEN! YALVARIRIM! BU BİR GÜNAH! BU BİR GÜNAH! BU BİR GÜNAH! BU BİR GÜNAH! BU BİR GÜNAH! BU BİR GÜNAH!
Dr. Brodsky: Günah? Bunun nesi günah?
Alex: Bu! Ludwig Van’ı bu şekilde kullanmak. O kimseye bir zarar vermedi. Beethoven sadece müzik yaptı.

Baba: Acaba akşamları işe gittiğinde tam olarak nereye gidiyor?
Anne: Yani, dediği gibi, çoğunlukla tuhaf şeyler yapıyor, orada burada yardım etmek gibi.

Malcolm McDowell - Alex DeLarge
Warren Clarke - Dim
James Marcus - Georgie
Patrick Magee - Frank Alexander
Michael Tarn - Pete
Adrienne Corri - Bayan Alexander
Carl Duering - Dr. Brodsky
Madge Ryan - Dr. Branom
Godfrey Quigley - Prison Chaplain
Anthony Sharp - Başbakan
Sheila Raynor - Anne
Philip Stone - Baba
David Prowse - Julian
Michael Bates - Baş garidyan
Aubrey Morris - Bay P.R. Deltoid
Steven Berkoff - Tom
Tony Hargreaves - Mahkum gardiyanı
Richard Connaught - Billy Boy
Matthew Ash - Droogie
Miriam Karlin - Kedi Bayan
John Clive - Sahne aktörü
Virginia Wetherell - Çıplak sahne aktrisi

Bir Avuç Dolar (İtalyanca özgün adıyla Per un pugno di dollari), yönetmenliğini Sergio Leone'nin üstlendiği, 1964 yapımı, Spagetti Western tarzındaki İtalyan filmi.

Üç tane tabut hazırla. (Gunfight'tan önce mezarcıya)
Hata etmişim.Dört tabut olacak.(Aynı gunfight'tan sonra tekrar mezarcıya)
Katırım. Ayaklarına ateş ettiğiniz zaman biraz sinirlenmiş. Aslında eğlencesine yaptığınızı ben anlarım, fakat katırım anlamaz. Ondan özür dileseydiniz... ... [gülmeye başlarlar] 'Ben, bunda gülecek bir şey göremiyorum. Katırım da kikirdeyen insanlardan hoşlanmaz.' Kendisine güldüğünüzü sanar.Eğer hemen ondan özür dilerseniz, ki yapacağınızı biliyorum belki, ona gülmediğiniz konusunda kendisini ikna edebilirim.
[Ramon'a] "Elinde 45'lik olan biri tüfekli biriyle karşı karşıya gelirse..."  "...45'liği olan adam, ölü bir adamdır" demiştin, unutma! [Joe silahını doldurur.] Bakalım bu doğru muymuş ? Devam et. Mermi koy ve ateş et.
Bazen ölüler, yaşayanlardan daha fazla işe yarar.
Cebinde para olan adam barışın değerini bilir.
"Öldürmek istiyorsan kalbe nişan alsan iyi olur!" Bunlar senin sözlerin, Ramon!  [Ramone iki kere daha ateş eder ama Joe tekrar ayağa kalkar.] Kalp, Ramon! Kalbe nişan almayı unutma! Kalbime nişan al, yoksa beni durduramazsın.

45'liği olan bir adam, tüfeği olan bir adamla karşılaştığında 45'liği olan adam, ölü bir adamdır.Bu eski bir Meksika atasözüdür ve doğru söyler.
Bir adamı öldürmek istediğin zaman, onu kalbinden vurmalısın.

Don Miguel Rojo: Silahı elindeyken karşısında kimse duramaz.
Silvanito: Ben yaşıyorum ve yaşayanlarla kalmak istiyorum, anladın mı? Ve öldüğüm zaman da ölülerle kalmak isterim. Birisi beni canlılarla yaşamaya zorlarsa işte o zaman mutsuz olurdum..
Chico: Ölmediğinden emin olup... doğduğu gün için onu pişman edelim.

Joe: Her kasabanın bir patronu vardır.
Silvanito: Bu doğru ama iki olduğu zaman, biri fazla derim.

Joe: Baxterlar orada, Rojolar şurada. Ben de tam ortalarındayım. Çılgın zangoç haklıymış. Böyle bir yerde insan iyi para kazanır.
Silvanito: Tahmin ettiğim şeyi düşünüyorsan, sakın deneme derim!
Joe: Bunların hangisi daha güçlü?
Silvanito: Hangisi mi daha güçlü? Sanırım, Rojolar, özellikle de Ramon.

Esteban Rojo: Ben Esteban Rojo. Ağabeyim sizinle ilgilenmemi... Ne yapıyorsun?
Joe: Taşınıyorum.
Esteban Rojo: Tüm adamlarımızın burada bizimle yaşadığını bilmiyor musun?
Joe: Her şey çok rahat, ama sizleri o kadar da samimi bulmadım.

Don Miguel Rojo: Bunun doğru fikir olduğundan emin misin?
Joe: Yanlış olsa benden başka kimsenin aklına yatmazdı.
Ramon Rojo: You are well informed, eh?
Joe: Böyle bir yerde insan hayatı küçük bir bilgiye bağlıdır. Ağabeyinin sözü.
Ramon Rojo: Söylesene, bunu bize haber vermenin sebebi ne?
Joe:  500 dolar.

Father: Bu yaptıkların için nasıl teşekkür edebiliriz?
Joe: Gerek yok. Rojolar gelmeden buradan uzaklaşın, yeter.
Marisol: Bize neden yardım ediyorsun?
Joe: Neden mi? Sizin gibi birilerini tanırdım.Ama onlara kimse yardım etmemişti. Haydi gidin!

Joe: Sanırım hükümetin altınları geri aldığına çok sevinecek.
Silvanito: Ya sen? O esnada burada olmak istemiyorsun galiba, öyle mi?
Joe: Yani, Meksika hükümeti bir tarafta Amerikalılar diğer tarafta ve ben tam ortalarında mı demek istiyorsun? Çok tehlikeli olur. Hoşçakal!
Silvanito: Adios.

Clint Eastwood - İsimsiz adam (Amerikalı)
Marianne Koch - Marisol
Gian Maria Volontè - Ramón Rojo (Johnny Wels rolünde)
Wolfgang Lukschy - John Baxter (W. Lukschy rolünde)
Sieghardt Rupp - Esteban Rojo (Rupp rolünde)
Joseph Egger - Piripero (Joe Edger rolünde)
Antonio Prieto - Don Miguel Rojo
José Calvo - Silvanito (Jose Calvo rolünde)
Margarita Lozano - Consuelo Baxter (Margherita Lozano rolünde)
Daniel Martín - Julián
Benito Stefanelli - Rubio (Benny Reeves rolünde)
Mario Brega - Chico (Richard Stuyvesant rolünde)
Bruno Carotenuto - Antonio Baxter (Carol Brown rolünde)
Aldo Sambrell - Rojo çetesi üyesi (Aldo Sambreli rolünde)

Aaahh Belinda, Atıf Yılmaz'ın yönettiği ve başrolünde Müjde Ar'ın oynadığı 1986 yapımı Türk filmidir.

Naciye: Zavallı, ne kadar da genç ve güzel. Bir kurban daha...
Hasta: Hepimiz kurbanız.
Naciye: Ne kedi meselesi?
Hasta: Almanlar kilise kapılarında kedileri çarmıha gerdiler.
Naciye: Ha, bir filmde vardı bu.
Hasta: İşaret verdiler bana, bir işaretti bu.
Naciye: Peki güzelim, tamam. Emin misin?
Hasta: Daha fazla konuşamam.
Naciye: Peki canım, haklısın. Hiç kimseye söyleme hiçbir şey sakın.
Hasta: Demek Serap unutuldu Naciye Hanım. İşinize evinize dönmek istiyorsunuz. Güzel.
Naciye: Bir süre evde dinlenirim herhalde. İlaçlar iyi geldi ama sersemletti biraz.
Doktor 2: Çocukları da özlemişsinizdir herhalde.
Naciye: Burnumda tütüyorlar. Onların hayali destek oldu bana. En zor anlarımda hep onları düşündüm.

"Senaryo nasıl?" "Nasıl olsun, Belinda şampuanı, ailemizin büyülü şampuanı!"

Hulusi, yani Hulusi! Sen çocuk ruhundan hiç anlamıyorsun!
Stop! Tamam süperdi, sabahladık ama iyi oldu.
— Bütün bunların şampuanla ilgisi ne?— Aa bütün mutluluğumuzu borçluyuz ona! Yumuşacık oluyorum anlasana, yumuşacık, pırıl sıcacık!

Aamir Khan (d. 14 Mart 1965; Mumbai, Maharashtra), Hint oyuncu, yapımcı ve yönetmen.

O hep rüzgâr gibi özgürdü.   
Kimse bıraktığın yerde beklemez.   
Eğitim, sözlü veya yazılı olsun, eğitimdir.   
Hayatın amacını mutlu olduğun yerde ara.   
Başarısızlıklarıma başarım kadar önem veriyorum.     
Gerçek dünya acımasız, rekabete dayalı bir dünya.    
Uzat ellerini, korkma, ürküttüysem giderim senden.   
Hep özgür vicdanlıydı, aramızda bir o kendini dinledi.   
Yarından bu kadar korku duyarsan, bugünü nasıl yaşarsın?   
Dinden Daha Maneviyatlıyım; Üstelik Ben Fanatik Değilim.
Yaşadığım her olayın 'diğer yüzünü' de düşünmeye çalışırım.   
İnsanları eğlendirdiğim ve onları mutlu ettiğim için mutluyum.  
Zihninde gerçeklere inanan ve cesareti olan her zaman kazanır.  
Mükemmeli yakalamaya uğraş, o zaman başarı zaten seni kovalar.   
Hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene sahip olmaktır.   
Uçurtmayı yükselten rüzgâr değildir, rüzgâra karşı verdiği mücadeledir.   
Meğer ne çok canı yanarmış insanın, baktığı yerde göremeyince sevdiğini.   
Ülke vatandaşı olarak sesimi yükseltiyorum. Siyasete girmek istemiyorum.   
Toplumumuz bu sorunları bir örtü ile kaplıyor. Tek istediğim açık bir tartışma.
Bahar çiçekleri senin için açar, kokusunu kokuna dokundurmak için koku saçarlar.   
Ağlamak için kötü bir şey olması gerekmiyor, mutlu olmak da bazen gözyaşı sebebidir.   
Gök ve yer senin gelişine sarsılıyor, yağmurlar yağıyor, bu korkuyu sanki hiç görmedim.   
Göğün birinde değilse ötekinde bir kıvılcım gizlidir işte o kıvılcımı alevlendirmek gerekir.  
Gidiyorsun erken dön içimde bilinmedik bir korku var, garip bir his. Anlam veremiyorum.   
Benim maksadım kargaşa yaratmak değildir ben sadece zamanı değiştirme çabasındayım.   
İnsan arzularını sınırlayamaz, gömülsek de bulutların içine; isteriz halen gökyüzüne değmeye.  
Ben kısıtlamaları sevmiyorum özgürlük istiyorum ve her seferinde bu yüzden bir film yapıyorum.  
Sus, cümleler kurdukça içimi parçalıyorsun. Parça parça etmen sorun değil, ama sen varsın içinde.   
Doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Yeni bir yolda yürümek ve risk almaktan korkmuyorum.  
Yukarıda ay güneş ve gökyüzü. Karşımda sen ne güzel geldin hayatıma. Bütün renkler anlamsız geliyor şimdi.    
Toplumumuzdaki problemlerin sorumluları zaten aramızda olan insanlardır. Belki de hepimiz toplumca sorumluyuz.  
Benim hayatımda her şey yolunda beni neden ilgilendirsin ki? İlgilendirir. Çünkü ben de bu toplumun bir parçasıyım.   
Gerçekleştirdiğim, hayatın her kesiminden insanlarla tanıştığım ve onlardan öğrendiğim yolculuk benim en büyük başarımdı.
Hayranlarımdan ve izleyicilerimden aldığım sevgiden hoşlanıyorum. Ama bence neyin gerçek neyin gerçek olmadığını biliyorum.     
Şahsen iyi işler yapan insanları desteklemem gerektiğini ve insanların da böyle iyi işleri desteklemeleri gerektiğini hissediyorum.
Benim en büyük başarım insanlardan edindiğim sevgi ve saygıdır. Bunu elde etmek çok zordur. Ailem, bana yakın insanlar da benim başarımdır.  
Yeni olduğumda kariyerimin nereye gideceğini bilmiyordum. Başlangıçta filmlerim başarılı bile değildi, ama sonra hatalarımdan çok şey öğrendim.  
Şimdi benim çocuklarım öğretmenlerim.Ben öğrenmek sabır, nezaket, yeni şarkılar ve eğilimleri, koşulsuz sevgi neden olmadan gülmek istiyorum.   
İnsanlar bana sevgilerini ve iyi dileklerini verdiler. Çok mutluyum. Eğer bakarsanız istediklerinizin sonu yoktur. Ben hayatta ne olursa olsun mutlu olmamız gerektiğine inanıyorum.  
Bunlar bizi öne çıkarmaya söz veren siyasi partiler, bize bakmayı vaat eden siyasi partiler, fakir ve muhtaçlarımıza bakmaya söz veren siyasi partiler. Güç kullanıyorlar, zorbalık yapmaya çalışıyorlar.   
Eğer özgür Hindistan için savaşan atalarımız şimdi hayatta olsaydı onların yüzüe bakabilir miydik? Dedelerimiz böyle bir Hindistan hayali mi kurmuşlardı? Böyle bir Hindistan için mi savaşmışlardı?  
Bizim toplumumuzda çok acı geçekler var.  Bizim görmemezlikten geldiğimiz. Çünkü bu gerçekleri görmek insanı çok rahatsız ediyor. Zamanla neden bunların beni endişelendirmediğini düşünmeye başladım.   
Ulusal Film Ödülleri dışında, değer vermem gereken başka bir ödül töreni görmüyorum. Bu ödül törenleriyle ilgili kişisel deneyimim, onlara güvenmiyorum. Onlara inancım yok, bu yüzden uzak durmayı tercih ederim.   
Bence modern zamandaki en acı durum, karşındaki insanın seni bir alternatif olarak görmesidir. Seni diğer insanlardan farklı görmeyip, hızlıca tüketip başka alternatiflere yönelmesidir. Fast food tüketir gibi insan tüketmeleridir.

Abdi İpekçi, Türk gazeteci ve yazar.

Zafer biraz da hasar ister.  
Tek çıkar yol Sosyalizmdir.  
Vuran patlatıyor, çalan oynatıyor.
Kahraman putlaştırıldığı zaman ölür.  
Ben demokratik sosyalizme inanıyorum.
Basın hürriyetini koruma yolu kendi kendini kontroldür.  
Öyle bir anayasa yapın ki, bir daha ihlali mümkün olmasın.  
Temel sağlam değilse o zaman mevcut usuller kâfi gelmez.
Özgürlükleri silip süpüren bu rejim insanları mutlu edemez.  
Atatürk'ün karakteristik bir tarafı, anti-emperyalist oluşudur.
Bütün ihtilaller evlatlarını yer. Çünkü ihtilal, cebir ve zor işidir.   
" Niçin öldü?" diye sormayın. Yarınlar için, yarınların özgürce yaşanması için öldü.  
Olur mu böyle olur mu Kardeş kardeşi vurur mu Kahrolası diktatörler Bu dünya size kalır mı?
Atatürk, Bilimin, sağduyunun esas prensiplerinin daima rehber olduğu, kılavuz olduğu bir zihniyet taşımıştır.  
Yaşamakta olduğumuz günler göstermektedir ki, güçlü liderler ne kadar yaşlanırsa yaşlansınlar siyasetten ayrılmaları kolay olmamaktadır.  
Elbette yeni çareler, yeni formüller, yeni metotlar bulunacaktır. Ama yol olarak, yön olarak Atatürk'ün bize yönelttiği rasyonalist kafayı muhafaza etmek şartıyla.   
Atatürk bir doktrin adamı değildir. Atatürkçülük doktriner bir tez değildir. Kendi janrında da elektrik olmakla beraber, 20. yüzyıl için orijinal olan bir sistemi ortaya atmıştır.   
Atatürk inkılaplarının en ilerisinde olanıdır. İnkılaplarda benim kanaatimce en ileri iki tanesi vardır. Biri harf inkılabıdır, biri de kadınların cemiyete girmesi, kadın hürriyetidir.   
Aklımın erdiği kadar reyimi kullanıyordum. Kanunun anayasaya uygun olup olmadığını, memleketin bir dikta rejimine götürülüp götürülmediğini, tek parti sistemine devlet idaresinin sürüklendiğini fark etmedim.  
Günün meselelerini yeni fikirler, devletin yeni usulleri, nizamları ile halletmekte güçlük çektikçe çareyi onlar içinde aramak yerine mazi usullerinde aramaya çalışıyorlar. İrtica dediğimiz hareketler, düşünceler, fikirler bunlar.  
Siyaset adamları nereden, hangi kültürden gelirse gelsin siyası bir silah olarak tesirli bir unsur olan din faktörünü, ilim namı altında, siyaset namı altında cemiyetin nizamı meselesi şeklinde kullanmışlardır, kullanmak istemişlerdir.  

Anadolu'da Atatürk aleyhtarı neşriyat, gelişmektedir. Hatta bunların içinde üç ciltlik, dört ciltlik olanlar vardır. Mesela ruh hastası olan bir doktorun, Rıza Nur'un neşriyatı gibi. Kendi de yazılarında ifade eder, dikkatli okursak, kendisi bir ruh hastasıdır. (s. 153)
"Harf İnkılabı Atatürk İnkılapları’nın en ilerisinde olanıdır. İnkılâplarda benim kanaatimce en ileri iki tanesi vardır: Biri harf inkılabıdır, biri de kadınların cemiyete girmesi, kadın hürriyetidir. Bu ikisini en ileride görürüm ben." (İsmet İnönü bölümü)
Atatürk'ün karakteristik bir tarafı, anti-emperyalist oluşudur. (Sadi Irmak bölümü)
Kaldı ki, Şeyh Sait denen adam daha evvel, yıllarca evvel yani 1914'te de devlete karşı isyan etmiş, bastırmaya gelen kuvvet tarafından yakalanacağını anlayınca Rus Konsoloshanesi'ne sığınmış ve Birinci Dünya Harbi arifesinde Rusya hesabına çalıştığı sabit olmuş sicili bozuk bir mahluktu. (Rauf Orbay bölümü)

Daha geçen cumartesi İstanbul'da bir açık oturumda beraberce düşünce özgürlüğünden söz ediyor, vergi adaletsizliğinden örnekler veriyorduk. Ey okuyucular, İpekçi'yi her gün okuyan okuyucular, gözyaşlarımızı gözyaşlarınızla birleştirin. O uygar gazeteci, o en yetkin gazete yöneticisi kanlı kefenler içinde ilerici Türk basınının namusunu simgeliyor şimdi. — Uğur Mumcu
Abdi İpekçi bir basın şehidi olarak ölümsüzlüğe doğru uğurlanıyor. Çağımızda kahramanlar, kılıçlarıyla değil, kalemleriyle yüceleşiyor. Abdi İpekçi için akan gözyaşlarının yüreklerdeki kin tohumlarını kurutmasını diliyorum. Biz yazarlar, böyle günlerde, kalemlerimizden dökülen gözyaşlarımızı satırlarımızın arasına saklamak, acılarımızı gizlemek zorundayız. Bu günleri, acılarla, kan ve gözyaşıyla yaşıyoruz. Yarınların özgürce yaşanması için... "Abdi İpekçi niçin öldü?" diye sormayın. Yarınlar için, yarınların özgürce yaşanması için öldü. — Uğur Mumcu

Abdulaziz Bayındır (d. 1951, Tortum, Erzurum), Türk ilâhiyat profesörü, İslâm hukukçusu.

Ateistler, "Allah bana her şey versin ama emir vermesin." diyenlerdir. Esasında yeryüzünde Allah'a, Allah'ın her şeyin yaratıcısı ve idarecisi olduğuna ve öldükten sonra hesap vereceğine inanmayan yoktur. Herkes buluğ çağına girdiği zamanlarda günümüz tabiriyle ergenlik dönemine girdiği zamanlarda Allah'ın var ve bir olduğunu, ahireti kesin olarak kavrar. Araf Suresi 172. ve 173. ayetlere göre bu hakikat ortadadır. Ama arzularını, menfaatlerini birinci sıraya alır, Allah'ı ikinci sıraya alırlar.
Bana göre Osmanlı ulemasının tümü ümmidir. Ümmi oldukları için ahirette kurtulabilirler. Fetva Kurulu başkanıyken ben de ümmiydim. "Ulema hata yapmaz kardeşim, koskoca adamlar yanlış mı yazacaklar yani!" derdim. Bakara Suresi 78. ayete göre ümmiler için bir af kapısı açık gibi. Çünkü habersiz, bilmiyor. Ama bir sonraki ayet yani Bakara Suresi 79. ayette ise ayetin manasını bilip menfaati için başka türlü izah edenlerle ilgilidir, bu ayet ve onların akıbeti ayette yazılıdır. Özellikle Osmanlı'da Kuran ezberletilirdi fakat öğretilmezdi. Oğlanı hafız yaptın mı tamamdır. Ayetlerin anlamını bilmedikten sonra neye yarar ki?
Bugün ben size, mezheplerin tamamına göre yüzde yüz faiz olmayan, faiz sayılmayan bir yöntemle dünyanın en rahat çalışan faizli bankasını kurarım. Kendi kafalarına göre bir faiz anlayışı ortaya koyarlar mezhepler.
Kuran'ı anlayarak okumanızı istemezler. Çünkü Kuran'ı anlayarak okumanız halinde, menfaatleri için ayetleri nasıl eğip büktüklerini, ayetlere nasıl yanlış manalar verdiklerini, yaptıkları tüm yanlışları görürsünüz. Tüm sistemleri çöker.
2014 Eylül ayında dünyanın dört bir yanından bir araya gelen 126 İslam alimi IŞİD'e bildiri yayınladı. Köleliğin kalktığını söylediler. Neyi delil getirdiler biliyor musunuz? Kuran-ı Kerim'i değil, Birleşmiş Milletler'in kararını delil getirdiler. O vakit dedim ki: "Beyler yeni dininiz hayırlı olsun."
Maide Suresi 15. ayetten biliyoruz ki kendisine kutsal kitap verilen pek çok din mensubu gerek Yahudi, gerek Hristiyan gerek Sabiiler gerekse başka kutsal kitaba inanan ümmetler olsun Allah'ın kendilerine verdiği pek çok emri, ayetleri saklamışlardır. Şirk başta olmak üzre, namaz, oruç, zekat, hac, faiz gibi pek çok konuda Allah'ın ilgili ayetlerini gizlemişlerdir. Ehl-i Kitap'ın en sevmediği şey, duydukları zaman çılgına döndükleri şey Kuran-ı Kerim'dir. Çünkü tüm sistemlerini çökertir. Bundan dolayı Kuran-ı Kerim'i Allah'ın kitabı olarak kabul etmemek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Batı'da İslam Araştırmaları Merkezleri kurmuşlardır. Orada doktora yaptırırlar. Kuran'ın tarihsel bir kitap, indiği dönem için geçerli olup günümüz için kabul edilemez bir kitap olduğunu iddia ederler. Yahudilik ve Hristiyanlıkta imanın şartlarından biri; son kez gelecek bir nebiye inanmaktır. Son nebi peygamberimiz Muhammed Mustafa'dır, dolayısıyla son kez inen kitap Kuran-ı Kerim'dir. Ama onlar Kuran'dan kaçmak için henüz bekledikleri Mesih'in gelmediğini iddia ederler. Yahudiler İsa'ya ve Muhammed Mustafa'ya sahtekar dedikleri için bir başka bir Mesih beklediklerini söylerler. Hristiyanlar ise peygamberimize sahtekar dedikleri için İsa'nın beklenen Mesih olduğunu iddia ederler. Maalesef bizim mezhepler ise hem Mehdi'nin hem İsa'nın geleceğini söylerler.
Bugün Türkiye'de uygulanan, dünyada uygulanan devlet sistemi teokratiktir. Ne demek teokratik? Yani Tanrı devleti. Dört asır Fransızlar, kiliseye karşı mücadele edip başardılar bu defa devleti kiliseleştirdiler. Şirketleri, kurum ve kuruluşları kiliseleştirdiler. Bakın Mümtehine Suresi 12. ayete göre Allah'ın Nebisi yanlış bir iş yaptığında, bir kişi ona itiraz edebiliyor. Fakat bugün bir devlet memurunu bir yere şikayet edebilmeniz için, yetkili amirden muhakemesi için izin istersiniz çünkü dokunulmazlık var. Devletin üst yöneticilerini dokunulmazlık zırhından dolayı hiçbir şekilde mahkemeye veremezsiniz. Avrupalılar hürriyetten bahsederler. Onların yeryüzünde hürriyetten bahsetme hakları yoktur. Onlar kitleleri uyuşturmak için sürekli hürriyet diyorlar. Hiç kimse dokunulmaz değildir.
Müslümanlar isimlerinden başka her şeylerini kaybetmiş vaziyetteler maalesef. O isimleri belki bir işe yarar. "Bu dinin kaynakları nelerdir?" deyip bir gün Kuran-ı Kerim'e bakma ihtiyacı duyarlarsa hem kendilerini kurtarmış olurlar hem de dünyayı kurtarma imkanları ellerine geçmiş olur.
Bugün Müslümanlarda "Hikmet" kaybolduğu için, Müslümanlar çözümü kendilerinde göremiyor. Çözümü, Batı'da, AB'ye girmekte, şurada burada görüyor. Halbuki herkes çözümü bizde görmelidir.
Müslümanlar akıllarını başlarına toplasınlar. "Kuran-ı Kerim'e inanıyorum." demek yetmez. Kuran'a tamı tamına güveneceksin. Yani "Allah ne demişse o'dur." diyebileceksin. Diyemiyorsan sen boşuna söylüyorsun. Kuran diye bir kitap olduğunu zaten yeryüzünde bilmeyen yok. Sen de onlardan bir tanesi olursun. "Ben inanıyorum." demekle olmaz. İnandığını her şeyle göstermen lazım.
Öncelikle şunu hatırlatayım: Her insan, doğduğu günden itibaren Allah'ın yarattığı ayetleri okur. Onu okuyan herkes Allah'ın varlığını ve birliğini kavrar. Bir de menfaatleri ile doğrular arasında tercih konusunda karar verme durumuna gelinceye kadar herkes doğru ve dürüsttür. En yalancı insan dürüstlük dersi verir ki hayret edersiniz. Yalancılığın kötü olduğunu o bilir çünkü. Ne zaman menfaat ve doğru arasında tercih olursa, çok az insan doğruyu tercih eder menfaatten vazgeçer. Herkes evrensel doğruları bilir. Yalan dünyanın her yerinde kötüdür.
Herkes mümin olarak başlar hayata. Ebeveynleri en dinsiz kişiler olsa bile. Aslında dinsizlik dini bilmemek, tanımamak değil doğrulardan hoşlanmamaktır. Pekala bilirler, ama hoşlanmazlar. Menfaatlerine ters düşüyordur çünkü.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır'ın kurucu başkanı olduğu Süleymaniye Vakfı'nın resmî web sitesi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır'ın yaptığı Kuran derslerinin yayınlandığı resmî web sitesi

Abdulkadir Selvi (d. 1964, Sivas), Hürriyet gazetesinde çalışan Türk gazeteci ve köşe yazarı.

Avrupa değerlerine yürekten inanıyorum.
(Erdoğan) demokrasinin simgesi.
Ocak 2016
Bir süre terörle yaşamaya alışmamız gerekiyor.
Mart 2016 Ankara saldırı sonrası yorumu
Azerbaycan’ın Ermenistan saldırısını püskürttükten sonra işgal altındaki köyleri kurtarması da gösterdi ki, artık askeri varlığıyla da önemli bir güç olan Azerbaycan var.
28 Eylül 2020 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan "Ermenistan Azerbaycan’a neden saldırdı" başlıklı yazısından
Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın suratına telefonu kapatan Putin, şu ana kadar Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aramadı. Putin, saldırıların başladığı andan itibaren beklentilerin aksine Ermenistan’ın yanında yer almadı. Hatta Paşinyan’ın içine düştüğü zor durumu uzaktan izlemekle yetindi. Putin böylece ABD ve Fransa yanlısı Paşinyan’ın burnunu sürtmüş oldu.
7 Ekim 2020 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan "Aliyev ile Putin’in yaş günü diplomasisi" başlıklı yazısından
Ama öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Paşinyan saldırırken kaybedeceğini düşünmüyordu. Hatta Dağlık Karabağ’ın işgalinde olduğu gibi yeni topraklar kazanıp zaferini ilan etmeyi planlıyordu.
8 Ekim 2020 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan "Aliyev’le görüşmenin perde arkası" başlıklı yazısından

Abdullah Cevdet, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında ve cumhuriyetin kuruluş döneminde yaşamış Kürt kökenli Türk siyasetçi, düşünür, göz hekimi, şair ve çevirmen.

Akl-ı Selim, kutsi bir isyandır ve bunu gönüllerde gezdirmek aşkının ateşi hiçbir zaman söndürülemeyecektir. Promethe, Kafkas Dağları’nda değil, gönül dağlarındadır ve zincirlerini kırmıştır. Mabudumuz  fazilettir. Amali fazilet ise hürriyetsiz mümkün değildir. Hürriyetlerin akdem ve akdesi fikir ve vicdan hürriyetidir.
Benim fikir ve nazarımca ‘millet-i Osmaniye’ demekle ‘ibad-ı Osmaniye’ [Osmanlı’nın kulları] demek müsavidir [eşittir]… Dünyada hangi millet, hangi devlet var ki hanedan-ı hükümdarisinin ismiyle tanınsın? Almanya’da Hohenzollern milleti veya devleti deniliyor mu? Emin olun ki sizin taşıdığınız isim esaret ufuneti [cerahat] esareti neşrediyor. Hanedan-ı Osmani’nin Türkiye’ye ‘memalik-i Osmaniye’, ahalisine ‘millet-i Osmaniye’ namı vermesi bu hanedan efradını, kendilerini hep ve ahaliyi hiç addetmekte olduklarına bir delildir.
...diğer bir olumlu tedbir, kanımıza kan ilave etmektir. Türkiye içine bir göç sistemi oluşturmalıdır. Ben bu sistemi inceliyorum. Sonucu Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na sunacağım. Bunun ana çizgileri, İtalya, Almanya gibi müthiş derecede artan ve taşan milletler vardır... Bunları Türkleştirmek şartıyla arazi veririz. Sosyal durumları layık olan bu adamlar Türklerle evlenerek sıhriyyet [akrabalık] ve karşılıklı ilişkiler kurarak, Türk ırkı içinde kaynar, diğer şart da Anadolu içine gelecek ve kanlarını kanlarımıza katacak bu göçmenlerin ziraat ve ziraat sanayiinde bilgili olmaları ve bir miktar sermayeye sahip bulunmaları gerekir.
(Tevhid-i Efkar gazetesine Türkiye’nin kalkınmasına ilişkin verdiği demeç.)
Geçen pazar çıkan ‘Son Telgraf’ın benden aldığı seyahatime ait bazı beyanatım arasında memleketin müthiş nüfus boşluğu hakkında Türkleştirmek şartıyla kaydını açık bir şekilde ve katiyen koyduktan sonra “Almanya ve İtalya gibi her sene bir milyona yakın miktarlarda artan memleketlerin göçmen akınını, istediğimiz takdirde Anadolu’nun boş olan ve hazineler vermek için güç, kuvvet ve ilim ve sanat bekleyen toprakları üzerine açabiliriz” anlamına gelen bir açıklama ortaya koymuştum. Aynen bu şekilde olan ifadem, hiç mana ve mahiyeti olmadığı halde “Reis-i Cumhur tarafından kabul edilen Doktor Abdullah Cevdet Bey’in damızlık insan celbi hakkında fikri” gibi garip bir başlık altına alınmıştır. Hiç iyi niyete delalet etmeyen bu muameleye hayret ederken, Tevhid-i Efkar’ın hakikati ve değiştirmesine, büyük bir şevk ve hararetle giriştiği ve halkın asabiyetine hakkıyla dokunacak neşriyatına şahit oldum.
(17 Ocak 1925’te, Türkiye'nin kalkınmasına ilişkin verdiği demecin yanlış anlaşılması üzerine Akşam gazetesine yaptığı açıklama.)
Vatandaşlar! Türkiye Türkiyelilerindir. Türkiye vatandaşları kat’iyyen aynı hukuk ve hürriyete mâliktir.
İşte bakın ben Kürt’üm. Kürtleri ve Kürtlüğü severim. Fakat mademki hukuk ve vazifece eşit Türkiye vatandaşlarındanım, her şeyden evvel Türk’üm. (…) Benim bu sözümden, ben mademki Türkiye vatandaşıyım, Kürt lisanı unutulsun, Kürtlüğüm unutulsun dediğim anlaşılmasın. Bilakis, Kürt Kürtçesini, Ermeni Ermenicesini kültürel olarak ihya etsin. Bundan Türkiye’ye zarar geleceğini sananlar ancak bal kabak kafalı veya hain ruhlu kimselerdir.

Abdullah Rıza Ergüven, Türk ozan, yazar, denemeci, eleştirmen ve filozof.

Dinler yakıtını bitirdi mi ölür.
Gerçek özgürlüğümüz, içimizin düşlemli tanrılarını öldürmeye bağlı.
Evren bilincine insanla ulaştık. Sayıları 300 milyonu aşkın tanrılar insanoğluna; evren üzerine, insan üzerine en ufak bilgiyi veremediler.
Bir din ne denli katı, ne denli bağnaz, ne denli değişime uğramıyorsa; o denli de ölümcüldür!
Gerçekte insanlık ne zaman darda kaldıysa tanrı üretti birbiri ardısıra. Hem de sayıya gelmez tanrılar: 300 milyon! Daha önce de yinelediğimiz gibi, insanlık tarihi -demek gerekse- baştan sona tanrılar yaratma tarihidir.
Güneş tanrısının onuruna şenlikler düzenleniyor, kutlanıyordu. Dansla birlikte tanrıya bir tutuklu, kurban olarak sunuluyordu. Bir başka savaş tutuklusu önce taptırılıp sonra da tapınak piramidinin tepesinde kurban edilip, yüreği çıkarılıyordu.
Geçmişin tanrılarıyla günümüz tanrıları birbirini tutmadığı gibi, bu sayısız tanrılar insana da yabancı!. Bir diyorlar göğün bir ucunda, bir diyorlar her yerde!.. İnsan her şeyden önce sorucul bir yaratık. Yaralıya açılan bir yaratık. Yadsınacak tanrı olmayınca, tanrıtanımazlık yok olur!..
Din sözcüleri ölür, öldükten sonra tanrıları da konuşmaz olur! Neden? Çünkü onlar da ölmüştür! Bu tanrılar onlardan önce de yoktu!
Tapınak, tanrının eviydi. Tapınak, yeryüzünde tanrısal bir yerdi. Büyük tanrıların tapınağı çoklayın basamaklıydı, Ziggurat gibi. Babil’deki tapınak kulesi, öncül bir örnek; Tevrat’ın Babil Kulesi gibi... Dinsel eğlencelerin en yüksek aşaması yeni yıl eğlencesiydi.
Eski yazmaların tanıklığına göre Güney Arabistan’da Yahudilikle Hıristiyanlığın büyük etkileri var: “Tanrı göğün ve Yerin Efendisi”dir. Gerçekte bu deyim Kur’an’da da var.
İnsan özgürlüğüne içindeki tanrıları öldürmekle kavuşabilir. İşte o zaman, ağa-imgetanrıların kölesi olmaktan kurtuluruz!..
Dinlerin, özellikle düşünceden yoksun halklar arasında yapılanma durumları; eski çağlardan, Sumerlerden günümüze dek gelmiş, insanlar dinleriyle birlikte tanrılarını da yaratma ustası olmuşlardır.
İnsanlık ne zaman darda kaldıysa tanrı üretti birbiri ardı sıra. Hem de sayıya gelmez tanrılar: 300 milyon! Daha önce de yinelediğimiz gibi, insanlık tarihi -demek gerekse- baştan sona tanrılar yaratma tarihidir.
Bir Tanrı olsaydı, insanlara kendini kanıtlardı. Şimdiye dek -milyonlarca yıldır- ispatlamış olması gerekirdi. Böyle bir Tanrı ortaya çıkmış değil! Bu Tanrı’yı da bir gören yok!..
Başlangıçta bir Tanrı var deniyordu! Başlangıçta ve daha sonraları bir Tanrı gerçekten varolsaydı, var denilen bir Tanrı’nın yanı sıra 300 milyon tanrı türeyemezdi imgesel de olsa!..
Kureyş Arapları kendilerini cinlere bıraktılar. Onlarla ilişki kurmaya çabaladılar.
Hiçten yaratı, hiçten yaratma, tektanrıcı dinlerin uydurusu! Düşlemler, varolmayan tanrılarla, dışarıda gerçeği olmayan Cenneti yaratır! Neden? Çünkü yığınları kandırarak, kendi kişisel çıkarlarını da koruyup -varsılı kendi yanma çeker- varsılın yararına onları sömürerek!.. Yazıklı düşlemli imgetanrılar da suç ortağı olur.
Din sözcülerinin Tanrısı, düşlemlerin dipsiz kuyusu oldu. Bu kuyuya bir yığın imgelerle girdiler. Kuyudan bir kova su çıkarmadan ölünür! Düşlemlerin dipsiz kuyusu Tanrı, bir kova su çıkarmak şöyle dursun, o kuyunun kölesi insanlar yığın yığın ölüme gider.
Ulaşılmayan, yanaşılmayan, yaklaşılmayan, görülmeyen tanrılar var değildir!
İmgetanrılan imgesel olarak yaratan biz insanlarız! Yaratıcı, üretici doğanın yaratıcı, üretici tek düşünsel varlığı insandır! İnsan, insanüstü olarak değil; insan olarak insancıl görevini yüklensin yeter! İnsanın, eylemi olmayan tanrılara gereği yoktur.
Düşlemlerin imgetanrılarından kurtulmak; özgür olmak, insanlığı bilmek, insanca yaşamak demektir.
Dinler gerçek olsaydı; sayıları 20 bini aşan sektler (mezhepler) olmazdı!.. Bu dinlerin sahibi bir Tanrı olsaydı, sayıları 20 bini aşkın sektler olamayacağı gibi; imgetanrıların sayısı da kara karıncalar gibi 300 milyonu aşmazdı...
Eski çağlardan kalma salt inanca bağlı kanıtlar işlemiyor. Düşlemler, düşlemsel kurgular doğa yıkımlarına ters düşmektedir. Melekler, şeytanlar, iblisler; bu yapay yaratıklar insanlar için hiçbir gerçeğin kanıtı olamıyorlar. Yaşamın güvencesi tanrıları değil; insan oluyor, olabildiğince!..
İnsan olmadığı için Merih, Jüpiter, Uranüs vb. gezegenlerde; tanrı yaratma oyunları da yok!
Milyonlarca yıldan beri insanı koruyacak, onun yanı başında olacak; sıkıntıya, bunalıma uğrayınca ona yardım edecek bir “Tanrı” hiçbir yerde yoktur! Olsaydı, şimdiye dek çoktan gelirdi bu Tanrı!.. Milyonlar, milyonlarca yıl varolmayan; şimdi de varolamaz!
Fransızlar 1830’da Cezayir’i sömürgeleştirdi, 1839’da da İngilizler Aden’i. Tunus da böylece elde edildi 1881’de. Mısır 1882, Sudan 1848, Libya ile Fas 1912. 1920’de de Avrupa bölüşüverdi Ortadoğu’yu. Bu arada Türkiye’yi paramparça etmek istediler. Batı’nın sömürgeci belkemiği, Mustafa Kemal Atatürk’le, Türkiye’de kırıldı.
Düşlemlerin imgetanrılarından kurtulmak; özgür olmak, insanlığı bilmek, insanca yaşamak demektir. Kutsal kitaplar töreden söz ederler bol bol! İmgetanrılara töreler biçimleten, din sözcüleridir. İnsel töre, bilinmeyenle değil, bilinenle belirlenir. Peki, töreyi insanlara bir Tanrı belirlemişse, eski çağ Sumerlerinde, daha başkahaklarda uygulanan tapınak fahişeliği nedir? O zaman Tanrı yok muydu? Sonradan mı çıktı?
Eski çağlarda olmayan bir Tanrı; Musa, İsa, Muhammed dönemlerinde de olmaz? 3200-2000-1400 yıl önceleri bir Tanrı var idiyse 5-10 bin yıl önce, dahası milyonlarca yıl önce neredeydi? Örneğin Muhammed döneminde (610-632) tam 23 yıl birbiri ardı sıra esinler göndermiş olduğu savunulan bu “Allah”, daha önce neden konuşmadı, daha sonra neden susuverdi? Muhammed varsa O da vardı, Muhammed yoksa O da yoktu…
Çevre kirlenmelerinin yanı sıra, sudan nedenlerle ölüme, yıkıma, yok olmaya gidiyorlar. Bu durumlara neden olanlar, sorumlular da suçlarını örtbas etmek için de imgetanrılara yüklüyorlar!

Abdullah Öcalan (d. 4 Nisan 1949, Halfeti, Şanlıurfa) veya zaman zaman kullanılan kısa adıyla Apo, PKK'nın kurucularından biri ve bilinen ilk lideri (1978-1999).

Ulus-devlet çağımızın en tehlikeli hastalığıdır. Halkları böler, doğayı talan eder, kadını köleleştirir.
Türkiye, Kürt sorununu çözmedikçe ne iç barış ne bölgesel barış mümkündür. Ama çözerse, Ortadoğu’nun halklar demokrasisine öncülük edebilir.
İsrail'i hegemonik çekirdek olarak kavramadıkça, Ortadoğu ulus-devlet dengesinin veya dengesizliğinin nasıl kurgulandığını ve tesis edildiğini de kavrayamayız.
Sosyalizm, insanlığın eşitlik ve özgürlük arayışının en anlamlı ifadesidir.
Eğer bizim yürüttüğümüz silahlı mücadelenin özelliklerini kavrasaydınız müthiş kazandırdığını görecektiniz. Silahlı mücadele yalnızca silahların patlaması değildir, en yüksek ideolojik yoğunlaşmaktır bana göre. Politikayı en gerçekçi kavrayıştır. Bana göre silahlı mücadeleden bahsediyorum, sizin veya başkalarının kavradığı biçimde değil. Ve her hâlde bu biraz daha Kürtler için böyledir. Onları tek adam edecek... Biraz... Bu araçtan başka bir gelişme yolunun kendilerine tanınmamasından ileri geliyor, niye anlamıyorsunuz?
Bazıları bize "AKP'nin kuyrukçuluğunu yapmayın" diyor. Aslında durum tam tersidir. AKP bizi takip etme durumundadır. Biz AKP'yi peşimizden sürüklüyoruz.
Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya'daki alt duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının Türkiye versiyonu gibi.
En büyük teröristin ABD'nin politik ve ekonomik güçleri olduğunu söylemek yerindedir. Çünkü insanların başına en bela olan, en tehlikeli oyunu oynayan, dolayısıyla da baskıyı, işkenceyi en amansız uygulayan bu bir avuç borsa teröristidir, politik teröristtir.
Demokratik konfederalizm, halkların kardeşliğini ve eşitliğini esas alan bir sistemdir.
Kadın özgürlüğü, yeni uygarlığın şekillenmesinde en dengeleyici ve eşitçi rolü oynayacaktır. Neolitik toplumun çözülüşünden beri adeta toplumdan silinen kadın tekrar saygın, özgür ve eşitlikçi koşullarda yerini alacaktır. Bunun için tüm teorik, programsal, örgütsel ve eylemsel çalışmalar yapılacaktır. Kadın gerçeği, bir dönem çok sözü edilen proleter sınıf ve ezilen ulus kavramından daha somut ve tahlil edilebilir bir konudur. Denilebilir ki, toplumun en köklü dönüşümü, kadının sağlayacağı dönüşümle belirlenir. Kadın ne kadar eşit ve özgürse, toplumun tüm kesimleri de o kadar eşit ve özgürdür. Demokrasinin ve laikliğin kalıcı olarak yerleşmesinde kadının demokratikleşmesinin rolü belirleyici olacaktır.
Komünizmi eleştirenlerin çoğu, aslında hiçbir alternatif sunmayan, sömürü ve baskı düzeninin savunucularıdır.
Komünizm, insanlığın tarihsel olarak en ileri özgürlük ve eşitlik idealidir.
Kürtlerin alın yazısı artık cehalet, isyan, bastırılma ve katliam değil, demokratik bilinç, gelişmiş toplum ve özgür birlikteliktir.
Şunu sezdiğimi açıkça itiraf etmeliyim: Kasaplar hayvanı kesime alırken- hayvan aslında kesileceğini fark eder ve tir tir titrer. Kadının erkek karşısındaki duruşu bana hep bu titremeyi hatırlatır.
Hz. İbrahim, insanı kurban olmaktan kurtardı. Zerdüşt ise hayvanın dahi kurbanını yasakladı. Hz. İbrahim ve Zerdüşt’ün düşüncelerini önemsiyorum. Bundan böyle et yemeye karşı bireysel bir tavır aldım. Vejetaryen oldum. Bu ilkel avcılık kültüründen gelen geleneğin kalkmasını diliyorum. Kurban Bayramını, kurbanın kaldırılması temelinde kutluyorum. Bu barışı getirir. Bayram, şekerle ve tatlılıkla kutlanmalıdır.
(2001)
Dinci isyanlar, Kürt ulusallaşmasını engelleyen ve halkı feodal boyunduruğa sokan yapılardır. Şeyh Said gibi örneklerden uzak durmak gerekir.
Metanın değişim değeri haline gelmesiyle ticaret ve tüccar çok önemli bir uygarlık kategorisi haline gelmiştir. Kısaca belirteyim ki, ben metayı Karl Marks gibi yorumlamıyorum. Yani metanın değişim değerinin işçi emeğiyle ölçülebileceği iddiasını, önemli sakıncalar doğuran bir kavramlaşma sürecinin başlangıcı olarak değerlendiriyorum. Günümüzde neredeyse metalaşmadık bir değeri kalmayan toplumun çözülüşünü göz önünde bulundurursak, ne demek istediğimi daha iyi açıklamış olurum. Toplumun metalaşmasını zihnen kabul etmek demek, insan olmaktan vazgeçmek demektir. Bu, barbarlıktan daha ötesi demektir. Bir benzetme yapacak olursak, mezbahada parça parça edilmiş hayvanın satılığa sunulmasının tüm insan toplumuna taşırılması demektir.
Sadece maddi açıdan değil, öldürme kültürünün manevi sonuçları çok daha ağırdır. Hayvanları ve hemcinslerini öldürmeyi bir yaşam tarzı -zorunlu savunma dışında- olarak kültürleştiren bir topluluk, artık savaş makinesini geliştirmek için her türlü alet ve kurumsal düzeni geliştirmeyi temel alacaktır. Devlet en temel güç kurumu olarak hazırlanırken, savaş okları, mızrakları ve baltaları en değerli araçlar olarak icat edilip geliştirilecektir. Doğal ana-toplumdan çıkan ataerkil toplumun tarihin en tehlikeli sapması olarak gelişmesi, günümüze kadarki tarihin korkunç öldürme ve sömürme biçimlerinin de özüdür. Bu gelişme, bir kader ve ilerlemenin zorunlu koşulu olması şurada kalsın, tam bir sapma halidir. Aslanın krallığına benzer bir gelişme oluyor. Yine yılan-fare diyalektiğine benziyor. Daha şimdiden devlet teorilerine ‘yılan-fare’ teorisi demek doğruya daha yakın bir değerlendirmedir. Çoğu erkeğin soyadı Aslandır. Öyle olmak çok özlenir bir husustur. Soruyorum: “Kimi yemek için?
Kemalizmin "Kürt düşmanlığı" olduğunu iddia etmek, milliyetçi tuzaklara düşmek anlamına gelir.
Kavisin dağ eteklerindeki her bitki ve hayvan canlısı benim için bir tutku nesnesiydi. Onlarda, sanki kutsal bir mana varmış gibi bakardım. Onlar benim için ben onlar için yaratılmış birer arkadaştık. Peşlerinden çok koştum aşkla. Benim aşkım biraz böyleydi. Halen bu konuda en affetmediğim hareketim avladığım kuşların başını hiçbir acıma hissi duymadan koparmamdı. Özne-nesne anlayışı altındaki derin tehlikeyi bu olaylar kadar hiçbir anlatım bana göstermedi. Ekolojik tercihim çocukluğumun bu tutku ve suçunun itirafıyla yakından bağlantılıdır. Avcılık kültüründen kalma bu büyük ruh tehlikesinin birer avcılıktan ibaret olan ‘güçlü sömüren, buyurgan adamın’ sanatı olan iktidar ve savaşlarının maskesini düşürmekle ancak giderebilecektim. Bitki ve hayvanların dilini anlamadıkça ne kendimizi anlayabilecek ne de ekolojik toplumcu olabilecektik. Beni bırakmayan bitki ve hayvanlarımın anılarına böyle anlam verecektim.
Hayvanat bahçelerindeki düzen, aslında tüm toplumun hayvanat bahçesi tarzında düzenlendiğine dair çok aydınlatıcı bir örnektir. Nasıl hayvanat bahçesindeki hayvanlar seyirlikse (gösteri unsuru), toplumun da bir gösteri toplumuna dönüştüğü birçok filozofça tespit edilmiştir ve dillendirilmektedir. Başta üç (S)'ler, seks endüstrisi, peşi sıra ve iç içe spor ve sanat-kültür endüstrileri geniş bir medyatik reklam kampanyasıyla yoğun ve sürekli olarak duygusal ve analitik zekayı bombalayarak, tamamen işlevsizleştirerek, gösteri (temaşa eden) toplumunun zihniyet fethi tamamlanmıştır.
Bir toplum artık önemli ahlaki ve siyasi rehberlik sağlayan kurumlar yaratamıyorsa ve yönetemiyorsa, bu o toplumun baskı ve sömürüye boyun eğdiği anlamına gelir.
İran kültürü başından itibaren ulus-devletçilik başta olmak üzere kapitalist modernite ile kavgalıdır. Dayatılan tüm bu unsurlara karşı direnmektedir. Çok yerel ve tarihsel bir olguymuş gibi dayatılan Şiacılığın bile bir milliyetçilik olduğunu, kapitalist modernitenin bir türevini oluşturduğunu ve İran İslâmî Devriminin bu maskeyle boşa çıkarıldığını İran halkları daha şimdiden kavramakta ve ayağa kalkmaktadır. Özellikle İran çok eski olan devlet geleneğini kullanarak sözüm ona kapitalist modernite ile baş edeceğini, daha doğrusu böylesi bir imaj yaratarak sistem tarafından kabul göreceğini sanmaktadır. Tarihi bu temelde kullanmak herhalde tükenmişliğin en gözükara biçimi olsa gerek. Moderniteyi bu kadar tarihsel gelenekle, geleneği bu kadar moderniteyle karıştırıp ulus-devletçiliğini kurtaracağını sanmak ancak kurnazlıkla izah edilebilir. Bu nedenlerle yakın geleceğin Ortadoğu’su belki de İran üzerinden şekillenecektir. İran gerçekten modernite tartışmalarının ana merkezi konumundadır. Şia milliyetçiliği ne kadar saptırsa da, modernite üzerindeki ideolojik ve politik tartışma büyüyerek devam edecektir. İran halkları kapitalist moderniteyi diğer halklardan daha fazla tanımaktadır ve ona boyun eğmemekte kararlı görünmektedir. Mevcut Şia milliyetçiliği ne kadar sahte anti-İsrailcilik, anti-Amerikancılık ve anti-Batıcılık yaparsa yapsın, uzun süreli olarak İran halklarının kendileri için uygun modernite arayışının önüne geçemez; hatta ABD ve İsrail’le uzlaşsa bile halkların bu arayışı karşısında maskeli duruşunu kurtaramaz. İran kültüründe hakikat arayışı güçlüdür. Ayrıca İran’da tarih kadar eski bir komünal yaşam geleneği vardır. Dolayısıyla İran’ın yakın geleceğinde gerçek anlamda bir modernite savaşına tanık olabiliriz.
Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur.
Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaş verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum.
Sosyalizm, ahlaki bir toplumun temelidir ve insanlığın geleceğinde vazgeçilmez bir yer tutar.
Toplumun iyice dönüşebileceği alan kadınların edindiği dönüşümün kapsamı tarafından belirlenir. Benzer şekilde kadının özgürlüğü ve eşitliği düzeyi de toplumun tüm kesimlerinin özgürlüğü ve eşitliğidir. Demokratik bir ulus için, özgürlüğün toplumu özgürleşmiş toplumu oluşturması sebebiyle kadının özgürlüğü büyük öneme sahiptir. Kurtulmuş toplum demokratik bir ulustur. Dahası insan rolünü tersine çevirme ihtiyacı devrimci öneme sahiptir.
Özgürlük konusunda bencil olmamak, insan indirgemeciliğine düşmemek bence öneml

Abdurrahman Dilipak (d. 9 Şubat 1949, Haruniye, Düziçi, Osmaniye) Türk gazeteci ve yazardır.

Demokrasi modern insanın alelüyasıdır. Dünya benim için ahretin tarlasıdır. Ben Allah'ın rızasını kazanıp cennete gitmek istiyorum. Demokrasi bana cennet vaat etmiyor. Ben demokrasiden daha fazlasını vaat ediyor, daha fazlasını istiyorum. (Yıl: 1992.)
Bugün Türkiye'de 200 bin kişi (Ezidiler) şeytana tapıyor. Müslümanlar her sene hacda şeytan taşlarlar. Ama hiç kimse gidip de Mardin tarafında şeytana tapanların, şeytan adına diktiği heykele taş atmaz. Hiçbir zaman Müslümanlar başka inanç topluluklarının hürriyetlerine yönelik en ufak bir tehdit getirmemiştir. (Yıl: 1992.)
Bir Milli Eğitim Müdürünün oğlu, çok zeki ve solcu bir çocuktu. Onun Müslüman olmasını çok istiyordum. O da İslama pek ilgili değildi. Onunla ilişkimi sürdürmek ve İslama çağırmak için gitar dersleri almaya başladım ondan. Bir gün, konuşuyoruz ruh, insan, cin filan. Ben hipnozla yapıyorum dedim. Haydi yap o zaman dedi. Onu uyuttum pat diye. Uyuttuktan sonra da ona İslamı, Müslüman olduğunu dini gereklerini yerine getirmesini söyledim. Tamam dedi. Uyuduğunda Müslüman, uyandığında solcu oluyordu. Çünkü uyandıktan sonra etkiyi sürdürebilirdim ama özgür bırakıyordum. Çünkü iradesi üzerinde etki kurmak fıkhen de doğru değildi. Ama uyumaktan çok mutluydu. Hemen hemen her gün geliyor ve uyutmamı istiyordu. Onu otomatiğe bağlamıştım, tak diye uyutabiliyordum. Uyuduğu zaman namazını da kılıyordu, Kur'an da okuyordu.
Müslüman olmak, Allah'ın rızasına teslim olmaktır. Allah'ın kitabındaki gerçeği olduğu gibi kabul etmek zorundasınız. Ama bunu kabul etmemekte serbestsiniz. Kabul ettiğinizde uymak zorundasınız. Kuran'da, "O iffetli kadınlara söyle, başörtülerini, göğüslerinin üstüne doğru indirsinler" diyor. Bir insan Müslümanım diyorsa, örtünmek zorundadır. Değilse örtünmek zorunda değildir. (Yıl: 1992.)
Kolomb ABD'ye gitmeden önce İstanbul'da Kızılderili gelin vardı yahu!
Artık Amerika solcularla, Alevilerle, Kemalistlerle ve askerlerle değil; sivil toplumla, ılımlı İslamcılarla, liberallerle yoluna devam etmek istiyor. (2012)
Keşke bütün okullar İmam Hatip gibi olsa da, İmam Hatip diye ayrı bir okul hiç olmasa.
Müslümanlar derinlik kazanmak zorunda. Kendi aralarında istişare etmek, şûra yapmak, yardımlaşmak zorundalar. Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var. Kulaktan dolma bilgilerle din ve tarih öğrenilmiyor.
Unutmamak gerekir ki, hiçbir gerçek, söylenti kadar tahripkar değildir.
Mesela kırmızı renk otomobil alan kadınlar genellikle üniversiteli kadınlardır. Kırmızı renk otomobil alan kadınlar sert sigara kullanıyorlar, içki kullanıyorlar. Bu kadınlar evlenemiyorlar, ya da evliliklerini sürdüremiyorlar. Bu kadınlar kavgacı çok kaza yapıyorlar ve CHP'ye oy veriyorlar.
Kudüs, bizim için cihad ve şehadet mektebidir. (...) Kudüs, bizim için bitiş noktası değil. Müslüman coğrafyanın ve Allah’ın yeryüzünce halifesi olma misyonunun evrensel çapta yeniden yerine getirilme sorumluluğunun başlangıç noktasıdır. (...) Son zulüm kalesi yıkılıncaya kadar cihad devam edecek. Son zulüm kalesi ne zaman yıkılacak? Son insanla. Demek ki hayat, iman ve cihaddan ibaretmiş aslında.
Tayyip Erdoğan'ı siz mi koruyorsunuz? 20'den fazla suikast atlattı, hanginizin haberi var. Somalililerin, Suriyelilerin, Mısırlıların, Libyalıların, kocamış karıların duası koruyor. Allah koruyor Allah. Siz, Allah rızası için bir iyilik yaparsanız, Allah size onun karşılığını on katıyla, yüz katıyla hatta 700 katıyla geri verecektir.
Radikal vejetaryenlerin çoğu CHP'lidir.
XIX. Yüzyılda oluşturulan kavramlar XXI. Yüzyıla uymuyor. Batı'nın çöküşü kaçınılmazdır. Ekonomileri dağılıyor, aileleri dağılıyor. Oluşturdukları yapay ideolojiler çöktü. Komünizm çöktü, faşizm çöktü. Dünyayı yönetmek için ortaya attıkları bütün fikirler çöktü. Dünyada yeni bir medeniyet iddiası taşıyan tek oluşum İslam. Bunu yok etmek istiyorlar.
Türkiye’nin başlattığı operasyon, ABD, AB, Rusya, NATO yanında, Çin, İran, Irak, Suriye, İsrail, Ürdün, Lübnan’a da verilen bir mesaj aslında ve bu operasyonun bölgede kalıcı etkileri olacak ve bundan sonraki süreci radikal olarak etkilenecek.
25 Ağustos 2016 tarihinde Yeni Akit gazetesinde yayınlanan "Fırat Kalkanı" başlıklı köşe yazısından
Sonuçta övgü ve sövgüler arasında kaybolan bir tarihimiz vardı. Oysa tarih bir övgü ya da sövgü kitabı değildi, olmamalıydı, tarih bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimi idi, geçmişin bilgi birikimi ve geleceğin umudu ile bugünümüzü anlamlı ve değerli kılabilirdik ancak.
14 Eylül 2018 tarihinde Yeni Akit gazetesinde yayınlanan "Arşivciliğimiz ne durumda?" başlıklı köşe yazısından
Onların ne kadar medeni olduklarını görmek için sadece Paris, Berlin, Londra, Roma’ya Broadway’e, Manhattan’a, Holywood’a bakmak yetmez; Ebu Gureyb’e, Guantanamo’ya, Gulag takımadalarına, Ruanda’ya, Çad’a, Afganistan’a da bakmak gerekir.
6 Ağustos 2019 tarihinde Yeni Akit gazetesinde yayınlanan "Dünyaya kaç devlet gerek!" başlıklı köşe yazısından
ABD dünyayı “Tanrısı”na güvenerek sömürüyor. ABD derin devletinin tanrısı para! O paranın üzerinde de “in God we Trust” yazıyor. Yani “Biz tanrımıza güveniriz”. Güvendikleri paraları karşılığı olmayan büyülü bir kâğıttan başka bir şey değil.
10 Ağustos 2019 tarihinde Yeni Akit gazetesinde yayınlanan "Hani DAEŞ bitmişti!" başlıklı köşe yazısından
Bu sınırlar durup dururken böyle çizilmedi. Revan hanlığı topraklarında bir Ermenistan icat edenler, Nahçıvan’ı bizden tarafta bırakıp, Türkiye ile Azerbaycan arasına Ermenistan üzerinden adeta bir bariyer ördüler.
4 Ekim 2020 tarihinde Yeni Akit gazetesinde yayınlanan "Türkiye’nin Azerbaycan’la imtihanı" başlıklı köşe yazısından
Daha düne kadar İngiltere imparatorluğu yanında Osmanlı, Alman, Avusturya- Macar, Rus, Çin, Hint, Japon imparatorlukları vardı. Bugün sadece İngiliz imparatorluğu var. ABD adı birleşik devletler olan gizli ve derin bir imparatorluk aslında. Japonya ve diğer imparatorlukların sadece adı kaldı.
27 Kasım 2020 tarihinde Yeni Akit gazetesinde yayınlanan "D8 ya da Avrasyafrika" başlıklı köşe yazısından

Abdülhak Hamit Tarhan, Türk şair, oyun yazarı ve diplomat.

Felaket, zekayı eğitir.   
Rezalet, fazilet olamaz.  
Yüzsüzlük, örtü istemez.  
Felaket gibi hoca az bulunur.   
Deha, ebediyetlerin silsilesidir.   
Uzadıkça kısalan şey; ömürdür.   
Para mabud ve bankalar mabed.
Eğitimli bir insan ahlaksız olamaz.
Vatan ağlıyorken gülmek yasaktır.  
Ne çare; insan hayalsiz yaşayamaz.   
Ölmeden önce arkama bir it taktılar.   
Gönül bir binadır ki, mimarı muhabbettir.
Ne ararsan bulunur, derde devadan gayri.  
Hak yiyen insan, kan içen insana özğüdür.   
Kullanmasını bilenlerin elinde zehir de bir ilaçtır.    
Kötülere iyilik etmek, iyilere kötülük etmekle birdir.  
Namuslu bir insanın verdiği söz, yemin yerine geçer.  
Eyvah ! ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu ahu zar kaldı.  
Siyasiyat ile iştigal edenlerin, hissiyat ile alakaları kalmaz.
En büyük zevkim, ümidim, neşem. Kırda seyran idi, her gün, her dem.   
Kim demiş ki çocuk küçük bir şeydir. Bir çocuk belki en büyük bir şeydir.

Abdülhakîm Arvâsî Üçışık (1860, Başkale, Van - 1943, Ankara), Türk İslam âlimidir.

Cemiyetteki ruh hastalıklarının sebebi, iman eksikliğidir.
Riya olmasın diye cemaatten kaçanlar ayrı bir riya içindedirler.
Haramlardan korkan zahiddir. Şüpheliden korkan ise velidir.
Tek vakit namazımı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih ederim.
Namaz, aman namaz, nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılın.
En büyük edep, ilahi hududu muhafazadır, gözetmektir.
Allahü Teâlâ bir kuluna iman vermişse ona daha ne vermemiştir. İman vermemişse ona daha ne vermiştir!
Bizim meclisimizde bulunanlar, sükut içinde otursalar ve sükuttan başka bir şey görmeseler bile, din bahsinde âlim geçinenlerin hatalarını keşfederler, bir bir çıkarırlar.
Kur'an-ı Kerim şifadır. Fakat şifa, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifa gelmez.
Gerçek keramet, kerametin gizlenmesidir. Bunun dışında görünenler, velinin irade ve ihtiyarı ile değildir. İlahi hikmet öyle gerektiriyor demektir.
Allahü Teâlâ sırrını eminine verir. Bilen söylemez, söyleyen bilmez.
Ahmaklık, hatada ısrar etmektir.
Kur'an-ı Kerim'den ve Resul aleyhisselamın hadis-i şeriflerinden sonra en kıymetli kitap, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır. Hanefi mezhebinde en mükemmel ve en kıymetli fıkıh kitabı, İbni Abidin'in Dürrül-Muhtar haşiyesidir. Şafii’de Tuhfet-ül-Muhtac kitabıdır.
Din bilgileri, dünyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.
Allahü Teâlâ dilediğini yapar. İster sebepli ister sebepsiz, dilediği gibi azap veya lütfeder. Güzel ve doğru Onun dilediğidir.
Allahü Teâlâ bize rahmetiyle muamele etsin. Adaletiyle muamele ederse yanarız.
İlim cehli izale eder, yok eder, ahmaklığı değil.
Allahü Teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü Teâlâ'nın bu âdeti içinde meydana gelmektedir. Allahü Teâlâ sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, âdetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor.
Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedenlerinizi rahat ve hoş tutunuz.
Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla, sözlerinizle, İslam’ın vakarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyiminizle de saygı ve ilgi toplayınız.
Son zamanlarda, tekkeler cahillerin eline düştü. Dinden, imandan haberi olmayanlara şeyh denildi. Din düşmanları da, bu şeyhlerin sözlerini, oyunlarını ele alarak dine hurafeler karışmıştır, dedi. Halbuki bozuk tarikatçıların sözlerini, işlerini din sanmak, bunları tasavvuf büyükleri ile karıştırmak, çok yanlıştır. Dini bilmemek, anlamamaktır. Dinde söz sahibi olmak için, Ehl-i sünnet âlimlerini tanımak, o büyüklerin kitaplarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lazımdır. Böyle bir âlim bulunmazsa, din düşmanları, meydanı boş bulup, din adamı şekline girer. Vaazları ile, kitapları ile, gençlerin imanını çalarak millet ve memleketi felakete götürürler.
İslam dini, Allahü Teâlâ'nın, Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama gönderdiği, insanların, dünyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan, usul ve kaidelerdir. Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslamiyet’in içindedir. Eski dinlerin görünür görünmez bütün iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. Bütün saadetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan, akılların kabul edeceği esaslardan ve ahlaktan ibarettir. Yaradılışında kusursuz olanlar onu reddetmez ve nefret etmez, İslamiyet’in içinde hiçbir zarar yoktur. İslamiyet’in dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz.
Müslümanların öğrenmesi lazım olan bilgilere Ulum-i İslamiyye (Müslümanlık Bilgileri) denir. İslam dininin emrettiği bu bilgileri Resulullah aleyhisselam ikiye ayırmıştır. Biri, "ulum-i nakliyye", yani din bilgileri; diğeri "ulum-i akliyye" yani fen bilgileridir, buyurmuştur. Din bilgileri, dünyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.
Bunlar da ikiye ayrılır: "Ulum-i aliyye" yani yüksek din bilgileri ve "ulum-i ibtidaiyye" yani alet ilimleri. İslam ilimlerinin ikinci kısmı olan akıl bilgilerinin yani tecrübi ilimlerin iyi öğrenilmesi, ince ve derin din bilgilerinin kolay ve açık anlaşılmasına yardım eder. Riyazi fizik öğrenmek, din bilgilerini kuvvetlendirir. Astronomi, aritmetik ve geometri, dine yardımcı bilgilerdir. Tecrübi fizikteki (tecrübe ve isbat edilenlere esasen uymayan) birkaç yanlış teori ve hipotezden başka hepsi dine uymakta, imanı kuvvetlendirmektedir. İlahi fizik (metafizik) bilgilerinden, çürük, bozuk olanları dine uymaz. Bu ilimler öğrenilince, din bilgilerinin akli ilimlere uyan ve akli bilgilerle çözülmeyen yerleri ve sebepleri meydana çıkar ve akla uygun sanılmayan, aklın erişemediği meselelerin inkâr edilemeyeceği anlaşılır.
İnsanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk'a karşı şirk ve müşrikliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesat karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ıstırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak teâlâyı hakim bilip, Ona kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak'dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.
Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır.
Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür.
Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu olamayacak bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.
Hak Teâlâ'nın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah’ın merhameti neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk'a imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü Teâlâ'nın merhamet ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin cezasıdır.
Bahçıvan, bir gül için bin dikene su verir.

Süleyman Kuku-Son Halkalar ve Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’nin Külliyatı-1.Cilt

Ziya Paşa (d. 1825, İstanbul - ö. 17 Mayıs 1880, Adana), Türk yazar, şair ve devlet adamı. Asıl ismi "Abdülhamid Ziyaeddin"dir.

Vefasızın meclisinde bade içilmez.
İyiliğin değerini bilmeyenin masasında şarap içilmez.
Zulm ile âbâd olanın, âhiri berbâd olur.
Eziyetle yükselenin, sonu kötü olur.

Sabret siteme ister isen hüsn-i mükâfâtFikreyle ne zulm eylediler Yûsuf’a ihvân
Sabret eziyete istersen güzel bir ödül,Düşün nasıl zulmeylediler Yûsuf’a kardeşleri.
Canan gide rindan dağıla mey ola rizanBöyle gecenin hayr umulur mu seherinde?
Sevgililer gitse, aşıklar dağılsa, şaraplar dökülse,Böyle gecenin hayır umulur mu seherinde?
İdrak-i maâlî bu küçük akla gerekmezZira bu terâzi o kadar sıkleti çekmez.
Her şahs-ı harîmi Hak'a mahrem mi sanırsınHer tac giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın?
Dehri arasan binde bir âdem bulamazsınAdem görünen harları âdem mi sanırsın?

Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmazŞahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.
Aynası iştir kişinin söze bakılmaz,Şahsın görünür aklının yüksekliği eserinde.
Sadık görünür kısvede erbab-i hiyanetMurşîd sanılır vehlede eshab-i delalet.
Pek rengine aldanma felek eski felektirZîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir.
Allah'a sığın şahs-ı halimin gazabındanZîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir.
Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm Şîrin dahi kasd etmesi câna gülerektir.
Bed-asla necabet mi verir hiç üniformaZer-dûz palan ursan eşek yine eşektir.
Bed-maye olan anlaşılır meclis-i meydeİşret, güher-i âdemi temyize mihenktir.
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîrTekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir.
Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâzBirkaç kuruşu mürtekibin câyi kürektir.
Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadakat modalandıNâmus tamâm oldu hamiyyet yeni çıktı.
Sâdıkları tahkîr ile red kaaide olduHırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı.

İnsana sadakat yakışır görse de ikrahYardımcısıdır doğruların Hazreti Allah.
İnsana bağlılık yakışır, görse de [bunun aksi] kabul,Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah.
Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçiHainlere ammâ ki riâyet yeni çıktı.
İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkiEvvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı.
İslam imiş devletin ilerlemesine engel,Önceden yok idi bu söylenti yeni çıktı.
Zannetmeyin ki ben Amasya'da paşalık yaptımGördüğüm yetimlere babalık yaptım.
Kalkın ey Felah-ı Vatan dediler, kalktıkHerkes oturdu, biz ayakta kaldık.
Bi-baht olanın bâğına bir katresi düşmezBârân yerine dürr-ü güher yağsa semâdan.
Afv ile mübeşşer midir eshâb-ı meratibKânun-i cezâ âcize mi hâs demektir?

En ummadığın keşf eder esrar-ı derununSen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?
En ummadığın kişi ortaya çıkartır sırlarını derindekininSen herkesi kör, evreni sersem mi sanırsın?
İncinmemek istersen eğer mülk-i fenadaBir kimseyi incitmemeğe hasr-ı meram et.
Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlarRencide olur dide-i huffaş ziyadan.
Olgun kişileri [bilgeleri] çekemez eksikliği olanlarGece kuşlarının gözü rahatsız olur ışıktan.
Asafın mikdarını bilmez Süleyman olmayanBilmez insan kadrini alemde insan olmayan.
Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördümDolaştım mülk-i İslâmı bütün virâneler gördüm.
Müslüman olmayanların ülkelerini gezdim imar olunmuş gördüm,Müslüman ülkelerini gezdim harabeler gördüm.
İkbal için ahbabı siayet yeni çıktıBilmezdik evvel bu dirayet yeni çıktı.
Gelecekte yükselmek için dostları çekiştirmek yeni çıktı,Bilmezdik önceleri bu beceri yeni çıktı.
Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın?
(Önce hastalığı teşhis eyle; ancak ondan sonra deva için çareler ara. Her merhemi her yaraya iyi gelecek sanırsan aldanırsın)

Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî ya da daha bilinen adıyla Abdülkādir Geylânî, (1077 (H. 470) - 1166 (H. 561) Bağdat; Arapça: عبد القادر الجيلانى 'Abd el-Kadir Gīlānī, Farsça: عبد القادرگیلانی, Kürtçe: Evdilqadirê Geylanî), Büyük Selçuklu Devleti döneminde, günümüz İran'ının Hazar Denizi kıyısındaki Gilan Eyaleti'nde doğan âlim ve mutasavvıf olan Kadiriye tarikatının kurucusu ve İslam filozofu.

Acele etme. Acele eden, ya hata yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isabet kaydeder veya isabet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek, Allahü teâlâdandır. Umumiyetle aceleye sebep, dünyalık toplama hırsıdır. Kanaat sahibi ol. Kanaat bitmeyen bir hazinedir.
Ahireti sermayen, dünyayı bu sermayenin kazancı yap. Zamanını, önce ahireti elde etmek için sarf et. Geri kalan vaktini, geçimini temin için harca. Sakın dünyanı sermaye, ahiretini onun kârı şeklinde yapma. Böyle yaparsan, dünyadan artan zamanını, ahiretin için sarf edersin. Bu zaman zarfında namazlarını kılmaya çalışırsın. Fakat çabucak kılayım diye, rükünlerine riayet etmezsin. Sonra dünya işlerinden dolayı yorulur ve bitkin düşersin. Geceleri kaza namazı kılmaya fırsat bulamazsın. Yorgunluktan ölü gibi yatar, gündüz de faydasız olursun. Nefsine, heva ve isteğine hatta şeytana tâbi olursun. Ahiretini dünyaya karşılık satarsın. Nefsinin kölesi ve onun bineği olursun. Halbuki sen, nefsine binmek, onu yalanlayıp tekzip etmek ve selamet yoluna sokmakla emrolunmuşsun. Bunlar ahiret yolu, Rabbine taat yoludur. Sen, nefsinden gelen istekleri kabul etmekle, kendine zulmettin. İpini onun eline verdin. İsteklerinde, lezzetlerinde, hevasında ona uydun. Sonunda dünya ve ahiretin hayırlısını kaçırdın. Dünya ve ahiretini zarara soktun. Böyle olursa, Kıyamet günü din ve dünya bakımından insanların en müflisi ve en zararlısı olursun. Nefsine uymakla, dünyadan fazla bir şeye ulaşamadın. Eğer nefsini ahiret yoluna çekseydin, ahiretini esas ve sermaye kabul etseydin, dünya ve ahiretini kazanırdın. Nefsin kötülüklerinden korunur, iyilerden olurdun. Eğer dünyaya rağbet etmeyerek, kötülüklerden uzak kalarak Allahü teâlâya itaat edersen, Allahü teâlânın has kullarından olursun.
"Allah'a dua etmem, çünkü o şey benim kısmetimse istesem de istemesem de gelecektir. Şayet kısmetim değilse, zaten duayla bana verilmez" deme. Haram kılınmış ve ifsad edici bir şey olmadığı sürece, dünya ve ahiret hayırlarından muhtaç olduğun ve istediğin her ne var ise onu Celle ve A'lâ'dan iste. Çünkü Allah Teâlâ istemeyi emretmiş ve ona teşvik etmiştir. Teâlâ buyurdu: "Bana duâ edin, kabul edeyim" (Gâfir, 60), "Allah'tan lutfunuzu isteyin" (Nisa, 32), "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri hasretle arzu etmeyin" (Nisa, 32). Nebi aleyhissalâtu vesselâm da buyurdu ki "Kabul edileceğine inanarak Allah'tan isteyin", "Avuçlarınızın içiyle Allah'tan isteyin" Bununla ilgili başka rivayetler de vardır. "Ben istesem de istemesem de vermeyecektir" deme. Aksine, istemeye devam et. Şayet o senin kısmetinse, istedikten sonra sana verilecektir. Bu da îman, yakîn ve tevhidini artırır.
Allahü teâlâdan dünya ve ahiretin hayırlarını iste. Sakın; "Ben istiyorum. Fakat Allahü teâlâ vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim." deme. Duaya devam et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allahü teâlâdan istedikten sonra, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rıza gösterme nimetini ihsan eder. Eğer Allahü teâlâ senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allahü teâlâya fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allahü teâlâ sana razı ve memnun olacağın bir hal verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için dua edersen, Allahü teâlâ alacaklıyı sana kötü muamele etme halinden vazgeçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama haline çevirir. Eğer dünyada borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.
Allahü teâlâdan hakkıyla hayâ ediniz. Gaflette olmayınız. Zamanınız, zayi olup gidiyor. Halbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız binaları kurmakla meşgul oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzurunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor. Halbuki Allahü teâlâyı anmak, ariflerin kalblerinde yerleşir. Onların kalblerini kuşatır. Onlara, Allahü teâlâyı hatırlamaya mani olan her şeyi unutturur.
Allah’ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işitir, ne de kulağına ayıp gider.
Allah’ı bilen kimsenin O’na karşı iradesi kalmaz.
Allah’tan başka her şey puttur.
Allah’a ancak, O’ndan başka her şeyi terkeden kimseler yaklaşabilir.
Allah Teâlâ rızıkların taksimini bitirmiştir. Rızıkta zerre miktarı artma ve eksilme olmayacaktır.
Allah’ı tanıyan O’nu sever. O’nu seven O’na uyar.
Allah’ın takdirini O’nun aleyhine delil yapmayın; çalışın, çabalayın.
Akıllı kişi, işlerin başlangıcına değil, sonucuna bakar.
Akıllı kimse ölümü düşünen ve kaderin getirdiğine razı olandır.
Ademoğlunun başına gelen her türlü belâ, Rabbinden şikayet etmesi yüzündendir.
Amelinin karşılığında ödüllendirilmeyi bekleyen, muhlis değildir.
Ahireti isteyene dünyada zühd gerekir; Allah’ı isteyene ise ahirette zühd gerekir.

Ârif, Allah’a her an bir öncekine göre daha yakındır.
Ârif hem dünyada, hem de ahirette yabancıdır.

Büyük âlimlere tâbi olunuz; bidat yoluna, dinde olmayıp, sonradan çıkarılan şeylere sapmayınız. İtaat ediniz, muhalefet etmeyiniz. Sabrediniz, sızlanmayınız. Sabit kalınız, ayrılıp dağılmayınız. Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz. Özünüzü günahtan temizleyiniz, kirletmeyiniz. Hele Rabbinizin kapısından hiç ayrılmayınız.
Bilgi hayat, bilgisizlik ölümdür.
Bu ilim [tasavvuf ilmi], kitap sayfalarından değil, Allah erlerinin ağzından alınır.
Bu işin başı Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmek, son noktası ise bütün nesneler ve davranışların birbirinin aynı olmasıdır.
Belâlar kula Cenab-ı Hakk’ın kapısını çalmayı öğretir.
Bir şeyi hatırlamak Allah’ı unutturuyorsa, o şey o kişi için uğursuzdur.
Bütün insanlar seni kendi menfaati için ister, Allah ise seni senin menfaatin için ister.
Bidâyetin zorluklarına sabrederseniz nihayetin rahatı size ulaşır.
Bidâyet sıkıntıdır, nihâyet ise sükûn.
Bâtın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışıktır.

Dünya bir topluluğa, ahiret bir topluluğa sahip, Hak (c.c.) da bütün toplulukların sahibidir..
Dünya herkesi boğacak kadar engin bir denizdir.
Derdi de yaratan O’dur, devayı da. O kendisini öğretmek için belâya mübtela kılar. Böylece hem belâ verebileceğini, hem de bunu kaldırabileceğini gösterir.
Dünya hikmettir, ahiret ise kudret. Hikmet alet ve sebeplere ihtiyaç duyar, kudret ise duymaz.
Dünya nefslerin, ahiret kalplerin, Allah ise sırların sevgilisidir.

Ey oğul, bir eline dünyayı, öbür eline ahireti al. İkisini yan yana getir. Bir yere yerleştir. Aralarından çık, Mevla’na yönel!
Ey oğul! Senin düşüncen, yiyecek, içecek, giyecek ve dünya lezzetleri olmasın. Bütün bunlar, nefsin ve insan tabiatının istediği şeylerdir. Kalbin düşüncesi nerede, nefsin ve tabiatın istekleri nerede? Kalbin düşüncesi Allahü teâlâdır. Senin düşüncen, Rabbin ve Onun katında bulunan nimetler olmalıdır. Dünyadan (haram ve şüphelilerden) ne terk edersen, mutlaka bunun karşılığında ahirette ondan daha hayırlısı vardır. Ömründe sadece şu içerisinde bulunduğun günün kaldığını farz et de ahiret için hazırlık yap.
Ey mümin! Ne oluyor ki, seni, komşunu; yemede, içmede, giymede ve başka şeylerde kıskanır görüyorum. Bu nasıl iş? Bilmiyor musun ki, bu senin imanını zayıflatır. Mevlânın yanında kıymetin kalmaz. Seni, Allahü teâlânın gazabına uğratır. Hz. Muhammed; "Allahü teâlâ, hasetçi kimse nimetimin düşmanıdır, buyurdu" diye bildirmiştir. Resul-i ekrem bir hadis-i şerifte; "Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, haset de iyilikleri yer" buyurdu. Sen, haset ettiğin kimseyi, hangi ve ne hususta haset ediyorsun. Onun kısmeti için mi, yoksa kendi kısmetin hususunda mı haset ediyorsun? Eğer onu, Allahü teâlânın ona kısmet olarak verdiği şeyde haset ediyorsan, ona haksızlık etmiş olursun. Haset ettiğin kimse, Allahü teâlânın kendisi için takdir ve taksim ettiği nimetin içerisinde bulunmaktadır. Sen onu, Allahü teâlânın bu ihsanından dolayı haset etmekle, ne kadar haksızlık ve cimrilik yaptığını, ne kadar akılsızlık ettiğini biliyor musun? Eğer onu, sana takdir edilenin onun eline geçeceğinden endişe ederek kıskanıyorsan, bu senin çok cahil olduğunu gösterir. Çünkü senin kısmetini başkası yiyemez. Muhakkak ki Allahü teâlâ sana zulmetmez. Allahü teâlâ senin için takdir ettiğini, sana nasip olarak verdiğini, senden alıp başkasına vermez.
Ey zavallı! Sana fayda vermeyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünya ve ahirette sana fayda verecek işlerle uğraş. Boş işlerle uğraşmayı bırak. Kalbinden dünya düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında dünyadan alınacak, ahirete götürüleceksin. Dünyada rahat ve hoş bir hayat arama. Resul-i ekrem; "Hayat, ahiret hayatıdır.
Eğer O’nu bilseydiniz başkasını inkar eder, sonra da O’nun gayrısını O’nun vasıtasıyla bilirdiniz.

Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah’ın nuru ile bakanlar bunu anlar, fakat halktan gizler, onları rezil etmezler.
Geçim yollarının yaratıcısını unutup geçim yollarına takılıp kalan, bakiyi unutup fani ile sevinen kimse ne kadar da cahildir!

Halinizden şikâyette bulunmayın. Sabredin, feryat etmeyin. Doğruluk üzere devam edin. İsteyin, istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçinde bulunduğunuz istenmeyen hallerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Daima ümitli olun. Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin. Allahü teâlâya, rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla karşılıksız kalmaz. Onun için bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükâfatını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhur olan, bu lakabı, bir anlık cesareti neticesinde kazanmıştır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen; 

Abdürreşid İbrahim Efendi, Tatar gazeteci, seyyah ve yazar.

Ben Rusyalı bir Tatarım. Dinim İslâmiyet’tir. Vaktiyle basın dünyasında da bulundum. Bizim Tatarların mağdur bir millet olduğunu tarife hacet görmüyorum. Hastanın arayacağı bir şey varsa devadır. Hastalığı gizlemek, ölümü seçmek demektir. İşte benim de bu kadar uzun ve meşakkatli bir yolculuğu kabul etmekteki maksadım budur.
Otuz yıldır milletim milletim dedim, bu uğurda bütün Rusya’yı karış karış dolaştım, milletim için bin bir meşakkate göğüs gerdim, tek gayem milletimi bir araya toplamaktı.
Şiddetli savaş içinde bulunan başka halklarda görüldüğü gibi, şu anda Müslüman halkları da yaşam ve ölüm arasında kalıyor. Bu durumda nasıl bir yol tutmak lazım? Bu soruya cevap verirken, Müslümanların daima şu hususlar üzerinde durması gerekir: Birincisi, Şark ile Müslümanlar arasında bulunan tarihi ve manevi münasebettir. Tarihe bakıldığında İslam dünyası, başta Bizanslılar ve Haçlı Seferleri olmak üzere, son asırlarda da İngiliz ve Fransızların emperyalist istilaları gibi ara verilmeksizin Batının düşmanlık ve zulümüne uğrarken, Şark ile münasebetlerimiz ise tam tersi tamamen dostane bir şekilde sürdürülmektedir. Hem Hindistan ve Endonezya’da, hem de Çin’de İslamiyet, barış içinde yayılmıştır. Bilhassa Japonya’nın, ezilmiş halklara gösterdiği sempati ve Asya halklarının bağımsızlık hareketlerine vermiş olduğu yardımlar fevkalade büyük olup, Şark ve Japonya’nın Müslümanların her zaman dostu olduğunu gösteriyor. İkincisi, Müslümanların birliğini güçlendirerek bağımsızlığa kavuşmaya gayret etmektir. Bu yönde hareketler, Batı Asya’da kuvvetli bir biçimde baş göstermiştir. ABD nin ilerlemesinden korkan İngiltere, Müslümanların desteğini kazanmaya çalışırken bu fırsattan faydalanan Araplar, Arap birliğini meydana getirip, gelecekte İngiltere ve ABD’ye karşı koymak için birleşik bir güç hazırlamaktadırlar. İngiltere ve ABD ye karşı koyan Doğu Asya ile birleşmiş Müslümanlar işbirliği yaparsa elbette İslam’ı yeniden canlandırmak da mümkün olacaktır. Bu yolda muvaffakiyetler görmek için elimden geldiği kadar çalışmak niyetindeyim.

Albert Caraco (8 Temmuz 1919 – 7 Eylül 1971) Türk Yahudi kökenli, Fransız asıllı Uruguay vatandaşı filozof, yazar, denemeci ve şairdir.

Her şey parçalanıp birbirinden ayrılıyor, edinilmiş kabul ettiğimiz kavramlar çözülüyor, büyük sarsıntının müjdesi geliyor ve babalarımızın kullandığı enstrümanları kırıyoruz hepimiz. Sansürün egemen olduğu ülkelerde gerçekliği inkâr etmekten helak olunuyor; sansürün kalktığı ülkelerde herkes aklına geleni söylüyor. Farklılık önemsiz gelebilir, çünkü yalan söylemek ile kendini yitirmek aynı anlama geliyor ve yalan söyleyenlerin de günün birinde kendini yitirenlere katılacakları varsayılır. Esin perileri yeryüzünü terk etti, güzel sanatlar öleli kaç kuşak oldu, dalavereciler alanı boş buluyor, daha inanılmazı asla yaşanmadı ama en üzüntü veren şey onların dalaverelerine karşı duranların bile bize hiçbir şey önermemeleri, boş laflardan başka bir şey etmemeleridir. Şehirlerimiz birer kâbusa döndü, şehirliler termitlere benziyor artık, her inşa edilen şey iğrenç çirkinlikte, biz artık tapınaklar, saraylar ya da mezarlar, zafer alanları ya da amfiteatrlar inşa etmeyi bilmiyoruz. Her adımda gözümüze hakaret ediliyor, kulağımız sağıra çevriliyor ve koku duyumuz umutsuzluğa kapılıyor, yakında kendimize, düzen neye yarar diye sorar hâle geleceğiz.
Ölüme doğru gidiyoruz, tıpkı okun hedefe doğru gitmesi gibi, asla ıskalamayacağımız da kesin, ölüm bizim tek kesinliğimiz, tek gerçeğimiz, öleceğimizi daima biliyoruz, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, biçiminin bir önemi yok. Çünkü ebedi yaşam bir anlamsızlıktır, ebediyet hayat değildir, ölüm özlem duyduğumuz istirahattir, hayat ve ölüm birbirine bağlıdır, başka şey talep edenler imkânsızı isterler ve tek elde edecekleri, ödülleri ise duman olup gitmek olacaktır. Bizler, sözcüklerle yetinemeyenler, yok olmaya razıyız ve rıza göstermekte de haklıyız, doğmayı biz seçmedik ve bize verilmekten çok dayatılmış olan bu yaşama, kaygı ve acı dolu, neşesi sorunsallı ya da kötü bu yaşama hiçbir yerde katlanamadığımız için kendimizi mutlu addediyoruz. Bir insanın mutlu olması neyi kanıtlar? Mutluluk türe özgü bir durumdur, bizse cinsin yasalarına bakıyo­ruz yalnızca, bu yasalardan yola çıkarak düşünüyoruz, bu yasalar üzerine kafa yoruyor ve bu yasaları derinleştiriyoruz, mucize arayanları küçümsüyoruz, sonsuz mutluluğuna düşkün değiliz, bizim gerçekliğimiz bize yeter, türümüzün üstünlüğü başka yeri kapsamaz.
Her birimiz tek başımıza ölüyoruz ve bütünüyle ölüyoruz; bu iki hakikati çoğu kişi reddeder, çünkü çoğu insan yaşadığı süre boyunca uyuklar ve yok olacağı anda uyanmaktan çekinir. Yalnızlık, ölümün okullarından biridir, çoğunluk asla bu okula giremez, bütünlük başka bir yerde elde edilemez, aynı zamanda yalnızlığın da ödülüdür bütünlük. İnsanları birbirinden ayırt etmek gerekirse, insanlar üç takıma ayrılır: Uyurgezerler, ki bunlar sürüyledir; aklı başında ve duyarlı olanlar iki düzlemde yaşarlar ve kendilerinde neyin eksik olduğunu bilerek, hiç bulamadıkları şeyi aramaya çalışırlar; tinsel insanlar iki kez doğmuşlardır, tek başlarına ölmek ve bütünüyle ölmek için düzenli adımlarla ölüme doğru yürürler, ölüm anını, yerini ve tarzını tesadüfen de olsa seçemedikleri durumda, gündelik işleri küçümsediklerini belirtmenin tek yoludur bu onlar için. Uyurgezerler putperesttir; aklı başında ve duyarlı olanlar mümindir; iki kez doğmuş tinseller, uyurgezerlerin hayal edemedikleri, ötekilerin ise tahayyül bile edemediği şeye taparlar tinde, çünkü onlar kâmil insanlardır, dolayısıyla zaten elde etmiş oldukları şeyi ne aramaya kalkışırlar ne de ona taparlar, çünkü kendileri odur zaten.
Ve Tanrı'ya itaat ettiğimizi sanırken aslında insanlara itaat ediyoruz.  
Kendini tanımayı reddeden insan, kendini feda etmeyi tercih eder.  
Ölüm istenci yaşama coşkusuna öncülük ediyor ve hangisinin bize esin kaynağı olduğunu ayırt edemiyoruz.  
Tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz.     
Ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz.
Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak.  
Erkekliğin bizi götürdüğü ve asla geri dönülmeyecek kâbustan bizi dişilik
kurtaracak, çünkü erkek, ölümün eşidir ve ölüm, erkeğin yoluna yordamına öncülük eder.  
Her birimiz tek başımıza ölüyoruz ve bütünüyle ölüyoruz; bu iki gerçeği çoğu kişi reddeder, çünkü çoğu insan yaşadığı süre boyunca uyuklar ve yok olacağı anda uyanmaktan çekinir.  
İnsanlar üç takıma ayrılır: Uyurgezerler, ki bunlar sürüyledir; aklı başında ve duyarlı olanlar. Uyurgezerler putperesttir.  
Şehirlerimiz birer kabusa döndü, şehirliler termitlere benziyor artık, her inşa edilen şey iğrenç çirkinlikte, biz artık tapınaklar, saraylar ya da mezarlar, zafer alanları ya da amfiteatrlar inşa etmeyi bilmiyoruz. Her adımda gözümüze hakaret ediliyor, kulağımız sağıra çevriliyor ve koku duyumuz umutsuzluğa kapılıyor, yakında kendimize, düzen neye yarar diye sorar hale geleceğiz.  
İman, boş şeylerden biridir ve bu dünyanın doğası üzerine insanı aldatma sanatıdır.
Duaların ve büyülerin vakti geçti; başımıza ne gelirse gelsin ibadet vakti geçti. dinlerimiz artık hiç işimize yaramıyor, müminlerin de varlık nedeni kalmadı, çünkü dinler bize gerçekliğimizi yitirtiyor, müminlerse dünyayı tekrar düşünmeyecekler.
Bir insanın mutlu olması neyi kanıtlar? Mutluluk türe özgü bir durumdur.
İçimizde taşıdığımız cehennem, şehirlerimizin cehennemine karşılık geliyor.
Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak. Burada, beyazkarıncalar gibi, milyarlarca  kör, uğultunun ve leş kokusunun içinde otomatlar gibi didinip duracaktır soluksuz kalana dek.  
Günün birinde, deli gibi uyanıp, bıkıp usanmadan birbirlerini boğazlamaya koyulacaklar. İçi ne gömüldüğümüz bu evrende delilik, yabancılaşmış  insanın, cinli insanın, imkanlarının  gerisinde kalmış ve eserlerinin kölesi  olmuş insanın kendiliğindenliğinin alacağı biçimdir.
Delilik artık elli katlı konutlarımızın altında kuluçkaya yatıyor. Deliliğin kökünü kazıma yönündeki aciliyetimize rağmen, yeni tanrı odur, ona bir tür ibadette bulunsak bile yatıştıramayız onu…
Biz felaketi es geçecek değiliz, felaket düzenin içinde ve biz de onun suç ortaklarıyız, felaketi reforma tercih ediyoruz, dünyayı yeniden düşünmektense kendimizi feda etmeyi tercih ediyoruz; bu dünyayı ancak harabelerin ortasında yeniden düşüneceğiz.
Uyurgezerler, ki bunlar sürüyledir; aklı başında ve duyarlı olanlar iki düzlemde yaşarlar ve kendilerinde neyin eksik olduğunu bilerek, hiç bulamadıkları şeyi aramaya çalışırlar.
İnsan, tanrı olmasa da edebini takınabilir, takınmalı...  
Tek kesinlik şudur: Ölüm, tek kelimeyle, her şeyin anlamıdır, insan ölüm karşısında sıradan bir şeydir yalnızca...
Ölüme yürüyoruz, sığınacak bir yer bulma umudumuz yok, deliyiz ve meczubuz, Tarih bizi bağışlamıyor.
İnsanlar hem özgürdür hem bağlı, arzu ettiklerinden daha özgür, fark ettiklerinden daha bağlıdırlar, çünkü faniler kitlesi uyurgazerlerden ibarettir ve onların uykudan uyanması asla düzenin çıkarına değildir.

Abraham Lincoln, Amerikalı siyasetçi ve hukukçu. Amerika Birleşik Devletleri'nin 16. başkanı ve Cumhuriyetçi Parti'nin ilk başkanıdır.

Yavaş yürürüm ama, asla geriye gitmem.
Kimse kimseyi rızası olmadan yönetemez.   
Bir baltayla değil, fikirlerle ve ideallerle savaşacağım.   
Tecrübeme göre eğitimsiz kimselerin erdemleri de azdır.  
İnsanın asıl karakteri eline kuvvet geçtiğinde ortaya çıkar.
Geleceği öngörmenin en iyi yolu bizatihi onu inşa etmektir.   
Ne İncil benim kitabım ne de Hıristiyanlık benim mesleğim.   
Bir ülke, yarı köle yarı özgür insanlardan oluşursa yaşayamaz.   
Başkalarının hürriyetlerini tanımayanlar, hürriyete layık değildir.   
Bildiklerimiz değil, doğru zannettiklerimiz başımızı belaya sokar.   
Güç süreklidir; ama gücün kazandığı zaferlerin ömrü pek kısa olur.  
Politikacılar halkın çıkarlarından farklı çıkarlara sahip olan insanlar topluluğudur.
Başka ulusları özgürlüklerinden edenler er geç kendileri de özgürlüklerinden olurlar.  
İnsanlardan çoğunun mutluluğu ve mutsuzluğu, kendi düşünce ve inanışlarına bağlıdır.  
Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız söyleyeyim; Annemdir .   
Din konusunu fazla yakından incelemek, kafirliğe meyletmemize yol açacağı için engellenmiştir.   
Alkışlara inanmayın; çoğunluk alkışlıyorsa iyi, güzel, ama alkışlayanlar ya dalkavukların elleriyse.   
İyi bir iş yaptığımda kendimi iyi, Kötü bir iş yaptığımda kendimi kötü hissediyorum. İnandığım tek din bu!  
Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız.   
Koyunla kurdun özgürlüğün tanımı üzerinde anlaşamadıkları açıktır; ve aynı anlaşmazlık insanlar arasında da hala vardır.  
Görebildiklerinize ve dokunabildiklerinize inanmak bir inanç bile değildir ama görünmeyene inanmak bir zafer ve lütuftur.  
Ormanda kıvılcım çıkarmaya teşebus edenler, yalnızca bir tutam aydınlık için övülebilirler. Aslında onlardan geriye kalan, kalın bir toz bulutu ve kendilerinin de karıştığı etten ve kemikten siyah kul yığınıdır.  
Dünyanın büyük adamları okullarının en büyük öğrencileri değildi; çoğu zaman en büyük okulları bitirenler de hayatın büyük adamları olmamışlardır.  
Eğer karşınızdaki kişiye, bütün kalbin ve yeteneklerinle yardım etmeyi kabul edebiliyorsan, işte o zaman onu eleştirebilirsin. Bu olumlu eleştiridir.  
Eğer ilk önce nerede olduğumuzu ve nereye meylimiz olduğunu bilirsek, ne yapmamız gerektiğini ve nasıl yapacağımızı iyi değerlendirebiliriz.  
Neredeyse bütün erkekler güçlüklere dayanabilir, ama bir adamın karakterini test etmek istiyorsan, ona güç ver.  
Muhafazakarlık nedir? Eski ve denenmişe hayran olmamak, yeni ve denenmemişe muhalif olmak değil midir?  
Güçlüğe hemen hemen her insan dayanabilir fakat onun karakterini sınamak istiyorsanız ona yetki verin.  
Konuşup da aptallığınızı ortaya koyacağınıza, konuşmayın da hiç olmazsa herkesin şüphesi kalsın.  
Uşak olmayı istemediğim gibi, uşak kullanmayı da sevmem; benim demokrasi anlayışım budur.  
Hayvan haklarını da insan hakları kadar destekliyorum. Tam bir insan olmanın yolu budur.  
Evsiz biri başkasının evini yıkmaya çalışmamalı, çalışıp kendine bir ev yapmalıdır.  
Hiçbir şeyden asla vazgeçme çünkü vazgeçenler yalnızca kaybedenlerdir.  
Kuşku ve kıskançlık hiçbir insana, hiçbir durumda faydalı olmamıştır.   
Ne kadar mutlu olmaya karar vermişseniz o kadar mutlu olursunuz.  
Aynaya baktığında başka birini görmek istemiyorsan kendin gibi ol.  
Hayatta olduğum, olacağım herşeyi güzel anneme borçluyum.  
Önemli olan hayatınızdaki yıllar değil, yıllarınızdaki hayattır.  
Demokrasi, halkın halk tarafından halk için idaresidir.  
Ya hür bir millet olarak yaşayalım ya da ölelim.  
Bir adamı test etmek istiyorsan, ona güç ver.  
Hatadan korkan bir insan hiçbir şey yapamaz.  
Gelecek senin notlarındır, geçmişse sınavın.  
Yarın geride kalan ömrümüzün ilk günüdür.

Abraham Harold Maslow (d. 1 Nisan 1908 – ö. 8 Haziran 1970) en çok ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi ile tanınan Amerikalı psikolog.

İnsan kurallara sığmaz!    
Gelişimin ödülü ve heyecanı kendi içindedir.  
Anlamak, sevmenin olmazsa, olmaz kuralıdır.  
Gelişim ve ilerleme, acı ve çatışma ile sağlanabilir.  
İnsan, aynı anda hem olduğu hem de olmak istediğidir.  
Zaman zaman acı da verse, görmek kör olmaktan iyidir.   
Kendini gerçekleştirmek kişiye özgüdür, çünkü her insan farklıdır.  
Sahip olduğunuz tek şey çekiçse, her şey çivi gibi görünmeye başlar.
Eğitimin hedeflerinden biri yaşamın değerliliğini öğretmek olmalıdır.  
Üzücü olan ise ancak çok az sayıda insanın gerçekten iyi insan olmasıdır.  
Sevgi açlığı tuz eksikliği ya da vitamin eksikliği gibi bir eksiklik hastalığıdır.    
Sağlığın anlamı semptomların bulunmayışı mıdır? Ben bunu reddediyorum.
Bir insanın yapabileceği en iyi şey kendine karşı tümüyle dürüst olmaya çalışmasıdır.  
Bir kişinin değişmesi için gerekli olan şey; kendi hakkındaki farkındalığının değişmesidir.
Hasta insanlar, hasta bir kültürün ürünleridir. Sağlıklı insanlar ise ancak sağlık­lı bir kültürde yetişebilir.
Bilginin peşine kaygıyı azaltmak için düşebildiğimiz gibi kaygıyı azaltmak için bilgiden kaçıyor da olabiliriz.

Eğitimin hedeflerinden biri yaşamın değerliliğini öğretmek olmalıdır.
s. 255

Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır. — Arthur Schopenhauer
Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir. — Arthur Schopenhauer
Bütün yaratılışın şu ana dek birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz. — Kutsal Kitap, Romalılar 8:22
Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: “İşte, Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O’nun halkı olacaklar, Tanrı’nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” Tahtta oturan, “İşte her şeyi yeniliyorum” dedi. Sonra, “Yaz!” diye ekledi, “Çünkü bu sözler güvenilir ve gerçektir.” — Kutsal Kitap, Vahiy 21:3-5
Acıda hazların en tatlısı saklıdır. — Fyodor Mikailoviç Dostoyevski
İşi çok olanların gözyaşları için vakitleri yoktur. — George Gordon Byron
Bütün acılara dayanılır, yeter ki ekmeğin olsun. — Miguel de Cervantes
Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister. — Napoléon Bonaparte
Tatlı şeyler, sonu iyi biten acılardır. — Aiskhylos
Sefalet içinde iken mutlu günleri hatırlamak kadar acı bir şey yoktur. — Dante
Hiçbir şey, acıdan daha hızlı gelemez. — Bailey
Dünkü acılar, bugünkü sevinçlerin kaynağını oluşturur. — Pollok
Acı, acıyı bastırır. — Türk atasözü
Acının ödülü tecrübedir. — Aiskhylos
Geçmişte çektiğimiz acılar, bize çekmekte olduğumuzdan daima daha hafif görünür. — Gabriele D'Annunzio
Acı tanımamış olmak, büyük bir acıdır. — Marcus Tullius Cicero
Böyle bir acı çekme iştahıyla kahrolunduğu zaman bunun sonunu getirmek için binlerce hayat gerekirdi; ruhların göçü fikrinin nasıl bir cehennemden çıkmış olabileceği anlaşılıyor. — Emil Michel Cioran
Affedilmenin verdiği acı kadar kötü bir şey olamaz. — Guy de Maupassant
Gençlikteki gözyaşlarında acı yoktur, yaşlılıktaki acılarda gözyaşı. — Joseph Roux
Geçmişteki acılarımıza gülümseyerek baktığımız anda büyümüşüz demektir. — Khiew
Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz. — Konfüçyüs
Zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki, çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar. — Lucretius
Eğer bir dış etken seni üzerse, duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, senin ona verdiğin değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır. — Marcus Aurelius
Sonunda acı getirecek zevklerden kaçınılabileceğini, sonunda zevk getirecek acılara da dayanılabileceğini düşünüyorum. — Montaigne
Acıların ve düş kırıklığının üstesinden gelmenin tek kuralı, duygusal bozgunlukları planlı bir çalışmayla değişikliğe uğratmaktır. Bu, eşsiz bir kuraldır. — Napoleon Hill
Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan. — Nietzsche
Bir gram nükte, bir kilo acıya bedeldir. — Richard Baxter
Suratı ekşi olanın balı da acı olur. — Sadi
Ya kırmızı gülden ayrı yaşamalı ya da dikenin acılarını hoş görmeli. — Sadi
Acı çekmeyenler, başkalarının acı çekebileceğini akıllarını bile getirmezler. — Samuel Johnson
Acı, çabuk unutulur, sevinç ise ebedidir. — Friedrich Schiller
Hafif acılar konuşabilir, ama derin acılar dilsizdir. — Seneca
Acıların en acısı kendi kendimize çektirdiğimizdir. — Sophokles
Öğrendikten, sevdikten sonra daha çok acı çekeceksiniz. — Victor Hugo
Gözyaşları acının sessiz sözleridir. — Voltaire
Yaşamın acı yanı çabuk sona ermesi değil, bizim yaşamaya çok geç başlamamızdır. — W. M. Lewis
Acının fazlası güldürür, neşenin fazlası ağlatır. — William Blake
Acı olan mutlu olmamak değil, mutlu olabilecekken olamamaktır. (Şahika adlı eserinden)— Arcibaltd Joseph Cronin
İnsanlar acı çekerler ama bunu değil başkalarına, kendilerine bile itiraf etmemek için canla başla direnirler. Hiç acı çekmiyormuş gibi - ki bu onların saklanma noktasıdır. — Karl Barth

Acımak, Reşat Nuri Güntekin'in ilk defa 1928'de yayınlanan romanıdır.

 Acımak: Kasabanızda Zehra Hanım isminde bir başmuallim varmış...  Kitabın ilk satırları.

Fakat bir parça gevşek ve hayalperestti. Başındaki süslü rüyayı hakikat yapmak için yalnız düşünmek okumak söylemek kâfi olduğuna inanırdı. Faal ve uğraşıcı değildi. (9)
Hâli vakti yerinde bir ailenin sevilmiş çocukları olsalardı buluşlarıyla, zarafetleriyle pırıl pırıl parlayacaklardı. Fakat fakir, yahut düşkün bir aile içinde yetiştikleri için bu zekâ başka yollara dökülmüş... (22)
"Kendi insanlığımı, kendi haklarımı unuttum. Hayatımı başkalarının saadetine vakfettim. Kendimi kendi ihtiyarımla en basit emellerden, zevklerden mahrum ettim." (34)
Yavaş yavaş varlığını, benliğini unuttu. Başkalarının hayrı için işleyen bir makine hâlini aldı. (49)
Büyük merkezler insanı âvâre eder. Gezilecek, görülecek, sefahat edilecek yeri olmayan küçük kasabalarda daha iyi çalışılır. (60)
Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Şimdi anlıyorum ki değilmiş... (76)
Kötü hayatımı istediğim akıbete doğru sevkediyordum. İyi yahut fena mesut veya bedbaht olmak sırf kendi elimdeydi. Bir kişi bütün bir dünya ile nasıl uğraşabilirdi? (98)
"Namuslu bir adam oldun da eline ne geçti. Sanki başkaları gibi çalıp çırpaydın bizim de elimizde beş on paramız olurdu. Böyle sıkıntı çekmezdik." (118)
Eskiden gamımı unutmak için içerdim. şimdi böyle bir mazeretim yok. Kalbim kızgın demirle dağlanarak duygusunu kaybetmiş gibi hiçbir şey hissetmiyorum. (149)

Adalet, bir çağlayan gibi akmalıdır.

Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette.

Mutluluk şansı olmasaydı, adaletin hali ne olurdu.
Adalet olmadan düzen olmaz.

Bir tarafı dinlemeden karar veren doğru karar verse de; adaletsizlik etmiş olur.
Kendi kendine zulmeden başkalarına karşı nasıl adaletli davranacak şaşarım.
Adalet; imanın başıdır, ihsanın birleştiği noktadır ve imanın en yüksek mertebesidir.
Adalet için en büyük talihsizlik devleti idare edenlerin zalimliğidir.
Adil ol, kudretin sürekli olsun.

Adalet ancak gerçekten, mutluluk ancak adaletten doğabilir.

Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.

Kendi çıkarımız hükmü tamamıyla yanlış kılar.
Bana yapılan haksızlık bana hiçbir şekilde ona haksızlık yapma hakkını vermez.

Adaletin olmadığı yerde güvenli bir barış olamaz.

Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.

Eşitlik her zaman adil değildir.

Her ne zaman özgürlük ve adalet arasında bir ayrım yapılsa, her ikisinin de güvende olmadığını düşünürüm.
M. de Menonville'e bir mektubundan (Ekim 1789); Saygın Edmund Burke'ün Hukuk Çalışmaları (1899), Cilt. 3, s. 438–39.

Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır. (Mirabeau)
Adalet yorumlarımız saatlerimize benzer. Çoğu başka başka yerler gösterir ve herkes kendininkine itimat eder.

Kaplan adamı öldürmek isterse adı vahşilik, adam kaplanı öldürmek isterse adı spor olur. Suç ile adalet arasındaki fark da bundan büyük değildir.

Yargı yok(sa) adalet (de) yok.

Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir.

Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner.
Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlemek için çaba sarf ederler.
Eğitimli insanlar adaleti ilke edinir ve onu düzenli bir biçimde yürütür; onu alçak gönüllülükle kurar ve sadakatla gerçekleştirir.
Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.
Örnek insanlar adaleti anlar. Adaleti anlamayan adaletsiz olur.
Adalet devletin hazinesidir.
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir...
Bir memleketin nasıl yönetildiğini anlamak mı istiyorsunuz; onun müziğine kulak veriniz. Nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır orada adalet ve erdem hüküm sürer.

Dünya yıkılsa da bırak adalet yerini bulsun.
Orijinali:Fiat justitia, pereat mundus
Dünyanın yıkılmaması için bırak adalet yerini bulsun.
Orijinali: Fiat justitia, ne pereat mundus)
Adalet erdemlerin kraliçesidir.
Orijinali: Justitia Virtim regina
Gökyüzü düşse de bırak adalet yerini bulsun.
Justitia fiat, ruat coelum

Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız. Alkışlar önüne kansız elle çıkınız.

Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymak.
Adalet “daha kötüye, daha kötü ceza verilir” buyurmuştur.
Saman çöpü değil; ilim, sabır ve adalet dağıyım.
Hilelerle, tedbirlerle çalınmış olan malın vebali adalet günü çalan adamın boynunda kalır.
Adalet gününde ateş, nurun zıddıdır, zira, ateş kahırdan meydana gelmedir, nur, ihsan ve fazıldan.
Ben onun yemininin hürmetini terk ettim, onun adaleti de benim( yeminimi) sağ elimi kestirdi!
Kuş da senin adaletine sığınmış, balık da. Kimdir o kaybolan, kimdir o mahrum ki adaletin, onu arayıp bulmamış olsun?
Muratları, dilekleri koruyan adalettir... geceleyin damlarda sopalarını kakıp gezen bekçiler degil!
Delinin elinden silâhı al da adalet ve sulh, senden razı olsun!
Adalet taksimcidir, bölüşülecek şeyleri o bölüştürür... fakat şaşılacak şey şu ki bunda ne cebir vardır ne de zulüm!
Tanrı kadehinden şarap içen sarhoş, hiç adaletten ve doğrudan başka bir şey yapar mı?
Adalette bulunursan saadete erersin, kalem bunu yazdı, mürekkebi bile kurudu.
Civanım kendi nefsini suçlu bul da adaletin verdiği cezayı az kına.
Sen ey adaleti bilinmez adam, kurt yavrusuna süt veren keçiye benziyorsun!
Adalet, her şeyi lâyık oldugu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külâh başın.
Allah adaleti, herkesi eşiyle çift etmiştir; fili fille, sivrisineği sivrisinekle.

Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.
Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur.

Adalet güçlüden yanadır.

Adil olmak, insanın kendine özgü erdemlerinin bir parçasıdır.
Adil insan, kendisine zarar verildiğinde bile adaletinden bir şeyler eksilmeyen kişidir.
Birisi tutup da adillik herkese hak ettiğini vermektir deyip, adil insanın bu bakımdan düşmanlarına zarar vermesi, dostlarına yarar sağlaması gerektiğini söylerse, bu kimsenin söylediğini doğru kabul edemeyiz; bu insanın söylediği şey bilgece değildir. Çünkü bizim ulaştığımız sonuca göre bir insana zarar vermek hiçbir şekilde adil, haksever insanın özelliği olamaz.

Bugün dünya genelinde en fazla ihtiyaç duyulan konuların başında adalet geliyor. Küresel adaleti tesis etmekle yükümlü kurumlar ne yazık ki büyük bir atalet içinde bulunuyor.

Medeniyetin ilk şartı adalettir.

Hümanist, şiddet içermeyen ütopya; o sözde “aydın” ve “ilerici”  insanlar, eşitlik ve hak kavramlarını bu gezegeni beraber paylaştığımız canlıları da kapsayacak şekilde genişletene dek ikiyüzlü bir yalan olarak kalacak.

Ülkeler kılıçla alınır ancak adaletle korunur.

Adalet; onurlu yaşamak, başkasına zarar vermemek, herkese kendisine ait olanı vermektir.

İnsancıl olmadıkça adil olamazsınız.

İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.

İnsanlığın en güzel görevi adalet dağıtmasıdır.

Kral olmasına kralım, bunda kuşku yok ama, her aklıma geleni de yapamam ya...

Britannica
Güzel Cümleler
People Biography

Adalet Ağaoğlu (23 Ekim 1929, Ankara - 14 Temmuz 2020, İstanbul), Türk yazar. Daha çok roman ve öykü türündeki eserleriyle tanınan yazar. 20. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli romancılarından biri kabul edilir.

Beni yalnız yalnızlığım çoğaltır.  
İyileşmeyen tek hastalık, yaşlılık.  
Hayatta piştiği gibi kitapta da pişmeli insan.  
Her şey için hep erken... Sonuç: Geç kalmak.   
Bu kaçıncı sonbahar, kimsenin kimseyi ısıtmadığı...    
Yeterince karanlık değil. Gece dediğin katran gibi olmalı.
Ölüm bazen o denli çabuk gelmiyor. Ölümle savaşmak gerekir.  
Parçalanmış değerler karşısında hayatla uyum sağlamak ikiyüzlülüktür.  
Allah’a inanmıyorum, cenaze istemem. Beni yakın, küllerim savrulsun.  
Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek.
Herkes işi gücü bırakmış, başkalarına neyi nasıl yapacağını öğretme peşinde...   
Hukuk olmayan yerde yargı, aşk olmayan yerde çocuk, hayat olmayan yerde ölüm.  
Bunca yorgunluktan sonra birbirimiz için yok olamayız. Hiç var olmamış gibi olamayız..  
Bizim milletimizin başarısızlığı kadınlara karşı gösterdiğimiz kusurdan ileri gelmektedir.   
Her şey çok çabuk eskiyor. Papuçlar, perdeler, yapılar, sokaklar, duvarlar, sevgiler. Hepsi çarçabuk tüketiliyor.  
Bu ülke düşünce insanlarımızı yerden yere çaldı, onları vurdu, vuramadıklarını yaraladı, bilim yuvalarının dışına kovdu; yetmedi, vatan sınırlarının dışına kovdu. Eğer arada sırada onlar için birazcık iyi bir şey yapmak zorunda kaldıysa, bunda da hep geç kaldı.
Bir insan narkoz almadan, kesilip biçilecek yerini uyuşturmadan kendini kendi eliyle ameliyat eder, bunu da ölmeden başarırsa, insanoğlu için yaşamın en güç yanını, adı yapayalnız olmak denen şeyi de başarır.
İntihar etmeyeceksek, içelim bari.
Bir Düğün Gecesi (1979)

Adalet Peşinde (İngilizce özgün adıyla Law Abiding Citizen), 2009 yapımı ABD filmi.

Nasıl dikkat etmemi bekliyorsunuz? Çünkü görünen o ki iki kişiyi öldürdüm. Ama siz nerdeyse şu kapıdan çıkıp gitmeme izin verecektiniz. Ne kadar yoldan sapmışsınız böyle? Birkaç yasal yönetmelik saçmalığıyla önünüze yem attım, siz de sazan gibi atladınız.
(Hakimin kendisine yaptığı "tavırlarına dikkat ediniz" uyarısı üzerine)
Kanla öğretilmeyen dersler çabuk unutulur.
Oyun böyle oynanır: Karşı tarafı doğru hamleyi kendisinin yaptığına ikna ederek.
O hastalıklı, yozlaşmış düzeninizi başınıza yıkıcam. Çok ilahi olacak.
İşte ingiliz anahtarları bu işe yarıyor seni gerizekalı.

Jamie Foxx - Nick Rice
Gerard Butler - Clyde Alexander Shelton
Colm Meaney - Dedektif Dunnigan
Bruce McGill - Jonas Cantrell
Leslie Bibb - Sarah Lowell
Michael Irby - Dedektif Garza
Gregory Itzin - Warden Inger
Regina Hall - Kelly Rice
Emerald-Angel Young - Denise Rice
Christian Stolte - Clarence James Darby
Annie Corley - Judge Laura Burch
Richard Portnow - Bill Reynolds
Viola Davis - Belediye Başkanı April Henry
Michael Kelly - Bray
Josh Stewart - Rupert Ames
Roger Bart - Brian Bringham
Dan Bittner - Serneo
Evan Hart - Collins
Reno Laquintano - Dwight Dixon

Adam Fawer (d. New York, 1970), Amerikalı roman yazarı.

İnsanı en çok üzen şey; ummadıkları kişiler adam olurken, adam sandıklarının insan bile olamamış olmasıdır.
Gerçekten seviyorsan eğer uzaklık gözünü korkutmamalı. Çünkü asla unutma; yanındayken bile uzaktı bazıları.
Her gün kendimi biraz daha iyi hissedebileceğimi umarak kalkıyorum. Bazen öyle de oluyor. Sonra gece çöküyor ve o hâlâ yok…
Bil ki geride bıraktıkların ileriye gitmeni engelleyecek. Unutma; ileri gidebilmen için arkadakileri unutman gerek.
Nokta her zaman bir son demek değildir, bazen kendinden sonraki harfin büyük olacağını gösterir.
Düşün: Kör, sağır ve dilsiz çölde gidiyorlar ve sağır ölüyor. Dilsiz köre, sağırın öldüğünü nasıl anlatır? Seni sevmek; sadece dilsiz kalmak değil, dilsizin böylesi olmak işte!
Hayatından silmek istediklerini gerçekten sil, Çünkü geri dönüşüm kutusunda bekletirsen; sistemini yavaşlatır!
Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada, Bazen kaybetmek en doğru seçimdir. Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.
"İyi ki"lerin "keşke"lerini geçsin bu hayatta. Çünkü zamanı geri çevirmek için saatin yelkovanı ile oynamak fayda sağlamaz.
Satranç hayat gibidir. Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip yine de kazanabilirsin oyunu.
İşte hayatın en güzel tarafı da buydu; her şey olabilirdi, her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi, olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu.

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi?
Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?
Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?
Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman.
Unutma; Kimse unutulmayacak kadar sonsuz ve sonsuza dek sevilecek kadar değerli değil aslında.
Tahmin etmek imkansızdır. Ama şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.
Her gece Tanrı'ya aynı soruyu soruyordu: Neden onları almıştı?

Yaşamınızın kontrolü sizde değil!
Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
Bu kitabı kapatabilirsiniz.
O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
Ne isterseniz yapabilirsiniz.
Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.
Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın.
Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.

Adam Smith (5 Haziran 1723 – 17 Temmuz 1790), İskoç filozof.

Para bir mübadele aracıdır.
Piyasayı görünmez bir el ilişkilendirir.
Her bireyin kendi şartlarını iyileştirmeye yönelik doğal çabaları, dışarıdan yapılacak herhangi bir yardımdan çok daha yararlıdır ve toplumda servet ve refahın artması için yeterlidir.
Bilim, batıl inanç zehrinin büyük panzehridir.
Başkaları için bu kadar çok, kendimiz içinse bu kadar az şey hissetmek ve bencilliğimizi baskılamak insan doğasının kusursuz tarafıdır.
Her zaman ve her yerde, değerli olan az bulunandır ya da edinmek için fazla emek gerektirendir; ucuz olan ise kolaylıkla ve çok az emek ile elde edilendir.
Ortak çıkar bireylerin insanlıklarına dayalı değildir; bencilliklerine dayalıdır.

Ulusların Zenginliği, Adam Smith, sayfa 31, Palme Yayıncılık
Milletlerin Zenginliği, Adam Smith, sayfa 36, İş bankası yayınları

Adanalı, 7 Kasım 2008'de yayımlanmaya başlayan aksiyon ve polisiye türündeki Türk televizyon dizisidir.

Adanalıyık Allah'ın adamıyık.
Gıcık İdil.
Yav çok acıktım.
7 numaralı acı biberden de koyduk muu al sana şaheser.
Normalde 3 yanlış bir doğruyu götürür ya. Beni biliyorsun, 1 yanlış bütün doğruları götürür.
Dünya ne zaman bu kadar kötüye döndü.Bben de bu sorunun cevabını bilmiyorum.
Ortalık 56 oldu.
Arabayla anarya giderken arkada duran hipo bidonuna çarptım. Daha sonra ailecek arabaya bindik, parka gidip ocağa çayı kattık, akşam dönüşte şırdanlarımızı yeyip eve geldik, sonra damda yatakları kurduk orda yattık.
Oğluum biz yürüyüşe gidiyoruz arabaylan.
Neydirsiz ola.
Beynini kırarım.
Abo.
Allah Allah
Sie lan, şerefsizler.

Yavuz Dikkaya: O kızın telefonu sende ne arıyor?
Engin: Ya, ilk geldiğinde tanışırken değiş tokuş yapmıştık.
Yavuz Dikkaya: Değiş tokuş yapmışmış! En kısa zamanda sileceksin onun telefonunu oradan.
Engin: T-t-ta-tamam.
Yavuz Dikkaya: Haa kandırabileceğini mi sandın beni! Aklında duruyorsa da unutacaksın!
Engin: Tamam.

Yavuz Dikkaya: Parfümü de 91 oktav benzin gibi kokuyor.
İdil Ertürk: Yavuz Bey sesiniz koridorun öbür tarafından duyuluyor.
Yavuz Dikkaya: [Sessizce] Gıcık!
İdil Ertürk: Fısıltılarınızı bile duyabiliyorum.

Sofia Dikkaya: Sen kilolu değilsin ki, sadece biraz göbeğin var.
Yavuz Dikkaya: Göbek değil o, Türk kası. Bak şimdi göbek, Türk kası, göbek, Türk kası.

Yavuz Dikkaya: Bu olay bitene kadar teyakkuz halinde olacağız.
Sofia Dikkaya: Teyakkuz ne demek ?
Yavuz Dikkaya: Teyakkuz... Baba nereye sen oraya demek.

Engin: Komiserim. Haddime düşmez ama, biz polisiz ya. Sizce bu adamı dövmek doğru olur mu?
Yavuz Dikkaya: Ben bu şerefsizi bir polis olarak değil, bir baba olarak döveceğim.

Aşık olamayan âdem benzer yemişsiz ağaca. Yunus Emre
Tanrı, Âdem ile Havva'yı düşünmek istemediklerini düşünmek zorunda bırakacak biçimde yaratmıştır. Carl Gustav Jung
Âdem aleyhisselam akıl derecesinden aşk derecesine ulaşınca bütün varlıklarda Allah’ın güzelliğini görmeye başladı. Her varlıkta Allah’ın tecellisini gördü. Âdem, her şeyin hakikatını biliyordu ki ona “alleme’l-esmâ” denildi. Pîr-i Gâlibî
Bir şey'in vücudu, bütün eczasının vücuduna vâbestedir. Âdemi ise bir cüz'ünün ademiyle olduğundan zaîf adam, iktidarını göstermek için tahrib taraftarı oluyor, müsbet yerine menfîce hareket ediyor. Said Nursî
Âdem, ulvî âlemdendir (yani yaratılışı yüksekdir); onu süflî ve alçak sanma! Galip Hasan Kuşçuoğlu
Bu Kâinat kubbesinin dönüşündeki nizam ve intizam edebdir. Din edebdir demişler. Âdemlikten insan olma şerefine ermiş kişinin kıymeti ve değeri edebi ile ölçülür. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Başka yaratığa verilmeyen, rahmet-i ilâhî olan imkân ve meziyet bila-istisna Benî Âdem’e verildi. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Âdem Safiyullah’tan, Kıyâmet'e kadar geçerli olan, Allâh’ın elçileri vasıtası ile cümle Allah kullarına bahşedilen rahmet-i ilâhînin ismi Nûr-u Muhammedî'dir. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Benî Âdem’in halk oluşundan Kıyamet'e kadar zerreden kürreye Benî Âdem’in ve mahlukatın, canlı ve cansız yaratılmışların müşterek ibadet ve taatları zikrullahdır. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Allah’ı bilen Benî Âdem’e “gavur, kâfir, gayr-ı müslim” diyemezsin. Dikkat et, Gayretullah'a dokunursun! Kimsenin inancı ile oynamaya hakkın yok. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Öyle bir söz söyle ki sözünden ibret alsınlar, söz bilmez isen sükût eyle seni bir âdem sansınlar.
Allah, Âdem aleyhisselâm'a yeryüzündeki vazifesini üç kelâmla emretti: “Ekiniz, biçiniz, yiyiniz.” Galip Hasan Kuşçuoğlu
Allah, Benî Âdem’i gazabından değil, rahmetinden yarattığının, Dünya da Benî Âdem için manevî kazanç yeridir. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Allah, aşkından yarattı bütün âlemi. Bu âlemin nüvesi, çekirdeği hazret-i insan olmaya namzet Benî Adem'dir. Galip Hasan Kuşçuoğlu
Allah, "Biz Âdem’e eşyanın ismini öğrettik. Melâikeye sorduk, bilemedi. Fakat Âdem bildi" buyurdu. Galip Hasan Kuşçuoğlu

Türk hava sahasında geçen yıl gerçekleşen uçuş sayısı, transit üst geçişler dahil 2020'ye göre yüzde 38,5 arttı. 2020'de 1 milyon 55 bin 168 olan uçuş sayısı geçen yıl 1 milyon 461 bin 577'ye yükseldi. Bir başka ifadeyle Türkiye semalarından geçen yıl yaklaşık her 22 saniyede bir uçak geçti.
Uydu ve uzay çalışmalarıyla Türkiye'yi bu alanda bölgesinde lider ve dünyanın önde gelen ülkelerinden biri yapacağız. Yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A'nın entegrasyon ve testleri de devam ediyor. Projenin mühendislik modeli entegrasyon faaliyetleri ve çevresel testlerinin önemli bir kısmı tamamlandı. Uçuş modelindeki geliştirme faaliyetleri tamamlandı. Ülkemizin, haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasında yer almasını sağlayacak Türksat 6A'yı Cumhuriyet'imizin 100. yılında uzaya göndereceğiz.

Alfred Adler, Yahudi asıllı Avusturyalı psikaytrist, psikoterapist.

İnsan iradesi özgür değildir. İşin doğrusu, bir amaca bağlanır bağlanmaz insan iradesi özgürlüğünü yitirecektir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 39, Say Yayınları, 2002)
Bir insanın devinimlerinin yöneldiği amaç, o insanın çocukken dış dünyadan aldığı izlenimlerin etkisi altında gelişip ortaya çıkar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 41, Say Yayınları, 2002)
Henüz anlaşılmamış biçimde de olsa dinin de toplu yaşama zorunluğundan doğduğu görülür; dinde kutsanmış toplu yaşam biçimleri, anlayıcı ve kavrayıcı düşüncenin yerine geçerek bireyler arasında bağlayıcı öge rolünü oynar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 46, Say Yayınları, 2002)
Her isteyiş, bir yetersizlik duygusuyla ilgilidir, insanda bir doyum, bir hoşnutluk, bir yeterlilik sağlama eğilim ve dürtüsünün doğmasına yol açar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 50, Say Yayınları, 2002)
Örneğin moral gücünü yitirmiş pısırık bir ortamda büyüyen çocuklarda böyle bir durumla karşılaşırız; çevrenin aşırı kötümserliği kolaylıkla çevreden çocuğa geçer.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 55, Say Yayınları, 2002)
Çocuğun aile çevresindeki bir kişiye göstereceği aşırı sevginin hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gerekir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 59, Say Yayınları, 2002)
Bazı çocuklar aşırı derecede huysuzluğu kaçarak dikkati üzerlerine çekmek isterken, daha çok ya da daha az kurnaz kimileri aşırı derecede uslu davranarak aynı amaca varmaya çalışırlar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 59, Say Yayınları, 2002)
Sanrı, ruhsal gerilimin alabildiğine büyük boyutlara ulaştığı, insanın amacından itilip uzaklaştırılacağı korkusuna kapıldığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 71, Say Yayınları, 2002)
Hayatta birçok kötü olayla karşılaşmış güçsüz çocukların hayal gücü üstün düzeydedir; böylesi çocuklar, düş kurup dururlar hep.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 75, Say Yayınları, 2002)
Tüm yaşamımız, insanların birbirini karşılıklı etkileyebileceği varsayımına bağlı olarak akıp gitmektedir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 79, Say Yayınları, 2002)
Bir başkasını etkilemenin en iyi yolu, o kişiyi hak ve çıkarlarını garanti altına alınmış hissedeceği bir ruh durumuna sokmaktır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 79, Say Yayınları, 2002)
Her ruhsal yaşamın başında az çok bir aşağılık duygusunun yer aldığını kabul etmek gerekecektir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 86, Say Yayınları, 2002)
İki kişinin aynı şeyi yapması, aynı şey değildir; ama aynı şeyi yapmasalar da, yaptıkları aynı şey olabilir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 97, Say Yayınları, 2002)
Oyun oynamaktan kaçan çocukların ruhsal gelişimlerinde her zaman bir aksaklık söz konusudur.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 108, Say Yayınları, 2002)
Bütün oyunlarda gelecek için hazırlık özelliği açığa vurur kendini. Örneğin çocuğun oyun karşısındaki tutumunda, oynayacağı oyunun seçiminde ve ona verdiği önemde bu durumu gözlemleyebiliriz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 108, Say Yayınları, 2002)
Dikkat, ilgi duyulan bir nesnenin belirli bir amaçla ele geçirilmesini sağlayan bir araçtır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 108, Say Yayınları, 2002)
İhmâl, toplumsallık duygusunun bir eksiğidir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 113, Say Yayınları, 2002)
Kendilerini ezik durumda hissedenlerin yaşamın küçük bir kesitinden dışarı çıkamayanlar arasında yer alacağını, hayattan biraz yüz çevirmiş kişilerin yaşamın sorunlarını, yaşama gereği gibi ayak uyduranlar kadar açık seçik göremeyeceğini söyleyebiliriz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 115, Say Yayınları, 2002)
Hayatın tek tek olayları bakımından sıklıkla gözlemlediğimiz bir şey var ki, o da bazı kimselerin yaşam konusunda kendilerinde varolan yeteneklerden haberlerinin bulunmayışı ve ilgili yetenekleri küçümsemeleridir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 115, Say Yayınları, 2002)
Özetlersek diyebiliriz ki, düş, düşü görenin kafasının bir sorunla meşgul olduğunu, ayrıca bu sorun karşısında ne gibi bir tutum takındığını ortaya koyar. Düşte düşü görenin çevresine karşı tutumunu etkileyen toplumsallık duygusu ve güçlülük eğilimi gibi iki etken özellikle rol oynar, en azından bunların düşte hafiften izlerini ele geçirmek mümkündür.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 132, Say Yayınları, 2002)
Bir insanın değeri, toplumsal işbölümünde üzerine düşen yeri ne ölçüde doldurduğuna bakılarak belirlenir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 136, Say Yayınları, 2002)
Bazen insanlar, kendini beğenmişlik ya da kibir sözcüğü yerine kulağa daha hoş gelen hırs sözcüğünü kullanarak kendilerini biraz temize çıkarmaya çalışırlar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 200, Say Yayınları, 2002)
Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 146, Say Yayınları, 2002)
Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 159, Say Yayınları, 2002)
Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz nitelik taşır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 159, Say Yayınları, 2002)
Kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimi veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 145, Say Yayınları, 2002)
Ruhsal ilişkiler örgüsünden koparılıp alınmış bir tek ruhsal olaya dayanılarak insanı tanımak gibi bir işe kalkışılamaz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 197, Say Yayınları, 2002)
Tırnak kemirme ve burun karıştırma gibi dikkat çeken kötü alışkanlıklara sahip insanlar, ilgili davranışlarıyla inatçı kimseler olduklarını ele verdiklerini bilmezler.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 115, Say Yayınları, 2002)
Hayatta en büyük zorlukları yaşayan ve başkalarına en büyük zararı veren birey, diğer insanlara ilgi duymayan bireydir. İnsanların bütün başarısızlıkları bu tür bireylerden kaynaklanır!
Toplumdan uzak kalmak isteyen biri için, örneğin hep kirli bir yaka ya da pejmürde bir ceketle toplum içinde görünmekten daha uygun ve daha etkili bir çare yoktur. Kendisini başkalarının dikkati, eleştirisi ve rekabetiyle yüzyüze getirecek bir işin başına geçmekten yakayı sıyırmada ya da sevgi ve evlilikten kaçma işinde, başkalarının karşısına bu ekilde çıkmaktan daha iyi ve mükemmel ne yardım edebilir kendisine?
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 256, Say Yayınları, 2002)
Unutkan insanlar öyle kişilerdir ki, açıkça başkaldırmaya pek yanaşmaz, ama unutkan davranışlarıyla ödevlerine karşı yeteri kadar ilgi duymadıklarını ele verirler.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 113, Say Yayınları, 2002)
Uygarlığımızda bir kızın özgüvenini ve cesaretini yitirmemesi kolay değildir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 146, Say Yayınları, 2002)
Yıkayıp temizleme hastalığına kadınlarda alabildiğine sık rastlanır. Böyle davrananların tümü de kadınlık rolünü üstlenmeye karşı koyanlardır; ilgili davranışlarıyla kendilerini bir tür mükemmelliğe kavuşmuş görür, her gün kendileri gibi sık sık temizliğe başvurmayan kadınlara tepeden bakarlar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, s. 157, Say Yayınları, 2002)

Eğer bir insan bir başkasına gerçekten ilgi ve yakınlık duyuyorsa, o ilginin gerektirdiği bütün özelliklere sahip olmalıdır: Dürüst olmalı, iyi bir arkadaş olmalı, sorumluluk duygusu taşımalı, sadık ve güvenilir olmalıdır.
(s. 147, Payel Yayınları, 1999)
Eğer erkek şefkat arıyorsa, kendisini şımartacak, pohpohlayacak kızlar arayacaktır. Eğer ilişkiyi ikili bir yarış gibi görüyor ve bu yarışta üstün gelmeyi istiyorsa, güçlü görünen kızları arayacak, veya yapıları, toplumsal konumları ve güçleri açısından kolayca yönlendirilip güdülebilen kızları yeğleyecektir. Doğal olarak böyle bir seçim pek çok yanlışa yol açacaktır; çünkü hiçbir kız sürekli boyun eğmeye razı olmaz.
(s. 104, Payel Yayınları, 1999)
Farklı cinslerden iki eşit insanın görevi olarak tanımladığımız aşk, iki bireyin bedensel ve düşünsel yönlerden birbirlerini çekmesini, başkalarını dışlamasını ve birbirlerine karşı mutlak bir teslimiyetle yaklaşmalarını gerektirir.
(s. 89, Payel Yayınları, 1999)
Gizliden gizliye üstün olma isteği besleyen kızlar, genellikle güçsüz, sakat ya da kendi toplumsal konumlarının altındaki erkeklere yönelirler. Aynı şekilde, hemen el altındaki birinin veya bir akrabanın seçilmesi de, kendinden çok genç veya çok yaşlı bir erkeğin seçilmesi de güçsüzlük duygusunun belirtisidir.
(s. 94, Payel Yayınları, 1999)
Kadının çocukluğundan başlayarak kendisine zorlanan role başkaldırısı ne denli güçlü olursa, ya da aynı şekilde erkek kendisine biçilen ayrıcalıklı rolü tüm saçmalığına karşın oynamamakta ne denli ısrarlıysa, cinsler arasındaki çatışma da o denli şiddetli olur.
(s. 29, Payel Yayınları, 1999)

Halk, aldanmaktan hoşlanır.  
Kıskançlık aşağılık hissinin meyvesidir.  
İhmâl, toplumsallık duygusunun bir eksiğidir.    
Hayattaki birincil tehlike çok fazla önlem almaktır.   
İnsanlara güvenilemeyeceğini zamanla öğrendim.   
Anneler başaramazsa tüm insanlık tehlikeye girer..  
Sadece normal insanlar çok iyi tanımadığın insanlar.  
Sağlıklı insan kusurlu olma cesaretine sahip insandır.  
Vermek, almaktan daha güzel, daha kutsal bir şeydir.    
Belki de mutluluk, güçlükleri yenmenin en iyi ifadesidir.  
Toplumun mantıklı ve yerleşik yasalarına karşı çıkmak boşunadır.  
İnsan sadece kendisine ve dinleyicisine güvendiğinde iyi konuşur.   
Kendini beğenmiş kimseler her zaman çocuksu bir görünüm sergiler.  
Kendi ilkelerinizle savaşmak, onlara saygı duymaktan çok daha kolaydır.  
Kendine güvenmeyenlerin asla başkalarına güvenmediği bilinmektedir.
Üstünlük komp

Adnan Demircan, yazar ve akademisyen.

Bir insanın bütün geçmişinden ve duygularından soyutlanarak yüzde yüz bir nesnelliğe sahip olması mümkün değildir. Böyle bir nesnellik insan olmaktan çıkmak anlamına gelir. Elbette her birimizin bildiği ve kabulleri var. Ancak insan olarak bunları bir dereceye kadar kritik etme imkânına sahibiz. Yine de her şeye rağmen görüşlerimiz ve bakışımız bizim evrenimize ve nazarımızın, aklımızın ulaşabildiği yere kadardır. Bunda yüzde yüz bir objektiflikten söz edilemez. Diğer taraftan bugün de yargılarımızla yaşamıyor muyuz? Yargılarımız, kanaatlerimiz yüzde yüz bilgiye vukufiyetle mi elde ediliyor, yoksa bildiğimiz kırıntılar üzerinden mi yargıda bulunuyoruz. Tanıştığımız bir kişiyle birkaç dakikalık görüşmeyle onun hakkında yargıda bulunabiliyoruz. Bu da büyük ölçüde öznel bir yargıdır. İnsan zanda bulunan bir varlıktır. Tarihçi, bunu imkânlar ölçüsünde aşmaya çalışan biridir.

Adnan Kahveci (20 Şubat 1949, Köprübaşı, Trabzon - 5 Şubat, 1993 Gerede), elektrik mühendisi profesör, 46, 47. ve 48. hükümetlerde görev almış siyasetçi ve devlet adamı.

Kürt sorunu bugün Türkiye'nin gündeminde enflasyon ve işsizlikten çok daha önemli bir boyut kazanmıştır. (Adnan Kahveci bu raporu yazdığında enflasyon %78'di) Sorunun çözümü için somut ve kapsamlı öneri üreten hemen hemen yok gibidir. Ayrıca hiç kimse kusurlu olduğunu kabul etmemektedir. Sorunun bugüne kadar çözülememesinin tek sebebi Türkiye'nin bunu çözecek demokratik olgunluğa erişememiş olmasıdır.
Demirel-İnönü hükümeti Kürt sorununun çözümünü yine zamana bırakmıştır. Sorunun çözümünü zamana bırakmak yapılabilecek en büyük yanlıştır. ANAP'ın başlattığı çözüme dönük uygulamalar şimdi tamamen durdurulmuştur. ' Milletimiz buna hazır değil' bahaneleriyle somut demokratik adımlardan kaçınılmaktadır. Benim inancım odur ki, Kürt meselesi Türkiye'nin en önemli gündem maddesi haline gelmiştir. Şırnak'ta Cizre'de Nevruz kutlaması bahanesiyle 80-90 kişi ölüyorsa ve Türkiye basınıyla, aydınıyla 'İşbaşında DYP- SHP koalisyonu var' diye susuyorsa, bu, çok büyük sorunlara gebeyiz demektir. Eğer Kürt sorununa ciddi teşhis konmaz, ciddi çözümler uygulanmazsa Türkiye iç harbe sürüklenir. Herkes korkup sessiz kalırsa Türkiye felakete doğru gidecektir. Şehit olan her asker ve polisten sonra Kürtlere karşı ayrımcılığın arttığının belirtileri vardır. Hızla artan bu gidişi durduramazsak iç savaşa sürüklenmemiz kaçınılmazdır.

Ali Adnan Ertekin Menderes (1899, Aydın – 17 Eylül 1961, Bursa), 1950-60 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlığını yapmış, İstiklal Madalyası sahibi Türk siyasetçi, devlet adamı ve hukukçu.

Allah düşmanımı bile böyle bir muhalefetle karşılaştırmasın.
Allah'ım bana bir daha böyle bir seçim gecesi yaşatma!
DP ile CHP'nin atbaşı gittiği, birinin, bir ötekinin önüne geçtiği 1957 seçimleri gecesi.
Atatürk'ü medeniliğin, ileriliğin ve memleket menfaatlerini üstün tutmanın en muazzez sembolü olarak telakki etmekteyiz. (...) Atatürk hiç kimsenin karşı karşıya geleceği bir kudret değildir. Hiç kimse bunu arzu etmez. Herkes, bilâkis onu Türk Cemiyetinin hâlâ en ileri nigehbanı olarak, en büyük kuvveti olarak telâkki etmektedir.
Beni Atatürk keşfetti.
Ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm.
Ben bu orduyu yedek subaylarla da idare ederim!
Beş parasız ve bir sandalyesiz kurulmuş olan Demokrat Parti, dört senede iktidarı ele geçirecek kadar muazzam bir kudretin sahibi olmuştur; bütün baskılara rağmen iktidara gelebilecek kadar muazzam bir kudretin sahibi olmuştur.
Biz Atatürk'ü, Türk milletinin en aziz ve eşsiz bir varlığı olarak vicdanlarımıza gömmüşüzdür, başımızın tacı ittihaz etmişizdir ve onu daima Türk Milletini birleştirecek en kutsi, en aziz hâtıra olarak muhafaza edeceğiz.
Bize göre hususi mülkiyet ve şahsi hürriyete dayanan bir iktisat rejiminde, iktisadi sahanın asıl olarak ferde veya şirket halinde hususi teşebbüse ait olması lazımdır.
Demokrat Parti'ye mensup olan vatandaşlar bu partinin yükünü seve seve sırtlarına ve omuzlarına almışlardır.
Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.
Menderes'e son arzusu sorulduğunda.
Her mahallede bir milyoner yaratacağız.
Mukadderatımı tamamen DP grubunun inisiyatifine bırakıyorum.
Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz.
1954 yılında 3 bakanın istifasını alıp kendisini alkışlayan Demokrat Parti grubunda konuşma yaparken.
Hiç kırgın değilim. Hiçbir dargınlık duymuyorum.
Adnan Menderes idam sehpasına giderken son söylediği söz.
Kumandan beyefendinin büyük lütufları olmasa, zaman zaman biraz görüşmek ve çıkarmak imkanı vermemiş olsalar, belki bugün huzurunuza çıkmaya dahi muktedir olamayacaktım. Arzum şudur ki; bana imkan verecek, moralimi ve asabımı düzeltecek bir rejimin tatbiki... Ben huzurunuzda, bütün kumandan beylerin ve saygıdeğer genç subay beylerin nazik muameleleri için teşekkürü bir borç biliyorum.
Yassıada'daki ilk duruşma günündeki ilk sözleri.
Siyasi mukadderatımı tamamen DP Grubu'na, yani ellerinize bırakıyorum.
Bakanlarının bir bir düşürüldüğü DP Grup Toplantısı sırasında, kendisine en yakın milletvekili olan Mükerrem Sarol'un önerisi üzerine. Bu sözleri üzerine DP grubu Menderes'in şahsına güvenoyu vermiş, Menderes de yeni bir hükümet kurmuştur.
Aziz ve muhterem vatandaşlarım; her an ve her saat başında yalan haberle birtakım korkunç şayialar çıkarılmak suretiyle, heyecan yaratmak ve bu heyecan vasatında birtakım kışkırtmalar da yaparak hadiseler çıkartılmak istenmekte olduğunu ve bu yıkıcı faaliyetlerin belli merkezlerden idare edilmekte bulunduğunu, dünkü konuşmamda arz ve ifade etmiştim. Bu şayialara, bu yalan haberlere inanılmamasını, hatta bunlara inananların alakalılara ve vazifelilere ihbar edilmesini de ayrıca rica etmiştim.
1950 ila 1960 arasında, ortada ne diktatörlük vardı ne de diktatör.
Yassıada'da son müdafaasından bir kesit.
İsmet Paşa buhran var diyor. Buhran İsmet Paşa'nın kendi kafasındadır. İsmet Paşa hastadır. Malta humması, Asya gribi gibi bir hastalığa tutulmuştur. Onun hastalığının adı iktidar hastalığıdır.
İstiklal Savaşı diyorsunuz. İstiklal Savaşı pekala, üç ayda da bitebilirdi.
Kara Cübbeliler.
Öğrencileri Hükümete karşı kışkırtan Üniversite Rektörlerine Söylemiştir.
Çalıyorlar birader, vallahi çalıyorlar!
Savunmasının sonlarında.
Reis Bey, neden bunlara (CHP) bu salonu tahsis ettiniz? Ne çabuk unuttunuz, bunlar bize Aydın'da kongre yapmak için sinemaları vermediler! Eşek damlarında kongre yaptık biz! ["Efendim o salonda biz de kongre yaptık. Hatta siz başvekil olarak konuşma da yaptınız" cevabı üzerine] Ben başvekilim ben konuşurum!
Aydın Belediye Salonu'nu il kongresi için CHP'ye kiraya veren Aydın Belediye Başkanı İsmet Sezgin'e söyledikleri.
Off!... Ne trajedi!... Ne haile!... Off, arkadaşlar yanıyor! Bir şey yapalım!
1959 - Londra uçak kazasından hafif yaralı kurtulduktan hemen sonra enkaz yakınlarında söylediği ilk sözler.
Gözüme bak Paşa, gözüme bak! Senin kâzip şöhretinden çekinecek kimse yok burada! 1946'daki cinayetinin cezasını çekeceksin!
TBMM'de 1946 seçimlerini savunmaya kalkan İsmet İnönü'ye.
Yuh ne demek ulan?! Yuh bana mı?!
1960 - 555K eyleminin ortasında kaldığı sırada kendisini yuhalayan göstericilere hitaben.
Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir.
Adnan Menderes’in idam edilmeden önce yazdığı son mektubu.
İsmet Paşa, kendi zamanında, "Ben memleketi idare ediyordum" diyor. O devirde bu memleketi çocuklar da idare ederdi. Çünkü herkesi susturmuş, bir tek kendisi konuşuyordu, memleketi de böyle idare etti ve bu memleket seneler senesi olduğu yerde saydı.
Uzun seneler bir fetih hakkı olarak bu memlekete sahip oldukları zannında olanlar, hayatlarının ileri devresinde ruhlarına girmiş olan bu kanaati değiştirmek imkânını bulamazlar. Kendileri, Allah tarafından memur olunmuş insanlardır! Telakkileri böyledir.
Bütün seçimlerde mağlup olurlar, yine de memleket bizimledir, derler. Hükümet işlerinde şimdiye kadar hiçbir başarı göstermemişlerdir. Gölge etmesinler, biz başka ihsan istemiyoruz.
1946 Türkiye'siyle 1954 Türkiye'si arasında asır farkı değil, çağ farkı vardır.
Siz bu rejimi devraldığınız zaman darağaçları kurdunuz, o (İnönü) zannınca bu memleketin sahibidir. Tek başına memlekete tesahüb ediyor (sahip çıkıyor) ve tek başına bu memleket hakkında konuşuyor. Bunu, bu hakkı nereden alıyor? Biz sizin gibi istila veya fetih hakkına dayanarak mı geldik bu iktidara?
1946'da kendisinin mebus seçilmediğini bilmiyor muydu? 4 yıl gayri meşrû cumhurbaşkanlığı yaptığını İsmet Paşa bilmiyor mu? Vatandaşların haklarını iptal etmek yolunda bizzat emirler vermemiş miydi? İsmet Paşa milletvekillerini takip etmek için bütün milletvekillerinin peşlerine hafiyeler koymamış mıdır?
Bu memleketteki zulüm devri İsmet Paşa ile onun iktidardan düşmesiyle kapanmıştır. (İsmet Paşa) hırsı için bu memleketi bir baştan öte başa ateşe vermek isteyen adamdır. Paşa yeter artık! Bu memleketi bizim gibi memleketin içinden gelmiş olan insanlar idare etsin!
Millete mal olmuş inkılapları muhafaza edeceğiz, millete mal olmamış inkılapları tasfiye edeceğiz.
Türk milleti Müslüman'dır ve Müslüman kalacaktır. Bu memlekette din hürriyetine tecavüz etmek kimsenin haddi değildir. Hakiki mümin ve samimi Müslüman olanlar din hürriyetinden tamamen emin olabilirler.
Ah Ethem ah!... Bizim neyimize gerek politika... Serbest Fırka’ya girdik, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Aydınlılar'a çok ıstıraba neden olduk. Demokrat Parti’ye girdik, bütün gayretimizle, bütün samimiyetimizle memlekete hizmet ettik. Bak ne hale getirdik memleketi! Anam avradım olsun, tövbeler olsun bir daha çiftlikten Aydın’a gelirsem! Oturacağım Çine Çayı’nın kenarındaki söğüt ağaçlarının dibine, başımı göğe çevireceğim, söğüt yapraklarının yüzümde dolaşmasının bana getireceği saadetle yetineceğim. Hiçbir şeye karışmayacağım.
İdamından kısa bir süre önce yakın arkadaşı Ethem Menderes'e söyledikleri.

Ben çok hasta olduğum ve siyasetle alakasız bulunduğum halde, Adnan Menderes gibi bir İslam kahramanı ile bir sohbet etmek isterdim. — Said Nursî
Büyük bir çoğunlukla iktidara gelen ve hükûmet olan Demokrat Partinin almaya başladığı bazı kararlar ve yaptığı icraat, bizim gibi Atatürkçü gençler üzerinde bazı olumsuz etkiler yapmaya başlamıştı. Bunların başında Türkçe okunan ezanın yeniden "ezanı Muhammedi" propagandası ile Arapçaya dönüştürülmesi oldu. Bunun maksadı açıktı. Yobaz ve gerici, tutucu zümreyi memnun etmek ve onların desteğini sağlayarak uzun süre iktidarda kalabilmek. Ne Celâl Bayar ne Adnan Menderes ve ne de birçok bakan ve milletvekili dinine düşkün, beş vakit namaz kılan, oruç tutan kişiler değildi. Kur'an-ı Kerim'i iyi etüt etmediklerinden ve dini politikaya alet etmek istediklerinden dolayı bu kararı aldılar. Kenan Evren
İşte Demokrat Parti ve onun başkanı Adnan Menderes'in en büyük hatası bence karşılarına daima İsmet İnönü'yü almaları, ona hakaret etmeleri, gezilerine varıncaya kadar mâni olmaları, velhasıl partisi sevilmese de kendisi Atatürk'ün çok yakın silah ve mesai arkadaşı, Garp Cephesi Komutanı, Atatürk'ten sonra uzun süre cumhurbaşkanlığı yapmış, Türkiye'yi 2'nci Cihan Harbi'ne girmekten korumuş, çok partili demokratik sistemi ülkeye getirmiş bir tarihî şahsiyete gösterilmesi gereken saygıyı göstermemiş olmasıdır.  Kenan Evren
Ne olurdu Menderes; tarihî şahsiyet hâline gelmiş ve Atatürk'ün en yakın arkadaşı olan, uzun süre başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış İsmet İnönü'ye gerekli saygıyı gösterse, konuşmalarını daha ölçülü yapsa idi? Zararlı mı çıkardı? Aksine daha da kârlı çıkardı. Ama yapmadı. Kenan Evren

Adnan Oktar, Türk kült lideri.

Ölen kişi müminse düğün alayı gibi sevinçle karşılanır. Müminin canı güzel kokular içinde, tebrik edilerek alınır. Ölen kişi küfür içindeyse canı yumruklarla alınır, Allah vermesin.
Müminin canı, bahar kokusu gibi hoş bir kokuyla ve sevgiyle alınır.

İslam'da müzik, neşe, eğlence, güzellik, sevinç, iffet, temizlik, akıl, sevgi, tutku yani güzel olan her şey vardır.
Tarih tekerrür etmiyor. Sistem daima ileriye doğru gider ve yenilikler getirir, her dönemde değişir. Sen romantik bir tarih anlayışıyla aynı şeyleri yapmaya kalktığında ezilirsin, yenilirsin. Çağımız bilim, akıl, sevgi, iman çağı. Sevgiyle, imanla galibiyet gelir. Başka şeyle netice alamazsın.
Bir şeyin zıddı olmazsa doğrusu nasıl ortaya çıksın? Şeytan olmayacak, nefis olmayacak ve biz imtihan olacağız? Güzeli göreceğiz, doğruyu göreceğiz? Bu imkansız. Yüksek sevgiyi elde etmemiz imkansız, yüksek aklı elde etmemiz imkansız. Çocukluğumuzdaki gibi kalırız, gelişmeyiz.
Dünyada birçok insan boş boş bakar. Tutku çok zordur. Çok akıllı insanlarda oluşur.

Ben her zaman önceliği kadınlara veririm, hayatın her alanında öncelik kadınlarda olmalıdır.
Mehdiyet devri kadınların dünyada en mutlu oldukları devir olacak. Adeta cennette gibi rahat yaşayacaklar.
Kadınların dekolte giymesine, hayatına karışmak eğitim ve görgü eksikliğinden, saygıyı ve hürmeti bilmemekten kaynaklanıyor.
Komünizm kadınların neşesini ve güzelliğini elinden alan bir sistemdir.
İffet, akıl, görgü, derinlik, tutku ve sevgi kadını müthiş güzelleştirir. Bunların her biri kadının süsüdür. Kadınları en çok yıpratan sevgisizlik oluyor. Sevgisizlik adeta tüm hücrelerini öldürüyor.

Komünist felsefede sürekli çelişki ve çatışma düşüncesi vardır. Aynısı münafıklarda da vardır, durduk yere çatışma meydana getirirler.
Komünizmde sosyal adalet baskı ve zorla sağlanmaya çalışılır. İslam'da her şey güzellikle, sevgiyle ve isteyerek yapılır, eşitlik tam oluşur.
Komünizm berbat bir sistemdir. Allahsız, Kitapsız, maneviyatsız, ruhsuz, çok çirkin ve acımasız bir sistemdir. Stalinist, terörist, komünist anlayış, cinayetin, kanın, ıstırabın, acının, zevksizliğin, pisliğin, rezilliğin, sapıklığın oluk gibi aktığı bir sistemdir.

Şeytan müslümanların elinden müziği, sanatı, bilimi, güzelliği almıştı. Kuran'da helal olan tüm bu güzellikleri yeniden Müslümanlara kazandırdık.
Müzik haram olsa Allah hüküm olarak Kuran’da bildirirdi. Helaller ve haramlar yalnızca Kuran’dadır.

Masonluktaki Güneş sembolü aydınlanmayı, Mehdiyet'in dünyayı aydınlatıp imar edeceğini sembolize eder.
Şaşırtıcı olan, mason locasına gitmeyip mason olan tek kişiyim, 33 dereceli olarak, Üstad-ı azam olarak. Masonluk tarihinde yok. En fazla 32. dereceye kadar veriyorlar. İlk defa 33 dereceyi bana uygun gördüler. Bir hayır hikmet var, inşaallah.

Adnan Yücel, (27 Mart 1953, Elazığ - 24 Temmuz 2002), Türk şair.

Çiçek açmıştır yaralar.
Uçurumlarda direnen güller.
Her sözcük bir yürektir şimdi.
Yüreğim şimdi bir yangın yeri.
Umutlar yarım sevgiler yarım.
Ben yürüdükçe zaman yürüyor.
Herkes kendince seviyor baharı!
Varsın sizin olsun yalan iktidarlar.
Sen ne çabuk büyüdün ey çocuk.
Yaşam yaralı bir kuş ürkekliğinde.
Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere.
Baharda gazel dökme bahçelerime.
Bir elimizde kitap diğerinde yıldızlar.
Sustukça yorgun düşüyor düşlerim.
Gülmek Yitirilmiş bir türküdür bazen.
Ve biz yaşamı savunmak zorundayız.
Kuş kanadında bir bulut mu yalnızlık.
Ben yeşile koşmalıyım diyor yüreğim.
Bir şiir düşer yere kendi sesini arayan.
Oysa yalnızdık dünyanın orta yerinde.
Ne toprağa sığıyor öfken ne denizlere.
İnsanlık adına yüreğin bir başka kanar.
Gönlü yorguna, Her şey ölüm kadar acı.
Vurulmuş bir kartal gibi düşüyor zamana.
Nasıl da değişmiş insanımızın insan yanları.
İki nehrin arası baştan sona yangındır artık.
Anılar da avutmadı bizi Ağıtlar da yakmadık.
Okunacaksa doğru dürüst okunsun kitaplar.
Ah o anılar Hangisine baksam eririm bir solukta.
Saatler yalnızlığı gösteriyor, yüreğim yine tetikte.
Her şeyi eskiterek geçer zaman her şeyi değiştirerek.
Bakma sessizce dalışlarıma, Bir dilsiz kavaldır yüreğim.
Bakma sessizce dalışlarıma, bir dilsiz kavaldır yüreğim.
Ey sessizliği biriktiren sokaklar, İyi ki yürüyoruz birlikte.
Saraylar saltanatlar çöker, kan susar birgün zulüm biter.
Önce şarkılar dizildi kurşuna, Sonra kahkahalar ve kuşlar.
Kar yağıyor yaktığım ateşlere, İçimde kül kalabalığı isyan.
Neye baksam tuzaklarda, sanki neye uzansam uzaklarda.
Ne lambalar açık, Ne kitaplar, Nerdesiniz ey güzel umutlar.
Ölmekten daha zordur çünkü, Ölümleri yeniden yaşamak.
Acıya kurşun işlemez artık, Ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir.
Acı yitirilmiş bir baba mıdır? Ağıt yenik düşmüş bir sevinç mi.
Barut gibi bakıyor ölüm, Ve biz yaşamı savunmak zorundayız.
Hayaller gerçekte durulur gider, Çiçekler dalında vurulur gider.
Acılar türkülerde uzanır gider, Özlemler gözlerde süzülür gider.
Hangi saz çalabilirdi o sessizliği, Hangi dil varabilirdi söylemeye.
Bulutları çarpışa çarpışa yorgun, Bir gökyüzüdür artık gülüşün.
Bir türlü anlatamadığım, Haykıran bir sessizlikle çatlıyor başım.
Soluğumu kesip durma ne olur, Zamanı böyle zamansız vurma.
Oturup bir halkın yüreğine duvarları korkudan saraylar kurdular.
Yıldızlar metal metal düşmüş yere, Her yerde sessizlik kaynaşıyor.
Açmışız yüreğimizin kapılarını, İçimizi döküyoruz masmavi sulara.
Ey yangınlarla boğuşan yüreğim, Dayanabilirsen eğer gel de dayan.
Kapkara bir çığlıktı her umut, Ağlamakla gülmek arasında yaşanan .
Ey zamanın yüzüne korku yazanlar, Güldürmeyin beni ağlayamam.
Adımız halk olduğu günden beri, Bir direnç olmuştur bizde sevinçler.
Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam, Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz.
Nasıl da güzelmiş öğrenmek, Geleceğe bakar gibi bakmayı gözlerine.
Saltanatlar bir gün çöker dediler, yüksektekiler bir gün düşer dediler.
Hep aynı yol aynı uçurum serüveni, Her doğum yeni bir ölüm üstüne.
Böyle eksik taşınmıyor bu yürek, Mutlaka bir yerlere varmamız gerek.
Her çile bir tek sözde düğümlenirdi, demiri dövmek tavında gerekirdi.
Nice gurbetler yaşanıyor içimizde nice ayrılıklar, nice yarım yolculuklar.
Islak özlemler birikmiş avuçlarım da, Hangi denizden kalma bilmiyorum.
Henüz varmıyorsa ellerimiz, Dokunmuyorsak bu acılara Saygımızdandır.
Olmayan bir ışığı yakmak gibidir oysa bizim gözlerimizle bakmak güneşe.
Az sonra belki bir adam asılacak ve zaman gergin bir ipte durdu duracak.
Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler.
Yalnızca yaşarsın ey güzel dost, Yaşarsın binlerce şiirin sonsuz imgelerinde.
Kan ve şiddet akıtılıyor taze düşlere, Okullarda mektupsuz dil kuraklığı var.
Bir yudum su demekten aciz yürekler, Ya ses verip haykırmalı ya boğulmalı.
Yarınları bugünden korumam gerek, Suskunluğun zincirlerini kırmam gerek.
Bitmedi daha sürüyor o kavga, Ve sürecek Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.
Dikkat et kirpiklerindeki yorgunluğa, Ağlamak üzere dolmuş bir zamandayız.
Bulvarlar, sokaklar ve bütün caddeler, bir bir gelip onun yüreğinden geçerler.
Biliyorum Böyle eksik taşınmıyor bu yürek, Mutlaka bir yerlere varmamız gerek.
Ey suskunluğumun gürültülü depremi adın yarın olsun artık bugün çoktan bitti.
Tarih mi yitirdi kendini, Gelecek mi lekelendi yoksa,Keşke diyorum, bir bilen olsa.
Her özlemi yağmurla başlatan bu yerde, Kuş ağzında uçan bir şarkıdır mevsimler.
Ne zaman söylenecek türkümüz, Her yerde ve hep bir ağızdan Sen söyle ne zaman.
Acıları yudumlamaya bak, Ölmekten daha zordur çünkü, Ölümleri yeniden yaşamak.
Açık bırak yüreğinin kapılarını, Kömür gibi beyazlardan, Kar gibi siyahlardan geliyorum.
Ve bütün gecelere inat karanlığa dişleriyle saldırırken sabah, ey vah sana dünya ey vah.
Yolu yok başka yaşamanın her sabah geçmişin yüreğine, filizlenen bir gelecek çiziyoruz.
Resimler girmiyor artık çerçevelere, Fırçalar boyalar suskun Kitaplıklarda kitaplar ağlıyor.
Orman yok olursa diyor: bir çocuk Ağaç kaybolursa, Ne derim benden sonraki çocuklara.
Kan Ağlamak ölümlerine Ve Afrika'lı kapkara bir acıyı, Duyabilmek bembeyaz yüreğimizde.
Bir türlü kurumuyor o kan pınarı, Beylerden krallara kalıyor Krallardan saraysız yeni beylere.
Bin kez korkuya boğdular zamanı, Bin kez ölümlediler, Yine doğumdayız işte yine sevinçteyiz.
Ne olur Gülmeyi unutmayın çocuklar, Gülmeyi unutmayın ki, Coşkunuzda tükenmasin bahar.
Tekliğim, yorgun ve kanadı kırık kuştur. Bakma sessizce dalışlarıma Bir dilsiz kavaldır yüreğim.
Şimdi nedir sanki yaşadığımız, hangi tutsaklığın gecesidir bu, hangi bağımsızlığın yarım sabahı.
Bir tabak güneş istiyoruz garson! Lekesiz olsun lekesiz, Bir dal badem çiçeği, bir bardak da deniz!
O en coşkulu En çocukluk çağlarımızda, Merhaba dedik yaşama, Merhaba ey gizlice kanayan yara.
Ah benim diri diri ölmüşlüğüm öldükten sonra kör umutlarda, Dünyasız ve insansız gülmüşlüğüm.
Bakıp durduk mavinin en güzellerine, Bir damla sevinç ararken, Bir nehir acı koyduk suların ellerine .
Karanlıklar içinde Şafakla gel günle gel, Kan ve barut içinde, Dirençle gel kinle gel, Gel gülüm geeel gel.
Biz ki o çocukça güzelliğimizde, Hep kavgalarda öğrendik sevmeyi, Bir daha yüreklenip de sevemedik.
Kurtardık yakamızı yalanlardan, Ve daldık kendi çocuk saflığımıza. Koltuğa alınmış bir kelleydi yaşamak.
Ey gökkuşağından sıyrılan güzellik, Her akşam üstü aynı hüzünle, Yedi renkli sevinçlerden ayrılan güzellik.
Yaşamak denilen bu yüce şiir, Bir yaz yağmuru değildir insanda, Öyle etkisiz, Öyle selamsız geçer mi sanıldı.
Ah mümkün olsa; savaştan barış, barıştan insan yapardım. Kurşun yerine çocuklara her sabah şiir atardım.
Kar yağıyor yaktığım ateşlere, İçimde kül kalabalığı isyan, Beni anlatacak kadar, Kalabalık değil daha sokaklar.
Bu karanlık günler içinde, Susmayı bir türlü bilemiyoruz, Çalıp kapıları birer birer, Bir fincan aydınlık istiyoruz.
Durmadan ateş yakıyoruz karanlıklar da, Bazen aydınlanıyor gecelerimiz, Bazen yangın çıkıyor uykularımızda.
Çocuk yaşımızda büyük olduk, Bilmeyiz bu yüzden pembe gülüşleri, Böleriz mutlulukları ortasından Gülemeyiz.
Bitmedi daha sürüyor o kavga, Ve sürecek Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Yeryüzü, Aşkın Yüzü Oluncaya Dek.
Güneşin Kapıları Bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya, Beynime sıksam, Ölümüm bahar olsa nasıl anlaşılsam.
Bu yaralı öfke günlerinde selam olsun acılar içinde gülene. Kurda kuşça söyleyip, çiçeğe kelebekçe konmayı bilene.
Grup Vitamin geliyore, Yeminim var şafaklar adına, Yorgun yüreklere biraz umut, Biraz sevgi sunmadan duramam.
Tam da yürürken güneşe doğru, Daha ilk adımda, Ağıtlarla ağırlaştı yükümüz, Gencecik ölümler takıldı ayaklarımıza.
Yaşım çocuk başım çocuk iki yanımda iki insan iki silah, Anam arkamda bir göz yaşı seli Arkamda dağlar yıkan bir ah.
Yıllar yaşları kucaklar, Yaşlar yaşamı çizgiler insanda, Oysa on iki yaş, Bizde bir damla gözyaşı, Bir ayrılıktır başlıbaşına.
Kiminin sözcükleri kaldı geriye, Kiminin türküleri, Bin tane yüreğim yok ki benim, Bunca acı içinde nereye koysam seni.
Filizlenip uzandık dostluğun gökyüzüne, Günün bir yüzünde avuçlarken güneşi, Bir yüzünde yeniden düştük toprağa.
Artık ister dolu yağsın ömrümüze İsterse kar, Biz ki bildikten sonra sevmeyi Bütün sabahlar, Acı renginde olsa ne çıkar.
Ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek  dizeleri okuduğum günden beri hayatımın sloganıdır. Ümidimizi taze tutar.
+Dağılıp dökülerken korkular, Ne olur Gülmeyi unutmayın çocuklar, Gülmeyi unutmayın ki, Çoşkunuzda tükenmesin bahar.
Bohçandaki yazgıları Bağrındaki acıları, Bırakıp da bir gün, Gelmek istersen yanıma, Sakın ha Türküsüz çıkmayasın yollara.
Ve karanlığın ihanetine karşı, Tetikte nöbetçi bütün sabahları, Ölürcesine sevebilir misiniz, Siz bu sevmeyi öldürebilir misiniz.
Karanfil kokuyor cigaram, Bir karanfil var mektubunda, Bir de menekşe tarlası şiir, Söyler misin, Zindanda çiçekler nasıl yetişir.
Bu sabır çatlayacak bilirsin, Sel olup taşacak çekilen acılar, Bir gün Ya yeniden başlayacak o yağmur, Ya da dinecek bütün sancılar.
Pencereden dışarıya bağıran bir menekşe, Alıp götürüyorsa hala, Yüreğimizi o sonsuzluk ülkesine, Bir cam engelinde durulur mu hiç.
Bir tabak yaşam istiyoruz garson, Şöyle zulümsüz köşesinden, Biraz umut Bir bardak da mutluluk, Ama sonsuzluğun mor ülkesinden.
Ey gözleri şiir yazan çocuklar, Dünya nasıl da yenik ve yaralı, Yorgun düşmüş avuçlarınızda, Bir tek Sizin gülüşünüz var onu güldürecek.
Türküler söylerdik hep aynı teldenaynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu,henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz.
Önce şarkılar dizildi kurşuna, Sonra kahkahalar ve kuşlar, Şimdi bu serseri akşamlarda, O eski şarkılardan, Bir tek nakarat dolaşır yalnızca.
Boşuna değil bu telaşlı sessizlik, Bu gök çatlaması gece vakti, Ve haykırışlarımız, Biliyorum yine sizlerden uzak, Yine yaralı bir kuştur kimliğimiz.
Öyle uzak öyle uzak ki sabahlar, Ne hayalden geliyor sesi, Ne düşten, Bir demet çaresizlik olmuş her sabah, İntihar karşılığı toplanıyor güneşt

Adolf Hitler (adɔlf ˈhɪtlɐ; 20 Nisan 1889 - 30 Nisan 1945), 1933'ten 1945'teki ölümüne kadar Almanya'nın diktatörü olan Avusturya doğumlu Alman politikacıydı.

Ahlaksızlık vebası, eski dönemlerin hastalık vebasından daha tehlikelidir.
Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar şiddete aittir.
Alman asıllı Avusturya devleti doğal olarak yeniden büyük Alman yurduyla birleşmelidir. Bu birleşme kaçınılmazdır. Ancak bu birleşme sadece birtakım ekonomik sebeplere dayanmamaktadır. Hayır, hayır! Bu birleşme ekonomik bakımdan önemsiz, hatta zararlı bile olsa gerçekleşmelidir. Çünkü aynı kanı taşıyan Alman halkı, tek bir imparatorluğa aittir. Alman devleti, kendi insanlarını bir tek devlet altında bir araya getirmedikçe, yayılmacı bir siyaset uygulama hakkına sahip olamaz. Reich'ın hatları bütün Almanları içine aldığı zaman, eğer insanın layık olduğu şekilde yaşamasını sağlayamazsa o zaman, saban yerini kılıca bırakacaktır ve geleceğin yeni dünyasını savaşın gözyaşlarına var edecektir.
Alman halkı, parti üyeleri. Bu yılın 30 Ocak'ında, uzlaşmamız adına bir uzlaşı hükûmeti kurulmuştu. Ben ve parti üyeleri bu hükûmetin içerisinde bulunduk. Geçmişe baktığımda hedeflerimizi bir anlamda başardık. 1918'de savaş sona erdiğinde, milyonlarca Alman ile aynı şeyi hissettim. Ne savaş sebeplerinden, ne savaşın patlak vermesinden, ne savaşın idaresinden ne de Almanya'nın politik idaresinden sorumluydum. Ben de, milyonlarca Alman askeri içinde bir askerdim. Öyle bir zaman geldi ki, daha önce geçmişimize bakıp iftihar edebilirken, bugün geçmişe baktığımızda sadece utanç duyabiliyoruz. Dış politikanın yozlaşması ve politik gücün çürümesi ile Almanya içten bir çöküşe başladı. İktidarı yolsuzluk ve rüşvetçilerin ele geçirmesi, beraberliğimizin de zayıflamasına sebebiyet verdi. Bu saydıklarımın bütün sorumluluğu, Kasım 1918 hainlerinin üzerindedir. Alman halkı, dışarıdan gelebilecek yardımlara asla inanmayın! Bize ancak bizim halkımız, bizim insanlarımız yardım edebilir. Alman halkının kaderi yalnızca bizim ellerimizde. Eğer Alman halkını, tarımda ve sanayide kendi azminde, kendi cesaretinde ve kendi sabrında yükseltebilirsek, işte o zaman millet olarak yükselmiş olabiliriz. Atalarımızın zamanında yaptığı gibi, Almanya atalarımıza bir armağan olarak verilmedi. Tam tersine, kendisini kendisinden yarattı. Marksizm'e karşı açtığımız bu savaş, ilk defa ülkesel bir soruna dönüşmüştür. İlk defa, kendimi bu savaşı başlatan isimsiz bir adam olarak görüyorum. Bu tehlikeli vebayı Almanların hayatından yok edene kadar, bu mücadeleye devam edeceğiz! Yalan söylemeyecek ve aldatmayacağız. Ben bu yüzden halkın önüne ucuz vaatlerle gelmeyi reddettim. Buradaki insanlar daha önce bunu söylediğimi iddia edemez; 'Almanya tekrar yükselecek' meselesi bizim için birkaç günün meselesidir. Alman halkı, bana dört yıl ver. Yemin ederim başaramazsam bu makama geldiğim gibi bırakmasını da bilirim. Ben bu görevi kazanç sağlamak ya da öç almak için değil, sadece sizin esenliğiniz ve refahınız için istedim.
(İktidara geldikten sonraki konuşması, Berlin, Sportpalast, 1933.)
Almanya önümüzde uzanıyor, Almanya içimizde canlanıyor. Arkamızdan bütün Almanya geliyor!
(Alman gençliğine hitap ederken.)
Amerika'yı yalnız bırakın. Onlar kendilerini yok edecek.
Asla yalan söylemedim, asla başkaları gibi gerçekleşmeyecek şeyler vaat etmedim. İşte bu yüzden insanlar benden nefret ettiler.
(1945)
Aslında ulaşılacak gâye şudur: Gözyaşı döken barış­severlerin salladıkları "zeytin dalları" ile sağlanmış bir barış değil, bütün dünyayı yüksek bir medeniyetin hizmetinde bulunduran bir hâkim milletin üstün kılıcı ile sağlanmış bir barış.
Aşk, saygıya nazaran daha az değişir. Kin, sevmekten daha çok kalıcıdır.
Atatürk, bir ülkenin kaybettiği kaynakları harekete geçirmenin ve yeniden canlandırmanın olanaklı olduğunu gösteren ilk kişiydi. Bu bakımdan Atatürk bir öğretmendi; Mussolini onun ilk, ben ikinci öğrencisiydim.
(20 Nisan 1938'de Türk siyasetçi ve gazetecilerden oluşan bir heyetle görüşmesinde söyledikleri.)
Avrupa kıtası üzerinde akla uygun bir şekilde “toprak politikası” takip edilecek yerde, nedendir bilinmez, bir “sömürgecilik” ve “ticaret” politikasına saplanıp kalındı. Böylece silâh elde ederek anlaşma yapma zorunlu­luğundan kurtulabilineceği yolunda hatalı bir fikir beslendi. Bunun sonucu ise politikaya bütün bütün beceriksiz bir hal verdi. Aslında bu girişimin sonucu önceden kolayca tahmin edilebilirdi. En so­nunda çamura oturuldu. Dünya Savaşı, Almanya’nın kargaları gül­düren dış politikasının imzaladığı borçları ödemek için bir “masraf pusulası” oldu. En iyi çare, Avrupa kıtası üzerinde topraklar almaktı. Böylece Almanya’nın Avrupa’nın nazarında cesaret ve değeri artırılırdı. Daha sonra sömürge topraklarının elde edilmesi ile yeni bir sahada da ge­nişleme yoluna girilirdi. Bunun için Almanya’nın İngiltere ile bir an­laşma yapması gerekirdi. Yahut Almanya askeri kuvvetini geliştir­mek için 40-50 yıllık kültüre ait bütün masraflarından vazgeçip bütçeyi bu tarafa aktarmalıydı. Bu sorumluluk pekâlâ omuzlanabilirdi.
Babam fikrimi çelmek için kendi hayatından hikâyeler anlatarak boş yere duruyordu. Kaldı ki, babamın anlattıkları beklediği tesirin tam aksini yapıyordu. Memurluk denince bende çok olumsuz duygular uyandırıyordu: Günün birinde bir evrak odasında hapsedilebileceğim, zamanımı istediğim gibi değerlendiremeyeceğim, hatta bir ömür boyu birtakım evrakları doldurmakla geçireceğim yılları düşündükçe hafakanlar basıyordu.
(Gençlik yılları hakkında yazdıkları.)
Basın, Dünya Savaşı yıllarında tamamen art niyetli birtakım karanlık güçlerin elindeydi. Gençlik yıllarımda Viyana’dayken halkı eğitmeye yönelik bu gücün sahiplerini tanıma fırsatım olmuştu. Beni ilk hayret ve dehşete düşüren, toplumun en kutsal değerlerine ve eğilimlerine ters düşse bile basının belli bir fikri empoze etme başarısının çok kısa bir zamanda gerçekleştirilmesiydi. Basın, birkaç gün içinde, oldukça önemsiz hatta komik bir olayı kısa bir sürede çok önemli bir devlet meselesi haline getirerek aslında en önemli bir meseleyi kamuoyunun dikkatinden kaçırıp unutturma gücüne sahip oluşuydu. Bu fikir ve düşünce çetesinin, tespit ettikleri hedeflere ulaşmak için yapmayacakları şey yoktur. Bunlar, ev aile ilişkilerini gündeme getirecek kadar ileri giderler. İçlerinde sansasyon yaratmaya yönelik ihtirası olanlara kurban seçtikleri talihsiz kişiye son öldürücü darbe vurma imkanı sağlayacak bir olay buluncaya kadar domuzlar gibi her tarafı eşelerler. Eğer kurbanlarına ait resim ve şahsi bir açık bulamazlarsa seçecekleri tek yol vardır, basit bir yoldan iftira atmak. Art arda tekziplere rağmen, bu iftiralardan iz kalmasının yanında yüz ağızdan birden çıkan iftiralar diğer suç ortağı gazetelerde de yazılmış olduğundan, kurbanın bütün tekzip ve isyanlarının hiçbir şey ifade etmeyeceğini zaten bilmektedirler. Bir gazetenin sorumlu olduğu kamu vicdanından ve görevinin ne olduğuna dair açıklamalarla açık açık yalan söylerler. Bu belanın kendini gösterdiği miting ve kurultaylarda daha da ileri giden bu reziller; aralarda “gazetecilik şeref ve haysiyetinden” uzun uzun bahsederek bulunduğu topluluğun tasdikini alırlar.
(Birinci Dünya Savaşı dönemindeki basından bahsediyor.)
 
Barışsever ve aynı zamanda güçlü de olmalısınız!
(Alman gençliğine hitabı.)
Başarının şartlarından ilki sürekliliktir.
Başka milletler daha geniş topraklara yayılıp yerleşirken, iç kolonizasyona yönelmiş bir millet nüfus artışını sınırlamak zo­runda kalacak, fakat geniş topraklara yayılan milletler artmaya devam edecektir. Bir ülkenin hayat alanı ne kadar azsa, bu durumla o kadar çabuk karşılaşır.
Bazı gazeteler bizim Avusturya'yı zorbalıkla işgal ettiğimizi iddia etmişlerdir. Sadece diyebilirim ki, ölürken bile yalan söylemekten vazgeçmezler. Politik mücadelem süresince halkımdan çok sevgi gördüm, fakat Avusturya sınırını geçtikten sonra gördüğüm sevgi selini hiçbir zaman görmedim. Biz zorbalar olarak gelmedik, kurtarıcılar olarak geldik.
(1938)
Bay Churchill, İngiltere'nin kazanacağına inanıyor olabilir. Benimse Almanya'nın kazanacağından şüphem yok! Alman halkının önderi ve Führer'i olarak Tanrı'ya ancak şükredebilirim. Halklarımız adına verdiğimiz bu zor mücadeleyi bize lütfettiği için. Tanrı'ya bize ve diğerlerine doğru yolu göstersin diye dua ediyorum. Sadece bize değil, tüm Avrupa'ya barış ve mutluluk getirsin diye.
(Avrupa'nın geleceği hakkında Reichstag'ta söyledikleri, 1940.)
Bay Roosevelt'in dikkatinden kaçan bir diğer nokta, bugün Filistin Almanlar tarafından değil, İngilizler tarafından işgal altındadır. Bu ülkenin özgürlüğü, büyük bir güç tarafından sınırlanıyor. Ve Yahudi tüccarlarının kârı uğruna ülkenin bağımsızlığı çalınıyor. O ülkede yaşayan Araplar, Bay Roosevelt'e Alman saldırganlığından şikayetçi olmadılar. Onlar, özgürlüklerini seven ve savunmak isteyen insanların İngiltere tarafından nasıl saldırgan bir tutumla bastırıldığını söylüyorlar. Ama belki de Amerikan başkanının gözünde müzakere masasıyla çözülecek bir sorun. Fakat yargısız, fiziksel ya da askeri yöntemlerle değil, toplu katliamlarla. Köyleri yakarak, evleri havaya uçurarak. Bir nokta kesinlikle açık. Burada İngiltere kendisini tehditkâr bir Arap saldırısına karşı savunmuyor. Fakat davetsiz bir işgalci olarak kendisine ait olmayan bir toprağa gücünü yerleştirmeye çalışıyor. Unutmayın, yabancıların burada ikinci bir Filistin'i yaratmalarına asla izin vermeyeceğim. Zavallı Araplar savunmasız ve dünya tarafından terk edilmiş haldeler. Fakat Çekoslovakya'daki Almanlar ne savunmasız, ne de terk edilmiş haldeler. Bu gerçeği not edin! Bay Roosevelt! Nüfusunuzun çokluğu ve ülkenizdeki servetin büyüklüğü sizi bütün dünya tarihinden ve bütün dünya ulusları tarihinden kendinizi sorumlu görmeye götürüyor. Bense Sayın Bayım, sizden çok daha basit ve çok daha küçük bir alanda bulunuyorum. Bütün dünyanın vaatlerine inancı ve demokratik hükûmetlerin kötü rejimleri, yüzünden tam iflasla karşı karşıya gelmiş bir devleti teslim aldım. Almanya'da anarşiyi önledim, düzeni yeniden kurdum ve üretimi b

Theodor Ludwig Wiesengrund Adorno (11 Eylül 1903 – 6 Ağustos 1969), Yahudi asıllı Alman sosyolog, filozof, müzikolog ve besteci.

Zekâ, bir ahlak kategorisidir.   
Yanlış hayat doğru yaşanmaz.   
Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar.  
Düşlerin herhangi bir düşü yoktur.   
Araçlarla amaçlar yer değiştirmiştir.   
Gözümüzdeki kıymık en iyi büyüteçtir.  
Auschwitz'den sonra artık şiir yazılamaz.
Sadece sevgiye tutunacak gücü olan yaşar.  
Gün yüzü gören her şey yok olmaya yargılıdır.   
Toplumun dayattığı sadakat bir esaret aracıdır.    
Muhakemenin gücü benliğin tutarlığıyla ölçülür.  
Sanatın bugünkü görevi, düzene kaos getirmektir.
Yardım edemeyenlerin öğüt de vermemesi gerekir.  
Yaşam, kendi yokluğunun ideolojisine dönüşmüştür.   
Sağlık mı? Sağlık aptal olduktan sonra ne işe yarar?
Çok kötü insanların ölebileceğini düşünmek güçtür.
Eğer hayatın anlamı olsaydı, onda anlam aranmazdı.
Yanına kahkahayı almış olanın kanıta ihtiyacı yoktur.
Umut, rahata ermemişler arasında bulunur en çabuk.   
Aydınlanmanın programı dünyayı gizlerinden kurtarmaktı.   
Gerileyici ilerleme karşısında akıllılık da aptallığa dönüşür.      
Yarım anlaşılan kültürün, yarım yaşanan hayatın düşmanıdır.    
Cinsel ahlakın ilk ve tek ilkesi: suçlayan her zaman suçludur.    
Güçlüklerle ancak onların gözünün içine bakarak uğraşabiliriz.   
Kendi huzursuz vicdanı bile yardım edemiyor kültür endüstrisine.
Kendi kendini bile anlamayan düşünceler, sadece onlar gerçektir.  
Sonunda, yazara kendi yazılarında bile yaşanacak yer kalmamıştır.   
İnsan düşünmeye başladığında artık etrafa körü körüne saldırmaz.    
Yalanların uzun bacakları vardır: Kendi zamanlarının önünde giderler.  
Özgür olamayışın ortasında özgürlük benzeri bir şeyi dile getirir sanat.     
Düşünceyi sevmemek çok geçmeden düşünmeyi becerememeye dönüşür.   
Gerçeğin yalan, yalanın da gerçek gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi.  
İyi niyetliler, ahlaki sofuluk adına hareket ederken yok edicilere dönüşürler.
Düşünceye kalan tek kavrayış, kavranmaz olan karşısında duyulan dehşettir.
Teknoloji hareketleri kesin ve acımasız yapıyor. Bununla birlikte insanları da.   
Artık bir vatanı olmayan bir adam icin, yazmak yaşamak için bir yer haline gelir.  
Yakın geçmiş her zaman felaketlerden artakalmış bir yıkıntı olarak görünür bize.   
Günümüzde insanın evindeyken kendini evinde hissetmemesi bir ahlak sorunudur.    
Alçaklığın cisimleşmiş hali olan adam, kendini adaletsizliğin kurbanı olarak gösterir.  
Düşünce kendini düşünmeyi unuturken aynı zamanda kendi bekçisi haline de gelmiştir.  
İnsanın doğal çöküşünü bugün toplumsal ilerlemeden ayrı düşünmek mümkün değildir.   
Çocuğun başını ve hayvanın sırtını kayıtsızca okşamanın anlamı şudur: Bu el yok edebilir.  
Sanat daha önce yapılmamış olanı ister, fakat sanatın olduğu her şey daha önce yapılmıştı.  
Geleneksel hayvanat bahçeleri, on dokuzuncu yüzyılın sömürgeci emperyalizminin ürünüdür.    
Gerçeklik için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir: Kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur.  
Bu dünyada mutlu olmanın tek yolu vardır: Başkalarını olabildiğince mutlu kılmaya çalışmak.   
Ortaçağ'da olduğu gibi bugün de krala doğruyu söyleyebilecek tek insan sarayın budalasıdır.     
Bugün inceliğin bireydeki sahici ilkesi, hakkında konuşmayı sahiden reddettiği şeyde saklıdır.       
Baskı belli bir yoğunlukta, sürekli olursa mazlumun tek kurtuluşu zalime, cellada aşık olmak olur.    
Yoksulların düşünmesini önleyen şey başkalarının disiplinidir, zenginleri önleyense kendilerininki.    
Düşünce, bir sabah kaçırılmış olanın anısıyla uyandırılmayı bekler - ve böylece öğretiye dönüşmeyi.
Düşünmek, kişinin her an gerçekten düşünüp düşünemediğini kontrol etmesinden öte bir şey değildir.  
Terlik, elin hiç yardımı olmadan giyilmek üzere tasarlanmıştır. Eğilmeye karşı duyulan nefretin anıtıdır.    
Baskıcı toplumda özgürlüğün arsızlık anlamına geldiğini en iyi gösteren şey, gençlerin umursamaz tavırlarıdır.   
Doğa, uygarlık tarafından ne kadar katışıksız biçimde korunur ve taşınırsa, o kadar tahakküm altına girmiş olur.   
Mazlumların şahaneleştirilip yüceltilmesi, onları mazlumlaştıran sistemin yüceltilmesinden başka bir şey değildir.    
Bir zamanlar miadını doldurmuş gibi görünen felsefe bugün hâlâ yaşıyor çünkü onu gerçekleştirme fırsatı kaçırıldı.  
Dünya artık insanları dilsizleştirdiğine göre, kişiler de birbirleriyle konuşmadıkları sürece haklı konumda olacaklardır.   
Faşist çağda hiçbir anlaşma genel kurmay karargâhını hava saldırılarına karşı güvenceye alacak kadar bağlayıcı değil.  
İnsanların birbirleriyle ve eşyayla ilişkilerinin artık iyiden iyiye soyutlaştığı bir ortamda, soyutlama yeteneği silinip gidiyor.  
Özgürlük hiçbir zaman verili değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik, her defasında da, özgürlük yoksunluğudur.  
Sağduyu ancak umutsuzlukta ve uç durumlarda sürdürebilir varlığını; nesnel çılgınlığa kurban gitmemek için saçmalık gerekir.
Vicdan rahatlığı, yüce gönüllülük olarak sunulur: Her şeyi bağışlayan çünkü herşeyi fazlaca iyi anlayan birinin yüce gönüllülüğü.  
Ancak sakat bir zihin kendi düşünsel özünü -yalanı- pazularının kalınlığıyla kanıtlamak için kendinden nefret etmeye gerek duyabilir.
Uzunca bir süredir evli olup da arada bir kocasının küçük zaaflarını çıtlatarak onu biraz olsun kendinden uzağa yerleştirmeyen tek bir kadın yoktur.
Toplum, kadının teslimiyetini bir kurban ayini olmaktan çıkarıp özgürleştirirken bir yandan da her defasında yine aynı deneyime mahkûm eder onu.  
Ancak ölüme kendi üyeleri kadar kayıtsız kalan bir insanlık, kendisi de ölmüş olan bir insanlık, ünümü sayısız insana idari yöntemlerle uygulayabilir.    
Ailenin bitişi, muhalefet güçlerini de felce uğratıyor. Yükselen kolektivist düzen, sınıfsız toplumun bir karikatürüdür: Burjuvaziyle birlikte, bir zamanlar anne sevgisinden güç alan Ütopyayı da tasfiye etmektedir.
Eskiden zihnin özgürlüğünün olgulara çarpma ve onları infilak ettirme yolu olan nükte bile ilüstrasyonların bir parçasıdır şimdi. Dergileri dolduran resimli nüktelerin çoğu amaçsız ve anlamsızdır. Gözü değinilen durumla yarışmaya davet etmekten başka işlevleri yoktur.
Hükümdar artık, 'Benim gibi düşünmelisin ya da ölmelisin,’ demez. Şöyle der: ‘Benim gibi düşünmemekte özgürsün; yaşamın, malın, mülkün, her şeyin sende kalacak, ama bugünden itibaren aramızda bir yabancısın.’” Uyum sağlamayan herkes, ekonomik yoksunluğa mahkûm edilir ve bu, garip münzevilere atfedilen zihinsel yetersizlikte sürdürülür. İnsan bir kez işleyen sistemin dışına atıldı mı, onu yetersizlikle suçlamak kolaydır.  

Max Horkheimer: "Mutluluk, artık hayvanlıktan çıkmış olanın bakış açısından görülen bir hayvanlık hali olabilir."
Theodor Adorno: "Mutluluğun ne olduğunu hayvanlardan öğrenebilirdik."
Max Horkheimer: "Refleksiyon düzeyinde, bir hayvanın durumuna ulaşmak; özgürlük budur. Özgürlük çalışmak zorunda olmamak demektir."
Theodor Adorno: "Felsefe, özgürlüğün insanın uğraşmak istediği şeyi seçebilmesi, kötü olan her şeyin kendi eseri olduğunu kabullenebilmesi olduğunu söyler hep." 

Minima Moralia

Acının ödülü tecrübedir.
Akıllı insan aptal görünürse kazançlı çıkar.
Dengin dengini bulmasıdır; en büyük mutluluk bu dünyada.
Dizginsiz dil bela getirir.
Dostlarından kuşkulanmak, başa geçenlere özgü bir hastalıktır.
Gerçek mutluluk iyi yaşamak değil, yaşamayı iyi bitirmektir.
Görünmek istediğin gibi ol.
Kıskanılmayan, imrenilecek bir fazileti olmayandır.
Mutsuzluğun ulağı olmak da ayrıca mutsuzluktur.
Ölmeden önce kimse mutlu değildir.
Pek az kişi, iyi talihli bir dostun başarılarını kıskançlık duymadan kutlayabilir.
Tatlı sözler, şiddetli bir öfkeye karşı en tesirli ilaçtır.
Tatlı şeyler, sonu iyi biten acılardır.
Yaşlılar için, öğrenmenin zamanı geçmez.
Yaşlılık, gençlikten daha adildir.
Yeminine bakıp insana inanma, insana bakıp yeminine inan.
O zehir eninde sonunda her zorbanın yüreğine yerleşir: Hiçbir dostuna güvenemez.

20 yılın ardından Afganistan'dan çıkmanın kolay bir yolu yoktu. Ne yaparsanız yapın bu mümkün değildi. Yaptıklarım için özür dilemeyeceğim.
Joe Biden
Afganistan'daki insani krizin hafifletilmesi için uluslararası toplum olarak bizim özellikle Birleşmiş Milletler'in (BM) acil yardım çağrısı çerçevesinde Afganistan'ı ve Afganistan'a komşu ülkelere ve komşu ülkelerdeki Afgan halkına yardım etmemiz gerekiyor, desteklememiz gerekiyor.
Mevlüt Çavuşoğlu
Afganistan hassas bir dönemden geçiyor. Uluslararası toplum olarak Afganistan'a 18 yıldır yapmakta olduğumuz maddi ve manevi yatırımları artırmamız gerekiyor. Her zaman ifade ettiğimiz gibi inşa etmek zor, yıkmak kolaydır. Uzun ve meşakkatli çabalar sonucunda elde edilen başarılar şayet dikkatli olunmaz, gerekli özen gösterilmezse kısa sürede yerini büyük bir hezimete bırakır. Bu durum Afganistan gibi kırılgan ülkeler için çok daha geçerlidir. Son yıllarda elde edilen kimi kazanımlara odaklanılarak Afganistan'ı ihmal etmek, telafisi mümkün olmayan zararlar doğuracaktır. Bunun için hepimizin Afganistan'ın barış, huzur ve istikrarını önemseyen tüm ülkelerin çabalarını artırması önem arz ediyor.
Recep Tayyip Erdoğan

Bugün bizim Afrika’da ne işimiz var? Afrika’yla bizim ilişkilerimizin uzun vadede ne faydası olabilir? Türkiye’deki üniversitelerimizde bugün binlerce Afrikalı genç okuyor. Bu gençler acaba bizim okuyacağımız imkânları mı alıyor gibi birtakım düşünceler varsa bunlar Batılı düşüncelerin bir şekilde bizim Afrika’dan 20. yüzyılda uzak kalmamızı sağlayan fikirlerin çok cılız sesleri. Biz bugün artık Afrikalı gençlerin Türkiye’de okuyanların, Türkiye’nin Afrika’daki bizim yapabileceğimizin ne kadar misli olduğunu tahmin etmemiz mümkün değil. Türkiye’ye katkı sağladığını şimdilerde görmeye başladık. Bugün Türkiye’nin Afrika’daki etkinliği… Herkesin etkinliği var. Çin muazzam bir etkinlik sağlamış durumda. Hindistan, ABD, Avrupa ülkeleri… Onlar binlerce insanla ordayken belki biz onlarca insanla herhangi bir ülkede birebir faaliyet gösteriyoruz.
Ahmet Kavas
Aslında Batı merkezli dünya tarihi okumasını Afrika'ya uygulandığında bu kıtanın ne büyük haksızlığa, uygarlık yalanına kurban edildiği ortaya çıkar. Sözgelimi bugünkü Mali bir dönem dünya ticaretinin en önemli merkezlerinden biriydi. Mali'den Tanca'ya uzanan 'Altın Yolu' en az 'İpek Yolu' kadar dünya ticaretinde merkezi öneme sahipti. İslam tarihi açısından da Afrika'nın önemi, özellikle sömürgecilik karşıtı mücadeledeki yeri her zaman hatırda tutulması gerekir. Söz gelimi Sokoto Hilafeti'nin en önemli ismi Osman Don Fodyo'nun sömürgecilere karşı verdiği mücadele Avrupalıların yansıttığının aksine ilkellerin uygarlığa karşı direnişi değil bir medeniyetin kendini savunmasıdır.
Akif Emre
Afrika Kıtası,  Batı uygarlığının ilgi alanına girdiği andan itibaren kölelik, sömürü, kan, açlık ve gözyaşı içerisinde acı çekiyor. Bütün kaynakları yağmalanan, yüzlerce yıl insanları köle olarak satılan, üretimin çok düşük seviyelerde seyrettiği ve hali hazırdaki kaynaklarının da işletme hakları sömürü günlerinden kalan ülkelerin firmalarınca parsellenmiş bir kıtadan bahsediyorum. Her türlü bedeli ödemiş yüz milyonlarca insan…
Egemen Bağış
Afrika kıtasında bulunan 25 ülke ile sağlık alanında 37 iş birliği anlaşmamız mevcut. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda yapımı TİKA tarafından tamamlanan Sudan, Somali ve Nijer'de bulunan dostluk hastanelerimiz ile Afrikalı kardeşlerimize kaliteli sağlık hizmeti vermeye devam etmekteyiz. Bu hastanelerimizde sadece sağlık hizmeti vermekle kalmayıp, yerel sağlık personelinin mesleki gelişimlerine de katkı sağlıyoruz. Şu an Somali ve Sudan'da 100'den fazla doktor tıpta uzmanlık eğitimlerine devam etmektedir. Bununla birlikte Afrika'daki 5 ülkede 9 Sağlık Haftası organizasyonu ile toplam bin 100 hastanın ameliyatı, 7 bin 800 konsültasyon ve 450 yerel personele teorik ve uygulamalı eğitimler verdik.
Fahrettin Koca
Bizim Afrika'ya bakışımız asla daha sonra bu topraklara gelen sömürgeciler gibi olmadı, olmayacak. Afrika kıtasındaki tüm ilişkilerimizde karşılıklı saygıyı, sevgiyi, kazan kazan ilkesini temel alıyoruz. Birlikte gelişmeyi, birlikte yönetmeyi, birlikte zenginleşmeyi arzu eden bir anlayışla ilişkilerimizi geliştirmenin çabası içindeyiz.
Recep Tayyip Erdoğan
Biz, Afrika ile birlikte üretmek, birlikte ilerlemek, birlikte zenginleşmek arzusundayız. Afrika'nın potansiyelinin farkında bir ülke olarak her platformda daima Afrika ile güçlü ilişkiler kuruyoruz. Sudan'ın da Afrika içinde ayrı bir yeri ve önemi olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan
21. yüzyılda, Afrika kıtasının rolünün belirleyici olacağı inancıyla kıta ile ilişkilerimizi kazan-kazan ve eşit ortaklık temelinde ilerletmek istiyoruz. Biz Afrika ülkeleriyle iş birliğimize asla kısa vadeli ve çıkar odaklı bakmıyoruz. Başkaları gibi eski sömürge düzenlerini yeni yol ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışanlardan da değiliz. Afrikalı kardeşlerimizle birlikte başarmak, birlikte yürümek arzusundayız.
Recep Tayyip Erdoğan

Sözler, alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir:
 

Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır,En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa öleceğini bilir.Afrika'da her sabah bir aslan uyanır,En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur.Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.
Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız.
Aşkın tokadı üzüm gibi tatlıdır.

Bilge her şeyi bilmez, sadece ahmaklar her şeyi bilir.
Bir ev inşa edeceğin zaman , ormandaki ağaçların boyunu ölçme.
Bir aslanla karınca kavgasında kazanan olmaz.
Bir çocuk kibritin içine elini sokarsa, yanar.
Dhu kpa sohn dyedeeh sin-in..
Biraz yağmur bile her gün nehirleri doldurabilir.
Büyük ağaç devrilince, yapraklarını keçi yer.
Çocuk ve babası kılıçla yarışamaz.
Dyu ke oh ba ni vohn bodoa.
Dekorasyon gerçeğe uyum göstermez, gerçeğin de dekorasyona ihtiyacı yoktur.
Jaa se behn-indeh bun-wehnin
Duman yalnızca bal arılarını etkilemez; bal toplayıcıyı da etkiler.
Eğer duvarlar sert olsaydı, altın, şehri alırdı.
Eğer şehirdeki insanlar mutluysa, Şefi arayın.
Fark edilmek için çok küçük olduğunu düşünüyorsan, kapalı bir odada bir sivrisinekle uyumayı dene.
Hasta olan adama dünyanın bütün zenginlikleri gelir.

İyi mısır hasat zamanı belli olur.
John'un hurmasının yağı, John'un pirincinin üzerine dökülür.
Kaldırım ızgaraları, yalnız gezen sıçanlar için değildir.
Kötü bir çocuk öğüt dinlemeyendir.
Kötü şans seni yakalayacaksa, muz dişini kırabilir.
Küçük ayıplar, büyük ayıplardan daha iyidir.
Küçük yerde yaygara çıkarılmaz.
Da ni se dyi boa ke nyohn ni dya bo banwohn.
Nereye düştüğüne bakma ama, nerede uyuduğuna bak.
Olgun insan nerede yengeç kalbini bulacağını bilir.
Sadece bir aptal suyun derinliğini iki ayağıyla test eder.
Sadece büyük ve güçlü bir ağaca inek bağlanabilir.
Sıçanın içinden bağırsakları çıkarılmadıkça, sıçan iyi pişmez.
Bun-ehn ni se hwoun ke oh ni dyidi.
Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekildikçe de karıncalar balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne gücüne güvenmemeli... Çünkü kimin, kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.

Tanrı asla taraf tutmaz.
Gedepoh ni zi kpodo
Tavuk yerken tüylerini ön bahçeye atma.
Tek bir elle boğa yılanı sarılmaz.
Yalnız bir kalp tek başına atamaz.
Hwodoun-ni-do ke oh ni fohn-noh
Yemek yemekle büyüyemezsin.
Deh dieh se boaa
Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın rengi aynıdır.

Aganta Burina Burinata, Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın (Halikarnas Balıkçısı) 1946 yılında yazdığı bir romandır.
Halikarnas Balıkçısı, Aganta Burina Burinata ("serenlerin üstündeki üst ve alt yelkenleri tut") adlı bu eserinde deniz ve denizci hayatını ve denize olan sevgiyi şiirsel ögeler kullanarak anlatmıştır.

Mahmut
Süleyman Kaptan (Mahmut'un babası)
"Kirpi", Halil
Fatma (Mahmut'un çocukluk arkadaşı)
Hakkı Reis
Ayşe (Mahmut'un karısı).

"Bu yaşamak değil, uzun ölüm." (s. 28)
“Rahmetli babamı anarlarken, ‘Nur içinde yatsın,’ ya da, ‘Toprağı bol olsun.’ demezlerdi.”
"Doğum, hastalık, Allah'ın emri, anladık! Ama ne bileyim, özlediğin bir işte çalışmadan, içine doğduğun şu dünyanın ötesini berisini hiç görmeden, taş üstüne bir taş koymadan, bir ağaçcağız olsun dikmeden, bir günceğiz olsun şunun bunun eteğini öpmeden yaşayamamak ve böylece dünyadan defolup gitmek de Allah'ın emri değil ya!" (s. 57)

"Kendimi dünyada bir sığıntı, bir çile çekici değil, beklenen bir misafir, dünyayı da cennet sanırdım. Gördüklerimi aç bir süngerin suyu içtiği gibi hep içime çektim." (s.17)

Dame Agatha Mary Clarissa Christie, İngiliz dedektif kurgu romanları yazarı, dedektif Hercule Poirot ve Miss Marple tiplerinin yaratıcısıdır.

Ama kefenin cebi yok.   
Kitaplar mükemmeldir.       
Ve sonra kimse kalmadı.   
İnsanoğlu her şeye alışır.   
Merhamet ekmeği acıdır.     
Hayat çok garip değil mi?    
Burası bir kötülük yuvası.  
Bu dünya çok kötü bir yer.  
Çürüme kendi içinden gelir.        
Önyargılarla savaşmak zordur.   
Korku tamamlanmamış bilgidir.      
İnsan yaşadığı dünyayı tanımalı.       
Bazı korkunç yalanlar sürüp gider.   
Çok azımız gözüktüğümüz gibiyiz.  
Gerçek genellikle romantik değildir.    
İnsan eşi benzeri olmadığını bilmeli.   
Hiç kimse Sandığı kadar zeki değildir.  
Güvenin ardından daima kuşku gelir.            
Yaşamda yalnızca bir kez genç olunuyor.    
Yarım bilgi her zaman tehlikeli bir şeydir.  
Bırak sadece gelen iyi günleri düşünelim.     
İnsanın ne istediğini bilmesi iyi bir şeydir.     
Gerçek daima günün birinde ortaya çıkar.       
Gözler bazen görülmesi isteneni görürler.  
Fazla şiddetli hisler insanı daima korkutur.   
Adalet bir çağlayan gibi köpürerek akmalı.   
Yalanları gerçekmiş gibi söylemek kolaydır.        
Yaşamın tam ortasında iken ölüme geldik.    
İnsanın gerçeklerden kaçması da imkansız.  
Derisi ne renk olursa olsun herkes insandır.       
Merhamet benim için her şeyden değerlidir.
Herkes hayatta bir iki defa kadınlara aldanır.  
Kan sudan koyudur, izi kolay kolay silinmez.     
Yaşamın her anında ölüm yanı başımızdadır.    
Akrabaların her şeyi bilmeleri şart değildir ki.  
İnsan her zaman vicdanın sesini dinlemelidir.      
İnsanlar hiç de kendi sandıkları gibi değillerdir.    
Bu devirde insanlar çok çabuk unutuluyordu.    
Zekice davranılmadığı zaman para çabuk gider.  
Ağlamak yersiz.Ne olursa olsun her şey düzelir.    
Kıskançlığa kapılan bir kadın, kendini kaybeder.  
Sırtımdaki yükün ağırlığını tahmin edemezsiniz.   
Geçmişte yaşamanın insana hiçbir yararı yoktur.    
Merhamet, her zaman güvenli bir rehber değildi.  
Genç bir hayatın yarıda kesilivermesi daima acıdır.   
İnsanlar yalanlara gerçeklerden daha kolay inanır.      
Sadakat çok güç bulunur ve bedeli asla ödenmez.  
Zorlukların insanın karakterini düzelttiğini söylerler.    
İnsan ancak yaşadıktan sonra akıllanıyor, değil mi?      
İnsanlar, düşünmemek için konuşmayı icat etmişlerdir.        
Duymak istemeyen biri, bir sağırdan bile daha ağır işitir.     
İnsanların göründükleri gibi olduklarını sanmamalısınız.  
Gözlerinizle görmek her zaman doğruyu görmek değildi.   
O hiç yenilmedi. Çünki bir kere bile savaşmayı denemedi.    
İnsanlar, sanıldığından çok daha sağlam ve dayanıklıdırlar.  
Güvenmen gereken tek şey, beynindeki küçük gri hücreler.     
Sonuçta kadınların gerçekçi olmaktan başka çareleri yoktur.
İnsan, kesin bilgi edinmedikçe bazı iddialarda bulunmamalı.   
Siz kadınlar kendinizi feda etmeyi ne kadar çok seviyorsunuz!   
Kadınların kötü tarafı da budur, hemcinslerini hiç çekemezler.    
Bazen öyle anlar vardır ki, doğrular sadakatten daha önemlidir.   
Sonunda ancak sevdiklerimiz hayatımızı cehenneme çevirebilir.    
İnsanın biri hakkında karar verirken çok dikkatli davranması gerek.  
İnsanoğlu kolay anlaşılır bir varlık değildi ve bir kalıba sığdırılamazdı.   
İnsan bazen olayları o anda değil de yıllar sonra daha iyi görebiliyor.     
İnsan bir şeyi kesinlikle hatırlamaya çalışırken aklı tamamen karışıyor.     
Ayna daima gerçeği gösterir, ancak herkes ona farklı bir açıdan bakar.  
Zevkleri ve ilgilendikleri konular aynı olan kimseler birbirlerini bulurlar.      
Erkekler böyledir işte! Ağaçlara bakarken önlerindeki ormanı göremezler.   
Aşk, gözlerinizi körleştirip çevrenizi görmenizi engelleyen bir ilaç değildir ki?   
Uzun deneyimlerim bana temeli olmayan iddialara inanmamayı öğretmişti.  
En iyi koca arkeologlardır; kadın ne kadar eskirse, erkeğin ilgisi o kadar artar.  
Tabii bir sürü insan bir arada yaşadılar mı, birbirlerinin sinirlerine dokunurlar.    
İnsan arkadaşının sandığı gibi biri olmadığını anlayınca düş kırıklığına uğruyor.    
Cinayet nedeni öldüren insanı iyice incelediğiniz zaman kolaylıkla ortaya çıkar.   
Sürekli geçmişi düşünmek doğru değildir, insan daima gelecek için yaşamalıdır.  
Geçmişi düşünmek anlamsız. Bundan sonra yalnız geleceğin üzerinde durmalı.    
Başarmaya kararlı olmak gerek. İnsan azmedince başarıya ulaşıyor. Öyle değil mi?  
İnsanın sevdiği birine kin duyması, ona karşı kayıtsız olmasından çok daha kolaydır.    
İnsanı farklı yapan affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan vazgeçtikleridir.   
İnsan çocukken duygularını frenleyemez. Bunu ancak olgunlaştıktan sonra öğrenebilir.       
Bazen insanlar kendilerinin de bir zamanlar çocuk olduklarını kolaylıkla unutu veriyorlar.  
Gençler yaşlıların aptal olduğunu düşünürler, yaşlılar ise gençlerin aptal olduğunu bilirler.     
Ben bir kez cinayet işleyen birinin, artık başkalarını da kolaylıkla öldürebileceğine inanırım.        
Bazen zalimlik karaktere değil de zihnin ve hayal gücünün çok ağır olgunlaşmasına bağlıdır.    
Gençken evlenin, çünkü yaşlanınca insanın aklı başına gelir. Ve akıllı bir insan da asla evlenmez.             
Ben daima insanların kötü olduklarına inanırım. İşin kötüsü sonunda da yanılmamış olduğumu anlarım.       
Köpekler, insanlar gibi geri dönüp seni arkadan vurmaz, kalleşlik etmezler. Bir köpek insana kötü söz söyleyemez.     
Gençlik çok kolay incinebilir. Evet, gençlik amansız ve kendinden emin. Çok cömert ama aynı zamanda çok şey de istiyor.     
Günümüzde artık kadınlar o kadar çok birbirlerine benziyorlar ki onları yüzlerinden değil, ancak giysilerinden tanıyabiliyorsunuz.    
Delilik insanı daima korkutur. Çünkü bir çılgının kafasının nasıl çalıştığını katiyen bilemezsiniz. Onların ne yapacağını tahmin edemezsiniz.    
Bence bugün dünyadaki hainlik ve budalaca zalimliğin nedeni, bazı kafaların olgunlaşmamış olması, insan çocukça şeyleri bir yana bırakmalı.   
Bir hastalığa engel olmak, onu tedavi etmekten daha iyidir. Bizler de cinayetlere engel olmaya çalışırız. Bir cinayet işleninceye kadar beklemeyiz.   
Başarılı insanların çoğu mutsuzdur. Zaten bu yüzden başarıya erişirler. Dünyanın dikkatini çekecek bir başarıya erişerek kendi kendilerine güven vermeye çalışırlar.   

Bu imkansız değil, yalnızca fantastik bir öyküdür.
Frankfurt Yolcusu adlı kitap arkası sözü
Onlara ölüm yerine yaşamı, boş inançlar yerine özgürlüğü,  yolsuzluk ve sömürü yerine güzellik ve gerçekliği verdim.  Eskinin kötü günleri geçmiştir onlar için, Aton’un ışığı yükseldi ve onlar korku ve baskı yerine barış ve uyum içinde yaşayabilir.
1937 tarihli Akhenaten oyunundan alıntı.
En iyi koca arkeologlardır; kadın ne kadar eskirse, erkeğin ilgisi o kadar artar.
Christie, ikinci kocası Max Mollowan’ın 9 Mart 1954 tarihli bir gazete söyleşisinde Chiristie’ye ait olduğunu öne sürdüğü bu sözlerin kendisine ait olduğunu yalanlamıştır.

Bu, Hercule Poirot tipinin ilk kez biçimlendirildiği öyküdür.
Her katil belki de bir kişinin eski arkadaşıdır.
Hercule Poirot
Seni kandırmadım, mon ami. Daha çok, senin kendini kandırmana izin verdim.
Hercule Poirot
Güvenmen gereken tek şey, beynindeki küçük gri hücreler.
Hercule Poirot

Şunu anlamalısın, gerçeğe ulaşmayı hedefliyorum. Gerçek, kendisi çirkin olsa da onun peşinde olanlar için ilgi çekici ve güzeldir.
.Hercule Poirot

Dik kafalı insanlarla tartışmam. Onlara rağmen hareket ederim.
Hercule Poirot
Beklenen şey oldu ve beklenen şey olduğunda, bu beni daima heyecanlandırır.
Hercule Poirot
Herkes er ya da geç bana doğruyu söyler. Ben buradaki tek yabancıyım, görüyorsun, bu fark etmez. Bu benim için kolay çünkü ben bir yabancıyım.
Hercule Poirot

Olanaksız olan şey gerçekleşmiş olamaz, bu yüzden ‘olanaksız’  o görünümüne rağmen olasılıklı olmak zorundadır.
Hercule Poirot

Mr. Ratchett: Benimle ilgili sizce yanlış olan durum nedir?
Hercule Poirot: [Ayağa kalkarak] Kişisel kanaatiminden ötürü beni affederseniz eğer, yüzünüzden hiç hoşlanmadım Bay Ratchett.

Geçen sefer sana dokunduğumda kendini bir kuş gibi hissettin – kaçmak için çabalayarak. Şimdi asla kaçamayacaksın…
Mac Whirter

Yaşamın tam ortasında iken ölüme geldik.
Emily Brent
Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum, işte bu beni tüketen şey. Hiçbir fikrim yok…
Bay Rogers
Bir adanın en iyi tarafı bir kez geldiğinizde daha öteye gidemezsiniz… İşlerin sonuna gelmişsiniz demektir.
Vera Claythorne
Çok açık ki Bay Owen içimizden biri.
Lawrence Wargrave

Korku tamamlanmamış bilgidir.
Çürüme kendi içinden gelir.
Bırak sadece gelen iyi günleri düşünelim.
Yalanları gerçekmiş gibi söylemek kolaydır.

Ben Hercule Poirot, ben şaşkınlık duymam.
Hercule Poirot

Benim sonum başlangıcımdır –bazıları bunu hep söyler. Ama nedir bunun anlamı? Ve benim öyküm nerede başlar? Denemeye ve düşünmeye çalışmalıyım…
Michael Rogers (anlatıcı)

Her zaman çok emin bulundum — çok emin…  Ancak şimdi çok fazla alçak gönüllüyüm ve bir çocuk gibi diyorum ki: Bilmiyorum…
Hercule Poirot
Birlikte ava tekrar çıkmayacağız dostum. İlk avımız burada idi… ve sonuncusu da.  İyi günlerdi. Evet, onlar iyi günlerdi…
Hercule Poirot

Gwenda Reed: Bunu neden düşünmüyoruz?
Jane Marple: Çünkü sen onun sana söylediklerine inandın. İnsanlara inanmak çok tehlikeli bir şeydir. Ben yıllardır bunu yapmam.

Yaşamayı seviyorum. Bazen çılgınca bir umutsuzluğa, şiddetli bir düşkünlüğe, üzüntü içinde bir harabiyete kapılıyorum, ama bütün bu anlar boyunca dahi sadece yaşıyor olmanın bile büyük bir şey olduğunu kesinlikle biliyor olmaya devam ediyorum.
Giriş
İcatların temelinin gereklilik olduğunu düşünmüyorum. İcat, benim görüşüme göre, doğrudan aylaklıktan ve olasılıkla tembellikten ortaya çıkıyor. Bir kişinin kendisini sorunlardan koruması için.
Bölüm III: Gelişimim,  Kısım II

Çok genç öldü. Tanrı’nın yollarını anlayamıyorum.
(Prenses Diana’nın ölümünün ardından.)
Eğer onlar açsa onlara yiyecek veririz, eğer onlar çıplaksa onları giydiririz, eğer onlar hasta ise onları her gün ziyaret ederiz, eğer onlar evsizse onlara bir ev veririz.
Eğer ay’da bir fakir varsa biz oraya da gideceğiz
Uzun süredir hayvan gibi yaşıyoruz ama bir melek gibi öleceğim; Tanrı ile yüz yüze geldiğimizde ne denli sevdiğimiz ölçüsüyle yargılanacağız  Sevgi kendini kurban edebilmektir.
İlahi bir desteğe güveniyorum; ihtiyacımız olan her şeyi doğru zamanda hiç güçlük çekmeden daima aldık. Ben çalışmalarımızın Tanrı’nın koruyuculuğunun bir parçası olduğuna inanıyorum.
(Vatikan'dan Barış Ödülü aldı; kendisine Nobel verildi. Yardımlarının kaynağı açıklanmamıştır.)
1979 yılında Nobel Barış Ödülünü aldığında sarf ettiği sözler
Sadece daha iyi bir yaşam yaşamak için bir çocuğu öldürüyorlar.
(Kürtaj için ettiği söz.)
Dünyayı sadece sevgi kurtarır, sevgi için çalışalım.

Yalnız kalmak ve sevilmediğini bilmek, bir insanın yaşayabileceği en büyük yoksulluktur.

Agnostisizm, bilinmezcilik ya da bilinemezcilik  Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu ile evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren görüş.

Ben, Tanrı ve ateizm de bunun içinde olmak üzere her şey hakkında bir skeptikim. Bazen, evrenimizin rastgele güçler tarafından oluştuğuna inanıyorum. Diğer zamanlarda, bununla birlikte anlamaya başlayamasam ya da kim olduğunu bilemesem de evrende bir düzen ya da bir amaç bulunduğuna inanıyorum.  Bu kozmik kuşkuların aklımın içinde çözülebileceğini beklemiyorum.
Alan Dershowitz, Taking Disbelief out of the Closet, Free Inquiry, Vol. 19, (1999).
Oraya vardığımda çok neşelenmiştim, benim bilgilerimi yazan gardiyan bana dinimi sordu ve ben onu 'Agnostik' olarak yanıtladım. Nasıl hecelendiğini sordu ve bir iç çekerek 'Evet, pek çok din var ama öyle sanıyorum ki hepsi de aynı Tanrı’ya tapıyorlar.' dedi. Bu başımdan geçen olay beni bir hafta boyunca neşeli tuttu.
Bertrand Russell ilk defa cezaevine girişini anlatırken, Bertrand Russell Otobiyografisi (1967–9), Bl.. 8: Birinci Dünya Savaşı, s. 257.
Tanrıların olup olmadığını bilmiyorum ama olmaları gerek.
Diyojen,  Sözlerin Temel Kitabı, Klasik ve Modern (1937), Burton Egbert Stevenson.
Entelektüel olgunluğa ulaştığımda ve kendime bir ateist ya da bir teist ya da bir panteist ya da bir materyalist ya da bir idealist, bir Hıristiyan ya da bir özgürdüşünür olup olmadığımı sormaya başladığımda bunların içeriğinin benim öğrenebildiklerimden ve aksettirebildiklerimden daha fazla olduklarını tespit ettim, yanıt bunlardan daha az bir biçimde vardı. Bu iyi insanların çoğunluğu beni onlardan farklı düşündüren şeyler hakkında birbirleri ile aynı düşüncede idiler. Kesin bir bilme (gnosis) düşüncesi içinde bulunuyorlardı -ben büsbütün emin değilken ve hatta sorunun çözülemez olduğuna kendimi ikna etmiş iken varlık sorununu birbirlerine göre az ya da çok başarılı biçimde çözmüş bir durumda idiler.
Thomas Huxley, Hıristiyanlık ve Agnostisizm: Bir Münazara (1889).
Bir kişi Tanrı’nın var olmadığını ilan etme kibiri içinde olmamalıdır.
Umberto Eco, Belief or Nonbelief ? A Confrontation By Umberto Eco and Cardinal Carlo Maria Martini, The Los Angeles Times (18 Mart 2000).

Ah Güzel İstanbul, 1966 yapımı kara komedi tarzında siyah-beyaz bir Türk filmi.
Kolay para kazanmanın peşinde İzmir'deki evinden kaçıp İstanbul'la "artist" olma hevesiyle gelen gelen Ayşe adlı genç kız ile babasından kalan aile servetini tükettikten sonra kendine özgü bir meslek olan sokak fotoğrafçılığına karar kılmış eski İstanbullu Haşmet İbriktaroğlu'nun öyküsü anlatan film bu öykü zemininde Türkiye'de yaşanan alaturka-alafranga çatışmasını ele alır. Senaryosunu Safa Önal ve Ayşe Şasa 'nın birlikte yazdıkları filmi Atıf Yılmaz yönetmiş, baş rollerinde Sadri Alışık ve Ayla Algan oynamışlardır. Görüntülerini Gani Turanlı'nın çektiği filmin müzikleri Metin Bükey'e aittir.

- Bütün ömrümce çalışmadan yaşamanın yolunu aradım. Belki de onun için yorgunumdur.
- Ah ihtiyar medeniyet! Çocuklarına sağlam, yepyeni bir dünya kurmaktan bunca aciz misin? Bizi yabancı diyarlardan getirttiğin süslü yalanlarla mı besleyeceksin?
- Caka olsun diye sigarayı bırakmıştın ya, beter ol Haşmet.
- İnsan en çok sevdiği şeyi çamura atarmış.
- Isınmak bizimkisi. Sen üşümüyor musun yani?
+ 30 yıllık dostluğumuz var denizlerle. Bize ilişmiyor artık.
- Ah, güzel İstanbul! Nasıl da bozulmamış o bin yıllık güzelliğin. Ey canım Boğaziçi! Bir zamanlar dedelerimiz de içlenmişler bu güzelliğin karşısında. Nasıldı o Bimen Şen'in eski bestesi? Aaah, ah! Atalarımız da geçmiş bu sulardan; mağrur ve akıncı. Nerede Orta Asya, nerede Viyana kapıları?
- Orta halli kızla evlilik zordur. Gözü hep yukarılarda olur. Orta halli kız her şeyi kocadan görmek ister. Baba evinde yapamadıklarını yapmak ister. Davetler, gece gezmeleri ister. Her şeyden önce çalışkan bir koca ister. Orta halli aileden gelme kız çanta, eldiven, ayakkabı ister. İncik boncuk ister. Çamaşır makinesi, pikap, sinema, tiyatro ister. Yarım düzine de çocuk ister. 
- Eyvaah... İki fakülte bitirmiş Leyla Hanım... Bundan karı olmaz yahu. Okumuş kadın iyidir, hoştur ama insanı iğne üstünde oturtur. Kocasını şaşkına çevirir. Ne rahat verir ne uyku bırakır. 
- Belkız hala hoş, mihrabı yerinde ama han hamam sahibi. Senin gibi züğürt biri zengin kadın alırsa ya jigolo olur ya da köle. Eh senin de jigololuk yaşın geçtiğine göre sen de olursun bi köle. 
- Ben bir küçük cezveyim // Elden ele gezmeyim // Verin benim yarimi // Boynu bükük gezmeyim
-Bizim hayatımız da koskoca bir yangındı zaten.
- Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkiyâ // Hangisin alsam gülü yûhut ki câmı yâ seni
-Yapmayın, etmeyin, iş açmayın başıma... Bekarlıkta zararım kendime ama evlilikte öyle mi ya!
- Bu zımbırtı çalınsın diye emretmişsiniz, emredin de sustursunlar. Sabahtan beri anam ağlamış poyrazda bi de burda kafamı ütüleyecek? 
- Garson atın şu sarhoşu lütfen!
- Sarhoş senin babandır zibidi! 
- Kültür hizmeti haa! Ahhhh anası babası olmayan kozmopolit maskaralar!
- Ha unutmadan söyliyim, yarın şerefine bir parti veriyorum. Seni lokalden aldıraciğim. 
- Parti mi?
- Ahbap toplantısı... Merak etme sana cici kostümler yollayacağim. Şöyle giyinip süslenip ortalara çık bakalım. Hadi thanks for everything sweetie. 
- Hadi eyvallah anam. Hadi Allah rahatlık versin. 
- Ey gönül! Sevgilinin odasına inlemeden git ki iniltin, onun uykuya vardığı gülden yatağın rahatını, sükûnunu bozmasın.(Naili)
-Bir seni sevdim ben. Sen hayatımdaki tek iyi, tek doğru, tek güzel şeysin. Seni dinleseydim bu hallere düşmeyecektim. Kurbağa iken deve kuşu olmaya kalkışmayacaktım.
-Yaşıyoruz, iki kişiyiz, birbirimizi seviyoruz. Korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.

Ah Müjgan Ah, Mehmet Dinler'in yönettiği, Safa Önal'ın senaryosunu yazdığı 1970 yapımı Türk flmidir. Filmin yapımcısı Berker İnanoğlu'dur. Filmin başrol oyuncuları Sadri Alışık, Esen Püsküllü ve Salih Güney'dir.

"Cüzdan gitti, Müjgan. Para mühim değil de, içinde resmin vardı."
"Bir daha mahalleye gelmedi Müjgan, gelemedi. Bizim dar ve eski sokaklara otomobili sığmıyormuş dediler."
"Gözleri dört defa lacivertti Müjgan'ın."
"Ya bugün Müjgan güzel bile değildi. Ötesi var mı?"
"Seni unutmak mı? Yaşamak sen gibi bir şey, ölmek ise sen yoksun demektir"
"Unuttum bende unuttum, hiç aklıma gelmedi. Hatırlamıyorum Müjgan’ı hatırlamıyorum şimdi. Bu şiiri de ben yazmadım zaten Unuttum abi, bende unuttum. "
"Ben böyle bayramdan önceki arife günlerinde çok tuhaf oluyorum, öksüz ve yetim olduğumu daha iyi hatırlıyorum."
"Evlensek bizim, benim çocuğum olacaktı değil mi? İsmi de Ahmet, Mehmet, Cemal gibi bir şey olacaktı."
"Ama o gitti. Nereye mi gitti? Paraya gitti abicim paraya..."
-"Hastanın nesi oluyorsunuz?"
-"Belki her şeyi, belki hiçbir şeyi."
"Seni öyle bir severim ki, dengeni kaybedersin. Kiliseye gider, "Selamünaleyküm" dersin.
Hatırlamıyorum Müjgan’ı,hatırlamıyorum şimdi.
Semtimizin bir tanesiydi Müjgan
mesut ve bahtiyar olsun diye dualar ettim hergece sonramı ne oldu müjgan gibi bende birbirimize ettiğimiz sözleri ettiğimiz yeminleri unuttum.

Bursalı bir toprak ağasının İstanbul'da eğitim gören üç oğlu, ailelerinin sandığından çok farklı bir yaşam sürmektedir. Tıp fakültesinde okuyan en büyük oğul Ferit (Tarık Akan), hemşehrisi olan bir kızla nişanlı olmasına rağmen yakışıklılığını kullanarak zamparalık peşinde koşarken, Eczacılık fakültesinde okuyan ortanca oğul Murat (Halit Akçatepe) ise tam bir kumarbazdır.
En küçük oğul, mühendislik öğrencisi olan Ömer (Cengiz Nezir), dönemin siyasi olaylarının tam merkezindedir. "Sınıfta kalmaktan başları dönmüş" olan çocukları, aileleri mezun olmak üzere zanneder. Ailelerinin çocuklarının gerçek durumlarını öğrenmesiyle olaylar gelişir.

Tarık Akan: Zehra! Lütfen, son bir defa dinle beni. Ne olur, dinle beni. Bana inanmazsan, kendimi buradan atarım.
Gülşen Bubikoğlu: Sana inanmak mı?
Tarık Akan: Senden başka kimseyi sevmedim. İkimize de yazık olur Zehra, inan bana.
Gülşen Bubikoğlu: Yalancı! Hala numara yapıyorsun.
Tarık Akan: Numara yapmıyorum Zehra, seni seviyorum.
Gülşen Bubikoğlu: Ben seni sevmiyorum.
Tarık Akan: Zehra, sonra çok pişman olursun, inan bana. Senin için her fedakarlığı yapmaya hazırım. Senin için yaşıyordum.
Gülşen Bubikoğlu: Yalan! Hepsi yalan! Yine oyun oynuyorsun.
Tarık Akan: Hayır, doğru söylüyorum. Seni seviyorum!
Gülşen Bubikoğlu: Sen yalancının birisin, hiçbir sözüne inanılmaz.
Tarık Akan: Sana hiç yalan söylemedim Zehra. Yemin ederim. Seni seviyorum. Affet! Hepsini unutalım. Çocukluktu onlar. Affet!
Gülşen Bubikoğlu: İn oradan aşağı, aleme rezil oluyoruz.
Tarık Akan: Sana bir dakika müsaade Zehra. Cevap ver. Benimle evlenecek misin?
Gülşen Bubikoğlu: Hayır.
Tarık Akan: Zehra, yapma! Öldüreceksin beni. Affet de, seviyorum de.
Gülşen Bubikoğlu: Demeyeceğim.
Tarık Akan: Zehra, bana son sözünü söyle. Beni sevdiğini söyle.
Gülşen Bubikoğlu: Seni sevmiyorum.
Tarık Akan: Zehra, sonra pişman olursun.
Gülşen Bubikoğlu: Hayır, pişman olmam. Yalancı!
Tarık Akan: Sana hiç yalan söylemedim dedim. Niçin inanmıyorsun bana? Niçiiiiinn!
Gülşen Bubikoğlu: Sana inanmak için senin gibi yalancı olmak lazım. Defol! İn oradan aşağı...
Tarık Akan: Son sözün bu mu?
Gülşen Bubikoğlu: Evet.
Tarık Akan: Son sözün bu mu dedim?
Gülşen Bubikoğlu: Evet.
Tarık Akan: Yaşadığım müddetçe yalnız seni sevdim Zehra. Yalnız seni sevdim...

Ferit: Senin için her şeyi yaparım, bilirsin. Ama ben değişemem Zeynep, ne yapayım? Böyle geldim, böyle giderim."

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir:
 

Hayatın anlamı insanın doğasına saygı gösteren kişisel bir ahlâk geliştirmek ve bu ahlâkla yaşamaktır.

Ahlak, kelimenin en geniş anlamıyla, canı olan her şeye karşı duyulan sorumluluk demektir.

Otoriteye dayalı hiçbir ahlak sistemi oluşturulamaz, otorite tanrısal olsa bile.

Belli bir dönemde, belli bir yerde ahlak nedir? O dönem ve o yerdeki çoğunluğun hoşuna ne gidiyorsa odur; ahlaksızlık da hoşlarına gitmeyendir.

Öyleyse erdem, akla başvurarak tanımlanan ortanın içinde yer almakla ve seçimlerle ilgili bir karakter durumudur. Biri aşırılık, diğeri eksiklik olan iki kötülük arasındaki bir ortadır bu. Bir ortadır, çünkü kötülükler tutkularda ve eylemlerde doğru olana ya kısa, ya uzak düşerler. Oysa erdem arada olanı hem bulur hem de seçer.

Hayvanların hakları olmadığı ve onlara davranışımızın ahlaken önemsiz olduğu iddiası Batı barbarlığının ve ilkelliğinin mükemmel bir örneğidir. Ahlakın yegane garantisi evrensel merhamettir.

Ereklerimizin nasıl bir niteliği olduğu istencimize bağlıdır; istencimizin nasıl bir niteliği olduğu da erdemimize bağlıdır, böylece doğru görüş (pratik bilgelik) de doğru olan ortayı bularak bu ereğe uymayı istence öğretir. Bundan dolayı etik erdem ile phronesis (pratik bilgelik y.n.) karşılıklı olarak birbirine bağlıdırlar. Etik erdem istence iyiye giden bir doğrultu verir, doğru görüş de bize hangi eylemin doğru olduğunu bildirir.

Hiçbir şey bilmeyen bilgisizdir ama bilip de susan ahlaksızdır.

Ahlak değerlerinin öznelliğine ilişkin savlar nasıl çürütülebilir bilmiyorum, ama keyfi bir zalimliğin yanlış olmasının tek nedeninin bundan hoşlanmayışım olduğuna da kendimi inandıramıyorum.

Ahlak, bireyin içindeki sürü içgüdüsüdür.
Ahlak esasen toplumu çöküntüden kurtaracak ve toplumun muhafazasını sağlayacak bir araçtır.
Despotlar., havanın ahlaklı olduğu bölgeleri severler.
Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır.
Ahlaki gerçekler diye bir şey yoktur.
Ahlaklılık törelere itaat etmekten başka bir şey değildir (özellikle artık değildir), töreler ne tür olurlarsa olsunlar bu ilke değişmez; bununla birlikte töreler geleneksel tarzda davranmak ve değerlendirmelerde bulunmaktır. Geleneğin emretmediği şeylerde ahlak yoktur.
Tan Kızıllığı, Madde 9
Sadece gelenek olduğu için bir inanca bağlanmak... Bu elbette namussuz olmak, korkak olmak, tembel olmak demektir! — Öyleyse, ahlaklılığın ön koşuluna namussuzluk, korkaklık ve tembellik olmuyor mu?
Tan Kızıllığı, Madde 101
Bizler hayvanlara ahlâk sahibi varlıklar olarak bakmıyoruz. Ama sizce hayvanlar bizi ahlâklı varlıklar olarak görüyor mudur?

Bir insanın ya da hayvanın ahlaki statüsünün o hayvan ya da insanı dünyaya getirenler tarafından belirlenemeyeceği gibi, ahlaki bir kavramın uygulanması da onu tasarlayanlar tarafından belirlenemez. Ahlaki haklar sadece onları tasarlayanlar için geçerli olsaydı, insanlığın büyük bir kısmı ahlaki topluluktan dışlanmış olurdu. Bugün anladığımız biçimiyle hak anlayışı, başlangıçta sadece varlıklı, beyaz, erkek toprak sahiplerinin çıkarlarını korumak amacıyla geliştirilmişti; aslında ahlaki kavramların pek çoğu tarihsel olarak ayrıcalıklı erkeklerin çıkarı için geliştirilmişti. Zamanla, eşit gözetilme ilkesi uyarınca benzer durumları benzer şekilde ele almamız gerektiğini kavradık ve hakları (ve diğer ahlaki kavramları) başka insanları da kapsayacak şekilde genişlettik. Eşit gözetilme ilkesi uyarınca bazı insanların başkalarının malı olmasının ahlaki açıdan kabul edilemez olduğuna karar verdik. Eşit gözetilme ilkesini hayvanlara da uygulayacak olursak, kaynak muamelesi görmeme hakkını hayvanlara da tanımamız gerekir.

Herkes ahlaklı olmayınca hiç kimse tümüyle ahlaklı olamaz.

Her defasında insanlığa kendi kişinde olduğu kadar başkasının kişisinde de sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde eylemde bulun.
İki şey var ki, biz onlar hakkında daha sık ve daha düzenli kafa yordukça, ruhu hep artan bir hayranlık ve huşuyla dolduruyor: tepemizdeki yıldızlı gökyüzü ve içimizdeki ahlak yasası.
Özgür bir isteme ile ahlak yasaları altında olan bir isteme aynı şeydir.

Doğa insanoğlunu iki egemen efendinin buyruğu altına sokmuştur: acının ve zevkin. Ne yapmamız gerektiği hakkında tek söz sahibi bu ikisidir.

Öldürme dürtümüzün neredeyse her zaman ahlak kurallarıyla kontrol altında tutulduğu bellidir. Soru, onu neyin açığa çıkardığıdır.

Eylemler mutluluğu artırmaya yöneldiği ölçüde doğru, mutluluğun tersini üretmeye yöneldiği ölçüde yanlıştır.

Altın kural iyi bir kıstastır ama ondan daha iyisi başkalarına kendilerine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranmaktır.
Belki de etik konusundaki en basit ve en önemli nokta bütünüyle mantıksaldır. Gerçekleri ortaya koyarak bunlardan nan totolojik ahlaki kurallar çıkarmanın olanaksızlığını kast ediyorum.

Benim dinim, benim kişisel konumdur. O benim kişisel hayatımı, kişisel ahlakımı yönetir. Ve benim dinsel felsefem benimle inandığım Tanrı arasındadır; aynen diğerlerinin dinsel felsefesinin onlar ve Tanrı arasında olduğu gibi. Ve bu en iyi olan yoldur.

İnsanı bütün diğer canlılardan ayıran özelliği, ne dili, ne düşünebilmesi, ne aklı, ne de ahlâkıdır. İnsan, üretici olduğu için bütün diğer canlılardan farklıdır/farklılaşmıştır. Dilinin hayvanlarınkine nazaran daha çok imge içermesi, daha derin ve soyut düşünebilmesi, ahlâk diye bir sorununun olması vb., doğanın doğallığının yanında, sonra ona zıt ve onu yok eden bir üretilmiş doğa kurmak zorunda kalmasından kaynaklanmıştır.Üretim sayesinde insanlaşan; bölüşüm sayesinde siyasallaşan insan, iktisadı oluşturmakta geçiktiği ölçüde ahlakı soyutlaştırarak bir doktrin haline getirmiştir. Binlerce yıllık bir inceltme öyle bir boyuttadır ki, kökeninde iktisadın palyatifi bir bölüşüm ideolojisi bulunduğunu ayıklamak son derece güçleşmiştir… Ahlâk ancak bireysel olabilir ve bölüşüm de iktisadın ve siyasetin sorunudur, işte yeni etika buralarda bir yerde oluşuyor.

İnsanlığın gerçek ahlâki sınavı, en temel sınavı; merhametine muhtaç olanlara yönelik davranışlarda belli ediyor kendini: hayvanlara. Ve bu açıdan insanlık  büyük bir felaketin ızdırabını yaşıyor , öylesine derin bir felaket ki diğer bütün yıkımlarının kaynağı bu.

Güzel ahlak, dostluğu sağlamlaştırır.
İmanı en üstün olanınız, en güzel ahlaklı olanınızdır.
İnsanlar arasında ara bozma niyeti ile laf götürüp getirmek, insanlara hakaret etmek ve sövmek, kendi ırkını üstün görüp başka milletleri aşağı görmek... İşte bu 3 davranış, cehennemdedir. Bunlar, bir mü’minin ahlakında yer alamaz.
İnsanların en hayırlısı ahlakı en güzel olanıdır.

Kişinin kendi türünün üyelerinin başka türlerin üyelerine kıyasla özel ahlaksal değer hak ettikleri duygusu eski ve derindir. Savaş zamanı dışında, insan öldürmek genelde işlenebilecek en ciddi suçtur. Bizim kültürümüzde daha da şiddetle yasaklanmış bir tek şey var; o da insan yemek (ölmüş bile olsalar). Bununla birlikte, başka türlerin üyelerini yemekten hoşlanıyoruz. Birçoğumuz, canilere bile ölüm cezası uygulanması düşüncesinden iğrenirler; Öte yandan da, ılımlı 'hayvan zararlılarının' yargılanmaksızın vurulmasını neşeyle desteklerler. Aslında, diğer zararsız türlerin üyelerini zevk ve eğlence için öldürürüz. İnsansı duyguları bir amipten daha fazla olmayan bir insan dölütü, yetişkin bir şempanzeye gösterilenden çok daha ileri bir saygı ve koruma altındadır. Yine de, şempanzenin duyguları vardır, düşünür ve -son deneysel kanıtlara göre- bir çeşit insan dilini öğrenebilir. Dölüt ise kendi türümüze aittir ve bu nedenle anında özel hak ve ayrıcalıklarla donatılır.
Ben, evrim tabanında bir ahlak savunmuyorum. Ben, şeylerin nasıl evrildiklerini söylüyorum. İnsanlığın ahlaksal olarak nasıl olması gerektiğini söylemiyorum.

Eğer ben kendim için değilsem, kim olacaktır benim için? Ve eğer ben sadece kendim için isem, o halde ben kimim? Ve şimdi değilse, ne zaman?

İyi ahlak, insanlar arasında bir nezaket alışverişidir; bu alışverişte yer almayan değersizdir.

Taş’ın ahlakı yok. Hareket etmiyor. Faşizm ahlaksızlık’tır; hareketsizlik peşinde koşuyor. Faşizm, tarihin kaydettiği önceki dikta uygulamalarından, korkudan kaynaklanmasıyla ayrılıyor. Faşizmin terörü, kendisi terörize olmuş bir sınıfın, acımasızlık uygulamasıdır; faşizm, kendi içinde çelişkilerini erteleyerek hızını arttırmış bir iktidarın, iktidarını sallamış olanların hareketsizliğe boğma girişimi oluyor. Korkunun hareketsizliği doğurması en çok faşizmde var. Hain, korkak’tan çıkıyor; faşizm bir iç ihanet oluyor. Faşizm, egemen sınıfın kendi içinde ve birbirine karşı ihanetine dayanıyor.
Ahlakın silicisi korkudur. [...] Açlık korkusu, işsizlik korkusu, hapis korkusu, savaş korkusu ve giderek ölüm korkusu hep bir ahlak silicisi işlevini üstleniyorlar. [...] İnsanımız çözülmeye yüz tuttu. 1970 yıllarının ikinci yarısında bir kuantum fizikçisinin objesi görünümündeydi; hareketliliğinden çıkan büyük enerjiyi iktidar perspektifine aktaramıyordu. Ölüm, işsizlik, hapis ve idam; bellekleri ve varolan ahlakı silici işlevini görüyordu.

Ahlat Ağacı, Nuri Bilge Ceylan tarafından yönetilmiş 2018 yapımı Türk filmi.
•	Sevmiyorum buraları. Dar kafalı, hoşgörüsüz, bezelye taneleri gibi birbirine benzeyen bir sürü insan.
•	Aslında o kadar önemli biri olmadığımız ortaya çıktığında neden üzülüyoruz ki? Bunu temel bir aydınlanma hali olarak ele alabilsek daha iyi olmaz mı?
•	İnanmak dediğimiz şey sonuçta insanın içinde başlattığı bir eylemdir. Ve güzelliğe, aşka inanmak kadar ayrılığa da inanmak, hazır olmak gerekir. Yani her güzelliğin sonunda bir kopuş, bir ayrılık pusuda bekler.
•	Yoksulluğunda post-modern bir ambiyans hissediyorum Nevzat Abi.
•	İşte sizin toy kafanızın anlayamadığı şey de bu; hayatta tek bir gerçek yok!
•	Zaman dediğin sessiz bir testeredir. Kime dost kime düşman olacağı belli olmaz.
•	Kaybedecek şeyin azsa, sorumluluk az olur mutluluk artar. Yani ben bunda bir sır falan göremiyorum.
•	Hatalar, suçlar, günahlar kader mi olmaya başladı yine? Ortada hayal kırıklığı varsa kader, başarı varsa biz yaptık ettik oluyor nedense.
•	Neler yaşadım ne insanlar tanıdım. Çoğunu unutmuş olsam da unutuşun bile bir cazibesi var bence. İnsan birazda zamanın içinde süzülmeli, iyi ve kötü anıları birbirine karışıp belirsizleşmeli ve silinip gitmeli. Silinmeyecek olanlarda var tabi, zamana bir çentik atmak…
•	Yamaçta bir ahlat vardı, okulun karşısında. Ona bakarak anlatmıştın. Seni de, kendimi de hatta bazı açılardan dedemi de bu ahlata benzettiğim oluyor bazen. Ne bileyim uyumsuz, yalnız, şekilsiz…

İnanılması en zor dedikodular, aptalların belleğinde en uzun süre kalanlardır. — Alfred De Vigny
Bilge her şeyi bilmez, sadece ahmaklar her şeyi bilir. — Afrika atasözleri
Her aptal onu beğenen başka bir aptal bulur. — Boileau
Kurnaz insanın ahmaklıklarına inanılmaz. İnsan hakları için ne büyük kayıp! — Friedrich Nietzsche
Gençler, yaşlıların aptal olduklarını sanırlar, ama yaşlılar gençlerin aptal olduklarını bilirler.
Bilgili bir aptal, bilgisiz bir aptaldan daha aptaldır. — Molière
Büyük tehlike, yarı aptallarla yarı akıllıların arasında yatar. — Johann Wolfgang von Goethe
Eğer hiç aptal görmek istemiyorsanız, gözlüklerinizi kırın. — Rebelais
İnsanlar aptal olarak yaşayabilirler; ama aptal olarak ölemezler. — Young
Aptal ata binmiş, bey oldum sanmış. — Türk atasözü
Kendini akıllı sanan herkes aptaldır. — Voltaire
Yaşamanın tadını çıkarmaktan korkana aptal derim. — Albert Camus
Aptallık en büyük günahtır. — Oscar Wilde
Aptallık, bulaşıcıdır. — Necip Fazıl Kısakürek
Evlat herkes aptaldır- ben hariç. — Homer Simpson

Ahmed Arif (d. 23 Nisan 1927, Diyarbakır - ö. 2 Haziran 1991, Ankara), şair ve gazeteci. Asıl adı Ahmet Hamdi Önal'dır.

Benim aziz Leylâm, sevgili belâm. Ya sen olmasan, ben ne bok yerim, neye yararım? Mânâsız bir otomatisme’in, mânâsız bir fiziğin, kahrolası boşluğunda, ben garip, ben duyan, ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?

Ve nelere baskın gelmezdi ki seni düşünmenin tadı.
Ne alnımızda bir ayıp, ne koltuk altında saklı haçımız. Biz bu halkı sevdik ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz.
Vurulsam kaybolsam derim çırılçıplak bir kavgada, Erkekçe olsun isterim, dostluk da, düşmanlık da.
Evet, bu korkusuzluğu, soya çekim yasalarından çok, devrimci öğreti, devrimci bilinç ve kavga koşullarına borçluyum.
Ben soyumla değil, ancak halkımla övünebilirim. Halkımdan gayrısını da övgüye layık görmem. Bir de sevgiliyi elbett... İlle de sevgiliyi.
Bir kitapla peygamber olunuyor da şair niye olunmasın...
Gazetecinin "Bir kitapla şair olunur mu?" sorusuna cevap olarak
Biz ki ustasıyız vatan sevmenin..

Biz ki, ustasıyız Vatan sevmenin..

Ve ben şairim. Namus işçisiyim yaniYürek işçisi.
Uy Havar
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyızKarşıyaka köyleri, obalarıylaKız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,Komşuyuz yaka yakayaBirbirine karışır tavuklarımızBilmezlikten değil,FıkaralıktanPasaporta ısınmamış içimizBudur katlimize sebep suçumuz,Gayrı eşkiyaya çıkar adımızKaçakçıyaSoyguncuyaHayına...
Haberin var mı taş duvar?Demir kapı, kör pencere,Yastığım, ranzam, zincirim,Uğrunda ölümlere gidip geldiğimZulamdaki mahzun resim.Görüşmecim yeşil soğan göndermişKaranfil kokuyor cigaramDağlarına bahar gelmiş memleketimin..
Belinde Diyarbekir kuşağıZulasında kimbilir hangi hınç, hangi mısraYürür namus bildiği yolda...Yürür yine de yalınayak veayakları yanarak.

Ahmed Hulûsi (d. 21 Ocak 1945, İstanbul), Türk yazar ve eski gazeteci.

İdrakın yüceliğine eremiyorsanız, inkârın basitliğinden sıyrılınız!
Terk edemediklerin kadar perdelisin!
Gönlünüzde yer eden sözler, biliniz ki Rabbin seslenişidir!
Sabrı terk etmeyen, gerçeğe eremez!
İnsan gibi düşünen tanrı anlayışından, Allah gibi düşünen insan anlayışına...
Güçlenen her birilerini, kullanmak üzere bekleyen daha güçlüler vardır. Güç için güçlüye sığınan köleliği seçmiştir.
Dünya yaşamı, senaryoyu yazanın hükmüdür.
TEK’i seyretmekten gaflet, tüm üzüntü, sıkıntı ve ötesinin getireceği cehennemî yanışlar; TEK’i seyir ise sonsuz mutluluğun kaynağıdır!
Allah’a yakîn elde etmek isteyen beyin konusuna eğilsin ve beyni tanımaya çalışsın!
Daha beyni tanımayan, onun yaratıcısını nasıl tanır!
Eserine bak, ustayı tanı! Birini tanımak, sana yararlı mı yararsız mı olacağını anlamak istiyorsan eserine bak.
Aklını, zekanı arttıramazsın çünkü onlar beynin çalışma mekaniğiyle ilgilidir. Oysa bilgini artırabilirsin ki bu beyin kapasitesidir. Bu yüzdendir ki Kuran'da "Rabbim, ilmimi artır" duası önerilmiştir. İlim/bilgi/data beynin daha kapsamlı, daha büyük resmi görmesi içindir.
Zât, Esmâ'sıyla tanınır! Allâh ehlini tanıyamıyorsan, Allâh'ı nasıl tanıyabilirsin?

Ahmed Paşa (d. 1426 - ö. 1497), 15. yüzyılda Sultan II. Mehmed ve Sultan II. Beyazıd dönemlerinde kazaskerlik, vezirlik, sancak beyliği ve kadılık gibi yüksek görevleri yüklenmiş bir ulema sınıfı mensubu ve Divan Edebiyatı şairi.

Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yârÖyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim
(Ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. O gün bugündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım.)
Öldürür gözlerin ey yâr elimden ne gelir Mest oluptur iki hûn-hâr elimden ne gelir
(Gözlerin öldürür ey yâr! Elimden ne gelir. İki zalim, acımasız (gözler) mest olmuştur. Elimden ne gelir.)
Ol şeh-i hûbân ki iklim-i dilin sultânıdırHer ne der cân üstüne fermân anun fermânıdır.
(Gönül ülkesinin hâkimiyetini tamamıyla ele geçiren sevgilinin her sözü bir ferman sayılacaktır)
Âşık-ı şûrîdesin gah öldürüp geh dirgüren Gamze-i düzdîdesiyle hande-i pinhânıdır.
(Aklı başından gitmiş âşığını kah öldürüp kah dirilten sevgilinin hırsız gamzesi ile gizli gülüşleridir)
Öldürür her şeb beni hicrân-ı yâr illâ yine Dirgürür her subh-dem kûyundan uğrayan nesîm.
(Her gece beni sevgiliden ayrılık, öldürürken; her sabah sevgilinin köyünden esen sabah rüzgârı ise, diriltir)
Va'de-i vaslın işitsem ölürüm şevkimden Döyemez yüregim ol va'de kaçandır demege
(Kavuşma gününü işitsem şevkimden ölürüm. O va'de ne zamandır demeye yüreğim dayanamaz.)
Yüz çevirme inen be hey kâfir Ölmek olmaz seven be hey kâfir
(Behey kâfir, çok da yüz çevirme zira sevenler ölmez)
Ne yüz ağardasun Ahmed reh-i aşkından  Ki rakîbe uyar ol yüzü karadan geçmez
("Ey Ahmet, sevgilinin aşkından ne beklersin; o rakibe uyar ve o yüzü karadan geçmez)
Cân verir her nefesde bin ölüye Bizi anmadı bir nefes n'idelim
(Sevgili her nefeste bin ölüye can verirken, bizi bir nefes dahi anmazdı, ne yapalım)

İmâm-ı Rabbânî veya diğer adıyla Ahmed Sirhindî (Arapça: أَحْمَدْ اَلسِّرْهِنْدِي; d. 26 Mayıs 1564, Serhend - ö. 20 Kasım 1624, Serhend), Hindistan'da yaşamış İslâm âlimi ve tasavvuf önderi.

Âkıl ve bâliğ olan erkeğin ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları akâid bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmakdır.
Allahü teâlânın feyzleri, ni’metleri, ihsânları, ya’nî iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmekdedir. Herkese mal, evlâd, rızk, hidâyet, irşâd ve selâmet ve dahâ her iyiliği fark gözetmeksizin göndermekdedir. Fark, bunları kabûlde, alabilmekde ve ba’zılarını da alamamak sûretiyle, insanlardadır.Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şeklde, parlamakda iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyâzlatır.
Ashab-ı Kiram arasındaki dikleşmeye ve münazaaya gelince, bunun da bir hikmete mebni olduğuna kail olup iyiye yorulmalıdır. Bir cehalet ve nefsani arzudan ötürü yapıldığı zehabına kapılmak yanlış olur. Çünkü bu, içtihat ve ilim eseri olarak meydana gelmiştir. Bazıları içtihatta hata etmiş olsa da, hatalı olanın Allah katında bir derecesi vardır. Üstte anlatılan mana, ifratla tefrit arası orta bir yoldur. Ki bunu Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat tercih etmiştir, en sağlam tarik, en muhkem yol budur.

Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan daha çok faydalıdır.

Din büyüklerinin yanına boş olarak gelmelidir ki, dolmuş olarak dönülebilsin.
Dini hükümleri kendi aklıyla anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen, peygamberliğe inanmamış olur. Onunla konuşmak akıl işi değildir.
Dünyâ, seni, Allahü teâlâdan uzaklaşdıran şeyler demekdir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevkı’ düşüncesi, Allahü teâlâyı unutduracak kadar aşırı olursa, dünyâ olur. Çalgılar, oyunlar, (Mâlâ-ya’nî) ile, ya’nî fâidesiz, boş şeylerle vakt geçirmek, hep bunun için dünyâ demekdir. Âhırete fâidesi olmıyan ilmler, dersler de, hep dünyâdır.Hesâb, hendese [ya’nî matematik ve geometri], astronomi, mantık, eğer Allahü teâlânın gösterdiği yerlerde kullanılmazsa [ya’nî kâfirlerle mücâdele ve onlardan üstün olmak için ve insanlara hizmet etmek için kullanılmazsa] bunlarla uğraşmak, boşuna vakt öldürmek olur ve dünyâ olur. Bu bilgileri bütün derinliği ile, incelikleri ile okumak, yalnız başına işe yarasaydı, eski Yunan felsefecileri se’âdet yolunu bulur, âhıretdeki ebedî azâbdan kurtulurlardı.
Dünyâ hayâtı pek kısadır. Bunu en lüzûmlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzûmlu şey de, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmakdır. Hiçbir şey sohbet gibi fâideli değildir. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbı, sohbet ile, başkalarından dahâ üstün oldular.
Dünyâyı ele geçirmek için âhireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü Teâlâ'yı bırakmak ahmaklıktır.

Farz ibâdetin yanında nâfile ibâdetlerin hiç kıymeti yokdur. Deniz yanında, damla kadar bile değildirler. Mel’ûn şeytân, mü’minleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. [Kazâları kıldırtmıyor.] Nâfilelere yol gösteriyor. Zekât verdirmeyip, nâfile sadakaları güzel gösteriyor. Hâlbuki, zekât niyyeti ile fakîre bir altın vermek, yüzbin altın sadaka vermekden dahâ sevâbdır. Çünki zekât vermek, farzı yapmakdır. Zekât niyyeti olmadan verilenler ise, nâfile ibâdetdir.

Gençlik zemânının kıymetini biliniz! Bunu, oyun ile, fâidesiz şeylerle geçirmeyiniz! Ceviz ve kozalak gibi fâidesiz şeyler arkasında gençliğini tüketenler, sonunda pişmân olurlar, âh ederler.

Her ne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka,
Hepsi câna zehrdir, şeker gibi de olsa.

İniş mertebelerinin sonu hakikat-i camia olan kalp makamıdır. Halkı irşat etmek ve olgunlaştırmak bu makama inmeye bağlıdır.
İnsanların, Allahü teâlâdan gelen ni’metlere nâil olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisân yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, ni’metler içinde yaşadığı görülüp, mahrûm kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda ni’met olarak görülenler, hakîkatde azâb ve felâket tohumlarıdır.

Kendisini Frenk kafirlerinden daha faziletli görene Subhan Hakk'ın marifeti haramdır; din büyüklerinden faziletli görmek şöyle dursun.
Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

Merd isen kendine baba ol!

Nefis yemeklerde, güzel elbise giymelerde nefsin hazzı düşünülmemeli ve öyle bir hazza itibar edilmemelidir. Asıl layık olan, yemekte, içmekte, giymekte taat için kuvvet hasıl olmasından başka bir şey niyete alınmamalıdır. Güzel elbise giymek ise Allah-u Teala'nın şu emrine göre tezyin için olmalıdır: "...Her mescide gidisinizde güzel giysilerinizi giyin..." (Kuran 7:31) Her namaz zamanı manasına olup, bu işte başka bir uygunsuz niyet olmamalıdır. Bu işte, hakiki bir niyet olmazsa insan kendisini iyi niyet için zorlamalıdır. Şu mana burada geçerlidir: "Ağlamıyorsanız ağlamaya çalışınız" Ve insan hakiki niyeti bulması, zorlamalı niyetten kurtulması için Subhan Allah'a iltica edip tazarruda bulunmalıdır. Bu manada bir şiir: Kabul eder o yaşı ki, gözüm damlatır / O Zât ki bir damladan inci yaratır Anlatılan kıyas bütün işlerde yapılmalıdır. O mütedeyyin ulemanın fetvalarına göre ki kendileri azimeti tercih etmiş, ruhsatlı yollardan kaçınmışlardır. İnsan yaptığı iyi işleri ebedi kurtuluşa bir vesile bilmelidir. Anlatılan manaları kuvvetlendiren bir ayet-i kerime şöyledir: "Eğer iman eder, şükrederseniz, Allah size niye azab etsin?!" (Kuran 4:147)
Nâfile ibâdetlerin farzlar yanındaki kıymeti, okyanus yanında bir damla su gibi bile değildir. Hattâ, nâfile ibâdetlerin sünnetler yanında değerleri de, yine böyledir. Böyle olmakla berâber, sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir

Ölmek, felâket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felâkettir.

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, Eshâb-ı kirâmı yıldızlara benzetdi. Yıldıza uyan, yolu bulur. Ehl-i beyti de, gemiye benzetdi. Çünki gemide olanın, yıldıza göre yol alması lâzımdır. Yıldızlara göre yürümezse, gemi sâhile kavuşamaz. Görülüyor ki, boğulmamak için, hem gemi, hem yıldız lâzım olduğu gibi, Eshâb-ı kirâmın hepsini ve Ehl-i beytin hepsini sevmek, saymak lâzımdır. Birini sevmemek, hepsini sevmemek olur. Çünki, insanların en iyisinin sohbeti ile şereflenmek fazîleti, hepsinde vardır. Sohbetin fazîleti ise, bütün fazîletlerin üstündedir.

Tesavvuf yoluna girmek, islâmiyyetin inanılacak şeylerine îmânı kuvvetlendirmek içindir. Böylece îmân, düşünerek anlamak zorluğundan kurtularak, görmüş gibi sağlam ve vicdânî olur ve kısaca inanmak yerine, etraflı ve derin îmân hâsıl olur.
Tâbi’înin en üstünü olan, Veysel Karânî “rahmetullahi aleyh” hazret-i Hamzanın kâtili olan Vahşînin “radıyallahü anhümâ”, Resûlullahın bir kerrecik sohbetinde bulunmakla yükseldiği mertebeye yetişememişdir. Çünki sohbetin fazîleti, bütün fazîletlerin ve kemâllerin üstündedir. Çünki, onların îmânları, görerek kuvvetlenmişdir.

Vakt, keskin bir kılınç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar.

Çocukken, kendime ait küçücük bir denizaltım olmasını isterdim, binip derinlere, kalabalıklardan uzaklara gidebileceğim, beni insanlardan ve hayattan saklayacak, zırhıyla beni kucaklayıp koruyacak bir denizaltı. Sonra yazıyı keşfettim, yazılardan bir denizaltı yapılabileceğini.
Doğarsın, hayatının bazı kısımlarını inşa etme özgürlüğün vardır. Ama ölümde seçme özgürlüğü yok. Yapılacak tek şey, yaşayacağın zamana mümkün olduğunca mana yükleyebilmek.
Türkiye’nin en karanlık, en ürkütücü, en yasadışı örgütü hangisidir derseniz, “devlet” derim.
Hep “öldürmeyi” amaçlayan kutsallıklar peşinde koştuk, artık bir de “yaşatmayı” amaçlayan kutsallıkların peşinden gidelim.
"Elin oğlu alay etmez mi? Lozan Antlaşması’yla 4.3 milyon kilometrekarelik toprağı nasıl kaybettiniz’ diye sormaz mı?"
"Bakın, bir sistem “slogan attı, şaka yaptı” diye çocukları mahkemelere doldurmaya başladığında artık o sistemin sonu gelmiş demektir.Bu saçmalıkların, bu manasız baskıların, bu gereksiz yasakların, bu bunaltıcı ve sıkıcı tabuların miadı doldu."
Ölümü bile ikinci sıraya düşüren bir durumdur aşk.
Ölümden korktuğumuzdan değil yaşadığımız, biz savaşmayı sevdiğimizden yaşarız.
(Ve Kırar Göğsüne Bastırırken)
Tanrı kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan etti. Kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar.
Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığımdan yalnızım ben.
Ben, yirmi yıla kadar bildiğimiz türde okulun yeryüzünde kalmayacağına, bilgisayarlar sayesinde çok başka eğitim biçimlerinin ortaya çıkacağına inanıyorum.
Sen kim olarak bütün Kürtlere emirler yağdırıp talimatlar veriyorsun, atası mısın, ağası mısın, efendisi misin? Bir keresinde övünerek söylemiştin ya, “24 saat içinde istediğimiz herkesi öldürtürüz” diye, bu mu seni hepimizden akıllı kılan? Sen “Hepiniz susun, sadece ben konuşacağım, ben akıllıyım” diyeceksin, biz de “Aman susalım yoksa bizi sokak ortasında öldürürler” deyip susacağız, sen de böylece herkesten akıllı olacaksın, öyle mi?
(Murat Karayılan'dan bahsediyor)

Ahmet Arslan, Türk felsefeci, akademisyen ve çevirmendir.

Laiklik, demokrasinin yeter şartı değildir; çünkü bir insan laik olup demokrat olmayabilir. Ancak onun gerek şartıdır; laik olmadan demokrat olunamaz.
Her şey düşünür, haz duyar ve acı çeker.
Soruşturulmayan, üzerinde düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değmez. İnsan, kendi hayatını inceleme kabiliyetidir. Bu olmaksızın o, hiçtir.
İnanma ve bilme arasında ise apaçık bir farklılık vardır. Bilinen bir şeye inanılmaz, o şey yalnızca bilinir.
Evrende, hatta evrenin dışında mutlak olarak iyi diye adlandırılabilecek tek bir şey vardır: O da iyi niyettir.
Bir din sadece bir metafizik bilgiler bütünü ve kurtuluş öğretisi değildir; aynı zamanda bu bilgilere uygun olarak davranılmasını, eylemlerde bulunulmasını isteyen ve insanlar arasındaki ilişkileri kutsal varlığın ruhuna, özüne, iradesine, emrine göre tanzim eden bir ahlak sistemidir. Nitekim bundan dolayı birçok insan dine da­yanmayan bir ahlak sisteminin var olabileceğini kabul bile etmez. Başka bazıları böyle bir imkânı kabul etmekle birlikte dinin bir ahlak sistemi olması özelliğini, onun en belirleyici özelliği olarak görürler. Spinoza dini, özü itibariyle ahlaka, doğru ahlaka götür­mek, hatta ona indirgemek isteyen filozofların başında gelir.
Din; insanın dünyayı bilme ihtiyacından çok, dünyaya ve onu idare eden ilkeye, Tanrı’ya, insan hayatının bir anlamı oldu­ğuna inanma ihtiyacına cevap verir.
Gerçekten de insanı insan yapan en önemli özelliklerinden biri herhalde onun, kendisini çevreleyen dünyayı, içinde yaşadığı toplumu, geçmişini ve bütün yanları ile bizzat kendisini tanımak ve bilmek istemesidir.
Komünizm,  "kapitalizmden kapitalizme"  geçişin en acıklı ve zahmetli yoludur.
Bir şeyi iyi olduğu için arzu etmeyiz; o,  "arzu ettiğimiz için"  iyidir.
İnsan ancak sanat aracılığıyla tam olarak insan olur ve gerek duyusal ihtiyaçların, gerekse akılsal zorunluluğun alanından kaçarak gerçek anlamda özgür olur.
Darwin’in gö­rüşü, bilimsel olarak kesin bir tarzda doğrulanmış değildir; olsa olsa bir büyük varsayım veya kuram niteliğindedir.
Ortaçağ İslam dünyasında Yunan tarzı felsefe geleneğini başlatan ve onun ilk önemli temsilcisi olan Farabi özü itibariyle Yeni-Platoncu bir filozoftur. Bu geleneğin Farabi sonrası en ünlü temsilcisi olan ve Geç Ortaçağ Hıristiyan düşüncesi üzerindeki etkisi Farabi'ye oranla daha büyük olmuş olan İbni Sina'da bu etki daha da güçlü bir biçimde kendisini gösterir. İslam dünyasın­ da Aristoteles'e ve Aristotelesçiliğe dönüşün bayraktarlığını yapan İbni Rüşd bile bu etkiden kendini kurtaramamıştır.
İnsanı birey insan yapan, başka insanlardan ayıran onun karakteri, kişiliği di­ye adlandırılan şeydir ve karakteri meydana getiren şey ise ne gök cisimleri­nin hareketi, ne insanın bedenini meydana getiren unsurların bileşimi, ne de anne babadan miras alınan şeydir.
Hıristiyanlık, temel amacı insana kendisi ve içinde yaşadığı evren hak­kında bilgi vermekten çok onu kurtarmak, kurtuluşa eriştirmek olan bir din­dir. Bununla birlikte o, bu kurtuluşu sağlamak için kendisini kabul eden in­sanların bazı şeylere inanmalarını şart koşar. İnanılmasını istediği bu şeyler Hıristiyanlığın amentüsünü, yani belli başlı inanç unsurlarını veya dogmatiği­ni oluşturur.
En yüksek iyi sadece erdemdir ve mutluluk da sadece erdemli bir hayattan ibarettir. Bilgi özü itibariyle insanın akılsal davranışı için bir araç olma durumundadır.
Duyusal izlenimi, duyu organının basit fiziksel bir etkilenimi (affection) olmaktan çıkararak anlamlı bir algıya (percep­tion) dönüştüren kavram veya düşüncenin kendisi olduğu gibi son tah­lilde algının güvenilirliğine ilişkin onayı veren de yine akıl veya zihindir.
Kötülükler iyiliklerin zıddıdır ve on­ların zorunlu olarak birbirlerine zıt bir şekilde var olmaları ve zıt­lığa dayanan bir tür karşılıklı bağımlılık içinde birbirlerini destek­lemeleri zorunludur. Hiçbir zıd, zıddı olmaksızın var olamaz. İyiler ve kötüler, talih ve talihsizlik, acı ve haz tamamen ay­nı şekilde mevcutturlar; onlar Platon'un dediği gibi tam bir zıtlıkla birbirlerine bağımlıdırlar.
Her duyguda veya eylemde kötüyü veya erdemsizliği temsil eden iki uç; ifrat ile tefrit, ge­reğinden çok ile gereğinden az , bir de iyiyi, erdemi temsil eden bir orta nokta, yani gereği kadar olan vardır. Örneğin korku duygusu veya et­kilenimini alalım. Bir gereğinden çok korku vardır, bir de gereğinden az korku ve bunların her ikisi de kötüdür, erdemsizliktir. Gereğinden çok korku, ödleklik, tabansızlıktır; gereğinden az korku ahmaklıktır, duyar­sızlıktır. Gereği kadar korku yani altın orta cesarettir.
Haz mutluluğun ölçütü veya özü, öz niteliği olamaz, ama mutluluğa eşlik eden, mutluluğun sonucu olarak ortaya çıkan bir şey olabilir. Akıl­lı bir insan haz peşinde koşan bir insan değildir, iyi ve erdemli davra­nışlarını haz verici kılmasını bilen, onlardan haz almasını bilen insan­dır.
Bir insa­na  "Niçin mutlu olmak istiyorsun?"  veya  "Niye mutluluğa erişmek is­tiyorsun?"  sorusunu sorduğumuzda, bu amacını bir başka ve daha ile­ri amaca başvurarak açıklamak veya haklı çıkarmak ihtiyacını duymaz. Onun bu soruya vereceği cevap ancak şu olur:  "Çünkü mutlu olmak is­tiyorum."  Kısaca mutluluk kendi kendine yeten, nihai bir amaçtır.
Aristoteles, bilimi meydana geti­ren bilimsel kıyasların, bilimsel akıl yürütmelerin bu ilkelerinin son tahlilde kıyasi olmayan bir yolla elde edilmesi gerektiğini kabul etmek­tedir. Bu yol, genel olarak duyuların kullanılması, gözlem ve deney ya­pılması, yani kısaca tümevarım yoludur.
Meydan okumanın, çatışmanın olmadığı yerde gelişme olmaz.
Bu özellikleriyle dinler, kimlere hitap ederler? Daha önce gördüğümüz üzere, İbn Sina'ya göre dinler daha ziyade sokaktaki insana, basit halka hitap ederler. Bu görüşe Gazzâlî tarafından yapılmış olan şiddetli hücumları göz önüne alan İbn Rüşd ise vahyedilmiş dinlerin, içlerinde seçkinler, filozoflar da olmak üzere herkese hitap ettiğini, ancak herkese kendi tarzında hitap ettiğini söylemektedir. Ona göre vahiy bütün insan gruplarını Tanrı'ya davet yollarını içerir.
Din, toplumsal olay­ların ortaya çıkmasında şüphesiz önemli bir faktör olmakla birlikte birinci dereceden bir aktör değildir. Asıl aktör veya faktör, insan doğasını meydana getiren güç veya kudret iradesi veya iktidar arzusudur.
Felsefe budur; felsefe, tikellikten kurtulmak, tümelliğe, evrenselliğe ulaşmaktır. Din, geleneğin, tikelliğin yeridir. Felsefe ise tümelliğin.
Bana göre Tanrı kavramını İbraniler, doğa kavramını Yunanlar, insan kavramını Hıristiyanlar veya Hıristiyanlık yaratmıştır.
Niye inanmıyorum? Çok basit olarak herhangi bir Tanrı’nın veya gelecek hayatın varlığı için getirilen açıklamalar, önüme konan kanıtlar hiçbir biçimde bana ikna edici gelmiyor. Benim derdim Tanrı’nın var olmadığını kanıtlamak de­ğil. Ben sadece Tanrı’nın var olduğu yönündeki iddianın bana doğru, ikna edici gelmediğini, bundan dolayı da böyle bir varlığa inanmadığımı söylüyorum. O kadar.
Ben sınanmış, denenmiş, başarılı sonuçlar vermiş şeylerle ilgilenirim; çarpıcı görünen ama sonuçları şüpheli, ne işe yaradığı anlaşılmayan şeylerle değil.
İslâm'da Aristoteles’in veya Stoa’nın ahlakı gibi bir “erdem ahlakı“ ’na imkân ve gerek yoktur. İslâm ahlakı bir pozitif emir ve yasaklar ahlakıdır.
İmân kanıtlanamaz, kişiseldir. Tamamen ruhla ilgili birşeydir. Akla uygun olan din olmaz. Akla uygun olan imân olmaz.

Ahmet Cem Ersever ya da kod adıyla Testere (1950, Erzurum - 2 Kasım 1993, Ankara), Türkiye'nin doğu illerinin hepsinde görev yapmış Türk asker.

Nasyonalistim! (Ulusçu) İnkar etmiyorum.
Ben içine girdiğim riskin farkındayım.
Bu ülkede hangi ideoloji olursa olsun, ideoloji kılıfında vatan haini olmayan herkes bizim kardeşimizdir.
JİTEM'in patronu benim.
20. yüzyılda kan karışmıştır. Saf ırkçılık yapmak yanlış olur.
Türkiye PKK'ya karşı strateji uygulamıyor.
Terör şiddetle bitmez, Doğudaki halkı örgütten şiddetten, korumak gerekiyor, devlete bağlamak gerekiyor.
Apo'ya "Bay Öcalan" diyenler bu ülkenin onurunu yere düşüren kişilerdir. Ne yaptığının farkında değillerdir.
Biz 8. yüzyılda Müslüman olduk. Türkler Müslüman olduktan sonra, İslamiyet adına Anadolu'ya o pislik Arap kültürü getirilmiştir. Türk Milleti Arap kültürünün etkisinde bırakılmıştır.
Kültürünüzü koruyamazsanız ezilir ve sömürülürsünüz. Anadolu insanı batı ve Arap kültürü arasında çırpınıp duruyor. Mustafa Kemal Türkleri özüne döndürmek istemiş ömrü yetmemiştir.
Türkiye Küba'da ve Vietnam'da yapılan hataları yapıyor.
Apo'nun yönetimde birçok hatası vardı. Hep suçu alt kadrolara attı. "Ben onlara emir vermedim, onlar yaptı." diyerek onları suçladı ve konuşmamaları için daha sonradan, hata yaptıklarını iddia ederek susturmak için onları öldürttü.
Murat Karayılan'a telsizden "Apo ağzıyla konuşma, bir gün seni de sustururlar." dedim.
Ortadoğu'da bütün tezgahlar ABD tarafından planlanır, İngiltere'ye gönderilir ve İngiliz istihbaratı yapar.
Bitlis Paşa, kendince bir şeyler yapmak istiyordu. Rahmetli bu mücadele içinde bulunan en şuurlu askerlerden birisiydi.
Türkiye'yi yönetenler ne Türkiye tarihi, ne Kürt tarihi ne de komşu devletlerin tarihi hakkında gram bilgi sahibi değil. Türkiye'yi yönetenler komşularının kim olduğunu dahi bilmiyor.
Doğu'da halkı kucaklayalım, PKK'ya karşı operasyonlar yapalım ama hakkıyla yapalım, terör bitecektir.
Türkiye'de kontrgerilla yok. Türkiye gayr-i nizami harbi bilmiyor. Burada kaybediyor.
Denetleyici bir makam yok. Kim kimi denetleyecek.
Kontrgerilla olmalıyız, bu işi yapmalıyız. Bunu resmileştirmeliyiz. Merkez üsleri kurarak başaramayız. Alanları bırakamayız. Türkiye'de var olduğu söylenen şey kontrgerilla değildir.
PKK, Kürt halkının başına musallat olmuştur.
Oranın halkı değişkendir, on-on beş tane PKK'lıyı kıstırır öldürürsünüz dün yüzünüze bakmayan adam gelir diğer gün çayınızı içer.
Vatandaş devletin kendisini korumasını istiyor, koruyamayınca kendisini koruyacağını düşündüğü şeylere yöneliyor.
İstihbarat yok diye bir şey yoktur. Türk istihbaratı her şeyi en ince ayrıntısına kadar takip edebilmektedir. İcraatta kopukluklar yaşıyoruz.
1992'deki harekatta 4500 tane PKK'lıyı öldürdük ama harekat başarısızdır. Türk ordusu Ejderdir. Ordu kazanmıştır. Siyasetçiler kaybetmiştir. Fiyaskodur. PKK yine eski yerine, kamplarına dönmüştür.
Bu bölgede emperyalizmin denetiminde bir Kürt Devleti kurmak isteniyor.
Şimdilik Kuzey Irak'ta devlet kuracaklar. Sonra İran, Suriye ve Türkiye'de karışıklık çıkarıp size Kürtler yardım etsin diyecekler.
PKK silahlı anlamda bir bunalım içine girdi. Bu bunalımdan çıkması mümkün değil. Siyasi bir şeyler arıyorlar. Bunu Türkiye'de yapamayacaklarını biliyorlar. Talabani'ye gittiler o yüzden.
Türkiye'de de bir legal parti kurmaya çalışıyorlar.
PKK ile ateşkes olmaz. Olmamalı! Dağda PKK varken olmaz. Eğer dağda PKK varken ateşkes yapmaya kalkarsanız istediklerini vermediğiniz zaman size saldırmaya başlarlar. Bu ateşkes değildir.
Dağdaki PKK'lıya, Kürt halkına demiyorum. Dağdaki PKK'lıya kim uzlaşmacı politika uygularsa ondan hesap sorulmalıdır.
Orada 9 yıl subaylık yapmış adamın en yakın arkadaşı şehit edilmiş. İlk geldiği gibi olur mu? PKK'lıyla ateşkes yapar mı bu adam? Zaten kendisi de "Ateşkesi biz yapmadık, Ankara yaptı." diyor.
Ateşkes, mateşkes bunlar ağza alınacak cümleler değildir! Türk ordusunun bir görevi vardır. Bunu uygulayacaktır.
Devlet ateşkes sürecinde Apo'nun PKK'ya verdiği emirleri biliyor muydu yoksa bilmiyor muydu? Ateşkes filan olmadı, hiç yoktu. Vali diyor ki PKK ateşkes ilan edildiğinden bu yana 200 saldırı yaptı. Askere yapılmadığı için saldırı değeri taşımıyor mu? Oranın halkının can değeri yok mu? Bu da ateşkesi bozmaktır.
Uğur Mumcu'nun ölümünü islami örgüte bağlamıyorum. PKK meselesi araştırılmalı.
Ben siyasi olarak sadece Mustafa Kemal Atatürk'e inandım ve onu örnek aldım.
Siz kalkar, Kürtçe bir TV kurarsanız, Kürtler kendi başına Kürtçe eğitim versin derseniz onları kamçılarsınız. Doğuda Kürtçe konuşmak isteyen yüz bin insanı bulamazsınız ama bu gibi ayrıştırıcı şeylerin içine girerseniz bu sayı artaracaktır.
Kürt halkı hak istemiyor. Huzur istiyor huzur. Devletin yanlış politikaları PKK'nın musallatlığı yüzünden Kürt halkı bunalım içindedir.
Stratejik savunma-stratejik denge-stratejik saldırı vardır. PKK bitmeye yakın olduğu zaman hep silah bırakalım, barış yapalım demiştir. Eğer devlet bunu kabul etmişse stratejik dengeye gelinmiş olacaktır. Bir sonraki adım saldırı olacaktır. Güç toplayacaklardır.
Eğer ateşkes olursa PKK dağdan indirilip yasallaştırılmaya çalışılacaktır. O zaman dağ savaşı değil şehir savaşına tutuşursunuz. Bu yanlıştır.
İtirafçılara işkence yapmadım. Yapılmasını da savunmadım. Bir insanı konuşturmak istiyorsanız onun kadar bilgili olmalısınız. Bilmezseniz soramazsınız. Döverek "Konuş!" diyerek konuşturamazsınız. Önce aranızda duygusal bir bağ oluşturmalısınız. Örgütte yapılan "Sizi öldürürler, ailenizi öldürürler, işkence ederler, kazığa oturturlar." algısından kurtarmak zorundasınız. Sonra zaten karşısındaki adama bağlı kalacak ve konuşacaktır.
Benim sorguladığım adamlarla aramda duygusal bağ vardır. Onlara ağabey gibi olurum. İyi davranırım ve bana her şeyi anlatırlar. Kayıtsız şartsız bana bağlanırlar. Sonra elimizden alınıp cezaevlerine gönderiliyorlar, orada "terörist, köpek" gibi sözlerle karşılaşıp korkutuluyorlar. Bu sefer bir şeyler saklamaya başlıyorlar.
Marksist, Leninist birçok itirafçı gördüm. Bunlar "Beni kandırdılar, bana şunu teklif ettiler gittim." gibisinden cümleler kurmadılar. "Bir umut PKK'ya katıldım. Sonradan gördüm ki bu ideoloji ile bağlantıları yok. Kaçtım geldim." dediler ve bu adamların hepsiyle iyi anlaşmışımdır. Erkekçe, mertçe söylemiştir ne var ne yok. Bu tip adamlar PKK'ya karşı savaşmaya hazır adamlardır ve gerilla savaşını bilirler. Kullanalım bunları.
Devlete gelmiş, sığınmış olanların anasını babasını öldürüyorlar. Devlet koruyamıyor. Bu çocukları alalım, yetiştirelim. Dağda arazide kullanalım. Her şeyi biliyorlar. Araziyi de yolları da stratejileri de. Öncü olsunlar. Hiçbir şey olmuyorsa psikolojik savaşa sokarsınız karşı tarafı. PKK'dan kaçışlar çoğalır. Elinize gelecek istihbarat çoğalır. Yine bir şey olmadıysa bu çocuklar üstünden propaganda yapılır. Halka götürülür. Konuşturulur. PKK'nın durumu hakkında bilgi verdilir. Marksistlikle alakası olmadığını anlattırılır. Bunlar psikolojik savaştır. Bu çocuklar cezaevinde çürüyor. Çürürken de ailesi katlediliyor.
Çekiç güç PKK'ya yardım etti. Yardım malzemesi attılar.
PKK kamplarında helikopter iniş pistleri vardı. Orayı voleybol oynamak için mi kullanıyorlardı?
Almanlar gazeteci kılığında PKK'ya yardımcı oluyordu.
PKK olmasa Türkiye yöneticileri Kuzey Irak ile ilgilenmeyecekti. Oysaki biz Kuzey Irak'ta gördük. Oranın insanı Türk gibi hissediyor,  TRT'yi izlemek istiyoruz diyorlar ama oraya Türk kültürü götüremeyen yönetim yüzünden İtalyan kasetleri izliyorlar.
Musul'da kurulan Türkmen partilerinin tek amacı Türkmenleri kontrol altına almak. İçinde bir tane Türkçe konuşan yok.
Her şeyi MİT yaptı deniliyor. Hiçbir şeyle ilgisi yok MİT'in. Gerçi çok severim o kerataları, keşke yapsalar.
Görevimden ayrılma sebebim belli. Peşmerge'nin PKK'ya yapacağı operasyon için ben ve dört arkadaşım Kuzey Irak'a gittik. Temasları yaptık. Yukarı rapor verdim. Bunlar PKK'yı temizler ama iplerini gevşek bırakmayın dedim. Her operasyon için kendi askerinizi kullanmazsınız. 2 Ekim'de operasyon başladı. 5 Ekim'de PKK ile peşmerge anlaştı. Talabani denen fahişenin ipini gevşek bıraktılar.
Cemil Bayık, Duran Kalkan isimleriyle askeri çevirmeden geçtim. Bir gün sonra gittim çevirme noktasına anlattım durumu. "Buradan PKK'nın üst düzey yöneticileri geçmiş diye istihbarat geldi." başta inanmadılar. "Bakın defterinize, giriş çıkış saatlerini, isimleri yazmıyor musunuz?" dedim. Baktılar. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Dönemin Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Aşir Özözer beni çağırdı bu olay üstüne telaşlı bir şekilde "Ne yapacağız?" diye sordu. "Siz ne yaptığınızı, ne aradığınızı bilmiyorsunuz." diye karşılık verdim.
Çekiç Güç'ün kalıp kalmayacağı konuşulurken Musul'a giden Türk tırları bombalandı. Bunu Saddam'ın üstüne attılar. Saddam, Çekiç Güç'ün kalmasını ister mi? Böyle bir şeyi neden yapsın? Talabani yaptı, Saddam'ın üstüne kaldı.
Yeşil şişe bulun, bu büronun dinlenip dinlenmediğini size söyleyeyim.
Avrupa'dan, Türkiye'den Kuzey Irak'a gönderilen yardım malzemeleri Mersin'de kalitesiz ürünler ile değiştiriliyor. Bunu yapan, Talabani'nin sağ kolu. Bunlar kendi halkını dolandırıyor.
Habur'da Talabani'ye kolaylık sağlayan bazı Jandarma subayları var.
Dinleme cihazları sınırda kaçırılmak istenirken tespit edildi. Olay bakanlık tarafından kapatıldı. Kuzey Irak'a geçirildi bu cihazlar sonradan.
Sakallı Elazığlıdır. 1970'lerde MHP'liydi. Türkeş'in şoförlüğünü yapmışlığı var. Siz onu sakallı diye bildiniz ama biz ona kod adı olan Yeşil ile sesleniriz.
MHP'nin içinde psikopat kişilikler vardır. Bunlar kendisini PKK ile savaşa adamıştır. Kendilerine "Türk İntikam Tugayı" veya "Osmanlı Türk İntikam Tugayı" gibi isimler takmışlardır. Gözünü kırpmadan adam öldüren tetikçilerdir bunlar.
Her devlet kurumuna gittim. "Bana adam verin dağa çıkayım!" dedim. Hiçbirinden dönüş alamadım. Basında hakkımda çıkan her haber doğru olsa, devlet bana bu imkanları vermiş olsa öyle devletin ben gözlerinden öperim.
Ben Jandarmaya, JAİK diyorum. "Jandarma Ayak İşleri Komutanlığı."
Ecevit, Irak Ajanı. 1987'de yapılan hud

Ahmed Cevdet Paşa veya Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa (Osmanlı: احمد جودت پاشا‎, 27 Mart 1822, Lofça - 26 Mayıs 1895, İstanbul), Osmanlı Devleti'nde on dokuzuncu asırda yetişen Türk devlet ve bilim adamı, tarihçi, hukukçu, şairdir.

Karinabatlı (şimdiki adı Kornobat olup Bulgaristan'daki bir şehirdir) Ömer Hilmi Efendi gibi devrimizin bir Ebu Hanifesi varken bana niye sual edersiniz?

Osmanlı asırları içinde Cevdet Paşa kadar gelecekle bağlantı kuran bir beyin az bulunur. Bizzat kızları dahi bu ilerleme ve gelişmenin yansımasıdır. Şu sıralar birçok insan onun kızı Fatma Aliye Hanım’a “mürteci” diye damga vuruyor, doğru değil. Diğer kızı Emine Semiye Hanım’ın Sosyalist Parti kurucularından olduğunu göz önüne alsalar iyi olur. Osmanlı aydın sınıfının bazı yönleri bugünkülerin anlayacağının üstündedir. — İlber Ortaylı
Büyük hukukçu ve devlet adamı Cevdet Paşanın hazırladığı codec dünyada ilk ve tek ödül alan hukuk metni. --Fransız Gazeteleri
Dünya hukuk tarihinde iki büyük codec hazırlanmıştır. Ne garipdir ki bu iki codecden ilki Constantinopilise ikincisi de İstanbul'a nasip olmuştur. --Fransız gazeteleri.
Cevdet Paşa, Şark medreselerinin son güneşidir. Onun heyetle birlikte vücuda getirdiği “Mecelle” üzerinde çok konuşacak değiliz. 12 ciltlik Cevdet Tarihi Osmanlı-Şark tefekküründe ilk defa dünyayı ve bu ülkenin olaylarını birlikte değerlendiren bir eserdir. Dolayısıyla da kendinden evvelkilere ve sonrakilere göre üstündür. — İlber Ortaylı
Bence hiç olmazsa Cevdet Tarihi ile Vakanüvis Lütfi'yi okumamak aydın takımı için büyük bir eksikliktir. Geçmiş denen bir şey vardır ya, onun yüzyıllardan beri geçmiyen bir yanı da var ki ikide bir onunla karşılaşıp duraklamak veya gerilemekten bir türlü kurtulamıyoruz. — Falih Rıfkı Atay

Ahmet Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Başbakanı.

Kobani'nin düşmesini istemeyiz. Kobani'den gelen kardeşlerimize kucağımızı açtık. Kobani'nin düşmemesi için ne gerekiyorsa da elimizden geleni yaparız. (Ekim 2014)
Kudüs Müslümanlarındır. Müslümanlar Mescid-i Aksa'da namaz kılacaklar.
Kim ne söylerse söylesin, hangi basın organında ne yazılırsa yazılsın, bu bizi etkilemez. Türkiye kendi vatandaşlarının hukukunu koruyacak kudrete sahip bir devlettir.
Esed'e Nusayri olduğu için değil zalim olduğu için, Sisi'ye Sünni olduğu için değil darbeci olduğu için karşı çıktık!
Nasıl bir cihan devletinin küçülme süreci 12 yılda gerçekleşmişse, bir cumhuriyetin; güçlü bir cumhuriyetin cihan devleti olma idealide önümüzdeki 12 yıl içerisinde gerçekleşir.
Uyumayacağız. Göreve alındığımda büyükelçilik talimatım şu oldu: Bana gerekçeyle gelmeyeceksiniz. 24 saat yetmiyorsa 25 saat, 7 gün yetmiyorsa 8. gün, 31 gün yetmiyorsa 32. günü bulacaksınız. Bu ülke mazeret kabul etmez! Bu büyük geleneği ebediyete kadar taşıyacağız. Biz her zaman altını çizerek söylüyorum; kıt zekanın değil aklın, ahlakın, irfanın, erdemin, hikmetin, adaletin, vicdanın, insanlık onurunun ve milli şuur ve bilincin sözcüsü olduk, olmaya devam edeceğiz.
Zalime merhamet, mazluma en büyük zulümdür.
İlim adamlığı her zaman paradan puldan makamdan mevkiden önce gelir.
Siyaset adamı ilim adamının yanına gittiğinde attığı her adımda değer kazanır.Bilim adamı ise bir şey istemek için siyaset adamının yanına her gittiğinde değer yitirir.
Biz cihan devletinin mirasçılarıyız. Biz değilsek bile bizden sonraki nesiller, cihan devletinin vatandaşları olacaklar.
Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır. O satıh bütün dünyadır.
Yanlış olmaktansa yalnız olmak iyidir.
Bir gün Gazzeli çocuklar için, Mescid-i Aksa'da şehit edilenler için, Suriye için liderler omuz omuza yürürse o zaman dünyaya barış gelir. Biz tek yürekle konuşmaya devam edeceğiz. Bizim yüreğimiz insanlık vicdanının yüreğidir.
Ha Hitler'in eli sıkılmış ha Esad'ın.
Adnan Menderes asılırken CHP neredeydi? MHP neredeydi?
Konya edep diyarıdır. Biz onlara edebi öğredeceğiz. Ama seks cumhuriyetten bahseder. Cumhuriyetin her vilayetine gitti mi?
(7 Haziran genel seçimleri öncesi Konya mitinginde)
O ancak 23 Nisan'da başbakan olabilir. Bir de arzu ederse 1 Nisan'da 1 günlüğüne. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bizim oy oranımız ve milletvekili sayımız ortada, CHP'nin sayısı da ortada.
(CHP'nin dönüşümlü başbakanlık şartına)
Seçim aşı olmak gibidir. Aşı olduğunuzda bazen sızı hissedebilirsiniz, ama aşı bünyeyi sıhhate kavuşturur.
Millet amirdir, devlet ve devlet adamları memurdur. Milletin kararı her şeyin üstündedir. Millete görev verilmez, millet görev verir. Millet size ödev verir.
IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir. Ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.
Burada 1,7 milyon Suriyeli mülteci ve yaklaşık 200 bin Iraklı'yı, toplamda 2 milyon mülteciyi kabul etmiş bir ülkenin ve milletin Başbakan'ı olmaktan gurur duyuyorum.
2004'te demişiz, bütün dış politika metinlerine yazmışız, Kılıçdaroğlu yeni fark etmiş. Kılıçdaroğlu'nun problemi ne biliyor musunuz? Okumuyor, okuma özürlü. Bir de hafıza özürlü. Dışişleri Bakanıyken bir gazeteci mülakatta kendisine sordu, 'Davutoğlu'nu çok eleştiriyorsunuz, acaba kitabını okudunuz mu?' dedi. Dediği şey şu, 'Okumadım ama özetini verdiler.' Okuma özürlü, özetten kitap anlaşılır mı?
İnşallah 16 Nisan'da Meclis'te kabul edilen bu anayasa değişikliği halkımızın, milletimizin onayına sunulacak. Her zaman şuna inandık. Bu millet her zaman doğru karar vermiştir.
Bütün İslam dünyasında son dönem Doğu milletlerinin onurunu sömürgeciliğe karşı en iyi temsil etmiş bir şahsiyet söyleyin desek, hepsi hiç şüphesiz, Şeyh Şamil der, Şeyh Şamil der, Şeyh şamil der.

O, devleti bilmez, tanımaz, ayakları yere basmaz, ne söylediğini bilmez. Gerçekten de üzülerek söylüyorum ama karikatür gibi adam. — Kemal Kılıçdaroğlu
Bizim nasıl bir ülke olduğumuzu bilmeyen şahıs hala Türkiye Başbakanıdır. — Devlet Bahçeli
Ona küçük bir tavsiyem var. Bence siyaseti bırak. Şu evlilik, izdivaç programlarına çık artık, madem milleti evlendiriyorsun. Hazır millete eş bulmaya başlamışken... Bari kendini bu siyaset arenasında yıpratma. Vallahi yakışır da. Şöyle izdivaç programlarında, evlilik programlarında eş bulamayanlara Sayın Ahmet Davutoğlu eş buluyor desinler çok daha başarılı olur, hayırlı bir iş yapar. — Selahattin Demirtaş

Ahmet Erhan (8 Şubat 1958, Ankara - 4 Ağustos 2013, İstanbul), Türk şair ve öykü yazarı.

Bu dünyada bir yürek kaldım.
Bir demli çayla kandırırdık acıyı.
Mutluluk çocuklara mahsustur.
Siz hiç tek başınıza öldünüz mü?
Hayat karşısında yorgunum artık.
Solgun bir çiçek gibi sızlıyor bedenim.
Yurdum gibi yaralıyım.Ne eksik, ne fazla.
Kırlara değil, mezarlıklara çıkıyor yolumuz.
Bir tek düşmanı olmadan da yenilirmiş insan.
Keşke kaçsam Keşke kaçabilsem şu dünyadan.
Ölümseyerek bakıyor dünya, biz gülümseyelim.
Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların Ölümünü gördüm.
Kitapların altını çizerek okumak, bir tarlayı sürmek gibi bir şeydi o zamanlar.
Bugün oturdum ölümü düşündüm. Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken.
Bana bir çelenk yap kardeş, Üstüne de bir şey yazma, Ölüler okumayı bilmez ki.
Ne çok yürüdüm şu dünyada Ne kadar az yol aldım Acının alfabesindeyim daha.
Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut. Ölümse ölüm Yaşamsa yaşam Ayna, hep aynı ayna.
Alacakaranlık yok artık bu dünyada Yok bulanık deniz Bir yanda o katiller duruyor çünkü Öte yanda biz!
Karanlık, alabildiğine karanlık kentimin üstünde, ülkemin üstünde. Tutacak bir dalımız kalmadı mı artık?
Bütün hayatlar tek bir çizginin üstünde Birdenbire birleşti ülkemde. Herkes birbirinin yüzüne sorar gibi bakıyor: Bugün kim ölecek?

Ahmet Ertegün (31 Temmuz 1923 - 14 Aralık 2006), Türk asıllı Amerikalı müzik ve iş adamı. Atlantic Records plak şirketinin kurucusu.

Bana sorarsanız geçen yüzyılın en büyük müzisyeni ne Stravinsky ne de Caruso. En büyük müzisyeni Louis Armstrong.
İpek Cem ile röportajından, 2006
Atatürk'ten sonra Türkiye'ye en büyük iyiliği olan adam Turgut Özal'dı. Türkiye'yi dünyaya açtı.
İpek Cem ile röportajından, 2006
Atlantic Records'u kurmamızın sebebi, müziklerini beğendiğimiz birkaç şarkıcı ile kontrat imzalamak ve satın almak isteyeceğimiz albümlerini çıkartmaktı. Açıkçası asla çok eğlenceli bir şeyler yaparak para kazanabileceğimi düşünmedim. Yanılmış olduğum için çok mutluyum.

Onları tanıştırdığımız gece birbirlerine aşık oldukları belliydi. Nitekim Ahmet, o günlerde New York'ta ufacık bir apartmanda yaşayan ve her gece caz kulüplerinde yetenekli müzisyenleri keşfe çıkan parasız bir gençti.
(Ertegün'ün eşi Mica ile tanışmasını anlatan büyükelçi)

Ahmet Hakan Coşkun 1967 yılında Yozgat'ta doğmuştur. Gazeteci ve televizyoncu ve yazar.

Benim için artık Yaşar Nuri (Öztürk) bitmiştir.
Vejetaryen olup kurban olayına kökten karşı çıkarsın... Anlarım. Balık bile yemeyip tek bir hayvanın bile kesilmesine itiraz edersin... Anlarım. Kendini tamamen nebatata verip “Hayvanları rahat bırakın” dersin... Anlarım. Et gördüğünde midesi kalkanlardan olup “Tavuk bile kesilmesin” dersin... Anlarım. Ancak... Hem nar gibi kızarmış et karşısında kendinden geçeceksin, hem de “Hayvanlara yazık oluyor” edebiyatı yapacaksın. Hem etin her türlüsünü afiyetle tüketeceksin, hem de “Ben var ya, kurban olayına acayip karşıyım” diye tutum alacaksın. Hem “hayvanın en güzel yeri” konusunda nutuklar attıracaksın, hem de “Şu Kurban Bayramı çok vahşi” diyeceksin. İşte bunu... Asla ve kat’a anlayamam! 
Her an vejetaryen olabilirim.
(07 Mar 2013)

Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.
Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır.

Ankara Kalesi bu akşam saatinde bana bir milletin, tarihinin ne kadar uzun olursa olsun, birkaç vak'anın etrafında dönüp dolaştığı, birkaç büyük ve mübarek rüyaya, yaratıcı hamlenin ta kendisi olan bir imanın devamına bağlı olduğunu bir kere daha öğretti.

Bu kapalı kış aylarının beslediği sohbet yüzünden hemen her Erzurumlu biraz nükteci, biraz hicivcidir.
Tiyatroda nasıl boş sahnede dekorun oyaladığı seyirci, söz başlar başlamaz bütün o teferruatı görmez olursa, ben de öylece insan ıstırabı karşısında tabiat güzelliğine kayıtsızdım, yabancıydım.
İnsan kaderinin büyük taraflarından biri de, bugün attığı adımın kendisini nereye götüreceğini bilmemesidir. Bakî’nin Fatih Camii’nde fakir bir müezzin olan babası, oğlunun Türkçeyi kendi adına fethedeceğini, sözün ebedî saltanatını kuracağını; Nedim’in anası Türkçenin ikliminde oğlunun bir bahar rüzgârı gibi güleceğini, onun geçtiği yerlerde bülbül şakımasının kesilmeyeceğini, ağzından çıkan her sözün ebedîliğin bir köşesinde bir erguvan gibi kanacağını biliyorlar mıydı?
Hemen herkesin yalnız kendisinin anlatabileceği bir hikâyesi vardı. Hemen herkes birkaç kişiye ağlıyor ve âkıbetini hâlâ bilmediği bir sevdiğini bekliyordu.
Hiçbir şey kendi alın teri kadar bir insanı tatmin edemez. Çalışan insan kendi varlığında hüküm süren bir âhengi bütün kainata nakleder. Hayatın biricik nizamı bu ahengin kendisi olmalıdır.

Konya bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen bir güzelliği vardır. Bozkır kendine bir serap çeşnisi vermekten hoşlanır. Konya’ya hangi yoldan girerseniz girin sizi bu serap vehmi karşılar. Çok arızalı bir arazinin arasından ufka daima bir ışık oyunu, bir rüya gibi takılır. Serin gölgeleri ve çeşmeleri susuzluğunuza uzaktan gülen bu rüya, yolun her dirseğinde siline kaybola büyür, genişler ve sonunda kendinizi Selçuk sultanlarının şehrinde bulursunuz.

Gördüğüm şehirler içinde Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum. Fetihten 1453 senesine kadar geçen 130 sene, sade baştan başa ve iliklerine kadar bir Türk şehri olmasına yetmemiş, aynı zamanda onun manevi çehresini gelecek zaman için hiç değişmeyecek şekilde tespit etmiştir. Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir, denebilir.
İslam ulemasının ve şeyhlerinin tarihteki rolü kadar tezatlı hiçbir şey yoktur. Bir taraftan fitneyi ortadan kaldırmak veya ona yol vermemek için en çetin istibdatlara razı olurlar. Diğer taraftan da cezbeleri tutunca en olmayacak zamanda hakikatleri söyleyerek sözün ayağa düşmesine ve fitne kapılarının ardına kadar açılmasına sebep olurlar.
Ben hayatın susan ve değişmeyen kardeşiyim. Vazifesini hakkıyla yapan fâninin alnına bir sükûn ve sükûnet çelengi gibi uzanırım.
Türkçede Ş ve L harfleri daima en güzel terkipler yapar. Yeşil dediğimiz zaman adeta bir çimen tazeliğini, bir palet üzerinde ezilmiş bir renk gibi, günün ve saatin bir tarafında bir bahar müjdesiyle toplanmış buluruz.
Bütün hilkat, geniş ve eşsiz kudretinde canı sıkılan bir tanrının kendi kendini eğlendirmek için icat ettiği bir oyundur.

İstanbul sadece abide ve abidemsi eserlerin bol olduğu bir şehir değildir. Şehrin tabiatı bu eserlerin görünmesine ayrıca yardım eder. İstanbul her süsün, her kumaşın kendisine yaraştığı, ayrı ayrı hususiyetlerini açtığı o cömert yaratılışlı güzellere benzer.
Kanunî’nin tahta çıktığı senelerde İstanbul, camiî, han, hamam, medrese, büyük saray, evliya türbeleri ve çeşmeleriyle tam bir Türk şehri idi. Yalnız bize ait olan bu manzaranın şimdi deha ile tamamlanması, bu gelişmeyi bir infilâk hâline getirmesi lâzımdı. İşte Sinan bunu yapar.
İstanbul, ya hiç sevilmez; yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir; yani her haline, her hususiyetine ayrı bir dikkatle, çıldırarak.
Her İstanbullu Boğaziçi'nde sabahın başka semtlerinden büsbütün ayrı bir lezzet olduğunu, Çamlıca tepelerinden akşam saatlerinde İstanbul'da ışıkların yanmasını seyretmenin insanın içini başka türlü bir hüzünle doldurduğunu bilir.
Çünkü sanat da aşk gibidir; kandırmaz, susatır.
En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet'ten daha keskin bir "olmak veya olmamak" davası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kafidir.
Unutmayalım ki Bursa ve İstanbul, eskiler için Mekke ve Medine kadar mübarek şehirlerdir.
İstanbul daima fakiri bol bir memleketti.
Üstüne eğildikleri Kur'an sayfalarının aydınlığını benimseyen ve ferdî çizgilerini böylece onda erittikleri yüzleri, bize artık bir insan yerine iyi tezhip edilmiş bir Fatiha gibi ilhamlı ve rahmanî görünen bu insanlar, eski medeniyetimizin belki en güzel ve en iyi taraflarıydı.
"Riyakâr insanların bazı iyilikleri bulunduğunu şimdi anladım." ... "Halk riyayı seviyor, mürâi olmayandan ne korkuyor, ne de utanıyor. Onun için başlangıçta yüz vermediğimiz bazı mürâileri sonunda yüksek vazifelere getirmeye mecbur kıldık."
Bir ağacın ölümü, büyük bir mimarî eserin kaybı gibi bir şeydir.

Değişmeyecek olan, hayata şekil veren, ona bizim damgamızı basan şeylerdir .
Mesuliyetini taşıyacağın fikrin adamı ol! Onu kendi uzviyetinde bir ağaç gibi yetiştir. Onun etrafında bir bahçıvan gibi sabırlı ve dikkatli çalış! 
Bir taraftan iyi kötü bir tekniği almağa, onun adamı olmağa çalışıyoruz. Onun zihniyetini benimserken zaruri olarak eski kıymetleri atıyoruz. Muaşeret şeklimizi değiştiriyoruz. Diğer taraftan istiyoruz ki, eskiyi unutmayalım! Bugünkü realite-lerimizde bu eskinin yeri nedir?.
Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi, Wagner olmadığı için, Yunus’u, Verlaine, Bâki’yi, Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz halde çırçıplak yaşıyoruz. Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip  bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz. Başka milletlerin tecrübesini yaşamağa çalışıyoruz .
Memleketimizde zihnî bir tembellik var. Bir safsata gibi görünecek ama ıstırabsız ve meselesiz yaşıyoruz. Eğer kitap bu tembelliği silmeye yardım ederse mesûd olurum (Huzur üzerine yapılan bir söyleşide kitabın yazılış amacını açıklar).
Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir. Asıl mesele, birbirimize hayatlarımızı verebilmektir. Baştan aşağıya, sadece bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkabilmektir.
Düşünce, sanat, yaşama aşkı, hepsi sende toplandı. Hepsi, senin hüvviyetinde birleşti. Senin dışında düşünememek hastalığına müptelâyım.
Her düşüşün altında bir başkası vardır. Ve herkes kendinin mezarıdır.
Kim bilir? Belki de bazı kapıların bize kapalı görünmesi, önünde değil, arkasında bulunduğumuz içindir.
Kendi kendime biz gurbetin insanlarıyız diyorum. Mesafelerin terbiye ettiği insanlar...
Vatan ve millet, vatan ve millet oldukları için sevilir. Bir din, din olarak münakaşa edilir, ret veya kabul edilir.Yoksa, hayatımıza getireceği kolaylıklar için değil.
Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor.
İhsan, kapıyı açan hizmetçiye, 'Doktor hanım evde mi?' diye sordu.

Ben aşktan daima kaçtım. Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz... Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.
Dinlemesini biliyorsun, ki bu mühim bir meziyettir. Hiçbir işe yaramasa bile insanın boşluğunu örter, karşısındakiyle aynı seviyeye çıkarır!
Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız? 
Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde münasebetimizi tayin etmektir.Hakikati görmüşsün ne çıkar? (...) Newton başına düşen elmayı, elma olmak haysiyetiyle mütalaa etseydi belki çürümüş diye atabilirdi.Fakat O böyle yapmadı. Şu elmadan nasıl istifade edebilirim? diye kendine sordu. Azami istifadem ne olabilir?  
İnsanların saadet anlayışları da gariptir. Kitaplara bakarsınız, kendilerini dinlersiniz, insanoğlunun asıl vasfı akıldır. Onun sayesinde diğer hayvanlardan ayrılır. Beylik sözüyle hayata hükmeder. Fakat kendi hatalarına teker teker bakarsanız bu yapıcı unsurun zerre kadar müdahalesini göremezsiniz. Bütün telakkileri, hususi bağlanışları hep bu aklın varlığını yalanlar.
Bütün hayatım boyunca dikkat ettim, insanın daima korktuğu şeyler başına geliyor.
Bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer... Ben zamana, kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyordum.
Niçin hep fakir ve biçare adamlar dayak yer? Mesela bizim Cemal Bey'i hiç kimse dövmez.
Sabır, insanoğlunun tek kalesidir.
İş insanı temizliyor, güzelleştiriyor, kendisi yapıyor, etrafıyla arasında bir yığın münasebet kuruyordu. Fakat iş aynı zamanda insanı zaptediyordu. Ne kadar abes ve mânâsız olursa olsun bir işin mesuliyetini alan ve benimseyen adam, ister istemez onun dairesinden çıkmıyor, onun mahpusu oluyordu. İnsan kaderinin ve tarihin büyük sırrı burada idi.
Şu hakikatı kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu, insanoğlunun cehennemidir.
Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlilerini affettiren daima öbür hadiselerdir.
En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey; bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.
Babamın beni saatçiliğe alıştırmak istemesi, hepimiz için bir talih oldu.

Gençlerimiz ihtirassız, hatta heyecansız; gençlik birtakım meselelere açılmak, onları hararetle yaşamaktır. Boşlukta ne san'at eseri, ne de fikir olur. En dışımızda

Ahmed Haşim, (1887, Bağdat - 4 Haziran 1933, Kadıköy, İstanbul), Fecr-î Âti topluluğu üyesi Türk şair ve yazar.

Şiir, resullerin sözü gibi, muhtelif teşrifata müsait bir vüs'at ve şümulü hâiz olmalı. Bir şirin manası diğer bir mana olmaya müsait oldukça her okuyan ona kendi hayatının da manasını izafe eder ve bu suretle şiir, şairle insanlar arasında müşterek bir teessür lisanı olmak pâyesini ihraz edebilir. En zengin, en derin ve en müessir şiir herkesin istediği tarzda anlayacağı ve binaenaleyh nâ-mütenâhî hassasiyetleri isti'âb edecek bir vüs'ati olandır. Mahdud ve münferit bir mananın çemberi içinde sıkışıp kalan şiir, hududu, beşeri teessürâtinin mahşerini çeviren o mübhem ve seyyâl şiirin yanında nedir?

Seyahat, hele deniz seyahati, ruhun bütün dertlerine devadır.
İstanbul'dan uzak kaldığım sürece özellikle pire ve tahta kurusunun hasretini çekmiştim.
Ahmaklığın bu derecesi hakkında fikir beyan etmek ancak tıbbın ilgi alanına girer.
İntiharlar tekrar çoğaldı. İhtiyarları açlık, gençleri aşk ölüme sürüklüyor.
Üzüntüm, dayanma yeteneğimi geçmişti.
Ne yazık ki gövdenin güçsüzleşmesi aklın olgunluk zamanına rastlar.

Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz.
Gelişmiş bir zihnin tamamlayıcısı artık zengin bir lehçedir.
En akla gelmez şeylerden saadet ve felaketi, iyiliği ve fenalığı yapıyor.
Herkes bilir ki kadın modaları bahsinde Paris şehri, dünyanın başında yürür.

Ahmet Kavas, Türk diplomat, akademisyen ve yazar.

Önceden Afrika'ya gelen vatandaşlarımız niye buradayız derken, şimdikiler artık 'iyi ki Afrika'dayız' diyor ve bağlarını koparmak istemiyor.
Avrupalılar 16. yüzyılda Afrika’yı adım adım işgal edip her tarafını sömürgeleştirme niyetiyle giriş yaptıklarında karşılarında yerel güçlerin dayanamayacaklarını biliyorlardı. O yerel güçler de gelen Avrupalılar karşısında, Avrupa darbesi karşısında o gün, o asır, en büyük ve de yegane desteğin Osmanlı’dan olacağını bildiklerinden dolayı Osmanlılar 16. yüzyılda bugünkü Mısır’dan Cebelitarık Boğazı’na kadar olan Kuzey Afrika hattında ve Kızıl Deniz havzasında hem Arap Yarımadası sahilleri hem de Afrika’nın doğu sahillerini güven altına aldılar o 16. yüzyıl boyunca. Bu yüzyıl aslında Afrika’nın büyük bir kurtuluş asrıdır.

Ahmet Kaya (d. 28 Ekim 1957, Malatya - ö. 16 Kasım 2000, Paris), Türk müzisyen.

Kürt'üz sonuna kadar, Kürt'üz sonuna kadar, vallahi Apo'yu özledik. Kürt'üz ölene kadar, Kürt'üz sonuna kadar, vallahi biz dostu özledik.
Yasa dışı ayrılıkçı silahlı örgüt PKK'nın lideri Abdullah Öcalan için
Cumhuriyetimizin 75. yıl dönümünde daha güzel günleri yaşamak, cumhuriyeti daha özgür yaşamak; inanca saygının, düşünceye özgürlüğün olduğu cumhuriyetleri yaşamak dileğiyle ve artık şarkı söyleyenlerin ve şiir okuyan insanların tutuklanmayacağı cumhuriyetlerde bir daha görüşmek üzere. (29 Ekim 1998)
Türkiye'de başı belada olmayan adama -her zaman söylüyorum- ben adam demem.

Ülkemizde her zaman ilke olarak savunduğum bir tek şey var: Bağımsız, demokratik ve aynı zamanda laik bir ülkenin en büyük bekçisi olarak görüyorum kendimi.
Arka cebimde 2 metrelik kefenim duruyor, her an hazır ve nazır, her an ama yani. Ölürsem, hayatımda istediğim bir tek şey var, bir tek şey var. Asla bu ülkeyi sevmiyor demesinler asla yani, Ben Edirne'den Ardahan'a kadar bu ülkeyi çok sevdim.
Onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda, herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki, "Biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep." Bana dedi ki, "Rica ederim." Öyle bir ağrıma gitti ki, "Ben de sana rica ederim," dedim. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim
Bugün Türk-Kürt, yarın öz Türk-Arap Türk'ü, sonra işçi-memur en son Ali-Veli-Mehmet...
Önümüzdeki günlerde Kürtçe bir kaset çıkarıyorum. Kürtçe bir de klip çekiyorum. Bunu yayınlayacak yürekli insanların da olduğunu biliyorum. Yayınlamazlarsa, Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklar, onu bilmiyorum. Teşekkür ederim.
Adam beni görünce Yaşasın Türkiye! diye bağırıyor. Sanki ben uzaydan gelmişim.
(1993 - Magazin Gazetecileri Derneği'ndeki olay yaratan konuşmasından)
Üç-beş şerefsiz yüzünden arabam memlekette kaldı.
(Almanya'daki bir konserinde. Bu sözü, sonradan Hürriyet gazetesinde "Arabamı şerefsizlerin memleketinde bıraktım" şeklinde çarpıtılarak aktarılmış, Hürriyet bu haberi "Vay Şerefsiz" manşetiyle vermiştir.)
Şunu söylemek isterim. Biz bugüne kadar, en son ben; her şey barış, her şey kardeşlik, her şey dostluk içindi temel şiarımız buydu. Biz ülkeyi bölmek için değil, birleştirmek için vardık. Bunu anlamakta güçlük çektiler.
Benim Türkiye'de yaşayan 64 milyon insana şerefsiz dediğimi söylediler. Ben, hiçbir halka, halklara asla şerefsiz lafını kullanmadım. Ben sadece Kürt kimliğimden dolayı beni linç etmek isteyen namussuzlara, haysiyetsizlere burada bir kez daha şerefsiz diyorum. Ahmet Kaya 64 milyon insana şerefsiz dediği gibi, spekülatif laflarla benim etrafımda toplamaya ve yıllardan beri dostluk ettiğim Türk halkını bana düşman etmeye çalışıyorlar. Türk halkını bana değil, Türk halkını Kürtlere düşman etmeye çalışıyorlar. Ben onların, o medyanın üzerimde oynadıkları oyunun farkındayım. Bunlar soğuk savaş stratejileri. Onların, o kirli savaşını, o stratejilerini ben bozarım, onların oyununu bozarım, daha önce de bozdum, gene bozarım, gene de bozacağım.
Yeni bir televizyon kuruluyor (Medya TV). Umudum ve isteğim, beklentim Türk ve Kürt halklarının kardeşliğine bir ışık olsun, bir sinyal olsun, bir mesaj olsun, kan ve kin bir kenarda dursun. Barış olsun, dostluk olsun, arkadaşlık olsun, yoldaşlık olsun. Biz, istediğimiz küçücük bir şeydi, deryada bir damlaydı. Ulusal kültürden bahsettik, kültürel kimlikten bahsettik onlar bunu nüfus cüzdanı anladılar. Bu kadar acayip ve tuhaf insanlar işte ne yapayım yani.
Ve... Şunu söyleyeyim yeni kurulan bu televizyon dediğim gibi barışa ve kardeşliğe hizmet etsin ve hepinizi sevgiyle ve hasretle kucaklıyorum. Hoşça kalın, dostça kalın arkadaşlar.
Demokrasi hepimiz içindir. Düşünce özgürlüğünün benim için ne kadar var olması gerekiyorsa, Tayyip Bey için de o kadar olması gerekir. Kimse okuduğu bir şiir yüzünden özgürlüğünden alıkonulmamalıdır!”

Yarın parasını verin, oğlunuzun sünnetinde söylesin, oğlunuzun erkekliğini över. Öyle haysiyetsizdir.  Fatih Altaylı

Ahmet Mahmut Ünlü, halk arasında yaygın adıyla Cübbeli Ahmet Hoca (d. 27 Şubat 1965; Fatih, İstanbul), Türk fakih ve vaiz. İstanbul'un Fatih ilçesinin Çarşamba semtinde bulunan İsmailağa Cemaati’nin önde gelenlerindendir.

Atatürk hakkında öyle konuşulmaz. Caiz değildir.
"İslam'da kölelik, cariyelik yok!" diyen ne olur? Stalin gibi kâfir olur! Çünkü Kur'an'da, ellerinin sahip olduğu köle ve cariyeler hakkında dolu ayet var. Bu kadar ayeti nasıl sen inkar edersin ya?!
Yahudi, Hristiyan cennete giremez! Hak din İslam'dır. Allah'ın gönderdiği son peygambere inanmıyorsan, öncesinde neye inandığın önemli değil.
Fethullah Hoca grubu nezih bir cemaattir. Hocaefendi'ye saygı duyarım. Mahmut Efendi de kendisini sever, sayar, laf söyletmez. Bunun şahidiyim.
Biz, hocaefendiye; Fethullah diye hitap edemeyiz. Biz Mahmut Efendi Hazretlerine mensubuz. Biz efendiden duyduk ki; birisi Fethullah dedi, efendi orda dedi ki, ikaz etti; Hocaefendi söyle!
Terbiyesizlik yapıp Fethullah filan dememiz caiz değildir.
Hayvanlara eziyet edilmesi dinimizde çok büyük haram. Eziyet edenler cehennemde yaptıkları eziyet cinsinden azaplar görecektir. Hayvanın hayvanda hakkını bırakmayan Allah, hayvanın insandaki hakkını bırakır mı?!Hayvanlara eziyet edilmesine çok üzülüyorum. Köpeği bağlamış arabanın arkasına, arabaya yetişebilir mi köpek?! Ayağı kırıldı hayvanın. Öbürü kediye eziyet ediyor, öbürü kesip doğruyor. Bunlar çok büyük haram. Caiz değil. Bunun kanunlardaki ceza-i müeyyidesini bilmiyorum ama İslam’a göre cezası cehennemdir.
Mars'ta su var mı? Et var mı, but var mı? Manyak manyak işler. Ben sana söyleyeyim, sen oraya çıkamadan dünya kopacak.
Ben diyorum cehennem çok pahalı cennet bedava gelen yok. Kumar para, içki para, zina para; namaz kaç para?
Adam tutturdu sen Mehdi misin diye? Ya benden Mehdi olur mu? Şekerim tavan, her yerim dökülüyor. Benden Mehdi olursa vay ümmetin haline...
Adama soruyorum: Neden namaz kılmıyorsun? Diyor ki: Şimdilik düşünmüyorum hocaefendi. Mübarek sanki evlenme teklif ettik.
Ben öldükten sonra kabrime gelip hoca haklıymış dersiniz ama iş işten geçmiş olur.
Dün yaptığınız şey size hala çok iyi görünüyorsa, bugün yeterli değilsiniz demektir.
Biz konuşmaya devam ederiz. İsteyen sever, isteyen söver.
Ey ümmet, sizin için bilmedikleriniz hususunda korkmuyorum, lakin bildiklerinizi nasıl tatbik ediyorsunuz, ona dikkat edin!
Adam çıkmış benim sakalıma anarşist sakalı diyor! Ya ne anarşist sakalı? Bu Muhammed Mustafa (s.a.v)’in sakalı.
Diyalogçuların amacı, Yahudi ve Hristiyanları da “cennete” sokmaktır. Fare yuvasına sığmamış, kuyruğuna da süpürge bağlamış.
Edison’un ampulünü anlata anlata bitiremediler. Allah’ın güneşinden haberleri yok.
Gençken işim var, yaşlıyken çişim var. Prostat oldu camiye gelemiyor. Gençken gelme, ihtiyarken gelme, ölünce geleceksin musallaya. Soracak hoca: Nasıl bilirdiniz? Camide hiç görmedik ki herifi, nasıl bilelim?
Fatih Sultan Mehmet 21 yaşında İstanbul’u fethediyor. Çağ açıp çap kapatıyor. Bizimkiler 21 yaşında evin yolunu bulamıyor.
Hocam Cübbeli ismi nereden geliyor? Terzi dükkanında 3 tane Ahmet olunca onlar da cübbe giymeyince ayırsınlar diye, hangi Ahmet? Cübbeli Ahmet oldu. Kalışı buradandır.
Aşure de yemeseniz, Hicri Yılbaşı’ndan haberiniz olamayacak.
Ben bir hadis söylerken 40 kaynağa dayanıyorum, adam kalkmış kaynaksız duvara dayanarak konuşuyor.
Dokuz yaşından beri vaaz ediyorum. Bu güne kadar vaaz’dan para almak nasip olmadı. Rabbim bundan sonra da nasip etmesin.
Ancak, magazin, magazin. Sıfırı tüketmiş adamlar reyting yapmak için. İlmi yok, bir şeyi yok! Seviyesiz seviyesiz...
Ben diyor: ‘Ayn’ları şöyle çıkartırım, tecvidim iyidir’. Bize de diyorlar: ‘Ayn çıkartabilir misin?’ Biz de diyoruz ki, vakit müsait (Cübbeli Hoca burada okkalı bir ‘ayn’ çıkartıp cemaati güldürüyor) değil’ Benim vaktim mi var senin gibilerle uğraşmaya?
Adam bana silah çekse ben de ona silahımı çekerim. Siz şimdi dersiniz ki hoca silah mı taşıyor? Benim silahım kelime-i şehadet.
Mazlumun duasından sakının. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.
Bana, arkandayız hocam, arkandayız! diyorlar... Ee mübarek, biri de önümüze siper olsun yaa...
Sen karı kız düşününce şirk olmuyor da, ben Allah ve Resulünü düşününce mi şirk olacak? (Vahhabilere ithafen) 
İlim ancak cehaleti giderir, ahmaklığı değil! Peki Ahmak kime denir? Ahmak, hata yapan değil, hatada ısrar edendir..
Beni sevmiyor, sevmesin beni sevmek iman şartı mı ki? Sevmeyince gavur mu olacak?
Size sorsak Resulullah’ı ne kadar çok seviyorsunuz? Hepiniz canımızdan çok seviyorum dersiniz. Ondan sonra da her naneyi yersiniz.
Adam ölünce gazetede yayınlatıyorlar, “Ebedi istirahatgahına gitti”. Ne biliyorsun “ebedi ıstırapgahına” gitmediğini?
Günde 24 bin nefes alıyoruz. Şimdi bu kadar nefesi alırken kimse yorulmuyor, uyurken bile canım çıktı nefes almaktan diyen yok..
Bir soru sorarsınız bilmiyorum diyebilirim. Hadiste diyor ki: Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır.
Hodri meydan çekiyor bana! Yav, meydan nerede ki hodri yapıyorsun sen! Meydan yok ki! Senin alanın dar! Sen ne biliyorsun da ne konuşacaksın?
Adam diyor: Kızgınlığım geçmedi, illa bu karıyı keseceğim. Ne kesiyorsun? Sen ya! Pırasa mı bu? 
Sabredersen evliya olursun. Sabretmezsen eşkıya olursun.
Kendini beğeniyor da, kendisini yaratanı, Allah'ı, şeriatını beğenmiyor!
Ben helal olan her şeye binerim. Yarın füze de çıksa binerim. Ondan sonra aaa ne bakacaksın bana el sallarım giderim...
İslam’a karşı yapılan en büyük darbe Atatürk 1938 yılında ağır hasta iken İsmet İnönü’nün tasallutudur.
Her hıyarım var diyene tuzlukla koşulur mu? 
(Suriye cihadı için yapılan çağrılara.)
Sagopa Kajmer, çok kültürlüdür. Bestelerinin içerikleri düşündürücüdür, şirk içermez. Kültürü de var. Fars dili edebiyatı mezunu... Çok okumuş. Hassasiyetler onda oluştuktan sonra, kadere falan söven, şirk lafzı içeren şeyler yapmaz. Müstehcen, kadının ağzını, dudağını tasvip eden şeyler yapmaz. Helal, haram hududu var. Besteyi de kendi yapıyor.

Ahmet Mete Işıkara (22 Ekim 1941, Mersin - 21 Ocak 2013), Türk jeofizikçi.

İstanbul’da otururken, Anadolu’nun bir köşesinde meydana gelen depremlere hep uzaktan baktık. Ah dedik vah dedik. Örneklerini verebilirim. Benim görevli olduğum dönemde gerçekleşen 13 Mart 1992 Erzincan Depremi. İlk gün gazete manşetlerinde yerini almıştı. O dönemlerde iki televizyon kanalı yayın yapıyordu. Aynı şekilde bu iki televizyonda da manşet haber olarak girdi ancak ikinci gün Erzincan Depremi iç sayfaya düştü. Üçüncü gün ise tamamen unutuldu. Sonra 1 Ekim 1995 Afyon Dinar Depremi. Biz İstanbul’da yaşayanlar o depremi de görmezden geldik. Aynı şekilde bu deprem de televizyon ve gazetelerin ilk gün manşet haberi, ikinci gün iç sayfa haberi oldu, üçüncü gün de kaybolup gitti. Biz İstanbul’da yaşayanların en büyük yanlışı şuydu, İstanbul’da deprem olmayacağını düşünmemizdi. Maalesef bunun bedelini 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile ödedik. İstanbul’da o kadar kötü yapılaşmalara imza atıldı ki, şimdi bireysel yapılaşmanın bedelini nasıl ödeyeceğimizi kara kara düşünüyoruz.

Ahmet Muhip Dranas (d. 1909, Sinop; ö. 21 Haziran 1980, Ankara); Türk şair, yazar.

Bir saati vakti geldi mi kurmalı; durmuş bir saat kurunca işler, ama duran bir insanı kurup işletemezsin.
Tarih galerisinde, büyük insanlar adı altında, sıra sıra kurulmuş kişilerin yüzlerini bir sıyır bakalım, altlarından ne çıkacak: Çıkarcılığın çirkin yüzü hep!

Parayı, para için erdemlerine, onurlarına varıncaya kadar her şeylerini verebilenlere bırakalım.
Hava karardıkça mangal ateşleri nasıl daha parlak görünürse, ömrün akşamına doğru anılar da öyle parlak görünüyor.

…Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,Ben aşkımla bahar getirdim sana…

Son aşkımdır bu -sen- ve son çile, Günümün son fecri, sonu artık; Giriver inince gün, aralık Kapımdan gelinlik elbisenle.
Onu sevmekle geç, ey yaşamak!

…Güzellikleri alır satarım, gel işim bu. Güzel tellalıyım ben; alan var mı? Neşem bu. Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu, Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.…

Kardır yağan üstümüze geceden,Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,Ormanın uğultusuyla birlikteVe dörtnala dümdüz bir mavilikte Kar yağıyor üstümüze, inceden.
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,Unutulmuş güzel şarkılar içinBu kar gecesinde uzaktan, yoldan,Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'danSesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ahmet Necdet Sezer, Türk hukukçu ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti'nin on beşinci Anayasa Mahkemesi başkanı ve onuncu cumhurbaşkanıdır.

Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dayanaklarından biridir.
Laik Türkiye'ye İslam Cumhuriyeti tanımlaması getirmek, ılımlı İslam gibi anlamsız modelleri bilinçaltında benimsetmeye çalışmak, daha açık söylemiyle irticadır. Cumhurbaşkanı'na verilen görev, siyasal iktidar gücünün dengelenip frenlenerek çoğunluk diktatörlüğü'ne dönüşmesini önlemektir. Cumhurbaşkanı'nın tarafsızlığı, siyasal tarafsızlıktır, içtiği and'ın gereğidir, kimse hukukun üstünde değildir.
Kuşkusuz siyasi partilere yer vermeyen bir demokratik rejim düşünülemez. Anayasa'nın 68. maddesinin 2. fıkrasında da ‘Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır' denilmektedir. Ancak, siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez öğesi olmaları, onların hiçbir sınırlamaya bağlı olmadıkları anlamına gelmez.

Ahmet Sever 1960 yılında Konya’da doğmuştur. Brüksel Üniversitesinden Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olan Sever gazetecilik alanında oldukça başarılı bir kariyere sahiptir.

Bunlar gazeteci değil paralı asker!
Dininiz imanınız para, çıkar menfaat olmuş sizin.
Türkiye’de Temel sorunumuz özgür ve bağımsız birey olamamak.
Recep Tayyip Erdoğan’ın o sindirme, korkutma yöntemini desteklemek, etkinleştirmek için bir troll sistemi kuruldu.
Bir ülkede yazarların, düşünürlerin ve fikir adamlarının görüşlerini korkusuzca paylaşabilmeleri o ülkeye itibar kazandırır...
Erdoğan’ın geleceğe dönük bir söylemi, vizyonu artık kalmadı. Geçmişten bayatlamış konulardan bahsediyor sürekli... Çünkü tıkandı artık...
Türkiye’de Öyle bir yapı kurulmuş ki, pek çok insan konuşmayı göze alamıyor. Çünkü ağzını açıp tek kelime ettiğinde müthiş bir saldırıya hedef oluyorsun.
Erdoğan’ın şöyle bir yöntemi var. Eziyor, korkutuyor, bir anlamda karşısındakinin kişiliğini değersizleştiriyor ve sonra kendisine bağlıyor. Temel unsur sindirme ve korkutma.
Bugün maalesef Türkiye’nin yarısı kendisini, kendi ülkesine yabancı hissetmeye başladı. Bu, insanları kendi ülkelerine karşı yabancılaştırıyor. Erdoğan, Türkiye’nin yarısını depresyona soktu.
Türkiye’de bir sürü mahalle var ve herkes mahallesinin liderine kayıtsız şartsız biat halinde...Ve verilen emri sorgulamadan yerine getirmek... Özgür, bağımsız hareket etmeyi bilememek, becerememek... Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyememek... Eleştirememek, eleştiriye tamamen kapalı olmak...

Ahmet Taner Kışlalı, Türk siyaset bilimci, siyasetçi (eski bakan), yazar ve öğretim üyesi.

Dinin özü iyilik yapmak, kötülükten kaçınmaktır.
Kemalizm, geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğüdür.
Eğer Çillerler, Birdallar, numaracı cumhuriyetçiler demokratsa, ben demokrat değilim. Çünkü onlarla aynı sıfatı taşımaktan utanıyorum!
"Ben Demokrat Değilim" başlıklı yazısından.
Bildiğimiz gericiliğin adı artık yeni ilericilik olmuştu.
İkinci Cumhuriyetçiler için söylediklerinden.
Türkiye'nin demokrasiyle yönetilen ve çağı yakalama şansına sahip tek Müslüman ülke oluşunda, laiklik ilkesini benimsemiş oluşunun rolü olmadığını söylemeye olanak var mıdır?
Türkiye’de yaşayan ve kendisini toplumdan sorumlu hisseden herkesin, Kemalizm, laiklik ve demokrasi bağlantısını iyi kurması gerektiğine inanıyorum.
Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.
Eğer Türkiye'nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal'e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır.
Ama "çağı yakalama" arayışında görünürken aynı şeyi yapmaya kalkarsanız; belki - her garip şeyi yapanlara olduğu gibi - bazı dikkatleri üzerinize çekersiniz, ama inandırıcı olamazsınız.

Sokaktaki adama küfreden suçludur.    
Doğru anlamak, “doğru tepki”nin ilk koşuludur.    
Laiklik Aklın iman karşısında özgürleştirilmesidir.  
Türk kadını, erkekle eşit düzeydeki haklarını yitirdi.  
“Aydın”, kendini toplumdan sorumlu sayan insandır.     
Demokraside çoğunluk yönetir, ama azınlık susturulmaz.
Demokrasi bir yaşam biçimidir. Yaşanmadan öğrenilemez!
Türk Ulusu dediğimiz şey, bir ırkın değil, ortak kültürün adıdır.   
Atatürk'ün Amacı; Devleti dinin egemenliğinden kurtarmaktı.     
Geri kalmış ülkelerde ilk dikkati çeken özellik, orta sınıfların zayıflığıdır.   
Çünkü, düşünceler, ancak doğrulara oturduklari zaman güç kazanırlar!...
Türkiye’de Kemalizm’ den soyutlanan bir sol partinin başarı şansı yoktur!
Antidemokratik yöneticiler kendilerini atar ve halka bunu onaylatmak ister.  
Bir yanda toplumsal adalet, öte yanda emeğin ve toplumsal çıkarların önceliği.  
Geri kalmış ülkelerin genellikle kıt olan kaynakları içinde en bol malzeme insandır.  
Yetenekli azınlıkların ülkeyi yönetmeleri, demokrasinin kusuru değil, güvencesidir.  
Türk ekonomisi, askeri kadroların tek başına yürütemeyecekleri kadar komplekstir.
Lâiklik, genel anlamda toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayandırılmasıdır.   
Atatürk, ölümünden iki yıl önce şöyle demişti: "Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.  
Bu topluma kötülük edenler laiklik yanlıları değil, laikliği “dinsizlik” olarak karalayanlardır.  
Kuvvetlerin ayrılmadığı ve özgürlüklerin güvence altına alınmadığı yerde anayasa yoktur.  
Sayısal çokluk, ancak bilinçli ve örgütlü olduğunda toplumsal ve siyasal bir güce dönüşür.  
Eğer siyasal iktidar, koruyacagi yerde halkın doğal haklarını cignerse, devrim hakkı doğar.   
Laiklik din adına baskı yapmak zor kullanmak isteyenleri devre dışı birakmak anlamına gelir.
Hep aynı şeyi duyan insanlar, giderek onun dışında bir doğrunun bulunabileceğini bile unuturlar.  
Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.    
Demokrasi, azınlıkta olanların da güvence altına olduğu, özgürlüklere saygılı bir çoğunluk yönetimidir.  
Şeriatçıya, her türlü propaganda serbest ama bilim adamına, yazara, her düşüncesini söylemek yasak!...    
Sönen her mumun ardından onlarcasını yakın. Mumlar değil, karanlık isteyenlerin nefesleri tükenecektir.  
Altmış yıl öncesinin Türkiyesi ile bugünkünü kıyaslayın... "Gaflet"in ya da "ihanet"in boyutlarını anlarsınız.  
Gençlik sesini yükselttiğinde değil, asıl sustuğu, pıstığı zaman endişelenmek gerekir. Ülkenin geleceği için!  
Hiçbir düşünce silahla yok edilemedi, edilemeyecek de...  Silah değil, kalem kullanıyoruz.  Hem de en yüreklisinden...   
Türk halkı, Kuran’ı Türkçe olarak okuyup öğrenebilme olanağına, ancak laik cumhuriyet döneminde sahip olabilmiştir.  
Demokrasinin ön koşuludur; çünkü Laiklik olmadan gerçek bir düşünce özgürlüğü, gerçek anlamda bir özgür seçim olamaz.  
Ancak, kendi kendilerini yonetemeyenler, başkaları tarafından yönetilmeye ya da yonlendirilmeye davetiye çıkarmış demektir.  
Herkesin kendi kimliğini geliştirmekte özgür olması, demokrasinin bir gereğidir. Ama devletin görevi de ortak kimliği geliştirmektir.
Barışçı yollardan sağlanamayan etkinin yasa dışı yollardan sağlanmasına çalışılması, aynı zamanda bir umutsuzluğun ifadesi olabilir.  
Eğer Türkiye'nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal'e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır.
Dine saygılı olmak başka, kendi dar görüşleri dışındakileri dinsiz sayanlara saygılı olmak başkadır.  Saygısıza saygı duymak ise öyle zordur ki!  
Bu ülkede Atatürk’ü yıkarak olumlu birşeyler yapabileceğini sananların, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgıyı yaşadıklarını sanıyorum.  
Demokraside halk güvendiği bir önder seçer. Seçilen önder 'Şimdi kesin sesinizi ve bana itaat edin.' der. Artık halk ve parti onun işine karışamazlar.    
Hangi toplum olursa olsun yöneten halk değildir. Demokrasilerin farkı, halk tarafından yönetilmekten doğmaz, halk için yönetilmekten kaynaklanır.  
Bugün 'nasıl bir eğitim sistemi , nasıl bir üniversite' sorusu tartışılıyor. ama eğitimin temel gereği olan gencin, o sistem içindeki yerini düşünen çok az.  
Demokratik kültürün gelişmediği bir toplumsal ortamda, kültürel değişikliği kabul ettirmenin yolu ise baskıcı yöntemlerden ve araçlardan geçmektedir.  
İnsan malzemeniz iyi ise kötü sistemle de iyi sonuç alabilirsiniz. Ama kötü ise yapabileceğiniz en akıllıca şey, o insanları en iyi sınırlayacak sistemleri bulmaktır.  
Ülkesinin bağımsızlığını pazara çıkaranlar, laik türkiye cumhuriyetinin temellerini sarsanlar ve onların destekçileri demokrat sayılıyorlarsa, ben demokrat değilim.
Birincisi; farklı inançtan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak. İkincisi; değişen koşullara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmak.
Türkiyenin demokrasiyle yönetilen ve çağı yakalama şansına sahip tek müslüman ülke oluşunda, laiklik ilkesini benimsemiş oluşunun rolü olmadığını söylemeye olanak var mıdır?  
Kemalizmin altı oku gökten zembille inmedi. Laiklik,milliyetçilik ve cumhuriyetçilik Fransız Devrimi'nin etkisini yansıtıyordu; halkçılık,devrimcilik ve devletçilik de Sovyet Devrimi'nin...
Demokraside çoğunluk yönetir, ama azınlık susturulamaz. Azınlıkta olanların konuşması ise çoğunluğun sağlıklı yönetebilmesinin ön koşulu olduğu gibi, aynı  zamanda azınlığın demokrasi dışı yollar aramamasının da ön koşuludur.
Kemalist devrimcilik anlayışının iki yanı vardır: Birincisi, eskimiş kurumların yerine, çağın gereklerine uygun kurumlar koymakla ilgiliydi. İkincisi ise sürekli olarak yeniliklere açık olmayı, değişen koşullara göre değişmeyi, “kalıplaşmamayı” gerektiriyordu.
Bir din devleti kurmak isteyenlerin önündeki en büyük engel kemalizm. türkiye’yi etnik kökenlere göre parçalamak isteyenlerin önündeki en büyük engel kemalizm. ve “yeni mandacı” numaracı cumhuriyetçilerin önündeki en büyük engel gene kemalizm...   

Ben, Ahmet Taner Kışlalı'yı Kültür Bakanı olduktan sonra tanıdım. Bir kültür adamının siyasete getirdiği kaliteyi gördüm. Zihnime çöreklenmiş politikacı tipinin ibresini olumsuzdan olumluya doğru çekti. Mensup olduğu partinin bile, düşüncelerini bir doktrin katılığında sunmadı, onu; hep kültürün, bilimin, çağdaş dünya görüşlerinin terazisinde tarttı. — Doğan Hızlan
Ahmet Taner'den bana kalan nelerdir? Düzgün, iyi, dürüst, sade bir aydın. Hayatı boyunca hep aydın çizgisinde ısrar etmiş bir cumhuriyet çocuğu. — Ertuğrul Özkök

Ahmet Telli (d. 1946), Türk şair.
Sözleri

Acılar bitecek bir gün.   
Yalnızsın bu yolculukta.  
Tam mevsimindesin sabrın.   
Sular bulutlanır sen susarsın.   
Uçmak için, kanat aramıyorum.     
Bir yol ayrımına getirdi bizi zaman.  
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor.   
Yüreğin kadar büyüksün, Unutma.   
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca.   
Yaralarınla soluk al, Yaralarınla yaşa.   
Hüzünlenmeye bile zaman yok artık.    
İnsan yorulur bazen insan olmaktan.    
Parçalanmış bir gökyüzüdür yaşamak.  
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da ölür.    
Dinmeyecek sanki keder, böyle giderse.    
Bu nasıl bozgun bu nasıl yıkılmak böyle.     
Gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün.   
Ama hâlâ bir şeyler var vazgeçemediğim.    
Sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey.   
Yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir.   
Çünkü biz fazlasıyla ödedik acının bedelini.     
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında.   
Bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz.   
Bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum.      
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil.    
Günler düşüyor içime, kendime sığmıyorum.   
Ve hala hesabı tutulmamış acılarla yüklüyüz.     
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük.    
Bu kent kuşların intiharını umursamıyor artık.      
Dünya yetmiyor bazen, bırakıp gidebilir miyim.      
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü.      
Ömürler yetmiyor ve hep, eksik kalıyor bir şeyler.   
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün.   
Ve hep bir şeyler eksik gibi, bir şeyler bekler gibisin.   
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun.    
Sen sus artık, bize bundan sonrasını dövüşen anlatsın.   
Meğer ne çok biriktirmişim. Unutmam gereken şeyleri.    
Bu kent öldürüldü diyorlar, kurşuna dizildi bir geceyarısı.  
Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Gene dene gene yenil.   
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır, Yarım kalan bir şiir belki de.     
Kavgadan uzak kalmışsan, sevdadan da uzaksın demektir.    
Hayatımız bir zemheri ayazı bin yıllık ağıtların uğultusu belki.   
Fakat zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz olmadı.     
Hangi dağ efkarlıysa oradayız.Perişan edilen her şey bizimdir.    
Susar kuşlar, Susar kent,cadde, okak, Kurulur suskunun saati.   
Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yalnızlığımızı.    
Uğuldayan ve hep uğuldayan bir orman kadar üşüyorum şimdi.    
Sakladıklarını öğrenemedim Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada.  
Yorgun çocuklardır geçmişimiz kan revan içinde geleceğimiz ağıt.    
Zamanın biriktirdiği ve acılaştırdığı Kavruk bir direnmedir hasret.    
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik.   
Biz ki direnmeyi öğrenmiştik acılardan kavgayı öğrendiğimiz kadar.    
Vazgeçmek en büyük umut bazen. Yeniden inşa etmek için kendini.     
Gidersen kim sular fesleğenleri, Kuşlar nereye sığınır akşam olunca.   
Öyle güzel bakma çocuk, Cenneti gördüm diyorum, Delisin diyorlar.    
Kitapları hep aynı raflara sıralamakaynı eşyayı kullanmak eskimektir.  
Geride akşamın küllenen Ateş'i ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı.    
Günler mi unutturdu bize sevinci.? Yoksa aşındırdık mı kimi duyguları?   
Neyi unutmuşsak yeniden yaşadık, neyi yaşıyorsak unutulmaz oluyor.   
Hayatımız munzur kadar kederlidir zulüm basmıştır töremizi,acılıyızdır.  
Yaşam gelincikler gibi beklerken seni gecenin kapısını çalmaey kalbim!   
Günler kanlı bir kerbela olmuştur yine yaşamak cehennem kuyusudur.    
Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi vurulup düştükçe ışığını karartan.   
İnsana en çok şiir yakışıyor. Sonra yeryüzüne yağmur. Gökyüzüne mavi.    
Dedi ki; yoruldum insan olmaktan, insan bazen yorulur insan olmaktan.   
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri.   
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor.   
Hiçbir anını tanımlamaya kalkmadan kısacık ömürler biçiyoruz kendimize.   
Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür bir tufan olurum sustuğun her yerde.   
Kapağı açılmayan kitaplar, unutulmuş aşklar gibidir. Kitaplardan söz edelim.   
Bitmeli bu bekleyiş, bu suskunluk bitmeli, Bitmeli bu karanlığın ıslıkları artık.   
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun Efkâr da yakışırdı sana.   
Yürek burkulması ve hüzün ve keder, Aralıksız doldururdu günlerin bohçasını.   
Her aşk bir ayrılık gizler, ayrılıklarsa bir merhabanın sıcaklığını taşır kendisinde.   
Ey tarih, aç solgun yapraklı defterini ve oku hayatımızın parçalanmış hikayesini.   
Hiç özlemedim seni, özlemek dostluktandır, dostluğundan öte bulmalıyım seni.   
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da ölürbir nehir gibi susarım yüzünün deltasında.   
Yüzünü çiziyorum ki yüzün, Bir yağmur damlası olup, Düşüyor yapraklarına gülün.  
Zulüm varsa mapusluk varsa, Ayrılıklar yakıyorsa içimizi. Gurbet mutlaka olacaktır.
Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin,her satırını çizip notlar düştük kıyılarına.   
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider, Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında.   
Bir şeyi hiç unutmayacak üniversiteli genç, Bedeli canla ödenmiştir elindeki kitabın.   
Acımızın defterini tutan olmadı bizim, Yağmalandık, talan edildik her konak yerinde.   
Türküler hüzne dönmüşse eğer, geriye ne kalmıştır? Zaten param parçadır yaşamak.
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler, Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde.   
Aşklar mı diyordun, anladım senin incindiğin, benimse yollara düştüğümdür yeniden.  
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini, Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki.    
Bekliyoruz, umuyoruz, ummak istiyoruz; Hayal kırıklığı hep bizler için olmasın diyoruz.    
Biz yürüyelim kent güzelleşsin, Gürültüsüz sözcükler bulalım, Yeni sevinçlere benzeyen.   
Ne yaratmışsa insanne duymuş ne düşünmüşseinsana karşı kullanmayı öğrenmişlerdir.   
Bir bardak demli çay burukluğu gibi kalsın, gecenin ve sabahın tadı, Yaşasın anılarımızda.  
Ve hayat öylece akıp durdu işte, akıp duruyor, Kimilerinin bakışlarına yine karlar yağmış.     
Gün biter gülüşün kalır bende. Kavgadan uzak kalmışsan, sevdadan da uzaksın demektir.
Karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorularave düşüşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum.   
Yine bir duman çöktü sokağa, kent tutuştu. Bütün sığınaklarda seni arıyorum,neredesin?  
Öyle yorgunsun ki, gözlerinde bir avuç cam kırığı, dizlerinde yüzyılların zincirleri var sanki.    
Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan yusuf'tüm belki.     
Şimdi beni uçurumdan atsan, düşene kadar aklımdaki tek şey; sırtıma değen ellerin olurdu.   
Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil, kov beni kabilenden, ama bekliyorum demek bu.   
Hiç kimse bir aşkı onarmaya kalkmasın, kaybedilmeye değer en güzel anında bitirilmişse eğer.    
Unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri, Bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara.   
Her gece yeniden bir talan başlar, Acı ses olur, ses deli bir yağmur, Eski bir eylüle gireriz böylece.  
Gidersen Yıkılır Bu Kent Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunusustuğun yerde bir şeyler kırılıyor.   
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir. Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü.  
Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı,Bunu; unutmuyorum.Unutmuyorum.Unutmuyorum hiç.    
Yine de kalmış olabilir, Küçücük bir mavilik gökyüzüne, Bir sevda kırıntısı, Avuç içi kadar bir umut.    
"İnsana benziyorlardı”diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun, halkasında insanlık.    
Yüreğim diyorum, kekeme, alıngan, serseri yüreğim sen nerden bilebilirsin bir şiirin nasıl yazıldığını.   
Sığındığım her yer adınla anılır ben girerim sokağı devriyeler başar bir de gülüşün eklenir kimliğime .   
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz, belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün.
Bütün gece balkonda sokağı ve sessizliği dinledim elimde bir bardak demli çayve gökyüzünde yıldızlar.    
Ve kent çıngıraklı bir yılan kadar zehirlidir artık sevgilin mahpuşken üstelik kirli bir lekeye döner umutlar.  
Kendimize daha az zamanayırsak da olur geceden, Çünkü boğulabilir insanyalnız kendini düşünmekten.    
Türküler kalırdı bize, türküler ve türküler ve şimdi tarihin tekerleğini öylece bağlıyorduk öfkenin yelesine.    
Durmadan kendini yenilerken hayat, Yaşadıklarımızı gözden geçirmenin, Ve bedelini ödemenin zamanıdır.   
Dünyanın dört bir yanında, Yeni ihanetler örülüyor, Sevdaların en anlamlısınaVe hayat yine de yürüyor ne yapılsa.   
Soluk soluğa kalıyorum her sonbaha rve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsabir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum.   
Yaslanır dalgın dünyasınaürkek direnmelerin sessiz haykırışlar yankılanır beyninde-ya sen çatla ey sabır taşı, ya ben!   
Ne hüzünler kurtarır senine çeyiz sandığının ceviz gölgesive ne de acının ses duvarındakiyorgun ve bıkkın bekleyişler.    
Ve şimdi acı bir gülüşle, Durup anlatıyorsan bütün bunları, Duyulsun bir çığlığın dehşeti, Acının hesabı sorulsun diyedir.   
Hangi yüzlerine tükürüp öldürsem bilemedim“Tükürsem cinayet sayılıyor” diyordu birisitükürsek cinayet sayılıyor artık.   
Gün batarken sula fesleğenleri, balkonun kokusu sokağa taşsın. sokaklar kayıp çocuklar gibihırçındır, ürkek ve biraz şaşkın.   
Ömrüm diyorum şimdi ömrüm üzgün bir çocuksun sen ve yalnız öyle kal çünkü bu dünyada sana en çok mutsuzluk yakışıyor.  
Paramparça olsa da sevdalar, yine de kalmış olabilir küçücük bir mavilik gökyüzüne, bir sevda kırıntısı, avuç içi kadar bir umut.   
Ve ne kadar az konuşur olduk gün boyu, Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor, Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde.   
Hangi çığlık bir çığ  gibi yarıyorsa gecenin gerilmiş karnını bu saatte;acı tükenip bitmiştir orada artık,çırılçıplaktır tarihin bu sayfası.  
Ağrılardan yoruldum, gitmeliyim buralardan içimdeki buharlaşan cıvayı soluyorum artık yoruldum, gereklilik kipiyle yaşamaktan.    
Ömrüm diyorum şimdi ömrüm. Üzgün bir çocuksun sen ve yalnız. Öyle kal çünkü bu dünyada, sana en çok mutsuzluk yakışıyor .    
Burada yağmur yağıyor ama sen şemsiyeni almadan gel yine de. özletiyor bu çılgın sağanak seni sırılsıklam özletiyor bili

Ahmet Uluçay (1954–2009), Türk film yönetmeni, senarist ve şair.

Adam gibi bir ülkede yaşamış olsaydım, şimdiye kadar her biri uluslararası sayısız ödül sahibi beş filmim olacaktı. Tam beş film. En az beş film. Oysa hırsızlığın servet, namussuzluğun ödül, başarının ceza olduğu bir garip ülke burası. İki eliyle önündekini doğrultamayanların yönettiği bir ülke. Ağzımı bozmadan kalkıp senaryomu bitirmeliyim.
Baba beni bağışla, sinemacı olmaya kesin kararlıyım.
Ben sinemayı intihar eder gibi yaptım! Bunu beceremediğim takdirde kendi içimde de saygımı yitirecektim.
Bir gün bir baktım, okula bir sinema geldi, resimler gımıldayıp duru vallahi.
Bir kişiye kendime kanıtlamak için bile olsa, sinema yaparım. Değer!
Bej renkli pantolonumun fermuarı bozuldu. Yolculukta en korktuğum şeydir bu... Ceketimi çıkarıp sürekli kucağımda tutup durdum, bozuk fermuarım görünmesin diye.
Boş ver, diyorum. Çekemezsek çekemeyiz. Bu toplum bu öyküye layık değilmiş diye avuturuz kendimizi.
Bütün sanatçılar çocuktur, çocuk kalmalıdır. Büyüyemedim... Çocuklarla çalışıyorum, filmlerimde onlara eğiliyorum. Ne desinlerse desinler, ben Ahmet'im.
Çekmeseydim delirirdim.
Çiğnediğim, saygısızlık ettiğim, sevgisine karşılık veremediğim, istemeyerek de olsa selamını yarım ağızla aldığım birisinden beni bağışlamasını istemek fırsatını bulamazsam eğer...
Çocuk masumiyet demek. Çiçeksiz ve çocuksuz bir dünya düşünemiyorum. Çocukların, kedilerin ve delilerin olmadığı bir film de.
Derdin olması gerekir, derdi olmayan sinema yapamaz.
Dostoyevski, onun yeri doldurulamaz ki. Dostoyevski'nin yeri ebediyen boş kalacaktır.
Eşimi sinema tutkum yüzünden yoksulluğa mahkûm ettim. Yoksulluk utanç da getirir. Hele bizim buralarda, sosyal yarışı kaybettiğin an, dışlanırsın. İnsanlar ahlaksızlığı bağışlayabiliyor ama acizliği asla. Çal, soy, yeter ki yoksul kalma. Ben Beyoğlu’nda, koltuğumun altında senaryolarla kapı kapı dolaşırken, evin faturalarını, çocuklarımın bakımını eşimin üzerine yıktım. Benim gibi bir sorumsuzu yönettiği için, o büyük yönetmendir.
Evimin duvarı nasıl olsun, koltuklarımın halılarımın rengi ne olsun, ilgilenmiyorum. Ben bu işleri çoktan geçtim.
Ezel Akay’a telefon ettim. ‘Çerçeveyi (mikrofon gibi) yabancı cisimlerden nasıl temizleriz’ diye sordum. Vereceği cevabı biliyordum aslında. İçim rahatlasın istedim. Beş dakika sonra seni arayacağım dedi, aramadı.
Gerçekten insanın başının üstünde akmayan bir damın bulunması öyle ucuz mutluluk değil. Bunun kıymeti bilinmeli.
Gülün bakalım. Keloğlan'ın başında bir tek tel dahi saçı yoktur. Dul bir anası vardır, yıkık, viran bir kulübesi vardır, ama padişahın kızına aşık olur. Ama Keloğlan, sonunda padişahın kızını alır. (6. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde seyircilerin Ahmet Uluçay'a gülmesine üzerine)
Havalar olabildiğine soğudu. Artık kollarımı yorganın dışında tutamadığım için kitap da okuyamıyorum. Kendimi bildim bileli şöyle sıcacık odalarda yaşayamadım. Pencerelere ihmal etmeyip naylon raptiyelemeliyim. Oda çift cam takılı gibi sıcacık oluyormuş.
Hayır, ben 70 milyon için sinema yapmıyorum kesinlikle. Fakat 70 milyonun diliyle yapıyorum. Onların diliyle konuşuyorum.
İflas etmeseydim, sinemacı olamayacaktım. Sarılacak umudum yoktu. Yapmalıydım. Bundan başka hiçbir şeye aklım ermiyordu.
İlker'le konuştum. Fransa'ya gidecekti, gitmemiş. Yani, Bilge'yle çalışmıyor. Hiç şaşırmadım. Çalışsaydı şaşırırdım zaten. Bu adamlara asla güven olmaz. Mayıs Sıkıntısı'ndan sonra benden temelli uzaklaştı. Senaryoya olan katkımı unutmuş görünüyor. Hatırlamasına da ihtiyacım yok zaten. Hatırlaması bana sıkıntı verirdi.
İstanbul'da yıllarca ama yıllarca kapı kapı kapı dolaştım. Yahu beyefendi şunu birazcık okuyun, bak bunu 3 sayfa okuyunca bırakamayacaksınız elinizden. Şöyle bir dokunun bari, bakın bunun kumaşı farklı. Yok, kimseye okutamadım.
Karpuz kabuğundan gemi değil, Titanik bile yaparsın. Para meselesi değil, yürek meselesi!
Korkuyorum, birisi bir şey derse ölürüm gibi geliyor. (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin çekimlerinden sonra)
Lumiére Kardeşler sinemayı icat etmeselerdi, bunu Tavşanlı’da İsmail (Mutlu) ile biz yapacaktık.
Mesele para değil, isteyeceksin, bir şeyi çok isteyeceksin. Para da bulunuyor, her şey bulunuyor.
Nuri Bilge Ceylan, benim hep şikayet ettiğimi söylüyor. Benim bir günlük yaşamımı öğleye kadar götürebilecek mi bakalım?
Ödül aileme yaramaz ki... Sevinmiyorlar, onların yoksulluğuna ilaç olacak hiçbir şey yok ortada. Onlar için değişen bir şey olmadı. Haklılar da... Bizim buralılar pratik düşünür: kaşıkla yenir, bıçakla kesilir, kalemle yazılır. Peki sinemayla ne yapılır? Verecek cevabım yok. "Kaç para kazandın?" diye sordular. ("Aileniz bu büyük ödüle ne diyor?" sorusu üzerine verdiği cevap)
Sinema dünyayı kurtarabilir mi bilmiyorum. Ama ben niye film yapıyorum? Söyleyecek bir derdim var, söyleyecek bir sözüm var. Bunların çok önemli şeyler olduğuna inanıyorum. Zaten insanlar söyledikleri sözün önemli olmadığını düşünüyorlarsa, bundan en küçük bir kuşkuları varsa, söylemesinler o sözü. Ben önemli şeyler söyleyeceğime inanıyorum. Hangi ulustan olursa olsun, hangi dilden, hangi dinden olursa olsun, bütün insanlara söyleyebilecek bir sözü olan, çok içten, çok samimi, çocuk gözüyle yapılmış filmler sunuyorum. Çünkü çocuklar dünyaya çıkarsız bakıyorlar. Daha temiz, daha arı, daha duru bakıyorlar. Ve böyle bakılmış bir dünyada ben kan dökülmeyeceğine inanıyorum, savaşların olmayacağına inanıyorum, çevre kirliliğinin olmayacağına inanıyorum. Dünyanın bütün problemlerinin değil belki ama birçok probleminin aşılacağına inanıyorum. Onun için benim kameram bir çocuk gözüyle dünyaya bakıyor, bakmaya çalışıyor.
Sinema, işte bu insanlarla dolu. Üretmeyen, üretemeyen, yalnızca üten, tek yeteneği bu olan… Yalnızca sinema mı, tüm ülke, kıllarının arasında bit, pire ve kene barındıran köpek sırtı gibi. Bu ülke yalnızca parazitler için mümbit, üretenler içinse yer demir gök bakır.
Tarkovsky'nin İtalyası, İsveç'i vardı dedim İdris'e, benim kimim var?
Yaşadığım yoksulluk utanç verici. Ayşe'den, çocuklardan ve bütün köyden utanıyorum. Bu yaşam katlanılır değil. Bu yaşam, insanı her aşamada rencide ediyor. Onca beceriksiz ve sümüklü insan, çoluk çocuğuyla hovardaca bir lüks içinde yaşıyor. Bu düzeni asla affetmeyeceğim. Bu ülkede, bu koşullarda yaşamak ağrıma gidiyor.
Yıllarca kamyonculuk yaptım, kamyon şoförlüğü. Tavukçuluk yaptım, Allah yardım etti her ikisinde de iflas ettim. Ondan sonra kooperatiften yem fabrikasına işçi olarak girdim. Sekiz yıl da orada çalıştım.

Psikolojisi normal adam başarılı hakemlik yapamaz. Doğal olarak ne çıkıyor buradan? Çok başarılı hakemlerin birçoğu psikopattır.
Raul futbolcu falan değil. Bana Raul demeyin. Raul mu Fatih Tekke mi? Hadi hadi çabuk bak başlıyoruz yine analize; Raul mu Fatih Tekke mi?
Zdravkov'un bu yediği gole uyuzum.
Ağzınla kuş tutsan. Ne kuşu! Ejderha tutsan bunlara yaranamazsınız.
Bakın mesele laf sokmaksa benden iyi kimse iyi laf sokamaz. Başlayayım mı laf sokmaya? (Ahmet Çakar, programın başından beri kendisine laf sokan Ziya Şengül'e)
Ben futbolun realist yüzüyüm.
Ben heykeltıraşım.
Vırvırın kralını ben yaparım da lisanına hakim değilim.(Lucescu'ya hitaben)
Ben size geri zekalı demedim, zeka geriliği var dedim.
Beyler üçünüze birden teessüf ederim. Beni, çok birden, sinirlerimi kaldırdınız.
Bu Del Bosque, Ziraat Bankası önünde emekli maaşı için kuyruk bekleyen emekli adamlara benziyor.
Bülent Demirlenk’le ilgili görüşlerimi burada anlatmaya kalksam, bunun sonu ta Kennedy suikastına kadar gider.
Çiftçilik yaparken Leopar saldırısıyla hayatını kaybedebilir. (Afrikalı siyahi oyuncuları tanımlarken)
Fenerbahçe'de bir oyuncu vardı, Tehoe! Su taşırdı takımda.
Futbol playstation değildir.
Gay'im diyen hakem var.
Geçenlerde Antalya'ya gittim. Verdiler elime bir sopa.
Hakemler bir sabah uyanacaklar ve onlara Merkez Hakem Komitesi bir ilkbahar sabahı kulaklıkla uyandın mı hiç? diye soracak.
Her kim ki vicdan muhasebesi yapmıyorsa adam değildir, şerefsizdir, insan değildir.
Hiçbir Beşiktaşlı yönetici maymun değildir, Beşiktaş Başkanı da hayvan terbiyecisi değildir, Beşiktaş Yönetim Kurulu da hayvanat bahçesi değildir!(Ahmet Çakar, istifa eden Beşiktaşlı yöneticinin "Yönetim kurulunda maymun gibiydik!" sözünü değerlendiriyor)
İlhan'ın henüz iki 45 dakika, yani bir 90 dakika çıkaracak gücü yok.
Koller kim ya! Mona Lisa'nın erkek hali.
Korkuyorum beyler.(Rtük Başkanının haksız yere programa müdehale etmesinin ardından)
Mustafa hoca hangi kanalda karşıma çıkmak istiyorsa, BBC, Rai Uno, Rai Tre...
Oğuz artık mümkünü olmayan, irreversible, çok zor bir yola girmiştir.
Oğuz'u bırak nadasa, bir yıl gözükmesin.
Olimpiyat Stadı'nda kurtlarla göz göze geldim.
Romantik görüntüler görüyor musun? (Fenerbahçe-Kayserispor maçında oyuncular kavga ederken)
Sayın Şengül, lütfen çetrefilli çetrefilli konuşmayın.
Sen Arjantin'in varoşlarını bilir misin? Jeepler'de gece kulüplerini dolaşmaya benzemez bu işler.
Shaq kim ya. Lakers'dan sonra ne yapmış? Siz Shaq'ı büyük oyuncu falan zannediyorsunuz ama Shaq'da büyük oyuncu değil.
Shaq adamsa Miami'yi şampiyon yapsın.(Miami Heat o sene yani 2006 yılında Shaq ve Wade ile Şampiyon oldu.)
Bu klübe bizim kuzenler Mert ve Bilgin`den birini koysam Guiza`dan fazla gol atarlar.
Spor basını terbiyesizdir ben de onlardan biriyim.
Şimdi birazdan sizi Kezman'ın çocukluğuna götürecem.
Şovsa hoş değil, şov değilse sen hoş değilsin.
Yaptığı hareket kesinlikle dangalıklıkdır. Bakın 'dangalıklık' derken hakaret olarak söylemiyorum.
Keyif almak istiyorsanız Cenevre'de bir lokanta ismi vereyim, oraya gidin, dönme dolaba binip keyif alın. (Euro 2008'de ATV Santra programında Kazım Kanata)
İlk defa ben Bünyamin Gezer’in dişlerini gördüm. Ona birisi demiş ki: Gül! Bünyamin gülme kardeşim! Gülmek için kendini zorlama. Gülmek için kendini zorladığında sempatik olmaya çalışan, lütfen beni bağışla, espri anlamında diyorum; gülmeye çalışan bir vampir gibi oluyorsun. Bunu yapma.
Telegol programında:Bünyamin Gezer çirkin fakat seksi bir erkek.
Santra programında:Kazım ben senin burun kıllarından ne düşündüğünü anlıyorum
Erman Toroğlu yüzünden beni gürcü sınırında boğuyolardı.
Metin Tokat adamsan(kendine has söyleyişiyle) yarın beni ararsın.
Galatasaray-Fenerbahçe maçında futbolcular arasındaki kavgayı anlatan Serhat Ulueren'e: Hemen kes Orhan Ayhan'a benzedin.
Beşiktaş'ın fikstürü Elm Sokağı Kabusu gibi... (Ligin bitimine 5 hafta kala - 2008-2009 sezonu)
Aragones prostat takımıyla birlikte vakit geçirir. 5-10 yıllık ömrü kaldı.
Bülent Uygun akıllı ol
Arda Messi'nin sol bacağı olamaz
Yemişim Ernst'i Ernst kim
Bundan iki ay kadar önce siz Sayın Özdenak, bu stüdyoya kovboy şapkası takarak gelmediniz mi? Burası Kanaltürk'te bir spor programı stüdyosu mu yoksa Teksas'da bir bar mı? (Gökmen Özdenak'ın; Alex'in idmanda padişah kıyafeti giyip kavuk takmasını eleştirmesi üzerine)
Nah kırarsın! Sen kimsin ulan kamera kırıyorsun. Burası dağ başımı? 24 yaşında dünkü çocuk benim arkadaşım Arslan Tekel'in kamerasını kıracakmış.(Kanaltürk Telegol programı kameramanı Arslan Tekel'in Arda Turan ile röportaj yapmak istemesinden sonra Arda Turan'ın tehdit etmesi üzerine)
Ben çocukluğumda da böyleydim herkes adamın gözüne bakar ben ayak parmağına bakardım.
(Adnan Aybaba'ya)Oğlum sen manyak mısın? Şimdiye kadar sinirlenmiyordum ama reklam arasında muhtemelen boynunu kırmayı düşünüyorum
(Moderatöre döner)"Reklama gidiyor muyuz?"

Neden vurulduğumu açıklarsam aramızdan en az biri aynaya bakamaz.
Şizofreni sınırlarını zorlayacak yoğun bir çalışmaya girelim mi seninle ?
Sayın başkan benim de içinde bulunduğum bir gazeteci grubuna siz kimsiniz ulan dedi ya, cevap vereyim mi; Sen kimsin ulan ?
Hissediyorum, sizde yakında bir sağlık problemi çıkabilir. Lütfen check up yaptırın Nur Hanım. Pankreas nasıl Nur Hanım?
Siz bir ekran hayvanısınız! (Nur Yerlitaş'a)
MHK başkanı Lale Orta’ya yakışan bu gece de VAR odasını basıp penaltı ile ilgili farklı görüntüler var mı? diye soruşturmalıdır!
Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı yok ha var. Messi geliyorum derse buyursun Neymar geliyorum diyorsa buyursun.
Ne Barcelona ne Manchester City, Başakşehir'i 7-0 yenemez. Galatasaray yendi.

Ersin Düzen: Birçok şey tuttu..Ahmet Çakar: Hayır tutmayan da var. Shaquille O'Neal adam değil dedik, oyuncu değil dedik. Adam gitti NBA şampiyonu oldu. Tebrik ediyorum Shaq'ı.Ersin Düzen: Tebrik ediyorsunuz?Ahmet Çakar: Etmeyeyim mi?
Ersin Düzen: (Karşılığında evet cevabını bekleyerek) Hocam Antalya'ya yeni, güzel bir stat gerekmez mi?Ahmet Çakar:Yooo.Ersin Düzen: (Hafif şaşkın) Ama hocam bir keresinde Antalya'da maç anlatırken, elektrik kabloları dışarıdan geçiyordu ve ben de orada demir korkuluklara tutununca elektrik çarpmıştı.Ahmet Çakar:Niye? Sana elektrik çarptı diye koskoca Antalya'ya stat mı yapacaklar.
Ahmet Çakar: Sen benim bukalemun olduğumu mu düşünüyorsun?Kazım Kanat: Düşünmüyorum hocam.Ahmet Çakar: Ama ben senin bukalemun olduğunu düşünüyorum...
Ahmet Çakar: Şimdi Kazım ve ben nereye gitsek huzur vermeyiz doğru mu?Kazım Kanat: Ne diyorsun ya? Niye vermeyelim.Ahmet Çakar: Ya Kazım yapma. Huysuz adamlarız ikimizde...
Ahmet Çakar: Şimdi ben bu hakemin yaptığı hataya normal bir vatandaş gözüyle baksam...Hakan Can: Sen normal bir vatandaş değilsin ama hocam... Ahmet Çakar: Değilim tabii; ben anasının gözüyüm!
Ahmet Çakar: Ne oldu, Hassassın?Kazım Kanat: Evet hassasım...Ahmet Çakar: Özel günün mü?
Rıza Çalımbay: Benim kişiliğim ile ilgili konuşamazsın Ahmet Çakar!Ahmet Çakar: Bir dakika, bir dakika. Sen şimdi IQ olayındasın galiba. Ben sana IQ'un düşük derken kötü bir amaç gütmedim. Bir lider doğru zamanda doğru karar verir. Sen veremedin. IQ olayı buydu. Yani kötü niyet yoktu Rızacım.Rıza Çalımbay: Peki.
Ersin Düzen: Biraz da Anadolu'ya geçelim. Anadolu'daki izleyicilerimiz programımıza büyük ilgi gösteriyor.Ahmet Çakar: Nereden biliyorsun?
Ahmet Çakar: Sen şimdi Benjamin Toshack'ı seversin..Kazım Kanat: Seni de seviyorum ben.Ahmet Çakar: O zaman ben Toshack oluyorum. Düz mantık. Aristo mantığı.
Ahmet Çakar: Sen şimdi o makasla saçımı mı keseceksin?Kazım Kanat: Keserim kesmem sana ne?Ahmet Çakar: Ben sana kesecek başka bir yerimi vereyim onu kes...
Gürcan Bilgiç: Fenerbahçe, Chelsea'yi eler.Ahmet Çakar: Drogba'yı tanırmısın?
Güntekin Onay: Açıkçası ben sizin bazı sözlerinizi tercüme etmedim sayın Çakar, ağır ifadelerdi.Ahmet Çakar: Ne???!!!... Güntekin sen ciddi misin?Güntekin Onay: Evet, her sözünüzü tercüme etmedim.Ahmet Çakar: Sahtekarsın sen Güntekin...
Ahmet Çakar: Ne o Kazım? Durakladın Hayrola?Kazım Kanat Soytarı dedin bana. Daha ne konuşayım.Ahmet Çakar: Ben sana soytarı demedim. Böyle konuşmaya devam edersen iş soytarılığa gider dedim.
Kazım Kanat: Ufuk Özerten kimdir biliyor musunuz? Ankara'da salam, sucuk, sosis satardı. Şimdi de hakemleri sucuk olarak görüyor.
Kazım Kanat: Doktor sen Fenerbahçe'nin UEFA'da final oynayacağını inanarak mı söylüyorsun?Ahmet Çakar: Yok hayır. Yalamalık olsun diye söylüyorum Kazım abi.
Ahmet Çakar: Benjamin Toshack'ın bonfile ve kırmızı şarap istemesi karşısında "Acaba bizimle toshack mı geçiyor diye düşündüm"
Ahmet Çakar: Sen Futbolda sindirella sendromu nedir bilir misin?Hakan Can: Yok.Ahmet Çakar: Dur anlatayım.
Gürcan Bilgiç: Türk Milli Takımı beni tatmin etmiyor.Ahmet Çakar: Tatmin olmuyorsan, bunun için farklı ilaçlar var.
Gürcan Bilgiç: Bordo-Milan maçında kafa golünü sizin attığınız söyleniyor. Şehir efsanesi olmuş hocam.Ahmet Çakar: Hayır yok öyle bir şey, attıysam da ben attım, Zidane ortaladı, Dakika 85...Ancelotti'yle Costacurta'nın arasından kalktım, kafayı vurdum...Tamam!Kazım Kanat: Kalkamazsın sen.Ahmet Çakar: O zaman gençtim kalktım.
Rıdvan Dilmen: 11 aydır şike konuşmaktan bıkmadınız mı?Ahmet Çakar: Peki sen 11 aydır şikeyi örtbas etmeye çalışmaktan bıkmadın mı Rıdvan?
(Serdar Bali, konuyu 6 Pas programı sunucusu Melih Gümüşbıçak'ın yarışıp elendiği, Buzda Dans programına getirir.)Ahmet Çakar: Dün akşam ibretle Buzda Dans yarışmasını izledim. Buradan jüriyi şiddetle kınıyorum.Melih Gümüşbıçak: Hakemin kararı değil mi hocam?Ahmet Çakar: Ne demek ya! Ben hakemleri eleştirmişim, Buz Dansı hakemlerini mi eleştirmeyeceğim?Melih Gümüşbıçak: Nasıl yani, bana gelince hakemler kötü mü oluyor hocam?Ahmet Çakar: Hayır ne demek ya. Orda sana gelene kadar elenmesi gereken isimler var, hakkın yendi! Ben sana ve o masum kanadalı kıza acıyorum. Sizi dün akşam yediler orada.
Gürcan Bilgiç: Hocam Zico'yla aranızda ne var gerçekten?Ahmet Çakar: Onu ilerleyen saatlerde anlatırım, gözlerinden yaş gelir!
Gürcan Bilgiç: Bir oyuncu eksik oynayıp gene 

Ahmet Şükrü Kadıöz, ya da bilinen adıyla Ahmet Özhan, Türk oyuncu ve şarkıcı.

Nefes aldığım sürece inandığım şeyleri söylemeye devam edeceğim. Dolar tahribatıyla yerlerde sürüklenecek bir ülke olmadığımızı ifade ettim. Bu kimi rahatsız edebilir? Türkiye'nin vakur, haysiyetli ve dik duruşunu çekemeyenler, bunu hazmedemeyenler söylemimden rahatsız oldu. Ahlaki düşkünlük içindeki o gruba üzülüyorum.
Dünyada bizim kadar kültür zenginliğine sahip bir ikinci millet sayamazsınız. Şimdi en tepeden, en muktedir noktadan, Cumhurbaşkanlığı makamından maddi ve manevi desteklenerek, kendi değerlerimizi tekrar hatırlayabilme fırsatı doğdu. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Biz bir asır reddi miras ile meşgul olduk. Değerlerimizi reddetmekle ilerleyeceğimizi zannettik. Yanıldığımız gün gibi ortaya çıkmıştır. Değerleriniz yoksa insanlara ulaştırabileceğiniz hiçbir şey kalmaz. Ama bu 85 milyonun hafızasına bakacak olursanız binlerce yılın kültürü var. Bütün insanlığın buna ihtiyacı varken bizim bunlardan uzak kalmamız söz konusu olmamalı. Duyarlı bir dönemde yaşıyoruz ve bu duyarlı dönem zannediyorum bizim bu hülyamızı gerçekleştirecek. Bu kültür hareketi kesinlikle devam etmeli.

Ahmet Ümit (d. 30 Eylül 1960, Gaziantep), Türk şair ve yazardır.
Daha çok polisiye roman türünde eser veren bir yazardır.

Silahla yaşayan silahla ölür.
Mutluluk, yetinmeyi bilmektir.
En iyi adalet, hukukla sağlanır.  
Kötüler gider ama kötülükler kalır.
Arkadaşlık, aşktan daha önemliydi.
Güvenilir insan her yerde kıymetlidir.
Alçaklıkların en rezili siyasi alçaklıktır.  
Beklemeyi bilmek en büyük bilgeliktir.  
Aşktan daha buyuk bir bencillik yoktur.  
Değişimin en büyük düşmanı önyargıdır.  
İnsanın doğadan başka sığınacak yeri yoktur.   
Ölmüş olması insanı alçaklıktan kurtarmaz ki.  
Kaybetmeye alıştıkça daha çok özgürleşiyor insan.
Ama cehennem korkusu bile düzeltemiyor insanı.
Büyülü dünyaların kapısını açan tek anahtar: Kitaplar.
Yaşadığın şehir özgür değilse sen de özgür olamazsın.
İnsanın en zayıf anı, kendini en güçlü hissettiği andır...
Yaşama bilinci olmayan bir ülkenin tarih bilinci olur mu?
Susma, alışkanlık yapacak. Sustukça daha çok susacaksın.  
Herkesin aynı yalana inanıyor olması, onu gerçek yapmaz.
Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?
Hayat, yaşadıklarımızdan çok hayal ettiklerimiz değil mi zaten?  
Vicdan azabı korkunç bir duygu. Beklemek ondan daha korkunç.
Vicdanlarıyla birlikte yitirdikleri bir şey daha vardı: mutlulukları.    
İnsanın kazandıgı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.  
Millet ya dine vurdu kendini ya da uyuşturucuya. Bu güzel mi şimdi?  
Önemli olan baktığın şey değil, baktığın şeyin sende neler uyandırdığı.
Eşitlik herkese aynı davranmak değil, herkese aynı özeni göstermektir.
O kadar çok hayal kırıklığına uğradım ki, artık umut etmek istemiyorum.
Cinayet işleyenler, kurbanlarıyla birlikte kendi huzurlarını da öldürürler.
Bir insanın, öteki insanı öldürmesinden daha tuhaf bir durum olabilir mi ki..?
Her yer karardı, ama gözümün patladığını anlamadım, birazdan geçer zannettim.  
Ülken ateşler içinde kalmışken, kendi gönül yaranı söndürmenin peşinde koşamazsın...  
Şiddeti kullanarak ideal bir toplum yaratamazsın. Çünkü kullandığın yöntem, kendine benzetir seni.
Lafa geldi mi herkes şikayetçi. Fakat bir şeyler yapalım dediğinizde, önce kendi çıkarlarına bakıyorlar.
Aşk, ulaşamayacağın birini abartarak, onun kafandaki ideal kişi olduğunu sanarak tutkuyla bağlanmaktır.
Kendine haksızlık etme, insanlar o kadar korkunç ki senin merakın onların vahşeti yanında çok masum kalır.
Bir memlekette namuslu insanlar en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memleket için kurtuluş yoktur.  
İnsan her şeye alışır diyorlar ya, öyle değil aslında. Başka çaren olmadığı için katlanıyorsun ama alışamıyorsun.  
Adalet, vicdanımız ile yasa arasında bir yerde duruyor. bu nedenle yasa adaleti sağlamada tek başına yeterli olamaz.
Zaman insanla oynamayı seven, hem zalim hem de merhametli bir tanrıdır. Ona karşı çıkamazsın, yapman gereken beklemek.
Bize gereken gerçektir, hayalden, büyüden, rüyadan arınmış gerçek. İçinize işleyen bakışlara kanmayın, hiçbir bakış masum değildir.
Uçuruma giden bir trenin içindeyiz. Treni kullananlar, bu güzergahı değiştirmek yerine uçuruma gidiyoruz diyenleri susturmakla meşguller…
Kalbin attığı sürece vücut iyileşebilir. Oysa özün bir kez darbe aldı mı, o yara dikiş tutmuyor. Sonuna kadar kendi kendine kanamayı sürdürüyor.
Kimse kimseyi tanıyamaz. Tanıdığımızı sanırız. Tanıdığımız kadarına inanırız. Eğer gerçekten tanısak, bırakın aşkı filan, kimse kimseyle arkadaş bile olamaz.
İnancın ne kadar yıkıcı bir silah olabileceğini bir kez daha görüyorum. Bu genç beyinler, bu tutkulu kişilikler doğru bir yöne kanalize edilebilseydi ülkeye ne kadar yararlı olurlardı.
Kadınlar, ama sahiden seven kadınlar, erkeğin güçlü olmasıyla ilgilenmezler. Seni severler, çünkü yüreklerinde bir yere dokunmuşsunur. Bunu farkına varmadan yapmışsan daha çok severler.
Paran varsa her şeyi satın alabilirsin, elbette en başta da insanları. Doktorları, hakimleri, savcıları, polisleri, yanlış anlamayın herkesi. Bu ülkenin sorunu ahlaksızlık, şeref yoksunluğu, onur kaybı...  
Ben hala solcuyum... Eleştiriye kapalı biri değilim... Bu ülke de tabular var. Devlet tabudur, din tabudur, aile tabudur..Bunlara bir de aşkı eklediler... Tasavvufu buldum, aydınlandım diye bir şey yok..
Tıpkı ırk , cinsiyet gibi, din de insanları ayrıştıran bir olgu olduğundan ortak payda olarak kabul edilmemeliydi. Hepimizin bir tek ortak özelliği vardı : insan olmak. Farklı inançlara , farklı etnik kökenlere , farklı cinsiyetlere , farklı dünya görüşlerine sahip olsak da hepimiz insandık.
Bir yazarın ulaşmaya çalıştığı şey başarı olmamalıdır. Mutluluk olmalıdır. Başarı dediğimiz şey aslında mutluluğumuzu oluşturan dallardan biridir. Ama bazen başarı için mutluluğumuzdan vazgeçtiğimiz olur.
Suç, tıpkı insan DNA'sı gibi birçok bilgiyi içinde barındırmaktadır. İşlenen bir suçu inceleyerek çağı, toplumu ve insanı anlatabilirsiniz. Anlatının derinlik kazanması ise baska bilgilerin yanı sıra saglam bir felsefe bilgisini de gerekli kılmaktadır. Bu bilgi eksik oldugunda yapıtta sorunlar çıkması adeta kaçınılmaz hale gelir

Ahmet İnsel (d. 13 Mart 1955, İstanbul) Türk akademisyen, editör, ekonomist ve gazetecidir.

Eskiden (bana) "komünist" derlerdi, şimdi "liberal" diyorlar. Liberallik, artık devlet düşmanlığı yerine geçiyor. Küfür niyetine. Fikrine katılmadıklarını, sosyalistleri, özgürlükçüleri "liberal sepeti" içine koyma kolaycılığına kaçanlar, bazen bana da "liberal" ya da "ikinci cumhuriyetçi" diyor.
Hrant’ın hakkında Türklüğe hakaretten açılan davanın yanında 2006’da bir başka kampanya daha başlatıldı. İstiklal Marşı’nda “Kahraman ırkıma bir gül” mısrasındaki ırk kelimesini eleştirmesine karşı Milliyet’te Taha Akyol, söz konusu kelimenin “ırk”ı değil, şiir ahengi için kullanılmış edebi bir ifade olduğunu iddia etmekle yetinmeyip “milli sembollere saygılı, özenli olmak gerektiği” konusunda uyarıda bulundu. Ekrem Dumanlı da, Zaman’da “Kışkırtıcı söylemler olmasa, milliyetçilik, kafatasçılığa doğru kayar mı hiç?” diye sorup “Aşırı milliyetçilik asıl gücünü milliyetçiliğin yükselmesinden endişe duyan kişilerin tahrikinden alıyor olmasın” gibi ilginç bir iddia dile getiriyordu. Dolaylı biçimde, milliyetçiliğin yükselmesinden endişe duyanları aşırı milliyetçiliği beslemekle suçluyordu.

*İnanç, görünmeyene inanmaktır, görünmeyene inanırsanız başkalarının görmediklerini görürsünüz.
Yıldızlara dokunamazsınız ama karanlık gecelerde onlar size yol gösterir.
Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin önemi yoktur.
Hayaller Tombulsa hedef oluyorlar:
Tatmin Edici
Ortak
Mantıklı
Belirgin
Ulaşılabilir
Limitleri Belirli
Hayatı 100m yarışı gibi gösterirler, sadece kazanan adamı gösterirler.100m Yarışında arkada 8 kişi vardır. Bunları hiç göstermezler, en öndeki adamı gösterirler.
Neye ihtiyacınız olduğu ne kadar zengin olduğunuzu gösterir.
Fizikte bir kural vardır, bir şey aynı anda 2 yerde bulunamaz. Beyniniz olumsuz düşüncelerle kaplıyken olumlu düşüncelere yer yoktur, olumlu düşüncelerle kaplıyken de olumsuz düşüncelere yer yoktur.
İnsanın 2 seçeneği vardır, ya bütün gün karanlığa küfredersiniz ya da güneşe yürürsünüz.
Bedava peynir sadece fare kapanında olur.
Çıkar ilişkimiz yoksa, insanların yüzüne bakmıyormuşuz..
Eğitim, belli bilgileri empoze etmek değildir, onun adı propagandadır. Eğitim, insanların hayalgücünü büyülemektir.Ya bizdeki bakanlığın adını değiştirmek lazım, ya da yapılan şeyi değiştirmek lazım.

Ahmet Şimşirgil (d. 25 Mayıs 1959, Boyabat, Sinop), Türk tarihçi, akademisyen ve yazar.

Osmanlı'nın en övündüğümüz noktası nedir diye bana sorsanız, kardeş katli meselesidir diyorum. En övündüğüm benim. (Kardeş katli) en gurur duyduğum yönüdür benim. Neden, biliyor musun? Sizin için, benim için, milleti için, devleti için, dini için kendi kanından vermiş. Bu büyük bir fedakarlıktır.
Paylaşmak bizim ceddimizin en büyük hasleti idi. Onlar sadece hayatlarında etini ekmeğini paylaşmazlardı. Ayrıca kurmuş oldukları vakıflarla öldükten sonra dahi bu paylaşımı devam ettirmeyi bilmişlerdi. Vakıfları manası bu bakımdan son derece mühimdir.
10 Mayıs 2020 tarihinde Türkiye gazetesinde yayınlanan "Osmanlının dünyaya bakışı" başlıklı yazısından
Tarihi bilmemek ondan ders ve ibret alamamak ne kadar kötü. Devletler için tarihte yüz sene, üç yüz sene, beş yüz sene o kadar kısa anlar ki. Bugün bir kısım devlet adamlarımız, “Libya’da ne işimiz var” diyorlar. Bunların zihniyetindekiler yüz sene önce de, “Rumeli’de ne işimiz var”, “Yemen’de ne işimiz var” diyorlardı. Sonunda Anadolu’da hapsoldular.
17 Ocak 2020 tarihinde Türkiye gazetesinde yayınlanan "Libya, 500 yıl önce de yardım istemişti!" başlıklı yazısından
Bugün tarihî günlerden birini yaşıyoruz... Fatih Sultan Mehmed Han’ın emaneti olup Türk milletine ebediyen vakfetmiş bulunduğu Ayasofya Camii tekrar asli vasfına kavuşmuş bulunuyor. Ayasofya Camii yolunu açan Danıştay 10. Daire Başkanı Yılmaz Akçil Bey ve üyeleri ile hiçbir dış baskıyı düşünmeden onu asli hâline döndüren Sayın Cumhurbaşkanımızı bir kez daha gönülden tebrik ediyorum.
24 Temmuz 2020 tarihinde Türkiye gazetesinde yayınlanan "Yeni bir tarih yazıldı!" başlıklı yazısından
Türkiye, yıllardır Azerbaycanlılarla “tek millet iki devletiz” sözünün gereği olarak can kardeşlerimizin sonuna kadar yanında olacağını beyan etmiş olup bunun gereklerini yerine getirmektedir. Millet olarak da dualarımızdan eksik etmemeliyiz…
2 Ekim 2020 tarihinde Türkiye gazetesinde yayınlanan "Oğuz vatanı: Karabağ" başlıklı yazısından

Ahmet Şık (d. 1970, Adana), Gazeteci ve yazar.

Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!  
Kim çizebilir senden başka , senin yaşamını.    
Tanrısı değişir kendisi değişmez tek din faşizmdir.  
Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün zulüm biter.    
Zalimden korktuğun kadar zulmün ortağı olmaktan korktuğunda biter bu sessizlik.  
AKP bir mafyadır. Kitaplara filmlere konu olan söz konusu suçların hepsini AKP yapıyor.
Benim bayrağın arkasına gizleyecek bir suçum, dinin arkasına gizleyecek bir günahım yok.   
AKP bir siyasi parti değil mafyadır. Bütün mevzu AKP'li olmayanların susturulması üzerinden gidiyor.  
Yağma ve talan düzeninin suç ortakları çaldıklarını yerine koyarsa bağış kampanyasına ihtiyaç kalmaz.   
Benim inanç sistemimde tanrı yok, din yok, dolayısıyla helalleşme de yok. Bu dünyada hesap sorulsun.  
Gazetenin adına bile tahammül edemiyorlar. Türkiye'de ırkçılık temelli bir mülliyetçilik, diktatörlük kuruluyor.  
AKP bir siyasi parti değil, bir mafyadır. Bu kadar net. Yargıyı teslim almış bir mafya ile hukukla mücadele edilmeye çalışıyor.  
Şimdi Beni Cemaatçi olmakla suçlamak biraz zor bir iş ama bir yandan da kolay. Öyle bir tezgâh yaparlar ki kimse bunu tartışmayabilir.  
Dün gazeteciydim. Bugün gazeteciyim. Yarın da gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Yani hakikati boğmak isteyenlerle aramızdaki bu uzlaşmaz çelişki hiç bitmeyecek.
Eğer cemaatin yaptığı iddia edilen darbe girişiminin faili aranıyorsa Beştepe'ye gitmek, Erdoğan'dan başlamak gerek. Fethullah Gülen’in suç ortağı Recep Tayyip Erdoğan'dır.  
‘AKP bir darbe olacağını önceden biliyordu’ Şimdi Beni Cemaatçi olmakla suçlamak biraz zor bir iş ama bir yandan da kolay. Öyle bir tezgâh yaparlar ki kimse bunu tartışmayabilir.  
Çeşitli tarikat ve cemaatler altında örgütlenen İslami yapılar ideolojik olarak Kemalizme karşı dursalar da, her zaman devletin politik yapısını savunan, koruyan ve destekleyen güçlerdi.  
Gazetenin adına bile tahammül edemiyorlar. Türkiye'de ırkçılık temelli bir mülliyetçilik, diktatörlük kuruluyor. AKP bir mafyadır. Kitaplara filmlere konu olan söz konusu suçların hepsini AKP yapıyor.  
Bu kirli düzen, bu suç hanedanlığı hep sürecek zannedenler yanılıyorlar. Tarihin sayfalarını karartan tüm diktatörlüklerde olduğu gibi, kinlerinin ve hırslarının doymak bilmez açlığıyla yol almaya çalışanlar her zaman kendi sonunu hazırlar.  
Eğer gerçekten bir suç örgütü aranıyorsa başbakanlığı basıp arama yapsınlar. Darbe kalkışmasının faili aranıyorsa onunfaili beştepe denilen yerdeki sarayda oturuyor. Recep Tayyip Erdoğan'dan başlamak lazım. FETÖ'nün suç ortağı, ona çanak tutan O'dur. Hepsinin soruşturulması gerekiyor.   
Eksik kalmış adalet bu ülkeye barış ve demokrasi getirmeyecek. 100 civarında gazeteci hala içeride ve ifade özgürlüğü meselesi bu ülkede sadece gazetecilerin sorunu değil. Şu anda 600 civarında üniversite öğrencisi ile KCK davasından 6 bin kişi tutuklu. Bunların hepsi düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gereken tutuklular.  
Dokunan yanar! (2011 yılında Ergenekon davasının Oda TV soruşturması kapsamında gözaltına alınıp sabaha karşı evinden çıkarken)
Eksik kalmış adalet bu ülkeye barış ve demokrasi getirmeyecek. 100 civarında gazeteci hala içeride ve ifade özgürlüğü meselesi bu ülkede sadece gazetecilerin sorunu değil. Şu anda 600 civarında üniversite öğrencisi ile KCK davasından 6 bin kişi tutuklu. Bunların hepsi düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gereken tutuklular. Bunun mücadelesine biz devam edeceğiz. Ve burada adalet ne zaman sağlanacak diyeceksiniz. Bu komployu yürüten polisler, savcı ve hâkimler bu cezaevine girecek, buna ben ant içiyorum. Onlar buraya girdiğinde bu ülkeye adalet gelecek. (...) Burada cemaatçi olan herkesi suçlamıyorum ama cemaatçi olup da bir çete faaliyeti gibi çalışan emniyetteki ve yargının içerisindeki, bürokratik örgütlenme içerisindeki adamlar bunun asli sorumluları. Siyaseten sorumlusu da bunlara cevaz verdiği, sesini çıkarmadığı için AK Parti hükûmetidir. Bunlara cevaz verdiği için, sesini çıkarmadığı için. Ama herkes şunu bilsin, bunca baskı ve zulümden o iktidarın korktuğu ama bizim de özlemini duyduğumuz ve mücadelesini sürdürmeye devam edeceğimiz bir hayat çıkacak. (12 Mart 2012'de tahliye edildiği Silivri Cezaevi'nin önünde)
AKP bir siyasi parti değil, bir mafyadır. Bu kadar net. Yargıyı teslim almış bir mafya ile hukukla mücadele edilmeye çalışılıyor. Eğer cemaatin yaptığı iddia edilen darbe girişiminin faili aranıyorsa Beştepe'ye gitmek, Erdoğan'dan başlamak gerek. Fethullah Gülen'in suç ortağı Recep Tayyip Erdoğandır. (1 Kasım 2016'da destek için gittiği Cumhuriyet Gazetesi'nin önünde)
Bu kirli düzen, bu suç hanedanlığı hep sürecek zannedenler yanılıyorlar. Tarihin sayfalarını karartan tüm diktatörlüklerde olduğu gibi, kinlerinin ve hırslarının doymak bilmez açlığıyla yol almaya çalışanlar her zaman kendi sonunu hazırlar. (27 Temmuz 2017'de Cumhuriyet Davası Savunması'ndan)
Dün gazeteciydim. Bugün gazeteciyim. Yarın da gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Yani hakikati boğmak isteyenlerle aramızdaki bu uzlaşmaz çelişki hiç bitmeyecek. (27 Temmuz 2017'de Cumhuriyet Davası Savunması'ndan)
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet! (27 Temmuz 2017'de Cumhuriyet Davası Savunması'nın son sözleri olarak.)
Benim bayrağın arkasına gizleyecek bir suçum, dinin arkasına gizleyecek bir günahım yok. (27 Temmuz 2017 Cumhuriyet Davası'nda mahkeme başkanının 'Savcı Kiraz'ı öldürenlerle konuşmanız barışı ve yaşamı savunmaya uyuyor mu?' sorusuna cevaben.

Ahu Öztürk (d. 1976, İstanbul) Türk yönetmen ve yazar.

Zaten hayat da öyle değil mi, hangi sorunu ötekisinden ayırabiliyoruz ki. Ya da hangi kimliğimiz diğer bir kimliğimizden ayrı yaşıyor?
Yani demek istediğim, yoksul alt sınıf kadınlar, kendi içlerinde zaman zaman ortaya çıkan bu iktidar kurma refleksine rağmen, orta ya da üst sınıfa nazaran, birbirleri ile dayanışmaya daha çok ihtiyaç duyuyor.
Filmde erkeklerin varlığına yönelik mesajlar da var. Buna ilişkin de, “Erkeklerin varlığı ve yokluğu bir. Kadın, erkeksiz yaşayabiliyor. Belki varlar ama yoklar. Bedensel olarak da yok olsalar ne olur. Zaten bütün yük kadının omzunda. Diyelim ki erkek gitti. Ne olur. Kadın bunu sürdürür. Kadın tekrar ayağa kalkar. Ben filmimde kadınları kayırdım. Erkekleri de biraz rahatsız etmek istedim”.
Bir kız çocuğu en büyük yarayı, darbeyi muhtemelen annesinden alır. Ama sıkıntıdan yine anne çeker, kız çocuğunu ilk önce kurtarır. Paradoksal bir durum söz konusu belki ama kadınlar arasında böyle bir durum var. En büyük yarayı kadından da alsan başka bir kadın tarafından şefkat görme ihtimalin var”.

1. https://medium.com/jiyaninsesi/ahu-%C3%B6zt%C3%BCrk-ile-toz-bezi-%C3%BCzerine-konu%C5%9Ftuk-89f1e44afd88 
2. https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/bu-filmde-erkekleri-rahatsiz-ettim-40056097

Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir.

İsterim ki her aile benimki gibi çocuklarını her zaman motive etsin, köreltmesin onları.
Deniz Celiloğlu
Bir ailenin sadece bir reisi olur ve bu da babadır. Anne ailenin işlerini yürütür.
İnce Kırmızı Hat
Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi
Aile bir arada kalmalı. Ne olursa olsun.
Kır Zincirlerini
Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.
Lev Tolstoy
Para sizi mutlu edemez ama aile ve arkadaşlar sizi mutlu edebilir.
Jackie Chan

Aile bağları o kadar ağırdır ki taşımak için iki kişi gerekir; hatta üç. — Alexandre Dumas
Çocuklarım bana doğru yaşama dengesini verdiler. — Celine Dion
Mutlu bir aile erken bir cennettir. — George Bernard Shaw
Kadının doğal rolü ailenin bir direği olmaktır. — Grace Kelly
İyi dostlarla iyi bir aile sofrasında asla yaşlanmazsınız. — İtalyan atasözü
Dünyanın büyük bir aile olduğuna inanıyorum ve bir diğerimize yardım etmemiz gerekiyor. — Jet Li
Gökyüzünün altında, mutlulukların altında, bir tek aile bulunur. Sadece onu meydana getiren kişiler farklıdır. — Konfüçyüs
Bir gün hepimizin gülerek ve konuşarak, severek ve anlayarak, geçmişe değil geleceğe bakarak, hep birlikte gerçek bir aile olabileceğimize yönelik hayalimden asla vazgeçmeyeceğim. — La Toya Jackson
İkiye bölünür mutluluk çarpılır. — Leonid S. Sukhorukov
Aile önemli bir şey değildir. O, her şeydir. — Michael J. Fox
Aile hayatının güzelliği gibi hiçbir şey yoktur. — Oscar Wilde
Aile, kralların bile giremediği bir kaledir. — Ralph Waldo Emerson
Sizi gerçek ailenize bağlayan şey kan bağı değil bir diğerinin yaşamına saygı ve neşe hissetmesidir. — Richard Bach
Geldiğiniz aile, kuracağınız aile kadar önemli değildir. — Ring Lardner
Bir kişi işi için ailesini asla ihmal etmemeli. — Walt Disney
Aile uygarlığın çekirdeğidir. — Will Durant

Akif Emre, (2 Mart 1957, Kayseri - 23 Mayıs 2017, İstanbul) Türk köşe yazarı. Yayıncılık, gazetecilik ve televizyonculuk yaptı.

Türbeler ve mezarlıkların bir İslam toprağı için ne anlama geldiğini rasyonelleşen Müslümanlık anlayışımızla kavramamız mümkün değil. Bosna savaşının hemen bitiminde Mostar'ın bombalanmış binaları, minareleri yıkılmış kubbeleri çökmüş camileri, yıkılmış Mostar köprüsünün içler acıtan görünümü ile savaşın tüm yıkıntılarını taşıyordu. Minaresi isabet alarak yıkılmış Koski Mehmet Bey Camii'nin avlusunda Mostar müftüsünün sözleri bana bir tarih dersi gibi gelecekti. “Bir zamanlar mezarlıkların park yapıldığı dönemden, parkların şehitlik haline geldiği bir dönemi yaşadık. Artık bize bir şey olmaz.”
Cumhuriyet tarihi boyunca adeta yok gibi davrandığımız Güney ve Doğu komşularımızda olup bitenler tam tersi politikalara zorluyor. Irak'ta iç savaş devam ederken Suriye'deki savaş uluslararası boyut kazandı. Irak'taki durum zaten Amerika'nın denetim ve gözetimindeydi başından beri. Suriye'deki iç savaş ise artık Türkiye'nin de fiili olarak müdahil olduğu, iç mesele olma potansiyeli yüksek bir hal aldı.
Amerika’yı kimin keşfettiği tartışması hiç de yeni değil. Üstelik Müslümanların muhtemelen daha önce bu kıtaya varmış oldukları bilgisini, başta Batı bilim çevreleri olmak üzere aklı başında olup kabul etmeyen kimse de yok.

John Verdon tarafından yazılmış bir kitaptır.

"Doğayı sevmek için çabaları bile boşa çıkıyordu. Örneğin, kahrolası kuşlar. Kuş gözlemciliği... Gözleme ve kimlik belirleme işini bir araştırmaya dönüştürmeyi başarmıştı. Gelişleri, gidişleri, davranışları, yeme alışkanlıkları ve uçuş şekilleri hakkında notlar tutuyordu. Dışarıdan bakınca bu, Tanrı'nın yarattığı küçük canlılara karşı oluşmuş yeni bir aşk gibi görünebilirdi. Ama hiç ilgisi yoktu. Bu bir aşk değil, çözümlemeydi. Araştırma.
Deşifre etme."

Bir süre sonra yüzünde bir gülümsemeyle "Düşünmeyi hiç bırakmazsın, değil mi?" dedi.
Ardından, söylediği gibi yağmur başladı.

" Hayatlarımızdaki en büyük acı, kabul etmediğimiz hatalarımızdan gelendir - bizim asıl kimliğimizle uyuşmayan hatalardır. Bize öyle zıtlardır ki, onlara bakmaya katlanamayız. Bir vücutta iki insan oluruz, birbirine katlanamayan iki insan. Yalancı ve yalancılardan nefret eden. Hırsız ve hırsızlardan nefret eden. Bu savaşın verdiği acıya benzer başka bir acı yoktur. Bu acı, bilinç seviyemizin üstüne çıkar. Ondan kaçarız ama bizimle koşar. Nereye kaçarsak kaçalım, savaşı beraberimizde götürürüz. "
Onun öfkesi kadar ani bir parçalanmışlıkla gözlerini ona dikti. "Hâlâ görmüyorsun, değil mi?"
"Neyi görmüyorum?"
"Beynin cinayet, suç, kan, canavarlar, yalancılar ve psikopatlarla öyle dolmuş ki, başka hiçbir şeye yer kalmamış."

"Dünya üzerindeki hiçbir şey kusursuz değildi. Her zaman artılar ve eksiler vardı. Kişi, uğraştığı iş esnasında elindekini en iyi şekilde kullanmalıydı. Bardağın dolu kısmını görmeliydi.
Bu, gerçeklikti."

Akıl, kişiye sermayedir. — Türk atasözü
Akıl malın en kıymetlisidir. — Çerkez atasözü
Akıllı insanlar aptal insanlar tarafından deli zannedilirler. Stephen Hawking
İnsan, aklının sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye ulaşamaz. Albert Einstein
Akıl ve bilim, aydınlık kesimdedir. Din, imansa karanlık kesimde. Aklın, bilimin ölçüleri bellidir. Gözlem vardır, deney vardır, nesnellik vardır. Yolu ışıklandıran da bunlar. Din ve imanda ise bunlar yoktur. — Turan Dursun
Akıl, yalnız doğrulukta bulunur. — Goethe
Akıl hiçbir zaman duyguları yönetmez, sadece onun suç ortağı olur.     Mignon Mclaughlin
Akıllı kişiyi sırtında taşısan dahi yük gelmez . — Çerkez atasözü
Aklı olmayan fakirdir. — Çerkez atasözü
Deli bile konuşuncaya kadar akıllı zannedilir. — Çerkez atasözü
Delinin beyi olmaktansa akıllının kölesi olmak daha iyidir. — Çerkez atasözü
Duygunun yanında akıl daima adi kalır. — Honoré de Balzac
Hayal gücü, ereksiyon halindeki zekadır. — Victor Hugo
Kadının el mahareti aklını gösterir. — Çerkez atasözü
Kuşu yükselten kanat, insanı yükselten akıldır. — Çerkez atasözü
Sanayileşmenin ve kalkınmanın tarihe gömüldüğü bir toplumda akıl bir lükstür; kapitalizm öncesinde ve tekelli düzende, bir rehber olarak, akıl'a gerek olmadığını biliyoruz. Öyleyse akılsızın akıllıyı kovma süreci normal olmaktadır. Tefeciyi siyasetçinin esir aldığı bir toplumda da en akılsızın en yüksek tepeye çıkması ve kütlesel olarak akıldan kaçış yasadır ve bizde şimdi bu yasa yürürlüktedir. Kamu gelirlerinin, fiilen tamamının faiz ödemelerine ayrıldığı bir ülkede tefeciler egemen demektir; insanı tefeci ahlakının yönettiğini anlıyoruz. — Yalçın Küçük
Üç türlü aristokrasi vardır; birincisi yaş ve kıdem; ikincisi servet; üçüncüsü akıl ve bilgidir. En şereflisi sonuncusudur. — Arthur Schopenhauer
Üstün, nadir bulunan zekaya sahip insanlar yalnızca yararlı olan bir işe girmeye zorlandıklarında en güzel resimlerle süslenip sonra da mutfak kabı olarak kullanılan değerli bir vazoya benzer. — Arthur Schopenhauer
Yaşlının sözü, gencin aklını yener. — Çerkez atasözleri
Zeka dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır. — Honoré de Balzac
Zekam bana değil, dünyaya aittir. — Arthur Schopenhauer

Bakışımıza getirilen işbölümünü, bir tür zincire vurulma ve bir tür hapislik olarak görmeliyiz; aklın hapisliği işbölümünün zincirleriyle gerçekleştiriliyor. Böyle bakarsak, Batı dünyasındaki ve Türkiye'deki üniversitelerin, insan aklının büyük hapishanesinin koğuşları olduklarını görürüz. — Yalçın Küçük

Ütopya, her zaman, var olan aklın dışına çıkmaktır ve yeni bir akıl kurmak üzere yola çıkmak'tır. Ütopya için, önce, bir " reddiye" gerekiyor; kurgu, bunu izliyor, bir akıl çerçevesindedir.
Akıl ise her zaman dışarıdadır.
Yeni akıl, varolanın dışına seyretmektir.
Akıllı, dışarıda olanı içselleştirebilen'dir.
Ütopya kurucusu, var olan akıl düzleminin dışına çıkıyor, ama ne yazık, yine de bağlıdır. Öyleyse, Ütopyacı, hiçbir zaman, dışarıdaki akla ulaşamıyor ve bu yetersizlik, dışarıyı yok-toprak olarak tarif etmelerinden kaynaklanmıyor. Çünkü pratikte ütopyacı, akılda büyük sıçramayı ifade etmekle birlikte, mutlak olarak yetersiz kalabilmektedir; yok-toprak üzerinde "eski" akıl ile iş görmektedir. — Yalçın Küçük

Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler. — Zhuge Liang

Eğer insan aklı zaafsız olsaydı, felsefeye hiç gerek kalmazdı. — Yalçın Küçük

Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk sabukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır. — Voltaire
Aklınla gör, kalbinle işit. — Türk atasözü
Bizi yöneten, dünyayı ellerinde tutan kimselerin bizim kadar akıllı olması yetmez. Bizden çok üstün değiller ise bizden çok aşağı sayılırlar. — Michel de Montaigne
Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim, halkın takdiri de, canı isterse ardımızdan gelsin. — Michel de Montaigne

Çok insan kafaları olmadığı için kafayı bozmuyor. — Arthur Schopenhauer

Akıllı olan, sohbet sırasında ne hakkında konuştuğundan ziyade kiminle konuştuğunu düşünerek hareket edecektir. Bunu yaptığı takdirde sonradan pişman olacağı hiçbir şey söylemeyeceğinden emindir. — Arthur Schopenhauer
Akıllı olan çoğu şeyi bilir, aptal olan her bildiğini söyler. — Heinze

Üç türlü aristokrasi vardır; birincisi yaş ve kıdem; ikincisi servet; üçüncüsü akıl ve bilgidir. En şereflisi sonuncusudur. — Arthur Schopenhauer

Akıl akıldan üstündür. — Türk atasözü
Ancak, kendi kendini idare edebilen akıllı insanlar hürdür. — Horace
Aptallar, akıllılardan pek az şey öğrenirler; ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler. — Marcus Porcius Cato
Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz. — Michel de Montaigne
Gençlikte, güzellikte akıl arama. — Homeros
İnsan akıbetinin efendisi değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. İnsanın aklı onu daima bilinmeyen ve öngörülmeyen yeni şeyler öğrenmeye doğru götürecektir. — Friedrich August von Hayek
Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer. — Halil Cibran
Sadece tecrübe sayesinde bir şeyler öğrenebiliriz ve hiçbir zaman bir olayı akıl yoluyla tamamen kavrayamayız. — Friedrich August von Hayek

Yürek, aklın özgürlüğüdür. — Yalçın Küçük

Hafıza bir odanın şeklini, bir arabanın rengini değiştirebilir. Anılar saptırabilir. Bunlar yorum, kayıt değil, gerçekler elindeyse bunlar önemsiz.
Polislerin güvenemeyeceği tek adamdım, hafızam yoktu.
Beynimin dışında bir dünya olduğuna inanmalıyım. Hareketlerimin her zaman bir anlamı olduğuna inanmalıyım. Hatırlayamasam bile. Gözlerimi kapattığımda dünyanın hala orada olduğuna inanmalıyım. Hala orada olduğuna inanıyor muyum? Hala orada mı? Hepimiz kim olduğumuzu bilmek için anılara ihtiyaç duyarız. Ben farklı değilim. Şimdi, nerede kalmıştık.
Gerçekler, anılar değil. Soruşturma böyle yapılır, işi biliyorum.
(Koşarken) Tamam, ne yapıyorum? (Koşan bir adam görür) Bu adamı kovalıyorum. (Adam ateş eder) Hayır, o beni kovalıyor.
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var.
Gözlerini kapattığında dünya kaybolmaz, değil mi?
Seni unutmam gerektiğini hatırlayamıyorum.

Seni hasta, zavallı gerizekalı. Ne istersem söyleyebilirim ve hiçbir şey hatırlamazsın. İyi arkadaş olacağız, hatta belki sevgili olacağız.

Birileri ödemek zorunda Lenny, birileri her zaman öder.
Sen gerçeği istemiyorsun, sen kendi gerçeğini uyduruyorsun.
Mutlu olmak için kendine yalan söylüyorsun. Bunda yanlış bir şey yok. Hepimiz bunu yaparız.

Natalie: Son hatırladığın şey nedir?
Leonard: Karım...
Natalie: Bu hoş.
Leonard: ...ölüyordu.
Teddy: (Leonard'ın nabzını kontrol ederken) Yaşıyorsun.
Leonard: Sadece intikam için.
Leonard: Benim gibi birinin silah taşımasına izin vereceklerini sanmıyorum.
Teddy: Öyle umalım...
Teddy: Artık kim olduğunu bile bilmiyorsun.
Leonard: Elbette biliyorum. Ben Leonard Shelby, San Francisco'dan.
Teddy: Hayır, bu önceki sendin. Belki kendini sorgulamanın vakti gelmiştir.
Natalie: Beni Dodd'dan kurtar. Öldür onu. Sana öderim.
Leonard: Deli misin? Sence ben para için adam öldürür müyüm?
Natalie: O zaman ne için? Aşk için mi? Kimin için öldürürsün? Karın için, değil mi?
Leonard: Bu farklı.
Natalie: Benim için değil, onunla evli olan ben değildim.

Reşat Nuri Güntekin  (25 Kasım 1889, İstanbul - 7 Aralık 1956, Londra), Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan Çalıkuşu, Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe gibi eserlere imza atmış roman, öykü ve oyun yazarıdır.

Bu kadar çok vakit, bu kadarcık bir zaman çerçevesine nasıl sığmıştı?

Dördüncü sınıftaydım. Yaşım on iki kadar olmalı. Fransızca muallimimiz Sör Aleksi, bir gün bize yazı vazifesi vermişti. "Hayattaki ilk hatıralarınızı yazmaya çalışın. Bakalım neler bulacaksınız? Sizin için güzel bir hayat temrîni olur," demişti.
İnsan yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, hep birinin gönlümüzden kopup ayrılması bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!
Sen, kurşunla vurulanları hiç işitmedin mi, be hemşireceğim? Bazıları, vurulduklarının fakında bile olamazlar, üç beş adım koşarlar, kaçıp kurtuluyoruz sanırlar. Yara sıcakken acımaz, hemşireceğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. Sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?
Yan yana yürümeye başladık. Yeni yakalanmış bir kuşun yüreği, göğsünde nasıl atarsa benimki de öyle atıyordu. Fakat zannediyorum ki, beni bıraksa da artık kaçmaya kuvvet bulamayacaktım.
Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. Sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?
Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa kendisi kim bilir neydi?

Çocukluğumun en eski hatırası bir ağustos şenliği gecesidir. Bu hatıra, görülmüş bir şeyden ziyade vaktiyle dinlenmiş bir masalın hayalde bıraktığı izlere benzer: Bu dünyada başka bir âlemde ucu bucağı olmayan bir bahçe... Ağaçlarında renkli fenerler yanıyor. (...) Bana öyle gelir ki, ezel karanlığından o gece doğdum.
İnsan için, her şeyi söylerler... Ne çıkar? Elverir ki, vicdanı temiz olsun...
Kanun bana damga vurdu. Namuslu insanların arasından sürüp çıkardı. Bütün sevdiklerimin yabancısı oldum. Bu gece, bu serseriler arasında geçirdiğim iki saat, bana anlaşılmaz bir sükûn ve kuvvet verdi. Acaba ben, sahiden bu âlemin adamı mı oldum? Bilmiyorum. Fakat, muhakkak olan şu ki: insan, kimin yanında yüz karası yoksa, kimin yüzüne çekinmeden bakarsa, kendini ona yakın buluyor...

Ben çiçeklere "toprağın sevdası" derim Kınalı Yapıncak... Onlar da toprağın dudağında birer buse olarak açılıp sönüyorlar... Hangisi toprağın kalbine gitmeyi düşünüyor?
Mesut olmak için de asıl çare budur: Sevdayı dudaklardan öteye bırakmamak, zehir gibi kalbe inmesine meydan vermemek.

Şu adamı gördün mü Doktor Bey, dedi, Hani Cenabı Hak, kitabında Hazret-i Peygamberin son peygamber olduğunu yazmasaydı ben, bu adama peygamber derdim.
Ilık sakız kokuları içinde uyuşmuş gibi görünen bu sakin adası, Sarayın bir menfası hükmündeydi. Gözden düşen, fikirlerinden korkulan mabeyin adamlarını buraya mutasarrıf gönderirlerdi.
Dininden sana, bana ne ki Doktor Bey... O, Allah ile kendi arasında bir iş... Benim atı da dereye sokup abdest aldırayım, beline köteği vurup secdeye yatırayım, yemini, suyunu kesip mükemmel oruç tutturayım... İnsan olmadıktan sonra ibadet etmiş neye yarar ki?... Beş altı yıl evvel burada İlyas Efendi diye bir doktor vardı... Toprağı bol olsun, gâvur muydu, çıfıt mıydı ben de bilemem amma, nice müslümanlardan iyi idi. Başı darda kalana medet ederdi... Hâşâ sümme hâşâ, ben Cenab-ı Hakkın yerinde olsam bu İlyas Efendinin kabrine her gece nur indirirdim.
Diş ağrısı çok fena şey enişte, dedi. Fakat yeri belli olan, ağrılardan korkmamalı. Derinlerden gelen bazı ağrılar var ki...
Ben belki çok fena bir kızım... Sayılmayacak kadar kusurlarım var... Bunlara karşı kendimde bir tek meziyet görüyorum... Yalan söylemeyi bilmemek...

Vücudumun çirkin kabuğu altında sevgi ile, rikkat ile dolup taşan zengin bir kalbim varmış... Ne çare ki kimse beni sevmemiş, kalbimdeki o taşkın memba kendi kendine kurumuş. Sevgilerim nefrete, kine, bedhahlığa kalbolmuş...
Ömrümün bütün acı yahut renksiz günleri bir an için eski bir masal oldu.. Onun için muhakkak söylemek lazım.. Saadeti saklamak, acıyı saklamaktan çok daha güç...
Ben en ziyade ağustos böcekleriyle kurbağalara acıyorum. Biçareler ihtimal gramofonu kendilerine rekabet için bu diyara gelmiş bir acayip hayvan sanıyor, onun yırtıcı sesine ne yapsalar mukabele edemeyeceklerini anlayarak ümitsizliğe düşüyorlardır...

Kafaları değiştirmeden idareyi değiştirmek öyle pek tamah edilecek bir netice vermiyor.
Çok doğru söylemişler... İnkılap denilen şey bir günde olmuyor...
İstediğimiz şeye inanmak, istediğimiz şeyi zihnimizden çıkarıp atmak kendi elimizde miydi?

Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak, onunla ölçülebileceğine kaniim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir...
Günümün birkaç saatini kitaplara verdim. Okurken başka bir dünyaya girer bütün dertlerimi unuturdum.
Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kafidir... Şimdi anlıyorum ki değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...
İnsanlar hiçbir vakit ıstırap çektikleri zamandaki kadar güzel olmuyorlar.
Çocuğumun mezarına ancak kalabalık çekildikten sonra gidebildim. Orada bile hala beni görenler varmış gibi ağlamaya cesaret edemiyordum. Kızıma: "Kurtuldun çocuğum" dedim. "Yaşasaydın muhakkak bedbaht olacaktın. Kurtuldun. Rahat rahat uyu. Keyfine bak!"
Hayat benim için asıl bugünden itibaren başlıyor. Geçen bir sene esnasında kırılıp sakatlanan umdelerime tam bir sadakat göstermek artık kendi elimde.
Memleketin ancak okuyup yazmakla kurtulacağına inananlardanım.
Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.

Kendi köşesinde çalışan, belki de kendi halinden, hayatından memnun olan insanlarda olmayacak birtakım arzular ve isyanlar uyandırmak doğru mu?
—Ben, eski bir insanım. Anlaşmamıza imkân yok. İnsanların paradan başka şeylerle de mesut olacaklarına inanarak yaşadım. O kanaatle öleceğim.
Genç adam, Ali Rıza Bey'e acır gibi bir tavırla cevap verdi:
—Tamamıyla haksız değilsiniz. İnsan, mesela ibadet, yahut çalgı ile meşgul olmakla; zerzevat, çiçek, yahut çocuk yetiştirmekte de bir teselli bulabilir. Ancak bunun için de hiç olmazsa yaşayacak kadar bir para lazımdır. Çiçek meraklısısınız; fakat biraz paranız yok değil mi? Ne kadar uğraşsanız topraktan istediğiniz renkte, kokuda bir çiçek alamayacağınıza emin olun... Babasınız, çocuklarınız var, paranız yok değil mi? Evlatlarınız âhir ömrünüzde size bir feci yaprak dökümü manzarası seyrettirmekten gayri saadet vermezler.
Büyütülecek beş çocuğu olan bir adam, hayata karşı bir kayıtsız seyirci mevkiinde kalamazdı.
Fikret, galiba yanlış terbiye edilmişti. Çirkin bir kalbin içine uyanık bir ruh koymak niçin? Beğenilmediğini, her yerde, her şeyde ihmal edildiğini daha çabuk fark etsin diye mi? Çirkinin ağzındaki güzel söz, acizin ağzındaki haklı söz kadar boş, faydasız bir şeydi.
Üzülme baba, dedi. Pek darda kalırsan bana gelirsin; sana kendi evladım gibi bakarım.
Kendi etinden ve kalbinden bir parça demek olan bir insanı, ümit ve şerefin mezarı demek olan bir hapishanede bırakmıştı.
Fukaralık Ali Rıza Bey için ne güzel bir mektep olmuştu. Her şeyi hakiki rengiyle, hakiki çehresiyle görmeye başladı.
Dünya değişti. Dünya ile çocuklarımızın da değişmesini bir dereceye kadar anlıyorum. Fakat sana ne olduğunu, senin niye bu kadar değiştiğini bir türlü anlayamıyorum.
Anlaşılan çocuklarla fincan takımları arasında pek fark yoktu. Kırıla kırıla bir tek kaldıkları gibi işe yaramaz oluyorlar, bir köşeye atılıyorlardı.
Bir aile kurmak onun gözünde bir devlet kurmak kadar ehemmiyetli bir işti.

Kurdun çocuğu nihayet kurt olur. Demek Bülent de artık asaletini, Gülsüm'le arasındaki büyük insanlık mesafesini idrake başlamıştı!..

Sandıklar dolusu kitap okuyorum senelerce etrafımdakilerle ve kendi kendimle çarpışıyorum, birçok sevgilerimi, meyillerimi, ümitlerimi, kan ve göz yaşlarına bakmadan boğazlıyorum. Bütün bu didinmeler niçin? Kafamı rüya ve esatirden temizlemek, istiklallerin en güç elde edileni olan fikir istiklâline erişmek için değil mi?

Sokakta şöyle kaşlarımdan birini kaldırarak göz uciyle süzdüğüm kadının bana ehemmiyet vermediğini görürsem, oradan geçen birine hoşça bir lâtife söyleyiveririm. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle gibilerde.

Nihayet, gece, içinden ne renkte bir sabah çıkacağı bilinmediği için ümide de hayli pay bırakan bir kapalı kutudur.
Biraz evvel bahçede bana karşı o kadar soğuk bir vaziyet aldıktan sonra bu bakış niçin?

Düşmesini istemeyen, zamana ayak uydurmasını bilmeliydi.

Evet, intikam duygusunun yokluğu bir insan için belki iyi alâmet değildir. Fakat ben hayatımın hiçbir çağında böyle bir heyecanın, beni yoklamadığını itiraftan çekinmeyeceğim. Ne yapalım, böyle yaratılmışım. Cüzzamlı yanık acısına ne kadar duygusuzsa, ben de kuyruk acısına öyleyim.
İntikamın faydalı bir tarafı vardır. Yaptığı kötülüğün yanına kalmadığını gören kimse (hiç olmazsa acısını unutuncaya kadar) sizi rahat bırakır. Bu da doğru. Fakat unutmamalı ki bu neticeye varmak için daha yumuşak yollar da vardır. Meselâ yalvarmak. Benim o zaman bana sataşan çocuklara yaptığım gibi: "İki gözüm kardeşim. Bilirim sen benim başımı yarabilirsin. Hiç ben, seninle başa çıkabilir miyim? Başım yanlırsa yazık değil mi bana... Vesaire..." Hele bunu söylerken biraz da boynunu bükmesini, sesini titreyerek sızıldanmasını bilirsen hiç mesele yoktur. Meslek icabı olarak gayet iyi bilirim: Oldukça dişe dokunur bir maddî menfaate dayanmayan meselelerde rica ve niyaz en kuvvetli bir

Ebu'l Âlâ el-Ma'arrî, Suriyeli filozof, şair.

Din eskilerin icat ettiği bir masaldır.  
Gayret sahibi mutlu, tamahkar mutsuz olur.  
Aklı olanın dini olmaz, dini olanın aklı olmaz.   
Haksız yere sudaki balıkları yemekten vazgeç.   
Küçük bir şüphe, toplam güvenirlikten daha iyidir.   
Gıda denilerek kesilen hayvanları yemeyi arzu etme.   
Dini gelenekleri taklit eden ya da onları yorumlayan aptalları yok edin!   
Beni döllendirenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.
Talih bizi sanki camdanmışız gibi kırıyor, ve bu parçalar bir daha asla yapışmıyor.  
Dünyada iki çeşit insan var: Aklı olan ve dini olmayanlar, dini olan ve aklı olmayanlar.     
Sen ki anlayışta ve dinde hastalıktasın. Gel yanıma doğru, belki duyabilirsin doğruluğun sesini.   
İnsanlar dünyada ikiye ayrılırlar: Birincisi, dini olmayan akıllı insanlar; ikincisi ise aklı olmayan dindarlar.   
Bu hayat, babamın benim hakkımda işlediği bir cinayettir. Ben bu konuda hiç kimse için cinayet işlemedim.   
Kutsal kitaplar, sadece herhangi bir yaşın üretebileceği ve gerçekten de ürettiği gibi boş bir masallar kümesidir.   
Yeryüzünün sakinleri iki türdendir: beyinleri olanlar, ancak dinleri olmayanlar, ve dinleri olanlar, ama beyinleri olmayanlar.  
Peygamberlerin ifadelerinin doğru olduğunu varsaymayın; hepsi fabrikasyon. Erkekler gelip hayatı bozmadan rahatça yaşadılar.   
Sebep bana birçok şeyi yasakladı.İçgüdüsel olarak, benim doğam; Ve bildiğim kalıcı bir kayıp. Bir yanlışlığa inanıyorum ya da gerçeği inkar ediyorum.   
Sorarlar bana “nedir senin imanın dinin?”Ve “kimsin sen? Söyle nedir nesebin?”Zaman’ın evladıyım ben, soyum sopum insanlık,Bak, kervansaraydır bu dünya bana bir canlık.
Ah aptallar, uyanık! Kutsal törenleri saklı tutuyorsun. Yaşlı erkekler tarafından aldatılmış bir hile var. Kim servetten sonra şehvetip şehvetini kazandı. Ve temelde öldü  ve kanunları tozdur.   
Hanifler (Müslümanlar) tökezliyorlar, Hristiyanlar başıboş. Yahudiler sertleşti, Magyalılar hatadan çok uzaktı. Biz ölümlüler iki büyük okuldan oluşuyor. Aydınlanmış bıçaklar veya başka dini aptallar.  
Sabah çıkan kuşlara sadaka olarak birer içki verin ve yardım için erkeklerden daha iyi haklara sahip olduklarını düşünün. Çünkü ırkları, kendi ırkınızdan korktuğunuzda, hiçbir şekilde size zarar vermez.  
Kutsal kitaplarını okuyorlar, gerçekte bunların kurgu olduğunu söyleyen ilkler. Sebep, sen (yalnız) gerçeği söylersin. Öyleyse, (dini) gelenekleri taklit eden ya da onları yorumlayan aptalları yok edin!  
Peygamberler de aramızda öğretmeye geldiler. Minber vaaz gelenlerden biri; Dua eder, öldürür ve vefat eder, ama yine de Hastalıklarımız sahildeki çakıl taşları gibidir.İ slam'ın hakikatte tekeli yoktur.  
Kudüs’te Muhammed ümmetiyle İsa ümmeti arasında bir gürültü koptu. İseviler çan çalıyor, Muhammediler minarede bağırıyor; her iki taraf kendi dinine saygı gösteriyor, yüceltiyordu. Ah! Hangisinin doğru olduğunu bilseydim!
Tanıdığım ümmetler ne cahildir! Belki tanımamış olduğum, benden önce gelip geçmiş olan ümmetler daha sapık, daha alıktır. Cuma namazlarında, eşeklikleri yüzünden, emirleri için Tanrı’dan yardım isterler. Onların bu haline az kalır ki, minber ağlasın.  
Adaletsizce suyunun bıraktığı balıkları yemeyin,
Ve katledilen hayvanların etini yiyecek olarak arzulamayın,
Veya saf taslağını amaçlayan annelerin beyaz sütü
gençleri için asil bayanlar değil.
Ve hiç şüphesiz kuşları yumurta alarak kederler;
Çünkü adaletsizlik suçların en kötüsüdür.
Arıların titizlikle aldığı balı koru
kokulu bitkilerin çiçeklerinden;
Çünkü başkalarına ait olabileceğini saklamadılar.
Onlar da lütuf ve hediyeler için toplayamadılar.
Bunların hepsini ellerimi yıkadım; ve keşke

Saçlarım grileşmeden yolumu algıladım!  Ve gıda denilerek kesilen hayvanları yemeyi arzu etme
İnsanlar dünyada ikiye ayrılırlar: Birincisi, dini olmayan akıllı insanlar; ikincisi ise aklı olmayan dindarlar.

Alphonse Gabriel Capone, İtalyan asıllı Amerikalı mafya lideri.

Bir adamı sabah gördüğümde tesadüf olarak kabul ederim, öğlen aynı adamı bir daha görürsem kuşkulanırım. Akşam karşılaştığımızda tereddütsüz silahımı çekip vururum. Tesadüflere inanmam.
Zararın neresinden dönersen dön, dönek derler.
Ayağımda ayakkabım yok diye üzülürdüm hep, yolda giderken ayağı olmayan bir adam gördüm ve onun için bu haldeyim.
Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.
Tatlı dil ve bir tabanca, yalnızca tatlı dilden daha etkilidir.
Güzel bir sözle alabileceğinizden daha fazlasını, güzel bir söz ve bir silah ile alabilirsiniz.
Git dediğinde gidip, gel dediğinde gelmemi mi bekliyorsun ? Ben hayatın önünde eğilmedim ki, senin karşında eğileyim.

Francis için her şeyi yaparım ama onunla asla savaşa gitmem.
(Francis Ford Coppola'ın kendisine Kıyamet filmi için başrol teklifine cevabı.)
Baba 3 büyük bir hataydı. Michael Corleone'u aklamak için yapılmıştı ve hem ticari kaygılar hem de tipik Amerikan izleyicisi beğenilerine uygun bir senaryoya sahip olan film diğer iki filmin yarattığı saygınlığını ve estetiğini yerle bir etti.
(2003.)
Ben oyuncuyum, yıldız değilim. Yıldızlar Hollywood'da yaşar ve kalp şeklinde yüzme havuzları vardır.
İstikrarımı bozdunuz.
(Kadın Kokusu adlı filmle ilk kez Oscar aldığında akademiye sözü.)
Sanırım öldüğümde emekliye ayrılacağım.
Hollywood'dan sıkıldım. Broadway'i özlüyorum.
At gözlüğü takmış insanları oynamayı seviyorum.
Oynadığım en iyi karakterlerden biri.
(You Don't Know Jack adlı filminde rol aldığı Ermeni asıllı karakterinden söz ederken.)
Yap gitsin insan en çok hatalarından ders çıkartır.
(Bir tv programında söylediği söz)

Tenin solgun ve buz gibi. Gözlerin renk değiştiriyor, hiçbir şey yemiyorsun ve güneş ışığına çıkmıyorsun. Ne olduğunu biliyorum.
Bella: Artık Korkuyorum.
Edward: Güzel. 
Bella: Senden Değil... Beni bırakıp gitmenden, tekrar ortadan kaybolmandan korkuyorum.

Edward: Sana binlerce kez seni sevdiğimi söylememden sonra, nasıl tek bir kelimenin benimle ilgili inancını yıkmasını sağlayabilirsin?
Nasıl olsa cehenneme gideceğim için tüm kuralları yıkıyorum.
Edward: Ve aslan kuzuya aşık olur..
Bella: Ne aptal bir kuzu,
Edward: Ne hastalıklı mazoşist bir aslan!
Nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim ama sevdiğin birisi için can vermek ölmek için güzel bir yol gibi görünüyor.
'Senin kokun benim için bir uyuşturucu gibi, sanki bana özel bir eroin gibisin'
Eğer aklın varsa benden uzak durursun
Beni istediğin sürece seni isteyeceğim. Sonsuza kadar!
Diyelim ki ben aptalın tekiyim, o zaman bana her şeyi anlatır mısın?
Burdayım ve sana güveniyorum!
James gibi bir sadist olsa da birilerini öldürme fikrinden hoşlanmıyorum!
Tamam yeterince ısındım.
Sandığımdan güçlüymüşüm.
Keşke ben de olabilseydim.
Sakın gitme!
O nerede 'Edward'?
Üç şeyden kesinlikle emindim: Birincisi, Edward bir vampirdi. İkincisi, onun ne kadar baskın olduğunu bilmediğim bir yanı kanıma susamıştı. Üçüncüsü, ona koşulsuz ve geri dönülmez bir şekilde aşık olmuştum!
Soluğumu tutarak upuzun odanın karşı tarafına avcının karanlık gözlerine baktım.O da memnuniyetle bana bakıyordu..
Senin istediğin kadar yanında olacağım.
Sonsuza kadar...
Sonra, benim adımı ve beni sevdiğini söyledin.
Bunu zaten biliyordun.
Ama duymak hoşuma gidiyor.
Seni seviyorum.
Benimle huzurlu ve mutlu bir hayat yaşasan olur mu, Bella? Şimdilik.

Edward: Bella, buradan ayrılıyoruz.
Bella: Neden şimdi? Bir yıl daha.
Edward: Bella zaman geldi. Forks'ta daha ne kadar kalabiliriz ki? Carlisle otuzu geçmiş gibi görünmüyor ama herkese otuz üç olduğunu söylüyor. Ne olursa olsun baştan başlamalıyız.
Bella: "Biz" derken?
Edward: Ben ve ailemi kastetmiştim.
Bella: Tamam, ben de seninle geliyorum.
Edward: Gelemezsin Bella. Gittiğimiz yer.. Sana uygun bir yer değil.
Bella: Senin olduğun her yer bana uygundur.
Edward: Ben sana göre değilim Bella.
Bella: Saçmalama. Sen hayatımın en mükemmel parçasısın.
Edward: Benim dünyamda sana yer yok.
Edward: Bana inanmıyorsun değil mi? Neden yalana inanabiliyorsun da gerçeğe inanmıyorsun?
Bella: Beni sevebilmen hiçbir zaman mantıklı gelmemişti. Bunu hep biliyordum.
Bella, senden önce hayatım tıpkı aysız bir gece gibiydi. Çok karanlık, ama yıldızlar vardı, sebepler. Ve sen gökyüzüme bir meteor gibi düştün. Ve bir anda her şey yanmaya başladı, parlaklık vardı, güzellik vardı. Sen gittiğinde ve meteor düştüğünde her şey simsiyah oldu. Hiçbir şey değişmedi ama gözlerim ışık yüzünden kör olmuşu. Artık yıldızları da göremiyordum ve hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Bella: Yaşamak zor, ölüm çok daha kolay ve huzurlu.
Bella: Bazıları der ki dünyanın sonu ateşler içinde olacak. Bazılarına göreyse buzlar içinde... Arzuları hissettiğim kadarıyla ateşten yanayım bu savaşta. Ama iki kez yok olacaksa dünya,nefreti de tattım bolca. Derim ki buzla gelen yıkımda bir o kadar harika ve yeter bana...

Alain Badiou, (doğ. 17 Ocak 1937, Rabat, Fas) önde gelen Fransız sol kanat düşünür, École Normale Supérieure'nin (ENS) eski felsefe bölüm başkanı.

Düşünmek için durmak gerekir.
Her gerçek mutluluk zamanın özgürleşmesini gerektirir.
Toplulukların en kötüsü, iktidara en aç insanların yönettikleridir.
Kuşku duyulmayan tek şey hiçtir, çünkü hiçbir gerçeklik iddiası yoktur.  
Liberal kapitalizm, insanlığın hiçbiri değildir. Tam tersine; vahşi, yıkıcı nihilizmin aracıdır.
İktidar ile doğrular arasında bir mesafe vardır. Felsefenin görevi bu mesafeyi açıklığa kavuşturmaktır.
Felsefe ancak hakikat kategorisinin tarihinde, zamanın ihtiyaçlarına uygun, yeni bir aşama önerirse var olacaktır.  
Gençlik kesinlikle yaşamın en iyi kısmı değildir. O halde gençlik bir zafer midir, yaşamın bir zaferi midir yoksa çelişik bir dönem, kafa karışıklığı dönemi olduğundan, belirsiz, daha ziyade dayanması güç bir dönem midir?
Hakikat Avrupa'da yeni bir kelime (ve başka yerlerde).
Özgün ifade:  La vérité est un mot neuf en Europe (et ailleurs).
Matematik olmadan kör oluruz.
Özgün ifade: Hors les mathématiques, nous sommes aveugles.
Sanat insandaki insandışılığı kanıtlar.
Özgün ifade: L'art atteste ce qu'il y a d'inhumain dans l'humain.
Kapitalizmin gerektirdiği şey, çalışma, ihtiyaç ve tatminlerden oluşan bir yaşamdır. Kısacası, hayvani bir yaşam.
Gelenek Tanrıyı ne pahasına olursa olsun hayatta tutabilmek için kadınları kesinlikle görünmez kılmak gerektiğini bilir.
...Kız çocukları zaten çoktan kadın olduklarından kadın olmaya ihtiyaç duymazlarken oğlan çocukları bir türlü olamadıkları erkek haline nasıl gelebileceklerini bilmezler.
Kapitalizmin gerektirdiği şey çalışma ihtiyaç ve tatminlerden oluşan bir yaşamdır.Kısaca hayvani bir yaşam.
...hem düşüncede hem de eylemde bizim için ölçüt olması gereken çelişki hiyerarşikleştirici sembolik gelenekten kopuşun kaçınılmaz iki bakışını karşı karşıya getirir;korkunç eşitsizlikler ve patojen başıboşluklar  yaratan Batı kapitalizminin simgesellikten çıkmış bakışı ile ....Marx'dan bu yana eşitlikçi bir simgeleştirme öneren bakış.

Alain de Botton, Yahudi asıllı İsviçreli yazar ve televizyon programları yapımcısı.
Sözleri

İyi bir kitap bizi susturur.
Kitap bize duyarlılık kazandırır.
Zihnin gücünü artıran şey sıkıntıdır.
Yeni düşünceler yeni mekanlara ihtiyaç duyar.
Bir şeyi yüceltmeye son vermenin en hızlı yolu ona sahip olmaktır.
Özgün bir benlik, başkalarından etkilenmeden tutarlı olabilmekle edinilir.
Ahlak kitabı yazmam gerekseydi, güleryüzlülüğü vazifelerin başına koyardım.
İnsanlar inandıkları şeylerin mantıklı olup olmadığını hiç gözden geçirmemişlerdir.
Eşitsizlik, toplumdaki genel kural olduğunda, büyük eşitsizlikler hiç dikkati çekmez.
Gerçek saygınlık çoğunluğun iradesinden değil, sağlam bir akıl yürütmeden kaynaklanır.
Dünyanın en zor şeylerinden biri, herkesin düşünmeden söylediğini, düşünerek söylemektir.  
En büyük sanat yapıtları bizim kim olduğumuzu bilmeksizin doğrudan bize seslenen yapıtlardır.
Bilgili olmanın önkoşullarından biri,kişinin kendi cehaletinin sınırlarını görmesi ve kabullenmesidir.
İnsan, günün en az üçte birini tutkulardan, insanlardan ve kitaplardan uzak geçirmezse nasıl düşünür olabilir?
Günümüzde işte mutlu olmamızın bu kadar zor olmasının nedeni gerçekleştiremeyeceğimiz hayaller kurmamızdır.
Felsefenin görevi, biz gerçekliğin yıkılmaz duvarını aşmaya çalışırken, isteklerimizin mümkün olan en yumuşak biçimde yere inmesini sağlamaktır.
Temkinli olmaya çalıştığımız zaman aptallıkla suçlanıyoruz. Utangaçlığımız kendini beğenmişlik, başkalarını memnun etme isteğimiz dalkavukluk olarak algılanıyor.
Mutluluğa ulaşmanın, acıdan tatmin olmanın yolu, acıdan sakınmak değil, acıyı doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmektir.
Konuşacak kimse bulamadıkları için kaç kişinin yazar olduğuna, bu yüzden kaç kitap yazılmış olduğuna şöyle bir bakarsak, kitapçıların yalnız insanlar için gidilebilecek en iyi yer olduğunu anlarız.
Bu dünyanın meyveleri hepimizindir, dünya meyveleri ise hiç kimseye ait değildir! Bunu unutursak bittik demektir!' diye haykırsa...İnsan soyu bugüne kadar yaşadığı onca suçu, savaşı, sefaleti ve korkuyu yaşamamış olurdu.
Eşitsizlik, toplumdaki genel kural olduğunda, büyük eşitsizlikler hiç dikkati çekmez. Ancak her şey aşağı yukarı birbirinin dengi olmaya başladığında, en ufacık farklılıklar bile göze çarpar.
(Statü Endişesi)
İnsan psikolojisi ya da sahip olma sürecinin kendisi, bir tüketim malına sahip olmanın yol açacağı mutluluğu engelleyebilecek belli bazı yönler içerir; ancak örneğin bir araba reklamı bu yönlerimizle asla yüzleştirmez bizi. Araba reklamı, söz konusu araca bir süre sahip olduktan sonra onu unutup yeni şeylere sahip olma arzusuyla yanıp tutuşacağımızdan kesinlikle söz etmez. Bir şeyi yüceltmeye son vermenin en hızlı yolu ona sahip olmaktır; tıpkı bir insanı yüceltmeyi engellemenin en hızlı yolunun onunla evlenmek olması gibi.
(Statü Endişesi)
İki insan ayrılırken, şefkatli konuşan taraf aşık olmayan taraftır.
İnsanlık bu ya; bir ahlak kitabı yazmam gerekseydi, güleryüzlülüğü vazifelerin başına koyardım.

Bir grubun bilinç seviyesi ne kadar düşükse, onu harekete geçiren fanatiklik de o kadar büyüktür.
Çölde açlıktan ölmekte olan bir çakal, kafesteki karnı tıka basa tok bir aslandan daha mutludur.
İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak kabul etmediği sürece tutsak sayılmaz.Ama kâinatın sonsuz büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi görüp onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır.İdrak ettikleri şey zamanın ve mekanın tutsağı haline getirir.
Yani ulaşılacak nihai bir hakikat yoktu.O zaman ne yapmalıydık? Hiçbir şey bilemeyeceğini idrak edip, hiçbir şeye inanmayan biri bu durumda tutkularının peşinde arzu ettiği her şeyi yapabilirdi.
Kısa sürede ileri gelenlerin gerçeği kitlelerden bilinçli olarak sakladıkları kanaatine eriştim. Bencilce sebepler uğruna halkın cahil kalmasını arzu ediyorlardı.
Zaten insanlığın en büyük sırrı bu değil mi? Ne zaman ve nereden geleceği asla bilinmez ama beklenen önünde sonunda daima gelir.

Alan Mathison Turing (23 Haziran 1912 – 7 Haziran 1954), İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog

Ahlaklılık ölçülemez, bu, içten gelen bir şeydir.   
Bilim diferansiyel denklemi. Din sınır durumdur.  
Her şeyi hayal edebilenler, imkansızı yaratabilirler.  
Bir makinenin yanılmaz olması bekleniyorsa, akıllı da olamaz.  
Beden, vicdanın ilgilenmesi ve kullanması için bir şeyler sağlar.  
Beynin soğuk püresi kıvamında olması gerçeğiyle ilgilenmiyoruz.   
Bazen kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip yapabilen insanlar var.
Sadece kısa bir mesafeyi görebiliyoruz, fakat yapılması gereken çok şey var.  
O kadar stresli bir işim var ki, onu aklımdan çıkarmanın tek yolu çok çalışmak.   
Güvenilir sonuçlar elde edilecekse, uzay-zamanın çok büyük bir kısmı araştırılmalıdır.   
İnsanın kafasını karıştıran şey, hata yapma kriteri olarak genellikle çelişkiyi kullanmasıdır.  
Bazen, kimsenin hayal edemediklerini, kimsenin hayal edemediği insanlar gerçekleştirir.    
Bizler, insanların düşünebildiğini nezaketen varsayarız. Aslında bunun da sorgulanması gerekir.  
Önümüzde sadece kısa bir mesafe görebiliyoruz, ancak yapılması gereken çok şey görebiliyoruz.    
Bilgisayar, bir insanı insan olduğuna inanmaya kandırabilirse, akıllı olarak adlandırılmayı hak eder.    
İnsanlığın eserleri ve gelenekleri, bilimsel indüksiyon uygulamak için çok uygun bir malzeme gibi görünmüyor.  
Bir insanın akla gelebilecek her koşulda ne yapması gerektiğini açıklamak için bir dizi kural üretmek mümkün değildir.  
Bazen, kimsenin hakkında hiçbir şey düşünmediği insanlar, kimsenin hakkında hiçbir şey düşünmediği şeyleri yapabilen kişilerdir.  
Bir gün öyle makineler yapacağız ki 0'lar ve 1'leri kullanan bu makineler biz insanların çözebileceği her türlü problemi çözüp hesaplamaları yapabilecek.  
Matematiksel akıl yürütme, şematik olarak sezgisel ve yaratıcılık diyebileceğimiz iki olanaktan oluşan bir kombinasyonun uygulanması olarak görülebilir.   
Kanıtlanan gerçekler ve varsayımlar olduğu açıkça görülürse, hiçbir zarar göremez. Yararlı araştırma çizgileri önerdikleri için varsayımlar büyük önem taşımaktadır.  
İnsanların neden şiddeti sevdiğini biliyor musun? Çünkü iyi hissettiriyor. İnsanlar şiddeti derinden tatmin edici buluyor. Ama memnuniyeti kaldırın ve hareket içi boş olur.    
Yüzyılın sonunda kelimelerin ve genel eğitimli görüşlerin kullanılmasının o kadar çok değişeceğine inanıyorum ki, bir kişi çelişmeyi beklemeden düşünme makinelerinden söz edebilecektir.  
İnsanlar neden şiddeti sever biliyor musunuz? Bazen iyi hissettiren şeyi yapamayız. Mantıklı olanı yapmak zorunda kalırız. Yalan söylemesini beklediklerinde birilerine yalan söylemek en zor andır. Yalan bekleyen birileri varsa onlara bunu veremezsin.
Umarım iki okul arasında bilgisiz kalmaz. Eğer özel okulda kalacaksa özel okulun özel eğitimini almayı kabul etmeli; eğer sadece bir kendini bilime adamış bir bilim adamı olacaksa, vaktini bu özel okulda boşuna harcıyor. ('in, okul müdürünün ailesine söyledikleri)   
Bilim, diferansiyel bir denklemdir. Din ise bir sınır halidir.

Umarım iki okul arasında bilgisiz kalmaz. Eğer özel okulda kalacaksa özel okulun özel eğitimini almayı kabul etmeli; eğer sadece bir kendini bilime adamış bir bilim adamı olacaksa, vaktini bu özel okulda boşuna harcıyor.
(Alan Turing'in, okul müdürünün ailesine söyledikleri).
Doğru değil, ama keşke doğru olsaydı. Steve Jobs
(Apple logosu olan ısırılmış elmanın eşcinsel hareket sembolü olan gökkuşağı renginde tasarlanmış olmasına karşılık sorulan soruya verdiği yanıt).
Turing’in çalışmaları sayısız hayatı kurtardı. Turing, bilime yaptığı önemli katkılarla sıkça ‘modern bilgisayarın babası’ olarak anılırken, ulusal bir efsane olmayı başardı. — David Cameron
Turing, o zamanın yasalarıyla yargılandı. Zamanı tersine çeviremeyiz. Gördüğü muamele tabii ki hiç adil değildi. Ama yaşadıkları için, tüm olanlar için çok üzgün olduğumuzu söyleme fırsatımızın olmasından memnunum. — Gordon Brown

Alan Wilson Watts (6 Ocak 1915, Kent - 16 Kasım 1973, Mt. Tamalpais) batılı izleyici kitlesi için Japon, Çin ve Hint Budist, Taoist ve Hindu felsefesini yorumlaması ve yaygınlaştırmasıyla tanınan, kendine özgü "felsefi şovmen", yazar ve konuşmacı bir İngiliz yazarıdır.

Tüm ışığın kaynağı gözün içindedir.
Yalnızlığımı başkalarına borçluyum.
Her şey, hatta hayattan kaçmak bile hayattır.
Berrak bilinç için geçmiş ya da gelecek yoktur.
Çamurlu su, en iyi yalnız bırakılarak temizlenir.
Bir bilim insanı her gün bir şeyler öğrenmeye çalışır.
Sadece şüpheli gerçekler savunulmaya ihtiyaç duyar.
Farkında olduğum şeylerin toplamından başka benliğim yok.
Bir şey ne kadar kalıcı olursa, o kadar cansız olma eğilimindedir.
Sürekli konuşursanız, başkalarının dediklerini asla duyamazsınız.
İnsan zihni, kendinden kaçma ve kendini yakalama girdabındadır.
Düşünür, düşüncesinden başka bir forma sahip değildir. Kaçış yok.
Bütün dünyayı kazanıp vicdanını kaybetmenin insana faydası nedir?
Kendini tanımlamaya çalışmak, kendi dişini ısırmaya çalışmaya benzer.
Kişilikli olmak kimsenin göremeyeceği zamanda doğru olanı yapmaktır.
Anı yaşama becerisi olmayanlar, gelecek için geçerli planlar yapamazlar.
Eğer her şeyin anlamı sonunda olsaydı besteciler sadece finalleri yazardı.?
Yol'dan başka yol yoktur. İster istemez biz o'yuz ve onunla birlikte gideriz.
Kendi içimde öncesizden sonsuza sürüp giden bir şeyin varlığını fark ettim.
Hayatın anlamı sadece hayatta olmaktır. Bu çok sade, çok açık ve çok basit.
İnsanın kendisi zaten, keşfedebileceği herhangi bir düşünceden daha büyüktür.
Kişi kazanılacak hiçbir şey olmadığını bilmeli, bunu iliklerine kadar hissetmelidir.
Kelimeler ancak benzer deneyimleri paylaşan insanlar arasında iletişim sağlayabilir.
Hayat, çözülmesi gereken bir sorun değil, fakat sahip olunması gereken bir deneyimdir.
İyi ve kötü, acı verici ve hoş şeyler öylesine ayrılmaz ve farklılıklarında öylesine benzerdirler.
Çinliler şöyle der: Yanlış insanlar doğru araçları kullanırsa doğru araçlar yanlış biçimde çalışır.
Aslında Dünyaya gelmek değil yaptığımız, Dünyadan çıkmak; tıpkı yaprakların ağaçtan çıkması gibi.
Şeylerin yaşamları ölümlerinden sadece konvensiyonel olarak ayrılabilir; gerçekte, ölmek yaşamaktır.
Herkes, sanki kendisinin ötesinde bir şey başarmak gerekiyormuş gibi büyük bir panik içinde koşturuyor.
Mutluluk, gelecekten beklenen bir şeye bağlıysa, sürekli elimizden kaçacak bir hayali kovalıyoruz demektir.
Beni, uzaydaki bir deriyle, zamanın içindeki doğum ve ölümle sınırlı olduğuma ikna eden yalnızca düzendir!
Geçmişin ve geleceğin gerçek yanılsamalar olduğunu fark ettim. Onlar şu anda var olmaktalar; tümüyle şu anda.
Net bir şekilde görebilmek için nasıl gözlerin düzeltilmesi gerekiyorsa, anlamak için de zihnin düzeltilmesi gerekir.
Çünkü 'kendi'yi aramak ona inanmak onu bulmak için girişilecek en ufak bir çaba, onu anında daha da uzağa itecektir.
Yapmayı sevdiğiniz şeylerle dolu kısa bir yaşama sahip olmak, sefil bir şekilde harcanan uzun bir yaşamdan daha iyidir.
Din, ölümün ötesindeki geleceği garantiye almak isterken; bilim, ölüme kadar olan süreyi garantilemek ve ölümü ertelemek ister.
Başarmak her zaman başarısızlığa uğramaktır. Çünkü kişi bir şeyde başarılı oldukça daha çok başarılı olma gereksinimi doğacaktır.
Zihin bir kere tüm korku ve umutları bütün çıplaklığıyla görünce, düşünceden öte bir farkındalık haliyle huzuru kendi içinde bulur.
İnsan sorduğu sorunun yanlış olduğunu keşfedene kadar çözümü olmayan ve aynı zeminde sürekli tekrarlanan bir bilmece gibidir.
Ne zaman yalnız kalmak isterseniz size ayrık otu muamelesi yapılır, bu nedenle 'tuhaf insanların umutsuz yoldaşlığına' maruz kalırsınız.
Sadece acı çekmek vardır, çeken yoktur, İş vardır yapan değil  Nirvana vardır, onu arayan kimse yoktur, yol vardır, onu kullanan kimse yoktur.
Her an bir beklentiye dönüştüğü zaman, yaşam gerçekleştirilmekten yoksun kalır ve ölüm bu beklentilerin sona ermesi gibi geldiğinden, korkunçtur.
Hayat tatlı olduğu için ondan vazgeçmek istemiyoruz fakat ona ne kadar çok dahil olursak o kadar çok tuzağa düşüyor, sınırlanıyor ve hüsrana uğruyoruz.
Korku, korkudan kaçmak; acı, acıyla savaşmaktır, cesur olmaya çalışmak ise korkmaktır. Eğer zihin acı çekiyorsa, zihin acı olmuştur. Düşünenin kendi düşüncesinden başka bir biçimi yoktur. Kaçış yoktur.

Albert Camus (7 Kasım 1913 – 4 Ocak 1960), Fransız yazar ve filozof.

Bugün annem öldü veya dün, tam hatırlamıyorum.
İnsan bilmediği konularda hep abartılı fikirlere sahip olur.

Usta romancılar filozof romancılardır — ki onlar tez yazarlarının karşıtlarıdır.
Düşünme alışkanlığı elde etmeden önce yaşama alışkanlığı ediniriz.
Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. Sisyphus'u mutlu olarak düşlemek gerekir.
Orijinali:La lutte elle-même vers les sommets suffit à remplir un cœur d'homme; il faut imaginer Sisyphe heureux.
Bana her şeyi açıklayan öğretilerin aynı zamanda beni zayıflatmalarının nedenini şimdi anlıyorum. Kendi yaşamımın ağırlığından kurtarıyorlar beni, oysa onu yalnız başıma taşımam gerek.
Dünya aydınlık olsaydı, sanat olmazdı.
Evet belki de mutluluğun sırrı saçmanın anlamsızlığını keşfetmemizdir.

İnsan istiyor tabii, hem uyuyayım hem unutayım...Keşke.

Eğer Tanrı olmasaydı, bir insan aziz olabilir miydi; bu benim bugün bildiğim tek samimi problemdir.

Her ideoloji insan psikolojisine karşıttır.

Dostlarım, şimdi ben size büyük bir şey söyleyeceğim. Son Yargılama gününü beklemeyin. O, her gün olmaktadır.

Ölüm de serindir, gölgesinde hiçbir tanrı barınmaz.

Tarihsel mutlakıyet yeterli değil, etkilidir, gücü elde etmiş ve elinde tutmuştur. Güç sahibi olur olmaz, tek yaratıcı gerçekliği yok etmiştir.

Güzelliğe karşı hepimizin bir zaafı var.

Kendimi mi öldürsem, yoksa bir fincan kahve mi içsem?

Hayat ve ahlak hakkında bildiğim her şeyi futboldan öğrendim.

Adalet olmadan düzen olmaz.
Ağın ilmiklerine takılmış bir balık gibi çırpınıyorum.
Ahlaka dair ne biliyorsam bunu futbola borçluyum. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.
Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk subukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır.
Alçalmak, yükselmekten çok daha kolaydır.
Aslında zeki bir insan, bunu siz de pek iyi bilirsiniz, haydut olup topluma sadece şiddetle hükmetmenin hayalini kurar. Bu da birtakım romanlarda okuduğumuz kadar kolay olmadığından, genellikle siyasete girilir, en zalim partiye koşulur. Aklımızı ayak altına alıyormuşuz, ne önemi var, değil mi? Böylece dünyaya hükmedebildikten sonra... İçimde zulümle ilgili tatlı hayaller buluyordum.
Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır.
Aşk, akıllı aptal demeden tüm insanlara bulaşan bir hastalıktır.
Ateşten ve yiyecekten yoksun bir insan için özgürlük, hiç de acelesi olmayan bir lükstür.
Basın özgürlüğü belki de özgürlük düşüncesinin giderek aşağılanmasından en çok acı çekmiş özgürlüktür.
Başardığımız her iş bizi köleleştirir, çünkü daha iyisini yapmaya zorlar
Başarı kolay elde edilir, zor olan başarıyı hak etmektir.çeviri
Bazılarının, sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor.
Ben dilimin sınırlarında nöbet beklerim.
Ben umutsuzluğu ve bu dertli dünyayı kabul etmeyerek, insanların birleşmesini ve kötü yazgılarına karşı savaşmalarını istiyordum
Ben, yurdumu, adaleti de severek, sevebilmek istiyorum. Kan ve yalan pahasına kazanılmış olduktan sonra her türlü büyüklüğün onda toplanmasını isteyemem.
Benim uğraşım, kitaplarımı yazmak, insanlarım ve halkım tehdit edildiğinde savaşmaktır. Hepsi bu.
Bilirsiniz ki; en zeki insanlar bile yanındakinden bir şişe fazla devirmekten şeref duyarlar.
Bir akşam, dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken, bir an bile duraksamadan: 'Tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi, hayattaki inancının tükendiği an gelmişti.' cümlesini okudum. Bir saniye sonra, cümle içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum.
Bir insan söyledikleri kadar söylemedikleriyle de insanlaşır.
Bir insanı sevmek, onunla birlikte yaşlanmaya razı olmaktır.
Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.
Bir kalıp düşünceyi işlemek, bir incelik üzerinde durmaktan çok daha kolaydır. Benim için kalıp düşünceyi seçtiler: Ben de saçma oldum kaldım...
Bir yapıtın kalbinde, orası karanlık bile olsa sönmeyen bir güneş parlar.
Bir yazarım. Ben değil kalemim düşünür, anımsar ya da kuşatır.
Biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarız. Daha çok onların toplumundan kaçarız. Tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi.
Biz yaşamımız boyunca kişiliğimizi biçimlendirmeyi sürdürürüz. Eğer kendimizi çok iyi tanısaydık, ölmemiz gerekirdi.
Bu dünyada en büyük suç, insanların taşıdıklarından kaçmak değilse nedir?
Bugün karım öldü fakat neyse ki masamın üstü beni oyalayacak bir sürü evrakla dolu.
Bugünü anlatan yapıtların yazarları, duygu incelikleri, sevgi gerçekleri üzerinde duracak yerde, yargıçlardan, mahkemelerden, davalardan, suçlama yollarından başka bir şey görmüyorlar. Pencereleri dünyanın güzelliklerine açacak yerde, yalnızların sıkıntılarına açılmış pencereleri kapıyorlar.
Bütün büyük olayların, büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır.
Büyük olmanın yolu da, deha gibi çalışma ve alınterinden geçer.
 
Çağdaş siyasi toplum, insanları mutsuzluğa düşürme makinesidir.
Çöl kalmadı artık. Ada kalmadı. Oysa gereksinimini duyuyoruz. Dünyayı anlamak için, bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için, bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir. Ama güç kazanmamız için zorunlu yalnızlığı, usun toparlandığı ve gözüpekliğin ölçüsünün alındığı uzun soluğu nerede bulmalı? Büyük kentler kaldı. Ancak, bunun için de bir takım koşullar gerekiyor.
Dünyadaki kötülüklerin çoğunun temelinde, başkasının varolan veya olası sorunlarını görmezden gelmek yatar, iyi niyetli yaklaşımlar da altyapıca yetersiz ise, kötü bir niyetinki kadar tahribata yol açabilir.
Dünyanın en eski mesleği "kendini satmak"tır. Bunu "fahişelik" ile karıştırmak da bir o kadar eski bir yanılgıdır.
Düşüncenin haline ağlamak boşunadır. Onun için çalışalım yeter.
Düşünen insanların mesleği uygulayıcıların tarafında bulunmak değildir.
Evren insan için uyumsuzdur ve bilinemez.
Evrenimin gizi: İnsandaki ölümsüzlük isteğine kapılmadan Tanrı'yı düşlemek.
Felsefe, utanmazlığın çağdaş biçimidir.
Geceler sonsuz değildir.
Geleceğe yönelik gerçek cömertlik, şu an mevcut olan her şeyden vazgeçmeyi içerir.
Gençlik kolay mutluluklar için parlak bir çağdır.
Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ve uçurumdur.
Gerçeği aramak, arzulananı aramak değildir.
Gölgesiz güneş yoktur ve geceyi tanımak gerekir.
Günü gününe kadınlar, günü gününe erdem ya da erdemsizlik, günü gününe, köpekler gibi, ama her gün sağlamca yerinde duran kendim. Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcükler içinde, hiçbir zaman gerçek içinde değil. Tam okunmamış o kitaplar, tam sevilmemiş o dostlar, tam gezilmemiş o kentler, tam sarılmamış o kadınar!

Haklı olma ihtiyacı, sıradan insanlara özgüdür.
Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.
Hayat bir şey değildir. İtinayla yaşayınız.
Hepimiz öleceğimize göre, ne zaman ve nasıl olduğunun önemsizliği meydandadır.
Her şeye katlanabilirim, yeter ki içimde o yoğun ve coşkun yalımı duyayım.
Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz.
Her tür kesinliğe karşı, insanların öldürülmesinin sineklerin öldürülmesi kadar gündelik sayıldığı şu anlamsız dünyayı tanıdığımızı sakin sakin yadsıyorlardı; şu sınırları iyi çizilmiş vahşiliği, şu hesaplanmış çılgınlığı, (…) şu ölüm kokusunu, öldürmediği herkesi şaşkına çeviren şu ölüm kokusunu, son olarak da bir bölümü her gün bir fırının ağzına yığılmış, yağlı kokular çıkararak havaya karışan, öteki bölümü de güçsüzlük ve korkunun zincirlerine vurulmuş kendi sırasını bekleyen şu şaşkına dönmüş insanlardan olduğumuzu inkar ediyorlardı...
Hiçbir sanatçı gerçekten vazgeçmez.
Hiçbir şey, büyüklük kadar sade değildir; çünkü sade olmak, biraz da büyük olmaktır.
Hürriyet, tarihin kaybolmayan tek değeridir.

İnancın yere düşerse silahın da yere düşer.
İnsan, kendi kendisinden saklamaya çalıştığı yanını sevmez.
İnsan, kendisine bir mânâ vermeye çalışan tek mahlûktur.
İnsan "ne ise o olmayı" reddeden tek yaratıktır.
İnsan da, yaşam da saçmadır; boşunadır, rastgeledir, sağlam hiçbir şey yoktur; ama yine de yaşamak gerekir.
İnsan hiçbir zaman tamamıyla mutsuz olmaz.
İnsan insan olmadığı sürece insanlar insan gibi yaşayamaz.
İnsan kendisi için gerçek ve mutlak olan mutluluğa yaşamı boyunca yalnız bir kez erişir ve geri kalan tüm yaşamını bu mutluluğa tekrar ulaşmaya adar.
İnsan otuzunda kendini avucunun içi gibi bilmelidir. Kusurlarının ve niteliklerinin kesin sayısını, ne kadar uzağa gidebileceğini bilmelidir, ilerideki başarısızlıkları öngörebilmelidir. Her ne ise o olabilmelidir. Ve hepsinden önemlisi, bunları kabul edebilmelidir.
İnsan söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle insanlaşır.
İnsan tümüyle suçlu değildir çünkü tarihi o başlatmadı, ama tümüyle suçsuz da değildir çünkü tarihi sürdürdü.
İnsanı akıllı yapan tek şey nefrettir.
İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm.
İnsanın eninde sonunda alışamayacağı bir düşünce yoktur.
İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.
İnsanın parası varsa çalışmak zorunda kalmaz. Böylece zamanı satın alır. Bu kalan zamanda da kendini mutlu edebilecek şeyleri yapar. Yani para mutluluğu satın alır.
İnsanlar için en ideal düzen, onların mutlu olduğu düzendir.
İnsanlara boyun eğdirmek isteyenin kulağı sağırdır.
İnsanlarla uzun süre yaşayamıyorum. Sonsuzluğun payından bana biraz yalnızlık gerek.
İspanya'da savaşan gönüllüler, bu savaşın anılarını yüreklerinde kötü bir yara gibi taşımışlardır. Çünkü, insan, haklı olduğu halde yenilebileceğini, zorbalığın gayrete boyun eğdirebilecegini, bazen cesaretin kendi kendisinin ödülü olmadığını İspanya'da öğrenmiştir.
Kelimeler torba gibidir, içine konan şeyin şeklini alır.
Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.
Kısaca, mahkum idamına manen yardım etmek zorundaydı.İşlerin kolayca yürümesi kendi yararınaydı.
Kışın en soğuk zamanında, ben nihayet içimde yenemediğim bir yaz olduğunu öğrendim.
Korkunç bir bırakılmışlık duygusu. Dünyanın bütün varlıklarını göğsüme sarsam bile, kendimi hiçbir şeyden koruyamazdım.
Kötül

Albert Einstein, özel ve genel görelilik teorilerini yayımlayan ve fiziğin diğer alanlarına katkıda bulunan ünlü teorik fizikçi. Fotoelektrik etkilerini açıkladığı için fizikte Nobel Ödülü'nü kazandı.

Artık yağ olmadan, et olmadan, balık olmadan yaşıyorum ve bu şekilde gayet iyi hissediyorum. Daima insanın bir etçil olarak doğmadığını düşünmüşümdür.
Ben her zaman vicdan azabı ile hayvan eti yedim.
Ben gelecek için hiçbir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor.
Bizi ilgilendiren konu yalnız barışı kurmanın ve korumanın teknik çareleri değil, aynı zamanda kafaları eğitmenin, aydınlatmanın yoludur.
Biz ikna olmuş fizikçiler için geçmiş, günümüz ve gelecek arasındaki fark yalnızca ısrarlı bir yanılsamadan ibarettir.
Defalarca söylediğim gibi bana göre kişileşmiş bir Tanrı çocukça bir şey. Beni bir agnostik olarak adlandırabilirsin... Ben, kendi var oluşumuzu ve doğayı kavrayarak anlamayabilmemiz hususundaki zayıflığımızla uyumlu tevazulu bir tutum almayı tercih ediyorum.
Deneyimleyebileceğimiz en güzel coşku gizemli olandır. O, tüm gerçek sanat ve bilimin gücüdür. Bu coşkuya yabancı olan kişi merak hissedemez ve endişe içinde tam bir ölü gibi sürüklenir. İçini kavrayamadığımızın gerçekten varlığını bilmek… En yüksek ve en coşkun neşeyle yavaş gelişen yeteneklerimiz; bu bilgi, bu his ile en ilkel biçimlerinde iken kavranabilir ki bu gerçek dindarlığın merkezidir.
Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur.
Hans Muehsam’a mektubundan, (9 Temmuz 1951)
İnsan genelde birine -düşmanı olmadığı sürece- akıllılık atfetmekten kaçınır.
İnsanoğlunun en büyük zaafı, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanması. Hatta bütün yiyecekleri, hayvanları ve doğayı kendine sunulmuş bir nimet sanıyor. Evren dediğimiz bütün içerisinde, kendisini diğer canlılardan ayrı tutuyor. Çevreyi istediği gibi kullanıyor. Yıkıyor, yok ediyor. Halbuki insanoğlu bu evrende zincirin sadece küçük bir parçası. Bunu reddederek aslında kendisine bir hapishane yaratıyor. İnsanın bu yanılgıdan kurtulması en büyük özgürlük. Tabii bu da tam olarak mümkün olmayabilir ama bu çabanın kendisi de bir özgürlük.
Kendi yarattıklarını cezalandıran ya da ödüllendiren, biz insanlarınkine benzer istekleri olan bir Tanrı'yı benim aklım almaz. Bedeni ile öldükten sonra yaşayabilecek bir insan da düşünemem. Zayıf yürekliler, korku ya da gülünç bir bencillikle bu çeşit düşünceleri beslesinler istedikleri kadar.
Korkarım ki bir gün teknoloji, insan iletişiminin ve yakınlaşmasının önüne geçecek ve aptal bir nesil ortaya çıkacak.
Kuantum mekaniği konusunda çok çalışmak gerekir. Ama, içimden bir ses bana bunun her şeyin çözümü olmadığını söylüyor. Bu teoriyle birçok şey açıklanıyor; ama hala O'nun sırrını çözebilmiş değiliz. Ben yine de, O'nun zar atıp kumar oynadığını, hiç mi hiç zannetmiyorum.
Otoriteye gösterilen düşüncesizce saygı, doğruluğun en büyük düşmanıdır.
Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım.
Tanrı sözcüğü benim için insan zaaflarının bir ifadesi ve ürünü olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor. Kutsal Kitap saygı duyduğum, ancak yine de ilkel ve bir hayli çocuksu bulduğum bir söylenceler topluluğu. Hiçbir yorum, ne denli incelikli olursa olsun, bu görüşümü değiştiremez. En incelikli yorumlamalar birbirlerinden oldukça farklılar ve bunların özgün metinle hemen hemen hiçbir ilgisi yok. Bana göre Yahudilik, öteki tüm dinler gibi, en çocuksu boş inançların nesneleştirilmesidir ve üyesi olmaktan mutluluk duyduğum, düşünce yapısına son derece yakın olduğum Yahudi halkı da benim için öteki insanlardan farklı bir niteliğe sahip değildir... Bu insanlarda ‘seçilmiş’ olduklarını gösteren hiçbir şey görmüyorum.
Tanrı, evrenle zar atmaz.
Vejetaryenliğin yayılması kadar insanlığın sağlığına ve dünyada hayatta kalmalarına fayda sağlayacak başka bir şey yoktur.
Hiç hata yapmayan bir insan hiç denememiş demektir.
Plütonyumu denatüre etmek, insanın kötü ruhunu denatüre etmekten daha kolaydır.
Önemli olan, sorgulamayı bırakmamaktır.
Sadece başkaları için yaşanmış bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır!
Hiçbir şey, vejetaryen bir beslenme biçimine geçmek kadar insan sağlığına fayda sağlamayacak ve Dünya'daki yaşamın devam etme şansını artırmayacaktır.International Vegetarian Union (IVU)

Eğer Einstein genel göreliliğin özgün denklemlerine güvenmiş olsaydı, evrenin genişlemekte olduğunu, gözlemsel olarak keşfedilmesinden on yıldan daha uzun bir zaman önce kuramsal olarak bulmuş olacaktı. Elbette bu, tüm zamanların en büyük keşiflerinden biri -hatta en büyük keşfi- olabilirdi. Hubble'ın elde ettiği sonuçları öğrendikten sonra Einstein, kozmolojik sabiti düşündüğü gün pişman oldu ve bu sabiti genel görelilik denklemlerinden çıkardı. Herkesin bu hazin olayı unutmasını diledi ve on yıllar boyunca herkes unuttu da.
Brian Greene
Einstein yüzyılın felsefesinin yaratıcı ruhuydu, ben de yüzyılın edebiyatının yaratıcı ruhuydum.
Gertrude Stein
Einstein felsefeci değil, fizikçiydi. Ama sorularının saflığı felsefiydi.
Carl Friedrich von Weizsäcker
Einstein'ın Amerika ile ilgili en sevmediği şey ırkçılıktı.
Fred Jerome
Albert Einstein, o da ayakkabılarını bağlayamazdı. Bu bir gerçek.
Dhoom 3

Einstein Bu Sözlerin Kaçını GERÇEKTEN Söyledi?

Albert Ellis, (27 Eylül 1913 - 24 Temmuz 2007) Amerikalı Terapi'nin kuramcısı psikoterapist.

Kendine dalmayı bırak.
Azimliliğiniz ve bilginiz dâhilinde eyleme geçin.
Aşırı ya da takıntılı “akıl” genellikle akılcı değildir.
Hayal gücü, güçlü bir düşünce ve duygu sürecidir.
Endişenin kendisi en acı verici durumlardan biridir.
Temelde tüm din türleri şudur: çocukça bağımlılık.
Ben ve diğerleri dahil hiçbir insan, alt insan değildir.
Güçlü duygular iyidir; Bizi alt üst eden aşırı tepkilerdir.
İnsan duygusu büyük ölçüde düşünüşten kaynaklanır.
Nevroz, sızlanmak için kullanılan birinci sınıf bir kelimedir.
Çok mutluyum. İşimi ve onun çeşitli yönlerini seviyorum.
İnsanların farkında olmadıkları güdü ve düşünceleri vardır.
İnsanlar sadece üzülmez. Üzüntülerine katkıda bulunurlar.
Diğer insanların onayını fazlasıyla önemsemeniz nevrotiktir.
Başkalarını affetmemek, kendini affetme eksikliğine yol açar.
Belimizi büken, taşıdığımız yük değil, onu nasıl taşıdığımızdır.
Bir şeyi en iyi öğrenmenin yolu, onu başkalarına öğretmektir.
Başarısızlığın, bir kişi olarak içsel değerinizle hiçbir ilgisi yoktur.
İnsanlar kendilerini her zaman koşulsuz olarak kabul edebilirler.
Gerçek doğru, kim için doğru? Bunu kim söyleyebilir? Hiç kimse.
Ölme konusunda endişelenmek yaşamanıza pek yardımcı olmaz.
Rahatsız olmanızın veya mutlu olmanızın en büyük sebebi sizsiniz.
Doğa dediğimiz şey, bizim hayatta nasıl kaldığımızda pek ilgilenmez.
Başarısızlık üzüntü, pişmanlık, hayal kırıklığı ve kızgınlığa yol açabilir.
İnsanlar genelde istedikleri gibi davranırlar, sizin istediğiniz gibi değil.
Yıllar boyunca aldığım tüm eleştiriler karşısında çoğu insan pes ederdi.
Akıl yürütme, normalde sağlıklı olmayan ve insanı alt eden duyguya engel olur.
Aslında nevrozun özünü tek bir kelimeye koyabiliriz: suçlama - ya da lanetleme.
Sadece olduğu gibi var olman ve hayatını yapabileceğin en iyi şekilde yaşamalısın.
Özgüven, şartlı olduğu için erkek veya kadın tarafından bilinen en büyük hastalıktır.
Ne olursa olsun, hala büyük ölçüde duygusal kaderimin yaratıcısı ve hükümdarıyım.
İnsanlar size kötü davrandığında bile onları kınamayın veya misillemede bulunmayın.
Hayatınızın en güzel yılları, sorunlarınızın kendinizin olduğuna karar verdiğiniz yıllardır.
Bir terapist sizin daha iyi düşünmenize yardımcı olabilir ama sizin yerinize düşünemez.
Kolay çıkış yolu, çoğu zaman en tatmin edici yaşam tarzından çıkmanın 'kolay' yoludur.
Sahip olmaya değer çoğu şey, genellikle beklediğinizden daha fazla fedakarlık gerektirir.
Öfke ve kızgınlık sizin zayıflığınızı gösterir. Sizi dogmatik, kontrol dışı ve dürtü kölesi yapar.
Hayatınızın en güzel yılları, problemlerinizin kendinize ait olduğunu kabul ettiğiniz yıllardır.
Başkalarına saldırmadan, kendinize adil bir şekilde dayanmaya istekli olduğunuz anlamına gelir.
Aptalca davranışlardan kaçınmak genelde çok zordur ama bunlardan yararlanmak çok kolaydır.
Öfke, kızgınlık ve asabiyet aşılması zor şeylerdir; çünkü egonuzun iyi hissetmesine sebep olurlar.
Yemek yemek her zaman bir karardır, kimse elini yiyecekleri almaya ve ağzına sokmaya zorlamaz.
İnsanlar ve olaylar aslında bizi üzmüyor. Biz onların bizi üzebileceğine inandığımız için üzülüyoruz.
Aslında kaygı dediğimiz şeylerin çoğu, birinin sizin hakkınızda ne düşündüğüne aşırı ilgi duymaktır.
Bireye, bütün bir insan olarak utanacağı veya kendinden nefret edeceği hiçbir şey olmadığı öğretilir.
İnsan rahatsızlığının büyük çoğunluğu dogmalardan, kendini adamışlıktan ve kutsallaştırmadan gelir.
İnsanlar irrasyonel inançlarını mantıksız esnek tercihlere dönüştürdüklerinde daha az rahatsız olurlar.
Büyük ölçüde depresyonunuzu inşa ettiniz. Sana verilmedi. Bu nedenle onu parçalarına ayırabilirsiniz.
Ahlaklı davranmak istiyorsanız, kendinizi, diğer insanlara karşı sorumlu davranmaya zorlamanız iyi olur.
Koşulsuz kendini kabul etme tutumu, muhtemelen uzun vadeli iyileşmelerindeki en önemli değişkendir.
Hata yapmak insandır; İnsanları ve kendinizi kötü davranışlar için affetmek mantıklı ve gerçekçi olmaktır.
İnsanların fikirlerini patronlarına ya da doğrudan üzerlerinde olan birine söylemelerini tavsiye etmiyorum.
Geçmişi değiştiremeyiz, bu yüzden insanların bugün düşünme, hissetme ve davranış biçimlerini değiştiriyoruz.
İnsanlar kendilerini neyin rahatsız ettiğine dair içgörüler elde ettiler, ancak değiştirmek için hiçbir şey yapmadılar.
Sevilme gereksiniminiz ne kadar fazla olursa , insanların size saygı duyma ve sizi önemseme eğilimleri o kadar azalır.
Klinik çalışmalarla o kadar meşguldüm ki deneylere ve sonuç çalışmalarına fazla zaman ayıramadığım için üzgünüm.
Pek çok durum hakkında endişelenmenin, onları iyileştirmekten çok daha kötü hale getireceğine kendinizi ikna edin.
Adaletsizliğin bile iyi noktaları vardır. Adil olmayan bir dünyada elimden geldiğince mutlu olma mücadelesini veriyor bana.
Benlik saygısı bir hastalık mı? Bu, onu tanımlama şeklinize göre. Her zamanki gibi insanlar ve psikologlar tarafından tanımlanır.
İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsemeyerek, kendi adıma düşünebiliyorum ve insanların ne düşündüğü umrumda değil.
Çoğu terapinin sorunu, daha iyi hissetmenize yardımcı olmasıdır. Ama iyileşmiyorsun. Bunu eylem, eylem, eylem ile yedeklemelisiniz.
Hayatınızın en iyi yılları sorunların kendinizin olduğuna karar verdiğiniz yıllardır. Kendi kaderinizi kendinizin kontrol ettiğini fark edersiniz.
İnsanlar başarısız olabileceklerini veya reddedilebileceklerini kendilerine söyledikleri için diğer insanlardan veya zor projelerden korkarlar.
Mutluluk, büyük ölçüde bir şeylere ulaşmada değil, bir hedefe doğru çabalarken yaşanır, çünkü doğamız her zaman bir sonraki çabaya devam etmek istemektir.
Nitekim felsefemin bir sonucu olarak Hitler'e kızmadım bile. Onu devirmek için savaşa gitmeye istekliydim, ama ondan nefret etmedim. Yaptığından nefret ettim.
Dini inançlar, en çılgın düşünce, duygu ve davranış türlerini teşvik eder ve nevrozun, sınırda kişilik durumlarının ve hatta bazen psikozun şiddetli tezahürlerini destekler.
Dini fanatizm açıkça üretti ve büyük olasılıkla muazzam miktarda çekişme, kavga, şiddet, kan dökülme, cinayet, kan davaları, savaşlar ve soykırım üretmeye devam edecek.
Hayatınızın en iyi zamanı sorunların size ait olduğunu kabullendiğiniz zaman olacaktır. Onlar için hiçbir şeyi veya hiç kimseyi suçlamayacaksınız. Ve o zaman kaderinizi kontrol edebildiğinizi fark edeceksiniz.

Albert Pike (29 Aralık 1809 - 2 Nisan 1891), Amerikalı şair,

İnanç, Aklın tükendiği yerde başlar.   
Başkalarına ve kendimize adalet aynıdır.   
Adalet özellikle uluslar için vazgeçilmezdir.   
Hayat kayıpların bir hesabıdır, her geçen yıl.  
Işığa ulaşmak için karanlığın içinden geçmeliyiz.   
İnsan düşüncesine güç ve kalıcılık veren yazılı insan konuşmasıdır.   
Biz bütün ışığa sahibiz, yapmamız gereken tek şey; düşüncelerimizi pratiğe dökmek.       (Morals and Dogma kitabından)
Söylediklerimiz ve yaptıklarımız, etkileri hayatımızın ötesine geçmiyorsa, önemsizdir.   
Görev her daim bizimle, dahası bize her defasında boş bir birey olmayı yasaklamıştır.  
Güneş: Evrenin Ulu Mimarı'nın üretkenliğinin ve hayat veren yönünün eski bir sembolüdür.   
Dünyada elde edilen en soylu şeylerin neredeyse tamamı, fakir adamlar tarafından başarılmıştır.  
Kendimiz için yaptıklarımız bizimle birlikte ölür. Başkaları ve dünya için yaptıklarımızsa sonsuza dek yaşar.  
Kaybedene kadar hiçbir şeyin ne anlama geldiğini veya değerinin ne olduğunu bilmiyoruz gibi görünüyor.  
En yoksul insanların düşüncesizce hareketi, yeraltı madenine giden treni ateşleyebilir ve patlamayla bir imparatorluk yıkılabilir.   
Düşünce bir güçtür. Felsefe ise doğruluk ve sevgi gibi devasa bir etkenle insanlığın iyileşmesini sağlayacak etkiyi bulmada bir güç olsa gerek.
Hayat kayıpların bir hesabıdır,Her geçen yıl...Dünyanın tutkusu yavaş yavaş artarVe ağır yük hafifleşirVe şafak ölmezleşir, daha parlaklaşırHer geçen yıl...
Büyük bir ilke için olan savaş, ulusu yüceltir. Sığ gerekçelerle ticari bir üstünlük sağlamak için olan savaşsa alçakçadır.
Düşünce bir güçtür. Felsefe ise doğruluk ve sevgi gibi devasa bir etkenle insanlığın iyileşmesini sağlayacak etkiyi bulmada bir güç olsa gerek...
İnsan, sevgi ve inanç gibi büyük bir kuvvetten yoksun başlama noktasında ilerliyor ve amaca doğru gidiyorsa bu kavranılacak bir şey değildir.

Albert Schweitzer (14 Ocak 1875, Kayserberg, Alman İmparatorluğu-4 Eylül 1965, Lambaréné, Gabon), 1952 Nobel Barış Ödülü sahibi Alman humanist doktor, filozof, müzisyen, teolog, hayvansever ve anti-nükleer aktivisti.

Ahlak, kelimenin en geniş anlamıyla, canı olan her şeye karşı duyulan sorumluluk demektir.
Ahlaklılığın en büyük düşmanı duygusuzlaşmaktır.
Bazen ışığımız söner, ama başka bir insanla karşılaşmamızla tekrar parlayıverir bir anda.
Ben, her zaman şuna inanmışımdır; her birimiz hiç olmazsa yoksulluğun bir parçasını sona erdirebilmek için az da olsa birşeyler yapabiliriz.
Bir insanın sahip olabileceği en güzel anıt, insanların kalbindedir.
Birçok insan mutsuz olduklarını bilirler; ama daha fazla sayıdaki insan mutlu olduklarını bilmezler.
Biz bilgi edindikçe etrafımızdakiler anlaşılır bir hâl almaktan ziyade daha da gizemli olur.
Biz hepimiz o denli çok birlikte olduğumuz halde hepimiz yalnızlıktan ölüyoruz.
Bütün dahiler göklere uzanır, Mozart ise gökten inmiştir.
Büyük olmak iyidir, ama insan olmak daha iyidir.
Etik, yaşayan her şeye karşı hissettiğimiz sonsuz sorumluluktur.
Gelişme iyi şeydir, yeter ki her yönünden anlaşmaya varılsın.
Hayatın tüm hüzünlerinden tek kaçış müzik ve kedilerdir.
Hayat, bencil veya düşüncesizce hareketler nedeniyle yok edilemeyeceği gibi, daha yüce bir değer veya amaç için de feda edilemez.
Hayatın sıkıntısından üç şeyle uzaklaşabilirsiniz: Müzik, kitap ve kediler.
Her insanın bizi insan olarak ilgilendirdiği bilinci azalırsa kültür ve etik sarsılmaya başlar.
İnsan ruhu ölmedi. Gizlenerek yaşamaya devam ediyor. İnsan ahlâkının kökü olması gereken merhametin, gerçek genişliğine ve derinliğine, ancak kendini insan türüyle sınırlamayıp bütün yaşayan canlıları kucaklaması sayesinde  ulaşabileceğine inanıyorum.
İnsan yaşamının amacı başkalarına hizmet etmek, şefkat göstermek ve yardımcı olmayı istemektir.
İnsanın ahlakı insanla bitmemeli, evrene yayılmalıdır; bir parçası olduğu büyük hayat zincirinin yeniden farkına varmalıdır. Tüm varlığın bir değeri olduğunu anlamalıdır.
İnsanlar arasında çok soğukluk var, çünkü kendimizi aslında olduğumuz kadar sıcak kanlı göstermiyoruz.
Kimi vakit sönen hayat ateşimiz rüzgâr gibi bir başkası tarafından körüklenerek alevlenir; ve her birimiz bu ateşi tekrar canlandıran dostlarımıza en içten teşekkürlerimizi borçluyuz.
Kimse yıllarca yaşadığı için ihtiyarlamaz. İnsanlar ideallerine ihanet ettikleri zaman yaşlanırlar.
Merhamet dairesini yaşayan bütün varlıkları kapsayacak denli geliştirene dek İnsanoğlu huzur bulamayacaktır.
Mutluluğu sadece insanlarla "bölersen", onu "çarpabilirsin".
Mutluluk bizde olmadığı halde, başkalarına verebileceğimiz tek şeydir.
Mutluluk iyi bir sağlık ve kötü bir hafızadan başka bir şey değildir.
Mutluluk, paylaşınca iki katına çıkan tek şeydir.
Sadece sana özel bir dünyada yaşamıyorsun; kardeşlerin de seninle aynı yerde.
Sığ gerekçelerle ticari bir üstünlük sağlamak için olan savaş alçakçadır.
Sonsuzluktan bize ulaşan ruhani ışının "aşk" olduğunu fark eden, dinin, kendisine doğaüstü gerçekler hakkında eksiksiz bilgiler sunmasını istemekten vazgeçecektir.
Tehlikeli bir dönemde yaşıyoruz, insan kendine hükmetmeyi öğrenmeden doğaya hükmetmeyi öğrendi.
Uygarlık maddi ve manevi ilerlemedir; bu ilerleme gerek kişilere, gerekse topluluklara hayat uğraşısının yarattığı zorlukları azaltmakla olur.
Vazife duygusu, en büyük terbiyeci güçtür.

Sözleri
Manyaklık bulaşıcı, bence.  
İnsanların aynası kitaplardır.  
Bilgisiz halk güvende olmaz.   
Şüphe etmek, çift zihinli olmaktır.  
Bilmeyiz çünkü bilmek istemeyiz.  
Rüzgârı yakala, araştır, düşle, keşfet.   
İnsan, yürümeyi öğrenmiş maymundur.  
Savaş kesinlikle bir doğa yasası değildir.  
Gelin birbirimize karşı daha nazik olalım.   
YaratıcıIığı ortaya çıkaran fikir ayrıIıkIarıdır.   
Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun.
Her değişim, istikrar için bir tehdit unsurudur.  
Her insanın hafızası, onun özel kütüphanesidir.   
Kalbi cüzdanları şişerken küçülen insanlar var.   
Vücut bulmuş her canlı yalnızlığa mahkumdur.   
Sosyal çalkantı olmadan trajedi yaratamazsınız.  
Dalın ucuna gitmekten korkma, meyve oradadır.  
Zaman, zehirli gibi gözükse de, her şeyin ilacıdır.      
Bazen ayaktayken değil, düşerken öğrenir insan.   
Başyapıtlar sadece sınırlı bit kitleye hitap ederler.   
İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.
Cehaletin büyük bölümü mağlup edilebilir cehalettir.  
Belki de bu dünya, başka bir gezegenin cehennemidir.
Bütün dünyayı bir erkek yönetir. O erkeği de bir kadın.  
İnsanın birleştirdiğini ayırmaya doğanın gücü yetmez.   
Bas bas bağırarak birini ikna etmek ne kadar da zordu!    
Hayatı, size gülmeyi unutturacak kadar ciddiye almayın.   
İnsanlar Tanrı'ya inanırlar çünkü öyle şartlandırılmışlardır.  
Çünkü heyecan demek henüz tatmin olmamışlık demektir.   
Görmezden gelse bile gerçekler var olmaya devam ediyor.  
Tepenin dibinde dikilirken insan kendisini ufacık hissediyor.   
Siz görmezden gelseniz de gerçekler var olmayı sürdürürler.  
Kavgacı hayvan anlamında savaşan bir hayvandır insanoğlu.  
Seksten daha ilginç bir şey keşfetmiş kişiye entelektüel denir.  
Hicbir yaşayan yaratık, başka bir yaratığın acısını yaşayamaz.  
Kusursuz bir insan ararsan, dört dörtlük bir yalnızlık yaşarsın.   
Kötü bir davranışta pişman olmuyorsan, vicdanın çürümüştür.  
Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.   
Düşünmeyi bilmeyen insan her zaman başkalarının kölesi olur.  
Değişmek için. Burada hiçbir şeyin bedeli yeterince ödenmiyor.   
Hâlâ keşke her şey daha farklı bitmiş olsaydı diye düşünüyorum.     
Belki de birçok insan, mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur.  
Güzel anılar akla nadir gelir, ama kötü anılar akıldan hiç çıkmaz.   
Kimi zaman içindeki o sessiz sese, uzmanlardan daha fazla güven.  
Hayatı başkasının telkinlerine itaat eden uyurgezerler gibi yaşarız.   
Felsefe bize apaçık görünen şeyler hakkında kuşku duymayı öğretir.  
Her şeyin ulaşılabilir olduğu bir dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur.    
Bir insan durmadan gülümseyebilir, ama yine de yılanın biri olabilir.  
Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek.    
Duyarlı kişiler, savaşın ortadan kalkmasına ilişkin duygularla doludur.  
Bir gün gerçeği öğreneceksiniz, o zaman gerçek hepinizi delirtecek.  
Asla bu kadar çok kişi bu kadar az kişi tarafından manipüle edilmedi.   
Eğer algı kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi görünürdü.  
Yolun derin anlamı anlaşılmadığında, zihnin huzuru sebepsiz bozulur.   
Yapabileceğin kadar söz ver, sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.   
İnsan aklına karşı işlenebilecek en büyük suç, delil olmadan inanmaktır.  
Öldükten sonra bile toplumsal fayda sağlayabileceğimizi düşünmek güzel.  
Sahip olduğumuz şeyler bize ne kadar aitse, biz de o kadar kendimize aitiz.   
İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır; kendisi.   
Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın. Seçim senin!   
Mesela, deli olmanın gerçekten ne anlama geldiğini akıllılar nasıl bilebilirler?   
Her şeyin üstüne geldiği falan yok. Sadece senin çok üstüne düştüğün şeyler var.
Belki de insan sevilmediğinden değil, sevgisine layık biri olmadığından yalnızdır.
Bilginin azı tehlikeli ise tehlikeden uzak duracak kadar çok şey bilen kişi nerede?    
Biliyoruz ki, iyi amaçların peşinde olmak, kötü araçların kullanımını haklı kılmaz.    
Ulusal birlik, tek bir adama ve onu destekleyen oligarşiye ulusal uşaklık demektir.   
Kadınları en çok küçümseyen erkekler, kadınlara en fazla düşkün olan erkeklerdir.   
Zekâmızı nasıl ve hangi nesneler üzerinde kullanacağımıza karar veren irademizdir.   
İnsanların büyük çoğunluğu akılla ilgilenmez ya da onun öğrettiklerinden tatmin olmaz.  
Her birey doğar doğmaz içinde bulunduğu lisan geleneğinin faydalanıcısı ve kurbanıdır.   
İnsan düşmekten değil, düşerse hadi kalk diyebilecek bir dost sesi duyamamaktan korkar.    
Tarihten alınması gereken en önemli ders, insanların tarihten pek fazla ders almadıklarıdır.    
Hepimizin aynı fikirde olması iyi bir şey değildir. Yaratıcılığı ortaya çıkaran fikir ayrılıklarıdır.  
Bir insanın yaşadığı evrende yapabileceği ve düzeltebileceği tek şey kendini değiştirmesidir.   
İnce düşünen insanların sık yaptığı hata, kişiliği küçük insanlara büyük anlamlar yüklemektir.  
Nasıl bazı insanlar sihhatsizlikten zevk alıyorsa, bazı başkaları da kötü bir vicdandan zevk alır.  
Propagandanın amacı, bir grup insana, bir başka grup insanın insan olduğunu unutturmaktır.  
Eğer mutluluğunuz, bir başkasının yaptıklarına bağlıysa, çok ciddi bir sorununuz var demektir.   
Görsel deneyim her zaman neşeli değil. Bazen berbat. Cennet olduğu kadar cehennem de var.   
Bilinen şeyler vardır; bilinmeyen şeyler vardır.. Bir de bunların tam ortasında algı kapıları vardır.   
Kelimeler tıpkı X-ışınları gibidir: eğer onları doğru kullanırsanız, herhangi bir şeyden geçebilirler.   
Toplumsal istikrar olmadan uygarlık olmaz. Bireysel istikrar olmadan da toplumsal istikrar olmaz.    
Başka gezegenlerde hayat var mı diye merak ederiz sanki bu gezegende yaşamayı başarabilmişiz gibi.    
Çoğu insan, her şeyin kendileri için doğru olduğuna inanmak için neredeyse sonsuz bir kapasiteye sahip.  
Mutluluğun peşinde koşan bir insan mutluluğu bulamaz. Mutluluk, başka şeylerin yan ürünü olarak gelir.  
Bir arkadaşta sevmediğim şey, dikkat çekmek için yanındaki insanı sürekli küçük düşürmeye çalışmasıdır.  
Kaybetmek en kolayıdır, en zoru da kazanmak. Ve en çok acıtanı, kaybettiğinin yerine, başka birini koymak.  
Kendim olmayı yeğlerim. Suratsız da olsa kendim olayım. Ne kadar neşeliyse de başka biri olmak istemem.  
Dünyayı değiştirmek istedim, ama sonunda fark ettim ki, değiştirmeye gücümün tek yettiği şey kendimdim.  
Aslında tüm kadınlar tek bir koşulla sever: "bekledikleri tek koşul ise, sevdiklerinin onları koşulsuzca sevmeleridir.   
Hiç kimsenin bir yerlere varmak için çabalaması, gerekmez. Çünkü, aslında hepimiz varmak istediğimiz yerdeyiz.   
Bilginin karşısına küçük bir çocuk gibi oturun, önceden düşünülmüş tüm düşüncelerden vazgeçmeye hazırlıklı olun.
Propaganda yargımızı ertelemenin ya da kuşku duymanın akla yatkın olduğu konuları "apaçık" kabul etmeyi öğretir bize.   
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.  
Bir defa yaşanır aşk. Eğer ikinci kez yaşayacağına inanıyosan; ya kendini kandırıyorsun ya da önceden kandırılmışsın demektir.  
Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir. Ve hiç kimse bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar aptal değildir.
Temiz vicdanlı insanlar hiçbir zaman rahat bir hayat yaşayamazlar, çünkü kendilerini başkalarının mutluluğu için feda ederler.
Dünyada hiçbir anlam keşfedemeyenler böyle yaparlar, çünkü genellikle şu ya da bu nedenle dünyanın anlamsız olması işlerine gelir.
Bir insan ancak gerçekten dine dayalı bir ülkeye gidene kadar dindardır. Daha sonra her şeyi masraflar, makineler ve asgari ücret olur.
İnsanın gücü her şeye yetmez ama kendini değiştirmeye her zaman gücü yeter. Kendini değiştirebilen bir insan ise her şeyi değiştirebilir.  
Neredeyse hepimiz barış ve özgürlüğü özleriz; ama pek azımız barış ve özgürlük getiren düşüncelere, duygular ve eylemlere karşı içimizde çoşku taşırız.   
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inanmaya şartlandırılmıştır. İnsanın kötü nedenlerle inandığı şeyler için başka kötü nedenler bulmak -işte felsefe budur.
Bundan 20 yıl sonra yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin; dolayısıyla halatları çöz, güvenli limandan uzaklara yelken aç, rüzgârı yakala, araştır, düşle, keşfet.

Alejandro Jodorowsky (d. 17 Şubat 1929 Tocopilla, Şili), aktör, besteci, çizgi roman yazarı, prodüktör, psikoterapist ve yönetmen. Özellikle çok sayıda çizgi romanın yazarı olarak tanınır.

Dünyayı nasıl gördüğümü biliyor musun?
Her insan kendi psikolojisinde yaşar, farklıdır.   
Kafeste doğan kuşlar uçmayı hastalık zannederler.
Zaman içinde sizi yok edebilecek hiçbir şeye bağlı olmayın.
İyileştirmek için sanat yapmak lazım,...  iyileşmek için sanat yapmak lazım.  
Tanrı burada değilse, O hiçbir yerde değildir; bu anın kendisi mükemmelliktir.  
Başarısızlık hiçbir şey ifade etmiyor, sadece yolları değiştirmek anlamına geliyor.  
Her birimiz, aile, toplum ve kültür tarafından deforme edilen mükemmel bir insan.  
Tanrı yoktur, Tanrı iyi değildir. Bizi bekleyen her şey mezarımızda idrar yapacak olan kedidir.  
Ben bir sanatçıyım. Benim için bir resim şiir gibidir. Sanat yaptığınızda, bu fikri bir yerden gelmiyor.  
Uyanış bir şey değildir. Bir amaç değil, bir kavram değil. Bu elde edilecek bir şey değil. Bu bir metamorfozdur.
Bu gerçek bir özgürlüktür: kendimizi terk edebilmek, küçük dünyamızın sınırlarını evreni açmak için geçebilmek.  
Tırtıl dönüşümde kendi yok oluşunu kabul etmelidir. Muhteşem kelebek kanat çektiğinde, tırtıldan hiçbir şey kalmaz.
Her insanın bir yeteneği var, ama aynı değil. Her insan kendi kişisel yeteneğini keşfetmeli ve yeteneğine sahip olmalı.   
Sen dünyadaki görüntüde yaşıyorsun. Her birimiz farklı bir dünyada, farklı mekânlarda ve farklı zamanlarda yaşıyoruz.    
Bir hayalim var. Bir rüya yapmak için dövüş. Bir şey yapmanın mümkün olup olmadığını veya mümkün değilse sorma. Yapmaya çalış!  
Gerçek vatanınız evren. Gerçek amacın kendin olmaktır. Gerçek sosyal eyleminiz vicdanları kurtarmaktır. Gerçek disiplini egonuzu evcilleştirmek.
Normallik farklı olmaktır. Her insan farklı bir kişidir. Ve bir gün aradaki farkın farkında olmalısın. Diğerleri ile aynı olmadığının farkındasın. Bu normal olmaktır.   
Resmimin iyi bir resim mi yoksa kötü bir resim mi olduğunu hiç bilmiyorum, çünkü halkı düşünerek resim yapmıyorum, kendimi gerçekleştirmek için resimler yapıyorum.  
Gerçekten toplum değişmemeli, değişmeli. Ve, azar azar, mutasyona uğrar. Toplum bir tavuk gövdesi gibidir: Gözler çok canlıyken tavuk ayağı sert ve duyarsızdır. Ve gözlerin hücrelerini, ayakların, kanatların veya anüsün hücrelerini barındıran diğerlerini barındıran varlıklar var.

Aleksandr Romanoviç Belyayev (16 Mart 1884 - 6 Ocak 1942) Sovyet-Rus bilimkurgu yazarıdır.

Zaman her şeyin ilacıdır.
İki kişi aynı rüyayı göremez.
İnsan görmek istemiyorum ben.
Neredeyse aklımı kaybedeceğim !
Deliliğin kimseye bir zararı yok çünkü.
Kimin kimi daha çok özleyeceği bilinmez.
Çünkü her sanat, fikirle ve hayalle başlar.
Düşünceler her zaman gerçeğin içinde şekillenir.
Düşünce her zaman aynıdır: insan mükemmel değildir.
Dante'nin dediği gibi: "Burada bırakın bütün umutlarınızı.
Ses, deniz suyunda saniyede bir buçuk kilometre hızla ilerliyor.
Cehenneme düştüysem zebanilerle iyi geçinmem gerek,  diye düşündü.
Sorun, insanın hayvandan evrildiği değil; onun bir hayvan olmayı bırakmadığında...
Eğer başkaları beni rahatsız etmiyorsa onları rahatsız etme gibi bir alışkanlığım yok.
Erkek doğmadığından pişman olan çok kadın var. Bu, erkeklerin ihmal edildiği bir durumdur.
İnsanlar... Öyle çok gürültü yapıyorlar, öyle berbat sigaralar içiyorlar, öyle kötü kokuyorlar ki!
Deniz tanrısı Neptün çatal zıpkınıyla deniz şeytanını korusa bile Baltasar onu ortaya çıkaracaktı.
Balıklar ani saldırılarla ölmezler, kendilerinden daha güçlü düşmandan korunamadıkları için ölürler.
Eğer başkaları beni rahatsız etmiyorsa onları rahatsız etme gibi bir alışkanlığım yok. Böylesi daha iyi!
Eğer insanlar suda yaşayabiliyor olsaydı, okyanus hakkındaki, onun derinlikleri hakkındaki bilgimiz devasa adımlarla çoğalırdı. Deniz bizim için insanlıktan kurban isteyen korkunç bir güç olmaktan çıkardı.

Aleksandr Dugin, Rus dış politika danışmanı, neo-Avrasyacı akımının temsilcisi yazar ve düşünür.

Avrasya İmparatorluğu, bağımsız Avrasya ülkelerinin özgür iradesiyle çok-kutuplu dünyanın bir kutbunu oluşturacak bir birlik gibi düşünülebilir. Çarist de değil, komünist de değil. Orijinal Avrasyacı felsefeye sahip, tamamen yeni bir proje.
Avrasya Bloku'nun oluşmasında din olgusu birinci planda değildir. Halen ittifak içinde bulunduğumuz İran Şii dünyasının lideri konumundadır. Çin çok farklı din inanışları barındıran bir ülkedir. Biz İslam dünyasını dört farklı bölümde görüyoruz. Bunlar Şiilik, Sünnilik, Vahabilik ve sufi akımlardır. İslam dünyasındaki Vahabilik ve Selefilik akımları tamamen Amerika’nın kontrol ettiği ve destekleyerek güçlendirdiği, yaydığı akımlardır. İran’ın liderliğini yaptığı Şiilik akımı ise bu Amerikan dayatması akımın karşısında denge unsuru oluşturan tek akımdır ve Şiilik akımı Rusya menfaatlerine en uygun ve Amerika’nın İslam dünyasını kontrol etme projesine karşı çıkan denge unsuru olması açısından en uygun akım olarak görülmekte ve desteklenmektedir. Ancak Şii ve Sünni akımlar arasında kesin bir çizgi vardır ve İran’ın Sünni İslam alanlarına etki etmesi bu ayrım sebebiyle mümkün değildir. Bu sebeple Amerika etkisi dışında bir Türkiye’nin Sünni İslam aleminin liderliğini alması, halifeliğini yapması Rusya’nın desteklediği ve bu desteği her alanda göstermekten çekinmeyeceği bir durumdur. Sünni İslam’ın yaşandığı ülkelere Amerikan yanlısı Vahabilik ve Selefilik akımının etki etmesindense Türkiye halifeliğindeki bağımsız bir Sünni İslam alemi Rusya’nın çıkarları ile örtüşmektedir. Bu sebeplerle Rusya Türkiye’nin İslam halifeliği fikrini tam olarak desteklemektedir. Benim Ankara ziyaretlerim sırasında büyük İslam alimi Abdulhakim Arvasi‘nin mezarını ziyaret etmem ve kendi inanışıma göre dua etmem de bu mesajı içermektedir.
Benim açımdan Rusya'nın da Türkiye'nin de kaderi ve yolu aynı. Biz ortaklık yapmaya, ittifak yapmaya mahkumuz.
Ergenekon davasında tutuklanan kişiler, Türkiye’deki ABD karşıtı lobinin temsilcileri. Bu kişiler Türkiye’nin ABD yanlısı politikaları terk ederek, Rusya ile yakınlaşmasını istiyordu. Burada suç unsuru NATO karşıtı olmak. İşte bu yüzden harekete geçen NATO yanlısı güçler, tıpkı diğer Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi aktif kişileri toplumdan uzaklaştırmak istiyor.
Kesinlikle Rusya, Türkiye ve İran arasında bir stratejik ittifaka tam destek veriyorum. Bu, üç ülke için de en iyi çözüm.
Protestan ruhu sadece püritenlerde, baptistlerde, quakerlarda, mormonlarda değil, hem Amerikan Krişnalarında, hem Moon tarikatında, hem Amerikalı cizvitlerde ve hem de dinsiz Amerikalı tüccarda bile kolaylıkla gözlemlenebilir. Tüm bunlar farklı düzeylerde Protestan ideoloji ile içli dışlıdır.
Rusya için en değerli olan, şüphesiz olarak, Ortodoksluktur ve özellikle Ortodoksluğun en değerli, en önemli ve en saf kısmı olan Eski Ortodoksluktur. Avrasyacılık interneti, Avrasyacılık tv’si, Avrasyacılık medya sisteminin geliştirilmesi görevimizdir. Daha cesur bir şekilde biz “Avrasya bilimi”, “Avrasya kültürü” ve başka benzeri terimleri kullanmalıyız. Avrasyacılar, birbirini parti rozetine veya parti parolasına göre değil, gözlerin ışıltısına, gönüllerden gelen iç ışığına, açık akla ve sert iradeye göre tanımlıdır. Postmodern bugün geliştiği istikamete gelişmeğe devam edecekse, demek ki, karşımıza insanlar değil, kiborglar, klon-mutantlar, atlantist golemler, yecüc ve mecüc taifeleri çıkacağı saat gayet yakındır.Ve büyük ihtimal, o saatte Avrasyacı olmak ile insan olmak aynı şey olacaktır.
Türkiye'de son zamanlarda, bir 'Yeni Osmanlıcılık' akımı ortaya çıktı. Türkiye'nin çevre ülkelere müdahalesini savunan bu 'Osmanlıcılık' akımı, Türkiye'ye ABD'den ithal edilmiş bir proje. ABD, Türkiye'ye, 'siz Osmanlı'nın torunlarısınız' diyerek, Türkiye'yi bölge ülkeleriyle, özellikle Suriye'yle savaşa sokmaya çalışıyor.
Türkiye'nin tamamen ABD'nin rotasına girdiğini gösteren gelişmeler var. Bunlardan biri, Ergenekon ve Balyoz davaları. Burada tutuklanan ve sindirilen askerler, siyasetçiler ve aydınların hemen hepsi, ABD'ye mesafeli olan ve Türkiye'nin Rusya ve diğer Avrasya ülkeleriyle yakınlaşmasını savunan kişiler. Türkiye'deki Ergenekon ve Balyoz davaları aracılığıyla yürütülen süreç, Moskova'da, ABD tarafından planlanan ve Rusya'yı da hedef alan bir süreç olarak görülüyor ve Kremlin'de tedirginlik yaratıyor.

...Türkiye'de Doğu Perinçek grubu gibi Dugin konseptinin yandaşları vardır. Dugin, bu grubun daveti üzerine Türkiye'ye geldi. Beni de davet ettiler, gitmedim. — Nejat Eslen
Putin'in en önemli danışmanı Prof. Aleksandr Dugin'dir. Yani Avrasyacı Aleksandr Dugin. Bizim Türkiye'de bunların çok yakın dostları vardır. — Enver Altaylı

Alexander  Sergeyevich Puşkin 6 Haziran [ OS 26 Mayıs] 1799 – 10 Şubat [ OS 29 Ocak ] 1837 ) Romantik dönemin Rus şairi , oyun yazarı ve romancısıydı .

Önce çalışın sonra dinlenin.   
Deha ile kötülük bir araya gelemez.   
Halkı özgür görebilecek miyim acaba.  
Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir.   
Oyun bitince, şah da piyon da aynı kutuya konur.   
Yalancı, bacaları karartan is gibi, insanın içini de karartır.   
Genellikle bütün büyük yanlışlıkların altında gurur yatar.  
Hayat bitti. Biten hayat, nefesim sıkışıyor. Bir şey eziyor beni.   
Yüksek nitelikli komedya yalnız gülmeye dayanmaz ve çoğu tragedyaya yaklaşır.   
Övgüyü de iftirayı da umursama, Ne hakaretten kork ne çelenk iste Ve tartışma aptalla. 
Elde edilmesi güç olan her şey genellikle diğer insanlar tarafından kolaylıkla küçümsenir.  
Eleştiri, edebiyat ve sanat eserlerinin güzelliklerini, çirkinliklerini ortaya çıkaran bir bilimdir.    
Özgür akıl nereye götürüyorsa seni. Yetiştir emeğinin sevgili meyvesini, Ödül beklemeksizin soylu çabalarına.   
Umutsuz tutsak, sanki git gide Sevinçsiz yaşama alışıyordu. Tutsaklık kederini, isyanını İçinin derinliğinde saklıyordu.
Dünyada sonsuz bir mutluluk yoktur; ne ünlü bir soy, ne güzellik, ne güç-kuvvet, ne zenginlik, hiçbir şey bizi felaketten kurtaramaz.  

>> azquotes.com/author/11939-Alexander_Pushkin

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; Kislovodsk, Stavropol Krayı - 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.

İdeoloji her suçu haklı kılar.
Bir çığlık bir çığ meydana getirir.
Senin sevdiğin vatanın değil, emekli maaşın!   
Doğruya eklediğiniz her şey, doğruluğu eksiltir.  
Aptallar öğretmeyi, akıllılar ise öğrenmeyi sever.  
İnsan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir.
Sen kendine yardım etmezsen kimse sana yardım etmez.
Yoksa güneş de duruşunu kararlara göre mi ayarlayacaktı?  
Bizi ancak bizimle birlikte aynı çanağa kaşık sallayanlar anlar!  
Canının sıkıntısını giderecek en iyi çareyi bulmuştu; hemen çalışmaya koyulmak!   
Bir çığlık bir çığ meydana getirir. İnsan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir.  
Bütün yaşamımda tekrar tekrar, derinden derine korkutuldum... Artık beni hiç bir şey korkutamaz.
Eğer önce hayvanları sevmekten vazgeçersek, sonunda insanları sevmekten vazgeçmemiz kaçınılmaz olmayacak mı?  
İnsanları aptal yerine koyup onlara öbür dünyada cennete ya da cehenneme gideceklerini söylemek bence saçmalığın en büyüğü.
Kolay kazanılan paranın değeri yoktur, insana kazanmış olmanın zevkini vermez. Eskiler boşuna dememişler. "İnsan karşılığını vermediği şeyin değerini bilmez" diye...   

İvan Denisoviç'in Bir Günü, Aleksandr Soljenitsin

Aleksandr İvanoviç Kuprin  Rus yazardı .

İnsanı arındıran ıstıraplardır.
Zalim bir şekilde yanıltır insanı.
Muhafız ölür, fakat asla teslim olmaz.
Zamanın tekerleğini geri çeviremezsin.
Er ya da geç şiddet nefreti doğuracaktır.
Suç işlenmezse, pişmanlık da duyulmaz.
Dikkat edin, ikna paradan daha değerlidir.
Kuvvetli heyecanlar bedava elde edilmez!
İnsan ikiyüzlünün, zalimin, alçağın, dilencinin teki!
İnsanlar öyle değil. Onlar daima güçsüz olanı ezerler.
Eskiden insanlar önyargısızdılar ve daha mutluydular.
Anlarsınız ya, kurtlarla yaşayabilmek için onlar gibi ulumak gerekir.
Size yalnız şunu belirtmek isterim ki görmek gözlemlemek değildir.
Sanırım başka hiçbir şey, gülümsemeler kadar birleştiremez insanları.
İnsan hiç gereği ve mantığı yokken hayvanlara karşı ne kadar acımasız oluyor!
Kendine hakim olan bir birey için ne onur, ne onursuzluk, ne görev, ne hak ne yasa gereklidir.
Size candan tavsiyem: Kabil olduğu kadar çabuk bu diyardan uzaklaşmanız, evinize dönmenizdir...
Sonuç olarak diyebilirim ki, insanlar ikiyüzlüdür, kıskançtır, yalancıdır, misafirperver değildir ve serttir…

Alev Alatlı (16 Eylül 1944, İzmir - 2 Şubat 2024, İstanbul), Türk ekonomist, yazar ve düşünür.

İşleyeceğimiz en büyük günah birbirimize kayıtsız kalmamızdır.
Arsız, densiz, ilkesiz, haddini bilmez, bayağı isen, yanımıza uğrama!Küstah, mürai, tufeyli, zevzek, müptezel, basmakalıp isen, kapımızı çalma!Palavracı, korkak, kalleş, ahlâksız isen, eşiğimizi geçme!İçtenliksiz, sevgisiz, pespaye, paçoz isen evimize gelme!Çilehanedir burası, hoşgörü dergâhı değil.Ahde vefa bilmez, tövbe tutmaz isen, sakın gelme!
Ey, Oğul! Sen ki mustakbel bir babasın, hakim ahkâmın etlerini kılçıklarından ayırmasını öğrenmelisin. Mal, mülk, kılık kıyafet, itibar, sempoziyumlar, paneller göz kamaştırır. Sıkılmış yumruklar, keskin bakışlar, konserler, mitingler gönül çeler.  Pop zihniyetin doğru saydığını nihai hedeftir diye belleme. Şaşaalı kabullerin kendi gerçeklerini  karartmasına izin verme. Akranlarının aklına ille de uyma.  Genelde kabul gören ahkâma saygılı bir mesafede dur. Haktan ayrılma, gerçeklerden kopma ki, hakikat sulpunun yolunu bulabilsin.
Ey, Oğul! Kahraman “kahr”dan türeme, kahramanlık konjönktürel. Görkemli törenlerle üstün hizmet madalyaları tevdi eden, umumun zihniyeti. Kahramanlığın hallerden bir hal, umumun ayran gönüllü olduğunu unutmayasın. Oysa yiğitlik  içsel bir haslettir. Haysiyetliliktir, erdemliliktir, cesarettir, mertliktir;  samimiyettir, sadakattir, vefadır. Üstün ahlâktır, kârsız sevgidir, ölçülü saygıdır.  Dobra ama patavatsız değil, cömert  ama savurgan değil,  yürekli ama saldırgan değil, inançlı ama yobaz değil, içten ama ahmak değildir yiğit.
Ey, Oğul! Çetelerin topluma hükümdar oldukları çöküş süreçlerinde eşrefi mahlûkat mertebesinin hakkını vermek zor zenaattır. Velâkin, gerçek şu ki, peşkire silinip kirli sepetine atılmış meni olmak da vardı. Düşün, neler çekmektedir dölleyebilmek için bir sperm bir ovumu. Varedilmiş olmanın mucizesini milyonların arasından sıyrılan o cengâver sperminden soracaksın atanın. Ve mademki, mucize gerçekleşmiştir ve varsın, vareldilmiş olmanın kıymetini bileceksin.
İmar ruhsatı olan bir müteahhit şehrin ufkuna tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur ama yaptığı iş helal değildir.
İslam'da, "Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum" mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed'e ait olduğu bildirilir. "Allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru" mealindeki duanın varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir.
Derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı olarak tülbent, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırıyor. Türban öyle değil, çünkü, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetinde ve dolayısıyla, dinin kadına ilişkin kötülük, fitne ve uğursuzluk, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratılmışlık, namaz bozan köpek ve eşeklerle bir tutulmak gibi, kadınların insan olmaktan gelen haysiyetini rencide eden yorumları çağrıştırıyor.
Erkek egemen İslam söylemini tartışmaya açmanın nasıl bir medeni cesaret, direnç gerektirdiğini anlayıp, hayran olmamak mümkün değil.
İslamiyet diye bir din varsa, Cübbeli Ahmet'in konuşmaları paçozluktur. Serdar Turgut'un yazılarının kısmı azamı paçozluktur. Aklımda karısı Rana'dan başka bir şey kalmaz! Ertuğrul Özkök'ün gazetecilik yapacağı yerde kişisel yaşamını sergiliyor olması paçozluktur. Keza Ayşe Arman'ın teşhirciliğe varan gazeteciliği paçozluk örneğidir.
Sayın Erdoğan gibi bir lideri yüzde 52 oy alıyor diye gözünü oymak aşağılık bir iş.
Roma hukukunun gözleri bağlı tanrıçası bize göre değil. Türkiye'de ve yurt dışında, bizim gözleri fal taşı gibi açık, koruyan, kollayan, ne olduğunu anlamaya çalışan hakimlere ihtiyacımız var.
Ben esas itibarıyla Türkiye için yazarım. Türkiye için yazan birisiyim ve kendimi Batı'ya beğendirmek umurumda değil.
21. yüzyıl zor bir yüzyıl. Üstümüze geliyorlar dört bir taraftan belli. Geç bile kaldılar gelmekte bana sorarsanız. Daha doğrusu biz geç öğrendik geldiklerini.
Bu dünyaya Amerika'nın şedit dünya görüşü değil de Osmanlı'nın adaleti önceleyen muti dünya görüşü hakim olsaydı, gezegen bu hale gelmezdi.
Öğretmenler olarak sisteme dışarıdan bakmayı öğrenmeniz, nerede bozukluk var görmeniz gerekiyor.

Faşizmine, ırkçılığına, şimdi yalancılığını ve karaçalma vasıflarını da ilave etti Alev Alatlı! Tebrikler! --Hilmi Yavuz

Hacı anneanne ve babaannem, hacı dedem, bütün sülalem, Bulgaristan göçmeni, inançlı Sünniler. Ama ben bu ülkenin Alevi üyelerini kendime çok yakın görüyorum. Çünkü her geçen gün bana, bir “Alevi duruşu”, “Alevi karakteri” olduğunu gösteriyor. İyi bir eğitim anlayışlarının bulunduğuna, ailelerin kültürel özelliklerini yeni nesillere köklü biçimde aktardıklarına, moderniteyi savunduklarına tanık oluyorum.

Okulda bana Aleviliğin ne olduğu anlatılmış olsaydı, büyük olasılıkla Aleviliği seçerdim. Onların dünya görüşünü, dine yaklaşımlarını, felsefelerini kendime daha yakın görüyorum.

Türkiye'de bir takım zümreler Alevi olmadıkları halde Aleviymiş gibi görünüyorlar. Türkiye'de 500 bin kripto Ermeni var. Türkiye'de 1915-1918 yılları arasında bir facia yaşanmış. Çok üzücü, çok acı vakalar olmuş. Birtakım Ermeni kadınlar canlarını kurtarabilmek için büyük baskılar altında Müslüman olmuşlar. Türkiye'nin böyle bir kripto Ermeni meselesi var, Alevileri de yakından ilgilendiriyor. Bunlar Alevi görünüyorlar ama samimi olarak Alevi değiller. Hakiki Aleviler'i tenzih ediyorum ama Türkiye'nin böyle bir problemi var. Bu karmaşayı çıkaran da bunlardır.

Aleviler Müslüman’dır diyenler var, değildir diyenler var. Aynı zamanlarda bir de bunların içinde Ateist olanlar var. Eğer biz Müslüman isek bir Alevi olarak, o zaman Müslüman’ın ibadethanesi tek olması lazım.
Beni Alevi düşmanı olarak gösterenler var. Ben Aleviliği, Hazreti Ali’yi sevenler olarak biliyorum. Ben bugünkü Aleviyim diyenlere baktığım zaman hepsinden daha Aleviyim. Hiçbiri Hazreti Ali gibi yaşamıyor, ben onun gibi yaşamaya çalışıyorum.

Bu Aleviler çok ilginç bir gruptur. Türkiye’de baskı gören bir gruptur. Böyle grupların da bir davranışı vardır: Hep zor durumda tutuldukları için haksızlığa uğradıklarını söylerler, ki doğrudur da, ama ellerine fırsat geçerse onlar da benzer şekilde davranabilirler. Haklarını vermeli, ama dikkat etmek gerekir.

Alex Ferguson, İskoç eski futbolcu ve teknik direktör.

Kimin ayrıldığı önemli değil. "Manchester United" ismi bir yere gitmiyor.
Kalabalık ölü gibi. Sanki cenaze töreni var. (Old Trafford hakkında konuşurken)
(Ryan Giggs için:) Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. 13 yaşındaydı ve sanki bir kâğıt parçası kovalayan cocker’a benziyor.
(Neville için:) Üç santim daha uzun olsaydı Britanya’daki en iyi stoper olurdu. Hâlbuki babası 1.88. Sütçüyü kontrol etmek gerek.
(Paul Ince için:) Oyuncular bazen kendisini zirvede hissedebilir. Kendisini terlikleriyle Everest’e tırmanacak gibi hissediyordu.
(İtalyanlar için:) Bir İtalyan bana tabaktakinin makarna olduğunu söylese emin olmak için sosun altını kontrol ederim. Sis perdesinin mucidi onlar.
(1999’daki Şampiyonlar Ligi zafer için:) İnanamıyorum. İnanamıyorum. Futbol bu.
(Veron’a medyada yapılan eleştiriler için:) Sizin görüşünüz. Sizinle konuşmuyorum. O harika bir oyuncu. Siz aptalsınız. (Aralarda üç tane küfür var.)
(Liverpool için:) En büyük mücadelem Liverpool’u şu an bulunduğu yere sokmak.
(David Beckham’ın kafasına krampon fırlatması için:) Garip bir olaydı. 100 kere veya milyonlarca kez denesem bunu başaramazdım.
(Filippo Inzaghi için:) Bu adam ofsaytta doğmuş olmalı.
(Arsene Wenger için:) Onun zeki bir adam olduğunu söylüyorlar. Beş dil konuşuyormuş.
Fildişi Sahili’nden 15 yaşında bir oyuncumuz var. O da beş dil konuşuyor.
(Premier Lig’deki teknik direktörler için:) Kimse Mark Hughes’un teknik direktör olabileceğini tahmin edemezdi. Milyon yıl düşünsek bunu bilemezdik.
(Hakem Alan Wiley için:) Oyunun hızı hakemin fit olmasını gerektirir. Bazı hakemler kasabın köpeği kadar fit. Bizde de böyle hakemler var. Ama o değil. 30 saniyede bir oyuncuya kart çıkarıyor. Dinlenmeye ihtiyacı var. Çok saçma.
(Jose Mourinho için:) İlk maçın ardından bir şeyler içerken bana “Patron” ve “Büyük adam” diye hitap etti. Ama bir şişe şarap alıp gelse daha iyi olurdu. Bana bir boya çıkarıcı getirdi.
(Liverpool’un 2007 yılındaki şampiyon olma ihtimali için:) Şaka yapıyor olmalısınız. Kendimi kesecek kadar mazoşist gibi mi görünüyorum. Küme düşme ihtimali nasıl görünüyor?
(Manchester City’nin astığı Tevez posteri için:) Bu City, değil mi? Onlar küçük bir kulüp ve mantaliteleri de küçük. Tek yaptıkları Manchester United hakkında konuşmak.
Ronaldo'nun golünde Evra'ya neden zıplayıp müdahale etmediğini sordum. Daha sonra videoyu izleyip "Ne diyorum ben?" dedim.
Messi'nin sadece bir Barcelona oyuncusu olduğunu düşünüyorum. Guardiola, Premier Lig'de asla kolay zaferler elde edemeyecek.

Beni odasına çağırdı ve sadece "Futbolu bırakmanı istiyoruz." dedi. Emekli olmam ve İrlanda'ya dönmem için 100 bin pound ödemeye hazır olduklarını söyledi. Bu teklifi düşündüm çünkü o zaman 100 bin paunt büyük bir paraydı. — Paul McGrath

...Zico zamanıydı, Beşiktaş’a karşı İnönü’de oynadığımız bir maçta 2. golü atmıştım. Benim için unutulmaz gollerden bir tanesidir. Çünkü Nobre ile çarpıştıktan sonra yere düşüp sonra tekrar kalkıp Semih ile duvar pasından sonra golü atmıştım. 2-1 kazanmıştık o maçı o yüzden benim için unutulmaz gollerim arasında o gol de var.
Benim görüşüme göre kadın ve çocuk taraftarların geldiği maçlar ile normal herkesin geldiği maçlar arasında büyük farklılıklar var. Kadınlar ve çocuklar maça geldiğinde maç içerisinde olabilecek herhangi bir şey onlar için eğlence sebebi ve son maçta 43 bin tane kadın ve çocuk seyirci vardı. Bu 43 bin seyircinin belki de %10’u normalde maça gelip maçları takip eden seyircilerdi. O yüzden baktığımızda saha içerisinde herhangi bir pas hatasında verdikleri tepkiler farklı tepkiler oluyor. Normal maçlarda baktığımız zaman maçları daha sık takip eden seyirciler maçlara geldiği için bir pas hatasında tepki olabiliyor, ıslıklanabiliyorsunuz. Bayanların bitmeyen pozitif  enerjisi bizi iyi yönde etkiliyor, o açıdan maçlara gelen bayan ve çocuk seyircilerin oranlarının artması bizi mutlu eder...
Futbolcu olmasaydım ne olurdum diye düşünmek için zamanım olmadı.
Ben ve ailem yüzde 100 Brezilyalı olarak dünyaya geldik, ama yüzde 50 Brezilyalı, yüzde 50 Türk olarak öleceğiz.
Türkçe konuşursam Samet işsiz kalır!
("Neden Türkçe konuşmuyorsun" sorusuna cevabı)

Hayal edebilirseniz, gerçekleştirebilirsiniz

Alexander Berkman (21 Kasım 1870 - 28 Haziran 1936), Rusya göçmeni Amerikalı yazar, radikal anarşist ve suikastçı. Berkman anarşist hareketin öncü üyelerinden biridir. Birlikte çalışmalar yürüttüğü Litvanya doğumlu anarşist Emma Goldman’ın yoldaşı ve hayat arkadaşıdır. İnsan hakları konusunda ve savaş karşıtı kampanyalarda aktif rol almıştır.

Bu bilinç bir gecede doğamaz.  
Amacınız özgürlüğü güvence altına almaktır.  
İnsanlık, iktidardaki aptallığın temel noktasıdır.  
Otorite ve zorlama olmadan yapmayı öğrenmelisiniz.  
Anarşizm zorla katılım yerine gönüllü işbirliği demektir.  
Bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılık.  
Kirliliğin ve bozulmanın kaynağı bireylerden ziyade sistemdir.   
Savaş, cesaretinizi felç eder ve gerçek erkeklik bilincini dindirir.   
Özgürlük, yalnızca beklerken mi tatlı ve yaşam acı bir uyanış mı?  
Sosyalizm, tıpkı Hıristiyanlık gibi güç kazanmak için kendini yok etti.   
Hükümet dediğimiz şey nedir? Organize şiddetten başka bir şey mi?  
Anarşizm yoluna çıktığında, Devlet zorunlu olarak halktan uzaklaşır.     
Kapitalistin, işçi liderinin ve politikacının ikiyüzlü dehşetinden uzaklaşın.  
Kötülüğün ve düzensizliğin tedavisi, baskı değil, daha fazla özgürlüktür.  
Ekonomik olarak esaret altında kaldığınız sürece özgürlük boş bir sestir.   
Hiçbir zeki radikal, gençlerin akılcı eğitimine duyulan ihtiyacı anlayamaz.    
Mutlak güç, taraftarlarını rakiplerinden daha az olmamak üzere yozlaştırır ve yener.   
Toplumsal devrim, yalnızca koşulların yeniden örgütlenmesinden çok daha fazlasını ifade eder.   
Milyonlarca kez hissedilen yaşam ve özgürlük isteği sıcak insan kanından oluşan denizde boğulamaz.   
Bir işveren için çalışmaya mecbur değil misiniz? İhtiyacın seni zorluyor, tıpkı bir otoyolcunun silahı gibi.   
Cesur bir insan. Katile dönüşmeyi reddettiği için 'tembel' olarak alay ettiğiniz adam cesarete ihtiyacı var.  
Varoluş, altın buzağı etrafında mantıksız, çılgın bir dans, Tanrı Mammon'un çılgın bir ibadeti haline geldi.    
Anarşizm, muazzam olasılıklarıyla cezbedicidir. Umutsuz durumlarda olduğu gibi mekanik bir çözüm sunar.   
Uğruna savaşmayı seçtiğimiz şey için savaşacağız; asla sırf bize savaşmamız emredildiği için savaşmayacağız.  
Savaş, körü körüne itaat, düşüncesiz aptallık, acımasız duygusuzluk, ahlaksız yıkım ve sorumsuz cinayet demektir.   
Zihinlerimizin baskıya karşı duyduğumuz nefret ile özgürlüğe beslediğimiz sevgiyle coştuğu o günler muhteşemdi!     
Çocuğun doğal eğilimlerinin ve gizli duygusal ve zihinsel yetilerinin gelişmesine elverişli rasyonel koşullar sağlayabiliriz.
Bir işveren için çalışmaya mecbur değil misiniz? İhtiyacın seni bir otoyolcunun silahı gibi zorluyor. Yaşamak zorundasın.   
Kuşkusuz, işçinin hükümetten ve kapitalizmden hükümetsiz bir anarşi durumuna geçerek kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.  
Bugünlerde kapitalizmi geliştirme çabalarına bile çoğu zaman 'Sosyalizm' deniyor, gerçekte ise bunlar sadece reformlardır.
Anarşizm, zorunlu katılım yerine gönüllü işbirliği anlamına gelir. Müdahale ve düzensizlik yerine uyum ve düzen demektir.    
İnsanın yenilenmesinin muazzam görevi, yalnızca soğuk değil büyüyen beyinlerin saflaştırılmış vizyonuyla gerçekleştirilecektir.
Size Anarşistlerin örgütlenmeye inanmadıklarını söyleyenler saçma konuşuyor. Organizasyon her şeydir ve her şey organizasyondur.   
Kendini ve ailesini açlıktan korumak için hayatı boyunca köle olmaya mecbur kalan adamın hiçbir siyasi hakkı en azından işe yaramaz.  
En narin çiçek olarak yetiştirilmesi, beslenmesi ve büyütülmesi gereken bir biliçtir, çünkü gerçekten yeni ve güzel bir varoluşun çiçeğidir.  
Sadece eğitimi zorlama ve kısıtlamadan kurtararak, çocuğun kendiliğinden ilgisinin ve içsel teşviklerinin tezahürü için ortamı yaratabiliriz.
Zorunlu askerliğe karşıyız, çünkü enternasyonalistiz, anti-militaristiz ve kapitalist hükümetler tarafından çıkarılan tüm savaşlara karşıyız.   
Temelde çocuğa yardımcı olan bu tür eğitim yöntemleri 'Taklit niteliği ve bilgi tutkusu, sağlıklı bir entelektüel bağımsızlık nesli geliştirecektir.    
Özgürlüğü bilmeyen bir halk diktatörlüğe alışır. Despotizm ve karşı-devrimle savaşmak, terörizmin kendisi onların verimli okulu haline gelir.   
Şiddet cehalet yöntemidir, zayıfların silahıdır. Güçlü kalp ve beynin şiddete ihtiyacı yoktur, çünkü haklı olma bilincinde karşı konulmazdırlar.     
Kendin için çalışamazsın… Fabrikalar, makineler ve aletler işveren sınıfa aittir, bu yüzden çalışmak ve yaşamak için kendini o sınıfa kiralamalısın.   
Çocuğun kabul edilen kavramlara adaptasyonunu zorlamak değildir. ama onun özgünlüğüne, inisiyatifine ve bireyselliğine bedava oyun vermek.
Kendini de yenilemek; her zaman en iyisini kabul etmeye hazır, yeni fikirlerin zaferinde mutlu, tek bir hayatta birden fazla hayatı yaşamayı arzuluyor.
Ne için çalışırsanız çalışın, işvereniniz kim olursa olsun, her zaman aynı sonuca varır: onun için çalışmalısınız. Kendinize yardım edemezsiniz. Zorundasın.   
Irklar kümelenmesinde, "ortalama" Amerikalıdan söz etmek imkansızdır ve böyle bir temelde Amerikan psikolojisi hakkında yeterli bir tahmin yapılamaz.    
Sadece emirlere uymak, size söylenenleri yapmak ve diğer binlerce kişiyle aynı çizgide genel onay ve Yıldız Süslü Banner'a uymak için çok cesarete mi ihtiyacınız var?  
Çocuğun yetiştirilmesi, hazır fikirleri dayatmayan, ancak çocuğun doğal olarak kendini açmasına yardımcı olacak yöntemlerle bir özgürleşme süreci haline gelmelidir.   
Kapitalist toplum o kadar kötü örgütlenmiştir ki, çeşitli üyeleri acı çekmektedirler: aynen nasıl ki bedeninizin bir yerinde ağrınız varsa, tüm bedeniniz ağrır ve hasta olursunuz.
İnsanın insana karşı insanlık dışı olması son söz değildir. Gerçek daha derinlerde yatıyor. İnsanlığı kurtlara ve koyunlara dönüştüren ekonomik köleliktir, kırıntı için vahşi mücadele.
Kısacası, Anarşizm, tüm erkeklerin ve kadınların özgür olduğu ve herkesin düzenli ve mantıklı bir yaşamın faydalarından eşit ölçüde yararlandığı bir durum veya toplum anlamına gelir.  
Kanun size itaat etmenizi emreder ve itaat etmezseniz sizi zorla zorlar - tüm hükümetler, tüm kanun ve otorite nihayetinde güç ve şiddete, cezaya veya cezalandırma korkusuna dayanır.   
Savaşta sorumluluk sahibi olmadığınız duygusuyla alçalır ve şaşkına döner, sizin gibi düşünmek ve nedenini anlamak değil, yapmak ve ölmek, tıpkı sizin gibi mahkum olan yüz bin kişi gibi.   
Düşünme ile incelemeyle endişeler ve acılar içinde geçen yıllardan sonra dünyanın deliliği ve hilelerinin kırılmış prangalarından kalktım; özgürlük ve eşitliğe giden yeni bir yaşamın eşiğinden atlamak için.  
Görebiliyor, duyabiliyor, hissedebiliyor ve düşünebiliyorsanız, King Dollar'ın Amerika Birleşik Devletleri'ne hükmettiğini ve bu ülkede işçilerin efendilerin gönlüne göre soyulup sömürüldüğünü bilmelisiniz.  
Otoyolcu silahını kafanıza dayadığında, değerli eşyalarınızı ona teslim edersiniz. Pekala, 'rıza' veriyorsun, ama bunu yapıyorsun çünkü kendine yardım edemiyorsun, çünkü onun silahına mecbur kalıyorsun.  
Amerikan burjuva demokrasisinin ve kapitalist medeniyetinin emeğin ve ilerlemenin en kötü düşmanları olduğunu ve onları korumak yerine onları yok etmek için savaşmaya yardım etmeniz gerektiğini biliyorsunuz.   
Haklı olduğunu bildiği zaman arkadaşlarına ve ülkesine karşı bile halk akımına karşı çıkabilen, kendisi üzerinde otorite sahibi olanlara meydan okuyabilen, cezalandırılabilen ve hapis alabilen, sabreden kalabilen insan.    
Anarşi: Bomba, düzensizlik veya kaos DEĞİL. Soygun ve cinayet DEĞİLDİR. Bu, herkesin herkese karşı savaşı DEĞİLDİR. Bu, barbarlığa veya vahşi insan durumuna bir dönüş DEĞİLDİR. Anarşizm tüm bunların tam tersidir.   
Bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılıktan, baskı altında tutulmaktan veya göz ardı edilmekten muaf olmaz. Bunu yapmak, ağrıyan dişinizi göz ardı etmek demektir: sonunda da tamamı ile hasta olursunuz.  
Mutlakiyetçilikte otokrat görünür ve somuttur. Cumhuriyetçi kurumların gerçek despotizmi çok daha derin, daha sinsidir, çünkü halkın özyönetim ve bağımsızlık yanılsamasına dayanır. Bu, demokratik tiranlığın ince kaynağıdır ve bu haliyle, ona bir kurşunla ulaşılamaz.
Hükümetin öldürme, el koyma ve hapsetme hakkını sorgulamıyorsunuz. Özel bir kişi, hükümetin her zaman yaptığı şeylerden suçluysa, onu bir katil, hırsız ve alçak olarak damgalayabilirsiniz. Ancak işlenen şiddet "yasal" olduğu sürece, onu onaylar ve ona teslim olursunuz."Öldürmek için alet yaparak değil de, onları yapmayı reddederek ha­zırlıklı ol. Savaş gemileri yapma, ne silah ne de süngü yap; bırak kalelerin üs­tünü çimler kaplasın ve general işe gitsin. Polis için hiçbir copu çevir­me ve ona cop yerine bir rehber kitabı ver. İnsan yiyen bölge savcılarını huzur dolu çayırlardaki ineklerin yanına bağlayın. Tüm bunlar yapıldığında cezaevlerini açın; çünkü artık o zaman suçlu kalmayacaktır, düşkünlerevinde bakılacak birkaç zararsız kral dı­şında belki."     Anarşistin Yaşamı ,  Alexander Berkman

Alexander Hamilton  (11 Ocak 1757 - 12 Temmuz 1804), Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki ilk Hazine Bakanı.

Kıtasal düşünmeyi öğrenin.  
Bir ulusun onuru, yaşamıdır.  
Verilen söz asla bozulmamalıdır.    
Bence toplumun ilk görevi adalettir.   
Yargı üç devlet kuvveti arasında en zayıfıdır.     
Arzuladığımız tiranlık değil; bu adil, sınırlı, federal bir hükümet.   
Bir insanın geçimi üzerindeki güç, onun iradesi üzerindeki güçtür.    
Kusurlu bir insandan mükemmel bir iş görmeyi asla beklemiyorum.  
İyi ayarlanmış bir insan, aynı hatayı iki kez sinirlenmeden yapan kişidir.    
Elli yaşından sonra kimse vücuduna gereğinden fazla güvenmeyi beklemez.   
Kılıç bir kez çekildiğinde, insanların tutkularında hiçbir ölçülülük sınırı yoktur.   
Rezilliği tehlikeye tercih edebilen bir millet, bir efendiye hazırdır ve onu hak eder.    
Adalet mahkemelerinin tam bağımsızlığı sınırlı anayasal devlet için gerekli bir ilkedir.  
Burada efendim, halk yönetir; burada doğrudan temsilcileri tarafından hareket ederler. 
Adalet devletin amacıdır. Sivil toplumun amacıdır. Adalet için daima mücadele edilecektir.   
Yargı içerisinde mahkemelerin tam bağımsızlığı anayasa içerisinde güvence altına alınmalıdır.     
İnsanlığın kutsal hakları, eski parşömenler veya küflü kayıtlar arasında didik didik aranmamalıdır.   
Erkekler, çoğunlukla tutku dürtüsü tarafından yönetilen makul hayvanlardan ziyade akıl yürütürler.   
İşlerin olağan gidişatında, bir milletin varlığının her safhasında icapları, en az kaynakları kadar bulunacaktır.   
Özgürlükte, cesaret ve kahramanlık eylemlerinde insan doğasını kendi üzerine çıkaran belirli bir coşku vardır.   
Gerçek özgürlük ne despotizmde ne de demokrasinin aşırı uçlarında bulunur, ancak ılımlı hükümetlerde bulunur.   
Devlet niçin kuruldu? Çünkü insanların tutkuları ve hırsları sınırlama olmaksızın akıl ve adaletin emirlerine uymayacaktır.   
Tüm genel amaçlar için, her yerde aynı ulusal haklardan, ayrıcalıklardan ve korumadan yararlanan her bir vatandaş, tek tip bir halk olduk.    
Anayasalar sadece genel hükümlerden oluşmalıdır; nedeni, zorunlu olarak kalıcı olmaları gerektiği ve şeylerin olası değişimini hesaplayamadıklarıdır.   
İnsanlar çoğu zaman bir şeye sırf onu planlayacak bir yetkileri olmadığı için ya da hoşlanmadıkları kişiler tarafından planlanmış olabileceği için karşı çıkarlar.   
Dinde olduğu gibi siyasette de ateş ve kılıçla mühtedi olmayı hedeflemek aynı derecede saçmadır. Her ikisinde de sapkınlıklar nadiren zulümle tedavi edilebilir.  
Sürekli sorgulama, insanlara fayda sağlayacak olan değil, memnun edecek olandır. Böyle bir hükümette geçici bir çare, kararsızlık ve akılsızlıktan başka bir şey olamaz.   
Hükümetiniz saygın olmadıkça, yabancılar haklarınızı işgal edecek; ve sükuneti korumak için saygın olmalı  tarafsızlığı gözetmek için bile güçlü bir hükümete sahip olmalısınız.   
Her ülkede gürültünün ve küstahlığın değer olarak akıp gittiği mevsimler vardır; ve özellikle popüler kargaşalarda, ilgili ve hizipçi erkeklerin yaygaraları genellikle vatanseverlikle karıştırılır.  
Abone için kağıdı sağlayan reklamcıdır. Bu ülkedeki bir gazetenin yayıncısının, çok kapsamlı bir reklam desteği olmadan, emeğinin karşılığını en mütevazı tamirciden daha az alacağı tartışılmaz.   
Barış ya da savaşın her zaman bizim seçeneğimize bırakılmayacağını hatırlayalım; Ne kadar ılımlı veya hırssız olursak olalım, ılımlılığa güvenemeyiz veya başkalarının hırsını söndürmeyi umamayız.   
İnsanlar tarafından insanlar üzerinde yönetilecek bir hükümet kurmanın en büyük zorluğu şudur: önce hükümetin yönetilenleri kontrol etmesini sağlamalısınız; ve bir sonraki yerde, kendisini kontrol etmeye zorlar.   

>>  zquotes.com/author/6160-Alexander_Hamilton

Aleksandr İvanoviç Herzen ( 6 Nisan 1812, Moskova, Rusya - 21 Ocak 1870, Paris, Fransa), Rus yazar ve düşünür.

Tarih, bir delinin otobiyografisidir.
Biz yazarlar doktor değiliz, hastaların çektiği acıyız.
Halk her zaman gerçeğin ifadesidir. İnsanların hayatı yalan olamaz.
Siyaset şiddetten yararlanırken, din, özgür iradenin çürümesini kullanır.
Hayat bana düşünmeyi öğretti; fakat düşünmek bana yaşamayı öğretmedi.
Tüm dinler ahlakı, itaatin, yani gönüllü köleliğin üzerine temellendirmişlerdir.
Yolumuz bizi yaratırken yolumuzu yapmak için zeka ve cesarete ihtiyacımız var.
Hayat bir dizi optik yanılsama, yapay ihtiyaçlar ve hayali duyumlar olarak ilerler.
Bütün dinler, bütün siyasi örgütlenmelerden her zaman çok daha kötücül olmuştur.
Bireyin özgürlüğü her şeyin en büyüğüdür, insanların gerçek iradesi ancak bunda gelişebilir.
Katoliklik, Şövalyelik fikirleri hiçbir zaman insanları Burjuva fikirleri kadar derinden, çok yönlü etkilemedi.
Tanrılar reddedilmelidir, ama hepsi bu kadar değil: Varlıklarının nedenleri maskelerinin altında aranmalıdır.
Dünyada bir cesetten daha inatçı bir şey yoktur: Onu vurabilirsin, parçalara ayırabilirsin ama onu ikna edemezsin.
Bütün bir nesli saptırmak, kör etmek, delirtmek, yanlış bir hedefe yönlendirmek mümkündür. Napolyon bunu kanıtladı.
Yavaş yavaş gidecek hiç ama hiçbir yerim ve herhangi bir yere gitmek için hiçbir nedenim olmadığını anlamaya başladım.
Yazdıklarımın gerçek olduğuna inanıyorum. Gerçeğe kayıtsız kalmayan her insanın onu yayma konusunda bir zaafı vardır.
Çocuk büyüdüğü için amacının da büyümek olduğunu düşünürüz. Oysa onun amacı oyun oynamak, eğlenmek, çocuk olmaktır.
İnsani gelişme, bir tür kronolojik adaletsizliktir, çünkü geç gelenler, aynı bedeli ödemeden öncekilerin emeklerinden kâr elde edebilirler.
Dini ve politik olan her şey basit ve insani bir şeye dönüştürülmeden ve eleştiri ve inkarlara açık hale getirilinceye kadar dünya özgürlüğü bilemez.
'İnsanlık' sözcüğü çok uygunsuzdur, belirli hiçbir şey ifade etmez, tek yaptığı bütün mevcut kavramlar karmaşasına alacalı bir tür yarı tanrı eklemektir.
Modern insandan gerçekten dehşete düşüyorum. Böyle bir duygu eksikliği, böyle bir bakış açısı darlığı, böyle bir tutku ve bilgi eksikliği, böyle bir düşünce zayıflığı.
İnsan gelişimi, kronolojik adaletsizliğin bir tarzından ibarettir; çünkü sonradan gelenler aynı bedelleri ödemeksizin, kendilerinden önce yaşayanların emeklerinin meyvesini yer.
İnsanlar keşke dünya yerine kendilerini  kurtuluşa erdirmeyi, insanlık yerine kendilerini kurtarmayı düşünseler; o zaman dünyanın ve insanlığın kurtuluşu için çok daha fazla şey yapmış olurlar.

Alexander Pope (21 Mayıs 1688 - 30 Mayıs 1744), 18'inci yüzyılın başlarındaki en büyük İngiliz şair.

Biraz bilmek tehlikelidir.   
Doğru olan, haklı olandır.  
Düzen, cennetin ilk yasasıdır.
Bir ağaç, herhangi bir prensten daha soyludur.  
Servetin toplandığı yerde insanlar ahlakını yitirir.  
İnatçı bir adam fikirleri tutmaz, fikirler onu tutar.  
Sığ sular beyni zehirler, bol sular insanı temizler.    
Servet, insanın düşünme kapasitesinin bir ürünüdür.
İnsanın hayattaki asıl işi, kendi doğuşunu sağlamasıdır.
Hukuk, çeteleri yok edemezse çeteler hukuku yok eder.
Bilgili kişi mutludur, çünkü keşfedecekleri olduğunu bilir.  
Hiçbir şey beklemeyenlere ne mutlu, hiç hayal kırıklığına uğramazlar.  
Bir insan, asla yanıldığını kabullenmekten utanmamalıdır. Aslında bu, bugün dünden daha zeki olduğunu başka kelimelerle söylemektir.

Friedrich Wilhelm Heinrich Alexander Freiherr von Humboldt (14 Eylül 1769, Berlin – 6 Mayıs 1859, Berlin), Prusyalı doğabilimci ve kâşif.

Özgür olmadan önce adil olmak gerekir.
Hükümet, kendisini gereksiz kılan en iyisidir.
Doğa, işkence gören zihin için çok yatıştırıcı olabilir.
Serbest kalmadan önce, sadece özgür olmak gerekir.
İnsan için yemek, içmek kadar önemlı bir konu da çalışmaktır.
Büyük karakterin başlıca belirtisı, doğru, onurlu ve çalışkan olmaktır.
Hayvanlara eziyet, alçak ve asil bir insanın en önemli kusurlarından biridir.
Hayvanlara karşı acımasızlık ne gerçek eğitim, ne de gerçek bilginlik ile bağdaşır.
En tehlikeli dünya görüşleri, dünyayı hiç görmemiş olanların dünya görüşleridir.
Gerçek zevk, zihnin faaliyetinden ve bedenin egzersizinden gelir; ikisi her zaman birleşmiştir.
Hayal gücümüz yalnızca büyük olanı vuruyor; Fakat doğal felsefenin sevgilisi küçük şeyler üzerinde eşit derecede yansıtmalıdır.
Petrol, büyük bir derinlikten damıtılmanın ürünüdür ve tüm volkanik hareket kuvvetlerinin altında yattığı ilkel kayalardan çıkar.
Çoğu hayvanda, insanlarda olduğu gibi, duyuların uyanıklığı yıllar süren çalışmadan, ev içi alışkanlıklardan ve kültürün gelişmesinden sonra azalır.
Tarihin en önemli devrimlerine bakacak olursak, bunların en büyük bölümünün insan zihnindeki dönemsel devrimlerden kaynaklandığını hemen görürüz.

>> azquotes.com/author/17892-Alexander_von_Humboldt

Alexandra Bracken, The Darkest Minds serisi ve Passenger serisi ile tanınan, New York Times'ın en çok satan 1 numaralı Amerikalı yazarıdır.

Bütün dünya avuçlarımın içinde.
Degişen kişi her şeyi değiştirecek.
Karanlık iyi olan her şeyi yiyip yutardı.
Korkma. Korktuğunu görmelerine izin verme.
Onlar bizden, yani hayatta kalanlardan korkuyorlardı.
Durursam bir daha asla hareket edemeyeceğimi biliyordum.
Siyaha yem olmaktansa grinin sınırlarında kalmak daha iyiydi.
Hayatta bir kez bile duysanız asla unutmayacağınız bazı sesler vardır.
Bir insana yardım etmek için risk almak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.
Sonunda önemli olan şey seçimlerimizdir. Arzularımız, sözlerimiz ya da vaatlerimiz değil.
Bir zamanlar sahip olduklarını geri alamasan da onları arkanda bırakabilirsin. Yeniden başlarsın. En baştan.
Dünyadaki en sinir bozucu duygu, söyleyecek çok şeyin olup da bunu kelimelere nasıl dökeceğini bilememek olmalı.
Bir fabrikayı yok edebilirsin ama hemen ardından bir yenisini inşa ederler. Ancak yok edilen şey bir hayat olduğunda bunun geri dönüşü yoktur. O insanı geri getiremezsin.
Aşk bencillik değil miydi zaten? Dürüst insanların hiçbir şekilde haklarının olmadığı şeyleri istemelerine sebep oluyordu. İnsanı dünyanın geri kalanından soyutluyor,zamanı siliveriyor ve mantığı alaşağı ediyordu.
Yaşamın bir yolculuk olduğunu ve amacının da sonundaki bir hazineye ulaşmak değil, hangi yollarda, kimlerle birlikte yürüyeceğine karar verme cesaretini bulmak olduğunu öğrendik.
Dünya ne kadar dehşet verici ve tehlikeli görünürse görünsün, içinde hala ufacık da olsa bir umut barındırıyor ve bu umuda erişmenin yolu birbirimizi sevip kollamaktan geçiyor.
Cehennem gidilen bir yer değil, cehennem şu an içinde yaşadığımız yer. Cehennem, en değer verdiğiniz insanları, kendilerinden korumakta çaresiz kalmanızdır.
Kimsenin beynime bir şey yerleştirmesine ya da olduğum kişiyi yok etmesine izin veremem.
En karanlık zihinler, en beklenmedik yüzlerin arkasında gizlenme eğilimindedirler.
Korku bir işe yaramaz. İlerlemeye en çok ihtiyaç duyduğun anda seni engeller.
Bence bir insan karşısındakiyle gerçekten ilgilenmezse onu asla tanıyamaz.
Tehlikeliydim ve tehlikeli olanlara ne yaptıklarını çok iyi biliyordum.
İnsan kendinden bildiği şeyleri başkalarında kolayca tanıyabiliyor.
Her şeyini kaybettiğinde sesinin ne kadar az çıktığına şaşırsın.
Sessiz kalmaya çalışmak, göğsümü acıtmaya başlamıştı.
İnsanlar taşımak istedikten sonra ona yük diyemezsin.
Heves denilen şeyin en önemli yanı bulaşıcı olmasıdır.
Yeterince zaman geçince her şey değişir.
Hedefe giden yol mübah değildir.

Karanlık Zihinler, Alexandra Bracken

Alexandre Dumas (d. 24 Temmuz 1802, Aisne, Fransa - ö. 5 Aralık 1870, Dieppe, Seine-Maritime, Fransa), Fransız yazar.
Sözleri

Bilinçlilik kararlılığı pekiştirir.  
Yaşlanınca kolay heyecanlanılmaz.
Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.  
Hiçbir şey başarı kadar başarılı olamaz.   
Yapılan iyiliği hatırlatmak, bir hakarettir.        
Belirsizlik, tüm işkencelerin en kötüsüdür.   
İlkel halkların yasası, kısasa kısas yasasıdır.  
Kadınlar, sevmedikleri adama hiç acımazlar.   
Beyinleri ve yürekleri olan insanları severim.  
Bazı insanlarda aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.  
Genç insan, önce dol ki sonra rahatça taşabilesin.  
Hala umut besleyen insan kendini asla öldürmez.  
İnsan her zaman kendisine nankörlük edeni sever.     
Bir kişi bir şeyi çok istiyorsa hiçbir şey kolay değildir.  
Ne yazık! Bu dünyada tamamen mutlu olunmuyor.  
Her kötülüğün iki tedavisi vardır, Zaman ve Sessizlik.   
Kararlarım hakkında kimseye hesap verecek değilim.  
Ne yazık ki büyük insanlar gibi büyük sözlerde vardır.       
Hayat nedir ki? Ölümün bekleme noktasında bir mola.   
Polis failleri bulamadığında, iz üzerinde olduğunu söyler.    
Sadece büyük acılar çekenler mutluluğun anlamını bilirler.   
Siyasette bir insan öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.       
Neyle yaşamamı bekliyordunuz? Elimde sadece anılarım var.  
Acılar öylesine üst üste gelmişti ki, neredeyse onlara alışmıştı.  
Düzenli çalışan bir beyinde her zaman baskın bir düşünce vardır.
Bazen hükümetler bir insanı hiç iz bırakmadan yok etmek isterler.    
Gerçek mutluluk, gecenin karanlığında güneşi pencerene çizebilmektir.    
Hayatta insanın zihnini cidden meşgul eden tek bir mesele vardır: ölüm.  
Suçluyu bulmak istiyorsanız, önce işlenen suçun kime yaradığını araştırın!
Felsefe kazanılan bilgilerin beyinde bir araya gelmesidir; beyin onları uygular.   
Kötülük taşıyan fikirlerin korkunç yanı şudur: Zihinler bu fikirlere zamanla alışır.   
Ağaç hiçbir zaman çiçeğini bırakıp gitmez; ağacı bırakıp giden her zaman çiçektir.   
Ne kadar iyi olurlarsa olsunlar, artık size acı veren insanları görmekten vazgeçiyorsunuz.  
Sizin de bildiğiniz gibi; siyasette insanlar değil düşünceler, duygular değil çıkarlar söz konusudur.      
Eğer Tanrı insana yaşamaya zorladığı hayatı kendisi yaşamak zorunda kalsaydı kendini öldürürdü.  
Güven vermek önemlidir.  Güven duymak da önemlidir.  Ama en önemlisi, Duyulan güveni boşa çıkarmamaktır.  
Zavallı insanlığın övünçlerinden biridir bu: Herkes kendini yanında inleyen ve ağlayan bir başkasından daha mutsuz sanır.   
Politikada insanlar yoktur, düşünceler vardır; duygular yoktur, çıkarlar vardır; politikada bir insan öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.

Ahlak düşünce gücünü artırır, insanlar arasında barışı sağlar; uygarlık ise bilim ve sanattan daha fazla yüceltir.
Aşağı olanları yükseltmek mümkün olmadığı için, insanlar arasında eşitliği meydana getirmenin tek çaresi onların hepsini en aşağı seviyeye indirmek idi. Böylece şahsiyetin kuvveti kayboldu.
Bir insanın hayatı onun karakteridir.
Bozuk karakterler kendilerini fikir hayatına veremezler.
Çağdaş insan zevke düşkün, korkak, şehvetli ve zorludur. Ne ahlak, ne estetik, ne de din anlayışı vardır.
Çocuklar, anne ve babalarının kötü örnekleriyle bozulmaya devam ettikçe yeni bir dünya kurulamaz.
Çok uyku ve fazla yemek, çok az uyumaktan ve çok az yemekten daha tehlikelidir.
Demokratik hürriyetlerin sadece zenginler için olduğunu unutmamak gerekir.
Demokratik prensip, seçkinlerin gelişmesini engellemek suretiyle uygarlığın çöküşüne yardım etmiştir.
Din ve ahlak duygularının zayıflaması, zekanın zayıflaması kadar tehlikelidir.
Dua en yüksek ifadesini, zekanın karanlık gecesine doğru atılan bir aşk hamlesinde bulmaktadır.
Dünyanın hiçbir devresinde çağımızda olduğu kadar akıl hastaneleri dolup taşmamıştır.
Düşünce ve kararlarımız doğrudan doğruya ruh halimize bağlıdır.
Edison, felsefe ve din üzerindeki görüşlerini halka bildirmekte tereddüt etmiyordu. Ve halk da bu farklı konularda, onun öteki konularda olduğu kadar otoriter olduğunu sanarak sözlerini saygı ile karşılıyordu. İşte bu suretle, bilmedikleri şeyleri öğretmeye kalkışan büyük adamlar, insanlığın bir konuda ilerlemesine katkıda bulunurken diğer bir konuda ilerlemesini geciktiriyorlar.
Gerçekte, atalarından büyük bir delilik yükü, akıl zayıflığı veya kanser miras almış olanlar evlenmemelidirler. Hiçbir insanın başka bir insanı felakete sürüklemeye hakkı yoktur. Kaderi felaket olan çocukları dünyaya getirmeye ise hiç hakkı yoktur.
Geri zekalı ile dahinin, yasalar karşısında eşit olmaması gerekir.
Görev büyük şey yapmak değil gerekeni yapmaktır.
Hayatın gayesi olmayınca eğlence bataklığına akıyor.
Her insan bir tarihtir ve başka hiç kimsenin tarihi ile aynı değildir.
Her insan hayatı boyunca yorgunluk, gürültü, endişe yüzünden sinir bozukluklarına uğruyor. Modern sağlık, ömrü bir hayli uzatmışsa da hastalıkları yok etmekten uzaktır. Sadece onların mahiyetlerini değiştiriyor.
Her seçim, kuvvetlerimizin çoğunu yokluğa iter.
Her yaşlı insan, boş yere sönüp gitmiş yetenekleriyle çevrilidir.
İnsan ancak düştüğünü fark ederse ayağa kalkar.
İnsan, Tanrı'ya su ve hava kadar muhtaçtır.
İnsanlık, hiçbir zaman büyük kalabalığın çabasından yeni bir şey elde etmemiştir. İnsanlığı ileriye doğru iten, birkaç kişinin tutkusu, zekalarının alevi ve onların bilim, iyilikseverlik ve güzellik ülküsü olmuştur.
Kadın yeniden doğal görevine getirilmelidir. Bu görev ise, yalnız çocuk yapmak değil, fakat aynı zamanda çocuklarını yetiştirmektir.
Kadınlar; doktor, avukat ya da öğretmen olmak için değil, kendi çocuklarını üstün nitelikli insanlar haline getirmek için yüksek eğitim görmelidirler.
Modern insan, para müstesna, her şeye karşı kayıtsızlık içindedir.
Önümüze çıkan yolların yalnız birini seçmek zarureti, bizi, diğer yolların götüreceği ülkeleri görmekten mahrum bırakır.
Sade insanlar, Tanrı'ya güneşin harareti ve bir çiçeğin kokusu kadar tabii hissederler.
Sevmesini bilene çok yakın olan, aklı ile anlamak isteyene de o kadar uzaktır, gizlidir.
Tasalar, sağlığı derin şekilde etkiler. Kendilerini tasalara karşı korumayı bilmeyen iş adamları genç yaşta ölürler.
Uygarlığın gayesi, ilmin ve makinelerin ilerlemesi değil, insanın ilerlemesi olmalıdır.
Uzun ömür ancak gençliği uzatıyorsa arzu edilebilir, ihtiyarlığı uzatıyorsa arzu edilmez.

Alexis de Tocqueville (29 Temmuz 1805 - 16 Nisan 1859), Fransız politik düşünür ve tarihçi.

Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev, hayattır.
Geçmişe ancak senaryo biçiminde yaklaşmak mümkündür.  
Organizasyon kurma hakkı vazgeçilmez bir hak ve özgürlüktür.
Geçmiş geleceği aydınlatmaz olmuş, akıl da karanlıklarda yürüyor.
Bir toplumun tarihsel olarak hazır olmadığı şeyi ona dayatmak olanaksızdır.  
Herkesi dostun yapmayacağına göre, düşmanlarınla yaşamasını öğrenmelisin.
Müslümanlar, der, aşağı bir dine inanırlar ve disiplin altına alınmaları gerekir.  
Politikada ortak düşmanlıklar hemen hemen her zaman dostlukların temelidir.
Geçmiş geleceğe ışık tutmuyorsa, akıl karanlıklar içinde yürümeye başlamış demektir.
Bir evrensel kanun vardır... Bu adalet kanunudur. Adalet bir milletin hukukunun temel taşıdır.
İki insanın iyi geçinmesi hiç kusursuz olmalarıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleriyle sağlanır.  
Bugün dünyanın gerçek anlamda tek laik ülkesi Fransa'dır ve bu , Büyük Devrim'in en büyük armağanıdır.
Aktif gücü elinde bulunduran sadece devlet olmamalıdır. Eğer insanlar medeni olmak istiyorlarsa, organizasyon kurma sanatı geliştirilmeli ve genişletilmelidir.  
Demokrasi ile sosyalizmin bir kelime dışında hiçbir benzerliği yoktur: Eşitlik. Fakat aradaki farka dikkat edin; demokrasi özgürlük konusunda eşitlik isterken, sosyalizm kölelik yönünden eşitlik ister.  
Aktif gücü elinde bulunduran sadece devlet olmamalıdır. Eğer insanlar medeni olmak istiyorlarsa, organizasyon kurma sanatı geliştirilmeli ve genişletilmelidir.
Bir evrensel kanun vardır... Bu adalet kanunudur. Adalet bir milletin hukukunun temel taşıdır.
Birey, yurttaşın en acımasız düşmanıdır.
Demokrasi bireysel özgürlüğün sahasını genişletir. Sosyalizm ise daraltır. Demokrasi, mümkün olan bütün değerleri insanlara sağlarken; sosyalizm her insanı bir sayıdan ve araçtan ibaret görür. Demokrasi ile sosyalizmin bir kelime dışında hiçbir benzerliği yoktur: Eşitlik. Fakat aradaki farka dikkat edin; demokrasi özgürlük konusunda eşitlik isterken, sosyalizm kölelik yönünden eşitlik ister.
“Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demagoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır.
Halkın yönetime katılmasında önemli bir araç olan jüri sistemi, aynı zamanda halkın nasıl iyi yönetileceğini vatandaşlara öğretir.

Alfred de Vigny (27 Mart 1797 - 17 Eylül 1863), Fransız şair, oyun ve roman yazarı.

Akıl, vücudun efendisidir.  
Çok defa korku, yalan söylemesini öğretir.   
Kendisinden bir şey öğrenilemeyecek tek insan yoktur.   
İnsanları aşağı görmeye hakkı olan tek bir insan yoktur.     
Dilde söylenmesi ve yerinde kullanılması en güç kelime ben’dir.    
Hiçbir insan rastlamadım ki, onda öğrenilecek bir şey bulunmasın.  
İnanılması en zor dedikodular, aptalların belleğinde en uzun süre kalanlardır.   
Bütün suçlar ve kötülükler acizlikten doğar, onun için hepsi ancak merhamete layıktır.  
Asıl iktidarın kitapta olduğunu gördükten sonra, hükümdarlar da kaleme sarılıp kitap yazmaya başladılar.  
Özgürlük ve düzen hiçbir zaman hiçbir yerde birlikte var olmamışlardır; hiçbir zaman ikisinden de vazgeçilemedi.

Alfred Hitchcock, İngiliz film yönetmeni ve yapımcısı.

Kelime oyunları edebiyatın en üstün biçimidir.
Kuşlar (The Birds) yaptığım en korkunç film olabilirdi.
Kuşlar filminin fragmanı
Televizyonda bir cinayet görmek kişinin kinini giderebilir. Eğer siz hiç kin duymuyorsanız, reklamları izleyin.
Televizyonun yaptığı en büyük katkılardan biri, cinayeti tekrar eve getirmesidir, ait olduğu yere.
Yumurtalardan korkuyorum, korkmaktan öte, iğreniyorum. Beyaz üzerinde hiç delik olmayan şey. Hiç yumurta sarısından daha iğrenç bir şey gördünüz mü? Kan hoş bir kızıllığa sahiptir, ancak yumurtanın o sarısı iğrenç. Hiç tatmadım.
Onlara zevk verin. Korkunç bir kâbustan uyandıkları an duyduklarının aynı.
Sarışınlar çok iyi kurban olurlar. Kanlı ayak izlerini gösteren bakir kar gibiler.
Belgesellerde temel malzeme Tanrı tarafından yaratılmıştır. Kurgu filmlerde yönetmen Tanrı'dır, hayatı onun yaratması gerekir.
Sessiz görüntüler sinemanın en saf hâliydi.

Bazı filmler hayatın dilimleridir, benimkiler kek dilimleri.
Ben tür yönetmeniyim. Sindrella'yı film yapsam, insanlar at arabasında ceset ararlar.
Erkek karısının söylemediği her sözcüğü anladığı andan itibaren gerçekten evlidir.
Kendi hayatımdan daha sıkıcı bir film seyretmek istemiyorum.
Kendinden çalma bir stildir.
Konuşma diğer seslerin üstünde bir ses olmalı basitçe, gözleri görsel terimlerle konuyu anlatan insanların ağızlarından çıkan olmalı.
Polise karşı değilim. Sadece onlardan korkuyorum.
Televizyon boru tesisatına benzetilebilir. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmedi ancak onların evde durmalarını sağladı.
Televizyon psikiyatri üzerine çok şey başarmıştır, hem psikiyatriyi tanıtmış hem de ihtiyaç yaratmıştır.
Din adamları ve polislerden uzak durun. İkisinde de bok çukurunun anahtarı vardır.

Alfred Bernhard Nobel (21 Ekim 1833, Stokholm İsveç – 10 Aralık 1896, San Remo İtalya), İsveçli kimyager ve mühendis, dinamitin mucidi.

Endişe midenin en kötü zehiridir.   
Tek gerçek zenginlik memnuniyettir.
Tek başına iyi dilekler barışı sağlamaz.  
Adalet yalnızca hayal gücünde bulunur.  
Yalan söylemek tüm suçların en büyüğüdür.   
Evim çalıştığım yer ve her yerde çalışıyorum.   
Ben bir misantropum ama son derece iyilikseverim.
Tarımdan sonra, hile çağımızın en büyük endüstrisi.
Umut gerçeğin çıplaklığını gizlemek adına doğal bir perdedir.
Saygı duyulmak için saygı görmeye layık olmak yeterli değildir.  
Kitaplar ve mürekkepsiz bir münzevi hayat zaten ölü bir insandır.  
Eğer bin fikrim var ise ve sadece biri iyi çıkıyorsa, ben buna memnunum.
Kum üzerine inşa ediyoruz ve yaşlandıkça bu temel daha dengesiz hale geliyor.
Hayallerimiz birgün gerçekleşebilir. Zaten gerçekleşmiş bazı olaylar bir zamanlar hayaldi.  
Başkalarının saygısı olmadan kendine saygı, gün ışığına dayanmayacak bir mücevher gibidir.
Bir mide, ikna yoluyla yiyecekleri sindirmeye zorlanacağı gibi, bir kişide de sevmeye zorlanamaz.
Büyük bir servete sahip olan bir kişi, o servetinden bir kısmını akrabalarına inmesine izin vermelidir.
Ölen insanlar için muhteşem anıtlar yaptırmaktansa, fakir insanların karnını doyurmayı tercih ederim!  
Ağzımız kafes, kelimelerse kuş gibidir. Ağzımızı açtığımızda kelimeler birer kuş gibi uçarak kontrolümüzden çıkar.
Ölümümden sonra barış fikrinin teşviki için büyük bir fon bırakmak niyetindeyim, ancak sonuçları konusunda şüpheliyim.  
Devralınan büyük serveti bir talihsizlik olarak görüyorum, bu sadece erkeklerin yeteneklerinin sıkıcı olmasına hizmet ediyor.
Dinamit dünya sözleşmeleri için daha erken barış yolu açacaktır. Ordular tamamen yıkılıp son bulduğunda hiç kuşkusuz altın barışa uyacaklardır.  
Kendi adıma, tüm silahların eşyalarıyla birlikte her şeyin cehenneme gönderilmesini diliyorum, onların sergilenmesi ve kullanılması için en uygun yer.
Tek gerçek çözüm, saldırıya uğrayan herhangi bir ülkeyi toplu olarak savunmak için tüm hükümetlerin kendilerini bağlayacakları bir sözleşme olacaktır.
Bilginler mükemmel ciltler yazacaklar. Ödül alanlar olacak. Ancak, koşulların güçleri onları imkansız hale getirene kadar savaşlar aynı şekilde devam edecek.
Doğa insanın öğretmenidir. Hazinelerini arayışına açar, gözünü açar, zihnini aydınlatır ve  arındırır; Varoluşunun tüm görüntü ve seslerinden bir etki soluyor.

Alfred North Whitehead, İngiliz filozof ve matematikçiydi.

Din insan vahşiliğinin son sığınağıdır.
Basitliği arayın ve ondan şüphe edin!
Genellemelerle düşünür ama detaylarla yaşarız.
Hata yapmaktan korkmak, ilerlemenin ölümüdür.
Bir toplumun gerçeği sözü edilemeyen şeylerde yatar.
Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar.
Mükemmellik bile kuru tekrarın ağır yükünü taşıyamaz...
İdeallerin sönmesi, insan çabasının yenilgisinin bir delilidir.
Cehalet değil, cehaletin farkında olmama bilginin ölümüdür.
Bir kadının 'memnun oldum' dediği tek yer, tanışma faslıdır.  
Batı felsefeleri, Platon'un görüşlerine düşülen dipnotlardan ibarettir.
İncil'de mizahın eser miktarda bile olmaması, edebiyat tarihinde görülmüş en tuhaf şeydir.
Mekanik matematiksel ilimlerin cennetidir, çünkü kişi onunla matematiğin meyvelerine ulaşır.
Köpek kucağınıza sıçrarsa sizi sevdiği içindir, kedi aynı şeyi yaparsa kucağınız sıcak olduğu içindir.
Evren bütünü bakımından, makine gibi bir varlık değil, sürekli oluş içinde bulunan canlı bir organizma gibidir.
Günümüzün geçerli inançlarını yarıp öteye fışkırmayan bir uygarlık, çok sınırlı bir ilerleme döneminden sonra kısırlaşmaya mahkumdur.
Sakın çocuğa her şeyi öğretmeye kalkmayın. Her neyi öğretiyorsanız, onu iyi, çok iyi öğretin ki çocuk öğrenmeyi ve düşünmeyi öğrensin.
Şu anda benimsemiş olduğumuz inançlara, kuşkuyla bakmamıza neden olabilecek bir düşünce; oturup hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.
Zihinlerimiz sınırlı, ancak yine de bu sınırlılık şartlarında sonsuz imkanlarla kuşatılmış haldeyiz; ve yaşamın amacı bu sonsuzluktan kavrayabildiğimiz kadar çok şey kavramaktır.
Akıllarımız sınırlı fakat bu sınırlılığın şartları içerisinde sonsuz olasılıklarla çevrilmişiz; işte hayatın gayesi bu sonsuzluktan kavrayabildiğimiz kadar çok şey kavramak.

Modern bilim Avrupa'da doğmuştur fakat onun yurdu bütün dünyadır. (s. 18)
Özdeş iki gün yoktur, iki kış da. Yitip giden, sonsuza dek yitip gider. (s. 20)
Bilim, geç Rönesans'ın tarihsel başkaldırısındaki kökeninin etkisinden asla sıyrılamamıştır. Ağırlıklı olarak naif bir inanç üzerine kurulu anti-rasyonalist bir hareket olarak kalmıştır. (s. 34)
Matematik, sözünü ettiği şeyin herhangi bir tikel örneğinden yapılan tam soyutlama sahasında hareket eden düşüncedir. (s. 41)

Doğa, düşünce için konu üretmeye de son vermez. (s. 26)
Bilginin "niçin"ine yönelik bir açıklama olamaz; sadece bilginin "ne"sini tarif edebiliriz. (s. 42)

İlk dini erdem samimiyettir. (s. 29)
İnancın çağları, rasyonalizmin çağlarıdır. (s. 31)
Muhammed, ıssız bir mağarada inzivaya çekilmişti. Buda'nın bir ağacın altındaki tefekkürü ve İsa'nın çarmıhtaki terk edilmişliği yalnızlığın öyküleridir. (s. 33)
Karakteriniz inancınıza göre gelişir. (s. 60)
Din, yalnızlıktır! Şayet siz hiç yalnız kalmamışsanız, asla dindar değilsiniz. (s. 61)

Alfred Russel Wallace (8 Ocak 1823 – 7 Kasım 1913), Britanyalı doğabilimci, coğrafyacı, antropolog ve biyologdur.

Form değişikliğinin an meselesi olduğu kabul edilir.   
Kolonilerimizdeki beyaz adamlar çok sık vahşilerdir.   
Çok iğrenç bir duygu ve çok şiddetli tutkular büyümesini teşvik var.   
İnsan beyni, sahibinin ihtiyaçlarından fazla gelişmiş bir araca benzer.    
Doğayı incelemek ve gerçeği aramak için acı çekmekten hiç korkmam.     
Doğa bize kesinlikle bize tüm canlıların insan için varolmadığını söylüyor.   
Medeniyet şimdiye kadar göç ve fetihlere eşlik etmiştir - fikir, din veya ırk çatışması.  
Gerçek bu dünyada yalnızca sancılarla ve sıkıntılarla doğar ve her yeni gerçek isteksizce alınır.  
Yalnızlığımda uzay, sonsuzluk, yaşam ve ölüm gibi anlaşılmaz konular üzerine çok düşündüm.  
En kutsal gerçekleri düşündüğünüz hemen hemen her şeye tamamen kafir olmaya devam ediyorum.
Anlıyor musunuz, param pulum yoktu ama kendimi adayacağım bir idealim vardı, bir rüyanın peşindeydim.
Her tür, önceden var olan ve yakın müttefik bir türle hem uzayda hem de zamanda tesadüfen ortaya çıkmıştır.      
Doğada, orijinal türden daha da ileriye doğru belirli çeşit sınıflarının devam eden ilerlemesine yönelik bir eğilim vardır.    
Hem ahlak hem de zeka açısından, hayatta başarılı olan ve en hızlı şekilde çoğalan, düşük olmasa da, tartışmasız vasattır.   
Yaşamın olduğu başka bir gezegenin var olma olasılığına ya da olanağına karşı kanıtın fazlasıyla güçlü olduğuna daha da fazla ikna oldum.  
İhtiyacımız olan şey, yasaklayıcı evlilik yasaları değil, ıslah edilmiş bir toplum, bu konularda bireysel görevi öğretecek eğitimli bir kamuoyu.  
Sanırım, aklın hem maddenin hem de bireyselleşmiş insan zihninin maddenin aracılığıyla gelişmesinin nedeni olduğuna inanmakta hiçbir çelişki yoktur.  
Türlerin kökenini aydınlatıp, sırların sırrını çözecektim ben. Kimilerine saçma gelebilirdi, ama hayatıma anlam verecek, ömrümü adayacağım davayı bulmuştum.
Doğa Tarihi ile ilgili tüm çalışmalarda, hayvanların yiyeceklerine, alışkanlıklarına ve bulundukları yerlere muhteşem adaptasyonunun ayrıntılarını sürekli olarak buluyoruz.  
Ancak doğa bilimciler şimdi bunun ötesine bakmaya ve hayvan yaşamının sonsuz çeşitlilikteki biçimlerini düzenleyen başka bir ilkenin olması gerektiğini görmeye başlıyorlar.    
Bildiğiniz gibi, bir buçuk yılını bir din adamının ailesinde geçirdim ve neredeyse her Salı, tanışmak için en büyük, en ciddi ve en etkileyici vaizi duydum, ama aklımda hiçbir etkisi olmadı.   
Medeniyetten uzak yaşayan insanları gördükçe insanın doğasına dair daha iyi düşünme fırsatım oldu ve sözde medeni insanlarla sözde yabani insanlar arasındaki temel farkların kaybolup gittiğini gördüm.

Wallace başlı başına ileri görüşlü bir bilim insanı, cesur bir kaşif ve tutkulu bir sosyalistti. — Andrew Berry 
Viktoryen dönemin insanlarının etkilerinden uzak, onların yabaniler olarak damgaladığı insanlar arasında 12 yıl geçiren Wallace, o dönem köleliğin kaldırılmasını savunan en özgürlükçü kişilerden dahi farklı olarak ırkçı değildi. — Andrew Berry 

Charles Darwin

Alfred Tennyson, 1. Baron Tennyson, FRS (6 Ağustos 1809 - 6 Ekim 1892), İngiliz şair. Kraliçe Victoria'nın saltanatı sırasında Birleşik Krallık'ın devlet şairiydi. İngilizce dilinde en popüler şairlerden biri olmaya devam etmektedir.

Görmek ihtiyacı duyamayacak kadar kör.
Yolculuk etmeden duramam: hayatı içerim  Çökeltilerine kadar: Her zaman zevk alırım  Çok miktarda, acı çekerim çok miktarda, hem  Beni sevmiş olanlarla, hem de yapayalnız
Ulysses (1842)
Çok geç değildir henüz yeni bir dünya aramak için.  Hamle yapın, ve iyi oturarak düzenle vurup ortadan kaldırın  Seslenen kırışıklıklarını alnın; devam ettirmektir çünkü benim amacım  Ölünceye kadar yelken açmayı ötesine gün batımının,  Ve bütün batı yıldızlarının yıkandıkları yerlerin.  Belki de körfezler bizi yıkayıp temizleyeceklerdir:  Belki de Mutlu Adalara dokunacağız,  Ve ünlü Aşil’i göreceğiz, tanımış olduğumuz.
Çok şey alındı, fakat çoğu hâla olduğu yerde durur; ve  Şimdi biz eski günlerde yeryüzünü ve gökyüzünü yerinden oynatmış olan  O güç olmasak bile; Biz yine de biziz, biz;  Hepsi aynı mizaçta bir parçadan oluşan yiğit yürekleriz,  Zamanla ve kaderle yıpranmış, fakat iradesi kuvvetli  Çabalamak, araştırmak, bulmak, ve teslim alınmamak için.

Ulysses (1842)
Kavrar ucunu kayanın kancalı ellerle;  Güneşe yakın yalnız yerlerde,  Gök mavisiyle halkalanmış, dikilir.  Buruşuk deniz altında sürünür;  Bakar dağının duvarlarından,  Ve bir yıldırım gibi düşer.
Kartal (1851)
"İleri, Hafif Tugay!"  Korkan bir tek kişi mi var?  Yok, bilse bile Asker  Hatasını birinin:  Onlara düşmez cevap vermek,  Onlara düşmez sormak neden,  Onlara düşer bir tek şey yapmak ve ölmek:  Ölüm vadisine  Koşturdu altıyüz.
Hafif Süvari Tugayının Saldırısı (1854)
Kale surlarına görkem düşer.  Ve karlı zirveler eski hikâyelerle dolu:  Uzun ışık göl boyu çalkalanır,  Ve vahşi çağlayan şerefle havaya zıplar:  Üfleyin, borazanlar, üfleyin, uçsun vahşi yankılar,  Üfleyin, borazanlar; cevap verir, yankılar, ölüyor, ölüyor, ölüyorlar.
Ey görenler, Ey işitenler, ne kadar da ince ve ne kadar berrâk,  Ve daha ince, daha berrâk, daha da uzağa giden!  Ah tatlı ve uçurumlardan ve çıplak kayalardan uzak   Periler Ülkesinden usulca üflenen borazanlar!  Üfleyin, işitelim dağların arasında mor dere yataklarının cevabını:  Üfleyin, borazanlar; cevap verir, yankılar, ölüyor, ölüyor, ölüyorlar.
Ey aşk, onlar zengin göğün ötesinde ölürler,  Tepe, veya tarla veya bir ırmakta sönerler:  Bizim yankılarımız ruhtan ruha yuvarlanır  Ve daima ve daima daha çok fazlalaşır.  Üfleyin, borazanlar, üfleyin, uçsun vahşi yankılar,  Ve cevap verir, yankılar, ölüyor, ölüyor, ölüyorlar.

Kale Surlarına Görkem Düşer
Rüyalar var oldukları sürece gerçektir ve  Biz de zaten bir rüyada yaşamıyor muyuz?
Karanlığın içinden çıkan eller doğaya uzandı ve insanlığı şekillendirdi.

Devletin liberal-demokratik-sosyalist anlayışının tezahürüne karşılık değil, kavramın kendisine karşılık gerçek antitez, Faşizm doktrininde bulunur.
Faşizm, böylelikle, liberal ve demokratik doktrinlerin temelinde yer alan eski atomistik ve mekanik devlet teorisini, organik ve tarihsel bir kavramla değiştirir. Organik dediğimde toplumu, “devletin organik teorileri” denilen tarzda bir organizma olarak kabul ediyormuşum izlenimini vermek istemem. Bununla kastettiğim, türlerin fraksiyonları olarak sosyal grupların, kendilerini birbiri ardına gelen nesillerin tarihi ve nihayetleri olarak tanımlayan bireylerin hayat ve etki alanını aşan bir hayat ve etki alanı elde etmeleridir.
Faşizm, kendi kişisel çıkarlarını bir tarafa bırakan, faşizmin birliğinde ve geçmiş ile gelecekle olan ilişkisinde göz önünde bulundurulan toplumsal bütünlük arzularını gerçekleştirebilecek adamlara hükümetin teslim edilebileceğini savunur. Bu nedenle, faşizm, sadece popüler egemenlik dogmasını reddetmekle ve bunu devletin egemenliği ile değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda, büyük vatandaş kitlelerinin toplumsal çıkarları doğru biçimde savunamayacağını iddia eder. Bunun sebebi, bireylerin kişisel çıkarlarını, toplumun daha yüksek talepleri ve tarih adına görmezden gelebilme becerisinin çok az kişinin sahip olduğu ender bir nitelik olmasıdır.
Machiavelli, sadece büyük bir siyasi otorite değildi, aynı zamanda enerji ve irade maharetlerini de öğretmişti. Faşizm, ondan sadece doktrinlerini değil aynı şekilde eylemlerini de öğrenir.

Ahlak ve fazilet aklın dışarıdan görünüşüdür.
Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
Akıl olgunlaştıkça söz azalır.
Akıl gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık yurtta gurbette düşmektir.
Akıllı adamın yüreği sırlarının kasasıdır.
Akıllı kişi ancak üç şey için yolculuk eder: Geçimini sağlamak, ahiretini elde etmek, yahut da haram olmayan zevk ve lezzetlerden faydalanmak.
Akıllının sanısı, câhilin algısından daha doğrudur.
Akıllının dili gönlünün ötesindedir, ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.
Akrabalarına saygılı davran; zîrâ onlar kendileriyle uçtuğun kanatların, ona varacağın kökün, kendisiyle hamle yapacağın elindir.
Âlim ölü olsa bile diridir, câhil diri olsa bile ölü.
Allah bir kulu alçalttı mı, ona bilgi başarısını men eder.
Allah'ın bir meleği vardır, her gün bağırır; doğun ölüm için. Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için.
Allah'ın evini (Kâbe'yi) ziyaret etmek, cehennem azabından güvende olmak demektir.
Arkadaşını zorlukta, gıyabında ve ölümünden sonra korumayan dost, dost değildir.
Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken başkasını ayıplamandır.
Ayrılıktan uzak dur, zira halktan kopan azınlık şeytanındır.

Babanın, misafirin ve mazlumun duaları geri çevrilmez.
Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum.
Başkalarının acılarından, geçmiş felaketlerinden ders alanlar, gerçekte mutlu kişilerdir.
Batıla yardım eden, hakka zulmeder.
Ben öyle bir insan istiyorum ki; iktidarda iken halktan biri sanılsın, halktan biri iken iktidar sahibi.
Bildiğim, tanıdığım andan beri hakkı inkâr etmedim. Bana gösterildiği andan beri hakta şüpheye düşmedim, yalan söylemedim. Kimse de benim yalan söylediğimi söylemedi. Ben ne yolumu sapıttım, ne de benim yüzümden biri yolunu sapıttı.
Bilmeyenin konuşması kadar, bilenin susması da çirkindir.
Bildiği halde susmak, bilmediği halde söylemek kadar çirkindir.
Bilgi kadar zenginlik yoktur. Cehalet kadar yoksulluk yoktur.
Bilgin, değerini bilen kişidir; bilgisiz, yaptığını bilmeyen kişidir. Akıllı, davranışına dayanır, câhil, emeline dayanır. Bilgin, kalbiyle, gönlüyle bakar görür; câhil, gözüyle bakar görür.
Bilgin kişinin bilgisinden dolayı şükrü, bilgisiyle amel etmesi ve o bilgiyi, müstahak olana belletmesidir.
Bilgisiz kişiyi, bir işte, bir fikirde ya pek ileri gitmiş görürsün, ya pek geri kalmış.
Bilgiyle dirilen, ölmez.
"Bî kâne ma kâne ve bî yekûnu ma yekûnu" (Ne oldu ise benimle oldu ve ne olacaksa benimle olacaktır).
Bir dağ bile beni sevse musibetlere uğrar.
(Sehl bin Huneyf'il-Ansârî vefat edince söylemiştir.)
Bir gerçeği savunurken, önce kendimiz inanmalıyız, sonra da başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.
Bir kişi senden emin değilse, sen de ondan emin olma.
Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmekse ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasetten.
Bir memlekette ayaklar baş olursa, başlar ayaklar altında kahrolur.
Bir insana herkesin içinde verilen öğüt; öğüt değil hakarettir!
Bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olmak suçu.
Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu herkese duyurun.[kaynak belirtilmeli]
Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun.
Biziz Peygamber'in elbisesi, onun dostları, ona hizmette bulunanlar, ona varılacak kapılar. Evlere ancak o kapılardan girilir; kapılardan başka yerden girenler hırsızdır; cezâya çarpılır.
Bugün için çalışan yalnız bugün rahat eder. Fakat yarını düşünerek çalışan hem bugün hem yarın rahat eder.
Bulutlu sema gibi olma, güneşli sema gibi açık ol.
Bütün kitapların özü Kur'an'da toplanmıştır. Kur'an'ın özü, ilk sûre olan Fatiha Suresi'dir. Fatiha'nın özü 'Besmele'dir. Besmelenin özü iste bu (Be) harfidir. Ben de, işte bu (Be) harfinin altındaki noktayım!
Büyük günahların kefâreti, zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.

Cennet, itaat edenin mükâfatıdır.
Cenneti arzulayan kimse, dünyada nefsin arzu ettiği şeylerden uzak dursun.
Cesaretin zekatı, Allah yolunda cihat etmektir.
Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse utançtandır ve kötüdür.

Derdin sendendir bilmezsin, çaren de sendedir görmezsin; evrende bir noktayım sanırsın, tüm alemler, kainat, sende özetlenmiştir de, görmezsin.
Dilim kestikçe kılıcım kınından çıkmaz.
Dinini ekmek kazanmak için satan kimsenin dininden nasibi, yediği şeydir.
Dil bir ölçüdür; cehalet onu hafiflettiği gibi akıl da onu ağırlaştırır.
Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.
Dostların kalbini kırmakla, düşmanların arzularına hizmet etmiş olursun.
Dostların kalplerini insana ısındıran, düşmanların kalplerinden kini gideren en güzel şey, onlarla karşılaşınca güler yüzlü olmak, gıyabında hallerini sormak, huzurlarında ise iyi ve yumuşak davranmaktır.
Dostlukta ileri gitme, olur ki o dost bir gün düşman kesilir; düşmanlıkta da haddi aşma, olur ki o düşman bir gün dost olur.
Dua mü'minin silahıdır ve dininin direğidir, göklerin ve yerin nurudur.
Dünün geçti, yarının da belli değil, öyleyse bugünü iyi geçirmeye bak.
Dünya dört şey üstünde durur: Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin; öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz, varlığında nekeslikte bulunmayan cömert, âhiretini dünyasına satmayan yoksul. Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğrenmekten çekinir. Zengin, malında nekeslik ederse yoksul da âhiretini dünyasına satar.
Dünyada halkın efendileri cömertler, ahirette ise çekinenlerdir.
Dünyada hiçbir şeye minnet etme, özgürlüğünü ancak bu şekilde koruyabilirsin.
Düşünce sâf bir aynadır. İbret almak korkutan bir öğütçü, başkasında görüp de hoşlanmadığın şeyden çekinmense edep olarak yeter sana.

Eğer hayırlı bir iş görmek istersen, bugünün işini yarına koyma. Çünkü yarına kadar ne olacağı belli değildir.
Emaneti, peygamberlerin evladının katiline ait olsa bile sahibine geri verin.
Emir sahibi olmak, insanların özlerinin sınanmasıdır.
En büyük günah, haksız yere Müslüman bir kimsenin malını gasp etmektir.
En hayırlı dost, seni hayra sevk edendir.
En iyi ibadet, sabır, sükut ve kurtuluşu (İmam Mehdi’nin zuhurunu) beklemektir.
Erdem sahibinin değerini, yine erdem sahibi olanlar bilir.
Evvela kendi nefsinize, sonra insanlara nasihat et.
Ey âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi başkası için biriktirmedesin.
Ey âdemoğlu, kendi nefsinin vasîsi ol da malında, senden sonra ne yapmalarını istiyorsan sen yap.
Ey insanlar, dünya sevgisinden sakının; zira dünya sevgisi her günahın başı, her belanın kapısı, her fitnenin yoldaşı, her musibetin de sebebidir.
Eğer bir gün dünyaya ait derdin olursa Rabbine dönüp 'Rabbim çok büyük derdim var' deme! Derdine dönüp 'Çok büyük Rabbim var' de.
Eğer ilim ümit ile olsaydı, dünyadaki bütün insanlar âlim olurdu.

Fazîlet sâhibi olanların kıymetini, fazîlet sâhibi olanlar bilir.

Gaflet nefislerin sapkınlığı ve uğursuzlukların belirtisidir.
Gazabın alt ettiği kimse, ölümünü istemiştir.
Gazabın alt ettiği kimse, helâkten güvende olmaz.
Geceyle gündüz yaşayanların eserlerini gidermek, geçmişlerin izlerini yok etmek için çalışıp duran iki emekçidir.
Güzel ahlak, en güzel dindarlıktır.
Gözle görmek bir şeyi duymaya benzemez.
Görüşlerin en kötüsü dinle, şeriatla çelişen görüştür.

Hayâ elbisesini giyin, vefalı olmayı zırh yap, kardeşliği koru, kadınlarla sohbetini azalt, böylelikle yücelik senin için kamil olur.
Hâin kişilere vefâda bulunmak, Allah'a hıyânette bulunmaktır; hâinlere gadretmekse, Allah'a vefâ etmek demektir.
Haklı olduğun zaman, hiç kimseye boyun eğmeyeceksin.
Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.
Halk ile dostluk ve samimiyeti, Allah’ın itaati üzere olan kimseye ne mutlu.
Hasetçinin huzuru, çabuk darılanın dostluğu, yalancının ise yiğitliği olmaz.
Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip de niyetinden caydırmasın.
Her musibetin bir zamanı vardır, o zaman mutlak yaşanmalıdır; o musibet birinizin başına geldiğinde, zamanı gelip geçene kadar teslim olup sabretsin. Zira musibetin yöneldiği zaman onu gidermek için çare aramak, onun zorluğunu çoğaltır.
Her kaba bir şey koyunca daralır; ancak bilgi kabı müstesnâ. Ona bilgi kondukça genişler.
Her şeyi boğazına atan zengin, fakir hükmündedir.
Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. Hatayı işleyene hatasını, başka birisini misal göstererek anlatınız.
Hiçbir acı cehaletten daha fazla zahmet verici değildir.
Hiçbir zaman cahil bir insanla tartışmayı kazanmadım.
Hiçbir insan, ister şaka olsun, ister ciddi, yalan konuşmayı terk etmedikçe imanın tadını anlamaz.
Hiçbir işte gereğinden çok acele etme. Dikkatli olanlar kendilerini zor duruma girmekten korurlar.
Hikmet mü’minin yitik malıdır; bu mal, şer ehlinin elinde olsa bile onu alması gerekir.
Hikmet, müminin yitik malıdır; isterse nifak ehlinden olsun, hikmeti al.
Hilim (yumuşak huyluluk) gibi üstünlük yoktur.
Hoş geçinmek aklın yarısıdır.

İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kur'ân'dan ancak eser ve yazı, İslâm'dan da isim kalır. O gün insanların mescitleri mâmurdur yapı bakımından; haraptır hidâyete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hatâ onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zâtıma andolsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sâhibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah'ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz.
İki kişi yoktur ki halkı kendisine uymaya çağırsın da, biri sapıklıkta olmasın.
İki şey halkı yok eder: Fakirlik korkusu ve üstünlük talep etmek.
İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur: Biri sağlık, öteki de gençlik.
İlim bir noktadır, onu çoğaltan cahillerdir.
İlim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır; ilim, öğretmekle çoğalır.
İlim alçakta olanları yükseltir, ilimsizlik de yüksektekileri alçaltır.
İma

Ali Babacan (d. 4 Nisan 1967, Ankara), Türk siyasetçi, devlet adamı, iş insanı, eski Türkiye başbakan yardımcısı, eski dışişleri ve ekonomi bakanı, mühendis, politikacı, bürokrat ve ekonomisttir. Demokrasi ve Atılım Partisi'nin  kurucusu ve genel başkanıdır. 2002-2015 yılları arasında 13 yıl Türkiye dışişleri ve Türkiye ekonomi bakanlığı yapmış olan Babacan, Türkiye Büyük Millet Meclisi 22, 23, 24 ve 26. dönem Ankara milletvekilliği yapmıştır.

Çok değerli Fethullah Gülen Hocaefendi'mize burada şükranlarımı sunmak istiyorum.  Kendilerine saygılarımızı, hürmetlerimizi sizlerin huzurlarında buradan iletmek istiyorum.  
Tarihi tarihçilere bırakın.
Doğru insan sallanabilir ama asla yıkılmaz.
Avrupa birliği genişlemeyi durdurursa, dünyadaki önemi giderek azalacaktır. Bu birliğin büyük standartları ve normları olduğuna inanıyoruz. Güçlü bir Avrupa Birliğinin dünyaya iyi hizmet edeceğine inanıyoruz ve Türkiye'nin onu daha da güçlendireceğine inanıyoruz.
Eğer Sayın Erdoğan ekonomistse hadi düzeltsin ekonomiyi bir an önce. Dört yıldır elini tutan mı var?
Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.
Dinimizin kutsallarını günlük siyasete alet etmek kadar yanlış bir şey olamaz.
Geçmişte yaşanan acıların faili biz değiliz. Hepimiz, karşılıklı anlayış çerçevesinde birbirinin yarasını sarmaya çalışan Anadolu insanları olmalıyız.
Çocukların oynadığı alanlarda panzerler geziyorsa, yoğunlukla Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı şehirlerde belediyelere kayyumlar atanıyorsa, ülkemizde hâlâ ana dili hakkı tartışılıyorsa bir mesele var demektir. Bu meselenin adı da Kürt meselesidir.
Hak ve özgürlükler konuşulduğunda akla hemen anadili hakkının geldiğinin farkındayız, bu konuda da oldukça netiz. Herkesin anadili, anasının ak sütü kadar helaldir.
Her gün arkamdan yalan yanlış haber yapıyorsunuz. Cesaretiniz varsa konuk alıp istediğiniz soruyu sorun.
Kıymetli olan, Avrupa Birliği yolculuğumuzun ta kendisidir.
Kuşkusuz. Bu ülke bütün bu zorluklara rağmen hala ayaktaysa bu Atatürk'ün attığı sağlam temeller sayesindedir. (Atatürkçü müsünüz sorusuna verdiği cevap)

Bazı söylemlerine bakınca Ali Babacan’ın adeta CHP’li olduğunu düşünüyorum.
Selin Sayek Böke

Ali Bulaç, Türk gazeteci, yazar ve sosyolog.

(17 Aralık soruşturması sürecinde Yalçın Akdoğan'ın orduya kumpas kurulduğunu iddia eden yazısı ve devamında yaşananlar üzerine) 2002’de başlayan vesayeti ortadan kaldırma süreci şimdi tersine dönmektedir, kendisine “kumpas” kurulduğu öne sürülen o bildik bürokratik merkez, büyük bir ustalıkla dinî grupların, cemaatlerin tümüne karşı kumpas kurmaktadır. Önce Hizmet, arkasından AK Parti ve diğer cemaatler! Bundan en ufak şüpheniz olmasın...Sisler yavaş yavaş dağılmaktadır. Söz konusu sürecin anahtar terimi “kumpas” sözcüğüdür. Başbakan’ın siyasî başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın telaffuz ettiği “Milli orduya karşı kumpas” cümlesi, asıl görünen kütlenin altında bir yanardağın bulunduğunu ve ilk lavlarını püskürttüğünü göstermiş oldu, hemen arkasından Ergenekon ve Balyoz davalarının yeniden görülmesi; tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması ve belki yaklaşık 40 bin davanın yeniden ele alınması konusu gündeme geldi.
2004 değişikliğinden sonra cinsel tercihleri tartışmak veya toplumun nefretini bunun üzerine çekmek suç oldu. Bunun aleyhinde tahkir edici propagandalar yapılamaz. İnsanın cinsel tercihlerde bulunma hakkı varsa onları eleştirme hakkı da olmalı. Mazbut paradigmadan dünyaya bakan insan, cinsel tercihte bulunan insanı eleştirme hakkına sahip (olmalıdır). Cinsel tercihte bulunan insan bu tercihini evrensel doğru olarak empoze edemez. Ben çocuklarımın ve torunlarımın eşcinsel olmasını istemem. Olmaması için de elimden geleni yaparım. Eşcinsellere karşı bir nefret ve ayrımcılık da gütmem.
Bu (çok eşlilik) erkeğin hakkı. Kadın ise fıtratı gereği tek eşlidir. O alamaz.
Hepsi değilse bile, sıkı örgütlü eşcinseller, her türlü eleştiriden muaf tutulmak, kendilerine özgü hukukî ve toplumsal imtiyaz tanınsın istiyorlar. Yani cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet, asker bile eleştirilecek, dinle ilgili konuşulmamış hiçbir konu kalmayacak; ama eşcinsellere kimse en ufak bir eleştiri yöneltmeyecek. Onlar tercihlerini savunacaklar, hatta başkalarına empoze edecekler, aileler ise çocuklarını bu tercihe karşı koruyamayacaklar, eleştirenleri, "bize karşı nefret suçu işliyorsun" diye kıyameti koparacaklar. Bu olamaz! 
Modern zaman otokrat rejimlerinde müstebidin ağzından çıkan emir, uzman hukukçular tarafından formüle edilmekte ve meclisler aracılığıyla yasalaşabilmektedir.
Sol Kemalistler Baas tipi bir dış politika ve ona göre bir bölge tahayyülünden yanadırlar. İlk defa sol gelenekten gelen Kemalistler ve ulusalcılar Avrasyacı bir dış politikaya işaret ettiler. Bunun, Türkiye'nin NATO'ya girişinden bu yana bir ilk teşebbüs olduğunu göz önüne almak lazım. Tabii ki ABD bunu hoş görmez.
Türkiye, İttihat ve Terakki’nin darbe ile devleti ele geçirdiği günden beri vesayet altında bir ülkedir. Vesayetin dış boyutu olduğu gibi iç boyutu da var.

Ali Demirsoy (d. 1945, Erzincan), Türk biyolog.

Benim evrimsel bir mantığa ve düşünce yapısına sahip olmamı sağlayan babamdır. Annem de babam da namaz kılardı ama babam liseye kadar benim dini eğitim almama izin vermedi. Kuyumcuydu, köylüydü ama iyi bir düşünürdü. Ters bir fikrin de doğru olabileceği fikrini bana aşıladı babam. Dini dogmalara eleştirel gözle bakarak büyüdüm. Zooloji, biyoloji tahsili yapınca da dama taşlarını yerlerine oturtmaya başladım. Bütün çabam bu tabuyu başkalarına da gösterebilmek.
Bir insan yedi yaşına kadar dogmatik düşüncelerle doldurulmuşsa ondan sonra insan beynini açmak çok zor. Bu nedenle çocuk eğitimi çok önemli. Günahlarla, sevaplarla, cinlerle, perilerle yedi yaşına gelmiş birinin düşünce sistemini değiştiremezsiniz, ancak bilgisini artırabilirsiniz.
Biyolojik sistemlerin aslında çok akılsızca tasarlandığını vurgulamak istiyorum ve soruyorum: Nasıl bir tasarım olsaydı normal veya akılsız tasarım olacaktı? İnsan çok akıllı bir tasarımın ürünü değil. Bugün genetik olarak ismi konmuş 9.000 çeşit hastalık var. Bir fabrika düşünün ki 9.000 çeşit hatayla üretim yapıyor. Bunun yanı sıra prostat, apandisit, yirmilik diş gibi bazı yanlış oturtmalar var. Sonra erkekler neden sünnetli doğmuyor? 2.000 yıldan beri en az on milyon çocuğun enfeksiyon yüzünden öldüğünü söyleyebiliriz. Tanrısal bir tasarım, sünnetli dünyaya getirerek bu kadar suçsuz insanın ölmesini önleyebilirdi. Başka bir örnek de kaslarımız. Boyları kemiklerimizin boyuna uygun olmadığı için vücudumuzda ağrılar oluyor. Her şeyi bir yana bırakın doktorluk diye bir meslek var. Doktorluk hasarlı tasarımı ortadan kaldırma mesleğidir.
(...) bu kadar insan neden doğanın mükemmel bir düzen içinde işlediğine inanıyor? İlk olarak empati yoksunluğundan. Çünkü başkasının kusuru, eksikliği ve derdi onu ilgilendirmiyor.Bu kadar kusuru görmezlikten geliyor. Ancak en önemlisi normalin ve anormalin ne olduğunu tam bilmiyor. Örneğin deniyor ki; ‘Bak ne güzel yiyecekler verilmiş’. Ne verilseydi aynı şeyi söyleyecektiniz. Başkasını bilmiyorsunuz ki? Ne güzel renkleri görüyoruz diyorsunuz. Başka renkleri tanımıyorsunuz ki bu yargıya varıyorsunuz. Gördüğümüz renkler ışık bandının yüzde biri bile değil. Akıllı bir tasarım olsaydı biz çok daha zengin renkleri görecektik.Ancak bir evrimci bizim sadece 3 rengi neden görebildiğimizi biliyor. Görme pigmentlerinin oluştuğu dönemde güneş ışınlarının en yoğun mavi, yeşil, kırmızı bantlarda yeryüzüne ulaştığını bu nedenle böyle bir tasarımla yetindiğini biliyor. Eğer bu dönemde X, alfa, beta ışınlarıyla da karşılaşmış olsaydık onları da tanıyacak sistemi geliştirebilirdik. Bugün çoğu ortamda ortaya çıkan radyasyonu önceden görebilirdik ya da onlara dayanıklı bir kalıtsal molekül geliştirebilirdik.
Bugün hangi çocuk doktoruna giderseniz gidin çocuğa bakmadan D vitamini de içeren bir ilaç yazıyor. Bunu muhakkak almalısınız diyor. Burada birisi yanılıyor ya doktor ya da doğaüstü güç. Çünkü akıllı tasarım olsaydı, ana sütü ile birlikte bu maddeler de verilmiş olurdu.Ancak bir evrimciye sorarsanız; insan güneş ışığının çok yoğun olduğu Doğu Afrika’da evrimleştiğinden D vitamininin oluşması için ek bir kaynağa ihtiyaç duyulmamıştı. Ne zaman ki kuzeye yayıldı, eksiklik ortaya çıktı. Demek ki bir enlemden başka bir enleme geçince akıllı tasarım akılsız tasarım haline dönüşmüş.
Çok boyutlu düşünebilmek için dogmatik düşünceleri bir kenara bırakmak gerek. Ama şunu söyleyeyim: Eğer biz değişmeye açık bir toplum olsaydık, kesinlikle Schröder ülkemize “Türkiye’ye girebilmek için” gelecekti.
Değişmez dini kuralları yaşam tarzı olarak kabul eden toplumlar çoğunlukla merak duygularını bastırır. Çocukken anne babamıza, “Tanrı var mı yok mu” diye sorduğumuzda ya bize vurmuş ya ağzımızı kapatmışlardır. Eğer bir çocuk, daha o çağda bazı şeylerin yasak olduğu için düşünülmemesi gerektiğine alıştırılmış ise o çocuğun artık ileride bir doğabilimci olarak yetişmesi mümkün değildir. Değişmez inanç kurallarını ilke kabul eden bir düşünceyle bilim yan yana yürüyemez.
En çok sevilen ya da değerli şey özene bezene tasarlanır ve dikkatle imal edilir. İnsan Tanrı gözünde en değerli varlık olmasına karşın en çok defekti (bozukluğu) olan tür gibi görünüyor. Şimdilik insan soyunda adı konmuş 9000 çeşit kalıtsal hastalığın olduğu bilinmektedir.Bir fabrika düşünün ki 9000 çeşit bozukluğu olan bir ürün imal ediyorsunuz ve buna da akıllı tasarım diyorsunuz. Ya akıllılığı bilmiyorsunuz ya da tasarım ne demektir onu bilmiyorsunuz. Sıkıştığınızda takdiri ilahi diyorsunuz.Bütün bunları görebilmek belirli bir sezinlemeyi, bilgiyi ve en önemlisi yargılamayı gerektirir. İnsan doğası gereği benmerkezli (antroposentrik) olduğu için her şeyi kendi çıkarı açısından değerlendirir.Ben yaşıyorsam ve özellikle de iyi yaşıyorsam bu çok iyi kurulmuş tanrısal bir düzenin sonucunda olmaktadır. Ancak henüz erginliğe ulaşamadan ölen kardeşlerim için böyle bir yargı geçerli değildir. Benim çocuklarımın eli yüzü düzgün ise bu Tanrısal bir tasarımın sonucudur ancak komşunun bütün aileyi sıkıntıya sokan sakat doğmuş çocuğu ‘Tanrı’nın benim halime şükretmem için yapmış olduğu bir düzenlemedir’. Tanrısal tasarımda acaba bencillik ve narsistlik bir ön koşul mudur?
Tam 400 yıl o bölgeye hâkim olmasına rağmen, Osmanlı’da Mısır’daki piramitlere dair yazılmış tek bir sayfa yok. Bir adam gönderip 150 adım boyu, 50 adım eni dememişler. 10.000 aileden birinde şecere vardır. Sokakta bir adama dedesinin babasının adını sorsanız söyleyemez. Dedesinin babasının adını merak etmeyen insanlardan oluşan bir toplum, dinozorların kökeni konusunda tanrısal kavramlara dayanarak fikir beyan ediyor!
Eğer akıllı tasarım olsaydı, akıllı tasarımcılar olmayacaktı.
Hiçbir ülke ya da toplum durup dururken batağa saplanmaz. Onu hazırlayan nedenler vardır. Zaman içinde anlayanlar toparlanabilir; anlayamayanlar da yok olur gider.
Geçmişimde ülkemin yaşadıklarından zaman zaman şikâyet ederdim. Korkarım ki çocuklarım ve torunlarım bırakın şikâyeti, güvenli ve aydınlık bir çevrede yaşamayı bile çok arayacaklar…
Bir görme özürlünün çeşitli yöntemlerle görmesi sağlanabilir; ancak iki eliyle gözünü ısrarla kapatmayı sürdüren bir kişiyi ya da toplumu körlükten kurtaramazsınız.
Aklen kazanılan bilgiler insanı yüceltir; naklen kazanılanlar ise köreltir.  
Neden hocası, papazı, hahamı vs.i olmuştur. Aklın önüne set çekerek, insanı sömürebilmek için…
Tercih sizin: Ya sömürü düzeniyle çatışmayı göz alamayarak anlamadan –ot gibi- yaşarsınız ya da tehditleri göğüsleyerek bu yaşamı anlayarak derinliğine yaşarsınız.
Gençlerini doğru eğitemeyen ve onların zamanını heba edenler, bulundukları toplumu çıkmaza sürükleyenlerdir.
Tükenmiş bir devri bir kültürü yaşatacağız safsatası ile tekrar eğitim tezgahına koymak aptallık değilse ihanettir.
Elinizi vicdanınıza koyun, bu ülkede Fars ya da Arap mimar, sanatkâr tarafından yapılmıştır diye bir sanat eserini göndünüz mü?
Değişmez inanç kurallarını ilke kabul eden bir düşünceyle bilim yan yana yürüyemez. Türk toplumu giderek evrim düşüncesinden uzaklaşıyor.
Doğaya yabancı olan bir topluluktan evrime katkı beklemek söz konusu olamaz.
Bir insan 7 yaşında cinlerle, perilerle, günahlarla, sevaplarla, dogmatik düşüncelerle doldurulursa ondan sonra beynini açamazsınız. Anca bilgisini artırırsınız, düşünce sistemini değiştiremezsiniz.
Kuran yaratılışla ilgili bütün bilgileri Tevrat’tan almıştır. Tevrat da Sümer mitolojisinden esinlenmiştir. Aradaki çelişkiyi halka açıklamadığınız sürece evrim kavramını hiçbir surette yerleştiremezsiniz. Bunu yapamayınca da toplumun değişikliklere uyumunu sağlayamazsınız.
Topluma dogmatik düşünceler hâkim oldukça durumun değişmesi zor gözüküyor.
Ben,  olarak 30 ülkeye 600 yıl egemen olmuş Osmanlıda biyoloji alanında belki daha geniş anlamda doğa bilimlerinde yazılmış olan tüm bilimsel kitaplardan daha fazlasını yazmış birisiyim. Hem de çok daha bilimsel, ayrıntılı ve Öztürk’çe bir dille.
Sadece İslam’ı değil, Hıristiyanlığı ve bütün yaratılış kuramının anasını oluşturan Tevrat’ı da kastediyorum. Kuran yaratılışla ilgili bütün bilgileri Tevrat’tan almıştır. Tevrat da Sümer mitolojisinden esinlenmiştir.
Değişmez dini kuralları yaşam tarzı olarak kabul eden toplumlar çoğunlukla merak duygularını bastırır. Çocukken anne babamıza, “Tanrı var mı yok mu” diye sorduğumuzda ya bize vurmuş ya ağzımızı kapatmışlardır.
İnsan çok akıllı bir tasarımın ürünü değil. Bugün genetik olarak ismi konmuş 9.000 çeşit hastalık var. Bir fabrika düşünün ki 9.000 çeşit hatayla üretim yapıyor.  Kilisenin yaptığı hataları şimdi bizimkiler tekrar ediyor...
Eğer bir çocuk, daha o çağda bazı şeylerin yasak olduğu için düşünülmemesi gerektiğine alıştırılmış ise o çocuğun artık ileride bir doğabilimci olarak yetişmesi mümkün değildir.
Bir insan yedi yaşına kadar dogmatik düşüncelerle doldurulmuşsa ondan sonra insan beynini açmak çok zor.
Türk insanının evrimi algılayabilmesi için en azından geçmişteki ve bugünkü doğal varlıklarıyla yakın ilişki içinde olması lazım. Biz diyoruz ki; 10.000 tane bitkimiz, 50-80.000 arasında hayvanımız var. İsim koyduğumuz bitki sayısı 300, hayvan sayısı ise 400 civarında. Bunlar da günlük olarak yediğimiz, kullandığımız canlılar. Doğru dürüst bir doğa müzesi kuramamışız. Son zamanlarda yapılanlar hariç kataloglandırılmış bir şeyimiz yok. Bu kadar doğaya yabancı olan bir topluluktan evrime katkı beklemek söz konusu olamaz.
Tam 400 yıl o bölgeye hâkim olmasına rağmen, Osmanlı’da Mısır’daki piramitlere dair yazılmış tek bir sayfa yok. Bir adam gönderip 150 adım boyu, 50 adım eni dememişler. 10.000 aileden birinde şecere vardır. Sokakta bir adama dedesinin babasının adını sorsanız söyleyemez. Dedesinin babasının adını merak etmeyen insanlardan oluşan bir toplum, dinozorların kökeni konusunda tanrısal kavramlara dayanarak fikir beyan ediyor!
Çok boyutlu düşünebilmek için dogmatik düşünceleri bir kenara bırakmak gerek. Ama şunu söyleyeyim: Eğer biz değişmeye açık bir toplum olsaydık, kesinlikle Schröder ülkemize “Türkiye’ye girebilmek için” gelecekti.
Biy

Ali Erbaş, Türk akademisyen ve Diyanet İşleri Başkanı.

Milletimiz sabah namazında buluştu. 2022 yılının hayırla geçmesi ve bütün insanlara hayırlı olması için camilerimizde dualar ettik. Kur’an-ı Kerim okuduk. Aynı zamanda Mekke’nin fethi olarak 1 Ocak’ı değerlendiriyoruz. Fetihle ilgili yeni bir ruh, yeni bir heyecanla bu yıla başlamak istedik. Mekke’nin fethinden sonra binlerce beldenin İslamlaşması, bütün bunları yeniden camilerimizde andık. Fethin sembolü olan Ayasofya’da binlerce kardeşimizle sabah namazını eda ettik. Allah kabul eylesin. Fetih ruhlu gençler yetiştirmeyi hepimize nasip eylesin. Günümüz, sabahımız ve yılımız hayırlı olsun.
Kur'an-ı Kerim, Arapça, fıkıh, tefsir, hadis, kelam, İslam tarihi ve sanatları, felsefe gibi farklı alanlarda 10 bini aşkın ilim adamımız vardır ve tamamına yakını Kur'an ve sünnet çizgisinde taviz vermeden öğrenci yetiştirmeye ve ilmi birikimimize katkı sağlamaya çalışmaktadır. Tabii ki bu kadar büyük bir müessesede, ilahiyat ve İslami ilimler fakültelerinde, zaman zaman kuran ve sünnet çizgisine uymayan az da olsa bazı fikirleri ortaya atanlar oluyor ve marjinal diyebileceğimiz, çok kenarda köşede kalmış bu fikirlerin bizim ve ilahiyat fakülteleri nezdinde, hiçbir itibarı yok. Genel olarak fakültelerimiz Kur'an ve sünnet çizgisinde en güzel bir şekilde din eğitimi vermeye, ilim üretmeye, 1400 yıllık ilmi müktesebatımızı daha da geliştirmeye yönelik büyük çalışmalar yapmaktadır.
Çanakkale ırkları, renkleri, dilleri, coğrafyaları farklı ama inançları, gayeleri, yürekleri bir olan Müslümanların yek vücut olduğu yerdir. Hicaz'dan Balkanlar'a, Afrika'dan Kafkaslar'a kadar kalpleri Allah aşkı ve ümmet şuuruyla çarpan müminler, adeta bir duvarın tuğlaları gibi birbirlerine kenetlenerek düşmana karşı omuz omuza mücadele etmişlerdir. Bir vücudun azaları gibi yan yana şehadet şerbeti içen o kutlu erler, canları pahasına Çanakkale'yi düşmana geçilmez kılmışlardır. Bilmeliyiz ki Çanakkale'de Allah için toprağa düşen o büyük kahramanlar, ezanlarımız susmasın, bayrağımız inmesin, harim-i ismetimize namahrem eller değmesin diye can verdiler. Üzerinde huzur ve güvenle yaşadığımız bu toprakları kanlarıyla, canlarıyla savunarak bizlere vatan yaptılar.
Camia üniversitenin Arapça karşılığıdır. Camiatül Ezher, Camiatül İslam, Camiatül Ümmül Kur'an, duymuşsunuzdur. Üniversite demek. Ne kadar yakın birbirine, yani o kadar yakışıyor birbirlerine, isim olarak da yakışıyor, fiziksel olarak da yakışıyor. Üniversitelerimizin içinde camilerimizi gördüğümüz zaman şöyle bir sıcaklık yüreğimize iniyor, elhamdülillah. Onun yokluğunu da çok çektik. 40 yıl camisiz üniversiteler oldu memlekette. Ama şimdi elhamdülillah biz geçmişi, geçmişin sıkıntılarını konuşmak bize bir fayda vermez, bugüne bakalım, geleceğe bakalım, inşallah istikbale bakalım.
14 Ocak Pazar sabah namazında ülkemizin tüm camilerinde, terör örgütlerine karşı yaptığımız operasyonlarda şehadete kavuşan kahraman Mehmetçiklerimiz ve tüm şehitlerimiz için okunan hatimlerin duası yapılacaktır. Biz de yapılacak olan dua programına Ankara Hacı Bayram Veli Cami'nden katılacağız inşallah. Tüm kardeşlerimizi ülkemizin dört bir yanında yapılacak olan bu dualara katılmaya davet ediyorum. Yüce Rabb'imiz kahraman ordumuzu havada, karada, denizde daima mansur ve muzaffer eylesin.

Ali Fuad Başgil, (1893, Çarşamba, Samsun - 17 Nisan 1967, İstanbul), Türk hukukçu ve siyasetçi.

Fikir ve idealler yaş keçe gibidir. Dövüldükçe kuvvetlenir.  
Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve manalı olsun.     
Gençliğini gülmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.      
İnsan zekası veya bilgisiyle değil, ancak iradesiyle insandır.    
Devamlı ritmik çalış. Her gün aynı saatlerde mutlaka çalışmaya otur.  
Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın.   
Düşenin elinden tut ki sende düştüğün zaman tutacak bir el bulasın.    
Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.     
Dinlenme bahanesiyle asla boş durma. Boş oturmanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.  
Çalışmaya oturduğun zaman, uyanık ol ve dikkat kesil. Bedeni kuvvetinle kendini işine ver.   
Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer, her köşe çalışmanın en uygun yeridir.    
Liberal devlette vatandaş gayedir. Hükümet ve temsil ettiği otorite ise sırf bir vasıtadan ibarettir...
Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.   
Sıradan bir kimse zamanı nasıl harcayacağını düşünür. Akıllı insan ise zamanı nasıl değerlendireceğini düşünür.     
Bir günde ve bir zamanda yapman gereken işi ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi de, işi de kendine yeter.   
Alçak gönüllü ol. Mütevazi insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çokluğundandır.   
Bir işi yapmaya koyulduğunda telaşlanıp sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.   
İşinde ve dersinde herhangi bir fikir ve noktayı ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.   
Çalış, genç arkadaşım, çalış! Namerde muhtaç olmak ölmekten beterdir. Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.     
En yeni  fikirler, eski fikirlerin elbise giymiş halleridir. Dilbilgisi bir gaye değil. Kişinin Asıl gaye fikir zenginliğidir. Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir.   
İnönü tıpkı komünistler gibi, laiklikte sadece dine karşı çıkan ve insanın kalbinden din duygusunu ve Allah sevgisini söküp atmak için dine savaş açan bir maddecilik görür.

Tarih Marx'ı değil, Mises'ı, Hayek'i doğruladığı gibi, Türkiye'de Recep Peker'i, Doğan Avcıoğlu'nu, Behice Boran'ı değil, Başgil'i doğrulamıştır. — Taha Akyol

Ali H. Aslan, Türk gazeteci. Zaman Gazetesi'nin Washington eski temsilcisi.

ABD hükümeti Ergenekon davasını ve yansımalarını şimdilik sadece izlemekle yetiniyor. Ergenekon konusu, ABD'nin Türkiye gündeminin üst sıralarında değil. Resmî görüşmelerin konusu hiç değil. Gelişmeler iç istikrarı ya da demokrasiyi ciddi boyutta tehdit edecek noktaya gelmediği sürece de, ABD müdahil olmaz.
(Tarih: Ocak 2009)
Ergenekon davası, geçen hafta ABD Dışişleri'nce yayınlanan 2008 yılı terör raporuna girdi. Gerçi mızrak çuvala sığmıyor ama terörle ilgili bir resmi Amerikan belgesine Ergenekon'un dahil edilmesi olumlu. ABD ve Türkiye'deki muayyen kesimler eminim bundan pek memnun olmamıştır. Diğer yandan, raporda Ergenekon'un bir terör örgütü olup olmadığına dair 'tartışma'nın devam ettiği ve davanın detaylarının 'bulanık' (murky) olduğu da öne sürülüyor. 'Bulanık' ifadesi, benim görüştüğüm Amerikalılarda gözlemlediğim zihin bulanıklığı ile oldukça örtüşüyor. Bu bulanıklığın, Ergenekon sempatisinden kaynaklandığını iddia etmiyorum. Zira Ergenekon, en azından görünürde, Amerikan karşıtı bir ideolojik çizgide.
(Tarih: Mayıs 2009)
ABD Dışişleri mensupları, genelde demokrasi konularında Pentagon'dakilerden daha duyarlı olurlar.
(Tarih: Mayıs 2009)
1 Mart 2003 tezkere krizinden bu yana Washington, Türkiye'de AK Parti'nin ve temsil ettiği toplumsal kesimlerin zayıflamasını arzu etmektedir. ABD'den hazzetmese de bu noktada aynı amaca sahip değişik güç unsurları Washington'un fiili müttefiki olmuştur. Genelkurmay da bunlara dahildir. Kırmızı çizgi, fiili askerî darbedir. Onun dışında, ordunun son dönem siyaset mühendisliği teşebbüslerine şimdiye kadar Washington cenahından ciddi bir itiraz geldiğini ne gördük ne de duyduk.
(Tarih: Ağustos 2011)
Demokratik dengeleme ve kontrol adı altında AK Parti yanlısı toplumsal cepheye karşı muhalefete çanak tutan ABD'nin tavrında birçok faktör etkili olmaktadır. Amerikan dış siyaset eliti, Türkiye'deki muhafazakâr-dindar kesimleri küçük görmekte, dünya görüşlerine ve hayat tarzlarına soğuk bakmaktadır. Bu kesimlerin de genelde desteğiyle Ankara'nın izlediği bağımsız dış politika, Washington'daki rahatsızlığı körüklemektedir.
(Tarih: Ağustos 2011)
Beklentimiz, ABD'nin adaptasyonunu hızlandırma sürecine yeni Genelkurmay Başkanımız Org. Necdet Özel ve ekibinin de katkıda bulunmasıdır.
(Tarih: Ağustos 2011)
Türkiye'de askerin siyasetteki rolünün ilga edilmesi dahil süregelen çok kollu dönüşüm sürecini layıkıyla anlamakta ve hazmetmekte en çok zorlanan başkentlerden birinin Washington olması düşündürücüdür.
(Tarih: Ağustos 2011)
Washington'un askerî darbeler konusunda özellikle Soğuk Savaş sürecindeki sicili pek temiz değildir. Ancak 'post-Soğuk Savaş' döneminde zuhur eden 'post-modern' 28 Şubat darbe sürecinde ABD'nin rolü bence teşvik ya da organizeden çok, sessiz onay oldu. Darbecilerin Washington'da güçlü bağlantılarının bulunması, Erbakan-Çiller koalisyonunun düşürülmesinde bilfiil Amerikan parmağı olduğunu ispata yetmez.
(Tarih: Nisan 2012
İsrail sağının ve Amerika'daki etkili destekçilerinin Milli Görüş çizgisini iktidardan indirmek istedikleri her hallerinden belliydi. Tıpkı Türkiye'deki laikçi Kemalistler gibi 'irtica'yı birinci tehdit görüyorlardı. Ama liberal çizgideki Demokrat Bill Clinton yönetimi, bu denli İslamofobik değildi. ABD demokrasisinin genlerini bozan 11 Eylül 2001 olayları ise henüz vuku bulmamıştı.
(Tarih: Nisan 2012)
Merhum Başbakan Necmettin Erbakan, Libya ziyareti ve İslam Birliği türü söylemleriyle Washington'da çoklarını rahatsız etmekle birlikte, Amerikan çıkarlarına kaydadeğer bir tehdit görülmüyordu. ABD'ye büyük bir çelme takmamıştı. Hatta Türkiye'deki Kemalist hakimiyetinden artık bıkan bazı liberal çevreler, geniş halk kitleleriyle ve dinî değerlerle daha barışık hükümetlere şans verilmesi gerektiğini dahi düşünüyordu. Bütün bu nedenlerle, ABD'nin hükümeti devirme gayreti içine girmiş olma ihtimali düşük.
(Tarih: Nisan 2012)
Amerikan yönetimleri Türkiye'yle ilişkilerini genelde iktidarda her kim varsa onunla çalışma ve mümkün mertebe iyi geçinme esası üzerine bina etmişlerdir. O nedenle yakın geçmişe dek ülkede en büyük iktidar odağı olan Genelkurmay'a ve sivil toplumdaki destekçilerine fazla yüksek sesli eleştiriler getirmemişlerdir.
(Tarih: Nisan 2012)
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskın rolü, Washington'da Türkiye politikasının belirlenmesinde Pentagon'u diğer kurumların hep bir adım önüne çıkarmıştır.
(Tarih: Nisan 2012)
Sonuç olarak ABD dış politikasında maddî ve stratejik çıkarlar, demokratik değerlerin üstünde tutulur. Türkiye dahil yabancı ülkelerdeki insan hakları ve demokrasi ihlallerine genelde sadece timsah gözyaşları dökülür. Bu ihlaller müttefik devletlerce yapılıyorsa, üstünü örtme eğilimi yaygındır. ABD'nin 28 Şubat darbe sürecindeki tavrı da farksız değildir. Ve bu tavır bin yıl daha süreceğe benzemektedir...
(Tarih: Nisan 2012)
Obama, İsrail'de hiç popüler değil. Başbakan Benjamin Netanyahu'yla ne insani ne ideolojik kimyaları uyuşuyor. (...) Obama'nın İsrail'in güvenini kazanması artık çok zor. Adı çıkmış dokuza, inmez sekize. En büyük günahı ise, İsrail'e yerleşimleri durdurması ve iki devletli çözüm adına daha fazla taviz vermesi yönünde baskı yapmış olması. Obama sadece İsrail'e değil, Filistinlilere de kendini beğendiremedi.
(Tarih: Temmuz 2012)
Arap dünyasındaki kaotik halk devrimleri, tam da İsrail'in istediği gibi, sorunu uluslararası toplumun gündeminden iyice düşürdü. Ve İsrail'e asıl gündemde tutmak istediği konuyu, yani İran'ı ön plana sürme fırsatı tanıdı. Nitekim Clinton'un İsrail ziyaretinde barış süreci bahsi çok geri planda kaldı. Mevzuların şahı İran'dı. Bana öyle geliyor ki, ABD, İsrail faktörü olmasa İran'ı bu kadar da kafaya takmaz ve bir şekilde masaya oturur. Belki İsrailliler de bunun farkında olduğundan baskıyı hep canlı tutuyor.
(Tarih: Temmuz 2012)
Hükümetin bazı heyecanlı sempatizanlarını dinlerseniz, Türkiye'nin tek başına bölgesine nizamat vermeye başladığını sanırsınız. Azılı muhaliflerine kulak verirseniz, ABD'nin taşeronluğundan başka bir şey yapılmadığına inanırsınız. Gerçek ise ikisinin arasında bir yerlerde. Türkiye bölgesinde eskiye nazaran çok daha yüksek etki kabiliyetine sahip, ancak başta ABD olmak üzere büyük dış güçlerden tam bağımsız şekilde hareket etmiyor. Bana göre, zaten buna imkân da gerek de yok.
(Tarih: Kasım 2011)
Artık günümüz dünyasında büyük güçler bile tek başına siyaset belirleyemiyor. Şekil 1a: Amerika. Globalleşmeyle artan karşılıklı ekonomik bağımlılıklar, müttefikler şöyle dursun rakipler arası ilişkilerin dahi çok dengeli götürülmesini mecbur kılıyor. Mesela ABD ile Çin, birbirini kollarken angajmana da çalışıyor. Böylesi bir dünyada, Türkiye nasıl tam manasıyla bağımsız hareket edebilir?
(Tarih: Kasım 2011)
Sözü Ortadoğu'ya getirelim. İçte ve dışta birileri Türkiye'yi 'aslansın, bu coğrafyayı olsa olsa sen adam edersin' diye gaza getiriyor. Bir başka grup ise, 'Türkiye'den adam olmaz, hiçbir şey beceremez' deyip ümitsizlik zerk ediyor. Doğru olan, bu iki uç çizginin ortasında bir yol tutturmak. Yani ne bölgenin kurtarıcısı gibi abartılı bir role soyunmak ne de kendimizi tecrit etmek. Yeri geldiğine tek başına inisiyatif alarak, yeri geldiğinde sorumlulukları, riskleri ve nimetleri müttefiklerle paylaşarak, makul bir strateji izlemek.
(Tarih: Kasım 2011)
Türk aydınlarının büyük kesimi ABD'ye hâlâ Soğuk Savaş'taki emr-i vakici 'büyük abi' kalıplarıyla bakıyor. Oysa dünyadaki şu hızlı değişim sürecinde Türkiye-ABD ilişkileri de dönüşümden geçiyor. Ne Türkiye eskiden olduğu gibi bir Amerikan uydusu ne de Amerika artık dediği dedik bir süpergüç. ABD'ye taşeronluk paranoyasını artık geride bırakmalı, Türkiye'nin çıkarları Washington'la yakın çalışmayı gerektirdiği durumlarda bundan gocunmamalıyız.
(Tarih: Kasım 2011)

Ali Kemal (1869 - 1922), Osmanlı yazar, gazeteci ve siyasetçi.

Kuvayı Milliye'nin işlerinde, selefi İttihat ve Terakki gibi ciddiyet yok. Samimiyet yok. Şarlatanlık, sahte vakar ise haddinden fazla. Men-i müskirat, Anadolu için kuru bir caka, mukallidane bir hokkabazlık, bir şaklabanlık. Anadolu Rumlarının Rumluktan vazgeçtiklerini, Ortodoks Türk olduklarını iddia eylemek gibi." Aynı tarihli Vakit Gazetesi'nde de, Fener Rum Patrikhanesi şu sözlerle ele alınmıştır: "Patrikhane mi, siyaset ocağı mı? Şimdi de Londra ve Paris'te temsilci bulundurmaya ve Cemiyet-i Akvam'a Patrikhane temsilcilerinin kabulü için teşebbüs etmeye karar vermişler.(Anadolu Türk Ortodoks Kilisesi hakkında.)
Cenova Konferansı'yla Avrupa, Rusya ile ticarî ilişkilere girecek, ancak Ankara keşmekeş içinde yuvarlandıkça Avrupa'nın Karadeniz yoluyla ticarî ve iktisadî münasebeti mümkün olmaz. … Devletler Yunanistan'ı da Anadolu'dan çıkaracak mı? Bunun için bizden bazı teminatlar isteyecekler. Ankara da böyle bir kabiliyetten mahrumdur.(Cenova Konferansı ile ilgili olarak.)
Biz bugün iktisaden, içtimaen, fikren öyle geriyiz ki, Avrupa ile aramızda uçurum var. Sandığımız gibi zamanımızda istiklal, istikbal topla tüfekle kaim değildir.
Ankara efendileri akıllarınca bütün işgal edilmiş arazinin boşaltılmasını istiyorlar. Topla ve tüfekle bu davayı fasletmek iddiasını bir yana bırakıyorlarsa, Kuvayı Milliye ricaline düşen birinci vazife, mukadderatımızı, hilafet ve saltanatı temsil eden Babıâli'ye bırakarak çekilmektir.
Hadisatın cereyan tarzı gösteriyor ki, Anadolu'da harp ve ateş yeniden tutuştu. Bu milletin varlığı ile böyle oynamak en büyük siyasetsizliktir. Maazallah yenemezsek, düşman isteklerini arttırır.
Kuvayı Milliye Afyon'dan sonra Eskişehir, Kütahya, Bursa vesaireyi kurtarsa da silahla zafere ulaşılamayacağı görüşümüzü değiştirmeyiz. Avrupa'nın nazım ve hakiki devletlere karşı Anadolu'da Türk hakimiyetini devam ettirmek eski zamanda olduğu gibi kılıçla, kuvvetle mi olur?
Büyük devletlerin Doğu siyasetini varlığımıza taraftar kılmazsak ne yapsak boştur. Üç seneden beri Anadolu'yu al kanlara boyayan bu mücadelemizden hiçbir zaman mülken, fiilen bir fayda göreceğimizden emin değiliz.
Bir büyük devletle uzlaşmaya müncer olmadıkça zaferler bir neticeye delalet etmez, fikrinde yanılabiliriz. Neticede sürülmek mi, vurulmak mı, asılmak mı ne ise cezamızı çekeriz.
Muhalefete buğz eylemek zorbaca bir harekettir.(Türk'ün Bayramı köşesinde.)
Gayeler birdi ve birdir... İtiraf etmeliyiz ki Anadolu'nun son zaferleri, kuvvetimize, kılıncımıza dayanarak hayat hakkını kazanma görüşünün gerçekleştiğini gösterir gibidir.(Peyam-ı Sabah gazetesindeki son yazısı.)
Milli Hareket'in foyası nasıl meydana çıktı. Bize teselli veren Anadolu halkının bunlara (Mustafa Kemal ve arkadaşları) arka çıkmamasıdır.(13 Eylül 1919, Peyam-ı Sabah.)
Teşkilat-ı Milliye sergerdeleri, bu mahluklar kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir.(23 Nisan 1920, Peyam-ı Sabah.)
Düvel-i Muazzama ile eski dostluğumuzu devam ettirseydik, değil İzmir'den hiçbir taraftan mahrum kalmayacaktık. İtilaf devletlerinin itibarını mütarekeden beri cidden kazansaydık, artık bu topraklarda ittihatçı olmadığını ispat edebilseydik, daha uygun sulh şartları elde edecektik.(19 Şubat 1920, Peyam-ı Sabah.)
Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak vatanseverlik ve gayretine rağmen, yeni görevinde asla başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi'nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında Müslüman halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen emirsiz, saygısız ve kanunsuz olarak kurulan bazı hey'etler için öteden beri çektiği telgraflarla siyasî hatâsını idarî yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul'a getirilmesi Harbiye Nezareti ile ilgili bir iştir.
Ancak, Dahiliye Nezareti'nin size kesin emri, artık o zatın görevden alınmış olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir resmî işleme girişmemek, hükûmet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş olacağını takdir buyuracağınızdan eminim. Ayrıca, bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı'ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını koruyarak, medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?(Dahiliye Nazırı sıfatıyla çektiği 23 Haziran 1919 tarihli ve 84 sayılı şifreli telgraf.)
Kuvayı Milliye, hariç ve dahilde yaptıklarıyla asla kazanmamış, kaybetmiştir. Ankara yardakçıları, Sevr'i tadil ettirdik diyorlar. Yapacağımız iş, İttihat ve Terakki'nin yaptıklarını unutturmaktı. Bu doğru yola girmekten bizi Ankara alıkoydu, alıkoyuyor. Ankara başımızda oldukça bu keşmekeşten bir hayır doğarsa, bilfarz, İzmir, Edirne kurtulursa seviniriz, çıldırırız, fakat aklen irfanen bu mertebe yanıldığımız için yalnız kalemimizi kırmak değil, insanlığımızdan bile istifa eyleriz. Olaylar ispat edecektir ki biz yanılmış olmayacağız.(26 Ağustos 1919, Peyam-ı Sabah, "Düşmandan Düşmana" başlıklı yazısı.)

Ali Kemal Sunal, Türk sinema oyuncusu ve komedyen.

Nasıl oldu bilmem, ben kendimi sahici bir sahnede seyircilerin arasında buldum. Ses Tiyatrosu’ndaki ilk rolüm çok kısaydı. Üç dakika sahnede ya kalıyor ya kalmıyordum. Öyle pek bir şey söylediğimi de hatırlamıyorum. Sahnenin bir ucundan girip öbür ucundan çıkıyordum. Ne yaptığımı da pek hatırlamıyorum, ama seyirci kahkahadan kırılıyor. Bu da benim hoşuma gitmişti. Bildiğiniz gibi o gün bugündür insanları güldürmeyi seviyorum.

Kemal Sunal, filmlerinde genellikle, haklının haksıza, güçsüzün güçlüye karşı mücadelesini temsil eden büyük komedi ustasıydı.
Altan Öymen
Ben Kemal Sunal hayranıyım, filmlerini bıkmadan izliyorum. Muhteşem bir oyuncu.
Bülent Ecevit
Varlığı yokluğu belli olmazdı, ama yönetmen ’motor’ dediği an, karşımızda devleşen bir aktör olurdu.
Emel Sayın
Kemal Sunal öldü. Ama insanlığın, dürüstlüğe inancı ve kötüler karşısında iyilerin kazanacağına dair umudu sürdükçe "Şaban" yaşayacaktır.
Göksel Arsoy
Kemal Sunal çok iyi oyuncu. Sadece komedide değil, dramda da başarılıydı. Büyük aktördü.
Memduh Ün
Türk sinemasının usta sıfatına layık oyunculardan biri olan Sayın Sunal, çizdiği kompozisyonlarla hafızalarda önemli bir yere sahiptir.
Murat Sökmenoğlu

Efendim, Batı’da şu anda yeni bir slogan türedi: Kültür evrenselleşiyor. Aslında evren­sel olan şey kültür değildir. Kültürün tarifine bakar­sanız, kültür milletlere veya iptidai kültürler kabile­lere has olduğu için, bunlar kültürdürler. Bir Çin kültürü, bir Amazon yerlileri kültürü gibi. Bunları var eden, onların kendilerine has olmasıdır. Aksi takdirde bütün dünyayı kuşatan kültür, kültür olmaktan çıkar. Bu, kültür değildir. Kültürler evren­selleşiyor düşüncesi, bu bakımdan son derece hatalı. Eğer derseniz ki, Batı kültürü evrenselleşiyor, bunun bir derece doğru olduğu söylenebilir. O da birçok yerde aksaklıklar taşır. Şöyle ki, bir şeyin kültür olabilmesi için, birkaç bin yıl geçmesi, âdet, töre, örf halini alması ve cemiyetin bütünüyle bu değerleri özümsemesi lazımdır. Böyle 5-10 senede birtakım taklitlerle bazı jestlerin, mimiklerin ve davranış bozukluklarının yayılmasına kültürün evrenselleşmesi olarak bakmak son derece hatalı ve yanlıştır.

Allah, dünyayı imtihan yeri, ahireti ise netice evi yapmış ve dünyanın imtihanını ahiret mükâfatının sebebi kılmıştır...
Allah dünyayı musibet, ahireti ise mükâfat evi kılmıştır. Dünya musibetini, ahiret sevabının sebebi ve ahiret sevabını da, dünya musibetinin bedeli kılmıştır.
Allah’a itaat eden kimse, halkın gazabına aldırış etmez. Allah’ı gazaplandıran ise bilsin ki halkın gazabına müstehak olur.
Allah-u Teala’nın kulun kendisini çağırmasını istediği bazı yerler vardır; kim o yerlerde dua ederse, duası kabul edilir, Hz. Hüseyin’in haremi de o yerlerden biridir.
Anne ve babaya karşı gelmek, fakirliğe ve zillete sebep olur.
Başıboşluğun doğuracağı pişmanlığı hatırlayarak ihtiyatlı ve ileri görüşlü ol.
Can vereceğin anı aklına getir, ne dostunun sana faydası olur ve ne de doktorlar seni ölümden kurtarabilir.
Dünya bir pazardır, bazıları orada kazanır, bazıları ise zarar görür.
Elinin altında olan bir kimseye kızmak alçaklıktır.
Fakirlik, ihtiras ve ye’sten (Ümitsizlikten) ibarettir.
Halk, dünyada mallarıyla, ahirette ise amelleriyle tanınırlar.
Hased, iyi amelleri mahveder ve halkın gözünde insanı menfur kılar.
Hased etmekten kaçın; çünkü onun tesiri sende zahir olur, düşmanındaysa bir tesiri olmaz.
Hayırdan daha hayırlı, o hayırı yapandır. Güzel sözden daha güzel, onu söyleyendir. İlimden daha değerli, onu taşıyandır. Kötüden daha kötü, şerr amelde bulunandır.
Heva ve hevesine uyan, nefsinin; cahil de kendi dilinin esiridir.
İncittiğin bir kimseden samimiyet bekleme. Aldattığın bir kimseden vefa bekleme.
Kendi kadrini bilmeyenin şerrinden emin olma.
Kendini beğenen kimseyi yeren çok olur.
Kendini beğenmek, insanı ilim öğrenmekten alıkoyar.
Kim Allah tarafından günah işlemeğe mecbur kılındığını zannederse, kendi günahını Allah’a maletmiştir ve Allah’ı, günahkarları cezalandıracağı için zulme nisbet vermiştir.
Kim Allah’ın, elemli cezasından emin olursa, tekebbür eder; öyle ki, sonunda O’nun kazasına ve geçerli emrine duçar olur.
Kim Allah’tan çekinirse, ondan çekinirler. Kim Allah’a itaat ederse, ona itaat ederler. Kim yaratana itaat ederse, yaratığın gazabından korkmaz. Kim Allah’ı gazaplandırırsa, yaratığın kendisine gazap edeceğine yakin etmelidir.
Kim Allah’tan taraf açık bir delili olursa (yakin derecesine varırsa) kesip doğrasalar bile, dünya musibetleri ona kolay gelir.
Meşveret ettiğinde kendi düşünce ve dostluğunu senden esirgemeyen kimsenin sözünden çıkmamaya çalış.
Münakaşa, kökleşmiş dostlukları da bozar.
Nimetlerin kadrini bilerek onları koruyun ve onlara şükrederek artmasını isteyin.
Niyetini doğrultmadan bir iş yapan kimsenin amelini Allah kabul etmez.
Sana sevgi besleyip görüş belirleyenin görüşüne uy.
Şaka, cahil insanların yaptığı ve ahmakların da eğlendiği bir iştir.
Şükredenin şükrünün verdiği mutluluk, şükre sebep olan nimetin verdiği mutluluktan daha çoktur. Çünkü nimet metadır, şükrü ise hem nimettir ve hem de mükâfat.
Tabiatı bozulmuş insanlara artık hikmet tesir etmez.
Talebe ve öğretmen, ilmin ilerlemesinde ortaktırlar.
Yumuşak akıllı zalimin, yumuşaklığı vasıtasıyla zulmünü affetrmesi mümkün olduğu gibi, haklı sefih’in (ahmakın) akılsızlığı da, onun haklı olmasını gösteren nuru söndürebilir.
Zenginlik, arzunun azlığı ve yetecek miktara razı olmandır.

İmam Ali Rıza (770-818), on iki imamın sekizincisi. Babası Musa Kazım, anası Mersiyye’dir. Muhammed Cevâd Tâkî'nin babasıdır. İmam Rıza’nın türbesi İran'da Tus şehrindedir.

İmamet dinin yularıdır, Müslümanların düzeni, dünyanın ıslahı ve mü’minlerin izzetidir. İmamet, İslam’ın gelişen kökü, yücelen budağıdır. İmam ile namaz, zekat, oruç, hac tamamlanır; İmam ile fey’i ve sadakat çoğalır, İmam ile hadlar ve hükümler uygulanır ve sınırlar korunur.
Mü’min, kendisinde üç haslet olmadıkça mü’min olmaz; Rabbinden bir sünnet, Peygamber’inden bir sünnet ve İmamından  bir sünnet. Rabbinden olan sünnet, sırrı gizlemektir. Peygamber’inden olan sünnet, halkla iyi geçinmektir. İmamından olan sünnet de sıkıntı ve zorluklarda sabırlı olmaktır.
İbadet, çok namaz kılmak ve çok oruç tutmak değil; ibadet, Allah’ın işleri hakkında çok düşünmektir.
Peygamberlerin sıfatlarından biri de temizliktir.
Susmak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Susmak, (boş yere konuşmamak), muhabbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzudur.
Boş işler, boş sözleri gerektirir.
Büyük kardeş baba yerindedir.
Herkesin dostu onun aklıdır; düşmanı ise cehaletidir.
İnsanlara muhabbet beslemek aklın yarısıdır.
“Tevekkülün haddi nedir?” diye sorduklarında: “Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır.” buyurdular.
“Adi insan kimdir?” diye sorduklarında İmam: “Sahip olduğu şey, kendisini Allah’tan alıkoyan (gafil eden) kimsedir.” buyurdular.
“Kulların en seçkini kimlerdir?” diye sorduklarında: “Kulların en iyisi, iyi  iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kemsedir.” buyurdular.
Ailesini geçindirmek için rızık peşinde olan kimsenin mükâfatı, Allah yolunda cihad eden kimsenin mükâfatından daha fazladır.
Cömert, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer. Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini yemez.
Biz tıpkı Resulullah (sav) gibi verdiği sözü yerine getirmeyi kendisi için borç bilen bir Ehl-i Beytiz.
Öyle bir gün gelir ki, afiyet (rahatlık) on cüz’ olur. Dokuz cüz’ü insanlardan uzaklaşmakla ve bir cüz’ü de susmakla sağlanır.
Hilim (olgunluk) ve ilim, derin anlayışın nişanelerindendir. Susmak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Susmak (boş yere konuşmamak) muhabbbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzudur.
Cimrinin rahatlığı, kıskancın lezzeti, çabuk usananın vefası ve yalancının da yiğitliği olmaz.
İmanın dört rüknü vardır: Allah’a tevekkül etmek, Allah’ın kazasına rıza göstermek, Allah’ın emrine teslim olmak ve her şeyi Allah’a havale etmek.
İman, farzları yerine getirmek, haramlardan kaçınmak, kalple Allah’ı tanımak, dille ikrar etmek ve azalarla amel etmektir.
Kur’an Allah’ın kelamıdır, ondan ileriye geçmeyin ve ondan başka bir şeyde hidayeti aramayın yoksa dalalete (sapıklığa) düşersiniz.
Hırs ve hasetten kaçının, çünkü geçmiş ümmetleri bu iki sıfat helak etmiştir; cimrilikten sakının; o mü’min ve hür insanda bulunmayan bir afettir ve imana aykırıdır.
Susmak bir nevi hikmettir. Boş yere konuşmamak muhabbeti artırdığı gibi, her hayrın da rehberidir.
Dosta karşı alçak gönüllü, düşmana karşı tedbirli, halka karşı da güler yüzlü ol.
Allah,boşuna cedelleşmeyi, israfı ve ağız açmayı sevmez.
Şarap içenle oturup kalkma; ona selam da verme.
Günahtan tevbe eden, günah işlemeyen kimse gibidir.
Altı şey olmadan altı şey alay sayılır: Her kim kalpten pişman olmadan diliyle bağışlanmasını dilerse kendisiyle alay etmiştir. Her kim Allah’tan tevfik ister, ciddiyet göstermezse kendisiyle alay etmiştir. Her kim ihtiyatlı olmak ister, sakınmazsa kendisiyle alay etmiştir. Her kim Allah’tan cenneti niyaz eder, sakıntılarda sabırlı olmazsa kendisiyle alay etmiştir. Her kim cehennemden Allah’a sığınır, dünyevi lezzetleri terk etmezse kendisiyle alay etmiştir. Her kim Allah’ı zikreder, ona kavuşmaya aşık olmazsa, kendisiyle alay etmiştir.
Malın en iyisi, haysiyeti korumak için harcanandır.
Aklın en üstün mertebesi, insanın kendi nefsini tanımasıdır.

Dinimiz, güzelleşmek amacıyla dişleri inceltmeyi, kısaltmayı ve birbirinden ayırmayı yasaklamış; haram kılmıştır. Bu işlem, benzeri işler gibi gerçekten aşırılıktır. Bunun içindir ki Peygamberimiz, dövme yapanlar ve yaptıranlar gibi dişleri birbirinden ayıran ve inceltenlere de Allah’ın lanetini dilemiştir.
Yapmakla mükellef olduğumuz cihâdın en önemli bölümü, şüphesiz kültür cihâdıdır. Sakal işte bu kültür cihâdının bir parçasıdır.
Gerektiğinde silâhlı bir şekilde yapılması görevimiz olan cihâd Rabbimizin dünyada zilletten âhirette elem verici azaptan kurtaracağını vadettiği ve Peygamberimizin de Cennet’in en üstün derecelerine ulaştıracağını müjdelediği pek yüce bir ibadettir.
Geleneksel fıkhımızda IŞİD'in bütün yaptıkları meşrudur. Geleneksel fıkıhtan hareketle IŞİD'in bütün yaptıklarına onay verilebilir. Kur'an'a sunmamız gerekir. Biz diyoruz ki hiçbir şekilde esir öldürülemez.
Eşcinseller demokratik, laik toplumun problemidir. Eğer İslam toplumu olsaydı o zaman gerekli bilgilendirmeler yapılırdı. Onlar doğuştan diyorlar ama yanlışları var. Bilim adamı kisvesi altında konuşanlar konuları çarpıtıyorlar. Yüce Allah bizi kulluk denemesine tabi tuttuğu için güzellikler kodladığı gibi kötülükler de kodlamışlar. Her adamın cinayet işleme potansiyeli olduğu gibi eşcinsel olma potansiyeli de vardır.
Komünizm; kapitalizmi devletleştiren, insanlığı sömürmeyi aslî gaye bilen, gücü yettiği her ülkeyi canavarca ezen, emperyalist bir rejimdir.
Sakalı kesmek kadınlara benzemektir. Sakalı tıraş etmek çirkindir. Yalnız çirkin olmayıp bir uzvun kesilmesidir ve de haramdır.
Başta zina ve homoseksüellik olmak üzere cinsel haramlara yöneltebileceği içindir ki, İslâm bedenî ve mâlî imkân varken, sürekli bekârlığı Kur’ân çizgisinde Peygamberimiz’in diliyle haram kılmıştır.
İslâm Dini’nin vücut organları üzerinde yapılmasını yasakladığı işlemlerin başlıcaları dövme yaptırmak, dişleri inceltmek ve aralamak, kaş almak, burun, göğüs, kalça gibi organlara estetik ameliyatlar yaptırmak, beyaz kılları yolmak, erkekleşmek/kadınlaşmak ve saça saç ilâve etmektir. Bizim için görevlendirilen Şeytan’ın telkinlerinden veya Şeytan’laşmış arzulardan ya da Şeytan’laşmış çevreden kaynaklanan bu işlemler, Allah’ın yarattığını değiştirmeye yönelik haramlardır.

Ali Özkaya (d. 20 Nisan 1970), Türk avukat ve siyasetçidir.

Twitter, Facebook, Google, Youtube gibi bütün ana yer sağlayıcıların hafıza merkezi ABD'de. Diyorlar ki, 'Biz hafıza merkezi neredeyse oranın kanununa tabiyiz'. Türkiye'de yayın yapacaksınız, Türkiye'de kişilik haklarını ihlal edeceksiniz, Türkiye'de kamu düzenini bozacaksınız, Türk mahkeme kararlarını tanımayacaksınız, Türkiye'den reklam geliri elde edeceksiniz ama hiç Türkiye'de kanunlara uymayacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti'nin her yerinde Türk mahkemelerinin kararları uygulanması gerekir. Türk yargısının, egemenliğinin mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Amacımız, mahkeme kararları uygulansın, müracaat edilsin, bir haksızlık varsa ilgili kurum bunu derhal kaldırabilsin. Varsa itirazı, oluşturulacak merciye bildirsin, gerekiyorsa mahkemeye taraflar gidebilsin ama hızlı bir şekilde sonuç alınabilsin. Türkiye'de bir muhataplıkları olsun.

Ali Şen (26 Aralık 1918, Adana - 15 Aralık 1989, İstanbul), Türk sinema oyuncusu ve komedyen. Şener Şen'in babası.

Kaba bir adam olabilirim ama Anadolu çocuğuyum.[kaynak belirtilmeli]

Sana üç gün mühlet, ama önce su kontrata parnah basaceen.
Para var pul var, evde karı yok.
Eşekten karı olmaz ya biz olduruyoruz işte.
Bi' dene barnağa on beş bin haa.
Beni yedi kere yıkayın, sonra bir deliğe tıkayın.
Deli bir tane olsa kuş sütüyle beslerim.
Pencereden görünme sakın, kendini dirhem ile sat.
Borcunu vermeyenin donunu icra ile alırım.
Lan garı sabunu rutubetli yere goy, çukulataların etiketlerini ellişer guruş fazlalaştır. Nohuda fasulyeye pirince daşınan gum garıştır ki iki misli olsun. Ben emlakçı Zihni'ye gedip şu arsa işini garıştırayım.

Ali Şen'in sözünü kesmek o kadar kolay değildir. Bu sefer affediyorum. Bir dahaki sefere sonuçlarına katlanırsın.[kaynak belirtilmeli]
(Bir televizyon programında sözünü kesen sunucuya cevabı)

Ali Şeriati, İranlı sosyolog, düşünür ve yazar.

Eğer din ölümden önce bir işe yaramazsa, ölümden sonra hiçbir işe yaramayacaktır.
Ebedi dostlarım, kitap ve kalem...
Ne temiz ve değerli bir arkadaş! İnsanla kitabın arkadaşlığı...
Yalnızlık, kitap ve kalem. benim bu üç ruh, üç hayat ve üç dünyamı hiçbir zaman hiç kimse benden alamayacak..
Eğer İslam peygamberinin bir heykelini yapmak isteseler, bir elinde kitap bir elinde de kılıç olmalıdır.
Ben herkesi rahatlatmak için gelmedim, ben rahatları rahatsız etmek için geldim!
Okuyun, diyor okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor..
Anne, baba! Senin namazın sürekli tekrarlanan bir tür sportif hareketlere benziyor. Hiçbir ahlaki etkisi, ameli düzeltme ve sağlıklı bir neticesi olmayan bir şey! Sabah, öğlen, akşam hep aynı şeyi yapıyorsun, ancak ne yaptığın hareketlerin ve okuduğun şeylerin anlamını biliyorsun ne de namazın esas felsefesinden, hikmet ve hedefinden haberin var. Sen diyorsun ki  “namaz kılmak Allah'la konuşmaktır“ . Düşün şimdi, bir kimse muhatabıyla konuşuyor ancak kendisi ne konuştuğunu anlamıyor. Bu nasıl bir şey?
Adalet, sadece sözle gerçekleşmez..
Sakın bu dünyada uzun kalma! Yaşlılık ve yokluk musibettir..!
Bir güce tapmak, Durkheim'in ifadesiyle bir kutsala inanmak ya da Kur'an'ın deyimiyle gayba inanmak, insanoğlunun içinde var olan fıtri bir ihtiyaçtır.
Bir inanç geometrik şekil kazandığında, kendisinin en iyi anlatımını ya da anlatım dilini bulmuş olur.Bir geometrik şekil içerisinde anlatılıp betimlenebilen her inanç, mantıklı ve doğru olduğunu kanıtlamış olur.Çünkü dünyadaki en kesin bilimsel kavramlar, matematiksel kavramlardır.Felsefi ya da dini inançlarımızı geometri ya da matematik diliyle anlatabilirsek,hem kendi inancımızı anlatmada en iyi dili bulmuş, hem de inancımızın akli, bilimsel ve mantıklı olduğuna ilişkin en iyi dayanağı elde etmiş oluruz.Tartışmayı, cedelleşmeyi, asılsız kanıtlar ileri sürmeyi, zihin yormayı, benzetmelere girişmeyi -ki bunlar kanıtlama ve mantık bakımından güçsüzlüğün dilidir- gerektiren felsefe ve dinlerin tersine bunların yerine bu düşünsel, felsefi ya da dini, hatta edebi ve sanatsal öğreti için anlatım dili olarak matematikten yararlanılabilirse, o zaman bir öğreti hem anlatım bakımından başarılı, hem mantıksal kanıtlama ve mantıklı olma açısından başarılı olacaktır.Böylelikle o öğreti, bilimsel temellerinin bulunduğunu gösterir.Ayrıca; Bir öğretinin anlatıldığı geometrik şekil, kendisinin doğal bir şekil olup olmadığını, normal ya da anormal bir şey olduğunu, uyumlu ve sağlıklı ya da birbirine girmiş uyumsuz bir yapıda olduğunu gösterir. Bir öğretinin bu geometrik yapısından, o öğretinin doğallık ve sağlık ölçüsü belirlenebilir.
Bir hakikati yok etmek istiyorsan; ona iyi saldırma, onu kötü savun.
Gelin dostlarım, Avrupa'yı terk edelim; bu iğrenç, maymunca Avrupa taklitçiliğine son verelim.
Noel gecesi düzenlemek ve geceleri sabahlara dek tepinmekle Avrupalı ( "Medenî?" ) olunamaz.
Bugünün medenisi geliyor, öldürüyor ve  "Ben barış yapmaya geldim."  diyor..!
Hıristiyan ve Yahudiler bir oldular, Müslümanlarsa yüz parça...
Kimdir senin İsmail’in? Kendin bileceksin. Sevdiklerin olabilir, işin, rütben, mevkiin vs. olabilir. Eğer Allah’a yakın olmak istiyorsan, kendi İsmail’ini bulacak, onun yerine kurban keseceksin. Yoksa yalnızca adet olsun diye koyun kurban etmek, kasaplıktır.
Ben esrar ve eroin miyim ki herkesi rahatlatayım? Ben yazılı cevapları olanlardan değilim. Eğer birisi gerçekten bir hizmet yapmak istiyorsa, rahat insanları rahatsız etmeli, suskunları konuşur, uysalları hareketli hale getirmeli, donuk insanlar arasında mücadele çıkarmalıdır.
Bu dünyası olmayan dinin, öteki dünyası da yoktur.
İnsan olmak bir niteliktir. Bu yüzden azalıp çoğalabilir... Kim daha fazla insansa, daha fazla dertlidir.
Kendi adına değil, Allah adına! Siyaset adına değil, hakikat adına!
Ey Muhammed getirdiğin dini öylesine bozdular ki, artık sen bile tanımakta zorlanırsın!
Çağdaş dünyamızda artık toprağa, kana, devlete, ırka, bayrağa ve şahıslara tapılıyor.
Yalnızlık, asrın en büyük trajedisidir.
Eleştirinin olmadığı yerde, putçuluk başlar.
Düşmanlık ile tarafsızlık dışında üçüncü bir yol var. o da fikri sorumluluktur. Bu, muhtaç olduğumuz bir şeydir.
Tüketicilik, insanın sürekli olarak kendi ömründen harcadığı taksitli bir hayat. Geçmişteki tüketimi karşılamak için daima geleceği satmak. Mademki satın alma gücüm yok, mademki zorunlu olarak bazı şeylere muhtaç kılındım ve mademki param yoktur, öyleyse ömrümün kalan yıllarını satayım. İşte modern kölelik ve işte kölelerin özgürlüğü.
Müslüman olamıyorsanız, Marksist olunuz.
Zenci Bilal'in kalbinin fethi; Endülüs kıyılarının fethiyle yanyana düşünülemeyecek kadar büyüktür.
Bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa, bil ki bu bir hainin davetidir.
Aşk ferman ettiğinde, imkansız teslimiyet başını öne eğer.
Her yerde olan fakirlik açlık ya da açıklık değildir. Fakirlik para ve altına sahip olamama da değildir. Fakirlik, sahafta satılmamış bir kitabın üzerindeki tozdur. Fakirlik, kâğıt imha makinesında, gazete parçalayan bir bıçaktır. Fakirlik, arabanın camından dışarıya atılmış muz kabuğudur.
Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik  “düşünmeden”  geçirilen bir gecedir.
Düşünme, itaat et diyenlere değil; düşün, sor, sorgula diyenlere kulak ver.
Camide olup ayakkabılarımı düşünmektense, yolda yürüyüp Allah'ı düşünmeyi tercih ederim.
Şimdiki köleler taksitle yaşayıp borçlu ölüyor.
Sonradan ilahi adalet diye adaleti göklere çıkardılar ki, yeryüzünde ondan söz edilmesin..
Müslümanın tevhidi, filozof'un tevhidi, sufi'nin tevhidi ve kelamcının tevhidi yoktur. İbrahim'in tevhidi vardır ve bir de onu gerçekleştirmeyenlerin yolu.
Bir Müslüman görürüz; sesini çıkarmaz, olup biteni dinlemez, hiçbir şey umurunda değildir; ama kendi düzeni ve tezgahı en küçük bir darbeye uğrasa feryadı arşa yükselir. Her gün yaşanmakta olan facialar onda, bir gazete haberi kadar bile merak uyandırmaz. ‘Allahım kereminle bizi…’ diye dua etmesinin ne etkisi olur? Bizi ne demektir?
Tribünden gelen sesler süren savaşlardaki mazlumun sesini kısıyorsa, futbol afyondur!
Benim inandığım din, fakirliği teşvik eden din değil, fakirliği küfre götürme ihtimali olan bir durum olarak kabul eden bir dindir. Hz. Peygamber, Hz. Ali’nin en büyük öğrencisi Ebuzer şöyle demektedir:  “evin bir kapısında fakirlik girdi mi, diğer kapısında çıkan din olur!“ 
Ahirette daha iyi bir lokma geçmesi için bu dünyada elindeki lokmayı at!
O kadar çok hadis rivayet ederler ki, Peygamber'in bunu söyleyebilmesi için gece gündüz durmadan bin yıl konuşması gerekir.
Önce dini âdetleştirdiler, ardından âdetlere din diye sarıldılar.
Ey özgürlük! Kutlu özgürlük! Seni  tahta  oturtmak  istiyorum. Ey Özgürlük! Seni çok seviyorum.
Senin dinin, sadece seni kurtaran bir dindir. Ben ise insanlığı kurtaracak ve uğrunda feda olacağım dinin peşindeyim.
Tarih boyunca her zaman din ile din çarpışmıştır, yoksa hiçbir zaman bugün anladığımız anlamıyla din ile dinsizlik savaşı görülmemiştir.
Eğer bir din yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa yalandır ve afyondur. Bunlar olmadan kılınan namaz, tutulan oruç, gidilen hac, kesilen kurban, ihya edilen kandil geceleri, ziyaret edilen türbeler vesaire Ebu Cehil ‘in hacılara su verip de yetimi ve yoksulu görmemesi gibi yalandır, afyondur.
Fatıma Hatice'nin kızıdır, Fatıma Muhammed'in kızıdır. Fatıma Ali'nin eşidir, Hasan ve Hüseyin'in annesidir. Hayır! Bütün bunlar doğrudur ve bunların hiçbiri Fatıma değildir. Fatıma Fatımadır..!
Her toplumda, her dönemde ve her kesimde mevcut bulunan yönetim biçimi mevcut bulunan dine karşı duruşu şöyle olmuştur: İnsanoğlunun fıtratında var olan halkın dini inançlarını ve duygularını istismar ederek mevcut durumu meşrulaştırmak ve kitabına uydurmak.
Dünyada en değerli ve en kutsal şeyler, hatta iman ve aşk dahil her şey,  "gösteriş"  fecaatiyle karşı karşıyadır.
Bence adalet arayan, özgürlükçü ve mazlum halk kitlelerinin kurtuluşunun peşinde olan düşünürlerin, on dokuzuncu yüzyılda materyalizme ve din karşıtı mücadeleye sürüklenmelerinin sebebi, bilimsel araştırmalar da değildi. (çünkü modern bilim araştırmacıları, materyalizme inanmamaktadırlar.) Tersine Kilise ve egemen sınıfın siyasal ve ekonomik yönlerinden birini oluşturan din yetkililerinin halk karşıtı yönlendirme ve uyuşturma rolü; halkı sömürme, istismar etme, ezme, durgunlaştırma ve parçalamayı koruma ve yönlendirme için egemen sınıfın mümessiliydi. Her halükarda materyalizm, özel felsefi bir okulun teorik bir inancıdır. Hâlbuki sosyalizm, bir insani ideal, bir hayati zarurettir.
Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette, hiçbir söze inanmayın.
Kadın insani bir ülküye kavuştuğunda ve bedeni dışında daha kutsal, daha değerli ve daha yüce manevi ve insani ülkü, bilinç, sorumluluk, ilim ve değerlere sahip olunca; bunlar onun var olduğunu ispat ederler. dolayısıyla artık onu tesettüre zorlamaya, onu baskı altında tutmaya, ona küfretmeye, her zaman cehennem, cennet, melek, azap vs. ile kokutmana gerek kalmaz. aksine onun kendisi, artık tabii bir şekilde (onun fıtri ve psikolojik tepkisi budur) böyle bir şeyi şanına yakıştırmaz. zira bedenden daha üstün olan fikir güzelliği kazanmıştır. düşünce güzelliğine sahip olan bir kimse, daha bedenin güzelliğini açığa çıkarır mı?
Eğer kadın;  "aciz" ,  "zavallı" ,  "zayıf"  ve  "aklı noksan"  olmuşsa bu, erkeğin günahıdır.
Keşke hepten cahilin teki olsaydım da kurtulsaydım kendimden..
İslam, toplum, tarih ve bireyin kaderinin kaynağı, ana sebebi ve doğrudan sorumlusu olarak Nietszche'nin deyimiyle seçkinleri değil, Eflatun'un deyimiyle Aristokratları, Carlyle ve Emerson'un deyimiyle büyük şahsiyetleri ve faşistleri değil, Alexis Carrel'in deyişiyle ne temiz kanlıları, ne ruhanileri, ne entelektüelleri, ne âlimleri, doğrudan halkın kendisini kabul eder.
Eğer sakalı dinî bir sembol olarak görecek olursak, o zaman tüm Amerikan hippileri bir numaralı muttakiler olurlardı!
"Tek hurmayla beslenen p

Alice Miller (12 Ocak 1923), psikolog ve yazar, fiziksel istismar, duygusal istismar ve çocuk cinsel istismarı üzerinde yaptığı çalışmalar ile dikkat çekmiştir.

Günümüzde dünyaya hüküm süren etrafına ve kendine zarar verme kader alın yazısı değil. Bunları çocukluğumuzda üretmeye başlıyoruz ve bu tahrip edici potansiyeli olan ürünün temelleri hamilelikte ve doğumda atılıyor. Doğumu istenmemiş çocuğun yaşamayı hak etme savaşı daha rahimdeyken başlar ve bu da daha sonra etrafındaki insanları sevebilme ve güvenebilmede körelmesine ve en nihayetinde kaçınılması güç olan (etrafına veya kendine zarar verme olgusu) devreye girer. Kötülüğü, kanıtlanmış ve çocukluğumuza ait gerçekleri inkar etmekten vazgeçersek durdurabiliriz.
Ölüm arzusu, yıkıcı dürtüler veya genetik kökenli kötülükler hakkında ortaya atılmış tüm düşünceler, gerçekten uzaklaşmaktan başka bir şey değildir. Bu gerçekler kanıtlanmıştır ve böylece geriye bir tek kişisel cahillik seçeneği oldukları kalıyor. Sorunlarını başkalarına ihale eden insanlar gerçeklerin ispatını görmezden gelirler. Gerçeklikle ilgilenmezler. Böylece huzurlu olacaklarını sanırlar. İyiliği tanrıya, kötülüğü ya da çocuklarının doğuştan yaramazlığını şeytana bağlarlar. Bu insanlar ayrıca kaderde yazılı olanın disiplin ve şiddete başvurarak değişebileceğine inanırlar.

Alice Malsenior Walker (d. 9 Şubat 1944; Eatonton, Georgia) Amerikalı şair, yayımcı ve yazar.

Sanatçı; Halkın sesidir.   
Biz beklediğimiz kişileriz.  
Kötülük öldürür insanı, bilirsin.  
Elimizde kendimizden başkası da yok.   
Özgür olacağız ya da bu uğurda öleceğiz.  
Zihin anlamadığı şeye tapar ya da korkar.  
Ölsem de konuşmak zorunda kalmasam.  
Çok çalışan insanlar genellikle çok çalışırlar.  
Kimsenin seveceği özel bir şey yok burada.  
Hiçbir şey beklemeyin. Sürprizlerle yaşayın.   
Barış içtenlikle davet edildiği her yere gelecektir.   
Kimse birini öldürüp de kendini daha iyi hissetmez.  
Dünyanın en önemli sorusu 'Çocuk neden ağlıyor?'   
Biliyordum ki bir ağaç kesersem kolum kanayacaktı.  
Çoğu gün düşünemeyecek kadar yorgun oluyorum.  
Hiç kimse bizim düşündüğümüz kadar güçlü değildir.  
Cenneti defalarca gördük, onu her seferinde kaybettik.   
Ben nasıl savaşılır bilmiyorum. Tek bildiğim hayatta kalmak!  
Kelimeler kurşun olsaydı, dedim, şu an ambulansta gidiyor olurdum.  
Kendime sahip olamayacağı şeyleri istememeyi öğretmeye çalışıyorum.  
İnsanlar güçlerinden en çok, hiç güçleri olmadığına inanarak vazgeçerler.   
Sizin için neyin iyi olduğunu bildiğinize karar verin ve devam edin ve yapın.  
İnsan şefkati, insan zulmüne eşittir ve dengeyi değiştirmek her birimize bağlıdır.  
Herhangi bir şeyin ne kıymeti var? yaşamak bana ağır bir yük gibi gelmeye başladı.  
Dünya değişiyor, dedim. Sadece erkek çocuklarının ve adamların dünyası değil artık.   
Başkalarının ne düşündüğü bir kadının neden umurunda olsun hiçbir zaman anlayamadım.  
Bazen bir şeyi çok fazla isteyebilirsin, sonra onun hiç de gereksindiğin şey olmadığını anlarsın.   
Daha iyisini yapmak istiyorsak bir yerden başlamamız gerek, elimizde kendimizden başkası da yok.  
Bilirsin herkes er ya da geç birazcık da olsa tecrübe edinmeye mecburdur. Bunun için tek yapılması gereken sağ kalmaktır.  
Neden sevgiye ihtiyacımız var diye sormaya başladım. Neden acı çekiyoruz? Neden siyahız? Neden kadın ve erkekler var?  
Benim Tanrım dindar bir Tanrı değildir. Benim Tanrım doğadır, benim Tanrım var olan her şeydir. Tanrı bu. Her şey Tanrı'dır.   
Tanrı’yı kilisede bulduğun oldu mu hiç? Ben hiç bulamadım. Tanrı’nın ortaya çıkmasını ümit eden bir takım insanlar buldum yalnızca.   
Oturup başka insanların sizin adınıza mutlu olmasını beklemeyin. Elde edeceğiniz her tür mutluluğu kendiniz sağlamak zorundasınız.     
Hayvanlar dünyada kendileri için bulunurlar. İnsanlar için var olmamışlardır; siyahların beyazlar için, kadınların erkekler için var olmadığı gibi.  
Politik olarak, dünya şu anda çok karışık  çeşitli partilerin ve hükümette iktidardaki kişilerin çeşitli hareketlerinin neden olduğu çok fazla acı var.  
Erkekler kadınlardan daha iyi avcıydı ama bunun tek sebebi kadınların et dışındaki yiyeceklerle de oldukça iyi yaşayabileceklerini fark etmiş olmalarıydı.  
Bence yerli halklar, Dünya'da sonsuza kadar sahip oldukları yaşama biçimlerine sahipler. Ve çok fazla para ve güce sahip olan organize din tarafından istila edildiler.   
Babam linç edilmiş. Annem delirmiş. Küçük üvey kardeşlerim akrabam bile değilmiş. Çocuklarım kardeşlerim değilmiş. Babam babam değilmiş. Tanrım, sen uyuyorsun galiba.  
Tanrıyı nasıl düşündüğümü anlatayım sana. Tanrı senin içinde. Herkesin içinde. Doğarken içindeki tanrıyla doğuyorsun. Ama yalnız kendi içlerine bakmayı bilenler buluyorlar onu.   
Erkeklerin kadınlarla bir konuşma şekilleri var ki fazlasıyla babamı hatırlatıyor bana. Anca talimat verecek kadar dinliyorlar kadınları. Kadınlar konuşurken yüzlerine bile bakmıyorlar.  
Mutsuz olmalarına ve eşek gibi çalışmalarına rağmen reisin karısı olmayı bir şeref sayıyorlar. reis de bütün gün göbeğini şişirerek ortalarda dolaşıyor, şifacıyla palmiye şarabı içip çene çalıyor.  
Amerika Amerika'dır. Kapitalist bir sistemdir. Onlar [liderler] kârın her şeyden daha önemli olduğu inancını benimsediler. Toplumun kutuplaşması sadece bunun yeniden su yüzüne çıkmasıdır.   
Kapitalizm büyük bir sorun çünkü kapitalizmle birlikte satın alıp satacak başka bir şey kalmayana kadar bir şeyler alıp satmaya devam edeceksiniz, bu da gezegeni silip süpürmek anlamına geliyor.   
Her şey sevilmek ister. Bizler şarkı söyler dans ederiz, gülücükler atıp birbirimize çiçek buketleri veririz, sevilmek uğruna. Ağaçların da dikkat çekmek için, yürümek hariç bizim yaptığımız her şeyi yaptığını fark ettin mi hiç?  
Tekbaşınalık aynı zamanda yalnız olmaktır. Lüks içinde, yalnızca kendi seçtiğiniz işlere gömülmek, başkalarının yokluğunun yarattığı boşluğu değil, kendi varlığınızın doldurduğu zamanı yaşamak. Tekbaşınalık bir başarıdır.  
Bütün hayatım boyunca savaşmak zorunda kaldım, dedi. Babamla savaşmak zorundaydım. Erkek kardeşlerimle savaşmak zorundaydım. Bir kız çocuğu erkeklerle dolu bir ailede güvende sayılmaz. Ama kendi evimde savaşmak zorunda olacağım hiç aklıma gelmemişti, diyerek iç çekti.   

>>       Alıntılar

Aliya İzzetbegoviç, Boşnak devlet adamı ve bağımsız Bosna-Hersek'in ilk cumhurbaşkanı.

Allah'a yemin ederim ki biz köle olmayacağız.
(Mezar taşının en altında.)
Aslına bakarsanız içinde yaşadığımız mekan ve çağdan dolayı bir katliam beklemiyorduk. Yaşadığımız mekan, Avrupa. İçinde bulunduğumuz çağ, 20. yüzyılın sonuydu.
Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptı. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.
Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir.
Bir kelimeyi hiç aklınızdan çıkarmayın: Devlet. Devletin ne kadar önemli olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz. Devletsiz bir millet boşluğa düşer, rüzgârda savrulup gider.
Bize saldıranlar, Hazreti İsa'nın bütün sözlerini çiğnemişlerdir. Irza tecavüz, masumları katletmek hiçbir dine sığmaz. Onlar cani ve sadece canidir. Bunu aklınızdan çıkarmayın.
(5 Ekim 2002 seçimlerinden önce SDA kongresinde.)
Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar; ama bilsinler ki Müslümanlar yok olmayacaktır.
Bu adil bir barış olmayabilir fakat süren bir savaştan daha iyidir.
(Bosna Savaşı'nı bitiren Dayton Anlaşması'nı imzalarken.)
Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.
Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde, ilk sorum hep şu olur: Acaba hak ettiğimiz kaderi mi yaşıyoruz, acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu? Eğer biz suçluysak -ki ben böyle olduğu kanaatindeyim- yapmamız gereken neyi yapmadık, yahut yapmamamız gereken neyi yaptık? Bana göre bunlar, bizim imrenilmeyecek vaziyetimizle ilgili iki kaçınılmaz sorudur.
Egemen bir Bosna uğruna, barışı feda ederdim ve Bosna'da barış uğruna egemen bir Bosna'yı feda etmem.
Ey teslimiyet, senin adın İslam'dır.
Hayat kısa sözüne hiç itibar etmedim. Çünkü yeterince uzun yaşadığımı düşünüyorum
Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.
Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem.
İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önünde hesap verecektir.
İnsan şahsiyetini alçaltan, onu eşyayla bir tutan her şey gayri insanidir.
Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.
Kaybedenlere karşı duyduğumuz sempati asla aklımızdan kaynaklanmamaktadır. Bu sadece öldükten sonra anlayabileceğimiz, yani bu dünyaya ait olmayan bir duygudur.
Kur'an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O'na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.
Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna'nın özünü de zedeliyor.
Okumak özgürlüktür.
Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.
Putları reddet, idealleri koru.
Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.
Şimdi güneşin altındaki yerimizi alma zamanı.
Tanrısız ve insansız bir dünya cenneti kurmayı hayal edenler, bu hayallerinin enkazı altında kalmaya mahkumdurlar.
Uzun hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak bugüne kadar ki en zor işim Dayton’daki anlaşma masasına oturmak oldu. Benim derdim muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, ülkeme koltuğumun altında makul bir barış anlaşması ile dönmekti. Sırplar sadece benim önerilerime ters düşen önerilerle değil, aynı zamanda tüm adalet ve insanlık duygularına ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu. Ancak çok zor olan başka bir şey vardı; eve “savaşa devam ediyoruz” cümlesi ile dönmek. Bu yapılması neredeyse imkansız bir tercihti ve ben kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum.
Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.
Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine kârı bağımsızlık demektir.
Yugoslavya Hükümetini diyemem ama Yugoslavya'yı çok severim. Fakat itiraf edeyim ki özgürlüğü daha çok severim.
Biz savaşı öldüğümüz zaman değil, düşmanlarımıza benzediğimiz zaman kaybederiz.
Hayatı sadece din ve dua ile değil, aynı zamanda çalışma ve bilimle tanzim etmek gerektiğine inanan kimse, o İslam'a aittir...

Kadınların ev dışında istihdamı ve üretime katılması yönündeki ısrarlı baskının psikolojik bir şekli de vardır: Bu, doğum yapmak, çocuk yetiştirmek ve aileye bakmak yoluyla kadının evde ürettiği iktisadi değerlerin tanınmamasından oluşur. Günde 10-12 saatini eve ayıran bu işçi, bu ev hanımı, istatistiklerimiz tarafından işsiz olarak sunulur ve "çalışmayan unsur" başlığı altında tasnif edilir. Hepimiz bir kadının ne kadar meşgul olduğunu bilir ama aynı zamanda görmezden geliriz. Kadının çalışmasının bu şekilde göz ardı edilişi, evi terk edip ailesine sırtını dönmesi için ona yapılan baskının bir başka ve bu kez ahlaki bir şekildir. İslam kültürü diğer yöne gitmek zorundadır. Bunun başlangıcı da, annenin ev hanımının işinin tanınması olacaktır.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 382. Not)
Hayat tehlikeli bir şeydir. Güvensizlik yaşamanın bedelidir. Sadece ölenler ile asla doğmayacak olanlar mutlak anlamda güvendedirler.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 534. Not)
Ama ben insanın sorumluluklarından kolayca kaçabileceği Tanrısız bir dünya anlayışını kabullenemezdim.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 2156. Not)
Şunu unutmamalıyız: Hz. Muhammed putperestlere karşı savaştı, ama onlarla anlaşma da yaptı.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 2226 Not)
İslâm tarihi henüz yazılmayı bekliyor. El'an bu başlık altında mevcut olan şey gerçek tarih dışında her şey. Bu da şaşırtıcı değil. İslam tarihi objektif bir zihin ve ihtisasa dayalı olarak değil fakat ya ateşli bir nefret veya ateşli bir aşkla yazılmıştır! Aşk ve nefret şiir yazabilir, tarih değil.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 2358. Not)
Müslümanların hızla artan büyük nüfusuyla övünmemiz, bana şişmanlığıyla övünen ve aldığı yeni kilolardan haz duyan bir adamı hatırlatıyor. Ruhumuza, aklımıza ve başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız? Küçük ve kırılgan bir insanda bile insanlığa katkıda bulunabilecek büyük bir ruh bulunabilir. Gücümüz, bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, küllî iyiliğe katkılarımız?
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 3093. Not)
İnsanlar daima bir şeyler kutluyor, ayin yapıyorlar. Kutlama yapılmaksızın duramazlar. Sâni 'Teâlâ'ya ibadet etmezlerse, onun eserine ibadet ederler. Hâlık Teâlâ'ya secde etmezlerse mahlukata secde ederler. Tüm fark budur, ama esaslıdır.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 3156. Not)
Bazen İslam bana bütünü itibarıyla, insanın bir melek olmaya çalışmaksızın -çünkü olamaz- ve kendisini hayvan seviyesine düşürmeksizin -çünkü bir hayvan olmamak zorundadır- kendi tabiatına bağlanması yönünde yapılmış bir talep gibi gelir.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 3639. Not)

1993 yılında Aliya İzzetbegoviç kendini öldürmek değil, Srebrenitsa'da 5.000 Boşnak'ı katletmek istedi. Saraybosna'daki Holiday Inn Otelindeydik, kalktığımda ona deli olup olmadığını ve bu kadar çok insanı kimin öldüreceğini sorduk. Bundan sonra, uluslararası toplumun müdahale etmesi için sadece uygun bir an vardı ve bu Srebrenica'ya düştü. Alija Izetbegović soykırıma izin vermeyi kabul etti ve Sırplar daha önce hazırlanan bir şeye karar verdiler. - Hakija Meholjic

Sigara iradeyle değil mantıkla bırakılır.
Rejim yapmak yiyeceklere verilen değeri azaltmaz.
İlk başta denemek istemiş olabiliriz ama kimse hayat boyu sigara içmeyi seçmez.
Tüm sigara içenler çocuklarının sigaraya başlamamasını ümit eder, kendileri de hiç başlamamış olmayı isterlerdi.
Sigarayı sadece istediğinizde içmezsiniz, içmek zorundasınızdır ve içmeme düşüncesi bile sizi endişelendirir.
Sigaraya başlamayı ne zaman seçtiniz? Sigaraya devam etmeyi de seçtiniz mi?
Sigara içenlerin büyük kısmı 'Aslında içmiyor olmayı tercih ederdim.' derler. Yani sigara içmek kendi seçimleri değildir. Sigara içmek bir     bağımlılıktır. Seçme özgürlüğünüzü elinizden alır, tiryakiyi köleleştirir. Seçme şansları olsa sigara içenler, içmemeyi tercih ederler.
Hangi aşamada sigara tuzağına düştünüz? Kaçamayacağınızı anladığınız anda mı? İlk sigaranıza geri dönün, hoşunuza gitmediğine göre şöyle düşündünüz; bağımlı olmayacağım. Ama olmuştunuz bile, çünkü nikotin tek seferde bağımlılık yapan bir güven tuzağıdır. Tuzağa çekiliriz ve kurtulmaya çalışana kadar bağımlılığımızın farkına bile varmayız.
Zevkini aldığınız şey sigara içmeyen biriyken sahip olduğunuz mutluluk seviyesine geri dönme çabasıdır. Bu basit hile sigara içenleri bağımlı yapan şeydir. Gerçek şudur ki, sigara içen kişi asla sigaraya başlamadan önceki mutluluk seviyesine ulaşamaz.
İçmemenizi değil içmenizi gerektiren nedenlerden sigara içiyorsunuz.
Sigara içme nedenlerinizin tümü birer yanılsamadır.
Sigara içenler gerekçe olarak çelişkili nedenler öne sürer. Mutluluktan ya da üzüntüden, stres altında olduklarından ya da rahat bir ortamda olduklarından, odaklanmak için ya da kafa dağıtmak için...
Tadın sigara içmekle hiçbir ilgisi yoktur, sigarayı yemezsiniz. Istakozun tadını ne kadar çok severseniz sevin yanınızda taşıyacak duruma gelmezsiniz.
Kokusunu seviyorsanız neden evinizi sigaranın hoş kokusuyla doldurmuyorsunuz? Aslında berbat kokusu sigara içenlerin bırakmak istemesinin nedenlerinin biridir. Hatta sigara içenlerin çoğu başkalarının sigara kokusundan hoşlanmaz.
Gülün kokusunu sevseniz de bu sizde gül içme isteği uyandırmaz.
Bunun el ya da ağız alışkanlığı olduğunu ya da dudak tiryakisi olduğunuzu düşünüyorsanız o zaman neden yakıyorsunuz ki? Sadece tutun ya da sadece dudaklarınıza götürün. Böylece sağlığınıza hiç zarar vermeden paranızı da kurtarabilirsiniz.
Duman çekmeyi seviyorsanız, bahçenizde kuru otlar yakın ve dumanını içinize çekin. Buna boğulmak denir. Sigaranın en kötü yanı, içerken kendinizi boğarak öldürmek zorunda kalmanızdır. Peki, sigara dumanını özel kılan ne? Çünkü nikotin içerir ve bu madde bağımlılık yapar.
Eroin bağımlıları iğne yapma ritüelini sevdiklerine inanırlar. Ama sevmezler, bunu sadece uyuşturucuyu vücuda vermenin bir yolu olduğu için ve bir önceki alımın azalan etkisini gidermek için yaparlar. Sigara içenlerde aynı bu durumdadır.
Sigara içiyorsanız iki tip korku arasında kalırsınız. Bir tarafta 'Beni öldürüyor, çok para gidiyor, pis, iğrenç ve hayatımı kontrol ediyor.' korkusu var, diğer tarafta 'O küçük zevkim, desteğim olmadan hayatın tadını nasıl çıkarırım, stresle nasıl baş ederim.' korkusu.
Sigarayı bırakırsanız korkunç bir travma geçireceğinizden, başarsanız bile içme isteğinizden asla tam olarak kurtulamayacağınızdan korkuyorsunuz. Sigara içenler bu iki tip korkunun da nedeninin sigara içmek olduğunu anlayamaz. Sigara içmeyenler bu korkuları zaten hiç yaşamazlar. Sigara içenlerin fark etmeleri gereken şey budur.
Sigarayı bırakma konusundaki korkular, ömür boyu beyninizin yıkanmasının bir sonucudur.
Tütündeki nikotin insanoğlunun bildiği en çok bağımlılık yapan uyuşturucudur. İyi olan şu ki nikotin çok bağımlılık yapsa da fiziksel kesilme hafif olur. O kadar hafiftir ki sigara içenlerin çoğu bunu uyuşturucu bağımlılığı olarak görmez. Aslında oluşan boşluk hissi açlık ve normal stresin verdiği hisse benzer. Hiçbir fiziksel acı yoktur. O yüzden beynimiz bu hisse normal hayat stresinin yol açtığı yanılgısına kapılır. Sigarayı bırakanların bu ayrımı kavraması gerekir.
Sigara içenler bırakmayı denediklerinde yaşadıkları sıkıntıyı krize girmek sanır. Ama bu fiziksel değil zihinseldir. Bu zihinsel krizi daha son sigaranızı söndürmeden ortadan kaldırmak mümkündür.
Sigara içenler krize sadece sigarayı bırakmak istediklerinde girdiklerini düşünür. Aslında sigara içtikleri sürece durum böyledir. Her sigara istiyorum ya da ihtiyacım var dediğinizde bir sigara krizine girmişsiniz demektir. Bu belli belirsiz boşluk, güvensizlik duygusunu sigara içenler şöyle bilir: 'Ellerimle bir şey yapmalıyım ya da sigara istiyorum ya da ihtiyacım var.' Bu aslında nikotin krizidir.
Sigara içtiğinizde bile nikotin krizi tamamen kesilmez. O belli belirsiz boşluk, güvensizlik hissi asla tamamen ortadan kaybolmaz. Sigara içerken bile, sigaraya başlamadan önceki halinize göre çok daha gerginsinizdir. Bu yüzden bilinçli beyniniz daha az içmeniz gerektiğini söylese bile, doğal eğiliminiz hep daha fazla içmektir.
Sigara içmek, çıkarınca rahatlamak için ayağı sıkan bir ayakkabıyı giymeye benzer.
Yarın bir otobüs de çarpabilir diyebilirsiniz, peki kasıtlı olarak önüne atlar mısınız?
Egzoz dumanları sigara içmekten daha çok zarar veriyor, peki ağzınızı bir egzoz borusuna dayayıp bilerek dumanları çeker misiniz?
Sigara alacak paranız var, sizin adınıza sevindim; ama 50.000 sterlini yakmak biraz aptalca değil mi?
Arabamıza vücudumuz gibi davransaydık, bir yılda hurdaya dönerdi.
Sigara içen biri içmeyene göre iyi gününde daha az mutlu, kötü gününde daha stresli olur.
Sigara sizi rahatlatmaz, tam tersi olur. Sigara sizi telaşlı, sinirli ve gergin yapar. Sigara içmenizin nedeni zaten sigaranın kendisinin yarattığı krizi hafifletmektir. Aslında sigara içmeyen biri kadar rahat olmak için içersiniz ama içmeyen biri krize zaten girmez.
Sigara endişeyi azaltmaz, endişeye neden olur. Örneğin sigaranız azaldığında nasıl telaşlandığınızı bir düşünün. Ama sigara içmeyenlerde bu olmaz.
Sigaradan kaynaklanan uyuşukluk ve kayıtsızlık kronik can sıkıntınızın ana nedenidir.
Bildiğiniz gibi sigara konsantrasyona yardımcı olur. Ve bu iş de yüksek konsantrasyon gerektirir. Sigara içmediğinizi fark ettim. Eğer sigaraya başlamayacaksanız sizi işe alamam.
Bu tabii ki saçma bir durum. Gürültü, açlık ya da başka bir şey dikkatinizi dağıtıyorsa konsantre olabilmek için o şeyi ortadan kaldırırsınız. Her sigara istediğinizde aslında dikkatiniz dağılıyor demektir.
Sigara içenlerin yaşadığı gerçek stres fiziksel kriz yüzünden değildir. Neyse ki bu kriz belli belirsiz hissedilir. Zaten sigarayı bırakmak bu yüzden kolaydır işte. Ama sigarayı arzulamak ve içmemek insana daha büyük bir stres yaşatır. Tıpkı kaşınan bir yeri kaşıyamamak gibi.
Sigarayı bıraktığınızda bağımlılığınız kötüye gitmez.
Sigara içenler bunun sadece bir alışkanlık olduğu yanılgısına kapılır. Ama sigara içmek alışkanlık değil uyuşturucu bağımlılığıdır.
Tuzağı anlarsanız bağımlılıktan kurtulmak çok kolaydır.
Sigaranın yararından çok zararı var demiyorum. Demek istediğim sigaranın hiçbir yararının olmadığıdır. Sigarayı bıraktığınızda hiçbir fedakarlıkta bulunmazsınız.
Beyninizde süren çekişmede, taraflardan birini yok ettiğinizde bırakmak için iradeye ihtiyacınız olmaz.
Sigara yerine konan her şey bırakmayı zorlaştırır. Çünkü bir fedakarlık yaptığınız yanılsamasına neden olurlar. Gribi atlattığınızda yerine bir şey koymak istemezsiniz.
Sadece bir sigara diye bir şey yoktur. Yanıtlamanız gereken 'Sigara içsem mi?' sorusu değil, 'Tekrar sigara içen biri olmak istiyor muyum?' sorusudur.
Sigara içmeyen biri olarak kalmak için gereken tek şey bir daha sigara içmemektir.

Irwin Allen Ginsberg (3 Haziran 1926 –  5 Nisan 1997), Amerikalı savaş karşıtı şair.

Kuşbeyin yönetiyor dünyayı!
İnsanlar, gerektiğinde insanlar.
Dayanamıyorum kendi kafama.
Saplantılarımdan vazgeçmeyi reddediyorum.
Sürekli bir cehennem, sürekli bir cennet yoktur.
İçindeki ay ışığını takip et ve çılgınlığını asla gizleme.
Ve şimdi sen gerçekten zamanın tüm pisliğinin içindesin.
Amerika ne zaman sona erdireceğiz insanların  savaşını?
Bir başkasını kendinize kul-köle yaparsanız, Tanrı sizsiniz.
Zamana ihtiyacımız yok, şimdiden sonsuzluğun içindeyiz.
Kafalarımız, düşüncelerimiz yön değiştirebilsin diye yuvarlaktır.
Dünya bir yanılsamadır. Herkes lise mezuniyetinin ertesi günü ölür.
Neslimin en iyi beyinlerinin delilik tarafından yok edildiğini gördüm.
Ölümün ardından zamana yeniden söylenebilecek ne kalmış olabilir ki?
Şairler politikadan uzak durmalı ya da canavar olmalı. Ben politikayla canavarlaştım.
Medya ve görseller kimin denetimindeyse, toplum kültürü de onun denetimindedir.
Tüm evrene dair hangi canavarca dini tasarım beliriyor ölmekte olan Papa'nın beyninde?
İnsan dediğin yaptığı her şeyi yıkmak da ister. Kalmayınca düşmanı, kendini düşman beller.
Benim hatam, başarısızlığım, sahip olduğum tutkularda değil, onları kontrol edemememde.
Istırabın kendisi o kadar kötü değildir; asıl acıyı veren şey, ıstırap çekmenin kişinin zoruna gitmesidir.
Neyse ki bütün hükümetler düşecek düşmeyecek olanlar yalnızca iyi olanlar ve iyi olanlar henüz yok.
İsyan et, evladım; isyan geceleyin ormandaki ölü ağaçları kesen bir baltadır. Gündüzün oduncusu ise cellattır.
Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen? Ne zaman anadan doğma olacaksın Ne zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?
Ey anne elveda uzun siyah ayakkabınla elveda komünist parti ve kaçmış çorabınla. sarkık göbeğinle Hitler korkunla berbat fıkralar anlatan ağzınla. grevlere katılan ve fabrika yollarına düşen midenle Troçki’yi ve İspanyol iç savaşını titreyen çenenle çürüyüp tükenen işçiler için şarkılar söyleyen sesinle.
Dün Tanrı'yı gördüm. Neye benziyordu? Beyaz sakallı, yalnız, yaşlı bir adamdı. 'Ona akşam yemeği pişirdim.. masaya oturup yedi, mutsuzdu. 'Ona dedim ki, Aşağıdaki bütün şu kavgalara ve ölümlere bak, Sorun ne? Neden buna son vermiyorsun? Çabalıyorum, dedi Elinden sadece bu geliyordu, yorgun görünüyordu. Çok uzun zamandır bekar ve mercimek çorbasını seviyor.

Sürekli damla taşı deler.
(Steter Tropfen höhlt den Stein.)
Acele işe şeytan karışır.
(Eile mit weile.)
Alçak gönüllülük süstür, fakat onsuz daha başarılı olunur.
(Bescheidenheit ist eine Zier, doch weiter kommt man ohne ihr)
Kargalarla yarenlik eden güvercinin tüyleri beyaz kalır, ama kalbi kararır.
Kadın, çalındıktan sonra duvara asılacak bir keman değildir.
Kart kuşu yolmak zordur.
Ödünç alan, özgürlüğünü satar.
Rica daima sıcak, teşekkür daima soğuktur.
Tanrı karıncayı yok etmek isteyince, ona kanat takar.
Herkes kendi kaderinin demircisidir.
(Jeder ist seines Glückes Schmied)
Eğitim özgürlüğe götürür.
Kadeh içinde, derede boğulanlardan çok daha fazla insan boğulmuştur.
(Im Becher ersaufen mehr Leute als im Bach)
Ufak hırsızlar asılır, büyük hırsızlar serbest bırakılır.
Düşmek suç değildir,düşüp kalmak suçtur.
Çalışmak ekmek, tembellik kıtlık getirir.
(Arbeit bringt Brot, Faulenzen Hungersnot)
İş, işi çeker
(Arbeit zieht Arbeit nach sich)
Yemek pişirmek eski tavalar ile öğrenilir
(Auf alten Pfannen lernt man kochen)
Ağaçlar gökyüzüne kadar büyümez
(Bäume wachsen nicht in den Himmel)
İtimat kontrole mani değildir.
Seni besleyen eli ısırma.
(Beiß nicht in die Hand, die dich füttert)
Eldeki serçe, damdaki güvercinden iyidir.
(Besser ein Spatz in der Hand, als eine Taube auf dem Dach)
Tek gözlü olmak kör olmaktan iyidir.
(Besser einäugig als blind)
Parlayan her şey altın değildir.
(Es ist nicht alles Gold, was glänzt)
Paylaşılan sevinç iki katına çıkar.
(Geteilte Freude ist doppelte Freude)
Paylaşılan bir acı yarıya iner.
(Geteiltes Leid ist halbes Leid)
Aşkta ve savaşta her şey mübahtır.
(In der Liebe und im Krieg ist alles erlaubt)
Savaş, barışın sağladığını yıkıp gider.
Barış zamanında bir yumurta, savaş zamanında bir öküzden daha iyidir.
Hediye edilen atın dişine bakılmaz.
Bozuk yumurta bütün yemeği bozar.
Yemekten sonra dinlenmeli veya bin adım atılmalı
(Nach dem Essen sollst du ruhen oder tausend Schritte tun)
Eğitimsiz insan, cilasız aynaya benzer.
(Ein Mensch ohne Bildung ist ein Spiegel ohne Politur)
Balık baştan kokar.
(Der Fisch stinkt vom Kopf her)
İki avukat arasında kalan çiftçi, iki kedi arasında kalan balığa benzer.
(Ein Bauer zwischen zwei Advokaten ist ein Fisch zwischen zwei Katzen)
Balıklar oltayla, insanlar tatlı dille avlanır.
Korkak olduğunu bilmeyen herkes cesurdur.
Göze göz, dişe diş
(Auge um Auge, Zahn um Zahn)
Hiçbir ağaç ilk darbeyle yıkılmaz.
Zor zamanlarda şeytan sinek yer.
("In der not frisst der Teufel fliegen")

Almanya, Orta Avrupa'da bulunan bir ülkedir. Başkenti Berlin'dir.

Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise Dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Teorim gerçekdışı çıktığında ise Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır. — Albert Einstein
Almanya'da bir sürü vatandaşımız var. Orası da yarı Türkiye sayılır. — Sagopa Kajmer
Almanya adına dokuz sene futbol oynamış ve en başarılı futbolcularından biri olarak benim için zor bir dönemdi. Dünya Kupası'nı kazandım, birçok maçta oynadım ve her şeyimi verdim. İnsanların beni sevmek zorunda olduklarını söylemiyorum fakat sadece Almanya için yaptıklarıma saygı duysunlar. — Mesut Özil
Geleneksel dostumuz olan Almanya’nın birleşmesi, Avrupa’nın yakın tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Avrupa’nın siyasî ve ekonomik oluşumunda şimdi daha geniş sorumluluk üstlenen Almanya ile ilişkilerimizi, her alanda en ileri düzeye götürme arzusundayız. — Mesut Yılmaz (1991)
Belki de Almanya'daki ABD askerlerini Polonya'ya kaydırabiliriz. Almanya'daki asker sayımızı 25 bine düşüreceğiz. Almanya (NATO'ya savunma katkı payı olarak) ödemesi gereken yüzde 2'lik katkı payının sadece bir kısmını ödüyor. — Donald Trump
Almanya'da Mevlana Camisi'ne sabah namazında 100-150 kadar Alman polisinin girmesini bana Şansölye Merkel izah edemez. Ne yaptığına bakarım. Sadece görüşmek, konuşmak bunlar çıkar yol değil. Bugün milyonlarca insanın yaşadığı Almanya'da oradaki vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın inancına, kimliğine eğer gerekli değeri vermiyorsanız kusura bakmayın. O insanların ciddi bir kısmı şu anda senin vatandaşın. Onların inanç hürriyetine, onların eğitim, öğretim özgürlüğüne, onların yaşam hürriyetine değer vermen lazım ama yok böyle bir şey. İstiklalimize ve istikbalimize, değerlerimize saygı duyulması şartıyla biz hiç kimseye inancından, kökeninden, renginden, mezhebinden, meşrebinden ötürü husumet beslemeyiz. — Recep Tayyip Erdoğan
Almanya'da 3 milyon Türk yaşıyor vatandaşlarımız burada köprü görevi görüyor. Geçen yıl da 4 milyon Alman turist Türkiye'ye geldi. Bu ilişkiler halklarımızın birbiriyle ilişkilerinin artarak gelişmesini sağlıyor — Recep Tayyip Erdoğan

Alparslan Kuytul (1965; Adana), Furkan Vakfı'nın kurucusu ve lideri.

Düğünlerde bazı genç kızlar erkeklerle ele ele tutuşup halay çekiyorlarmış. Ve bunlar hatta bazı böyle (dini) sohbetlere de giden genç kızlarmış. Nasıl böyle bir şey olabilir? Kadının erkeğe elinin değmesi haramdır ve beraber oynamak nasıl caiz olabilir? Kadının erkeklerin karşısında oynaması haramdır. (...) Kardeşlerimiz Allah rızası için buna engel olsunlar, bu haramdır.
Sen cumhurbaşkanı mısın? Tarih uzmanı mısın? Sen ne anlarsın? Seni kim ikna etti? Neye ikna etti? Sen nasıl ikna oldun?
(Tepki gösterdiği birine üst üste hızlıca sorduğu sorular)
Tesettür defileleri adı altında Müslüman kadınların kılık-kıyafeti bozuldu. Giyinik çıplaklar çoğaltıldı. Peygamberimiz bir Hadis-i Şerif’inde dar giyinmiş bayanlar için “giyinik çıplak” ifadesini kullanıyor. İslam’da bütün vücut hatlarını örtmesi, belli etmemesi ve cazip renkler olmaması icap etmektedir. Kadınların bu şekilde giyinik çıplak olması bir projeydi. Ilımlı İslam anlayışı için bir projeydi.
Müslümanlar dinlerini çok iyi öğrensinler. İslam’ın namaz ve oruç gibi ibadetlerin ötesinde bir medeniyet projesi olduğunu ve İslam medeniyetine sadece Müslümanların değil bütün insanlığın muhtaç olduğunu düşünerek daha çok çalışsınlar. Müslümanlar kendi öz medeniyetlerini haykırmayı ve zalim Batı medeniyetini reddetmeyi artık ihmal etmesinler.

Alparslan Türkeş, Türk asker ve siyasetçi.

Memleketimizin manevi dinamiği olan Hocaefendi'nin Avrupa'dan Yunanistan'a, Kanada'dan Yakutistan'a kadar olan çalışmaları her manada takdire şayandır. Hocaefendi, Türk milletinin gönlünde hak ettiği tahtı kurmuştur. Hiçbir zan ve iftira, onun bu durumunu sarsamaz.
Fethullah Gülen'i överken
Gülen cemaatine sahip çıkın. Çünkü biz düşündük, onlar yaptı. İnsanlığa hizmet ediyorlar. Bunlara yardımcı olun.
Bu meydanda cesedim kalır, yine konuşurum. Devlet ya vardır ya yoktur. Devleti sokağa mağlup ettirmem.
(1975'te Diyarbakır mitingindeki konuşmasından.)
İşkenceyi kendileri için bir yol seçenlere, vatandaşın ekmeğine el uzatanlara, hakkı hukuku çiğneyenlere bir başlangıç uyarısıdır. Gerekirse kırk beş milyonu da meydanlardan yürüteceğiz.
(Ankara Tandoğan Mitingi, 15 Nisan 1978)
Biz faşist, Nazist değiliz. Bu ithamları şerefsizlik sayarız. Kendi tarihimizden örnek alacağımız Meteler, Yavuzlar, Kanuniler var. Başkası bize gerekmez.
Biz ne sağcıyız, ne solcu; biz milliyetçiyiz.
İdealler yıldızlar gibidir. Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz.
Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder.
(Muhsin Yazıcıoğlu'nun MHP'den ayrılması üzerine söylemiştir.)
Mücadeleniz zaferle sonuçlandı, gazânız mübarek olsun.
(Ülkücülere atfen, SSCB dağıldığında söylemiştir.)
Ne mozaiği ulan! Mermer, mermer!
(HEP milletvekili Orhan Doğan'ın "Türkiye mozaiği" sözüne cevap verirken söylemiştir.)
Türklük bedenimiz, İslâmiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset gibidir.
(Türkçü müsünüz İslamcı mısınız sorularına karşın.)
Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız.
(Türkçü müsünüz İslamcı mısınız sorularına vermiş olduğu bir diğer cevap.)
Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin.
Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz.
Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.
Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.
Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.
Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.
Alınan görevleri yapmak ve yapıldığını takip etmek lâzımdır. Millet hayatında başarı devamlılığa bağlıdır.
Sevgili vatandaşlar! Dün gece yarısından itibaren, bütün Türkiye'de, Deniz-Kara-Hava, Türk Silahlı Kuvvetleri, el ele vererek, memleketin idaresini ele almıştır.
(27 Mayıs bildirisini radyoda okurken ilk iki cümlesi)
Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.
Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır.
Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.
Bizim savunduğumuz Dokuz Işıkçı sistemin hedefi Türk milletinin her ferdini mülk sahibi yapmaktır.
İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.
Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.
Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.
İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.
Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.
İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya asla müsaade, müsamaha etmezler.
Ahlâkçılık anlayışımız, Türk ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.
Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddini bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz, herkese yukarıdan bakacaksınız; ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.
Araplar yeni İsrail Devleti’ni ortadan kaldırmak için silâha sarıldılar. Fakat müşterek bir komutanlığın koordineli sevk ve idaresinden mahrum oluşları, gerekli şekilde eğitim görmemiş bulunmaları ve modern silâhlardan yoksun oluşları sebebiyle başarılı olamadılar.
Türk töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk milletinin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...
Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez
Fikir, iman, ülkü aşkı... İnsanları güçlü yapan bunlardır.
Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.
Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.
Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."
Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.
Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.
Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen, şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.
Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak "Ben Türk'üm" diyen herkes Türk'tür. Türkçülük ve Türk'ün tayininde, sapık ölçülere, özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuvar ırkçılığına inanmıyorum. Başka milletleri küçük gören, dünya barışını tehlikeye sokan antropolojik ırkçılık, Türk milliyetçilik ülküsünün dışındadır.
(10 Haziran 1973)

Führer yerine midir Başbuğ? Falih Rıfkı Atay
Aşırı sağ partinin lideri ... suç işlemiş olduğu için, örgüt kurmuş olduğu için bugün hapiste. Birçok kez kendisini serbest bırakmam için müracaat bile etmiştir, suç işleyen kardeşim bile olsa bırakmam. Kenan Evren
19 Mart 1982 tarihli konuşmasından

Alparslan Türkeş sözleri, MHP resmi sitesi

Alper Kul (d. 5 Aralık 1975), Türk dizi, sinema ve tiyatro oyuncusu.

Güldürmek ağlatmaktan daha zor! Çünkü ağlatmak için belli metotları kullanarak, metni doğru oynayabilir, doğru seslendirebiliyorsan, metin yazarının duygusunu ifade edebiliyorsundur. İyi bir metinse de ağlatıyorsun zaten. Komedideki fark şu: komedide insanları güldürmen bekleniyor ya senden. Her insanın kendine has espri anlayışı var. Ama acıla, bir yerde, ortak noktada buluşabiliyor. Mizah anlayışı, herkesin espri anlayışı gerçekten çok farklı. İnsanları güldürmen için zekanla ve düşünce yapınla o insanları etkilemen gerekiyor. O yüzden de sürekli bunu yapıyor olmak gerçekten zor bir iş.
(25 Şubat 2012 tarihli röportajından)
Evlilikte hikâye aslında imzayı attıktan sonra başlıyor. İmzayı attım, artık kendime bakmayayım, kendime önem vermeyeyim yanılgısına düşersen, imzayı attığın an hayatının bittiği andır! İmzayı atmak aynı hayatı paylaşmaya söz vermektir. Tatlı da yaşayabilirsin tatsız da... Biz tatlı yaşama çabasındayız.
(22 Kasım 2012 tarihli röportajından)

Alphonse Allais (20 Ekim 1854 - 28 Ekim 1905) Fransız yazar ve mizah yazarı 

Panteon-Courcelles arası otobüste rastladığım ve çocuğuna 'oğlum rahat durmazsan hayalarına tekmeyi yersin' dediğimde bana dönüp 'ama bayım, o bir kız çocuğu' diyen kadının gazeteye hemen uğraması rica olunur.
O sıralarda, utangaç balıklar için buzlu camdan akvaryumu daha icat etmemiştim.
Söyle bana sevgilim, ilk ne zaman anladın beni sevdiğini?Seni aptallıkla her suçlayışlarında kendimi çok üzgün hissettiğimi anlayınca.
Kahve içilmediği zaman insanı uyutan bir bir içecektir.
Dalgınlık üzerine: Gözlüğünü kaybetmek ve bulup taktıktan sonra aramaya koyulmak.
Terbiyelilik üzerine: Kıçının üzerine oturmadan önce ondan özür dilemek.
Hayat inişler ve çıkışlarla doludur-asansör görevlisi çocuğun dediği gibi.
Gazeteler sadece gerçekleri yazacak olsalardı sigara kâğıdının boyutuna inerlerdi.

Alphonse Daudet (d. 13 Mayıs 1840, Nîmes, Fransa - ö. 16 Aralık 1897, Paris, Fransa), Fransız yazar.

Eskiye rağbet olmaz!   
Nefret, zayıfın öfkesidir.   
Nesiller asla tek bir darbeyle yıkılmaz.  
Birkaç kişi anlasa da bana yeter, bir kişi bile yeter.   
Konuşmadan önce gülümseyen kimseye güvenme.   
Kahramanlar hiç korkmasaydı liyakat nerede olurdu?   
Her zaman Özgür kalayım ve istediğim gibi yaşayayım.   
Kendini dünyayla baş edebilecek kadar güçlü sanıyordu.    
Şairler, dünyayı hala çocukların gözünden görebilen insanlardır.   
Hey, ahbaplar, bana baksanıza, ne zaman bitireceksiniz bu gagalaşmayı?
Çocuklar yetişkin insanlar gibidir; başkalarının deneyimi onlara hiçbir zaman fayda sağlamaz.   
İnsanlar ana babalarını yitirince onlara daha fazla zaman ayırmadıkları için ne kadar pişmanlık duyarlar, bir bilsen.     
Bu dünyada beyinlerini harcayarak yaşamaya mahkum öyle zavallılar vardır ki, en küçük ihtiyaçlarını bile, özlerinin ve iliklerinin o halis altınıyla öderler. Bu, onların günlük ıstırabıdır.

Altan Öymen (20 Haziran 1932, İstanbul - 19 Temmuz 2025, Şişli, İstanbul), Türk gazeteci ve siyasetçidir. CHP'nin 6. Genel Başkanıdır.

Kemal Sunal, filmlerinde genellikle, haklının haksıza, güçsüzün güçlüye karşı mücadelesini temsil eden büyük komedi ustasıydı.
Demokrasi tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri de 1945 yılında çok partili demokrasiye geçiş kararının verilmesi, yani Dernekler Kanunu'nda yapılan değişiklikle beraber yeni siyasi partilerin kurulmasının önü açıldı.
Önceki adını muhafaza ederek bugün hala yerinde olan bir tek parti var, o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
1945 yılından sonra "demokrasi geldi" heyecanıyla kurulmuş sosyalist partiler, mahkemeler aracılığıyla kapatılıyordu.
Eğer onlarda namus, şeref, doğruluk, merhamet hisleri bulunacaksa, eğer onların muhakeme kabiliyetleri, muhayyileleri, vicdanları olacaksa, eğer vatanlarını taşıyacak, fazilet nedir bilecek, hayasızlık karşısında utanacak, istibdat karşısında şahlanacaklarsa işte bunlar ben yaratacağım.

CHP'nin her kademesinden değerli üyeleriyle, zor bir günde zor bir veda için burada bulunuyoruz. Bir baba uğurlanıyor. Bir kardeş uğurlanıyor. Bir genel başkan uğurlanıyor. Fakat, yaşayan bir hafıza, ayaklı bir kütüphane, nezaketin ve centilmenliğin adeta ansiklopedisi uğurlanıyor.

Cumhuriyet Gazetesi'nin ilk sayısında Uğur Mumcu ile beraber günleri paylaşıp yazılar yazardı. Bu yazılar kısa, öz ve vurucuydu.

Alvin Toffler (3 Ekim 1928 - 27 Haziran 2016); sayısal devrim, iletişim devrimi, şirket devrimi ve teknolojik tekilliği tartışan çalışmalarıyla bilinen Amerikalı yazar ve gelecekçi.

Gerçekler daima kusurludur.    
Gelecek gereğinden önce gelecek.
Kütüphane zihin için bir hastanedir.   
Değişimin büyük hırıltı motoru - teknoloji.   
Değişim, geleceğin hayatlarımızı istila ettiği süreçtir.  
Yeryüzü dörtnala kendi nihai sonuna doğru koşuyor.   
Toplumun hastanelerde çalışacak insanlara ihtiyacı vardır.  
Bilgi üstün Sanayi çağının merkezinde oturan temel gerçektir.
Para ve çılgınlık Batı edebiyatının iki büyük temasını oluşturur.  
İnsanoğlu öncelikle şimdiye ışık tutmak için geleceği araştırmıştır.
İnsanlar için yaşam ve özgürlük dışında en büyük değer eğitimdir.
Toplumdaki yoğun değişiklikler çatışma olmaksızın gerçekleşmezler.
Bazı kuşaklar bir uygarlığı yaratmak, bazıları da sürdürmek için doğar.    
Hayal gücümüz yanlış yapma korkusunu bir yana koyduğu sürece özgürdür.   
Eğer toplum içine kabul süresi kısalmışsa, ayrılıkta önemini yitirmiş demektir.   
Zaman kullanımını değiştirmek, tüm insan deneyimlerini değiştirmek demektir.   
Buraya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mı? Ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?   
İfade özgürlüğü artık siyasi bir incelik değil, ekonomik rekabetin bir ön koşuludur.    
Koyun gibi mutlu olmaktansa, düşünmeğin ve yalnızlığın acısını çekmeye razıyım.   
Artık “ne kadar büyükse o kadar iyidir” yerine, “küçük ama etkili” prensibi geliyor.    
Geleceğin insanları tarihte, kendini en iyi tanıma olanaklarına sahip kişiler olacaklardır.  
Çokuluslu bir şirketi ele almak kıvranan bir balığı iki parmakla yakalamak kadar zordur.
Dünyadaki yoksulların sorununa değinmek için ne yazık ki çok az araştırma yapılmıştır.  
Geleceğin cahili, okumayan kişi olmayacaktır. Nasıl öğreneceğini bilmeyen kişi olacaktır.  
Senaryolar, ne kadar mantıklı olurlarsa olsunlar, hayâl ürünü olmaktan öte geçemezler.  
İnsanoğlunun hırsı ve bencilliği yüzünden, daha önce okyanuslar böylesine zehirlenmedi.  
Toplum, yaşlıları gözeten ve nasıl şefkatli ve dürüst olunacağını bilen insanlara ihtiyaç duyar.
Eğer kendi stratejinizi geliştirmezseniz, bir başkasının stratejisinin bir parçası haline gelirsiniz.    
Gerçekleşen şey sadece bir teknoloji devrimi değil, en dolu anlamıyla yeni bir uygarlığın gelişidir.   
Küçük Şeyler yaparken büyük şeyler düşünmelisiniz o zaman tüm Küçük Şeyler doğru yöne gider.   
21. yüzyılın cahilleri eskiden öğrendiği ve artık işe yaramayan bilgilerden vazgeçmeyenler olacaktır.   
Hayvan türleri bir gecede yok olmadı; madenler daha önce dünyanın yüzeyini böylesine hırpalamadı.   
İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında isebilgili olan kazanacaktır.
Bize kaos gibi görünen şey, aslında gücün yeni uygarlığa uygun şekilde yeniden düzenlenmesinden ibaret.  
Bugün, öğrenimi çalışmayla, politik mücadeleyle, toplum hizmeti ile ve hatta oyunla birleştirmemiz gerekiyor.  
İkinci ve Üçüncü dalga grupları arasındaki çatışma, aslında bugün uygarlığımızı saran politik gerilimin odağıdır.     
Bir sonraki büyük patlama genetik ve bilgisayarın birleştirildiği gün olacak. Organik bir bilgisayardan bahsediyorum.   
Zaman bilinmeyen bir geçmişten günümüze kadar gelen ve gelecekte bilinmeyen bir noktaya doğru uzanan bir çizgi.   
Tarihin hiç bir diliminde, bu kadar çok insanın böylesine bir heyecan ve hevesle enerji kaynağı aradığını göremezsiniz.  
Enerji sorununun sadece bir miktar sorunu değil, aynı zamanda bir yapı sorunu olduğu genellikle gözden kaçırılmıştır.  
Bugünün liderlerlerinin "zayıflığı", kişilik özelliklerinden ziyade, güçlerinin dayandığı kurumların yıkılışının bir sonucudur.  
Bizler batan Titanik gemisinde hayatlarımızı kurtarmaya çalışırken, onlar hala güvertede en iyi koltuğu kapma peşindeler.  
Hepimiz, ölmekte olan İkinci Dünya düzeniyle, doğmakta olan Üçüncü Dünya uygarlığının arasında sıkışmış durumdayız.   
Eğitim hakkındaki tüm geleneksel varsayımlarımız, gerek zengin ve gerekse yoksul ülkelerde yeniden incelenmek zorunda.   
Daha önce saç spreyleri ozon tabakasını delmedi veya termik kirlilik yüzünden gezegenin iklim düzeni tehdit altına girmedi.   
Öğrencilere nasıl öğreneceklerini, nasıl öğreneceklerini ve yeniden öğreneceklerini öğreterek, eğitime güçlü bir yeni boyut eklenebilir.  
Zaman, evrenin farklı yerlerinde farklı hızlarda akıyor . Fritjof Capra. Dolayısıyla, zaman tekliğinden söz etmemiz kesinlikle mümkün değil.
Artık on iki yaşındaki çocuklar yaşlarının gerektiği gibi davranmıyorlar ; elli yaşındaki büyüklerse on iki yaşındaki çocuklar gibi davranıyorlar.   
Hükümetler olarak, geleceğe plansız, ümitsiz ve vizyonsuz bir şekilde bakmak yüzünden programların birbirine karıştığı krizlerle tökezleyeceğiz.
Dünya üzerinde yeni bir uygarlığın ortaya çıkışı, eski ilişkiler sarsılmadan, rejimler devrilmeden ve finansal sistem çalkalanmadan gerçekleşmez.  
Acımasız bir sonuca doğru itilmekteyiz. Bir yerden bir yere göçen yeni göçebeler gibi insanlar bir örgütsel yapıdan diğerine sürekli taşınır olacaklardır.   
Toplum yalnızca bilişsel değil, fakat duygusal ve harekete geçiren becerilere de ihtiyaç duyar. Toplumu sadece veriler ve bilgisayarlarla yürütemezsiniz.  
Bugün adına “ileri bilim” dediğimiz şeyin büyük bölümü, zengin ülkelerin sorunlarını çözmek için zengin ülkelerde bilim adamları tarafından geliştirilmiştir.  
Bugün dünyanın her yerindeki laboratuvarlarda genetik mühendisler tamamen yeni canlı formları üretebiliyorlar. Evrimin kendisini çoktan geride bıraktılar bile.
21 Yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil, yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır!   
Günümüzde partiler ve adaylar ne söylerlerse söylesinler, aslında gerilmekte olan endüstri sisteminden daha fazla pay koparma çabasının ötesine geçemiyorlar.    
Söz gelişi eğer insanlık tarihinin son 50.000 yılda yaklaşık 62 yıllık yaşam sürelerini bölünse 800 yaşam süresi geçirildiği ortaya çıkar. 800 yaşam süresinin 650’si mağaralarda geçmiştir.   
Sorun, endüstri uygarlığının son dönemlerini kimin yöneteceği değil, onun yerini almaya başlayan yeni uygarlığı kimlerin şekillendireceğidir. Bu yarınlar için bir “mutlak hakimiyet” savaşıdır.
İleri teknoloji ülkelerindeki bizler, gelecek kuşaklar için yeni kuramlar ve organizasyonlar yaratmayı kendimize görev bilirsek, enerjiden çok daha güçlü bir şeyi serbest bırakabiliriz: Kolektif hayal gücü.

Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart (d. 27 Ocak 1756 Salzburg , Avusturya - ö. 5 Aralık 1791 Viyana) Klasik Batı Müziği'nde Klasik dönemin etkili ve üretken bestekarlarından müzisyen.

Babamın ülkesi üzerimde her zaman en önemli hakka sahip olmuştur.
[24 Kasım 1782, babasına bir mektubunda]
Beni en çok yükselten ve mutlu bir coşkuyu veren dürüst bir Alman olmamdır.
29 Mayıs 1783'deki bir mektubunda
İnsanlar sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar. Hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır. Geçmişten şimdiye kadar yaşamış hiçbir büyük besteci olmasın ki, onun eserlerini defalarca çalışmış olmayayım.
Mannheim'ı sevdiğim gibi Mannheim de beni seviyor.
12 Kasım 1778'deki mektubunda
Müziğin en önemli, en zor ve özü tempodur.
1777, babasına bir mektupta
Ölümün tadı, dilimin ucunda. Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.Son sözleri
Sanırım söylememde yarar var, Salzburg'u biraz, Başpiskopos'u ise hiç önemsemiyorum ve ikisine de sıçayım.
12 Temmuz 1783'deki bir mektubunda
Sevgili babacığım! duygularımı şiirle aktaramam, şair değilim; kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, ressam değilim; düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, dansçı değilim. Ama bunların hepsini müzikle yapabilirim. Ben bir müzikçiyim.
Babasının, doğum gününü kutlamak için yazdığı mektubundan

Bütün dahiler göklere uzanır, Mozart ise gökten inmiştir. — Albert Schweitzer

Amansız Yol, başrolünde Kadir İnanır'ın rol aldığı 1985 yapımı Ömer Kavur filmi. İstanbul’dan Mardin’e yapılan bir tır yolculuğu etrafında gelişen bir yol filmidir. Yönetmen, Wim Wenders’in çalışmalarından etkilenerek filmi çektiğini ifade etmiştir
İlk gösterim tarihi: 1985
Yönetmeni: Ömer Kavur
Film müziğinin bestecisi: Uğur Dikmen
Senaryo: Barış Pirhasan
Görüntü yönetmeni: Orhan Oğuz

+ Yavuz’un daha önce hiç başı böyle belaya girdi mi?
- Beladan ne vakit kurtuldu ki!
+ İyi de yani…
- Hiç bu kadar boka batmamıştı, onu soruyorsan. Hoş, görünen köy… Olacağı buydu. Kızını da düşünmedi bu sefer.

+ Sende kalsın.
- İstemem.
+ Neden? Niye istemiyorsun ki resimleri?
- Onlar da eskiyecek bir gün. Eskiye ait hiçbir şey istemiyorum. En iyisi anılarda kalacak her şeyi unutmak. Eskiye ait hiçbir şeyi hatırlamamak.
+ Her şeyi unutamazsın ki Sabahat. Eski anıları, yazlık sinemayı, gizlice buluştuğumuz günleri, papazın bahçesini… Mümkün değil ki unutmak.
- Unuttum, çünkü unutmak zorundaydım. Şimdi hatırladığım tek şey, yaşadığım hayat.

+ Bir zamanlar birbirlerini çok seven iki genç insan varmış.
- Bir kız, bir oğlan mı?
+ Evet, bir kız, bir oğlan. Kızın uzun saçları varmış, başak rengi yele gibi. İki sevgili evlenmek isterlermiş. Ama adam yoksulmuş. Kıza fakir bir hayat yaşatmak istemezmiş. Ben gideyim demiş başka diyara ve orada para kazanayım. Bunu kıza söylemiş. Ne gereği var demiş kız. Evlenir, burada geçinir gideriz. Ama oğlan başkalarının yardımlarıyla yaşamak istemezmiş. Karar verdim, ben gideceğim, demiş.
- Sonra?
+ Sonra kızın bütün yalvarmalarına rağmen ayrılmış, kız uzun zaman beklemiş. Ama, hiçbir haber çıkmamış.
- Oğlan ne yapıyormuş?
+ Oğlan, iş bulacağım diye uğraşıp dururmuş. Elinde azıcık parası varmış, onu da bitirmiş. Derken birisi çıkıp, sen şu işi yap çok zengin olursun, demiş.
- Yapmış mı o işi?

+ Yapmış, zengin olamamış, çünkü kötü bir işmiş. Derken durumu kurtaracağım diye daha karışık işlere bulaşmış, sonunda yaptığı işlerden ötürü yakalanıp içeri düşmüş.
- İçeri?
+ Hapse.
- Kıza ne olmuş?

+ Kız, oğlanın haberini hep bekler dururmuş. Onun hapse girdiğini, ondan yazamadığını hiç öğrenememiş.
- Niye yazmamış?
+ Çok utanıyormuş çünkü, çok. Kendine bir türlü yedirememiş. Kız oğlanın ona yazmamasını hiç anlayamamış. Belki başkasını sevdi, diye üzülürmüş. Ve bu yüzden geçen her gün kahrolmuş. Oğlan hapiste, mutluluğun bir daha geri gelemeyeceğini anlamış ve kendini hiç bağışlamamış.
- Kız, oğlanın başına gelenleri hiç öğrenememiş mi?
+ Hayır.
- Ama bilseydi bağışlardı onu.
+ Bilmeden de bağışladı.

+ Kimi aradın?
- Annemin mezarını arıyorum.
+ Parsel numarasını biliyor musun?
- Bilmiyorum.

+ Yarın yollarımız yine ayrılıyor. Beni niye bıraktın Hasan? Bütün bunları niye yaşadık sanki? Değdi mi? Hep kendi bildiğini yaptın. Oysa bambaşka olabilirdi. Düşün... Ayşe senin çocuğun olacaktı.
- Hani geçmişi hatırlamak istemiyordun?

Farlı kültürler arasındaki dostça alış verişin bir tehdit olarak görülmesi mümkün değildir.  Ancak böyle genel bir oluşum hakkındaki memnuniyetsizlik bence çoğunlukla liderliğin kalitesine dayanmaktadır.
Mario Baudino ile Röportaj, La Stampa, 30 Ocak 2003
Her çeşit Müslüman var. Hepsini tek bir biçimde tanımlamak düşüncesi yanlıştır.
Mario Baudino ile Röportaj, La Stampa, 30 Ocak 2003

İnsanların Hint gibi, Asyalı gibi ya da bir insan cinsine ait kimlik biçimleri yerlerini —pek de ani bir biçimde— Hindu, Müslüman ya da Sih toplulukları olarak hizipçi dinsel kimliklendirme biçimlerine teslim etmiş gibi görünüyor.

Heterojenliğimiz ve açıklığımız grurumuzdur; eksikliğimiz değildir. Satyajit Ray bize bunu öğretti ve bu ders Hindistan için  derinlemesine önem taşımaktadır. Ve Asya için hem de dünya için.

Sorunlu dünyamızda uyumlu yaşamamızın dayanağı kimliklerimizin çoğulluğudur.
Aynı anda hem bir Asyalı, hem Hindistan vatandaşı, hem ataları Bangledeşli bir Bengalli, hem Amerika ya da İngiltere’ye yerleşmiş bir kişi, hem bir iktisatçı, hem bir amatör felsefeci, hem bir yazar, hem bir Sanksiritçeci, hem bir hararetli bir demokrasi ve laisizm taraftarı, hem bir erkek, hem bir feminist, hem bir heteroseksüel, hem bir eşcinsel ve lezbiyen hakları savunucusu, hem de Hindu geçmişi olan ama dinsel bir yaşam tarzı olmayan, Brahman olmayan ve ölümden sonraki yaşama inanmayan (ayrıca eğer sorulacak olursa, doğumdan önceki yaşama da inanmayan) bir kişi olabilirim. Üstelik bu benim aynı anda ait olabileceğim çeşitli kategorilerin sadece küçük bir örneklemidir.
Dünyadaki diğer insanlar gibi müslümanların da çok farklı ilgi alanları vardır ve bütün önceliklerinin ve sahip oldukları değerlerin tek bir islam kimliği içine sığdırılması gerekmez. Dinin, her şeyi kapsayan, dışlayıcı bir kimlik olması şart değildir.
Uygarlıklar çatışması teorisinin muhalifleri bile insanları, Huntington’un kategorileştirdiği şekilde Batı dünyası, İslam dünyası ya da Hindu dünyası üyeleri olarak görüyorlar. Ve dünya nüfusunu bu tekil sınıflandırmaya tabi tutup, uygarlıklar kutucukları içine yerleştirmelerini kabullendikleri için de, Hungtington’un teorisinin zihinsel temelinin desteklenmesine fiilen katkıda bulunmuş oluyorlar.

İngilizce vikipedi Amartya Sen sayfası

Amberin Zaman, Türk gazeteci, Diken gazetesi yazarı ve TV yorumcusu.

Tek bir gün Türkiye’nin geldiği noktayı düşünüp aklettiniz mi?
Kur’an da “Düşünüyor musunuz”, “Akletmiyor musunuz” diye kaç kez soruyor.
Türkiye sürekli  tehditler üzerinden her şeyi halletmeye çalışıyor. Bu çok yanlış bir şey.
Bu din sadece sizin dininiz mi? Size imanın kimde olduğunu belirleme yetkisi mi verildi?
Alevileri, Gürcüleri, Ermenileri aşağılamanın caiz olup olmadığını kendinize sordunuz mu?
Bütün İslam dünyasında cemaatler, tarikatlar, siyasi hareketler etrafında toplanan milyonlar var.
İslam adına insanları kafalarını kesenlerin yolgeçen hanı hâline nasıl geldiği üzerine kafa yordunuz mu?
Neden Erdoğanistler bütün “AK gerçekleri” bildikleri hâlde kendi tabanlarında bu düzenin devam etmesi için çırpınıyorlar?
Şimdi kalkmış durumunuzun resmini çeken bir Müslüman kadını linç ediyorsunuz. Çünkü kadınlar daha kolay lokma değil mi?
Bunu Türkiye’de, bir Müslüman ülkesinde beklemek biraz zor değil mi? Çünkü neticede İslam, merkezine bireyi değil cemaati alan bir din.
“Yalnız kalan koyunu kurt kapar” diye hadisler üretmediniz mi? Düşünmeyen, tartışmayan cahiliye toplumlarını özgürleştirmek için gelen İslam’dan anladığınız bu mu?
Müslümanların içinde bulunduğu duruma, bana “Yahudi kahpe”, “Git IŞİD’in cariyesi ol” diyerek aklınızca aşağıladığınızı zanneden sizlerden daha çok üzüldüğüm muhakkak.
Beni linç edenlere şu soruyu sormak istiyorum: Hayatınızda tek bir kez olsun mensubu olduğunuz cemaat, tarikat, siyasi hareket liderinden işaret almadan oy kullandınız mı?
Size yaptığım eleştiriyi İslam’a bir hakaret olarak göstererek kendinizi kurtaramazsınız. Hadi diyelim bu dünyada kurtardınız, yaptıklarınızdan dolayı en küçük bir utanma, vicdan acısı hissetmediniz. Ya çok önemsediğiniz ahirette bu yaptıklarınızı nasıl açıklayacaksınız?

Sözleri
Kibarlık, en kabul edilebilir ikiyüzlülüktür.
Beyin, düşündüğümüzü düşünme aparatıdır.  
Meslek olarak politikayı seçip de dürüst kalamazsınız.
Herkes delidir aslında. Ama deliliğini analiz edebilene filozof denir.
Deli, ileri derecede düşünsel bağımsızlık hastalığına yakalanmış kişi.
Dünya üzerinde yeni hiçbir şey yok ama bizim bilmediğimiz çok şey var.
Din: Umut ve korkunun çocuğu; cahil olana bilinemeyenin doğasının açıklaması.
Öfkeliyken konuş! Göreceksin ki pişman olacağın en güzel konuşmayı yapacaksın.   
Dinler, doğa gerçeklerinin, hakkında çok önemli nedenler öne sürmediği sonuçlardır.  
Dinbilim, baştan aşağı bir akıl dışılık, varsayım ve düşler mabedi, altyapısız bir üstyapıdır.
Adam öldürmenin dört çeşidi vardır; canice, bağışlanabilir, haklı görülebilir ve takdire şayan.
Kanıt olmadan inanmayın. Kutsal şeylere saygıyla yaklaşın, ama onlarla hiçbir işiniz olmasın.
Tarih, çoğunlukla üçkağıtçı liderlerin ve çoğunlukla aptal askerlerin yarattığı, çoğunlukla önemsiz olayların çoğunlukla yanlış hikayesidir.
İnanç: Örneğine hiç rastlamamış şeylerin varlığına, bu konuda hiç bilgisi olmayan bir kimsenin anlattıklarına dayanarak kanıtsız inanmak.
HIRİSTİYAN: Yeni Ahit'in, komşusunun ruhsal ihtiyaçlarına hayranlık uyandıracak biçimde uygun, kutsal ve ilham dolu bir kitap olduğuna inanan kişidir.

Amcazade Hüseyin Paşa (Köprülü Amcazade Hacı Hüseyin Paşa) (d. 1644 - ö. 19 Eylül 1702), II. Mustafa saltanatında, (11 Eylül 1697 - 4 Eylül 1702) tarihleri arasında dört yıl on bir ay on altı gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamı.

"Üç senedir gelürsüz gidersüz, küffârdan bir karış yer aldığınuz yok. Bu kadar hazîne itlâf ve asâkir-i İslâm it‘âb olunur, eğer mühimmât-ı levâzımınız tekmîl ise münasip olan Varadin kal‘asın muhâsara eylemek gerekdir."
(Zenta Muharebesi evveli, Savaş meclisinde diğer paşaların Temeşvar tarafına gidilmesi fikrini beyan etmesine mukabil, Belgrad Muhafızı olan Amcazâde Hüseyin Paşa buraların durumunu daha iyi bildiği için karşı çıkmış, paşaların kendisine “Siz dahi bir senedir bu serhaddesiz, vâkıf olduğunuz mertebeyi söyleyin.” demesi üzerine cevaben)
" ...Bu gideceğiniz yerler sazlık ve bataklıklar içinden geçmekte ve bu yollarda ağır sıkıntılar çekilmesi apaçık gözükmektedir. Bu yol üzerinde kaç kere köprü kurmak gerektiğini kimse kestiremez. Hele bir parça yağmur yağarsa her taraf çamur deryası olacak, o zaman bütün zahire ve top arabaları, ağırlık katarları, yaya ve atlı asker yollarda dökülüp kalacak, işin sonu da bir felâket olacak. Düşman ülkesinin baş kalesi olan Varadin bir yanda dururken hayal ettiğiniz ülkeleri ele geçirmek boş bir düşüncedir. Bir kalenin çepeçevre kuşatıldığı hiçbir zaman görülmemiştir. Kaleler her zaman bir yanından topla döğülerek savaşa girişilir. Burnumuzun dibinde Varadin dururken başka yere neden gitmek gerekiyor, bunu anlayamıyorum. Bir kere Varadin’e gidelim, kuşatalım, açmak kolay gelirse ne güzel, hiç olmazsa kuşatmış olarak  şerefimizle döner geliriz diye yanıp yakılmaktaydı."
(Yukarıda adı geçen Savaş Meclisinde, Mütaleası hilâfına tehlikeli karar verildiğini gören Amcazâde Hüseyin Paşa, toplantı dağıldığı halde söylenmesine devam ederek...)

Amélie (Fransızca özgün adıyla Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain, Türkçesi Amélie Poulain'in Masalsı Kaderi), yönetmenliğini Jean-Pierre Jeunet'nin üstlendiği, romantik-komedi türündeki 2001 yapımı Fransız filmi.

Bütün kadınlar, bir erkeğin omzunun üzerinde uyumak ister.
Doğru zaman gelince, tereddüt etmeden çitin üzerinden atlamalısın.
Hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret.
Hayır... Ben kimsenin gelinciği değilim.
Işıklandırmana dikkat et. Işığın üzerinde her zaman karanlık vardır, her zaman.
İki insanı birbirlerine aşık olduklarına inandırırsan olurlar...
Kemiklerin camdan değil. Ama hayat seni de kırabilir.
-Mucizelere inanır mısınız? +Bugün değil.
Parmak göğü gösterirken yalnızca aptallar parmağa bakar!
Sensiz şu anki duygularım ancak geçmişin kuru bir kabuğu olabilir.
Belki sadece diğerlerinden farklıdır.

Oysaki siz bayım, bir sebze bile olamazsınız çünkü enginarın bile kalbi var.

Hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret.
Sensiz şu anki duygularım ancak geçmişin kuru bir kabuğu olabilir.

Kemiklerin camdan değil. Ama hayat seni de kırabilir.

Zaman hayalciler için zordur.

Parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar.

Aşksız bir kadın, güneşsiz bir çiçek gibidir, solar gider.

Audrey Tautou - Amélie Poulain
Mathieu Kassovitz - Nino Quincampoix
Serge Merlin - Raymond Dufayel
Rufus - Raphaël Poulain - (Amélie'nin babası)
Claire Maurier – Suzanne
Yolande Moreau - Madeleine Wallace/Wells (apartman yöneticisi)
Arthus de Penguern - Hipolito (yazar)
Jamel Debbouze - Lucien (manavın çırağı)
Urbain Cancelier - Collignon (manav)
Dominique Pinon - Joseph
Isabelle Nanty - Georgette
Maurice Benichou – Dominique Bretodeau
Clotilde Mollet – Gina
Lorella Cravotta - Amandine Poulain, Amélie’nin annesi

Geçmişin Gölgesinde (İngilizce özgün adıyla American History X), 1998 yapımı ABD filmi.

Söylemek istediğin şeylerin özetini aslında birileri özetlemiştir, alıntı yaparak sende bunları özetleyebilirsin...
Eğer siz yenerseniz biz gideriz, biz yenersek de siz gidersiniz.
(Basketbol maçı.)
Şimdi dinleyin, zencilerden nefret edeceğiz, bugün yapacağımız sadece bu. Zencilerden nefret edeceğiz, oturup tüm gün zencilerden nefret edeceğiz. Zenci nedir bilmiyorum, yine de onlardan nefret ediyorum.
(Zenci mahkum, çarşafı başına zenci düşmanı grupların kapüşonu gibi tutarak, dalga geçerek)
Öfke bir yüktür. Hayat sürekli kızgın yaşanmayacak kadar kısadır, buna kesinlikle değmez. Derek "Bir yazıyı alıntı ile bitirmek iyidir" der. Birileri zaten senin söyleyeceğini en iyi şekilde söylemiştir. Daha iyisini yapamıyorsan, onlarınkini alır ve yazını etkileyici bir şekilde bitirirsin. Seveceğinizi düşündüğüm birinden alıntı yapıyorum. "Biz düşman değiliz, dostuz, düşman olmamalıyız, hırslarımız zorlayabilir ama yürek bağlarımızı koparamayız. Hafızamızın gizemli yolları tekrar aşıldığında canlanacak ve tabiatımızın iyi yönlerinin yanında olacaktır."

Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz.
Ute Boyu
Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın.
Fox Boyu
Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.
Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.
Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.
Sauk Boyu
Bir düşman çok, yüz dost azdır.
Hopi Boyu
Bir kere "Al şunu" demek, iki kere "Ben vereceğim" demekten iyidir.
Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar.
Bütün dinler Tanrı'ya dönüş yolunda bastığımız taşlardır.
Bütün Kızılderililer her yerde durmadan dans etmelidir. Önümüzdeki ilkyaz Yüce Ruh gelecek. Bütün av hayvanlarını geri getirecek. Avdan geçilmeyecek bu topraklarda. Bütün ölü Kızılderililer geri gelecek ve yeniden yaşayacaklar.
Wovoka Boyu

Cevap vermemek aslında bir cevaptır.
Hopi Boyu
Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır.
Mohawk Boyu
Dur, dinle. Hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın.
Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır.
Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım.
Apache Boyu
Eğer bir ülkede gölgelerin boyu insanların boyunu geçmişse o ülkede güneş batıyor demektir.
Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz. Sadece bir kişiye yardım et! Şimdiki usul bu değil ama inanıyorum, insanlar bu yolu öğrenecekler.
Eğer sorsanız: 'Sessizlik nedir?' Cevap veririz: O  Büyük Ruh' un sesidir. Yine sorsanız: 'Sessizliğin meyveleri nelerdir?' Cevap veririz: Kendi kendini kontrol, gerçek cesaret demek olan metanet, sabır, vakar ve saygı.'
Fakir olmak, şerefsiz olmaktan daha küçük bir meseledir.
Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.
Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.

Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal.
Lumbee Boyu
Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.
Her şey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar... Hayvanlar olmazsa insanlar ne yapar? Tüm hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur; insanlar yalnızlıktan ölür.
Kızılderili Reisi Seattle
Her şey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz. Hepsi döner dolaşır, bize geri gelir.
Herbirimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlatmakta fayda var.
İhanet arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden parlak yapar.
İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir...
İnsan iki ruhludur. İçinde bir iyi köpek bir de kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.
İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.
İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur.
Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et. İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır.
Cherokee Boyu
Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü!
Cheyenne Boyu
Nimet de külfet de 'Büyük Ruh' un elindedir. Bazen onun külfeti bizi nimetinden daha fazla akıllandırır.
Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
Hopi Boyu

Onun ayakkabıları ile bir mil yürümediğiniz sürece bir kişiyi asla eleştirmeyin.
Senin vicdanın senden başkasını temsil edemez.
Sevgi ile yorulmadan ilerleriz. Sevgi ile, sadece onunla başkaları için fedakarlık yapabiliriz.
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli.
Siyu Boyu
Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.
Siyu Boyu
Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu Yaratıcı'dan ödünç aldınız.
Mohawk Boyu
Ulu Ruh'un kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez: çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
Yağmur iyilerin üzerine de yağar, kötülerin de..
Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
Yapmamız gereken: her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır.
Yaşlılık ölüm kadar şerefli değildir. Yine de çok kimse onu ister.
Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık.
Bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmek de korkaklıktır.

Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir.
Balayı, genç gelinin omzunuzda ağlamayı bırakıp; ensenizde boza pişirmeye başladığı gün biter.
Balık ve konuk üç günde kokar.
Bir cümlenin ortasında 'ama' ya da 'fakat' varsa o cümlenin baş tarafına pek önem vermeyin.
Bir insan sana "eşek " derse umursama, ama 5 kişi sana "eşek" derse git kendine bir semer al.
Bir kadının yüzündeki ifade,sırtındaki elbiselerden daha mühimdir.
Birleşmek başlangıçtır, birliği sürdürmek gelişmedir; birlikte çalışmak başarıdır.
Cesur adamın bakışı, korkağın kılıcından daha çok düşman titretir.
Çaydanlık bakmakla kaynamaz.
Dehanın bir bölümü ilham, üç bölümü terdir.
Devlet memurları, başsız çivi gibidir; içeri sokabilirsiniz ama dışarı çıkaramazsınız.
Eski zaman genç kızı, utanınca kızarırdı; şimdiki genç kız, kızarınca utanıyor.
Hata işlemeyen hiçbir şey yapmıyor demektir.
İtle yatan bitle kalkar.
Kaybetmekten yılmayan, kazanmanın eşiğindedir.
Komşunu sev, ama bahçe duvarını yıkma.
Odununu kendi kesen, iki kere ısınır.
Sır dolu kalp zindan, kalbin sahibi gardiyandır.
Talih bir defa güldü mü, talaşla beyin arasında fark yoktur.
Zorluk seni zorlayıncaya kadar, sen zorluğu zorla.
Ağaç diken, kendinden başkasını da sevdiğini gösterir.
Ağacın hatırladığını balta unutur.

Amin Maalouf ya da Emin Maluf  (25 Şubat 1949, Beyrut), kitaplarını Fransızca yazan Lübnanlı yazardır. 1976'dan beri Fransa'da yaşamaktadır.

Zamanın iki yüzü var, dedi Hayyam kendi kendine. Zamanın iki boyutu var: Birisi uzunluğudur ki güneşin döngüsüyle ölçülür. Bir de zamanın derinliği var ki tutkuyla ölçülür.

Eğer önündeki kapılar bir daha yüzüne kapanacak olursa, hayatının sona ermediğini düşün.. Sona eren şey yalnızca hayatlarının birincisidir ve diğeri başlamak üzere sabırsızlanmaktadır.. O zaman bir gemiye bin, seni bekleyen bir kent vardır..
s. 120

Hayat insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.
s. 109
Bazıları, geleceğe inanmaya devam ettikleri için sabrederler. Bazıları, işi bitirmeye cesaret edemezler. Korkaklık, kuşkusuz hor görülmeli ama o da yaşamın bir parçası. Kabullenmek gibi, hayatta kalma araçlarından biri.
Tünelin ucunda ışık görünmese bile, ışık varmış gibi yürümek ve ışığın görüneceğine inanmak gerekir.
Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil. Ama ölüme gidebileceğin için, onu yedekte tut; sonuna kadar. Diyelim ki gece bir kâbus gördün. Bunun bir kâbus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz oynatman yeter. Her şey daha basit, daha dayanılır hale gelir ve bir bakarsın en korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun.
Hayat seni korkutuyorsa, içini yakıyorsa, en yakınların çirkin maskeler takmışsa... hayat budur de, ikinci kez çağrılmayacağın bir oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici bir oyun, inanç ve aldatma oyunu, maskeler oyunu, onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu olarak ister izleyici olarak. İzleyici olman daha iyi, içinden kolay çıkarsın.
'Son kurtuluş çaresi' yaşamama hep yardımcı olmuştur. Elimin altında olduğu için, bu çareye hiç başvurmadım. Ama ahiretin direksiyonu elimin altında olmasaydı, kendimi tuzağa düşmüş hisseder ve bir an önce kaçmaya bakardım.
Hayatta her zaman bir yol bulunur, mecrasından çıkmış kendine bir başka yol yapan nehirler gibi.
Sonu gelmeyen an, ulaşılmayan an yoktur. Büyük bir tutku ile beklenilirse, zaman geçtikçe beklenilen günün yaklaştığı sanılır...
Yıllar ve yıllar geçti ama zaman, bir yansımadır: geçmiş saatler ve günler, haftalar ve yıllar sonunda aynı kül yığınına sahip olurlar. Gelecek, sonsuzluğa kadar gitse de, saniye saniye yaşanır.

Aşk dediğiniz,"dostluk", "arzu", "tutku" veya Tanrı bilir başka hangi ismi taşıyan beyaz veya siyah ya da altın sarısı veya pembemsi kablolardan ayırmak gereken kırmızı bir kablo değildir.
s. 65
Hayat yolunda ilerlerken, sadece ihanet ile sadakat arasında tercih yapmak zorunda kalınsaydı işler kolaylaşırdı. Ama insan çoğunlukla iki bağdaşmaz sadakat, veya -bu da aynı kapıya çıkar- iki ihanet arasında tercih yapmaya zorlanır.
Gençlik arkadaşı, kardeş yarısıdır. Onu kardeşliğe aldığın için pişman olabilirsin, ama reddedemezsin.

Evlilik belalı bir kurumdur.  
Şiddet korkunun çocuğudur.  
Beklediğim yarınlar dünde kaldı.  
Gerçek, ona layık olana söylenir...  
Aşk, bir kuyunun kıyısında susuzluktur.
Gelecek, geçmişin duvarlarının ardında değildir.   
Hiç şaşma. Gerçek, iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle.  
Hayat, insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.  
Baskıya maruz kalan yanımız kimliğimiz haline gelir.  
Yaraların hissedilmesi için tanımlanmaya ihtiyaçları yoktur.   
Bir insanın hayatının doğumu ile başladığından emin misiniz?   
İnandığım insanlar yüzünden, beklediğim yarınlar dünde kaldı.   
Zamanın iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, derinliği tutkulara bağlı.  
Sevmeyi bilmiyorsan şayet, neye yarar güneşin doğması ve batması.   
Bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar.   
İnsanlar bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar.  
Unutma, insanı, kendi üzüntüsü kadar yenilgiye uğratan bir başka şey yoktur.   
Dünyada en büyük terörizm, bir insanı ana diliyle bağını koparmaya çalışmak.   
Ben hiçbir ülkeden, hiçbir şehirden, hiçbir kabileden değilim. Ben yolun oğluyum.  
Bir kentten geriye kalan, yarı yarıya sarhoş bir şairin üzerinde gezdirdiği kayıtsız bakışlardır.
Hayat, kendi yolunu çizer hep; yatağından edilince hemen bir yenisini kazan nehirler misali.
Milliyetçiliğin birinci erdemi her sorun için bir çözümden çok bir sorumlu bulmak değil midir?   
Ne tuhaf bir zaman bu bizimkisi ki iyilik, kötülüğün yaldızları altında saklanmak zorunda kalıyor.   
Kadınlar o ana dek gizlemeye çalıştıkları gerçek tabiatlarını ancak düğünden sonra açığa çıkarırlar.  
Gençlik arkadaşı, kardeş yarısıdır. Onu kardeşliğe aldığın için pişman olabilirsin, ama reddedemezsin.   
Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir.   
Yazdın, yazdın ve okumadılar. Sen bir şey söyledin onlar başka şey anladılar. İnsanlar başka şey istediler.   
Eğer ikiniz de kitap okuyanlar evrenine aitseniz paylaşılmış bir cennete el ele gitmek üzeresiniz demektir.   
Duygularım anestezi altında. Her şeyi görüyorum, her şeyi işitiyorum, ama artık hiçbir şey hissetmiyorum.   
Hayat başlar ve biter ! Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neler sığdırılabildiğin önemlidir.   
Öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. Hep böyle olurum. Aylarca sessiz kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar.  
Tarihin bize şunu ya da bunu öğrettiğini söyleyemezsin. O bize cevaplardan çok sorular ve her soru için çok sayıda cevaplar verir. 
Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasında dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben!   
Evlilik belalı bir kurumdur. Düğünden önce her adam dikkatlidir, naziktir; göz koydukları genç kıza "kendi" karıları oluncaya kadar prenses gibi davranırlar; sonra hızla birer zorbaya dönüşürler.
Hayat yolunda ilerlerken, sadece ihanet ile sadakat arasında tercih yapmak zorunda kalınsaydı işler kolaylaşırdı. Ama insan çoğunlukla iki bağdaşmaz sadakat, veya -bu da aynı kapıya çıkar- iki ihanet arasında tercih yapmaya zorlanır.  
Savaşlar en kötü içgüdülerimizi ortaya çıkarmakla kalmazlar; aynı zamanda onları üretirler, şekillendirirler. Toplumları içinden patlamasa dünyanın en iyi insanları olacak nice kişi kaçakçıya, yağmacıya, fidyeciye, katile, katliamcıya dönüşür.  
Ben inançlı ve dindar bir aileden geliyorum. Bizimkiler her ramazanda mutlaka oruç tutmuşlardır. Bu doğal bir şeydi, kendiliğinden yapılırdı, mühim bir mesele sayılmazdı. Günümüzde oruç tutmak yetmiyor, herkese oruç tuttuğunu göstermek ve tutmayanları da göz hapsine almak gerekiyor.

Aşk (Fransızca özgün adıyla Amour), yönetmenliğini Michael Haneke'nin üstlendiği, dram türündeki 2012 yapımı film.

Her şey şimdiye kadar olduğu gibi devam edecek. Kötü olan daha kötü olacak. Böyle devam edecek ve bir gün son bulacak.
Tüm gün uyuyor. Sonra da gece uyanıyor. Her gün konuşma egzersizi yapıp birlikte şarkı söylüyoruz. Ben genelde saat 5'te        uyanıyorum. Kalktığımda hala uyanık oluyor. Bezini değiştirip vücudunu kremliyorum. Sonra saat 7 gibi yemek yedirip bir şeyler içirmeye çalışıyorum. Bazen ikna ediyorum bazen edemiyorum. Bazen çocukluğundan aklına gelenleri anlatıyor. Ya da saatlerce yardım çağırıyor. Sonra birden kıkırdamaya başlıyor veya ağlamaya. Hiç birisi de görmeye değer şeyler değil.

Annemin durumu tam da beklenildiği gibi, sürekli kötü. Gitgide yardıma muhtaç bir çocuğa dönüyor. Hem onun hem de benim için üzücü ve onur kırıcı bir durum. Bu halde görülmek de istemiyor.

Anne: Biz yatarken birilerinin içeri girdiğini düşünsene...
Georges: Neden böyle bir şey düşüneyim ki?
Anne: Felaket olur, korkumdan ölürüm herhalde.
Georges: Ben de.

Jean-Louis Trintignant - Georges
Emmanuelle Riva - Anne
Isabelle Huppert - Eva
Alexandre Tharaud - Alexandre

Amy Beth Bloom (1953 doğumlu) Amerikalı bir yazar ve psikoterapisttir.

Hiç kimse bir anın düşüncesini vermedi.
En çok yol kat edenler yalnız yolculuk edenlerdir.
Kör bir adam seni ne kadar çok sevdiğimi görebilir.
Sadece ileriye doğru hareket etmek mümkün değildi.
Dünyayı olduğu gibi yapmalı ve bulmuş olduğum gibi değil.
Eleştiri acı gibidir. Eğlenceli değil ama incitmezse kimse dikkat etmez.
Gerçek özgürlük, ekonomik güvenlik ve bağımsızlık olmadan var olamaz.
Her zaman böyledir; en güzel toplulukları sıkıntı içindeki insanlar oluşturur.
Kötü insanlar kötü şeyler yapmak ilginç değildir. İlginç bulduğum şey, iyi insanlar kötü şeyler yapıyor.
Bazı insanlar, onları bulduğunuz zaman ailenizdir ve bazı insanlar, siz ıslatılsa bile, hala ıslak ve buruşmuş.
Geçmiş, büyük bir mesafeden bir mumdur: Bırakmanızı sağlayacak kadar yakın, sizi rahatlatmak için çok uzak.
Her vatandaşın temel hakları hakkında kısır olana dek konuştu: eşit eğitim, eşit ücret, eşit temsil ve eşit katılım.
Ben yetişkin bir kadınım. Yaptığım ya da söylediği veya söyleyemediğim veya yapmadığı birçok şeyle gelebilirim.
Bence dünyadaki en önemli şey cesur olmak. Güzel olmaktan çok cesur olurdum. Cehennem, cesur davranmaya razıyım.
Her çift, yaşamları boyunca aynı beş argümana sahiptir; bu, insanlar ölene ya da boşanana kadar, sadece bir, bitti ve bitti.
İnsanların yardım edebileceğini sanmıyorum. Ateşle oynarız ve kendimize sadece mütevazi, gerekli bir mum yaktığımızı söyleriz.
Bireysel özgürlük, ekonomik güvenlik ve bağımsızlık olmadan var olamaz. Aç ve işten çıkanlar, diktatörlüklerin yapıldığı şeylerdir.
Kütüphane her çocuğun deniz feneri. Her insana barınak. Yüzündeki her kasaba ve ilçe kalesidir. cehaletse, saldırı ve kötü davranıştır.
Asıl mesele, diğer insanı olabildiğince mutlu kılmaktır, çünkü mutlulukları bizimkilere eklenir. Mesele şu ki, sağ ellerde verdiğiniz her şey, siz olsun.
Gerçek mutluluk bazen onun peşinde koşmakla karıştırılır; ve en akılsız ve tahammül ediciler, alçakgönüllü, çekici, kişisel ve gerçekten ilginç olanlarla karışabilirler.
Eskiden söyleyemeyiz diyemeyiz, çünkü gerçeği söylemek imkansızdı. Yatakta güzelliklerdik. Biz tanrıçalarız. Biz hiç gitmediğimiz küçük kızlardık: sevdik, sıcacık, sevinçli ve keyifliydi.
Yahudiler hala bu saçma, arzulu tüyler peşinde koşuyorlardı. Sonunda, Yahudiler herkes gibi olacaktı. Küçük şikayetleri artırıyorlardı; Acı duygular ve erdem belirtileri gibi kötü muameleyi beslerlerdi.
Sınırlar, bizim özerkliğimizden ve diğer insanlardan mahrum bıraktığımız, mahremiyetimizi ve başkalarınınkini koruyan çizgilerdir. Sınırlar, kişinin benlik duygusunu çözmeden ya da kaybetmeden samimi bağlantıya izin verir.
Dinlemek, gözlemlemek. Bu beceriler bir yazar olarak ihtiyacınız olan şeydir. Ağzını kapalı tut ve etrafta neler olduğunu gör. İnsanların cümlelerini onlar için bitirme. Sadece ne dediklerini duyma, aynı zamanda söylediklerinde nasıl davrandıklarını da.

Yol, Amy Bloom

Amy Lawrence Lowell (9 Şubat 1874 - 5 Mayıs 1925), ölümünden sonra 1926 yılında Pulitzer Şiir Ödülü'nü kazanan İmgeci ekole mensup Amerikalı bir şairdi.

Vers libre'yi anlamak için, onda metrik ayakların düzgün ritmini bulma arzusundan vazgeçmek gerekir. Dizelerin zeki bir okuyucu tarafından yüksek sesle okunduğunda akacağı gibi akmasına izin verilmelidir.
Dial (Ocak 1917).
Polifonik düzyazı bir tür serbest şiirdir, ancak daha özgürdür. Çok sesli, kadans, rime, aliterasyon ve asonanstan tam olarak yararlanır.
Can Grande'nin Şatosu (1921), önsöz.
Hayat bir akarsudurÜzerine serpiştirdiğimizYaprak yaprak kalbimizin çiçeğini.
"Petals," Dome of Many-Coloured Glassdan (1912).
Bay Sandburg, gerçekçi temalarının üzerinde ve etrafında oynayan ve onları sürekli yücelten güçlü bir hayal gücüne sahiptir. ...grevler, fabrikalar, mezbahalar ve demiryolu trenleri onun dokunuşuyla lirik bir nitelik kazanır. ...Carl Sandburg üniversiteden ayrıldığında artık elleriyle çalışan vasıfsız bir işçi değildi. O, fikirler ve duygularla dolu bir beyne sahip, milenyumun gerçekleşmesinde üzerine düşeni yapmaya kararlı bir düşünce adamıydı. Çünkü Carl Sandburg... bir devrimcidir; dünyayı olması gerektiğine inandığı yere doğru itmelidir. ...tekrar ve tekrar, demagogun sabun kutusu için kahinin dağ zirvesini terk eder. ...Bay Sandburg, parlak renkli cam toplarla bir hapishaneyi yıkmaya çalışan bir adam gibidir. ...Hastalıkla sürekli meşgul olmanın sağlıklı bir edebiyat biçimi olup olmadığı, iyileştirici olarak işlev görüp görmediği tartışmaya açıktır. Ancak şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, tedavi edici olabilmesi için hastalığın duygusuz ve gerçek bir şekilde ele alınması gerekir. Bay Sandburg bunu yapmayı hedeflemiş, bunun için çok çabalamıştır. Bunun için onu diğerlerinden daha fazla onurlandırıyoruz. Bunun için ve eserlerine sinen güzellik ruhu için.
"Edgar Lee Masters and Carl Sandburg," Tendencies in Modern American Poetry (1917).

Cennet anaların ayakları altındadır. — Muhammed bin Abdullah
Allah, anne-babaya iyilik yapmayı ilahi gazaptan korunma vesilesi kıldı. — Fatıma Zehra
Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti, eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan Papalığa yükseleceksin. Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım. — Pablo Picasso
Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz. — Türk atasözleri
Ananın bastığı yavru incinmez. — Türk atasözleri
Kadınlar zayıftır, ama analar kuvvetlidir. — Victor Hugo
Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür; bu ıstırap ihtiyarlamaz. — Victor Hugo
Yüz adam bir ev yapar ama onu yalnızca bir anne yuvaya dönüştürür. — Çin atasözleri
Bütün dünya üzerinde tek bir güzel çocuk vardır. Bütün anneler de ona sahiptir. — Çin atasözleri
Çocuklar için annenin kalbi mıknatıs, gözleri kutup yıldızı gibidir. — Johann Herder
İyi bir anne bin öğretmene bedeldir. — Johann Herder
Annelerde kırık parçaları yapıştıran sihirli bir tutkal vardır. — Pam Brown
Anneler, çocukların söyleyemediklerini anlar. — İbrani atasözleri
Her yaşlanmış insanın içinde, annesini özleyen bir çocuk vardır. — Helen Thomson
Yoksul anne yoktur, çirkin ve yaşlı bir anne de ve çocuklarını seven her anne aslında zengindir. — Maurice Maeterlinck
Analar bir eliyle beşiği diğer elleriyle dünyayı sallarlar. — Napoléon Bonaparte
Koparılması mümkün olmayan tek bağ anne ile evlat arasındaki bağdır. — Sokrates
Hiçbir süs ve elbise bir kadını analık sevgisi kadar güzelleştiremez. — Brachvogel

Ana (Rusça: Мать), Maksim Gorki'in 1906 yılında yazdığı romandır. Romanda fakir işçi sınıfının verdiği mücadele konu edilmektedir.

Fabrika bir gün daha yutmuştu. Makineler, insan kaslarındaki bütün gücü kendi ihtiyaçları için emmişti. O gün de geçip gitmişti hiç iz bırakmadan. İnsan bir adım daha atmıştı mezarına doğru. Fakat dinlenmek tatlı şeydi, dumanlı meyhane zevkliydi, ve insan seviniyordu işgününün son bulmasına.
Yeryüzünde küçük düşürülmemiş, aşağılanmamış kimse var mı? Beni o kadar çok küçük düşürmüşlerdir ki, artık kızmıyorum. Ne yapacaksın,  insanlar başka türlü kavranamıyorlar işte. İnsan her şeye incinirse iş göremez, üzerinde durmakla zaman yitirir. Yaşam böyle! Eskiden, insanlara kızdığım olurdu. Sonra düşündüm, gördüm ki kızmaya değmiyor. Herkes komşusundan dayak yemekten korkuyor, bu nedenle ondan önce davranıp ilk darbeyi kendisi vurmak için elini çabuk tutuyor. Yaşam böyle işte, küçükanne.
İnsanların ruhunu öldürüyorlar anne. İşte asıl cinayet bu… Utanılacak bir cinayet… Bir takım silahlar çıkartıyorlar, insanları öldürüyorlar ve bunu yapanlara devlet diyorlar. Evlerine, sosyal statülerine, paralarına hiçbir zarar gelmesin diye garip insanları harcıyorlar. Anlıyorsun beni değil mi anne? Halkın ruhunu kurutuyorlar ve hiçbir şey anlamaz hale getiriyorlar.
Küçükken herkesten korkardım, büyüdükçe bu korku nefrete dönüştü. Herkesten farklı farklı, birçoğundan bilmediğim nedenlerle nefret ediyordum, bu kadar basitti. Şimdi ise hepsi gözüme çok farklı görünmeye başladı. Şimdi sanki onlara acıyor gibiyim. Ne olduğunu tam anlayamıyorum, ama içinde yüzdüğümüz pislikten hepsinin sorumlu olmayacağını anladıktan sonra yüreğim yumuşadı...
Hepimiz alışkınız güçlüklere, acılara. Çile çekmek bizim doğal ortamımız. Elbise gibi giyeriz onu, onunla soluk alırız. Bunda böbürlenecek bir şey yok. Herkesin gözü kapalı olmaz. Kimileri gözlerini kendi istekleriyle  yumarlar. Ama insan aptal oldu mu, sabretmekten başka çıkaryolu yok!..
Azıcık mutluluk... Herkes için iyi olur. Ama hiç kimse azıcık mutluluk istemez. Ve mutluluk fazla büyük oldu mu, değeri azalır.
Yaşamın bizim için niçin bunca zor, ağır ve üzüntülü olduğunu bilip, öğrenip, anlamamız gerekiyor.
Belki duygularımızı açıklamakta çok cimri davranıyoruz, yaşantımızda kafaya fazla yer veriyoruz ve bu bizi bozuyor, duygulanacağımız yerde akıl yürütüyoruz çoğu kez.
Yaşamın güzelliği kadar ölümün kaçınılmazlığı da bir gerçek...
İnsan ne şekilde yaşarsa o şekilde düşünür.
İyi bir insan için yaşamak zor, ölmek kolay.
Uzun bir kuraklıktan sonra toprağa düşen seyrek yağmur damlaları gibi, kendi sözlerinin de bu insanlarda hiçbir iz bırakmadan silinip gittiğini düşünüyordu.
İnsanların kuru laflara karınları toktur. Acı çekmek ve lafları kana bulamak gerek...
Önce kafaları silahlandırmalıyız, sonra elleri.
İnsan, anasını fikren de sevebildiği zaman, az bulunur bir mutluluğa kavuşmuş olur.
Bir bebeğin mamasına azar azar bakır katarsınız, kemiklerin gelişmesi durur ve çocuk cüce kalır. Aynı şekilde, bir insanı altınla zehirlerseniz, o adamın ruhu küçülür, solar, renksizleşir, on paralık lastik top gibi...
Kadınlar ağlamasını severler, sevinçten de ağlarlar, üzüntüden de...
Hiçbir işe yaramam ben! Düşünürüm, düşünürüm hep benim yerim nerde diye. Kendime uygun bir yer bulamam. İnsanlarla konuşmak gerek, bense konuşmasını bilmem! Her şeyi görürüm, insanlara edilen işkenceleri, hepsini duyarım, ama sıra söylemeye geldi mi beceremem. Benim ruhum dilsiz.
Kararlaştırılmış bir iş üzerine konuşmak, o işi karıştırmaktan başka işe yaramaz.
Arkadaşlar! Yeryüzünde türlü türlü halklar bulunduğunu söylerler: Yahudiler, Almanlar, İngilizler, Tatarlar. Ben buna inanmıyorum! Yalnızca iki halk vardır, iki bağdaşmaz halk: zenginler ve yoksullar! Ülkeden ülkeye giyinişler değişir, diller de değişir. Ama zenginlerin yoksullara karşı davranışları değişmez. Halkın sefil yaşantısı da değişmez.
Her yeri dolaşıp çok şey görmek ne iyi! Yaşamın ne olduğunu anlıyor insan. Halk bir kıyıya itilmiş, küçültülmüş, çürümeye bırakılmış. Gelgelelim kabul etmiyor bu durumu. Beni niye bir köşeye atıyorlar? diye düşünüyor. Soruyor kendi kendine. Her şeyden bol bol varken niye açım? Her yerde bunca akıl varken niye aptal ve cahilim ben? Zengin yoksul ayırımı yapmaksızın tüm insanları seven, koruyan Tanrı hani nerede? Evet, soruyor, soruyor ve sürdüğü hayata başkaldırıyor. Kendi kendini düşünmezse haksızlığın kendisini boğacağını duyuyor.
Dünyanın bahtsızlığı, yeryüzünde pek az özgür insan bulunmasında!
Tedavi, reform demektir. Bense devrimciyimdir, reformlardan nefret ederim...
Öldü mü! Anlamı ne bu sözcüğün: öldü! Ne öldü? Yegor’a karşı beslediğim saygı mı? Ona, arkadaşıma olan sevgim mi? Düşüncelerinin, eserinin anısı mı, yoksa bu eser mi? Bende uyandırmış olduğu duygular mı söndü, yoksa yürekli, namuslu bir insanın kafamda canlandırdığım görüntüsü mü silindi? Bütün bunlar mı öldü? Benim için, bunlar asla ölmeyecektir, biliyorum ölmeyeceğini. Bir insan için öldü derken biraz fazla acele ediyoruz gibime geliyor. Dudaklar ölür, ama sözler yaşar, ve sağ kalanların yüreğinde sonsuza dek yaşayacaktır da!
Öyle durumlar vardır ki, cahili bilmişinden daha iyi anlar, hele bilmişin karnı toksa.
Az buçuk aklı erdi mi, çok üzüntü duyar insan!
İnsanlar kötü olmaktan çok aptaldırlar. Ancak burunları dibinde bulunanı görebilirler. Oysa yakın olan her şey bayağıdır; değerli şeyler uzaktakilerdir. Yaşam değişse, kolay yaşansa, insanlar daha akıllansa, çok hoş olur, ve herkes yararlanır bundan. Ama bu hedefe varmak için rahatlıktan el çekmek gerek...
Yaşamda bütün insanlar için yeterli ışık bulunduğunu, bir gün o ışığı herkesin göreceğini, onu bütün şenlikleriyle kucaklayacaklarını bilmek ne güzel şey! Yeni bir Mesih gibi. Her şey herkes için, herkes her şey için! Sizi böyle görüyorum ben. Gerçekte, hepiniz arkadaşsınız, arkabasınız, hepiniz aynı ananın, gerçeğin çocuklarısınız.
Fabrikalar insanlar çalıştıkça gelişir ve çoğalır. Fakat insanlar çalıştıkça ölürler. Biz adam olmak istiyoruz. Bizi kendi çıkarlarına alet eden, gözlerimizi boyayan insanlara karşı fikrimizi söylemeliyiz. Çünkü gören gözler bizde...

Rusça orjinal tam metin

Anadolu'nun Kayıp Şarkıları, 2010 yılında Nezih Ünen'in yönettiği Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden zenginliklerini müzik, dans gibi kültürel ögelerini otantik biçimlerde aktaran bir belgesel/müzikal filmidir.

Trabzon: "Horon bizde bir ritüeldir. Sevinç anında da horon oynanır, bir yükü taşıdığın zaman. Bizde mesela imeceler vardır. Koca koca ağaçları 15-20 kişi, 50 kişilik gruplarla bir yerden bir yere taşırlar kan ter içinde. Kan ter içinde taşındıktan sonra horon başlar. 'Üzünç' olaylarda bile horon oynanıyor. Bizim Çanpet'te cenaze duruyor ortada, hava çok soğuk. Delikanlılar cenazenin etrafında. Biz ağ örteriz, yani üstüne bir şey atlamasın cenazeye zarar vermesin diye. Delikanlılar da cenazeyi bekliyor. Adamın ismi Cordan, rahmetlinin ismi. Ama üşüyor herkes böyle donup kalıyor. Biri diyor ki 'Ya arkadaşlar, şöyle hafiften bir oynayalım.' El ele tutuşuyorlar. Cenaze ortada. Horon oynamaya başlıyorlar."
Rize: "Kimseye boyun bükmeyip kimseye zarar vermeyen adama deli derler."

"Yüzyılların verdiği erozyonla kültürler aşınmış. Ortada pek bir şey kalmamış ama insanların dillerinde, türkülerinde, manilerinde, masallarında bunlar yaşıyor. Evler çürümüş, kaleler yıkılmış ama insanlar yıkılmamış. İnsanlar kendi kültürlerini dilden dile aktarmışlar."

Dünya artık Afrika gündemini Anadolu Ajansından öğreniyor. Bunu yaparken de yabancı ajanslardan değil, bizzat orada bulunan Türk ve yerel muhabirleri ile yapıyor. Artık bu haberler uluslararası bütün ajanslara servis ediliyor. Anadolu Ajansının bu başarısı henüz tam olarak takdir edilmiş ve dile getirilmiş değil. Oysa bu her açıdan önemli bir başarı. AA’nın Afrika gündemine bu kadar ağırlık vermesi ve gündeminde tutması hem Türkiye’de Afrika ile ilgili olumsuz algıların oluşmasını engelliyor hem de Afrika’da yaşayan halkların Türkiye’den haberdar olmasını sağlıyor. Hem de Afrika’yı, dünyaya tanıtmış oluyor. Bu çok büyük bir adım çok büyük bir atılım.
Ahmet Kavas
AA’nın 11 dilde yayın yapılmasını olumlu  karşılıyorum ve tebrik ediyorum. Diğer televizyonlar da yabancı dillerde yayın yapmalı. Bir milletin dili budur işte, dilsiz olur yoksa.İnsanlar kendi aralarında konuşurlar ancak bir millet öbür dillerde hitap etmesi önemli. Onun için biz 10 dilden radyo ve televizyonların yapmasını istiyoruz. AA destekliyor ve kutluyorum. İnşallah yararlı olur. Duygu ve düşünceleri herkesin kendi dilinde vermek gerekir.
Sezai Karakoç

Anaïs Nin (21 Şubat 1903 - 14 Ocak 1977) İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar.

Ben kadere inanmam.
İçimde kırılmış bir şey var.
En yüce eylem biçimi, kaçıştır!   
Ben hep isyandan yana oldum.  
Sevemediğimi görmezden gelirim.  
Bir tek sarhoşlarla deliler anlamlı konuşur.   
Derinlerde yaşayan insanlar ölümden korkmazlar.    
Zincirleri hiçbir şey bir kahkaha kadar kolay kıramaz.    
Hayat insanın cesareti oranında daralır ya da genişler.    
Hayat, insanın hayal gücüne göre büyür veya küçülür.   
Kadınların gücünden korkan erkeklerden nefret ediyorum.  
Her şeyi olduğu gibi değil, görmeyi istediğimiz gibi görürüz.   
Benlik kaybına uğramadan bütünleşmeyi nasıl öğrenebilirdi?   
Kişiliğimizin, ebeveynimize gösteremeyeceğimiz ne çok yönü var.  
Yaralı erkekler, vahşi ormandaki yaralı hayvanlar kadar tehlikelidir.       
Çünkü'yü arama aşkta , çünkü yoktur.Mantık yoktur. Açıklama yoktur. Çözümler yoktur. 
Bir kadın için, erkeğin hayalini ger­çekleştirmekten daha kırılgan, daha çetin bir çaba olamaz.   
Bana sunulan hiçbir dünyada yaşamadım. Ne ailemin, ne savaşın, ne de politikanın dünyasında.    
İnsan benliğini asla terk etmez, yalnızca eylemlerini, davranışlarını açıklamanın yeni yollarını bulur.   
Bazı kişiler, kendi umutsuzluklarını onaylatmak için okurlar. Başkaları ise kendilerini ondan korumak için.    
Ben oldum olası taşkın, abartılı biri oldum zaten, çünkü tek başıma, bana uyan bir iklim yaratmaya çalışıyordum.   
Bir eve, bir bahçeye sahip olmak, içinde dolaşmak,oturmak yeterli değildir. İnsan onun içinde yaşamayı da başarmalıdır.    
Hiçbir zaman sağlam bir ev, dayanıklı mobilyalar iste­memişti. Bütün bunlar birer tuzaktı. Onlara sonsuza kadar bağlanabilirdin.    
Bir kadının yapabileceği en büyük hata, kendisi elde edebilecekken, hayalini kurduğu dünyayı bir erkeğin yaratmasını istemektir.

Anarşizm zorla katılım yerine gönüllü işbirliği demektir. — Alexander Berkman
Anarşizm: İnsan yapımı yasayla kısıtlanmayan bir özgürlüğe dayanan yeni bir sosyal düzenin felsefesi; bütün hükümet biçimlerinin şiddete istinat ettiğini ve bu yüzden gereksiz olduğu kadar yanlış ve zararlı olduğunu söyleyen teori. — Emma Goldman
Anarşi insan aklının dinin hakimiyetinden; insan bedeninin mülkiyetin hakimiyetinden kurtarılmasının, hükümetin kısıtlama ve prangalarından kurtulmanın taraftarıdır.  — Emma Goldman
Özgürlük, özgün düşünce ve yaratıcılık için zorunludur. Aynı zamanda doğal bir arzudur, çünkü hiçbir hayvanın kafese girmekten hoşlanmadığını ve bütün bilinçli varlıkların kendi arzularını özgürce tatmin etmekten hoşlandıklarını görebiliriz. Anarşizm, doğada gördüğünü toplumsal hayatın içinde arar; toplumda özyönetim gerçekleşmesi için yapılan çağrı, doğanın kendini düzenleyişini ve örgütleyişini yansıtır. — Peter Marshall

Anastasios Papulas (Αναστάσιος Παπούλας), 1919-1922 Türk-Yunan Savaşı sırasında Anadolu'daki Yunan kuvvetlerinin (Küçük Asya Ordusu) başkomutanlığını yapmış korgeneraldir. İnönü Muharebeleri ve Sakarya Meydan Muharebesi'nde ordunun başında yer almış, savaştan sonra ise monarşi karşıtı bir çizgiye kayarak Elefterios Venizelos safında yer almıştır. 1935 yılında darbe teşebbüsü suçlamasıyla idama mahkûm edilmiş ve kurşuna dizilmiştir.

Türkler artık tükendi. Karşımızdaki ordunun cephanesi bitmiş, morali çökmüş durumda. Yarın sabah taarruz ediyoruz ve Eskişehir'i alıp Ankara'nın kapılarını açıyoruz.
Mart 1921'de, İkinci İnönü Muharebesi öncesinde Bursa'daki karargahında kurmaylarına büyük bir özgüvenle yaptığı harekat konuşmasından.
Eğer orduya hak ettiği yardımı ve takviyeyi göndermeyecekseniz, ben istifa etmek zorundayım. Çünkü bu şartlar altında orduyu sevk ve idare edemem!
Anadolu'daki harekat sürerken Başbakan Dimitrios Gunaris'e yazdığı ve ordunun iaşe, kıyafet ve mühimmat sıkıntılarını dile getirdiği, Altılar Davası tutanaklarına da geçen resmi uyarısı.
Benim komutanlığım döneminde ordu sürekli hareket halindeydi; ben o askerleri şerefle ve zafer defneleriyle donattım. Sizin döneminizde ise sadece bozgun vardı!
Altılar Davası'nda şahitlik yaparken, kendisinden sonra başkomutan olan Yeoryos Hacıanestis ile girdiği sert ağız dalaşı sırasında.
Cephedeki bir alaya gidip askerlere '21 Ağustos'ta terhis edileceksiniz' derseniz, o askerin savaşma azmini tamamen yok edersiniz. Her bir asker kendi kendine, 'Birkaç gün sonra evime döneceksem neden şimdi burada öleyim? Savaşmak için hiçbir nedenim yok' diyecektir.
Altılar Davası mahkeme kayıtlarında, uzayan savaşın ve tutulmayan vaatlerin Yunan ordusunun moralini nasıl çökerttiğini anlatırken.
Bir ordu komutanının cephe hattına, en azından Uşak'a kadar bile gitmemesi kabul edilemez bir hatadır. Eğer komutan cephede olsaydı, bozgunun önüne geçebilir ve en önemlisi askerlerin çöken moralini bizzat düzeltebilirdi.
Halefi Yeoryos Hacıanestis'in savaşı cepheden uzak, İzmir limanındaki bir yattan yönetmesini ağır şekilde eleştirdiği mahkeme ifadesinden.
Kral'ın ve politikacıların zafer hırsı, askeri gerçeklerin önüne geçti. Sakarya'nın ötesine geçmenin lojistik bir intihar olduğunu biliyorduk ama saray dalkavuklarının gürültüsü arasında sesimizi duyuramadık.
Savaştan sonra kaleme aldığı "Bir Ulusun Istırabı" (Agonia enos Ethnous) isimli eserinden, Sakarya Meydan Muharebesi öncesi alınan Ankara'ya ilerleme kararını değerlendirirken.

"General Papulas, Sakarya'da askeri dehasının sınırlarına ulaştı. Türk mevzilerinin ne kadar sarsılmaz olduğunu ilk anlayan oydu ancak geri çekilmek istediğinde Atina'daki siyasetçiler onu hainlikle suçlamakla tehdit etti." - Tarihçi yorumu.
"O, dün kralın sadık bir dostuyken bugün Venizelosçu bir cumhuriyetçi oluverdi. Onun bu keskin dönüşü, dökülen kanların sorumluluğundan kaçma çabasından başka bir şey değildir." - Atina'daki monarşist basın organlarından birinin 1920'lerin sonundaki eleştirisi.
"Papulas dürüst bir askerdi ancak Atina'daki entrikaların kurbanı oldu. 1935'te kurşuna dizilmesi, monarşistlerin Altılar Davası'nın intikamını almak için sahnelediği hukuki bir cinayetti." - Liberal müttefiklerinin idamından sonra yaptığı ortak açıklamadan.

Sözleri
Hırs deyip geçmeyin, bu dünyada büyük olarak ne yapılırsa onun sayesinde yapılır.
Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.
Dinler birleştirici değil bilakis bölücüdür. Birleştirici olsaydı bu kadar insan birbirleriyle çatışıyor olmazdı!
İnsanlık tanrıları, zorba krallara bakarak ,onlardan örnek alarak yarattı.
Gökyüzündeki tanrılar yeryüzündeki zorbaların bir kopyasıdır.  
Siz kraldan, zorbadan kurtulup kopyasına dokunmak istiyorsunuz.
Ölüm cezasını otorite kurma yönünden uygulayanlar yalnızca zorbalardır.
Ulusları ilerleten, yükselten zengin kitaplardır.
Yaşamla baş edemiyoruz, yine de sonsuz bir yaşam diliyoruz.
İnsanlar doğar, acı çeker ve ölürler.
İnsan vicdanı ile yargılamalıydı.
Hainler zafer kazandıkları zaman kanun ölmüş demektir.
Vatan için öldüğünü sanırsın, sanayiciler için ölürsün.
Ütopya bütün ilerlemelerin ilkesidir.
Mantıklı düşünüp mantıksız davranmak insan yapısının özelliğidir.
En büyük mutluluk, hür düşünceli olmaktır.
Yalnızca despotlar otoriteyi sağlamak için ölüm cezasını gerekli olarak görürler.
Zorbalık için nasıl erdem bozukluğu gerekliyse, özgürlük için de erdem gerekli.
Doğanın hiç bir ahlaki ilkesi yoktur. İyi ve kötü arasında bir ayrım yapmaz.
Adalet ancak gerçeklikten, saadet ancak adaletten doğabilir.
Hukuk, o görkemli eşitçiliğiyle; köprü altında yatmayı, dilenmeyi ve ekmek çalmayı yoksula da zengine de yasaklar.
Ben akla bayılırım. Akıl bize rehberlik eder, aydınlatır.
Acı kadar hiçbir şey genişletemez aklı.
Bir insan, bir hayvanı sevene kadar özünde bir bölümü uykudadır.
İnsan daima kendini anlatır ama hiç bir zaman anlaşılmaz.
İnsan ne yaparsa yapsın, yeryüzünde yalnızdır.
Bazıları kitabı kalınlığıyla ölçer, sanki kafayı değil de kolları çalıştırmak için yazılmışçasına.
Kadın erkeklere zevk vermez, keder verir, dert verir, hüzün verir!
Öğretme sanatı, genç akıllarda var olan doğal merakı, bilahare tatmin etmek amacıyla, uyandırmaktır.
Babanın erdemleri; çocuklarının servetidir.
Bir kitabın ne kadar okuyucusu varsa, o kadar değişik çeşidi var demektir.
Üç şey birlikte doğdu: insan, özgürlük ve ışık.  
İnsan dünyada ancak dünyaya boş verdiği zaman mutlu olur.
Uslu halkların adalet anlayışı çok su götürür.
Hayatını Nasıl geçireceğini bilmeyen adamlar, sonsuza kadar sürecek başka bir hayat istiyorlar.  
Kötü alışkanlıklardan kurtulmaya çalışmaktansa, onları hiç edinmemek daha iyidir.
Alçak gönüllülük kendi gerçek değerini anlamaktır.
Öç duygusu, cinayetten daha vahşi, daha yırtıcı bir duygu.
Şu bir gerçektir ki, çoğu zaman insanlar bilgisiz yaşar. Kendimizi hemen hemen hiç tanımıyoruz. Başkasını da öyle.
Kişi aşırılıklara kaçmadan yaşamın tadını çıkarmalıdır. Aşırılıklar ve büyük tutkular bireyi yıkıma sürükler.
İnsanlar her zaman anlaşırlar ama hiçbir zaman birbirlerini anlamazlar.
Ayakkabım yok diye üzülüyordum,ayakları olmayan bir çoçuk görene kadar.
Hayal kurmak herşeydir.
Tıpkı kederlerimizi abarttığımız gibi sevincimizi de abartırsak sorunlarımız önemini yitirir.
Bu söze kulak verilmeli; insanlar oldukları gibi yönetilmeli, olmaları istenen gibi değil.
Sizi uyarıyorum; bu denli güvenebileceğim kıymetli bir bireyden, hiç mücadele etmeden, öylece vazgeçebileceğimi düşünmeyin sakın.
Gerçekten özel mülkiyet tehlikeye düşer düşmez, zaten pek az bir şeye sahip oldukları için mallarına çok düşkün olan bütün halk, Cumhuriyete karşı çıkacaktı.
İnsan ne öğrenirse yolculuklarda öğrenir. Dışarıda geçirilen tek bir gün, içerde geçirilen on yıldan daha çok bilgi getirir.
Evet, insanlar yalnız kendi düşüncelerini görürler, yalnız kendi düşüncelerinin ardından giderler, " diye mırıldandı. " Körler gibi, sağırlar gibi giderler. Durduramazsınız.
Ben yargıcım. Ancak vicdanıma bağlanırım. Birine söz vermem görevime aykırı düşer.
Yalnız mahkemede konuşmak ve başka her yerde susmak zorundayım.
Artık sizleri tanımıyorum. Bir yargıcım: ne dost ne de düşman tanırım.
Gelecekte ne olacağını gerçekten söylüyorlarsa, bu yaptıkları feci bir şey!
İnsan başına gelecekleri bilse hayat çekilmez olur.
Görmemem gerekenleri senin yüzünden gördüm; Duymamam gerekenleri senin yüzünden duydum.
Ah kardeş, kanunları gördünüz ya! Bir milletin temsilcileri bir baskıcının çatısı altında oturmamalılar!.
Saatler geçiyor, bu değerli anlar akıp gidiyor...
Anlayış kıtlığı büyük bir güçtür. Bazen insanların dünyayı ele geçirmesini sağlar.
Hikayeyi şeytan tarafından hiç dinlemedik. Çünkü bütün kitabı Tanrı yazdı.

Anavatan Partisi 20 Mayıs 1983 günü kurularak memleketimizin siyasî hayatında yerini almıştır. Partimizin sembolü bal petekleri ile donatılmış Türkiye haritası ve balansıdır. Arı çalışkanlığı, petek aziz vatanımızın en ücra köşesine kadar mamur hale getirilmesini ifade etmektedir. Programımızda ülkemizin meseleleri ve bunların çözümü için neler düşündüğümüz kısa, açık ve özlü bir şekilde ifade edilmiştir. Gayemiz bu program etrafında birleşmeyi sağlayarak, yepyeni, kavgasız, Türkiye'yi ileri ve modern bir ülke haline getirecek bir siyasî tablo oluşturmaktır. Milliyetçi, muhafazakâr, sosyal adaletçi ve rekabete dayalı serbest pazar ekonomisini esas alan bir siyasî partiyiz. Bunun için daha önceki siyasî eğilimleri ne olursa olsun programımıza inananları birliğe, beraberliğe davet ediyoruz. Burası bir hizmet kapısıdır. Milletimize en iyi şekilde hizmet edebileceğimize inanıyor, yüce Allah‟ın gayretlerimizde bize yardımcı olmasını diliyoruz.
Turgut Özal

Bir ideoloji olarak anayasa sınıf egemenliğinin acı gerçeklerinin yerine eşit hak ve sorumluluk iddialarının anlatıldığı bir burjuva peri masalı sunar. ** Bertel Ollman(2008)
Felsefe ve amacı bakımından Anayasa(1961), Devlet'i "kutsal" sayacak olan 1982 Anayasası'ndan farklı olarak, İnsan ve Birey'i yüce bir değer saymakta, bunların ve Toplum'un hak ve özgürlüklerinin uzlaştırılıp geliştirilmesini ana hedef bellemektedir. 27 Mayıs Hareketi ile bundan doğan anayasanın tarihsel misyonu, 1980 askerî müdahalesinden ve 1982 Anayasası'ndan farklı olarak Devlet otoritesini pekiştirmek değil, özgürlük ve demokrasiyi kurumsallaştırmaktır.
Bülent Tanör

Yürütme organı, yargıyı hizaya getirmeye çalışıyor. Buna göre bir eylem planı hazırlandı. Buna uygun eylem planı da anayasa değişikliğidir.

Bir anayasa kendiliğinden doğmadığı, gökyüzünden inmediği gibi, ölümü de kendi hatası değil, o doğumu gerçekleştirenler arasındaki ilişkilerin dönüşümünün marifetidir. (2012)
Türkiye’de 1921 Kurtuluş Savaşı’nın, 1924 ulus devlet inşasının, 1961 bürokrasi ve sol akımların dünya çapındaki etkisinin, 1982 ise artık ‘büyümüş’ sermayenin saldırısının ürünleriydi. Şimdi yeni bir anayasa yapılırsa, yıllar sonrasında muhtemelen İslamcı sermaye/siyaset ve Kürt sorununun derin izleri okunacak. Hangisinin baskın olacağını, dengenin nasıl kurulacağını önümüzdeki aylarda göreceğiz. Ancak bu hastalıklar tedavi edilmediği sürece tabii ki anayasa tartışması sona ermeyecek. Çünkü anayasa metinleri, siyasal ve anayasal sorunların ancak bir ayağıdır. (2011)
Türkiye’de yaşanan büyük karmaşa, yalnızca anayasa metniyle ilgisi olmayan konuların anayasa sorunu olarak ortaya konulması. Sabah akşam anayasadan söz edilmesinin nedeni de bu. (2011)
Bir siyasal/anayasal sistemin hemen bütün kavramları, onları yaratan, uyan, karşı çıkan ve yorumlayanlarla birlikte yaşar. Birlikte yaşamanın sonucu, birlikte yükselip sonra hep birlikte güç kaybetmektir ve tüm yükselmeler, güç kayıpları, çürüyüşler; aslında çoğu zaman, anayasa adı verilen olgunun dışındaki gelişmelerdir. Olup biten, metni yaratır ve değiştirir. En güçlü olan hakim rengi verir. (2012)
1961 Anayasası’nın talihsizliği, kendisine sahip çıkmayan iktidarların elinde kalmasıdır. (2012)

Yeni anayasa tartışması ciddiye alınmalı. Sonuç almak hedef olmalı, somut bir metin ortaya çıkmalı. Uzlaşılan noktalarda yoğunlaşmak, onlar üzerinden hareket etmeye çalışmak lazım. Bir çözüm yolu bulunabilir.

Anayasaları yaşatan içlerindeki sözcükler değil, dışlarındaki hayattır.

Türkiye'nin bugün, yeni bir anayasa için hiç olmadığı kadar hazır olduğuna inanıyoruz. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde, AK Parti Genel Merkezi'nde, akademi dünyasında, çeşitli sivil toplum kuruluşları nezdinde yürüyen, hepsini de yakından takip ettiğimiz çalışmalar var. Aynı şekilde diğer partilerin ve ilgili kuruluşların da benzer hazırlıkları olduğunu biliyoruz. Bunlar, önce ilkeler, sonra somut metinler düzeyinde belirli bir olgunluğa geldiğinde bir araya getirilecek ve milletimizin gözü önünde tartışmaya açılacaktır. Bir başka ifadeyle yeni anayasa, açık ve şeffaf bir sürecin ürünü olarak hazırlanacaktır. Yeni anayasa çalışmalarında bu safhaya önümüzdeki yılın ilk diliminde ulaşmayı hedefliyoruz. Mümkün olan en geniş mutabakatla ortaya çıkacak yeni anayasa metni de, mutlaka milletin onayına sunulacaktır. Buradan, siyasi partiler başta olmak üzere, yeni anayasa konusunda sorumluluk üstlenecek herkese çağrıda bulunuyorum. Gelin, ideolojik, zümrevi ve kişisel tüm bagajlarımızı, duvarlarımızı, şerhlerimizi bir kenara bırakarak, Türkiye'yi en az bir asır boyunca taşıyacak lafza ve ruha sahip yeni bir anayasaya kavuşturalım. Biz buna varız ve hazırız. Yeni anayasa sürecinin ülkemize ve milletimize şimdiden hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Anayasa değişiklikleri anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez maddelerine aykırı bir durum yaratmamalıdır.
1982 Anayasası’nın savunulacak bir tarafı olduğunu ben de söylemiyorum. Daha laik daha demokrat bir anayasaya herkes evet der.
Yargı bağımsızlığını önleyen Anayasa değişikliği, hukuk devletine zararlı olacaktır. Böyle yaparsanız, hukuk devleti aleyhine yasal olmayan bir işlemi yapmış olursunuz. Kesinlikle cumhuriyetin niteliklerine aykırılık nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açıldığında iptal edecektir. İster Meclis'te 330'u bulun, ister 367'yi bulun, referandumdan çıkarın ama Anayasa Mahkemesi bu değişikliği iptal edecektir.
Reform, mutlaka gerekir. Adalet reformu, hukuk reformu ve Anayasa değişikliği yerindedir ve yapılmalıdır. Ancak hiçbir zaman unutulmasın, laik demokratik cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmiş bir iktidarın ne reform yapmaya ne de anayasa değişikliği yapmaya hakkı yoktur.

Türkiye artık bu anayasa tartışmalarını bitirmelidir.Bir ülke bu kadar sık anayasa değişikliğine tahammül etmez.(2011)
Anayasa yapılırken ulus devlet veya Türkiye devletini tartışacaksanız çok büyük sıkıntılara girersiniz.(2011)

Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz.

Anayasanın, karakollardaki yangın talimatnamesinden daha kolay değiştirilebildiği bir iklimdeyiz, seçim hukuku bir pabuççu muştasıdır.
1961 yılında modern ve hürriyetperver bir yasa, bir anayasa, ihtiyaçtı ve otomobil ise lükstü; 1971 yılında, binek otomobil ihtiyaç yapıldı ve anayasa köhne sayıldı ve "lüks" ilan edildiğini hatırlıyoruz. Bir büyük iç savaş'a, bu tarihten, beş yıl önce başladılar. Bir iç savaş içinde, önce ihanet ettiler ve sonra çökerttiler.
“Acil” anayasa, bir, Erdoğan’a başkanlık; iki, Türkiye Federatif Devleti’nin kapılarını açmak için acil olmuştur. Bu kapılar ise, “ver kurtul” reçetesine gelmektedir ve Amerika’ya çıkmaktadır. Bu, Belge ve Altan için Amerika’yı bulma anlamındadır.

Anayasa, toplumsal sözleşmedir. Bu toplum anayasa yapamadı. Bu topluma Fransa’dan, İsviçre’den, faşist İtalya’dan ve Almanya’dan ithal edilen yasalara dayanarak yapılan anayasalar dayatıldı. Bu topluma anayasa yaptırmak istemiyorlar hâlâ! Kıran kırana boğuştuğumuz, kangrene dönüşen asırlık sorunların, iç ve dış kuşatmaların nedenlerinden biri de bu!

Anayurt Oteli, 1973 tarihli Yusuf Atılgan romanı. Kendisini otelle sınırlayan Zebercet'in dış dünya ve insanlarla ilişkisini ele almaktadır.

İstasyona yakın Anayurt Oteli'nin kâtibi Zebercet üç gün önce perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının o gece kaldığı odaya girdi.
İlkokulun beşinci sınıfındaki öğretmenine benziyordu: yumuşak, genç bir kadın. Sabahları sokaklarda simit sattıktan sonra okula gelen Kürt Muhittin, adını "Çekirdeksiz" takmıştı. Sınıfın büyüğüydü. Başöğretmen gelmişti bir gün, dövmüştü. "Anası oğlan doğurmuş, Zebercet hamur yoğurmuş" derdi. Kadının adını yazdı. Ne dersi veriyordu kimbilir; yetişkin erkek öğrenciler nasıl dinlerdi?
"Filim iyiydi değil mi abi?"
İyiydi, dedi gülümseyip. Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak. Kasabanın ileri gelenleri için genç adamı öldürtmek çok kolaydı. Gene de, saçma da olsa, tek başına bir şeyler yapılabileceği sanısını veriyordu; insan katılıyordu bu yalana.
Yüksek sesle konuşulanlar, tartışılanlar hep bilinen şeyler olduğuna göre ülkenin yönetimini asıl etkileyen, düzenleyen şeyler bu fısıltılarda gizliydi anlaşılan.
Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük. Ayaklarıyla masayı itip aşağıya yuvarladı; bir boşluğa düşerken durdu. Gözleri ağzı açık, bacakları gerilerek, çırpınarak sallanırken kollarını kaldırıp başının üstünden ipi tutmaya uğraştı. (Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?)
Kimi konuşan, gülen, kimi asık, kayıtsız yüzler. Hepsi de birbirine ve ona benziyordu bunların; kendileri bilmeseler de bir insanın yapabileceği her şeyi yapabilirlerdi.
Yeryüzünde canlı kalmanın bir bakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu.
Kaçtınız demek... Kaçılır mı hep? Bu tedirginlik ile yaşanır mı boyuna? Bilinmeyenin tedirginliği...
Daha iyi olanını değil, seni daha iyi hissettireni seçmelisin.
Gelmeseydin ölürdüm. Sen gelmedin ve ben sözümü tuttum. Öldüm.
"Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: ölüm."
"Ne ölüyüm ne sağım."
"Bedenin dayanma gücünü zorlamak da bir çeşit kendini öldürmek değil miydi?"

Ömer Kavur'un yönetmenliği ile Macit Koper'in başrolü üstlendiği Anayurt Oteli, 1986 yılında aynı isimli Yusuf Atılgan kitabından Ömer Kavur tarafından senaryolaştırılmıştır.

Zebercet: Zebercet. Adım Zebercet. Bu otelin yöneticisiyim. 28 Kasım 1950'de doğdum... 7 aylık...
Adım Zebercet. Oysa ben sizinkini bilmiyorum. Gecikmeli Ankara treni ile geldiniz, 3 gün önce. Kaydınızı yapamadım. Adınızı söylemediniz. Döneceğinizi biliyorum gittiğiniz köyden. Hacırahmanlı'dan. 1 haftaya kadar dönerim dediniz.

Emekli Subay: Dışarısı serin bu gece. Kışları nasıl ısıtırsınız bu oteli?
Zebercet: Gaz sobası yanar burada. Merdiven başının geçme tahtaları vardır, kapısı da. 
Emekli Subay: Ya üst kat?
Zebercet: Üst kat... ısınmaz.
Emekli Subay: Eski bir bina.
Zebercet: 1839'da konak olarak yapılmış. 23'te de otele çevirmişler. Babam işletirdi. Sahibi akrabadır. İstanbul'da yaşar.
Emekli Subay: 6 gündür hiç dışarıya çıkmadınız. Hep oturur musunuz böyle?
Zebercet: Evet efendim. İşim bu benim.
Emekli Subay: Güç bir iş. Yardımcınız da yok. İyi dayanıyorsunuz.
Zebercet: Gerçekten güç bir iş mi?

Hakim: Anlatmazsan kötü olur senin için. Söyle, neden öldürdün onu?
Zebercet: Bilemiyorum... Nedensiz olamaz mı?
Hakim: Ağır bir söz mü söyledi sana? Vurdu mu?
Zebercet: Yatakta. Gözleri, ağzı açıktı. Yorganı çektim üzerine...

Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.
Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.
Aptal görünmeye çalışmak en büyük akıllılıktır.
Arkadaş, insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı. Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini.
Arzular! Hiç mi yorulmayacaksınız?
Ağlamak isterdim ama, yüreğim bir çölden daha çoraktı.
Başka birinin sizin kadar iyi yapabileceği bir şeyi bırakın o yapsın, siz yapmayın.
Bir kadınla tartışılmaya başlandı mı kaybedilir.
Bir soruyu kaçırırsanız, cevabı bulduğunuz anlamına gelmez.
Bilge kişi, her şeye şaşan kişidir.
Çok yapılan tenkit ve çıkışlar şiddetini kaybeder. Tıpkı bir tanesi insanın ayağını acıtan çakıl taşının, pek çoğunun üzerinde yüründüğünde tesirini kaybetmesi gibi.
Dünyanın en iyi eğitimi bile kötü içgüdüleri yenemiyordu. 
En güzel çiçek, en tez solandır.

Gerçeği arayanlara inanın. Bulduklarını iddia edenlerden çekinin.
Güzel geleceği bekleyerek görkemli gençliklerimizi eskitiyorduk, işte burada hata yapıyorduk.
Hayat yaşla değil, yaşamakla anlaşılır.
Her dalganın çekilişindeki güzellik kendisinden öncekinin çekilişine borçludur; her çiçek kendi meyvası uğrunda solmak zorundadır; meyva da düşmedikçe, ölmedikçe, yeni çiçekleri sağlayamaz. Bahar bile kışın yasından hız alır.
Her İsviçreli kendi buzulunu içinde taşır.
Her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken, kötü bir şey yapmamak: İşte, budur iyilik.
Herkesin 'hile' yaptığı bir dünyada, 'gerçek insan' bir şarlatan gibi görünür.
İhtişam baktığın şeyde değil bakışında olmalı.
İnsanın hayatı, insanın hayalidir.
İnsana güvenen insanın vay haline.
İnsan öncelikle kim olduğunu anlamalıdır.
İnsanoğlunun dünyayı çirkinleştirdiği doğru.
İnsan kendini sürükleyeni isteyerek izlediği vakit bağını hissetmez; ama direnmeye, uzaklaşarak yürümeye başladığı vakit çok acı çeker.
İnsan yalnız tek bir istemeli ve durmadan hep onu istemeli, o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz.
İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir.
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir.
Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.
Kimse kendine benzemiyor. Herkes bir kalıp seçiyor, ona özeniyor; tamamıyla seçilmiş bir kalıbı kabulleniyor. 
Kitabım kendisinden çok, kendi kendinle ilgilenmeyi öğretsin sana. Sonra kendi kendinden çok, kendi dışında kalanlarla ilgilenmeyi...
Kuşkular, mutluluğu bize haram etmeye yeter.
Nice hastalıklar vardır, elde olmayanı istemekten gelir.
Olmadığın biri olarak sevilmektense, olduğun biri olarak nefret edilmek daha iyidir.
Öfke, aklın alevini söndüren büyük bir rüzgârdır.
Platon'un anlattığı, hiçbir tasın içinde alıkonulamayan Ameles kaynağının suyunu andırır. Her an, getirdiği her şeyi alıp götürür.
Ruhumuz bir değer kazandıysa, başka ruhlara göre daha candan tutuştuğu için kazandı.
Sadece anlamlı olanı, kesin net olanı, gerekli olanı göstermeye, doğal olanı seçip sergilemeye itina gösterdim. İşte burada zeki okuyucu, bizzat kendisi ilave ve çıkarmalar yaparak eksikliği giderecektir. İşte ben buna "okuyucu ile işbirliği" adını veriyorum.
Umutsuzluk nedeniyle korkup kaçma. Umut umutsuzluğun ötesindedir. Aş, yürü, geç onu. Karanlık geçidin ötesinde, ışık bulacaksın.
Yazık! En güzel yollar uçurumlarda bitermiş.
Yazanlar öylesine çok, okuyanlar öylesine az ki!
Yaşam, çok zalim bir öğretmendir. Önce sınav yapar, sonra dersi verir.
Yaşıyorlar, yaşar gibiler, ama yaşadıklarını bilmeyen bir halleri var. 
Yerinmeler, acınmalar, pişmanlıklar, arkadan bakınca geçmişin sevinçleridir. Geriye bakmayı sevmem ve geçmişimi uzaklarda bırakırım, tıpkı bir kuşun uçmak için gölgesini terk etmesi gibi. Her sevinç bizi bekler hep; fakat her zaman yatağı boş bulmak, yalnız olmak ve kendisine bir dul gibi gelinmesini ister. Her sevinç, günden güne bozulan çölün kudret helvasına benzer.
Yükümüz ne kadar ağır ve zahmetli olursa, ruhumuzu o oranda eğitir ve yüceltir.

Andrea Pirlo, Dünya Kupası ve Şampiyonlar Ligi kazanmış İtalyan eski futbolcu ve teknik direktör. Serie A takımlarından Juventus'u çalıştırmaktadır.

Berlusconi ve Ancelotti arasında karşılıklı sevgiye dayanan, oldukça sağlam bir ilişki vardı. Fakat bunun Milan'ı çalıştıran herkes için geçerli olduğunu söyleyemem, örneğin Fatih Terim...
Fatih oldukça dikkat çekici ve kurallara alerjisi varmış gibi görünen garip bir insandı. Daha en başından Milan'da uzun süre görev yapamayacağı oldukça belliydi ve kısa bir süre sonra da kovuldu.
Terim; Milan'dan önce canının istediği her şeyi yapabildiği, daha düşük profilli takımlarda görev almıştı ama burası Milan'dı. Burada bazı hareketlerin tolere edilmeyeceğini herkes bilirdi...
Mesela, öğle yemeğine canı isteyince geç katılıyordu. Milan'ı temsil etmesi gereken resmî aktivitelere kravat takmadan gelebiliyor, sonra bu aktivitelerden evinde Biri Bizi Gözetliyor izlemek için kimseye haber vermeden erkenden ayrılıp Galliani'yi masasında tek başına bırakıyordu. Kendisini tesislerde John Travolta gibi garip, cafcaflı ve renkli kıyafetler giyerken görüyorduk.
Görevi boyunca kendisinin adete gölgesi gibi olan deli bir tercümanı vardı. Terim'in 5 dakikalık ateşli konuşmalarını, duygusuz bir şekilde 5 saniyede tercüme eden bir adam... Tercümanı bir ara Terim'e medya ile tüm ilişkilerini süresiz kesmesini tavsiye etti... Medya ile ilişkileri kesmek... Süresiz... Milan'da... İletişimin her şeyden önemli olduğu ve mükemmel yönetilen bir kulüpte...
Özellikle göreve başladığı ilk günlerde yaptığı takım toplantıları ise unutulmazdı. Terim eline bir tebeşir alıp taktik tahtasına 11 daire çizerdi. Tahtadaki her daire sahaya çıkacak bir oyuncuyu temsil ederdi. Ancak konuşmanın ortasında taktik tahtası çizdiği oklardan ve karalamalardan öyle bir hale gelirdi ki hangi dairenin kimi işaret ettiğini anlamak imkansızlaşırdı. Taktik tahtası, oyuncuları ve mevkileri birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı karmakarışık bir hal alırdı. Kısacası tam bir kaos... Sadece kalecinin kendi pozisyonundan emin olabildiği bir kaos...
Toplantı sırasında bir daireyi işaret edip "Costacurta, tam burada olman gerekiyor." diye konuşmaya başlardı. Bir gün dayanamayıp "Ama patron, o gösterdiğin dairenin biraz önce benim olduğunu söyledin, Costacurta değil ki." demeye zorunlu hissetmiştim.
İşin daha da kötüsü, konuşma ilerledikçe defans bölgesindeki dairelerle forvettekileri karıştırmaya başlardı. Artık öyle bir hal almıştı ki kendi aramızda acaba bunu Berlusconi'nin gizli rüyası olan 2-4-4 taktiğini gerçekleştirmek için bilerek mi yapıyor diye şakalaşmaya başlamıştık.
Ancak şaka bir yana, Terim'in taktik bilgisinin yetersizliğini ve tüm oyun planının takımı bağıra çağıra motive ederek sahada iyi bir sonuç almamızı ümit etmek olduğunu anlamamız çok uzun sürmedi. Belki böyle bir plan başka yerlerde işliyor olabilirdi ama Milan'da işlemezdi. İşlemedi zaten, Milan'da uzun süreli görev alabilmek için bundan daha fazlasına ihtiyaç vardı.

Milan'da beraber çalıştığı Türk teknik direktör Fatih Terim hakkında, Andrea Pirlo: I Think Therefore I Play adlı otobiyografi kitabında.

Andrew Carnegie, (25 Kasım 1835 – 11 Ağustos 1919) İskoçya doğumlu Amerikalı iş insanı ve sanayicidir.

Başkalarını örnek alma, kendini tanı ! Olduğun gibi görün ve buna inan. Çünkü dünyada senden değerlisi yok.
Bir kuruluşun sahip olduğu yeri doldurulamaz tek sermaye insanların bilgi ve yeteneğidir.
Bir kimse tırmanmaya istekli değilse, onu merdivenden yukarı doğru itemezsiniz.
Her şeyi kendisi yapmak veya bunu yaptığı için bütün takdiri kendisi toplamak isteyen hiçbir insan büyük lider olamaz.
Fazla zeki ve çalışkan değildi, fakat kendinden daha zeki ve insanları çalıştırmayı bilirdi.
Kilise orgları için para bağışlıyorum. Tek ümidim, org müziği sayesinde cemaatin dikkatinin ayinin geri kalanından uzaklaşabilmesi!
Kırk yıldır Tanrı'yı taleplerimle rahatsız etmiyorum.
Org müziğinin, cemaatin dikkatini ibadetin kalan bölümünden uzaklaştıracağını umarak kilise orgcularına bağışta bulunurum.
Tanrı'ya inanmıyorum. Benim tanrım vatanseverliktir. Bir insana iyi bir vatandaş olmayı öğretin; hayatla ilgili sorunu çözersiniz.
Yaşım ilerledikçe, insanların ne dediklerine daha az dikkat eder oldum. Yalnızca ne yaptıklarını izliyorum…
Yaşlandıkça başkalarının sözlerine daha az kulak veriyorum. Sadece ne yaptıklarına bakıyorum.

Sözleri
Bir gün geçirdik. Diyelim ki o gün başımızdan çok önemli ve anlamlı şeyler geçti. Bir filmin çıkış noktası olabilecek, bir fikir çatışmasını canlandırmaya yetecek tohumları içinde barındıran şeyler... Peki, böyle bir gün aklımızda nasıl yer etmiştir?
("Mühürlenmiş Zaman")
Güzel, gerçeğin peşinde koşmayanlardan kendini gizler.
("Mühürlenmiş Zaman")
Modern sanatın seçtiği yol yanlıştır, çünkü hayatın anlamını arama adına salt kendini onaylama peşinde koşmaktadır. Bu yüzden bu yaratıcı uğraş, kendi bireyci eylemlerinin bir kerelik değerini haklı göstermeye çalışan eksantrik kişilerin garip bir çabasına dönüşmüştür. Ne var ki, bireyin kendini sanatta kanıtlaması imkânsızdır, çünkü sanat daha farklı, genel ve yüksek bir düşünceye hizmet eder. Sanatçı, kendisine neredeyse mucize sonucu bahşedilmiş sayabileceğimiz yeteneğinin bedelini ödemek zorunda olan bir hizmetkârdır. Günümüz insanı hiçbir şey feda etmeye yanaşmıyor; oysa gerçek bireyselliğe varmanın tek yolu özveriden geçer. Ne yazık ki, bu gerçeği giderek unutuyoruz, dolayısıyla insan olma duygusu da yitip gidiyor.
("Mühürlenmiş Zaman")
Şair, bir çocuğun hayal gücüne ve ruhsal yapısına sahip bir insandır. Hangi dünya görüşünü savunursa savunsun, dünyadan edindiği izlenim dolaysızdır; yani, sanatçı dünyayı "tanımlamaz", dünya onundur.
("Mühürlenmiş Zaman")
Koca bir evreni içinde taşıyan insan, işte benim tek ilgi odağım.
("Mühürlenmiş Zaman")
Sanat yaratma kapasitesidir. Yaratıcının aynadaki yansısıdır. Biz sanatçılar bu jesti tekrarlamaktan, taklit etmekten başka bir şey yapmıyoruz. Sanat, yaratana benzediğimiz belirli bir andır. Bu yüzden yaratandan bağımsız bir sanata asla inanmadım. Tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır. Bu benim yakarışım. Eğer bu dua, bu yakarış, benim filmlerim insanları Tanrı’ya yöneltebilirse ne mutlu bana. Yaşamım esas anlamını bulacak: Hizmet etmek. Ama bunu asla başkalarına empoze etmeye kalkışmayacağım. Hizmet etmek fethetmek demek değildir.
("Les mardis du Cinema")
Yaratıcıdan bağımsız bir sanata hiçbir zaman inanmadım. Sanatın anlamı yakarışın ta kendisidir. Yapıt ise duadır.
Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.
Doğu, ebedi gerçeğe daha yakındı. Ama Batı uygarlığı maddi hayat beklentilerini karşılayarak Doğu'yu yutuverdi. Bunu anlamak için Doğu müziğiyle Batı müziğini karşılaştırmak yeter de artar bile. Batı, "İşte, ben buyum!" diye bağırıyor." Bana bakın,! Dinleyin! Ben ben, ben.. Oysa Doğu kendi hakkında tek kelime etmez.
Şiir benim açımdan bir dünya görüşü, hakikatle olan ilişkimin özel bir biçimidir. Bu açıdan bakıldığında, şiir, insanlara hayatı boyunca eşlik eden bir felsefedir.
("Mühürlenmiş Zaman")
Diğer

Aynı nehre iki kez giremeyiz.
Sabah akşamdan daha akıllıdır.   
Acının kaynağı memnuniyetsizliktir.       
Güneş hâlâ ısıtıyor. Ama artık yetmiyor.  
Hiç kimseye bağımlı olmak istemiyoruz.  
Neysen osun, olmadığın şeyi olamazsın.  
Dahi ile hain hiçbir koşulda uyuşamazlar.   
Bin kez okunan bir kitap, bin ayrı kitaptır.    
Dinleme ve anlama yeteneği çok değerlidir.    
Sanat, kimsenin onu farketmediği yerdedir.  
Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.   
Büyük şeyler sona erer, küçük şeyler baki kalır.   
Dinleme ve anlama yeteneği yüce meziyetlerdir.   
Anılar bizi saldırılara açık, acı çekmeye hazır kılar.   
Mutluluk yoksa da Huzur ve özgürlük var dünyada!  
Yalnız olmaya dayanamayan insan ölümle yüz yüzedir.
Evren, gerçeğin peşinde koşmayanlardan kendini gizler.  
Biz sanatçılar taklit etmekten başka bir şey yapmıyoruz.  
İnsanlar bin yıldır mutluluğun peşinde, fakat mutlu değil.   
Çocuklara aşılanacak en önemli şeyler, erdem ve onurdur.  
Utanmak, insanlığı kurtaracak düzeyde güçlü bir duygudur.  
Zaman, insana verilmiş hem tatlı hem de acı bir armağandır.    
Sanat daha farklı, genel ve yüksek bir düşünceye hizmet eder.   
İçinde koca bir evreni taşıyan insan, işte benim tek ilgi odağım.   
Bu çok boyutlu dünyada biz tek bir boyuta mahkûm edilmişiz.  
Dürüst insanlar hiç zengin olamazlar, zengin insanlar da dürüst.  
Dünyanın gidişatından kaygılanan karakterlere ilgi duyuyorum.   
Kimse doğal olarak kötü olmadığı gibi, kötülüğün de doğası yok.   
İnsanlar çok derindeki duyguları hakkında konuşmak istemezler.    
Hayat çok kısa; alçakların ayakları altında sürünerek geçirilmemeli.    
Bilimdeki anlamayla sanattaki anlama birbirinden tümüyle farklıdır.  
Her insan ancak kendi kendini kurtarmak istediği zaman kurtarılabilir.  
Kaç aydır yaşamıyorum; sadece bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum.  
Ve eğer mutsuzkuklarımız olmasaydı, daha iyi durumda olmayacaktık.   
Bir damla, bir damla daha iki damla etmez, daha büyük bir damla eder.   
İnsanın başka insanlara acı vermeden yaşayabilmesi için bir ideali olmalı.   
İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir.  
Kendi benliğinin mükemmelliğini arzulamayan hiçbir insan değerli değildir.     
İyi bir kitabı okumak, onu yazmak denli zordur," derken Goethe çok haklıydı.    
Yalnız hissetmemek uğruna birlikte olma arzusu, bence çok talihsiz bir durum.  
Sırtlarını bize dayayarak bunun bedelini tamamen masum çocuklara ödetiyorlar.   
Bütün zaman boyunca sanki yaşadığım hayat gerçek değildi de bir tür bekleyişti.   
Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi, yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.   
İkiyüzlü bir şekilde dolanıp herkesi mutlu etmeye çalışmanız midemi bulandırıyor.   
Bir kez olsun aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır.  
Estetik ölçütlerimizi mükemmelleştirmemiz için hayat bize eşit imkânlar sunmuyor.    
Bence insanın şöyle bir prensibi olmalı: “Asla geri döndüremeyeceğin hiçbir şey yapma.     
İnsanlar sosyalleşiyorlar, ama karşılıklı, samimi bir ilgi yok; dolaylı bir yolla karşılaşıyorlar.   
Yaşamlarımız hep yanlış. Bir bireyin topluma ihtiyacı yoktur, bireye ihtiyacı olan toplumdur.  
Dünyada ne kadar kötülük varsa, güzellik yaratmak için de o kadar sebebimiz var demektir.    
Haberlere boğuluyoruz, oysa hayatımızı değiştirebilecek en önemli mesajlar ulaşmıyor bize.     
İnsanın asıl sorunu, anlama dairdir. Hayatın anlamının bilgisine sahip olarak yaşamıyoruz oysa.   
Bana öyle geliyor ki, en dehşetli, en uzlaşmaz mücadele, insanın kendi kendisiyle mücadelesidir.   
Bir insan, kendi benliği özgür değilse, bütün dünyanın bağımsız olmasından ne fayda sağlayabilir?  
Yaşamak yalnızca karnın doyurulmasından, maddi gereksinimlerin karşılanmasından ibaret değildir.    
Bir insanın yaşamak için çok fazla şeye gereksinimi yok. Önemli ve güzel olan, çalışırken özgür olmak.   
Özgürlük demek haysiyete saygı gösterebilmek demektir, hem kendi içinde hem de başkaları içindeki haysiyete.  
Kötülük ne kadar artarsa güzeli yaratma nedeni de bir o kadar artacak. Şüphesiz daha güç olacak, ama daha da gerekli.  
Benim kurduğum dünya kimilerine ilginç gelirken, kimilerinin zerre ilgisini çekmediği gibi, hatta üstelik sinirlendirebiliyor.  
Hiçbir şey yapmadan bu dünyadan göçüp gitmek o kadar kolay ki! Ve benim de yapmak istediğim o kadar çok şey var ki.  
Kendi kendilerine kaldıklarında sıkılan insanlar bana, kendilerine verdikleri değer açısından bir tehlikenin içindeler gibi gelir.   
Bilgilenmede felsefe, eylemde erdem; bilge adamlara göre bunlar her kesimden gelen insanlar için yararlı olan yegâne şeydir.  
Birey olmadıktan sonra toplum bir insan fabrikasıdır ve burada bol bol ”biz” üretilip, ”hepimiz” içinde birer birer öldürülürüz.  
Birey, sürüde yaşayan hayvan gibi değil, kendi yalnızlığında, doğaya, hayvanlara ve bitkilere yakın, onlarla ilişki halinde yaşamalı. 
Belki de en büyük suçumuz, kendi kendimizi değiştirmeden başkalarını değiştirme, başkalarına öğretme girişiminde bulunmamız.  
Hepimiz bekleriz bir şeyler bekleriz. Bir seviniyoruz bir üzülüyoruz. Bir şeyler bekliyoruz. Umutlanıyoruz, umudumuzu yitiriyoruz.      
Fakat iletişim kurmak her zaman çaba ister. Hiç çaba harcamadan, tutkulu bir arzu duymadan bir insanın bir başkasını anlayabilmesi imkansızdır.   
Her insan çocukluktan itibaren kendisiyle zaman geçirmeyi öğrenme gereksinimi duyar. Yalnız olması gerekmez ama kendisiyle kaldığında sıkılmamalıdır.    
Şiir benim açımdan bir dünya görüşü, gerçekle olan ilişkimin özel bir biçimidir. Bu açıdan bakıldığında, şiir, insanlara hayatı boyunca eşlik eden bir felsefedir.   
Ölüm diye bir şey yok. Sadece ölüm korkusu var. Bu dehşetli bir korkudur. Bazen insanlara yapmaması gereken şeyleri yaptırır. Ölümden korkmamayı başarsaydık her şey ne kadar farklı olurdu.  
Günümüz insanı hiçbir şey feda etmeye yanaşmıyor; oysa gerçek bireyselliğe varmanın tek yolu özveriden geçer. Ne yazık ki, bu gerçeği giderek unutuyoruz, dolayısıyla insan olma duygusu da yitip gidiyor.      
Hepimiz bir şey bekleriz. Mesela ben, hayatım boyunca bir şeyler bekleyip durdum, bütün hayatım boyunca sanki tren istasyonunda bekler gibiydim, bütün zaman boyunca sanki yaşadığım hayat gerçek değildi de bir tür bekleyişti.  
İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür.18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar. 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder. Ve insan 25 yaşında ölür, 75 yaşında gömülür.

André Breton (d. 19 Şubat 1896 – ö. 28 Eylül 1966), Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı.

Dada bir zihin durumudur.
Bizi çevreleyen hiçbir şey nesne değildir, her şey öznedir.
Olmuş olanın hiç önemi yoktur, göz kamaştırıcı olan bekleyiştir.
Sanat eseri, geleceğin refleksleriyle titreşimler geçirdiği öl­çüde değer taşır.
İnsanın, artık hissetmediği anda, sessiz kalması gerektiğine inananlardanım.
Yetişkinler için yazılacak peri masalları var. Hala yeşil durumda olan hikayeler.
Hayal gücünü tutsaklaştırmak, insanın kendi öz varlığındaki mutlak adalet duygusuna ihanet etmektir.
Delilik korkusunun bizi hayal gücünün bayrağını dürülmüş şekilde tutmak zorunda bırakmasına izin vermeyeceğiz.
Yitirilmiş olanla yok edilmiş olan arasında derin bir uçurum vardır. Birincisi uygarlığın nedenidir, ikincisi nedensizliğin nedeni.
Sözleri küçümsemeyelim: harikulade her zaman güzeldir, harikulade olan her şey güzeldir, aslında sadece harikulade güzeldir.
Birinin gizlediği şey, bulduğundan ne daha fazla ne de azdır. Ve kişinin kendinden gizlediği şey, başkalarının bulmasına izin verdiğinden ne daha fazla ne de azdır.
Özgürlük, zincirlerden sürekli olarak kurtulmadır; doğru da, bu kurtulmanın sürekli olabilmesi, devamlı mümkün olabilmesi için zincirlerin bizi ezmemesi gerekmez mi?
Sadece insanların birbirlerini sömürmesi bir son bulmamalı, aynı zamanda ‘Tanrı’ denen o saçma ve insanın sabrını tüketen belleğin insanı sömürmesi de bir son bulmalı.
Olan biten bizi şuna inanmaya sevkediyor: Zihinde, yaşamla ölümün, gerçekle düşselin, geçmişle geleceğin, iletilebilir olanla olmayanın çelişki olarak algılanmadığı belirli bir nokta vardır.
Her şeyi bırak. Babadan ayrıl. Karını bırak. Hanımınızı bırakın. Umutlarınızı ve korkularınızı bırakın. Çocuklarınızı ormanda bırakın. Maddeyi gölgeye bırakın. Rahat yaşamınızı bırakın, size verileni geleceğe bırakın. Yollara çıkın.

André Maurois (asıl adı:Émile Salomon Wilhelm Herzog) (d. 26 Temmuz 1885  Elbeuf, Fransa - ö. 9 Ekim 1967 Neuilly-sur-Seine), Fransız roman, hikâye, deneme, biyografi, tarih yazarıdır.

Her güne kendi acısı yeter.    
Başarı her zaman düşmanları kışkırtır.  
Düşüncelerde hastalıklar gibi bulaşıcıdır.    
En gerçek acılarımız bile, biraz yapmacık vardır.   
Fırtınalar insanların denizi sevmesine engel olamaz.        
Çalışma, sıkıntıyı, kötülüğü ve yoksulluğu uzaklaştırır.   
İstemek, istiyorum demek değil, harekete geçmektir.   
Bir kadın aynı zamanda hem sevdalı, hem anne olamaz.   
Mutluluğun ilk tarifi şudur: Geçmişe fazla karışmaktan kaçının.
Tecrübelerin bir değeri varsa, o da bir acı karşılığında elde edilmiş olmasıdır.   
Bir çok şeyi orta derecede öğrenmektense, az şeyi iyi öğrenmek daha iyidir.   
İnsanın beklemekte olduğu mutluluk, tatmakta olduğu mutluluktan daha güzeldir.    
İsteğe sahip olmak istediğini söylemek değil, seni meşgul etmek anlamına geliyor.  
Kişisel isteklerimize uyan herşey gerçek gibi görünür; uymayan ise bizi öfkelendirir.    
Hangi hayat sonsuzdur ki ve en çelimsiz nehir bile kavuşur eninde sonunda denizine.    
Yaşlanmak kötü bir alışkanlıktır yalnızca. Meşgul insanlarınsa buna harcayacak zamanı yoktur.   
Her şeyin ta tepesine çıkmak iyi şeydir, ama, tepeler ıssızdır, soğuktur, ebedi karlarla kaplıdır.  
Ülkede kolluk kuvvetlerine olan güven zayıfladıkça, aslında rezil birer hırsız olan eşkiyalar tanrılaştırılır.   
Pek az kişiye, mutluluğa erişmek için bir fırsat düşmemiştir, ama pek az kişi de bu fırsattan yararlanmayı bilmiştir.   
İhtiyar; neye yarar? Diye düşünen kimsedir. Çünkü mücadele etmek neye yarar? Sorusuna sıra gelecek, nihayet son sözünü söyleyecektir. Yaşamak neye yarar!   
Başarısızlık ve felaketlere rağmen, hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar, daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır.   
Herkese gülümseyin. Çünkü herkesin kendine itimada ihtiyacı vardır. Bir insanda bu itimadı veren en büyük kuvvet de karşısındakinin yüzünde gülümseme görmesidir.   
Kötü olan okuma, okumaktan bir nevi afyon hizmeti bekleyenlere aittir ki, onlar gerçek dünyadan ayrılarak kendilerini bir hayal alemine daldırırlar. Okumaksızın bir dakika geçiremezler.    
Gerçekten aşık bir kadın, kendi benliğini unutur zaman zaman; bir benliği olduğunu söyler, kendini buna inandırmaya çalışır, ama doğru değildir. Sevdiği adamın, kendisinde bulmak istediği kadını anlamaya ve o kadın olmaya çalışır.

André Léon Marie Nicolas Rieu (d. 1 Ekim 1949), Hollandalı kemancı, besteci, orkestra şefi ve Johann Strauss Orkestrası'nın kurucusu.

Bana saldıran eleştirmenler ve müzisyenler başarımı kıskanıyor ve bu da beni mutlu ediyor.
Benim düşüm, tüm klasik müziği herkes için erişilebilir yapmaktır.
Hayatımızda kararlarımızı kalbimizle vermeliyiz, beynimizle değil, sadece müzikte değil bütün bir günlük hayatımızda.
Mozart, müziğini elitler için değil herkes için besteledi.
Tedavi edilemez bir olumlu iyimserim.

Ben geleneksel anlamda ama aynı zamanda modern bir gösteri insanıyım. Büyülemek için sahne ve ışıklardan faydalanmayı seviyorum.
Johann Strauss'a fazlasıyla hayranım. O'nun, yaşadığı zamanın bir dehası olduğuna inanıyorum.
Şişman bir çocuktum ve kek severdim. Belki de hayatımdaki tek tatlı şey o olduğu için.
Turda olmadığım zamanlarda evin bahçesinde uzun bir kahvaltı yapmayı severim.
Vals benim için olumluluğumu ifade etmenin, dünyaya keyif getirmenin çok önemli bir biçimi.
Yılın yarısını dünyayı gezerek geçiriyorum, her yıl, bu yüzden eve dönmek en güzel şeylerden biri.
4 ya da 5 yaşındayken babamın konserlerine katılırdım. Tekrarlama isteklerinde en sık olarak Strauss valsleri çalardı ve dinleyicilerin mutlu olduklarını görürdüm.

André Rieu, Resmi internet sayfası

Angel-A, 2005 yapımı Aşk, Felsefe, Psikoloji filmi. 

Paris mükemmel bir şehir. Ama tadını çıkaracak zamanım yok. İyi ve cömert biriyim. Yatakta da fena sayılmam. Hayatım çok iyi gidiyor. Herhalde rahatlıkla iyi biri olduğumu söyleyebilirim. İşte, hakkımda anlatacaklarım bu kadar. Bu olmak istediğim, olmayı hayal ettiğim kişi. Çünkü yalan söylüyorum. Kendime. Herkese. Bütün gün.
Şimdi izin verirseniz size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bence burada size yardım edebilecek tek kişi sizsiniz.
Neden kendine başka bir köprü seçmedin? "Aynı şeyi düşünmüşüz. Komik değil mi?" Evet, hem de nasıl, çok komik........(ara konuşmalar) ........."Ayrıca bana akıl vermeye kalkma. Ben olmasam çoktan ölmüş olacaktın." Peki kurtaracağı biri olmasa kim ölmüş olacaktı?
Evet, şimdi ne yapacağız? "Ne mi yapacağız? Hayatımı kurtardın. Herhalde hayatımla ilgili bir planın da vardır."
Hayatımı sana versem ne yapacağını bilir miydin?
Angela. Bir seksen boyunda, güzel ve baca gibi sigara içen bir kadının pek de ideal bir melek görüntüsü olmadığını kabul etmelisin.
Sana görevin verildikten sonra kostüm odasına gidersin. Bu en sevdiğim bölümdür. "Peki sen ne kostüm seçtin?" Kaltak. "Biliyor musun çok yakışmış." Teşekkür ederim.
Aslında kadın yanın erkek yanından daha güçlü. Duygusallığın, mizah anlayışın, zekân buradan geliyor. Bunlar kadın özellikleridir. Erkekler avcıdır. Ama sen avlanmak için yaratılmamışsın.
Hadi aynaya bak. Ne görüyorsun? Aynaya bak dedim. Ne görüyorsun? "Şey var. Güzel bir kız." Teşekkür ederim. Peki onun yanında ne görüyorsun? "Bilmiyorum." Güzel. Gelişme var. Öyle mi dersin? Evet. Eskiden sadece bir serseri görüyordun. Artık en azından onu görmüyorsun. Bu içini temizledin demek. Şimdi boş kabuğu bir şeyle doldurmamız gerek. Bu halde bırakamasın. Bu yüzden bak, önünde. Bu güzel yüzde beğendiğin bir şey yok mu? "Fazla yok." İyi bak. Gözlerine. Ne görüyorsun? "Biraz iyilik?" Evet, ondan var. Hem de çok. Başka? "Güzellik." Çok doğru. Çok güzeller. Başka? "Belki, biraz tatlılık." Evet. Hem de çok. Ya sevgi? "Evet. Sevgiden de çok var. Belki de çok fazla." Çok fazlaysa çıkarman gerek. Beni sevdiğini söyle. "Anlamadım?" Beni seviyor musun? "Evet, çok. Yani sana karşı bir yakınlık hissediyorum ama bu belki de arkadaşlık ya da..." Beni seviyor musun sevmiyor musun? "İlk günden beri. İlk saniyeden beri." Güzel. Söyle öyleyse. "Bunu söylemek zor." Neden biliyor musun? "Hayır." Çünkü sana hiç söyleyen olmadı, değil mi? Biri nasıl yapacağını göstermeyince kendini sevmek zor. "Evet." Seni seviyorum, Andre. İşte oldu. Sen de sevildin. Artık sevgi vermemen için sebep yok. Hadi. "Seni seviyorum Angela. Ya da adın her neyse." Haklısın. Adımı kullanmadan yeniden söyle. "Seni seviyorum." Güzel. Şimdi, kendi gözlerinin içine bak ve tekrarla. "Yapamıyorum." Elbette yapabilirsin. Vücuduna bak. Sevgisizlikten ve güvensizlikten acı içinde. Senin ilgine ihtiyacı olduğunu görmüyor musun? Hayır, bu yaralı vücuda bunu çok görme. Çünkü sana çok uzun zaman katlandı ve hiç şikayet etmedi. Ona önemli olduğunu söyle. Buraya ait olduğunu anlat. Hak ettiği şeyi ver. "Seni seviyorum Andre. Seni seviyorum." Seninle gurur duyuyorum.
Paris üstünde yükselen güneşi görebiliyorum. Hepsini görüyorum. Hepsi onun sayesinde. Beni hiç yargılamayan iyiliği sayesinde.Hiç değerim olmasa da, o beni böyle sevdi.

Angela'nın Külleri, İrlandalı yazar Frank McCourt'un 1996 yılında yayınlanan otobiyografik romanı.

Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluk geçirdim, mutlu bir çocukluğun pek kayda değer bir yanı yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü, mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır.
Dünyanın her tarafında insanlar acılarıyla övünür ya da sızlanırlar.
Toprağın üstünü hemen beyaz bir kırağı tabakası kaplıyor. Theresa'nın tabutu içinde üşüdüğünü düşünüyorum. Kızıl saçlarıyla, yemyeşil gözleriyle o tabutun içinde yatışı gözlerimin önünde canlanıyor. Duygularımı tam olarak adlandıramıyorum, ama ailemdeki ölüm olaylarında olsun, mahalleden ölen insanlar için olsun, yüreğimde hiç böyle bir acı duymamıştım. Ve bundan sonra da duymak istemem.
İnsanın kafasının içine kimsenin karışamaması çok güzel bir şey.
Limerick dindarlığıyla ünlüydü​, ama biz bunun sadece yağmurdan kaynaklandığını bilirdik.
Rahipler, rahibeler bize İsa'nın da fakir olduğunu ve bunda utanacak bir şey olmadığını söylüyorlar. Ama kendi evlerinde viskiler, şaraplar, domuz etleri, yumurtalar gırla gidiyor.
Bir insanla konuşmamak en ağır cezadır.
Yattığım yerden annemin mutfak masasında bir sigara yaktığını görüyorum. Bir yandan da, ağlıyor. Yatağımdan kalkıp yanına giderek artık büyüdüğümü ve yakında o büyük kapılı fabrikada işe gireceğimi, her cuma akşamı paramı eve getireceğimi söylemek istiyorum. Reçel, yumurta, yağ alabilirsin ve yine şarkılarını söyleyebilirsin, anneciğim. En sevdiğin şarkıyı... "Herkes anlayabilir neden seni öpmek istediğimi."
Müdür, din uğruna ölmek büyük bir onurdur diyor. Babam İrlanda uğruna ölmek büyük bir onurdur, diyor. Hiç yaşamak isteyen yok mu, diye düşünüyorum.
Din için ölmek palavra. Sadece bizi korkutmak için bu palavraları atıyorlar. İrlanda uğruna ölmek de palavra. Artık kimse hiçbir şey uğruna ölmüyor. Yeteri kadar insan ölmüş. Ben ne İrlanda uğruna ne de din uğruna ölürüm doğrusu. Belki, annem için ölebilirim.
Pazar geceleri Mrs. Purcell'in penceresinin altına oturup BBC, Radyo Eireann ya da İrlanda radyosunda yayınlanan oyunları dinliyorum. O'Casey, Bernard Shaw, İbsen ve Shakespeare. En mükemmeli Shakespeare. İngiliz bile olsa, en iyisi o. Patates püresi gibi, insan asla tadına doyamıyor. Bir de Yunanlıların garip oyunları var. Yanlışlıkla annesiyle evlenen adamların gözlerini filan oyuyorlar.
Tanrı bu korkunç dünyayı yarattı ama kendisi iyidir.
Hiçbir şey bilmeden, öğrenmeden kendimizi hayatın içinde bulduk. Kadın olmadan anne oluverdik.
Jambonumu, yumurtamı rahat rahat yemek ve hayatta hiçbir kaygım olmadan vicdanım rahat yaşamak istiyorum. Normal olmak istiyorum.
Babam İrlandalılar'ïn her gün milyonlarca patates kabuğunu ziyan ettiklerini söylüyor. Binlerce insanın veremden ölmesinin nedeni bu zaten. Ben yumurtayı da kabuğuyla yerim. Yumurtanın kabuğunda vitamin çok. Hem, israf sekizinci günahtır.
Ben de büyüyünce iyi bir iş bulacağım, tabii, eğer evden kaçıp Kanada Kraliyet Polis Akademisi'ne katılmazsam. Bunu başarabilirsem, Nelson Eddie'nin divanın üzerinde yatan veremli Janette McDonald'a söylediği gibi "Sana  sesleniyoruuuum," diye şarkı söyleyebilirim.
İsa'nın İsrailli olması daha iyi olmuş. Eğer İsa Limerickli olsaydı vereme yakalanıp bir ay içinde ölebilirdi. O zaman da, Katolik Kilisesi olmaz, bizim sınavlarımıza gerek kalmazdı. Bu büyük kitabı ezberlememiz ve İsa hakkında kompozisyonlar yazmamız da gerekmezdi.
Tanrı tek oğlunu, çarmıha  gerilsin de, sizler bu İlk  Sınav'ınızı geçip insanlara el açarak para toplayın diye göndermedi. İsa ıslah olmanız için ölmüştür.
Henry Street'te yağmura yakalanıp kendimi Aziz Francis'in kuşlar ve koyunlarla çevrilmiş heykelinin önünde buluyorum. Onun yüzüne bakıyorum ve ona Theresa için boşuna dua ettim, diyorum. Ne duası! Ona  yalvardım. O ise, yüzünde  sahte gülümsemesiyle, kuşları ve kuzularıyla öylece durdu. Aziz Francis, seninle işim bitti artık, diyorum. Bana ne diye bu ismi vermişler ki? Malachy adını bana koysalardı çok daha iyiydi. O bir kral adı, benimki bir aziz adı. Theresa'yı neden iyileştirmedin ve cehenneme gitmesine göz yumdun? Annemin o tavan arasına çıkmasına da göz yumdun. Beni lanetlenmiş bir insan durumuna düşürdün. O küçücük çocukların Nazi kamplarında öldürülmesine de göz yumdun. Zavallıların ayakkabıları oralara buralara saçılmış. İçimdeki o çıban yine büyüyor. Göğsümde bir boşluk hissediyorum. Midemde de. Karnım aç. Aziz Francis bir işe yaramıyor. Gözlerimden akan yaşlara, hıçkırıklarıma engel olamıyor.
Michael'ın tabanı çıkmış ayakkabısıyla uzaklaşmasını izliyorum. Postanedeki işime başlayınca, ona ayakkabı alacağım. Evet, alacağım. Bir de yumurta alıp onu Lyric Sineması'na götüreceğim. Sinemada ona şeker alacağım, sonra da Naughton'da balık ve patates yedireceğim. Patlayana kadar balık ve patates yiyeceğiz. Bir gün elektriği, özel tuvaleti olan bir ev tutacak kadar para kazanacağım. Herkes gibi çarşaflan ve yastıkları olan yataklarımız olacak. Pırıl pırıl bir mutfakta kahvaltımızı edeceğiz. Çay fincanları ve tabakları, yumurtalıklarıyla sofralar  kuracağız. Çaydanlıkta  çayımız kaynayacak. Bol tereyağlı rafadan yumurtamızı yiyeceğiz. Kızarmış ekmeklerimize bol bol marmelat süreceğiz. BBC ve Amerikan Silahlı Kuvvetler radyosunu dinleyeceğiz. Hepimize güzel elbiseler alacağım ve artık yırtık pantolonlarımızdan  kıçımız çıktığı için utanmayacağız.

Angela: Gel yoksa o merdivenleri çıkıp seni dünyaya geldiğine pişman ederim.
Frank: Dünyaya geldiğine pişman etmek mi? O da ne demek?
Angela: Bırak şimdi bunu. Hemen aşağı in.
[Frank kendi kendine]: Annemin sesi çok sert geliyor ve dünyaya geldiğime pişman olmak epeyce tehlikleli bir şeye benziyor. Aşağı iniyorum.

Mrs. Purcell: Biliyor musun, Frankie?
Frank: Neyi, efendim?
Mrs. Purcell: Shakespeare o kadar mükemmel ki, İrlandalı olması gerekirmiş.

Peder: Şuraya otur, çocuğum. Bana içini dök. Tabii, eğer istersen. Benim adım Peder Gregory.
Frank: Bugün on altı yaşına bastım, Peder.
Peder: Ne güzel. Bunda üzülecek ne var?
Frank: Dün gece ilk biramı içtim.
Peder: Evet?
Frank: Anneme tokat attım.
Peder: Tanrı korusun! Bu kötü işte. Ama Tanrı seni bağışlayacaktır. Başka bir şey var mı?
Frank: Size söyleyemem, Peder.
Peder: Günah  çıkarmak ister misin?
Frank: Yapamam. Çok kötü şeyler oldu.
Peder: Tanrı tövbekar olanları bağışlar. O sevgili oğlunun ölümüne bizlerin kurtuluşu için göz yumdu.
Frank: Anlatamam, anlatamam.
Peder: Ama Aziz  Francis'e anlatabilirsin, öyle değil mi?
Frank: O artık bana yardım etmiyor.
Peder: Ama onu seviyorsun, değil mi?
Frank: Evet. Benim de adım Francis.

Angela'nın Külleri Frank McCourt'un aynı adlı romanından uyarlanan 1999 yılı yapımı, yönetmenliğini Alan Parker'ın yaptığı, başrollerinde Emily Watson, Robert Carlyle, Joe Breen, Ciaran Owens ve Michael Legge'in oynadığı film.

Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluktu; mutlu bir çocukluğun pek kayda değer yanı yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır.

[Gemi New York City'den ayrılırken] Özgürlük Heykeline merhaba yerine hoşçakal diyen tek İrlandalı aile biz olmalıyız.
Eğer Amerika'da olsaydım filmlerde olduğu gibi "Seni seviyorum babacığım" diyebilirdim. Ama bunu Limerick'te söylersen sana gülerler. Limerick'te sadece Tanrı'yı, bebekleri ve kazanan atları sevdiğini söylemene hoş bakarlar. Bunun dışındaki her şey kafanının içinde kalması gereken bir şeydir.
Baba, oğul ve kutsal tost adına.
Babam içinde üç ayrı kişilik taşıyan biriydi: Sabahları çayını ve sigarasını içerken bize öyküler anlatan, gündüzleri iş arayan ama asla bulamayan ve geceleri eve nefesi viski kokarak gelen.
Shakespeare patates püresi gibidir bayan, asla yeterince doyamazsınız.

[Frank, komünyon kahvaltısını kustuğunda]

Şuna bak İsa’nın kanını ve vücudunu kusuyor. İsa’yı bahçeme kusuyor!

Angela McCourt: Eğer bir iş bulabilseydim İngiliz fabrikalarına çalışmaya giderdim.
Malachy: Fabrikalarda kadınlara uygun bir iş yoktur Angela.
Angela McCourt: Kıçının üzerinde oturmak da erkeklere uygun değildir Malan.

Frank:Affet beni, peder. Son itirafım bir dakika önceydi.
Peder:Bir dakika mı? Sen biraz önceki çocuk musun?
Frank: Evet, peder. Büyükannem kutsal su mu normal su mu olduğunu soruyor?
Peder: [iç çeker]
Frank: Normal su olduğunu ve kendisini bir daha rahatsız etmememizi söylüyor.
Büyükanne Sheehan: Rahatsız etmek mi?

[Öğretmen, Frankie'nin kompozisyon ödevi olarak "İsa Limerick'te yetişmiş olsaydı ne olurdu?" konusunu hazırlamasını ister ve küçük Frankie mükemmel cümleler çıkartır kaleminden:]
Frank: Kompozisyonumun adı...
Öğretmen: Başlık, McCourt, başlık!
Frank: Kompozisyonumun başlığı: "Yağmur Altındaki İsa"
Öğretmen: Ne?!
Frank: "Yağmur Altındaki İsa" efendim.
Öğretmen: Pekala! Oku bakalım.
Frank: İsa'nın Limerick'te yaşamaktan hoşlanacağını sanmıyorum. Çünkü burada devamlı yağıyor. Shannon nehri taşarak kent sürekli su altında kalıyor. Babam Shannon'in katil bir nehir olduğunu söylüyor. Çünkü Shannon iki kardeşimi öldürdü. İsa tasvirlerine baktığınızda onun devamlı bir katır üzerinde, eski İsrail sokaklarında gezdiğini görürsünüz. Orada asla yağmur yağmaz. Ve orada insanların asla öksürdüğünü duymazsınız. Ya da vereme yakalandığını ve benzeri bir şeyi. Orada kimse çalışmaz. Çünkü tüm yaptıkları ortalıkta gezinmek, yemek ve çarmıha gerilme törenlerine gitmektir. İsa'nın karnı acıktığı zaman bütün yapması gereken bir hurma ağacına ya da portakal ağacına gidip gönlünün dilediği kadar yiyip karnını doyurmaktır. Ya da canı bira istediği zaman sadece elini bardağın üstünden şöyle bir geçirmesi yeterlidir. Hiçbir şey olmasa Azize Magdalene'yı veya Rahibe Martha'yı ziyaret ederdi. Onlar da hiçbir soru sormadan akşam yemeğini verirlerdi. Bu nedenle İsa'nın Yahudiler arasında o sıcak ve nemsiz topraklarda doğması güzeldi çünkü Limerick'te vereme yakalanıp bir ayını doldurmadan ölürdü. Ve Katolik Kilisesi olmazdı. Biz de bu konuda kompozisyon yazmak zorunda kalmazdık. Son!
Öğretmen: Bu kompozisyonu kendi başına mı yazdın McCourt?
Frank: Ben yazdım efendim.

Angela Yvonne Davis (d. 26 Ocak 1944 Birmingham, Alabama), 1970'li yıllarda, politik tutukluların hakları hareketinin sembolü olan, Amerikalı insan hakları savunucusu, filozof, hümanist ve yazar.

Hiçbir insan yasadışı değildir.  
Özgürlük sürekli bir mücadeledir.   
Sadece aptallar hayatını paraya değişir.  
Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın.  
Irkçı olmamak yeterli değil, ırkçılık karşıtı olmalısın.  
Politik eşitlik, ekonomik eşitliğin kapısını açmıyordu.  
Sakın unutma, ne olursa olsun üstesinden geleceğiz.    
Tarihin aktif ajanlarıyız ve tarih web sayfaları gibi silinemez!   
Bir insanı tanımakla anlamak arasında dağlar kadar fark var.  
Kadınların başkaldırması, insanlığın başkaldırması demektir.   
Ellerimizin kelepçelenmediği doğru, fakat kalplerimiz incindi.     
Ben bu çirkin suçu işleyen herhangi birinin savunucusu değilim.    
Bir kimse hakkında soylenenleri dinleyerek bir kanıya varmam âdetim değil.
Kadın yürüyüşü, devlet şiddetinin kötü güçlerine karşı feminizm vaadini temsil ediyor.  
İnsanlık tarihinde ilk köleleşme, serfleşme ve işçileşmenin temeli sümer rahip devletinde atılmıştır.  
O ülkenin tarihinin doğasını şekillendiren siyahi insanların özgürlük mücadeleleri, bir el hareketi ile silinemez.
Dünyayı temelinden dönüştürmek mümkünmüş gibi davranmalısınız. Ve her zaman bunu yapmak zorundasınız.
Amerikalıların, bu kadar çok köleliğin var olduğu bir toprağı nasıl özgürlük toprağı olarak çağırdıklarını anlayamıyorum.   
Bence hiyerarşinin en altında yer alan insanlara davranışımız ile hayvanlara uyguladığımız muamele arasında sıkı bir bağ var.     
Hepimiz o kadar aşağılara atıldık ki kimse yerimizden kalkabileceğimizi düşünmedi, fakat yeterince uzun ezildik, şimdi yeniden kalkacağız.  
Kapitalist endüstriyel forma dayalı gıda üretimine meydan okumamız gerekiyor. Tüm o yediklerimiz çok ama çok büyük bir zulmü maskeliyor.   
Bu ülkede tavukların endüstriyel olarak korkunç koşullar altında üretildiğini aklımıza bir kez olsun bile getirmeden oturup bir tavuk parçası yiyebiliyor oluşumuz.  
Tükettiğimiz gıdalarla eleştirel bir ilişki kuramıyor oluşumuz, dünyayı algılayışımızda meta formuna olan bağımlılığımızın ne denli ileri bir seviyeye geldiğini gösteriyor.    
Biz, bu ülkenin kadınları, kullanmak istesek bile oy hakkına sahip değiliz. Fakat emeğimize sahibiz. Nerede ücretler düşürülecekse, kapitalist sınıf düşürmek için kadınları kullanıyor.   
Yaşadığımız çevreyi oluşturan tüm nesnelerin ardında, hem insan hem de insan olmayan hayvan ilişkilerini gözümüzde canlandırma alışkanlığı edinmeyi başarabilseydik eğer, bu gerçekten devrimci bir hareket olurdu.  
Çoğu insan aslında yedikleri şeyin bir hayvan olduğu üzerine kafa yormaz. Bir biftek veya tavuk eti yediklerinde, bu hayvanların sırf insanlar onları tüketebilsin diye ne büyük acılar çektikleri akıllarının ucundan geçmez.  
Olağanüstü durumlar dışında benim bildiğim iki baskı var: Rengimizden dolayı karşılaştığımız baskılar, yani ırkçılık. Ve ekonomik sınıfımızdan dolayı karşılaştığımız baskı yani sömürü. Bu ikisine karşı çıkmadan, kadın haklarını korumak söz konusu olamaz.  
Diğer insanlar üzerinde şiddet uygulayanların yöntemlerine bakarsanız, şiddetin hangi türünden zevk aldıklarını görmek için yöntemlerini sıklıkla hayvanlar üzerinde denemiş kişiler olduklarını göreceksiniz. O nedenle, bu meselenin daha pek çok farklı yönü var.  
Kapitalizmin ve onun zihinlerimizi nasıl sömürgeleştirdiğinin işaretlerinden biri. Önümüzde metadan öte bir şey göremiyor oluşumuz, gündelik olarak kullandığımız metaların ardındaki ilişkileri anlamayı reddediyor olmamız. İşte yediklerimizle ilişkimiz aynen böyle.  
Çoğu zaman vegan olduğumu belirtmezdim ancak bu durum yavaş yavaş değişti. Artık bundan bahsetmenin tam zamanı çünkü veganlık devrimci anlayışın bir parçası merhamete dayalı ilişki kurma yolları ararken, yalnızca insanlarla değil, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da merhamete dayalı bir ilişki biçimi nasıl geliştirebiliriz?  
Çoğu insan aslında yedikleri şeyin bir hayvan olduğu üzerine kafa yormaz. Bir biftek veya tavuk eti yediklerinde, bu hayvanların sırf insanlar onları tüketebilsin diye ne büyük acılar çektikleri akıllarının ucundan geçmez.
Çoğu zaman vegan olduğumu belirtmezdim ancak bu durum yavaş yavaş değişti. Artık bundan bahsetmenin tam zamanı çünkü veganlık devrimci anlayışın bir parçası –merhamete dayalı ilişki kurma yolları ararken, yalnızca insanlarla değil, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da merhamete dayalı bir ilişki biçimi nasıl geliştirebiliriz sorusunu sormamız ve bunun için de kapitalist endüstriyel forma dayalı gıda üretimine meydan okumamız gerekiyor.
Tüm o yediklerimiz çok ama çok büyük bir zulmü maskeliyor. Bu ülkede tavukların endüstriyel olarak korkunç koşullar altında üretildiğini aklımıza bir kez olsun bile getirmeden oturup bir tavuk parçası yiyebiliyor oluşumuz, kapitalizmin ve onun zihinlerimizi nasıl sömürgeleştirdiğinin işaretlerinden biri. Önümüzde metadan öte bir şey göremiyor oluşumuz, gündelik olarak kullandığımız metaların ardındaki ilişkileri anlamayı reddediyor olmamız. İşte yediklerimizle ilişkimiz aynen böyle.
Bence hiyerarşinin en altında yer alan insanlara davranışımız ile hayvanlara uyguladığımız muamele arasında sıkı bir bağ var. Diğer insanlar üzerinde şiddet uygulayanların yöntemlerine bakarsanız, şiddetin hangi türünden zevk aldıklarını görmek için yöntemlerini sıklıkla hayvanlar üzerinde denemiş kişiler olduklarını göreceksiniz. O nedenle, bu meselenin daha pek çok farklı yönü var.
Tükettiğimiz gıdalarla eleştirel bir ilişki kuramıyor oluşumuz, dünyayı algılayışımızda meta formuna olan bağımlılığımızın ne denli ileri bir seviyeye geldiğini gösteriyor. Marx’ın gerçek nesnenin mübadele değeri dediği şeyin –bu nesnenin barındırdığı ilişkileri düşünmüyoruz- ve daha da önemlisi ister gıda ya da giysi, ister iPad’lerimiz veya bu tür bir kurumda eğitim vermek için edindiğimiz malzemeler olsun, bu nesnenin üretiminde neyin önem teşkil ettiğinin ötesine geçemiyoruz. Yaşadığımız çevreyi oluşturan tüm nesnelerin ardında, hem insan hem de insan olmayan hayvan ilişkilerini gözümüzde canlandırma alışkanlığı edinmeyi başarabilseydik eğer, bu gerçekten devrimci bir hareket olurdu.

Angela Dorothea Merkel (Almanca telaffuz: [aŋˈɡeːla doʁoˈteːa ˈmɛʁkl̩];[a] evlilik öncesi soyadı: Kasner; d. 17 Temmuz 1954), Alman siyasetçi. 2002-2005 yılları arasında muhalefet lideri, 2000-2018 yılları arasında Hristiyan Demokrat Birliği lideri ve 2005-2021 yılları arasında Almanya şansölyesi olarak görev yapmıştır.

Türkiye’yi görmezden gelemezsiniz. NATO üyesi Türkiye, Avrupa’ya yasa dışı göçle mücadelede AB için merkezi bir rol oynuyor. Türkiye’nin büyük hedefleri var ve ilişkilerde birçok hayal kırıklığı yaşanıyor. Temel konularda tutumlar farklı olsa bile yine de pragmatik anlaşmalar bulmanız gerekiyor. Birbirimizle konuşmaya devam etmeliyiz.
Avrupa, inanç ve din özgürlüğünün olduğu; bunlara saygının kıymet taşıdığı bir yerdir.
Bizim vazifemiz Hıristiyan ve diğer din mensuplarına özgürce inançlarını yaşayabilmelerini sağlamak.
Özgürlük özlemi duvarlarla uzun süre tutulamaz.
(Berlin Duvarı hakkındaki yorumu.)
Tarih bize özgürlük özlemiyle serbest bırakılan güçlerin gücünü sık sık göstermiştir. İnsanları korkularının üstesinden gelmeye ve yaklaşık 22 yıl önce Doğu Almanya ve Doğu Avrupa'daki gibi diktatörlerle açıkça yüzleşmeye yöneltti. Almanya ile Avrupa'yı ve hatta dünyayı iki bloğa ayıran Demir Perde'yi indiren bu özlemdi.
Dünya genelinde din ve inanç özgürlüğü için mücadele etmeliyiz. Din özgürlüğü, en önemli insan haklarından biridir.
Entegrasyon her zamankinden daha güncel bir hal almıştır.
Euro çökerse Avrupa da çöker.
Koronavirüs salgınının etkileri 2008 yılındaki banka ve finans krizinden daha kötü.

ALF (Animal Liberation Front - Hayvan Kurtuluş Cephesi), 1976´da radikal hayvan hakları eylemcisi Ronnie Lee´nin kurduğu aktivist gruptur.

ALF gönüllüleri hayata hürmet, saygı ve özgürlük duygusuyla öylesine dolular ki katıldığımız her bir ALF eyleminde, mazlum hayvan yakınlarımızın özgürlüğünü elde edebilmek için kendi özgürlüğümüzü beraberce riske atabiliyorduk. — Rod Coronado 
ALF hiç kimseyi öldürmemiş olan tuhaf bir terörist oluşum. 
(The Observer gazetesinden)
ALF ve ELF bildirileri solun çürümüş ve kokuşmuş mantralarına karşı gerçekten ilham veren alternatif vizyonlar ortaya koyuyor. Bu keyif dolu ve azimli metinler hayvanlara  işkence edenlere karşı yürütülen kundaklama, sabotaj ve saldırı haberleriyle dolu; yükselen, derinleşen ve büyüyen krizin doğasını açığa çıkararak bize “uygarlığın” ne kadarının yok olması gerektiğini gösteriyor. — John Zerzan 
Hiçbir şüpheye yer bırakmadan söyleyebilirim ki, ALF’in yıllar içinde kurtardığı hayvanların sayısı milyonları buldu. Toplam sayıyı tahmin etmek imkânsız. ALF sayesinde, laboratuvarlarda kullanılmak üzere kedi, köpek, tavşan ve diğer hayvanları üreten pek çok merkez, birçok kürk dükkânı ve kasap kapatıldı. Hayvanlara zulmedenler, er ya da geç, karşılarında ALF’i bulacaklarını ve işlerinden olacaklarını idrak ettiler. — Robin Webb
Hayvanların hakları olduğu ve bu hakların mülkiyet haklarının üstünde olduğu kabulüyle ALF’in hayvan sömürüsü endüstrileri, devlet ve medya tarafından öne sürüldüğü gibi terörist değil tam tersine karşı terörist ve yeni özgürlük savaşçıları olduğunu öne sürüyorum. Nazi direniş hareketi gibi işkence etmek ve öldürmek için kullanılan alet ve araçları yok ediyor; Underground Railroad gibi köleleri kurtarıp onları özgürlüğe taşıyor ve şu anda yaşanan bütün insan hakları mücadelesi gibi barış ve adalet arıyorlar. — Steve Best 
ALF’nin kullandığı fiziksel şiddeti eleştirenler devlet terörizmi, hayvan katliamları ve küresel boyutlardaki çevre kıyımı karşısında sessiz kalıyorlar. Ölüm tehditlerini kınıyorlar; ama  ölümü kınamıyorlar. Eylemcilerin sömürücülere fiziksel saldırılarda bulunmasını kınıyorlar; ama eylemcilere zarar verildiğinde kınamıyorlar. ABD zaten şiddet yanlısı nefret gruplarıyla dolup taşmış durumda. Neonazilerden aşırı sağcı Hristiyan gericilere dek hepsinin de şiddet dolu bir geçmişi var. Mesela Oklahoma City’de yüzlerce insanı öldürdüler ama buna rağmen hükümet ülke içerisinde en büyük tehdit olarak ALF’yi gösteriyor. El-Kaide ve teröristler alenen ülkeyi tehdit ederken FBI, kedileri-köpekleri kurtaran eylemcileri yakalamak için milyonlarca doları heba ediyor, yüzlerce ajan tutuyor. — Steve Best 
Hayvan özgürlüğü hareketinin görmek istediği dünya, özgür bir dünyadır. ALF veya ARM eylemcileri değildir terörist olanlar; teröristler bu dünyanın hükümetleridir. Gökler, okyanuslar ve toprak herkes için bedava-özgür olmalıdır. Gökler B52 uçaklarının değildir. Kartallar ve serçeler içindir. Okyanuslar nükleer denizaltılar için değildir. Balinalar ve balıklar içindir. Ve toprak tanklar geçsin gitsin diye değildir, bombalar toprakları havaya uçursun diye değildir. Bizim için ve diğer türlerden erkek ve kız kardeşlerimiz içindir. Ben özgür bir dünya görmek istiyorum. Irkı, cinsiyeti, veya türü ne olursa olsun özgür. Bütün canlıların barış ve huzur içerisinde yaşayabildiği bir dünya görmek istiyorum. — David Barbarash 
Eğer ALF’i diğer gruplarla karşılaştırmak istiyorsak doğru seçim El-Kaide ya da Saddam Hüseyin’in Cumhuriyet Muhafızları değil, doğru olan Underground Railroad ve Yahudilerin anti-nazi direnişidir. ALF’teki erkek ve kadınlar  Nazi Almanya’sında tutsakları ve Soykırım kurbanlarını özgürlüğüne kavuşturan ve nazilerin kurbanlarına işkence edip onları öldürmek için kullandığı silahları, tren yollarını ve gaz odaları gibi ekipman ve araç gereçleri yok eden özgürlük savaşçılarıdır. Aynı şekilde, özgürleştirdikleri hayvanların çoğu için veteriner bakımı ve yuva sağlayan ALF kendine ABD’deki Underground Railroad hareketini model alıyor, bu hareket kaçak kölelerin özgür eyaletlere ve Kanada’ya varmasına yardım etmişti. Ancak şirket toplumu, devlet ve medya, ALF’i terörist diye yaftalarken ALF aslında geçen iki yüzyılın büyük özgürlük savaşçılarıyla büyük benzerlikler taşıyor, ayrıca hayata yönelik şiddeti ve kanı durdurarak diğer türler adına adaleti sağlama arayışı sebebiyle çağdaş barış ve adalet hareketleriyle de bir kan bağına sahip olduğunu ortaya koyuyor. — Steve Best 
Eğer zihinsel engelli çocuklar küçücük kafeslerde deney için kesilse, kör bırakılsa, yakılsa ve öldürülseydi ALF ve ARM'in taktikleri tartışılmaz olurdu. Siyahiler mezbahalarda baş aşağı asılıp boğazları parçalansaydı toplum ALF'in taktiklerine dil uzatamazdı. Eğer eşlerimiz ya da en yakın arkadaşlarımız ormanda dolanırken biri onları okla vursa ya da göğüslerine bir kurşun yeseler o zaman ALF ve ARM için tüm teşekkürlerimizi sunardık. Eğer dürüst bir şekilde kendinizi bir hayvanın yerine koyabilseydiniz her tür eylem, şiddet, protesto kabul edilebilir olurdu. — Gary Yourofsky
ALF ve ELF şiddetsizlik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı, ve bu gruplar kendilerini Gandi ve King’in barışçıl doğrudan eylem geleneğine bağlı görüyor. ALF ve ELF eylemleri tarihinde hiçbir insan yaralanmadı ya da öldürülmedi, ama endüstri fedaileri ve devlet, eylemcilere saldırıyor ve  onları öldürmeye devam ediyor. (...) ALF ve ELF eylemcileri hiç kimseye zarar vermiyor, çevreyi ve hayvanları ciddi zarar görmekten koruyor; oysa bunun tam tersi, endüstriler milyarlarca hayvana işkence ederek onları öldürüyor, bir yandan da gezegenin her yanında ekosistemleri imha ediyor. O halde, gerçek terörist kim? — Steve Best 
Eğer insanlar gerçekten terörizmi sona erdirmek istiyorlarsa, o halde buzdolaplarından hayvan etini çıkarmalılar, kurşunlarını çöpe atmalılar, üniversitelerden dirikesim laboratuarlarını kapatmalarını istemeliler, kürk mağazalarının kapanmasını, sirklerin sadece insanlara özgü olmasını istemeliler, rodeonun tamamen bitmesini sağlamalı ve hayvanları terör yerlerinden kurtaran ALF’i desteklemeliler. Yoksa "barış", "medeniyet" ve "adalet" üzerine söylenen her şey bugüne dek varolmuş en ikiyüzlüce retorikler olarak ortada kalacak... — Gary Yourofsky 
ALF ve ELF’i durdurmanın tek yolu, keyfini süren toplumumuzun bu insanları böyle dramatik eylemleri hayata geçirmeye mecbur eden konularla ciddi olarak yüzleşmesidir, görünüşe göre bunun pek de gerçekleşmediğini söyleyebiliriz. — Jerry Vlasak 
İsrail ile ABD’nin gözünde terörist olan Filistinli örgütler, Filistinlilerin gözünde ülkelerinin işgaline direnen özgürlük savaşçılarıdır. Keşmir’in bağımsızlığı için çalışan gruplar Hint devletinin gözünde teröristtir, ama Pakistanlıların çoğunluğunun gözünde bağımsızlık savaşçılarıdır. Reagan yönetiminin özgürlük savaşçıları olarak göklere çıkardığı kontra-gerillalara, onların şiddetine maruz kalan Nikaragua halkı -daha isabetli bir şekilde- terörist gözüyle bakıyordu. ABD 1980’lerde Bin Ladin’i özgürlük savaşçısı diye göklere çıkarırken, aynı dönemde pek çok hükümet yetkilisi Nelson Mandela’dan terörist diye söz ediyordu. ABD’nin şirket-devlet kompleksi, ALF  üyelerini terörist diye damgalarken, pek çok hayvan hakları aktivisti onları özgürlük savaşçısı olarak savunuyor. — Steve Best, Anthony J.Nocella 
Hayvan hakları hareketi küresel bir çerçevede büyük bir yoğunluk gösteriyor, toplumda, etik ve insan bilincinde güçlü değişimler yaratıyor. Doğrudan eylem bölümleri her gün düzinelerce kez endüstrilere saldırı düzenliyor, İngiltere’de bu durum o kadar etkili ki ekonomiye her yıl milyarlarca pound zarar veriliyor, bugün artık uluslararası biyoteknoloji ve ilaç şirketleri para  kaybediyorlar. İngiltere’deki doğrudan eylem düzenleyen anti-dirikesimci hareket bu yüzden El-Kaide’ye kıyasla ekonomi için daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. ABD’de ELF ve ALF en önemli iki “yerel terörizm” tehdidi olarak görülüyor, bunu FBI’ın terörizm tanımlarına inandığım için değil, hayvan özgürlüğünün şirketler ve tür ayrımcısı değerlere yönelik tehdidini göstermesi açısından söylüyorum. Hayvan hakları küresel anlamda sadece ilgi çekmekle kalmıyor, bu gerçekten de küreselleşmiş bir hareket, insan hakları hareketlerine kıyasla insan paradigmalarını daha radikal şekillerde değişime uğratıyor. Gerçekten de, etiği insanlarla sınırlayan insancıllıktaki hataları düzeltip etiği daha geniş bir ölçeğe yerleştiriyor. — Steve Best 
Günümüz dünyasında teröristler gerçekten var, ama bu teröristler ALF değil. En kana susamış ve tehlikeli suçlular bugün ABD şirketleri ve devletinin en tepelerindeler; işte halkları sömüren, hayvanları katleden ve gezegene tecavüz edenler onlar! — Steve Best 
Bulabildikleri her bir Nazi’yi öldüren ve her bir gaz fırınını yok eden Yahudi direnişinde hata buluyor musunuz? Eğer böyle bir direnişi ve mülkiyete zarar vermeyi destekliyorsanız ALF’i neden destekle miyorsunuz? Bunun sebebi, o zamanların 1940’lı yıllar şimdinin ise 2000’li yıllar olması mı? Yoksa o eylemler insanları savunuyordu oysa ALF hayvanları savunuyor, gerçek problem bu mu? Sebebi sizin insan çıkarlarını hiçbir mantıksal gerekçe olmaksızın her şeyin üstünde tutan bir türcü olmanız mı? Karşı çıktığınız şey kullanılan taktikler mi... yoksa savunulan türler mi?Eğer hayvanları umursuyorsanız; eğer barış, özgürlük, ve adalet değerlerini önemsiyorsanız; insanların ahlâki gelişimini umursuyorsanız; ve mantıksal tutarlılığa değer veriyorsanız, o zaman ALF’i desteklemelisiniz. — Steve Best 
Bir insanın ya da insan türünden olmayan bir aile üyesinin hayatını kurtarmak için kim bir katilin kapısını kırmaz ya da şiddete başvurmaz? Binlerce deniz hayvanını, yunus ve kaplumbağaları yok etmek için okyanusa atılan ağları toplayan Paul Watson’ın eylemlerine kim gerçekten karşı çıkabilir? Kim yavru fokların kafasına inecek o metal sopaları fok katillerinin elinden almaz Watson gibi? Greenpeace hariç kim bir fok katilinin mal/mülk edinme hakkını masum bir fok balığının hayatta kalma hakkının üstünde olduğunu savunur ki? Kim ama kim her bir N

Ankara hakkında alıntılar.

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.
 

Hey gidi Ankara hey, Beni de benzettin ya kendine. Astın suratımı, resmileştirdin beni. — Bedirhan Gökçe
Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,Daha çok seviyorum Cansever'i, Uyar'ı, Can Yücel'iBir de Fethi Naci'yi, ve elbet Mustafa Kemal'iAnkara Ankara... — Cemal Süreya
Oteller Hanlar Hamamlar için Sürekli Şiir
Ankara’ya geldiğimden sonraki mücadele yaşamımızda,özgürlük ve bağımsızlık âşığı kahraman Ankaralıların gösterdikleri sevgi bağlılığını ve yardımları, her zaman gönül borcuyla anarım. — Mustafa Kemal Atatürk
İstanbul'a dönüşünü. — Yahya Kemal Beyatlı
"Ankara'nın en çok nesini seviyorsunuz?" sorusuna cevaben söyledikleri.
...şimdi ve sonrane zaman ankara'ya kar yağsaelim gönlüm,çocukluğum buz tutar. — Yılmaz Erdoğan
Türkiye'nin bir tek problemi Ankara'dır, onu söyleyeyim. Ankara, Allah'ın belası bir yerdir. Yani Türk halkının başına bela bir yer Ankara'dır. Ankara'yı bir yere satsak toptan yollasak böyle, uzaya falan yollasak bir gün Ankara'yı... — Besim Tibuk
Bizimdi burası, bizim küçük saadet ülkemizdi Ankara, varsın gri olsundu, iyi geliyordu bize işte. — Melisa Kesmez
Ankara bir memur ütopyasıdır. — Nurdan Gürbilek
Ankara Türk milliyetçiliğini temsil ediyordu. Kurtuluş hareketinin bütün sıfatları ve tabirleri buna delâlettir: “Millî Mücadele”, “Millî İstiklâl”, “Millî Hareket”, “Millî Zafer”, “Büyük Millet Meclisi”, “Hâkimiyeti Milliye”, “Kuvâ-yi Milliye”, Kurtuluş davasının lügatinde bu millî kelimesi yalnız “millete mensup, millet için, millet uğruna” manasına gelmez; eksiksiz, katıksız, pürüzsüz, imparatorluk Türkçülerinin yapmak istedikleri telifçilik gayretine yabancı, tam bir milliyetçilik mefhumunun bütün manalarını içine alır. — Peyami Safa

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk romancı, gazeteci, şair ve diplomat.

Gerek hikâye ettiğim vak'a, gerek tasvir ettiğim eşhas tamamıyla muhayyeldirler. Eğer bunlar bazı kimselere hakikatte vaki ve mevcut gibi görünüyorlarsa, bunu bir romancı sıfatıyla kendim için bir muvaffakiyet telakki ederim. Zira herhangi bir romancının ilk endişesi yarattığı tiplere kuvvetli bir hakikat çeşnisi verebilmektir.
Birtakım budalalar varmış, "Atatürk geride kaldı." diyen. Bunların adına aşırı solcular deniyormuş. Atatürk sağ mıydı sol muydu? Herhâlde ileriye koşmakta herhangi bir devrimciden çok daha aşırı idi. Nice yüzyıllık çağ merhalelerini bir atlayışta geçip gitti.

Renksiz, kokusuz, fakat sula dolu billur bir kadehe benzeyen hayatını, durup dururken, yarı can sıkıntısı, yarı inat, yarı tecessüsle kokulu bir çirkefe batırıp çıkarmış ve bundan marazi bir zevk duymuştu.

Zamanlar artık eski zamanlar değil, iki sene içinde pek çok adetler değişti. Kışın konaklarda, yazın yalılarda oturan aileler gittikçe azalmaktadır. Hele, Mısırlıların üşüşmelerinden sonra Boğaziçi'nde yalısı, köşkü olup da kiraya vermekten sakınanlara ya çok zengin, ya çok hesapsız gözüyle bakılıyor.
Kızmak veya gücenebilmek için mutlaka biraz anlamak lazımdır.
Naim Efendi, ölü konağın yalnızlık nöbetinde bütün umutlarını, bağlarını, değerlerini yitirmiş sonsuz bir yorgunluktadır.
Odanın yekpare camlarından eşyanın üzerine kirli bir aydınlık sızıyordu. Bu aydınlığın altında, bu eşyanın sanki küflenen, dökülen bir hali vardı. Seniha kendisinin de bu kirli aydınlığın altında bu eşya ile beraber küflendiğini hissetti. Ayağa kalktı, alnını cama dayadı ve dışarıya baktı. Ağaçlar soyulmuş, havuz, dökülmüş yaprak tabakaları altında görülmez olmuştu. Sonbahar denilen mevsim ne hazin bir mevsimmiş! Bu, adeta yazın çürüyüşü, parça parça çürüyüp dökülüşü gibi bir şeydi.
Şiirdeki aşkla hayattaki aşk ne kadar birbirine benzemiyormuş.
Bir zorluk önünde yalnız başına kaldığı vakit, fazla düşünmekten, fazla sıkılmaktan kurtulmak için, daima çarelerin ilk hatıra gelenine, tedbirlerin en basitine, en acelesine müracaat ederdi; yani hiçbir şeyi halletmez, fakat başından savardı.

Hayatta hiçbir şey olgun bir erkeğin ağlaması kadar yürek paralayıcı değildir.
Bir akşam üstü evine dönerken şarkı ile karışık piyano sesini duyduğu andan beri köşe başındaki konağın önünden her geçişinde birkaç saniye duraklayıp içeriyi dinlemek Ahmet Kerim’in hayatında dayanılmaz bir alışkanlık yerine geçmişti.

Bu bulutlar nereye gidiyor? Ben de onlara katılsam, dedi. Ruhumun bu bozgun gecesinde bana sizden başka kim yoldaşlık edebilir?
Hepsi de temiz, lekesiz, düzgün elbiselerinin altında kaba ve gür hayvanlığın bütün ayıplarını ve bütün perişanlıklarını gizlemekte onlar kadar usta idi.

Türk kadınları, çarşaf ve peçelerini işe gitmek, çalışmak için daha kolaylık olur diye çıkarıp atacaklardı. Onlar için cemiyet hayatına atılmanın manası yalnız bu çeşit salon cemiyetlerine karışmak olmayacaktı. Evet, Türk kadını, hürriyetini dans etmek, tırnaklarını boyamak ve Rue de la Paix'nin kanunlarına esir bir süslü kukla olmak için değil, yeni Türkiye'nin kuruluşunda ve kalkınışında kendisine düşen ciddi ve ağır vazifeyi görmek için isteyecekti, kullanacaktı. Ve Türk erkekleri, garplılaşma hareketini, Tanzimat beyinin Garpperestliğiyle, alafrangalığıyla bir ayarda tutmayacaktı. Milliyetçi Türk Garpçısı için Garpçılığın en karakteristik vasfı Garplılığa Türk üslubunu, Türk damgasını vurmaktır. Şapka bize hakim değil, biz şapkaya hakim olmalıydık.
Bütün Ankara'da da böyle gösterişsiz bir sevinme vardı. Bu bayraksız, donanmasız, davulsuz, zurnasız bir zafer bayramı oldu. Çünkü, sevinç, yakın topraklardaki sular gibi, hep içe çekilmiş, yüreklere sinmişti.
Kadının hürriyeti demek, hiçbir hususta erkeğine muhtaç olmaması, ondan bir şey beklememesi, ona tabi bulunmaması idi. Selma Hanım, her şeyden evvel, bu tufeyli vaziyetinden, bu lüks eşya halinden kurtulmak istiyordu.
Hayatta sevmenin ve sevilmenin bin türlü şekli vardı. Ona göre, sevgi öncesizdi, sevgi sonrasızdı.

Bir gün... Bir gün, onlara, ispat edebilecek miyim ki, ben bir 'yaban' değilim? Benim damarlarımdaki kan onların damarlarında işleyen kandır. Aynı dili söylemekteyiz. Aynı tarihi ve coğrafî yollardan, hep birlikte gelmişizdir. İspat edebilecek miyim ki, aynı Allah'ın kuluyuz!
Zavallı köylü çocuğu! Sen, iki üvey ananın yavrususun. Biri demin seni döven anandır, öbürü de seni her gün döven, doğduğundan beri döven yurdundur. İkisinin acısı arasında, böyle kavrulup gitmişsin.
Eğer, bilmiyorlarsa kabahat kimin? Kabahat, benimdir. Kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyacak arkadaş; senindir. Sen ve ben onları, yüzyıllardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak zevkinden yoksun bir avuç kazazede halinde bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir. Ve cehalet denilen zifiri karanlık içinde, ruhları, her yanından örülü bir zindanda gibi mahpus kalmıştır. Bu zavallı insanlardan, sevgi, şefkat ve insanlık namına artık ne bekleyebiliriz? Bu iklimin çoraklığı, ruhlarını kurutmuştur. Bu ıssızlık ve bu gurbet onlara müthiş bir egoizm dersi vermiştir. Onun için her biri kendi yuvasında bir kunduza dönüşmüştür.
Acaba, doğduğu günden beri, bir defa olsun, hiçbir şeye güldü mü?
Okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir Anadolu köylüsü arasındaki fark, bir Londralı İngiliz bir Pencaplı Hint arasındaki farktan daha büyüktür.

Muvaffakiyet denilen şey, tayini güç bir sürü amillere, sebeplere ve hatta tesadüflere bağlıdır. Hususiyle, içinde yaşadığımız şu muasır cemiyetin çapraşık mekanizmasında, her ehliyetin kendine bir yol bulup aydınlığa çıkması için yüz türlü müspet ve muvafık şeraitin bir araya toplanması lazım gelir, bir şans işi...

Atatürk, kendisini unutmayanlar için, tükenmez bir enerji ve optimizma kaynağıdır ve onu unutturmamak hepimize kutsal bir vatan borcudur.
Hangi ahmak, "Türk ordularının geçtiği yerde ot bitmez." demiş? Türk orduları nereye gittiyse oraya nizam, intizam ve sükûn götürmüştür. Asırlardan beri anarşi içinde çalkalanan ülkeleri bir anda huzur ve vifaka kavuşturmuştur.

Zehir yudum yudum içilmez. Onu, bir hamlede yutmak lâzımdır

Birçok insanda, Dünya’nın evrenin merkezinde ve kendilerinin de tüm türlerin merkezinde olduklarına inanmalarını sağlayan büyük bir ego vardır.
Carl Brooklyn’li işçi bir ailenin çocuğuydu, ben de Bronx’ta doğdum. Bilimin üst sınıflara ya da belli bir ulusa ait olmadığını kanıtlamaya çalıştık hep. 171 ülkede yayınlanacak “Cosmos”un da bu geleneği devam ettirmesini umuyorum.
"Bir hakkınız olsa neyi bilmek isterdiniz?" Sorusuna verdiği yanıt:
Her şeyin nasıl başladığını. Öncesinde ne olduğunu. Nasıl olduğunu...
Tüm zamanların en gerçekçi bilimkurgusu bence Stanley Kubrick’in “A Space Odyssey” filmi. Geleceği bu kadar gerçekçi gösteren bir başka film daha olmadı.
Bu kadar geniş bir evrende tek başımıza olduğumuzu sanmıyorum. Şu anda karantinada yaşıyoruz. Daha çok şey bildiğimizde sınırların ötesine geçip onlara ulaşacağımızı düşünüyorum. Onların gerçekten var oldukları konusundaki ilk ipucunu bekliyorum.

Anna Seghers ya da Netty Reiling Radvanyi/Radvangi (1900-1983), Alman yazar.

İki yol vardı: Biri anlatmak-ki bugün de yazma heyecanımın kaynağıdır bu-, ötekiyse masalların renkliliği. Aslında en çok istediğim, bu ikisini birleştirmekti; ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Belki başka hiçbir ulusun, bizimkinden daha işkence verici bir bilinçle yaşamadığı bu çağlar dönümünde, insanların fikirler ve bayraklar uğruna kendilerini kavganın içine atışlarını gördük.
Vatan sevgisi gibi son derece değerli bir sözün içinde, öncelikle şunu sorunuz: Ülkenizde sevgi neye yönelmiştir? Ulusun kutsal varlıkları, varlıksızların derdiyle ne kadar ilgilidir? Kutsal vatan toprağı, topraksızların sorunlarını gidermekte midir?
Her çeşit yeteneğiyle insan değersiz, işe yaramaz bir yük; her vatanda, kendi gibi milyonlarcasıyla!
En korkunç olan susma, yazarların susmasıdır. Çünkü hem işin doğası hem de toplumun istemi, yazarlığın susmamak demek olduğunu açık açık belirlemiştir.
Halk bir doğa olgusu değildir, toplumsal bir olgudur!
Yazar, giderek insanları gerçekliğin daha derin ve bilinmeyen katmanlarına çekecektir.

Annabelle, yönetmenliğini John R. Leonetti, yapımcılığını James Wan'in yaptığı ve senaryosunu Gary Dauberman'in yazdığı 2014 yapımı ABD korku filmidir.

Uygarlığın başlangıcından bu tarafa oyuncak bebekler; çocuklar tarafından çok sevilmiş, koleksiyoncular tarafından toplanmış ve dinî törenlerde iyiliğin ve kötülüğün ileticileri olarak kullanılmışlardır.

Donna: Bunu düşünmek bile bizi korkutuyor. Duyduğun zaman delirdiğimizi düşüneceksin. Ufak şeylerle başladı, bir el veya bacak farklı bir konumdaydı ve kafası aşağı yerine yukarı bakıyordu. Ve sonra bir gün tamamen farklı bir odada bulduk. O kendi başına hareket ediyordu. Camilla bir medyumla temasa geçti. Ondan bebeğin içinde Annabelle Higgins adlı bir kızın ruhunun olduğunu öğrendik. Ebeveynlerini kaybetmişti ve bebeğimi beğenmeye başlamıştı. Tek istediği dost olmaktı.
Camilla: Bunu duyduğumuzda onun için çok üzülmüştük. Yani biz hemşireyiz, insanlara yardım ederiz.
Donna: Ama sonra işler kötüleşti.
Ed Warren: Bu nasıl eline geçti?
Donna: Doğum günüm için annemin verdiği bir hediyeydi. Onu nereden aldı bilmiyorum ama, korkmanın çok ötesine geçmiştik.

Korku Seansı

Anne Brontë (d. 17 Ocak 1820 - ö. 28 Mayıs 1849), İngiliz şair ve yazar.

Biz aksi huylu erkeklerin o mahlûklardan hoşlanmaması tabiî bir şey zira hanımlar onları o kadar sever, o kadar çok öpüp okşar ki.
Oğlunuzun hayat yolunda şerefiyle ilerlemesini istiyorsanız, yolunun üzerindeki taşları temizlemeyin, onun yerine, kendisine bu taşların üzerinden atlamasını öğretin. Aynı şekilde, o yolda kendisini elinden çekerek de götürmeyin bırakın tek başına ilerlemesini öğ­rensin.
Fakat en iyi çare onu tuzaklara karşı kuvvetlendirmektir, bunları yolundan kaldırmak değil.
Her iki cinsiyetin de zayıf olduğuna, hemen hatâ yapabileceklerine kanisiniz. Fakat bir hata, bir günah gölgesi kadını mahvederken, erkeği kuvvetlendiriyor. Böyle tecrübeler, bayağı bir teşbih kullanalım, meşeyi sağlamlaştıran fırtına gibi bir şey. Belki yaprakların dökülmesine, ince dalların kırılmasına sebep oluyor ama, köklerin toprağa daha sıkıca sarılmasını, ağacın iyice gürbüzleşmesini sağ­lıyor. Oğullarımızın meziyetlerini tecrübelerle ispat etmesini istiyorsunuz. Buna karşılık kızlarımızın başkalarının tecrübelerinden dahi istifade etmelerine taraftar değilsiniz. Bence çocuklar hem başkalarının tecrübelerinden istifade etmelidir, hem de fenayı reddetmeyi, iyiyi seçmeyi önceden öğrenmelidirler. Zavallı bir kızı, elinde düşmanlarına karşı kullanabileceği silâhlar olmadan, yoluna ne gibi tuzaklar çıkacağım bilmede fırlatıp ortaya atamam. Aynı şekilde onu kendine karşı olan saygısını, güvenini sarsacak kadar da sıkı bir kontrol altı­na sokmam. Oğluma gelince... Mükemmel, meziyetli bir erkek olmayacaksa onun ölmesini tercih ederim!
Bir anne oğlunun kendisini aşağı görmesini istiyorsa onu evden çıkarmasın, hayatını çocuğun kaprislerini, saçma - sapan arzularını yerine getirmekle geçirsin.
Bazılarının içkiden katiyen vazgeçemediklerini duymuştum. Mutlak perhiz fenaysa, ki herkes bu fikirde değil, haddinden fazla içkiye düşkün olmak daha da berbat, daha da feci bir şey. Bazı anneler, babalar çocuklarına içki içmeyi yasak ederler. Fakat onların sözleri her zaman dinlenmez. Hele çocukların yasak olan şeylere karşı büyük bir merakları vardır. Çocuk başkalarının beğendiği, bayıldığı, fakat kendisine yasak edilen içkiyi içmek için kıvranır. Günün birinde içer de. Bu da tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Bu hususta fazla bilgi sahibi değilim, fakat, Bayan Markham, anlattığınıza göre Bayan Graham’ın plânı acayip olmakla beraber hiç de fena değil. Zira çocuk artık gizlice içki tatmak, içmek arzusunu duymayacak, çünkü o içki içmiş, hepsinden de tiksinmiş.
Bir kadın özür diledikten sonra artık dargınlığa devamda mânâ yoktur elbet. İşte bu yüzden ilk defa Helen Graham’dan dostça ayrıldım, elini de bu defa öfkeyle değil, saygıyla sıktım.
Beni memnun etmek istiyorsanız, annecik ğim, önce kendi rahatınızı düşünün.
Sevdiklerimize bu kadar inanmak hoş bir şey. İnşallah hayal kırıklığına uğramazsınız.
Bizden yüksek, saygıya lâyık insanlara iftira atmaktan başka bir şey bilmiyorsak hiç konuşmayalım daha iyi.
Katiyen kırılmam. Çünkü ben sev... Arkadaşlarımın yanında sessiz-sedasız oturmaktan da hoşlanırım.
— «Keşke ressam olmasaydım!» dedi.
— «Neden? İnsan sizin böyle anlarda tabiatın parlak, zevkli renklerini, şekillerini kâğıda geçirebildiğinizden dolayı memnun, hattâ mesut olacağınızı sanır.»
— «Hayır... Çünkü onlara bakıp, zevk duyacağım yerde, bü­tün bunları kâğıda nasıl geçirebileceğimi düşünüyorum. Halbuki bu da katiyen kabil değil; o zaman da, sinirleniyorum.»
Aşk meselelerinde neşeli, masum bir çocuk kadar iyi ara bulucu yoktur. O, ayrılmış kalpleri birleştirir, soğukluğu eritir, âdet ve örf uçurumunun üzerine köprü kurar, korku, çekingenlik, gurur duvarlarım bir darbeyle yıkar.
İnsan karşısındakinin gözlerine bakar, onun kalbinin derinliklerini bile görebilir. Karşındaki isterse, bir iki dakika içinde sana ruhunun yıllarca keşfedemeyeceğin derinliklerini gösterir.
— «Etrafımdakilerin fikirlerine aldırmaz, onlara kıymet vermeyebilirsiniz. Fakat onların sizi yalancı, ikiyüzlü bir kadın saymaları, iğrendiğiniz şeyleri yaptığınıza inanmaları, iyi niyetlerinizi şüpheyle karşılamaları şerefinizi lekeleyecek feci bir şey...»
— «Hakkın var, Helen. Düşüncesizliğim, bencilce davranış­larım yüzünden başına bu felâketin gelmesine yardım ettiysem, beni affet. Affet, hatamı düzeltmeme de yardım et. Adını her iftiradan temizleme hakkını, şerefini kendi şerefim sayma fırsatım, hayatımdan daha kıymetli saydığım haysiyetini savunma imkânını ver bana.»
— «Çevrenizdekilerin hakir gördüğünü, şüphe ettiğini bildiğiniz birisiyle hayatınızı nasıl birleştirecek, onun lekeli adım, şerefini kendi adınız, şerefiniz nasıl sayacaksınız? Düşünün! Önemli bir şey bu!»
Senin arkadaşlığını başka kadınların aşkına tercih ederim.
Fena haber çabuk yayılır.
Ümitlendiğim için gülüyordum. Fakat gözyaşıyla gülümsemenin bence farkı yok artık. Bunlar benim belirli hislerimi de ifade edemiyor. Ben bazen mesut olduğum zaman ağlar, üzüldüğüm zaman da gülerim.
Çünkü dünyada evlenebileceğim ancak birkaç erkek var. Bunlarla da tanışabileceğim! pek sanmıyorum. Tanıştığımı farz edelim, o zaman ya evli olacak, ya beni beğenmeyecek.
Paradan sonra güzellik ahlâksız erkekleri çok çeken bir şeydir. Bu yüzden de zengin, ya da gü­zel bir kızın başı dertten kurtulmaz.
Övünme, Helen. Fakat dikkatli ol. Kalbinin pencereleri olan gözlerini, kulaklarını, seni bir zayıflık ânında ele vermemesi için kalbinin kapısı işini gören ağzını sıkı kontrol altında bulundur. Etrafındakileri dikkatle incele, sonra beğen. Ancak bunlardan sonra âşık ol. Çünkü evlilik son derece ciddi bir şey.
Bir âşık gözüyle gördüğün, bayıldığın şeyler ileride bir koca olarak seni bedbaht edebilir.
Günahlarından nefret etsem bile, o günahkârı seviyorum. Şüpheleriniz doğruysa, o zaman onu kurtarmak en büyük ödevim olacaktır.
Genç hanımların resimlerinin arkası da mektuplarının altındaki hamişler gibi son derece ilgi verici oluyor.
Beni hakir görüyor. Çünkü kendisini sevdiğimi biliyor.
Gururum da bana yardım etmiyor. Beni bu hale soktu, şimdi de bu ıstıraptan kurtarmıyor.
Senin çağında her şeye aşk hâkimdir, benim yaşımda ise altın.
Evlenmeden önce bir hayli düşü­nürdüm. Bir genç kız evlenirken çok dikkatli davranmalıdır.
Fakat... Şu mü­kemmel olmayan dünyada daima bir «fakat» oluyor.
Hareketlerin ger­çekten kusursuz. Fakat düşüncelerinin de değişmesini isterdim. Senin iyiye kötü, kötüye iyi gözüyle bakmana üzülüyorum. Daha derin düşünmeni, daha yüksek emeller peşinde koşmanı arzuluyordum.
O sana kalbini veriyorsa bunu minnet, şükranla atmalısın... Kalbini elinden geri alamaz diye kendisiyle alay etmemelisin... Kalbini kırmamalısın.
Kadınlar yaradılıştan sadıktırlar. Bir kadın bir tek erkeği, sadece onu, körce, delice onu sever.
Kocamın kusurları ne olursa olsun, bunları yabancıların ağzından duymaktan hoşlanmayacağımı bilmelisiniz.
Gerçek dostluktan önce yakın ahbaplık gelir.
Sevgin bu kadar çabuk bitiyorsa, demek ki işin başında da öyle derin, kuvvetli değildi.
Bana göre romantik fikirlerle gerçek, sanıldığının tersine, birbirine çok bağlıdır. Evet, gençlikteki cö­mertçe düşünceler hayatta karşılaşılan çirkin olaylar dolayısıyla değişir, kararır ama, bu onların yanlış olduğunu ispat etmez ki.
Göre insanın ümitleri tam olarak ölümle birlikte kesiliyor...
Bayılmak sevmek demek değildir ki.
Haddinden fazla iyisin, bu da bazen beni kızdırı­yor, canımı sıkıyor. Bütün gün şeker yiyen bir çocuk, değişiklik olsun diye ekşi bir portakal aramaya başlar. Milly, sen hiç sahildeki kumlara dikkat etmedin mi? Ne kadar hoş, düzgün bir halleri vardır, ayakların altında da ne kadar yumuşaktırlar! Fakat yarım saat kadar kumda yürüdükten sonra bu yumuşaklıktan sıkılır, sert kayalara tırmanmaya başlarsın.
Cömert ruhlu bir erkek kendisinden zayıf olanı ezmekten çok, korumaktan zevk duyar.
Unutmak istemekle elde edilmez. Her isteyene de güvenemem. Karşımdaki güvene lâyık olmasını bilmelidir.
Öyleyse siz pek kötü bir insansınız, çünkü benim gibi alelâde bir kadını bu kadar yüksek bulduktan sonra... Aramızda hiçbir müşterek nokta olmadığına göre, ikimizin de kendi ahlâkımıza uygun başka dostlar bulmamız daha doğru olur.
Hayır! Ondan nefret etmeme, ölümünü istememe rağmen kendisini Tanrı’ya bırakıyorum. Kendimden de tiksiniyor, yaşamak istemiyorum. Fakat bu da Tanrı'nın elinde.
İstemediğin bir erkekle evleneceğine, kendini köle diye sattır daha iyi.
O gençlerle evlenseydin, belki pişman olurdun. Sana sevmediğin adamla evlenmemeni söylediğim zaman sadece aşk için evlen de demedim, çünkü evlenirken göz önünde tutulması lâzım gelen bir sürü şey var. Kalbini sıkı tut, onu ancak lâyık olan birine ver.
— «Ömrünüzün yarısı burada yapayalnız geçiyor, Bay Huntingdon ise canı istediği gibi gezip eğleniyor. Kocamın da eğlenmesini isterim ama, benimle birlikte...»
— «Evlilikten böyle şeyler bekliyorsan, Esther, gerçekten çok dikkatli davranmalısın. Hattâ hiç evlenmemen daha doğru olur.»
İnsan her zaman düzelebilir. Yalnız, bunu istemeniz, kararlarınızı yerine getirecek kuvvetiniz, azminiz olması gerek.
Dostlarımızı bırak şimdi. Madem vücutlarımızı ayırıyorlar, ruhlarımıza da karışmasınlar artık. Yalvarırım, ruhlarımızı da birbirinden uzaklaştırmasınlar!
İnsan çalıştıkça derdini de unutur.
Sen beni, benim seni sevdiğim kadar sevseydin, deminki gibi davranmazdın. Beni az kalsın ebediyen kaybedecektin, Gilbert. Gururunu işe karıştırmamalıydın.

Sözleri
Mutlu olan kişi başkalarını da mutlu eder.   
İnsanın karakterinin son şekli kendi elindedir.  
Kimsenin vererek yoksullaştığı görülmemiştir.  
Yazıyorum çünkü kağıdın insanlardan daha çok sabrı var.  
İşin derinine gidilirse gençler yaşlılardan çok daha yalnızdır.     
Hala çevrende bulabileceğin güzellikleri bir düşün ve mutlu ol.     
Diyeceğim bize hep dışımıza bakıp ona göre muamele ediyorlar.     
Hepimiz yaşıyoruz, gene de niçin, neden yaşadığımızı bilmiyoruz.     
Her şeye rağmen, insanların vicdanen iyi olduğuna hala inanıyorum.    
Tembellik cazip görünebilir ama sadece çalışmak sizi gerçekten doyurur.    
Ölüler yaşayanlardan daha çok çiçek alır, çünkü pişmanlık minnetten daha güçlüdür.    
Düşüncelerimiz de tıpkı yaşantımız gibi pek fazla değişmiyor. Her şey tıpkı atlı karınca gibi.   
İdeallerimi korurum, çünkü herşeye rağmen insanların yüreklerinde hala iyi olduklarına inanırım.    
Hiç kimsenin dünyayı iyileştirmeye başlamak için bir saniye bir beklemek zorunda olmaması ne harika bir şey.     
Bir insanı ancak onunla ciddi bir kavga ettiğinizde daha iyi tanıyorsunuz. Karakterini ancak böyle öğrenebiliyorsunuz!    
Babam, “Bütün çocuklar kendi kendilerini büyütmeli” der. Ana ve babalar ancak öğütleriyle, onlara doğru yolu gösterebilir.    
Erkekler çok kolay konuşuyorlar, onlar kadınların katlandıkları rahatsızlıkları hiçbir zaman çekmediler ve çekmek zorunda da kalmayacaklar.     
Ebeveynler sadece iyi tavsiyeler verebilir ya da çocuklarını doğru yola yönlendirebilirler ancak bir insanın karakterinin son şekli kendi elindedir.     
Tüm ideallerimi terk etmemiş olmam hayret bir şey, çok saçma ve uygulanamaz görünüyorlar. Ben hâlâ onlara sarılmış hâldeyim çünkü her şeye rağmen insanların yüreklerinde iyi olduklarına hâlâ inanıyorum.

13. doğum günü olan 12 Haziran 1942'den 1 Ağustos 1944'e kadar yazdıkları.
Mutlu olan kişi başkalarını da mutlu eder.
7 Mayıs 1944
Tembellik cazip görünebilir ama sadece çalışmak sizi gerçekten doyurur.
6 Temmuz 1944
Tüm ideallerimi terk etmemiş olmam hayret bir şey, çok saçma ve uygulanamaz görünüyorlar. Ben hâlâ onlara sarılmış hâldeyim çünkü her şeye rağmen insanların yüreklerinde iyi olduklarına hâlâ inanıyorum.
15 Temmuz 1944
Anne ve babalar sadece iyi tavsiye verebilir ya da çocukları doğru bir yola yöneltebilir ama bir kişinin son karakter biçimlenmesi kendisinin ellerindedir.
15 Temmuz 1944

Anne Louise Germaine de Staël (22 Nisan 1766 - 14 Temmuz 1817) Madame de Staël olarak bilinen İsviçreli yazar.

Dehanın cinsiyeti yoktur.  
Hayatı şairlerden öğreniyorum.   
Her şeyi anlamak insanı hoşgörülü yapar.    
Akıl, güce saldırmadıkça tam gücüne ulaşamaz.   
Kimse bizi sevmezse, kendimizi sevmeyi bırakırız.   
Konuşmak ihtiyaç olabilir fakat susmak bir sanattır.  
Erkekler değişmez. Kendilerinin maskesini düşürürler.   
Tamamen anlayışlı olmak insanı çok hoşgörülü yapar.   
İyi hizmetler ekin, onlardan tatlı hatıralar büyüyecek.  
Seyahat etmek hayatın en üzücü zevklerinden biridir.   
Nezaket, düşünceleriniz arasında seçim yapma sanatıdır.   
Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanırlardı.  
Duyarlılık, hayal gücü, akıl, her biri diğerinin hizmetindedir.  
Ölümü ilk kez sevdiğimiz birine elini koyduğunda anlıyoruz.    
İnsan hayatta can sıkıntısı ve acı arasında bir seçim yapmalıdır.    
Erkeğin arzusu kadın içindir, kadının arzusu ise erkeğin arzusudur.  
Gerçeğin arayışı mesleklerin en asilidir ve yayınlanması bir görevdir.  
Bir erkek bir fikri müdafaa etmesini bilmelidir, bir kadın ise teslim olmasını.    
Erkek olmadığıma memnunum; yoksa bir kadınla evlenmek zorunda kalacaktım.  
İnsan zihni her zaman ilerleme kaydeder, ancak bu spiraller halinde bir ilerlemedir.
Kadınlar erkekler tarafından cazip bulunmadıklarını keşfettiklerinde dine yönelirler.
Zeka, farklı olan şeylerin benzerliğini ve benzer olan şeylerin farkını bilmekten ibarettir.  
Kitaplara da insanlara davrandığımız davranırız. Onlardan hep bizleri alıştırmış oldukları şeyi bekleriz.   
Bir hükümet nüfuzunu kötüye kullanmadığı ve adaleti çıkarlarına hiçbir vakit feda etmediği zaman takdire değerdir.   
Bilincin sesi o kadar hassas ki onu görmezden gelmek kolaydır. Ama aynı zamanda o kadar açık ki, ondan kaçmak imkansız hale geliyor.  
Hayat, sırf ölümü unuttuğumuz için sürüp gider. Şüphesiz bu yüzden ölüm düşüncesi tekrar ortaya çıktığında bu kadar korkunç bir ürpertiye neden olur.  

>> Alıntılar  -Almanya Üzerine, Madame De Staël
>> Alıntılar  -Edebiyata Dair  - Madame De Staël

>> Dış Alıntılar -azquotes.com/author/13986-Madame_de_Stael

Annie Besant (doğumdaki soyadı  Wood ; 1 Ekim 1847 - 20 Eylül 1933) İngiliz sosyalist, teozofist, mason, kadın hakları ve Ana Kural aktivisti, eğitimci.

Düşünce karakter yaratır.
Hindistan dinlerin anasıdır.
Doğru düşünmenin dışında doğru pratik gelir.
Bilinçsiz hayat yoktur; yaşam olmadan bilinç yoktur.
Sevginin kural olduğu yerde, yasalara ihtiyaç yoktur.
Ahlak, zeki varlıklar arasındaki uyumlu ilişkiler bilimidir.
İmkansız olan Tanrınızı inkar ediyorum. Ben Tanrısızım.
Duyarlı varlıklara verdiğimiz sefalet, insan evrimimizi yavaşlatır.
Sosyalizm ideal durumdur, ancak insan bu kadar bencilken asla başarılamaz.
Harekete geçmeye hazır değilseniz sessiz kalsanız iyi olur, düşünmeseniz bile.
Mezarımda başka bir yazı istemiyorum ama" GERÇEĞİ TAKİP ETMEYE ÇALIŞTI.
Bana Tanrınız hakkında söyledikleriniz kendisiyle çelişiyor ve bu nedenle inanılmaz.
Önemli olan yalnızca davranışlarıdır; hiçbir kalıcı doğru davranış yanlış inançtan doğmaz.
Sadece cehaletimize göre çaresiziz. Düşünce karakter yaratır. Karakter koşullara hakim olabilir.
İslam birçok peygambere inanır ve Kuran, eski Kutsal Yazıların onayından başka bir şey değildir.
Hiçbir görüş, hiçbir din, dünyaya ateizmin bu iyi haberi kadar sevindirici bir mesaj getirmemiştir.
Yanlış düşünürseniz, yanlış hareket edersiniz; Temelde düşünürseniz, davranışınız düşüncenize uyacaktır.
Ölüm, yaşamın yalnızca bir yönüdür ve bir maddi biçimin yok edilmesi, bir diğerini inşa etmenin başlangıcıdır.
Özgürlük dışında hiçbir hayalim olmadan evin korunan çemberindeyken Hristiyanlığa olan tüm inancımı yitirdim.
Bir ülkenin geçmişine dair doğru bilgi, bugününü anlayacak ve geleceğini yargılamak isteyen herkes için gereklidir.
Ateistin pozisyonu açık ve makul. 'Tanrı' hakkında hiçbir şey bilmiyorum ve bu nedenle O'na ya da ona inanmıyorum.
Tanrı'nın varlığını onaylayan kişinin, onaylamasını desteklemek için delil getirmesi içindir; ispat yükü onun üzerindedir.
İnsanlık, bilmedikleri yüzünden sürüklenmektedir... İnsanın hem sevgi ve bilgeliğe ve hem de bilgi ve bağlılığa ihtiyacı vardır.
İnsan, hayallerinin, arzularının, dürtülerinin ve tutkularının yavrularıyla dolu, kendi dünyasıyla mevcut yaşam alanını doldurur.
Bağnazlık her zaman cahildir ve bilge adam olacak bilge çocuk, hemfikir olmadığı fikirlerde gerçeği anlamaya ve görmeye çalışır.
Ateist en büyük unvanlardan biridir. Ateizm dünyanın kahramanlarının erdem nişanıdır: Copernicus, Spinoza, Voltaire, Paine, Presley.
Dinin günümüzün tartışmalarında karşılaşması gereken şey, arpanın inançsızlığı değil, eğitimli vicdanın ve yükselen aklın inançsızlığıdır.
Biri bunu yapmalı, ama ben neden yapayım? Biri yapmalı, öyleyse neden ben yapmayayım? Bu iki cümle arasında yüzyıllardır süren ahlaki evrim yatıyor.
Kıtalar parçalanabilir, kıtalar ortaya çıkabilir ama insan ırkı kökeninde ve büyümesinde ölümsüzdür ve dünyanın temelleri yerinden oynasa bile korkulacak bir şey yoktur.
Ölüm, insanın yüksek bilincine dokunamaz.  Yeryüzünde yaşayan, madde tarafından kör olan adam, kendisinden sonra geçenlerden ayrı hisseder, ama. Ölüm diye bir şey yoktur.
Ahlakın gerçek temeli faydadır; yani eylemlerimizin genel refah ve mutluluğun teşvikine uyarlanması; hizmet edebilmemiz ve insanlığı kutsayabilmemiz için hayatlarımızı yönetme çabası.
Özlem duyan hiçbir kişi yükselmeyi başaramaz; seven hiçbir kişi asla terk edilemez. Zorluklar, yalnızca onların üstesinden gelmekle güçlenebileceğimiz ve acı çekenler kurtarabilecekleri için vardır.
Bana Tanrınız hakkında söyledikleriniz kendisiyle çelişiyor ve bu nedenle inanılmaz. Benim için bilinmeyen bir dil olan 'Tanrı'yı inkar etmiyorum; İmkânsız olan Tanrınızı inkar ediyorum. Tanrısızım.
Tek başıma karanlığa çıktım, din benim için fazla iyi olduğu için değil, yeterince iyi olmadığı için; çok yetersizdi, çok sıradan, çok az titizdi, dünyevi çıkarlara fazlasıyla bağlıydı, sosyal gelenekleri de hesaba katıyordu.

Alçak gönüllü insan, karşısındaki kim  olursa olsun, onun hakkını kabul edendir.
"Ama" demeden önce söyledikleriniz geçersizdir.
Anlamlandırmanın bir anlamı yoktur.
At , siz ne kadar da isteksiz olsanız sizi en çok hızlandıracak olandır.
Aşk zamanın geçmesini, zaman aşkın geçmesini sağlar.
Aynı hatayı iki kez yapmadan gerçekten hata yapmış sayılmazsın.
Asla bir domuzla güreşme, ikinizin de üstü başı çamur olur ve bu domuzun hoşuna gider.

Bardağı yarısı dolu ya da yarısı boş olarak değerlendirmeniz, bardağın içindeki suyu ortadan kaldırmaz.
Başarı size gelmez, siz ona gideceksiniz.
Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla.
Ben başladığım her şeyi...
Beni yalnızca Tanrı yargılayabilir.
Benim hep bir "dokun ve git" felsefem oldu, ben dokundum onlar gitti.
Bilgi korkuyu getirir.
Bir adam yetiştirirsen bir kişi yetiştirmiş olursun, bir kadın yetiştirirsen bir aile yetiştirmiş olursun.
Bir balıktan daha iyi yüzmeyi yalnızca bir sperm bilir.
Bir kadın kısık sesle konuşuyorsa bir şey istiyor demektir. Sesini yükseltiyorsa bilin ki istediğini elde edememiştir.
Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz, on kişiyi öldürürseniz seri katil olursunuz, bir milyon insanı öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar.
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.
Biz tanrıya inanıyoruz, diğerleri nakit ödüyor.
Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur. Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.
Bugün uzun bir hafta oldu.
Bu bir hata değil, bir özellik.
Bu dünyada inandığım iki insan var, biri kendim, diğeri sen değilsin.
Bu hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankısını bulur.
Büyük adım atmaktan korkmayın, uçurumu küçük sıçramalarla geçemezsiniz.

Cahil kral taç giydirilmiş eşektir.

Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.
Dokuz kadın bir bebeği bir ayda dünyaya getiremez.
Dostlar gelir gider, düşmanlar birikir.
Düşmanımın sahip olduğu tüm silahlara ve çok daha derin bir nefrete sahibim.
Düşmanının nerede olmadığını bilmek, nerede olduğunu bilmek kadar hayatidir.

Eğer ben onun gibi olmaya çalışırsam, kim benim gibi olacak?
Eğer beynin sol kısmı vücudun sağ kısmını, beynin sağ kısmı ise sol kısmı kontrol ediyorsa, sadece solakların beyni doğru çalışıyor demektir.
Eğer ilkinde başarılı olamadıysanız arkanızdaki denediğinize dair tüm delilleri ortadan kaldırın.
Eğer pratikle herkes mükemmele erişebiliyorsa neden kimse mükemmel değil ve neden hala pratik yapmaya devam ediliyor?
Eksi çarpı eksi artı edecek, Böyle yazılacak, böyle bilinecek, Kimse "neden?" demeyecek.
En kötüsünü bekle, en iyisini um.

Geleceği öngörmenin en iyi yolu geleceği kendin yaratmandır.
Gelecekle ilgili hayallerimiz için bugünümüzü mü satıyoruz yoksa bugünün alıştığımız düzeni için geleceğimizi mi?
Göründüğün kadar aptal değilsin, kimse bu kadar salak olup yaşayamaz.
Gözlerde yaş yoksa ruh gökkuşağına sahip olamaz.
Güçlü olan zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.
Güzellik geçicidir, çirkinlik kalıcıdır.
Güzel olacağına akıllı olsun.

Hayaller ile dolu bu dünyada bizler sadece inandıklarımızı görürüz.
Hayat bir gardır, bir otobüs terminalidir, bir havaalanıdır. Ölüm son duraktır.
Hayat kararsızdır. Önce tatlınızı yiyin.
Hayata bir kere geliyoruz. Marjinal mutluluğu optimum tutmak lazım.
Hayatı çok ciddiye alma, geçici nasıl olsa.
Hayatı yaşa.
Hep aydınlık tarafa bakmak gözünüzü kör edebilir.
Hep özledim. Çok aradım. Geç buldum. Tez kaybettim.
Her gün bir elma, doktor yok sonunda.
Her son bir ilke gebedir.
Herkes bir şeyler biliyor, kimse her şeyi bilmiyor.
Herkes özgür olmadan kimse gerçekten özgür olamaz.
Herkes gözlerinizi yakalayabilir ancak kalbimizi yakalaması için çok özel olmalıdır.
Herkesin işi, hiç kimsenin işi değildir.
Her şeyin üzerine fiyatını koy ve gerçeği bil.
Hiçbir şey imkansız değildir.
Hiçbir şey imkansız değildir ancak bu her şeyin mümkün olduğu anlamına gelmez.
Hiçbir şeyi kabul etme, her şeye karşı çık.
Hiç kimse mükemmel değildir, ben hiç kimseyim.
Hızlı hareket et ancak çok hızlı değil.
Hızlı yaşa genç öl.

İkna edemiyorsan kafasını karıştır.
İlmin efendisi olmak için, çalışmanın kölesi olmak lazımdır.
İnancın zıddı şphe değil, kattiyettir.
İnanmak görmek değildir, görmek inanmaktır.
İnsan görünüşüyle karşılanır, kişiliği ile uğurlanır.
İnsanlar ikiye ayrılır: Tanıdıkça büyüyenler, tanıdıkça küçülenler.
İnsanların 4/5 kesirlerle ilgili sorun yaşar.
İnsanların vicdanını rahat tuttuğun sürece, özgürlüklerini bile ellerinden alabilirsin.
İsa geliyor, bir şeyle meşgulmüşsünüz gibi yapın.
İstediğin her şeyi kısa bir süreliğine yapabilirsin.
İş hayatı bisiklete binmek gibidir; ya sürekli pedal çevirirsiniz ya da düşersiniz.
İyi dostlar yıldızlar gibidir. Onları her zaman göremezsiniz ancak orada olduklarını hep bilirsiniz.
İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir.

Kaderini değiştiremiyorsan tutumunu değiştir.
Kader mantık ile karşıt anlamlıdır.
Kadınlar orgazm taklidi yapabilirler, erkekler tüm ilişkiyi taklit edebilirler, hissediyormuş gibi.
KaIbinde biraz sevgiye yer kaImışsa… Bul.. sev.. sevecek insan eğer kaImışsa… aşıklara sor, aşığın artar değeri… artar, fakat insana değer kaImışsa.
Karamsarlardan para isteyin, onlar geri ödemeyeceğinize kendilerini hazırlamışlardır zaten.
Kargalar sürü ile, kartallar yalnız uçar.
Kaygılanacak hiçbir şey yokmuş gibi düşünüyorsanız bir sürü kaygılanmanız gereken şey var demektir.
Kediler bizi güldürürler çünkü atalarının bizim atalarımızı yemiş olduklarını bilirler.
Kellik bir saç rengiyse Ateizm de bir dindir.
Kendini bil.
Kimse hayatın adil olduğunu söylemedi.
Kimse mükemmel değildir.
Konuşma; herkes seni filozof sansın.
Kültür, düşmanın kemiklerinden bir kadeh yapmaktır. Medeniyet bu yüzden hapse girmektir.!!!!

Mutluluk en sevdiğiniz arkadaşınızla evlenmektir.

Namus görünmez bir cevherdir, çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler.

Öğretmek; hiçbirinin zihnine nüfuz etmeden, öğretmenin notlarının öğrencinin notlarına dönüşmesidir.
Ömrün uzun, düğünün güzün olsun.

Pul koleksiyonu yapmak hobi değilse, ateizm dindir.

Sadece güzel olacağına, hem güzel hem akıllı olsun.
Sağlığı olanın umudu, umudu olanın her şeyi vardır demektir.
Savaşı yaşlılar başlatır, gençler ölür.
Savaşma seviş.
Seni sana vereni, kendinden daha çok sev!
Sıfır bir gibi bir sayıdır ancak bir eksiktir.
Sıfırla neyi çarparsanız çarpın sıfırdan kurtulmazsınız.
Sinirliliğin ilk kurbanı sinirlenmiş insandır.
Sizin bir şeye ne kadar zor inandığınız ya da kaç kişinin inandığı fark etmez, bu onu gerçek kılmaz.
Soru sormayan her zaman yeniktir.
Söylenecek o kadar çok şey var ki, susmak daha iyi.
Spekülasyon diye bir şey var; abartılı spekülasyon diye bir şey var; bir de evrenbilim var.
Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekli akmasındandır.
Süt bedavayken inek almak niye?

Tanrım beni zayıflatamıyorsan arkadaşlarımı şişmanlat.
Tarih galipler tarafından yazılmıştır.
Tarih insan hayatının en ucuz mal olduğunu göstermiştir.
Tarih insanların üzerinde anlaştığı bir masaldan başka nedir ki?
Tarih kendisini yineler.
Tecrübe, yenilen kazıkların bileşkesidir.
Tombul insanları kaçırmak daha zordur.
Tüm eylemlere karşı ya da eylemlerin yanında bir hükümet programı vardır.
Tüm genellemeler yanlıştır.

Üzüntü bu dünyada en hızlı yayılandır.

Verandaya bağlı olmak, arabada havlayamamak anlamına gelmez.

Yalnızca bir deli, suyun derinliğini iki ayağıyla anlamaya kalkar.
Yalnızca gerçek dostlarınız size yüzünüzün ne zaman kirlendiğini söyler.
Yapay zeka doğal salaklığı taklit edemez.
Yapılmaya değer her şey iyi yapılmaya değer.
Yavaş konuş ama hızlı düşün.
Yazın tarihinin yarısı geçmişi gizlemek olmuştur.
Yıldızlara bakan insan, yoluna çıkan çamur birikintilerine girmeye mahkumdur.

Zaman; yerine konması, geri dönüştürülmesi ve depolanması mümkün olmayan tek kaynaktır.
Zeki doğdum ama eğitim beni bu hale getirdi.
Zamanında ötsen de ona göre doğru değilsen, ölürsün.

Ansiklopedi (Yunanca: ἐγκύκλιος παιδεία, enkyklios paideia), birçok bilginin sistematik ve çoğu zaman alfabetik bir sıra ile düzenlenmesinden elde edilen tarafsız bir başvuru kaynağı yayın olan bir referans çalışma türü.

Çocukluğumda ansiklopedileri çok severdim, bir de sözlükleri. Şimdi de severim ya. Elbette o zaman kitaplara da düşkünlüğüm vardı. Ancak ansiklopedi ve sözlükler bana çok daha gizemli gelirdi. Zira onlar bütün kapalı kapıları açan anahtarlar gibi görünürdü bana. Bilmediğimiz kelimeler, anlamadığımız kavramlar, sökemediğimiz konular, çözemediğimiz problemler bu kaynak eserlerde vardı. Bütün sorularımızın cevaplarını bu hantal ama güçlü bilgi deposunda bulurduk. Bu bakımdan ansiklopedi ve sözlük, hayatım boyunca gönlümün en mutena köşesini işgal etmeye devam etti.
Mehmet Nuri Yardım

John Burgess Wilson ya da bilinen adıyla Anthony Burgess (25 Şubat 1917 - 22 Kasım 1993), İngiliz roman yazarı, şair, besteci, eleştirmen, dil bilimci ve çevirmen.

Tutku korkuyu kovabilen tek güçtür.
Böyle adi bir dünya da yaşamak istemiyorum.
Beklemeyi bilen, eninde sonunda fırsatlar yakalar.
Yaşam, küfemde taşıyamayacağım kadar ağır bir yük oldu.
Yeter artık, canıma tak etti. Hayat fazla ağır gelmeye başladı.
Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir.
Bugünlerde kitap okuyan birini görmek gerçekten göz yaşartıcı.
Seni bir makine biçimine sokmuşlar. Seçme hakkını elinden almışlar.
İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar.
Artık kimin çoban, kimin de koyun olduğunu iyiden iyiye öğrenmişlerdi.
Kişi iyiliği seçebilmelidir. Kişiye seçme hakkı tanınmazsa, o kişiliğini yitirir.
Çünkü her şeyi denedikten sonra yaşamaya değer pek bir şey kalmıyor, değil mi?
Pencereyi açın da içeri temiz hava girsin, taze fikirler girsin, yeni bir hayat tarzı girsin.
Kanuna göre çocuk ya da hamile ya da hasta olmayan herkesin çalışması gerekiyordu.
Ne de olsa bugünlerde her şey çabucak değişiveriyor ve herkes çabucak unutuveriyor.
Benim için siyasi partiler önemli değildir. Nerede bir kötülük görürsem ona karşı çıkarım.
Nereye giderseniz gidin, önemli olan insanlardır; insanlar da aşağı yukarı her yerde aynıdır.
Kadın gülüyor ve hızla yaşa boğuyor gülüşünü. Adam gülüyor ve hüzünle taşıyor gülüşünü.
Artık az kalmıştır herhalde. Bitmek üzeredir. Acının doruklarını yaşadım ve daha fazla acıya katlanamam.
Özgür irade ile seçilen kötülük, organize güçler tarafından kişiye dayatılan deterministik iyilikten daha mı insancadır?
Veda etmek zorunda kaldım ve biraz üzüldüm, insan alıştığı bir yerden ayrılmak zorunda kalınca hep öyle olur zaten.
Toplumun kabullendiği davranış türlerine boyun eğmek zorundasın. Sadece iyilik yapmakla görevli küçük bir makinesin.
Ben partizan değilim. Rezalet gördüm mü düzeltmeye çalışırım. Parti isimlerinin hiçbir anlamı yok. Sadece özgürlük geleneği önemli.
Koltuk altında kitaplar taşıdığını görüyorum kardeşim. Bugünlerde hâlâ kitap okuyan birine rastlamak gerçekten nadide bir zevk kardeşim.
Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu terbiyeli olmaları söz konusu değildir.
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiç bir şey yapmıyorum.
İyiliğin sebebini aradıkları yok, öyleyse niye tersini merak ediyorlar ki? Madem kimileri iyi insan olmayı seçiyor, madem bundan haz alıyorlar, onlara hayatta karışmam, kimse de bana karışmasın. Ama bana karışıyorlardı. Üstelik kötülük bireye özgüdür, sizlere.

Alıntılar

Arşivi

Sir Philip Anthony Hopkins CBE (d. 31 Aralık 1937, Galler), Galli aktör, yönetmen, yapımcı, besteci ve ressamdır. Britanya İmparatorluk Nişanı (CBE) sahibidir.

Hiçbir şey ummuyorum.
İstediğimi almazsam kahrolayım!
Sen içindeyken bu dünya daha ilginç.
Efsaneler bir şey anlatır, tarih başka bir şey.
Piyano, müziği beğenmedi diye piyanisti öldürmez.
İnsanın güzel bir şeyi elde etme arzusu ve kibrit çakması.
Her zamanki gibi oldukça yetenekli bir yalancısın, kardeşim.
Bu dünyadaki her şey herkese sihirli gibi gelir, sihirbaz hariç.
Bilge bir kral, asla savaş istemez. Ama her daim savaşmaya hazır olmalıdır.
Beklenti yok Hiçbir şey istemeyin, hiçbir şey beklemeyin ve her şeyi kabul edin ve hayat çok iyi.
Hayır, bir savaşçı gibi öleceğim. Bugüne dair öyküler anlatılacak. Hayatta kal ve o hikayeleri kendin anlat.
Bu dünyada kendisine bir yol çizmek isteyen biri işe, önce hangi cehennemde olduğunu bilerek başlamalı.
Benim felsefem: Başkalarının benim hakkımda ne söylediği, ne düşündüğü beni ilgilendirmiyor.  Ben neysem oyum ve ne yapıyorsam oyum.
Her şeyi geri alabilmeyi isterdim. Yaptığım tüm hataları. Bütün cevaplara sahip olmadığını anlamak, kötü bir şey değil ki. Doğru soruları sormaya başlarsın.
Korkacak bir şey olmadığı gerçeğini kabul ettiğinizde, ilk petrol kuyusunu delersiniz. Korkusuz şeyler yaptığımızda, her şeyi yapabileceğimize inanıyorum. Sonuçlardan endişe etmediğin sürece.

Anthony de Mello (4 Eylül 1931 - 2 Haziran 1987), en çok maneviyat üzerine yazdığı kitaplarıyla tanınan Cizvit din adamı ve yazar.

"Yardım et bize Tanrı’yı bulalım.""Orada sana kimse yardım edemez.""Niye edemez?""Bir balığın okyanusu bulmasına kimsenin yardım edememesiyle aynı nedenden dolayı."
Keşif
Suçlu olduğunda nefret ettiğin, günahın değil kendindir.
Şiddet
Hanginiz bir gülün hoş kokusunu biliyorsunuz?
Sözcükler
Sessizlik, bir sesin yokluğu değil kendinin hiçliği [kenosis]’dir.
Boşluk
Hiç kınamamış olsaydın, affetmeye hiç ihtiyacın olmazdı.
Yargılama
"Neden burada benim dışımda herkes bu kadar mutlu?""Çünkü onlar her yerdeki iyiliği ve güzelliği görmeyi öğrendiler," dedi Usta."Ben niye her yerdeki iyiliği ve güzelliği görmüyorum?""Çünkü sen, içinde görmekte başarısız olduğunu dışında göremezsin."
Tasarı

Bunlar arasında en acımasız katiller düşünceleri için öldürenlerdir.
s. 7
Bilgelik öğrenilebilir ama öğretilemez.
s. 53
Talep değil yeterlilik ara.
s. 84
"Gerçeği olduğu gibi görmek için ne yapabilirim?"Usta gülümsedi ve şöyle dedi: "Senin için bir iyi ve bir de kötü haberim var dostum.""Kötü haber nedir?""Görebilmek için yapabileceğin bir şey yok — o bir armağandır.""İyi haber nedir?""Görebilmek için yapabileceğin bir şey yok — o bir armağandır."
s. 152

Mutluluğun ne olduğunu öğrenmek istiyorsan bir çiçeğe, bir kuşa, bir çocuğa bak; onlar Krallığın kusursuz resimleridir.

Antoine de Saint-Exupéry (d. 29 Haziran 1900 - ö. 31 Temmuz 1944) Fransız pilot, yazar ve şair.

Kaşiften kanıt istenir.   
İnsan acılarıyla da zenginleşir.
Okumak insanca bir eylemdir.  
Büyüklerin hepsi birer çocuktu.  
İçinde gizlenen gözle görülmez.  
Dil, yanlış anlaşılmaların kaynağıdır.
Hiçbir şey tam istendiği gibi olmuyor.  
İnsanın imparatorluğu kendi içindedir.  
İnsanlarlar birlikteyken de yalnız kalırlar.
Keşke herkesin ömrü vicdanı kadar olsa.  
Herkes beton bir duvarın ardında yaşıyor.  
Dünyayı yerinden oynatan insan benliğidir.  
Kimse bulunduğu yerden memnun değildir.  
İnsan için gerçek, kendisini insan yapan şeydir.
Kendini beğenmişler, sadece övgüleri duyarlar.  
Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir.  
Kendi benliğinizde yaşattığınız şey, gün gelir ölür.
İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok.
İyilerin iyi tohumları, kötülerin kötü tohumları vardır.  
Burnunun doğrusuna giden insan çok uzağa gidemez.
Büyüklenen insanlar herkesi kendilerini hayran sanırlar.  
İnsan ancak vicdanıyla baktığı zaman doğruyu bulabilir.
Büyükler böyledir. Onlara hep bir şeyi açıklamak gerekir.  
İyice içine kapanmadıkça anlamayız yaşadığımız dünyayı.
Ölümlü, gelecekte yok olma tehdidi altında olan demektir.  
Yaşamı gerçekten anlayan bizlerin, şekillere ihtiyacı yoktur.
Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha zordur.  
Söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla değerlendirmeliydim onu.
Ìnsanın dostunu unutması üzücüdür. Herkesin dostu yoktur.  
Yaşamı gerçekten anlayan bizler için sayıların hiç önemi yoktur.
Krallar sahip olamazlar, “egemen” olurlar. Çok farklıdır bu iki şey.  
Kelebeklerle tanışmak istiyorsan iki üç tirtila katlanmak zorundasın.
Ölmek üzere olsan bile, insanın bir dostunun olması güzel bir şeydir.  
Ne tuhaf bir gezegen! Her yer kuru, her yer sivri, her yer sert ve acımasız.
Yaşam öylesine çelişkilerle dolu ki, insan ancak elinden geleni yapabiliyor.   
Sevmek, birbirine bakmak değildir aslında. Birlikte aynı yöne bakabilmektir.  
Kendine alıştırdığın, emek harcadığın şeyden sonsuza dek sorumlu olursun.   
Birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz gözyaşlarını da hesaba katmalısınız.
İnsanları ölüme mahkum etmekten hoşlanmam. Ve sanırım kendi yoluma gitmeliyim.  
İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.
İnsanlar hayal etmekten yoksundurlar. Onlar sadece kendilerine söylenenleri tekrar edip dururlar.  
Bir dostu unutmak zorunda kalmak fazlasıyla acı verici. İnsan hayatta kaç gerçek dost edinebiliyor ki?
Varoluşun koşulları budur. Bahar olmak, kış riskini kabul etmek demektir. Varlık haline gelmek, yokluk olma riskini kabul etmek demektir.   
Evren bize kendi hakkımızda bütün kitapların öğrettiğinden daha fazlasını öğretir. Çünkü direnir bize. İnsan engelle boy ölçüştüğü zaman tanır kendini.  
İnsanların hiçbir şey öğrenecek vakitleri yok artık. Her şeyi satıcılardan hazır alıyorlar. Ama dost satan bir satıcı olmadığından, insanların dostları da yok artık.

Orijinal adı: Vol de Nuit
Kötü giden talihimiz bile sahip olduklarımızın bir parçasıdır.

Orijinal adı: L'Espagne ensanglantée
Bir zamanlar gençlik ve sevimlilik dolu, sevmesini ve canını vermesini bilen şu bedeni gömmeğe bile üşeniyorlar.

Orijinal adı: Terre des Hommes
Doğulu nesiller çamurda yaşıyor ve bundan hoşlanıyorlar. Beni üzen acılar, halka dağıtılan çorbalarla giderilmez. Beni üzen şey, ne çökkünlükler, ne bu kamburlar, ne de bu çirkinlik. Bu biraz da, bu insanların her birinin içinde öldürülen Mozart´tır."

Orijinal adı: Le petit Prince
İşte sırrım, çok basit. En iyi yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni görmez.
Bl. XXI

Çölü güzelleştiren şey bir yerlerde bir pınar saklıyor olmasıdır.
Bl. XXIV
İnsanların hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yok. Her şeyi dükkândan hazır alıyorlar. Ve arkadaşlar dükkânda satılmadığı için de hiç arkadaşları olmuyor.

Aşk birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır.
Savaş bir macera değildir, bir hastalıktır. Bir tifüs gibi.
Başarısızlıklar, güçlülere daha da güç verir.
İnsan olmak sorumlu olmak demektir.
Çölü güzel yapan... bir yerlerde su kuyusu saklıyor olmasıdır.
Kendini yargılamak, baskaşını yargılamaktan çok daha zordur. Kendini yargılamayı başarırsan, gerçek bir bilgesin demektir.
Mumun özü izler bırakan balmumu değil, ışıktır.
Kıtlık ekmeğin paylaşılmasına yol açar, ekmeğin paylaşılması ise ekmekten daha tatlıdır.
Açlıktan ölüyorsan, dost sana kapısını açıyor, seni sofraya götürüyor, senin için süt tasını dolduruyor, ekmeği bölüyorsa, içtiğin şey gülümsemedir.
Mükemmelliğe, eklenecek bir şey değil de çıkarılacak bir şey bulunamadığında ulaşılır.
İnsanı sadece bilinmeyen korkutur. Ama insan bir defa bilinmeyenle karşılaştığında, bu korku, bilinen olur.

Anton Pavloviç Çehov, Rus tiyatro yazarı ve modern kısa öykülerin kurucularındandır.

Başkalarının günahlarıyla aziz olunamaz.
Buda, Muhammed, Shakespeare ne talihli kişilermiş ki, sevgili yakınları ile hekimler onları coşkuya kapıldıkları, esinlenip vecde geldikleri için tedavi etmeye kalkışmamışlar.
Hiçbir şey istemeyen, hiçbir umudu olmayan ve hiçbir şeyden korkmayan kişi asla bir sanatçı olamaz.
Herkesin tanrısı aynıdır; farklı olan sadece insanlardır.
Yalnız yaşayan insanların zihinlerinde her zaman seve seve paylaşacakları bir şeyler vardır.
Belki de aşık olduğumuzda yaşadığımız duygular normal bir durumu temsil ediyordur. Aşık olmak, olması gereken bir kişiyi gösterir.
Rusya'nın tamamı bizim meyve bahçemizdir.
Para da tıpkı votka gibi insanları eksantrik bir hale getirir.
Lanet olası hayat! En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık mükâfatla sona ermemesi. Operadaki gibi zaferlerle değil, ölümle son bulacak olması.

Hiçbir yazar, Çehov'dan daha az özenerek Çehov'unki gibi zavallı karakterler oluşturmamıştır.
Vladimir Nabokov

Antoine Marie Joseph Artaud (d. 5 Eylül 1896, Marsilya - ö. 1948, Paris), Fransız oyun yazarı, aktör, yönetmen ve şair.

İnsanın yüzü bir ölüm alanıdır.  
Ben sadece acımdan doğdum.     
Bilinç bir iştahtır, yaşama iştahı.  
Beni intihar ettirdiler. Ne müthiş!    
Kimse de yalnız değildir ölmek için.     
Dövüşmek için darbeler almak lazım.     
İnsan hasta, çünkü kötü inşa edilmiş.  
İnsan intihar etmez. İnsanı intihar ederler.  
Bende varolan her şeyin tek yargıcı benim!   
Hastalık, güzelliğin filizlendiği ahengi yaratır.   
Sanki sürekli alçalıyor gerçekliğin normal düzeyi.      
Yaşam yalnızca, istekler ve olumsuz güçler dizisidir.    
Uzun zamandır ölüm, benim için bir değer taşımıyor.   
Gerçek acı, insanın kendi içindeki değişimi hissetmesidir.  
Utanç duygusu yenilenlerde cesareti yeniden uyandırdı.  
Ancak iyi ahlaklı eylemler hayata güzellik ve onur verebilir.  
Azıcık bir gerçekle yetinmeyecek kadar acı çekmiştim ben.   
Diyebilirim ki ben, gerçekten, bu dünyada varlık olamadım.     
İki yol vardı önünde: sınırsız dışarınınki, boyutsuz içerininki.   
Varlığın bulaşıcı yaşmamının mide bulandırıcı bir çökelişi var.      
Kendi kendimi yıkıma uğratıyorum; artık, yaşıyor sayılamam.   
Ölüme açlık duymuyorum, varlık olmamaya açlık duyuyorum.    
"Sırra ermişlerin" yanında yutturmacılar her zaman var olacaktır.      
Ve bazen daha fazlası gerekmez bir dahiyi intihara sürüklemek için.  
Kötülük her insana eşit ölçüde verilmemiştir, deha da öyle, delilik de.  
Paramparça. Sanki bir ışık yağmuru.Bu ne biçim ölüm? diye düşünür.         
Kendimi, yaşamdan kendi irademle kopardım, yazgımı aşmak istedim!  
Düşüncelerimi teker teker bırakmakla, daha şimdiden intihar ettim ben.   
Sadece iliklerimi sarsanın açıklığına inanıyorum, aklıma konuşanın değil.  
Yaşam, bir nesne, bir biçim değildi bende,bir dizi mantık yürütmeydi yalnızca.     
Anlaşılması için yeterince ayrıntı vardır. Açıklamak nesnenin şiirini bozmak olurdu.  
Gerçek tiyatro her zaman bana, tehlikeli ve dehşetli bir eylem olarak görünmüştür.  
Var olmak için kendini olmaya bırakmak yeter, ama yaşamak için,birisi olmak lazım.
İçindeki gerçek ölümün beni korkutmadığı aceleci bir ölümün yara izlerini taşıyorum.   
Ve artık hiç kimse tanrıya inanmıyorsa, bu, herkesin giderek insana inanmasındandır.    
Zengin olarak sen bir köpeksin, ben senden daha değerliyim suratına tüküreyim senin.  
Kaygı verici olan bu dünyanın düzeninden sonra bir başkasının daha olduğunu bilmek.       
Bir gecikmeyle hissediyorum yaşamı, umutsuzlukla farkediyorum ondan kopmadığımı.   
Benimle ben olmayan arasında, henüz bitmemiş, yüzyıllardır devam eden bir savaş var.      
Yeryüzü insanın krallığı değildir ve bu dünyada yaşamak bir düşüş, garip bir rütbe indirimidir.   
Bu soruları sorduktan sonra, huzura kavuşan hiç kimse olmadı Kimim ben? Nereden geliyorum?   
Şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem?  
İntihar etmiş deli oradan geçmiş ve resmin suyunu doğaya iade etmiş, ama ona, kim onu geri verecek?   
Tüm bireysel eylemler toplumsallığa aykırıdır. Deliler, toplumsallık diktatörünün kurban ettiği kimselerdir.   
Makinanın olduğu yerde her zaman dipsiz kuyu ve hiçlik, yapılanı bozan ve ilga eden teknik bir müdahale var.     
Düzen, Düzensizlik, Birlik, Anarşi, Şiir, Ses kakışımı, Ritim, Uyumsuzluk, Büyüklük,  Çocukçalık, Yüce gönüllülük, Kıyıcılık.   
Varlık kuramında ben neyim? Ben, yaşamını yitirmiş olan ve tüm araçlarla onu yerine geri getirmeye çalışan bir insanım.    
Bir deli, toplumun dinlemek istememiş olduğu ve dayanılmaz gerçekler söylemesini engellemek istemiş olduğu bir insandır da.  
Herkes aslında cehennemden çıkmak için yazmıştır, ya da resim yapmıştır, heykel yapmıştır, taslak yapmıştır, kurmuştur, bulmuştur.   
Ben artık ne ölebiliyorum ne yaşayabiliyorum, ne de ölümü ya da yaşamı istememezlik edebiliyorum. İnsanların tümü de benim gibi.   
Çünkü bir deli, toplumun dinlemek istememiş olduğu ve dayanılmaz gerçekler söylemesini engellemek istemiş olduğu bir insandır da.    
İnsan, kendi hiçliğinin tadına varabilseydi, kendi hiçliğinde dinlenebilseydi ; bu hiçlik, herhangi bir varoluş biçimi olmasın, ama tam bir ölüm de olmasın.     
Sıkıntı İç sıkıntısı delirtir. İç sıkıntısı intihar ettirir. İç sıkıntısı lanetler. İç sıkıntısını tıp bilmez. İç sıkıntısını doktorunuz duymamıştır. İç sıkıntısı yaşamı yaralar. İç sıkıntısı yaşamın göbek kordonunu düğümler.

José Antonio Domínguez Banderas (d. 10 Ağustos 1960, Málaga), İspanyol oyuncudur.

Sanırım hırslıyım.
Zor zamanlarda yaşıyoruz.
İnsanlar artık sabırlı değiller.
Çocuklar bazı şeyleri anlamazlar.
Ben zamanımı çok kötü bölüyorum.
Kişisel hayatımda çok düşünceliyim.
Agnostik olduğumu kabul etmeliyim.
Hiçbir şey istemeyen adam yenilmezdir.
Beklenti, tüm hayal kırıklıklarının anasıdır.
Ben herhangi bir köktenciliğe inanmıyorum.
Ama yıldızların arkasında da bir grup fanatik var.
Çocuklarıma açık olmayı öğretmeye çalışıyorum.
Bildiğim tek şey, artık para için çalışmak istemediğim.
Her zaman depresyonda olan biriyle birlikte olamazdım.
Farklı bir dilde çalışırken  kelimelere o kadar bağlı değilsiniz.
Gerçeği söylemek gerekirse, her zaman iyimser bir adamdım.
Sanırım hükümetlerin artık bizi yönetemeyeceğinin farkındayız.
Yaşlandıkça her şey değişir - zihniniz, vücudunuz, dünyaya bakışınız.
Dünyada daha önce olmamış bir şeyler oluyor. Büyük bir beyin gibi davranıyoruz.
Evimin dışında geçirdiğim zaman ve bazen çocuklarıma ayırdığım az zaman nedeniyle kendimi çok suçlu hissediyorum.

Alıntılar
>> azquotes.com/author/867-Antonio_Banderas

Antonio Gramsci (22 Ocak 1891, Sardinya - 27 Nisan 1937, Roma), İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı.

Devrimci olan sadece gerçeğin kendisidir.
Bütün insanlar entelektüeldir ama toplumda herkes entelektüel işlevi görmez.
Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor; şimdi canavarlar zamanı.
Eskinin çürüyüp yok olduğu, yeninin ise bir türlü ortaya çıkamadığı bir değersizleşme, bir çürüme dönemi yaşıyoruz.
Yaşıyorum. Taraflıyım. Bu yüzden iştirak etmeyenlerden nefret ediyorum. Bu yüzden kayıtsızlardan nefret ediyorum.
Herkesin varlığı vazgeçilmezdir/elzemdir, herkes mevzisinin başındadır, ve herkesin de bir görevi ve bir mevkisi vardır.
Din, tarihin tanıdığı en devasa ütopyadır... tarihsel yaşamın gerçek çelişkilerini mitolojik biçim içinde uzlaştırmak için en büyük girişimdir.
Ben taraflıyım. Yaşıyorum, benim tarafımda olanların kurduğu geleceğin toplumunun nabzının gayretkeş vicdanlarda attığını şimdiden hissediyorum.
Kendinizi eğitin, çünkü aklınıza ihtiyacımız olacak. Örgütlenin, çünkü tüm gücünüze ihtiyacımız olacak. Harekete geçin, çünkü coşkunuza ihtiyacımız olacak.
Zoraki ortak ritimleriyle, hiçbir kutlamayı umurumda olmayan yabancılarla paylaşmayacağım. Dedelerimizin dedesi filan kutladığı için bizim de kutlamaya yanıp tutuşmamız gerekmiyor. Bu, mide bulandırıcı.
İnsan nedir? Nasıl cevap vermeli buna? Bunun tanımını insanın kendisinde yani her bireyde bulabiliriz. Ama doğru mudur bu? Her bireyde her bireyin ne olduğu bulunur. Fakat bizi ilgilendiren her insanın ne olduğu değil her insanin her an ne olmakta olduğudur.
Bu şehirde pencere kenarında oturup dışarıda mücadele eden ve kendilerini paralayan azınlığı izleyenler yok. Pusuda bekleyen, o mücadelenin tatsız meyvesinin tadını çıkarmayı uman, mücadele edenlerin ve kendini paralayanların kazanımlarını hafife alan kimse yok.
Ben her gün kendimle hesaplaşmak ve her gün kendimi yenilemek istiyorum. Hiçbir gün dinlenmeye ayrılmaz. Hayatın yoğunluğundan sarhoş düştüğümde veya yeniden zindelik kazanmak için hayvaniliğe dalıvermek istediğimde ne zaman duracağımı kendim belirlerim.
Sevgili annem, gerçekten şimdi seni sıkı sıkı sarmak isterdim, benim seni ne kadar sevdiğimi hissedesin, sana verdiğim bu acıyı teselli etmeyi ne kadar istediğimi anlayasın isterdim. Ama yapamıyorum. Yaşam böyle, çok zor, bazen oğullar onur ve şereflerini korumak istiyorlarsa, annelerine büyük acılar vermeleri gerekiyor.
Kayıtsızlardan nefret ediyorum. Frederich Hebbel gibi, yaşamanın taraf tutmak olduğuna inanıyorum. Kimse, toplumun dışında yalnızca insan olarak var olamaz. Gerçekten yaşamak yurttaş olmaktır, iştirak etmektir. Kayıtsızlık irade kaybıdır, asalaklıktır, korkaklıktır. Kayıtsızlık yaşamak değildir. Bu yüzden kayıtsızlardan nefret ediyorum.
Bu öğretiye göre, dinin temeli olan Tanrı da, nesnel olarak bizim dışımızda bir varlığa sahip değildir, zihnin bir yaratığıdır. (Hapishane Defterleri, Antonio Gramsci)

Hapishane Defterleri, Antonio Gramsci Alıntılar

Antonio Rotta (1853—1895), İtalyan ressamıdır.

Diğer değerli ressamlar, Verona doğumlu Domenico Scattola ve Gorizia'lı Giovanni Antonio Rotta'dır. Bu ressamlar oldukça sade ve zarif bir şekilde eserlerini üretmişlerdir. Onların sanat anlayışları, günlük yaşamın nazik, sade ve erdemli taraflarını gölgede bırakmaz ve bastırmaz.Rotta'nın eserleri arasında "Kıyıdan bir grup halkı taşıyan tekne", "Çatal Partisi", "Garibaldin ve Venedik kanallarındaki bir iskelede balıkçı çocuklardan oluşan canlı grup" ve Polonya'nın son savaşına ait diğer sahneler yer almaktadır. Bunlar, onu sanatçılar ve sanatseverler arasında çok sevilen bir figür yapmıştır. Antonio Rotta, Venedikli şair Luigi Carrer'in Ballate adlı şiirlerine benzer izler sürmüştür. (Bartolomeo Soster)
Antonio Rotta'nın adı, İtalya'da ve yurtdışında uzun yıllardır bilinmektedir. Yeni tablosunda, tüm kırışıklıklarıyla yaşlı bir kadını, dolabından, geçmiş yüzyılın modasına uygun, yıpranmış bir ipek korseyi çıkarırken görmekteyiz. Bu korse, gençliğinde göğsünü sıkı tutmuş ve büyük olasılıkla mutluluk, kutlamalar ve belki de bazı yasak aşklar için tanıklık etmiştir. Kadın, sonsuzluğa adım atmadan önce geçmişe dönmeyi sever. Anılar pişmanlıklara dönüşür. Bu yaşlı kadının kırışmış alnının altında geçen tutkular ve pişmanlıklar, kaybolmuş olanı yansıtmaktadır! Combien je regrette | mon bras si dodu. | Ma jambe bien faite | et le temps perdu. Zaman kaybolmaz. Bunu, o yaşlı kadının gözlerindeki o kıvılcımlar, kül halindeki ateşin arasından parlayan ışıltılar bize söylüyor. Tanrı bilir ki, Serenissima zamanlarında, bu güzel kadın, pembe korsesiyle Santa Marta'nın kutlamalarında ne kadar çok "furlana" dans etmiştir ve yine aynı zamanda, o pembe ipek üzerindeki elini, kırmızı kadife pelerinli ve Arnavut şapkalı şık bir gondolcunun sevgi dolu, heyecanlı elleriyle kaç kez hissetmiştir! Hayır, bu yaşlı kadın kaybolan zamanı değil, ince kollarını ve beyaz göğsünü üzülerek hatırlamaktadır. Rotta'nın tablosu, nadiren karşılaşılan bir zarafet, incelik ve netlik ile yapılmıştır. Belki de zarafet, dikkatlice işlenmiş detaylarla biraz yapmacık bir hale gelmiş olabilir, ancak gerçeğin mükemmel taklidi, detaylardaki aşırı dikkat gereksiz hale getirmektedir. (Pompeo Gherardo Molmenti)
Rotta, çok genç olmasına rağmen ünlü bir sanatçıdır ve başta genel konu resimleri olmak üzere çok güzel tabloları sayesinde ün kazanmıştır. Bu tabloların, konu seçimi, kompozisyonu, çizimi, gerçek ve zengin renkleri ve nadir görülen bir uyumu övgüye değer. (Bartolomeo Soster)
Şablon:NDR bizim Venedik'te bir süre zayıf olan güzel sanatlara güçlü bir ivme kazandırmıştır. (Bartolomeo Soster)

António de Oliveira Salazar, Portekiz Bakanlar Konseyi Başkanı ve 1932-1968 yılları arasında Portekiz Cumhuriyeti'nin de facto diktatörü.

Tanrı, Vatan, Aile.
(Salazar rejiminin sloganı.)
Tanrı'yı ve erdemi tartışmayın. Vatanı ve tarihini tartışmayın. Otoriteyi ve saygınlığı tartışmayın. Aileyi ve onun ahlakını tartışmayın. Çalışmanın yüceliğini ve görevlerini tartışmayın.
Futbol olmasaydı bu ülkeyi yarım saat bile idare edemezdim.
Çocuklarınıza çalışmayı öğretin, kızlarınıza edepliliği öğretin. Ekonominin de tüm erdemlerini öğretin. Onları aziz yapmasanız bile en azından onları Hıristiyan yapın.
Vatansever olmayan Portekizli sayılamaz.
Devlet, milletin toplumsal örgütlenmesidir.
Hızlı ve güçlü bir şekilde Angola’ya!

Tanıdığım en eksiksiz, en saygıya layık devlet adamı Salazar'dır. Zekası, politik anlayışı ve alçakgönüllülüğü nedeniyle onu olağanüstü bir kişilik olarak görüyorum. Muhtemelen tek kusuru alçakgönüllülüğüdür.
Francisco Franco

António Manuel de Oliveira Guterres (d. 30 Nisan 1949, Lizbon), Portekizli siyasetçi, 9. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri. Guterres, 1995-2002 yılları arasında Portekiz başbakanlığı, 1999-2005 arasında Sosyalist Enternasyonal başkanlığı ve 2005-2015 yılları arasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğini (UNHCR) yaptı.

Avrupa'da olası bir askeri çatışmayla ilgili artan gerilim ve artan spekülasyonlar beni derinden endişelendiriyor. İnsanların çekeceği acıların, yıkımın, Avrupa ve küresel güvenliğe verilecek zararın bedeli aklımıza gelenden çok daha ağır olur. Böyle feci bir durumun olasılığını bile kabul edemeyiz. Önümüzdeki saatler ve günlerde tamamen bu konuyla meşgul olacağım. Bu sabah Rusya Federasyonu ve Ukrayna Dışişleri Bakanları ile görüştüm. Mesajım açık, diplomasi dışında başka bir alternatif yok. Diplomasinin galip geleceğine inancım tam. BM’nin Ukrayna'daki ekibi tam olarak görevinin başında. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olarak, uluslararası hukukun temel direği BM Tüzüğü’ne tam olarak saygı duyulmasını istemek benim görevim. BM Tüzüğü bellidir, bütün ülkeler uluslararası anlaşmazlıklarını barışı, güvenliği ve hukuku tehlikeye atmayacak bir şekilde barışçı yollarla çözmelidir. Tüm üye devletler, uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne, siyasi bağımsızlığına karşı veya BM’nin amaçlarıyla bağdaşmayan herhangi bir tehdit ya da güç kullanmaktan kaçınmalıdır. Devlet başkanları da dahil olmak üzere son zamanlardaki diplomatik temasları memnuniyetle karşılıyorum. Ancak daha fazlasının yapılması gerekiyor. Herkes çabalarını daha da yoğunlaştırmalı.
Hava ve su kirliliği yılda 9 milyon kişinin ölümüne neden oluyor ve bu rakam, pandeminin neden olduğu kayıplardan 6 kat daha fazla.
Bir devlete ait herhangi bir bölgenin güç kullanma tehdidiyle ilhak edilmesi BM Şartına ve uluslararası hukuka aykırıdır.

Anıl Çeçen ( 1948, Ankara) Türk akademisyen ve yazar.

Timur ne kadar kanlı bir fatih ise de, Timuroğulları Türk tarihi içerisinde bilim ve kültüre çok önem veren ve bu alanda yeniden doğuş derecesinde atılım yapan bir devletin hanedanı idiler. Timur fethettiği yerlerdeki ustaları, sanatçıları ve bilginleri sürekli olarak Semerkand'a getirerek bunları merkezde bir araya getirmiş ve bunlardan yararlanarak Timur dönemi Rönesansı'nı Türk kültürüne armağan etmiştir.
Karahanlılar hem Müslüman olarak hem de Türkleri Akdeniz'e doğru yaklaştırarak, Türk tarihinin önemli bir dönüm noktasını gerçekleştirdiler. Bu devletin açtığı yoldan önce Selçuklular ve daha sonra da Osmanlılar yürüyerek geleceğin büyük imparatorluklarını kuracakları topraklara ulaşmışlardır.
Avarlar savaşlarda asker sağlamak amacıyla fethettikleri yerlere Slav kavimlerini yerlestirmişlerdir. Slavlar, Avarlar sayesinde Elbe, Karpat, Vistül, Dalmaçya,Macaristan gibi çok geniş bir alana yayılmışlardır. Slavlar, Hıristiyanlığı Avar bölgelerinde yaygınlaştırdıkça Avar toplulukları Slavlaşmışlar ve zaman içinde eriyip yok olmuşlardır.
Bilimsel devrimlerin getirdiği modernizm akımı, birkaç yüz yıllık gelişme sonucunda modern bir dünyanın ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.
Cumhuriyet rejimleri insanlığın gelmiş olduğu en üst düzeydeki yönetim aşamasıdır.
Kapitalizm tarihin her döneminde dini bir araç olarak kullanmış ama hiçbir zaman karşısına almamıştır.
Orta Doğu denilen bölge aslında jeopolitik olarak dünyanın merkezidir.

Ara Güler (15 Ağustos 1928 - 17 Ekim 2018), Ermeni asıllı Türk foto muhabiri ve yazar.

1950-60'lardan kalma İstanbul fotoğraflarım olmasa, o eski günler, bugün unutulmuş olacaktı. (...) Eski şehirden hiçbir şey kalmadı. Şehrin estetiği değişti. Uygarlık ileriye gidiyor ama insanlar güzellik anlayışını kaybetti...
(13 Aralık 2012 tarihli mülakatından)
Bana İstanbul fotoğrafçısı diyorlar. Ama ben dünya vatandaşıyım. Dünyanın foto muhabiriyim.
(13 Aralık 2012 tarihli mülakatından)
Ben fotoğraf sanatçısı değil foto muhabiriyim.
(9 Aralık 2012 tarihli mülakatından)
Bu kadar küçük bir şey sanat olmaz. İki adamı yanyana koydum, ben onları çektim biraz da estetik kattım diyelim... Bu sanat olur mu? Sanatçı Mozart'dır, Bethooven'dir, Picasso'dur. Bunların yaptığı sanattır, sanat bir mesaj verir. Düşün, fotoğraf hakikaten sanat olsaydı bir dijital çıktı diye, bu iş bu kadar ayağa düşer miydi? Şimdi herkes kendisine fotoğraf sanatçısı dedirtiyor. Bunlar sanatkar mı be, çöpçü bile olamazlar! Biz de enayi gibi onlara inanıyoruz.
(Fotoğrafçılığın sanat olmadığı konusunda, 28 Ağustos 2005 tarihli mülakatından)
Dünyada beş milyon tane sergi açılıyor ama bunlar her zaman açık kalmaz. Halbuki kitaplar kalır, yüz sene sonra da açıp bir kitaba bakabilirsin ama sergiyi gezemezsin. Tiyatro da öyledir... Oynadığın zaman vardır, perde inince biter. Çok nankör meslekler vardır hayatta, aktörlük de bunların başında gelir. Gerçi filmi yine oynatabilirsin ama tiyatro öyle değil.
(28 Ağustos 2005 tarihli mülakatından)
O kadar pezevengi çektim, Charlie Chaplin'i, Einstein'ı, Jean Paul Sartre'ı çekemedim. Onlar mühim adamlardı, onların fotoğraflarını çekebilmeyi isterdim. Ama şimdi kimse kalmadı, Türkiye'nin en meşhur adamını çeksen ne olur? Sınırın bir metre dışına çıksa kimse tanımaz. Ben onlardan daha meşhurum.
(Kimlerin fotoğrafını çekmek istediği konusunda, 28 Ağustos 2005 tarihli mülakatından)

Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.
Bir daha dünyaya gelseydim tramvay olmak isterdim.
Keşke işim deklanşöre bastığım an bitse.
En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı.
Sanatçı olmanın en kolay yolu fotoğrafçı olmaktır. Sıkıysa müzisyen ol.
Ben singer dikiş makinesiyle bile fotograf çekerim.
Fotoğraf konusunda şanslıyım çünkü olay beni buluyor.
Sanat olmasına lüzum yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zaptediyorsun, bir makine ile tarihi durduruyorsun.

Arabesk, 1988 yılı yapımı Türk filmi. Absürt komedi olarak nitelendirilebilecek bu film Ertem Eğilmez'in son filmidir. Şubat 1989'da gösterime girmiştir.

Şener: Bu adamlar madende mi çalışıyorlar?
Dayı: Hayır onlar siyasi onlara af çıkmaz diye tünel kazıyorlar.

 Ağa: Bana bak sen Müjde'yi seviyorsun değil mi?
 Şener: Sevmez olur muyum ağam.
 Ağa: Peki parayı?
 Şener: Parayı mı? Parayı kim sevmez ağam?
 Ağa: Hanım ver şunları. Burada tam 10 milyon lira var. Seç.
 Şener: Neyi seçiyim ağam?
 Ağa: Ya Müjde'yi ya parayı.
 Şener: Haaa, anladım. Sen bana diyorsun ki al parayı git, Müjde'yi unut.
 Ağa: Haa şöyle.
 Şener: Kaç milyon demiştin ağam?
 Ağa: 10 milyon.
 Şener: 10 milyon mu? 10 milyon için yardan da geçilir, serden de. Ama ben Müjde'den vazgeçmem ağam.

— Shakespeare'in ünlü bir kral karakteri?
— Terk edildim!
— Bilemediniz. Kral Lear olacaktı. Pekiii... Avrupa'da bir başkent? 1. harfi D olacak.
— Terk edildim!
— Olmadı, yine bilemediniz. 
— Haklısınız... Bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Adımı bile... Ben kimim, nerden geldim, iki kere iki kaç?

“Allah'ım görmüyorum, sana çok şükür görmüyorum. Kör oldum.”

"Arabistanlı Lawrence" buraya yönlendirilmektedir. Aynı adlı sinema yapımı için bakınız: Arabistanlı Lawrence (film).

Thomas Edward Lawrence (16 Ağustos 1888 – 19 Mayıs 1935) İngiliz arkeolog, askeri stratejist ve yazar. Daha çok T. E. Lawrence veya Arabistanlı Lawrence olarak bilinmekle birlikte kısa bir süre T. E. Shaw adını da kullanmıştır.

Kesin başarıda övünülecek bir onur yoktur ancak kesin bir yenilgiden; çok fazlası zorla elde edilebilir.

Herkes rüya görür, ama aynı derecede değil. Geceleyin zihinlerinin tozlu hücrelerinde rüya görenler, gündüzleyin bunun boş bir şey olduğunu anlamak için uyanırlar. Ama gündüzleyin hayal kuranlar tehlikeli insanlardır, çünkü hayallerini mümkün kılmak için açık gözleri ile oynayabilirler. Ben bunu yaptım.
s.41
Samilerin görüş perdesinde ara tonlar yoktu. Onlar, dünyayı her zaman dış hatlarıyla gören, temel renklerin daha doğrusu siyah ile beyazın egemen olduğu bir halktı. Kuşkuyu —bizim modern dikenli tacımızı— hor gören dogmatik bir halktı. Bizim metafizik zorluklarımızı, içe bakışla ilgili sorgulamamızı anlamazlardı. Bizim daha ince nüanslar hakkında tereddüt eden heyetimize aldırmaksızın sadece doğruyu ve yalanı, inanç ile inançsızlığı biliyorlardı.
s.59

Louis Aragon (3 Ekim 1897, Paris - 24 Aralık 1982, Paris) siyasal eylemci ve komünist şair, romancı ve deneme yazarı.

Sakın görünüşe aldanma; görünüşte herkes insandır.     
Gülecekler bize, içinde kül olacak denli sevdiğimiz için ateşi.   
İyi insanlar değişmezler, sadece gerçeklerin farkına varırlar.  
Boşuna haykırıyorum ben sana aşık birinden başkası değilim diye.    
Giden geri dönüyorsa, sevdiğinden değil. Daha iyisini bulamadığındandır.    
Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de. Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm.  
Dehanın doğasının ahmaklara yirmi yıl sonra kullanacakları fikirleri vermek olduğunu biliyoruz.  
Gitmeden önce düşün; çünkü döndüğünde bulduğunla, giderken bıraktığın asla aynı olmayacak.  
Hayatı ne önemse, ne de hafife al. Onursuz birliktelikler yerine, onurlu bir yalnızlık yasa sadece.  
Aşkın en acımasız yani; ağzından çıkmaya cesareti olmayan sözlerin, yürekte fırtınalar koparmasıdır.  
Sevdiğini başkasına uğurlamak mı daha zor, yoksa başkasından geldiğini bile bile onu karşılamak mı?  
Kuşkusuz bir kadının en sık tekrarladığı hata, bir erkeğin ona 'seni seviyorum' demesine inanmasıdır.   
Ağzınızdan çıkanlara daima dikkat edin. Çünkü bir sözü unutmak bir yüzü unutmaktan çok daha uzun zaman alır.   
Bizi seveni elimizin tersiyle iteriz, layık olmayanı ise hakettiğinden fazla severiz. Sonra da bırakıp gitti deriz. Hepsi bu.  
İnsan seviyorsa karşılık görmese de her şeyden vazgeçip onunla uğraşır. Uğraşmıyorsa sevmekten vazgeçmiş demektir.   
Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.  
Gözlerini kaçırarak "seni hiç sevmiyorum" demekle gözlerinin içine bakarak "seni çok seviyorum" demek aynı şeylerdir.  
Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları ölmek daha kolaydır sevmekten bundandır işte benim yaşamaya katlanmam. Sevgilim.

Arap Baharı denilen süreç, biyolojik ömrü tamamlanan bu dikta rejimlerinin daha liberal versiyonu ile yenilenmesi girişimiydi. Petrol şeyhliklerine ne hikmetse hiç uğramasa da, geri kalan kısmının dünyaya açılma adına küresel sisteme eklemlenmiş müşteri toplum yapısına dönüşmeleri isteniyordu. Süreç yerel dinamiklerle iyi işletilemedi, Arap baharı denilen apolitik devrimler ya iç savaşa dönüştü ya da Mısır gibi askeri darbelere teslim oldu.
Akif Emre
Arap Baharı'ndan elde ne kaldı'ğı sorusu hala sorulabiliyorsa Arap Baharı'nın aslında ne olduğu, ne türden sonuçları devşirmek adına bazı mahfillerce desteklendiği, belli mecraya akıtılmak istendiği hakkında bir fikir sahibi olunmadığındandır. Hala 'Arap Baharı neden sonuçsuz kaldı' sorusunu soranların ne Arap Baharı üzerindeki vesayeti ne de toplumsal dinamiklerin gerçek talepleri hakkında fikirleri yok demektir. Bu tür soru; Bugünkü hal; toplumsalın meşru taleplerini apolitik devrim yoluyla boşa çıkarmak isteyenlerle olayın romantizminden kendini kurtaramayanların el birlik bu sonuca hizmet ettiğinin farkında olmaması halidir.
Akif Emre
Kısaca Arap Baharı'nın yelkenlerini şişiren rüzgârın yönü ile geminin rotası tam uyumlu olmadığı anlaşılınca rüzgâr ters yöne üflendi ve çıktığı sahile itilirken alabora oldu.
Akif Emre
Arap dünyasında halk ayaklanmaları başladığında, Batılılar, Batı medyası üzerinden Arap dünyasında yaşananları "Arap baharı" diye adlandırdıkları zaman "eyvah!" demiştim; "tastamam bir ayartılma durumu ile karşı karşıyayız! Neredeyse iki asırdır, sömürgeciliğin pençesinde kıvranan Müslümanlar, bu zokayı yutacaklar!" demiştim ve Arap dünyasında yaşananlarla ilgili olarak ilk yazdığım yazıya "İstikrarlı istikrarsızlık" başlığını atmıştım. Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarını, "devrim" ya da "Arap baharı" değil de, uzunca bir süre sürecek bir istikrarsızlığın başlangıcı olarak tanımlamam pek de hoş karşılanmadı çağın ne denli ayartıcı bir ağ olduğunu henüz fark edemeyen insanlar tarafından. Oysa ben Arap dünyasındaki "ülke"lerin bir an önce bağımsızlıklarına kavuşmalarını istemez miydim? İslâm dünyasının yaşadığı yok oluş serüveni üzerinde yüreği yangın yerine dönen ve bu yangının nasıl söndürülebileceği konusunda derinlemesine düşünen biri olarak Müslümanların bağımsızlıklarına kavuşmasına kayıtsız kalabilir miydim?
Yusuf Kaplan

Aç eşek semerini de yer.
Ağaç ve kitabın yaprağı ne kadar çoksa, meyvesi o kadar az olur.
Ağızla göz yüreğin aynasıdır.
Allah’ın gülü dikenli yarattığına hayret edeceğiniz yerde, dikenler arasında gül yarattığına hayret ediniz.
Arifler daima huzur içindedir.
Ay çıkınca yıldızların ne yararı olur.
Beni anla da istersen öldür.
Bir baba kudretinden aşağı derecede, çocukları kudreti nisbetinde, kadını da kudretinin fevkinde giyinmelidir.
Bir şey yapmak isteyen yolunu bulur bir şey yapmak istemeyen nedenini bulur.
Deve çok ucuz boynundaki şu gerdan olmasa
Demiri kızgınken döv.
Dünya savaşla başladı savaşla bitecek.
Dünyada 3 şey gizlenmez: Duman, aşk, parasızlık.
Gözler sözün kaşığıdır.
Hapishane bir bahçe içinde de olsa, yine hapishanedir.
Hakikat arayışın kız çocuğudur.
Her şeyi anlamaya çalışan, kahrından ölmeyi de göze almalı.
İki karısı olan erkek, iki ateş arasında kalan birine benzer. Hangi yana sokulsa yanar.
İnsanlar başarılardan az, başarısızlıklardan çok şey öğrenirler.
Kabahatini itiraf ederek affını iste; zira bir suçu gizlemek o suçu ikileştirir.
Kadın gölge gibidir, kendisini takip edenden kaçar, önünden gidenin arkasından koşar.
Kadın, kokusunu yalnız tenhada veren bir çiçektir.
Kitap, insanın cebinde taşıdığı bir bahçe gibidir.
Konuşulanlar kalpten çıkarsa kalbe kadar girer, ama dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
Kuş, kuş ile avlanır.
Mide boş sağlık düzgün, kese boş ahlak düzgün.
Mide hastalığın evi, perhiz tedavinin başıdır.
Sağlığı olanın umudu, umudu olanın her şeyi var demektir.
Sanat, sırrını bilenler için bir tutam otun altında saklıdır. Bu sırrı bilmeyenler onu, bir dağın altında sanırlar.
Sıhhat, sıhhatlilerin başında ancak hastaların görebileceği bir taçtır.
Sır, saklarsan esirin, kaybedersen efendindir.
Söz gümüşse sükût altındır.
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
Talihsizlikler, meziyetleri imtihan eder.
Varlıklı adam küllüğe benzer, ne denli doluysa o denli pistir.
Yaralı kartala sormuşlar "Niye bu denli hüzünlüsün?" "Beni vuran okun arkasında kardeşimin tüyleri var" demiş.
Yiğit harpte, dost dertte, olgun adam hiddette belli olur.
Yılanın ısırdığı kedi, ip görse yılan sanıp kaçar.

Arda Denkel (6 Temmuz 1949-21 Mayıs 2000), Türk felsefeci ve akademisyen.

Doğal olan her şey, daha üst düzeydeki bir varlığa doğru, daha ayırımlanmış olmaya; daha belirgin ve karmaşık bir form kazanmaya doğru değişmektedir.
Yaşayan varlıklar olarak içinde bulundugumuz evrenle sürekli bir karşılıklı etkileşim durumundayız. Yaşamımızı sürdürebilmemiz bu sürekli etkileşimin sürebilmesine baglıdır. Evrenin yaşam işlevlerimiz için uygun ortamlar sagladıgı yerlerde, gereksinimlerimizi onun birçok degişik yönleri ve bölümlerinden karşılarız. Bu amaç dogrultusunda, evrenin degişik durum ve bölümleri üzerinde etkili olur, onları degiştiririz de.
Bilim, kimi pozitivistlerin öne sürdüklerinin tersine yalnızca deneyi ve ondan türetilen genellemeyi saptamakla kalmaz. Yaptığı kimi açıklamalar için doğrudan deneye dayanan kavramları aşar, kuramsal yapılar, varlıklar varsayar. Oysa bunu yapmak, algı ve gözlemi değil, imgelem ve ussal kurguyu ilgilendirir.

Arif Nihat Asya (7 Şubat 1904, Çatalca, İstanbul - 5 Ocak 1975, Ankara), Milliyetçi şiirleriyle tanınan Türk şairdir.

Bir saçı okşamaz, bir alnı serinletmez, bir yelkeni şişirmez, bir eteği havalandırmazsın. Neyleyim senin gibi rüzgârı.
Duvarda bir gedik açmaya bir taşın eskimesi yeter.
En büyük acı, acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır; köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır.
Kalemini bir silah gibi değil, bir kaşık gibi tut yoksa aç kalırsın.Diyordu bir kitabında.
Vazoyla saksının farkını sen söyleme, çiçeklerden sor !
Bu kitabın kaç dakikada okunduğunu bırak, kaç senede yazıldığını düşün.
Gözler kalbin aynasıdır.Ama sen yine de gözüne kalbini sorma...
"Düşünüyorum, o halde varım." demiş Descartes ama Arif Nihat Asya ise "Hayır, yanlış.Düşünülüyorum, o halde varım." demiştir.
İnanmak;basamakların çıkamadığı yere kanatlarınla tırmanmak.
Işığı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin.
İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.
O da bir gazi olmak istedi. Fakat ona anlatmak gerekti ki, şehit olmayı göze almayan gazi olamaz.
Kulun olarak doğmasaydım, kendiliğimden gelir fahri kulun olurdum Allah'ın.
Bütün dualarımızda uzun yaşamak isteği var.Eni olmazsa bir ömrün, boyu olmuş ne çıkar.
Koku, tat, sıcak... sende her aradığım vardı: Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.
Sanatkar halıda gülü dikensiz yapmış..Ayakların incinmesin diye.
Bir kuşa yeten yuva iki kuşa da yeter.
Tekerleri dört köse bir arabaya bindirdiler bizi, bir gidiştir gidiyoruz.
Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük...Neler geçirdim ben!Çıkabilseydi bir, "güzel" diyecekGüzelleşirdim ben!
Boyasına güvenen halılar güneşten korkmaz.

Aristippos, MÖ 435-356 yılları arasında yaşamış olan Yunan düşünür. Sokrates'in öğrencisi olan Aristippos, Kirene okulunun kurucusu olarak bilinir.

Bilge bir insanın ülkesi dünyadır.
Bazı erdemler akılsızlarda da bulunur.
Zevke esir olan değil, hâkim olan mesuttur.
Vazgeçebileceğin hiçbir şeye kıymet verme.
İyi neşelendirmek, iyi bir hayata engel değildir.
Yaşam sanatı, zevkleri geçerken almakta yatar.
İnsan ne giyerse giysin, erkekse yine de erkektir.
En üstün iyilik hazdır. Ve en büyük kötülük acıdır.
Tiranla ilişkiye giren, özgür gelse bile, köle olur çıkar.
Bütün yasalar kaldırılsa, bizim yaşayışımız değişmez.
Eğitimsiz yerel yetenek, meyvesi olmayan bir ağaç gibidir.
Filozoflar neye sahip olduklarını bilirler ama zenginler bilmez.
Ben ne yapayım, adamın kulakları başında değil, ayaklarında.
Bir yalancıyı en iyi, söylediklerine inanmayarak ödüllendirebilirsiniz.
Pek çok şey bilenler değil, neyin yararlı olduğunu bilenler değerli insanlardır.
En iyi şey, hazlardan uzak durmak değil, onlara yenik düşmemek ve üstesinden gelmektir.
Elinin altındaki şeylerin keyfini çıkar, sahip olmadığı şeylerden alacağı haz için kendini yorma.
Belirli bilimleri inceleyen ve felsefeyi ihmal edenler, bekleyen kadınlarla sevişen Penelope'nin kurbanları gibidir.
Bilgi iyidir, ancak şundan dolayı iyidir: O insanı önyargılardan, dinsel inançlardan, gereksiz korkulardan kurtarır.
Nasıl ki çok yiyip beden eğitimi yapanlar, gereği kadar yiyenlerden daha sağlıklı değildir, aynı şekilde çok şey değil, yararlı şeyleri okuyanlar daha üstündür.

>> >> azquotes.com/author/20378-Aristippus

Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.
Akıllı insan düşündüğü her şeyi söylemez, fakat söyleyeceği her şeyi düşünerek söyler.
Alçak olan kimse düşmekten korkmaz.
Arzu bir şeyi istemek veya söylemektir.
Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; birçok insanın hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.
Aynı fikirler bu dünyada bir değil, iki değil, sayısız defa boy gösterirler.

Bilim, iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.
Bütün; başı, ortası ve bir sonu olandır.
Bir 'dost' kimdir? İki vücutta bulunan tek bir ruhtur.
Birçok kişinin yaşamı, isteklerini doyurma yollarını aramakla geçer.
Bilge kişi zevk aramaz, kaygı ve acılardan uzak durur.
Bilgi doğuştan akılda yoktur, ama akıl bilgiyi üretecek kapasitededir.
Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler.
Bütün insanların düşüneceği bir aklı vardır ve kullanmasını bilmek gerekir.
Bir şeyi yapma gücümüzde saklı olan, bir şeyi yapmama gücümüzde saklıdır.

Cesaret kuvvetle birleşince birazcık artar.

Çünkü doğaya güvenilir, paraya değil.
Çok süslenenlere bakın; hepsi de gizlenmek istiyordur.

Demokratik devletin temeli özgürlüktür.
Politika
Devlet adamıyla devlet, kralla uyrukları, aile reisiyle ev halkı, efendiyle köleleri arasındaki ilişkilerin hep aynı olduğunu sanmak yanlıştır. Aralarında yalnızca büyüklük değil, nitelik farkı da vardır.
Dünya bir hücredir, seni yalnızlığa iten fakat seni düşündürüp olgunlaştıran ortam da olabilir.
Demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.
Devlet birçok kişi tarafından yönetilirse bu ona, tıpkı giderleri toplulukça karşılanan şölenin tek kişinin hazırlayacağı bir şölenden daha üstün olması gibi bir üstünlük sağlar. Onun içindir ki çoğunluk, birçok durumda, her kim olursa olsun tek bir kişiden daha iyi bir yargıçtır. Ayrıca çokluk daha güç bozulur ya da kıstırılır. Kötü bir anında olan ya da konuya ilişkin çok güçlü duyguları bulunan bir kişinin yargısı ister istemez çarpık olacaktır. Öte yandan, bir kitlenin yargıda bulunması durumunda, kitleyi oluşturan her kişinin aynı anda duygulara kapılmasını ve yargısını çarpıtmadan ayarlamak güçtür.
Dost; kişinin ikinci benliğidir.
Dostlar! Dost yoktur!
Dost kara günde belli olur.

Erdem ve kabiliyet yönünden üstün olan kimselerin arkasından gitmek ve onlara uymak doğrudur.
Erdem bilincine sahip olmak yeterli değildir. Erdeme erişmek için ya da iyi insan olmak için çaba göstermeliyiz.
En büyük suçlar, gerekli olanı değil de fazla olanı elde etmek için işlenir.
En üstün şey metafor ustası olabilmektir; başkalarından öğrenilemeyecek tek şey budur. İyi metafor, benzeşmeyenler arasındaki benzerliğe karşı sezgisel bir algı gerektirdiğinden, aynı zamanda dehanın da göstergesidir.
Eğitimin kökleri acı, meyveleri tatlıdır.
Eğitim görmüş aklın işareti, herhangi bir düşünceye onu kabul etmeden önce açık olmasıdır.
En büyük suçlar yokluktan değil çokluktan doğar. Kimse başını sokacak yer bulabilmek için zorba olmaz.

Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır.
Felsefe kişilerin yaşamı merak etmesinden doğar. Yaşamı en çok merak eden çocuklardır.
Felsefe bilim​lerin ya kraliçesi ya da onların önündeki engelleri ortadan kaldırdığı için, ağır işçisidir.
Flüt, iyi ahlaki etki yaratan bir enstrüman değildir. Fazla heyecan verir.

Gerçek mutluluk mal ve mülke sahip olmak ile değil, akıl ve erdeme sahip olmak ile mümkündür.

Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür.
Her alanda konunun doğal yapısı izin verdiği ölçüde kesinlik aramak, eğitim görmüş kişinin özelliğidir.
Hukuk her şeyin üzerinde olmalıdır.
Her devinim, ne denli hızlıysa o denli devinimdir
Omnis motus, quo celerior, ro magis motus
Hiç kimse rastlantıyla ya da onun aracılığıyla doğru ve akıllı olmaz.
Hiçbir dahi, biraz çılgınlık karışımından yoksun olamaz.
Hayatı bir şölen sofrası gibi bırakmalı, ne susuz ne de sarhoş olarak.
Her kişi öfkelenir, bu çok kolaydır; ancak tam istenilen kişiye, tam ölçüsünde, tam zamanında, tam yerinde, tam yöntemince öfkelenmek, ne herkesin yetkinliğindedir, ne de kolaydır.
Hükümetlerin alınyazılarını belirleyenler, her zaman silah taşıyanlardır.

İlim tümeli, tarih tikeli, sanat olanaklı olanı bildirir.
İnsanlar arzularına son olmadığı için, bu arzuları tatmin edecek vasıtalara da son olmamasını isterler.
İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
İnsanları iyi yapan yasalardır.
İyi iki anlama gelir: Birisi mutlak iyidir. Diğeri ise birisi için iyi olandır.
İnsanoğullarının yönetimi sanatı üzerinde düşünen herkes, devletlerin geleceğinin gençlerinin eğitimine bağlı olduğu konusunda ikna olmuşlardır.
İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe.
İyiliğe gücün yetmezse, kötülük etme.
İnsan düşünen bir hayvandır.
İradene hakim fakat vicdanına esir ol.
İşler, iş olarak şerefli veya şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksada göre şerefli veya şerefsiz olurlar.
İyi rejimler arasında demokrasi en kötüsüdür, ancak kötülerin en iyisidir.
İnsan politik bir hayvandır.
İsteklerini tutsak al, vicdanına tutsak ol.
İnsan, doğası gereği siyasi hayvandır.
İnsanın içinde olanlar dışında anlam buluyor.
İnsanlar bir açıdan iyi pek çok açıdan kötüdür.
İnsan ve hayvan arasındaki tek fark düşünmektir düşünebilene.

Kalite bir yasa değil bir alışkanlıktır.
Kanun düzendir, iyi kanun iyi düzendir.
Kimi ister, kimi verir; doğa ile insan bir bütündür.
Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için ötekilerin köle olması gerekir.
Kimse, korktuğu adamı sevmez.
Kimse tesadüfle veya onun vasıtasıyla doğru ve akıllı olmaz.
Kendini bilmek bütün bilgeliğin başlangıcıdır.

Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.
Mutlu olmak kendi kendine yeter olmak demektir.
Mutluluğun özü, bizdeki tam bilgi ve ruh doğruluğudur.
Tek mantık düşünebilmekse; evet, akıllıyız.
Mizahın sırrı şaşırtmasıdır.

Okuyup yazanla okumayıp yazmayan arasındaki ayrılık, ölülerle diriler arasındaki ayrılık kadardır.
Ortak tehlikeler, birbirlerinin can düşmanı olanları bile birleştirir.

Platon'u severim ama gerçeği daha çok severim.
Pisagoryenler dünyayı ve üstündeki her şeyi, üç sayısının belirlediğini söyler.

Ruhun güzelliği bedenin güzelliği kadar çabuk görünmez.

Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.
Sabır acıdır, fakat meyvesi tatlıdır.
Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek.Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur.
Sıradan insanlar gibi konuş, bilge adamlar gibi düşün; böylelikle herkes seni anlasın.
Sürekli yaptığımız şey neyse, biz oyuz. O halde, mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.
Sanatın amacı, varlıkların dış görünümlerini değil, onların içsel önemlerini temsil etmektedir.

Şiir, daha felsefidir ve ciddiye alınmayı tarihten daha çok hak eder.
Şiir tarihten daha iyi ve felsefeldir. Şiir evrensel olanı; tarih bir konuyla ilgili olanı açıklar.
Poietika

Tek bir kırlangıç ile yaz gelmez, ne de bir tek güneşli günle; ne tek bir gün, ne de tek bir kısa an insanı mutlu ve kutlu yapmaz.
Nikomakhos’a Etik, 1098a:17
Tek istikrarlı devlet, tüm insanların yasa önünde eşit olduğu devlettir.
Tekrar tekrar yaptığımız şeyiz biz. Dolayısıyla mükemmeliyet bir eylem değil, alışkanlıktır.
Tanrılar da şakalara bayılır.
Tüm insanlar, doğaları gereği bilmeyi arzular.

Umut, uyanık adamın rüyasıdır.
Umut insanı uyandıran bir rüyadır.
Utanç gençlerin süsü, yaşlıların yüz karasıdır.

Yalnız erdemi bilmek yetmez, ona sahip olmak, onu yapmak da gerekir.
Yaratılış bakımından bütün kişiler öğrenmek isteği içindedirler.
Yetinmesini bilenler mutludur.
Yüreklilik güçle birleşince büsbütün artar.
Yalnızlık vahşi hayvanlara ya da Tanrı'ya mahsustur.
Yanlış yoldan gitmenin birden çok yolu vardır. Ama doğruyu yapmanın tek bir yolu bulunur. Yanlış yapmak bu yüzden kolay, doğruyu bulmak ise bu yüzden zordur.
Yapmadan önce öğrenmiş olmamız gerekenleri onu yaparken öğreniriz.
Nicomakos’a Etik
Yüce zihinli insan, insanların ne düşüneceğinden çok, gerçeğe aldırış etmeli.
Yunusun havadaki sesi, ünlü harfleri ve onların kombinasyonlarını telaffuz edip, ünsüzleri edemeyen insanlarınkini andırır.

Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.
Zaman nedir, yapısı nasıldır? Bir varlık mıdır? Varlık dışı mıdır? Boşlukla bir ilgisi var mıdır? Değişim konusunda ısrarlı mıdır? Ve başlangıcı nedir?
Zamanın bir parçası var olmuştur, artık yoktur; öteki parçası ise olacaktır, henüz yoktur.

Aristofanes (Aristophanes), MÖ 446 - MÖ 386 yılları arasında yaşamış bir komedya yazarıdır.

Sözlerle zihin kanatlıdır.
Ağzından önce aklını aç.
Yaşlılık ikinci çocukluktur.
Bugün işler dünden daha iyi.
Bir köle, ancak yarım insandır.
Komedi, adaletin müttefikidir.
Her taşın altında bir politikacı pusuda.
Bir insanın vatanı zenginleştiği yerdedir.
Bir çalı, iki hırsızı asla saklayamaz derler.
Bir aktör, halkın beğenisini geliştirmelidir.
Bir yengece düz yürümeyi öğretemezsin.
Önce dinle dostum, sonra çığlık atabilirsin.
Beni ikna etsen bile beni ikna etmeyeceksin.
Yüksek düşünceler yüksek dile sahip olmalıdır.
Herkesin bildiği sanatı uygulamasına izin verin.
Bir insan, bir düşmandan bile bilgelik öğrenebilir.
Uzun bir ömürde her tür beklenmedik şeyler olur!
Bu imkansız kadınlar! Bizi nasıl dolaşırlar! Şair haklıydı.
Yoksulluk, şimdiye kadar nefes alan en korkunç canavar.
Cehalet tedavi edilebilir ama aptallık sonsuza kadar sürer.
Ah! Generaller! sayıları çoktur, ancak pek bir işe yaramazlar!
İkinizin de söyleyeceklerini duyana kadar karar vermemelisiniz.
Ağzını aç ve gözlerini kapat ve Zeus'un sana ne göndereceğini gör.
Bilge insanlar, tüm yasalar kaldırılsa bile, yine aynı yaşamı sürdürecektir.
İnsanların çocukları, her zaman ve her yönden kurnazlık dolu, hilelerle dolu.
Bir insan, ülkesinin iyiliği için herhangi bir felaket altında ayağa kalkabilmelidir.
Popüler bir politikacının özellikleri: korkunç bir ses, kötü üreme ve kaba bir tavır.
Hiçbir erkek gerçekten dürüst değildir; hiçbirimiz kazancın etkisinin üzerinde değiliz.
Bir demagog ne eğitimli ne de dürüst bir insan olmalıdır; o bir cahil ve bir haydut olmalı.
Çabuk bana bir bardak şarap getir ki zihnimi ıslatabileyim ve zekice bir şey söyleyebileyim.
Kötülükten kaynaklanan kötü olaylar ortaya çıkar, Ve acı çektiğiniz şey, yaptığınız şeyden kaynaklanır.
Komedi de bazen neyin doğru olduğunu anlayabilir. Memnun etmeyeceğim, ama doğru olanı söyleyeceğim.
Gençlik yaşlanır, olgunlaşmamışlık büyür, cehalet eğitilebilir ve sarhoşluk ayartılabilir, ancak aptallık sonsuza kadar sürer.

Benim iş dünyasındaki kanunum, satan değil alan taraf olmaktır.
İşinizde ciddi olmalısınız, ama hayatta çılgın olmalısınız.
Ben bir Grek Tanrısı değilim ama, çirkinim diye asla ağlayarak vaktimi boş yere harcayamam.
Başarının sırrı, başka kimsenin bilmediği bir şeyi bilmektir.
Kadınlar olmasaydı, dünyadaki bütün paraların bir anlamı olmazdı.
Ağır yemekleri yemekten, bilhassa şarap içmekten kaçının. Eğer çalışacak iseniz mümkün olduğu kadar alkol almayın ve midenizi doldurmayın. Akşamı bekleyin ve yakın dostlarınız ile doğru dürüst yemek yiyip keyfinize bakın. Yemekte asla iş konuşmayın.
Jimnastiğinizi eksik etmeyin. Yoga yapmak insanın gücünü artırır.
Güneşte yanmaya bakın. Hiç değilse lamba ile teninizi yakın. Kışın güneşten yanmış insan olarak görünürseniz güneşli bir diyardan geldiğiniz sanılır ve itibarınız artar. Güneş, para demektir.
Gayet seçkin bir binada oturun. Lüks binanın tavan arasındaki tek odada da olsa orada oturun. Hiç değilse aynı binadaki zengin insanlara sürtünmüş olursunuz.
Parasız kaldığınızda borç alın. Borç alırken asla az bir para istemeyin. Büyük meblağlar almaya bakın ve borcunuzu çok çabuk ödeyin. Büyük rakamlar, sizin seviyenizi de yükseltip büyütür.
Kendi dertlerinizi, kendinize saklayın. Başkalarına dertli ve meseleleri olan bir insan intibaını vermeyin.
Çok uyumayın. Her gece 3 saat daha az uyursanız, bir senede bir ay daha fazla yaşamak ve düşünmek fırsatını bilirsiniz. Bu ekstra ay içinde çalışmakla hem geliriniz artar, hem başarı oranınız fazlalaşır.
Boş vakitlerinizde başkalarının para kazanmalarındaki sırları okumakla vakitlerinizi israf etmeyin. O vakti kendiniz için harcayın. Para kazanmak için ne yapmak gerektiğini düşünün. İyi düşünürseniz, para kazanmanın sırrını bulursunuz.
İyi bir itibarın insan mutluluğunun büyük bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bazı insanlar; eğer çok ama çok zenginlerse, itibarlarını biraz ihmal edebilirler.
Milyonlar her zaman bir erkeğin hayattan beklentilerini karşılamayabilir.
Kaybetme korkusu başarı ihtimalini gölgeliyorsa asla bir işe, savaşa ya da ilişkiye başlamayın.
Her galibiyet, birilerine haksızlıktır.
Ya zengin ol ya da zenginlerin düşmanı. İkisini de anlıyorum ama asla zenginleri kıskanma ve aynı zamanda onları memnun etmeye çalışma.
Krizler, imparatorları doğurur.
Benim ne dostum ne de düşmanım var, sadece rakiplerim var.
Işığı görmek için odaklanmamız gereken yer, en karanlık anlarımızdır.
Başarılı olmak için büyük davranmalı, büyük düşünmeli ve büyük konuşmalısınız.
Ne kadar çok şeye sahipseniz, o kadar çok şeye sahip olmadığınızı bilirsiniz.
Ben büyük bir hata yaptım. İçinde yaşadığımız dünyada duyguların iş dünyasında her türlü mantığın önüne geçebileceğine asla inanmadım.
Zengin biri olarak bilindiğim için, paltomu her kontrol ettiğimde en az 5 dolar bahşiş vermem gerektiğini hissediyorum. Bunun da ötesinde, çok pahalı bir palto giymek ve onu sigortalatmak zorunda kalıyorum. Toplamda, son kat boya olmadan yılda 20.000 dolardan fazla tasarruf ediyorum.

Arjantin, resmi adıyla Arjantin Cumhuriyeti (İspanyolca:República Argentina), topraklarının büyük bölümü Güney Amerika kıtasının güneyini kaplayan Güney Konisi’nde yer alan ülke. Arjantin Şablon:Dönüştürme'lik toplam yüzölçümü ile Güney Amerika'da ikinci, dünyada ise en büyük sekizinci ülkedir. Kuzeyde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğuda Brezilya, batıda Şili, doğuda ise Uruguay komşusudur. Güneyini Drake Boğazı, batısını And Dağları ve doğusunu Atlas Okyanusu çevreler.

Arjantinli bir sanatçı olarak, birçok sanatçı arkadaşımın “kaybolduğu” dönemde ülkemi terk etmek zorunda kaldım. İspanya'ya gittim ve biçimlendirici yıllarımı Madrid'de önde gelen yönetmenlerle öğrenerek ve çalışarak geçirdim. Sansür ve tehditlerle sadece kendi ülkemde değil, aslında tarihimizin başlarında burada DC'de ürettiğim ve 1960'ların sonlarında Arjantin'de iktidarda olan askeri diktatörlüğü eleştiren bir oyunla karşı karşıya kaldım... Ben bu yolda şehit olmak zorunda kalmadığım ve dünyanın her yerindeki savaş ve baskıcı rejimler hakkında, tarihin yıkıcı olaylarını tekrarlamamak için hafızayı korumanın gerekliliği hakkında toplumsal bilinci artırmaya yardımcı olan işler üretebildiğim için mutluyum. - Hugo Medrano

Arka Pencere (İngilizce özgün adıyla Rear Window), yönetmenliğini Alfred Hitchcock'un üstlendiği, gerilim türündeki, 1954 yapımı ABD filmi.

İki insan birbirini sevdiğinde bir araya gelirler. Broadway’de iki taksi gibi.
Bir kadın hastane dışında hiçbir yere makyaj, elbise ve mücevhersiz gitmez.
O çok mükemmel, çok yetenekli, çok güzel, çok kültürlü, benim istediğim dışında çok her şey.

(Thorwald'ı kastederek) Bu sıradan bir bakış değil. Bu, gözetlendiğinden şüphelenen bir adamın bakışı.

Lisa Carol Fremont: Bacağın nasıl?
L. B. Jefferies: Bir parça acıyor.
Lisa Carol Fremont: Peki miden?
L. B. Jefferies: Futbol topu gibi boş.
Lisa Carol Fremont: Ya aşk hayatın?
L. B. Jefferies: Pek hareketli değil.
Lisa Carol Fremont: Canını sıkan başka bir şey var mı?
L. B. Jefferies: Kimsin sen?

Lisa Carol Fremont: Bu gece büyük bir gece.
L. B. Jefferies: Sıradan bir çarşamba gecesi işte. Takvimde bunlardan bir sürü var.

Jeff: Neden bir adam, yağmurlu bir gecede evini üç kez terkedip geri döner?
Lisa: Belki de karısının onu karşılama tarzını seviyordur.

Jeff: Benimle evlenmek istiyor.
Stella: Bu normal.
Jeff: Ama ben istemiyorum.
Stella: Bu anormal.

James Stewart - L. B. Jefferies
Grace Kelly - Lisa Carol Fremont
Wendell Corey - Dedektif Teğmen Thomas J. Doyle
Thelma Ritter - Stella
Raymond Burr - Lars Thorwald

Internet Movie Database'de Arka Pencere alıntıları

Bu meslekte yaşamak da, ölmek de bir ekip işidir. Yaşamak da, ölmek de... (Rıza Baba)
— Berbatsın!— Sen de dünya güzeli görünmüyorsun.(Zeynep ve Murat arasında geçen diyalog)
Motor hala sıcak. Fazla uzağa gitmiş olamaz. (Mesut)
Eşek sıpalarıııııııııı! (Hüsnü yine Metin ve Tekin'e kızıyor.)
Radyo 657!... Çoban FM!(Mesut, polis oldukları için tabi oldukları 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'na ve soyadına gönderme yaparak Hüsnü'ye takılıyor.)
Abicim benim bir fikrim var. (Tekin, Metin'e söyler.)
Adam pisliğin teki çıktı Rıza Baba! (Hüsnü, Rıza Baba'ya söyler.)
Abicim ya! (Tekin Metin'e söyler)
Elindekini sakince bana ver evlat. (Rıza Baba)
Konuşçaklarınız bittiyse artık işe dönebilir miyiz? (Rıza Baba)
Keyfiniz yerinde bakıyorum… (Rıza Baba)
4543 dinlemede.
Merkez 4540 dinlemede.
Olay yerine hemen intikal ediyoruz tamam.
Olay yerine acil ambulans
Beni kesmedi ya, bi tane daha attırıyorum var mı yiyen? (Mesut)
Abi çoluk çocuk sahibiyiz olmuyor böyle lale falan… (Ali)
Ver odunu! (Mesut)
Al bunu al al al...
Devreeeem... (Cevher, Mesut'a söyler)
Çobanspor... (Mesut, Hüsnü'ye söyler)
Odunspor... (Hüsnü, Mesut'a söyler)

YÖNLENDİRME Dostluk

En iyi ayna, eski bir dostur.  George Herbert
Bencillik dostluğun zehiridir.  Honore De Balzac  
Onların uşakları var, bizim dostlarımız.  Can Yücel
Çünkü bazen yalnızlık en iyi dost Olabilir. John Milton
Fakirlik, insanın sözde dostlarını uzaklaştırır. Victor Hugo
Kurt gibi dostlarınız olursa düşmana gerek kalmaz. Ezop
İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.  Honore de Balzac
Dostluğu doğuran duygulardaki uygunluktur. Demokritos  
Dürüst olan düşmanlardır; Dostlar değil. Arthur Schopenhauer
Güvenin dostlar, ama tanrılara değil, kendinize. Charles Bukowski
Okumak bize hiç bilmediğimiz dostlar kazandırır. Honore de Balzac
Bir köpeğin dostluğu, bir dostun köpekliğinden iyidir.  Yılmaz Güney
Dostlarınız var mı?  -Hayır. Yalnızca bazı tanıdıklarım var. Panait Istrati     
Yeni dostlar uğruna eski dostlarını bırakanlar, çoğu kere yapayalnız kalırlar.  Ezop    
Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdır. Friedrich Nietzsche
Her zaman böyledir, karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır.  Mehmed Uzun
Değerinizin ölçüsü de düşmanlarınıza göre değil, 'dostlarınıza' göredir.. Maksim Gorki
İnsan gerçek dostlarını felaket anında tanır. Yenilgi yılları, iyi bir okuldur. Vladimir Lenin
Mutlulukta bin dost bulmak kolaydır, mutsuzlukta bir dost bulmak zordur. Demokritos
Dostlarım, çay olsun demli olmasa da olur. Siz olun, çay olmasa da olur... Nazım Hikmet
Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım.  Ferit Edgü
Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın bir anlamı da yoktur. Lucius Seneca
Dostlarına karşı iyi günlerinde de kötü günlerinde de hep aynı şekilde davran. Miletli Thales
Düşenin dostu olmaz’ derler kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi. Cemal Süreya
Dostlarımızdan şüphelenmek, onların ihanetinden çok daha utanç vericidir. F. Rochefoucauld
Mutluluğunuz size düşman kazandırır, felaketiniz ise dostlarınızı uzaklaştırır.  Honore De Balzac  
Yalnızlığını seven ve onunla dost olan kimse, bir altın damarı bulmuştur..  Arthur Schopenhauer
Bir kadın, bir dost, bir kent bir kerede terk edilemez. Hepsi birbirine benzer zaten.  Jean Paul Sartre
Sevgili okur dostum, size ne aşırı güvenmek ne de haksızlık yapmak isterim.Pierre  Joseph Proudhon
Dostluk, birbiri hakkında hüküm vermek demek değildir. Dostluk, inanmak demektir. Jean Paul Sartre  
Hadi simit satanı anladım, kestane satanı da. Peki ya dost satan, o da mı ekmek parası? Küçük İskender
Bir köle misin? o halde bir dost olamazsın. Bir tiran mısın? o halde dostların olamaz... Friedrich Nietzsche
Dostlar ki bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...Nazım Hikmet
İnsan, dostlarının acılarına, onlarla bir olup ağlayıp sızlamakla değil, yardım ve bakım ile katılmalıdır. Epikür
Dostumsan yanımda, düşmanımsan karşımda ol. Ortada bir yerde isen, benden uzak ol. Charles Bukowski
Asla açıklama yapma; dostlarının buna ihtiyacı yok. Düşmanların ise zaten inanmayacaklar.  Elbert Hubbard
Tavırları, sizinkilerden daha iyi olan dostlarınız olsun ki; siz de daha iyi bir yöne doğru ilerleyin. Warren Buffet
Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz , bırakın, dostlarınız sizi geçsin. F. Rochefoucauld
İyi dostluklar hesapsız kurulur. İçinde beklenti yoktur, çıkarsızlık vardır. İhanet yoktur, güven vardır.  Honore De Balzac  
İnsanların size karşı olması diye bir şey yoktur dostlarım, onlar sadece kendilerinden yanadırlar o kadar.  Charles Bukowski
Dostlarının sana bir yararı olmaz, Küçük Adam. Onlar sana yol gösterebilirler, ama özgürlük sağlayamazlar.  Wilhelm Reich  
Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği, elimi sıkarken sapladığı bıçak. nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman. Nazım Hikmet
Bilir misin ki dostluklar çoğu zaman fazla aydınlıktan tedirgin olur.  Dostluk kararsız, kolay anlaşılamayan bir şeydir.   Jean Paul Sartre
Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.   Virginia Woolf
Bu kadar iyi niyetli olmayın, Çünkü en yakın bildiğiniz vefasız çıkabilir ve sizi düşmanlarınız değil de dostlarınız yıkabilir. Charles Bukowski
Nice insanlar vardır, kendilerini düşmanlardan korurlar ama hiç farkında olmadan, düşmandan da tehlikeli dostların eline düşerler.  Ezop   
Çevrenizde sevgi dolu yiğit kişiler, son nefesinizi vereceğiniz sırada elinizi sıkan soylu dostlar bulundu mu, ölüme bile aldırmazdınız.  Voltaire
Milyonların küçük adamı, bir zerre sorumluluk taşısa, dünya başka olurdu.Ve büyük  dostların küçüklükler yüzünden ölmezlerdi. Wilhelm Reich
Dostlarınıza bir gün düşmanınız olabileceklermiş gibi, düşmanlarınıza ise bir gün dostunuz olabileceklermiş gibi davranın.   George Bernard Shaw
Dostlar üç halde birleşirler: Yoksulluk karşısında kardeş olurlar; düşman karşısında eşit olurlar; ölüm karşısında da özgür olurlar! Friedrich Nietzsche
En büyük servetin nedir bilir misin? Sevimli bir arkadaş... Kendini iyi hissettiren bir dost...! Ve vücudundaki sağlık ve esenlik...! Thomas Stearns Eliot
Yalnızlığına kaç dostum! Seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş, küçüklerin iğneleriyle de delik deşik olmuş görüyorum. Friedrich Nietzsche
Doğa ile dostluğunuzu kaybettiğinizde, artık her şey ile ilişkinizi yitirirsiniz, karınız ile ilişkinizi yitirirsiniz, kocanız ile ilişkinizi yitirirsiniz.  Jiddu Krishnamurti
Tensel zevk gelip geçicidir ama insanlar arasındaki dostluk, karşılıklı güven, gönül zenginliği, bu tür şeyler asla yok olmaz ve katiyen yok edilemez. Voltaire  
Sevdiklerinizle siyaset yapmayınız.  Zira; siyaset dostlukları zedeler. Siyasetçiler yollarına devam ederken; Siz dostlarınızı yitirdiğinizle kalırsınız.     Aristoteles
Ve her zaman şöyle olacaktır: Dostun olmayan kişi, yansızlığını talep edecek; dostun olan ise, silahlarınla açıkça ondan yana tutum almanı isteyecektir. Niccolo Machiavelli
Kendisini durmadan bozuk para gibi harcayan kimse, Sevgisini dağıtıp tüketen kimse, Birçoklarıyla ilgilenip herkesle dostluk kuran kimse, Hiçbir zaman varoluşsal topluluğa erişemez.  Karl Jaspers
İnsan yalnız yaşayınca bir şey anlatmanın bile ne olduğunu unutuyor: dostlarla birlikte inanılabilir şeyler de ortadan kayboluyor. Olaylar da öyle. İnsan onlara da aldırmaz oluyor.   Jean Paul Sartre
Her türlü dogmatizme ve bağnazlığa karşı olan felsefenin, dostlarından çok düşmanları olmuştur. Niçin böyledir? Çünkü gerçeğin hasbi araştırılmasından, aklın bitmeyen sorgulamasından korkanlar vardır. Server Tanilli
Sıradan insan hayatının mutluluğunu kendi dışındaki şeylere, mala mülke, şana şöhrete, kadın ve çocuklara, dostlara, cemiyete ve benzerine bağlar, dolayısıyla bunları kaybettiği, yahut hayal kırıklığına uğratıcı bulduğu zaman, mutluluğunun temeli çöker. Arthur Schopenhauer
Dostluğuna diyecek yok ya, Dostların kimler? Şimdi bizi iyi dinle: Düşmanımızsın sen bizim, Dikeceğiz seni bir duvarın dibine, Ama madem bir sürü iyi yönün var. Dikeceğiz seni dibine iyi bir duvarın İyi tüfeklerden çıkan İyi kurşunlarla vuracağız seni. Sonra da gömeceğiz İyi bir kürekle İyi bir toprağa...  Bertolt Brecht

Arkadaş, yönetmenliğini, yapımcılığını, senaristliğini ve başrol oyunculuğunu Yılmaz Güney'in yaptığı, 1974 yılı yapımı Türk filmidir. 

—Eyvallah, Sağ olasın.
—Her şey tadını yitirdi Azemcim. Artık İstanbul eski İstanbul değil. Her şey bozuldu: kokoreçler, biralar, karidesler... Her şey bozuldu. Sen bilirsin bu işleri Azemcim. Söylesene niye bozuldu her şey?
—Niye bozuldu?
—Bilirsin sen. Eskiden, çok eskiden gelirdiniz. Bir arkadaşınız vardı İçince kavga ederdi hani. Onunla gelirdiniz. Mektepliydiniz o zamanlar. Müfettiş derdi o sana. Her şeyi teftiş ederdin sen de. Lefter vardı oraya gelirdiniz sık sık.

"Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz."
"Ne güzel şey insanın yarını olması."
"Geriye dönüş yok. Hep ileriye..."
"Bir şey çökerken, tükenirken, öte yanda yeni bir şey doğar."

Dostlarından uzaklaşanlar, hayattan uzaklaşırlar.
Ersin Nazif Gürdoğan
İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücûduna dost olmak, komşuya dost olmak, gibi kademe kademe, ama entegre bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecbûrdur. Bütün dostluklar söylenmelidir.
Fethi Gemuhluoğlu
Arkadaşlarını zengin et, düşmanlarını da zengin et ki kimin ne olduğu anlaşılsın.
Yenilmezler: Ultron Çağı
Sonunda, düşmanlarımızın sözlerini değil dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.
Martin Luther King
Para sizi mutlu edemez ama aile ve arkadaşlar sizi mutlu edebilir.
Jackie Chan

Dost acı söyler.
Dost, dostun eğerlenmiş atıdır.
Fakir dost, çabuk unutulur.
Dostun attığı taş baş yarmaz.
Dost başa, düşman ayağa bakar.
Dost kara günde belli olur.
Dost ağlatır, düşman güldürür.
Dost, dostun ayıbını yüzüne söyler.

Arkadi Natanoviç Strugatski (28 Ağustos 1925, Batum; 12 Ekim 1991 Moskova) Sovyet senarist.

Kâinat kendi yapısını korur.
Sorun sende değil, kainatta!
Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz.
Düşünüyorum, lütfen rahatsız etmeyin.
Bu karanlığı lambalarla aydınlatamazsın.
Hakların bittiği yerde sorumluluklar başlar.
Para, insana onu düşünmemesi için lazım.
Doğanın yasalarına karşı savaşmak aptallık.
Hep istediğim şeydi işte bu: Anlamak özlemi.
Her insanın deha sahibi olduğu bir yanı vardır.
Ve her şeye rağmen, lütfen beni anlamaya çalışın.
Eğer ne yapacağını bilmiyorsan, hiçbir şey yapma.
Benim önerimi mi istiyorsun; buyur, çalışmaya otur.
Boş zamanın karanlık yüzü, yollarımızı değiştirecektir.
Övgüler komplekslerimizi sakinleştiriyor. Ve çok aptalca.
Görmek ve anlamamak, düşünüp kafanda kurmakla aynı.
Eğer kendiniz olmaya cesaretiniz varsa, bedeli başkaları öder.
Daha iyi düşünmeyi öğrenelim; ahlâkın temel prensibi budur.
Ayaklarınız üzerinde ölmek, diz çökerek yaşamaktan daha iyidir.
Eğer Tanrı olduğumu düşünebilseydim, gerçekten de tanrı olurdum!
Gökyüzü öylesine bakmak için değil. Gökyüzü, ona hayran olmamız için.
Kâinatta hâlâ gitmediğimiz ve kendi tarihini yaşayan daha binlerce gezegen var.
İnsan, istediğini elde edebiliyor ve elde edebildiğini istiyorsa, o zaman mutludur.
Gene de umutsuzluğa kapılmayın, Şu yeryüzünde düzeltilmeyecek hiçbir şey yok.
İnanmak, anlamaktan daha basit. Hayal kırıklığına uğramak anlamaktan daha basit.
Düşünmenin vakit geçirmek değil, bir görev olduğunu hiçbir zaman anlamayacaksınız.
Zamandan daha değerli hiçbir şey yok. Bir saat ömre değer, bir güne ise paha biçilemez.
Sadece dostlardan yoksun değilsiniz. Öylesine yalnızsınız ki, düşmanlarınız bile yok sizin!
Herkes için tek bir gelecek yoktur. Bir sürüdür ve her bir davranışınız onlardan birini yaratır.
Her insanın deha sahibi olduğu bir yanı vardır. Tek gereken, ondaki bu dahice olan şeyi bulmaktır.
Dünya öyle güzel ve öyle çeşit çeşit ki, oysa ben hep aynı yerde oturup can sıkıntısından ölüyorum!
Yaşamak gerek, sevmek gerek, doğayı hissetmek gerek, hissetmek diyorum, onun içinde eşinmek değil!
Öyle yap ki, insanlar her şeyden çok emeği ve bilgiyi sevsinler ve emekle bilgi, hayatlarının biricik anlamı olsun!
Köleliklerinin kökleri tembellikte ve cehaletdeydi; tembellik ve cehalet de yeniden ve yeniden köleliği doğuruyordu.
Ne gücümüz yetiyor ne zamanımız var, sadece anıtlar dikip duruyoruz, hepsi birbirinden büyük, birbirinden yüksek.
Neden korkak olduğumu söylüyorsun? Niye bana hakaret ediyorsun? Sana hakaret etmiyorum ki. Seni tarif ediyorum.
Cehalet bağırsaklarını boşaltacak bir yer bulur her zaman; bunun bir anlamı yoktur. Cehalet, cehalete bir anlam vermez.
Bilinmeyen şeyler her zaman korkunçtur. Bilinmeyenden korkmamak için öğrenmek gerek, o zaman her şey anlaşılır olur.
Birilerinin icat ettiği, uydurduğu ama bana ve belki kendisine de açıklanmak zahmetine katlanmadığı bir dünyada yaşıyorum.
Araçlar varsa ne olmuş! Biz hepimiz de makineyiz sonuçta. Yalnız biz bozulmuş ya da düzgün yapılmamış türden makineleriz.
Günümüzde çoğunluk, tamamen haklı olarak yoksul ve hasta olmaktansa zengin ve sağlıklı olmanın daha iyi olduğunu düşünüyor.
Her şeyi değiştirmek gerekti.Bir ya da iki hayatı değil , bir ya da iki kişinin kaderini değil , bu kokuşmuş dünyanın her bir dişlisini değiştirmek gerekti.
Kimse size yardım etmeyecek. Kimse size akıl vermeyecek. Kimse sizin adınıza karar vermeyecek. Ne bir akademisyen, ne hükümet, ne de ilerici insanlık.
Zira, halkın kültürünün doğal bilimler araştırmalarından müzikten keyif alma yetisine kadar hayatın her alanında serpilmesi cahil benciller ve fanatikler için ölüm fermanıdır.

Komşunun tavuğu komşuya kaz gözükür.Peshku qelbet prej kres
Balık baştan kokar.
Mali me malin s piqet,njeriu me njerin piqetDağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur.
Hastalık dağda gezmez insanlar arasında dolaşır.Smundja u bë për njerinë
Ujku mjergull kërkonKurt dumanlı havayı sever.
Dita e re,nafaka e reYeni gün, yeni nafaka.
Tosk e Gegë - Pemë nga një degë!Toska ve gega bir ağacın dalları!
Ai që ecet krye përpjet bie në gropë.Havaya bakarak yürüyen çukura düşer.
Ai që bëhet i urtë si delja, e hanë ujqët.Koyun gibi uslu olanı, kurtlar yer.
Ai që i mbështetet pemës së madhe, gjen hijë gjithmonë.Büyük ağaca yaslanan, her zaman gölge bulur.
Ai që ka frikë edhe kur ka të drejtë, nuk fiton.Korkuyorsa doğru olsa bile, kazanmaz.
Armikut mos ia trego të vërtetën.Duşmana doğruyu söyleme.
As me miq e as me anmiq, gojën mos e fëlliq.Ne dostuna ne düşmanına ağzını bozma.
Asnjë shtëpi nuk të kënaq si e jotja.Hiçbir ev kendi evin gibi seni mutlu edemez.
Atë derë që s'e çel çelësi, e çel paraja.Kapıyı anahtar açamazsa, para açar.
Atje ku thonë se ka dredhëza më shumë, merre shportën e vogël.Orada daha çok çilek var dediklerinde, küçük bir sepet al.
Bukuria dhe pasuria s'janë përgjithmonë.Güzellik ve zengillik her zaman olmaz.
Burgu është varr për së gjalli.Hapishane bir canlının mezarıdır.
Fjala pa punë, si peshku pa lumë.İşsiz söz, susuz balık gibidir.
Uthulla e fortë plas gurin.Sert sirke taşı patlatır.
As topi i Ali Pashës s'e tund.Ali Paşa'nın topi bile sarsmaz.
Fol me ty, fol me murin.Sana söylemek, duvara söylemek.
I mbushet mendja, atij që ka mend.Aklı olanın aklı dolar.
Kur ngjite përpjetë, shiko dhe tatëpjetë. Yukarıya yükseldiğinde, aşağıya da bak.
Mendjemadhi niset me kalë, kthehet me këmbë. Kibirli olan at ile yola çıkan, kendi ayaklarıyla geri döner.
Njeriu sido që të bëjë, nuk e kapërcen dot hijen e tij. İnsan nasıl olursa olsun, kendi gölgesini atlayamaz.
Pas lufte të gjithë bëhen trima. Savaştan sonra herkes kahraman olur.
S'e lenë hunda me pa larg.Burnun, uzağa bakmanı engeller.
Ti qesh me të tjera, po bota qesh me ty. Sen başkalarına gülersin, ama dünya sana güler.
U bë dhija me tremb ujkun.Keçi kurdu korkutmak istiyor.
Duro sa mund, gëzohu pa fund. Sabredebildiğin kadar sabret, sonsuza kadar sevin.
Edhe guri pëlcet kur nxehet. Taş da ısındığında patlar.
Hiq inatin gjej rehatin. İnatı çek, rahata kavuş.
Mëngjesi është më i mençëm se nata. Sabah akşamdan daha akıllıdır.
Mos i fryj zjarrit se të djeg.Ateşe üfleme seni yakar.
Mos mëso ustanë, po merri zananë. Ustaya akıl öğretme, ondan zanat almaya bak.
Kur dhelpra nuk arriti rrushtë, tha se janë të thartë. Tilki üzüme ulaşamadığında, üzümün ekşi olduğunu söyledi.
Atij i plasin sytë, e tjetri e pyet për vetullat. Onun gözlerini oyarlar, diğeri ise kaşları için sorar.
Nuk do as mend as kalem, shif e shkruaj.Ne akıl ne kalem iste, bak ve yaz.
Ustai, ustanë e njef në zanat. Usta, ustayı zanaatıyla tanır.
Deti ka ujë boll, po me u pi s'pihet. Denizin bol suyu vardır ama içmek istersen içemezsin.
Kur gabon i mençuri çuditet budallai. Zeki, bir hata yaptığında, gerizekalı şaşırır.
Me një gur, ti vrave dy zogj. Bir taşla 2 kuşa vurdun.
Nuk të thonë: "Qysh ke qenë" po "qysh je". "Nasıldın" demez, "Nasılsın" der.
Po të mos kishte budallenj, me kë do qeshnim. Deliler olmasaydı nasıl gülecektik.
Ç'ke në xhep të marin hop, ç'ke në tru s'ta marrin dot.Cebinde olanı alabilirler, aklında olanı alamazlar.
Katundi digjet, zakoni s'prishet. Köy yanar, gelenekleri bozulmaz.
Bukuria e njeriut është sjellja në shoqëri. Bir insanın güzelliği çevresindeki davranışlarıdır.
Ku din qeni t'u marrë erë luleve. Köpek, çiçeklerin kokusunu almayı nerden bilsin.
Jetë - kuletë, *****arallëk - maskarallëk. Hayat -cüzdan, fakirlik - maskaralık.
Atë që merr me një dorë, kthehe me të dyja.Bir elinle aldığını, iki elinle geri ver.
E keqja nuk harrohet, e mira po. Kötülükler değil, iyilikler unutulur.
Kur pi ujë, kujto burimin. Su içtiğinde, kaynağı hatırla.
Ai që e ka trupin e drejtë, nuk ka frikë se i del hija e shtrembër. Düzgün vücudu olanın, gölgesi eğri görünecek diye bir korkusu olmaz.
Kush ka ngrënë mjaltin, ka mizën pas veshit.Balı yiyenin, kulak arkasında sineği olur.
Hekuri sa punohet, aq zbukurohet. Demire ne kadar işlenilirse, bir o kadar güzelleşir.
Arnaut, he arnaut, në vend të bukës po blen barut. Arnavut, he Arnavut, ekmek alacağı yerde barut alır.
Kur te vjen e keqja hapi deren !Kötülük geldiğinde kapıyı aç !
Dy te mencur nuk zihen kurre !İki akıllı kavga etmez asla !
Rruga e shkurter te del me e gjate !Kısa yol daha uzun çıkar !
Hip ketu e shih Stambollin !Şuraya çık, İstanbul'u gör ! (İmkansız bir şey için insana "dirseğime çık İstanbul'u gör" derler)
Trimi i mire me shoke shume !İyi kahramanın çok arkadaşı olur !
Njeriut shihi punen jo gunen !Insanin isine bak elbisesine degil !
Sa te rrish kot puno kot !Bosuna duracagina bosuna calis !
Peri ku eshte i holle keputet !İp ince olduğu yerde kopar !
Pyet njeqind vete bej si di vete !Sor 100 kişiye yap bildiğince !
U be deti kos !Deniz yogurt oldu !(Herkes ne kaparsa kapsin durumu oldugu zaman)
Sheh rrushi rrushin dhe piqet !Üzüm üzüme baka baka olgunlaşır !
Vetem nene dhe babe nuk ka ne pazar !Sadece anne ve baba yok pazarda !
S'bie rrufeja ne hale !Yildirim tuvalete dusmez ! ( Kotu olana bir sey olmadiginda )
Uji fle armiku s'fle !Sular uyur dusman uyumaz !
Heshtja eshte flori !Sessiz kalma altindir !
Me mire nje mik sesa nje ciftlig !Bir ciftlikten ise bir dost daha iyi !
Floriri eshte i paket por ka vlere shume !Altin az bulunuyor ama degeri coktur !
I bie fyellit !(0)kaval caliyor !(Birisi ondan isteneni yapmadigi zaman)
Nata eshte e huaj !Gece yabancidir!( senin degil guvenli degil anlaminda )
Ligjin e ben Maliqi !Kanunu Malik yapar !
I duruari i fituari !Sabirli kazancli !
Mos i trego babes arat !Babana arsalari anlatma !
Mishi tretet kocka mbetet !Et erir kemikler kalir!
Kush punon fiton !Kim calisirsa kazanir !
Hesht si varri !Mezar gibi sessiz durur !
I hyra detit ne kembe !Denize yaya girdim !( Olanaksiz bir ise giristigin zaman )
Burri pa arme si gruaja pa breke !Silahsız adam donsuz kadın gibidir !
Shqiptari per fjalen ther edhe djalenArnavut verdiği söz için oğlunu da keser
Nga armiku ruhem vete nga miku me ruajte Zoti.Düşmandan kendim korunurum dostumdan Allah korusun
A rrohet me zemër të lepurit?Bir Tavşanın yüreği ile yaşayabilir misin ?
Ai që ndërton me djersë, mbron me gjak.Alın teri ile inşa eden, kanla savunur.
Ai që përton sot, pendohet mot.Bugün tembel olan sonra pişman olur
Asht kollaj me ia pre bishtin ujkut të vramë.Ölü bir kurdun kuyruğunu kesmek kolaydır.
As në parajsë mos rri vetëm. Cennette bile yalnız kalma.
Balta—m'ë ëmbël se mjalta. Çamur baldan daha tatlıdır.
Bujku i mirë, ia merr me zor bukën tokës. İyi bir çiftçi ekmegini topraktan zorla cikartir.
Burri në shtëpi, si dreqi në xhami. Evdeki bir adam camideki şeytan gibidir.(çalışmayan erkekler için )(çalışmayan erkekler için )
Cdo njeri është mbret në shtëpinë e tij. Her insan kendi evinde kraldır.
Çelësi që punon, nuk ndryshket.Çalışan anahtar paslanmaz
Dembeli është nëna e të gjithë veseve. Tembellik  bütün kötü alışkanlıkların anasıdır.
Dera e përtimit, caku i mjerimit. Tembelik kapısı sefaletin sınırıdır.
Dielli, edhe kur ka re, ndrit. Bulutlandığında bile güneş parlar
Difton fmija, ç'ka shtëpia. Evde ne varsa çocuk anlatır.
Dita pa punë nata pa gjumë. Işsiz gün uykusuz gece
Dora me baltë buka me mjaltë. Çamurlu el, ballı ekmek
Dora e larë, zorrë e tharë. Temiz el, boş mide
Duket zogu që në ve. Kuş daha yumurtadayken bellidir ne olacağı.
E vërteta rri si vaji mbi ujë. Gerçek su üzerindeki yağ gibi durur.
Edhe ujët po të rrijë në një vend qelbet.Su da akmazsa bayatlar
Eja baba te te tregoj arat. Gel baba, göstereyim sana arsalarımızı.
Dardha, bjen (pikë) nën dardhë.Armut tam armutun altına düşer .
Fikut te ulët i hyp kushdo. Alçak incir ağacına herkes tırmanabilir.
Fjala e plakut, e pushka e djalit. Yaşlı adama söz, genç olana tüfek düşer.
Gruaja që nuk do të gatuajë, shosh gjithë ditën. Bir kadın yemek pişirmiyecekse malzemeleri hazırlamak bütün gününü alır.
Gjarpëri ecën dhe fshin gjurmët me bisht. Hareket eden yılan, kuyruğuyla izlerini siler
Gjithsecili në punën e tij është zot.Her kişi kendi işinde hakimdir.
Gjykon puna, s'gjykon guna. Adamın işine bak, elbisesine değil.
Hekuri sa punohet, aq zbukurohet. Demir ne kadar işlense o kadar güzel olur.
I mjeri ai që s'mendon për pleqëri. İhtiyarligini düşünmeyen adam zavallıdır.
I riu ka fuqi, plaku mëncuri. Gencin gücü var, yaşlının bilgisi
Kali plak të len barrën në rrugë.Yaşlı at yükünü yolda bırakır.
Kau që nuk vete në arë e pret sëpata. Öküz gitmezse tarlada balta bekler.
Kazma në dorë, buka në gojë;kazma në katua, trasta del për miell hua.Kazma elde, ekmek agizda; kazma mahzende torba borç un almaya gitmekte.
Kënga për darkë, brenga për drekë. Akşam yemeği için şarkı, öğle yemeği için acı
Kohë është flori Zaman altındır.
Ku ka bletë, ka dhe mjaltë. Nerede arı var bal oradadır.
Ku ka zemër ka dhe krahë. Nerede yürek orada kollar vardır. (iş vardır)
Kullote dhinë të të mbushë kusinë. Mutfağı doldurmak için keçi besleyin
Kur s'ke mbjellë, s'ke çfarë korr. Tohum ekmezsen, ekin biçemezsin
Kur s'ke punë luaj derën. Kapıya bakarsın işsiz kaldığında
Kush di me lavdue, din edhe me cpifë. Övmesini bilen iftirayı da  bilir.
Kush fërkon pulën, ha edhe vezën.Tavuğu okşayan yumurtayı da yer
Kush fle ngrohtë ka edhe ftohtë. Sıcak uyuyan üşüyebilir de.
Kush i kullot deshët, ai qeth dhe leshët. Koyunları otlamaya bırakan yünlerini de toplar
Kush ka turp, vdes për bukë. Utangaç olan açlıktan ölür.
Kush mori udhë, dhe do të lodhet. Yola çıkan yorulur da.
Kush nuk di ç'është lodhja, ai nuk di ç'është çlodhja.
Yorulmayi bilmeyen rahatlamayı bilmez.
Kush përton vdes urije. Tembel olan açlıktan ölür.
Kush rri nën pemë, ha edhe kokrrat. Ağaç altında duran, meyveleri de yer.
Kush s'punon, dheut i rëndon. Çalışmayan bastığı yere yüktür.
Kush zë brumë do të gatuajë. Hamuru hazırlamaya başlayan pişirecektir de.
Kusht

Arnavutluk (Arnavutça: Shqipëria), resmî adı Arnavutluk Cumhuriyeti (Arnavutça: Republika e Shqipërisë, [ɾɛpuˈblika ɛ ʃcipəˈɾiːs]), Balkanlar'da bir ülkedir. Komşuları kuzeyde Karadağ, kuzeydoğusunda Kosova,[a] doğusunda Kuzey Makedonya ve güneyinde Yunanistan'dır. Ayrıca ülkenin batıda Adriyatik Denizi ve güneybatıda İyonya Denizi'ne kıyısı vardır. İyon Denizi ile Adriyatik Denizi arasındaki Otranto Boğazı'nın karşısındaki İtalya'ya uzaklığı 72 km'den (45 mi) daha azdır.

Adı Enver Hoca olan diktatörün, dünyadaki ilk resmî ateist devleti kurduğu, sancılı bir geçmişten geliyor Arnavutluk. Uludağ İlahiyat mezunu olan ve şu anda İşkodra İmam Hatip Lisesi'nde din hocalığı yapan mihmandarımız Resmî Likaj, komünist dönemde halkın dinle irtibatının nasıl kesildiğini anlatıyor. Camilerin yıkıldığını, oruç tutanlara zorla bisküvi yedirildiği, direnenlerin idam edildiği, kanlı bir geçmiş bu.
Hilâl Kaplan
Arnavutluk'un sevinci sevincimiz, sıkıntısı da bizim sıkıntımızdır. Sizlerin huzur ve esenliğini kendimizinkinden ayrı tutmuyoruz. Aynı acıları daha önce pek çok kez yaşamış bir ülkenin insanları olarak, 21 Eylül ve 26 Kasım 2019 tarihlerinde meydana gelen depremler Arnavut halkı kadar bizim de yüreğimizi dağlamıştır.
Recep Tayyip Erdoğan
Arnavutluk, Türkiye'nin Balkanlar'daki yakın dostu ve ortağıdır. Arnavutluk halkının sevincini sevincimiz, kederini de kederimiz olarak görüyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan

Arno Gruen (d. 1923, Berlin), Alman psikolog ve psikanalist.

Yankı bulmadan yaşanamaz.  
Güç incinmezlikten değil acıdan, ıstıraptan geçer.
Şiddeti görmezden gelmekle onu destekliyoruz.  
Orjinal olarak doğuyor ama kopya olarak ölüyoruz.    
Bilinçsizliği bilinçliliğe sadece sevgi dönüştürebilir.  
Önem verdiği tek şey kendisine boyun eğilmesiydi.   
Tümüyle çaresiz olan, hayatta bile olsa, artık 'yok'tur.  
Temelde hepimiz yetersiz sevgi yüzünden yara aldık.  
Sevdiğim birine yakın olma düşüncesi beni korkutuyor.  
Kurbanlar,  kendilerini yoldan çıkaranların safına geçerler.   
İnsanın kendisi olmaktan duyduğu korku yakınlık korkusudur.  
Sevgisiz büyüyen insan kendisini küçük ve önemsiz hisseder.   
İtaat Kültürü, Özerkliğin Yerini Alarak İnsanlığımızı Yok Ediyor.  
Bir insanın karakterini küçümseyebilirsin. Ama kendini asla...  
Bir insan, Ne kadar süreyle, Kendisini sevmemeyi başarabilir?
Anneye bağımlıyız  ve köleliğimizi gizlemek için isyan ediyoruz.  
İnsanın tamamen kendi ait bir dünyaya çekilmesi otizme benzer.  
Kendine ait bir kendiliği olmayan insan asla ölüme hazır olamaz.   
Gerçek sevgi korku verir, çünkü kendimizi buna layık hissetmeyiz.  
Bir kere kendine yalan söyleyen bir daha hiç kimseye güvenemez.  
Bir kendiliğe sahip olamadığımız için sahte tanrılara ihtiyaç duyarız.
Kişi gerçeklik olasılığı karşısında korku ve isteksizlik duyguları yaşar.  
Kendi içinde köklenememesi, yıkıcı ve kötücül davranışlara yol açar.  
Bunu kabul etmek istemiyoruz, ama şiddete yol açan şey sevgisizliktir.  
Sevgi yaşanmamışlık haline gelince her tür şiddetin kaynağını oluşturuyor.  
İnsanları birbirleriyle çatışmaya iten, farklılıkları değil, ortak yanları oluyor.  
İçsel değişimler ancak insanın kendi hikayesini anlamasıyla mümkün olabilir.  
İnsan doğumundan itibaren varoluşunu belirleyen bütün yetileri içinde taşır.   
Sevgiyi kendi uydurduğumuz bir şeye dönüştürerek hayatta kalmayı başarıyoruz.  
Acıya tahammül edilebildiği sürece-özellikle de- insan gerçeğe hâlâ açık demektir.  
Kendimiz olduğumuzu sanıyoruz. Ama aslında farkında olmasak da sadece itaatkârız.
Hiç bir iş fazla zor değildir, hiçbir yol fazla uzun ve hiçbir kendini veriş boşuna değildir.  
Çocuklarımızı sevdiğimizi söylüyoruz. Ama yarattığımız dünya çocuk düşmanı bir dünya.
Kendi geçmişinin bilincine varamayan insan, geçmişini sürekli tekrarlamak zorundadır.    
Kendilerine en fazla ihanet etmiş olan insanlar iktidar sahibi olma zorunluluğu duyarlar.   
Her insan kendi tanrısıdır...Kendi iradesiyle, onun yerine kendisinde bir merkez oluşturur...   
insanlar hoşlarına gitmeyen her şeyi anlamak yerine siliyorlarsa, varlıklarını sürdüremezler.    
İnsanlar kimliklerini otorite ile tanımlamaya dayandırırlarsa, özgürlük endişeye neden olur.   
Bir başkasında gördüğümüzü sandığımız düşmanı, ilk olarak kendi içimizde aramamız gerekir.   
Nefret ve şiddet her durumda insanın daha çocukluğunda yaşantılağını bir aşağılama ürünüdür.   
Pek çoğumuz kendi paranoyalarımızı gerçek sanıyor ve hakiki iletişimin bu olduğuna inanıyoruz.
Utanma yetisine sahip olan insanlar, büyüklük hırsı yüzünden ne doğayı, ne de yaşamı küçümserler.  
Kişi, başkalarına acı verdiği için sevilme beklentisinde ısrar eder; hatta çoğunlukla bunu bir iyilikmiş gibi gösterir.   
İnsan gruplaşmaları arasındaki ilişkiler ne kadar yakınsa, birbirlerine düşmanlık gösterme olasılıkları o kadar artıyor.  
Bizler ancak, acıyı sonunda kendi acımız olarak algılama hakkını ve yaşama yeterliliğini kazandığımızda iyileşebiliriz.   
Nefret, bir zamanlar boyun eğerek kendimizi kurban durumuna sokmuş olmaktan duyduğumuz utancın sonucudur.   
Kendi içimizdeki acıya set çekerken, gerçekten kurban durumunda olanlara karşı kendimizi kapatıp suçlu olana acırız.   
Dışa yönelimli insansa yarılmış bir bilince sahiptir ve bütün teknik ilerlemeye rağmen yaşam karşısında çıkmasa düşecektir.  
Kendilik nefreti, insanı, kendi var oluşunu korumak için diğerlerini değersizleştirmek suretiyle insanlıktan öç almaya götürür.   
Yetersiz sevginin verdiği acıya katlanmakta en çok zorlananlar, kendilerini incinmezliğe ve büyüklüğe en fazla adayanlar oluyor.  
Özgür olmak itaatsizliktir, itaatsiz olan hoşnutsuzluk yaratır ve güclülerin himayesini, dolayısıyla iktidarlarindan pay alma şansını riske atar.  
İnsanlığımız böylece varlığımızı tehdit eden ve her yerde, hem kendi içimizde, hem başkalarında, mücadele edilip yok edilmesi gereken bir düşman halini alıyor.  
Hangi ölçüde olursa olsun acıyı inkâr etme baskısı altında kaldığımızda kendi acımızı algılayamayacak duruma geliriz. Ve aynı nedenle bir başkasına verilen acıyı da algılamak istemeyiz.
Zaman kavramımızı makineler belirliyor. Ayarımızı makineler yapıyor, kendimizi onlara göre değerlendiriyoruz. Doğal ritmlerimizi yitiriyor ve böylece giderek kendimizden uzaklaşıyoruz.
Daha iyiyi arıyoruz ama hep bizi baskı altına alan, zor kullanan, baskı ve başkaldırının bireysel tarihini tekrarlayan liderleri seçiyoruz. Böylece acı çekme tarihimiz sürekli ileriye aktarılıyor.   
İnsanların gerçeği inkâr ettikleri ve korkularından kaçabilmek için kendilerini kahramanlık ve şiddetle onaylamaya çalıştıkları bir dünyada asıl delilik, bütün bunların normal kabul edilmesidir.

Arnold Ehret (29 Temmuz 1866 - 10 Ekim 1922)  en çok Mukussuz Diyet İyileştirme Sistemini geliştirmesiyle tanınan bir Alman natüropat ve alternatif sağlık eğitimcisiydi.

Yaşam bir beslenme trajedisidir.
Doğal beslenen hayvanlar hasta olmuyor.
Hiçbir hayvan insanlar gibi yanlış yememektedir.
Kimseyle ilgili bir sorun varsa, önce mideye bakın.
Günümüzde mukussuz bir insana rastlayamazsınız!
Bütün hayvanlar, hastalandıklarında yemeyi reddeder.
İnsanlar doğru yaşasaydı hastalık diye bir şey hiç oluşmazdı.
Günde üç kez dolu dolu besin tüketmek medeniyetin göstergesi midir?
Hayat boyu vücudunuza yaptığınız haksızlığın adilce dengelenmesi gerekir.
Hastalık, vücudun artık, mukus ve zehirleri boşaltmak için başlattığı bir girişimdir.
Dünyanın en büyük kaşif ve mucitleri neden hep en yoksul koşullardan gelmektedir?
Yaşamak için hava, besinden daha önemlidir. O nedenle, doğru nefes alıp vermek esastır.
Yanlış beslenmenin tüm hastalıkların kaynağı olduğunun kesin olarak bilinmesi çok önemlidir.
Türümüzün doğal yiyeceği meyve ve yeşilliklerdir. Bunun dışında yediğimiz her şey bizi hasta ediyor.
Hiç şimdiye kadar doğada özgürce yaşayan bir hayvanın öksürdüğü veya sümkürdüğü görülmüş müdür?
Sağlığa ilaç şişeleriyle kavuşamayız! Vücudunuzu birkaç günlük arınmayla yeniden sağlıklı hale getiremezsiniz.
Doğa, organizma için yaşamsal önem taşıyan organları, artıklardan kurtarmak için “hararetle” çaba sarf etmektedir.
Hayvanların ve insanların sağlığı %99,99 oranında besinlere bağlıdır. Doğa bunu bizlere çok basit bir şekilde yansıtıyor.
Hastalığın oluşmasında doğanın ne niyeti ne de planıydı, fakat hastalıklar Doğanın kanunlarını ihlali sonucu oluşmuştur.
Tüm hastalıkların kaynağı, hatta tüm hastalıklı düşüncelerin ve duyguların kaynağı, yanlış ve doğal olmayan beslenmedir.
Bütün insanlar hastalıklardan dolayı acı çekmektedir, doğanın kanunlarına dönmedikleri sürece de acı çekmeye devam edeceklerdir.
Genel bir kuraldır sanki, ama neden en yaşlılar neden hep en yoksullar olur? Acaba az yemeye zorunlu olarak alışkın olduklarından mı?
Doğa'nın emri yerine getirildiği sürece, yani iştah kesildiği an beslenmeye ara verilirse, hiçbir ateşli, akut hastalığın sonu ölümle sonuçlanmaz.
Yaşamlarını doğada sürdüren tüm hayvanların, hastalanmaları sırasında kendilerini yiyecekten mahrum ederek iyileştirdikleri, bilinen bir gerçektir.
Vücudunuzu birkaç günlük arınmayla yeniden sağlıklı hale getiremezsiniz. Hayat boyu vücudunuza yaptığınız haksızlığın adilce dengelenmesi gerekir.
Şayet mukus atımı için zorlanan organ böbrek ise, ve fonksiyonlarında değişiklikler söz konusuysa, bu durumda rahatsızlığın adı böbrek iltihabı olacaktır.
Yeryüzünde en hasta varlık insandır. Başka hiçbir hayvan beslenme kanunlarını bu derece ihlâl etmemektedir. Hiçbir hayvan insanlar gibi yanlış yememektedir.
Sadece mukus içermeyen bir diyet uygulayarak ömür boyu süren yanlış beslenme sırasında vücut dokularında biriken atık ve tıkanıklıkları ortadan kaldırabiliriz.
Sağlıklı görülen “normal” insanın vücudunda yoğun miktarlarda ilaç ve besin zehirlerinden oluşan ve adeta kronik bir depo haline gelen kütleler bulunmaktadır.
Bir bitkinin yüksek kalitede meyve vermesi, iklimden çok toprağının türüne bağlıdır. Köylüler, her şeyin hayvanlarına verdikleri yeme bağlı olduğunu çok iyi bilirler.
Bütün meyveler, salatalar, sebzeler ve kabuklu yemişler mukussuzdur. Medeniyetin diğer tüm besin maddeleri, istisnasız olarak mukus ve asit oluşturucu özelliktedir, dolayısıyla zararlıdır.
İyileşmesi gereken hastalık değil, vücuttur. Vücudun, çocukluktan bugüne kadar birikmiş olan artıklardan, mukustan, zehirlerden ve tüm yabancı maddelerden arınması, kurtulması gerekiyor.
Hayvanların doktora, eczaneye, sanatoryuma veya tedavi edici aletlere neden ihtiyaç duymadığını hiç düşündünüz mü? İşte bu bariz örnekle doğa, sadece bir hastalığın varolduğunu bize kanıtlamıyor mu?
Yetişkin bir insanın, geleneksel fizyolojinin dayattığı protein miktarına neden gerek duymadığını gösteren asıl kanıt zaten Anne sütüdür. Anne sütü %2.5-3 oranında protein ihtiva eder, ki doğa sadece bu kadarla yeni bir insan vücudu için gereken temeli yaratır.
İnek; eti, dokuyu, kemiği, kılı, sütü, enerjiyi ve ısıyı sadece ot yiyerek üretiyor. Süt üretimini arttırmak için inekleri süt ile beslediğinizi düşünün! Herhalde aptallığın da ötesinde bir şeyle itham edilirdiniz. Oysa insanlar bu prensibin aynını kendileri üzerinde uyguluyorlar!
İnsanlar için en ideal ve aynı zamanda en doğal olan besin, mevsime ait bir çeşit taze meyvedir. Geçiş diyetinden sonra değişik çeşitlerin karışımıyla hazırlanmış öğünler yerine, tek çeşit meyveyle beslendiğinizde, kendinizi daha iyi hissedeceğinizi zamanla siz de göreceksiniz.
Günümüzün bilginleri öylesine ileri gidiyorlar ki, insanların biyolojik olarak etoburlar sınıfına ait olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. Oysa evrim teorisine göre insan, maymunlar sınıfına girmektedir, ki bu da onların sadece meyve ve bitki yediğini, yani otobur olduğunu gösterir.
Beslenme fizyolojisi insan proteininin ancak hayvan proteininden sağlanabileceği yanılgısından hâlâ kurtulamadı. Hâlâ kimyasal ve fiziksel olarak bilimsellikten uzak, neredeyse saflık derecesine varan bir düşünce ile her maddenin yine aynı maddeden oluştuğuna inanabiliyorlar.
Yabani ortamda yaşayan koyunlar, yaşamları boyunca çimenden başka hiçbir şey yemezler. Hiçbir hayvan aynı anda değişik besinler yemez veya yemekler arasında bir şeyler içmez. Ancak evcil hayvanlar birer istisnadır, ki onları da karma besine alıştıranlar medenileşmiş insanlardır.
Bir inek tüm yaşamı boyunca sadece otla besleniyor, günde 10 litre süt veriyor, sabanı çekiyor ve en sonunda etinden faydalanılıyor! Sadece çimenden ve samandan sürekli olarak, yağ, protein (süt), kas, güç ve ısı ortaya çıkıyor. En gelişmiş hayvan olan insan, o kadar yetersiz mi ki zengin güneş mutfağının organik yaşamından mahrum bırakılmış olsun?
Artık bozulma sürecine girmiş ölü bir sığır etinin kadavra zehirleri üreten protein molekülü, tavaya alınıp üstüne üstlük ısıya tabii tutuluyor, yani tamamen "öldürülüyor", midede ayrışıyor ve ondan sonra da yeni bir bileşimle insan vücudunda bir kas molekülü olarak dirilişini yeniden kutluyor! Ne kadar gülünç! Bunun adına da "gelişmek, kilo almak" deniyor!
İnsanlar çoğunlukla meyveyi, içerdiği asitten dolayı hazmedemediklerini söylerler. Oysa meyveyi hazmedemeyen kişinin sindirim sistemi zaten hasta demektir. En asitli meyve dahi vücutta asit oluşturmaz. Aksine vucuttaki yanma sırasında baz oluşturucu bir özelliğe sahiptir. Tıpkı çiğ sebze gibi. Diğer tüm besinler asit oluşturur. "Asit ağırlıklı beslenme" zaten tüm hastalıkların kaynağıdır.
Hayvansal besinler sağlıklı bir kan oluşturmazlar. Çünkü zaten meydana gelen kan insan kanı değildir. Asıl gerçek şudur; insanoğlu doğası gereği meyve yiyici bir canlıdır. Olgunlaşmış bir böğürtlenin, vişnenin veya kara üzümün suyuna bir bakın, kanınıza benzemiyor mu? Et denilen yarı kokuşmuş kas dokusunun daha iyi bir kan oluşturabileceğini kanıtlayabilecek akıl sahibi bir tek kişi var mıdır acaba?
Et yedikten sonra hissettiğimiz yalancı "yaşam enerjisi", uyarıcı bir etkiden başka bir şey değildir, çünkü etin insana verebileceği hiçbir besin değeri yoktur. Atardamarlar zamanla sertleşir, çünkü duvarlarında kolesterol içeren atıklar oluşmuştur. Atıklar gittikçe çoğalır ve günün birinde damarlar kireçlenmiş ve sertleşmiş olur. Bunun sonucu olarak sıkça ortaya konan durum, yüksek tansiyondur. Damar sertliği, başlıca ölüm sebepleri arasında yer almaktadır. Kalp krizi, eklem iltihabı ve yaşlılık hastalıkları denilen hastalıklar hep bu atık birikiminden ileri gelmektedir.
Bütün hastalıkların "yabancı madde" denilen ifrazat veya metabolizma atıklarının vücutta oluşturduğu birikimden ileri geldiğine inanıyorum. Doğa sürekli bu hastalık yapıcı atık maddeleri vücuttan dışarı atmaya çalışıyor. Benim insan vücudundaki rejenerasyon yöntemim, hayvanlar dünyasındaki içgüdüsel tedavi yöntemiyle tamamen aynı. Bugün en yaygın şekliyle geçerliliğini sürdüren, şeker ve tahıl ürünleri gibi karbonhidratlar ve hayvansal gıdalardan (et, balık, süt, yumurta) oluşan karma besin tüketimi, insan denilen kanal sistemini mukusla tıkamaya devam ediyor ve hastalıklar kaçınılmaz oluyor.

Messi ile Ronaldo bir gün futbolu bıraktığında, o zaman bize nasıl bir şey izlettiklerini anlayacağız.
Mesut Özil de her zaman güçlü bir Türk bağı olduğunu hissedebiliyordum. Ailesiyle, menajeriyle, babasıyla tanıştım. Bu sayede Türkiye ile güçlü bir ilişkisi olduğunu gördüm.
Sporting ile Ronaldo için anlaştık. Ancak Manchester United yardımcı antrenörlüğe Carlos Queiroz'u getirdi ve ardından hızlıca Ronaldo'yu transfer ettiler. Ronaldo ve annesiyle kulüp tesislerinde görüşüp yemek yedik, Arsenal forması bile vardı!
Öldüğümde cennete veya cehenneme gitmeden önce Tanrı'ya hakemlerin nerede olduğunu soracağım.

Onun zeki bir adam olduğunu söylüyorlar. Beş dil konuşuyormuş. — Alex Ferguson
Arsène Wenger, kulübü her zaman kişisel menfaatlerinin önüne koyardı ve bu da ondan öğrenmeye çalıştığım bir şeydi. — Mikel Arteta

Arthur Charles Clarke (16 Aralık 1917, Minehead - 19 Mart 2008, Kolombo), İngiliz Şövalyelik Nişanı'na sahip İngiliz mucit ve bilimkurgu yazarı.

Vücut değil, zihindi önemli olan.  
Dahiler imkansıza meydan okurlar.  
İnsanlığı canavarlar mı yönetiyor?!   
Dolu bir zihin kolay kolay sıkılmazdı.
Ne kadar da küçük bir evren değil mi?  
Ama özgürlüğümüzü elimizden aldılar.  
Beklenmedik her şey korkutur insanları.  
En basit cevap her zaman en doğrusudur.
İnsana sırf ekmek yetmiyor; başka ihtiyaçları da var.
İnsanoğlunun yapacakları, hayal ettikleri ile sınırlıdır.
Duygusallığı ve aşırı muhafazakarlığı gözünü kör etmişti.
Hiçbir şüphe yoktu ki insan, evrendeki tek zeki varlık değildi.
Bilim, dini yok sayarak ve onun ilkelerini çürüterek yok edebilir.
Kaderimizi kendimiz belirlemeliyiz. İnsanlığın işlerine karışılmamalı artık.   
Gezegenlere bir gün hükmedebilirsiniz. Ama yıldızlar insanlara göre değil.  
Hiçbir Ütopya toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz!
Bence televizyon, sanatçı ve izleyici arasındaki iletişimi zora sokan bir cihazdır.
İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri ahlakın din tarafından ele geçirilmesidir.
Kötüler yok edilebilirdi, ancak aklı karışmış iyi birine karşı hiçbir şey yapılamazdı.
Lafla bir yere varılmayacağını anladık, biz de başka yollar denemeye karar verdik.  
Anlaşıldı ki, eğitimli kimseler, başkalarının sosyal gaflarını hiç de merak etmiyordu.  
İnsanlığın  en büyük trajedilerinden biri din tarafından vicdanlarının yoldan  çıkarılmasıdır.
İnsan yasaları merhamet gösterebilir. Ama doğanın yasalarına karşı bir başvuru yeri yoktur. 
Mümkün olanın sınırlarını keşfetmenin tek yolu, sınırları imkansıza doğru biraz aşabilmektir.
İçini ani bir tiksinti kapladı. İnsanlar öfkeli sloganlar saçan bu göstericilerden artık bıkmamış mıydı?
Elli yıl içinde, bundan iki nesil sonra, gemilerimizden ineceğiz ve insanlık neye benzediğimizi görecek.
Şu an iki dönem arasındaki dönüm noktasında duruyoruz. Arkamızda asla geri dönemeyebileceğimiz bir geçmiş var.
Geleceğin amacı tam işsizliktir, bu yüzden oynayabiliriz. Bu yüzden mevcut politik-ekonomik sistemi yok etmek zorundayız.  
Politikacılar ve generaller köpüredursun, sessizce bekleyen milyonlar, tarihte kanlı bir sayfanın kapanmak üzere olduğunun farkındaydı.
Orta Çağ'da insanlar şeytana inanır, ondan korkardı. Ama yirmi birinci yüzyıl olmuştu artık; yoksa gerçekten genetik hafıza diye bir şey mi vardı?  
Dünyanın uzayda ufacık bir nokta olduğunu gördükten sonra, milliyetçiliğin en aşırı çeşitlerinin hâlâ nasıl ayakta durabildiğini anlayabilmek kolay değil.
Dünya üzerinde yaşayan insanları değiştirmek için elli yıl yeterli bir süreydi. Gereken tek şey, sağlam bir sosyal mühendislik bilgisi ile net bir hedef belirleyebilme becerisiydi. Tabii bir de güç.
Dünya’da hala demokrasiler, monarşiler iyicil diktatörlükler, komünizm ve kapitalizm bulunuyordu. Bu durum, kendi yaşam biçimlerinden başkasını mümkün görmeyen basit kimseler için oldukça hayret vericiydi.
Eski çağlarla kıyaslandığında tam bir Ütopya yaşanıyordu. Cehalet, hastalık, fakirlik ve korku yeryüzünden silinmişti. Savaşların kalıntıları yavaş yavaş tarihe gömülüyordu; şafakla birlikte sona eren bir kâbus gibi... Yakında savaşı bizzat deneyimlemiş insan kalmayacaktı dünyada.
Yeterince gelişmiş bir teknoloji, sihirden farksızdır.
İki olasılık var: Ya evrende yalnızız, ya da evrende yalnız değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü.

Sir Arthur Ignatius Conan Doyle (22 Mayıs 1859 – 7 Temmuz 1930) Sherlock Holmes kurgusal karakterinin yaratıcısı İskoç yazar. 

Her an hayatımız kararıyor.   
Oku, gerçekten okumalısın!    
Hasta bir insan çocuk gibidir.       
Üzüntünün en iyi ilacı çalışmaktır.  
İnsanın asıl çalışma alanı insandır.   
Sanırım hiçbir zaman geç değildir.    
Ah,ah kötü bir dünyada yaşıyoruz.     
Önümüzde gidecek daha çok yol var.    
Kötülükten hiçbir yarar gelmez anne!     
Gerçeğin en kötüsü bile şüpheden iyidir.    
Hoşa gitmeyen gerçekler kabul görmez.     
Suç evrenseldir. Mantık ise nadir görülür.     
Oturdum ve hayal kurmaya devam ettim.    
Sıradan vakalar genelde daha ilginç olurlar.     
Büyük bir zihin için hiçbir şey küçük değildir.      
İnsanlar işlerine gelmeyen gerçekleri sevmezler.     
Her şey olup bittikten sonra akıl vermek kolaydır.    
İçgüdülerim bir yöne, gerçekler ayrı yöne gidiyor.     
Bu geniş topraklarda bir parçacık umut bile yoktu.      
İmkansızı çıkardığında elinde kalan şey gerçeklerdir.     
Yarım şahitlik etmek hiç etmemekten daha kötüdür.    
Ben hiçbir zaman sosyal bir insan olmadım Watson.   
Bir kadının gözlerinde, sözden daha güçlü ışık vardır.    
Ben Korku Vadisi'ndeyim. Hala da çıkabilmiş değilim.   
Basit bir konu böylesine büyük bir nefrete yol açmaz.    
Olayların sonradan nasıl bir hal alacağı asla bilinmez.   
Hiçbir zaman istisna yapmam. İstisnalar kaideyi bozar.    
Ama her zincir ancak en güçsüz halkası kadar güçlüdür.   
Fakat, insan hayatta her türlü sıkıntıya alışıyor zamanla.     
Gözden kaçırılmaya en yatkın şeyler, en aşikar şeylerdir.    
Ama zaten genellikle hayal de gerçeğin annesi değilmidir.  
Dünyada adalet var mı yoksa rastgele mi yaşamaktayız?   
Bir kez açıklandıktan sonra her sorun insana çocukça gelir.    
Keşfedilmemiş bir dünyanın kıyılarında dolaşıyoruz şimdi.    
Doyle Duygusal şeyler düzgün muhakemenin düşmanıdır.   
Kelimelere dökülemeyecek şeyleri anlatmak kolay değildir.   
Her kadının günlük davranışlarının altında bir roman yatar.   
Hayat, insan aklının düşünebileceginden çok daha gariptir.     
İnsanoğlunu incelemek isteyen biri için, burası ideal bir yer.    
Şunu unutmayın ki cevap vermemek de aslında bir cevaptır.   
İnsanın hobisi varsa, diğer işleri ne olursa olsun zaman ayırır.     
Bir süre daha sabretmek zorundasın, sonra herşey düzelecek.    
Biliyorsun: 'İnsanoğlunu anlamak yine insanoğlunun görevidir.'     
İyi bir nedenleri olmazsa hiç kimse aklını küçük şeylerle yormaz.     
Size önereceğim tek şey var bayım, o da yalan söylememenizdir.     
Korkarım tek sorun, suçluyu cezalandıracak bir kanun olmaması.   
Acı çeken bir hasta, sabırsızlıklarla dolu bir dünya için iyi bir derstir.     
Bir aptal her zaman kendisine hayran kalacak daha aptal birini bulur.       
Değerli Beyefendi, maalesef çıkarların konuştuğu bir dönemde yaşıyoruz.       
Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır.   
Bazı insanların cana yakınlığı kaba insanların saldığanlığından daha ölümcüldür.    
(-)Hayatımda çok inişler, çıkışlar oldu, fakat gidenin ardından ağlamamayı öğrendim.   
Doğanın sıradan güçleri karşısında bizim aciz hırslarımız ne kadar da küçük kalıyor!   
Bu dünyada sayılı kişide rastlanacak insanüstü bir sabrımın olduğunu düşünüyorum.      
Yeteri kadar bilgi olmadan kafayı çalıştırmak, bir motoru mazotsuz zorlamaya benzer.     
Peşinde olduğumuz şey tutarlılık ve onu bulana kadar şüphe etmeye devam etmeliyiz.     
En güvenli planın yalnız başına yapılan plan olduğu savını hiç bu kadar ileri götürmemişti.     
Ne yaptığın hiç önemli değil bu dünyada. Önemli olan insanları ne yaptığına inandırdığın.   
Veda etmenin zamanı geldi artık. Geçmişte gösterdiğin sadakat için sana teşekkür ederim.  
İki kişinin birlikte yaşamaya başlamadan önce birbirlerinin en kötü yönlerini bilmesi iyi olur!   
Biz hepimiz kendi doğrularımızı ortaya koymak için uğraşan kendi yolunda zavallı adamlarız.       
Hayat herhangi bir insanın içinde en yüksek mükemmele ulaştırabilecek kadar uzun değildir!  
Kanunların yenilgiye uğradığı her durumda, adalet kılıcı intikamını almak için bekliyor olacak.   
Bakış açın bir kez değişti mi, en aleyhte görünen şey gerçeğe ulaşmanda bir ipucu haline gelir.     
Bayağı bir insan kendisinden iyisini tanımaz, fakat yetenekli bir insan dehayı anında fark eder.    
Odama kapanıp kendi düşünce dünyamın içine gömülmek her zaman en büyük tutkum oldu.     
Ben dahi değilim, sadece önyargısız bir şekilde gerçeklerin beni götürdüğü yere gitmeyi öğrendim.  
İyi bir gözlemci tek bir ipucuna ulaştığında sadece olanları değil, ileride olabilecekleri de görmelidir.  
Bir insan, eğer doğa üzerine yorumlarda bulunacaksa düşünceleri de en az doğa kadar geniş olmalı.  
Düşüncesizce söylenmiş bir söz ya da aceleyle yapılmış bir hareketin sonunda insanlar yok oluyordu.    
Kararımı verdim.Bu vakada kurbandan çok suçlulara sempatim var; davayı ele almam mümkün değil.    
Dünya kötüdür azizim. Ve bir insan zekâsını cürüm işlemek için işletirse, yeryüzünün en kötü mahlûku olur!     
Duyuları arındırmak için aç kalmak gerekir.. Sindirim sırasında beyine giden kanın büyük bir kısmı harcanıyor.    
Mümkün olan her şeyi elediğinizde geriye ne kalıyorsa, ne kadar imkansız gibi görünse de gerçeğin ta kendisidir.  
Aklımı yitirebilirdim ama her zaman çok inatçı olmuşumdur. Bu yüzden sabrettim ve vaktin gelmesini bekledim.    
Bazen yıldızlarla, burçlarla uğraşırız. Sonunda ne geçer elimize peki? Bir gölge ya da gölgeden de kötüsü: sefalet.      
Tuhaf ama derin bir açıklaması var. İnsanın gerçek büyüklüğünün kanıtının kendi küçüklüğünü fark etmesinde yattığını söylüyor.    
Bir vakanın benzersiz olması her zaman iyi bir ipucudur. Fakat olay ne kadar özelliksiz ve sıradansa onu çözmek de o kadar zor olur.   
Ben hiçbir zaman ön yargılarla hareket etmemek gerektiğini öğrendim, sadece sağlam bir temele oturmuş bilgilerin peşinden giderim.   
Dikkatli olmak lazım bayım. Kim kimden nasıl intikam alır, belli olmuyor. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki insan kime güveneceğini bilemiyor.   
Bir suç, soğukkanlı bir şekilde önceden tasarlandığı zaman, o suçu saklamak için gereken her şey de aynı soğukkanlılıkla önceden tasarlanır.      
Bence bir insanın beyni boş bir oda gibidir. İnsan kendi seçtiği eşyaları oraya dizebilmelidir. Ancak bir ahmak bulabildiği tüm eşyaları oraya depolar.  
Pencereden dışarıya bir bak. Dünya ne kadar iç karartıcı, umutsuz, amaçsız ve anlamsız. Suç sıradan, varoluş sıradan ve bu sıradanlıktan kaçış yok.  
Ortalama bir zeka, kendinden yüksekte duranları hiçbir zaman göremez; oysa gerçek bir yetenek, dehayı nerede görse tanır ve ona saygıda kusur etmez.     
Bir insan, beynindeki odaları kullanabileceği eşyalarla döşemeli ve geri kalanları da istediği zaman çıkarıp kullanabileceği bir yere, kütüphanesine yerleştirmelidir.   
Kadının kalbi ve zihni erkekler için çözülmez bir bilmecedir. Bazen bir cinayet bile açıklanabilir ve mazur görülebilir; ama bazen küçücük bir saygısızlık bile affedilmeyebilir.   
Şu anda dünyamız milyonlarca hayvanın yok edilmesine ve acı çekmesine dayanıyor. Bunu algılamak ve bunu değiştirmek için hem kişisel hem de sosyal anlamda bir şeyler yapmak için din değiştirmeye benzer bir şekilde bir algı değişikliği yaşamak gerekiyor. Bir kez diğer türlerin acısı ve dehşetini kabul ettikten sonra toplumumuzu destekleyen sonsuz ızdırap permütasyonlarının daima farkında olacağınız için bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamaz, siz bu algı değişikliğine direnmedikçe.

Sevgili dostum," dedi Sherlock Holmes, Baker Sokağı'ndaki evde ateşin karşısında otururken, "hayat, insan aklının düşünebileceğinden çok daha gariptir. İnsan, gerçekte sıradan denen şeyleri çoğu zaman hayal bile edemez. Eğer şu pencereden el ele uçup, bu büyük şehrin üzerinde dolaşarak çatıları hafifçe kaldırıp aşağıda olan garipliklere, sıra dışı tesadüflere, planlara, niyetlere ve nesilden nesile süren olaylar zincirine bakabilseydik, aslında doğası gereği sıradan ve önceden tahmin edilebilir olan insan ürünü eserlerinin hepsi, yararsız ve donuk bir hal alırdı.
Ben bir beyinim, Watson. Geri kalan yalnızca bir ilave.

Sherlock Holmes (Doyle öyküleri)

Ben ki biri keman çalsa yaşama hırsıyla dolar taşarım,kendimi zevkten öldürebilirim, bütün kadınlar için aşktan ölebilirim, bütün şehirler için gözyaşı dökebilirim, buradayım, çünkü hayata başka çözüm yolu yok.
Oscar Wilde'a hayrandım, çünkü iri bir hayvanı andırıyordu; sadece bir su aygırı gibi sıçarken hayal edebiliyordum onu; ve bu imge doğruluğu ve saflığıyla büyülüyordu beni.
Hemcinsim olduğunu söyleyen gelsin de yüzüne tüküreyim. Kimse benim sanatıma eşlik edemez, çünkü kendisine tapındığım ve içine sıçtığım için benim sanatım sanatların en güçlüsüdür.
ve kalbim, tutkusundan taş devri çıplaklığını yaşıyor. ehlileşmek istemiyorum. çünkü aralıksız heyecanlıyım.
Dünyanın bütün lokomotifleri aynı anda düdük çalsalar, çaresizliğimi dile getirmezler. ben, belki de hiçbir şey olamamışların kralıyım. çünkü herhangi bir şeyin kralı olduğumdan adım gibi eminim.
Şunu iyice bilin ki sanat burjuvalarındır.Burjuva derken şunu anlıyorum: imgesiz bir adam.
Sayın Andre Gide, kusura bakmayın, rahatsız ettim ama boksu edebiyata yeğlediğimi size açıklamam gerekiyordu.

Arthur Asher Miller (17 Ekim 1915 – 10 Şubat 2005) Amerikalı yazardır.

İhanet tek kokuşmuş gerçektir.
İnsan acaba ne zaman akıllanıyor hayatta?   
Uyku paylaşılamaz, değil mi? Tıpkı ölüm gibi.    
Ahlaki üstünlüğün çevresi, bir sisle kuşatılmıştır.  
Kurbağayı koltuğa oturtsan, o yine çamura atlar.    
Bütün çabalarım boşuna, bir yere vardığım yok!   
Masumiyetin en mükemmel hali aslında deliliktir.   
Küçük bir insan da büyük insanlar kadar yıpranır.     
Yaşamın kendisi rol dağıtmaktır. Her zaman bu böyledir.  
Bence insanın kendisi dışında bir yerde umut araması bir hata.
İnsanın bazı fikirleri hiç tartmadan öylesine kabul etmesi ne tuhaf!  
Tüm suçluların ortak bir özelliği var; can sıkıntısı içinde boğuluyorlar.
Kiliseye ya saygı gösterilir, ya da kilise bir cehennem gibi yakar insanı.   
Geleceğin ne olduğunu bilmiyorum. Ne istemem gerektiğini de bilmiyorum.  
İnsanın eninde sonunda hayatını kendi kollarına alması gerektiğine inanıyorum.
Bu yerde hayallerin hakimiyeti vardır, tıpkı gerçeklerden soyutlanmış bir rüya gibi.  
Dünya, içinde inci saklayan bir istiridyedir, yan gelip yatarak onun içindekine erişemezsin.   
Önemli olan ne dediğin değil, nasıl söylediğindir... çünkü günü başarılı kılan daima kişiliktir.  
Dayanılamayacak olan, bir şeylerin kopması değil, ortada kopacak bir şeyin bulunmamasıydı.   
Çocuklar, bir zamanlar çok iyi bildiğimiz ama yıllar önce unuttuğumuz bir dünyadan gelen habercilerdir.  
Ben düşüncelerle alıverişi olmayan, ne yaptığını bilmeyen, bilmek de istemeyen bir toplumda yazıyorum.
Sanırım, dünyadaki her şiddet dolu anlaşmazlık papazlar, hahamlar ve imamlar tarafından yönlendiriliyor.    
Her çağda insanları ikide bir kamçılamış, küçük büyük bir kiliseye ya da bir din devletine teslim olmaya zorlamıştı.   
Düşünsene, ömür boyu çalışıp bir evin borcunu öde. Sonunda senin olsun, ama içinde oturacak kimse bulunmasın.   
Bir vatanın yok mu senin? Dünyada yaşamıyor musun? Nesin sen ? Hayvan bile değilsin, hayvanlar bile kendi cinslerini öldürmez, nesin sen?   
Bir zamanlar insanlar hayatlarından memnun değillerse devrim yaparlardı. Şimdi alışverişe çıkıyorlar. Tamamen bir hafıza kaybı dönemi yaşıyoruz.  
Maskelerin sonu yoktur; çıkardığımız her maskenin altında o anda taşımakta olduğumuz bir başkası vardır!  Samimiyet mi? Kimse kendi hakkında bunu bilemez.   
Yıllardır tanıdığım insanlar selam bile vermeden yanımdan geçtiler, şaşırmıştım çünkü bu insanlardaki büyük korku bilerek planlanmış, bilinçle yürürlüğe konmuştu.
Bütün arzum gömleğimi çıkartıp, kırlarda dolaşmak olduğu halde, senede iki haftalık bir tatil için elli hafta çile çekmek. Ve daima bir başkasını geçmek için yarış. Ve daha neler... işte geleceği güvence altına almanın yolu.
Önceden öğrenenler, indirimli fiyatından öğrenirler. Otoriteden öğrenenler, özgürlük bedeliyle öğrenirler. Deneyerek öğrenenler, etiket fiyatından öğrenirler. Yaşamdan öğrenenler, gecikme zammı ile öğrenirler. Yaşamdan da öğrenemeyenler, boşa gitmiş yaşamlarıyla öğrenirler.

Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt), Alman filozof, yazar ve eğitmen.

Acelemiz varmış gibi içinde yaşadığımız şu anın, hemen geçmiş zaman olması için elimizden geleni yapıyoruz. Çünkü şimdiki zamanın, geçmiş zaman olduğunda sonsuzluğun ışığı altında hafızamıza kazınacağını biliyoruz. İşte bu hafıza, tüm bu anıları bizim için saklar ve beklediğimiz o kötü gün geldiğinde sonsuzluğun perdesini aralayarak bizim içsel hasretimizin nesnelliği olmasını sağlar.
Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır.
Akıllı olan, sohbet sırasında ne hakkında konuştuğundan ziyade kiminle konuştuğunu düşünerek hareket edecektir. Bunu yaptığı takdirde sonradan pişman olacağı hiçbir şey söylemeyeceğinden emindir.
Orijinali: Wer klug ist, wird im Gespräch weniger an das denken, worüber er spricht, als an den, mit dem er spricht. Sobald er dies tut, ist er sicher, nichts zu sagen, das er nachher bereut.

Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker... Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.
Aptal birinin sersem bilincinde yansıyan tüm görkem ve hazlar, rahatsız bir hapishanede Don Kişot’u yazan Cervantes’in bilinci karşısında çok yoksuldurlar.
Aristo’nun dediği gibi "Mutluluk kendine yetenlerindir." çünkü mutluluğun ve hazzın tüm dış kaynakları, doğaları gereği son derece güvenilmez, nahoş ve geçicidirler ve rastlantıya bağlıdırlar.
Aşk sadece türün hayatta kalması, soyunu devam ettirmesi ihtiyacıdır.
Avrupa'nın bilgili adamlarına ve filozoflarına: Sizin için Fichte gibi çenesi düşük birisi bütün zamanların en büyük düşünürü Kant'ın eşitidir ve Hegel gibi işe yaramaz, arsız bir şarlatan derin düşünür olarak değerlendirilir. Bu yüzden sizin için yazmıyorum.
Âşık olan herkes sonunda zevke ulaştıktan sonra olağandışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır; ve bu kadar büyük bir özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir.

Bana yapılan haksızlık bana hiçbir şekilde ona haksızlık yapma hakkını vermez.
Orijinali: Unrecht, das mir Jemand zufügt, befugt mich keineswegs ihm Unrecht zuzufügen.
Başkalarından daha talihli olan kişi çevresindekiler tarafından kıskanılacaktır. Bu durum o kişileri tehlikeye sokacaktır. Hatta karşısındaki kişilerin içinde bu sebeple kötülük yapmaktan zevk alma duygusu dahi doğabilir.
Başkalarını sayabiliriz, sevebiliriz ya da onlardan nefret edebiliriz. Fakat bir kişiye karşı böyle duygular beslememizin sebebi, o kişinin kendisidir, kimyasıdır, bedenidir ve bunun değişmesi mümkün değildir. O kişi, her ne ise odur.
Başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem vermek, herkeste var olan bir manyaklık.
Orijinali: Viel zuviel Wert auf die Meinung anderer zu legen ist ein allgemein herrschender Irrwahn.
Belirli bir kışkırtma yokken bile, olmayan tehlikeleri aradığım huzursuz bir endişe hali içindeyim; bu durum benim için en ufak dertleri sınırsız derecede büyütüyor ve insanlarla ilişkiyi çok zor hale getiriyor.
Ben kalabalıklar için yazmadım... çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen bireylere miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp ıssız bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.
Benim gibi bir adam dünyaya geldiğinde geriye istenecek tek şey kalır - bütün hayatı boyunca olabildiğince kendisi gibi olması ve entelektüel güçler için yaşaması.

Benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir. Kitaplar olmasa uzun zaman önce umutsuzluğa gömülürdüm.
Beraberinde getirdikleri umutlar ve korkularla akın akın gelen arzulara teslim olduğumuz sürece... Kalıcı mutluluğa ya da huzura hiçbir zaman kavuşamayız.
Beyin olanca gücüyle ilerlerken, cinsel sistemlerin korkunç etkinliği daha uykuda olduğu için çocukluk, hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir, kayıp cennet.
Bilincimiz ruhun sadece yüzeyi, ki yerkürenin sadece yüzeyini bildiğimiz gibi onun da içini değil, sadece kabuğunu biliyoruz.
Orijinali: Das Bewußtseyn ist die bloße Oberfläche unseres Geistes, von welchem, wie vom Erdkörper, wir nicht das Innere, sondern nur die Schaale kennen.
Bir dahi kendi çağında gezegenlerin yolunu aydınlatan bir kuyruklu yıldız gibi parlar... Kültürünün normal seyriyle el ele gitmez: tam tersine çalışmalarını önündeki yolun çok ilerisine savurur.
Bir insanın hayata adım atar atmaz kendisini içinde bulacağı maskeli balo hakkında haberdar edilmesi son derece önemlidir. Zira bizim medeni dünyamız şövalyelerle, askerlerle, eğitimli insanlarla, avukatlarla, rahiplerle, filozoflarla ve bilmediğimiz başkalarıyla karşılaştığımız büyük bir maskeli balodan başka nedir ki? Fakat göründükleri kişiler değildirler bunlar; sadece birer maske ve kural olarak da onun arkasında daima servet avcılarıyla karşılaşırsınız. Örneğin birisi, maksatlı olarak barodan elde ettiği ve sadece bir başkasını daha sağlam ve kesin biçimde hezimete uğratabileceği hukuk maskesini geçirir yüzüne; bir başkası aynı niyetle yurtseverlik ve kamu yararı maskesini seçer; bir üçüncüsü ise din veya öğretide arıcılık ilkesini benimser. Kadınlar, nispeten daha önemsiz seçimler yapar. Kural olarak da; ahlak, evcimenlik ve uysallık maskelerinden istifade ederler. Ardından da tıpkı domino taşları gibi kendilerine belirli herhangi bir karakter atfedilemeyecek genel maskeler gelir. Bunlara her yerde rastlanır. İnsanların iddia ettikleri nezaket, duygu paylaşmada içtenlik ve yüze gülen dostluk bu türe dahildir.
 
Bir insanın kendine ait olan, onu yalnızlığa giderken eşlik eden ve kimsenin ona verip ve kimsenin ondan alamayacağı ŞEY: Bu, sahip olduğu her şeyden veya onun başkasının gözünde ne olduğundan çok daha esaslıdır.
Orijinali: Was einer für sich selbst hat, was ihn in die Einsamkeit begleitet, und keiner ihm geben und nehmen kann: dies ist viel wesentlicher als alles, was er besitzt, oder was er in den Augen andrer ist.
Bir insanın kötü bir karakter özelliğini unutmak, güçlük ile kazanılmış parayı sokağa atmak gibidir.
Birkaç yıl önce Times'da verilen bir haberi doğrusu içim ferahlayarak okumuştum. Kapısının önünde tasmaya vurulmuş, iri yarı bir köpek besleyen bir İngiliz lordu'nun bir gün bahçede yürürken köpeğine bakmak aklına gelmiş, yanına gidip hayvanın başını okşamış. Bunun üzerine köpek bir atılışta lordun kolunu parçalamış: Hayvan gayet haklıydı, sanki bununla şunu söyler gibiydi: Sen benim efendim değilsin, benim şu kısa hayatımı cehenneme çeviren şeytanımsın. Dileyelim, köpekleri zincire vuran bütün insanların akıbeti olsun bu.
Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.
Birey için şüphe neyse, parlamento için muhalefet odur. O gerekli olduğu kadar, yararlıdır da.
Bireysellik milliyetten bin kat daha fazla dikkate alınmayı hak eder.
Birisi hayatı boyunca büyük bir çocuk gibi kalmayıp ciddi, makul ve mantıklı bir adam olursa, dünyanın çok işe yarar ve adamakıllı bir vatandaşı olabilir ama dahi olamaz artık.
Orijinali: Wer nicht zeitlebens gewissermaaßen ein großes Kind bleibt, sondern ein ernsthafter, nüchterner, durch gesetzter und vernünftiger Mann wird, kann ein sehr nützlicher und tüchtiger Bürger dieser Welt seyn; nur nimmermehr ein Genie.
Birisi sizin için gerçekten çok değerliyse, bunu ondan sanki bir suçmuş gibi gizleyin. Bu hoş bir şey değildir ama doğrudur. Çünkü, bırakın insanları, köpekler bile büyük dostluklara katlanamazlar.
Budala kişi yaşamın hazlarının peşinde koşar ve aldandığını görür. Bilge kişiyse belâlardan kaçınır. Bunda başarısız olsa da artık bu budalalığının değil talihin suçudur. Başardığında ise aldanmamıştır. Çünkü kurtulduğu belâlar son derece gerçektir.
Bizi rahat bırakan kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
Bizim başkası için ne olduğumuzun yeri yabancıların bilincidir. Bu ise bizim için kesinlikle doğrudan doğruya değil ancak dolaylı olarak yani ötekilerin bize karşı davranışını belirlediği ölçüde var olan bir şeydir.
Bizim hayatımızı, yokluğun sessizlik ve sakinliğini karıştıracak bir sıkıntı, bir şamata saymak da mümkündür.
Boş eller, işleyen kafaları yaratır.
Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.
 
Büyük hayat düşünün öznesinin bir olduğunu ve görüngülerin tüm çeşitliliğinin zamana ve mekana bağlı olduğunu kendimize hatırlatırsak, o devasa düşünceye olan korkumuz azalacaktır. Hepsi kocaman bir rüya ve onu her bir yaratık görür: Ama hayatındaki bütün karakterler de onunla birlikte o rüyayı görür.
Orijinali: Auch wird unsere Scheu vor jenem kolossalen Gedanken sich mindern, wenn wir uns erinnern, dass das Subjekt des großen Lebensaraumes in gewissem Sinne nur Eines ist […] und dass alle Vielheit der Erscheinungen durch Raum und Zeit bedingt ist. Es ist ein großer Traum, den jenes Eine Wesen träumt: aber so, dass alle seine Personen ihn mitträumen.

Can sıkıntısı, hayatın boşluğu hissinden başka bir şey değildir.
Cinsel birleşmedeki esrime hali. İşte bu! Her şeyin gerçek özü ve nüvesi bu, varoluşun amacı ve hedefi.

Çiçek yanıt verdi: Seni aptal! Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açılıyorum, başkaları için değil çünkü hoşuma gidiyor. Aldığım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret.
Çoğu hakikat sadece kimsenin sorunu ele alacak ve üstüne gidecek cesareti bulamamasından dolayı ortaya çıkmıyor.
Orijinali: Viele Wahrheiten bleiben bloß deshalb unentdeckt, weil Keiner Mut

Suzanna Arundhati Roy, (d. 24 Kasım 1961) Hint yazar, savaş karşıtı eylemci.

Her şey bir günde değişebilir.
Savaşmak için sanatını kullan.
İnsanların duyguları değerlidir.
Ölüm her yerdeydi. Ölüm her şeydi.
Değişim bir şeydir. Kabul başka bir şey.
Bazı şeyler kendi cezaları ile birlikte gelir.
Eğer bir rüyada mutluysanız, bu sayılır mı?
Sizin Yarınlarınız İçin Bugünlerimizi Verdik...
Küreselleşmeye değecek tek şey muhalefet.
Kuyu kazacaksan içine düşmeyi de göze alacaksın.
Oraya varmak istiyorsanız, orayı hedeflemelisiniz.
İnsanları incitirsen seni daha az sevmeye başlarlar.
Düşlerini kullan Düşlerini yitirirsen Aklını da yitirirsin.
Onlar için ne geldi? Ölüm değil. Sadece yaşamın sonu.
İnsanlar her zaman en çok tanımladıkları şeyleri sevdiler.
Tarih gerçekten geçmişle değil geleceğin bir çalışmasıdır.
Krizleri ilk başta yaratan insanlar, çözüme ulaşanlar olmaz.
Herkesin başına Her Şey gelebilir. En iyisi hazırlıklı olmaktır.
Hiçbir canavar insan kininin derecesine ve gücüne ulaşamaz.
Bazen bir kişinin bile kararlılığı, kararsız bir kalabalığı yıldırabilir.
Bir gün öleceğini bilmene rağmen, sanki ölmeyecekmiş gibi yaşıyorsun.
Dikkatsiz sözlerin yaptığı budur. İnsanların seni biraz daha az sevmesini sağlarlar.
Yaşlı kuşlar ölmek için nereye gider? Ölü kuşlar neden taş gibi gökten düşmezler?
Vicdanım kalabalıkların gürültüsünü değil, Sözün kendisini susturan sessizliği arıyor.
Düşünülemez olanın düşünülür hale geldiği ve imkansız olanın gerçekleştiği zamandı.
Empati, barışa savaşma şansı vermek için beslenmesi gereken en önemli kalite olabilir.
Hepimiz iyiliğimiz kadar aydınlatıyoruz dünyayı. Kimimiz fener kadar, kimimiz de mum.
Başka bir dünya sadece mümkün değil, o da yolda. Sessiz bir günde nefesini duyabiliyorum.
Amerikan yaşam tarzı sürdürülebilir değil. Amerika'nın ötesinde bir dünya olduğunu kabul etmiyor.
Gerçekten de 'sessiz' diye bir şey yoktur. Sadece kasten susturulmuş veya tercihen duyulmamış olan var.
Her halkın, her topluluğun bir direniş kültürüne, iktidara zorluk çıkarıp ona itaat etmeme kültürüne ihtiyacı var.
Kapitalizm gezegeni yok ediyor. Geçmiş krizlerden kurtulan iki eski numara - Savaş ve Alışveriş - işe yaramayacak.
Savaşlarla savaşmak için silahlara ihtiyacımız var mı? Yoksa silah pazarları oluşturmak için savaşlara mı ihtiyacımız var?
İnek, keçi, tavuk, kuzu. . . Musa, sadece köleler böyle yemek yiyor, tabağına kaba bir miktar kazarak. “Midelerimiz mezarlık."
Merkezinde, üstünde, altında ve altında olmayan kadınlara sahip olan ve içinde hiçbir mücadele olmayan politik bir mücadele.
Savaşlar asla özgecil sebeplerden dolayı savaşılmaz. Genellikle hegemonya için, iş için savaşırlar. Ve sonra elbette savaş işi var.
Duygusal olma yeteneğini kaybedersek, sinirlenme, öfkelenme yeteneğini kaybedersek, robot oluruz. Ve bunu reddediyorum.
Haber imal etme çağındayız. Yakında, medyadaki haber büroları numara yapmayı bırakıp, gazeteciler yerine tiyatro yönetmenlerini işe almaya başlayacaklar.
Hava, Düşünceler ve Söylenecek Şeylerle doluydu. Ancak bu gibi zamanlarda, sadece Küçük Şeyler söylenir. Büyük Şeyler içinde söylenmeyen pusuda gizlenir.
Bayraklar, hükümetlerin önce insanların aklını daraltmak için kullandığı, sonra da ölüleri gömmek için tören örtüleri olarak kullandıkları renkli kumaş parçalarıdır.
Siyasi menfaatler uğruna dini duyguları ateşleyerek sömürmek de, hükümetlerin ya da politikacıların -kendi halkları da dahil- her halka bırakabileceği en tehlikeli mirastır.
Kurumsal devrim, sattıklarını almayı reddedersek - fikirleri, tarihin versiyonları, savaşları, silahları, kaçınılmazlık kavramı. Bunu hatırlayın: Çok insanız ve onlar da az. Bize onlardan daha çok ihtiyaçları var.
Yerli toplulukları yok etmek, sonunda kendi yok olmamıza yol açmaktadır. Sürdürülebilir yaşamı uygulayan tek insanlar onlar. Geçmişin kalıntıları olduklarını düşünüyoruz, ancak geleceğimizin kapı bekçileri olabilirler.
İster kökten dinciler, ister özel milisler, isterse halk direniş hareketlerince gerçekleştirilmiş olsun -ya da itibarlı bir devlet tarafından bir misilleme savaşı kılığına büründürülsün- hiçbir şey bir terör eylemini makul gösteremez.
Ne kadar dikkatsizce emperyal güç eski uygarlıkları canlandırdı. Filistin ve Keşmir, imparatorluk İngiltere’nin modem dünyasına kanlı, sırılsıklam hediyelerdir. Her ikisi de bugünün azgın uluslararası çatışmalarındaki fay hatlarıdır.
Sorun şu ki, bir kez gördüğünüzde onu göremezsiniz. Ve bir kez onu gördükten sonra sessiz kalmak, hiçbir şey söylememek, konuşmak kadar politik bir davranış haline geliyor. Masumiyet yok. Her halükarda, siz sorumlusunuz.
İnsan hakları temel haklardır, asgaridir, talep ettiğimiz en düşüktür. Çok sık, hedefin kendisi olurlar. Minimum olması gereken maksimum olur - beklediğimiz tek şey - ancak insan hakları yeterli değil. Amaç her zaman adalet olmalı ve öyle olmalı.
Bir ya da başka tür milliyetçilik, yirminci yüzyılın soykırımının çoğunun nedeni idi. Bayraklar, hükümetlerin önce insanların aklını küçültmek için kullandıkları ve ardından ölüleri gömmek için tören örtüleri olarak kullandıkları renkli kumaş parçalarıdır.
Eğer dindarsanız, bu bombanın İnsanın Tanrı'ya meydan okuduğunu unutmayın. Oldukça basit bir ifadeyle: Biz yarattığınız her şeyi yok etme gücüne sahibiz. Eğer dindar değilseniz, o zaman şöyle bakın. Bu dünyamız 4 600 000 000 yaşında. Bir öğleden sonra bitebilir.
Zihinlerini konuştuğu için yazarlarını susturması gereken millete acıma. Toplumsal katiller, toplu katiller, kurumsal sahtekarlar, yağmacılar, tecavüzcüler ve fakirlerin en fakir avlarını avlayanlar serbestçe dolaşırken, adalet isteyenleri hapse atması gereken millete acıma.
Bu devasa karları sağlayan şirketler her şeye sahip olabilir: medya, üniversiteler, madenler, silah endüstrisi, sigorta hastaneleri, ilaç şirketleri, sivil toplum kuruluşları. Hakimler, gazeteciler, politikacılar, yayınevleri, televizyon istasyonları, kitapçılar ve hatta eylemciler alabilirler. Bu tür bir tekel, işletmelerin bu mülkiyeti, durmak zorunda.
Stratejimiz yalnızca imparatorlukla yüzleşmek değil, kuşatmak için olmalıdır. Oksijenden mahrum etmek. Onu utandırmak için. Alay etmek için. Sanatımız, müziğimiz, edebiyatımız, inatçılığımız, neşemiz, parlaklığımız, tamamen acımasızlığımız - ve kendi hikayelerimizi söyleme yeteneğimizle. Beynimizden yıkandığımızdan farklı hikayeler inanmak için. Kurumsal devrim, sattıklarını almayı reddedersek - fikirleri, tarihin versiyonları, savaşları, silahları, kaçınılmazlık kavramı.

Aslan Maskhadov (21 Eylül 1951, Kazakistan – 8 Mart 2005, Tolstoy - Yurt), Çeçenistan devlet başkanı ve Çeçenistan Bağımsızlık Mücadelesi'nin lideri.

"Ben her Çeçen gibi dinim ve ülkem adına savaşmak için Allah'a söz verdim. Sizin pazarlık teklifinizi elimin tersiyle itiyorum. Allah la pazarlık yapan, insanların pazarlık tekliflerine aldırış etmez."
"Tahammül etmek zorunda kaldığımız vahşet bizim için yeni değildir. Biz stalin'in tuz madenlerini, dikenli tellerle çevrili ve gardiyan-kuleli kamplarını, isimsiz mezarlarını hatırlıyoruz, biliyoruz. Vatanımızdan sürülmenin ve soykırımın acılarını biz tattık. Maruz kaldığımız dehşetlerden dolayı bu durumlara maruz kalanlarla korkunç bir ortak paydamız var, biz onları hemen tanırız. Dachau ve Auschwitz'de fırına atılan iskelet halindeki Yahudileri ve Romanları, Nanjing'de süngülenenleri, Biafra'daki gözleri korkudan büyümüş çocukları, My-lai'da namlunun ucunda yalvaran anne ve bebeğini, hardal gazıyla boğulan Irak araplarını, İnterhamwe'nin bıçaklarıyla Kigali yolunda doğranan Rwanda'lı Tutsileri biz tanırız, anlamsız cinayetler tarihinde onlar bizim şehit kardeşlerimizdir".

Aslı Erdoğan (8 Mart 1967, İstanbul), Türk fizikçi ve yazar.

Herkes herkesin polisi.
Tek bir veda bütün bir ömür sürüyor.
Sen acının sınırları olduğuna inanır mısın?
Yaşam iki göz kırpması arasında görülen bir düştür.
Ne de olsa, hüzün herkesin sahip olamadığı bir lüks.
İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır.
Aşk, sahip olmadığın bir şeyi, var olmayan birine vermektir.
Kendini sevmeyi öğren, çünkü başka kimse seni sevmeyecek.
Yeniden doğmadan önce cehennemi aşmak gerekiyordu belki...
Bana kalırsa, kişisel tarihimin tek bir teması vardı; hayal kırıklığı.
Aklımın erdiği pek çok şey var, ama hayat bunların arasında değil.
Hiçbir ego kendi gerçeğiyle baş edecek denli küçük değildir çünkü.
Yalnızca kötülüğün en dibine inenler, erdemin doruklarına varabilir.
İnsan, kendisiyle baş başa kaldığında, uçurumlarıyla da baş başa kalır.
Dünyayla savaşa kalkışacaksan, onun tarafını tutmalısın, kendini değil.
Herkes kendi sahiciliğinden, başkalarının yapaylığından öylesine emin.
Yalnızlığa öyle alışmıştım ki, bir başkasının varlığını ancak bir tehdit olarak algılayabiliyordum.
Her sabah ağlayarak başlıyorum güne ve ağlaya ağlaya ölmek, ölmek sandığım bir şey istiyorum.
Her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.
Hayatımı, bir sigara gibi orta yerinde fırlatıp bir yenisiyle değiştiremezdim ki. Hayat ciddi bir iştir!
Hayat: iliğine kemiğine dek emilmiş bir sözcük, iç sızısını andıran bir uğultu, okyanuslar dolusu uğultu.
Büyük Sır orada, o kör noktada işte: Yaşam iki göz kırpması arasında görülen bir düştür. Yalnızca bir düş.
Yaralar çoğu kez dilsizdir, ama bir konuştular mı, sesleri korkutucudur ve yalan söylemeyi beceremezler.
Pazar günleri çarçur edilmek içindir, çünkü aslında diğer günleri çarçur ettiğimizi ancak böyle unutabiliriz.
Yıldırımlar, karanlık, lamba, hayal, çiğ, kabarcık, rüya, şimşek çakması ve bir bulut: Dünyaya böyle bakmalıyız.
Bir kitabın kapağına bakarak içindekileri anlayamazsın. Bir insanı da sadece yüzüne bakarak anlayamadığın gibi.
Başınıza geldi mi bilmiyorum, yüzlerce kez duyduğunuz bir söz, günün birinde sizi en zayıf yerinizden vuruverir.
Sonuçta, eline kalem alan herkes şu soruyla fazlasıyla boğuşmak zorundadır: Gerçeğin ne kadarına DAYANABİLİRİM?
Orman diyor ki:? Dünya sana öfkelenecek, sen ona benzeyene değin. Dünya seni yaralayacak, sen dünya olana değin.
Belki hayat dediğimiz budur yalnızca, bilmediğin bir şeyin peşinde koşadurmaktır, adlandıramadığın için çağıramadığın…
Çünkü yaşamaya katlanabilmenin bazı koşulları vardı: Okumak, öykü yazmak, arada bir dans etmek, sokaklarda başıboş dolaşmak gibi.
Ölümün, işkencenin, hapishanenin kıyılarında yaşayan yasadışı insanların hayatları ve dostlukları iki temele dayanır; Güven ve cesaret.
Yalnızlığımız çok fazla can yaktığında, acıyı kaptan kaba aktarıyor, aslında zerre kadar anlam içermeyen hayata ne derinlikler yüklüyoruz!
Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca.
Gidilmemiş yerlerin, okunmamış kitapların, yerine getirilmemiş sözlerin, dilimin ucuna takılıp kalmış cümlelerin pişmanlığını duyuyorum en çok.
Hiç kimse hiç kimseyle aynı düşünce ve inançlara sahip olmak zorunda değildir. Şiddet çağrısında bulunmadığı sürece  herkes düşüncesini açıklama hakkına sahiptir.
Tek tutkunun sahip olma tutkusu, tek özgürlüğün tüketme özgürlüğü sanıldığı bu dünyada, "erdem" uslu bir boyun eğiş, süregiden her şeyin onayı olarak sunulmaz mı?
Sonunda, çevresini kuşatan boşluğa anlam katabilecek tek kişinin kendisi olduğunu anladı. Başka hiç kimse onun adına yaşamın şifrelerini çözemez, asma kilitlerini açamazdı.
İnsan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. Görünür görünmez polisler, her an her yerdeler. En küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
Hayatın bizlere verebileceği tek ödül, tek armağan sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.
Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği hatta fark etmediği huylarını sevmektir. İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü.
Oysa insanın bir başkasını küllerinden bile olsa yeniden yaratmak istemesi, sonsuz bir yetki üstlenmeyi, bir tanrı olmayı arzulamasıdır. Bu da onun acı çekmesini ya da ölmesini istemekten daha masum değildir.
İnsanlar. Sabırlı, neşeli, temkinli, dertli, aceleci, yorgun. Gün için gereken yüz ifadelerini daha sabahtan takınmış, çatışmalara, pazarlıklara hazırlar. İnsan hep dünyayı henüz paylaşımı yapılmamış bir arazi sanmak, başkalarının oyunlarında rol kapmak için çabalamak zorunda galiba.
Hiç sevdiğiniz birinin bir daha dönmemek üzere çıkıp gidişini izlediniz mi? O sabah da herhangi bir sabah gibidir. Gene kahvaltısını atlamış, aç karnına sigara içmiştir. Sinirlidir, sabahları hep olduğu gibi. Atkısını evde unutmuştur. Sanki o gün daha mı tedirgindi, yoksa sonradan düşündüğünüzde, o sabahı binlerce kez belleğinizde kurguladığınızda size mi öyle gelmişti. Bilseydiniz... Gelişigüzel bir veda yerine onu bir kez daha kucaklardınız. Kucaklar, bırakmazdınız. Dünyanın tüm bağlarıyla bağlardınız onu, tüm bağları, vaatleri, yeminleriyle. Sırf o kapıdan çıkıp gitmesin diye dünyayı durdurmanız gerekse durdururdunuz. Bilseydiniz.

Aslı Özge (d. 1 Ocak 1975; İstanbul), Türk yönetmen, senarist ve yapımcı.

Toplumun bize dayattığı roller var. Sevilmek, sayılmak için de bu rolleri iyi oynamamız gerekiyor. İyi bir anne-baba, başarılı bir evlat olmalıyız. Mutlu ve pozitif bir arkadaş sonra... Çünkü günümüzün popüler eğilimi bu... Örf ve âdetlerimize uygun davranmalıyız bir de.
Hepimizin iyi ve kötü tarafları var. Hepimizin içinde hazır bekleyen şeytani taraflar onda yüzeye sızmak için bir fırsat buluyor. İlginç olan, bu şekilde tekrar yer edindiğini ve güçlendiğini görüyor. Toplumlar kendi canavarlarını yetiştiriyor bence.
Benim anlatmak istediğim şey daha çok modernleşmenin beraberinde getirdiği sorunlardı belki de. Öğrendikçe ve eğitim düzeyi yükseldikçe kendimizi ifade etmek konusunda minimalleşiyoruz ve fevri bir şekilde aklımızdan her geçeni söylememeye çalışıyoruz.

1. https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/asli-ozge-hata-yaparsak-statumuzu-kaybederiz-40248944
2. https://www.hayalperdesi.net/soylesi/90-ogrendikce-kendimizi-ifade-etmekte-minimallesiyoruz.aspx

Assassin's Creed, Ubisoft Montreal tarafından geliştirilmiş tarihle iç içe, gizlilik ağırlıklı, üçüncü şahıs aksiyon-macera tarzı bir Microsoft Windows, PlayStation 3 ve Xbox 360 oyunudur.

Kadar: Mükemmel bir öldürme. Şans kılıcından yana.
Altaïr: Şans değil, yetenek. Beni biraz daha izle, belki bir şeyler kaparsın.
Malik: Katılıyorum. (!) Sana üstadın öğretilerini nasıl çiğneyebileceğini öğretecek.
Altaïr: Peki, sen nasıl yapardın?
Malik: Dikkatleri üzerimize çekmezdim. Bir masumun canını almazdım. Yapacağım şey inancı takip etmek olurdu.
Altaïr: Hiçbir şey gerçek değildir, her şey mübahtır. Anla şu kelimeleri. Görevimizi tamamladığımız sürece nasıl tamamladığımızın bir önemi yok.
Malik: Ama bu yöntem demek değildir ki...
Altaïr: Benim yöntemim daha iyi.
Malik: Ben önden gideceğim.  Bizi daha fazla küçük düşürmemeye çalış.
Kadar: Görevimiz nedir? Kardeşim bana hiçbir şey söylemedi. Sadece davetli olduğum için gurur duymalıymışım.
Altaïr: Üstat Tapınakçıların harem-i şerifte bir şeyler bulduğuna inanıyor.
Kadar: Hazine mi?
Altaïr: Bilmiyorum. Önemli olan tek şey, üstadın bunu önemli görmesidir, yoksa benden onu geri almamı istemezdi.

Altaïr: Robert de Sablé. Onun canı benim.
Malik: Hayır! Bizden hazineyi almamız ve Robert'la sadece mecbur kalırsak ilgilenmemiz istendi.
Altaïr: Hazineyle bizim aramızda duruyor. Bu demektir ki mecburuz.
Malik: Sağduyu, Altaïr!
Altaïr: Korkaklık demek istiyorsun. O adam bizim en büyük düşmanımız ve şimdi ondan kurtulma fırsatımız var!
Malik: İnancımızın iki ilkesini çoktan çiğnedin zaten. Şimdi üçüncüsünü de çiğneyeceksin: Kardeşliği tehlikeye atma!
Altaïr: Ben senin üstünüm, hem unvan hem de yetenek olarak. Beni sorgulayacağına bunu bilsen iyi olur.

Al Mualim: Altaïr.
Altaïr: Üstat.
Al Mualim: Öne çık. Bana görevinden bahset. Tapınakçıların hazinesini kurtarabildiğinize inanıyorum.
Altaïr: Biraz sorun vardı, üstat. Robert de Sablé yalnız değildi.
Al Mualim: İşimiz ne zaman umduğumuz gibi gitti ki? Bizi biz yapan uyum sağlama yeneteneğimizdir.
Altaïr: Bu kez yeterli olmadı.
Al Mualim: Ne demek istiyorsun?
Altaïr: Sizi hüsrana uğrattım.
Al Mualim: Hazine?
Altaïr: Kayıp.
Al Mualim: Ya Robert?
Altaïr: Kaçtı.
Al Mualim: Seni, yani en iyi adamımı, öncekilerden daha önemli bir görevi tamamlaman için gönderiyorum ve bana sadece özür ve mazeretle mi dönüyorsun?
Altaïr: Ben...
Al Mualim: Konuşma! Tek kelime daha etme! Beklediğim bu değildi. Başka bir birlik kurmamız lazım.
Altaïr: Size yemin ederim o adamı bulacağım. Gideceğim ve...
Al Mualim: Hayır! Hiçbir şey yapmayacaksın! Yeterince yaptın! Malik ve Kadar nerede?
Altaïr: Öldüler.

Malik: Hayır! Ölmedim!
Al Mualim: Malik!
Malik: En azından ben hâlâ hayattayım!
Al Mualim: Ya kardeşin?
Malik: Öldü.

Malik: Senin yüzünden!
Altaïr: Robert beni odadan attı! Geri dönecek yol yoktu, yapabileceğim bir şey yoktu.
Malik: Çünkü uyarılarımı dikkate almadın! Bütün bunlar önlenebilirdi! Ve kardeşim... kardeşim hâlâ hayatta olurdu! Kibrin neredeyse zaferimize mal olacaktı.
Al Mualim: Neredeyse mi?
Malik: Gözdenizin bulamadığını şeyi getirdim. İşte, alın onu.

Rauf: Altaïr! Geldiğin iyi oldu. Yardımın gerek!
Altaïr: Ne oldu?
Rauf: Tapınakçılar. Köye saldırıyorlar. İnsanlarımızın çoğu kaçtı. Çoğu... ancak hepsi değil.
Altaïr: Ne yapmam gerekiyor?
Rauf: Tapınakçıların dikkatini dağıt. Ben mahsur kalanları kurtarırken onları oyala.
Altaïr: Nasıl istersen.

Robert de Sablé: Kâfir! Benden çaldığın şeyi geri ver!
Al Mualim: Bunun üzerinde hakkın yok, Robert! Beni rütbelerinizi sökmek zorunda bırakmadan buradan gidin.
Robert de Sablé: Tehlikeli bir oyun oynuyorsun!
Al Mualim: Seni temin ederim, bu bir oyun değil!
Robert de Sablé: Öyle olsun!

Al Mualim: Robert'i buradan sürerek iyi iş çıkardın. Gücü kırıldı. Bize tekrar sorun çıkarması uzun zaman alacaktır. Söyle bana, neden başarılı oldun? Dinledin! Eğer Süleyman Mabedi'nde de dinlemiş olsaydın tüm bunlar önlenebilirdi.
Altaïr: Benden istenileni yaptım.
Al Mualim: Hayır, sen kendi istediğini yaptın! Malik bana sergilediğin kibirden bahsetti, kurallarımızı hiçe saymandan!
Altaïr: Ne yapıyorsunuz?
Al Mualim: Kurallar var. Assassin's Creed'e uymadan biz bir hiçiz: unutmuşsun gibi görünen üç temel ilke. Sana hatırlatacağım. Birinci ve en önemlisi: Kılıcını bir masumun...
Altaïr: ...etinden uzak tut. Biliyorum.
Al Mualim: Ve diline hâkim ol! Tekrar izin verilene kadar kullanma. Bu ilkeye bu kadar hâkimsen, o zaman neden tapınaktaki yaşlı adamı öldürdün? O masumdu! Ölmesine gerek yoktu. Küstahlığın sınır tanımıyor. Kalbini alçakgönüllü kıl evlat, yoksa yemin ederim onu ​​kendi ellerimle senden koparırım! İkinci ilke bize güç verendir: Göz önünde saklan. İnsanlar seni öyle bir maskelesin ki kalabalıkla bütünleşesin. Hatırlıyor musun? Çünkü duyduğuma göre, kendini ifşa etmeyi seçmişsin, saldırmadan önce dikkatleri üzerine çekmişsin! Üçüncü ve son ilke, tüm ihanetlerin en kötüsü: Kardeşliği asla tehlikeye atma. Ne anlama geldiği çok açık olmalı. Eylemlerin bize doğrudan veya dolaylı olarak asla zarar vermemeli! Kudüs'teki bencil davranışın hepimizi tehlikeye attı. Daha da kötüsü düşmanı yuvamıza kadar getirdin! Bugün kaybettiğimiz her adam senin yüzünden öldü.
Al Mualim: Üzgünüm, gerçekten.  Ama bir haine tahammül edemem.
Altaïr: Ben hain değilim.
Al Mualim: Davranışların aksini gösteriyor. Bana başka seçenek bırakmıyorsun. Huzur içinde ol, Altaïr.

Altaïr: Huzur içinde ol.
Tamir: Bunu ödeyeceksiniz. Sen ve senin türün.
Altaïr: Görünüşe göre şu anda ödeyen sensin, dostum. Artık mazlumdan çıkar sağlayamayacaksın.
Tamir: Beni savaşın göğsünü emen küçük bir ölüm taciri mi sanıyorsun? İlginç bir hedef, sence de öyle değil mi? Pek çok insan aynı şeyi yaparken neden ben?
Altaïr: Sen kendini farklı mı sanıyorsun, peki?
Tamir: Ama öyleyim! Çünkü ben çıkardan çok daha asil bir amaca hizmet ediyorum. Tıpkı kardeşlerim gibi.
Altaïr: Kardeşler mi?
Tamir: Ama o (Al Muallim) tek başıma hareket ettiğimi sanıyor. Ben sadece bir parçayım. Rolünü oynayan bir adamım. Diğerlerini de yakında öğreneceksin. Yaptığın şeyi hoş karşılamayacaklar.
Altaïr: İyi. Ben de hayatlarını sonlandırmak için sabırsızlanıyorum.
Tamir: Ne gurur ama. Bu seni yok edecek, evlat.

Altaïr: Bırak yüklerini.
Garnier de Naplouse: Ah, sonunda dinlenebileceğim, evet. Sonsuz rüya beni çağırıyor. Ancak gözlerimi kapamadan önce çocuklarıma ne olacağını bilmem lazım.
Altaïr: Acımasız deneylerine maruz kalan insanları mı kastediyorsun? Onlar evlerine geri dönecekler.
Garnier de Naplouse: Evlerine mi? Ne evi? Lağımlar mı? Genelevler mi? Onları kurtardığımız hapishaneler mi?
Altaïr: Bu insanları istekleri dışında alıkoydun.
Garnier de Naplouse: Evet, çok değersiz istekleri vardı. Gerçekten bu kadar saf mısın? Sırf ağladığı için ağlayan bir çocuğu yatıştırır mısın? "Ama ben ateşle oynamak istiyorum, baba." Ne derdin? "Nasıl istersen" mi? Ah, ama cevabın onun yanmasına neden olurdu.
Altaïr: Bunlar çocuk değiller, yetişkin erkek ve kadınlar.
Garnier de Naplouse: Beden olarak belki, ama zihin olarak değil; onarmaya çalıştığım hasar da buydu. İtiraf ediyorum ki bizden çaldığınız Cennet Elması olmadan süreç biraz yavaşlamıştı. Ancak otlar, karışımlar ve özler var. Muhafızlarım bunun kanıtı. Ben onları bulup kendi zihinlerindeki hapishanelerinden kurtarmadan önce birer deliydiler. Ahh, ve ölümümle yeniden delirecekler.
Altaïr: Onlara yardım ettiğine gerçekten inanıyor musun?
Garnier de Naplouse: İnanmıyorum, biliyorum.

Altaïr: Artık kaçacak bir yerin yok. Sırlarını benimle paylaş.
Talal: Benim bölümüm oynandı. Kardeşlik, benim ölümümle işlerini durduracak kadar âciz değil.
Altaïr: Ne kardeşliği?
Talal: Kutsal Topraklar üzerinde planları olan tek kişi Al Mualim değil. Benden öğrenebileceğin tek şey bu.
Altaïr: Öyleyse seninle işimiz bitti. Affedilmen için Tanrı'ya yalvar.
Talal: O bizi terk edeli uzun zaman oldu. Kollarıma aldığım erkek ve kadınları terk ettiği gibi.
Altaïr: Ne demek istiyorsun?
Talal: Dilenciler, fahişeler, bağımlılar, cüzzamlılar. Bunlar sana ideal kölelermiş gibi mi görünüyor? En basit işler için bile uygun olmasalar da mı? Hayır. Onları satmak için almadım, kurtarmak için aldım! Buna rağmen sen başka bir neden olmaksızın sırf senden istenildi diye hepimizi öldürdün.
Altaïr: Hayır; savaştan, kayıp ve mahvolmuş hayatlardan çıkar sağlıyorsun.
Talal: Evet, cahil olduğun sürece öyle zannedeceksin. Zihnin duvarlarla mı çevrili, eh? Senin türünün yaptığı en iyi şeyin bu olduğu söyleniyor. Tüm bunlardaki çelişkiyi göremiyor musun? Hayır, henüz göremiyorsun. Ama göreceksin.

Altaïr: Huzurlu ol. Sözleri artık zarar veremez.
Abu'l Nuqoud: Neden yaptın ki bunu?
Altaïr: Önderleri olduğunu iddia ettiğin insanlardan para çaldın. Meçhul bir amaçla parayı uzaklara gönderdin. Nereye ve niçin gönderdiğini bilmek istiyorum.
Abu'l Nuqoud: Bak bana. Doğam gereği hükmettiğim insanlara bir hakaretim ben. Ve bu gösterişli cübbeler onların nefret çığlıklarını susturmaktan fazlasını yaptı.
Altaïr: O zaman bu intikamla ilgili.
Abu'l Nuqoud: Hayır; intikamla değil, vicdanımla ilgili. Bana iğrenç diyen aynı Tanrı'ya hizmet eden bir savaşı nasıl finanse edebilirdim ki?
Altaïr: Selahaddin'in davasına hizmet etmiyorsan kiminkine ediyorsun?
Abu'l Nuqoud: Zamanla onları tanıyacaksın. Bence bir ihtimal zaten tanıyorsundur.
Altaïr: O zaman neden saklanıyorlar? Ve neden bu karanlık işler?
Abu'l Nuqoud: Senin işinden çok mu farklı? Ölümlerinin geride kalanların çoğunu iyileştireceği inancıyla güçlü erkek ve kadınların hayatlarını alıyorsun. Daha büyük bir iyilik için küçük bir kötülük? Biz aynıyız.
Altaïr: Hayır, hiç benzemiyoruz.
Abu'l Nuqoud: Ah, ama gözlerinde görüyorum. Kuşku duyuyorsun. Bizi durduramazsın. Yeni dünyamıza sahip olacağız.

Altaïr: Dinlen artık. Planların sona erdi.
William: Çalışmam hakkında ne biliyorsun?
Altaïr: Richard'ı öldüreceğini ve Akka'yı oğlun Conrad için isteyeceğini biliyorum.
William: Conrad için mi? Benim oğlum bir göt. Bırak bir krallığı, bir kalabalığı bile yönetemez. Ve her şeyi bildiğini sanan Richard da ondan aşağı kalır değil, asılsız şeylere olan inancıy

Dünyada, tarihte hiç kimse özgürlüğünü kendisine zulmedenlerin ahlaklarına hitap ederek ele geçirmemiştir.
Bize Çapulcu diyorlar ama siyahlar ne zaman maaş dekontlarını alsalar aslında soyulmuş oluyorlar. Mahallemizdeki bir dükkâna her girdiğimizde silahlı soyguna uğramış kadar oluyoruz. Kiramızı her ödediğimizde ev sahibi bizi bağrımızdan vurmuş gibi oluyor.
Ben siyah bir devrimci kadınım ve bu yüzden bir kadının müdahil olduğuna inanılan bütün sözde cinayetlerle suçlandım ve suçlu bulundum. Sözüm ona sadece erkeklerin dahil olduğu cinayetlerin planlanmasıyla da suçlandım. Sözüm ona üzerinde benim olduğum resimleri posta ofislerine, havaalanlarına, otellere, polis arabalarına, altgeçitlere, bankalar, televizyonlara ve gazetelere koydular. Yakalanmam için ödüller verip görüldüğüm yerde vurulmam ve infaz edilmem için emirler imzaladılar.
İnsan her şeye alışıyor. Gördüğün zulümle ilgili ne kadar az düşünürsen zulüm büyüdükçe o kadar tolerans geliştiriyorsun. Bir süre sonra insanlar zulmün normal akışın bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Özgür olmak için köle olduğunun şiddetle farkına varman gerekiyor.

Başlangıçta bu dünya yoktu / gökler yoktu, yeryüzü ve uzay da yoktu / hiçbir şey olmayınca, o kendini düşündü:‘Var olacağım’. Ve çevreye bir sıcaklık yayıldı.
Eski bir Mısır Metni
Yaşamın kökenini arayan araştırıcılar için temel soru, biyolojik-olmayan bileşkelerden hayatın ortaya çıkıp çıkamayacağı değil,  bu işlemler sırasında hangi yolların izlendiğidir.
Amerikan Bilimler Akademisi
Yaşamı arama çalışmaları, sıvı suyu arama çalışmaları olmuştur.
Cristopher Cyba
Gezegenimiz üzerinde 4 milyar yıl kadar önce varolan fiziksel koşulların ortaya çıktığı her yerde, yaşamın da ortaya çıkması hemen hemen kaçınılmazdır.
Christian Duve, Nobel Ödüllü Biyokimyacı

SETI çalışmaları her zaman sınır-bilim veya sahtebilim olarak ilan edilme riskini taşımıştır. Bu nedenle, söz konusu çalışmalara katılacakların çok donanımlı,doğru düşünen kişiler olmaları gereği vardır.
Frank Drake, astronom
...inanıyorum ki, önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde, Samanyolu’nun en uzak köşelerine kadar ulaşmayı sağlayacak relativistik hızlarda   yıldızlararası yolculuklar insanlığın ulaşılabilir bir hedefi olacaktır.
Carl Sagan
Medeniyet yüksek düzeyde, ve sadece bir kez keşfedilmiş  karmaşık bir buluştur. Eğer ortadan kalkarsa bir daha hiç  kurulamayabilir...  Fakat içerik olarak  oldukça  zayıftır.  Daha  da  geliştirilirse, içinde bilime  yer bulmanın garantisi  yoktur.
J.B.C.Haldane,Biyolog Ve Filozof
Düşünce ve teknolojinin bilimsel temellere dayandığı bir toplum eski Mısır’da olduğunca uzunca bir süre kendini sürdürebilir mi, yoksa onu bozacak veya yok edecek güçleri içinde barındırmakta mıdır?
Bertrand Russell, Matematikçi Ve Filozof
İnsanlığın yok oluşu gerçekleşirse bile, umut etmek istiyorum ki, iyi bir sistemleri içinde diğer bazı başkaları kadar akıl geliştirme şansları olan  sıçanların yokoluşu gerçekleşmeyecektir...
J.B.C.Haldane
Yaşamın hiçbir zaman başlamadığı dünyalar vardır. Kozmik felaketlerle kömürleşmiş ve yıkılmış dünyalar vardır. Bizler şanslıyız. Bizler hayattayız. Bizler güçlüyüz ve medeniyetimizin ve türümüzün refahı ellerimizdedir.
Carl Sagan
Yaşamımızı sürdürebilme görevimiz, sadece   kendimize değil,  kendisinden doğduğumuz yaşlı ve engin Kozmoza karşıdır da.
Carl Sagan
Sevgili dostum, sana büyük bir sır vereyim.
Kıyamet  ve  hüküm  günü   için   bekleme. 
Bu, her gün gerçekleşiyor.
Albert Camus, yazar

Asya, Avrupa'nın doğusunda, Büyük Okyanus'un batısında, Okyanusya'nın kuzeyinde ve Arktik Okyanus'un güneyinde bulunan kıta, yüzölçümü olarak Dünya'nın en büyük kıtası, aynı zamanda nüfus açısından en kalabalık kıtasıdır.

Ekonominin güç merkezi Asya olmaya başladı. Orada fırsatlar var. Dolayısıyla bu fırsatları değerlendirmek lazım. Asyalı bir güç olarak politikalarımızı biz de gözden geçirdik. Bölgesel farklılıkları gözeten ancak bütüncül bir yaklaşımla şu anda binden fazla eylem unsurunda somut proje odaklı çalışmalarımıza hız verdik. Asya'daki bu gelişmelere duyarsız kalamayız. Güzel bir haberi de paylaşmak istiyorum. Daha önce gözlemci olan Türkmenistan da 11 Kasım'da Semerkant'ta gerçekleştireceğimiz Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde tam üye olacak. Böylelikle aile resmimizi inşallah tamamlamış olacağız.
Mevlüt Çavuşoğlu
Asya; yeryüzünün %30’u. Dünya nüfusunun beşte üçü demek, 4.5 milyara yakın nüfusuyla... Sessiz ve sabırlı olduğuna bakmayın. “Işık Doğu’dan gelir”.
Sibel Eraslan

Afrika atasözleri
Alman atasözleri
Amerikan atasözleri
Arap atasözleri
Arnavut atasözleri
Asya atasözleri
Avustralya atasözleri
Avustralyalı Aborjin atasözleri
Avusturya atasözleri
Azerbaycan atasözleri

Belçika atasözleri
Bolivya atasözleri
Boşnak atasözleri
Brezilya atasözleri
Bulgar atasözleri

Çek atasözleri
Çerkez atasözleri
Çin atasözleri

Danimarka atasözleri

Endonezya atasözleri

Fransız atasözleri

Gal atasözleri
Gürcü atasözleri

Hint atasözleri
Hollanda atasözleri

İngiliz atasözleri
İran atasözleri
İrlanda atasözleri
İskandinav atasözleri
İskoç atasözleri
İspanyol atasözleri
İsveç atasözleri
İtalyan atasözleri

Jamaika atasözleri
Japon atasözleri

Kafkas atasözleri
Kanada atasözleri
Kazakistan atasözleri
Kenya atasözleri
Kırgızistan atasözleri
Kızılderili atasözleri
Kolombiya atasözleri
Kore atasözleri
Kürtçe atasözleri

Latin atasözleri
Laz atasözleri

Macar atasözleri
Malezya atasözleri
Meksika atasözleri
Mısır atasözleri
Moğol atasözleri

Nijerya atasözleri
Norveç atasözleri

Özbek atasözleri

Peru atasözleri
Polonya atasözleri
Portekiz atasözleri

Rumen atasözleri
Rus atasözleri

Sırp atasözleri
Sudan atasözleri

Şili atasözleri

Tayland atasözleri
Tibet atasözleri
Türk atasözleri
Türkmenistan atasözleri

Yunan atasözleri

Zazaca atasözleri

Atlar (Equus caballus, daha sık Equus ferus caballus)  yaygın kullanımıyla ungulates. Atların insanlarla uzun münasebetleri olmuştur. Atların İ.Ö 4000 yıllardan bu yana evcilleştirildiğine dair kanıtlar vardır. At din mitoloji ve sanatta başat bir yere sahiptir, nakliye, ziraat ve harp de önemli bir rol oynamıştır.

Tay at olunca at dinlenir, çocuk adam olunca ata dinlenir.
Kaşgarlı Mahmut
Ümit yok olunca at koşmaz.
Kafkas atasözleri
At ölür, itlere bayram olur.
Azeri atasözleri
Akıl para ilen satın alınmaz.
Zazaca atasözleri
At tayını tanır.
Zazaca atasözleri
Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
Türk atasözleri
Aç eşek katırdan tez yürür.
Azeri atasözleri
Abdal ata binmiş bey oldum sanmış.
Türk atasözleri
At ölü meydan kalır; yiğit ölür şan kalır.
Korkut Ata Türk atasözleri
Atı kaybolanın kulağından at sesi gitmez.
Çerkez atasözleri
Kadın, kitap, at ödünç verilmez.
İtalyan atasözleri
Akıllı kişi atını, ahmak karısını över.
Özbek atasözleri
Akıllının atı da yorulmaz, giysisi de eskimez.
Özbek atasözleri
Atına saygı gösteren, yaya gitmez.
Kırgızistan atasözleri
Bayram günü kadın alma, yağmurlu gün at koşturma.
Kırgızistan atasözleri
Eğreti ata binen tez iner.
Türk atasözleri
El atına binen yaya kalır.
Türk atasözleri
Ata eyeri ile kıymet biçme.
Çin atasözleri
At, siz ne kadar da isteksiz olsanız sizi en çok hızlandıracak olandır
Anonim
Cennetin rüzgârı atın iki kulağının arasından eser. (The wind of heaven is that which blows between a horse's ears.)
Arap atasözleri
Vagon kışın, kızak yazın dinlenir, at ise asla dinlenmez. (The wagon rests in winter, the sleigh in summer, the horse never.
Yiddish Atasözleri
Bir at zenginlikten daha kıymetlidir.
İspanyol atasözleri
At insanlığa bir hüdavendigârdır (Allah'ın armağanıdır.)
Arap atasözleri
Atın başı geçtikten sonra kuyruğundan yakalamağa kalkma.
Atına binince düşman, inince dost gibi davran.
Atına dostun gibi bak, düşmanın gibi bin.
Arnavut atasözleri

Bir at, eğer arkasında onu takip eden ve yakalayacak başka atlar yoksa, hiçbir zaman çok hızlı koşmaz.
Ovid
Trakyalılar (tanrı) mavi gözlü ve sarışındır der, halbuki ineklerin atların elleri olsa da çizebilselerdi... o zaman atlar at gibi çizeceklerdi tanrılarını, inekler inek gibi.
Ksenophanes
At, sahibine göre kişner.
Miguel de Cervantes
Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler.
Konfüçyus
Atlara zarar verdiğinizde onlar daha iyi olmazlar, aksine gitgide daha da kötüleşirler.
Platon

Atın dış yüzünde insanın iç yüzü için güzel bir şey vardır.
Winston Churchill
Bir at, insanların kendileriyle ilgili hayallerinin bir yansımasıdır - güçlü, kuvvetli, güzel - ve at bize sıradan varlığımızdan kaçış fırsatını verebilecek güce sahiptir
Pam Brown
Beş dakika içinde bir general ortaya çıkarabilirim, fakat iyi bir atın yerine yenisini koymak zordur.
Abraham Lincoln

Ali Ata Demirer, (d. 6 Temmuz 1972, Bursa), Türk oyuncu ve komedyen.

İşim gereği birçok ünlüyle tanışma şerefine nail oldum ben. Hakikaten de nevi şahsına münhasır ünlülerimiz var. Mesela Kadir İnanır'la tanıştım ben, korktum!... Filmlerindeki, gibi aynı Kadir Abi. Bir gün bir yerde gösterideyim, selamımı verdim, bitti artık çünkü, bir baktım Kadir Bey girdi içeri... Hemen koştum gittim, "Abicim hoşgeldiniz, şimdi bitti gösteri, kaçırdınız, çok üzüldüm" dedim, [Kadir İnanır'ın sesini taklit ederek] "Hata... Ayarlayın bunları" dedi!... [Gözlerini büyütür -kahkahalar] "Oynayım geleyim mi abi?" Nerdeyse bi' tane giydirecek:
- Güldüreceksin köpek!!
- Abi ben küçükken Emrah falan...
- S...tir ulen!!!
O bir filminde Serpil Çakmaklı'yı döver. Bilir misiniz? Çok acayip bir sahnedir o. Böyle yapıyor:
[Vestiyerden beyaz atkıyı alıp omzuna atar]
- Nedir ulan senden çektiğim?! [Seyirciye] Gülme ulan!... Seviyorum de!
- Hayaaaar [Hayır]
- Seviyorum deee!
- Hayaaar
- Seviyorum de ulan!
- Hayaaaar
- Seviyorum de ulaannn!
- Seviyorum!
- Yalan söylüyorsun!
Serpil'in kaçarı yok, o dayağı yiyecek babadan!
... Ve biz pratiğizdir de. Kimse bizim kadar pratik olamaz. Mesela bizim polislerimiz dedektiflerimiz falan çok pratiktirler. Koskoca Kraliyet Ailesi'nin dedektifi yarım saat konuşur, bilirsiniz filmlerde, ayyyy, kılkuyruk bir heriftir! Böyle yapar bak (Vestiyerden üçgen şapkayı alıp başına koyar) "Bay Jacob... Bay Jacob, Bay Jacob... Son kez soruyorum Bay Jacob... Cinayet saati... nerde olduğunuzu... Öğrenebilir miyim?" "Eee, sahildeydim." Ne yapıyorsun?! Yarım saat geçti şov yapıyorsun! Bizim polis hemen çözer işi: "Nerdeydin dün?!" "İşte dayımda..." "Al bunu al al al al! Gel... Gel bi' on dakka ara verelim konuşalım senle. Kim, dayın kim senin?!"
Perde arasına gitmeden önceki son esprisi
Bizim aktörlerimiz kendilerini yırtıyorlar! "Hollywood standartlarında starlarımız varmış da niye oynamıyorlarmış" falan... E, bunun için bir girişimde bulunsana!... Koy Kadir Abi'yi Yüzüklerin Efendisi'ne... "İki Kule Artı Kadir" diye yedir gitsin!... On milyon kişi izlemezse şerefsizim! Düşünsene Kadir Abi'nin Saruman'ın kulesine kırmızı Kartal'la yanaştığını:
"İiiiiikkk" [Fren sesini taklit ediyor]
- Saruman, köpek!!!
[Saruman panik halinde]
- Saruman... Bundan sonra büyü yapmayacaksın! Eyüp Camii'ne gidip tövbe edeceksin! Bundan sonra adın Saruhan! Bu topraklarda, kan değil buğday çıkacak Saruhan! Yarın Gandalf'ı da alıp Cuma'ya gideceksiniz! O yüzük de kiminse verin sahibine, ayıptır ulan! Dağılın lan!!! (Alkışlar) Sağolun... (Alkışlar) Size sağolun dedim!

Fatih Hoca? Fatih Hoca çok karizmatik... Öyle böyle değil, çok karizmatik. Bütün dünyayı ikna etti o karizmasıyla. Euro 2008'de de sırf o karizmayla başarılı olduk! Düşünsene, kendini o oyuncunun yerine koy. (Terim'in ses ve mimiklerini taklit ederek) şöyle bir şey bakıyor sana kenarda. Kim olsa can havliyle oynar! Dünyanın en iyi kalecisi, Petr Cech o topu nasıl kaçırdı elinden? Ben biliyorum. Tam uçtu o topa, o Hamit'in ortasına, bir an kenarda hocayla göz göze geldi, bir baktı kenarda böyle bir şey var! (Fatih Terim'in mimiklerini taklit ediyor) Tak, bir anda kaçırdı elinden, Nihat dokundu, gol!
 NTV Spor "Not Defteri" programındaki Fatih Terim yorumundan.

Ataol Behramoğlu (d. 13 Nisan 1942), Türk şair, yazar ve çevirmen.

Şair şiire karşı sorumludur.  
Öylesine yalnızım ki, Sanki yokum.    
Yitik bir ezgisin sadece, tüketilmiş ve düşmüş, gözden.    
Bu sabah mutluluğa aç pencereni, Bir güzel arın dünkü kederinden.    
Birini ne kadar çok seversen, hayat onu senden o kadar uzaklaştırıyor.   
İstedim ki Beyaz, ipek gibi yağan karın altında Daha güzel olsun dünya.  
Öğrendim ki, hayatında nelere sahip olduğun değil, kiminle olduğun önemli.   
Öğrendim ki. Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirir.    
Bütün ömrümce aradığımı bulduğumda, oturup ağlayacağım bir deniz kıyısında.  
Öğrendik ki, iki şey asla terketmezmiş insanı: biri yanındaki ana, diğeri kalbindeki yara.  
Kanın karışmalı hayatın bütün dolaşımına. Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı.  
Geçer, güzelim, bu günler de geçer. Sökülüp atılır dikenli teller. Koparır halk bir gün zincirlerini.
Anne gezindiğin bağ baba yaslandığın dağdır! Ömrümün en güzel çağı, annen ve babanla olandır.   
Haramisi, soyguncusu, Uğursuzu, vurguncusu, Cellat ruhlusu, soysuzu, Bakan, sadrazam olmuştur.   
Rüyalar bile geceleri bekler gizlice görünmek için. Yüreğimdesin, saklısında içimin gizlice sevgilim.   
Ama artık gitmek geliyor içimden. Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden, dönüşü olmayan yerlere.   
Sevdiğim, sonsuzca yitirdiğim ender çiçek, geri kalan yılları ömrümün, seni anımsamama yetmeyecek.  
Evet haklısınız, erkekler bir ödündür, çünkü hepsinin beklemekten ağaç olduğu bir sevgilisi olmuştur.!    
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da sevinçler gibi olgunlaştır insanı.   
Korkan varsa konuşmaya, Anlam yükleyip susmaya, Gerek kalmadı korkmaya, Çünkü korkulan olmuştur.       
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı.  
Oysa insan olmak, çoğalabilmektir başkalarıyla. İnsansın; birinin canı yanarken, senin de canın yanıyorsa.  
Siz hangi piç köklerden türediniz, Kimsiniz, neden böylesiniz? Nasıl boğuldunuz içinde ihanetin? Ne çok hain.  
Burjuvalar kocaman duvarlarla çevirmişler avlularını. Ama bir kiraz ağacı gördüm geçen gün Dışarı uzatmıştı en çiçekli dalını.   
Öğrendim ki, Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz. Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.   
Hayvan kötülük olsun diye kötülük yapmaz. Kötülük olsun diye kötülük yapmak ve bu anlamıyla da ahlâksızlık insana özgüdür.  
Tabu kavramlar (ve kurumlar) vardır. Devlet gibi, din gibi... Evlilik bu türden kavram ve kurumların belki de en başında geliyor.   
Ve cellat uyandı yatağında bir gece tanrım dedi bu ne zor bilmece oldukçe çoğalıyor adamlar ben tükenmekteyim öldürdükçe.  
Dünyaya bir daha gelirsen nasıl bir hayat isterdin sorusuna kim ne derdi bilmiyorum ama, ben aynı ananın evladı olmak isterdim.  
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.  
Eskidenmiş sabredip murada ermek, şeyhin kerametini bekleyerek. Öyle zamanlar yaşamaktayız ki dostum, erdemdir bazen, sabretmemek.  
Bence Türkiye’de gençler doğru eğitilmiyor. Gençlerin yetenekleri baskılanıyor, önleri kesiliyor. Bu yüzden gerçek niteliklerini ortaya çıkaramıyorlar.  
Vatan, bu ülkenin tepesine çöreklenmiş gerici, karanlık, emperyalizm işbirlikçisi güçlerden behemehal, mutlaka, kesinkes kurtulmalıdır ve kurtulacaktır.  
Öğrendim ki. Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir. Öğrendim ki. Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.  
İsim nedir ki, bulutlara yazılır geçer. Yüzüm nedir ki, akar suya çizilir geçer. ömür nedir ki, kurulur bozulur geçer. Sevda nedir ki, dokunursun süzülür geçer. Şiir nedir ki, sezilir geçer. İnsan nedir ki, bir şeylere sevinir, üzülür geçer.  

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
...

Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızımSevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızımZulmün önünde dimdik tut onurunuSevginin önünde eğil kızım

...
Ölümdür yaşanan tek başına,Aşk, iki kişiliktir.

Gerçekçi şair, gözlemlerini, duygularını, düşüncelerini, sezgilerini, her gerçek şair gibi, bütün bunların sentezi demek olan "imge"ye dönüştürmeyi başarabilmelidir... Fakat gerçekliğin dayattığı sorulara karşılık verebilmek, başka bir deyişle, imgelerimizi sadece duyarlılığımız ya da kişisel hayallerimizle değil, aynı zamanda nesnel gerçeklikle yoğurabilmek için, bu gerçekliğin bilgisine de sahip olmak gerekiyor...
(2 Eylül 1995 tarihli "Şair Gözüyle Bosna" yazı dizisinden)
İnsan yurdunu teninde duyarak yaşamalı.
(5 Temmuz 2003 tarihli köşe yazısından)
İstanbul, buradaki yaşamımız beni de çoğumuz gibi kimi kez öfkeden kudurtsa da, dünyada görüp tanıdığım en güzel kenttir. Bu güzellik, sadece kentin coğrafyasının değil bu kentte yüzyıllar süresince oluşmuş eşsiz bir sentezin sonucudur. Bir kent sadece coğrafya demek değildir. Sadece coğrafya olarak baktığımızda başta Paris olmak üzere Batı ülkelerinin hiçbirinin ilginç bir coğrafyaya sahip olmadığını söyleyebiliriz. Sadece mimari özellikler de bir kentin güzelliğini, ilginçliğini açıklamaya yetmez. Hitler gibi birinin eline geçse, Paris'in bütün mimari zenginlikleri anlamsız bir taş yığınına dönüşebilirdi... Kentler, orada yaşayanlarla bir bütünü oluşturduklarında bir anlam taşırlar... İstanbul hâlâ güzelse, bu sadece gerçekten eşsiz bir coğrafyanın değil, aynı zamanda da bozulup yok olmamakta hâlâ direnen eşsiz bir sentezin sonucudur...
(11 Aralık 2004 tarihli köşe yazısından)
Hayvan kötülük olsun diye kötülük yapmaz. Kötülük olsun diye kötülük yapmak ve bu anlamıyla da ahlâksızlık insana özgüdür.
(23 Mayıs 2009 tarihli köşe yazısından)
İster eğitimsizlik, ister töre baskısı, ister dinsel tutuculuk diyelim; hangi gerekçelerle açıklayıp anlamaya çalışırsak çalışalım; Türk erkeğinin ruhunun derinlerinde kadına karşı bu bir yanıyla hor görme, bir yanıyla dinmez aşağlık duygusunun, bu şiddet kullanma eğiliminin, bu akıl dışı korkunç hastalığın önü alınıp kökü kazınamadıkça, bu ülkenin mutluluk yüzü görebilmesi olanaksızdır...
(23 Ocak 2010 tarihli köşe yazısından)
Tarih kuşkusuz ki birebir tekrar değildir. Aslında bu, her şeyin, bütün toplumsal ve kişisel olguların gerçeğidir. Fakat benzer koşulların benzer sonuçlar doğuracak olması da doğaldır.
(5 Mart 2010 tarihli köşe yazısından)
Vatan, bu ülkenin tepesine çöreklenmiş gerici, karanlık, emperyalizm işbirlikçisi güçlerden behemehal, mutlaka, kesinkes kurtulmalıdır ve kurtulacaktır.
(3 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)

İnsanın mucizesinin farkında olmayan, buna inanmayan kişi sanatçı olamaz. Şiir yazar belki ama şair olamaz.
Nesir uçar, şiir kalır.
Sigaranın şiirle alakası yok. Lisedeyken herkes gibi ben de sigara içerdim. Sonra baktım sigara içerken kafam iyice dumanlanıyor, e bu sefer de şiir yürümüyor; sigarayı bıraktım. Ama arada bir tüttürüyorum yine.
Şair şiire karşı sorumludur.
Şiir canlı bir organizmadır.
Şiir damıtılmış bir üründür. Bir şiirden, hatta bir dizeden esinle kitaplar yazılabilir.
Şiir değerlendirmesi şiirsel olmalıdır. Kuru analizler, ancak şiiri öldürmeye yarar.
Yanıma gelip, "Dua diye bir şiirinizi okuduk, çok güzelmiş" diyorlar. Ama o şiiri ben yazmadım ki. İnternet'e biri yazmış, altına da adımı koymuş.
Yaratıcılık bir cevherdir. Bu cevheri ortaya çıkarmak için eğitim gerekir. Örneğin Rusya'da Gorki Enstitüsü vardı -şimdi hâlâ var mı bilmiyorum-, bakarsanız birçok büyük Rus edebiyatçı bu enstitüde eğitim almıştır. Türkiye'de de Köy Enstitülerinin böyle bir özelliği vardı. Köy Enstitüleri olmasa Fakir Baykurt gibi yazarlar çıkmazdı.
Bence Türkiye'de gençler doğru eğitilmiyor. Gençlerin yetenekleri baskılanıyor, önleri kesiliyor. Bu yüzden gerçek niteliklerini ortaya çıkaramıyorlar.
(18 Kasım 2012 tarihli "Şairin Şiire Sorumluluğu" söyleşisinden)

İnsanlar bir aradayken bile yalnızlar. İki insanın birbirine kendini tam anlamıyla vermesi neredeyse olanaksız hale gelmiş. İnsanın kendini dinlemesi bile mümkün değil. Bir an derin bir düşünceye dalmak isteseniz, yaşanılan hayatın hır gürü buna olanak vermez. Bu sistemin yarattığı bir sonuç ve bütün insani ilişkilerde kendini gösterecektir. En başta da aşk gibi, şiir gibi insanın özüyle en çok ilgili duygusal yaşantılarda daha çok kendini gösterecektir. Tabii ki tek başına aşklar yaşanabilir. Ama doğal olan, iki kişinin yaşamasıdır. Aşk insani bir iletişimdir her şeyden önce.
(22 Mart 1999 tarihli mülakatından)

Atasoy Müftüoğlu (d. 1942, Çaykara, Trabzon), yazar ve düşünür.

Günümüzün, küresel çağın en büyük sorunu; manevi, ahlaki, insani ve vicdani kayıtsızlıklar sorunudur. Yani aşırı bireyciliğin yaygın  hâle gelmesi, neoliberal kayıtsızlıkların yaygın hâle gelmesi, medya aracılığıyla, televizyon aracılığıyla bütün sapkınlıkların küresel  ölçekte her toplumu bir şekilde tüm geleneksel değerlerden kopartmış olması.
Özeleştiri yapmayan bir toplum kendisini yenileyemez, yeni başlangıçlar yapamaz.
Hayatı,tarihi,insanı anlamlı ve onurlu kılan şey direniştir. Emperyalist/Siyonist ırkçılıklar karşısında içerisine düştüğümüz siyasal felç, zillet durumu bir kader olamaz. Köleleşerek var olunamaz,direnerek var olunabilir. Direnerek ilahî,insanî değerleri,anlamları çoğaltabiliriz. Köleleşerek çoğaltabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Köleleşmek bütün bilgeliklere, insanlık onuruna ve ahlakîliğe veda etmek demektir.
Gençler son 500 yılın tarihini iyi okumalı.
Küresel kamusal alanda Müslüman bir düşünür yok. Bunun üzerine düşünmemiz lazım.
İnançlı olmak, üstün olmak demektir. Hem inanıyorsanız ve hem de üstün değilseniz imanınızı gözden geçirmeniz gerekir. İnançlı olan verilecek olan bir düşünce savaşında bütün başarıların sahibi olmak borcundadır.
Muhafazakârlık, akıl ve köhne değerleri korumak için yarayışlı olabilir. Hayat hakkı bulunmayan, muhtevasız, kalıplaşmış ve kemikleşmiş bir geleneği muhafaza etmenin İslam'la asla bir ilgisi bulunamaz.
Moda, kadınları bir arzu nesnesi haline getirmek üzere, hazları kışkırtmak üzere faaliyet gösteriyor.
Kültür, direnişin en etkili yollarından biridir.
Cami inşa etmeden önce bilinç inşa etmeliyiz.
Dini hayat; bilinçle değil, menkıbelerle yürüyor.
Her tür konformizm, her tür statükoculuk, her tür muhafazakarlık bilincin düşmanıdır.
Zihinsel-düşünsel-kültürel inziva halinden çıkmamız gerekir. Zihinsel-düşünsel-kültürel-bilimsel üretkenlikte Amerika’ya, ya da Avrupa’ya bağımlılık sürerken’, özgün eserler/çözümlemeler ortaya koyamayız.

Konulara göre bölünmüş sözler için bakınız: Kategori:Mustafa Kemal Atatürk

Kemal Atatürk (1934'e kadar Mustafa Kemal Paşa, 1935'ten 1937'ye kadar Kamâl Atatürk, yaygın olarak Mustafa Kemal Atatürk), Türk mareşal ve devlet adamı. Kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde 1923'ten 1938'e kadar cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

Alfabetik sıraya göre sıralanmıştır.

30 Ağustos'ta sevk ve idare ettiğim muharebede Türk milleti yanımdaydı. Bir insan, milletiyle beraber hareket ettiği zaman ne kadar kuvvetli hissediyor bilir misiniz? Bunun tarifi zordur. Bunu anlatmakta güçlük çekersem beni mazur görünüz.
Adlî siyasetimizin esası, «Zamanın değişmesi ile hükümlerin dahi değişmesi lâzım geleceği inkâr olunmaz." kaidesidir.
Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklâlini feda ediyorlar! (1919)
Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.
Amerika, Avrupa ve bütün medeniyet dünyası bilmelidir ki Türkiye halkı her medenî ve kabiliyetli millet gibi kayıtsız şartsız hür ve müstakil yaşamaya kesin karar vermiştir. Bu haklı kararı bozmaya yönelik her kuvvet, Türkiye'nin ebedî düşmanı kalır.
Anadolu, en büyük hazinedir.
Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu bana mal etmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî kişiliğine mal ediniz. Ben milletin bu yüksek manevî kişiliği içinde bir önemsiz fert olmakla mutluyum. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir kişilik hâlinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı. (1923)
Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.
Asırlardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye'yi!.. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir tarzda telafi edebiliriz: O da artık Türkiye'de Türkiye'den başka bir şeyi düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü selamet ve saadet hedeflerine ulaşabiliriz. (30 Ağustos 1924)
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medenî beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız.
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli; Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Ben, 1919 yılı mayısı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.
Ben manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı', hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.
Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır; onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler. (Düşmanları için söyledikleri.)
Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı? (1923)
Ben, savaşlarda dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının uygulanmasını düşünürüm. (1937)
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.
Benim adım çok içki içer diye çıkmıştır. Bunu siz de duymuş olacaksınızdır. Filhakika ben öteden beri içerim, içkiyi severim. Fakat istediğim zaman bunu keserim. Vazifem esnasında bir damlasını ağzıma koymam. Vatan işlerine içki karıştırmam. İçki ve vazife iki ayrı şeydir. Birbirine tesiri dokunacak yerde vazifeyi elbette keyfe tercih etmeli, içkiyi behemahal kesmeli.
Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükûmetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır. (1926-27 yıllarında Atatürk ile röportaj yapan Grace Ellison'ın 1928 yılında yayımlanan Turkey Today adlı kitabının 24. sayfasında İngilizce olarak yazıyor. Ancak Atatürk'ün not defterlerine göre, Atatürk bir İngiliz gazetecinin (Grace Ellison'ı kastediyor) söylemediklerini yazdığını ve söylediklerini çarpıttığını kendi el yazısıyla belirtiyor: Bir İngiliz gazetesi muhâbiri benimle konuşuyor. Söylemediğim şeyleri yazıyor ve söylediğim şeyleri aleyhimize tefsîr ediyor. Kendisini men ettim. Söz vermişti. Anladım ki İstanbul'daki muallem insanlarla beraber âdetâ câsus.)

Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Ve Türk milleti güven ve mutluluğun kefili olan ilkelerle, medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir.
Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.
Bir hükûmet iyi midir, fena mıdır? Hangi hükûmetin iyi veya fena olduğunu anlamak için, "Hükûmetten gaye nedir?" bunu düşünmek lazımdır. Hükûmetin iki hedefi vardır. Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükûmet iyi, edemeyen fenadır.
Bir kelime ile ifade etmek gerekirse, diyebiliriz ki yeni Türkiye Devleti bir halk devletidir; halkın devletidir. Mazi kurumları ise bir şahıs devleti idi, şahıslar devleti idi.
Bir toplumun eksikliği ne olabilir? Milleti millet yapan, ilerleten ve geliştiren güçler vardır: Düşünce güçleri, içtimâî güçler. Düşünceler, anlamsız, yararsız, akla sığmaz saçmalarla dolu olursa o düşünceler hastalıklıdır. Bir de içtimâî yaşayış, akıldan mantıktan uzak, yararsız, zararlı birtakım görenek ve geleneklerle dopdolu olursa yaşama sayılamaz. İlerleyemez, gelişemez, inmeliler gibi olduğu yerde bocalar kalır.
Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima gerçekten ayrılmayacağız.
Bir milletin ilerlemesi, o milletin gençlerinin alacakları eğitime bağlıdır.
Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hattâ bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler; Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır, gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur. (1937)
Bir işin ahlâki bir kıymeti olması, ayrı ayrı insanlardan daha ulvî bir menbâdan sadır olmasıdır.O menbâ cemiyettir; millettir.Filhakîka, ahlâkıyet, hususî fertlerden ayrı ve bunların fevkinde, ancak içtimâî, millî olabilir. Milletin içtimâî nizam ve sükûnu hâl ve istikbalde refahı, saadeti, selâmeti ve mâsûniyeti, medeniyette terakkî ve te'âlisi için insanlardan, her hususta alâka, gayret, nefsin ferâgatini icap ettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlâktır. Mükemmel bir millette millî ahlâkiyet icapları, o millet efrâdı tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî, hissî bir sâikle yapılır. En büyük millî his, millî heyecan işte budur.Millet analarının, millet babalarının, millet hocalarının ve millet büyüklerinin; evde, mektepte, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve mütemâdiyen verecekleri millî terbiyenin gayesi işte bu yüksek millî hissi sağlamlaştırmak olmalıdır.Ahlâkın millî, içtimâî olduğunu söylemek ve ma'şerî vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlâkın mukaddes sıfatını da tanımaktır. Ahlâk mukaddestir; çünkü aynı kıymette eşi yoktur ve başka hiçbir nevî kıymetle ölçülemez.Ahlâk mukaddestir; çünkü, en büyük ahlâki şe'niyet sahibi bir faile râcîdir. O fail, yalnız ve ancak cemiyettir. Ondan başka bir fail yoktur. Ulûhiyette, timsalî bir şekilde düşünülmüş cemiyet dahi mündemiçtir. Çünkü, vicdanlarımız üzerinde müessir olan ruhî hayat, cemiyetin efrâdı arasındaki amel ve aksülâmellerden teşekkül eder. Filhakîka cemiyet, kesîf bir fikrî ve ahlâki faaliyet mihrâkıdır.
Biz Batı medeniyetini bir öykünmecilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi kendi yapımıza uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir.
Biz hayat ve bağımsızlık için mücadele eden ve bu kanlı mücadeleler manzarası karşısında bütün medeniyet dünyasının hissiz seyirci kaldığını görmekle içi kan ağlayan insanlarız.
Biz, her vasıtadan yalnız ve ancak bir tek temel görüşe dayanarak yararlanırız. O görüş şudur: Türk milletini medenî dünyada lâyık olduğu mevkie yükseltmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha çok güçlendirmek … ve bunun için de istibdat fikrini öldürmek…
Biz ne demokratlara ne de sosyalistlere benzemeyiz. Tarz-ı idaremiz ne demokrat hükûmetlerin ne de sosyalistlerinkine muadildir. Biz kendi kendimize benzemekle müftehiriz.
Bizce Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın seviyede, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.
Bizi yanlış yola sevk eden kötü yaradılışlılar, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuy

Alfabetik sıraya göre dizilmiştir.

Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.
Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.
Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.
Dünya'da mütemâdiyen, müterakkî ve mütekâmil olmak isteyen herhangi bir millet, behemehâl heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir. Âbidâtın şuraya buraya hâtırât-ı târihiye olarak rekzinin mugâyir-i din olduğunu iddia edenler, ahkâm-ı şer'iyeyi lâyıkıyla tetebbû ve tetkik etmemiş olanlardır. Cenâb-ı Peygamber'in Dîn-i İslâmî tesîsinden bu âna kadar bin üç yüz kadar sene geçmiştir. Hazret-i Peygamber'in evâmir-i ilâhiyeyi tebliğ esnasında muhataplarının kalp ve vicdânında putlar vardı. Bu insanları tarîk-i hakka davet için evvela o taş parçalarını atmak ve bunları ceplerinden ve kalplerinden çıkarmak mecbûriyetinde idi. Hakāyık-ı İslâmiye, tamamıyla anlaşıldıktan ve hâsıl olan kanaat-i vicdaniye kuvveti hâdisât ile teeyyüt eyledikten sonra birtakım münevver insanların böyle taş parçalarına taabbüdünü farz ve zan etmek, Âlem-i İslâm'ı tahkîr etmek demektir. Münevver ve dindar olan milletimiz, terakkînin esbâbından biri olan heykeltıraşlığı âzamî derecede ilerletecek ve milletimizin her köşesi, ecdâdımızın ve bundan sonra yetişecek evlatlarımızın hatırını güzel heykellerle Dünya'ya îlân edecektir. Bu işe çoktan başlanmıştır. Mesela Sivas'tan Erzurum'a giderken yol üzerinde güzel bir heykeli tesâdüf edersiniz. Sonra Mısırlılar Müslüman değil midir? İslâmlık, yalnız Türkiye ve Anadolu halkına mı münhasırdır? Seyahat edenler pekâlâ bilirler ki Mısır'da birçok eâzımınz heykelleri vardır. Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazîlete mâliktir. Bu fazilerleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. İnsanlar, mütekâmil olmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki fennin îcap ettirdiği şeyleri yapamaz; îtiraf etmeli ki o milletin tarîk-i terakkîde yeri yoktur. Hâlbuki bizim milletimiz, evsâf-ı hakîkîsiyle mütemeddin ve müterakkî olmaya lâyıktır ve olacaktır.
Güzel sanatlara da alakanızı yeniden canlandırmak isterim. Ankara’da bir Konservatuvar ve Temsil Akademisi kurulmakta olmasını zikretmek, benim için bir hazdır. Güzel sanatların her şubesi için Kamutay’ın göstereceği alaka ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir.
Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır.
Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız.
Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.
Bir toplantı sırasında; "Efendim, sanatçı misafirlerimiz müsaadelerinizle elinizi öpüp ayrılmak istiyorlar" diyen yaverine:
Ne münasebet! Olur mu öyle şey?! Sanatçı el öpmez! Bilakis, sanatçının eli öpülür!
Sanatkâr, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır.
Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin tarihî bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.

Kemalizm, 1935'ten 1937'ye kadar Kamâlizm veya Atatürk'ün ölümü sonrası yaygınlaşan bir diğer adıyla Atatürkçülük; Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürk İlkeleri'ni esas alan kurucu ideolojisidir.

Cumhuriyetin ilanından bir sene sonra da okula başlamış birisiyim. Bütün tahsilim süresince hep Atatürkçülüğü gördüm, Atatürk'le beraber yaşadım ve o hayattan ayrıldığı sene de ben subay çıktım. Vefat ettiği zaman teğmendim ve üç gün radyo başında hüngür hüngür ağladım. Onun sevgisi o kadar içimize işlemişti. Atatürkçülük de içimize işledi, ruhumuza işledi. Ondan birçok şey öğrendik, hâlâ da ondan istifade ediyoruz. — Kenan Evren
Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının sahip olduğu ideoloji ATATÜRKçülüktür. ATATÜRK ilkelerinde birleşme ve bütünleşme sağlanmıştır. İlimin en hakiki mürşit olduğuna inanan Türk Silahlı Kuvvetleri, askerî ve sivil vazifelerine ilişkin sorunları çözmede modern teknikleri en geniş biçimde kullanmaktadır ve kullanmaya devam edecektir. — Kenan Evren
Arkadaşlar,
Bu çağlarda sizlere çok kimseler yanaşır, izm'li ideolojileri aşılamak ister. Eğer izm'li bir ideoloji aşılamak lazım gelirse işte Ulu Önder Atatürk'ün Kemalizm ideolojisi vardır. Onu benimseyiniz. Kemalizm'in koyduğu esaslar bizi aydınlığa götürmüştür. Ondan ayrılmaya başladığımız andan itibaren karanlığa gömülmeye başladık. Ne zaman ki ayrıldık, daima felaketlerle karşı karşıya geldik. — Kenan Evren
Biz Atatürk'ün döneminde yetiştik. Atatürk'ün neler yaptığını yakinen biliyoruz. Onun içindir ki Atatürkçülüğün üzerinde ne kadar dursak az olduğuna inanıyoruz. Belki şu olmuştur, bir şeyi çok söylerseniz gına getirir. Ama ben ona dikkat etmeye çalıştım. — Kenan Evren
"Kemalizm" dedikleri kuru etiket değildir, diri isabettir! — Ruşen Eşref Ünaydın
Kemalizm bir ulusal kurtuluş devrimidir. Bir ulusal kurtuluş devriminin amacı, yalnızca siyasal bağımsızlığı gerçekleştirmek değildir. Tam bağımsızlığa ulaşabilmek için, sömürge düzeninin ülkedeki bütün dayanaklarının tasfiyesi ve sağlam bir sanayi temelinin kurulması zorunludur. — Doğan Avcıoğlu
Kemalizm'i biz icat ettik. "Biz" ellili yılların eylemcilerini anlatmaktadır. — Yalçın Küçük
12 Eylül Kemalizm'in reddidir. — Yalçın Küçük
Kemalizm bizi ileriye götüremez. Biz Kemalizm'den geri düşmeyiz. — Yalçın Küçük
Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz. — Yalçın Küçük
Türkiye solu ve devrimi, post-kemalist ülke için yola çıktı. Belki bilincinde değillerdi, altmışlı yıllarda, Aybar ve Boran ile Deniz ile Mahir -sadece sembolik adları seçiyorum- bu yolun yolcusuydular. Düzen, iç savaşla karşılık verdi, şimdi pre-kemalist bir tarihteyiz. — Yalçın Küçük (1999)
Hamidizm'den iki yol çıkar. Biri, Kemalizm ve diğeri Enverizm'dir. — Yalçın Küçük
1956-1966 dönemini Türkiye’de Kemalizm’in en yüksek, en parlak, en yaratıcı, en coşkulu dönemi olarak düşünmek gerekir. — Yalçın Küçük
Kemalizm, modernist idi ve modernite, strüktür demektir. Kemalist Cumhuriyet'te, 1926-1966, pek çok strüktür, yapı ve kurum ortaya çıkarıldı; şimdi bunlar kazınmaktadır. Ve bu arada, devlet idaresinde her yerde Kemalistler avlanmaktadır ve Kemalistlerin gizliye çekilmeleri zamanıdır. — Yalçın Küçük
Genelkurmay yüksek yetkililerinin Güler Sabancı'yı tebrik etmeleri Kemalizm'le bağdaşmaz. Kemalizmde, namazda saf tutmak da yoktur. Kemal Paşa bunu yapmamıştır, İsmet Paşa bunu yapmamıştır. — Yalçın Küçük
Genç Cumhuriyet, Kemalizm'e sığınmamız, gücünü ve kadrolarını abartmamız ve yanımızdaki ütopya, global çöküşü görmemizi engelliyordu. Camus ve Sartre'dan daha talihli olduğumuza inanıyorduk ve belki de daha talihsiz çıktık. — Yalçın Küçük
Sevdiğimin dini var, imanı yoktur; bir Osmanlı türküsü, diyebiliriz. Kemalistler için söylediler. — Yalçın Küçük
Kemalizmin etkinliğinin kalkması, Türkiye'de şiddetin başlangıcıdır. — Yalçın Küçük (1986)
En çok dillendirdiğim tarihte dahi, "Kemalizm bizi ileri götürmez ve biz Kemalizm'den geriye düşmeyiz" dediğimi unutuyorlar. Ben oradayım. Bugün daha yakınız. Çünkü 1918 yılındayız. Yakınımızda olan sol Kemalizm'dir. — Yalçın Küçük
Atatürkçülük ne demektir? Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle anti-emperyalist bir Kurtuluş Savaşı'nı başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir. — Uğur Mumcu
Kemalizm Devrimi, Mustafa Kemal'in arkasındaki bir avuç ilericilerle, gene bu savaş içinde bulunan muazzam bir gericiler kitlesi arasında didişile didişile santim santim koparılmış bir devrimdir. — Niyazi Berkes
Ümmetçiliğe karşı milliyetçilik, şeriata karşı laiklik, uyduculuğa karşı istiklalcilik, padişahlığa karşı cumhuriyetçilik, imtiyazlı yönetime karşı halkçılık, tutuculuğa karşı devrimcilik, köleliğe karşı hürriyetçilik, emperyalizme karşı anti-emperyalizm, sömürüye karşı toplumculuk, bağımlaşmaya karşı bağımsızlık mesleğini benimsemek Atatürkçülüktür. — İlhan Selçuk
Atatürk'ün siyasi iktidarını ve kuvvetini diktatörlük olarak değil, geri müesseseleri yıkma ve medeni bir düzeye çıkarma vasıtası olarak kabul etmek gerekir. O, medeni değerleri ortadan kaldırma çabasının aleti olmamıştır. Atatürkçülük medeni bir düzeyde XX. yüzyıl şartları içinde kurulacak demokratik bir sisteme ulaşmayı gaye edinmiş bir akımdır. Ama, o her şeyden önce Ortaçağ kalıntısı kuvvetlerin medeni bir toplumu daima baltalayacaklarına olan inançtan hareket etmiştir. Bu kalıntılarla, onların siyasal hayattta, birer kuvvet olmalarıyla kurulabilecek bir rejimin ne derece demokratik olabileceğini araştırmak, demokrasi ile ilgisi bile olamayacağını belirtmek de, bugün bize düşen görevdir. — Tarık Zafer Tunaya
Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür. — Ahmet Taner Kışlalı
Türk İnkılâbı, yalnız siyasal veya ekonomik bir rejim değiştiren bir hareket değildir. O, ulusal, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşayışın bütün derinliklerinde aynı zamanda tesirler yapmış olan inkılâptır. — Recep Peker
Bana göre Atatürkçülük şudur: Atatürk'ün yaşadığı dönemde, içinde bulunan koşullara en akılcı yoldan çözümler getiren uygulamalar toplamıdır. — Aziz Nesin
Sosyalizm esas olarak bir aydınlanma türevidir, başka türlü de olamaz. Aydınlanma hareketinin arka planında da Ortaçağ'a karşı başkaldırı vardır, Kemalizm de Türkiye'nin Ortaçağı'na karşı bir başkaldırma içerdiği için ilerici bir harekettir. — Korkut Boratav
Kemalizm bir dar görüşlülük olarak yıllarca düşman icat etmeden bu ülkeyi yönetemeyeceğini, bir yönetme ve sorun çözme kabiliyetinin olmadığını gösterdi. Bu dar görüşlülük şimdi başka bir dar görüşlülükle yer değiştirdi. — Sırrı Süreyya Önder, Fatih Altaylı'nın sunduğu Teke Tek programında (24 Ocak 2012)
Kemalizm, emperyalist boyunduruk altında olan yarı sömürge ülkelerin devrimci milliyetçilerinin bir kurtuluş bayrağıdır. — Mahir Çayan
Ülkemiz kristal bir küredir. Ben Josip Broz Tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. Umarım benim nefesim tükendiğinde birisi bu görevi devralır. Yoksa kristal küre yere düşer ve tuz buz olur... İşte o zaman dünyanın kaderinin korunması başka bağımsız ülkelere kalır. Nasır, benim dostumdur ancak ondan önce dünyanın geleceğinin korunması Anadolu’ya düşer. Anadolu’da Kemalistler tarafından kurulan devletin temeli bağımsızlıktır. Bu yüzden Anadolu, dünyanın kaderini kurtarma görevini omuzlarına alır. — Josip Broz Tito, Yugoslavya’nın kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmadan (12 Mart 1978)
Kemalizm denilen muazzam safsata kısmen Fransa kısmen İtalya ve Rusya'dan alınmak suretiyle dış alemin bir değil, birkaç merkezine birden bağlı olan, bu suretle diğerlerinden daha çok ve karmakarışık bir şekilde dışarıya bağlı bulunan bir ucubedir. — Nihal Atsız
Atatürkçülük genç kuşakları heyecanlandıracak bir ülkü müdür? Atatürkçülük denen nesne bir ilaç, bir panzehirdir. Hastalanmış veya zehirlenmiş bir ülkü değildir. Ülkü bir milleti iliklerine kadar heyecanla sarsan düşünce demektir. Uğrunda kanların ve canların harcandığı bir inançtır. — Nihal Atsız

1911'de Vardar'da alay komutanı Andertin, bardağını "Arnavutluk ayaklanmasını bastıran Osmanlı ordusu onuruna" kaldırır. Bunun üzerine Mustafa Kemal söze girerek şöyle der:

Türk ordusu için iç savaşta başarıya ulaşmak bir zafer değildir. Bu olayın onuruna, ülkeyi seven bir adam olarak ve Türk subayı olarak sevinip kadeh kaldıramam. Bundan ancak üzüntü duyabilirim. Arkadaşlar, bana dikkat edin, sözlerime kulak verin. Osmanlı ordusu değil Türk ordusu bir gün gelecek, Türk varlığını, Türkün bağımsızlığını kurtaracaktır. İşte asıl o vakit sevineceğiz, öğreneceğiz. İşte o vakit Türk ordusu görevini yapmış olacaktır.
Bu sözler, Atatürk'ün ordunun işleviyle ilgili genel yaklaşımını yansıtır. Ama Kemalizm açısından asıl önemli olan, Atatürk'ün kafasındaki "ordu-siyaset" ilişkisidir. 1924'te TBMM açış konuşmasında şu tümceler vardır:

Sayın üyeler, ülkenin genel yaşamında ordunun siyasetten soyutlanması Cumhuriyetin her zaman göz önünde tuttuğu temel bir ilkedir. Şimdiye kadar izlenen bu yolda Cumhuriyet orduları vatanın güvenilir ve güçlü bekçileri olarak saygın ve kuvvetli kalmışlardır.
Atatürk daha ileri yıllardaki bir konuşmasında da şöyle demiştir:

Arkadaşlar, tüm tarih bize gösteriyor ki uluslar yüce hedeflerine ulaşmak istediklerinde bu coşkularının karşısında üniformalı çocuklarını bulmuşlardır. Tarihin bu geneli içinde büyük bir istisna bizim tarihimizde, Türk tarihinde görülür. Bilirsiniz ki Türk ulusu ne vakit yükselmek için bir adım atmak istemişse, önünde hep önder olarak, yüksek ulusal ülküyü gerçekleştirecek hareketlerin kılavuzu olarak, kendi kahraman çocuklarından oluşan ordusunu görmüştür... Bu evlatlarımız arasında yarının kahramanlarını yetiştiren öğretmenlerimiz de vardır... Ben büyük ordumuzun subaylarından ve onlarla birlikte olan, fikriyle, vicdanıyla ve bilim anlayışıyla ulusal kahramanlığı katılmaya hazır Türk gençlerinden söz etmiş oluyorum.
Atatürk konuyla ilgili hemen tüm konuşmalarında, orduyu ulusun üzerinde değil "ulusun emr

Ateizm, tanrının ya da tanrıların varlığına olan inancın yokluğudur. Bu fikre dahil olanlara "ateist" denir. Ateistler, bazı kurumlar ve kişiler tarafından "tanrıtanımaz" olarak isimlendirilmektedir. Ateizm inanç koşullanmalarını, hayalî yaratıkları ve olayları reddeder. Ateist bakış açısıyla tanrının yanı sıra tüm metafizik inançlar ve tüm ruhanî varlıklar da reddedilir.

Tek tanrılı toplumlarda ateizm ya da tanrısızlık, ahlak yoksunluğu ile eş anlamlı olmuştur. — Arthur Schopenhauer
Akılsız içinden, “Tanrı yok!” der. — Kutsal Kitap, Mezmurlar 14:1
Ateist hiçbir görünmez desteğe sahip olmayan insandır. — John Buchan
Ateizm çok az zeki insanın yardımcısıdır. — Voltaire
Ateizm peygambersiz bir organizasyondur. — komedyen George Carlin
Ateizme din demek, kel birini saç rengiyle çağırmak gibidir. — Don Hirschberg, Ann Landers'a yazdığı bir mektupta.
Doğal kişi, Tanrı’nın Ruhu’yla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz. Ruhsal kişi her konuda yargı yürütebilir, ama kimse onun hakkında yargı yürütemez. — Kutsal Kitap, 1. Korintliler 2:14-15
Ben bir ateistim, hepsi bu. Ben birbirimize karşı iyi olmaktan, başkalarına yardım etmekten başka bir şeye inanmıyorum. — Katharine Hepburn
Ben neden bir ateistim? Kısa yanıt hiçbir alternatifi kabul etmiyor olmam. Onları inandırıcı bulmuyorum. Entellektüel gururu suçlayarak, botun diğer ayakta olduğu söylenebilir. Ateistler kesinlik hakkında hiçbir şeyi bildiklerini iddia etmezler, inananlar her şeyi bilirler. — Barbara Smoker
Ben rasyonalizmi ateizme tercih ediyorum. Tanrı var mı sorusu ya da kadere ilişkin diğer nesneler mantık ötesinde ve rasyonelizmde hiç rol oynamıyorlar, bu yüzden savunarak ya da saldırarak zamanınızı kaybetmeyin. — Isaac Asimov
Ben yeniden doğmuş bir ateistim. — Gore Vidal
Bir ara ateist olmak istedim, hiç tatillerinin olmadığını öğrenince vazgeçtim. — Henny Youngman
Bir ateistin tanrının olmadığına ilişkin bir kanıt aramasına gerek yoktur. Yalnızca tanrının olup olmadığı sorusunun kurt adamın olup olmadığı sorusu ile hemen hemen aynı seviyede olduğuna inanmaktır. — John McCarthy
'In God We Trust' (Biz Tanrı'ya güveniriz): Bu doğru olsaydı bile daha iyi olacağını sanmıyorum. — Mark Twain
Biz Tanrı'yı oynamazsak, kim oynayacak? — James Watson
Bütün çocuklar ateisttir, tanrı fikri onlarda yoktur. — Paul Henri Thiry d'Holbach
Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. Nitekim şöyle yazılmıştır: “Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim, akıllıların aklını boşa çıkaracağım.” Hani nerede bilge kişi? Din bilgini nerede? Nerede bu çağın hünerli tartışmacısı? Tanrı dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? Mademki dünya Tanrı’nın bilgeliği uyarınca Tanrı’yı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı iman edenleri saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu. — Kutsal Kitap, 1. Korintliler 1:18-21
Deniz fenerleri kiliselerden daha yardımcıdır. — Benjamin Franklin
Dindar bir ailede büyüdüm ama şimdi ateistim. — Brad Pitt
Dinlerin hepsi fabl, mitoloji gibiler. — Thomas Jefferson
Düzgün okunduğunda, Kutsal Kitap ateizm için en büyük güçtür. — Isaac Asimov
Eğer kişisel bir tanrıya inanmıyorsanız, hayatın amacı ne sorusu sorulamaz ve yanıtlanamaz olacaktır. — J. R. R. Tolkien
Hangisi daha tehlikeli: fanatizm mi yoksa ateizm mi? Fanatizm kesinlikle birkaç bin daha tehlikeli; ateizm asla kanlı bir tutku vermez insana ancak fanatizm verir; ateizm suçun karşısındadır, fanatizm ise suçu işlemeye yönlendirir. — Voltaire
Her dakika övülmek isteyen bir tanrıya inanamam. — Friedrich Nietzsche
Gece olduğunda ateistin yarısı Tanrı'ya inanır. — Edward Young
Gerçekten de, Tanrı yok ise her şey yeğdir (mübahtır), hiçbir şey yasak değildir. — Jean Paul Sartre
Kiliseler hiçbir zaman insanların özgürlüklerinin koruyuculuğunu yapmamıştır. — James Madison
Kendini beğenmiş kötü insan Tanrı’ya yönelmez, Hep, “Tanrı yok!” diye düşünür. — Kutsal Kitap, Mezmurlar 10:4
İddia ediyorum ki ikimiz de tanrıtanımazlarız. Sadece benim inandığım tanrı sayısı seninkinden bir eksik. Diğer olası tanrıları neden reddettiğini anladığın zaman, benim de seninkini neden reddetiğimi anlayacaksın. — Stephen Henry Roberts
En ilkel toplumlardan, en gelişmiş olanlarına kadar bütün olarak, ateist denilebilecek bir toplum yoktur. — Nur Vergin
İman mükemmel bir kaçamak, düşünmemek ve kanıtları değerlendirmemek için mükemmel bir mazerettir. İman, kanıtsızlığa rağmen hatta belki de sadece bu yüzden inanmaktır. — Richard Dawkins
İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri din tarafından vicdanlarının yoldan çıkarılmasıdır. — Arthur C. Clarke
Sana göre ben bir ateistim; Tanrı'ya göre, soylu muhalif. — Woody Allen
Siperlerde ateist olmaz. — Peder William Thomas Cummings
'Siperlerde ateist olmaz', ateizme karşı bir argüman değildir, siperlere karşı bir argümandır. — James Morrow
Tanrılar ateistler gibidir; bu onlara bir amaç verir. — Terry Pratchett
Tanrı olmasaydı her şey mübah olurdu. — Fyodor Dostoyevski
Tanrı öldü. — Friedrich Nietzsche
Tanrı'ya şükür ben bir ateistim. — Luis Buñuel
* "Gençler Ateist oluyor " deniyor, aslında artan ateizm değil, rahatlık sefahat yani zevk ve eğlence düşkünlüğü. Bir insanın ateist olması için geri zekalı olması gerekir. Hakaret etmek için söylemiyorum. Mükemmel yaratılmış bu kainat nizamı insan kendine nasıl izah edebilir? Bu tweet'ine gelen tepkilerden sonra, "Gençler Ateist oluyor” iddiasına yazdığım tweete ateistler üşüşmüş, ‘Allah seni bildiği gibi yapsın’ diyorlar. Sanırım dindar ateistler :) - Sinan Ateş
Bugün terör örgütü PKK, Kürtleri temsil etmiyor. Terör örgütü PKK biliyor ki Anadolu halklarını, özellikle Kürtleri; dindar, muhafazakar oldukları sürece Türkler ile Kürtleri ayıramazlar. Bunun için ilk önce Kürtlerin zihninden dini silmeye çalışıyorlar. Bu yüzden PKK'ya bağlı tüm gençlik dernekleri, diğer oluşumlar hep Marksist, ateist bir yapıya sahiptir, gençlerin zihninden dini silmeye çalışır. — Halil Özşavlı

Atilla Koç (1 Mart 1946, Aydın, Türkiye), Türk siyasetçi. Türkiye'nin Eski Kültür ve Turizm Bakanı.

Turizme karşı değilim.
Turizm Bakanlığı'na atandığı günlerde
Rus turistler, sonradan zengin olmanın görgüsüzlüğü ile fazla para bırakıyor. Alman turistler ise cimri.
Ulan yine Kars dedim. Ne oldu bugün bana ya?
Ağrı ile ilgili açıklamalarda bulunulan 3 kez üstüste "Ağrı" yerine "Kars" demesi üzerine
Ben bu işin anasını biliyorum be!
Turizmi bilmediği suçlamasına cevaben
Ben Müslüman değil miyim?
Sakal-ı Şerif' i ayağına getirdiği suçlamasına cevaben
110 kiloluk balerinimiz var.
Devlet tiyatrolarında Lemi Bilgin'in görevden alınmasına ve atamalara tepkiler üzerine
Bir sürü para gördüm. O kadar parayı ne yapacaksınız dangozlar.
Gülerek geldim gülerek gidiyorum.
Görevini yeni bakan Ertuğrul Günay' a devrederken.
Tabutun kırmızı plakalısı olmaz.
Görevini yeni bakan Ertuğrul Günay' a devrederken.
Çok beğendim bu tepkilerini. Ne kadar da meraklılarmış tiyatro yapmaya! Onun için dizilerden fırsat bulup da tiyatro yapmıyorlar!
Taksim Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılması kararına tepki gösteren Devlet ve Şehir Tiyatroları sanatçılarına

Çift başlılıktan kurtulmak için Türkiye'nin Başkanlık sistemine geçmesi gerekir. (Aralık 2015)
Benim savunduğum kapitalizm tabii ki liberal kapitalizm. Devletin çekip çevirdiği devletin firmaları yönlendirdiği kooperatist, faşist, sosyalist unsurların iç içe geçtiği bir kapitalizm değildir. Benim savunduğum kapitalizm piyasalara girme ve çıkma beklentisinin olduğu ve devletin iktisadi faaliyetlere mümkün mertebe burnunu sokmadığı, şirketleri kayırma veya engelleme yolunda özel bir çabanın sarf edilmediği bir kapitalizmdir. Böyle bakıldığında bu kapitalizmin liberalizmin ekonomik teorisi, ekonomik vechesi olduğu söylenebilir. Bu faydalı mıdır zararlı mıdır? Bana göre son derece faydalıdır. Çünkü liberal kapitalizmin olmadığı ülkelerin sefaletten kurtulamadıklarını ve güvenlik temel endişe olduğu için de otoriter rejimlerin daha kolay kurulabildiğini tarihi tecrübeyle hepimiz biliyoruz.
Bu ismi (kapitalizm) bulanlar da liberalizmi, kapitalizmi savunan yazarlar, filozoflar değil. Kapitalizmin karşıtlarıdır bu ismi bulanlar.
Liberaller büyük firmaların değil serbest rekabetin taraftarıdırlar.
Paranın insanlığa gerçekten çok büyük faydaları var. Tek cümleyle, para olmasaydı insanlar şimdiki kadar özgür ve müreffeh olamazdı. Bu durumda, 'yaşasın para!' desem ayıp olur mu?
Piyasa ekonomisi medeniyetin temel unsurudur. Bu hem iktisadi hem de siyasi ve hukuki açıdan böyledir. Piyasa ekonomisine karşı çıkmak insanlığın açlık, sefalet ve eşitsizliğin mahkumu olacağı; herkesin bir dilim ekmek için insan kardeşlerine karşı canavar kesileceği; eşitsizlik ve ekonomik tahakkümün egemen olacağı bir dünyaya davetiye çıkarmaktır.
Piyasa ekonomisine karşı çıkmanın fiili anlamı barbarlığa kur yapmaktır..

Attilâ Hamdi İlhan (15 Haziran 1925 - 10 Ekim 2005), Türk şair, romancı, düşünür, deneme yazarı, gazeteci, senarist ve eleştirmen.

Her ülkenin, tarihi gelişmesine paralel, bir giyim kuşam kültürü oluşmuş; yaşama ve savaşma koşulları değiştikçe, elbette o da değişiyor ama; değişmesini, milli özelliklerini koruyarak geliştiriyor: o yüzden de, aynı kıtada, aynı siyasi ve ekonomik birlik içinde, aynı ittifak sistemine dahil oldukları halde, Fransız polisi İngiliz polisine, İngiliz polisi İtalyan polisine benzemez; doğru olan da budur!
Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü, isyan haktır.
O sözler ki, kalbimizin üstündeDolu bir tabanca gibiÖlüp ölesiye taşırız.O sözler kiBir kez çıkmıştır ağzımızdan,Uğrunda asılırız.
Ahmak, hayran olur, bağlanır, çünkü anlamaz; zeki, kuşkulanır dibini karıştırır, çünkü anlar.
Sanat, toplumsal bir çabadır; toplumdan gelir, topluma döner. Fakat gelenle giden aynı şey değildir.
Roman okumak, dünyayı anlamanın önemli bir şeklidir; insanları, gerek toplumsal gerek bireysel açıdan değerlendirmenin, hassas bir ölçütü.
Türkçe her hâliyle somut bir dildir; öteki dillere oranla, her şeyini somutça anlatır. Türkçede biz kızdık mı  'küplere biner' , sevindik mi  'bir kol çengi'  oluruz,  'eteklerimiz zil çalar' . Ağlarsak  ‘iki gözümüz, iki çeşmedir' . Ayrılırsak,  'ciğerimiz yanar'  vs. Zaten halk şiiri Türkçesi, bütünüyle bu somutluk üzerine kuruluyor. Divan şiiri, her ne kadar soyut bir güzelleme gibi görülürse de imgeleriyle son derece somut ve vurucudur.
Kötümser olan yalnız gençler mi, herkes kötümser.. İyimser geçinenlerin iyimserliği de kof, göstermelik. Nazım'da bile böyledir bu: En iyimser şiirlerini en tarifsiz hüzünlerle söylemiştir.
Eğitim, savunma ve ekonomi millî olmalıdır, olmazsa Sevr gelir.
(Ceviz Kabuğu, 06 Şubat 2004)
Türk aydını dediğimiz kişi, Batı'nın manevi ajanıdır.
(Ceviz Kabuğu, 06 Şubat 2004)
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra KGB'nin belgelerinden görüyoruz ki, Türkiye'deki sosyalistlerin pek çoğu maaşa bağlanmışlar orada. Bugün de Alman vakıflarından, Amerikan vakıflarından maaş alarak, Avrupa fonlarından para alarak, onlar adına hareket eden pek çok basın yayın organlarında görevli isimler vardır ve bunlar artık ayıp olmaktan da çıkartılmıştır. Maalesef Türkiye bu noktaya gelmiştir.
(Ceviz Kabuğu, 06 Şubat 2004)
Canını kurtarayım derken vatanından olursun.
Bekleme yapmayın! Aşk'ını alan acı'ya doğru ilerlesin.
Nasıl cinselliği ağzına vuran bir erkek görgüsüz, kaba, bir yerde hasta erkek sayılırsa; cinselliği ağzına vuran kadın da görgüsüz, kaba, hatta hasta bir kadındır. Sevişmek, yaşanacak bir şeydir çünkü, konuşulacak değil. Hele anlatılacak hiç değil..!
Sık sık kendi kibrimizden başka bir şey değildir, bizi aldatan.
Şifahi bir milletiz, okumaya değil dinlemeye ve seyretmeye mütemayiliz.
İnsan, doğduğu anda ölmeye başlar.
Türkiye'de asıl sorun, aydınların yabancılaşmasıdır.
Bizim gerçek İstanbul ile tenha Anadolu kasabalarının tozlu hanlarında destanlaşan İstanbul arasında ne ağır bir fark varsa, gerçek Paris'le dünyanın dört bir ucunda ünü dolaşan  'rivayet'  Paris arasında o kadar ağır bir fark vardır.
 ‘Yasakçı’   toplumlarda, siyasal otoritenin görevi sanatçıyı ya evcilleştirmektir, ya da etkisizleştirmek! Bunu ya aba altından sopa gösterip yapar, ya da  'ihsan dağıtarak' .
Neticede, çevrecilik, cinsellik ve benzeri şeyler -ki şimdi Türk basını bunlarla dolu- aslında aydınların memleket meseleleri üzerine ciddi düşünmesini engellemek için icat edilmiş yan etkili şeyler. Sen cinselliğe düşersen arkadaş, rejimi düşünemezsin. İşte görüyorsun, gazeteci kızlarımız ne haldeler. Oğlanlarımız hep öyleydi zaten. Eğer Türk basını dünya olaylarını Amerikan ajanslarından izlemeye devam ederse, daha çok çuvallarız. Onların hepsi yönlendirilmiş haberler.
Türkiye'nin  'talihsizliği'  nedir bilir misiniz? Yönetim  'sağcı'  muhafazakârların eline geçse de,  'solcu'  ilericilerin eline geçse de, ülke  'Batı'lı, beyaz ve Hristiyan'  emperyalizmin 'gizli' denetimi altındadır.
Batı; kendi için laiktir de, sıra üçüncü ülkelere geldi mi, Hristiyanlığı ağır basar..
Mustafa Kemal'in, iç içe üç büyük eylemi var: Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı, padişaha karşı de­mokratik devrim, toplumun  'ümmet'  aşamasından  'mil­let'  aşamasına dönüşümü.
Kendi kültürümüze kendimiz sahip çıkmazsak, başkaları onu  '-dolayısıyla bizi-'  ciddiye alır mı?
Atatürk milliyetçiliği; gerçekte insancı (hümanist) olan, insanlığı temel alan, bu yüzden de bütün ırk, dil, din farklarını reddeden bir milliyetçiliktir. Esasen ünlü özdeyişinde  'Ne mutlu Türk olana'  değil de  "Ne mutlu Türküm diyene!"  demiş olması, bu düşüncenin veciz bir ifadesidir.
İttifaklar hep aynı, hedef hep aynı adam: Mustafa Kemal! Yoksa tarih gerçekten tekerrürden mi ibarettir?
Türkiye’de sağın da, solun da Mustafa Kemal’e ba­kış açısı; nesnel gerçeklere, tarihsel verilere dayanmıyor,  ‘kuyruk acılarına’  dayanıyor.
Devrim, akıl almaz bir tutkuyla engel gördüğü her şeyi ezip geçer.
Mustafa Kemal'in gerçekleştirdiği devrim, teokrat bir mutlakiyet yönetimine karşı gerçekleştirilmiş demokratik bir devrimdir.
Batı barbardır. Son 300 yıldır tüm savaşları Batılılar çıkarmıştır.
Bizde yüksek burjuvaziden bir tek kişi Harbiye'ye girmemiştir. Müracaat bile etmemiştir. Kendini uzak tutar. Onun için Türk Ordusu, tipik bir halk ordusudur.
İslamcı bir görüşten yola çıkanlar; devrimin teokratik, feodal, yarı sömürge toplum düzenine tasfiye etmesine bozulup Anadolu devrimini Tanzimat'a bağlamak istiyorlar ama, tarihe uymaz bu. Zira hiç unutulmasın, Britanya emperyalizminin zırhlısına binip payitahtını terk eden Mustafa Kemal Paşa değildir, halife-i ru-yi zemin Sultan Vahdettin'dir!
Türk köylüsünü adam gibi yaşatmanın yolu, ona jandarma zoruyla okuma yazma öğretmeye kalkışmak değil, onu adam gibi yaşatacak endüstri koşullarını yaratmaktır. Okuma yazma zaten ardından gelir.
Tanzimat; Devlet-i Aliyye'nin, önce gizli bir sömürge olmasını hazırlamış, sonra da paylaşılmasını sağlamıştır.
Türkiye'nin sorunu batılılaşma değil, çağdaşlaşma, çağdaş kişiliğini bulma sorunudur.
Gelişmemiz ve kalkınmamız; bürokrasiyi, farklıkları ve sınıfları ortadan kaldırmakla olur.
Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı; emperyalizme karşı, yurtsever ilericiler ile yurtsever tutucuların bir hassas koleksiyonu sonucundan başarıya ulaşmıştır.
Bireysel mutluğun amacı sosyalizmdir.
Mustafa Kemal devrimciliğinin kilit kavramı Batıcılık değildir, bilimsellik ve çağdaşlıktır.
İnönü Cumhuriyeti, ilk bakışta, Atatürk Cumhuriyeti'nin bütün özelliklerini taşır gibi görünür. O da lâiktir, halkçıdır, milliyetçidir. Ne var ki kültür devrimini çağdaşlaşarak uluslaşmak diye değil, uluslaşırken Batılılaşmak diye anlamıştır. İnönü döneminde Rönesans'ta olduğu gibi, büyük bir çeviri faaliyetine başlanır. Yunan-Latin klasikleri Türkçeye mal edilir; o kadarla yetinilmez, liselerde okutulur; köy enstitüleri ve halkevleri aracılığı ile halka ulaştırılmak istenir. Mitologya başköşeye konulmuş, kültür devriminin,  'Yunanca, Latince öğrenmenin, Avrupalıların eğitiminden geçmek olduğu'  açıkça savunulmuştur. Atatürk Cumhuriyeti için kültür devrimimiz  'seciye-i milliyemizle ve tarihimizle mütenasip bir kültür yaratılmasını'  öngörüyordu; buysa ümmet tarihini ve kültür sentezini reddetmez, o tarihin ve kültürün içinden, ulusal bir kültür damıtılmasını gerektirir. Oysa İnönü Cumhuriyeti'nin istediği  'bu ülkeyi Batı ülkelerine benzetmektir' ; bunun için de, ümmet tarihini ve kültürünü reddedecek, Yunan-Latin kültürüne yaslandırılacak  'devşirme'  bir kültür taklitçiliğine yönelecektir. İyi de  ‘Batı kültürü’  gerçekten evrensel midir?
İnönü ve takımı, bütün CHP iktidarları memur kafasıyla devlet yönetmişlerdir. Menderes, Demirel takımı ise, işadamı kafasıyla!
Suyun başına geçmişler, kimseye vermek istemiyorlar, sen  "Yahu biraz da biz ölelim"  dedin mi, adın hemen haine, casusa, bölücüye çıkıyor.
Bireylerle gelen başarı bireylerle gider, kalıcı olan toplumsal olandır.
Bence 1971/81 arasının, Türkiye için  "belirleyici"  olayı,  'Kıbrıs Harekâtı'  dır. Çünkü bu olay, ülkenin otuz yıldır bağlı bulunduğu  'sistem' in  "-ki bu, Batılı, 'beyaz ve emperyalist sistem'dir-"  Türkiye'ye ilişkin gerçek tavrını ve tutumunu sergilemesine yol açmıştır.
Laiklik; şeriatın siyasi iktidar olmasına, devleti ele geçirmesine, tahakkümüne direnmek anlamına gelir.

İnsan olmanın bütün komplekslerini yenmiş, günü dipdiri yakalayan, hayatın anlamını çözmüş bir bilge insan; bir yol gösterici.
Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar. Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir.
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.
Ben sana mecburum bilemezsinAdını mıh gibi aklımda tutuyorumBüyüdükçe büyüyor gözlerinBen sana mecburum bilemezsinİçimi seninle ısıtıyorum.
İnanmakta geç sevmekte çabuktum.
Aydınlık neyin oluyor senin.
Kirpi gibisin çocuk
Her tarafın diken
Kim elini uzatsa
delik deşik
Şimdi bütün Türkiye bir anne gibi uyumuşAh benim Anadolu’m ah benim Türkiye'mYarana merhem olsam gözlerimi sürsem
Yorgunumüstelik parasızım pasaportsuzum
Elsiz ayaksız bir yeşil yılanyaptıklarını yıkıyorlar Mustafa KemalHani bir vakitler Kubilay'ı kestilerÇün buyurdun kesenleri astılarSen uyudun asılanlar dirildiMustafa'm Mustafa Kemal'im
Yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçerHer geçen seni bizden parça parça götürürMustafa’m, Mustafa Kemal’im!
An gelirÖmrünün hırsızıdırHer ölen pişman ölürHep yanlış anlaşılmıştırHayalleri yasaklanmış
Sen benim olsan ben senin olsamBir gece vakti aklına gelsemUykunu tutsam bırakmasamSeni kucaklasam kucaklasamBirbirimizin kalbini dinlesek
Aynada hayalime takıldımBenden çok çabuk ihtiyarlıyorBenzi fena solukSaçları bütün dökülmüşCam kırığı kır sakallarıBuz kalıbı gibi donukGözleri sabit bakıyorGaliba çoktan ölmüş.
Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımızKaranlık bir kapı olup üstümüze kapandılarKimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız.
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnızO mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırızGitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hızYa

Hüseyin Nihâl Atsız, Türk yazar, romancı, şair, düşünür ve öğretmen.

Tanrı Türk’ü korusun! (Bu söz, Atsız tarafından her mektubunun sonunda kullanılmıştır.)
Bana insanlardan mı bahsediyorsun? İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir...
Ahlakın meydana gelmesinde en önemli sebep soydur. Bir toplumun ahlakı, soyunun karışması ile değişebilir.
Ahlak, millet yapısının temelidir. O olmadan hiçbir şey olmaz.
Arab'ı, Acem'i, Hind'i, Çin'i yenilirken, tek başına Avrupa'ya dalan ve yüzyıllarca tek başına bütün Avrupa milletlerine karşı Allah'ın adını savunan Asya arslanları, zaman zaman gaflet uykusuna dalmışlar fakat sonra sıçrayıp şahlanmışlardır.
Aslında beynelmilelci olan sosyalizmin, Türkiye’deki mümessilleri de milliyetçi olduklarını söylerler. Hatta Orta Asya’daki atalarımızla ilgimizi inkar edip bu topraklar üzerinde Hititler’den başlayarak üst üste yığılmış olan etnik döküntülerin karması olduğumuzu ileri sürenler de milliyetçilik davasındadır.
Atatürk çağının Milli Eğitim Bakanlarından Vasıf Çınar ile İstiklal Mahkemeleri Başkanı Ali Saip Ursavaş, Kürt'tü. Fakat bunların aklına Türklükten ayrı Kürtlük diye bir şey gelmiyordu ve Atatürk çağında böyle bir şey akla gelemezdi de. Atatürk ortalığa bir “Türklük Dehşeti” saçmıştı. Bu sayededir ki Kürt olan Ali Saip, İstiklal Mahkemelerinde birçok asi Kürd'ün idamında büyük rol oynamıştır.
Atatürkçülük genç kuşakları heyecanlandıracak bir ülkü müdür? Atatürkçülük denen nesne bir ilaç, bir panzehirdir. Hastalanmış veya zehirlenmiş bir ülkü değildir. Ülkü bir milleti iliklerine kadar heyecanla sarsan düşünce demektir. Uğrunda kanların ve canların harcandığı bir inançtır.
Atatürkçülükten başka hiçbir prensip tanımadıklarını söyleyenler, Atatürk’ün adını unutturmak için elinden geleni yapan, para ve pullardan, resmî dairelerden resimlerini kaldırtan, mezarını yaptırtmayan İnönü’yü millî kahraman ilân ederek Anıtkabir’e gömdürdü.
...Atatürk medrese ve tekkeleri kapattığı zaman bir yüksek İslam enstitüsü açsaydı, şimdiye kadar yetişmiş olacak olan birkaç bin aydın din adamı Diyanet İşlerinin başında ve sıra görevlerinde bulunur, “radyonun içinde melekler vardır, konuşan onlardır” diyen Kürt Said gibi karacahil yobazların ardından binlerce gafil Türk gitmezdi.
...Atatürk olsaydı o türlü idarecilerin külünü savururdu. Fakat yıllardır memlekette zorla estirilen ırkçılık düşmanlığı, kafalara o türlü işlemiştir ki Türk’le Türk olmayan arasında bir anlaşmazlık çıktı mı, en doğru çözüm yolu Türk olmayanı tutmakla bulunuyor.
Atatürk’ten sonra Türkiye’de huzur diye bir şey kalmadı. Atatürk diktatördü diyeceksiniz. Öyleydi. Ama İsmet İnönü de diktatördü. Fakat çözülmeler onun zamanında başladı.
Atatürk’ün büyük kumandan olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. Ama Birinci Cihan Savaşı’nın sonunda Suriye’de yenildi. Gazi Osman Paşa da büyük kumandandır. O da yenildi. Hem de tutsak düştü. Bunlarla Atatürk’ün ve Gazi Osman Paşa’nın büyük kumandan olmak vasfı gider mi? Gitmediğine en büyük senet, Moskof Çarı’nın Gazi Osman Paşa’ya kılıçla gezmek müsaadesini vermesi, İngilizlerin de Çanakkale Savaşı hakkındaki resmî tarihlerinin başında Atatürk’e yaptıkları ithaftır.
Atatürk’ün “Türk milleti başına geçireceği insanların kanındaki cevher-i asliye dikkat etmelidir” sözü, açık anlamı ile Türk ırkından olmayanları başına geçirme demektir. Bu söz mücerret bir övünme veya şatafat değil, acı denemelerden doğmuş bir gerçek, yabancı soyluların getirdiği felaketlerden alınmış bir derstir. Bunu, Atatürkçü geçinip de Türkçülük düşmanlığı yapanları uyarmak için hatırlatıyorum!
...Azınlıklar o ülkede, ancak, asıl sahiplerin milli haklarına saygı göstermek şartıyla adalet içinde yaşamak hakkına maliktirler ve hiçbir suretle, kendi özel ve milli şartlarını, çıkarlarını ileri süremezler. Hele memleketin asıl sahiplerinin hak ve çıkarları aleyhinde hiçbir dilekte bulunamazlar. Bu takdirde vatana ihanet etmiş olurlar.
Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur.
Barış, savaşın başka metotlarla devamı ve silahlı savaşa hazırlığın ayrı bir şeklidir.
Bazı mutaassıp ümmetçiler Türkçülüğe tahammül edemiyorlar. Bütün Müslümanları birleştirip tek devlet haline getirmek hülyası ardındalar. Daha Arapların kendi aralarında bile birleşemediği gözlerine çarpmıyor da ayrı tarihi oluşmaların sonucu olan, soy ve kültür bakımından birbirine hiç benzemeyen koca koca milletleri birleştirmeye çabalıyorlar! Tıpkı komünistlerin dünyayı tek devlet haline getirme hayalleri gibi. Bu bakımdan bunlara Yeşil Komünistler diyen mebusa yerden göğe kadar hak veriyoruz.
Ben ne kimliksiz bir insan, ne de bir et yığınıyım. Ben ne çetin yoldan kaçan bir yufka yürekli, ne de doğayı yenmeye çalışan bir budalayım. Ben ne Tanrı'yı görmeyen bir kör, ne de sonunda huri kızlarını bekleyen bir dindarım. Ben baştan aşağı Hüseyin Nihal Atsız'ım.
Ben sigara içmem, dumanından tiksinirim. Vapurda, dolmuşta beni en çok rahatsız eden nesne ağzı emzikli vatandaşlardır. Eskiden, yürürken bile ağzında sigara taşıyan yalnız Köprülü Fuat'tı. Şimdi hamalından cici bayanına kadar herkes Köprülüzade oldu. Herif, sırtındaki 150 kiloluk yükün altında canı burnunda yürürken bile ağzından sigarasını eksik etmiyor.
Beyinsiz ve haysiyetsiz olanlara gerçeği öğretmek için boşuna vakit harcama. Onlarsa belâlarını bulacaktır. Sen vakit kaybetmeden bir baltaya sap olmaya çalış. Bir baltaya sap olmak demek, millete hizmet edecek bir yer, bir su başına geçmek demektir. Makamlar, mevkiler ancak Türk milletine yararlı olabilmek içindir.
Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kâinatın din kitaplarında yazıldığı gibi altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Âdem’le hayali bir Havva'dan türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.
Bir çiçekle bahar gelmediği gibi bir başarısızlıkla bir düşüncenin yanlışlığına hükmetmek de sağlam bir mantığın eseri sayılamaz.
Bir gün ülkede milliyetçi geçinen politikacılar, yöneticiler, sanatçılar, aydınlar hiçbir çıkar kaygısına düşmeden, yiğitçe, korkusuzca Türkçü söylemlerde, Türkçü tavırlarla  milletin karşısına çıkarlarsa o gün  Türkçülük büyük bir utkuya yaklaşır.
Bir millet bağımsızlığını, hürriyetini ve sınırlarını kaybedebilir, hatta yıllar boyunca başka bir  milletin esareti altında yaşamak zorunda kalabilir ama bütün bu unsurlar o milletin yok olmasına etken olamaz. Ancak kendi dilini kaybetmiş bir  millet yok olmaya mahkumdur.
Bir millet baraj ve fabrika ile değil, daha önce milli ruh ve ülkü ile kalkınır. Mânen çökmüş bir millete endüstri tesisleri yapmak, ölüye balo elbisesi giydirmeye benzer!
Bir millet, büyümek ve iş yapabilmek için kendisinin büyük bir millet olduğu inancını duymalıdır.
Bir millet için, büyümekten korkmak kadar ölümcül düşünce olamaz.
Bir millet için en büyük tehlikelerden biri, barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır. Büyümek istemeyen millet küçülmeye mahkumdur. Saldırmayan millete saldırırlar.
Bir milletin yürütücü kuvvetine “ülkü” denir.
Bir topluluktan ortak ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz.
Biz bin yıl sonrasına hitap ediyoruz.
Biz Türküz. Tarihimize ve en yakın mazimize dayanarak Türküz der ve bundan haklı bir iftihar duyarız.
Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.
Bize düşman olana düşman olduğumuz için kimse bizi ayıplayamaz.
Bize lazım olan gençlik bir fırka veya zümre gençliği değildir. Biz fırka ve şahsiyetlerin ebediliğine kani değiliz. Her şeyden üstün, her şeyden önce bir Türkiye vardır. Biz Türk Gençliği istiyoruz!
Bize Turkuaz salonlarında hocalarına kasidekâr nutuklar söyleyen genç lazım değildir. Köye inen, fışkı ve toprak kokularına alışkın nasırlı köylü eli sıkacak, onu bıkmadan dinleyecek genç lâzımdır.
Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve aşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lazımdır.
Bollaşanın değersizleşeceği unutulmamalıdır.
Bozkurttan çakallar, köpekler ve tilkiler korkar. Kendi mefâhirine düşman olanın bu âdi hayvanlardan ne farkı olabilir ki?
...Bu gidişle korkarım, Türkiye'de Atatürk'ü savunan bir ben kalacağım. Çok aşırı ve haksız bir Atatürk düşmanlığı propagandası yapılıyor.
Bugünün din bilginleri artık dini başka türlü açıklıyor ve Tanrı'nın bazı kimselerin yani peygamberlerin gönlüne vahiy yoluyla ilhamlarda bulunduğunu kabul ediyorlar. Din kitaplarındaki tarihi ve ilmi yanlışları da ilhamı alanın insan olmasıyla tevil ediyorlar. Zaten böyle olmasaydı din kitapları insanlığın sonuna kadar değişmeyecek hakikatlerle dolu olur, insanlığın geleceğini ve geleceğindeki tehlikeleri açıklar ve mesela zararı nispeten az olan alkol haram edilirken ondan on kat tehlikeli olan tütün ve hele eroin hakkında sükût edilmezdi. Tanrı günün birinde insanların tütünü ve eroini bulup kullanacaklarını, bunun büyük bir felaket olduğunu bilmiyor muydu? Milyarlarca yıl sonraki kıyamet haber verildi de neden birkaç yüzyıl sonraki zehirlerden söz edilmedi? Çünkü din, ilahi ilhamla olsa bile sosyal bir müessesedir ve her peygamber de nihayet kendi bilgisi ve görgüsü kadar düzen ve yasak koymuştur. Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed'in başka türlü davranmasına imkân yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada doğrulukla yaşayanlara da öte âlemde köşkler, Kevserler yiyecekler, güzel huri kızları vaad edecekti.
Bugünün kaba maddeciliği arasında Türk ülküsü sararmış, küllenmiş görünüyor. Maddecilik hastalığı geçtiği zaman, o yine parlayacaktır. Onun için Türk ülküsüne sarılmaya mecburuz.
Bu memleket geri zekâlılarla, delilerle, ruh hastalarıyla doludur.
Bu memlekette Türkçülük fikri bir 

Siz şaşırmışsınız. Hiç Tanrı'nın oğlu olur mu? O tektir.
Savaş ya da anlaşmaya başlamadan önce, tüm olasılıkları göz önüne almak akıllıktır. Bunları iyice düşünün. Hareketlerinizin doğuracağı sonuçları gözden geçirin. Böylece en kötü duruma hazırlıklı olursunuz.
Düşmanınızın zayıf yönlerini kendi avantajınıza kullanın. Öte yandan düşmanınız çok güçlüyse, geri çekilin ve onu fethedeceğiniz gün yeniden harekete geçin
Düşmanın uygulayacağı yeni taktiklere hazırlıklı olmalıyız. Onu yakından izlemeli, zekamızı kullanarak başvurabileceği olası yöntemleri değerlendirmeliyiz
Amaçsız bir Hun, amacına ne zaman ulaştığını asla bilemez.
Yüzeysel amaçlar, yüzeysel sonuçlar doğurur.
Liderler, Hunlara yön vermeli, onların amaçsız kalmalarına asla izin vermemelidir.
İleriyi görebilme, enerji, tek amaca bağlılık, Hunların seçimi ve kullanımı, çabalara değecek bir hedefe bağlılık mükemmel bir komutanın özellikleri haline gelir.
Hunlar ancak kazanabilecekleri savaşlara girmelidirler.
Rekabetçi ruhu olmayan lider zayıftır ve en ufak sorun karşısında kolaylıkla pes eder.
Ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, düşmanınızın gücünü hafife almayın, bir gün zararınıza olabilir.
Komutanların daima yüksek amaçları olmalıdır; bunlar sıradan olan şeylerin güvenliğine sığınmadan, kendilerini farklı kılacak şeylerin peşinde olmalıdırlar.
Ava çıkınca avlanmaya hazır olun. Yanınıza en iyi ok ve yayınızı alın. Ormanda hayvanları kovalarken size en uygun olan giysileri giyin.
Akıllı lider cevabını duymak istemediği soruyu asla sormaz!
Asla hakem tayin etmeyin; bu üçüncü bir kişinin sizin kaderinizi belirlemesidir. Böyle bir seçim zayıfın yararına olur.
Baş olmayı istememelisiniz.
Başarılarınız, zaferleriniz ne kadar büyük olursa düşmanlarınız yolunuza o kadar büyük muhalefetle, acı ve cesaret kırıcı olaylarla çıkacaklardır.
Büyük komutanlar asla kendilerini fazla ciddiye almazlar.
Doğal davranmalı, mevkinizin size getirdiği sahte bir gurura kapılmamalısınız.
Düşmanınızın gelecekte size güvenmesini istiyorsanız, pazarlık sırasında verdiğiniz sözleri tutun.
Korku büyü kadar etkilidir.

Yazılı raporlar, ancak hükümdar tarafından okunursa bir amaca hizmet eder.
Her söylediği komutanlarınca onaylanan hükümdar sıradan öğütler veriyor demektir.
Akıllı bir komutan kötü bir haber getiren Hun'u asla öldürmez. Akıllı komutan asıl kötü haber getirmeyen Hun'u öldürür.

Bir Hun'un büyüklüğü ulusunun yararına özveride bulunmak isteyip istemediğiyle ölçülür.
Komutanlar basitliğin üstüne çıkıp Hunlar'ın da aynı şeyi yapmasını sağlayacaklardır.
Komutanlar: Kendinizi kaybederseniz, kazanamazsınız. Kendinize güvenin kendinize ait olun, kazanamasanız bile elinizden geleni yaptığınıza emin olabilirsiniz.
Bir komutanın başarılı olması için zekâ bakımından çok üstün olması gerekmez ama zafer kazanmak için engel tanımayan bir azmi, amacına ulaşmak için kesin bir inancı ve cesaretini kırmak isteyenlere karşı koyabilme yürekliliği olmalıdır.
Kendini düşünen kibirli ve kendine hayran kişiler pek ender olarak büyük lider olurlar ama kendini beğenmişlikleriyle ün kazanacakları muhakkakdır.
Büyük komutanlar asla kendilerini fazla ciddiye almazlar.
Akıllı bir komutan uyum sağlar, ödün vermez.
Hunlarla içki içen komutanlar artık komutan değil, onlardan biri olurlar.
Güçlü komutanlar çevrelerinde güçlü Hunlar'ı görmek isterler.
Bir komutanın başarısı arttıkça ona duyulan kıskançlıkta artar.

Engelleri zorlukla yenmenin hayatlarına renk katacağını ve onları etkileyeceğini Hunlar erkenden öğrenmelidir.
Başarılı hunlar zor durumlarda ne yapacaklarını ve hatalarından nasıl sıyrılacaklarını bilirler.
Bir Hun bedelini ödediği sürece istediği her şeyi elde edebilir.

Her kararın riski de vardır.
Zaman hükümdar ya da Hunlar lehine daima durumu düzeltmez.
Yeteneksizlerin yargı ve karar vermesine izin verilirse, büyük hatalar kaçınılmaz.
Çabuk verilmiş kararlar her zaman iyi kararlar değildir. Aynı şekilde çok ağır verilen kararlar da en iyi kararlar olmayabilir.
Komutanlar asla tartışmaya girmemelidir.
Bir komutanın karar vermedeki cesaretli Hunlar arasında iyi bir şöhret edinmesini sağlar.
Tatlı bir zafer yaşanmayacaksa komutan Hunları savaştan uzak tutmalıdır.
Komutanı öteki Hunlar'dan ayıran özellik zor kararlar verebilmesidir.

Akıllı komutanlar, hunları asla zayıf yönlerinin güçlü basacağı durumlar bırakmazlar.
Hunlar, normalde komutanlarının kendilerinden beklediklerini yerine getirirler.
Bir komutan asla onlardan zekâ ve anlayışlarının üstünde hareket etmesini beklememelidir.
Komutan yetenekli Hunlar zor görevler verir.
Mevkiinden özveride bulunmak yetki vermek değildir. Böyle bir özveri zayıflık işaretiyse, yetki verme güçlü olmanın göstergesidir.

Güçlü komutanların her zaman güçlü zayıflıkları vardır. Hükümdarın görevi, komutanın güçlü yanlarını ortaya çıkarmaktır.
Hunlar başarıdan çok yenilgilerden ders alırlar.
Hunlar engelle karşılaştıklarında daha hızlı öğrenirler.
İyi bir komutan gelecekteki önderlik yeteneklerinin geliştirilmesi için deneyimsiz bir Hun'a yetki verebilir.
Hunlar'ın deneyimi, komutan olduklarında ihtiyaç duyacakları kişiliği geliştirecek şekilde planlanmalıdır.
Komutan olmak kolay olsaydı, herkes olurdu.
Hunlara uygun zamanlarda daha yüksek sorumluluklar verilirse komutan olmaya en iyi şekilde hazırlanırlar.
Komutanları yetiştirirken yerinde bir baskı gereklidir.

Siyasal bir mücadelede, Hun'un bir gözü daima arkasında olmalıdır.
Zaferin temelinde ne zaman ve nerede sorularının cevabı yoktur.
Hunlar ancak kazanabilecekleri savaşlara girmelidirler.
Hunlar, politikada yenilmenin sonucu savaşa girebilirler. Ama savaş da diplomasinin başlaması için gerekli olabilir.
Hunlar için sürtüşme olağan bir durumdur.
Hunlar ancak belli bir amaçla düşman kazanırlar.
Hunlar diplomasiyle kazanılacak bir şeyi asla zorla almazlar.
Komutanlar, sıcaklık, konukseverlik ve nezaketin en amansız düşmanı fethedeceğini bilirler.
Komutanlar sık sık en güvendikleri kişiler tarafından ihanete uğrarlar.

Atıf Yılmaz (9 Aralık 1925, Mersin - 5 Mayıs 2006, İstanbul), Türk yönetmen, senarist ve yapımcı.

Dünya sanatı üzerine, kendine özgün kültür birikimimizle bir taş da biz ilave edemiyorsak, ‘sinema evrensel bir sanattır, evrensel sanat yapıyoruz’ sözlerinin bana, fazla geçerliği olmayan, boş laflar gibi geldiğini burada söylemeliyim. ("Söylemek Güzeldir" kitabından)

Türkiye'de filmlere uygulunan sansür hakkında: Eski dönemlerde sansür çok büyük bir baskıydı ama şu anda öyle bir baskı yok ama o biraz şanssızlık oldu herhalde. Handan'ın da filmine ilk önce sansür yoktu. Daha sonra Kürtçe bir afiş bastırmaya kalkınca bazı sorunlar çıktı.Yoksa film oynuyordu. Sanırım Kürt meselesini lanse etme isteğinden bazı sorunlar çıktı.
Devlet Sanatçısı unvanını Devlet ödül dağıtacağına, önce sanatın önündeki engelleri kaldırsın diyerek kabul reddetmiştir.

August Bebel (22 Şubat 1840 – 13 Ağustos 1913) , Alman sosyalist politikacı.

Analık  hukukunun  geçerliliği,  komünizm  anlamına,  herkesin  eşitliği anlamına  geliyordu;  babalık  hukukunun  doğuşu  özel  mülkiyetin  egemenliği  ve  aynı  zamanda  kadının  ezilmesi  ve  köleleştirilmesi  anlamına  geliyordu.  Devleti  kadınların  eline  geçirtip,  komünizmi  uygulattığı  "Kadınlar  Meclisi" komedisinde,  kadınları  küçük  düşürmek  için  onları  fena  halde karikatürize  eden  tutucu  Aristofanes  bile  bunu  görüyordu.
Bazı açılardan görüşlerimiz, barbar halkların görüşlerinden çok az farklıdır. Yeni doğan bebekler barbarlarda sıkça öldürülüyordu, özellikle kızların kaderi buydu ve bazı kabilelerde hala böyledir. Biz artık kızları öldürmüyoruz, bunun için fazla uygarız ama kızlara sık sık parya gibi davranılıyor. Daha güçlü olan erkek, var olma mücadelesinde kadını her yerde geri iter ve kadın buna rağmen mücadele ederse, güçlü cins tarafından sevimsiz rakibe olarak nefretle izlenmesi ender değildir. Kadın rekabetine karşı en acımasız olan ve onlara karşı şiddetle mücadele edenler, özellikle daha yüksek tabakaların erkekleridir. İşçilerin de kadın emeğinin dışlanmasını talep etmelerine istisnai olarak rastlanır.
Şimdiye  dek  genel  olarak  kadının  duygusal  ve  ruhsal  yaşamı  ölçüsüz  derecede  beslendi,  buna  karşılık  zeka  gelişimi  engellendi,  ağır  biçimde  ihmal edildi  ve  bastırıldı.  Bunun  sonucu  olarak  kadın  tam  anlamıyla  duygusal  ve ruhsal  yaşam  hipertrofisi  çekiyor  ve  bu  nedenle  o,  çoğunlukla  her  türlü  batıl inanca  ve  mucize  yalanına  açıktır,  dinsel  ve  başka  türlü  şarlatanlıklar  için çok  yararlı  bir  zemin,  her  türlü  gericilik  için  uyumlu  bir  araçtır.  Darkafalı  erkek  dünyası  bunun  acısını  duyduğu  için  sıkça  şikayetçi  olur  ama  bunu değiştirmez,  çünkü  büyük  bir  çoğunlukla  kendisi  de  henüz  kulaklarına  dek  ön yargılara  gömülmüştür.
Ortaçağın  ne  kadar  eksiklikleri  olsa  da,  Hristiyanlığın  bastıramadığı, sağlam,  yaşam  sevincine  sahip  bir  halk  karakterinden  fışkıran  sağlıklı  bir şevhet  duygusu  vardı.  Zamanımızın,  şeyleri  adlı  adınca  anmaktan  ve  doğal şeyler  üzerine  doğal  bir  şekilde  konuşmaktan  sıkılan  ve  çekinen  ikiyüzlü  iffet  taslayıcılığı  ve  gizli  şehvet  düşkünlüğü  ona  yabancıydı.  Doğallıktan yoksunluktan  ya  da  töre  haline  gelmiş  iffet  taslayıcılıktan  açıkça  adı  konmak  istenmeyen  ve  böylece,  bu  tür  bir  dil,  tahrik  edip  doyurmadığı,  yalnızca sezdirip  açıkça  ifade  etmediği  için,  daha  da  tehlikeli  hale  getirilen  şeylerin büründürüldüğü  o  dokunaklı  çift anlamlılığı  da  tanımıyordu.  Toplumsal  eğlence  araçlarımız, romanlarımız  ve  tiyatrolarımız  bu  dokunaklı  çift anlamlılıklarla  doludur  ve  bunun  etkisi  ortadadır.  Dinsel  spiritüalizm  (tinselcilik)  ardına  gizlenen  bu hovarda  spiritüalizmi  muazzam  bir  güce  sahiptir.
Sınıf  bilinçli  işçi,  mevcut  ekonomik  gelişmenin,  kadının kendisini  erkeğin  rakibi  olarak  payelendirmeye  zorladığını  biliyor  ama  o, kadın  emeğini  yasaklamanın,  makine  kullanımını  yasaklamak  kadar  saçma olduğunu  da  biliyor  ve  bu  nedenle  kadını,  toplumdaki  konumu  üzerine  bilinçlendirmeyi  ve  onu  proletaryanın kapitalizme  karşı  kurtuluş  mücadelesinde  silah  arkadaşı  olarak  eğitmeyi  arzuluyor.
Eğer  insan,  normal  ve  sağlıklı  biçimde  gelişmek  istiyorsa,  bedeninin hiçbir  uzvunu  ihmal  etmemek  ve  hiçbir  doğal  güdünün  normal  doyumunu esirgememek,  onun  kendisine  karşı  yerine  getirmek  zorunda  olduğu  bir  buyruktur.  Her  uzuv,  doğa  tarafından  belirlenmiş  olduğu  fonksiyonu  yerine  getirmelidir,  organizmanın  zarara  uğratılması,  cezalandırmayı  gerektirir.  İnsanın  fiziksel  gelişim  yasaları  gibi,  ruhsal  gelişim  yasaları  da  incelenmeli  ve onlara  uyulmalıdır.  İnsanın  ruhsal  faaliyeti,  onun  organlarının  fizyolojik  niteliğine  bağlıdır.  İkisinin  tam  sağlıklılığı  birbiriyle  içiçedir.  Birindeki  arıza diğerini  de  arızalandırıcı  etkide  bulunmak  zorundadır.  Hayvansal  gereksinimler  denen  şeyler,  ruhsal denenlerden  farklı  bir  basamakta  değildir.  İkisi de  aynı  organizmanın  etkisidir  ve  biri  diğerinden  etkilenir.  Bu  erkek  için  olduğu  kadar kadın  için  de  geçerlidir.
Erkek  dünyası  tarafından  konulmuş  olan  ahlak  yasalarının  kadınlar  tarafından  en  ufak  bir  ihlali,  en  ağır  biçimde  cezalandırılıyordu.  Ve  kadın cinsi,  sürekli  baskı  ve  aldığı  tuhaf  eğitim  sonucu, efendisinin  düşünce  sistemini  öylesine  içselleştirmiştir  ki  bu  durumu  hala doğal  bulmaktadır. Köleliği  de  doğal  bulan  ve  köleciler  sınıfından  kurtarıcıları  çıkmamış olsa,  hiçbir  zaman  kendini  kurtaramayacak  olan  milyonlarca  köle  yok  muydu?  Stein  Yasası  sonucunda  kölelikten  kurtulacak  olan  Prusyalı  köylüler, bundan  vazgeçilmesi  için  dilekçe  yazmamışlar  mıydı,  "Çünkü  hastalandıklarında  ya  da  yaşlandıklarında  onlara  kim  bakacaktı?"  Ve  modem  işçi  hareketinde  de  durum  benzer  değil  midir? Sömürücülerinin  kendisini  etkilemesine ve  iradesi  dışında  yönlendirmesine  halen  izin  veren  öyle  çok  işçi  var  ki!
Koşullar  erkek  için  özellikle  elverişlidir.  Doğa,  üreme  eyleminin  sonuçlarını  kadına  havale  etmiştir,  erkeğin  zevk  dışında  ne  zahmeti  ne  de  sorumluluğu  vardır.  Kadın  karşısındaki  bu  avantajlı  konum,  erkek dünyasının  büyük  bölümünü  belirleyen,  cinsel  taleplerdeki  o  dizginsizliği  teşvik  etmiştir. Fakat  cinsel  güdünün  yasal  doyumunu  engelleyen  ya  da  yetersiz  bırakan  birçok  neden  bulunduğundan,  sonuç,  yabanıl  doyumdur.
Kadın  karşısında  erkeğin  devlet  tarafından  böylesi  korunuşu,  ilişkilerin karakterini  tepetaklak  ediyor.  Sanki  erkekler  zayıf,  kadınlar  ise  güçlü  cinsmiş  gibi,  sanki  kadın  baştan  çıkarıcı  ve  zavallı,  zayıf erkek  baştan  çıkarılanmış  gibi  görülüyor.  Cennette  Adem  ile  Havva  arasındaki  baştan  çıkarma efsanesi,  anlayışlarımıza  ve  yasalarımıza  etkide  bulunmaya  devam  ediyor  ve Hristiyanlığa  hak  veriyor:  "Kadın  büyük  baştan  çıkarıcıdır,  suç  küpüdür." Erkek  dünyası  bu  acıklı  ve  onursuz  rolden utanmalıdır.  Ama  o,  bu  "güçsüz" ve  "baştan  çıkarılan"  rolünde  olmayı  beğeniyor,  çünkü  ne  kadar  çok  korunursa  o  kadar  çok  günah  işleyebilir.
Eğilim ve yeteneklerini geliştiremeyen, en dar fikirler çevresinde saplanıp kalan ve neredeyse yalnızca kendi  cinsinin üyeleriyle ilişkide bulunan kadın, günlük ve alışılmış şeylerin ötesine imkanı yok geçemez. Düşünsel ufku  yalnızca en  yakın  çevresindeki  olaylarla,  akraba  ilişkileri  ve  onunla  bağıntılı  şeyler  çevresinde  döner. Dolayısıyla  en  değersiz  şeyler  üzerine  geniş sohbetler,  dedikodu  düşkünlüğü  vargüçle  teşvik  edilir, çünkü  kadının içinde yaşayan  düşünsel  özellikler,  faaliyet  ve  egzersiz  için  sıkıştırır. Ve bundan dolayı çoğunlukla nahoş duruma düşen, umutsuzluğa  kapılan  erkek,  esas olarak  "kainatın  reisi"  olarak  bizzat  kendisinin suçu olan özellikleri lanetler.
Genelde  kadına,  özelde  proleter  kadına  da,  onun  kurtuluşu  için de  mücadele  edilen  bu  kavgada  geri  kalmama  çağrısı  yapılıyor.  Hareketteki  ve  daha iyi  bir  gelecek  için  bugünkü  mücadelelerdeki  gerçek  yerini  kavradığını  ve katılmaya  kararlı  olduğunu  kanıtlamak  ona  düşer.  Erkeklerin  işi  onu,  tüm ön yargıları  sıyırıp  atmada  ve  mücadeleye  katılmada  desteklemektir.  Hiç kimse  gücünü  küçümsemesin  ve  birey  olarak  kendisinin  önemli  olmadığına inanmasın.  İnsanlığın  ilerlemesi  için  mücadelede,  ne  kadar  zayıf olursa  olsun hiçbir  güçten  vazgeçilemez.  Damlaların  kesintisiz  düşüşü  sonuçta  en  sert  taşı  deler.  Ve  birçok  damladan  dere,  derelerden  ırmak,  çok  sayıda  ırmaktan büyük  nehir  oluşur.  Sonuçta  hiçbir  engel  onun  haşmetli  akışını  önleyemez. İnsanlığın  kültür  yaşamı  da  aynen  böyledir.  Kendisini  yükümlü  hisseden herkes,  bu mücadeleye  tüm  gücüyle  katılırsa,  nihai  zafer kaçınılmazdır.
Kadının  erkekle  eşitliğinin  karşıtları  temel  koz  olarak,  kadının  erkekten daha  küçük  bir  beyine  sahip  olmasını  kullanıyorlar,  onlara  göre kadın  başka  özelliklerde  de  erkeğin  gerisindedir,  böylece  kadının  sürekli madunluğu  kanıtlanmış  oluyordu.  Kesin  olan,  erkekle  kadının  farklı  cinsten  iki  insan  oldukları,  her  birinin  cinsel  amacına  uygun  özel  organlara sahip  olduğu  ve  her  cinsin  doğa  amacına  ulaşmak  için  gerçekleştirmek  zorunda  olduğu  görevler  temelinde,  fizyolojik  ve psikolojik  durumlarında  bir dizi  farklılıkların  bulunduğudur.  Bunlar  kimsenin  reddedemeyeceği  ve  reddetmeyeceği  olgulardır  ama  bunlar  erkekle  kadının  sosyal  ya  da  siyasal hak eşitliğinde  farklılığı gerekçelendirmez.  İnsanlık,  toplum,  iki  cinsten oluşur,  bunların  gelişiminin  sürmesi  için  ikisi  de vazgeçilmezdir.  En  dahi  erkek  bile,  sahip  olduğu  en  iyiyi  ona  borçlu  olduğu  bir  anne  tarafından  doğurulmuştur.  Öyleyse  hangi  hakla  kadının,  erkekle  eşitliği  inkar  edilmek isteniyor?
Kadın,  erkek  gibi  toplumun  yararlı  ve  eşit  bir  parçası  olmalıdır,  aynı  erkek  gibi  tüm  bedensel  ve  düşünsel  yeteneklerini  tamamen  geliştirebilmelidir ve  görevlerini  yerine  getirerek  haklarına  da  sahip  çıkabilmelidir.  Erkeğin  karşısında  özgür  ve  eşit  durduğunda,  layık  olmadığı  beklentiler  karşısında kendisini  koruyabilir.
Kadının  ev  idarecisi  ve  çocuk  bakıcısı  olmasını  gerektiren  doğa  mesleğine  dayanmak,  tarih  var olduğundan  beri  herhangi  bir  yerde  kral  bulunduğu için,  sonsuza  dek  kralların  olması  gerektiğine  dayanmak  ne  kadar  mantıklıysa,  işte  o  kadar  mantıklıdır.  İlk  kralın  nerede  çıktığını  bilmiyoruz,  aynı  şekilde  ilk  kapitalistin  nerede  görüldüğünü  de  bilmiyoruz  ama  yüzyıllar  boyunca  krallığın  önemli  ölçüde  değiştiğini  ve  gelişmenin,  onu  gereksiz  kılan 

Johan August Strindberg (22 Ocak 1849, Stockholm – 14 Mayıs 1912, Stockholm), İsveçli oyun yazarı ve romancıdır.

Bilgi beni yatıştırır.   
İnsan olmak yürekler acısı!    
Ah şu çelişkilerle dolu, garip dünya!  
Erkeğin bu dünyadaki kökü kadındır.  
Özgürlüğü ışıkta aramak senin görevin.  
Bir kadın anne olana kadar bir çocuktur.   
Hayatta her sevinç iki kat acıyla ödeniyor.  
Bütün kötü tutkuların en kirlisi kıskançlıktır.  
Kötülük işlemeyen korku bilmez Tatlı şeydir masumluk.  
Bilinen tek şey ölümdür, oysa hayatta ne olacağı hiç bilinmez.  
Kendime gelebilmek için, ıssız yabanlara, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere gideceğim. 
Nişanlısı, cahillerin seviyesine inecek olduktan sonra hayatlarını birleştirmeye değmezdi ki!   
Üstümüze güneş doğması gerekirken, dolunay altındaki yıkıntılar ortasında bulduk kendimizi.   
Ben buraya yardım dağıtmaya değil, halka kendilerini yardım almadan kurtarmayı öğretmeye geldim.  
Tabiat kuvvetlerinin etkisini bir dereceye kadar azaltabilmesine rağmen insan, yine de tabiat kuvvetinin hükmü altındadır.  
Uğrunda yaşama mücadelesi vereceğim hiçbir şeyim kalmadıktan sonra bilgi, bilim, felsefe neye yarar? Onursuz bir hayatın ne anlamı olur?   
Tiyatro, diğer birçok sanat gibi bana uzun zamandır bir Biblio Pauperum olarak görünmüştür; yazılı ya da basılı herhangi bir şeyi okuyamayanlar için resimli bir İncil olarak. (Toplu Oyunları 1 adlı kitabının önsözünden)

>>.azquotes.com/author/14243-August_Strindberg

Isidore Marie Auguste François Xavier Comte, kısaca Auguste Comte (19 Ocak 1798 - 5 Eylül 1857), Fransız sosyolog, matematikçi ve filozof. Sosyolojinin babası olarak tanımlanmaktadır.

Metafizik, psikolojiye indirgenmiştir.   
Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?  
Bilim öngörüyü, öngörü eylemi doğurur.
İnsanlık canlılardan çok ölülerden oluşur.   
Yasaları tamamlamak için iradeler gereklidir.   
Pozitivizm niçinlerle uğraşmaz, ama nasılları iyi bilir.  
Sevgi prensibimiz, düzen temelimiz, ilerleme amacımızdır.
İnsan doğası itibariyle ahlak sistemini iyileştirmek yerine yozlaştırır.  
Sanatın asıl işlevi bilimin attığı temelin üstüne modeller yaratmaktır.   
Kendi kazanç ve malından başkalarını da yararlandırmayan yoksul sayılır.  
Sevgi, ilerleme ve ahenk dairesinde herkes için ve başkası için yaşamaktır.  
İlk iki dönem geride kalmıştır; pozitif bilimin ve düşüncenin hâkim olduğu döneme girdik.  
Bilimleri ve ahlakı yeniden düzenleyin,aynı anda toplumu yeniden örgütlemiş olacaksınız.  
Sevgi tek ahlaki duygudur, çünkü yalnızca o toplumculuğun kişisellikten üstün tutulmasını sağlar.   
İnsan zekası bir aracı olmadan, bütün olayları gözleyebilir; gözleyemeyeceği tek olay vardır: kendisi.   
Dünyada kesin olan tek şey geçmiştir, fakat üzerinde çalışmak zorunda olduğumuz her şey gelecektir.  
Tek gerçek yaşam, soyun müşterek yaşamıdır; bireysel yaşamın soyutlama dışında bir varoluşu yoktur.   
Milletlerin gelişmesi ve ilerlemesi insan tasarımının bir sonucu değil, insan faaliyetlerinin bir sonucudur.   
Zeka ve akıl onu toplumsallaşma olgusuna götürür. Arzu ve duygularla yaşayan insanlar sürekli didişirler.   
İyi yola götürmek ve kötülüklerden korumak. Bu asıl hareket ruslardan fazla özellikle türklerde göze çarpıyor.
Doğulu önderler, milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar.  
Birey toplumsal bir varlıktır. İnsan daha ziyade duygular ve egosuyla hareket eder; zeka ve aklını kullanmaktan sürekli kaçınır.  
Şüphecilik bir kriz halinden ibaret olup insan aklının bir öğreti değişikliğine geçişinde ortaya çıkan zihinsel bunalımın kaçınılmaz sonucudur.  
Dogmatizm, insan zekasının normal hali, onun doğası nedeniyle sürekli olarak ve her türüyle, en uzak göründüğü zaman bile meylettiği haldir.  
Aklını kullanan insan barış ve sükunete kavuşur. Bu nedenle insandaki bencil duyguları, akıl ve zeka aracılığıyla çıkarsız hale getirmek zorunludur.  
"Yeni din" , sonunda Pozitif Din olacaktır. Bu dinin Tanrısı insanlık, peygamberi bilim adamları ve mucizeleri ise ilmî keşiflerdir. İbadet üstün bir varlığa tapınarak değil insanlığın gelişimi için çaba sarf edilerek yapılır.

Augustus Hill, ABD yapımı hapishane dizisi olan Oz'da bulunan kurgusal karakterlerden biridir. Dizinin anlatıcı kişisidir.

Oz. Oswald Maksimum Güvenlikli Cezaevine sokaklarda verilen isim.
Oz geri kalmıştır. Oz hak edilen cezadır. Birisini cezalandırmak mı istiyorsun? Onu ailesinden, kendisinden ayır. Kendi türündekilerle bir yere kapat. Oz zor kere zor zamandır.
Oz'da daima gizli bir korku vardır. Şiddete, nefrete, patlamaya hazır.
Oz yaşadığım yer, Oz öleceğim yer, çoğumuzun öleceği yer. Bunu umursamıyorduk. Bunu umursamıyoruz. Bunu umursamaz hale geldik. Değil mi?
Lazanyacı, köle, kızıl kafa, baharatlılar, Yahudi, çekik, zenci kelimeler. Kelimeler silahlardır. Ben yine de Mac-10'u tercih ederim.
Kimi mahkûmlar yüzleşebileceğimiz en kötü şeyin şiddet olduğunu söylerler. Bence büyük bir esnemedir. Sıkıcı tek düze günleri nasıl geçirebilirsiniz? Hayatımıza anlam ve düzen katması gereken bu rutinlerimiz vardır; ama arkamdan şişlenmek rutinden daha az korkutucudur çünkü rutin, rutin sizi öldürür.
İnsanlar yaşamak için öldürür. Bu dışarıdaki gibi hapishanede de böyledir. Burada yaşamak için neden böylesine kavga ettiğimizi merak ediyorum.
Birisi 100 yıla mahkûm oluyor. Cidden egzersiz yaparsa, sertleşip formda kalırsa dışarı çıkabileceğine inanıyor mu ?
Yargıç şartlı tahliyesiz müebbet veriyor. Şartlı tahliyesiz, müebbetler.
Bir noktada bir daha bir yere gitmeyeceklerini fark ederler. Böyle olduğunu gördüm. Gözlerine bir sakinlik çöker. Sanki geri kalan hiçbirimizin göremediği bir şeyi fark ederler. Birden başka türlü özgür kalırlar, ölmeye hazırlardır ve belki bu bokun gerçekleşmesi için ellerinden geleni yaparlar.

"Fuck" (Sikmek) dört harflik bir kelime. "Rape" (Tecavüz) dört harflik bir kelime. "Wife" (Eş) dört harflik bir kelime. "Love" (Aşk) da öyle. Sikmek bir lanettir. Aşk da öyle.
Bir erkeğin elinden pek çok şeyi alabilirsin. Sigara, özgürlüğünü, bacaklarını ama duygularını alamazsın. Duyguları olmaz.
Adam kadını sever. Nasıl birisi olduğu önemli değil, eğer severse onu ister. Bedenini ister. Kendisini istemesini ister. Ona dersin ki, bir daha sevişemeyeceksin. Ona bir daha o şekilde dokunamayacaksın. Bu son sefer, en son sefer. Eğer bu alışılmadık ve zalim bir ceza değilse, nedir bilmem.
Tanrı gün batımını renklerle doldurdu ve Tanrı yıldırım gibi koşan atları yarattı. Tanrı portakalı, elmayı ve çileği yarattı; ama Tanrı'nın yarattığı en muhteşem şey amdı. Kaba saba olmak istemiyorum ama bütün gün batımlarını, atları ve meyveleri alabilirsiniz ama bana dünyadaki bütün amları verin. Siktir, bütün amlara ihtiyacım yok. Her gün bir tane verin.
Seks bir yanılsamadır. Bir tomar döl yumurtaya çarpar ve bam... Tüm bu insanlara bağlanırsın. Bu yabancılar, belki senin gözlerini alır ya da burnu seninkine benzer. Ya da sana kimi hücreler verir, istemesen bile içki içersin ya da uyuşturucu alırsın. Hatta seni öldürür. Bu gen işleri bize burada taktıkları pranga gibidir, özgürce kımıldamamıza engel olan zincirler gibi. Kurtulman için Huduni olman gerekir. Lanet Huduni olman gerekir.
Seks ve ölüm. Hem farklılar hem de aynılar. Son ana ulaşmak için, orgazma, vücudunuzun kontrolünü bırakmalısınız, ruhunuzun da. Ya aşk? Eh, seks tatlı ve ölüm acıysa, aşk ikisinin karışımıdır. Aşk daima ve sonsuza dek kalbinizi kırar.

Başlangıçta Tanrı'nın hiçbir şeyi yoktu. O da bir şeyler yapmaya başladı. Toprağı, havayı, suyu, suda yüzen şeyleri yaptı, sürüngenleri, bacakları olanları yaptı. Tanrı kendisini büyüttü. Sonra bir iki gün içinde ya da birkaç milyon yıl içinde insana nefes verdi ve o günden beri hayatı bizden emip alıyor.
Paylaşmadığınız bazı acılar vardır. Tıpkı parmak iziniz gibi, tamamen size ait, tek başınıza.
Bir çeteye dâhil olmak bir dine mensup olmak gibidir. Uyman gereken kurallar, itaat etmen gereken bir lider vardır ve kalbinde sevgi olmalıdır. "Dostunu Sev", "Çete Arkadaşını Sev"e dönüştü. Peki ya inandığın dine iman etmekten vazgeçersen? Ruhundaki deliğin hala durduğunu görürsün ve inandığın Tanrı/Aşk'ın aslında yanılsamadan başka bir şey olmadığını fark edersin.
Günah çıkartmanın ruha iyi geldiği söylenir. Kabine girersin ve rahibe istediğini anlatabilirsin, istediğini. O da bunu başkasına anlatamaz. Yerel polisin sorgu odasına girersin ve yaptığın her şeyi anlatırsın, polisler de bunu basına, savcıya ve herkese anlatır. Kimi haltlar işlersin ve vicdanını rahatlatmak istersin ve bu yine de yanına kar kalır? Eh, ya annene anlatacaksın ya da rahibe!
Ve Tanrı "Işık olsun." dedi ve ışık oldu. Eh, Tanrı için bunu söylemek kolay. Ne de olsa Tanrı! Ama biz geri kalanlar için ışığı bulmak zaman alıyor, ömür boyu.
Kimi zaman Oz'da dokunamayacağınız şeyler, dokunabileceklerinizden daha gerçektir. Örneğin korku, nefret, yalnızlık... Bence bir bacaktan daha gerçek ve ruh, her gün neredeyse tutabileceğiniz kadar büyür. Böyle bir bok deliğinde, sonunda Tanrı'nın yüzünü görmek.
Tanrı'nın bizden ne istediğini anlamaya çalışıyoruz. Bizi neden buraya koyduğunu. Onunla anlaşmaya çalışıyoruz; ama Tanrı sert bir pislik ve ihtiyacımız olanı almayı biliyoruz. En önemli olanı bırakmamız gerekiyor. Daha azıyla ilgilenmiyor.
Tanrı kendisinin mükemmel, bizim eksik olduğumuzu biliyor ve mükemmel olamayız ama olmamızı istiyor ve olamazsak bizi cezalandırıyor, ne dediğimi anlıyor musunuz? Tanrı en büyük hayduttur. Büyük patron, anlıyor musunuz? Bizi emriyle yaşatıyor, yapmazsak ölümü sunuyor. Bizimle yüz yüze konuşması gerekmiyor. Neyi neden yaptığını açıklamaya da gerek duymuyor. Dediğimi anlıyor musunuz? Zenciler cennette bir yerde oturuyorlar, kapuçino içip dinleniyorlar. Tüm dünya ellerinde mi? Tüm dünyayı taşaklarından yakalamış! "Yüce yaratan" ve tüm bu boklar.

Bir sineğe vurursunuz, karıncanın üstüne basarsınız, hamamböceğini ezersiniz ve bunu çok düşünmezsiniz. Aslında bir böceği öldürmek size bir zafer hissi yaşatır. Lanet karınca pikniğinizi mahvediyordur. Hamamböceği mutfak dolabınıza tırmanıyordur. Bu sefil, küçük yaşamlara bir son verirsiniz ve dünyayı herkes için iyi bir yer haline getirirsiniz. Her birini öldürdüğünüzde gittikçe daha belirgin, daha büyük, daha çirkin, daha kötü olursunuz.
Kimisi ölümün beş aşaması olduğunu söylüyor: İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve en sonunda kabullenme. O an kendine şunu söylersin: "Öleceğim ve bu konuda yapabileceğim bir bok yok." Evet, Oz'da hepimiz bunu biliriz. Hepimiz kabullenmeyi biliriz.
Merhamet acıma için fazla süslü bir kelime. Vali gördüğünüz gibi ölüm cezasını hafifletebiliyor. Telefonu açıp durun deme gücüne sahip ama bence Vali'nin merhamet gösterdiği tek an telefon açmamasıdır. Zira hapishanede şartlı tahliye ümidi olmadan bir ömür geçirmek ölümden beterdir. Ölüm şartlı tahliyedir. Ölüm gerçek bağışlamadır.
Bir yerlerde ölüm hücresinde bir kardeşimiz vardı. Girdiğinde 16'ydı. Orada bir 16 sene daha oturdu. Mahkemeler ve avukatlar şundan bundan konuşurlarken duvara bir resim yaptı. Neyin peşinde olduğunu bir kişiye bile sezdirmeden. Sonunda 32 yaşına geldiğinde hücrede geçirdiği süre tüm temyiz çabalarının tükendiği annesinin evinde geçirdiğinden fazlaydı. Ölmek üzereydi. Son an için çıkartılmak üzereyken, başyapıtının örtüsünü açtı. Hepsi dört kelimeden ibaretti. "Ölüm kesindir, hayat değil." ertesi gün gardiyanlar üstünü boyayla kapattı.

Sel baskını. Iowa veya Missouri gibi büyük sel baskınları olan yerlerde yaşayan insanların hikâyelerini duymuşsunuzdur. Lanet su dolmaya devam edip yatağından taşar, kontrolden çıkar. Yoluna çıkan tüm çiftlikleri ve köyleri silip süpürür. Herkes durdurmaya çalışır ama kimse başaramaz. Herkesin hayatı mahvolur, tamamen yıkılır ve lanet nehrin umurunda bile olmaz. O yükselmesini sürdürür.
Yıllar, yıllar, lanet yıllar boyunca benim merak ettiğim şu; Orta Batı'da yaşayanlar deli mi? TV'de herifin tekini görmüştüm, evi dört kez sele kapılmış. Dört lanet kez. Neden çekip gitmiyor? Neden kamyonetine atlayıp daha yüksek bir yere taşınmıyor? O da bizim Oz'da olduğumuz gibi mi? Daha yüksek bir yeri yok mu?
Tek bağımlılık yaratanın uyuşturucu olmadığını söylememe gerek yok. Kimileri içlerini enjekte eder, kimisi ESPN koklar, kimisi de kumar, iğneler. Bunlar keşlerin yemeğidir, kaliteli şaraplar, chobias, kızlar. Kimisi de aşkın müptelası olur ve sokaktaki herhangi biri gibi yeni bir vuruş ister. Tek bir vuruş daha adamım. Tek bir vuruş.
Uyuşturucular iyidir demiyorum ama geçmiş, geçmişken ve geleceğin berbatken, geleceğinde tutulmamış sözlerden ve yıkılmış hayallerden başka bir şey yokken, uyuşturucular acını alır. Dinle Amerika: Uyuşturuculardan kurtulamayacaksın ta ki acılarını dindirene kadar.

Toplam mahkûm mevcudunun yüzde altısı 55 yaş ve üzerindekilerden oluşuyor. Bu on sene önce bunun iki katıydı. 55 yaşındakilere yaşlı diyoruz, çünkü suçlu hayatı normaldekinden 10 sene fazla yaşlandırıyor. Oz'da iyi yemekler yersiniz, antrenman yaparsınız, düzenli sağlık kontrolünden geçersiniz. Eğer yorgunluktan ölmezseniz kendi muhitinizde yaşayacağınızdan daha uzun süre yaşarsınız. Evet, hapishane sistemi sizi hayatta tutar ama sizinle ilgilenemez.
İnsanlarla hasta oldukları zaman gerçekten onları umursadığımız için mi ilgileniriz? Yoksa ilgilenme sebebimiz bizim de zamanımız geldiğinde birilerinin de bizimle ilgilenmesini istediğimiz için mi? Veya fark eder mi?
En azından sağlıklısın! İnsanların bunu söylemesinden nefret etmiyor musunuz? İşiniz kaybetmişsin, karını kaybetmişsin, hapishanedesin ve serseri idealistin teki gelip, "En azından sağlıklısın." der! Sanki bu kendini daha iyi hissettirecekmiş gibi! Ya parasızsam? Ya torbacının teki kıçımın peşindeyse? En azından tümörüm yok! Yemin ederim birisi daha gelip "E.A.S" derse, onların sağlıklarını kaybetmelerini sağlayacağım.
Crack bağımlılığım vardı. Sonra bu kazayı geçirdim. Hastanede yatarken, arınma merkezine gönderdiler ama bu kolaydı. Doktorlar morfin verdiler, demerol, percodan. Acı çektiğimi fark etmiyordum. Hastanede olduğumu bilmiyordum. Felçliydim. Sonra buraya geldim ve toplantılara katıldım. Günde bir kez alıyordum. Her gün uyuşturucuları düşündüm. Uyuşturucu almamayı. Her gün, her sa

Sözleri
İyiliğin yokluğundan kötülük doğar.  
Düşünmek, senin varlığının ispatıdır.
Dünya iyi ile kötü arasında paylaşılmıştır.
Mucizeler tabiat hakkında bildiklerimize aykırıdır.
Kötülüğün iyilikten başka olası bir kaynağı yoktur.
Var olduğum için: Yaşıyordum: Hissedebiliyordum.  
İyi kişi köle de olsa özgürdür; kötü kişi kral da olsa köledir.
Adalet olmayınca devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?
Adalet yokken bağımsızlık organize soygundan başka nedir?
Alışkanlıklar bırakılmazlarsa , zamanla ihtiyaç haline gelirler.
Düşünceler bedenin ve bilincin ötesinde üçüncü bir dünyadır.
Şüpheli ve bilime aykırı yorumlar yapmamaya dikkat etmeliyiz.
Kusurlarımızı ayaklarımızın altına alırsak, kendimize merdiven kılarız.
Rahat bir hayat sürmek istersen, varken sevinme yokken de üzülme.
Doğru kimsenin yapmadığı halde haklıdır; Herkes yapıyor olsa bile yanlış yanlıştır.
Şurada burada güçlü adımlarla dolaşmaktansa, doğru yolda sekerek yürümek iyidir.  
Yarının derdi yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter. Sen bugünü kullanmaya bak.
Bir şey kötü ifade edildi diye mutlaka yanlış değildir, mükemmel söylendi diye mutlaka doğru değildir.   
Her şeyi kanıksamaktan giderek her şeyi kabulleniyoruz.Her şeyi kabullenmekten giderek her şeyi onaylıyoruz.   
İnsanlar dağların zirvelerini, denizlerin dalgalarını, nehirlerin boylarını, uçsuz bucaksız okyanusları, yıldızların dairesel hareketlerini merak eder ama kendileriyle ilgili şeyleri merak etmezler.

Austin O'Malley , MD (1 Ekim 1858 - 26 Şubat 1932) bir göz doktoru ve Notre Dame Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı profesörüydü . Aforizmalar kitabının yazarıydı .

Sabır ahlaki esnekliktir.
Bilgelik sessiz yerlerde büyür.
Kel kafa hiç olmamasından iyidir.
Hukuk, devlet gemisinin dümenidir.
En tehlikeli vahşiler şehirlerde yaşar.
Endişe, yarı sabırsızlık ve yarı cehalettir.
İnsan gerçeği her zaman yalanla kirlenir.
Bir kayıptan ders alırsan, kaybetmemişsindir.
Sevgiyi en az hak edenin en çok ihtiyacı vardır.
İnsan yaşamının en belirgin niteliği yalnızlığıdır.
Bazı insanlar gerçeği çizmeden asla ele almazlar.
Kafa ne kadar küçükse, rüya o kadar büyük olur.
Bir doları ve bir ideali aynı anda kovalayamazsınız.
Yalanları dinleyen, gerçeği duyma yeteneğini kaybeder.
Zenginlik, bir yerden çekilerek bir yere akan bir gelgittir.
Yaşayanlar, ölülerin gözlerini kapatarak gözlerini açarlar.
Kim olursan ol sonunda bir kürekle yatağa yatırılacaksın.
Bazı yalancılar o kadar uzmandır ki kendilerini kandırırlar.
Acı çekenler, acı çekenlere en iyi şekilde yardım edebilirler.
Mükemmel eleştirmen, gelecek kuşakların gözüyle görendir.
Devlet insanı koyunu kırpar; siyasetçi koyunun derisini yüzer.
Bilgili insanlar en çok bilgiyi bilgelikle karıştırarak hataya düşerler.
Gözlerini cennete dikip dünyaya hiç bakmazsan cehenneme düşersin.
Beyaz yalan söylemenin caiz olduğunu düşünenler kısa sürede renk körü olurlar.
Sıradan bir insanın başına gelebilecek en büyük talihsizlik, sıra dışı bir babaya sahip olmaktır.
İnsan yaşamının en önemli üç olayı eşit derecede akıldan yoksundur: doğum, evlilik ve ölüm.
Genç bir insanın alışkanlıkları, tıpkı ceketi gibi silinebilir; yaşlı bir insanın alışkanlıkları bir heykelin perdesi gibidir.
Her insanın bilinçi, hayvan terbiyecisi Vicdan'ın vahşi hayvanlar topluluğuyla birlikte yaşadığı bir hayvanat bahçesidir.

>> azquotes.com/author/38001-Austin_O_Malley

Av Mevsimi, başrollerini Şener Şen, Çetin Tekindor ve Cem Yılmaz'ın paylaştığı Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği 2010 yapımı bir polisiye filmidir.

Savcı: Ooo maşallah nihayet gelebildiniz. Gözlerimiz yollarda kaldı.
Ferman: Savcım çok haklısın ama feci bir trafik…
İdris: Bugün bizim nöbet günümüz değil ayrıca. Selam, Doktorum.
Doktor: Selam, İdris.
Ferman: Savcım tanıştırayım. Bu yeni arkadaşımız Hasan Rıfat Adıgüzel.
Savcı: Hayırlı olsun kardeşim. Hasan mı diyelim Rıfat mı?
Hasan: Hasan olabilir savcım.
Savcı: İyi güzel.
Ferman: Durum nedir?
Savcı: Şüpheli ölüm. Şu ana kadar sadece kesik kol bulundu. Araştırmalar devam ediyor.

Asiye: Sen ne dedin bakayım bana? Korkak kahraman? Ulan sen benim karanlıktan başka neyden korktuğumu gördün ki?
İdris: Yıldırımdan.
Asiye: O  çocukluğumda.
İdris: Benden?
Asiye: Pışık. Ben senden hiç korkmadım. Deli, deliden korkmazmış. Bak, kalbim nasıl çarpıyor! Hakikaten ben korkak mıyım?
İdris: Ben buraya seni öldürmeye geldim biliyor musun?
Asiye: İyi, öldür o zaman.

Pamuk: Odamda hayaller kurarım. Masallar yazarım. Hayalet olurum, kaybolurum. O zaman ne babamın nefreti ne ağabeylerimin şiddeti ne bakkalın ter kokusu ne arsız çocukların çığlıkları ne komşu kadınların dedikodusu dokunur bana. Ben hep masallara kaçarım. Hayalet olurum, kaybolurum.

Müzeyyen: Ben seni bilirim. Kendine bakmazsın. Unutkansın, ihmalkarsın, boş verirsin. Onun için ben gidince yapacaklarının listesini çıkardım. Aklıma geldikçe yazıyorum, yazacağım. Evlilik cüzdanımız, nüfus kâğıtlarımız, sigorta karnen falan üst çekmecede. Mide ilaçların mutfaktaki üst gözde. Son kullanma tarihini atlama. İç çamaşırların senin yattığın taraftaki komodinin üst çekmecesinde.

Battal: Benim için kaba saba heriftir derler. Desinler. Şunu unutmayın, ticarette kimseye nezaketi için para ödemezler. Para eden zekadır. Bilen bilir benim av merakım vardır, babamdan kalma. Rahmetli çocukluk zamanımda beni alır Toroslara götürür, Adanalıyız ya. İşte orada yaban keçisi, ayı, geyik... Allah ne verdiyse avlardık. Yani babam avlar, ben seyrederdim. Bir keresinde bir geyik vurdum. Hayvan dizlerini kırdı, oracığa yığıldı. Ölürken de gözlerini dikti, bana öyle baktı. Dayanamadım, ağlamaya başladım. Babamdan ilk ve son tokadı orada yedim. Bir tane çaktı bana ve dedi ki ağlayacaksan bir daha gelme. Avın gereği budur. Yine dedi ki hayat da böyle bir şeydir iste. Sürek avıdır. Ya sen indirirsin ya seni indirirler. Seç birini, öyle dedi. O tokat bana ders oldu. Bir daha hiç ağlamadım. Hayvan avında da insan avında da. Sordunuz ya düzen üzerine... Dünyanın düzeninin özü tam da budur. Avlar ve avcılar vardır o kadar. Siz de buna karar vereceksiniz. Av mı olacaksınız avcı mı?

Hasan: Çocuk bu be...
İdris: Çocuk-mocuk... Anasının gözü işte baksana...
Hasan: Yok be abi baksana ne kadar da masum bakıyor.
İdris: Al işte... Ulan bana bir tane masum kadın göster, hemen orda bileğimi keserim!

Ferman: Cinayet masası polisleri hep böyledir, gözleri suçlu arar. Şüphe hep şüphe.

İdris: İşte kadınlar budur. Güzeldirler ama zehirleyerek öldürürler.

Hasan: Burada her şey pis kokuyor, ben pis kokuyorum abi. Yasemin’in yanına yaklaşamıyorum, elini tutamıyorum kızın.

Ferman: Onca insanı yok ederek bir hayat kurtardın. Hiç mi vicdanın sızlamadı be adam!
Battal: Önemli olan sızlayan vicdanla yaşayabilmektir, Avcı Bey.

Ferman: Her şey burada başladı, burada bitirmek senin elinde.
Hasan: Ne oldu?
Ferman: Tamamdır. Gidiyoruz. [Silah sesi duyulur.] Av mevsimi bitti.

“Bir avcıyı diğerinden ayıran zekası değil, avına duyduğu merhamettir.”

Avatar: Son Hava Bükücü, Nickelodeon kanalında yayınlanan animasyon televizyon dizisi.
İnsanlar 4 ulusa ayrılmıştır: Su Kabilesi, Toprak Krallığı, Hava Gezginleri, Ateş Ulusu. Her ulusta "Bükücü" adı verilen özel insanlar kendi elementlerini kontrol etme yeteneğine sahiptir. Bu bükme stilleri özel dövüş sanatları ile birleşir.
Avatar Aang ve arkadaşlarının dünyayı acımasız Ateş Ulusu'ndan kurtarmak için çıktıkları macerayı anlatır.

yeep yeep!
Appa! (Bizonunu çağırıken

Aang: Bu Appa, uçan bizonum. (Sokka'ya)Sokka: Tabi, bu da Katara. Uçan kızkardeşim.
Sokka (üzerinde Kyoshi Adasındaki kız savaşçı kıyafeti varken) Onur ve Cesaret. Aang (kapıdan geçerken) Heey Sokka elbisen güzelmiş canım! (Sonra güler)
Zuko: Amca,hipopotamları hazırla.Bu sefer elimden kaçamaz. Iroh: Balığını yemiyormusunʔ Zuko: Sonra yerim diye saklıyorum.

Avatar, ABD yapımı olan ve James Cameron tarafından yönetilen 3 boyutlu bilim kurgu filmidir. 18 Aralık 2009'da vizyona giren film, dünya sinema tarihinin en çok fasılat getiren filmi olmuştur.

[giriş sözü] Askeri hastanedeyken, bir daha eskisi gibi olmayacağımı biliyordum, rüyalarımda uçuyordum. Özgürdüm. Er ya da geç, daima uyanırsın.
Barış yapmayı amaçlayan bir askerdim ama bir zaman sonra bunun bir hayal olduğunu anlarsınız.
Zorluğu nedeni ile denizci oldum. Kendime bir insanın aşabileceği her şeyi geçebileceğimi söyledim.
Şimdi her şey gerisin geriye gidiyor. Dışarıdakinin gerçek dünya, bununsa bir rüya olması gibi.
Bu işler böyle oluyor. İnsanlar sizin istediğiniz bir b...'un üzerinde oturuyorsa, onları düşman yaparsınız. Böylece sahip olduklarını ellerinden alma hakkını kendinize verirsiniz.
[Toruk'la ikran bağı yapmak için yola çıkarken] Bazen bütün yaşamınız bir çılgın hareketle alt üst olur.

Burada olmamalısın. Geri dön. Bunların hepsi senin yüzünden oldu.
Jake'i kurtarmak için yırtıcı bir hayvanı öldürdükten sonra
Güçlü bir kalbin var. Korkun yok! ama aptal! bir çocuk gibi davrandın.
Jake'in ona neden kendisini yırtıcı hayvandan kurtardığını sorduktan sonra aldığı cevap.
Şimdi kendine bir İkran seçeceksin. Onu içinde hissetmelisin. Eğer o seni seçerse, sana gösterdiğim gibi yapacaksın. Sadece tek bir şansın var Jake.
Jake'e İkran'ınını seçmeden önce söylenen söz
Seni görüyorum

Ben bir bilimciyim, hatırladın mı? Ve ben peri masallarına inanmam.
Sakinleş ve zihnin boşalsın. Bu senin için zor olmamalı.

Yüzlerinizi görmelisiniz.

 "I See You", James Horner, Thaddis Harrell ve Simon Franglen tarafından yazılan şarkı, Leona Lewis tarafından söylenmiştir - YouTube video
Walking through a dream, I see you  My light and darkness breathing hope of new life  Now I live through you and you through me, enchanted  I pray in my heart that this dream never ends.
Now I give my hope to you, I surrender —  I pray in my heart that this world never ends.
I see me through your eyes  Breathing new life, flying high  Your love shines the way into paradise — So I offer my life —  I offer my love for you.

Yenilmezler: Ultron Çağı (Avengers: Age of Ultron), Marvel Comics'in aynı adlı çizgi roman serisinden uyarlanmış, Mayıs 2015'te vizyona girmiş bilim kurgu, aksiyon, macera filmidir.

Er ya da geç her insanın maskesi düşer.
Arkadaşlarını zengin et, düşmanlarını da zengin et ki kimin ne olduğu anlaşılsın.
İnsanlar çok tuhaf. Düzen ve kaosun karşıtı olduğunu düşünüyorlar, imkansızı kontrol etmeye çalışıyorlar.
Bir şey sırf kalıcı olduğu için güzel değildir.
Kazanan, kaybeden önemli değil. Bela yine seni bulur.

Jarwis: İyi eğlenceler efendim.
Tony Stark: Ben hep eğleniyorum.

James Rhodes: Kostüm ağırlığı yok ediyor, biliyorsun. Böylece tankı alıyorum, doğru generalin sarayına uçuyorum, ayağına serip şöyle diyorum: "Bom! Bunu mu arıyordun?" - Bom! Aradığın bu mu? Size neden anlatıyorum ki, bu hikayeye millet yıkılıyor.
Thor: Bütün hikaye bu mu?
James Rhodes: Evet. Bom işin hikayesi.
Thor: Ha ha ha iyiymiş o zaman. Çok etkileyici. (!)
James Rhodes: A evet, iyi kıvırdın. (!)

Steve Rogers: Fury, seni aşağılık herif.
Nick Fury: Ooo! Çok ayıp, sana yakışıyor mu?

Tony Stark: Romanov. Banner ve sen mercimeği fırına vermiyorsunuz umarım.
Natasha Romanov: Saçmalama mermi kafa. Hepimiz uçamıyoruz herhalde.

Avni Özgürel, (1948, Ankara) Türk yazar, gazeteci ve senaryo yazarı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Orta Asya coğrafyasına ve Türk cumhuriyetlerine dönük girişimlerinin gerek sonuçlarını gerekse hedeflerini görmeye başlayışımızdan tutun, Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu’nun Ortadoğu’ya kazandırdığı yeni anlayışın elle tutulur neticelerinin görünür hale gelmesine kadar, belirmeye başlayan fotoğrafa bakıp gururlanmamak elde değil. Şüphe yok ki, yakın ve uzak coğrafyada Türkiye algısının bu denli değişmesini sağlayan kişi Tayyip Erdoğan.
(Yıl: 2009)
Erdoğan’ın attığı bütün adımlar, kendisi farkında olsun ya da olmasın Ortadoğu için çizdiği vizyon tarihin penceresinden bakıldığında işgal ettiği makamın mazisine yakışır nitelikte. Ve izlediği yol yarım asır önce rahmetli Adnan Menderes’in işaret ettiği yol.
(Yıl: 2009)
Karayılan, Silvan olayını örnek verdi ve PKK içinde kimi unsurların barışı provoke etmiş olabileceği ihtimalini ilk kez söyledi. Bu çok önemli! 35 yıldır ilk kez PKK’nın bir numarası, barışa çok yaklaşılmışken, PKK’nın barışı sabote ettiğini söylüyor.
(Yıl: 2012)
Oslo görüşmelerinin tutanakları sadece üç yerde var. Bir, bu görüşmeye aracılık eden İngiltere’de var. Görüşmeleri İngiliz İstihbaratı organize etti, kayıtları onlar yaptı. İki, Karayılan’da var. "Edilen her sözden haberdarım" diyor. Üç, MİT’te var.
(Yıl: 2012)
PKK ile görüşmelerde Talabani devrede! Barzani’yi çok Ankara yanlısı görüyorlar. Ankara’ya fazlasıyla endeksli bir Barzani Türkiye açısından avantaj ama PKK için dezavantaj. Talabani’ye daha fazla itibar ediyorlar. Talabani’nin telkinlerine daha açıklar.
(Yıl: 2012)
Yassıada’da bir dönemin politikacıları değil Türkiye kırıldı. Öylesine sert bir darbeydi ve o denli aşağılandı ki siyasi kadrolar, ihtilal sonrasında kurulan yeni partiler de asla şahsiyet kazanamadı.

Bugün Türkiye'de Avrasyacılık ve Türkiye'nin doğu eksenine kayması olasılığı tartışılıyorsa, Batı önce kendini sorgulamalı, 'biz Türkiye'ye karşı nerelerde hata yapıyoruz?' demeli. Türkiye'nin Rusya ile işbirliği yapması Orta Doğu ve Avrasya'daki dengeleri değiştirir. Türkiye jeopolitik eksenini Batı'dan Doğu'ya kaydırırsa, Amerika ve Avrupa bundan çok büyük zarar görür. — Nejat Eslen
Rusya çapında görüşmediğim ve Avrasyacılık yaklaşımları açıklamadığım önemli bir siyasetçi kalmamıştır. — Aleksandr Dugin
Ben bir Avrasyacıyım ve Avrasyacılık doktrinini 1980’lerden bu yana Rusya’da canlandırmaya çalışıyorum. Bu jeopolitik doktrinin ve siyasi felsefenin temelleri 20’nci yüzyılda, ilk jenerasyon Avrasyacılar tarafından atıldı. Avrasyacılık, Batı’nın kendi değerlerinin evrensel olduğu sahte inanışına karşı çıkar, medeniyetlerin ve siyaset biçimlerinin çoğulluğunu savunur. Avrasyacılık, aynı zamanda Türk ve Slav halklarının kader birlikteliğinin üzerinde durur ki; bu devletler, tarihin en büyük Avrasya imparatorluklarının kurcularındandır. — Aleksandr Dugin
Ergenekon sadece Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi etkileyecek bir dava. Şu anda satranç oynuyoruz. Türkiye’ye ABD yönetimi Orta Doğu’da çok büyük bir rol veriyor. Türkiye’nin bu rolü yerine getirebilmesi için Ergenekon tipi örgütlerin temizlenmesi gerekiyor. Dikkat ederseniz, Ergenekoncular’ın anti-Amerikancı olduğunu görürsünüz. — Mahir Kaynak
19. Yüzyıla İngiltere “Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak damgasını vurmuştur. 20. Yüzyıl ise ABD’nin etkinliğinin bütün dünyada yaşandığı bir yüzyıl olmuştur. 21. Yüzyılın ise Avrasya yüzyılı olacağı netlik kazanmaya başlamıştır. Bu yüzyılda Türkiye ve Rusya’nın rakip değil dostluk ve ilişkilerini pekiştirmeleri Avrasya projesini güçlendirecektir. — Çetin Doğan

Avrupa maceramız aydınlarla başladı. Tanzimat aydınlarının Avrupalılığı bir hayranlık hikayesidir. Avrupa, efsunkar oldukları bir medeniyetin beşiğidir. Kafalar karışıktır, sosyal Darwinizmden pozitivizme, liberal özgürlüklerden bilimsel buluşlara uzanan her alanda gözleri kamaşmıştır. Avrupa ile ikinci maceramızı doğru dürüst büyük şehir görmeden Almanya kapılarına düşen Anadolu insanı ile başlar. Şaşkın, biraz da hayran ama kaygılıdır aydınların aksine. Biraz para biriktirip hemen dönmek niyetindedirler. En büyük kaygılarından biri dinlerini yaşama, hatta muhafaza etme konusundaki çekinceleridir. Birkaç yıl sonra dönemediler ama orda kendilerine ait varoluşsal bir alan açmasını bildiler. Belki eğitimli değildiler, dini bilgileri bile yüzeyseldi ama Müslümanlıklarının farkında olarak varoluşlarını anlamlandıracak güvenlik alanlarını oluşturmayı bildiler. Bu durum sadece bize özgü çabuk örgütlenme yeteneğimizle açıklanabilecek bir durum değildi. Müslüman olmanın eğitimsiz bir işçiye kazandırdığı özgüvenin, varoluş bilincinin pratik yansımasıydı.
Akif Emre
Önemli olan Avrupalı olmak değil, Avrupalılar'la yarışabilecek bir kültüre sahip olmaktır.
Ersin Nazif Gürdoğan
Avrupa bir coğrafyanın adı olmaktan çok Batı kültürünün adıdır.
Ersin Nazif Gürdoğan
Avrupa  Türkiye ile ilişkilerini eşitlik temelinde değil, ast-üst ilişkisi çerçevesinde yürütmek istiyor. Bugün bazı Avrupalı siyasetçiler ve ırkçı gruplar, hem Türkiye’yi hem de Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarını bir tehdit olarak kodlamaya çalışıyor. Burada hem ırkçılık hem de İslam ve Türk düşmanlığı yapılıyor.
İbrahim Kalın
İslam Avrupa’yı tarihte, biri Batı’dan, diğeri Doğu’dan olmak üzere iki kere (kısmen) istila etmişti. Şimdi üçüncü İslam istilası başlamıştır. Bu istila demografik yoldan oluyor ve durdurulması mümkün görülmüyor.
Mehmet Şevket Eygi
Bunun sebebi ise Türkiye’nin artık parmak sallanılan, itilip kakılan, aşağılanan bir ülke olmayı kabul etmemesidir. Avrupa’daki vatandaşlarımızı entegrasyon adı altında köksüzleştirmeye, asimile etmeye çalıştıklarını açıkça ifade etmemizdir. Cumhurbaşkanımız bunların yaptıklarını afişe edip, milli çıkarlarımız doğrultusunda hareket ettiği için rahatsız oluyorlar. Ama 16 Nisan’da son kararı Avrupa basını yahut siyaseti değil, Türk milleti verecektir.

Türkiye’nin modernleşme ve çağdaşlaşma çabaları, yüz elli yılı aşkın süredir devam etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar boyu, Avrupa tarihinin parçası olmuş ve bugünkü Avrupa’nın oluşumunda önemli rol oynamıştır. Halkımız da, Atatürk öncülüğünde gerçekleştirilen cumhuriyet devrimlerinden bu yana, kendisini, bir Avrupalı olarak tanımlamaktadır. Bu nedenledir ki, Türkiye, Avrupa’nın hemen hemen bütün ekonomik, siyasî ve savunma örgütlerinde, hatta kurucu üye olarak yer almıştır. Türkiye’yi Avrupalı yapan, Avrupa’nın temsil ettiği değerleri, katılımcı demokrasiyi, çoğulculuğu, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, düşünce ve vicdan özgürlüğünü benimsemesidir.
Recep Tayyip Erdoğan (2003)
Bugün Avrupa kültürü, Avrupa medeniyeti, Avrupa tarihine baktığınızda o tarih, kültür ve medeniyetin köklerinin bizim topraklarımızda olduğunu görürsünüz. İznik'ten Bergama'ya, Efes'ten Truva'ya kadar Avrupa'yı şekillendiren nice tarihi hadisenin bu topraklarda cereyan ettiğini görürsünüz. Avrupa kültüründe önemli yeri olan pek çok isim, Heredod gibi Homeros gibi Avrupa medeniyetinin mimarları bizim şu topraklarımızda yaşamış ve iz bırakmıştır. Bu örnekleri artırmak, çeşitlendirmek mümkün. Türkiye ile Avrupa'nın tarihi iç içe geçmiştir. Avrupa'nın tarihi bu topraklarda şekillenmişken burayı Avrupa sınırları dışında tutmak akla ve mantığa oduğu kadar tarihi gerçeklere de tamamen terstir.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa çapında yükselen popülizm, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslam düşmanlığı gibi akımlar, bizzat AB’nin temsil ettiği değerleri aşındırdı.
Mevlüt Çavuşoğlu
Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve yabancı düşmanı akımlar, insanlık dışı fikirleriyle siyasi ve toplumsal hayatı adeta zehirliyor. Kimi popülist Avrupalı liderlerin de maalesef günü kurtarmak adına bu kesimlerin taleplerine boyun eğdiğini görüyoruz. Bir dönem ülkemizde kadınlara yönelik baskının meşrulaştırma aracı olarak kullanılan kamusal alan-özel alan ayrımı Batı ülkelerinde de giderek yaygınlaşıyor. 28 Şubat döneminde örneklerine sıkça rastladığımız argümanlar Avrupa'da da tedavüle sokulmaya başlandı.
Recep Tayyip Erdoğan
Yıllar boyu demokrasinin, insan haklarının ve özgürlüklerin beşiği olarak anılan Avrupa, bugün ne yazık ki farklılıklarıyla savaşan bir yapıya bürünmüştür.
Recep Tayyip Erdoğan
Türk tarihini nasıl Avrupa'sız okumak mümkün değilse, Avrupa tarihini de Türkiye'siz anlamak mümkün değildir.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa, sizi kendi hamurunda yoğurmadan rahat etmez. Her gidişin bir bedeli var. Bu insanlar Batı dünyasını tanımadan iş gücü olarak gittiler. Biz de tanımıyoruz, şimdilerde yeni yeni tanıyoruz. Batı dünyasının konjonktürel olduğunu, menfaate göre iş yaptığını bilmeden orada yaşamaya başladılar. Gittiler orada güzel paralar kazandılar. Tutunmaya çalıştılar. Birtakım saldırılara da maruz kaldılar, kimilerinin evleri yakıldı. Çünkü modernist insan, egoist insandır. 'Ben' demezse modernist olamaz. Avrupa’ya çalışmak için giden ilk nesiller, 20-30 sene çok kötü işlerde çalıştı ve ondan sonraki nesiller eğitim aldı. Çok başarılıları da var ancak yine orada kabul edilmedi. Her eylemin bir bedeli var.
Sadettin Ökten
Avrupa artık büzüşme çağına girdi. Almanya’daki son seçimler bu hakikâtin gölgesinde yapıldı. Yakında Fransa’da yapılacak seçimler için de aynısı geçerli görünüyor. Ağır bir göçmen baskısı, battal alt yapıları ve bürokrasileriyle yeni ekonominin sektörlerine uyum sağlamakta yaşadıkları zorluklar, yüksek enerji bedelleri, enflasyon, İtalya başta olmak üzere PIGS’in yarattığı ârızalar, Macaristan ve Polonya’dan gelen aykırılıklar Avrupa’yı sarsıyor. Bir çıkış yolu bulmak zorundalar.. İzlemesi heyecan verici, ucu Türkiye’yi de tutan bir süreç bu.. Kapılarında çok bekledik.. Bakalım onlar bizim kapıyı ne zaman çalacaklar?..
Süleyman Seyfi Öğün
Avrupa, geliştirdiği sömürgecilik ve emperyalizm biçimleriyle dünyayı talan etti, her yeri işgal etti, bütün kültürleri yerle bir etti, tarihinde görmediği refah düzeyine erişti ama sonunda azmanlaştı, Avrupalı düvel-i muazzama vahşice birbirinin boğazına çöktü ve iki ürpertici dünya savaşından sonra tarihten çekildi.
Yusuf Kaplan
Avrupa, yakıcı bir kışa hazırlanırken dünya, fırtına öncesi dondurucu sessizliğe hazırlanıyor…
Yusuf Kaplan

Türkiye ile gerginleşen AB ilişkilerinin kazandığı boyut adeta kavga çkarmak isteyen zoraki ortaklığı hatırlatıyor. Sanki taraflar, açıktan bozmaya cesaret edemedikleri bir anlaşmayı, suçu karşı tarafa yıkacak meşru bir gerekçe arıyor. Türkiye için Avrupalıların memleketi parçalamak, zayıf düşürmek için her tür gerekçeyi değerlendiren bir stratejinin kurulmuş olduğu yargısı hakim. Avrupalılar içinse bir türlü Batının evrensel değerleri ile barışamamış, yani ehlilleştirilememiş bir doğulu ile kurulan zoraki ittifak söz konusu. Daha açık ifade ile, Türkiye'yi Avrupa evinden içeri almak ya da almamak meselesi...
Akif Emre
Gün gelecek Avrupa Birliği dağılacak. Bizi almaya kalktıkları gün bilin ki sona geldiler. Aslında bizi almaları demek, bize büyük kazık atmak anlamına gelir. Paraya ihtiyaçları vardır. Türkiye şu anda Avrupa için yükselen bir değerdir. Avrupa’da devletler batıyor. Batan batana. Türkiye’nin potansiyeli, dinamizmi onları şaşırtıyor. Her an kapımızı çalabilirler diyorum.
Aytunç Altındal
Avrupa Birliği'nde kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiği önemlidir.
Ersin Nazif Gürdoğan
AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde mutlaka Türkiye-AB ilişkileri de ele alınacaktır. Bu zirvede, Türkiye'ye yönelik olumsuz bir ton kullanılması ve yaptırım diline başvurulması, hiç kuşkusuz, Türkiye-AB ilişkilerine hiçbir yarar sağlamayacağı gibi Doğu Akdeniz konusundaki kararlılığımızı da dirhem etkilemeyecektir.
Fuat Oktay
Şunu söylüyoruz, tehditler üzerinden bir çözüm çıkma şansı yok. Uluslararası ilişkilerde tehditler üzerinden gitmesi kadar yanlış bir şey yok. Dolayısıyla tehditlerden ziyade çözüm önerileri veya farklı mekanizmaların kurulması çerçevesinde gider. Avrupa Birliği'ni de buna davet ediyoruz biz sürekli. Türkiye açısından baktığımızda da tehditlerle iş yapan ne bir milletiz ne bir ülkeyiz.
Fuat Oktay
Avrupa Birliği, Suriyelilere yasal göç yollarını açan gönüllü insani kabul programını hala hayata geçiremedi. Suriyelilerin, terörden arındırdığımız bölgelere geri dönüşüne yönelik çabalarımız desteklenmedi. Avrupa'nın katkı vermediği iskan ve altyapı projelerini, biz milletimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın desteği ile kendimiz hayata geçirdik. Belarus'ta yaşanan kriz ise birliğin, göçle mücadelede sürdürülebilir bir politikadan yoksun olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa Birliği'nin ekonomik ve demokratik standartlarını kendi vatandaşlarımızın refahı ve huzuru için önemli görüyoruz. Tam üyelik hakkımızın teslim edilmemesine rağmen Avrupa Birliği vizyonunu sürdürmemizin, kriterleri yerine getirmeye devam etmemizin sebebi budur. Ne demiştik, gerekirse Kopenhag Kriterleri'nin adını 'Ankara Kriterleri' olarak değiştirir ve yolumuza devam ederiz. Bugün de aynı yerdeyiz. Geçmişten farklı olarak bugün sorunun öznesi Türkiye değildir Avrupa Birliği'nin bizatihi kendisidir. Mülteci krizi ve İngiltere'nin ayrılık kararı Avrupa Birliği'ni tutumunu ve tutarlılığını sorgulamaya yöneltmelidir. Şayet, Avrupa Birliği bu sorgulamayı samimi olarak yapar ve gereğini süratle yerine getirirse zaten o birliğin içinde Türkiye doğal olarak yerini almış olacaktır. Böyle olmaz da Avrupa Birliği tutarsızlıklarını derinleştirerek yoluna devam etmeye kalkarsa kısa sürede yeni ayrılıklarla karşılaşması kaçınılmaz hale gelecektir. Avrupa, bizim rakibimiz değil, birlikte hareket etmeyi arzu ettiğimiz güçlü tarihi ve beşeri münasebetlerimizin bulunduğu bir coğrafyadır. Avrupa'da yaşayan 6 milyonu bulan Türkiye kökenli insanımızın geleceğini ilgilendiren her mesele, tabii olarak bizim meselemizdir. Biz zaten kapısında bekleyen bir ülke olarak bu gelişmeleri yakından ve Avrupalıların bizi değerlendirirken kullanmayı çok sevdikleri ifade olan 'endişeyle' takip etmeyi sürdüreceğiz.
Recep Tayyip Erdoğan
AB ise Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin şımarıklıklarının esiri olarak, etkisiz, ufuksuz, sığ bir yapı haline dönüşmüştür. Bölgemizde ortaya çıkmış olup da, AB'nin inisiyatifi ve ağırlığı ile çözüme kavuşmuş tek bir sorun yoktur. Tam tersine, birliğin müdahil olduğu her kriz, yeni boyutlar kazanarak büyümüştür. Bu tablo karşısında Türkiye’nin önünde, kendi imkanları ve politikalarını kararlılıkla hayata geçirme dışında bir seçenek kalmamıştır.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi kendisinden uzaklaştıran stratejik körlükten bir an önce kurtulmasını ümit ediyoruz. Tehdit, şantaj dilinin hiçbir fayda sağlamayacağı artık anlaşılmalıdır. Doğu Akdeniz'e kıyıdaş tüm bölge ülkelerinin ve Kıbrıs Türklerinin de yer alacağı konferans önerimiz, sorunu diyalogla çözme irademizin tezahürüdür.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa Birliği'yle olan ilişkimizde her zaman iyi niyetli ve diyalogla çözüm bulma yönünde yoğun çabalar sarf etmemize rağmen gösterdikleri tutumu doğru bulmuyoruz. Köklü Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin bir iki devletin ayak oyunlarına esir edilmesi son derece yanlıştır. Avrupa Birliği, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rumları tarafından kasıtlı olarak içine çekildiği cendereden bir an önce kurtulmalıdır. Türkiye'yi dışlayarak, Türkiye'yi ötekileştirerek, haklı davasından dolayı Türkiye'yi cezalandırmaya çalışarak hiçbir yere varılamaz. Her ne karar alınırsa alınsın Türkiye, küresel ölçekte dünya barış ve huzuruna katkı sağlamaya devam edecektir.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi kendinden uzaklaştıran stratejik körlükten bir an önce kurtulmasını ümit ediyoruz. Tehdit, şantaj dilinin hiçbir fayda sağlamayacağı artık anlaşılmalıdır. Doğu Akdeniz’e kıyıdaş tüm bölge ülkelerinin ve Kıbrıs Türklerinin de yer alacağı konferans önerimiz, sorunu diyalogla çözme irademizin tezahürüdür.
Recep Tayyip Erdoğan
Avrupa Birliği’nin Rus enerji kaynaklarından vazgeçmesi, Avrupa'nın sanayisizleşmesine, ABD’nin Avrupa pazarını tamamen ele geçirmesine yol açıyor. Avrupalılar, tüm bunları anlıyor, ancak başkalarının tercihlerini tercih ediyor. Bu artık kölelik değil, halka doğrudan ihanettir.
Vladimir Putin
AB’nin Türkiye’ye dönüp, ‘bölgesel etkinliğini zayıflat, milli menfaatlerini terk et, seni Birlik’e alalım’ gibi bir tavır sergilemesi nasıl yüzsüzlük olursa, hele bir de hem bölgesel etkinliğini kırıp hem de AB dışına itmek gibi bir şımarıklık içine girmesi daha büyük yüzsüzlük olur.
Yalçın Akdoğan

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği'nde yaşayan 450 milyon nüfusu temsil eder ve temel işlevi bir siyasi güç olarak topluluk politikalarının hazırlanması için gereken kararları üretmektir.

Avrupa Parlamentosunun tavsiye kararı niteliğinde olan vizyonsuz 2021 Yılı Türkiye Raporu'nu 7 Haziran 2022 tarihinde kabul etmesi, sübjektif yargıları ve asılsız suçlamaları bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye alerjisi, terör örgütlerine sıcak ve sempatik yaklaşım Avrupa Parlamentosunun bünyesini iflah olmaz bir hastalık olarak sarmıştır. Mezkur raporda, Türkiye'yi töhmet altında bırakan ve aleyhine kaleme alınan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ilişkin iddialar haksızdır, hayasızdır, ideolojiktir, temelsizdir bir isnattır. Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında hukuk tanımayan, Türkiye'nin egemen devlet vasfını inkar eden Avrupa Parlamentosunun 2021 Yılı Türkiye Raporu bizim için yok hükmündedir. Dahası yırtılıp atılacak kâğıt parçasından farksızdır.
Devlet Bahçeli

Seviyorum uleyn!
Makbule benimsiz!
Sen adinin de aşağısı, basitin de bayağısı bir kadınsın!
Sen adinin de bayağısı, düşüğün de aşağısı bir kadınsın Makbule!

Nasılım?
Beni beğenmiyor musun?
Seni tenhada kıstırırım.
Anladın sen onu
Uzatsan tam süper olacak.
Bir isteğiniz var mı veya arzunuz?
Ölümüne kankayız.
Ne ayak?
Gidelim Gaffur.
Aslı hanımefendi
Kanımca
Dens edelim mi?

Paramla döverim seni.
Rahat mısın sen bee ?
Ucuzsun basitsinn paçozzsunn.
-Zubtrubü? -Ne? -Zönk hahahahaha
Sen beni yargılıyor musun?
Gerizekalının başkanı.
Şaşırdımmmm.
Babam Türkiye'nin 14. zengini. Bu dergiyi bana meşkale olsun diye aldı.
Burhan'ım, bebeğim.
Hadi beee!
Makbuş
Kenarın dilberi.
Aaa! Kalitemi bozdurdunuz beee
Salon kadını çizgimden kaydırdınız yine beni beeeğ!!
Olmaz olmaz demee hiiç olmaz olmaz sevgilim zaman neler gösteriir belli olmaz sevgilim
Kıız Burhaan...
Alırım paçanı aşşaa...
Ben senin gibi paçozları donumda sallarım beee....
Ooyyyyyyyyy.....Bebeğim..Serseri Tiplimmm...(eridiği an..)
Kendim söyledim kendim güldüm
Seni kültürümle döver, paramla satın alırım bebüğüm (bebüğüm derken dudaklar büzülür)
Gerizekanın önde gideni.
Paçoz
Ayhhhhhhhh bebeklerim benim beeeeeeeeee ben sizleri yemeye kıyamam. (Lahmacunlara söyler)
Yemek yerken rahatsız etme beni bee!
Gerizekanın başkanı
Oh my God... Oh my God... (ağlarken)
Yol ver bebeğim, yol veer!

Bir Burhan Altıntop kolay yetişmiiiiyy!
Yaa, benim dikkatimi çeken bi' konu oldu; bu ülke insanı iiiice manyaklaştı ha!
Benim kardeşimi görmem senin için ucuz bi' fıkra mı yaa...
Ne demek ya durmam. Şişşt, durdur lan arabayı..
Kedi falan kesiyi bunlar!
Oh my guddnısss...
Okeyto!
Ehtiyar (Tahsin'e)
Bebişim
Ha datlum?
Yok hayır cık ı-ıh sanmam
Geri! geri! heeey geriii whats up man?
Dev anası! Bastığı yeri inletii!
Nişantaşı'nın zengun yağuşuklusu
Pabucumun satanisti! (Tanrıverdi'ye)
Pabucumun rakçısı! (Tanrıverdi'ye)
Dal hadi! dal! dal! dal! (Tanrıverdi'ye)
Bir köylüye, bir de çocuğa hayatta yüz vermeyeceksin, acayip laubali olurlar.
Aslı yieavvrumm
Geaarrrriiii
Veay anasını beeaa
Ağzını burnunu dağıtırım senin ha!!!!!
Ben de zengin çocuğuyum, ben de üniversite mezunuyum, ben de Nişantaşı'nda oturuyorum, beni de alsaaaza aranızaaaaa.
Baamı ağlıyon sen çikoo ?
Ağla ağla Burhan Altıntop'un haline ağla.
Yolluuu bu yolluuuuuuu
Yok ya!!!
Ay bayılazam.
Anaaaaaaam!! ... Ya bu!!!
Anam otomatik neşe geliyi baa
Oh şeets...!
Gerüzikalı....!
Abi deme baa ama ya (Selin'e)
Bağa abi de ama
Armutspor
Realinto
Kontrato
Yağuşuhlu muyum?
Alarım alarım lilililili...
Çekilin a dostlar lililililili...
Sistim
Ayyyyyy anam durdurun dünyayı
I will unbelievable
Çekiliiin, panik atak hasta var burda çekiliin..
Manyaklaşmış memleket.
Ağğ yoğğ ben sucuğuun peşindeyim!(sonra o meşhur yayık gülümseme)...
Transvesti
Kendine gel lan adamın sinirini bozma şurda
Dağ gibi Burhan Altıntop sıvı kaybından gidiiii!!!
Yaaa Dursun sen ileri zekalı mısın yoksa gerü zekalısın anlamadım!!
Silah ata ata gidiyi, mannnyakk!!!
Mortingen Şıtrayze
Makbiiile
Aaa gız ayarlasaaa! gız bul baa gız bul!!
Kim inanir buna? Kadir İnanır
Ha hacııı, hacı osman
Pislük!!
Anaaam nereye gidiyim ben
Anaaam, panik atak var bende ya be hacı
Hep iyi insanların başına kötü şeyler geliyyyy !!! dimi çikoo
Ahmet Michelle'le evleniyyyyy!!!
Şesut, göylü!!!
Panik atak geliyii!!!
Hay anasına ya, vay anasına ya, Fazıl Say anasına yaa.!!!
Dursun! Elin ayağın rahat dursun!
Makbule, sen ne kadar uğraşırsan uraş, yer çekimi kanunu var anliiy misin Makbile?
N'olur baa bi' gıız buluun!
Yaheyaa
Aslı yivrum korunuyor musunuz?
Aneam bu yunan büstü gibi surat ne hale geldi ama yea
Erorr erorr no comment no comment
Nişandaşı'nın gobeğnde büle bişi yapılır mı haaaaaa! Ne dersin Çiko?
Anaaaam ni yapıyosun ya ni yapıyosun saçımı yolma yeni bi' adet mi bu şimdiii ces telli benim saçlarım yapma anamm psikopatt!
Bütün elektroniklerim çalınmış hepsi çalınmış kutularıyla birlikte anaam kapımızı açık bırakamıyacaz mı ya kapımızı açık bıraka her şeyi çal... ama söz iptal olabilir ohhh Sheeat
Hasbinallah veli kel metin
Bu baaa vermiş olduğun bu kahveyi ben içecem mi yoksa bakıp bakıp ağlıyım mı burdaa!
Pabucumun çaycısıı ağzını burnunu dağıtırım ha senin ağzını burnunu dağıtırım saa taktım ben valla taktım ben tipini birine benzetiyorum ama zıt hafızayı yok sanki birine benzetiyorum kedi kesiyor musun sen hee?
Ara tara tırım tırıs yoh. Beni bulamazsan gülüm, ben aslında yoğum. yoğum lan
Ben sana daha neler edecem ama sen bana böyle yakın olursan, ben sana kafayı yedittiricem ama kendini bana bırakırsan
Benim güzel face'im hiç gülmeyecek mi?
Ay çok cizeel.
Kim geliyor, kim geliyor, Makbule, Makbule! (ritim tutarak)
Makbiliii Eli Mekbılii! (Makbule'nin arkasından. Ally McBealy'ye gönderme)
Makbaylii
Deliuanlıı
Pandora'nın kutusu açıldı hanıımmm!!!
Sacıttt
Offf pooff afra tafra!!
Concon (5. sezon finalinde deli ettiği karşı apartman komşusuna)
Edepsiiiizzz!! Oramı buramı yırttırıcaksın baaağaaa!!
Naber concon?
Delüüüü
Hey gerrrıııiiiy orada mısın?

Ay bak geliyorlar soldan soldan!
AAAAA! (Şaşırma nidasıyla bağırma)
Tahsiiiiiiiiiiiin.
Güneşi selamla Tahsin.
Makbuleeeeeee
Her şey çok iyi her şey çok güzel
Saciiiiiiiiiiiitttttt!
Volkan? Hoşgeldin minik kuşum (!)

Sana çok pis dalarım
Rakhh forevır!
Anadolu çocuğuna ters bu işleeer!..
Ben birisine çok pis dalacam hee
Rakçıyım ben, asiyim!
Dolma dolma dolma...

Eşek Sudandan gelene kadar döver
kardeşceyizim
ayvaaaaa reçeli yaptıydım
Gözlerinlen yiyolar
Bak bak bal damlıyor hop hop ay ay kaymağıda varmış hop
O lafı aynen geri iyade ediyorum
Nooluyor yaaaa
Nasssın yiangee? (İffet Sütçüoğlu'na)
Yiiiaaangee (İffet Sütçüoğlu'na)
Sen bu Makbule'yi yabana atma amca.
Naber amca? (Bülent Onaran'a)
Ayyy burhan beeyyyy! (eliyle göğüslerini kaldırır.)
Akaaaaaabinde ...
Tebi tebi
Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış yiiiaaangee
Traverten gibisine miiii?

Tevfik tedbirli adamdır.

Tedbirli adamımdır.
Dizel mi yakıyo bu?(Dursun: araba mi, evet) - bahçeleri de yemyeşildir. (Dursun: arabanun mi?) hayır Trabzon'un
Ama sevmem ben ama sevmem saygı severim.
Bu da her şeye maydanoz. Al bir tane daha.
Merak kediyi öldürdü!
Curiosity killed cat!

Deveye sormuşlar boynun niye kıldan ince o da demiş ki kendi işimi kendim yaparım yani
Oha felan oldum yaaniii:)
Ekmek Mustafa çarpsın kiii
Gerçek bir realite mi bu?
Çüşş, oha falan oldum yanii
yengeğğ
Tanzimat davası
Tazminat fermanı
(telefonda) Kal geldi, kısııım Melissaaaaaaa.
kubilay lay lay
Anneeeem (İffet'e)
Volki
Oldu, gözlerim doldu.

Biri bizi durdursun canım ahahaha
çok paralı gördüm kendimi canım... hahahahahaa...
canım dediysem, lafın gelişi canım!
Seni çok Einstein gördüm !
Rus görünümlü Türk kızı (Yaprak'a)
Olga (Yaprak'a)
Hazırlan pıt geliyor
pıt (burna dokunma hareketi)
Prenses (Selin'e)

Yemek yapmam, yapanı da sevmem
Naaptiniz kocama?
Bak Burhannn bizimle bara gelemezsin...!:(
Hatırla Sevgili dizisinde rolü; Ama insan bu pastayı kesmeye kıyamıyor... Noldu Yasemin solgunn görünüyorsun!
Aaaa AMA Burhan Abii!
Ben de güzelim amaaa!
ben de seni babama söylerim! volkan bey şimdi ne yapacaksiniz bakalım!!!

Ne diyorsun lan kısametraj
Kılpaçino (Kübilay'a)
Allah belanı versin Sertaç!!!
Maamut! (muhallebicide çalışan garsona)
Ulan Sertaç öfkem büyük olacak
Çakma Kadir İnanır (İzzet için)
Red Sonjam benim (Yaprak'a)
Fındık kurdum (Selin'e)
Orjinalim Lan Ben!!
Mahmut oğlum zincirlerinden kurtul bize tavuk göğsü getir!
Cem devesi
Aslı yat ama uyuma! Biri seni uykunda boğazlayabilir..
Tacoo... köy pilici gibi çocuk
Lan uzun!
Uzunlar çifti (Aslı ve Cem için)
Yatıcak yerin yok senin
Eee yeter be! Katil! Saliha'mı öldürdün, civciv katili! (Aslı'ya)
lan dayı oluom lan

Kakalak (Burhan'a)
Sertaç yapma gözünü seveyim ya!
Alo Volkan, iyi günler ben (Telefonda Selin'i etkilemek isterken)
Popomla adam öldürdüm lan ben!

İfot (İffet'e)
İfo'cum (İffet'e)
Maydonozları üstüme ört
Tıktıklarım artıyor
Bak! Yine başladı Tıkkk Tıkkk Tıkkkk
Bak ifo yine başladı tık tık
O niye o?
Tuhaf şey...

Ben de istiyorum Aslı'yı. Hadi bakalım.
Bana deve demeyin yaa Burhan Bey...!
Aaa Aaa Aaa Aaa Aaa (birisi kaşındığı zaman)
Arkadaşlar Aslı nerde?

Canım
Şekerim
Embesil (Makbule'ye)
Moron (Burhan'a)
Kalem Müdürü (Eşi için)
Azizim
O kadınsa sen nesin, sen kadınsan o ne? (Aslı'yla, Melek rolündeki Çağla Şikel hakkında konuşurken)
Hayatım
Siyasi olmadıktan sonra, hiçbir partiyi kaçırmam.

Hadi arkadaşlar, çalışın, çalışın.
Selin, babişkom, Türkiye'nin geleceği. Uy canım benim yaa

"Çıkçık" ( Dili ile çıkardığı sesss)
Ay Şekerim
Şekerim ben bunu bilir bunu söylerim...

Sen üç kağıtçı, kalp kırıcı, eşek herif; Allah seni nasıl bildiyse öyle yapsın; yalancı. Kubiii!
Ayyy (Birisi tarafından övüldüğü zaman)

Kara üzüm habesi le le le le canım.
Anam anam anam diyeyim ben sağa.
Şerrefsiz bağlamacı!
Zilli.
Gablama!
Dallama! (Cem için)
Nereden geldim İstanbul'a!
Dedikodudan hiç hazzetmem.

Volkan kardeşim (Volkan'a)
Bu gece çok önemli bir gece
Sen benim sözlüme nasıl asılırsın lan. Namusum lan benim o
Kayınço
Seni seviyorum Aslı

Abi proje var. Bilmem sıcak bakar mısın?
Mahmut! sütlaç duble
Abi bu işin ucunda iyi para varmış öyle diyorlar.

Gardolap
Abii

Tek kelime Almanca öğrenmedim. Türklüğümü oynattırmam.
Biri dans mı dedi? mazeretim var asabiyim ben

Ajda Hanım!
Siparişiniz.

Ulan ben gerilir, gerilir bir çakarım feleğini şaşarsın.
Bak kontak adamım diyorum ama...
Vallaha mı?
Bana bak, beni kontak etme lolipop.
Ama şimdi yani beeen... Yapma yaaa...

Dipçik gibisin maşallah
Eş eş eşişe, beş boş beşişe, anamın adı menevşe
Bakmaz kıçının samsağana, çıkar dağın yükseğene
Uyh tıkandım
Bah hele
Benim oğlum aptal, benim oğlum aptal, benim oğlum aptaaal!
Osmaaan, guzuuum, halaam
Osmanım oğlum
Nassın? iyisin? dibcik gibisin masallah? yasina göre zindesin.
Uyh terledim.Tıkandım oğlum tıkandım
Çekticeği damarı kuruyasıca
Bizim orda bir laf vardır: (Bir mani)
Sıskalarda sinsi olur dirler
Aman Adanalı canım Adanalı ben sağa yandım güzel delüğanlı.
Abbooovvvvv
Needek? (Ne yapabiliriz?)
Hoşşik
Boyy boyyy
Ata binesim gelir, hep de göresim gelir.
Uyh... (burdan sonrası

Değerli devlet büyüğüm! Biz varız Fakat galiba da yokuz. Yani, aslında varız...Fakat haritada görünemiyoruz! Tinne halkı olarak,çok müşkül durumdayız. Tinne aslen "yok" demektir oluyorsa da Biz gerçekte varız. Fakat resmiyette gerçekten yokuz. İşte bundan sebeptir ki, köy de olamıyoruz. Muhtarlığımız yoktur. Okulumuz yoktur. Hastanemiz yoktur. Sağlık ocağımız yoktur. Vallahi kimsenin, nüfusta kaydı bile yoktur. Sadece büyük oğlum İbrahim'in kimliği vardır. O da burada yoktur. Belki diyeceksiniz ki madem hiçbir şey yoktur, 'E siz niye varsınız, terbiyesizler?' Vallahi "nizanım", yani bilmiyorum. Ne zaman canımız sıkılıyor bir tane daha kalabalık oluyoruz...
Dur hele kızım, kim gelmiş?— İbrahim abim gelmiş dede!— O kimdir? Torunundur dede, torunun.— Hee, evet... De haydi git madem Selam söyle ha!
Millet kendi köyünden zor karı buluyor, bizimki karı ithal edecek.
Saido Abi, ne yazdırmışsın oraya?— Velkam tu Tinne! Yani köyümüze hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyor.— Ya İngilizce yazıldığı gibi okunmaz ki?- Nasıl ulan +Yani Ali diye yazıyorsun fakat Ahmet diye okuyorsun.— Madem Ahmet değil, niye Ali yazıyorsun? Manyak mısın oğlum?!
Dünya çok kalabalık. Milyar milyar insan İbrahim. Hepsiyle tanışırsın.Hepsini görebilirsin. Ama yalnız birini seversin. Sadece bir kişiye âşık olursun.
Kahvaltını damda alırsın, Danny kurban? Köy yumurtası da vardır he. Günlük, yani 10 günlük.  E aşağı köyden anca geliyor...
— Pas versene oğlum!— Nasıl vereyim, amına koyduğum. Atıyorsun, taca gidiyor ibne!
Anne bak, DNA testiyle her şeyi anlıyorlar.Kim kimin çocuğudur, kim kimin karısıdır,kim, nerede, ne yapmış valla hepsi çıkıyor. Valla tıp çok ilerlemiş. Böyle kemiktir, kıldır, tüydür, kandır, oradan bakıp hemen anlıyorlar. Öyle şey de değildir ha,kesin sonuçtur. Yani, %80 Zişan benden hamiledir, %20 başkasından hamiledir değil. Ya, bendense benden, değilse değil.
Ya, dünya bir dengedir, denge. Ne yapacaksın? Benim anam öldüğü gün,oğlum doğdu. Şimdi senin yaptığın belki burada suçtur ama sizin orada sevaptır. Bak, aha orada gündüzdür, bizim burada gecedir. Sendeki aşkken ondaki yalandır.
Ben yapacağımı biliyorum o teröristlere. Vallah götümün deliğine girse bulurum.
+Abla, yapma abla.  - Alacak mısınız lan bana Danny'i? *Kızım gâvurdur o. +Biz anlaştık,Kelime-i Şahadet getirdi...
Yusuf Ağa, tamam, anladım. Ama kayıtta yoksun, kayıtta. Görünmüyorsun sen. Resmi olarak yoksun sen.— Ben nasıl yokum, komutanım? Nasıl yokmuşum ben? Aha, işte karşınızdayım! Ben yaşadım, hem de çok yaşadım. Kimseye fark ettirmeden, güldüm. Kimsenin haberi olmadan, ağladım. Yemek yedim, uyudum. Onca çocuklara baktım.— Ama bak, ağa...— Bakıyorum işte! Sen de görebiliyorsun ki, ben bakabiliyorum. Çünkü gözüm de var, kalbim de! Sen şimdi söyle, kim var, kim yok?
Allah, kimliğim oldu, kimliğim! Her şey yazıyor içinde. Adımı, soyadımı yazıyor, her bokumu yazıyor! Nazif, sende yaş kaç diyor?— Vallahi buna göre 1 yaş oluyorum.— Ha, yaşıtız valla Nazif Amca, bende de yaş 1!— Lan, sen benle nasıl aynı yaşta oluyorsun, dedenim senin!— Benimle de aynısın be dede, neyin varsa kardeş payı yapabiliriz artık!— Siktir, kaşmer! Babayı alırsın sen.
Herkesinki mavidir!- Seninki ne renktir?- Pembee...- Aha, vallahi resmî kayıtlara karı olarak geçmişsin Faruk!

Ayasofya (anlamı: 'Kutsal Bilgelik'; Koine Grekçesi: Ἁγία Σοφία Agia Sofia), Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından MS 532-537 yılları arasında İstanbul'un eski şehir merkezine katedral olarak inşa ettirilen ve günümüzde cami olarak hizmet veren tarihi mabet. 1500 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının başyapıtları arasında yer alır. Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş, barındırdığı sanatsal ve kültürel miras sebebiyle 1935'te müze olarak hizmete açılmış, 1936'da tapuya resmen "Ayasofyayı Kebir Camii Şerifi" adıyla kaydedilmiş, 1991'de bir bölümü ibadete açılmış ve 2020'deki Danıştay kararıyla tekrar bütünüyle cami olarak "Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi" adıyla kullanıma sunulmuştur.

Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya'yı müzeye çeviren Bakanlar Kurulu Kararı'nı iptal ederek hukuka ve hakka sahip çıktı. Danıştayın kararıyla adalet tecelli etti, hak yerini buldu.
Bekir Bozdağ
Ayasofya’yı ibadete açacak olan partinin memlekette fevkalade itibarı yükselir. Hayrettir, bu bile kimseyi kıpırdatmamıştır. Akla aykırı bir şey. Kedinin kedilik yapmaması gibi bir şey. Ters bir şey, insan düşünürken idrak etmekte bocalıyor. Ayasofya’nın yeniden câmi olarak açılması için her ne söylenen olursa milletin arzusuna tercüman olur. Kültür Bakanı seçime bir iki ay kala, gider ayak ‘Ayasofya kısmen ibadete açılabilir’ demiştir. Umarım ruhu müsbet değişikler geçirmektedir. Umarım kendisi vicdanında bir ses duymuştur. Topyekün milletin arzusuna karşılık içinde cevap bulmuşa benziyor.
Cahit Zarifoğlu
Vakıf malı olan Ayasofya’nın, vakfiyesine muvafık şekilde cami olarak kullanılması milletimizin uzun yıllardır hasreti ve beklentisidir. Aynı zamanda eşsiz bir mimarlık ve sanat abidesi olan Ayasofya'nın ibadete açılması inanç haklarımızın mecburi bir gereğidir. Aksi bir iddia ve ileri sürülecek ifade hükümsüz ve temelsizdir. Ayasofya'nın, vakfeden kutlu ecdadımızın emaneti doğrultusunda kesintisiz cami olarak kullanılması bağlılık ve vefayla yerine getirilmesi şart olan tarihi bir sorumluluktur.
Devlet Bahçeli
Ayasofya doğrudan doğruya Atatürk'ün emri üzerine müzeye çevrilmiştir. Atatürk, Batı medeniyet toplumları arasına katılan Türkiye Türklüğünün eski din ayrışıklığı geleneklerini geride bıraktığını göstermek ve asırlarca kapalı duran eşsiz sanat eserlerini devamlı olarak ziyaretçilere açık bulundurmak için Türk şerefini ve itibarını artırıcı bu büyük kararı vermiştir.
Falih Rıfkı Atay
Kapkara taassup ve gericilik Atatürk’ten öç almak için Ayasofya işini ortaya atmıştır. Kara kuvvetle gericiliğin programı burada bitmez: Arkadan Arap yazısına meşruluk tanımak, sonra Diyanet İşleri Reisliğini bakanlar arasına katmak, daha da sonra anayasaya eski "Devletin dini din-i İslam'dır." maddesini koydurmak için şimdiden çaba birliği başlamıştır.
Falih Rıfkı Atay
Ekselansları, bildiğiniz üzere Ayasofya yüce Atatürk’ün emriyle müzedir. Amacı gereği, bu müzede dini vecibelerin yerine getirilmesi için uygun bir ortam değildir, bir kez daha hatırlatmak isterim. Buyurun gezelim.
(1967 yılında Papa VI. Paulus Türkiye gezisi sırasında Ayasofya Müzesi’ni gezerken İsa ve Meryem mozaiğini görünce eğilip yeri öper ve istavroz çıkarıp duaya başlayacakken dönemin dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından kolundan tutularak kaldırılırken Çağlayangil’in Papa’ya kurduğu cümle.)
... Ayasofya Müzesinin şimdiki durumunu görmek istedim. Çok uzun zamandan beri burayı görmemiştim. Bizim aşırı dinciler ikide birde buranın yine cami olarak kullanılmasını ister dururlar. 12 Eylül döneminde de bu teklif bize birkaç defa geldi. Her defasında reddettim.
Kenan Evren
Ayasofya açılmalıdır. Türk’ün bahtıyla beraber açılmalıdır. Ayasofya’yı kapalı tutmak, Yunanlıya ‘ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!’ demekten farksızdır. Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem! Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. Ayasofya açılacak... Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek... Ayasofya açılacak!... Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak... Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak... Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak... Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın... Sel yakındır.
Necip Fazıl Kısakürek
Ayasofya Câmii İslam’ın köhnemiş Hıristiyanlığa galebesinin timsalidir. Yani o bir zaferin, onun timsalidir. Hakk’ın batıla galebesinin timsalidir. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in malıdır. Ayasofya bir semboldür. Ayasofya Camii’nin bir an evvel ibadete açılması, hem Vakıflar Kanunu’na göre hem de insanlık görevidir.
Necmettin Erbakan
Bir siz mi duyarsınız Ayasofya Camii’nin inlemelerini, karanlık dehlizlerde tek başına gece gündüz yaktığı ağıtlarını? Arada sırada boğuk boğuk sesi de gelir Ayasofya Camii’nin; yığılır kalır bilincinizin üzerinde, sorumluluğunuzun üzerinde...
Nuri Pakdil
Ayasofya! Ey muhteşem mabet! Merak etme. Fatih’in torunları yakında bütün putları devirip seni camiye çevirecekler. Gözyaşlarıyla abdest alarak secdelere kapanacaklar! Tehlil ve tekbir sedaları boş kubbelerini yeniden dolduracak! İkinci bir fetih olacak! Ozanlar bunun destanını, ezanlar bunun ilanını yapacaklar! Sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen tekbir sesleri fezaları inletecek! Şerefelerin yine Allah’ın ve onun sevgili Peygamberi Hz. Muhammed’in şerefine ışıl ışıl yanacak! Bütün dünya Fatih dirildi sanacak! Bu olacak Ayasofya, bu olacak! İkinci bir fetih, yeni bir basübadelmevt... Bu muhakkak... Bu günler yakın, belki yarın, belki yarından da yakındır.
Osman Yüksel Serdengeçti
Bu işin bir siyasi boyutu var, yanı var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, ‘Ayasofya’yı dolduralım’ diyeceksin. Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık, 4-5 tane Ayasofya eder. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah.
(Kamuoyunda bazı kesimlerin Ayasofya’ya cami statüsü verilmesi talebine Recep Tayyip Erdoğan’ın 2019 yılında verdiği cevap.)
Bunları da aşmak bizim için sorun değil ama getirisi götürüsü nedir? Bunun bir götürüsü var. Onun faturası çok daha ağır. Dünyanın çeşitli yerlerinde bizim binlerce camimiz var. Bunu söyleyenler acaba o camilerin başına ne gelir düşünüyor mu? Bunları düşünmeden söylüyorlar. Bunlar dünyayı tanımıyorlar. Muhataplarını bilmiyorlar. Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna (Ayasofya’yı cami olarak açmak) gelecek kadar istikametimi kaybetmedim.
(2019 yılında, Ayasofya’nın bütünüyle cami olarak ibadete açılmasına ilişkin soruya Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği cevap.)
Ayasofya'yı ecdadın emanetine uygun olarak üç neslin hayalinde yaşattığı şekliyle bir cuma günü aslına rücu ettirdik. Hizmetine ömrümüzü adadığımız Şehr-i İstanbul'un artık bize tebessümle baktığını tüm kalbimizle hissediyoruz. Bize bugünleri gösterdiği için Rabb'imize hamdüsenalar ediyoruz. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin müjdesine layık olabilmek umuduyla bu kutlu beldenin fethi için mücadele eden Eyüp Sultan Hazretleri başta olmak üzere tüm ilim ve hikmet erlerini rahmetle yad ediyoruz. İstanbul'un Fatih'in ve Ayasofya'yı vakfederek medeniyetimize kazandıran Fatih Sultan Mehmet Han'ı minnet ve şükranla yad ediyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan
Fatih, İstanbul’u aldıktan sonra Ayasofya’yı cami yaptı. Bu sadece Fatih’in şahsi görüşünün sonucu değildi. Bu tüm toplumun, fetih ordusunun idealiydi. Kızılelma, Ayasofya üzerinde parlıyordu. Ayasofya cami olunca, Kızılelma uçup gitti ve Roma’daki Sen Piyer kilisesinin kubbesine kondu inancının sonucuydu bu.
Sezai Karakoç
Ayasofya’nın cami olmaktan çıkarılması bir sebep değil bir sonuçtur. Tekrar cami olarak açılması da bir sebep değil bir sonuç olacaktır. İslam’ın Batı karşısında yenilgisinin, üstünlüğünü kaybetmesinin sonucu ve sembolik işareti olarak Ayasofya cami olmaktan çıkmıştır. Ancak, Batı karşısında İslam âlemi olarak tam bağımsız olduğumuz gün ya da en azından, bu bağımsızlığın şuuruna vardığımız gün, kendimizi Batı’dan bağımsız hissettiğimiz gün, Ayasofya yeniden cami olacaktır. Yoksa çapı meçhul, müphem güçlerin tesadüfî bir hareketiyle Ayasofya açılamaz. Açılsa da çabuk kapanır. Ayasofya’yı ancak, Ortadoğu’nun gerçek kurtarıcısı aydınlar kadrosunun, tüm İslam toplumunu değiştirmesinden sonra açması düşünülebilir. Daha doğrusu, o gün Ayasofya kendiliğinden açılıp cami olur.
Sezai Karakoç
Ayasofya'nın bir dirilişe vesile olacağına inanıyorum çünkü Batı'daki kuvvetli muhalefete karşı biz bunu yapabildik. 'Yapamazsınız' diyorlardı. Biz demek ki onların zannettiklerinden daha kuvvetliyiz. Bütün İslam dünyasında bunun şuurunun uyandırılması ve kuvvetlendirilmesi lazım. Mamafih bu şuur var. Şimdi sessiz sedasız Ayasofya, cami oldu ama bütün İslam dünyasından çok büyük memnuniyet sesleri, dualar yükseldi hatta Müslüman olmayan Doğulu ülkelerden de tebrik geldi çünkü bu durum Batı'nın emperyalist düşüncelerine karşı bir hareket olarak görülüyor, onlara güç, cesaret veriyor.
Süleyman Hayri Bolay

Ayazma Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Aziz Mahmud Hüdayi Mahallesi'nde yer alan, Osmanlı Dönemi'nden kalma tarihi bir camidir. 26. Osmanlı Padişahı III. Mustafa tarafından, annesi Mihrişah Emine Sultan ve ağabeyi Şehzade Süleyman adına yaptırılmıştır. Mimarı Mehmed Tahir Ağa'dır. Yapımına 1758 yılında başlanan cami, 2 yıllık inşaat sürecinden sonra 1760 yılında ibadete açılmıştır. Cami mimari olarak Osmanlı ve Barok esintilerini yansıtmaktadır.

Mimarisiyle, yeriyle, pek çok özelliğiyle şehrimize değer katan Ayazma Camii'mizin banisi Sultan 3. Mustafa'dan bugüne kadar bu eserin yaşatılması için gayret gösteren herkesi rahmetle yad ediyorum. Caminin restorasyonunda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Rabb'imiz Tevbe Suresi'nde şöyle buyuruyor; 'Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. Ayazma Camii'nde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da günde beş vakit okunacak ezanların, kılınacak namazların, edilecek duaların Allah katında kabul olmasını diliyorum. Ezanlarıyla, şehirlerimizin semalarını yankılandıran her camimizi, ülkemizin ve milletimizin geleceği için vatan topraklarına dikilen birer manevi muhafız olarak görüyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan

Aydın Doğan, Doğan Holding yönetim kurulu başkanı.

Eskiden, işte Nadir Nadi'nin gazetesi, Ali Naci Karacan'ın gazetesi gibi, başyazarlarının adıyla anılan gazeteler vardı. Bence artık o dönem kapandı. Dünyanın her yerinde artık gazete sahipleri, büyük sanayi kuruluşlarıdır.
(Kanaltürk televizyonunda katıldığı 5. Boyut programında)
Bize Emin Çölaşan'la ilgili, veya yazarlarla ilgili hükümetten hiçbir şekilde baskı olmadı. Olamaz da Allah'ın izniyle!
(Kanaltürk televizyonunda katıldığı 5. Boyut programında)
Şimdiye kadar ellerinden gelen baskıyı yapıyorlardı. Demek ki baskıları daha da ağırlaşacak.
(6 Eylül 2008 tarihli Hürriyet'teki basın açıklamasından)
Çok kötü oldu! Beni bunlar dolduruşa getirdi!
(Emin Çölaşan'a açtığı tazminat davasının reddedildiğini öğrendiğinde)
Tabiri caizse yayıncılık biraz yiğitlik, yürek işidir. İki gazeteciyi, ismini vererek söylüyorum, Uğur Dündar ve Emin Çölaşan'ı taşıyacak yayımcı zor bulursunuz. Bunlar bana öyle pahalıya mal olmuşlardı ki!... Ama ben hiç bakmadım bile. "Bunları işten çıkarın" demediler. "Bunları kontrol altına alın" dediler. "Bana bunu kesinlikle yaptıramazsınız" dedim. İşlerimi mahvetmek için tebliğler çıkardılar. Ben bir otomobil kampanyasıyla piyasadan 1 milyar dolara yakın para toplayacaktım. Uğur ve Emin için bunu feda ettim.
(2002 yılında Leyla Tavşanoğlu'na verdiği röportajdan)
Bugün bütün dünyada medya kuruluşları için benzer eleştiriler yapılmaktadır. Bunların başında da, tekelleşme eğilimlerinin artmakta olduğu eleştirisi vardır. Oysa çağdaş teknik gelişmeler, bırakın tekelleşmeye yol açmayı, tam aksine, tekelleşmeyi fiilen imkânsız noktaya getirmiştir. (…) Yine bütün dünyadaki yaygın bir eleştiri de, medya sahiplerinin ellerinde aşırı bir güç birikimi olduğudur. Bu da geçerli bir iddia değildir. Çünkü internet teknolojisi, yaygın radyoculuk ve televizyonculuk, artık herkesin görüşlerini duyurabilme imkânı sağlamaktadır. O nedenle, bu devirde kimse şah değil, padişah değildir. Bu sözün geçerliliği, bu devirdeki kadar hiçbir dönemde olmamıştır.
(TBMM Medya Sorunları Araştırma Komisyonu Tutanakları'ndan)

Aydın Engin, Türk yazar ve siyasetçi.

Dileyen milliyetçilik yerine ulusalcılık da diyebilir ve fark etmez. Çünkü fark yok. İlki Osmanlıcadan miras, öteki arı dil akımından doğdu. “Örneğin” ile “meselâ” birbirinden ne kadar farklı anlamlar içeriyorsa, bunlar da öyle.
Küresel sermayeye karşı ancak küresel ölçekte bir direnişle karşı çıkılabilir; onu yenebilecek güç, o ölçekte bir kenetlemenin saflarından çıkar.
Milliyetçilik bir zamanlar ilerici, devrimci bir ideoloji idi. Kabul. Ama: İdi. Artık değil...
Ulus-devlet denen çağdışı kalmış cendereden Türkiye’yi kurtaracak, küresel sermayenin saldırılarına küresel boyutta ve ölçekte cevap vermesine yardımcı olacak her türlü uluslararası ilişkinin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
İnsanlık geliştikçe tanrılara insan kurban etmek yerine hayvan kurban etme aşamasına geçildi. Yani kan kültürü biraz daha (acaba ne kadar daha?) masumlaşarak varlığını sürdürdü. Peki 21. yüzyılın ilk on yılını da geride bırakmış insanlığın hâlâ bu kan kültürünü yaşatmasını “inançlara saygı” bağlamında kabullenmek, itiraz etmemek, eleştirmemek ve “Bayramınız kutlu olsun” edebiyatına devam etmek nasıl açıklanır?
Cumhuriyet tek başına halkın egemenliği anlamına gelmiyor, gelemiyor... (...) Demokrasi ve laiklik bileşeninden koparılmış bir cumhuriyeti savunmak çok anlamlı değil.
'6 Ok'tan milliyetçilik ilkesini atıp yerine demokrasi ilkesini koymak, sosyal demokrat parti olma iddiasına pek yakışır gibi geliyor bana...

Gandi'nin görüşleri, zamanımızın tüm politik kişileri arasında en aydınlatıcı olanlardı. O'nun bilinci içinde gayret etmeliyiz... Nedenlerimiz için çaba sarf ederken şiddet kullanmamalıyız ve ancak kötülüğüne inandığımız şeye iştirak etmeyerek bunu yapmalıyız. — Albert Einstein
Aydınlanmış insan, olgunluğunda, mükemmeliyetçiliğinde kendi mutluluğunun peşine düşebilecektir, çünkü incelemeyi, kendisi için düşünmeyi ve diğerlerinin otoritesine göre bir şeyi gerçek olarak kabul etmemeyi öğrenmiştir, bunlar ona deneyimin, incelemenin daima hatalı olanı ispatlayacağını öğretmesiyle olmuştur. — Baron d'Holbach
Tüm insanlar anlamak için eşit eğilime sahiptir. — Claude Adrien Helvétius
O engin bilim dünyası bana bazı yerleri aydınlık, bazı yerleri karanlık olan büyük bir arazi gibi görünüyor. Çabalarımız ya aydınlık bölgelerin sınırlarını artırmak ya da aydınlatma merkezlerinin sayısını artırmak amacında olmalıdır. İkincisi için yaratıcı dehalar gerekiyor; ilki için ise geliştiren, genişleten, güçlendiren bir bilgelik. —  Denis Diderot
Bir düşünceyi dinlediğinizde sadece bir düşüncenin değil bir düşüncenin tanığı olarak kendinizin de farkına varırsınız. Yeni bir bilinç genişliği erişir.  — Eckhart Tolle
Ben, henüz tamanlanmamış olan kendinizin tamamlayıcısıyım. Siz bir Çizgisiniz ama ben Çizgilerin bir Çizgisiyim ki bana ülkemde bir Kare derler ve hatta ben en yüksek derecesinde size doğruyum ve Düz-ülkenin yüce asilleri arasında küçük bir şey olarak düşünülürüm, sizi ziyaret etmek için ayrıldığım yer; bilgisizliğinizin aydınlanmasına umut duyduğum yerdir. — Edwin Abbott Abbott
İçimdeki büyük fırtınayı dindiren, zavallı kalbimi müthiş bir sevinçle dolduran ve tabiatın sırlarını bana açan ve bu işaretleri bana yazan acaba bir Tanrı mıydı? Yoksa ben de bir Tanrı mıyım? İçimde şimdiye kadar olanlardan çok farklı bir ışık doğuyor. — Faust
Ne ateş, ne su, ne de rüzgâr iyi edimlerin kutsallığını zedeleyemez ve bu kutsal şeyler tüm dünyayı aydınlatır. — Gotama Buda
 
Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir. — Immanuel Kant
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapere Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. — Immanuel Kant
Başlangıçta insanların Tanrılardan başka kralları, teokratik hükümetten başka hükümetleri yoktu. Caligula gibi düşünüyorlardı. O zaman için bu düşündükleri doğruydu. Kendilerinden birisini efendi olarak kabullenmeleri ve bunun neticesinde daha iyi bir duruma geleceklerine kendilerini inandırabilmeleri için his ve düşüncelerinin uzun bir süre değişime uğramış olması gerekir. — Jean-Jacques Rousseau
Bu devlet, bu kent, bu kampüs, hem insanın aydınlanması hem de insan hakları için ayakta duruyor ve izin verin bu sonsuza dek gerçek olsun.— John F. Kennedy
 
Tüm şeylerin ışığı olan Efendi aydınlanmamı lütfederse, Işık’tan bahsedeceğim!— Leonardo da Vinci
Bilgisizlik çağı, Hıristiyanlık sistemi ile birlikte başladı. — Thomas Paine
Batı kültürü bugün zengin bir içeriğe sahipse, Aydınlanma öncesinde dahi zararlı basitleştirmeleri aklın sorgusu ve eleştirel zihin ile çözümlemeye çalışmış olmasındandır. — Umberto Eco
Bizimki her halde dünyaya bulaşan en gülünç, en saçma ve en kanlı din.  Siz Haşmetleri, adı çıkmış batıl inançları kökünden sökerek insan ırkına sonsuz bir hizmet yapacaksınız, ayaktakımı için söylemiyorum, aydınlanmanın değerinde olmayan ve her çeşit kulluğa eğilimli olanlar için söylüyorum.  Dürüst insanların içinde olarak, düşünmeye istekli bu kişiler arasında bulunarak söylüyorum… Bir üzgünlüğüm, bu asil yatırımda size yardımcı olamayışımdır, en iyi ve en saygıdeğer insan bunu belirtebilendir. — Voltaire
Voltaire’in Büyük Frederick’e mektubundan
Aydınlanmanın anlamı yaşamınızın tüm sorumluluğunu üstlenmektir. — William Blake
Sol ne zaman çöker, ne zaman, "çökmüştür" ya da "ölmüştür" demek istiyorum; cevabı çok basit ve bir anlamda da totolojik görünüyor. Sol büyük proje, kökten düzenleme ve değiştirme demektir; ütopya'ya yakın ve bir tür mesyanizm'i içinde barındırmaktır. Yalnız, Yahudi mesyanizmi, ki burada İsa'nın çıkışı da var, müdahaleyi kabul etmiyor; sol ise müdahalecilik demektir. Bu nedenle, yerine "aydınlanma" doktrinini ve bu doktrinin bir uygulaması olan, "ilerleme" önermesini koymaktadır. Bunlar yoksa, sol çökmüştür ve yoktur; bu kadar basit bir cevaba sahibiz. — Yalçın Küçük
Aydınlamanın anlamı, değişmektir. Onsekizinci yüzyılda aydınlanma dini dogmaları ve zorbalığı yenmek anlamına geliyordu; yirminci yüzyılın sonlarına doğru, aydınlanma ırkçılığı, cinsiyetçiliği, homofobiyi ve diğer önyargılarını yenmek anlamına geliyordu; ve şimdi yirmibirinci yüzyılda aydınlanma, türcülüğü yenerek hayatın tümünü onore eden evrensel bir etiği kucaklamak anlamına geliyor. — Steve Best

Aykut Kence (d. ? - ö. 1 Şubat 2014), Türk evrimsel biyolog.

Yaratılış teorisinin en büyük destekçisi Evangelistler. Bush da bir Evangelist. Evangelistler, radikal Müslümanlar kadar tehlikeli. Bunlar; sorgulamayan, itaat eden toplumlar istiyor. Oysa bilim adamları evrimi çürütebilecek zerre bulsalar, dünyaya açıklarlardı.
"Yaratılışçılar niye karşımıza akıllı tasarımcılar adıyla çıktı?" sorusuna verdiği yanıt:
"Çünkü onlar da evrimleşiyor. 1925'te öğretmen John Scopes evrimi okuttuğu için yargılanmış ve hüküm giymişti. Bundan sonra 32 yıl biyoloji derslerinde evrime değinilmedi. 1957'de SSCB uzaya Sputnik adlı uyduyu fırlatınca, Amerikalılar bilim yarışında geri kaldıklarını düşündü ve Darwin'i biyoloji kitaplarına tekrar aldılar. Bu tarihten sonra kökten dinciler biyoloji derslerinde hiç değilse evrime ve yaratılışa eşit zaman ayrılması konusunda ısrarcı olmaya başladı. Bazı eyaletlerde yasalar geçirdiler. Fakat laikliğe aykırı bulunduğu için iptal edildi. Türkiye'de de 1985 yılında "Scientific Creationism" adıyla yazdıkları bir kitap "Yaratılış Modeli" adıyla Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler tarafından öğretmenlere ücretsiz dağıtıldı. Yasalar izin vermeyince Tanrı'nın adından söz etmeden, herhangi bir dine atıfta bulunmadan canlıların çok karmaşık bir yapıda oldukları, bu nedenle de "bilinçli bir tasarımcı"nın eseri oldukları iddiası ortaya atıldı. Bu bilinçli tasarım teorisi tekrar okullara girmek için yapılmıştır. Arkasında ABD'de Hıristiyan kulübü olan Discovery Enstitüsü vardır."

"Bush akıllı tasarım meselesini 'evrim varsa karşı görüş de kitaplarda yer almalı' diye savunuyor." sözüne verdiği yanıt:
"Evrim kuramı bilimsel bir kuramdır. Oysa karşıt görüş İncil'den ve diğer kutsal kitaplardan alınmış bir görüştür. Gençlere dinsel bir görüşü bilimsel bir görüş gibi sunamayız."

"Ders kitaplarına koymakla amaçlanan ne?" sorusuna verdiği yanıt:
"Bu insanlara "bilim dini geriletiyor" gibi geliyor. Akıllı tasarımı ortaya atan kişiler devleti politik olarak etkileyip araştırma fonlarının kendi istedikleri yönde kullanılmasını istiyorlar. Bu da bilim için bir felaket olacaktır. Evangelistlerin bu çabaları Müslüman köktendinciliği kadar tehlikelidir. Her ikisi de dini değerlere sahip, sorgulamayan, itaat eden kişilerden oluşan toplumu amaçlıyor. O zaman Allah'ın hikmetidir deyip laboratuvarları kapatmamız gerekir."

"Evrimcilerin darbeler aldığı söyleniyor?" iddiasına verdiği yanıt:
"Yıllardır bu kuramı haklı çıkaracak tek bilgiye ulaşılamadığı... Bu yalan propaganda. Evrim konusunda özellikle moleküler biyolojinin gelişmesi sonucunda eskisine göre çok daha fazla kanıt üretiliyor. AİDS'ten kansere, antibiyotik direnç mekanizmalarından fosillere kadar çok geniş bir spektrumda, çok fazla kanıt var. Evrimi destekleyen sonuçlar bir ırmak gibi akmakta. Bilim insanları bu kanıtlar arasında evrimi çürütebilecek bir zerre bulsalar, bir gün bile durmaz bunu tüm dünyaya açıklarlardı."

Bilim yaparken inançlarını ayrı yere koymasını bilen herkes özgürdür. Yanılmıyorsam Fransız bilim adamı Paskal, şöyle demişti: "Ben paltomu astığım gibi Tanrı'yı da laboratuvarımın dışında bırakırım."
"Peki Türkiye'de de bazı çevreler var: İster yaratılışa ister akıllı tasarımcı olsunlar ortak hedefleri evrim. Bu çevreleri evrim kuramı adına tehlikeli buluyor musunuz?" sorusuna verdiği yanıt:
"Bilimde bir kurama karşı en büyük tehlike bu alanda çalışan bilim insanlarıdır. Zira bir kuramı sadece onlar sorgular, çürütür ve bunu dünyaya bir gün bile durmadan duyururlar. Bilim böyle yapılır. Bu konuda hiç eğitim almamış kişilerin bu alanlarda kelime oyunlarıyla, lafazanlıkla bilime saldırmaları kabul edilemez. Türkiye'de de evrimle bilim karşıtı kişi ve kuruluşlar vardır. Ve bunlar yurtdışındaki evrim ve bilim karşıtı kişilerle işbirliği içindedir. Bilim insanlarına komünist, ateist, bölücü gibi iftiralarla saldırmaktadırlar. Bunlar ülke biliminin gelişmesini engelleyerek kime hizmet ettiklerinin farkında değillerdir."

"Peki Adem'le Havva kronolojinin neresindeler? Mesela Hz. Adem'in boyunun 30 metre olduğuna dair iddialar evrimle nasıl açıklanıyor?" sorusuna yanıtı:
"Adem ve Havva kutsal kitaplara göre insanların en eski atalarıdır. Buna göre tüm insanlar Adem ve Havva'dan geldi. Evet, Hz. Adem'in boyunun 30 metre olduğu şeklinde bir iddia da var. Fakat bilime göre şayet Adem'in boyu 30 metre ise bugünkü insandan farklı bir türdür. Yani evrimleşmiştir. Tabii böyle iddialar bilimsel değildir. Bilimsel olarak bu iddianın doğru ya da yanlış olduğunun gösterilmesi de mümkün değildir. Bunu inanç boyutu içinde değerlendirmek gerekir."

Ayla, 2017 yılında Türkiye ile Güney Kore tarafından ortaklaşa yapılan dram ve savaş türündeki bir sinema filmidir. Filmin başrollerinde İsmail Hacıoğlu, Kim Seol, Çetin Tekindor, Lee Kyung-Jin, Ali Atay ve Murat Yıldırım gibi oyuncular yer almaktadır. Kore Savaşı sırasında Kıdemli Başçavuş olan Süleyman Dilbirliği ile Koreli Eunja Kim'in gerçek yaşamlarından esinlenilerek sinemaya uyarlanmıştır.

"Ayla olsun mu? Ay gibi yüzü var. Ay ışığında da bulduk zaten. Ayla..."
"Daha karıncayı bile incitemeyenler savaşa gidiyor!"
"Bu kuşu aldın, iyileştirdin. Sonra da uçmayı öğrettin... Nasıl ayrılacaksın? Ya da o bizden nasıl ayrılacak?"
"Küçük kızı geçtikleri yolların üzerinde, katliamın ortasında buldular. Bırakamayacakları için onu yanlarına almışlar. Çok olağanüstü bir davranış."
"Türklerin meşhur bir sözü varmış. Canımızı versek de Vatan Sağolsun!"
"Bu kız çocuğu, savaşın içinde hayatımıza girerek, bu karanlık dünyayı adeta aydınlattı."
"Türkler ilginç insanlardır. Dünya'ya Kore için savaş çağrısı yapıldığında ilk cevap veren onlardı. Savaş Tarihi bunu yazdığında ne sen ne de ben hatırlanacağız. Tarih kitapları onları yazacak."
"Babalar, evlatları için mücadele ederler; onlara verdikleri sözler için yaşarlar."
"Babalar, verdikleri sözleri mutlara tutarlar."
+"Öldü dediler, öldün mü sen? Süleyman'a kalmaz öldü dediler." - "Süleyman ben değilim, o Süleyman başka Süleyman. Sultan Süleyman o."

Aylak Adam,  Yusuf Atılgan'ın 1959'da yayımladığı ilk romanıdır.

Bölümün epigrafından:
"Mufassal kıssa başlarsın garip efsane söylersin"
(Bâki)
Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.
İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu: "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." Saatine baktı: Dört buçuğa beş vardı. "Eve gidip okusam." Durağa yürüdü. "Bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar..."
Ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.
Yoksa dünyada olmayanı mı arıyordu? İki yanına bakındı. Sağdaki kaldırımda duvara dayanmış büyük gözlü bir okul çocuğu ilgiyle ona bakıyordu. Gözlerini kırpmadan elindeki elmayı ısırdı. Ağzı sulandı. Yürüdü. Vardı işte. Çocuklar, elmalar vardı.
Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. Büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?

Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir. Bugün, şimdilik "paltosunu ilk çıkardığı gün"dü, sonra "Güler'i ilk gördüğü gün" olacaktı.
"Neden bu kadar kötümsersin?" dedim. "Sen neden değilsin?" dedi, "çevreni görmüyor musun?" Sözlerinin doğru bir yanı var, biliyorum.
Sigarasını küllüğe bastırdı. "Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu. Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?" Gene de sevinçliydi.
—Galiba sizi anlıyorum.
—Yanılıyorsun. "Siz" anlanamaz, "sen" anlanır. Bazı kitaplarda "sizi seviyorum"u okuyunca gülerim. Sanki "siz" sevilirmiş! "Sen" sevilir, değil mi?
—Seni anlıyorum. (Kızardı.)

Böyle içten yalnız çocuklar gülebilir. Bir de deliler...
Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız; korku yüzünden öldürürüz. En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız.
Gitti odasına kapandı. Rakı içerek kurtulmak istediği neydi? Yoksa baştan beri ikimiz de sevişmece oyunu mu oynuyorduk? Gerçek olan içimdeki bu boşluk mu? Değil! Bir şey var, ama eksile eksile var.
Elinin tersiyle ıslanmış sigarayı ağzına götürüp çekiştirdi. Bu havada ağaç altları bile buradan sıcak olurdu. Kitap da okunmazdı. Çabucak kalkıp kitaplara doğru yürüdü. Sağdaki sıradan üçüncü kitabı alıp karıştırdı. Paralar yoktu. İkincisine baktı! Ondaydılar. Dokunulmamıştı. İçlerinden biri çalınmış olsa farkına varacak mıydı? Parasını hiç saymazdı. Kitabı yerine bıraktı. "Belki bütün sıkıntılarının sebebi bu. Belki paranın kendisi değil de sayısı önemlidir. İnsanların yaşamasında önemli olan, ayrıntılar değil mi? Ayrıntısız yaşayan yalnız bitkiler. Azotlu, sulu, klorofilli, güneş ışıklı bir yaşama. Biraz da hayvanlar. At, aşacağı kısrak topalmış, kemikliymiş aldırmaz. Gene de yem yediği ahırın, çifte koşulduğu tarlanın yolunu ayırır. Köpekler, görmeğe alışmadıkları bir çeşit giysi giymiş insana havlarlar. Ya insanlar? Onların yaşamasında her şey ayrıntı. Önemli olan yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir; giysi değil, giysinin çeşidi; ayakkabının çeşidi. Günlerin adı bile... Belli günlerde belli yaşamaları vardır. Pazar günleri pazarlık yaşamalarını kuşanırlar, çarşambaları çarşambalık! Hep ayrıntılar! Paranın sayısı gibi. Güler'in mavi gözlü oluşu gibi."
Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; 'Kumda yatma rahatlığı.' A-da-ko: 'Ağaç dalı kompleksi.' Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp girmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben 'ağaç dalı kompleksi' diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako 'yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.

Sultanahmet durağından, Nişantaşı'nda inmek niyetiyle Maçka tramvayına binmiş bir adam, dışarıya baktığı camdan ne sevdiği kadını, ne de bir tanıdığını gördüğü halde yan yolda neden iner? Bazen insanı bir yangın kulesi de çağırır.
Yıllardır aradığını bulur bulmaz yitirmesine sebep olan bu saçma, alaycı düzene boyun eğmiş gibi kendini koyverdi. Şimdi ona istediklerini yapabilirlerdi. Yanındaki polis kolunu sarsıp, ummadığı yumuşak bir sesle sordu:
—Ne oldu? Anlat.
—Otobüse yetişecektim...
Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.
Ben çoğu geceler içiyorum, dedi. Şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. İki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevrendekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. Dışarıda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. Sokakta hiç gülmemek için burada gülerler. Böylesi az içer. Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından...
—Ya içmediğin zamanlar?
—O zaman ararım.
—Hep arayacaksın sen. Ya resim, ya kitap...
—Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
—Anlamadım.
—Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "— Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!

Ayn Rand (d. Alisa Zinov'yevna Rosenbaum), objektivizm felsefesiyle tanınan düşünür, yazar.

Bilginin kısa yolu olduğu iddia edilen iman, sadece aklı yok etmenin kısa yoludur.
Amerika'daki zenginlik ortak bir amaç uğruna insanların kamusal fedakarlıkları sayesinde değil, kendi kişisel amaçları ve servetlerini kazanma doğrultusunda hareket eden özgür insanların üretken dehası sayesinde kazanılmıştır.
Birey haklarını ihlal etmek demek, onu kendi yargısının aksi yönde davranmaya zorlamak veya onun değerlerini kamulaştırmak demektir. Esas olarak bunu yapmanın yalnız bir yolu vardır: Fiziksel zor kullanımı. İnsan haklarının iki olası ihlalcisi vardır; suçlular ve siyasi yönetim
Kapitalizm, mülkiyet hakkı dahil, bütün birey haklarını tanıyan, bütün mülkiyetin özel bireylerce sahiplenildiği bir sosyal sistemdir.
Kapitalizmin dış politikasının özü serbest ticarettir; yani ticarette konulan duvarların, korumacı gümrüklerin ve özel imtiyazların kaldırılmasıdır; dünya ticaretinin, birbirleriyle doğrudan ilişkide bulunan bütün ülkelerin vatandaşları arasında, serbest uluslararası değişim ve rekabete doğru yolların açılmasıdır.
Sosyal yaşamda kazanılan iki büyük değer vardır: Bilgi ve ticaret.
Özgür toplumu savunmak isteyen bir kimse, özgür toplumun vazgeçilmez temelinin birey hakları ilkesi olduğunu bilmelidir. Birey haklarını muhafaza etmek isteyen bir kimse, kapitalizmin birey haklarını karşılayabilecek ve koruyabilecek tek sistem olduğunu anlamalıdır.
Hak ettiğiniz dünyayı elde edebilirsiniz; o dünya mevcuttur, gerçektir, mümkündür: O dünya sizindir. Fakat onu elde etmek için kendinizi tamamen adamanız, geçmiş dünyanızla, o dünyanın ‘insan başkalarının hatırı için yaşaması gereken kurbanlık hayvandır’ diyen temel doktrini ile bütün bağlarınızı koparmanız gereklidir. Kendi kişiliğinizin kıymeti uğruna mücadele edin. Kendi gururunuz uğruna mücadele edin. İnsan tabiatının özü olan hükümran ve rasyonel zihniniz uğruna mücadele edin. Ahlakınızın yaşamanın ahlakı olduğuna, mücadelenizin, yeryüzünde var olmuş her başarının, her kıymetin, her yüceliğin, her güzelliğin, her iyiliğin mücadelesi olduğunu bilmenin verdiği mutlak güven ve dürüstlükle mücadele edin.
Onların gerçeklere, fikirlere, yapılan ve yapılacak işe kaygısı yok. Onların tüm ilgisi insanlara dönük. "Bu doğru mu?" diye sormuyorlar. Yargılamak için değil, tekrarlamak için. Yapmak için değil, yapıyormuş izlenimi vermek için. Yaratmak değil, göstermek. Yetenek değil, dostluk. Nitelik değil, fors.
Benim felsefem, özünde, hayattaki ahlaki amacı kendi mutluluğunu olan, varlığının yegane amacı ve en yüce eseri olarak yaratıcı üretkenliğini gören kahramansı bir varlık, bir insan konseptidir.
İnsan önce Tanrı'nın tutsağıydı. Zincirlerini kırdı. Sonra kralların tutsağı oldu. Yine zincirlerini kırdı. Artık hiç kimsenin tutsağı olmamalı.
Paranın tüm kötülüklerin kaynağı olduğunu söylüyorsunuz. Pek hiç tüm bu paranın kaynağının ne olduğunu sordunuz mu? (Atlas Shrugged Romanından)
Para bir araçtır. Sizi istediği yere götürür ama hiçbir zaman sürücü koltuğuna oturtmaz.
(Atlas Shrugged Romanından)
Eğer normal olsaydı, yaygın olurdu.

Ayrton Senna da Silva (21 Mart 1960, Sao Paulo - 1 Mayıs 1994, Bologna), Brezilyalı otomobil yarış pilotu.

Kim olursanız olun, sosyal konumunuz ne olursa olsun, zengin ya da fakir, her zaman büyük bir güç ve kararlılık gösterin ve her şeyi daima büyük bir sevgi ve Tanrı'ya derin bir inançla yapın. Bir gün hedefinize ulaşacaksınız.
Röportaj, 1991 [1]
Bir şeye güçlü bir şekilde odaklanma yeteneğine inanıyorum, o zaman ondan daha fazlasını elde edebilirsiniz. Bütün hayatım boyunca bu böyleydi ve mesele sadece onu geliştirmek, daha fazlasını öğrenmekti ve neredeyse sonu yok. İlerledikçe daha fazlasını bulmaya devam edersiniz. Çok ilginç, büyüleyici.
Röportaj Racing is in My Blood, 1991 [2]
Belirli bir günde, belirli bir durumda bir sınırınız olduğunu düşünürsünüz. Daha sonra bu limite gidersiniz ve bu limite ulaşırsınız ve 'Tamam, limit bu' diye düşünürsünüz. Bu sınıra ulaştığınız anda bir şeyler oluyor ve bir anda biraz daha ileri gidebiliyorsunuz. Akıl gücünüzle, azminizle, içgüdünüzle, tecrübenizle çok yükseğe uçabilirsiniz.
Röportaj Racing is in My Blood, 1991 [3]
Biz duygulardan yapılmışız, hepimiz duyguları arıyoruz, mesele sadece onları deneyimlemenin yolunu bulmak.
Röportaj Racing is in My Blood, 1991 [4]
Burada küçük kazalar yok.
Cuma elemelerinden sonraki röportaj, 29 Nisan 1994 [5]

Aysun Gültekin, TRT Türk halk müziği sanatçısı. Erzurum'un İspir ilçesine bağlı Çamlıkaya beldesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Lise öğrenimini Ağrı Kız Meslek Lisesi'nde tamamladı. TRT'nin açmış olduğu radyo sınavlarını kazanarak 1982 yılında TRT Erzurum Radyosu'nda göreve başladı. 1992 yılında TRT İstanbul Radyosu'na tayin oldu ve hâlen burada görevine devam etmektedir.

Zara'nın TRT'deki programına konuk olmuştuk. Zara odasına götürdü. Şaşırdım, kuaför vardı saçını bir güzel yaptı. Makyöz makyajını yaptı. Beş on dakika sonra modacısı özel olarak diktirdiği elbisesini odaya getirdi. Bir daha şaşırdım. Ben ondan daha eski bir sanatçıyım, böyle şeyler yaşamadık. Biz saçımızı, makyajımızı kendimiz yapar. 20 küsür senedir şu kurumda sanatçıyız, bir gün çantamızı taşıyan olmadı, zaten çantamı da ben kimseye taşıtmam. Buna izin vermem.
Benim kadınlardan favorim Zara'dır. Duruşu, kendisi, sesi her şeyi tamam. Bir de TRT’deki oğlumuz Mustafa Arı, muhteşemdir.
(Peki ya beğendiğiniz başka ünlü türkücü var mı? sorusuna)

Dışarısı beni hep korkutmuştur. Hem düzgün olup hem de iyi bir sanatçı olmak çok zor. Gördüklerimden yola çıkarak bunu söylüyorum. Ben hoplayan zıplayan bir insan değilim, ağırım. Hiçbir zaman gözüm yükseklerde olmadı. Şöhret olmak istemedim. Çok para kazanma gibi bir hırsım yoktu. Halimden çok memnunum. TRT benim baba ocağım oldu. Çok şükür şöhretin bedelini ödemedim. Piyasadakiler gibi değilim.
(Sizin gibi büyük bir sesin müzik piyasasında bir tane bile albümü yok, neden? sorusuna)

Aytunç Altındal (gerçek adı: Osman Aytun Altındal; 12 Ocak 1945, Bakırköy, İstanbul - 18 Kasım 2013), din, tarih ve politika alanlarında faaliyet göstermiş Çerkes asıllı Türk teolog, gazeteci, araştırmacı, komplo teorisyeni ve yazar.

Avrupa'nın sözde "Reform" isteği, siyasi bir "Trick" (Numara)dır. Benzer şekilde yine Avrupa tarafından Türkiye'nin önüne dikilen "İnsan Hakları" soytarılığı da, göz göre göre yutulamayacak bir büyük aldatmacadır. Ne mutlu ki Türkiye'de artık Batı-Hıristiyan aleminin tek taraflı standartlarını gözleri kapalı hayranlıkla kabul eden üç beş avanak "Çağdaş" ve "Laik"ten başkası kalmamıştır. Bosna-Hersek'i görmesini bilen gözlerin Batı'nın çifte standartlı İnsan Hakları yutturmacasına saf saf evet demeyecekleri belli olmuştur.
Altınoluk 1994
Suriye bölünse bundan tek kazançlı çıkacak ülke İsrail olacaktır.  - (2012)
Dünyada hiçbir yerde, hiçbir şekilde halk ülke yönetmez. Demokrasi koca bir yalandır, ucuz bir şekilde halkın kazıklanmasıdır.
Evet; Vahdettin hain, Menderes hain. Osmanlı padişahları arasında da üç tane iyi padişah var iddiası yutturulmuş: Osman Gazi, Fatih ve Kanuni. Bunlar hep mason teşkilatının bize belletmek istediği söylemlerdir. Diğer 37 padişah hiç mi iyi değildi yani? Bir de onları anlatırken işte bunların karısı hep yabancı idi derler. Atatürk'ten önceki tarihimiz tamamı ile inkar ediliyor. Hangi mason varsa o Türkiye'de büyük adam diye tanıtılıyor. Yeter yani kardeşim. Bunların hepsinin bilinmesi gerek. Daha Türk halkı neler öğrenecek duyduğunuz zaman dudaklarınız çatlayacak.

AB'ye Vatikan ve Papa "bile" alınmazken Türkiye, ne olduğu belirsiz laiklik anlayışıyla AB'nin hangi Gnostik-Masonik standardını "hazmedebilecek"tir ki?
Roma'nın tolerans anlayışına karşı direnen tek dini cemaat Yahudilerdi. Yahudiler yasal olarak esir ulus değil, imparatorun dostu olan ulus statüsüsündeydiler. (...) Yahudi cemaati urbanic (kentçi) ve dvic (sivilleştirici) değil, pastoral (tarıma dayalı, kırsal) kökenliydi.
Yahudi, İslamiyet'teki ya da Hristiyanlıktaki gibi bir "din"e bağlı olmak yükümlülüğü altında değildir. Yahudi sadece Tanrısıyla birlikte yürüyen bireydir, dinle değil.
Yahudilik bilindiği gibi, kitaplı dinlerin ilkidir. Ne var ki Yahudi, kitap okuyarak "öğrenim" yapan bireydir; Müslüman ya da Hristiyan gibi dua etmek için kitap okuyan birey değildir. Yahudi kitabını sadece evrenin, dolayısıyla kendi tarihinin geçirdiği evreleri öğrenmek ve Yahudi Tanrısı'nı gücünü ve azabını tanıyabilmek amacıyla okur.
Siyonizm, Atavistic bir ideolojidir. Din ya da gelenek değildir.
İnsan Hakları kavramına bağlanış tarzı düşüncesi bakımından en yabancı olan sistem Yahudiliktir.
İslam'da Allah'ın varlığı ve sözleri konusunda insan şüphe duyabilmesi mümkün değildir. İslamı, Yahudilikten ve Hristiyanlıktan gelişmiş bir din kavramına en uygun inanç sistemi yapan da bu özelliğidir.
Yahudilik bir varoluş tarzı, Hristiyanlık bir dogma ama İslamiyet kelimenin tam anlamıyla bir "din"dir.
Hiç kuşkusuz günümüzde "Tek Devlet" olmak isteğiyle "Küreselleşme" sürecini yaşayan AB, bir teokrasi değildir. Dini esaslara göre yönetilmemektedir. Buna rağmen içeriği bizzat Kilise ve Papalar tarafından tanımlanmış birçok kavram kaynakları belirtilmeden ama aynen alınarak AB'nin "Resmi" metinlerine monte edilmiştir.
"Eşitlik, Kardeşlik, Özgürlük" kavramlarını, mason dernekleri 1789'dan itibaren gündelik hayatımıza sokmuşlardır.
Paracelsus, (...) Katolik olduğu halde Katolikliği eleştirmiş ve Martin Luther'i desteklemiştir.
"Gül ve Haç" için Mikrokozmos kavramı kilit önemdedir.
Kimya, simyanın bilimsel olarak inkarı değildir. Yani simya silinip gitmiş ve onun yerini ondan daha kapsamlı olan kimya almış değildir. (...) Simya ile kimya birbirlerini karşılamazlar.
Tüm ortaçağ boyunca ve günümüzde de Kilise için "madde" asla temel kategori değildir. Kilise için esas "ruh"tur, "madde" o yüce "Ruh"un sadece bir suretidir ve hiçbir değeri yoktur.
Tarihteki en önemli iki şifre anahtarı yapımcısından biri Fransız kriptolojist Etienne Bazeries (1891), diğeri de ABD başkanlarından Thomas Jefferson'dur.
NATO'ya üye ülkelerin biri hariç diğerleri Christendome'da yer alan Hristiyan ülkelerdir. Tek istisna Türkiye'dir.
Günümüzden 4500 yıl önce ilk haç motifi, taştan yapılmış bir tılsım olarak Kıbrıs'ta üretilmiştir.
Hitler ve Naziler, okültizmden alınmış olan "Gamalı Haç"ı kendi okült milliyetçiliklerinin sembolü ve şifresi yapmışlardır.
Kurukafa ve Kemikler Cemiyeti'nin en tanınmış üyesi ABD başkanı George W. Bush'tır ve "kurtarıcılık ve yeniden yapılandırıcılık" misyonuna Irak'tan başlamıştır. Müslüman Türk halkını "kurtarmak" (!) ve Müslüman coğrafyasını "yeniden yapılandırma" misyonunun kendisine verildiğine inanan sofu Methodist, yobaz Evanjelist bir gizli örgüt üyesi Hristiyan'ın başkanlğında ABD savaş makinesi 2003 yılında insanlığı "Yeni Dünya Düzeni"ne hazırlamaya başlamıştır.
Paris, 1600'lü yıllarda Deizm'in merkeziydi. (...) Gotha verilerine göre 1600'lü yıllarda 400.000 nüfuslu olan Paris'te 50.000'den fazla Deist yaşıyordu.
Günümüzde Bosnalı, Boşnak ve Sancaklı olarak tanınan Müslümanların çoğunun ataları Bogomil inancına bağlı Slavlardı.
Haç'ın bir idam aracı olarak kullanılmaya başlanması, Roma İmparatorluğu döneminde değil "sanılanın aksine- İran'da Persler tarafından başlatılmıştır. İÖ 519'da ünlü I. Darius'un, esir aldığı 3000 Babilliyi çarmığa gerdirerek belgelenmiştir.
Hz. İsa, "Tanrı'nın oğlu" olduğu iddiasından dolayı değil, "Yahudilerin Kralı" olduğunu iddia etmesinden dolayı idam edilmiştir.
Gül ve Haç'ın Christendome'u dolayısıyla dünyayı düzenleme dönemi, Vatikan'a göre, 1909 yılında başlamıştır ve 2017 yılında tamamlanacaktır.
Okült örgütleri iki ana ilkeye uyarak faaliyetlerini gösterirler. Bunlardan biri "sır" saklamak, diğeri ise "gizlilik"tir.
Komplo tek kişiyle olmaz, mutlaka en az iki kişinin karışmasıyla gerçekleştirilir. (...) Komplonun teorisi olmaz; doğrusu conspiracy teorisidir. Ve de komplo ile konpirasyon, deyim yerindeyse; gazozla rakı kadar birbirlerinden farklıdırlar. İkisinin de sıvı olduğuna bakıp gazozu rakıyla karıştırmak en azından cehalettir.
Isaac Newton, kralın hazinedarıydı ve masondu.
AB'ye üye olmak için yeni Kudüs'ün 12 kapısını zorlayan Türkiyeli yöneticilerin memlekette uyguladıkları "ceberut laiklik"le Christendome'da 2000 yılda oluşmuş bulunan bu "seküler" bağlantısını İslam'a uyarlayabilmek mümkün değildir.
AB'nin dini, Gnostik-Hristiyanlığın açık/gizli örgütleri tarafından "yeniden inşa" edilmiş olan "sekülerlik"tir. Tanrısı, kitapların anlattığı Tanrı değil, deizmin tasarımladığı "Demiurge"dür.
Bugünkü Avrupa Birliği Christendome'dur ama artık Kilise (Vatikan) Hristiyanlığının egemen olduğu bir Hristiyan Kubbesi değildir. Bu nedenle Avrupa Birliği Devleti'nin Anayasası'na Kilise'nin Tanrı anlayışı konulmamıştır. Bugünkü AB, tam anlamıyla seküler/dünyevi bir "Yeni Kudüs"tür.
Türkiye AB'nin tarihinde vardır ama kültüründe yoktur.
1789 Devrimi masonluğu geniş ölçüde politize etti. Devrimi izleyen yıllar içinde Fransız masonluğu sırasıyla liberal reformizmi, Girordin fikirleri, Cumhuriyetçilik'i, Meşruti Monarşi'yi, sonunda da Cumhuriyetçilik'i destekledi.
Bir locanın kapısını çalıp elinizi kolunuzu sallaya sallaya mason olamazsınız. Masonluk reklam ve propogandadan kaçınmakadır.
John F. Kennedy'ye dek, Amerikan başkanlarının üzerine yemin ettikleri İncil, George Washington'un bağlı bulunduğu locanın İnciliydi.
Fidel Castro düşmanı mason üstatlarının ülkeden kovulmuş ve sürgünde bir loca kurmuş olmalarına karşın, Küba Hükümeti Hür masonluğu yasaklamamış tek komünist güçtür.
Günümüzde Afrika ülkelerinin siyasetine yön veren devlet adamlarının çoğu masondur.

Ayşe Buğra (d. 19 Aralık 1951, İstanbul), Türk akademisyen.

Her şey soruna bağlıdır.
Doğa ‘HAYIR' diye bağırmaz!
Her bilimin ilk buluşu, kendini buluşudur.
Sevilen insanlar özellikle kendilerini sevdirmek için çaba gösteren insanlar değillerdir.
İnsanlık içinde büyük bir güruh, zenginlik ve büyüklüğe hayranlık duyanlar, onlara tapınanlardır.
Türkiye'de kadın istihdamındaki düşüşün en önemli nedeni muhafazakarlık. 'Çocuğa kadın bakar' ve 'kadın işe girerse taciz edilir' varsayımları bu zihniyetin göstergesi.
Zengin kişi, zenginlikleriyle gururlanır, çünkü onların' doğal olarak dünyanın ilgisini üzerine çektiğini düşünür, insanlığın durumunun avantajlarınca sağlanmış bütün iyi duygularda ona eşlik edeceğini düşünür.
Zenginliklerimizi sergileyip yoksulluğumuzu saklamamız, insanlığın acımızdan çok sevincimize sempati duyma eğilimi taşımasındadır... en çok insanlığın bu duygularını düşünerek zenginlik peşinde koşar, yoksulluktan kaçarız. Dünyadaki bütün bu çabalamanın başka ne amacı olabilir? Hırs ve tamah neye yönelir, zenginlik, güç ve şöhret peşinde koşmak nedendir?

Ankara’da doğan Ayşe Kudat, doktorasını 1970’te Harvard Üniversitesi’nin Sosyal İlişkiler Bölümü’nde tamamladı, Massachusetts Institute of Technology’de siyasal bilim alanında lisans yaptı. 1976’da Ankara’ya döndükten sonra hem ODTÜ’de öğretim üyeliği yaptı hem de kalkınma vakıflarında görev aldı.

Sadece hayatlarımız değişiyor, anılarımız değişmiyor.
Jonathan, yaşamın kıyısına vururken, beni de yaşamın kıyısından aldı.
Yanılmışım. İnsan, insana hayal bile edemeyeceği şeyler yapabilirmiş.
Açlıktan ölsen, en yakın akraban bile sana yardım etmez. Halbuki köyde böyle değildir, insanlar insanca davranır.
İstanbul'un çok güzel bir yer olduğunu söylüyor. Ancak bu güzelliğin İstanbullular için olduğunu, kendileri gibi yoksullara göre olmadığını belirtiyor.
Para bazı şeyleri satın alamıyor Dilek.. Sen on bin yıl çalışsam satım alamayacağım kadar değerlisin! Senin değerin paha biçilmez.
Türkiye gibi bir toplumda bir kadının eline silah almasının sebebi veya sebepleri neler olabilir? Hangi inanç, 14 yaşında bir kızın eline silah almasına yol açar?
O zamanlar yoksulduk, ama daha mutluyduk. Şimdi insanların yediği önünde yemediği arkasında, ama insanlık yok. Birinden para istesen, olmasına rağmen vermez.
Eşim memurdu ve Kırşehir'den Gaziantep'e sürgüne gönderildi. Antep Kürt şehri olmasına rağmen orada daha çok ayrımcılığa uğradık. Zaten daha sonra öğrendim ki mesele Kürt olmak değil, muhalif olmaktı.
Yunan mitolojisine göre, insanlar dört kol, dört bacak ve iki yüzü olan bir kafa ile yaratılmıştır. Güçlerinden korkan Zeus onları ikiye ayırır ve onları hayatları boyunca diğer yarılarını aramaya mahkûm eder.

1 > Gölgeler, Ayşe Kudat
2 > Yaşamın Kıyısında - Ayşe Kudat
3 > Kürt Mutfağında Ne Pişiyor? -Ayşe Kudat

Ayşe Şasa, Türk senarist ve yazar.

Gençliğim boyunca hakikatin peşindeydim. Sonra hastalandım. Büyük psikotik acılar yaşadım. Bu dönemde keşfettiğim İslam tasavvufu bana sonsuz şifa verdi. Engin saadet getirdi. Aradığımın kat ve kat fazlasını İslam’da, tasavvufta buldum. Huzur, sükun, neşe, hakikat. Allah’ı inkar halinde olduğum gençlik yıllarımda yakıcı bir yalnızlık içindeydim. İnanca ulaştıktan sonra bu tümden değişti. Peygamberimiz “Gir ümmetime gir cennetime” diyor. Bunun ne kadar gerçek olduğunu da gördüm. Tanıştığım güzel Müslümanlar ve Allah dostları benim cennetim oldu.
1960’lı yılların Yeşilçam’ı halk sineması diye tabir ediliyordu ama esasında bir takım şablonlar içinde dönen, avami bir sinemaydı. Bu şablonlara dâhil olmayanları dışına atıyordu. Bütün çalışan elemanlar az çok o kalıplara, klişelere uyardı. Klişeler iyi veya kötü, tartışılır; yeniliğe izin vermeyen, edebi değeri pek olmayan türdendi.
Aileler büyük fedakârlıklarla eğitmeye çalıştıkları çocukları dünyevi hedeflere yöneltiyor ve yüzde yüz başarı bekliyorlar. Dünyevi hırslar büyük çöküntülere, mutsuzluklara gebe olabiliyor. Hayat bazılarının sandığı kadar düz bir mantıkla yürümüyor. Kader var. Dünyevi hayatın imtihanları diye bir şey var. İman, ibadet, tevekkül, sabır, kanaat yoksa, manevi bir tavır yoksa, insanın dünyada işi zor.

Ayşen Gruda doğum adıyla Ayşen Erman (22 Ağustos 1944, İstanbul - 23 Ocak 2019, İstanbul), Türk tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu.

Sırtımızdaki en ağır yük vicdandır.
İdealim yok. Televizyonun taksidi bitsin inşallah onu da alacağız.
Konuşmaktan korktuğunuz ülkede, yaşamayı nasıl başaracaksınız?
Birini dinlerken gözlerine bakamıyorum. Hepimizin gözlerinde birer mezar taşı gizli.
Ben kadınım, ben erkeğim' değil, 'Ben insanım' diyebilmeliyiz. İnsan diyebildiğimiz zaman güzel oluyoruz.
Çok kitap okuyun, çok film izleyin, çok güzel müzikler dinleyin.  Bir de kendinizi bir kalıbın içine sokmayın.
Bu ülkeyi bölmek çok kolay, bir arada tutmak çok zor. Biz birlikte yaşamak zorundayız. Bizim gidecek başka ülkemiz yok.
Kadınlar devlet kademelerinde daha fazla mı görev almalı? Bunun örneklerini de gördük. Tansu Çiller vardı o da olmadı.
Hatırlanmak istemem hiç. Hatırlanmayı sevmem ben. Hatıralardan nefret ederim. İleriye bakmak lazım. Hep ileriye bakmak lazım.
En çok istediğim şey Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir kahkaha atması. Bir kahkaha atsın bütün vücudu, sinir uçları rahatlayacak.Bir kahkaha atsın veya bir kedi alsın.
Biz insanların beynine beynine vurmadan, dostça, eğlendirerek, bir şeyler anlatabildik. Bizden insanlara bir çok anı kaldı, gülüşler kaldı, sözler kaldı. Bunu bilmek bana hoşnutluk veriyor.
Dizilere tahammül edemiyorum, genelde konular hep aynı. İki adam bir kıza aşık pazara gitmiyorlar, bir şey üretmiyorlar, tüketmiyorlar. Orta hâlli bir ailenin kahvaltısında bir kuş sütü eksik.
Biz eskiden filmlerde aile olmayı öğretirdik, Şimdikiler aile nasıl parçalanır onu öğretiyor. Biz onurlu ve erdemli bir insan olmayı öğretirdik, Şimdikliler kötü ve acımasız olmayı öğretiyor. Oysa sinemalar toplumun aynasıdır. İnsanaları düşündürürken, iyiye ve güzele teşvik etmelidir.

Alıntı Sözleri
Sözlü Tarih
Ayşen Gruda'nın konuk olduğu o anlar duygulandırdı! Video

Azerbaycan, işgal edilmiş topraklarını kurtarmak için savaşıyor. Üstelik savaşı Azerbaycan başlatmadı, Ermenistan’ın saldırısına cevap vermek zorunda kaldı. Saldırgan Ermenistan, muharebe meydanında varlık gösteremeyince, sivil hedeflere, en çok zarar verilebilecek meskûn mahallere, şehirlere saldırıyor. Hakikatin peşinde olmak gibi bir derdi yok dünyanın. Yüz yıldır pompalanan Ermeni yalanlarının tesiriyle gözler körelmiş. Tam da o propagandaların gerçekliğini test etme zamanı. Basın yayın âlemi böyle. Körler sağırlar, Ermenistan’ı ağırlar! — D. Mehmet Doğan
Sen bizimsin, bizimsin durdukça vücutta can; yaşa, yaşa, çok yaşa, ey şanlı Azerbaycan! — Mehmed Emin Resulzade
Kafkasya’da kalıcı barışın ve istikrarın tesisi için bölge ülkeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesini amaçlayan her türlü girişim, geçmişte olduğu gibi, desteklenmeye devam edecektir. Bu çerçevede, Ermenistan’ın, işgal etmiş olduğu Azerbaycan topraklarından şartsız çekilmesi ve iki ülke arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözümlenmesi hususlarındaki girişimlerin desteklenmesi sürdürülecektir. — Mesut Yılmaz
Azerbaycan ve Ermenistan arasında açık bir savaş var. Ama savaş Azerbaycan toprağında. Çünkü Karabağ, Azerbaycan’ın toprağıdır. Orada, yüzde yüz uluslararası kaideler Azerbaycan’ın tarafındadır. Şu anda, Azerbaycan ordusu, biraz toparlanmış, kuvvetlenmiş bir vaziyette ve kendi topraklarını kurtarmak için harekat düzenliyor. Elbette, Türkiye’nin de yardımları var bu konuda ben yüzde yüz Tayyip Bey’i destekliyorum. Ermenistan’ın neden füzeleri, Gence’ye, Bakü’ye ve Azerbaycan’ın diğer şehirlerine attığını anlıyoruz. Çünkü Ermenistan’ın Rusya ile bir anlaşması var. Bu anlaşmaya göre, eğer Ermenistan’ın topraklarına bir saldırı olursa Rusya, (Ermenistan’a) destek verecek. — Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu
Azerbaycan topraklarının işgal edilmesine sessiz kalmalarının mümkün olmadığını ve sessiz kalmadıklarını vurgulayan Erdoğan, "İşte biz şu anda Afganistan'dayız, şu anda Azerbaycan'dayız. Niye? Bunlar kardeşlerimiz, soydaşlarımız. Ermenistan'ın 28 yıllık zulmü karşısında Minsk Üçlüsü ne yazık ki her türlü ihtimallerle bizim Azeri kardeşlerimizi orada, Azeri Türklerin ifadesi ile 'kaçkın yaşattı'. Toprakları işgal altında olduğu için onlar merkeze gelmek zorunda kaldı. 28 yıl süren bu acımasız işgale Minsk Üçlüsü çözüm üretmedi. Hep oyalamaca, hep oyalamaca. Bunu kendileriyle konuştuğumuzda da bize hiçbir zaman bir çözüm üretmediler. Çünkü çözüm üretmek gibi bir dertleri de yoktu. Şimdi Azeri kardeşlerimiz kendi göbeklerini kendileri kesti. — Recep Tayyip Erdoğan
Dost ve kardeş Azerbaycan’a yönelik saldırıların durdurulması, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığa, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün korunması ve insan haklarına saygı temelinde barışçı bir çözüm bulunması yolundaki girişimlerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. — Tansu Çiller

Açlık ne yedirmez, tokluk ne dedirtmez.
Aç eşek katırdan tez geder.
Açın imanı olmaz, tokun gümanı.
Ağaç bar verende başını aşağı eğer.
Akıl yaşta değil baştadır.
Ana gibi yar olmaz, vatan kimi diyar.
Araz her zaman kütük getirmez.
Aslanın erkeği dişisi olmaz.
Aşığa Bağdat uzak değil.
At ölür nalı kalır, yiğit ölür namı kalır.
At ölür, köpeklere bayram olur.
Ağlama naçar ağlama! Gün gelir geçer ağlama! Felek bağlayan kapını, Bir gün de açar ağlama!

Boynuzsuz öküzün ahı boynuzlu öküze kalmaz.
Bugünün işini sabaha koyma (yarına bırakma).
Bir Azeri kızı al, evin pak eyliye! Bir Rus kızı al, gönlün hoş eyliye!
Boş kazandan ses çok gelir!

Çöreği (ekmeği) çörekçiye ver birini de üstelik.
Çıra dibine ışık vermez.

Dağ dağa rastlamaz ama insan insana rastlar.
Dere kenarına ev yaparsan bilesin ki sel malıdır, Kendin yaşlı avrat genç bilesin ki el malıdır.
Deniz yağmurla ıslanmaz.
Dost dar (kötü) günde tanınır.
Dost dosta ten gerek, ten olmasa gen gerek.
Dünya bir yağlı kuyruktur, yiyebilene aşk olsun.

El gücü, sel gücü.
El kızı bulunur, kardeş bulunmaz. Kardeş bulunur ana baba bulunmaz.
Evvel mescidin içi, sonra eşiği.

Geçme namert köprüsünden, koy aparsın (bırak alsın) sel seni. Yatma tilki gölgesinde koy yesin (bırak yesin) aslan seni.
Göz görmek için, gönül sevmek içindir.

Helva helva demekle ağız şirin olmaz.
Her şeyin tazesi, dostun eskisi.

İti tutarken (köpek alırken) bile aslına (soyuna) bak.
İt itliğini elden bırakır sümsünmeyini (sümsünmek = başıboş gezinmek) elden bırakmaz.
İyiliğe iyilik her kişinin işidir, kötülüğe iyilik er kişinin işidir.

Kadın adamı vezir de eder rezil de eder.
Kadın Allah'ın erkeğe gönderdiği en büyük hediyedir.
Kadınsız erkek susuz çöle benzer, yalnızlıktan kurur.
Kör köre "kör" demezse bağrı çatlar.
Kötü günün ömrü az olur.

Mert bir kere ölür, namert bin kere.
Meşe (orman) çakalsız olmaz.
Mart çıktı, dert çıktı.

Ot kökü üstünde biter

Örtülü bazar, dostluğu bozar.

Suyu şeffaf yapan temizliği, insanı temiz yapan namusudur.
•Sebir eden muradına yetişir

Tek elden ses çıkmaz.

Yaman (kötü) komşu adamı ev sahibi yapar.
Yakın komşu uzak akrabadan iyidir.
Yalancının evi yandı, kimse inanmadı.
Yalnız yiyen, yalnız ölür.
Yamandır baş ağrısı, daha yamandır yaman evlat.
Yahşi günde yar yahşidir yaman günde yetiş gardaş.
Yetim kuzudan koç olmaz.
Yüze konuşan düşman, arkadan konuşan dosttan iyidir.
Yüz ölç bir biç.
Yahşılık (iyilik) et, at denize, balık bilmezse, Halık bilir!

Mahmud Hüdayi (d. 1541 Ankara - ö. 1628), Türk velî, alim.

Hayret, bazı kimseler bizden kerâmet isterler. Cihan pâdişahı elimize su döküyor, vâlideleri havlu tutuyor bundan daha büyük keramet mi olur?
(Mahmud Hüdayi abdest aldıktan sonra, Padişah I. Ahmed'in annesi Valide Sultan, havlusunu uzatırken, gönlünden "Şeyh'in bir kerametini görseydim" diye geçirmişti. Bu durumu kalben öğrenince söylemiştir.)
Oğlum kimya ilmini öğrenmek nefsini kimyâ etmekten ibarettir.
(Hüdâyi'nin kimyâ ilmine vukufunu duyan bir meraklı, kendisine kimya öğretmesini ister. Hüdayi'nin ona gösterdiğini yapamaz ve bu durum üzerine söylediği sözüdür.)
Ey oğul! Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş. Sana sorulmayan şeye cevap verme. Bir şey sorulursa cevâbını bilmiyorsan, bilmiyorum de. Bilmediğine, bilmem demek ilmin yarısıdır. Eğer cevâbını biliyorsan, kısa cevap ver. Sözü uzatma. Mecliste bulunanlara imtihân için bir şey sorma. Onlarla münâzara ve münâkaşa etme. Kendini beğenerek en başa, yukarıya oturma. Edebe çok riâyet eyle. Edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir. Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır. Arkadaşlarına cömertlik et ve iyi muâmelede bulun. Dünyâ sevgisini gönülden çıkar. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terk eyle. Ey oğul! Dünyâ ve dünyâ nîmeti hayaldir. Gök kubbesi altında hiçbir şey aynı hal üzere kalmaz, hep değişir. Onun için dünyâ malına, makâmına ve dünyâ hayâtına güvenme. Biz bu dünyâda misâfiriz, yolcuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. Sıkıntın varsa üzülme. Bir an sonra ne olacağımız belli değil.
"Ceddim u pîrim sultân,Sensin ya Rasûlallah."
(Muhammed'in soyundan gelerek Seyyid olduğunu ifade etmesi üzerine.)
Osmanlı tahtında yirmi yıl kadar saltanat süren Üçüncü Murad, Hüdayi'ye büyük muhabbet besler ve yapacağı işlerde onun ile istişâre yapardı. Pâdişâh 1595 Haziranında öldüğü zaman, Hüdayi şu ilâhîyi söylemiştir:
Yalancı dünyâya aldanma yâ hû,Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez.İki kapılı bir virânedir bu,Bunda konan göçer, konuk eğlenmez.Bakma bunun karasına ağına,Gönül verme bostanına bağına,Benzer hemân çocuk oyuncağına,Burda aklı olan insan eğlenmez.Vârını îsâr et Mevlâ yoluna,Bunda ne eylersen anda buluna,Bir gün sefer düşer berzah iline,Otağı kalkacak Sultan eğlenmez.Sen ey gâfil ne sandın rûzigârı,Durur mu anladın leyl-ü-nehârı,Yükün yeynildigör evvelden bârı,Yoksa yolcu gider kervan eğlenmez.Doğrusuna gidegör bu yollarınGeçegör sarpını yüce bellerin,Dünyâ zindânıdır mümin kulların,Zindanda olan kul kolay eğlenmez.Ömür tamam olup defter dürülür,Sırat köprüsü ve mîzân kurulur,Hakkın dergâhında elbet durulur,Buyruğu tutulur fermân eğlenmez.Hüdâyî n'oldu bu kadar peygamber,Ebû Bekr u Ömer, Osman u Haydar,Hani Habîbullah Sıddîk-ı Ekber,Bunda gelen gider bir cân eğlenmez.
Alan sensin, veren sensin, kılan sen.Ne verdinse odur dahi nemiz var.Hakîkat üzre anlayıp bilen sen.Ne verdinse odur dahî nemiz var.
Cihân fânidîr en gâfil, yeter taptın şu dünyaya! Yürü haydi sadâkatle ibâdet eyle Mevlâya.

"Evladım, pâdişâhlar ardınca (rikâbında) yürüsün"
(Tasavvuf Büyüğü Mehmed Muhyiddin Üftade son anlarını yaşar iken, talebesi ve halifesi Aziz Mahmud Hüdayi'nin kendisini ziyaret etmesinden çok memnun kalması üzerine ettiği dua.. Netekim Sultan I. Ahmed devrinde padişahın aynı zamanda şeyhi de olan Aziz Mahmud Hüdayi hünkarın atı üzerinde ve padişahta kendi arkasından gelmekte olduğu halde duanın vukuu bulduğuna müşahede edilmiştir.)
"Bilen bulan Hudâ’yı,eş-Şeyh Mahmûd Hüdâyî..."
(İsmail Hakkı Bursevi)

{

Mehmet Nusret Nesin veya bilinen adıyla Aziz Nesin, mizah, kısa öykü, tiyatro ve şiir dallarında pek çok yapıtı bulunan Türk mizah yazarı.

Göz ve ışık, ancak görmesini isteyen ve bilenlerin işine yarar.

Biz halisinden Atatürkçüyüz ve Atatürk hazretlerinin izindeyiz. Öyle yatıra matıra, türbeye, kıtıra inanmayız.
Biz böyleyiz, bizden ne köy olur ne kasaba... Böyle gelmiş, böyle gideriz. Lanetlendik mi, beddua mı aldık nedir? Çilemizdir çekeceğiz...
Parayı verince ne olmaz? Onu bana bırak. Memlekette ahlak diye bir bok kalmadı emin ol. Yahu, hakkını almak için rüşvet vereceksin. Namussuzluk diz boyu.
Bu devir namussuz devri. Kimse doğruluk üzerine iş görmüyor. Doğru adamı hiçbir işin başına geçirmiyorlar.
Hepimize attığı kazıkların bir ucu gök kubbesine, bir ucu yerin yedi kat dibine varmış. Şimdi biz yediğimiz kazıklar çıkar mı diyerek bile bile bir yalana daha göz yumuyoruz. Kazıklandıkça, insanın yalana inanası geliyor.
Doktorlar anlamadı ama, ben hastayım. Hastalığımı biliyorum: Umutsuzluk , kırgınlık... Ruh çöküntüsü içinde gittikçe kendimden ayrılıp başka bir insan oluyorum.
Şimdi çok iyi anladım ki; bizde zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi.
Öyle ya. Bu adam bir kere siyasete gözünü dikmiş. Böylesinden korkulur. Bunun yapmayacağı kötülük yoktur.
Kadınlar yolda, bürüklerinin içine dolanmış, yalnız tek gözleri açık, öyle geziyorlar. Bu denli kapandıkları da yetmezmiş gibi, uzaktan bir erkeğin geldiğini gördüler mi, daha elli adım ara varken hemen önlerini duvara dönüp, erkek elli adım geçesiye, sırtları dönük oturup bekliyorlar. Onları böyle görmek, insanı insanlığından utandırıyor.

Yavrularım, yurtsever olunuz. Yurdunuzu çok, çok seviniz. Yurdunuzu yakından tanıyanız. Büyüyünce Anadolu'yu köy köy dolaşınız. Yoksul yerlerde görev alınız. Bu Cumhuriyet size emanettir.
Delilik, en sağlam dokunulmazlıktır.
İster kadın ister erkek olalım, kendi kendimizden memnunsak, şanslıyız demektir.
Yalnız kendi öz çocuklarımı değil, yalnız Türk çocuklarını değil, Amerikan, Rus, Alman, Ermeni, Çin, Çingene bütün çocukları seviyorum.
İnsan bir küçücük yalan söyledi mi, o yalanı gizlemek için biraz daha büyük yalan söylemek zorunda kalır. Sonra o yalan ortaya çıkmasın diye daha büyük yalan söyler.Her yalan, daha çok, daha büyük yalan doğurur.Onun için yalan söyleme!
Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız, sorun kendiliğinden çözülecek aslında.
Bir davranış fedakarlık olsun, bunu herkes bilsin, duysun diye yapıldı mı, o davranış fedakarlık olmaktan çıkıyor.
İçinde bulunduğumuz mutluluğu bilemeyiz.Ancak ondan uzaklaşınca, mutluluk içinde yaşadığımızı anlarız.
Aman oğlum, artık okuma, aklın karışır da iş adamı olamazsın.
Çocuklar, ben anladım bu vicdan azabı denilen şeyi. Hiç kimse kendisininkini hatırlamıyor. Herkes başkalarının çekmesi gereken vicdan azabını biliyor.
Ben terbiyeyi, terbiyesizlerden öğrendim.

Korku, en beşeri duygudur. Benim iktidarlara başkaldırışımı görenlerden kimi beni korkusuz insan sandılar. Oysa ben korkarım. Ne var ki, bende, başkalarına yararlı olacaksa, doğru bildiğimi, inandığımı söylemek, açıklamak duygusu, korku duygusuna her zaman üstün gelmiştir. Korkarım, yine söylerim. Korkmuyorum diyenler, ya başkalarına yalan söylüyorlar, ya kendilerine yalan söyleyip kendilerini kandırıyorlar ya da bilmeyerek insan olmadıklarını söylüyorlar.
6 Şubat 1970

Politikacıdır bu, herkesi öper de, sever de, kucaklar da...
Yok oğlum, yok; medeniyetin okulu, kursu mursu olmaz. İnsanın kendinde olmayınca ne yapsan boş.
Bu dünyada milyarlarca insan var, hepsi de başka başka. Hiçbiri birbirine benzemez..
"Diploman var mı, okul diploman?" dedi. "Yok, dedim, okula gidemedim." "Hmmm, demek diploman yok. Öyleyse sana yüksek bir iş vereceğiz," dedi.
Benim deli olmam olanaksız. Çünkü ben ölmüşüm. Deliler de ölür ama hiç ölüler delirir mi?
Hatta vali bile olmak için, hatta elçi bile olmak için diploma gerekmez de, mahalle bekçisi olmaya kalksan diploma ister.
Okula gideceksem, yaşamıyorum. Askere alacaklarsa, yaşıyorum. Nüfus kağıdı istersem, yaşamıyorum. Vergi alacaklarsa, yaşıyorum. İş ararsam, yaşamıyorum. Ceza keseceklerse, yaşıyorum.
İnsanın bir dili öğrenmiş olduğu üç şeyden anlaşılır. Birincisi, o dilde rüya görüyorsa. İkincisi o dilde sevişiyorsa. Üçüncüsü de, o dilde kavga edebiliyorsa.
Bir şeyi bedava dediler mi aman alma sakın, oradan kaç. Bedeline almaktan çok daha pahalıya gelir!

Yurdumda otuz milyon insanın belki de yirmi milyonundan çoğu benimkine çok benzer olayları yaşamıştır, daha da yaşamaktadır. Dahası çok daha ağır, kötü koşullar içinde yetişen de pek çoktur. Anlattığım olaylar beni toplumuma borçlu, sorumlu, yükümlü yapmıştır. Bu yüzden toplumcu olmuşumdur. Benim toplumculuğum vazgeçilmez bir borç ödeme çabasıdır. Anneme olan borcum, Galip amcama olan borcum, Rıfkı beye olan borcum, bütün yardımını gördüklerime olan borcum. Maddi ve manevi varlığımın bütün hücreleriyle topluma borçluyum.Size anılarımı işte bunun için anlattım. Beni yaşamım toplumcu yapmıştır. Sınıf değiştirerek kendi paçamı kurtarup rahata kavuşmak elimde değil. İnsanlar koyun değil ki... Hiçbir insan yalnız kendi bacağından asılmaz. Her insanla biraz da biz asılırız, her açla açız. Her tutukluyla tutukluyuz. Mutluluk başkaları mutsuzken yalnızlıkla olmaz, toplulukla olur. Aç insanlar olduğunu bilirken, lokmalarım rahatlıkla boğazımdan geçmiyor; soğukta titreşenler varken, odamdaki sobamda ısınamıyorum. Bu İsa'ca bir duygu ve duygusallık değildir. Bu bilinçli, akılcı bir davranıştır. Yemeğimi rahat yemek istiyorum, rahat ısınmak, rahat uyumak istiyorum; bu benim hakkım değil mi? İşte ben bu hakkı istiyorum. Yurdumda sürüp giden bozuk düzenin kökten değişmesi gerektiğine inanıyorum. Bu bozuk düzende çıkarı olanlar bir de kandırılmışlar "Böyle gelmiş böyle gider" demektedirler. Hayır, böyle gitmeyecek, böyle gidemez, böyle götürmeyeceğiz. Çocuklarımız benim yaşadığım çocukluğu yaşamasınlar. Acı gerçeği anlayarak bilincine vararak haykırmalıyız: "Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek!" Tüm davranışlarımızı ona göre belirlemeliyiz.

…Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde.. Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor.. Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim .. Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde..

Kendisi çatlamadanToprağı çatlatamaz tohum…

Bir tohum verdinçiçeğini al.Bir çekirdek verdinağacını al.Bir dal verdinormanını al.Dünyamı verdim sanabende kal.

Al yalnızlığını gel!Korkma, sıkılmayız.Senin yalnızlığın,benim yalnızlığımla konuşur.Biz susarız.

Aç bırak itaat etsin, cahil bırak biat etsin!
Nâzım'ın mezarı bir utanç belgesi olarak Moskova'da kalsın ki, kuşaklar boyunca ne büyük yanlış yaptığımızı anımsayıp utanalım. Tarih salt övünmek için değil utanmak içindir de..
Nâzım’ın şiirleri, şiirde propagandanın estetik düzeyde nasıl yapıldığının en güzel örnekleridir.
Ne zekası? Bu milletin yüzde doksan biri 82 Anayasası'na evet demiştir. Geriye kalıyor yüzde dokuz. Hadi biraz iyimser olalım, ama yüzde altmışı aptal bir milletiz.
"Türk toplumunun mizaha olan ilgisi sizce zekasından mı ileri geliyor?" sorusu üzerine Nesin'in verdiği yanıt. Verdiği bu yanıttan sonra Aziz Nesin mahkemelik olmuştur.
Yüzde altmışımız aptalsak, yüzde doksanımız da korkağız.
Sondan bir önceki hiçbir görevini yapmayanların,  “son görevimizi yapıyoruz”  deme ikiyüzlülüğünden tiksiniyorum.
Aziz Nesin; Ölümünden önce, cenaze töreni istemeyişini bu şekilde açıklamıştı.
Alevi değilsin ki sana ne oluyor? dedi, ben de insan değilsin ki nasıl anlatayım dedim.
1993 Sivas (Madımak) Katliamı'ndan sonra.
Türkiye'de kimse kazık kendisine girmedikçe, başkalarının yediği kazıkla ilgilenmez.
Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek, yaşattığınız yılanların bir sonraki hedefi siz olursunuz.
Türk erkeğinin dünyanın en kıskanç erkeklerinden biri olmasının sebebi; sevgililerine değil, kendilerine güvenmediklerindendir.
Korkmuyorum diyenler ya başkalarına yalan söylüyorlar, ya kendilerine yalan söyleyip kendilerini kandırıyorlar ya da bilmeyerek insan olmadıklarını söylüyorlar.
Türkiye'de her üç kişiden dördü şairdir.
Bahse girerim yarın bir yobaz çıkıp,  “tuvalete gitmek günah”  diye fetva verse, tuvalete gitmeyecek ve altına yapacak o kadar öküz var ki bu ülkede!
Alıştın nutukları dinleyip uyuyorsun. Sen böyle uyudukça sanma ki sabah olur. Körler memleketinde şaşı padişah olur!
Ben bir ateistim ve eğer bir gün Tanrı'ya inandığımı söylediğimi duyarsanız ciddiye almayın. Bunamışımdır.
Bırak olmasın mezar taşımız, bir okul bahçesine gömsünler bizi çocuklar koşsun üzerimizde..
Türkiye’de Müslümanlık, Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla ve hükümet yoluyla devletin içindedir. Böyle olunca devletle din işleri birbirinden ayrılmıyor. Yani Türkiye, laik değil demektir.
Bu film çok saçma, ben milletimi bilirim, o kadar Türk bir otobüste İsveç'in ortasında bir hafta kalacak ve dışarı bile çıkmayacaklar, o kadar zamanda o Türkler dışarı çıkar, üç-beş sarışın hatun düdükler, iki de kebapçı dükkânı açar.
Nesin'in “Otobüs” filmi için yaptığı yorum
Hiçbir Müslüman Atatürk’ü sevmez, niye sevsin ki? Yaptığı hiçbir şey İslam’ın lehine değildir. Eğer bir Müslüman hem Atatürk’ü seviyor, hem de Müslümansa ya ahmaktır, ya sahtekâr!
İnsanın insanlardan kaçışıdır, hayvan sevgisi.
Seni, annen kadar sevecek ve baban kadar merak edecek hiç kimse yoktur; o yüzden kimse bana aşk'tan bahsetmesin.
Silahlanmaya ödenen para, dünyadaki açlık sorununun tamamen halledilmesi için gereken paranın yaklaşık 100 katıdır.
Yoksulun tek silahı çalışmaktır. Tembellerin ise çalışma günü yarındır.
İsterse Atatürk söylemiş olsun; en değerli sözler bile, zamanı geçince ve koşullar değişince, eskir, yıpranır, değerini yitirir.
Din faktörünün bu kadar öne çıktığı bir toplum, nasıl oluyor da beri tarafta çok haram yiyor?
Nerde din ve ulusalcılık varsa, orada kesinlikle savaş da vardır. Tarih bu kanlı din ve ulusalcılık savaşlarıyla doludur.
Ner

Başkalarının duygularını paylaşın. Birbirinizi kardeşçe sevin. Şefkatli ve alçak gönüllü olun.
Cana karşı savaşan bedensel tutkulardan kaçının. Çünkü bu dünyada yabancılar ve konuklarsınız.
Gizli olan iç varlığınız, sakin ve yumuşak bir ruhun solmayan güzelliğiyle sizin süsünüz olsun.
Gün ortasında yaşamın tadını çıkarıp bunu eğlence diye nitelerken, yaptıkları haksızlığa karşılık haksızlık alacaklar. Sizlerle birlikte yiyip içerken kendi aldanışlarında cümbüş eden bir lekedir bu insanlar. Gözleri zinayla ve ardı arkası kesilmeyen günahla doludur. Kararsız canları kandıranlardır bunlar. Yüreklerini açgözlülüğe eğitmiş lanet çocuklarıdır. Doğru yolu bırakıp aldanışa sürüklendiler. Belam ibn-i Baura yolunda yürüdüler.
İsrailliler arasında yalancı peygamberler çıktığı gibi sizin aranızda da yalancı öğretmenler bulunacak. Bunlar kişiyi mahva sürükleyen karşıt görüşleri topluluğa sokacaklar. Kendilerini satın alan egemen Rabbi bile inkar edecek, kendi kendilerini ivedilikle mahva sürükleyecekler. Onların soysuzluğunu birçokları izleyecek. Onlar yüzünden hakikat yolu kötülenecek. Bu yalancı öğretmenler açgözlülükle düzenledikleri sözlerle sizleri sömürecekler. Onların çok önceden saptanan yargılanması gecikmiyor, kendilerini bekleyen mahvoluş uyuklamıyor.
Kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine kutsamayla karşılık verin. Çünkü kutsanmayı miras almak üzere çağrıldınız.
Rab tanrısayar kişileri imtihandan kurtarmayı da haksızlık yapanları yargı gününde cezalandırmak üzere bekletmeyi de bilir. Özellikle bedenin kirli tutkuları ardından gidenleri ve Tanrı hükümranlığını hiçe sayanları yargıya saklar. Bu yalancı öğretmenler kendilerini öne sürme ataklığını gösterirler, yüceliklere sövmekten çekinmezler.
Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğuna göre, siz de her davranışınızda kutsal olun.

Aziz Sancar (d. 8 Eylül 1946, Savur, Mardin) Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik bölümü öğretim üyesi Türk moleküler biyolog.

Bana çok güzel öğretim veren kendi memleketimdir. Bana olağanüstü tıp eğitimi verdi ve o buradaki başarımın kaynağı oldu.
Ben Türkiye’deki günlük politik çekişmeleri takip edersem  üzüntümden çalışamam. Bu yüzden gençlere tavsiyem bu tür kavgalara girmeyin. Memlekete hizmet için bilim lazım. Avrupa ve ABD seviyesinde olmak için bilim  lâzım.
Ben  Türk'üm, o kadar! Mardin'de doğmuşsam, Cizre'de de doğmuşsam, Kars'ta da doğmuşsam  ben Türk'üm.
Mardin doğumlu olmasına dikkat çekerek "Kürt müsünüz, Arap mısınız?" diye soran BBC muhabirine cevabı.
Bütün enerjinizi işinize verin. Bilim öğrenmeye çalışın. Günlük dedikodularla, politikalarla uğraşmayın.
Gereği kadar öğrenin, aşırıya kaçmak yaratıcılığı öldürüyor. Okumanın yanı sıra düşünmek için de kendinize zaman ayırın. eğitim ve araştırma için yurt dışına çıkın ama sonra muhakkak ülkenize dönün.
Hedefimiz DNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak.
Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları,  o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu "inhibe" edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.
Maalesef biz memleket olarak, her şeyimizi tenkitten hoşlanıyoruz. O dönem okullarımız harikaydı. Olağanüstü öğretmenlerim vardı ilkokulda. Oradaki ilkokul eğitimini burada Amerika’daki en iyi ilkokullarda verirler mi vermezler mi bilmiyorum. O kadar iyiydi.
Memleketim adına sevindim, Mardin adına sevindim. Memleketim için hayırlı uğurlu olsun. İnşallah bundan sonra daha büyük övgüler kazanırlar. Türkiye'de bilime çok büyük katkıda bulunurlar.
Saygı istiyorsanız, önce kendinize saygı göstereceksiniz. Herkesten üstün değiliz ama kimseden de aşağı değiliz. Kendimizle iftihar edelim ki başkası da bize saygı göstersin.
İslam dünyası 500 yıldır bilime katkı yapmadı.
Türkiye için bu kadar önemli olduğunu bilseydim 2 misli çalışır ve 20 yıl önce alırdım bu ödülü.
Gözünüzü seveyim politikayla uğraşmayın, onu yapanlar var, çok çalışın. Ne yaparsanız, iyi yapmaya çalışın, çalışmadan olmaz. Ben öğrenciyken günde 18 saat çalışırdım. Gazeteler yazmıştı, çok zaman gecelerimi laboratuvarda geçirdim. Çalışmak kendimize, ailemize, milletimize vatan, namus borcudur.

Çok heyecanlandım. Amerikalılar da biz de kutlayalım hocanın başarısını. Türkiye'nin onu bir evlat olarak yetiştirmesi, Anadolu'da doğan bir çocuğu eşitlikçi bir şekilde yetiştirmesi sonrasında yurtdışına göndermesi... Hepimizin gurur duyacağı bir başarı. Gerçekten olağanüstü. Çok etkileyici. — Ertuğrul Özkök

Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrı'dandır. Seven herkes Tanrı'dan doğmuştur ve Tanrı'yı tanır. Sevmeyen kişi Tanrı'yı tanımış değildir. Çünkü Tanrı sevgidir.
Tanrı'nın bize olan sevgisini tanımış ve buna inanmışızdır. Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan, Tanrı'da yaşar, Tanrı da onda yaşar.
Hiç kimse hiçbir zaman Tanrı'yı görmüş değildir. Ama birbirimizi seversek, Tanrı içimizde yaşar ve onun sevgisi içimizde yetkinleşmiş olur. Tanrı'da yaşadığımızı ve onun bizde yaşadığını, bize kendi ruhundan vermiş olmasıyla anlıyoruz.
Tanrı'dan doğmuş olan herkes dünyayı yener. Bize dünyaya karşı zafer kazandıran, imanımızdır.
Tanrı ışıktır ve onda hiç karanlık yoktur.
Dünya ve dünyasal tutkular geçer ama Tanrı'nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.
Başlangıçtan beri işittiğiniz buyruk şudur: Birbirimizi sevelim!
Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.
Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi, korkuyu siler atar. Çünkü korku cezalandırılma düşüncesinden ileri gelir. Korkan kişi, sevgide yetkin kılınmış değildir. Biz seviyoruz. Çünkü önce o bizi sevdi.
Işıkta olduğunu söyleyip de kardeşinden nefret eden hâlâ karanlıktadır. Kardeşini seven, ışıkta yaşar ve başkasının tökezlemesine neden olmaz.
Dünyaya ait olan her şey, doğal benliğin tutkuları, gözün tutkuları ve maddi yaşamın verdiği gurur Baba'dan değil, dünyadandır.
Eğer bir kimse dünya malına sahip olur da kardeşini ihtiyaç içinde görüp şefkatini ondan esirgerse, o kimsede Tanrı'nın sevgisi nasıl yaşar?
Gerçek içimizde yaşıyor ve sonsuza dek bizimle olacak.

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün eski başkanı ve iş insanı.

Ben seninle çalışmam arkadaş!
(Eski yönetici Hakan Bilal Kutlualp'e hitaben.)
Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak!
Paralı köpekler! Terbiyesiz herifler!
(Şampiyonluk kutlamaları sırasında Alex de Souza lehine tezahürat yapan taraftarlara hitaben)

Darağacında olsak bile, son sözümüz Fenerbahçe!
Fenerbahçeli olup Aziz Yıldırım düşmanlığı yapan ve dolayısıyla bilerek ya da bilmeyerek ama bana göre bilerek Fenerbahçe'ye zarar veren Fenerbahçeli hainler var.
Fenerbahçe Spor Kulübü‚ çirkin ve küçük hesapların peşinde olanların eline bırakılamayacak kadar değerlidir.
Ben bu kulübe hayatımı verdim.
Fenerbahçe Dünya Kulübü olacak.
Benim yaptıklarımı onlar hayal bile edemez.
Güzel günler yine bizlerin olacaktır. Zafer inananlarındır.
(30 Mart 2012 günü yapılan duruşmasında tutukluluk halinin devamından sonra.)
Şampiyonluğumuz bir camianın başkaldırışı ve direnişi olarak hatırlanacaktır.
Her şey Vatan için, sonra Fenerbahçe için, sonra yine Fenerbahçe için, sonra yine Fenerbahçe için! (Tape kayıtlarında geçen konuşma)
Fenerbahçe camiası temizdir. (Katıldığı bir programda)
Ne şikesi, memleket elden gidiyor!
Demokratik yollarla görüşlerinizi, tepkilerinizi ortaya koyduğunuz her eylem bizler için yaşama gücüdür.
Büyük Fenerbahçe ailesinin sahibi olduğu 105 yıllık ulu bir çınar Fenerbahçe Spor Kulübü’nde başkanlık görevini yapmaktan büyük bir onur ve gurur duyduğumu bir kez daha belirtmek istiyorum.
(Yürüyüş yapacak taraftarlara avukatları aracılığıyla gönderdiği mektuptan.)
Birileri üzerimize geldikçe bizler Fenerbahçe’mize daha da sıkı bir biçimde sarılacağız. Çünkü bizler, Ay-Yıldızlı Fenerbahçe formasını sadece üzerimize değil yüreğimize giydik.
(Yürüyüş yapacak taraftarlara avukatları aracılığıyla gönderdiği mektuptan.)
Şahsıma ve kulübümüze verdiğiniz destekler burada bizlerin nefes alma sebebidir.
(Yürüyüş yapacak taraftarlara avukatları aracılığıyla gönderdiği mektuptan.)
Asırlık bir çınara liderlik ettiğimi, Atatürk’ün kulübüne başkanlık yaptığımı hiç aklımdan çıkarmadım.
Cezaevinde en büyük korkum insanların yüzlerini görememekti. Yanılmışım, asıl yüzlerini görebilmek için en doğru yermiş burası.
Fenerbahçe için canım feda!
Bizler bir gün daha Fenerbahçeli olarak yaşamak için hayata bağlanırız ve gerekirse o bir gün için bütün bir ömrü gözden çıkartırız.
Ve bilinmelidir ki; artık bizim için dönülmez tek yol Fenerbahçe.
Fenerbahçe için 3 dakikada değil saniyede karar veririm. Babamı tanımam!
Aziz Yıldırım bir şahıstır, Aykut Kocaman bir şahıstır, Alex bir şahıstır ama Fenerbahçe bir kurumdur. Aziz Yıldırım gider, Aykut Kocaman gider, Alex gider ama Fenerbahçe baki kalır.
Ben çıktığımda dünya üç kulüpten bahsedecek: Barcelona, Real Madrid ve Fenerbahçe!
Mutluyum, zira Fenerbahçe’mizin yalnızlaştırıldığı bu dönemlerdeki o ele geçirilmez kalabalığı gördüm ve yaşadım.
Gerekirse hakem odası basarım.
Şahıslar ve kulüp ayrılamaz. Ben şike yapmışsam Fenerbahçe için yapmışımdır. Şike yaptığımıza dair bir karar çıkarsa genel kurulu toplarım, istifa ederim.
Her gecenin sabahı olmaz. Ben Fenerbahçe'nin kendisiyim! 30 yılımı bu kulübe verdim.
Sevgili Fenerbahçeliler, Fenerbahçe'ye yakışan bir kongre yaptık. Hepinize teşekkür ediyorum. Ben ve arkadaşlarım görevimizi yaptık, yol haritasını çizdik. İnşallah sayın Ali Koç ve yanındaki arkadaşları bu harita doğrultusunda bu sene Fenerbahçe'yi şampiyon yaparlar. Biz de elimizden gelen desteği veririz. Hepinizi seviyorum, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki Fenerbahçeliyiz.
(9 Haziran 2024)
Bu süreç boyunca desteklerini esirgemeyen tüm Fenerbahçe derneklerine, bizlere destek olan ya da olmayan tüm kongre üyelerimize, dünyada eşi benzeri olmayan taraftarlarımıza, özverilerini bir an bile eksik etmeyen gönüllü çalışan dostlarımıza, çocuklara, gençlere ve kulübümüze teşekkür ederim. Şahsım ve arkadaşlarım, 3 hafta önce aday olarak, Fenerbahçe'deki ölü toprağı kaldırdığımıza ve kulübümüze değerli bir ivme kazandırdığımıza inanıyoruz. Dilerim Fenerbahçe bu ivmeyi iyi değerlendirir ve özlemle beklediğimiz şampiyonluklara bir bir ulaşırız. Bizler de bu yolda, bu camianın bir taraftarı olarak takımlarımızın daima destekçisi olacağız. Fenerbahçeli çocukların üzülmemesi dileğimle. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(10 Haziran 2024)

Aziz Üstel (1948, Ankara), Türk televizyoncu, sunucu, çevirmen ve eski Galatasaray yöneticisi.

Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmamak sözüm ona Batı’nın erdemli duruşlarından biridir, değil mi? Değil!  Bakın 15 Temmuz rezilliğine. ABD’nin koruması altındaki meczup imam bozuntusu haddini de boyunu da aşıp Türkiye’de darbe yapmaya soyunduktan günler hatta haftalar sonra Batı, o da yarım ağızla, bir geçmiş olsun sarkıttı ki bizden yana bu, “hala gebermedin mi?” demekten başka bir şey değildi aslında. Ancak HDP’li milletvekilleri göz altına alındığında, hep bir ağızdan ne diktatörlüğümüz kaldı, ne Batılı değerleri (!) ayaklar altına alıp üzerinde tepinmediğimiz! Hangi Batılı değerleri ayaklar altına almıştık? Ülkeyi bölüp parçalamak isteyen, Batının paralı köpeklerine silah taşıyanları göz altına almak mıydı suçumuz? Her fırsatta bize sövüp saymak olsaydı suçları sadece ki yıllardır yaptıkları buydu, it ürür kervan yürür der, elimizi sürmezdik. Ancak yurdumuzu bölmek, parçalamak için kadın erkek demeden, çoluk çocuğu hesaba katmadan önüne geleni öldüren PKK nam katillere kol kanat gerer, onlara her türlü yardımı yaparsan elbette hukuk yakana yapışır. Eğer bir İngiliz milletvekili IRA’ya açıkça yataklık etse, silah taşısaydı İngiltere ne yapardı acaba?

"Biz değilsek kim, şimdi değilse ne zaman?" sorusunu sormayan biri, ne sorumluluk alır, ne de üzerine düşeni yapar. Ancak yan gelir yatar.
Durumu işine geldiği gibi yorumlamakla yalan söylemek arasında tek fark, o yalana zamanla kendisinin de inanmasıdır.
Elindekinin kıymetini bilmeyen, ne kaybettiğini hiçbir zaman öğrenemez.
İnsanın hayat kalitesi, arkadaş çevresi ile girdiği etkileşimin kalitesi ile ilgilidir.
Köpek kulübesinde padişah rüyası görülmez. Hayallerinin değil, ancak kendi gerçeklerinin peşinden gidersen hedefine ulaşabilirsin.
Hayallerin hayata geçmesi, yeteneğin olduğu alana odaklanmakla mümkündür. Çalı dikeninden gül, karga yavrusundan bülbül olmaz.
Öğrenciyi neyin harekete geçirdiğini öğrenen öğretmen, gelecekte onu nasıl motive edeceğini de bilir.
Sıradan öğretmenler, genelleyerek rehberlik yaparken, iz bırakan öğretmenler her öğrencinin güçlü yönüne odaklanır.
Akıl yürütmek için önce tökezlemeyeceği düzgün bir yol gereklidir.
Bir asır geriden gelsek de Batının tekerlek izinde gittiğimiz sürece her düşülen çukur, rast gelinen her tümsek mukadder olacaktır.
Semptomatik çözümler çekicidir, ancak zamanla bir şeyler yapma çabasını sıfırladığı için içeride olan çözümler de görülmez olur.
Gün ışığında ıskaladığımızı gece karanlığında bulma aymazlığındayız.
Gelecek projelerinin hayat bulması, doğruların eklenmesi yanı sıra yanlışların da elenmesi iledir.
Siyaseten fosilleşenler, ancak direksiyondakilere yakıt olurlar.
Geleceğimizi bulmanın en önemli şartı geçmişimizi kaybetmemektir.
Bitmemiş bir roman bestseller'a aday, bitmemiş bir film Oscar'a aday olamıyorsa bitmemiş bir ömür için de "başarılı" denemez.
Bir eğitim kurumu, ürettiklerini sadece eğitim hizmeti verdiği kitleye değil aynı zamanda bütün insanlığa sunduğu nispette değerlidir.
İçimizden biri ıslanmayı göze almadıkça kıyamete kadar bu suyun kenarında beklemeye devam ederiz.
Dağdaki kaya, orada durduğu sürece taş hükmündedir. Meğerki iyi bir usta işleyip değerlendire.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Ancak bazı yiğitler sütün mayalanmasını beklemezler.
Bir şey bilmek demek, onu düşünmeden kendiliğinden yerine getirmediğiniz sürece hayatınıza geçirdiniz demek değildir.
Konfor alanınızdan çıkıp zor bir iş yapmaya çalışmak gelişmenin ilk adımıdır.
Doğuştan gelen zekâ, pırlanta olması için işlenmeye muhtaç elmas gibidir.
Gayret ve zahmetsiz yapılan her iş, temeli olmayan yapıya benzer.
Dedikoduyu önlemenin ve güven vermenin en önemli şartı açık iletişimdir.
Bilgi çağının en önemli getirisi, teknolojinin hızının tecrübe kazanma süresini kısaltmasıdır.
Başarıya koşarken başarısının kıskanılmaması gereken birey olmak için ben olmaktan ziyade biz olabilmektir.
Bir şeyi değiştirmek istiyorsanız ilk önce  onun niçin var olduğunu anlamaya çalışmak gerekir.

Azınlık Raporu (İngilizce özgün adıyla Minority Report), konusunu Philip K. Dick'in aynı adlı hikâyesinden alan ve yönetmenliğini Steven Spielberg'in üstlendiği, bilim-kurgu türündeki 2002 yapımı ABD filmi.

Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki genellikle ebeveynler, çocuklarını olmasını istedikleri gibi görürler, oldukları gibi değil.
Bazen ışığı görmek için karanlıkta kalmayı göze alman gerekir.
Tüm canlıların birbirine benzemesi ne kadar komik. (Mutasyona uğramış bir bitkiyi sıkmaya başlar) Savunmalar düştüğünde, baskı arttığında, Dünya üzerindeki her canlı sadece ama sadece tek bir şey üzerinde yoğunlaşır: (bitki, Hineman'ın elini keser) Hayatı.

Körler diyarında, tek gözlü adam kral olur.

John Anderton: (Witwer'ın babası hakkında) Seçtiğin meslek hakkında ne düşünüyor?
Danny Witwer: Bilmiyorum. 15 yaşımdayken Dublin'deki kilisemizin basamaklarında vuruldu ve öldürüldü. Yakın birini kaybetmenin ne demek olduğunu iyi bilirim, John. Tabii, hiçbir acı evlat acısına bemzemez. Benim hiç çocuğum yok. Ben bu acının neye benzediğini sadece tahmin edebilirim. Oğlunu öyle halka açık bir yerde kaybetmek... En azından şu anda elimizde böyle bir şeyin bir başkasına olmasını önlemek için bir fırsat var.
John Anderton: Neden gevezeliği kesip gerçekte ne aradığını anlatmıyorsun, Danny?
Danny Witwer: Kusurlar.
John Anderton: Altı yıldır hiç cinayet işlenmiyor. Yanlış giden hiçbir şey yok. Sistem mükemmel.
Danny Witwer: (Aynı anda) Mükemmel. Kabul ediyorum. Ancak, insandan kaynaklanan bir kusur olabilir. Bu her zaman böyledir.

(Lamar Burgess, elindeki silahı John Anderton'a doğrultmaktadır)
John Anderton: Kahinler bunu önceden görmüştür.
Lamar Burgess: Kesinlikle.
John Anderton: İkilemi görüyorsun, değil mi? Beni öldürmezsen kahinler hata yapmış demektir. Suç Öncesi'nin işi biter. Beni öldürürsen seni yakalarlar; ama sistemin çalıştığını ispatlarsın. Kahinler yanılmamıştır. Şimdi ne yapacaksın? Ne kadar değerli? Sadece küçük bir cinayet... Sen kafanda haloyla çürüyeceksin ama insanlar Suç Öncesi'ne inanmaya devam edecekler. Yapman gereken tek şey öngörüldüğü üzere beni öldürmek. Tek fark, kendi geleceğini biliyor olman. Bu da demektir ki eğer istersen geleceğini değiştirebilirsin. Bir şansın var, Lamar. Benim gibi.

(Leo Crow cinayetinin işlendiği mekândadırlar)
Danny Witwer: Federal olmadan önce cinayet masasındaydım. Biz buna "delil seli" deriz. Bir cinayet masası polisi olarak kaç tane sel gördüm, biliyor musun?
Fletcher: Kaç tane?
Danny Witwer: Hiç. Bunların hepsi önceden ayarlanmış.

Danny Witwer: Kahinle ne yapabilir ki?
Bakıcı Wally: Sizce ne yapabilir? Kimse bilmeden istediğini öldürebilir!

(Anderton elindeki topu, masanın diğer ucundaki Witwer'e doğru yuvarlar)
John Anderton: Niye yakaladın onu?
Danny Witwer: Düşecekti de ondan.
John Anderton: Emin misin?
Danny Witwer: Evet.
John Anderton: Ama düşmedi, yakaladın. Bir şeyin gerçekleşmesini önlemen, o şeyin gerçekleşecek olduğu hakikatini değiştirmez.

Tom Cruise - John Anderton
Colin Farrell - Danny Witwer
Max Von Sydow - Lamar Burgess
Steve Harris - Jad
Neal McDonough - Fletcher
Samantha Morton - Agatha
Patrick Kilpatrick - Knott
Jessica Capshaw - Evanna
Lois Smith - Dr. Iris Hineman

Internet Movie Database'de Azınlık Raporu alıntıları

Açlık, karaciğerdeki glikojen miktarı belirli bir seviyenin altına düştüğünde hissedilen ve genellikle beraberinde yeme arzusu da getiren his veya duruma verilen isimdir.

Açlıktan ölen çocukların sayısı obeziteden hayatını kaybeden çocuklarla aynı iken adil paylaşımdan söz edemeyiz.

Açlık, dünyanın en güzel salçasıdır.

Aç köpek fırın deler.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Aç ayı oynamaz.
Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.
Aç köpek fırın yıkar.
Aç kurt insana saldırır.
Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görür.
Aç tokun halinden bilmez.
Açın imanı olmaz.
Açın karnı doyar gözü doymaz.
Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.

Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zorunlu oldu mu, insan ne denli büyükse, o kadar çok eğilir.

Açlık, kılıçtan bile keskindir. - Beaumont ile Fletcher

Birazcık su, bıçak, kibrit bile yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide fark yaratabilir.
Umut, korkudan güçlü tek duygudur.
Biraz umut etkilidir, fazlasıysa tehlikeli.

Caesar Flickerman: Peeta, söyle bakalım. Geldiğin yerde özel biri var mı?
Peeta Mellark: Hayır, hayır var sayılmaz.
Caesar Flickerman: Yok mu? Buna hayatta inanmam. Şu surata, şu yakışıklılığa bakın. Peeta, söyle hadi.
Peeta Mellark: Aslında, kendimi bildim bileli hoşlandığım biri var.
Caesar Flickerman: Aaha... :)
Peeta Mellark: Ama toplamaya kadar beni fark ettiğini hiç sanmıyorum.
Caesar Flickerman: Peki. Sana şunu söyleyeyim Peeta: Oraya gideceksin ve oyunu kazanacaksın. Eve döndüğünde de, o kız sana evet demek zorunda kalacak. Değil mi millet? Hah hah hah haaa...
Peeta Mellark: Teşekkürler ama kazanırsam böyle bir şeyin olacağını sanmıyorum.
Caesar Flickerman: Neden peki?
Peeta Mellark: Çünkü o da benimle buraya geldi.
Caesar Flickerman: Talihsiz bir durummuş.
Peeta Mellark: Evet öyle.
Caesar Flickerman: Sana bütün kalbimle bol şans diliyorum.
Peeta Mellark: Teşekkür ederim.

Bizim kültürümüzde ağaç kültü vardır. Orta Asya’dan beri ağaçları kutsamışız. O yüzden ağaç “seyredilir” bizde. — Ahmet Haluk Dursun
Meyve derdinde olmayan ağaç, odundur. — Necip Fazıl Kısakürek
Ama bizim Türkiye'de şu ana kadar ne kadar ağaç diktiğimizi bilmeyenler, bunu takip edemeyenler, bu yarışı kovalayamayanlar, şimdi nasıl olur da bir yerden, engeller ortaya koyarım. Dünyaya sizin gözünüz kör. Dünyada neyin, nasıl yapıldığından haberiniz yok. En yeni ülkelere dünyada git, yolların ormanların içinden nasıl gittiğini görürsünüz. Yol uğruna her şey feda edilir, çünkü yol medeniyettir ama medeni olmayanlar yolun kıymetini bilmezler, anlamazlar. — Recep Tayyip Erdoğan
Biz, tabiatla kardeş, ağaçla, çiçekle, yeşille, toprakla dost bir milletiz. Ağaca, bitkiye, hayvanata değer veren, onların hukukuna saygı gösteren güzel bir geleneğe sahibiz. Son nefesinde ağaç dikmeye özendirilen, tabiatı korumayı hayırlı işlerden sayan bir medeniyetin, kültürün mensubuyuz. Şiirlerimizden türkülerimize, hikayelerimizden özdeyişlerimize kadar hayatımızın her alanında bu geleneğin izlerini görüyoruz. — Recep Tayyip Erdoğan (2020)
Banliyö denen yer, müteahhitlerin, devirdikleri ağaçların ismini sokaklara verdiği yerdir. — William E. Vaughan
Ağaç ve kitabın yaprağı ne kadar çoksa, meyvesı o kadar az olur. — Arap atasözleri
Ağaç yaprağıyla güzeldir. — Kazakistan atasözleri
Ağaç düşse de yakınına yaslanır.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç ne kadar uzasa göğe ermez.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaçtan maşa olmaz.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç, meyvesi olunca başını aşağı salar.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç ağaç içinde büyür.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç kökünden yıkılır.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç yaprağıyla gürler.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç yaş iken eğilir.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaç yaşken eğilir.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri
Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz.Vikisözlük'e bağlantı — Türk atasözleri

Ağlama Değmez Hayat, Fuat Özlüer ve Safa Önal'ın senaryosunu yazdığı, Mehmet Bozkuş'un yönettiği 1969 yapımı Türk filmidir.

[Osman arabası ile giderken trafik polisini görür ve aracı zorda olsa durdurur.]
Osman: Afedersin abi korkuttum galiba.
Polis: Bu arabayla nasıl sefere çıkarsın?
Osman: Ayıp ettin abi!
Polis: Az evvel tesadüfen durdurabildin.
Osman: Bakma manzarası yengendir ama bir gazladın mı aya bile gider astronot eder insanı.
Polis: Çene çalmayı bırak da şu hurdayı işletmeye bak, stop lambaları ne alemde?
Osman: Her bi' tarafı saat gibi dedim ya be abi.
(Polis aracın arkasına doğru gidip lambaları kontrol eder.)
Polis: Yandığı falan yok bunun, el ve ayak frenleri ne alemde?
Osman: Yav sen boşver şimdi frenlerin vaziyeti coğrafyasını da şoförün markasına bak. Açsana abi şunu, dışarıdan açılır o. (Elini camdan çıkartarak kapının kolunu dışarıdan çeker.) Evelallah yani trafiği yemleyerek böyle ehliyet koparmış vites fukarası şoförlerden değilizdir. Adımız şeytan kulağına kurşun "Pilot Osman"a çıkmıştır ki ne diyorum sana abicimm.
Polis: Eeeehhh... (eliyle hafif iterek)
Osman: Geziyeti nefis meselesi abicim, başka trafikler abini tanırlar hepsi böyle (Turist Ömer selamı vererek) selam verirler. Sen bizim kalbimizin muhterem yerine cam kırığı serptin abi.
Polis: Kalın metinGazla bakalım.
Osman: (arabaya binerken) Gazlayalım, gazlaynırsa...
Polis: (sinirli bir şekilde) Gazla be.
(Osman aracı çalışmak için uğraşır.)
Osman: Abi yaptın bir hayır tut bacağından ayır. Bir omuz at şu aslanıma da uykusu açılsın bakiyim.
Polis: Töbe yarabbi...
Osman: Hadi şimdi de sen gazla... (Polis arabayı iterken) Dayan hadii... Bir gayret be abicim, hadi bakiyim... (araba çalışınca) Allah ne muradın varsa versin.

Yolcu: Oğlum ben adliyeye gidiciğim en yakın yer neresiyse haber veriver hayrına.
Osman: Sen merak etme teyzeciğim. Hayırdır inşallah, n'oldu, adliyede ne var ya?
Yolcu: Ev sahibi olacak laftan anlamaz hal bilmezle başım dertte. Evden çık diye tutturdu maksadı kirayı yükseltmek.
Osman: Bilmez miyim, aynı dava benim de başımda. Bu ev sahibi milleti başka türlü bir mal ha yani takımıyla ciğer söker gibi kira aldıkları bir yana olmadık yerde bir de eziyet ediyorlar.
(Arkadaki yolculardan biri birden bağırarak)
AMAN DİKKAT (Osman, Sevim'e çarpar.)
(Osman hemen arabadan inip çarptığı Sevim'in yanına gider.)
Osman: Burası yayaların geçit yeri değil taşıt araçlarının yolu, tutmuş babanın yonca tarlasında dolaşır gibi burada dolaşıyorsun ya sizin yüzünüzden bizim de başımız derde giriyor birader Allah Allah kör müsün ya?
Sevim: Evet körüm affedersiniz.
Osman: Estağfurullah, siz afferdesiniz tabi ben bilemiyordum ki... (Osman ne diyeceğini bilemez)
Sevim: Önemi yok gözlerim görmüyorsa sizin kabahatiniz değil ki.
Osman: Şey yaralı falan değilsiniz dii mi?
Sevim: Merak etmeyin sadece biraz korktum ama o da geçti tablam, içindeki çiçekler dökülmüştür herhalde...
Osman: Yalnız ben sizi şimdi yalnız bırakamam. Hadi beyler araba paydos, buraya kadar beleş geldiniz yeter işte hadi.
 
Sevim: Kuş ne güzel ötüyor. Yakınımızda olmalı.
Osman: Hem de çok yakın, iki metre bile yok aramızda onla.
Sevim: Hiç kımıldamayalım öyleyse ürküp kaçmasın. Onu göremiyorum, ondan daha yakınımdan olan bana bu kadar iyi davranan senin yüzünü, etrafı da göremiyorum.
Osman: Bak bebek yakınlarında bir yerdeyiz etraf ıssız buraları çoğunlukla böyle olur zaten yalnız arada sırada sadece...
Sevim: Evet, sadece?
Osman: Kalabalıktan kaçanla baş başa kalmak isteyen çiftler gelir. Öyle on metre kadar ileride bir ağaç var, yirmi metre kadar ileride de bir köşk bu hepsi. Bak sana etrafı anlattım yüzüme gelince onu da görmemekle pek bir şey kaybetmezsin zaten.
Sevim: Kalbi iyi olan insanların yüzleri de çirkin olmazmış.

(Sevim ile Cemil, Osman'ın sürdüğü arabada gitmektedir)
Cemil: Beni hiç düşünmüyor musun? Kararını hala vermedin mi?
Sevim: Ne kararı?
Cemil: Sana olan aşkıma vereceğin cevap.
Sevim: Şeyy.. Özür dilerim Cemil bey onu, onu hiç unutamıyorum.
Cemil: Ama o seni baksana çoktan unuttu. Sevim, Sevim, n'olur, n'olur aşkıma karşılık ver. (Arka koltukta Sevim'i sıkıştırmaya çalışır.)
Sevim: Rica ederim kendinize gelin.
Cemil: Sevim seni çok seviyorum. (Öpmeye çalışır.)
Sevim: Bırakın bırakın beni.
(Osman ani bir fren ile arabayı durdurur.)
Osman: Bırak hanımefendiyi.
Cemil: Sana n'oluyor be, işine bak.
(Osman arabadan inerek arka kapının olduğu yere dolanır.)
(Cemil'e) Çık dışarı.
Cemil: Bu ne küstahlık.
Osman: Çık dışarı dedim ulenn. Defolup gitmezsen dağıtırım ağzını burnunu.
(Osman arabaya geri biner ve Sevim'e:) Özür dilerim hanımefendi.
Sevim: Ben size teşekkür ederim, Orhan bey. (Sevim aslında Orhan'ın Osman olduğunu bilmemektedir.)
Osman: Vazifem efendim.
 
Hüseyin: Köşkümüze hoş geldiniz, Sevim hanım.
Sevim: Köşk mü dediniz?
Hüseyin: Tabi köşkümüz.
Sevim: Demek siz zenginsiniz, köşkünüz var?
(Bu sırada Osman hafif kızarak başını sallamaktadır.)
Hüseyin: Ben boya sanayinin en önemli şahsiyetlerinden biriyim plastik boya fabrikaları sahibiyim.
Sevim: Memnun oldum Hüseyin bey.
Hüseyin: Esasen ben memnun oldum. Arkadaşımız Arif Amca da gıda sanayide tanınmış bir firmanın sahibidir.
Sevim: Memnun oldum Arif Amca.
Arif Amca: Ben de memnun oldum kızım.
Hüseyin: Osman Bey de...
(Osman daha fazla dayanamaz)
Osman: Ya sus artık bee... Yukarıda konuşuruz kendimizi metheder gibi böyle.
Hüseyin: Haklısınız Osman bey birden çoştum da.
(Hep birlikte merdivenlerden çıkarak üst kattaki odaya giderler bu sırada Sevim'i oturtturdukları eski koltuğun kolu kırılır.)
Osman: Kusura bakmayın sağlam değildir ama antika, saray işi. (Bu sırada Hüseyin'e kaş göz yapar) Üstelikte ecdad yadigarı.
Sevim: Yoksa ben mi sebep oldum kırılmasına?
Arif Amca: Ne münasebet evladım, zaten sakattı bütün takım. Öyle fakat antika diye hiç kimse el sürmeye, tamire cesaret edemiyor.
Osman: Çünki koltukların her bir tekine 50'şer bin lira teklif ettiler ama biz tabi böyle birkaç yüz bin liracık için ecdad yadigarı şeylerimizi imkanı yok harcamadık. Buyrun şöyle buyrun.
Arif Amca: Ey ahçı başı! Akşama misafirimiz var, yemekler ona göre hazırlansın, sofrada eksik bir şey bulursam karışmam sonra.
(Hüseyin odanın diğer tarafına sessizce gider ve sesini değiştirerek)
Hüseyin: Emredersiniz beyefendi. Lakin elektrikli fırın tamirde, hafif bir şey hazırlıycam.
Osman: Yavv Allah Allah uzatma şu lafı ne hazırlayacaksan hazırla Allah Allah...
Sevim: Hepiniz çok iyisiniz teşekkür ederim. (Bu sırada Sevim ayağa kalkar) Fakat benim de sizlerden bir isteğim var misafir yerine koymasanız daha rahat ediciğim.
Arif Amca: O da olur ama bugünlük misafir sayılırsın kızcağız, sonra bu vesileyle şöyle güzel bir ziyafet çekmiş oluruz kendimize.
(Hüseyin sinirlenir arkadan el kol hareketleri yapmaya başlar.)
Osman: Tabi ya çünkü bu sıhhat meselesi insan fazla yememeli az ye çok yaşa vücut böyle formda kalsın. (Bu sırada Arif Amca'yı eliyle baştan aşağı gösterir.)
 
Sevim: Ben vaktiyle çiçek satan kimsesiz bir kızdım gözlerimde görmüyordu o zaman. Bir gün, bir bey arabasıyla bana çarptı ve alıp köşküne götürdü. Kendisi gibi fabrikatör olan arkadaşıyla beraber oturuyorlardı. Altın kalpleri vardı üçünün de. Bir gün beni buraya getirmişti Osman nasıl bir yerde olduğumuzu tarif etti. Görmeden kendisine aşık olduğum gibi burayı da görmeden sevdim. Onun da beni sevdiğini sanıyordum.
Pilot Osman: Sevmiyor muymuş?
Sevim: Sadece merhametmiş onun bana karşı duyduğu.
Pilot Osman: Nasıl öğrendiniz bunu?
Sevim: 15000 lira verip gözlerimin görmesini sağlayan ameliyatı yaptırdılar.
Pilot Osman: Hay Allah razı olsun iyi adamlarmış.
Sevim: Ameliyattan önce bir işinin çıktığını söyleyerek gitmişti. Sonra kendilerini aradım. Osman'ın tarifi üzerine o köşkü buldum. Konuşmak bile istemediler. Kapıdan kovdurttular uşaklarına ama haklıydılar ben kimdim ki? Kimsenin yapmayacağı bir iyilik yapmışlardı bana daha fazlasını isteyemezdim. Fakat gönül mantık tanımıyor. Ben hep bekledim belki günün birinde arar diye, aramadı. Sonra talih yüzüme güldü, zengindim artık şöhret sahibiydim ama onun gibi asil değildim.
Pilot Osman: Asil mi?
Sevim: Evet. Keşke fakir biri hatta bir serseri olsaydı, o zaman mutlu olurduk.
Pilot Osman: Dediğiniz gibi fakir bir serseri olsaydı bu sefer de o cesaret edemezdi size gelmeye servetinizi şöhretinizi hayranlarınızı düşünsenize.
Sevim: Bunların hiç birinin önemi yok. Her şeye rağmen bekliycem onun hayaliyle kulaklarımdaki sesiyle yetinicim.
Pilot Osman: Demek onları hala unutmadınız?
Sevim: Unutmak mı? Bir an bile aklımdan çıkarmadım ki.
Pilot Osman: Osman'ı hala eskisi gibi seviyor musunuz?
Sevim: Eskisinden daha çok.
Pilot Osman: Olmaz ya mesela diyelim; bu adamlar şimdi fakir ve gariban kişilerse siz de bu halinizle, bu mevkinizle onları kabullenir misiniz?
Sevim: Ben bugünümü onlara borçluyum.
Pilot Osman: Estağfurullah hanımefendi, şey ... yani onların hesabına söyledim.
Sevim: Bazen gözümün açıldığına bile pişman oluyorum. Onların yanında ne mutluydum...
Pilot Osman: Bu insanlar size yakındıysa ben onlarla sizi karşılaştırırsam bana ne verirsiniz?
Sevim: Her şeyimi eğer istersen canımı bile veririm.
Pilot Osman: Hey yavrum hey... Benim garip kuşum Osman karşında.
Sevim: Osman, Osman haa...
Pilot Osman: Evet benim adıyla sanıyla Pilot Osman.
Sevim: Rüyamı görüyorum hayır olamaz.
Pilot Osman: Sevim, sevgilim...
Sevim: Canım her şeyim Osman'ım niye beni daha önce aramadın?
Pilot Osman: O yalanlardan sonra cesaret edemedim.
Sevim: Arif amca, Fiyaka Hüseyin nerede, köşkte mi?
Pilot Osman: Köşk diye anlattığım yerin yıkılmaya yüz tutmuş bir ev olduğunu söylersem şaşırmazsın dii mi?
Sevim: Şaşıracak hal kaldı mı bende... N'olur söyle, bizimkiler nerede?
Pilot Osman: Uzakta değil onlarda çok yakında.
Sevim: Hadi götür beni onlara.
Arif baba: Zahmet etme kızım ben burdayım.
Sevim: Arif baba.
Arif baba: Yavrum.
Hüseyin: Ben de buradayım.
Sevim: Hüseyin abi.
Hüseyin: Nevet benim.
Sevim: Abii
Nimet abla: Beni öpmiycek msin?
Sevim: Nimet abla.
Nimet abla: Hizmetçini unutmamışsın.(Son)

Sadri Alışık - Osman
Mine Mutlu - Sevim
Ö

Ağır Roman, 1996 yapımı bir Mustafa Altıoklar filmidir. Filmin senaryosu Mustafa Altıoklar ve Metin Kaçan'a aittir.

İnsanın en yakın arkadaşı tekerlek olur mu ulan?
Güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın.
Zarlar düşeş gelseydi, belki de her şey başka türlü gerçekleşecekti.
Alem göt olmuş
Bir çift kanattınız hüznün rüzgârlarındadağılıp gitti melekleriniz, beyazın öte dağlarındaağlasın arkanızdan, bir ağızdan, tüm dehşetiyle koleratıbı, sen harbi hayalet, sağlam garibanruhuna el-fatiha
İmparatorlar cigaralarından babacasına çektikleri dumanı üflerken, Adam Mickiewicz'in şair ruhu dumana asılıp, 100 yıllık müzesinden kalkarak, kilisenin istavrozuna kondu... Ağır ablalar esrarı daha kallavi götürmek için zıvanalar hazırlamaktaydı...
Savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye, zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın, nüks ederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı, güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın. Şimdilik, ölümüne kadar hayattasın.
Manitalar gece güzelleşir.
Ört cebine koy.
Sen kanunsan ben belayım ulan.
Orospunun aşkından ne olur lan.
Ulan yine koftiden taksim atıyorsunuz ha.
Zamanı kim okşayabilir ki?
Madde mı ağır yoksa mana mı?
O bin tılsımlı anın çarşafından ağır ağır geçirirken hayatını, bilemezdi üç tekerlekli bisikletin karanlığa takla atacağını
Her hayatın bir ağırlığı var koçum, seninki kaça tartıyor?
Ruhum çalkalanıyor be.
Ölümüne tav oldum kevaşeye.
O akşam koleranın iyi insanları ruhlar aleminin gece bekçilerini kıskandırırcasına Sado'nun hala ışıldayan bedenini beklemeye koyuldular.
Ruh kemikten ayrıldığı vakit darbukacı Balık Ayhan üzerine örtü koyduğu darbukayı çaldıkça kolerada yaşayan softaların tüyleri diken diken oldu.
Biz ne ustura yaraları aldık be Ali, siktir et. Alem göt olmuş be Ali.
Polis polis, eyvah polis, polis polis... Çıkarın bizi buradan, çıkarın bizi buradan! Dolaptakini mi, mutfaktakini mi?
Ali Usta: Şimdi de bu yeni yetme Reisin yengeçleri iş oluyor. İyi mi?Arap Sado: Alem göt oldu be Ali.
Kulağınızı dört açın ve beni dinleyin leylekler. Ben ki Profesör Gaftici Fethi olarak Kolera Açıkhava Üniversitesinin Seksoloji Profesörüyüm. Bugün sizlere manitalar hakkında çok önemli bir tüyo vereceğim. Beni dikkatle dinleyin. Efendim, manita “seni seviyorum, evlenelim” ayakları yaparsa önce yüz mumluk ampule yarım metre mesafeden bakın sonra gözlerinizi ampulden ayırıp manitanın gözlerinin içine dikin. Eğer hâla cıvırın gözlerini görüyorsanız onunla hemen evlenin.
Tina: Kolyeni bende unutmuşsun, akşam gel al.Salih: Yangında düşürdüm sanmıştım.Tina: Yangın sayılır.

1990 yılında Metin Kaçan tarafından yazılmıştır. Roman, hayata tutunmakta zorlanan iyi niyetli insanların kayboluşunu konu ediyor.

Arap Sado: İyilere yardım eden Kolera‘nın delikanlısıdır,  Kirli işlere bulaşarak hasımları tarafından öldürülür.
Gli Gli Salih: Arap Sado’nun etkisi ile herkese yardım eden adamdır. Kolera’nın bitirim delikanlısı olan Salih kanunsuz işlere de karışmış,  Kolera Canavarı denilen katili yakalar. Roman sonunda intihar eder.
İmine: Gli Salih’in annesidir. Kocasının çapkınlığı ve oğullarının evi terk etmesi sonunda çıldırır. Kocası onu sakinleştirici haplara alıştırır.
Yıkık Köprülü Ali: Gli Gli Ali’nin berberlik yapan despot babası İmine’nin kocasıdır.  Çapkınlığı yüzünden evliliğini sonlanma eşiğine gelmiştir.

...uzun süre terk edilen ruhun bir daha asla bedene dönmeyeceğini bilmiyordu. (Ağır Roman, Metin Kaçan, 1990, s.120)
"Zaten o iyi insaların gece soyunulan yerde gündüz giyinmeye yetecek cesaretleri de yoktu." (Ağır Roman, Metin Kaçan, 1990, s.47)
"On yıl koyun gibi yaşayacağıma bir yıl aslanlar gibi yaşarım." diyerek reisin köpeği olmayı seçmedi. (Ağır Roman, Metin Kaçan, 1990, s.29)

Kaçan, M. (1990). Ağır Roman. İstanbul: Metis Yayınları.
Kaçan, M. (2003). Ağır Roman. İstanbul: Can Yayınları.
Kaçan, M. (2012). Ağır Roman. İstanbul: Everest Yayınları.
Kaçan, M. (2015). Ağır Roman. İstanbul: İletişim Yayınları.
https://kitapdiyari.com.tr/roman/agir-roman/

Aşk, bir varlığı tutku ve bağlılık düzeyinde sevme. Kişinin duygularını yönetememesi durumu ile olağan sevgiden ayırt edilebilir.

Farklı cinslerden iki eşit insanın görevi olarak tanımladığımız aşk, iki bireyin bedensel ve düşünsel yönlerden birbirlerini çekmesini, başkalarını dışlamasını ve birbirlerine karşı mutlak bir teslimiyetle yaklaşmalarını gerektirir.
Alfred Adler
Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz. Ama peygamberlikler ortadan kalkacak, diller sona erecek, bilgi ortadan kalkacaktır.
Pavlus
Aşk, saygıya nazaran daha az değişir.
Adolf Hitler
Sadece şarkılarda ve yüreği ötelerde atan insanların ruhlarında yaşıyor artık aşk. Üzerinde yaşayanların cehenneme çevirdiği bu dünyayı çoktan bırakıp gitti. Aşk dünyayı terk etti.
İlhan İrem
Aşk, zamanın hızla geçmesini sağlar ama zaman aşkı öldürür.
Suç Ortağı
Aşk, inanılmaz bir bağdır.
Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu
Belki de aşık olduğumuzda yaşadığımız duygular normal bir durumu temsil ediyordur. Aşık olmak, olması gereken bir kişiyi gösterir.
Anton Çehov
Aşıklara haber vermek isterim: Kalbin tüm meseleleri yalnız kalpte halledilir, çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri ise nefrettir.
Peyami Safa
Allah'a giden tek yol aşktır.
Peyami Safa
Tek taraflı aşk tek kürekli kayık gibidir. Bulunduğun yerde döner durursun... Bir türlü engine açılamazsın.
Refik Halit Karay
Biz erkekler daha çok söyleyebilir, daha fazla yemin edebiliriz; Ama gerçekte gösterişimiz, duygularımızdan üstündür. Çünkü; her zaman yeminlerimizde cömert, ancak aşkımızda samimi değiliz.
William Shakespeare
Seveceksen ölçülü sev ki sevgin uzun sürsün; çok hızlı giden de çok yavaş giden gibi geç varır hedefe.
William Shakespeare
Aşk bir tapınak, aşk daha üstün yasadır.
U2
Aşık olduğuma göre, şairliğin, falanın filanin çok ötesinde bir şeyim herhalde.
Mavi Gözlü Dev
Hayatta birilerine aşık olmanın farklı düzeyleri olduğunu anlarsınız ama herkes bunun inkâr edilemez, tarif edilemez olduğunu anlamayabilir... Bunu tarif edemem, bu tarif edilemez.
Kristen Stewart

Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil'in realist-naturalist bir romanıdır. İlk olarak 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildikten sonra 1900'de kitap olarak yayımlanmıştır.

Maun sandalla müsademeyi andıran bu tesadüflere artık o kadar alışmıştılar ki bugün Kalender’den dönerken gene onun adeta çarparcasına yakından sıyırıp geçişini fark etmemiş göründüler.
Bihter için annesine çekmiş derlerdi. Mademki, bunu söylemekte herkes müttefikti, demek hakikatte o annesine benziyordu. Bu müşabehetten korkardı. Kalbinde bir şey vardı ki, bu cismanî müşabehetin hayatlarını da benzeteceğini zannettirir, ve, onu titretirdi.
Aşkta kalp, sessizliğe bürünüp de aklın çalışması başlarsa o aşk, hasta bir çocuğa benzerdi.
Sevmek, sevmek istiyordu. Hayatında yalnız bu eksikti; fakat hayatta her şey bundan ibaretti: sevmek, evet, bütün saadet yalnız bununla istihsal edilebilirdi. Küçük, sefil, üryan bit oda, demir bir yatak, beyaz perdeler, iki hasır iskemle, işte yalnız bu kadarcıkla fakir bir muaşaka hücresi; fakat sevmek yarabbi! Sevmek istiyordu, hummalar içinde mecnunca bir aşk ile sevecek ve mesut olacaktı. İşte şimdi bu mutantan odanın servetleri içinde siyah mermerlerle örülmüş mezarda diri diri, medfun gibiydi. Nefes alamıyor, boğuluyordu; bu mezardan çıkmak, yaşamak, sevmek istiyordu.
Ötede, söndürülmek tahattur olunmaksızın bırakılan muma dikildi; mum hep bir kenarından sızarak yavaş yavaş onun hayatına damlayan birer telehhüf katresile ağır ağır, bağa tarağa akıyordu. Her dakika kalkıp onu söndürmek isteyerek, fakat vücudunu gevşeten azîm bir rehavetle hep bu işi bir dakika sonraya bırakarak, gözleri oraya mıhlanmış, fikri boş, uzun uzun bu ağlayan muma baktı.
Lâkin, Yarabbi! Anlasanıza, ölüyorum. Onların gözümün önünde seviştiklerinden, gözümün önünde... Ben işkenceler içinde kıvranırken, onların saadetlerinden ölüyorum...
Adnan bey sordu:
—Ne oluyorsun, Beşir?
Beşir kuru bir sesle:
—Küçük hanımı öldürüyorlar, dedi, artık hepsini söyleyeceğim. Ve yataklığın demirine dayanarak, gözleri Adnan beyin gözlerinden kaçınarak, başladı. O hepsini biliyordu.
Baba! Sizin bana koca yapmak istediğiniz adam Bihter'in âşığı imiş!...
Ve bunları kabul etmek lâzım gelecekti. Bunları reddedemiyecekti. Ne salâhiyetle? Firdevs hanımın kızı değil miydi? Kocasının evinden kovulmamış mıydı? Bu zillet hayatı boynuna sarılmış bir zincir idi ki, onu boğuncaya kadar sürüklemek icap ediyordu.
Yaşamak, böyle, bu nazarların altında yaşamak? Lâkin ne için yaşayacaktı? O zaman ölümü düşündü. Evet, ölecekti. Birden aklına bir şey geldi. Kocasının odasında, yataklığın yanında, küçük dolabın çekmecesinde, sedef kaplı kabzasiyle bir zarif oyuncağa benzeyen bir şey vardı ki, onun küçücük ağzını şuraya, işte kalbinin elîm bir ceriha ile sızlayan şu noktasına koysa, ve ancak bir saniyelik bir metanetle, yalnız küçük bir tazyik ile dokunsa, her şey, her şey bitecekti. Ve o zaman yaşayan sefil bir mahlûk için diriğ edilen merhamet bir ölü için diriğ olunmayacaktı.
En evvel mumunu yakmak istedi. Herhalde karanlıkta ölmeyecekti. Kendisini bir defa daha görmeksizin ölmek... Demek öldükten sonra artık her şey bitecekti; o da, kendisi de bitecekti, artık bir daha yaşamamak üzere? Karanlık, bitmez tükenmez bir karanlık içinde ebedî bir gölge olacaktı?

Aşk-ı Memnu, 4 Eylül 2008'den 24 Haziran 2010'a kadar Kanal D'de yayımlanan ve 2 sezon süren Türk romantik drama dizisidir. Başrollerini; Kıvanç Tatlıtuğ, Beren Saat ve Selçuk Yöntem paylaşmaktadır.

Firdevs: Hey, dur bakalım. Ne konuştunuz Adnan Bey'le?
Bihter: Ne konuştuğumuz niye bu kadar ilgilendiriyor seni? Yoksa Adnan Bey yeni projen mi?
Firdevs: Neden olmasın? Bana bak, Adnan Bey'e çok özenli davranacaksın! Ona da bana yaptığın gibi küstahlık yapma sakın! Yarın, öbür gün her şey olabilir. Adnan Bey'le aramızda bir şeyler olabilir. İlgileniyor benimle, biliyorum.
Bihter: Acıyorum sana!

Bihter: Merhabalar Firdevs Hanım.
Firdevs: Sabah sabah bu ne enerji? Neredeydin?
Bihter: Babama gittim, Adnan Bey de oradaydı.
Firdevs: Eee?
Bihter: Ne eee?
Firdevs: Konuştunuz mu?
Bihter: Tabii.
Firdevs: Ne konuştunuz, doğru dürüst anlatsana.
Bihter: Çok merak ediyorsun, değil mi? Senin lafın açıldı mı diye kıvranıyorsun. Evet, konuştuk senden.
Firdevs: Neler söyledin adama?
Bihter: Bilmem, lafladık biraz işte.
Firdevs: Bana bak, eğer abuk sabuk bir şeyler söylediysen...
Bihter: Yo, merak etme. Hep seni övdüm. Senin ne kadar iyi bir avcı olduğunu anlattım ona. Aklına koyduğun adamın hiç kurtuluşu olmadığını...
Firdevs: Küstah!
Bihter: Avının etrafında nasıl iştahla döndüğünü, ilk fırsatta üstüne atlamak için pençenin nasıl sürekli tetikte olduğunu, tırnaklarını keyifle nasıl bilediğini...
Firdevs: Benimle uğraşma Bihter. Bana meydan okuma, sen zararlı çıkarsın!
Bihter: Ben Peyker değilim, Firdevs Hanım! Boş tehditlerle beni sindiremezsin! Bol sıfırlı bir çekle satamazsın beni Peyker gibi!
Firdevs: Ne yapmak istediğimi anlamaya çalışmıyorsun. Sadece yargılıyorsun, baban gibi. Sadece!
Bihter: Çünkü ben babamın kızıyım. Melih Bey'in kızı... Ama senin sayende artık bizden "Melih Bey Takımı" diye bahsediyorlar. Seni sevmiyorum anne!
Firdevs: Hiç umrumda değil. Yoluma çıkma yeter!

Behlül: Bir milyon lira, amca. Çeki almadan imzalatmamış evlilik sözleşmesini. Evlilik sözleşmesini o para karşılığında imzalatmış. Doğru söylemiş, Firdevs Hanım satmış kızını resmen.
Adnan: Doğru konuş!
Behlül: Bana kızma. İşin doğrusu bu. Adam "söğüşlendi" lafını boşuna etmedi amca. Kadın, kızlarını para kaynağı olarak görüyor amca.
Adnan: Behlül; kelimelerine dikkat et, kalbini kıracağım!
Behlül: Sen de biraz gözünü aç n'olur! Bu evlilik çok çabuk olmadı mı sence?
Adnan: Bir kelime daha etme, çok ayıp ettin!
Behlül: Özür dilerim. Ama ben...
Adnan: Ne düşündüğün umrumda bile değil! Bihter'i evlenmeye ben ikna ettim! Ben istedim, ben! Firdevs Hanım ne yapmışsa yapmış, bu da beni hiç ilgilendirmiyor! Ben Bihter'i seviyorum, gerisi umrumda değil!

Behlül: Birileri benim dedikodumu mu yapıyor yoksa?
Firdevs: Gel Behlülcüğüm. Nihal senin haylazlıklarını anlatıyordu.
Behlül: Aaa! Nihal!
Nihal:  Biraz... Sadece çocukluk hikâyeleri...
Behlül: Sen Bihter'in gönlünü alabildin mi önce? Onu söyle bakalım.
Nihal: Özür diledim, o da kabul etti.
Bihter: Mesele yok yani, yeni bir olay yaratabilirsiniz. (!)

Bihter: Ben de seni çalışma odasındasın sanıyordum.
Adnan: Gel canım. Hemen bir duş yapayım, geliyorum.
Bihter: Adnan. Benden kaçıyor musun yoksa?
Adnan: Yoo. Nereden çıkardın?
Bihter: Duşunu sonra yap. Önce konuşalım.
Adnan: Olur. Tabii. Dinliyorum.
Bihter: Aslında ilk sana söylemek isterdim. Annemlerden önce sana... Ama zaten duydun, değil mi? Numara yapmayı beceremiyorsun.
Adnan: Sürprizi bozmayayım dedim. Hamilesin.
Bihter: Evet.
Adnan: Çok sevindim.

Peyker: Adnan'a haberi verdin mi?
Bihter: Hı hım.
Peyker: Ne dedi?
Behlül: Belki sizin sohbetiniz daha enteresandır!
Peyker: Bayılırsın laf dinlemeye zaten!
Behlül: Bak Peyker Hanım, bugün iki oldu, çok uğraşıyorsun sen benimle.

Behlül: Hamilelik sana çok yakışmış.
Peyker: Teşekkür ederim.
Behlül: Eskiden çok sıskaydın, kemiklerin sayılırdı. Şimdi şişmanladın da güzel yüzün çıktı ortaya.
Peyker: Bir yandan iltifat ederken bir yandan vuruyor.
Behlül: Sen iltifat da etmiyorsun, sadece vuruyorsun.

Katya: Deli gibi üstüme saldırdı. Ne olduğunu anlayamadım. Bizi burada istemiyorlar efendim. Özür dilerim ama bana değil bu tavır, size.
Firdevs: Terbiyesiz bunlar, vallahi terbiyesiz!
Bihter: N'oldu?
Firdevs: Şu hale bak. Kızın üstüne çullanmışlar.
Bihter: A a, n'oldu Katya?
Katya: Valla geldiğimden beri çok tavırlılardı Bihter Hanım. Dedikodu yapıyorlardı. Ben "yapmayın, ayıp" deyince başladı her şey.
Firdevs: Hepimizi ayrı ayrı çekiştiriyorlarmış!
Katya: Herkesi ama, sizi bile.
Firdevs: Ne ayıp şey! Ya bunlara hadlerini bildirmek lazım Bihter.

Bihter: Uzun zamandır saçma sapan şeyler oluyor bu evde!
Cemile: Bihter Hanım...
Bihter: Hiçbir şey dinlemek istemiyorum! Cemile hemen eşyalarını topla, Nesrin'in yanına yerleş.
Cemile: İzin verirseniz...
Bihter: Vermiyorum! Bundan sonraki düzen böyle olacak.

Firdevs: Bihter, bunlar seni dinlemiyor mu? Sözünü geçiremiyor musun yoksa?
Bihter: Ne demek? Söylerim hemen, şimdi boşaltırlar.
Firdevs: Niye söylediğinde yapmadılar o zaman? Kimi, neyi bekliyorlar anlamadım ki! Senden emir almayı kendilerine yediremiyorlar mı? Bu evin hanımı olduğunu kabul edemiyorlar mı hâlâ? Bak, ben böyle hissettim, bilemiyorum. Ya çok laubaliler ya çok başıbozuk. Bence tedbirini al Bihter. Yoksa çok başını ağrıtacak bunlar, söyleyeyim.

Cemile: Sahtekâr!
Bihter: Seni terbiyesiz! Sen nasıl cesaret edersin böyle konuşmaya! Sahtekâr kimmiş söyle bakayım, yüzüme söyle!
Süleyman: Bihter Hanım...
Bihter: Kes sesini! Utanmıyorsunuz, değil mi? Bu ne çirkinlik, ne basitlik! Ne haddinize bizim arkamızdan konuşmak, kimsiniz siz! Seni hırsızlık yaptığın zaman kovmadım diye yüz buldun, değil mi! Annemin küpesini çaldığını örtbas ettim diye, seni korudum diye nankörlük ediyorsun bana, öyle mi! Pisliğini örttüm diye arsızlığı ele aldın demek! Ama artık bunu kabul edemeyeceğim! İhanet bu yaptığınız! Bu işi, bu evi, bu aileyi hak etmiyorsunuz! Sizi evimde görmek istemiyorum artık!

Bülent: Biz de maça gideceğiz, değil mi Behlül? Basket maçına gidiyoruz, değil mi? Hadi lütfen!
Behlül: Söyledim, canım istemiyor.
Bülent: Üüf!
Bihter: Bence bugün Behlül'ün üstüne varma.
Bülent: Söylemediğin kimse kaldı mı senin?
Bihter: Bülent'ten duymadım ben. Öyle bir bağırıyordun ki telefonda, camlar sallanıyordu.
Behlül: Hadi canım, sen de.
Adnan: Ben de öğreneyim.
Nihal: Elif'le ayrılmışlar.
Bihter: Neyi çöpe at diyordun, mektuplarını mı?
Nihal: İnternet diye bir olay var Behlül, hâlâ mektup mu yazıyorsun sen?
Behlül: Şuna bakar mısın, nasıl canlandı ya! Siz var ya, ikiniz bundan sonra dikkatli olun! Sakın açık vermeyin bana! Sakın!
Bihter: Sen onu Nihal'e söyle. Şu an Elif'in nerede olduğunu biliyorum. Kulak-burun-boğaz doktorunda kulağını muayene ettiriyor.
Behlül: Abartma. O kadar bağırmadım.
Bihter: Kulağımı kapıya dayamadığıma göre konuştuklarını nereden duydum o zaman?
Bülent: Bağırdın. Ben bile korktum.
Bihter: Allah'tan şahidim var.

Firdevs: Adnan Bey'le ne oldu yine? Kahvaltıda çok sessizdi sana karşı. Tartıştınız mı yine?
Bihter: Hayır ama sayende tartışabilirdik de.
Firdevs: "Dün gece" diye başlama lütfen. Zaten Nihal de küçücük boyuyla bir sürü imada bulundu, sinirlerimi bozdu!
Bihter: Sen onun yerinde olsan ne yapardın? Kendine çeki düzen ver artık, Adnan da çok geriliyor.
Firdevs: Bence onun derdi başka. Seni Behlül'den kıskanıyor.
Bihter: Ne saçmalıyorsun sen!
Firdevs: Siz şakalaşırken öyle bir bakıyordu ki... Gördüm, kesin kıskanıyor.
Bihter: Sen ortalığı karıştırmadan duramıyorsun, değil mi? İlla bir şeyler uydurup olay çıkartacaksın, sonra da oturup keyifle izleyeceksin.

Adnan: Ne demek oluyor bu?
Behlül: Ne o amca, anlamadım ki?
Adnan: Bana oyun mu oynuyorsunuz?
Bihter: Bu bana yazılmış bir not değil Adnan.
Behlül: Bunu ben yazdım. Ama sizde ne işi var? Sen benim bunu...
Adnan: Evet! Çünkü yatak odamda buldum. Bir açıklama bekliyorum.
Behlül: Ben bunu Peyker'e yazmıştım.
Bihter: Peyker'in evini yerleştirirken eşyalarının arasında buldum ben de. Bunun gibi birkaç anı daha hatta... Peyker'e sordum, sakladığını bile unutmuş bunları. Nihat'ın eline geçmesin diye yok etmek için aldım. Cebimde kalmış herhalde. Ceplerimi karıştıracağını tahmin etmediğim için unutmuşum! (!)
Adnan: Teessüf ederim! Tabii ki karıştırmadım. Yerde buldum, buradaydı.
Bihter: Asıl böyle bir şeyi bana yakıştırdığın için ben teessüf ederim!
Adnan: Yatak odamızdaydı Bihter, sana yazılmış bir not zannettim.
Behlül: Benim böyle bir şey yapabileceğimi nasıl düşünürsün amca?

Bihter: İnanamıyorum sana! Bu yaptığına inanamıyorum!
Adnan: Çok mu garip? Sen bana hitaben yazılmış bir not bulsaydın ne hissederdin?
Bihter: O senin yeğenin Adnan, ben de karınım! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!
Adnan: Beynim uyuştu, başka bir şey düşünemedim.

Bihter: Çok utandım! Yerin dibine geçtim! Nasıl küçük düşürdün beni!
Adnan: Karıma yazılmış bir aşk mesajı zannettim Bihter!
Bihter: Allah aşkına saçmalama Adnan! Delirdin sen, bunun başka türlü bir açıklaması yok!

Bihter: Hayatımda hiç bu kadar aşağılanmamıştım, hakarete uğradım resmen!
Adnan: Özür dilerim.
Bihter: Sen git Behlül'den özür dile!

Adnan: Özür dilerim Behlül. Kendimi kaybettim. Çok özür dilerim.
Behlül: Amca benim böyle bir şey yapacağımı nasıl düşündün? O notun altında imzam da olsa, yazmıyor ama, başında Bihter bile yazsa insan başka bir şeydir diye düşünür.
Adnan: Tamamen anlık bir refleksti. Sonuçlarını düşünemedim. Bunu şey diye düşün: "Yaşlı adam, genç karısını kıskandı" de.
Behlül: Benden?
Adnan: N'olur daha fazla utandırma beni Behlül. Çok özür dilerim.
Behlül: Kırıldım.
Adnan: Haklısın.
Behlül: Belki de bu evde gerçekten yaşamamam gerekiyor benim. Gideyim en iyisi gerçekten.
Adnan: Eğer gidersen iki katı yaralanırım, kendimi daha da suçlu hissederim. Behlül, yemin ederim, aklımı yitirdim bir an. Sağlıklı düşünemedim. Çok özür dilerim. Unutmama yardım et, lütfen.

Peyker: Adnan'la bir şey mi oldu yine?
Bihter: Ne olduğunu tahmin bile edemezsin. Şu senin sakladığın hatıra başıma dert oldu.
Peyker: Hangi hatıra?
Bihter: Behlül'ün notu. Adnan bana yazıldığını sandı.
Peyker : Ama sen onu atmamı

Hitch (2005)

Hayat nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur. (Alex Hitch Hitchens)
(Life is not measured by the breaths we take but by the moments that take our breath away)
Yalan yok, çalmak yok, kandırmak ya da şerefe yok ama ille de yalan söyleyeceksen sevdiğinin kollarında söyle, ille de çalacaksan  bunu ona çaktırmadan yap, ille de kandıracaksan can yakma, ille de şerefe yapacaksan işte bunu nefesini kesen anlarda yap...
Temel kurallar: Nasıl, ne zaman ve ne şekilde olduğu önemli değil. Her erkek bir kadının aklını başından alabilir!
Alex: Daha önce Michaelangelo'yu duydun mu?
Albert: Evet?
Alex: Sistine Şapeli'ni?
Albert: Evet?
Alex: (Kendini gösterir) Michaelangelo, (Albert'i gösterir) Sistine Şapeli...
Albert: Yani... Yani işi...
Alex: Benim adım Alex Hitches! Gel şu tavana resim yapalım!
(Alex Hitches, Albert Brennemann işini kabul ediyor.)

2003 yılı yapımlı İngiliz romantik komedisi.

Küçük bir ülke olabilir, ancak mükemmel bir ülkeyiz. Shakespeare'in, Churchill'in, Beatles'ın, Sean Connery'nin, Harry Potter'ın, David Beckham'ın sağ ayağının, hatta David Beckham'ın sol ayağının ülkesiyiz.

Ah, selam çocuklar. Bill amcanızdan önemli bir mesaj var. Uyuşturucu almayın; pop star olun, bedava versinler.

Daniel: Seçenek bir: çıkma teklif et.
Sam: İmkansız.
Daniel: Haklısın. Seçenek iki: arkadaşı ol.
Sam: Okulun en popüler kızı ve erkeklerden nefret ediyor.
Daniel: Tamam. Seçenek üç: Kaçır ve seninle evlenmeyi kabul edene kadar odanda bağlı tut.
Sam: Bu yolu düşünmüştüm.
Daniel: Ve hangi haklı gerekçeyle vazgeçtin?
Sam: Hijyen

Harry: Sarah, telefonu kapat ve bana bizim için ne zamandır çalıştığını söyle.
Sara: İki yıl, yedi ay, üç gün ve sanırım iki saattir.
Harry: Peki ne kadardır esrarengiz baş tasarımcımız Karl'a aşıksın.
Sara: İki yıl, yedi ay, üç gün, bir buçuk saattir diyebilirim.
Harry: Ben de öyle düşünmüştüm.
Sara: Sence herkes biliyor mu?
Harry: Evet.
Sara: Karl biliyor mu?
Harry: Evet.

Aşk Tesadüfleri Sever, Yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak'ın üstlendiği başrollerinin ise Mehmet Günsür ve Belçim Bilgimin oynadığı 2011 yapımı aşk filmidir. Konusu ise çocukken birbirini tanıyan ve yıllar sonra birbiriyle karşılaşan ama hatırlamayan 2 kişinin aşk hikayesini konu almaktadır. En iyi 100 Türk Filmi arasında ise kendine 41. sırada yer bulmaktadır.

Yılmaz: Evladım, senin çerçeven belli! Naparsan yap onun dışına çıkamazsın.
Özgür: Baba! Neymiş benim çerçevem ya. Neymiş! Hastane ile fotoğraf stüdyosu arasında geçen hayat mı? İstemiyorum! Böyle bir hayat istemiyorum.
Yılmaz: Ne istiyorsun peki! Her seferinde çekip gitmek mi? Bunu mu istiyorsun?

Deniz: Senin doğum günün ne zaman?
Özgür: Güneş doğduğuna göre dündü.
Deniz: Nasıl yani dündü? Aynı gün mü? İnanamıyorum. Gerçekten mi?
Özgür: Evet gerçekten.
Deniz: Doğum günün kutlu olsun o zaman.
Özgür: Doğum günümüz kutlu olsun.
Deniz: Neden söylemedin?
Özgür: Senin üzerinden ilgiyi çekmemek için.
Deniz: Sağol... Bu kadar tesadüf olabilir mi?
Özgür: Olamaz mı?
Deniz: Olabilir.
Özgür: Sen neredeydin bugüne kadar?

Deniz: Dede aşk nasıl oluyor?
Kemal dede: Valla onu kimseler bilmiyor Deniz'cim.. Ama bazı işaretleri var tabii. Mesela kalbin çok hızlı çarpar. Hep ama hep onu görmek , onunla beraber olmak istersin. Dünyada senin için bir tek o vardır.

Özgür: Nasıl yani bilerek mi atladın sen bisikletin önüne?
Deniz: Öyleymiş.
Özgür: Yahu ben yıllarca vicdan azabı çektim sana çarptım diye ve sen bilerek mi atladın?
Deniz: Çok özür dilerim..

Hayatınızı anlamlı kılan ne varsa, kim varsa sakın bırakmayın sakın vazgeçmeyin.
Bazen ilk görüşte bilirsin, o insan senin kaderin. Bazen bir ömür ararsın, bulunmaz.
Bana gelmeyişin, bana çok benzediğin içindir.
Bir çerçeve gibidir hayat. Bazen dışına çıkamayacağın anlar olur; ama önemli olan içine koyduğumuz resimdir.
Senin hayatını anlamlı kılan ne varsa, kim varsa sakın bırakma, sakın vazgeçme!
Bulduğumu zannettiğimde kendimden ayrı düştüm.
Mesele çerçevenin boyutları değil, mesele o çerçeveye hangi resmi koyduğundur
Olması gerektiği gibi, olmuyor hiçbir zaman.
Hiçbir neden yokken ya da biz bilmezken tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur.
Onca neden varken ve tam sırası gelmişken hiçbir şey yapmamış ve susmuşuzdur
Aynı anda aynı sessiz geceye doğru içim sıkılıyor demişizdir
Aynı sabaha uyanırken kim bilir aynı düşü görmüşüzdür.
Olamaz mı? Olabilir...
Fotoğraf çekmek sadece düğmeye basmak değildir... Eğer doğru yerden bakmayı bilirsen her şeyin arkasında bir güzellik görürsün... İşte o güzelliği yakaladığın zaman iyi bir fotoğraf çekmiş olursun.

Burrhus Frederic Skinner (20 Mart 1904 – 18 Ağustos 1990), Amerikalı ruhbilimci, yazar, mucit, sosyal reform savunucusu ve şairdir.

Toplum erkenden saldırır, birey daha savunmasızken.  
Eğitim, öğrenilen her şey unutulduktan sonra geriye kalandır.
Bir davranışın sonucu onun tekrar olma olasılığını etkiler.
Eğer yaşlıysan kendini değiştirmeye çalışma, çevreni değiştir.
Bana bir çocuk verin. Onu herhangi bir şeye dönüştüreceğim.
Muhteşem kitapları öğretmek yerine okuma aşkını öğretmeliyiz.
Olumlu bir yardımı yapma şekli onun miktarından daha önemlidir.
Gerçek problem makinaların ne düşündüğü değil insanların ne yaptığıdır.
Fikirler, aklın bir ağacındaki dilediğiniz zaman koparabileceğiniz olgun yemişler gibi sarkmaz.
Yaşlılık bi raz da başka bir ülke gibidir. Eğer gitmeden önce kendinizi hazırlamışsanız, tadını çıkarabilirsiniz.
Bir hata her zaman bir hata değildir, koşullar altında o belki de en iyisidir. Gerçek hata denemeyi bırakmaktır.
Cezalandırılan birey, istenilen şekilde davranmaya daha yatkın değildir. Sadece cezayı önlemenin yollarını öğrenmiştir.
Toparladığınız fikirleri biraraya getirdiğiniz zaman, bunlar ayrı ayrı aklınıza geldiği vakit görememiş olacağınız bağlantıyı görmeye başlayacaksınız.  
Ben hayatımı yönlendirmedim. Onu tasarlamadım. Asla kararlar vermedim.Her şey her zaman kendiliğinden geldi ve benim yerime yaptı. İşte hayat budur.
Bir mektup, bir vaaz, bir rapor, bir nutuk, bir makale, ya da bir öyküdeki fikirler bir kazıda bulunan vazo parçaları gibidir. Eğer parçalar yerlerine konacak sırayı izleyerek ortaya çıksalardı olağanüstü bir kazı olurdu bu.

Banlieue 13 veya B13, 2004 yapımı Fransa aksiyon filmidir. Filmin yönetmenliğini Pierre Morel, yapımcılığını ve senaristliğini Luc Besson yapmıştır.

İmkânsız bir görevi kabul etmek tam anlamıyla delilik.
Her zaman kanunların herkes için olduğunu düşünüp savaşan bir enayi vardır.
Sorunları çözmek için her zaman şiddet gerekmiyor. Demokratik çözümler de var.
Kanunlar herkes için geçerli ve aynıdır.

Damien Tomaso: Şimdi çıkar şu kelepçeyi!
Leïto: Sorun ne? Başının çaresine bakabilirsin.
Damien Tomaso: Ne zırvalıyorsun?
Leïto: Sen bir polissin. Benim aptal olduğumu mu düşünüyorsun, ha?
Damien Tomaso: Saçmalamayı bırak da çıkar şunu.
Leïto: Seni Bölge 13'e getirmemi istedin. Tamam, işte geldin. Şimdi Polisin El Kitabı'nı al ve "Boğazıma Kadar Boka Battım" bölümüne bak.
Damien Tomaso: Leïto, Tanrı aşkına, ben polis değilim. Gerçekten. Seni hapisten çıkardım, bana böyle mi teşekkür ediyorsun?
Leïto: Aslında nedenini merak ediyorum. Belki de bana ihtiyacın vardı, ha? İşin ucunda, her ne halt olursa olsun, ben yokum.
Damien Tomaso: Konu kız kardeşin olsa bile mi?
Leïto: Onun kimseye ihtiyacı yok. Abisi dışında...

Taha: Bombaya alıcı buldun mu?
K2: Konu o değil, Taha, Leïto.
Taha: Leïto mu?
K2: Bir saat kadar önce kaçmış.
Taha: O zaman buraya gelmesi uzun sürmez.

Damien Tomaso: Söylesene, polis olduğumu nasıl anladın?
Leïto: Hareketlerinden. Ayrıca sokaklardan gelen hiç kimse öyle temiz kavga etmez. Bana bir şey eksikmiş gibi göründü.
Damien Tomaso: Neymiş o?
Leïto: Nefret.
Damien Tomaso: Hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. (!) Nefret eğitimimin bir parçası değildi. Bana "Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik"i öğrettiler.
Leïto: Su, gaz ve elektrik.
Damien Tomaso: Kanunlar senin çok da umurunda sanki.
Leïto: Elbette umrumda ama kanunlar herkes için aynı değil.
Damien Tomaso: Öyleler ve ben adaleti sağlamak için buradayım.
Leïto: Hayır, efendim. Sen sadece üstlerinin emirlerini uyguluyorsun.
Damien Tomaso: Evet, kanunlara uyulmazsa ne gerekirse yaparım.
Leïto: Bak dostum, ben burada doğdum. O sıralar kötü şeyler oluyordu. Şu duvarları ördükleri zaman ben 18 yaşındaydım. Peki, ben bu cezayı hak edecek bir şey yapmış mıydım? Hayır. Her kurala kelimesi kelimesine uyardım. Uyuşturucu satmak için okuldan ayrılmadım, dostum. Ama onlar okulu kapattılar. Benim tek kusurum burada doğmuş olmak.
Damien Tomaso: İnsanların arabalarını yakmak bu durumu değiştirecek mi?
Leïto: Daha iyi bir yol biliyor musun, peki?
Damien Tomaso: Şu an için hayır. Burada neler döndüğünü söyleyeyim mi? Ve neden burada olduğumu?
Leïto: İyi bir sebebin vardır, değil mi?
Damien Tomaso: Evet, çok iyi bir sebep. Burada bir yerde bir bomba var. Eğer bu bombayı iki saat içerisinde etkisiz hâle getiremezsem Bölge 13'te yaşayan tek bir canlı kalmayacak. Eğer senin gibi düşünseydim 2 milyon insanın ölmesi umrumda olur muydu sanıyorsun? Ama hayır! Her zaman kanunların herkes için olduğunu düşünüp savaşan bir enayi vardır. Şimdi; ya bana o bombayı bulmamda yardım edeceksin ya da o eleştirdiğin burjuva takımı gibi önce kendi arkanı kollayacaksın.
Leïto: Burada gerçekten bir bomba var mı?
Damien Tomaso: Neden burada olduğunu düşünmek bile istemiyorum.
Leïto: Kim? Taha mı?
Damien Tomaso: Birlikte çalışmak için iki iyi sebebimiz var: Senin kardeşin ve benim bombam.
Leïto: Eğer yine yalan söylüyorsan seni gebertirim.
Damien Tomaso: Anlaştık.

Taha: Demek kendine polis bir arkadaş bulmuşsun.
Leïto: O, arkadaşım değil. Bombayı etkisiz hâle getirecek tek kişi.
Taha: Tek kişi mi?
Damien Tomaso: Zaman dolduğunda 8 kilometre içindeki her şey yok olacak.
Taha: Ve sen bizi kurtarmaya geldin, öyle mi?
Damien Tomaso: Geri sayımı durduracak bir kod var. 2 milyon insanın hayatı buna bağlı.
Taha: Hükûmet patlamak üzere olan bir bombayı imha edip bizleri kurtarmak için cesur bir polis göndermiş. Haha! Harika bir hikâye, teşekkürler Süpermen. (!) Ama dürüst olmak gerekirse zaten onu burada tutmayı hiç düşünmedik. Onu geri mi istiyorsun?
Damien Tomaso: Evet.
Taha: Ne kadar?
Damien Tomaso: O kodu bir saat içinde girmezsem bomba patlayacak.
Taha: Benim yaşadığım yerde olmadıkça bence sorun yok. Ama senin yaşadığın yerde patlamasını istemiyorsan biraz iş konuşmaya başlasak iyi olur, memur bey.
Damien Tomaso: Milyonlarca masum insan ölecek.
Taha: Bunu o bombayı yapmadan önce dikkate almaları gerekirdi, öyle değil mi ha? Evet, ne kadar?

Leïto: B13 mü? Bölge 13 gibi.
Damien Tomaso: Evet.
Leïto: Kodun için Bölge 13 olması biraz tuhaf değil mi? 9293 de buranın koordinatları.
Damien Tomaso: Sadece tesadüf.
Leïto: Damien, dur, lütfen yapma. Bomba burası için değilse neden buranın koordinatları yüklenmiş?
Damien Tomaso: Her ne haltsa işte, bunu durduracağım, tamam mı?
Leïto: Ya bu kod durdurmak için değilse?
Damien Tomaso: Peki, ne için?
Leïto: Ya bombayı aktif hâle getirmek içinse?
Damien Tomaso: Beni neden buraya gönderdiler o zaman? İlk anda da patlatabilirlerdi, öyle değil mi?
Leïto: Çünkü patlaması gereken yer Bölge 13'ün tam merkeziydi. Neden tam olarak nerede olduğunu sorduklarını sanıyorsun?
Damien Tomaso: O bir güvenlik sorusuydu.
Leïto: Bu bir tuzak, Damien!
Damien Tomaso: Düş yakamdan da şunu bitireyim!
Leïto: Daha önce de hayatını kurtardım, bana neden güvenmiyorsun?
Damien Tomaso: Ben bir askerim ve yapmam gereken bir görev var!

Damien Tomaso: Kes şunu artık! Bir dakikadan az zaman kaldı, hepimiz öleceğiz!
Leïto: Uyan artık, Damien! Kimse bu bölgeyi umursamaz! 20 yıldır sorunlar aynı! Duvarlarla çevirdiler, olmadı! Şimdi sorunu kökten çözmeye çalışıyorlar. Nasıl oluyor da burada hiç hükûmet görevlisi yok, düşündün mü? Postane ve okul yok! Polis merkezi de kapandı!
Damien Tomaso: Bu bomba çalıntı, Leïto; hükûmet getirmedi.
Leïto: Evet; araç saldırıya uğramıştı, değil mi?
Damien Tomaso: Evet, öyle.
Leïto: Sana bunu onlar anlattı, değil mi?
Damien Tomaso: Evet.
Leïto: Aracı sen de gördün, Damien. Kapılarda hiçbir patlama izi veya herhangi bir hasar yoktu!
Damien Tomaso: Belki de o başka bir araçtı.
Leïto: Aynı araçtı, bunu sen de biliyorsun. Önce, bir şekilde, bombayı buraya soktular. Daha sonra onu aktif hâle getirmek için en iyi adamlarını yolladılar. Ve sen istediklerini tam olarak vermeye çalışıyorsun. Önce Taha'yı devre dışı bıraktın, şimdi sırada bizler varız!

Birleşmiş Milletler (BM) (İngilizce:United Nations), 24 Ekim 1945'te kurulmuş; dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslararasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletler kendini "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş" olarak tanımlamaktadır. Uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını evrensel düzeyde yasaklayan ilk antlaşma 26 Haziran 1945'te 50 ülke tarafından imzalanan Birleşmiş Milletler Antlaşması'dır.

Sırf Birleşmiş Milletler yüzünden diyemeyiz... Birleşmiş Milletlerin güvenilir bir kurum olduğunu kim söyledi? her şeyden önce, Kim dedi? Dünyada, Amerika Birleşik Devletleri politikasında, Amerika tarafından kontrol edilen Birleşmiş Milletlerde çifte standart uyguladığınızı biliyoruz ve bunun hiçbir güvenilirliği yok. Yani mesele deliller ve belgelerle ilgili, ne zaman ellerinde olursa tartışabiliriz, sadece gerçekte onunla ilgili görmediğimiz raporu tartışabiliriz. Bu sadece zaman kaybı[...]bir nedenden dolayı, Arap dünyasını ilgilendiren kararların hiçbirini uygulamadılar, hiç uygulamadılar, örneğin Filistinlilerin Suriye topraklarındaki hâli. İnsan haklarından bahsediyorlarsa, işgal altındaki topraklarda acı çeken Filistinliler için neden konuşmuyorlar? peki ya toprağım... halkım? İsrail tarafından işgal edildiği için topraklarını terk edenler... - Beşşar Esad

İnancı olan kişi asla kaybolmaz, küçük meleğim.
Barış içinde olan kişi yolunu kaybetmez.
Yürümek yeterli, sadece yürümek. Davet edilenler yolu bulacaktır.
Sadece aşık olmayanlar kendi yansımalarını görürler.
Herkes yolunu bulmak için en değerli hediyesini kullanır.
Kim bilir... Bu büyük dünyada herkesin tamamlaması gereken bir görevi vardır. Bunu unutmadığın sürece, diğerleri çok da önemli değildir. Ama eğer bundan başka herşeyi hatırlıyorsan, hiçbir şey bilmiyorsun demektir.
Anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki: Dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlar dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan... Ve sen, bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun... Doğmamış çocuk, bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için, hiç birine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi. İşte bu yüzden korkarız.
Ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur?..

Baba (İngilizce özgün adıyla The Godfather), yönetmenliğini Francis Ford Coppola'nın üstlendiği, 1972 yapımı ABD filmi.

Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.
(Bu replik AFI'nin sıraladığı replikler arasında ikinci sırada yer almaktadır.)
Kadınlar, çocuklar dikkatsiz olabilir ama erkekler asla.
Ailesiyle vakit geçirmeyen adam asla gerçek adam olamaz.

Bonasera: Amerika'ya inanıyorum. Benim talihim Amerika'da döndü.  Ve kızımı Amerikan usulü büyüttüm. Onu özgür bıraktım ama aile şerefini korumasını da öğrettim.  Bir sevgili buldu, İtalyan değildi.  Onunla sinemalara gitti. Geç saatlere kadar kaldı.  Karşı gelmedim. İki ay önce kızım, sevgilisi ve diğer bir genç gezmeye gitmişler.  Kızıma viski içirmişler ve sonra da onu kullanmaya kalkmışlar.  Karşı gelmiş ve şerefini korumuş. O zaman, onu hayvan gibi dövmüşler.  Hastaneye gittiğimde, onu burnu ve çenesi kırılmış buldum.  Çenesini bir arada tutabilmek için telle bağlamışlardı. Acıdan gözyaşı dahi dökemiyordu.  Ama ben gözyaşı döktüm. Neden mi? Hayatımın ışığıydı.  Güzel kızdı.  Ama artık asla güzel olamayacak. [Bu sırada öksürür ve Don, Tom Hagen'a ona bir içki vermesi için eliyle işaret eder.]  Pardon... [Soğukkanlı bir şekilde konuşmaya devam eder.] Dürüst bir Amerikalı gibi polise gittim.  O iki oğlan adaletin huzuruna çıkarıldı. Hakim onları üç yıl hapse mahkum etti ama cezayı erteledi. Cezayı erteledi! Daha O gün serbest kaldılar! Kendimi bir budala gibi hissettim. O iki piç kurusu bana gülümsedi. O zaman, karıma şöyle dedim, "Adalet için, Don Corleone'ye gitmeliyiz."
Don Corleone: Neden önce polise gittin? Neden önce bana gelmedin?
Bonasera: Benden ne istersin? Ne istersen yaparım ama ricamı da yerine getir.
Don Corleone: Neymiş o?  [Bonasera Don'un kulağına fısıldayarak ; 'Ölmelerini istiyorum.'] Bunu yapamam.
Bonasera: Ne istersen veririm.
Don Corleone: Seni yıllardır tanırım ama ilk defa benden yardım istiyorsun. En son beni ne zaman kahve içmeye davet ettiğini hatırlamıyorum. Karım, çocuğunun vaftiz annesi olduğu halde.  Şimdi burada samimi olalım. Asla arkadaşlığımı istemedin. Ve bana borçlu kalmaktan korktun.
Bonasera: Başımı derde sokmak istemedim.
Don Corleone: Anlıyorum. Cenneti Amerika'da buldun. İyi bir yaşam sağladın. Polis ve mahkemelere güvendin.  Benim gibi bir arkadaş gerekmiyordu.  Fakat şimdi bana gelip diyorsun ki: "Don Corleone, bana adalet ver."  Ama bunu saygıyla rica etmiyorsun. Dostluk önermiyorsun. Bana Baba demek bile aklına gelmiyor. Kızımın düğününün olduğu gün bana gelip para karşılığı cinayet işlememi istiyorsun.
Bonasera: Senden adalet istiyorum.
Don Corleone: Bu adalet değil ki. Kızın hayatta.
Bonasera: O zaman, onların da kızım gibi acı çekmelerini sağla. Sana ne kadar ödeyeyim?
Don Corleone: [hüzünlü bir ses tonu ile başını sallayarak] Bonasera, Bonasera. Bana bu kadar saygısızca davranmana sebep olacak ne yaptım?  Eğer bana dostça gelseydin, kızını mahveden o pislik daha bugünden acı çekiyor olacaktı.  Senin gibi dürüst bir adamın düşmanlarını ben de düşman belleyecektim. Ve o zaman, senden korkacaklardı.
Bonasera: Dostum olur musun? Baba?
[Bonasera Don'a doğru eğilerek elini öper]
Don Corleone: Güzel. Bir gün, ki o gün asla gelmeyebilir, senden bir hizmet isteyeceğim. Fakat o gün gelene kadar kızımın düğünü dolayısıyla bunu hediye olarak kabul et.
Bonasera: Grazie, Baba.
Don Corleone: Prego. [Bonasera ayrılır ve Don Corleone, Tom'a dönerek] Bu işi Clemenza'ya ver. Kendine hakim olabilecek insanlar istiyorum. Bu cenaze levazımatçısı ne derse desin, biz katil değiliz.

Johnny Fontane: Bir ay önce o kitabın sinema haklarını satın aldı. Filmin kahramanı aynı benim gibi bir adam. Hatta rol yapmam bile gerekmiyor. Baba, ne yapacağımı bilemiyorum.
[Don Corleone ayağa kalkıp Johnny'yi sallamaya başlar.]
Don Corleone: [bağırarak] Bir erkek gibi hareket edebilirsin!
[Don Corleone, Johnny'yi tokatlar.]
Don Corleone: Neyin var senin?  Kadınlar gibi ağlayan bir Hollywood finocchio'suna mı dönüştün? [alaylı bir şekilde] "Ne yapabilirim? Ne yapabilirim?" Nedir bu saçmalık? Rezalet. Ailene zaman ayırıyor musun?
Johnny Fontane: Elbette.
Don Corleone: Güzel.  Çünkü ailesiyle vakit geçirmeyen adam asla gerçek adam olamaz.  Kötü görünüyorsun. Git de bir şeyler ye.  Dinlen. Bir ay sonra bu meşhur Hollywood'lu istediğini verecek.
Johnny Fontane: Çok geç. Bir hafta içinde başlıyorlar.
Don Corleone: Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım. Git dışarı ve eğlen. Bütün bu saçmalıkları da unut.  Her şeyi bana bırak.

Don Corleone: [Sollozzo'ya] Teklifini geri çevirmek zorundayım ve sebebini de söyleyeceğim. Politikada çok dostum olduğu doğru. Kumarı bırakıp uyuşturucu işine girersem, onları kaybederim. Kumarı zararsız bir zaaf olarak görüyorlar. Ama uyuşturucu pis iş. Bir adam ekmeğini kazansın da, ne iş yaparsa yapsın. Ama senin işin... Biraz tehlikeli.
Sollozzo: Sorun güvenlik ise, Tattaglia'lar bunu garanti eder.
Sonny: Tattaglia'lar bizim yatırımımızı mı...
Don Corleone: [Sonny'e kısa bir süre bakarak] Çocuklarıma karşı olan zaafımdan dolayı onları şımarttım. Susmaları gereken yerde konuşurlar. Her neyse... Son cevabım "hayır" dır. Yeni işinizden dolayı sizi tebrik ederim. Başaracağınızdan eminim. İyi şanslar. Menfaatlerimizin çakışmaması da sizin yararınıza. Teşekkür ederim.
[Sollozzo ayrılır]
Don Corleone: [Sonny'e] Neyin var senin? O kızla oynaşmaktan beynin sulanmaya başladı. Düşüncelerini aile dışında hiç kimseye bir daha açıklama.

Sollozzo: Patronun öldü. Ailedeki ayılardan biri olmadığını biliyorum. Onun için korkma. Hem Corleone'lere hem de bana yardım etmeni istiyorum.  Senden bir saat sonra onu ofisinin önünde sıkıştırdık. İç. Sonny ile aramda barışı sağlamak sana bağlı.  Sonny teklifime hevesliydi, değil mi?  Ve iyi bir teklif olduğunu sen de biliyordun...
Tom Hagen: Sonny peşini bırakmaz.
Sollozzo: Elbette, ilk tepkisi bu olacaktır. Aklının başına gelmesini sağlamalısın. Tattaglia ailesi tümüyle beni destekliyor. Diğer New Yorklu aileler de savaş çıkmaması için her şeyi yapar. Saygısızlık etmek istemem ama rahmetli artık yumuşamaya başlamıştı.  On yıl önce yanına bile yaklaşamazdım. Ama artık öldü, Tom ve hiçbir şey onu geri getiremez. Sonny ile, Caporegime'lerle, Tessio ile şişko Clemenza ile mutlaka konuşmalısın. Bu, iyi bir iş, Tom.
Tom Hagen: Denerim ama Luca Brasi'yi Sonny dahi durduramaz.
Sollozzo: Evet. Sen Luca'yı bana bırak. Sonny ile konuş, yeter ve diğer iki çocukla da.
Tom Hagen: Elimden geleni yaparım.
Sollozzo: Güzel. Artık gidebilirsin. [İkili olarak yürüyerek] Zorbalıktan hoşlanmam, Tom. Ben bir iş adamıyım.  Kanın bedeli büyüktür. [Dışarıda korna sesi gelen arabaya gidip, geri dönerek] Hala yaşıyor.  Beş kere vurdular ama hala yaşıyor!  Eğer işi bitirmezsen, hem senin, hem de benim için kötü olacak.

[(Sonny'e bir paket gelir. İçinde, Luca Brasi'nin çelik yeleğine sarılı balıklar vardır)]
Sonny: Bu da ne böyle?
Peter Clemenza: Sicilya usulü bir mesaj. Luca Brasi balıklarla beraber uyuyor demek.

Peter Clemenza: Ne desin... Teklifini dinlemesi için Michael'ı yollamamızı istiyor.
Sonny: Hayır! Yetti, artık, Consigliere. Görüşme, tartışma, Sollozzo numarası yok.
Michael: Bekleyemeyiz. Bekleyemeyiz. Sollozzo ne derse desin, babamı öldürecektir. Bu, planının bir parçası. Sollozzo'yu haklamalıyız. Benimle görüşmek istiyorlar, değil mi? Ben, McCluskey ve Sollozzo, üçümüz beraber olacağız. Toplantıyı ayarlayalım. Muhbirler de toplantının yerini öğrensinler. Umumi bir yer olmasında ısrar edelim. Başkaları da olsun ki, kendimi güvende hissedeyim. İlk karşılaşmamızda üstümü ararlar, değil mi? O zaman, üzerimde silah bulunduramam. Ama Clemenza oraya bir şekilde bir silah yerleştirebilirse o zaman, ikisini de vururum.
[Odadaki herkes gülmeye başlar]
Sonny: [Gülümseyerek] Seni kolej çocuğu. Aile işlerine karışmak istemezken polis vurmaya kalkıştın. Seni dövdü diye mi? Bu, askerlikten farklı! İyice yaklaşıp beyinlerini dağıtman gerek.
[Michael'ın başını öperek]
Michael: Sonny …
Sonny: Kişisel bir mesele olarak bakıyorsun. İş meselesini kişisel mesele olarak görüyor.
Michael: Polis öldüremeyeceğin nerede yazılı?
Tom Hagen: Mikey...
Michael: Uyuşturucu işine karışmış, şerefsiz bir polisten bahsediyorum. Haraca bulaşmış bir polisten bahsediyorum. Bu nefis bir hikaye. Elimizde bir gazeteci vardı, değil mi? Bu hikaye hoşlarına gidebilir.
Tom Hagen:Belki.
Michael: Bu kişisel değil, Sonny. Tamamen iş.

Fabrizio: [Sicilyaca,Apollonia'yı görünce] Mamma mia, bu ne güzellik!
[Apollonia Sicilyaca bir şeyler der ve Michael ile göz göze gelir]
Fabrizio: [Sicilyaca, Michael'a ] Sanırım sana yıldırım çarptı.
[Apollonia döner ve uzaklaşır]
Calo: [Sicilyaca] Sicilyalı kadınlar silahtan daha tehlikelidir.

Vitelli: [Sicilyaca] İyi avlanabildiniz mi?
Fabrizio: [Sicilyaca]Buradaki bütün kızları tanırsın. [Vitelli gülümser.] Gerçek güzeller gördük. Bir tanesi arkadaşımızı yıldırım gibi çarptı. Kız, şeytanı bile baştan çıkarır. Özenle yaratılmış. O saçlar, o dudaklar!
Vitelli: [Sicilyaca] Buradaki kızlar hem dürüst hem de namusludur.
Fabrizio: [Sicilyaca] Bunun mor bir elbisesi vardı ve saçında da mor bir kurdele. İtalyan'dan çok Rum'a benziyordu. Onu tanıyor musun?
Vitelli: [Sicilyaca] Bu kasabada öyle bir kız yok. [dönerek kafeye girer ve bağırmaya başlar]
Fabrizio: [Sicilyaca] Tanrım, şimdi anladım!
Michael Corleone: [Calo'ya] Ne var?
Fabrizio: [Sicilyaca] Gidelim.  Onun kızı.
Michael Corleone: [Sicilyaca]Buraya gelmesini söyle. [Fabrizio Sicilyaca bir şeyler der] Çağır onu.
[Fabrizio, Vitelli'nin yanına gitmeden önce silahını kuşanır.  Fabrizio, Vitelli, ve diğer adamlar kafeden birlikte çıkar.] Fabrizio, sen tercüme et. 

Fabrizio: Si, signor.
Michael Corleone Sizi rencide ettiysem, özür dilerim. [Fabrizio çevirir.] Bu ülkede yabancıyım... [Fabrizio çevirmeye devam eder.] Ne size ne de kızınıza saygısızlık etmek istedim. [Vitelli Sicilyaca bir şeyler der.] Sicilya'da gizlenen bir Amerikalıyım. [Fabrizio çevirir.] Adım Michael Corleone. Bu bilgi için bir sürü para ödemeye hazır kişiler var. Fakat o zaman da kızınız babasından olur... [Fabriz

Baba, İrfan Ünal'ın yapımcılığını, Yılmaz Güney'in yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını üstlendiği filmdir. Filmin müziğini Metin Bükey yapmıştır. Daha sonra İbrahim Tatlıses tarafından bir uyarlaması daha yapılmıştır.

— Saat kaç oldu?
— Daha çok beklersin sen. Onu yirmi geçiyor. Tahmin et bakalım bu seferki sarışın mı esmer mi?
— Ne bileyim birader? Müneccim başı mıyım ben?.

— Rahat bırakın adamı!
— Anlamadım?
— Artık bu adama dokunmayacaksınız!
— Bunu yaz bir kenara, hapishanede arkadaşlarınla iyi geçinmeye bak.
— Konuşsaydın be! Belki daha iyi olurdu.

"Bütün ömür böyle geçti. Hep kapanan umut kapılarının ardında bir başka kapıyı bekleyerek."
"Zaten en büyük özelliği yoksulun, her an değişen kadere uyum göstermek, belki de boyun eğmek denilebilir buna."
"Belki de vakti yoktu Yüce Tanrı'nın yoksulların umut kapılarıyla uğraşmaya."
"Haberi var mı patronların? Bir masada yüz binleri kumara yatıranların? Hiçbir emek karşılığı olmayan sömürü bedellerini bir gece sarışın, bir gece esmer, bir gece bilmem hangi renk kadınlarla harcayanların."
"Bir ülkeye dikta rejimini baskı yapanlar değil, baskıya boyun eğenler getirir."

Cemal: Size bir müjdem var.
Anne: Hayırdır inşallah...
Cemal: Almanya işi oldu.
Nil: Sahi mi! Onun için mi çağırtmış Refik Kemal Bey?
Cemal: Onun için. Bir tanıdık bulmuş sağ olsun halletmiş işimizi.
Anne: Allah razı olsun... Gördün mü iyi adamın halini!
Cemal: Ana, sen benim bavulu hazırla. Elbisemi koyma, onu giyerim.
Nil: Hemen mi? Hemen mi gidiyoruz?
Cemal: Hemen ya. Bir tren varmış onu kaçırmayalım. (Nil'e bakarak) Sen gel biraz...
Anne: Demek gidiyorsunuz ha...
Cemal: Gidiyorum ana...

Nil: (Almanya yalanına gönderme yaparak) Nasıl yaparsın bunu Cemal...
Cemal: On yıldır hep hayalle yaşadık be. Hiç olmazsa çocuklar kurtulur. Ağlama. Farz et ki Almanya'ya gittim. Bizim için hapislikle dışarının ne farkı var? Bunca yıl dışarıdaydık ne geçti elimize? Hiç...
Nil: Biz yalnız başımıza n'aparız?
Cemal: Sen evinin erkeği olacaksın. Namusum ve şerefim sana emanet. Bizi dosta düşmana rezil etme... Çocuklar beni Almanya'da bilsin.
Nil: (Ağlamaya başlar.)

Yaşlı Mahkum: Şimdi seni eski evine, bir zamanlar umutlarla yaşadığın küçük evine götürüyoruz. Ama orayı hatırladığın gibi bulamayacaksın. Her şey değişti ve değişmekte... Hayat türlü acılarla doludur. Onlara dayanmak ve de yenmek zorundayız... Arap anlat, Baba her şeyi bilmelidir.
Arap: Uğrunda uzun yıllar yattığın adam, yani Refik Kemal Bey'in oğlu, yani senin hayatını mahveden adam... Biliyor musun ki senin karını... Anlatmak bile zor be. Bunun için karın her şeyi bırakıp kaçmış. Öldü mü kaldı mı belli değil. Çok aradık onu.
Yaşlı Mahkum: Hala da aramaktayız.
Arap: Bulacağız ama, hiç endişen olmasın.

Baba II (İngilizce: The Godfather Part II), ilk filmin yapımından iki sene sonra çekilen film. Mario Puzo ve Francis Ford Coppola'nın ortak yazdığı senaryoyla kurgulanmıştır.

Gelecek için kendi planlarım var.
Herkesi silmek zorunda değilim, Tom. Sadece düşmanlarımı, hepsi bu.
Adamlarımızın hepsi de iş adamı. Sadakatleri buna dayanıyor.
Babam bana burada çok şeyler öğretti. Bu odada öğretti.Dostlarını yakın tut ama düşmanlarını daha da yakın tut.
[Fredo'yu öperek] Senin olduğunu biliyorum, Fredo. Kalbimi kırdın.

Birlikte sonucu görebilecek kadar yaşamak isterdim. 20 yıl daha yaşayabilmek için neler vermezdim. Burada koruma altındayız. Kefauver'den Adalet Bakanlığı ve  FBI'dan uzak kar yapabiliyoruz 90 mil ötede, dost bir hükümetle ortak. 90 mil. Bu hiçbir şey. ABD Başkanı olmak isteyen bir adam için küçük bir adım ve bunu elde edebilecek kadar parası olan biri. Michael, A.B.D. Çelik'ten büyüğüz.
Biraz kestireceğim. Uyandığımda para masanın üstündeyse, bilirim ki bir ortağım var. Değilse, bilirim ki ortağım yok.
Sağlık en önemlisi. Başarıdan da, paradan da daha önemli. Kudretten de.
Birlikte büyüdüğümüz bir çocuk vardı. Benden daha gençti. Bana saygı gösterirdi. İlk işimizi beraber yapmıştık. İşimizi gittikçe ilerlettik. Her şey yolundaydı. İçki yasağı döneminde Kanada'ya şeker pancarı taşıdık... Bir servet yaptık. Baban da. Herkesten daha fazla, onu sevdim ve ona güvendim. Sonra bir şehir kurma fikrine kapıldı Batı yakasına giden askerlerin konakladığı çölde. Çocuğun adı Moe Greene'di. Ve keşfettiği şehrin adı ise Las Vegas. Harika bir adamdı. İleri görüşlü ve cesur biri. O kasabada onun için ne bir plaket, ne bir tabela, ne de bir heykel var. Biri gözüne bir kurşun sıkmış. Emri kimin verdiği bilinmiyor. Duyduğumda kızmadım. Moe'yi tanırdım. Dik kafalıydı. Yüksek sesle ve aptalca konuşurdu. Öldüğünde, ses etmedim ve kendi kendime dedim ki: "Seçtiğimiz iş bu." Sormadım emri kim verdi diye çünkü bunun işle bir ilgisi yoktu.

Michael, yıllarca senden nefret ettim. Sanırım, kendime bazı şeyler yaptım, kendimi incitmek için ki böylece seni de incitebildim. Sen hepimiz için kuvvetliydin, aynı babamız gibi ve seni affediyorum. Fredo'yu affedemez misin? Çok tatlı ama sensiz yardıma muhtaç. Bana ihtiyacın var. Artık sana bakmak istiyorum.

Vito Andolini'nin annesi: [Sicilyaca]Saygılarımla, Don Ciccio.  Kocamı teslim olmadığı için öldürdün.  Ve büyük oğlum Paolo'yu da... intikam yemini ettiği için. Fakat Vito daha dokuz yaşında ve kalın kafalı. Asla konuşmaz.
Don Francesco Ciccio: [Sicilyaca] Beni korkutan onun sözleri değil.
Vito Andolini'nin annesi: [Sicilyaca] Çok zayıf. Hiç kimseyi incitemez.
Don Francesco Ciccio: [Sicilyaca] Ama büyüyünce, kuvvetlenecek.
Vito Andolini'nin annesi: [Sicilyaca] Merak etme. Bu oğlan sana hiçbir şey yapamaz. [Don Ciccio ayağa kalkar.]
Don Francesco Ciccio: [Sicilyaca] Büyüyünce, intikam almak için gelecektir.
Vito Andolini'nin annesi: [Sicilyaca] Yalvarırım, Don Ciccio, bu tek oğlumu bana bağışla. Ondan başka kimsem kalmadı. Tanrı adına yemin ederim ki, sana bir zarar vermez. Onu bağışla!
Don Francesco Ciccio: Hayır. [Vito'nun annesi gizlediği bıçağı çıkarıp Don Ciccio'nun boynuna dayar.]
Vito Andolini'nin annesi: [Sicilyaca] Vito, kaç! Kımıldadığınız anda onu öldürürüm! Kaç, Vito! [Vito, Don Ciccio'nun korumalarının annesini vurduğunu görür ve kaçar.]
Don Francesco Ciccio: [Sicilyaca] Öldürün onu!
 
Senator Pat Geary:Ruhsatı alabilirsiniz. Fiyatı 250,000 dolar. Artı dört otelin hepsinin de aylık brüt gelirlerinin yüzde beşi, Bay Corleone. [küçümseyerek] Mr. Corl-ee-own-eh.
Michael Corleone: Ruhsatın fiyatı 20,000 doların altında, değil mi?
Senator Pat Geary: Evet, doğru.
Michael Corleone: Neden daha fazlasını ödeyeyim?
Senator Pat Geary: Sizden para sızdırmak niyetindeyim. Sizin gibilerini hiç sevmem. Bu tertemiz ülkeye gelip de yağlı saçlarınızla ve ipek takımlar giyerek saygın Amerikalı geçinmeniz hoşuma gitmiyor. Sizlerle iş yaparım fakat sahte tavırlarınız, kendinizi ve  kahrolası ailenizi şerefliymiş gibi tanıtmanız canımı sıkıyor.
Michael: Senatör ikimiz de ikiyüzlüyüz.... Ama ikiyüzlülüğü asla aileme uygun görmeyin.
Senator Pat Geary: Pekala, pekala. Bazıları küçük oyunlar oynarlar. Siz de öyle yapıyorsunuz. Diyelim ki, bana ödeme yapmanız sizin menfaatinize. Cevabınızı ve paranızı yarın öğlene kadar vermiş olun. Bir şey daha. Benimle bir daha temas kurmayın, asla. Bundan sonra Turnbull ile muhatap olun.
Michael: Senatör, isterseniz cevabımı şimdi alabilirsiniz. Teklifim şu: Hiçbir şey. Kumarhane ruhsatının ücretini bile değil, ki bunu bence siz ödemelisiniz.
 
Kay: Bir zamanlar bana söylediğin bir şey aklıma geldi. "Beş yıl içinde, Corleone ailesi tamamen meşru bir aile olacak." ve bu yedi yıl önceydi.
Michael: Biliyorum. Uğraşıyorum, sevgilim.
 
[Vito Corleone yıllar sonra Sicilya'ya geri döner  ve Vito'nun ailesini öldüren on Ciccio ile tanışır.]
Don Ciccio: Vito Corleone?  Bu kasabanın adını almışsın! Pekiyi, babanın adı ne?
Vito Corleone: Onun adı... Antonio Andolini.
Don Ciccio: Yüksek sesle, iyi duyamıyorum.
Vito Corleone: [eğilerek] Babamın adı Antonio Andolini'ydi ... ve bu da senin için! [onu bıçaklar]

Michael:' Bugün ilginç bir şey gördüm. Bir isyancı askeri polis tarafından tutuklanmıştı. Teslim olmak yerine sakladığı el bombasını patlattı. Hem kendisi, hem de bir yüzbaşı öldü.
Konuk: Bu isyancılar birer çılgın.
Michael: Belki. Fakat askerler paralı asker ama isyancılar öyle değil.
Hyman Roth: Bu sana ne gösteriyor?
Michael: Kazanabilirler.

Fredo Corleone: Söyleyecek fazla bir şeyim yok, Mike.
Michael Corleone: Zamanımız var.
Fredo Corleone: Genelde her şey benden gizli tutuldu. Fazla bir şey bilmiyordum.
Michael Corleone: Ya, şimdi? Bana yardımcı olacak bir şey biliyor musun?Bana söyleyebileceğin bir şey var mı?
Fredo Corleone: Pentangeli'yi ele geçirmişler. Sana diyebileceğim tek şey bu. [Michael ayağa kalkar.] Darbe vuracaklarını bilmiyordum, Mike. Yemin ederim ki, bilmiyordum.  Johnny Ola ile Beverly Hills'de karşılaştık. Konuşmak istediğini söyledi. Senin Roth ile büyük bir anlaşma yaptığını söyledi. Yardım edersem, benim de payım olacağını söyledi. Senin görüşmelerde zorluk çıkarttığını ama biri yardımcı olursa, kolay anlaşmaya varılırsa ailenin yararına olacağını söyledi.
Michael Corleone: Ve sen de bu hikayeye inandın? Buna inandın mı?
Fredo Corleone: Benim de payım olacağını söyledi, benim kendimin!
Michael Corleone: Seni her zaman kolladım, Fredo.
Fredo Corleone: Beni kolladın mı?  Sen benim kardeşimsin! Sen mi beni kolladın? Hiç bunu düşündün mü? Hiç bunu bir kere olsun düşündün mü? Fredo'yu yolla, bunu yapsın, Fredo'yu yolla, şunu yapsın! Fredo saçma sapan bir gece kulübünün icabına baksın. Fredo, git havaalanına, şunu al gel! Ben senin ağabeyinim ama çiğnendim!
Michael Corleone: Babam böyle olsun istemişti.
Fredo Corleone: Ben böyle olsun istemedim! Meseleleri halledebilirim, akıllıyım! Milletin dediği gibi değilim. Yani, budala. Akıllıyım ve saygı görmek istiyorum!
Michael Corleone: [soğukkanlı bir şekilde] Bu soruşturma için söyleyecek bir şeyin var mı? Daha başka bir şey?
Fredo Corleone: Senato avukatı, Questadt... Onu Roth satın aldı.
Michael Corleone: Fredo, artık benim gözümde bir hiçsin. Ne ağabeysin, ne de dost. Seni ve neler yaptığını bilmek istemiyorum. Seni otellerde de görmek istemiyorum.  Evimin yakınlarında da görmek istemiyorum. Annemizi ziyarete geldiğinde, önceden bilmek istiyorum ki, orada olmayayım. Anladın mı? [Uzaklaşır.]
Fredo Corleone: [zavallı bir şekilde] Mikey...
Michael Corleone: [Al Neri'ye] Annem hayattayken, ona bir şey olmasını istemiyorum.

[Michael'a Kay'in düşük yaptığı söylendiğinde]
Michael: Oğlan mıydı?
Tom Hagen: Mikey, üç buçuk aylık...
Michael: BANA DÜZGÜN CEVAP VEREMEZ MİSİN?! OĞLAN MIYDI?

Michael: Kay, benden ne istiyorsun? Gitmene, çocuklarımı benden uzaklaştırmana izin vermemi mi bekliyorsun? Beni tanımıyor musun? Bunun imkansız olduğunu bilmiyor musun? İmkanlarımı kullanarak bunu önleyeceğimi bilmiyor musun? Bunun farkında değil misin? Kay, zamanla daha değişik hissedeceksin. Şimdi seni engellediğime sonra memnun olacaksın. Bunu biliyorum. Kaybettiğin bebek için beni suçladığını da biliyorum. Evet. Senin için ne demek olduğunun farkındayım. Bunu telafi edeceğim, Yemin ederim ki, telafi edeceğim. Ben değişeceğim. Değişeceğim. Değişecek kadar güçlü olduğumu öğrendim. O zaman bu düşüğü unutacaksın başka bir bebeğimiz olacak. Ve devam edeceğiz, sen ve ben. Devam edeceğiz.
Kay: Ah, Michael! Michael, sen körsün. Bebeği düşürmedim. Aldırttım. Aldırttım, Michael. Aynı evliliğimiz gibi. Kutsal olmayan ve şeytani bir şey! Oğlunu istemedim, Michael! Bu dünyaya oğullarından bir tane daha getirmek istemedim! Kürtajdı, Michael. Oğlandı ve onu öldürttüm çünkü bu artık bir son bulmalı. Şimdi sona erdiğini biliyorum, o zaman da biliyordum. Asla mümkün değil, Michael, beni asla affedemezsin. 2,000 yıldır süren bu Sicilyalı olma şeyi varken...
[Michael, Kay'in yüzüne tokat atar ve onu kanepeden düşürür]
Michael: OROSPU! Çocuklarımı almayacaksın.
Kay: [hıçkıra hıçkıra] Alacağım.
Michael: ÇOCUKLARIMI ALMAYACAKSIN!
Kay: Alacağım. Onlar benim de çocuklarım.

Tom Hagen: İmparatora karşı yapılan entrika başarısız olursa... entrikayı düzenleyene fırsat tanınırdı ailesinin servetini tutması için. Değil mi?
Frank Pentangeli: Sadece zengin olanlara, Tom. Küçük olanlar yok edilir ve malları imparatora kalırdı. Ama eve gidip de, kendilerini öldürürlerse, o zaman bir şey olmazdı ve ailelerine bakılırdı.
Tom Hagen: Bu iyi bir şeydi, iyi bir anlaşma.
Frank Pentangeli: Evet... Eve gidip... sıcak su dolu küvete girip... atardamarlarını kesip... ölene kadar otururlardı. Bazen bunu yapmadan önce küçük bir parti yaparlardı.

[Hyman Roth'ı nasıl öldüreceklerini tartışırken]
Tom Hagen: Başkan'o öldürmekle aynı şey: Ona ulaşmamız imkansız.
Michael: Tom, beni şaşırtıyorsun. Hayatta kesin olan bir şey varsa, tarih bize bir şey öğrettiyse, o da kimi istersen öldürebileceğindir.

Baba (film)
Vito Corleone
Michael Corleone

Babam ve Oğlum, başrollerinde Çetin Tekindor, Fikret Kuşkan ve Hümeyra'nın bulunduğu, 2005 yapımı bir Çağan Irmak filmi.

Sadık: İyi akşamlar baba
Hüseyin: Ne akşamı senin saatten haberin yok herhalde. Sabah 6. 
Sadık: Afedersin ters bir zaman oldu. 
Hüseyin: Sadık senin her işlerin, her zamanların ters 
Sadık: Baba ne olur kavga etmeyelim. Bunu çok yaptık zamanında hiçbir şey olmuyor, hiçbir şey değişmiyor, bunu sen de gördün... Konuşmamız gereken şeyler var... Sigara? 
Hüseyin: İçmem. Öskürtüyor değiştirince... 
Sadık: Baba buraya niye geldiğimi bilmiyorsunuz. Aslında bir nedeni de olmamalıydı. Çıkıp gelmeliydim ama olmadı... Ben... Adım Sadık... Abiminki Salim... 
Hüseyin: Eee ne olmuş? Benimki de Hüseyin! Allah Allah! 
Sadık: Neden bu isimleri koydun bize baba? Bu kadar mı korktun taa en başından beri bizden? bu kadar mı yön vermek istedin hayatımıza bize, ben kendi yolumu bulmak isteyince he! 
Hüseyin: Senin yol dediğin... ... Biz seni ziraat okuyasın diye gönderdik İstanbul'a anarşik olasın diye deel! 
Sadık: He tam da ben bunu diyordum işte baba. Beni okumaya gönderdin dimi ziraat fakültesine başka tercih yok okuyup mühendis olacan, çiftliğin başına geçecen burda kalıp Birgül'le evlenecen! Hayatımı, okulumu, her şeyimi sen seçtin. Ben bundan nefret ettim biliyor musun baba! 
Hüseyin: Bencilsin diyon bana öyle mi? Birgül dedin ya, sen gittikten sonra o kızın hali nice oldu bunu hiç düşündün mü? Kaç yıl durmadı kızın gözyaşı senden ötürü... Bana bencil diyene bak get işine... 
Sadık: Bana gittin diyorsun baba ama ben gitmedim, gidemedim, kalamadım evim nerede bilemedim; çünkü aklımın bir tarafında bir köşesinde hep sen vardın, seninle bu... Bu olmamışlık, bu küslük... İnsanın dönebileceği bir evinin olmaması ne demek biliyor musun baba? Elimi neye attıysam kurudu. Karım öldü. Bir zamanlar aynı yola baş koyduğum arkadaşlarım reklam şirketlerinde, iktidar borazanı çalan gazetelerde acıyıp bana iş verdiler. Köpeğe kemik atar gibi... Kendilerini temizlemek, ruhlarını temize çıkarmak için... Dur! Konu bu değildi. Ben başka bi' şey diyordum. Hah, tamam. Ev diyordum. Baba, buraya niye geldim, biliyor musun?! Deniz'e bir oda ver, onu yanına al, burada büyüsün, bi' evi olsun, gidecek başka hiçbir yeri yok. 
Hüseyin: Yaa, gördün mü evlat ne demek, zor geldi demi, bakamıyon demi çocuğa, gördün mü evlat ne demek 
Sadık: Gördüm baba, görmem mi hiç, peki sen hiçbir çocuğun büyüyeceğini görememek ne demek bunu bildin mi? Hiç bilir misin bu duyguyu? Hayat devam edecek, birileri yeni kitaplar yazacak okuyamayacaksın, yeni filmler çekilecek izleyemeyeceksin, sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken dinleyemeyeceksin... Bunlar kolay alışır insan; ama onu büyürken izleyememek, yanında olamamak, ilk kız arkadaşını göremeyecek olmak, 
Sadık: Baba! yüreğim yangın yeri gibi biliyor musun? gözü arkada kalmak böyle bir şey galiba...kaç gündür onu itmek istiyorum bana sarılınca, beni sevmesin diye kaç gündür uğraşıyorum ama yapamıyorum... onun hayatında yutkunamadığı bir yumru olacağım için de kendimden nefret ediyorum! ona bir oda ver baba, bir evi olsun, ama zaman zaman da çıkıp gidebileceği bir ev... ona söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... sen söyle ona baba... ona de ki... ... .... ... 
Hüseyin: Sadık... Sadık!.. Sadık evladım sadık kendine gel... Sakine! Sakineee!!! Neredesiniz ya. Düştü, düştü, birden yere düştü. Dayan. Ben geliyorum. Oğlum Sadık!...

Hüseyin: Burda dureydim böyle, tam burda, böyle gollarımı açeydim iki yana. Tuteydim onu, tuteydim onu ben, getme diyeydim... Getme Sadık... On beş sene evvelsi, dureydim böyle Nuran, tuteydim Sadığımı...
Nuran: Hüseyin indir gollarını, Hüseyin gurban olam
Hüseyin: Sarılaydım böyle evladıma, getme diyeydim...
Özkan (Halit Ergenç): Hüseyin amca herkes bize bakıyor...
Nuran: Hüseyin. Hüseyin topla kendini, başımızda babamız sen kaldın bir tek... bak el kadar, el kadar torunumuz var. yapma Hüseyin... Hüseyin topla kendini...
Hüseyin: Gitmez idi o vakit... kalırdı... ağzım dilim lal olaydı get diyen dilim gopeydi... benim yüzümden... benim yüzümden... benim yüzümden... Sadık Sadık... Sadık...
Özkan: Hüseyin amca topla kendini...
Hüseyin: Tutamadım
Teyze: Hüseyin Efendi... kalk bakim ayağa, kalk! Hüseyin efendi... Aç bakayım kollarını, aç kollarını.
Nuran: Abla kız delirdin mi?
Teyze: Karışma sen.
Teyze: Yürü bakem, yürü! 
Teyze: Koş Salim, yık geç babanı, yıkmazsan kafanı kırarım
Salim: Teyze...
Teyze: Yık babanı geç... yoksa baban ömrü billah düzelmez... 
Teyze: Hüseyin Efendi!... durdur onu!... 
Salim: Baba... Baba... Baba... Geliyom baba!..
Teyze: Görüyon mu Hüseyin Efendi... gidecem diyen adamın önünde dağ olsa durmaz..
Hanife: Anammm Salimm, geri dön len... abooo ay nereye gidiyo...

Salim: Baba, Sadık gelmiş?
Hüseyin: Eyi bok yimiş!!!

"Baba, insan büyüyünce hayalleri küçülür mü ?"
"— Baba ben gene hayal mi görüyorum?— Öyle olsa bile ne fark eder? Böylesi daha güzel değil mi?"

Deniz: Atlar pabuç giymez ki...Hüseyin: Giyer ama sen göremezsin.Deniz: Neden göremem?Hüseyin: Ordan görünmez, gel yakından bakDeniz: Aaa hakkatten. Demirden pabuçlar...
Sadık: Adım Sadık, ağbiminki Salim, neden bu isimleri koydun bize baba? Bu kadar mı korktun başından beri bizden
Sadık: Bizim evimiz artık burası Deniz'cim. Alışmaya çalış olur mu babacım?
Evlatlar, babalarını hep hatırlamak istedikleri gibi hatırlarlar.
Nuran: Mahsul 1'den mahsul 2'ye, beni duyuyonuz mu? mahsul 1'den mahsul 2'ye... cevap verin giz! tamam.Hanife: Anne sen misin? duyuyom, tamam.Nuran: Sadık geldi Sadık! tamam.Hanife: neeee!! tamam.
Hüseyin: Benim de sana diyemediğim şeylee vaa. Ben gonuşmayı bilemem... Sen benim oğlumsun, canımdan öte cansın. Bu gaderr diycem, gerisini sen anlayıver gaari.
Sadık: Birgül afettin mi beni?Birgül: Affettim tabii ya Sadık. Affetmez mi insan.

"Gördün mü Hüseyin Efendi? Gidecem diyen adamın önünde dağ olsa duramaz."
"En kötüsü ne biliyor musun? Arada kalmak. Ben ne gidebildim, ne de kalabildim."
"Bir insanın ölümü, onun hayatındaki tüm anlamları silip süpürmez ya. Her şeyiyle hayatı dolu dolu yaşayan bir insanın ölümü bile, onun anılarındaki tüm güzellikleri ölümsüzleştirir."

Sadık: Onun hayatında yutkunamadığı bir yumru olacağım için kendimden nefret ediyorum!
Sadık: Ona söylemek istediğim o kadar çok şey var ki...
Hüseyin: Açaydım kollarımı gitme diyeydim!
Hüseyin: Evlatlar babalarını hep hatırlamak istediği gibi hatırlar.
Cümle:

Babamın Sesi (Kürtçe: Dengê Bavê Min), Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan'ın yönetmenliğini üstlendiği 2012 yapımı dram filmi.

Hasan... Oğlum sana Lâlijîn'nin ne olduğunu anlatayım mı? Anneler çocuklarını beşikte yalnız bırakıp gittiğinde çocuklar ağlarsa Lâlijîn diyorlar. Bir de çocuklar göçüp gittiğinde yaşlıları yalnız bıraktıklarında yaşlılar ağlarsa Lâlijîn diyorlar. Bir de senin gibi gidip dönmeyenlerin annesi ağlarsa Lâlijîn diyorlar.
Hasan... Oğlum kengere sormuşlar 'yurdun neresidir?' diye, 'rüzgâr bilirmiş' diye cevap vermiş.
Hasan... Oğlum sana Pasâri'nin ne olduğunu anlatayım mı? İnsanlardan kaçanlara, onlardan uzak durana Pasâri derler. Bir de kar kütlelerinin yakınında kar suyu ile büyüyen bir ot vardır. Çok güzel bir ot, biraz acı ama ona Pasâri derler. Bir de senin gibi anasından kaçan insanlara Pasâri derler.

Resmî web sayfası
Filmin SinemaTürk.com sayfası
Filmin BeyazPerde.com sayfası
Filmin IMDb.com sayfası

Bahriye Üçok, Türk tarihçi, ilk kadın ilahiyat akademisyeni, cumhuriyet senatörü ve milletvekili.

Sarık bir Hind modasıdır.
Kısacası tarihten ders alınmalıdır.
İnsanlar eğitilmedikçe hiçbir işe yaramazlar.
Bir kadının en güzel örtüsü ahlak örtüsüdür.
Bir ulus, her şeyden önce kültürü ile var olur.
Atatürk'ün izinde bir arpa boyu bile yol almamışız.
Sistemin yanlışlığı Türk eğitiminde bir kaos doğuracaktır.
Kültür de evrensel olacak yalnız yerel renkler taşıyacaktır.
İslam'da müzik haram olmadığı gibi, resim de haram değildir.
Müftüler sana fetva verse bile sen önce kendinden al fetvanı.
Musikiden etkilenmeyen kimse hastadır, iç dünyası bozuktur.
İçinde yaşanmayınca tehlikelerin derinliği galiba anlaşılamıyor.
Bilimsel yol tektir, bilim evrenseldir ve bütün insanlığın malıdır.
Anlaşılmayan dilde yapılan eğitim, çoğu kez yanlışlarla doludur.
Var olmanın, özgür yaşamanın yolu çağa uymayı bilenlere açılır.
Kur’an harflerinin harf olarak, yazı biçimi olarak özel bir kutsallığı da yoktur.
Bugün köylerde ufak tefek okul yapmak, şehirlerde büyük cami yapmaktan daha hayırlıdır.
Tarihsel gerçekler, her şeyden önce gelecek için bir yol gösterici niteliğindedir ve böyle olması gerekir.
Erkeklerin okuması ne kadar gerekli ise kızların okuması da o oranda önemlidir; hatta daha çok önemlidir.
Günü gününe çözümlenemeyen eğitim sorunlarının bir çığ gibi büyüyerek geleceğe yansıyacağını çok iyi bilirler.
Hiçbir ülkede hiçbir yönetim düşünülemez ki, kendi yasalarına hatta kendi rejimine ters düşen bir eğitimi desteklemek yolunu izlesin.
Kadınları yüksek mertebede bulunan bir milletin sırtı hiçbir vakit yere gelmez. Bu durumda olan bir ulus dünyanın en soylu bir ulusudur.
O zorba erkekler ki, kadınların sahip oldukları hakları hiçe sayarlar, onlar milletin geleceğini değil, içinde bulundukları sosyal durumu bile bilmezler.
Kur’an’ın yazılmış olduğu harfler, İslâm’dan çok önce Nabatlılar ve Süryânilerce, İslâm’dan az önce de puta tapan Araplarca bilinmekte ve kullanılmakta idi.
Tarih, pusulasını şaşırmış ulusların çöküşünü gösteriyor. Ulusları kötü sonuçlara götüren neden, yanlış fikirlerdir. İnsanlar, eğitilmedikçe hiçbir işe yaramazlar.
Osmanlı İmparatorluğu, felsefeden habersiz olan bağnazlıkların şiddetle karşı çıkmaları yüzünden matbaa gibi mükemmel bir eğitim aracından 250 yıl yoksun kalmıştır.
Yapılacak iş İmam Hatip Liselerinin sayısını azaltmak ve bu okulların gerçekten aydın, çağdaş din görevlisi yetiştirecek biçimde programlarını yeniden düzenlemek olmalıdır.
Türkiye insanının zaman zaman çalkantılar, gruplaşmalar, yabancılaşmalar, tarikatçılığa itilmeler, dinini kendi öz dilinde, kendi yazısı ile okuyup anlayamamasından doğmaktadır.
Kız çocuklar, kadınlar ne denli üretici olsalar, erkekler ne denli kahvelerde oyunla vakit öldürseler de üreten erkek, tüketen kadınmış gibi, kadınlar aşağılanmış, hakları çiğnenmiştir.
Yurttaşları derecelere, sınıflara ayırmaya, kimine iyi Müslüman, kimine "sadece kimlik cüzdanında Müslüman", kimine de ulu orta kafir damgasını vurmakta bir sakınca görmemişlerdir.
Bence bugün kanunlarımızda kadınlarla erkeklerin eşitliğini bozan önemli hayati bir hüküm yoktur. Onun için Türk kadınını bundan böyle kadınlara yeniden haklar veya eşitlik hakları kazanmak için bir mücadeleye atılmak zorunluluğunda görmüyorum. Kadınların ancak kanunlarımızın kendilerine tanıdığı hakların bilincine varabilmeleri ve onların erkeklerin baskısından uzak, serbestçe kullanabilmeleri için bir eğitim ve öğretim seferberliğine inmek zorunluluğunu kabul ediyorum. (Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu, s. 57.)

Alıntılar

Mihail Bakunin tanınmış bir Rus anarşisttir. Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir ve  “anarşizmin babaları”  olarak anılan düşünürlerden biridir.

En ateşli devrimciyi alın ve ona mutlak iktidar verin, bir yıl içinde Çar'dan daha beter olacaktır.
Eğer insan ahlâğının bir temel ilkesi varsa, o da özgürlüktür.
Yıkma tutkusu, aynı zamanda yaratıcı bir tutkudur!
En başta, ilâhiyatın ilâhî zorbalığına, Tanrı'nın hayaline başkaldırmak gerekir. Gökyüzünde bir efendimiz bulunduğu sürece yeryüzünde kölelikten kurtulamayız.
Voltaire'in sözünü tersine çevirerek diyorum ki; eğer Tanrı gerçekten varsa, onu yok etmek gerekir.
Nerede bir sürü varsa, orada, mecburen, görevleri o sürüyü kırkmak ve boğazlamak olan çobanlar da olacaktır.
Bir efendi, her kim olursa olsun ve kendini ne kadar liberal gösterme arzusu taşırsa taşısın, her zaman bir efendidir. Onun varlığı, tüm altındakilerin köleliğini zorunlu kılar.
Bütün despotizmlerin en kötüsü, doktriner kişiler ya da esinlenmiş dinciler tarafından uygulanan despotizmdir.
Tanrı'ya tapınmak isteyen, cesurca özgürlüğünü ve insanlığını inkar etsin.
Tanrıları, yarıtanrıları, peygamberleri, mesihleri ve azizleri ile tüm dinleri yaratan, henüz tam olarak gelişmemiş ve yeteneklerine tam sahip olmamış insanın saf hayalgücüdür.
Dinsel cennet, cehaleti ve imânı tarafından yüceltilmiş insanın, kendi görüntüsünü içinde büyütüp tersine çevirerek -yani kutsallaştırarak- yeniden keşfettiği hayalden başka bir şey değildir.
Tanrı nedir? Bir idea bile değil; yalnızca bir özlem.
Kutsal otorite ilkesi, geride en küçük bir kırıntı kalmamacasına ortadan kaldırılmalıdır!
Hayat her zaman, bilimden sonsuz derece büyüktür ve öyle kalacaktır.
Bilimin tek görevi yaşamı aydınlatmaktır - onu yönetmek değil.
Özgürlük, bilimin kızıdır.
Amaca ulaşmanın tek bir yolu olduğunu unutmayın: Eşitsizliği yaratan tüm kurumları ezmek!
Bir insan; aptal, teolog, ya da hiç olmazsa metafizikçi, hukukçu veya burjuva ekonomisti olmadığı sürece iki kere ikinin dört ettiği gerçeğine asla karşı çıkmaz. 
Kendi irademi hiç kimsenin iradesine mutlak olarak bağlamam!
Eğer Tanrı varsa insan köledir. Ya da özgürlüğü istiyorsa o zaman Tanrı yoktur.
Devlet her zaman azınlığın çoğunluk üzerindeki egemenliğidir.
Tanrı inancı, insan özgürlüğünü yok eder. Devlet ise bu yok oluşu kurumsallaştırır.
Ne zaman bir devlet yöneticisi Tanrı'dan bahsederse, halkını bir kez daha soyup soğana çevirmeye hazırlandığından emin olabilirsiniz.
Bir halk, hangi bahaneyle olursa olsun, tiranlığa bir kez boyun eğdi mi, ayaklanma alışkanlığını, hatta, ayaklanma içgüsüsünü büyük ölçüde yitirir. Bununla kalmaz özgürlük duygusunu da yitirir; ve bir halk, bunları bir kez yitirdi mi, artık, yalnızca dış koşulların zorlamasıyla değil, kendi içinde, varlığının özünde de kölelerden oluşan bir hale gelir.
Otoritenin tüm uygulamaları alçaltıcıdır ve otoriteye her boyun eğiş, aşağılanmadır.
Göksel ahlâk, yeryüzündeki adaletsizliği meşrulaştırır.
Özgürlük, efendinin ve dolayısıyla otoritenin olmadığı yerde olur. Çünkü efendinin olduğu bir sistemde özgürlük olmaz.
İnsanların önünde üç kaçış yolu var; birincisi meyhane, ikincisi Tanrı, üçüncüsü de devrim. İlki vücudu, ikincisi ise ruhu harap eder.
Bütün devletleri yerle bir et, burjuva uygarlığını yık, özgür birlikler yoluyla aşağıdan yukarıya özgürce örgütlen, zincirlerini kıran emekçi kalabalıklarını, özgürleşen insanlığın hepsini örgütle, bütün insanlık adına yepyeni bir dünya yarat!
Nerede devlet varsa orda kaçınılmaz olarak tahakküm ve dolayısıyla kölelik vardır. Açık veya kamufle edilmiş köleliğe dayanmayan bir devlet düşünülemez. İşte bu nedenle, devletin can düşmanlarıyız.
Oysa devletleri sadece fetihçi halklar kurarlar, sonra da boyun eğdirdikleri halkları bir güzel yerler.
Bir devletin halkı özgürleştirebileceğini ve halkın koşullarını iyileştirebileceğini düşünmek düpedüz saçmalıktır!
En demokratik kılığa da bürünse, on kez halktan yana olduğunu da söylese, devlet devlettir; yani proletaryanın HAPİSHANESİDİR!
Monarşi ile tam anlamıyla demokratik bir cumhuriyet arasında tek bir esaslı fark vardır: İlkinde devlet yetkilileri egemen sınıfların çıkarına halkı ezip soyarlar, bir yandan da ceplerini doldururlarken hükümdar aşkına çalışmaktadırlar; diğerindeyse bunun adı halk iradesidir.
Hayatın kaynağı ve tek yol göstericisi düşünce olursa; toplum, bilgi ve bilim tarafından yönetilirse o zaman vay insanlığın haline! Kupkuru bir hayat olacaktır böylesi. Koyun sürüsünden farksız bir insan toplumu ortaya çıkacaktır. Ve sonuç: dilsiz ve köle ruhlu bir aptallar dünyası.
En demokratiğinden en baskıcısına kadar hiçbir devlet halka ihtiyacı olan şeyi vermez.
İnsanın zerresinin bile köleliği, herkesin köleliğidir.
Devlet, insan ırkının büyük çoğunluğunu şefkatinden yoksun bırakarak, onu sorumlulukların, ahlâk, adalet ve hak konulanndaki karşılıklı yükümlülükler silsilesinin ötesine atarak insanlığı reddeder ve o büyük sözcük  “Yurtseverlik”  vasıtasıyla tebalarına bir üstün ödev olarak adaletsizlik ve zorbalığı dayatır. İçlerindeki insanlığı kısıtlar, sakatlar, öldürür, böylece insan olmaktan çıkarak artık yurttaş olmak dışında bir şey değildirler.
Yoksulluğu yok etmek için devleti yok etmek zorunludur!
Devlet, doğası gereği Kilise gibi, yaşayan varlıkların en büyük celladıdır.
Kutsal yasalara dair dinsel önerme açık bir saçmalığa, sadece düzenin değil doğanın da yadsınmasına yol açar. Doğal yasalar sadece doğaya içkin oldukları için gerçektir, yani herhangi bir otorite tarafından kurulmamışlardır..
Siyasal iktidar var oldukça yöneten ve yönetilen, efendi ve köle, sömüren ve sömürü­len olacaktır. Bir kez ortadan kaldırıldığında, siyasal iktidarın yerine üretici güçlerin ve ekonomik hizmetlerin örgütlenmesi konmalıdır.
Ben insan zekâsının, onurunun, mutluluğunun ancak  "onun aracılığıyla"  hayat bulabileceğini düşündüğüm özgürlüğün fanatik bir sevdalısıyım. Bir avuç azınlığın diğerlerinin kölelikleri üzerinden elde ettikleri ayrıcalıkların temsilcisi olan o sahtekârlığın, yani devletin müsaade verdiği, ölçtüğü, biçtiği ve düzenlediği resmi  "özgürlüğün”  değil!
İnsan ırkının birliğini bozmak ve adeta insanlığı yadsımak devletin doğasındadır.

Bal, 2010 yapımı bir Semih Kaplanoğlu filmidir. 60. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde galası yapılmış film "Yusuf Üçlemesi"nin son filmidir. Bu film 60. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde Festival'in en prestijli ödülü olan Altın Ayı ödülünü kazanmıştır. "Yusuf Üçlemesi"nin ilk iki filmi Yumurta ve Süt'tür. Çekimleri Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinde yapıldı.

Yusuf : Böyle mi yapıyordun?
Yakup : Oku!
Yakup : Rüyalarını öyle ulu orta anlatma
Yusuf’un annesi :İç sütünü Yusuf.
Yusuf’un babası(Yakup) :istersen fısıldayabilirsin, içinden konuşabilirsin kucağıma.
Yusuf :Bu ne çiçeği?
Yusuf: Ne zaman döneceksin?
Yusuf’un annesi :İşim yarım kaldı babana kandil çöreği yapamayacağız.
Yusuf’un annesi :Birol abin vardı ya hani, polis kolejini kazanmış İstanbul’da.

“İstersen fısıldayabilirsin, içinden konuşabilirsin kucağıma.”
"Süte yazık oldu."
"Böyle mi yapıyordun?"
"Rüyalarını kimseye anlatma."
Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen bir düşVe yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu,Çekip gideceğim, çingene gibi, başıboşDoğada, -bir kadınla birlikte gibi mutlu.

Baltasar Gracián y Morales   (  8 Ocak 1601 - 6 Aralık 1658), daha iyi Baltasar Gracián olarak bilinir , İspanyol bir Cizvit ve Barok nesir yazarı ve filozofuydu .

Gerçek azınlık içindir.  
İnsan kendine kördür.    
Değişiklikler zihni yeniler.    
Sessizlik aptallığın ilacıdır.     
Varlığınız kimseyi yormasın.  
Arkadaş insanın ikinci benliğidir.   
Derinleşmek için zaman gereklidir.    
Dostça davranan arkadaş kazanır.       
Bilgi ve cesaret yücelik unsurlarıdır.    
İyilik, bütün hayatımızı güzelleştirir.   
Hayatın bulanıklığı sabırla durulanır.  
Kulaklar öğrenmeye açılan kapılardır.     
Varlığı çoğaltan şey onun yokluğudur.  
Kolayca inanmayın, kolayca sevmeyin.   
Dostane eylemler dostane hisler üretir.    
Kötü niyet tüm mükemmellikleri zehirler.
Gerçek aynı zamanda "mümkün" olandır.
Cesaretiniz yoksa bilge olmak faydasızdır.   
Bir şey kısa ve özse faydası iki katına çıkar.    
Kusurlarınızı da, arzularınızı da mühürleyin.  
Sadece aptalların ve ölülerin fikri değişmez.    
Bırakın arkadaşlarınız öğretmenleriniz olsun.        
Mükemmeliyet nicelikle değil, nitelikle ilgilidir.     
Gerçekten sahip olduğumuz tek şey zamandır.  
Yaşam masrafını bile çıkaramayan bir ticarettir.    
Gerçek genellikle görülür, ender olarak duyulur.   
Diğerleri ile aynı fikirde olmak büyük bir sanattır.  
Bir fikrin özlü ifade edilmesi her zaman işe yarar.   
İnsan, ilk mağlubiyetinde pes edip çekilmemelidir.     
Kolay bir işe zor diye zor bir işe de kolay diye başla.  
Seni kaybedenler seni kazanmak için hep geç kaldı.      
İyi bir geri çekilme, cesur bir saldırı kadar başarılıdır.       
En iyiler her zaman azdır ve onlara nadiren rastlanır.    
Düşüncede özgür olun, konuşurken ise vicdanlı olun.      
Kötü eğilimler iyilerin karşısında son derece baskındır.   
Kalabalığın kulağına göre ağız olmak sizi sıradan yapar.     
Tutkuyla sevilmektense, saygıyla sevilmeyi tercih edin.    
Kaybedecek bir şeyi olmayan bir adamla asla uğraşma!     
Kendi çıkarınız için başkasının batmasına izin vermeyin.  
Yürekteki korkaklık fiziksel korkaklıktan daha alçaltıcıdır.    
Tüm aptallar düşünme yoksunluğundan dolayı acı çeker.  
Akıllı insan, kendini dinleyen ve anlayan kişilerle konuşur.    
Yaralı parmağınızı göstermeyin, yoksa herkes ona saldırır.     
Dünyanın bir yarısı diğerine gülüyor ve aslında hepsi aptal.    
Dürüst insan doğruluğa azimle, sebatla tutunur, sadık kalır.     
İnsanın hayatı insani kötülüklere karşı savaşmaktan ibarettir.        
Erdem, nezaket tarafından desteklenmedikçe yeterli değildir.    
Cehalet çok çiğdir. Hiçbir şey kültüre bilgi kadar hizmet etmez.     
Saygıyı zorla elde etmeye çalışmayın, onu yaratmayı deneyin.  
Nefretin kök salması, tıpkı kötü ün gibidir: yok edilmesi zordur.    
Çalışmak itibarın bedelidir. Bedeli az olanın değeri de düşüktür.    
En iyi hatırladığımız şeyler aslında unutmamız gereken şeylerdir.   
Güçlü yanını bilen kişinin mükemmelliğe ulaşması kaçınılmazdır.           
Kavrayan, hâkim olan ve kendini saklayan kişi asla başını eğmez.      
Bir durum hakkında güçlü hislere sahip olmak kişilik göstergesidir.   
Tek bir bulutun güneşi tamamen örtebileceği akıldan çıkmamalıdır.   
Karışıklığı gidermenin en iyi yolu, işleri bir süre oluruna bırakmaktır.    
Düşünce özgürdür, ona karşı güç kullanılamaz ve kullanılmamalıdır.       
Bir insan herkese saygı göstermek ya da güvenmek zorunda değildir.  
Size doğuştan gelen en önemli yetenek; en güçlü yanınızı bilmenizdir.   
İnsan deneyerek daha kolay öğrenir; bir musibet bin nasihatten iyidir.  
Hiç kimseye tamamen ait değiliz, Hiç kimse de tamamen bize ait değil.   
Gayret, zekânın yavaş yavaş düşünüp bulduğunu acilen gerçekleştirir.     
Bir insanı görmezden gelerek alınandan daha büyük bir intikam yoktur.      
Başarılara değer kazandıran, insanların yeniliklere olan düşkünlüğüdür.    
İradenizdeki açıklara teslim olursanız, bir insan değil mahluk olursunuz.      
Geçmişteki güven hiçbir zaman bugünün intikamı için kullanılmamalıdır.    
Bilgelik olasılıklara güvenmez, her zaman mantığın parlak ışığında ilerler.     
Büyük İskender bile hem yüce makamını hem de hayallerini kaybetmiştir.   
Bir erdeme sahipmiş gibi rol yapan kişi, genellikle o erdeme sahip değildir.    
Hayatını kimse izlemiyormuş gibi yaşa, herkes seni dinliyormuş gibi konuş.   
Korkaklık öyle bir şeydir ki seçkin bir insanın mezar taşını bile suskunlaştırır.      
Üç şey dehaya yakışır. Üretken bir zeka, Bilge bir beyin, Hoş ve ince bir zevk.    
Herkes hak ettiği çağda yaşamaz, yaşasa da nasıl değerlendireceğini bilemez.   
Bazen bir şeyi anlamazdan gelmek, aslında en yüksek anlayışın göstergesidir.     
Halk ucubelere çılgınca ilgi duyarken, bilgelik işin hilesini çözmenin peşindedir.          
Pek az insan azınlığın hayranlığını kaba kalabalığın alkışından daha fazla arzular.      
Başkalarının hatalarının çetelesini tutmayın. Sadece Küçük İnsanlar Bunu Yapar.   
Canlılar içinde sadece insan kendi sonunu hazırlayacak mükemmel hatalar yapar.    
Beklentilerin azalmaması için güçlerinizi kontrol etmek büyük bir beceri gerektirir.     
Doğanın tüm eserleri ancak gelişebilecekleri kadar olgunlaşır, sonra da bozulurlar.       
Olağanüstü şeyler nadirdir, bu yüzden sıradan değerlendirmelerle yetinmeyi bilin.      
Bir şeyi çok fazla öven insan ya kendisiyle ya da karşısındakilerle dalga geçiyordur.    
Hiç kimse başkalarının kendisini üzmesine izin verecek kadariyi niyetli olmamalıdır.    
Beklemek, acele ve ihtirastan arınmış, sabırla bezenmiş, asil bir kalbin göstergesidir.
Bazı insanlar bir şekilde herkesle kötü geçinmeyi başarır, daima can sıkıntısı yaratırlar.      
Başkalarını kolayca anlayamayan biri, diğerlerinin onu anlamasını nasıl sağlayabilir ki?   
Kendinizi yaptıklarınızla memnun edin, bunu konuşarak yapmayı başkalarına bırakın.   
Abartı, insanın bilgisinin veya zevkinin sığlığını gösteren bir muhakeme savurganlığıdır.   
İç güzelliğin bilgelikten aldığı alkış, dış güzelliğin iyi zevkten aldığı alkıştan daha fazladır.    
Büyük insanların hataları güneşin tam tutulduğu andan önce görülen parlak ışık gibidir.     
Hiç kimse ara sıra başkalarının öğütlerine ihtiyaç duymayacak kadar mükemmel değildir.     
Bazıları kitabı kalınlığıyla ölçer, sanki kafayı değil de kolları çalıştırmak için yazılmışçasına.  
Kahramanlıklarınız ne kadar büyükse, insanları etkilemeye o kadar az ihtiyaç duyarsınız.      
Basit bir insanın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir insanın tembelliğinden iyidir.   
Bazı şeyler, bazı kişileri memnun etmezse ölmeyiz nasılsa onları da beğenenler çıkacaktır.         
Diğerlerinin izlenimlerini kendisini etkilemesine asla izin vermeyen kişi büyük bir insandır.   
Bazı insanlar daha iyi bir yüzyılda yaşamayı hak eder, çünkü iyilik her zaman galip gelmez.   
En büyük aptallar kendisinin değil de diğer insanların aptal olduğunu zanneden insanlardır.        
Hızlı bir yaşam sürenler hayatlarını da hızla tüketirler. Erdemli bir yaşamsa asla sona ermez.         
İnsanın kendine, nefsine hâkim olması en önemli ilkedir; özgür iradenin zaferi burada yatar.   
Birinin arzularını keşfettiğinizde o kişinin iradesine giriş ve çıkış yollarını öğrenmiş olursunuz.    
Zamandan başka bize ait hiçbir şey yok; zamanın tadını tamda yeri yurdu olmayanlar çıkarır.   
Gerçeğe sadık kalmak pek az kişiye özgü, hata yapmak ise hem yaygın hem de halka özgüdür.     
Karanlık bir odada el kol hareketleriyle anlaşmaya çalışmak gibidir bazen insanlarla konuşmak.   
Keşke bakıp saçımıza başımıza çekidüzen verebildiğimiz gibi anlayışımız için de aynalar olsaydı.  
Kimsenin işine yaramamak büyük bir şanssızlık, Herkesin işine yaramaksa bir başka şansızlıktır.  
Kapınızı küçük bir kötülüğe aralarsanız, onun hemen ardından daha büyükleri de içeri girecektir.   
Yalan her zaman daha önce ortaya çıkıp, ahmakları da beraberinde onarılamaz hatalara sürükler.
Herkes sıra dışı olanın peşinden koşar, çünkü o hem beğeni hem de zeka açısından daha çekicidir.        
Onursuz insanlara karşı zafer kazanmaktansa, onurlu insanlarla anlaşmazlık yaşamak daha iyidir.  
Derin düşünmek ve öngörülü olmak, insanların hayatlarında belirleyici bir rol oynamalarını sağlar.  
Büyük adamlara sempati duymak bizi de asilleştirirken, onlardan nefret etmek değerimizi düşürür.   
İlk gelene izin verirseniz, ikincisine de teslim olmak zorunda kalırsınız ve bu durum böyle sürüp gider.      
Bilmek çok önemliyken, yalnızca yaşamak o kadar da önemli değildir; bilgisiz bir yaşam gerçek olmaz.   
Ne kadar çok saygınlık ararsanız, onu o kadar az elde edersiniz. Çünkü o diğerlerinin fikirlerine bağlıdır.   
Eğer değerli olmak istiyorsanız, rastlantısal şeyler değil, yetenekleriniz sayesinde değerli olmaya çalışın.     
Eğer kendiniz değilseniz kendiniz gibi davranamazsınız. Çünkü ihtiras her zaman mantığı devreden çıkarır.       
Kazanırken bırakmayı bilin. Bütün iyi oyuncular bunu yapar. İyi bir geri çekilme, cesur bir saldırı kadar başarılıdır.     
Her insanın putları, ilahları vardır; bazılarınınki ün, bazılarınınki kişisel menfaat, çoğunluğunki de zevk ve sefadır.  
Düşüncelerinizi çok açık seçik dile getirmeyin. Çoğu insan anladığı şeyleri küçümser, anlamadıklarına saygı duyar.     
Zamanımızda tek bir insanla uğraşmak için bile geçmişte koca bir halkla uğraşmak için gerekenden fazlası gerekir.       
Hayatın zevkini çıkarırken yavaş, ama çalışırken çabuk olun. Çünkü insan iş bitince sevinir, zevkler bitince ise üzülür.      
Her şeye heves eden biri olmayın. Canlılar içinde sadece insan kendi sonunu hazırlayacak mükemmel hatalar yapar.     
Sızlanmak daima itibar kaybına neden olur. Birilerinden merhamet beklemektense kendinize güvenen bir rol model olun.  
Cehalet asla bir şeyin kabuğunun altına bakmaz, derinlerine inmez; ancak siz ona bu kabuğun içini gösterdiğiniz zaman gözünü açabilir.  
Bilgi ve iyi niyet bir arada olunca, başarının sürekliliği muhakkaktır. Kendini kötülüğe adayan parlak bir entelektüel, doğadışı bir canavardır.      
Bilmenin dört yolu vardır: Uzun yaşamak, çok yer gezmek, k

Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar. Flaubert ile birlikte Avrupa edebiyatında realizmin kurucularından birisi olarak kabul edilir.

Altından zincirler en ağır olan zincirdir.
Ancak en son katedralin en son tuğlası en son papazın kafasına düşüp ezdiği zaman insanlık gerçekten özgür olabilecektir.
Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm. Ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar.
Bencillik dostluğun zehiridir.
Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerekir.
Bir kadın sevdiği  adamın yüzünü, bir denizcinin açık denizi bildiği kadar iyi bilir.
Bir kadın, sevdiği adamın başka bir kadın tarafından mutlu edildiğini görmektense, onu can çekişirken görmeyi tercih eder.
Bir kelimenin insanın hayatını değiştirdiği çok görülmüştür.
Bürokrasi pigmelerin işlettiği devasa bir mekanizmadır.
Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.
Dünyada bir kadın için, herhangi bir erkeği etkisi altına aldığını bilmesi kadar zevkli bir şey yoktur.
Dünya zevkleri acıdan başka bir şey doğurmaz.

Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.
Evliliğin, her şeyi kemiren bir canavarla bıkıp usanmadan boğuşması gerekir: Alışkanlık.
Eşitlik bir hak olabilir, ama dünyada hiçbir güç bunu gerçeğe çeviremez.
Felaketin iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.
Gençlik adaletsizliğe doğru yöneldiği zaman, bilincin aynasına bakmayı göze alamaz. Oysa olgunluk çağı kendini bu aynada görür. Yaşamın bu iki evresindeki tüm ayrım buradadır.
gezinti gözün gastronımisidir.Yürümek bitkisel hayat, gezinmek ise yaşamaktır.
Gözle görülür bir nedeni bulunmayan servetlerin gizi, temiz yapıldığı için unutulmuş birer cinayettir.
Güzellik çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür.
Her servetin arkasında bir suç vardır.
Istırapların en gizlileri dayanılması en güç olanlardır.
İnsan ya acılarını unutmasını ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli.
İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince.
İnsanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunma!
İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.
İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç bahsetmeyiniz.
Kadınlara hangi erkekleri aradıklarını sorun, "Hırslıları" derler. Öteki erkeklere göre, hırslıların belleri daha güçlü, yürekleri daha sıcaktır, kanlarında daha çok demir vardır. Kadın da güçlü olduğu sıralarda kendini öyle mutlu, öyle güzel bulur ki, parçalanmak tehlikesi altında da olsa, üstün bir gücü olanı, bütün erkeklere yeğ tutar.
Kendisi artık mutlu olamayacaklar için sevdiğinin mutluluğu sevinç olur...
Kocalar da hükümetler gibi yanıldıklarını hiçbir zaman kabul etmezler.
Ödenmemiş bir borç alçalmadır, dolandırıcılığın başlangıcıdır
Mektup bir ruhtur. Konuşan sesin çok sadık bir yankısıdır. Bu nedenle ince düşünceli kişiler onu aşkın en zengin gömüleri arasında sayarlar.
Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir.
Sevilen kadın bütün kadınların en güzeli değil midir?
Sıkıntınızın sırrı sizin elinizde değil, başkalarının elindedir.
Şöhret, uzaktan güneş gibi parlak ve ısıtıcı; yaklaştınız zaman, bir dağ tepesi gibi soğuktur
Şöhret, ancak küçücük dozlarla alındığında faydalı bir zehirdir.
Toprağa ekilen tohumlar içinde en çabuk mahsul veren fedailerin döktükleri kandır.
Umutsuz sevmek de bir mutluluktur...
Uykunun yenemediği hiçbir acı yoktur.
Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe.
Zeka dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır.

Banka, faizle kredi veren ve alan, iskonto ve kambiyo işlemleri gerçekleştiren, kasalarında para, değerli evrak ve eşya saklayan kuruluşlardır.

Banka soymak acemi işidir. Gerçek profesyoneller banka kurarlar! --Bertolt Brecht
Bir banka soymak, bir banka açmaktan daha büyük bir suç değildir. --Bertolt Brecht
Koronavirüs salgınının etkileri 2008 yılındaki banka ve finans krizinden daha kötü. --Angela Merkel
Bunun adı solculuk mu? Yoksul erlerin üstüne kurşun yağdıran, banka soyan eşkıyalık mıdır solculuk? Böyleyse yerin dibine batsın böyle solculuk... --Uğur Mumcu
Her zaman bir aşiretten cihangirane bir devlet çıkaramayız ya. Ama ilhamımıza sınır yoktur: Bu defa da banka soyguncusu hayduttan bir kahraman çıkardık. Solların dilinde, eski Çakırcalı gibi destan kahramanı olmuştur. Ama Çakırcalı sonunda bacaklarından baş aşağı asılmıştır. Kanlı eşkıyaların el üstünde tutulduğunu da görecekmişiz! Yazık üniversiteler için harcadığımız on milyonlarca liraya! Eşkıya yetiştirmek için üniversite kurmaya ne lüzum var? Onları dağ da yetiştirir! --Falih Rıfkı Atay
Neyse ki insanlar banka ve para sisteminin nasıl işlediğini anlamıyor. Eğer anlasalardı, inanıyorum ki ertesi sabah devrim olurdu. --Henry Ford
Banka insanın dışında bir şeydir, söylüyorum size. Canavardır. Onu insanlar yaratmıştır. --John Steinbeck

Banu Avar, Türk yazar, gazeteci, program yapımcısı ve sunucusu.

Paylaşım Savaşlarında artık eski yöntemler uygulanmıyor. Ordular karşı karşıya konuşlanıp savaş alanı kurallarına göre birbirini öldürmüyor. Emperyalist güç Taliban, IŞİD, PKK, YPG neresi hedefse gerekli bölgesel orduyu oluşturup işine bakıyor.
Peki siz Sierra Leone örneğini duydunuz mu? Sierra Leone'de soyadını hatırlamıyorum galiba Osman Türköne isimli bir büyükelçimiz varmış... 12 yıldır oradaymış... Ve bu büyükelçimiz etraftaki diğer ülkeleri de; Çad, Nijer falan şuraya buraya da devamlı ziyaret ediyor ve bizim dışişleri dikkat ediyor, bu son on iki yılda bütün Afrika ülkelerinde Ermeni Soykırımı tasarıları patır patır geçiyor meclisten. Ve buna bir bakmaya başlıyorlar, yani nasıl oluyor bu falan diye. Ve şu haber geliyor ki, büyükelçimiz orada her fırsatta kendi dedesinin de yüzlerce Ermeni'yi nasıl kesip doğradığımızı falan anlatıyor. Olmayacak yerlerde. Bunun üzerine (büyükelçi) geri çekildi zannediyorum. Ve şu anda Özbükey bir açıklama yaptı, 'evet geri çekiyoruz kendisini' dedi...
(Güldürü amaçlı yalan haber yazan Zaytung'un yayınladığı bir haberi gerçek zannedip Mart 2010'da katıldığı Kanal B televizyonundaki "Bekleme Odası" programında söyledikleri.)

ABD halen, kendi bazı karanlık dönemlerini ele alma sonucuyla yüz yüze.
Hayatınızı yalnızca para kazanmaya odaklamak, belirli bir hırs yoksulluğunu gösterir. Kendinden çok az şey istiyor. Çünkü ancak vagonunuzu kendinizden daha büyük bir şeye bağladığınızda gerçek potansiyelinizin farkına varırsınız.
Para tek cevap değil, ama bir fark yaratıyor.
Amerikalı hemşehrilerim, biz bir göçmenler ulusuyuz ve her zaman öyle olacağız. Bizler de bir zamanlar yabancıydık. Astrid gibi çabalayan, umutlu bir göçmeni kovan bir ulus muyuz, yoksa onu içeri almanın bir yolunu bulan bir ulus muyuz? Kutsal Emirler bize bir yabancıya baskı yapmamamız gerektiğini söyler çünkü bir yabancının yüreğini biliriz; biz de bir zamanlar yabancıydık.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak ülkesine hizmet etmek için Hillary Clinton'dan daha nitelikli hiçbir erkek ya da kadın, ne ben, ne Bill, ne de bir başkası olmadığını güvenle söyleyebilirim.
2016 Demokratik Parti Ulusal Kongresi'nde Hillary Clinton'un başkanlık adaylığına destek veren konuşmasından bir kesit
Doğru yolda yürüyorsanız ve doğru yolda yürümekte istekliyseniz, sonunda ilerleme kaydedersiniz.
Bay Trump'ın başkan olmayacağına inanıyorum ve inanmaya devam etmek istiyorum.
2016 Başkanlık seçimlerinden önce
Biz sadece bu ofisin (Oval Ofis) geçici sakinleriyiz. Bu bizi, atalarımızın uğruna savaştığı ve kanını döktüğü; hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, eşit koruma ve sivil özgürlükler gibi demokratik kurumların ve geleneklerin koruyucuları yapıyor. Günlük siyasetin itici gücü ne olursa olsun, demokrasimizin bu araçlarını bulduğumuz kadar güçlü bırakmak bizim elimizdedir.
(Başkanlığının son günü yaptığı veda konuşmasından bir kesit.)
Başarısızlıklarınızın sizi tanımlamasına izin veremezsiniz. Başarısızlıklarınızın, size öğretmesine izin vermelisiniz.
Başka birini veya başka bir zamanı beklersek değişim gelmeyecektir. Beklediğimiz bizleriz. Aradığımız değişiklik biziz.
ABD'nin enerji politikasını enerji şirketlerinin belirlemesine izin vermeyeceğim.
ABD dünya üzerindeki en güçlü ulustur. Nokta!
Ailem değil; ancak ben Hıristiyanlığı seçtim.
İnsanlar; hükümetin var olduğu işini yapacağına, onları koruyacağına ve ortak refahlarını artıracağına güvenemezse, kalan herşeylerini kaybederler.
 Ben Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanıyım. Ben Amerika Birleşik Devletleri'nin imparatoru değilim!
Ben, orta sınıf için bir savaşçıyım.
Bir ulusun başarılı olup olmayacağının en iyi göstergesi, kadınlarına nasıl davrandığıdır.
Karmaşık tehditlerle dolu bir dünyada, güvenliğimiz ve liderliğimiz, güçlü ve ilkeli diplomasi de dahil olmak üzere gücümüzün tüm unsurlarına bağlıdır.
Ben bu ülkeye inanıyorum. Amerikan halkına inanıyorum. İyi insanların, kötülerden çok olduğuna inanıyorum. Trajik olayların olduğuna da inanıyorum. Bence dünyada kötülük var, ama günün sonunda çok çalışırsak ve içimizdeki iyi ve doğru hissettiren şeylere sadık kalırsak, dünya her seferinde biraz daha iyiye gider diye düşünüyorum. Benim başkanlığımın amacı buydu.
Beyaz Saray'da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak düzenlediği son basın toplantısından bir kesit, Ocak 2017
Bugünün işgücünü yetiştirmek yeterli değil. Ayrıca her çocuğun birinci sınıf bir eğitime erişimini garanti ederek yarının işgücünü hazırlamalıyız.
Bizi güçlü kılan kültürümüzdür. Amerika'yı farklı kılan şey, dünya üzerindeki en çeşitlenmiş millet olmasıdır. Bir yanda vatanseverlik, bir yanda da üzerimize düşeni yapmak... Gay veya heteroseksüel misiniz, zengin veya yoksul musunuz, yaşlı veya genç misiniz? Amerika için fark etmez!
Bu harekât için 60 milyon dolarlık bir helikopter harcadık, bir şerit metre alamamış mıyız?
Usame bin Ladin'in öldürülmesiyle sonuçlanan Neptün Mızrağı Harekâtı'nda öldürülen kişinin boyuyla bin Ladin'in boyu arasında kıyaslama yapılabilmesi için boyu bilinen bir harekâtçının cesedin yanına uzanması ve ona göre bir boy tahmini yapılmasıyla ilgili olarak.
Değişim isteyen milyonlarca sesin gücünün önünde hiçbir şey duramaz.
2008 Başkanlık seçimleri öncesi adaylık kampanyasından
Bu ülkede, bir mağazada alışveriş yaparken takip edilme deneyimini yaşamayan çok az siyahi vardır. Buna ben de dahilim. Yoldan karşıya geçerken, arabaların kapılarının kilitlenmesi sesini duyma deneyimini yaşamayan çok az siyahi vardır. En azından senatör olmadan önce bu benim de başıma geldi. Bir asansöre bindikten sonra içerideki bir kadının çantasını endişeyle sıkıca kavradığı ve asansörden çıkana kadar da nefesini tuttuğuna şahit olmayan çok az siyahi vardır. Bunlar sıkça oluyor.
Bunu gür ve yüksek sesle söylemeliyiz: Göçmenler ve mülteciler Amerika'yı canlandırıyor ve yeniliyor.
Dünyanın sonu olan tek şey, dünyanın sonudur. Ve böylece yere serilirsin, kalkarsın, üzerini silkelersin ve işine geri dönersin.
...Çünkü, kendisi tarihin şeklini değiştiren bir liderdir. Ama Atatürk'ün yaşamına ait en büyük anıt, hiçbir şekilde taştan ya da mermerden inşa edilemez. Kendisinin bıraktığı en büyük miras, Türkiye'nin canlı, laik demokrasisidir. Ve bu Meclis de bunun devamını sağlamaktadır bugün.
Atatürk hakkında
Demokrasi, bakılması gereken bir bahçedir.
Demokrasi tekdüze değildir. Demokrasi, temel bir dayanışma duygususudur, tüm dışsal farklılıklara rağmen.
Gerçek demokrasi, hepimizden çok daha büyük bir projedir. Gerçek demokrasi; kişilerden, başkanlardan, hükümetlerden daha büyüktür. Gerçek demokrasiyi yaşatmak için hepimizin sürekli çaba göstermesi gerekmektedir. Bu hepimiz için bir sorumluluk.
Demokrasi bazen karmaşıktır ve liderler için sinir bozucudur.
Dört yıl önce Irak'ta savaşı bitirme sözü verdim. Bitirdik. 11 Eylül'de bize saldıran teröristlere öncelik vereceğimi söylemiştim. Bunu yaptık. Taliban'ın Afganistan'daki ivmesini kestik; 2014'te en uzun savaşımız sona erecek.
Dünya genelinde ittifaklarımızı güçlendirdik; nükleer silahların yayılmasını önlemek için yeni koalisyonlar kurduk; Burma, Libya, Güney Sudan'dan insanların haklarını ve şereflerini daha ileri bir noktaya taşıdık; kadın, erkek, Hıristiyan, Müslüman, Yahudi...
Eylemlerimiz önemli ve tarihin yönünü adalete çevirebilir.
Faşistler, komünistler, cihatçılar veya yerli demagoglar olsun, değerlerimizi tehdit eden herkes sonunda daima başarısız olacaktır.
İyi yönetişim, terörizme ve istikrarsızlığa karşı en iyi silahlardan biridir.
İnsanları öldürerek rızasını alamazsınız.
İran, nükleer arayışlarına karşı birleşen dünyayı görmelidir; Arap dünyasındaki tarihi değişimin bir diktatörün demir yumruğu ya da aşırı uçtakilerin nefretleriyle değil, bizim bugün sahip olduğumuz haklara ulaşan sıradan insanların umut ve beklentileriyle tanımlanması gerekir.
İnsanlığın yüzde birinin diğer yüzde 99'un toplam servetini kontrol ettiği bir dünya, asla istikrarlı olmayacaktır.
2016 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadan bir kesit
Komplike tehditlerin bulunduğu bir dünyada güvenliğimiz ve liderliğimiz; güçlü ve ilkeli diplomasinin de içinde bulunduğu bütün güç unsurlarımıza dayanmaktadır.
Katılım ve diyalog, izolasyondan daha güçlüdür.

Bir Liberal Amerika yok ve bir Muhafazakâr Amerika da yok — Amerika Birleşik Devletleri var. Bir Siyah Amerika yok ve bir Beyaz Amerika, Latin Amerika ve Asyalı Amerika da yok — Amerika Birleşik Devletleri var.
Temmuz 2004
Olması gerektiği gibi bir dünyaya kavuşalım. Bir savaşın yaşanacağını anlayabiliriz ve hâlâ barış için mücadele edebiliriz.
Orta sınıf ailelerin, bir milyoner için yapılan vergi kesintisinin bedelini çocuğunun okul parasıyla ya da ev taksitleriyle ödemesini reddediyorum.
O korkunç, vahşi bir diktatör. O, ülkesini paramparça eden bir diktatör. O masum çocukları öldüren bir tiran. O halkının üstüne varil bombası yağdıran bir zorba!
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad hakkında
Senato dairesi, Hükümet Meclisi'ndeki en güzel mekan değil, ama bununla beraber heybetli. (...) Bazen dairede dururken Paul Douglas ya da Hubert Humphrey'i bu masalardan birinde, sivil haklar anayasasının kabul edilmesini tekrar söylerken ya da birkaç masa yukarıdan Joe McCarthy'i isimleri söylemek için listelere hızlıca göz gezdirirken ya da LBJ'yi koridorlarda klapaları kavrayarak ve oyları toplayarak etrafı kolaçan ederken hayal edebiliyorum. Bazen, bir zamanlar Daniel Webster'ın oturduğu masanın orada geziniyorum ve hıncahıç galeri ve meslektaşları önünde ayaklanırken, gürültülü bir şekilde federal ayrılmaya karşı birleşmeyi savunurken gözlerinin alevlendiğini hayal ediyorum.
Sonuna kadar vatansever.
2008-2012 yılları arasında görev yapan Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev hakkında
Stevie Wonder hayranı olmasaydım, Michelle’in benimle çıkmayacağını söylemem hata olmaz. Belki de evlenemezdik. Stevie ortak paydamız, beraberliğimizin özünü oluşturdu.
Usame bin Ladin ve üst düzey liderleri, yani 3 bin Amerikalıyı öldüren insanlar, Pakistan’ın kuzeybatısında özgürce hareket edip dünyaya nefret dolu ses mesajlarını yayabiliyorlar. Bu, terörle savaşta yeterince etkin olamayan Bush-McCain yaklaşımının sonucudur.
2008
Lider olmak için riskler almaya ve zor şeyleri yapmaya istekli olmalısınız. Bir lider sadece isimden, ünvandan, ayrıcalıklardan ve avantajlardan ibaret değildir!
Tarihin akışına bakarsanız, insanoğlunun korkuyla değil umutla dolması gerekir.
Daha fazla ilerleme sağlamak için önemli olan şeylerden biri; birbirimizi dinlememiz ve farklılıklarımızı anlamamızdır.
Gerçek toprak bütünlüğü ve ulusal güvenlik; komşularınızla barış yapmaktan geçer.
Sadece aşiretlere ve etnik kökenlere dayalı bir siyaset, ülkeyi parçalamaya ve yok etmeye mahkumdur.
Savaşta kesin olan tek şey; insanların çektiği tarifsiz acılar, belirsiz yüksek maliyetler ve istenmeyen trajik sonuçlardır.
Kendine güvenini yitirdiğin an, asla başaramazsın.

Ben öldüğüm zaman beni deniz sesi işitilecek bir yere defnediniz..
Bu Araplar, kitle halinde mücadele etmenin kaidelerini asla bilmezler.  
Araplarda, insan canı gayetle değersizdir. “her şey Allah'tandır” deyip budalaca ölürler.  
Araplar,  Ateşli silahlarla araları iyi değildir. Sonra en büyük mağlubiyet sebepleri şudur ki, kitle halinde döğüşmenin kaidelerini asla bilmezler.
Bu Arap kabileleri olur olmaz yerde Türkler'in karşısına çıkıp perişan olurlar. Zira onlarda insan canı gayetle değersizdir. “her şey Allah'tandır” deyip budalaca ölürler.  
Bu Araplar, mücadele sanatını bilmez bir kavimdirler. Çölde çapulculuk yapmakla ordu halinde cenk etmeyi aynı şey sanırlar. Zira onlarda insan canı gayetle değersizdir.  
Cenk sanatını bilen İspanyol kafiri bile Türk leventlerine daima mağlup olagelmişken, hangi akılla bilinmez, bu Arap kabileleri olur olmaz yerde Türkler'in karşısına çıkıp perişan olurlar.
Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa , şüphesiz tuttuğu iş kolay gelir... Zira onlar bir ulu ocaktır. kim onlara yan bakarsa başı aşağı olur.
Gazavat-ı Hayrettin Paşa daki kendine ait anılarından alıntıdır.
Kale muhafızlarının içinde Selanik yakınlarındaki Vardar Yenicesinden, Yakup Ağa da vardı. Yiğit dilaver bir er idi. Bir sipahinin oğlu idi. Bahadırlığı ile akranı gençler arasında mümtaz idi. Kafirden ilk kızı alan bu Yakup Ağa oldu. Yakup Ağa kafir kızlarından güzellikte emsalsiz bir dilberi beğenip, nikah edip helalliğine aldı. Zevcesi ile bir nice zaman dirlik içerisinde yaşadı. Dört oğulları oldu. Adlarını İshak, Oruç, Hızır ve İlyas kodu. İşte bu Yakup Ağa benim babam olup oğullarının üçüncüsü idim.
Gazavat-ı Hayrettin Paşa daki kendine ait anılarından alıntıdır.

Barda, yönetmenliğini Serdar Akar'ın yaptığı 2007 yapımı Türk filmi.

Barbo: Kapattık arkadaşlar.
Selim: Geçin şöyle.
(Bara yanaşır)
Barbo: Arkadaşım kapattık.
Selim: Bir bira içip çıkacağız.
Barbo: Bir dahaki sefere artık.
Selim: Onlar içiyor ama.
Barbo: Onların da son içkileri, içince kalkacaklar.
Selim: Tamam onlar bir tane içene kadar biz on tane içeriz.
Aliş: Tamam kızım bakıp durma şuraya.
Barbo: Birer bira.
(Selim arkadaşlarının yanına geçer)
Selim: (Gülerek) Lavuk hâlâ birer bira diyor ya.

45: Of yavru geliyor yavru.
Patlak: Ufak.
Selim:  Ne ufağı lan ondan artan sana girsin yavşak.
Nasir: Millette ne şans be kardeşim.
45: Şans işte bizde yok ki bu çüksüz ibnelerde var.
Selim: Onlarda çük ne gezer lan. Onlarda bamya var bam-ya.

Pelin: Gidelim mi?
Aynur: Gidelim.
Sevgi: Nil gelsin hemen gideriz.
TGG: Nereye ya, biralarımız duruyor daha.
Nail: Çabuk içelim o zaman hadi.
Sevgi: Evet.
TGG: Ya bırak, iki tane lavuk yüzünden niye keyfimizi kaçırıyoruz? Biralar bitsin, kalkarız.
Nail: Güven!
TGG: Nail! Uyuzluğun tuttu yine ha.
Aliş: Abi kızlar rahatsız oldu, kalkalım.
(Nil tuvaletten döner)
Sevgi: Hah. Nil de geldi, hadi gidelim arkadaşlar, hadi.
TGG: Gitmiyoruz arkadaşlar. Biralar bitene kadar hiçbir yere gitmiyoruz!

Hakim: Adalet insanların vicdanını rahatlatmak için uydurulmuş bir şey değildir. Bu yüzden vicdanınız rahatlamayabilir. Böyle bir olay asla olmamalıydı, keşke olmasaydı. Siz belki bir gün bunu diyebileceksiniz.

Çırak: Abi n'aptınız siz?
Selim:: Siz mi?.. Siz mi?.. Ulan sizi bizi mi kaldı götveren! İki karı siktik. Ha? Birini jiletledik. Ha? Bi' orospu çocuğunu öldürdük. Bak ne diyorum bak. (Bağırır) Yaptık! Biz yapıyoruz, biz yapacağız. Anladın mı lan!

Savcı: O yüzü kesikler içindeki Pelin senin kızın olsaydı?
Hakim: Ne demek senin kızın olsaydı? Biz böyle mi yapıyoruz işlerimizi. Kızım olsaydı babam olsaydı diye mi karar vereceğim ben? Yazılı kitabımız var savcı bey usulümüz var. Selim oğlum olsaydı diye düşüneyim o zaman? Kadılık yapmıyoruz burada.

Selim: Ne bu?
TGG: TGG.
Selim: Görüyoruz lan göt, ne demek bu?
TGG: Tekrar gözden geçirme.
45: Neyi geçiriyon lan gözünden?
TGG: Her şeyi, sürekli.
45: Nasıl yani, mesela, beni nasıl mesela?
Selim: Tarifname, hayatın tarifnamesi. Bu ibneler tarif olmadan yaşayamaz. Bana bak pezevenk senin aldığın tarif burada. (Dudağını sıkar) Ha ambiti! Biz, biz hayatı tarif almadan yaşarız. Tarifsiz! Sevinçleri de tarifsiz kederleri de tarifsiz. Anladın mı lan?
TGG: Biz de almadık tarif marif.
Selim: Yapma ya, peki pezevenk, nesiniz siz, ha?
TGG: Yatılıyız. Bu dünyada yatılıyız. Kalkıp gitmesini biliriz yani.
Selim: Yatıracağım ben sizi çam dibine. Hepinizi yatıracağım. Buraya gömeceğim sizi.

Aliş: Senin yüzünden. Gidelim dedik. Ben "Kızlar rahatsız oldu, gidelim," dedim. "Kızlar rahatsız oldu," dedim. "Biranın amına koyayım Güven, gidelim," dedim. "Güven, biranın amına koyayım, kızlar rahatsız oldu," dedim. Sevgi gidelim dedi. Nail gidelim dedi. Senin yüzünden oldu Güven, senin yüzünden!
Selim: Sus lan. Bizim olduğumuz yerde olan her şey bizim yüzümüzden olmuştur. Anladınız mı lan!

Selim: Kötüyüm lan ben. Kötü! Götüm de yiyor. Ne istersem yaparım ben. Şimdi de sizi öldüreceğim.
Aynur: Niye yapıyorsunuz bunu? Niye?
Selim: Ama sen beni hiç anlamamışsın ki güzelim. Ben bu bara niye gecenin köründe geliyorum ha? Çünkü başka zaman gelsem kapıdaki hıyar beni içeri almaz da ondan. Neden almaz? Şeklimi beğenmez almaz, hareketlerimi beğenmez almaz, konuşmamı beğenmez almaz; "Egzozcu bu," der, siktiri çeker. Farz-ı misal içeri girdik diyelim. O zaman ne olacak? Sizin yaptığınız gibi, sizin baktığınız gibi benden öküz öküzler bana dik dik bakar. Bu hayvan da nereden çıktı, ne güzel eğleniyorduk, ne güzel dalgamıza bakıyorduk, ne güzel oturuyorduk demezler mi? Derler. Demediniz mi lan? Dediniz. Neyse, nerede kalmıştık?

Suit up!
Çak bir beşlik!
Wadup? (Naber)
En iyi arkadaşın benim, Ted bana en iyi arkadaşın olduğum söyle!
Dünyadaki her milletten bir kızla yatma hayalimi biliyorsunuz. Ben de harika bir fikir bulup Birleşmiş Milletler binasının önünde taksicilik yapmaya başladım ve hatamı anladım. Kadınlar taksicilerle yatmak istemiyor!
Efsa lütfen bekleyin nevi! Efsanevi!
Eğer psikolog olan bir kadına kendimi daha iyi hissetmek için $200 verecek olsaydım onunla konuşmazdım.
Yalanlar birilerinin gerçeklerle kirlettiği güzel hikayelerdir.
Hahahaha… Lütfen!
(Ne iş yaptığı sorulduğunda)
Bahis kabul edildi! (Orijinali: Challenge accepted!)
(Biri ortaya bir bahis konusu attığında.)
Sen benim hayatımın aşkısın. Her şeyimsin. Bu hayatta sahip olduğum her şey artık senin.
(Kızını kucağına ilk aldığında söyledikleri. Çok kısa bir süre önce ise bu sözleri hiçbir kadına söylemeyeceğini söylemiştir.)

Paul-Henri Thiry, Baron d'Holbach, Alman kökenli Fransız filozof ve yazar. 18. yüzyılın ikinci yarısında maddeciliğin yayılmasında önemli rol oynadı.

Ancak dinin bulutlarını ve hayaletlerini dağıttığımızda hakikati, aklı ve ahlakı keşfedeceğiz.
Aristoteles yanılmıştı: Felsefe bilgiye duyulan soylu bir arzunun sonucu değil, acıdan kaçınmak için duyulan korkak bir özlemin sonucuydu. Din eşiği, bu nedenle, olgun, aydın insanın aşması gereken cahillik ve korkuydu.
Aydınlanmış insan, olgunluğunda, mükemmeliyetçiliğinde kendi mutluluğunun peşine düşebilecektir, çünkü incelemeyi, kendisi için düşünmeyi ve diğerlerinin otoritesine göre bir şeyi gerçek olarak kabul etmemeyi öğrenmiştir, bunlar ona deneyimin, incelemenin daima hatalı olanı ispatlayacağını öğretmesiyle olmuştur.
Bilinmeyen, gizli, hayali, efsanevi, mucizevi, inanılmaz ve hatta korkunç olan şeyi açık, basit ve sağlıklı olana tercih etmek, cehaletin özelliğindendir. Gerçek, hayalgücü üzerinde hiçbir zaman, herkesin kendisine göre düzenlemekte özgür olduğu batıl hayaller kadar şiddetli sarsıntılar yapmaz. Sıradan insanlar masal dinlemeyi her şeye tercih eder. Rahipler ve şeriatçılar, bu masallardan dinler icat eder ve sırlar üretirler. Bunları sıradan insanların yaratılışına ve huyuna göre kullanmışlardır. Sıradan insanların bu eğilimi yüzünden, rahipler, şeriat ve kanun koyucuları, kendinden geçmiş coşkunları, kadınları, cahilleri kendilerine bağlamışlardır. Bu içerikteki kimseler, incelemeye yetenekli olmadıkları fikirleri kolayca kabul ederler. Saflık ve gerçek aşkı, ancak, hayalgücünü araştırma ve düşünmeyle düzenleyen belirli kimselerde bulunur. Bir köyün sakinleri, rahiplerinden, dini konuşmalarına çok Latince karıştırdığı zaman memnun oldukları kadar hiçbir zaman memnun olmazlar. Kendilerine anlamadıkları şeylerden söz eden kimseyi, cahiller, pek çok bilgili bir adam sanırlar. Kavimlerin safdilliğinin ve onlara rehberlik iddiasında bulunanların nüfuz ve egemenliğinin ilkesi işte budur.
Bir ateist, insanlığı yeniden doğaya, deneyime ve akla yönlendirmek için, insanlığa zarar veren ejderhaları yok eden kişidir.
Bozulmuş bir toplumda, mutlu olabilmek için bozulmuş olmak gerekir.
Bütün bilim fiziktir, ahlak bile.
Bütün çocuklar ateisttir, tanrı fikri onlarda yoktur.
Din akla karşıdır; insanlığın mutluluğa ulaşmasını engeller; siyasal zorbalığa elverişli zemin hazırlar. Dinleri bilgisizlik ve korku doğurmuş; “eğitim”, “alışkanlık” ve “zorbalık” geliştirmiş; baştaki büyükler ve zenginler de onu çıkarlarına uygun bularak korumuşlardır.
Din, bana, sadece hükümdarları halklarının üstüne çıkarmak ve bunları hükümdarların gücüne teslim etmek için icat edilmiş gibi geliyor.
Doğadan edindiğimiz her bilgi, tanrıları öldürmektedir. Tıpkı bilmediklerimizin tanrıların doğumuna sebep oluşu gibi.
Doğa, insana aklını kullanmasını ve rehberi yapmasını söyler; din ise insan aklının yozlaşmış olduğunu, güvenilmez bir rehber olduğunu ve hilekâr bir Tanrı tarafından yaratıklarına yoldan çıkmaları için rehberlik yapmak üzere verilmiş olduğunu öğretir. Doğa insana aydınlanmasını, gerçeğin peşinden gitmesini, kendini sorumlulukları hakkında eğitmesini söyler; din hiçbir şeyi araştırmamasından, cehalet içinde yaşamasından, gerçekten korkmasından memnun olur; insan ve hakkında hiçbir zaman herhangi bir bilgi sahibi olamayacağı varlık arasında mevcut olandan daha önemli bir ilişki olmadığına insanı ikna eder.
Doğa insana şöyle der: Sen özgürsün, yeryüzünde kimse seni senin haklarından kanunen yoksun bırakamaz. Din ona şöyle seslenir: O bir köledir ve Tanrısı tarafından ömrü boyunca temsilcilerinin demir çubukları altında inlemeye mahkûm bırakılmıştır. Doğa insana doğduğu yurdu sevmesini öğütler, o yurda inançla hizmet etmesini, ona zarar vermeye çalışanlara karşı kendi menfaatlerini yurdununkilerle harmanlamasını söyler; din ona şikâyet etmeden yurt üzerinde baskı kuran zorbalara itaat etmesini emreder, yurduna karşı onlara hizmet etmesini, onların boyun eğmez kaprisleri altında diğer yurttaşlarını köleleştirerek lütuflarını hak etmesini emreder.
Evren, kesin kanunlara uyar; her varlık ve her olay belirlenmiştir; belli nedenlerden ortaya çıkar.
Geçmişten bu yana, halklar yeryüzünde kendilerini çok mutsuz hissettikleri için onları, tanrısal öfke ile tehdit ederek susmaya zorluyorlar; sefilliklerinin gerçek nedenlerini görmelerini engellemek için bakışlarını göğe çevirtiyorlar.
Gerçekte, dinleri hakkında, halkın hiçbir fikri yoktur; din olarak adlandırılan şey, bilinmeyen görüşlere ve sırlara bulaşmış işlere kör bir bağlılıktan başka bir şey değildir. Fiilen, halktan dinini koparmak, ondan hiçbir şey koparmamaktır. Eğer onun batıl fikirlerini sarsmaya ya da yok etmeye erişilmiş olunsaydı, karşılıksız çalışmayan rehberleri hakkındaki tehlikeli güvenleri azaltmaktan ya da yok etmekten ve din bahanesi altında, kendisini çoğu kez pek kötü aşırılıklara yönelten kimselere güvenmemeyi öğretmekten başka bir şey yapılmış olmazdı. Eğitmek ve öğretmek bahanesiyle, din, insanları kötülükte ve cehalette tutar ve en çok ilgileri olan şeyleri öğrenme isteğini bile onlardan koparır.
Her şeyden önce dinin ve dinden doğan despotluğun eleştirilmesi gerekir.
İnsanın mutsuzluğunun kaynağı, doğa konusundaki cehaletidir. Çocuklukta öğrendiği düşüncelerden kurtulmak için tutunduğu azim, ki bu düşünceler onun varoluşuyla örülmüştür, zekâsını doğru yoldan saptıran, zekâsının gelişmesini engelleyen, onu hayalin kölesi yapan sonradan gelen önyargı, onu daimi hataya mahkûm edecek gibi görünmektedir. Deneyimsiz ve boş kavramlarla dolu bir çocuğa benzemektedir; tehlikeli bir maya kendini onun bütün bilgisiyle karıştırmaktadır; çaresiz, muğlak, oynak ve yanlıştır: Düşüncelerinin sesini, hatalı olan veya onu kandırarak menfaat sağlayacak, başka kişilerin otoritesine taşır.
İnsan, kendi dünyasının dışında gezinmek ister; mükerrer denetimlere, hırslı, çılgın deneyimlerine bakmaksızın, hâlâ imkânsız olana kalkışır; araştırmalarını görünen dünyanın ötesinde gerçekleştirmeye gayret eder ve sefaleti hayali diyarlarda arar. Pratik bir filozof olmadan önce metafizikçi olur. Hayaller üzerine meditasyon yapmak için gerçekler üzerinde düşünmeye son verir. Varsayımda bulunmak, hipotezlere kendini vermek için deneyimi ihmal eder. Aklını geliştirmemeye cüret eder, çünkü ilk günlerinden beri onun suçlu olduğunu düşünmesi öğretilmiştir. Yaşadığı dünyada mutlu olduğu imkânları düşünmeden önce, başka bir hayatın belli belirsiz yerlerindeki kaderini biliyormuş gibi davranır; kısacası, insan doğanın çalışmasını küçümser.
İnsan soyunu aldatmak isteyen düzenbazlar daima aynı hilelere başvurdu; sınamadan daima kaçındılar; sınamanın karşısına gizemleri, belirsizlikleri, korkuları çıkardılar.
İnsan toplum içinde yaşadığından, kendisine benzer ve kendi gibi hassas kişilerle sarılmış bulunmaktadır. Onların hepsi memnun olmak ve acıdan kaçmak isterler. Memnuniyetlerini mucip her şeye “iyi”, acıya sebep olan her şeye ise “kötü” derler. Devamlı olarak fayda temin eden her şeyi fazilet, diğer insanların karakterinde bulunan ve kendilerine zarar veren her şeyi kusur olarak vasıflandırmaktadırlar.
İnsanlar, başlarına gelen ve nedenlerini bilip anlayamadıkları felâketleri tanrısal bir varlığa bağlamışlar; bunları onun yaptığına inanmışlardır.
İnsanlara kendi akıllarına saygı duymaları ve cesur olmaları telkin edilmeli ve kendileri için arkasından koşması gereken hayallere gereksinimleri varsa, doğruluk, iyilik ve barış sevgisini benimsemeleri öğretilmelidir.
İnsanlar bu dünyadaki yaşam trajedisine başkaca bir avunç bulamadıkları için din tanrıları yaratmıştı. Dehşet ve felaketi savuşturmak için perdenin arkasında gizlendiğini hayal ettikleri bir ‘aracı’nın beğenisini kazanmaya çalışarak, yanıltıcı kontrol duygusunu oluşturmak adına felsefe ve dinin düş ürünü tesellilerine dönmüşlerdi insanlar.
İnsanların batıl inançlara sahip olmasının tek nedeni korkak bir varlık olmasıdır; korkak olmasını tek nedeni de cahil olmasıdır.
İnsanoğlu Tanrı hakkındaki düşüncelerinin gerçekçi bir muhasebesini yapacak olursa, tanık olduğu olayların bilinmeyen, gizli kalan nedenlerini dile getirmek için çoğu zaman «tanrı» sözcüğünü kullandığını itiraf etmek zorunda kalır. Bu sözcüğü, nedenlerin kaynağını bulamadığı, doğal olanın kaynağı anlaşılır olmaktan çıktığı zaman kullanmaktadır. Ya da nedenleri birbirine bağlayan zincirin halkalarını kaybettiği anda, sonucu Tanrı’ya bağlayarak sorunu çözer ve araştırmasına son verir. Bu yüzden, bir şeyin oluşunu tanrılara bağladığında, aslında zihnindeki karanlığın yerini, hayret duygusuyla önünde eğildiği alışılmış bir sese terk etmekten başka bir şey mi yapıyor?
Madde ve ruh, bir ve aynı şeydir. Hareket ve madde, evrenin temelidir, insan, duymak, düşünmek ve eylemde bulunmak özüne sahip olan maddeden yapılmıştır.
Platon şöyle demiştir: Erdem Tanrı’ya benzerlikte meydana gelir. Ama insanın benzemesi gereken bu Tanrı’yı nerede bulabiliriz? Doğada mıdır? Heyhat! Onu hareket ettirmesi gereken, insan ırkına büyük belalar ve büyük menfaatler neşreder; sıklıkla en masum ruhlara karşı haksız davranır, en yoldan çıkmış fanilere en büyük lütufları sağlar ve eğer emin olduğumuz üzere, bir gün kendini daha adaletli olarak göstermek zorunda olacaksa, kendi davranışlarımızı onunkilere göre düzenlemek üzere o zamanı beklemeye mecburuz.
Tanrı fikri yeryüzüne o kadar genel olarak neşredilmiştir ki, insan türünün evrensel bir hatasından başka bir şey değildir. Şimdi geriye kalan şey, bu hatanın faydalı olup olmadığının incelenmesidir.
Tanrı kavramının kaynağı, insanın duyduğu acıda, korkuda ve tedirginliktedir.
Teoloji, doğal süreçlere yönelik bilgisizliğin yol açtığı bir sistemden başka bir şey değildir. İnsan bazı olguların varlığını tanrılara atfetmekle... aslında kendi zihninin karanlıkları yerine tanrısal gücü ikâme etmekten başka bir şey yapmıyor. Bu ses onun huşu dolu bir saygı ile dinlemeye alışkın olduğu bir ses değil midir?
Tutkulardan ve arzulardan yoksun bir insan, insan olmaktan çıkar.
Vicdan, hareketlerimizin hemcinslerimiz ve dolay

Bart Simpson, Simpson ailesinin üç çocuğundan biridir. Diğerlerinin adı Lisa ve Maggie'dir.

Sözleri

Söz veremem ama denerim, denemeyi denerim.
Eğer kötü bir şey yaptığımda etrafta beni yakalayacak kimse yoksa bu beni iyi yapar mı?
Noel'in gerçek anlamını unutmuyor muyuz? Noel Baba'nın doğumu.
Ay caramba!
Ama kim bana zarar vermek ister ki? Ben bu yüzyılın Afacan Dennis'iyim.
Noel insanların İsa Mesih'e tapınmak için bir araya geldikleri zamandır.
Sevgili Tanrım, bütün bunların parasını biz ödedik, hiçbir şey için teşekkürler!
Üzülme, bütün katiller öldü. Eminim hayaletleri cehennemdedir.
Şortumu ye!
Pablo Neruda yaptığı işlerle yakından ilgiliyim.
Seni üzgün görmeye dayanamıyorum Lisa, tabii eğer bu, giysinden sallanan lastik örümcek yüzünden değilse. Hmm, bu bana bir fikir verdi. Daha sonrası için not: Lisa'nın elbisesine lastik örümcek tak.
Bunu ben yapmadım, beni yaparken kimse görmedi. Hiçbir şeyi kanıtlayamazsın.
Neden yaptığımı, bundan neden zevk aldığımı bilmiyorum, bunu ne zaman tekrar yapacağımı da.
Babamın kıçının bir kere toksik gaz çıkışına engel olması bence ironik.
Ben Bart Simpson'ın, sen de kim oluyorsun?
Bunu ben yapmadım.
Bunu daha önceden söyledim. Şimdi de söyleyeceğim. Ay caramba!
Lütfen beni kucaklamayın, bu beni hasta ediyor.
Sen, Latince dendiği gibi, Lorkus Malorkussun.
Ruh diye bir şey yoktur. Bu küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş bir şey, öcü gibi, Michael Jackson gibi.
Unutma, sürekli Güneşe bakarak doğuyu bulabilirsin.
Aman tanrım, ölüler dirildi ve cumhuriyetçilere oy veriyorlar.
Kanıt yoksa suç da yoktur.
Şok oldum ve dehşete düştüm
Ben yapmadım, kimse görmedi, ispatlayamazsınız.

Homer: "İstediğin her şeyi TV den izlemeye hoşgeldin."
Bart: "TV dandik!"
Homer: "Şu an üzgün olduğunu biliyorum ve bunu söylememişsin gibi davranacağım."

Bart'ın beyni: "Güzel, öyle görünüyor ki sadece sen ve ben kaldık bart oğlum."
Bart: "Oh mükemmel, tüm yazı beynimle geçireceğim."

Marge: (lisa'nın kabloya bağirdiğini görerek) Onun nesi var ?
Bart: İçimdeki cehennemi ateşliyor.
Homer: BART!!!

Bart: Homer!
Homer: Heh, heh, heh, heh, heh.  Homer değil, baba demelisin.
Bart: Homer!
Homer: Baba.
Bart: Homer!
Homer: Baba!
Bart: Ba…Ba…Ba…
Homer Evet?
Bart: Babalık! hah, hah, hah!
Homer: Niye seni küçük--!! (Bart'ın boğazını sıkmaya başlar)

Bart: Herkes, merhaba ! (Aileye küpesini göstererek) Işılda, Işılda !
Homer: BART!!!!
Lisa: Bir küpe, ne kadar asi ! belki biraz da rahatçı
Marge: Küpe takmana sebep olan şey de nedir ?
Bart: Milhouse ta da var!
Marge: Eğer Milhouse bir uçuruma atlasa ?..
Bart: Milhouse uçuruma mı atlayacakmış? Hemen gidiyorum ! (Koşmaya çalışır)
Homer: Buraya gel evlat! Sen bu aile için utanç kaynağısın ve deniz kuvvetleri içinse gurur.
Bart: İYİ, BEN BU KÜPEYİ TAKMAYA DEVAM EDECEĞİM VE BENİ DURDURAMAYACAKSINIZ !! (Koşarak kaçar)
Homer: Ohhhhh… Hep Lisa'nın kulağını deldireceğini düşünürdüm
Lisa: Yapabilir miyim ?
Homer: (Öfkeyle lisaya bağirir) HAYIR !!!!

Jessica: Sen kötüsün, Bart Simpson.
Bart: Hayır değilim, ben gerçekten…
Jessica: Evet öylesin. Sen kötüsün ve bu hoşuma gitti.
Bart: Ben kemiklerime kadar kötüyüm tatlım.
Jessica: Hadi gidip biraz eğlenelim
Bart: Fakat baban dedi ki…
Jessica: (omuz silkerek) "rev" 'e dedim ki dua etmek için odama gideceğim..
Bart: (Aşık olarak) Akıllı, güzel ve yalancı.

Ben 32 yaşında bir kadın değilim. (Bu espri yapıldığı sırada Bart'ı seslendiren Nancy Cartwright 32 yaşındaydı)
Filmin konusunu ağzımdan kaçırmayacağım. (Dizinin sinema filmi hakkında)
Sınıfa koyun getirmeyeceğim.
Hoşçakalın enayiler.
Hala bunu yapan çocuk var mı?
Buhur canavar değildir.
İnci istirityenin kusmuğu değildir.
Balıklar Kahve Sevmez.
Hd TV her centine değer.
Bu ceza Orta Çağ'dan kalma değildir.
Başkan'dan daha zeki değilim. (George W. Bush'un başkanlığı sırasında yazıldı)
Asla değerim olan parayı talep etmeyeceğim. (Seslendirme sanatçıları grev çağrısı yaptıkları sırada yapılmıştı)
Asla bir Emmy kazanamayacağım. (En İyi Animasyon dalında onlarca Emmy kazansa da En İyi Komedi Dizisi dalında aday gösterilmediği için yazıldı)
İkinci filmi yapmak için 20 yıl daha beklemeyeceğim. (Beklenen sinema filminden sonra)

Bartolomé de las Casas (d. Kasım 1474, Sevilla – ö. Temmuz 1566, Madrid), İspanyol Dominikan Tarikatı keşişi, tarihçi ve sosyal reformcu. Özellikle kendi meslektaşları olan papazların Amerikan yerlilerine yaptığı katliamları yazmasıyla ve kınamasıyla tanınır.

Ve tüm Hint Adaları'ndaki Kızılderililer, İspanyol Hıristiyanlara karşı hiçbir eylemde bulunmadılar, ta ki bu Hıristiyanlar ilk kez ve birçok kez onlara veya komşu uluslara karşı sayısız acımasız saldırılar gerçekleştirene kadar.
San Juan civarındaki otuzdan fazla başka adanın büyük bölümü ve aynı nedenden dolayı nüfus boşaltıldı ve arazi harap oldu.
Aradan geçen kırk yılda, Hıristiyanların cehennemi eylemleriyle on iki milyondan fazla erkek, kadın ve çocuğun haksız yere katledildiğini çok kesin ve doğru bir şekilde tahmin edebiliriz. Doğrusu, öldürülenlerin sayısının elli milyona yakın olduğuna kendimi kandırmaya çalışmadan inanıyorum.
Savaşlar ve cinayetler sona erdikten sonra, genellikle hayatta kalan sadece bazı erkek çocuklar, bazı kadınlar ve çocuklar varken, bu hayatta kalanlar köle olmak üzere Hıristiyanlar arasında dağıtıldı.
Ve insanlığın tüm sonsuz evreni içinde, bu insanlar, yerli efendilerine ve hizmet ettikleri İspanyol Hıristiyanlara karşı en saf, en kötülük ve ikiyüzlülükten en uzak, en itaatkar ve sadık olanlardır.
Bu insanlar, dünyadaki herhangi bir insan arasında kin, nefret veya intikam arzusundan en yoksun olanlardır.
Bu kadar çok sayıda canı öldürmelerinin ve yok etmelerinin nedeni, Hıristiyanların nihai amaçlarının, altın elde etmek ve çok kısa bir zamanda kendilerini zenginlikle şişirmek ve böylece liyakatleriyle orantısız yüksek bir mevkiye yükselmek olmasıdır. .
Unutulmamalıdır ki, hainliklerinin nedeni, dünyada görülmüş en büyük doyumsuz hırs ve hırslarıdır.
İspanyolların sırf canları istediği için kışkırtma olmaksızın yerlilerin erkek ve dişilerinin burun ve kulaklarını kestiklerini kendi gözlerimle gördüm. ...Aynı şekilde, güvenlik sağlamak için kayıkları ve baş yöneticileri nasıl çağırdıklarını ve barışçıl bir şekilde geldiklerinde esir alınıp yakıldıklarını gördüm.
Kimin bir kılıç darbesiyle bir adamı ikiye ayırabileceğine, tek bir mızrak darbesiyle kafasını kesebileceğine ya da bağırsaklarını dışarı çıkarabileceğine dair bahse girdiler.
Bebekleri annelerinin göğsünden alıp bacaklarından yakalayıp baş aşağı kayalıklara fırlattılar ya da kollarından kapıp nehre attılar, kahkahalarla kükrediler ve bebekler suya düşerken "Kaynatın" dediler. İşte, ey ​​şeytanın soyu!"
Kasabalara saldırdılar ve ne çocukları, ne yaşlıları, ne hamile kadınları, ne de lohusa kadınları esirgemediler, onları sadece bıçaklayıp parçalamakla kalmayıp, mezbahadaki koyunlarla uğraşır gibi parçalara ayırdılar.
Asılan kurbanın ayaklarının neredeyse yere değeceği alçak geniş bir darağacı yaptılar, Kurtarıcımız ve on iki Havarisinin anısına kurbanlarını on üçerli gruplar halinde bağladılar, sonra ayaklarının dibine yanan odunlar koydular ve böylece onları diri diri yaktılar.
Başkalarıyla birlikte, canlı yakalamak istedikleri herkesin ellerini kesip kurbanın boynuna asarak, "Şimdi gidin, mesajı taşıyın", yani, "Haberi Kızılderililere götür" dediler. dağlar.
Çatallı çubukların üzerine yerleştirdikleri çubuklardan bir ızgara yaptılar, sonra kurbanları ızgaraya bağladılar ve altında için için için için yanan bir ateş yaktılar, böylece o tutsaklar çaresizlik ve işkence içinde çığlık atarken yavaş yavaş ruhları onları terk edecekti.
Kızılderililer hürriyetlerinden tamamen yoksun bırakılarak, görmeyenin anlayamayacağı en sert, en vahşi, en korkunç esaret ve esarete maruz bırakıldılar. Hayvanlar bile tarlada otlamalarına izin verildiğinde daha fazla özgürlüğün tadını çıkarır.

Bir hükümet söz özgürlüğünü ne kadar kısmaya çalışırsa, ona o kadar karşı konur; bu karşı çıkış elbette açıkgözlülerce değil, iyi eğitimin, sağlam ahlakın ve erdemin daha özgür yaptığı kişilerce olur. Hakikat diye inandıkları görüşlerin, yasalara karşı suç olarak kabul edilmeleri kadar insanların hoş göremeyecekleri şey yoktur. Bu gibi durumlarda, yasalara nefretle bakmayı ve hükümete karşı elinden geleni yapmayı saygıdeğer hareketler olarak düşünürler.
Doğada herhangi bir şey bize gülünç, saçma ya da kötü gelirse, bunun nedeni nesneler üstünde yalnızca sınırlı bilgi sahibi olmamızdır, doğanın bir bütün olarak düzeni ve tutarlılığını bilmediğimizdendir; her şeyin kendi aklımızın buyruklarına göre ayarlanmasını istediğimizdendir. Aslında aklımızın kötü dediği şey, evrensel doğanın düzen ve yasaları bakımından kötü değildir. Yalnızca, ayrı olarak düşündüğünüz kendi varlığımızın yasaları bakımından kötüdür. İyi ve kötü sözcükleriyse, tek başlarına ele alındıklarında kesin hiçbir şey anlatmazlar. Çünkü tek ve aynı şey, aynı zamanda hem iyi, hem kötü, hem de hiçbiri olabilir. Sözgelişi müzik üzüntülü kişiye iyi gelir, yas tutanlara kötü, ölüler içinse anlamsızdır.
Eğer aşağı doğru akan bir su düşünebilen bir varlık olsaydı, kendi özgür istenci ve iradesiyle aşağı doğru akmakta olduğunu düşünürdü.
Felsefe, genelleştirilmiş bir matematiktir.
İnsan tutkuları yenerek tanrıya yaklaşır.
Kalpler silahla değil, sevgi ve yüksek gönüllülükle yenilirler.
Mutluluk, erdemin ödülü değil erdemin kendisidir.
Önemli olan yargılamak değil; anlamaktır.
Özgür insanın ölümden daha az düşündüğü bir şey yoktur.
Sevgi ne kadar derinse acısı da o kadar büyük olur.
Tanımak, anlamak, harekete geçmek gerekir. Dünya hayal kurmak için değil, başka bir şekle dönüştürmek içindir.
Tecrübemiz çoğu zamanlarda göstermektedir ki, insanların en az söz geçirebildikleri şey, kendi dilleridir.
Töz bir kavramın meydana gelmesi için başka bir kavrama ihtiyaç yoktur.

Ben, dünyanın yasalara dayalı uyumunda kendini açığa vuran Spinoza’nın Tanrı’sına inanıyorum, insanlığın işlerini yapan ve kaderi belirleyen bir Tanrı’ya değil. — Albert Einstein
New York Rabbisi Herbert S. Golstein’ın sorusunu yanıtladığı sözleri, 24 Nisan 1929

Barış kelimesi genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür. Başka bir anlatımla kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş, uyum, birlik, bütünlük, sükûnet, sessizlik, huzur içinde yaşamak olarak da tanımlanabilir.

İyi bir savaş veya kötü bir barış hiç olmamıştır.  — Benjamin Franklin
Josiah Quincy'ye yazdığı mektup, 11 Eylül 1783
Barışın sürekli olmadığı bir dünyada, kültürel doku ve ekonomik yapıda gelişme olmaz. Çünkü barış toprağa düşen bir buğday tanesine benzer. Her buğday tanesi yedi başak verir. Her bir başakta yüz buğday tanesi vardır. Bunun için, geçmişte bilgiyi bilgeliğe dönüştüren her iktidar, savaştan önce barışın yanında yer almış ve barışı desteklemiştir. —  Ersin Nazif Gürdoğan
Barış zamanında oğullar babalarını toprağa verirler, savaş zamanında ise babalar oğullarını toprağa verirler. —  Herodot
Anladım ki, barışmak savaşmaktan daha zormuş. — Gerry Adams
Eğer herkes başka bir televizyon seti yerine barış isteseydi, o zaman barış olurdu. — John Lennon
Her barış hareketinin arkasında savaş arzusundan daha yüksek bir tutku olmalıdır. Barış için mücadele etmeye ve barış için ölmeye hazır olmayan kimse pasifist olamaz. — Mary Heaton
Yurtta barış dünyada barış. — Mustafa Kemal Atatürk
Barışın hiçbir maliyeti yoktur. Buna ek olarak tüm masrafıyla herhangi bir zaferden son derece daha avantajlıdır. — Thomas Paine
Özel bir biçimde, bütün insanların, hayvanların da bizim gibi canlılar olduğunu, onları korumamız ve kendimizi sevdiğimiz kadar onları da sevmemiz gerektiğini anlamaları için iki kat daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var. Barışın temeli bu işte. Barışın ve huzurun temeli bütün mahlukata hürmet göstermektir... Herkese hürmet göstermedikçe -kendimize, hayvanlara ve bütün yaşayan varlıklara hürmet göstermedikçe huzuru ve barışı sağlayamayız... Onları sömürmeye son vermedikçe -onları bilim adına sömürmeye, spor adına sömürmeye, moda adına sömürmeye, ve evet, yemek adına sömürmeye son vermedikçe, hayvanlara karşı nazik olamayız, onları savunamayız. — Cesar Chavez
Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım. — Albert Einstein
Şiddeti ve korkunç trajediyi durdurmak için kişi, barış şarkıları söylemekten biraz daha fazlasını yapmalıdır. — Steve Best
Martin Luther King’in şiddet ve ayrımcılıktan uzak paradigmatik “dünya evi” vizyonu, eşitlik ve barış değerleri bütün hayvan türlerini kapsayacak şekilde genişletilmedikçe her yanından kan akan bir mezbahadan başka bir şey değildir. — Steve Best
İnsan diğer varlıkların acımasız yok edicisi olduğu sürece sağlık ya da barış nedir bilmeyecektir. İnsanlar hayvanları katlettiği sürece birbirlerini öldürecekler. Cinayet ve acı tohumları eken sevinç ve sevgi biçemez. — Pisagor
Adaletin olmadığı yerde güvenli bir barış olamaz. — Aung San Suu Kyi
‎ İlle de barış diyorum. İnsanlığımızı kaybetmeden bir an önce barış diyorum. İnsanın hiçbir amacı onurlu bir barıştan daha değerli değil. — Sezen Aksu
Kahraman ordumuz, Afganistan'dan Kosova'ya, Somali'den Katar'a kadar dünyanın pek çok yerinde barışın ve huzurun teminatı olarak görev yapmaktadır. — Recep Tayyip Erdoğan 2020
Barış, sadece sessizce oturup hiçbir şey yapmadan sağlanamaz. Barış bundan çok daha fazlasıdır. Tabii ekonomiyi işin içinden çıkaramayız. İnsanlar fakirse, evleri ve yiyecekleri yoksa barıştan söz edemeyiz. Barış, dengeyi sağlamanın esaslarından biridir. — Yusuf İslam

Barış bile, büyük bedellerle satın alınır. — Benjamin Franklin
Barış istiyorsanız savaşa hazır olun. — Sezar
Kötü bir barış, savaştan daha berbattır. — Gaius Cornelius Tacitus
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini fark ettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh 'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu fark ettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir. — Kızılderili atasözleri Kızılderili atasözü
Daimi barışın tesis edilmesi tamamen ülkelerin anlaşmasına bağlıdır. Daimi barışın tesisi tüm ülkeler için yarar sağlar. Barış için uluslararası bir federasyon oluşturulduğunda bu kurum uzun süre yürürlükte kalabilir ve barışı gerçekleştirebilir. — Jean-Jacques Rousseau
Kendinizden başka kimse size barış getiremez. — Ralph Waldo Emerson
İnsan savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse daha iyi değil mi. — Albert Einstein

Barış Manço (2 Ocak 1943, İstanbul - 1 Şubat 1999, İstanbul), Türk sanatçı; aranjör, şarkıcı, besteci, söz yazarı, TV programı yapımcısı ve sunucusu.

Dünya küçük, insanlar kardeş.  
Ben hep sizin şarkınızı söyledim.  
Bir dünya ki; Haklı haksız karışmış.  
Kimi tatlı peşide kimininse tuzu yok.  
Dünyada biraz huzur her şeye bedel.  
Boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?    
Ölüm, yaşam uykusundan uyanmaktır.  
Dünya dolu yar olsa da, alacağın bir tane.    
İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil tatlı dildir.   
Her yeni doğan bebek yeni bir dünya demek.  
Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?
Yaz Dostum, Kimse göçmez bu Dünya'dan mal ile.
Devran dönüyor dostlar Ben dönmüşüm çok mu?     
İnsan iki lokma ekmek için Ömür boyu dövüşecek.   
Üç beş günlük dünya hayatı değmiyor hiçbir kavgaya.      
Bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade.    
Geçmişini bilmeyen bugününü anlayamaz ve yarınını kuramaz.      
Bir gün ölürsem, öldüğüm günü değil, doğduğum günü hatırlayın.
Adınız anılmadığı gün gerçek anlamda bu dünyayı terk etmiş oluyorsunuz.
Para, pula, ihtişama aldanıp kanma dostum İçi boş insanların bu dünyada yeri yok.
Altın çöpe düşse değerini kaybeder mi? tenekeyi parlatsan hiç çeyrek altın eder mi?  
Hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde bir türkü tutturmuşum duyuyorsun değil mi?     
Gençlerimizin ülkemizi iyi yerlere getireceğinden eminim; biz onlara köstek olmayalım yeter.
Ben yaşarken kendime sanatçı diyemem, çok ayıptır. Ancak on, yirmi, kırk yıl sonra diyebilirler.   
Ne yazık ki, her beraberliğin bir de ayrılığı oluyor; ne yazık ki, her başlangıcın bir sonu olduğu gibi.  
Kim seçer ki bozuk yolu Eğri eğri, doğru doğru Benim yolum bana doğru Hiç yolumdan döner miyim.
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız, uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor biliyorum dönence.  
Çivi çiviyi söker derler, soğuktan donanı buzla ovarlar. ben zaten yanmışım dostlar, peki beni fırına mı koysalar.  
Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası, topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası. Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna.    
Barış, yolun sonunda Yürü demek boşuna, Hayat duruyor dostlar Ben durmuşum çok mu? Yaşam bitiyor dostlar Ben bitmişim çok mu?     
Çıkmaz sokağa girmeden gösterelim ve hiçbir insandan esirgemeyelim sevgilerimizi. Üç beş günlük dünya hayatı değmiyor hiçbir kavgaya.    
Bir gün dönsem sözümden Düşerim dost gözünden, Dünya dönüyor dostlar Bir sözden dönsem çok mu? Devran dönüyor dostlar Ben dönmüşüm çok mu?     
Ben yaşanmış her şeyi seviyorum, birileri tarafından yaşanmış, paylaşılmış her şeyi seviyorum.  Düşünülenin aksine ben tarih sevmiyorum, geleneği seviyorum. Tarih ölür, gelenek yaşar.  
Barış Manço şarkı söyler, ikincisi çocuk programı yapar, üçüncüsü dünyayı gezer. Bu toplum beni şarkı söylerken tanıdı ve çocuklarla ilgilenirken bir daha tanıdı ve bu arada dünyayı dolaşıp başka insanları anlatan kişi olarak tanıdı. Ben bu dünyaya şarkıcı olarak gelmedim. Benim birinci işim bu değil. Ben düşüncelerimi bu dünyaya aktarmak için geldiğime inanıyorum.

Yaz dostumYoksul görsen besle kaymak bal ile
Yaz Dostum
Selam büyüklerMerhaba çocuklarBu akşam size yeni bir öyküm varDilim sürçerse kusura bakmayınBir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.
Kazma
Şam ipeğinden urba giysen bile.Zemzem suyuyla yıkansan bile.Dünya ahiret bir keyif sürmek için.Mutlak dökmeli helal alın teri.
Kazma
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür dersenKaz gelen yerden tavuğu esirgemezsenBu kafayla bir baltaya sap olamazsın amma!Gün gelir sapın ucuna olursun kazma.
Kazma

Deste deste gül topladım,Gül dalında bülbül nerde?Enginlere yelken açtım,Yelkenimde rüzgâr nerde?Yaz güneşi kavururken,İki damla suyum nerde?Sonbaharda akşam vakti,Erken çöken hüznüm nerde?
Nerede
Taş üstüne taş koya koya,Yarattığın dünyanınÇöktüğünü görmek bir yanaBir de altında kalmak var ya!
Abbas Yolcu
Sana uzattılar elleriniGörmek istemesen de,Bir gün o eller üstündeBu dünyadan göçmek var ya!
Abbas Yolcu
Unutma ki dünya fani,Veren Allah alır canı.
Can Bedenden Çıkmayınca

Barış, yolun sonundaYürü demek boşuna,Hayat duruyor dostlarBen durmuşum çok mu?Yaşam bitiyor dostlarBen bitmişim çok mu?
Ali Yazar Veli Bozar
Bir gün dönsem sözümdenDüşerim dost gözündenDünya dönüyor dostlarBir sözden dönsem çok mu?
Ali Yazar Veli Bozar
Yıllardır sürüp gidenBir pay alma çabası,Topu topu bir dilimKuru ekmek kavgası...Bazen durur bakarımBu ibret tablosuna.Kimi tatlı peşindeKimininse tuzu yok.
Halil İbrahim Sofrası
Topraktan geldi insan,Yine toprağa dönecekİki lokma ekmek içinÖmür boyu dövüşecek.
Yol
Rakı da bir ayran da içmesini bilene,Güzel de bir çirkin de sevdim diyene.
Lahburger

Barış Yesari, FOX'ta yayınlanan Mahkum isimli televizyon dizisinin baş kahramanlarından biridir. İsmail Hacıoğlu tarafından canlandırılmaktadır.

"Bir çocuğun ruhunu öldürmek de cinayettir!"
— N'aber?— Daha belli değil.
"Ben makul bir insanım aslında. Makul bir manyağım!"
"Gündüz solup akşam açanlara!"
— İçmişsin yine bi' dünya.— Ama kafam bi' dünya değil, onu n'apıcaz?
"Sen beni hiçbir zaman yakalayamayacaksın savcı! Never ever!"
"Al, hepimizi al! Al hepimizi!"
"Babyy!"
"Kıskanma oğlum, benim mezar taşımda da senin adın yazacak."
"Elimizde tek Yesari ben kaldım."
"Savcının da manyağı bana denk geldi!"
"Birinin felaketi, öbürünün mucizesi olabilir."
"Bir balık kuşa aşık olmuş, kuş da balığa… Tamam demiş; ben de seni seviyorum ama nerede yaşayacağız biz aşkımızı, yuvamız neresi olacak bizim? Ben suda yaşayamam."
"İnsan kalbine hakim olamayınca, kalbindekine mahkum oluyormuş."
"Ben katilim, evet. Ben öldürmeyi senden öğrendim."
"Kimse bana acımadı. Ben de hiç kimseye acımıyorum!"
"Siz, suça ceza kesersiniz. Ama biz, nedenleri cezalandırmak için geliyoruz. O kör gözlerinizi açmaya!"

Barış Özcan (d. 23 Temmuz 1974, Kuzguncuk, İstanbul), Türk YouTuber, yönetmen, hukukçu ve hikâye anlatıcıdır.

Okumak öğrenmenin yollarını ve kendini keşfetmektir.
Yapay zeka bildiğimiz anlamdaki insanlığın icat ettiği büyük şey olabilir.
Kahraman tek bir mekanda olmasına rağmen bir iç yolculuk da yapabilir.
Japonlar, kitapları sonuna kadar okuyamayıp yığma huyuna bir isim bile vermişler: Tsundoku!
Beyin bilgisayar teknolojisi bilmediğimiz anlamdaki yeni insanlığın icat ettiği ilk büyük şey olabilir.
Kuantum Üstünlüğü  Kuantum dünyasını her gün deneyimlediğimiz fiziksel dünyanın mantığıyla kavramak çok zor.
Evrenin farklı noktalarından baktığımızda onun o anki gerçekliğini değil farklı zamanlardaki gerçekliğini görüyoruz.
Hangi bölüme giderseniz gidin. Ya da hangi bölümden mezun olmuş olursanız olun. Kendinize öğrenmeyi, ögretin. Hayat boyu "öğrenmeyi".
Herkesin zorunluluktan ötürü yapmak zorunda kaldığı şeyleri siz oyunlaştırarak ve dolayısıyla isteyerek ve eğlenerek gerçekleştirmeye çalışın.
Eskisinden çok daha fazla veri üretip çok daha hızlı paylaşıyoruz. Ancak bunların içinde "anlamlı bilgi'ye ulaşmak samanlıkta iğne bulmak kadar zor.
İyi hikayeleri diğerlerinden ayıran en önemli farklılık bu yolculuğun kahramanı nasıl değiştirdiğidir. Önemli olan varacakları hedef değil, üzerinde yürüdükleri yollardır.
Dr. Ford'un da dediği gibi "bilinç bir piramit değil, bir labirenttir." Evet, bilinç bir labirent ve bizler de o labirentin kıvrımları arasında kendimizi bulmaya çalışan varlıklarız.
İyi hikayeler, kahramanlarını yolculuğa çıkartır. Onlarla beraber sizi de hayali bir seyahate sürükler. Bunun kelimenin gerçek anlamıyla fiziksel bir yolculuk olması gerekmez.
Yapay zeka bildiğimiz anlamdaki insanlığın icat ettiği büyük şey olabilir. Beyin bilgisayar teknolojisi bilmediğimiz anlamdaki yeni insanlığın icat ettiği ilk büyük şey olabilir.

Baskı (İngilizce özgün adıyla One Hour Photo), senaristliğini ve yönetmenliğini Mark Romanek'in üstlendiği, 2002 yapımı, psikolojik gerilim türündeki ABD filmi.

Kimse, unutmak istediği bir şeyin fotoğrafını çekmez.
Çoğu kimse ufak şeylerin resmini çekmez... Kullanılmış bir yara bandı, benzincideki bir adam, jölenin üzerindeki bir arı... Fakat bütün bunlar yaşamlarımızın gerçek resimlerini meydana getiren şeylerdir. İnsanlar bunların fotoğraflarını çekmez.

Bill Owens: Fotoğraflarını bastırabileceğin başka binlerce yer var Sy. Bu yüzden buraya gelmenin ve benimle uğraşmanın hiçbir nedeni yok.
Sy Parrish: Güzel bir nedeni var. O makineyi kendim ayarladım. O, eyaletteki en iyi makinedir.

Robin Williams - Seymour "Sy" Parrish
Michael Vartan - Will Yorkin
Connie Nielsen - Nina Yorkin
Dylan Smith - Jake Yorkin
Gary Cole - Bill Owens
Erin Daniels - Maya Burson
Eriq La Salle - Det. James Van Der Zee
Clark Gregg - Det. Paul Outerbridge
Paul H. Kim - Yoshi Araki

Batman & Robin, Joel Schumacher tarafından yönetilen 1997 yapımı süper kahraman filmidir. DC Comics karakteri Batman'in uyarlandığı 1995 tarihli Batman Daima'nın devam filmidir.

İnsan yaşlanmaya başlayınca ailesine düşkün oluyor.
Başarılı olmak için bir yıldız seçip izlemek gerekir.
İntikam güç değildir, herkes öldürebilir. Ama hayat vermek... işte güç bu!
Bazen başkasına güvenmeden başarıya ulaşamazsın.

Robin: Araba istiyorum. Kızlar araba seviyor.
Batman: Superman bu yüzden yalnız çalışıyor.

Bruce Wayne: Wayne elmaslarını istiyorum.
Robin: Onu tuzağa mı düşüreceğiz?
Bruce Wayne: Evet ama önce 10 saat similatör eğitimi yapacaksın.
Robin: Bak, hata yaptım, üzgünüm! Beni korumana gerek yok, bir daha olmayacak.
Bruce Wayne: Düşüncesizlik ettin ve neredeyse ölüyordun.
Robin: Bey iyiyim! Bak, işte buradayım, hayattayım! Bana güvenmezsen nasıl çalışabiliriz, söyler misin?

Bruce Wayne: Biraz fazla heyecanlı ve düşüncesiz. Yaralanmayacağından emin olamıyorum.
Alfred: Belki de siz tam olarak kimseye güvenmiyorsunuz.
Bruce Wayne: Yine de onun tarafını tuttuğunu söyleme Alfred.
Alfred: Tüm yeteneklerinize rağmen bir aile olmanın anlamını bilmiyorsunuz. Efendi Dick de sizinle aynı yıldızı hedef alıyor. Ama oraya kendi yolundan ulaşacak. Ona güvenmeyi öğrenmelisiniz. Bu ailenin doğasında var.
Bruce Wayne: Sana güveniyorum Alfred.
Alfred: Sonsuza dek burada olmayacağım.

Robin: O atlayışı yapabilirdim!
Batman: Çarpsaydın beynin binanın ön tarafında dağılabilirdi!
Robin: Sirkteyken Uçan Graysonlar bir ekipti! Hepimiz birbirimize güvenirdik, ortakların böyle yapması gerekir! Bazen kazanmanın tek yolu başkasına güvenmektir.
Batman: Aklını işe vermedin, tek düşündüğün zehirli sarmaşıktı!
Robin: Senin yerine beni istediğin için kızdın! Arkadaşlık senin için bu mu? Senin evin, senin kuralların hatta senin yaşam stilin... Batman & Robin, Robin & Batman değil! Bıktım artık!
Batman: Evet, benim kurallarım! Benim kurallarım sayesinde hayattayız! Bu evde ve bu ekipte kalmak istiyorsan onlara uysan iyi olur!
Robin: Bu ortaklık değil. Bana güvenmiyorsun bile!

Batman Başlıyor (İngilizce özgün adıyla Batman Begins), 2005 yapımı ABD filmi.

Benim aradığım gerçek adalet için savaşma görevi , korkuyu ondan korkanlara karşı kullanmak için...
Gotham'daki insanlara bu şehrin böyle kirlenmeyi hak etmediğini göstermeye haklıyım.
İnsanların uyanması için şok edici örnekler gerekiyor. Bruce Wayne olarak ben bunu yapamam. Ben bir insanım. Etten kemikten yapılmışım. Belki yok edilebilirim. Ama bir sembol olarak, bir sembol olarak ben asla kokuşmam. Ölümsüz olabilirim.
Burası Wayne yatırımcılık Bay Earl. Size döneceklerinden eminim.
Yarasa gibi giyinen bir adamın kesin sorunları var demektir.
(Batman olmaya hazırlanan Bruce Wayne kendisiyle dalga geçiyor.)
Ne olduğun önemli değil yaptığın işler seni diğerlerinden ayırır.
İçimde olan değil, yaptıklarım tanımlar beni.

Suçlular toplumun hoşgörüsünden faydalanarak ayakta kalırlar.
Suçlular dünyasını keşfetmeye çalışıyordun ama gerçek niyetin ne olursa olsun, nedense bir şekilde yoldan çıktın.
İntikamcılar kendi zevkleri içinde kaybolan tiplerdir.Yani yok edilebilirler ya da hapse girerler.
Korkuyu birinin üzerinde kullanmak için önce kendi korkularının efendisi olmalısın.
Suçunu öfkenle bastırmayı öğrenmişsin. Sana yüzleşmeyi öğreteceğim ve gerçeği kabul etmeyi. 6 adamla dövüşmeyi biliyorsun. Şimdi 600 adamla ne yapılır onu öğreneceksin. Kaybolmayı biliyorsun. Sana gerçekten görünmez olmayı öğreteceğiz.
Suç toplumun bu kadar çok anlayış göstermesinden dolayı bu kadar büyümüş ve çoğalmıştır.
Eğitim hiçbir şeydir, ama istek her şeydir.
İnsanüstü biri olabilirsen , kendini bir ideale adayabilirsen , sana engel olmazlarsa , işte o zaman tamamen başka biri haline gelirsin...
Bir gün o sevdiğin kişinin hiç var olmamış olmasını dileyeceksin , ve böylece acından ayrılacaksın
Öfken sana büyük bir güç verir , ama bırakırsan seni yok edebilir.

Senin dünyandaki insanların kaybedecek çok şeyi vardır. Evet, biliyorum. Annen ve baban vuruldu diye hayatın acımasız yüzünü biliyorum sanıyorsun, ama bilmiyorsun. Sen çaresizliği hiç tatmadın. Sen Bruce Wayne'sin. Gotham'ın prensisin. Adını bilmeyen biri için 1000 mil uzağa gitmen gerek. Bu yüzden sakın öfkeni kusmak için buraya gelme. Kendini kanıtlamaya çalışma. Bu senin asla anlamayacağın bir dünya. Ve insan her zaman anlamadığından korkar.

Beni burada görevlendirirken ne olduğunu iyi anlattılar; boş iş.

Bruce Wayne: Bak bu gördüğün ben değilim. Aslında benim de dahası da var...
Rachel Dawes: Bruce sen aslında eskiden olduğu gibi harika bir çocuksun. Sorun ne olduğun değil, yaptığın işler seni diğerlerinden ayırır.

﻿

Batman Daima, (İngilizce: Batman Forever) 1995 yapımı ABD filmidir.

Bebekler açlıktan ölürken, politikacılar şişmanlar.
Eğitimli bir hayvanı vahşi doğaya sokmak her zaman risklidir.

Bruce Wayne: Nereye gideceksin? Sirk şimdiye kadar metroplolis yolunu yarılamıştır.
Robin: Two Face'i bulacağım, sonra onu öldüreceğim.
Bruce Wayne: Two Face'i öldürmek acını dindirmeyecektir, aksine arttıracaktır.
Robin: Bak, nasihat etmeye kalkma, tamam mı Bruce? Öğüdüne de ihtiyacım yok yardımseverliğine de.

Bruce Wayne: Çocukken, annem ve babam gözümün önünde öldürüldü. Olanların hepsini hatırlayamıyorum. Ama rüyalarımda gördüğüm zaman ışıklar... şimdi yeni bir nesne çıktı, daha önce görmemiştim: Kırmızı deri bir defter. Bir şey daha var, artık rüyalarımı uyanıkken de görüyorum.
Chase Meridian: Bruce, bastırılmış anıları tarif ediyorsun. Yüzeye çıkmaya çalışan unutulmuş bir acının imgelerini tarif ediyorsun.

Robin: Alçak herif! Ölen sen olmalıydın! Senin yüzünden! Eğer, Two Face'e sirkte olduğunu söyleseydin ailem bugün yaşıyor olacaktı!
Batman: Eğer Bruce Wayne ailen için canını verebilseydi, verirdi.

Robin: Gün geçtikçe, her an, tek düşünebildiğim Two Face'i öldürmek. Bütün hayatımı aldı. Ama bu gece dışarıdayken, dövüştüklerimin yerinde o vardı sanki, hatta sana vururken bile. Bütün acım gitti. Anlıyor musun?
Bruce Wayne: Evet, anlıyorum.
Robin: İyi. Çünkü onu bulmama yardım etmelisin. Ve bulduğumuzda, onu ben öldüreceğim!
Bruce Wayne: Demek; birinin hayatını almak istiyorsun.
Robin: Sadece Tow Face'inkini.
Bruce Wayne: Sonra ne olacağını söyleyeyim: Onu öldüreceksin. Ama Harvey ile birlikte acın dinmeyecek, daha da artacak. Sonra gece dışarı çıkıp başka bir yüz arayacaksın, sonra başka bir tane daha ve bir tane daha... ta ki korkunç bir sabah uyanıp da bütün hayatının intikam olduğunu ve nedenini bilmediğini anlayana kadar.
Robin: Sen anlayamazsın! Ailen bir manyak tarafından öldürülmedi!
Bruce Wayne: Evet, öldürüldü. Biz aynıyız.
Robin: Eğer aynıysak bana yardım et. Beni eğit, bırak ortağın olayım!
Bruce Wayne: Olmaz, yapamam. Hâlâ bir seçim şansın var.
Robin: Bak Bruce, hoşuna gitse de gitmese de bu işin bir parçasıyım.

İki güvenlik görevlisi alışveriş mağazasına gizlice giren ‘ Catwoman ”ı gördüklerinde şaşırarak
Güvenlik 1-Bu da kim?
Güvenlik 2-Bu da ne?
Güvenlik 2-Ateş mi etsem, aşık mı olsam, bilemiyorum.
Catwoman - Zavallılar.Silahlarınız ile cinsel organlarınızın yerini hep karıştırırsınız.

Belediye başkanlığına adaylığını açıkladığı sırada penguen’in yanına yaklaşan genç bir kadın ile arasında geçen diyalog
+Bir gencin örnek alabileceği en sıkı kişisiniz  Bay Cobblepot.
-Sen de örnek adamın sahip olabileceği en azgın gençsin.

Penguen Ve Catwoman arasında geçen ilginç diyalog Catwoman Batman’i yok etmek için penguen ile güç birliğine gitmek istiyor.
-Hem niye kaltak bir kediye güveneyim ki? Babası midilli almadığı için çok bozulmuş kız toplantılarında kurumuş karının tekisin.

Gerçeğin iki yüzü vardır…
Esas normal kabul edilen erkekler kadınları hayal kırıklığına uğratır.Manyaklar beni korkutmaz.Hiç değilse deli gömleğiyle bağlılar.
Catwoman: Beni bu hafta öldüren ikinci adamsın.Ama daha yedi canım var.
Gotham’ın geleceği parlak çocuklarını daha büyümeden yok etmek…Çok iyi olacak.Onları buraya nasıl toplayacağımı sorarsan…”Penguenli Köyün Kavalcısı” hikayesi.
Penguen : Madem bana saygı göstermediler ben de onları doğrarım!
Beni kıskanıyorsun, çünkü ben hakiki bir ucubeyim! Sense maske takmak zorundasın!
+Ve sen Bruce Wayne…Niye Batman kılığına girdin?
-Çünkü o Batman geri zekalı!

Penguen: Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorum!Bu kokuşmuş şehirle…

Kara Şövalye (Özgün adı: The Dark Knight), Christopher Nolan tarafından yönetilen 2008 yapımı süper kahraman, aksiyon ve suç filmidir. Filmin olay örgüsü Batman, bölge savcısı Harvey Dent, asistan Rachel Dawes ve polis komiseri James Gordon'ın organize suçlarla mücadelelerinin ve yeni tehdit Joker'in etrafında gelişmektedir.

Benim inandığım, "insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır."
(Gambol'ın ağzına bıçağı soktuğu sırada) Bu yaralar nasıl oldu, anlatayım mı? Babam ayyaşın ve itin tekiydi. Bir gece her zamankinden daha fazla tırlattı. Annem kendini korumak için mutfak bıçağına davrandı. Babam bundan hiç hoşlanmadı. Ben seyrederken annemi bıçakladı. Bu sırada gülüyordu. Bana dönüp dedi ki: "Neden bu kadar ciddisin?" Bıçakla peşime düştü. "Neden bu kadar ciddisin?" Bıçağı ağzıma soktu: "Yüzüne bir gülücük konduralım." Ve...
(Parti sahnesinde Rachel'a yüzündeki yaraların hikâyesini anlatırken) Bir zamanlar karım vardı. Çok güzeldi, senin gibi. Benim çok endişelendiğimi, daha fazla gülmem gerektiğini söylerdi. Kumar oynadı, tefecilere çok borçlandı. Bir gün yüzünü çizdiler. Ameliyat için paramız yoktu. Buna dayanamıyordu. Onu tekrar gülerken görmek istiyordum. Yaralarını umursamadığımı bilmesini istiyordum. Ben de ağzıma bir jilet soktum ve bunu yaptım kendime. Bir şey diyeyim mi? Beni görmeye dayanamadı. Beni terk etti. İşin komik tarafını gördüm. Artık hep gülümsüyorum.
(Sorgu odasında bulunan polise) Neden bıçak kullanıyorum, biliyor musun? Tabanca çok hızlı. Böylece küçük anların tadına varıyorsun. İnsanlar son anlarında gerçek yüzlerini gösterirler. Yani bir açıdan, dostlarını senden daha iyi tanıyorum. Hangileri korkaktı, öğrenmek ister misin?
Tek önemsediğin şey para. Bu şehre daha klas suçlular lazım. Bunu onlara vereceğim.
Konu para değil. Bir mesaj göndermek. Her şey yansın! 
(Hastane odasındaki Harvey Dent'e) Plan yapan birine benziyor muyum? Ne olduğumu biliyor musun? Arabaları kovalayan bir köpeğim. Arabayı yakalasam ne yapacağımı bilemem. Anladın mı? Sadece yaparım. Mafyanın planları olur. Polisin planları olur. Gordon'ın planı olur. Hepsi de komplocudur. Küçük dünyalarını kontrole çalışırlar. Ben komplocu değilim. Komploculara bir şeyleri kontrol etmeye çalışmanın zavallılığını gösteriyorum.
(Hastane odasındaki Harvey Dent'e) Birkaç bidon benzin ve birkaç mermiyle şu şehre neler yaptığıma bak. Biliyor musun neyi fark ettim? Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile. Yarın basına bir çete üyesi vurulacak, bir kamyon dolusu asker havaya uçacak desem kimse paniklemez. Çünkü plana uygun olur. Ama küçük bir belediye başkanı ölecek desem... herkes kafayı yiyor. Biraz anarşi. Mevcut düzeni sarsınca her şey kaosa dönüyor. Ben kaosun elçisiyim.
Gotham'ın beyaz atlı şövalyesini alıp bizim seviyemize indirdim. Çok da zor olmadı. Bildiğin gibi, delilik yer çekimi gibidir: Bütün yapman gereken biraz itmek.

Gotham'a yüzü olan bir kahraman gerek.
Sen peşime düşecek, beni lanetleyecek, üzerime köpekler salacaksın. Çünkü olması gereken bu. Çünkü bazen gerçek, yeterince iyi değildir. Bazen insanlar fazlasını hak eder. Bazen insanlar, inançlarının ödülünü alır.

Gecenin en karanlık anı şafaktan hemen öncedir. Ve size yemin ediyorum, şafak geliyor. Bir gün Batman çiğnediği kanunlar için hesap verecektir. Ama bize.
Ya kahraman olarak ölürsün ya da yeterince uzun yaşayıp kötüye dönüştüğünü görürsün.

(Bruce Wayne'e Joker'i anlatırken) Bazı insanlar para gibi mantıklı şeylerin peşinde değildir. Satın almak, korkutmak, anlaşmak ya da pazarlık etmek mümkün değildir. Bazı insanlar sadece dünyanın yandığını seyretmek ister.

Banka Müdürü: Kendini zeki mi sanıyorsun? Sizi kiralayan adam aynı şeyleri sana da yapacaktır. Bu şehirde suçlular bazı değerlere inanırdı. Onur... Saygı... Bir de sana bak! Sen neye inanıyorsun?!
Joker: Benim inandığım, insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır.

Alfred: Ne zaman kendi yaralarınızı dikseniz ortalığı kan götürüyor.
 Bruce Wayne: Evet. Hatalarımdan ders almamı sağlıyor.
Alfred: Öyleyse son derece bilge biri olmuşsunuzdur artık.

Joker: Ben de kendi esprilerim kötü sanıyordum.
Gambol: Adamımın kafanı koparmaması için bir tek neden söyle.
Joker: Bir sihir numarası yapsam? Şimdi bu kalemi yok edeceğim.(Gambol'ın adamlarından biri masaya doğru yaklaşırken Joker adamın kafasını hızlı bir hareketle masaya vurur, kalemi de gözünden içeri sokar.) Ta da! Yok oldu.

Joker: Saatleri bir yıl öncesine alalım. Polis ve hukukçular hiçbirinize yamuk yapamazdı. Ne oldu peki? Yoksa cesaretiniz mi düştü? Benim gibi biri...
Gambol: Ucube!
Joker: Bakın, dinleyin. Bu küçük grup terapisini neden gündüzleri yaptığınızı biliyorum. Geceleri neden dışarıya çıkmaktan korktuğunuzu da. Batman. Batman, Gotham'a ne yazık ki gerçek yüzünüzü gösterdi. Dent ise sadece başlangıç. Televizyondaki şu sözde plana gelince, Batman'in yetki alanı yoktur. Onu bulacak ve öttürecektir. Ötecek kişiyi hemen anlarım. (Lau'yu kastederek)
Çeçen: Ne öneriyorsun peki?
Joker: Çok basit. Batman'i öldürelim.
(Gülüşürler)
Joker: Bir işi iyi yapıyorsan asla bedava yapmamalısın.
Çeçen: Ne kadar istiyorsun?
Joker: Yarısını.
Gambol: Delisin sen!
Joker:  Hayır, değilim. Bu işi şimdi halletmezsek yakında minik Gambol büyükannesine bozuk para bile götüremez.

Joker: Geldik işte!
(Asansörden inip partiye girer.)
Joker: İyi akşamlar bayanlar ve baylar. Bu geceki eğlenceniz biziz. Bir tek sorum olacak. Harvey Dent nerede? Harvey'nin yerini, kim olduğunu biliyor musun? Harvey'yi nerede bulacağımı biliyor musun? Onunla konuşmalıyım. Küçük bir şey sadece. Hayır mı? Neyse, ben de sevdikleriyle yetinirim.
Konuklardan biri: Biz haydutlardan korkmayız.
Joker: Biliyor musun, bana babamı hatırlattın. Ondan nefret ederdim!
Rachel: Tamam, dur.
Joker: Merhaba güzelim. Sen Harvey'nin manitası olmalısın. Ne de güzelmişsin öyle. Gergin görünüyorsun. Yaralar yüzünden mi? Nasıl olduklarını öğrenmek ister misin? Gel buraya. Bana bak. Bir zamanlar karım vardı. Çok güzeldi, senin gibi. Benim çok endişelendiğimi, daha fazla gülmem gerektiğini söylerdi. Kumar oynadı, tefecilere çok borçlandı. Bir gün yüzünü çizdiler. Ameliyat için paramız yoktu. Buna dayanamıyordu. Onu tekrar gülerken görmek istiyordum. Yaralarını umursamadığımı bilmesini istiyordum. Ben de ağzıma bir jilet soktum ve bunu yaptım kendime. Bir şey diyeyim mi? Beni görmeye dayanamadı! Beni terk etti. İşin komik tarafını gördüm. Artık hep gülümsüyorum.
Joker: (Rachel dizi ile vurduktan sonra) Savaşçı tarafın var. Bunu severim.
Batman: O hâlde bana âşık olacaksın.

Bruce Wayne: Suçlular karmaşık değildir Alfred. Neyin peşinde olduğunu öğrenmeliyiz.
Alfred: Kusura bakmayın Efendi Wayne, belki siz de bu adamı tam olarak anlamıyorsunuz. Çok uzun zaman önce Burma'daydım. Dostlarımla yerel hükûmet için çalışıyorduk. Kabile liderlerinin sadakatini, değerli taşları onlara rüşvet olarak vererek satın almaya çalışıyorlardı. Ama kervanları Rangoon'un kuzeyinde bir ormanda bir eşkıyanın baskınına uğradı. Biz de taşları aramaya gittik. Altı ay boyunca onunla ticaret yapan kimseyi bulamadık. Günün birinde, portakal büyüklüğünde bir zümrütle oynayan bir çocuk gördüm. Eşkıya onları bir kenara atıyordu.
Bruce Wayne: Neden çalıyordu peki?
Alfred: Çünkü bunu keyif verici olarak görüyordu. Bazı insanlar para gibi mantıklı şeylerin peşinde değildir. Satın almak, korkutmak, anlaşmak ya da pazarlık etmek mümkün değildir. Bazı insanlar sadece dünyanın yandığını seyretmek ister.

Lucius Fox: Sizin için ne yapabilirim Bay Reese?
Coleman Reese: LMY Holding'in raporunun üzerinden geçmemi istemiştiniz. Bazı düzensizlikler buldum.
Lucius Fox: Genel müdürleri gözaltında.
Coleman Reese: Hayır, onların değil, sizin rakamlarınızda. Uygulamalı Bilimler. Wayne Holding'in koca bir bölümü bir gecede ortadan kayboldu. Ben de arşive inip eski dosyaları çıkardım. Sakın sizin bebeğinizin akşam haberlerde devriye arabalarını kızartışını fark etmediğinizi söylemeyin. Ar-Ge bölümü bol keseden para harcıyor. Ordu için cep telefonlarıyla ilgili olduğunu iddia ediyorlar. Onlar için şimdi ne yapıyorsunuz? Roket gemisi mi? Hayatım boyunca her yıl 10 milyon dolar istiyorum.
Lucius Fox: Şunu açığa kavuşturalım. Müşterinin, yani dünyanın en zengin ve en güçlü adamlarından birinin bir intikamcı olduğuna ve geceleri çıplak elleriyle haydut patakladığına inanıyorsun ve planın bu adama şantaj yapmak, öyle mi? Bol şans.

Batman: Dent nerede?
Joker: O mafya bozuntuları ölmeni istiyor ki işleri eski düzenine dönsün. Ama ben gerçeği biliyorum. Artık dönüş yok. Her şeyi değiştirdin. Sonsuza dek.
Batman: O zaman beni niye öldürmek istiyorsun?
Joker: (Kahkaha atar.) Seni öldürmek istemiyorum. Sensiz ne yaparım ben? Gidip mafyayı mı soyayım? Hayır. Hayır. Hayır! Sen beni tamamlıyorsun.
Batman: Para için öldüren pisliğin tekisin.
Joker: Onlardan biriymiş gibi konuşma. Değilsin. Olmak istesen bile değilsin. Onlar için bir ucubesin. Tıpkı benim gibi. Şu anda sana ihtiyaçları var, ama olmadığında cüzzamlı gibi dışlarlar seni. Onların ahlakı, yasaları kötü bir espri gibi. İlk sorun belirtisinde defedildin. Ancak dünyanın izin verdiği kadar iyiler. Sana göstereceğim. İşler yolunda gitmediğinde, şu medeni insanlar birbirlerini yer. Yani ben canavar değilim. Sadece herkesten öndeyim.
Batman: (Joker'i yakasından tutarak) Dent nerede?
Joker: O kadar kuralın var. Onlar seni kurtarır sanıyorsun.
Batman: (Joker'i duvara yapıştırarak) Bir tek kuralım var.
Joker: Gerçeği öğrenmek için o kuralını çiğnemen gerekecek.
Batman: Neymiş o?
Joker: Bu dünyada yaşamanın tek mantıklı yolu kuralsızlık. Bu gece, tek kuralını çiğneyeceksin.
Batman: Bunu düşünebilirim.
Joker: Sadece dakikalar kaldı. Onlardan birini kurtarmak için benim oyunumu oynamalısın.
Batman: "Onlar" mı?
Joker: Biliyor musun, bir süre için senin gerçekten Dent olduğunu sandım. Rachel'ın arkasından atladığın için.
(Batman Joker'i havaya kaldırıp masanın üzerine yapıştırır. Joker güler.)
Joker: Şu hâline bak?
Joker: Harvey, seninle sevgilisinin ilişkisini biliyor mu?
Batman: (Joker'in kafasını sertçe cama vurur.)

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Almanca: Im Westen nichts Neues), Erich Maria Remarque'ın 1929 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan ve Edward Berger'in yönettiği 2022 yapımı Alman epik savaş karşıtı bir filmdir.

Teğmen: Adın ne asker
Albert Kropp: Kropp, Albert Kropp Teğmenim.
Teğmen: Pis kızları sever misin Kropp?
Albert Kropp: Hayır efendim
Teğmen: O zaman neden onlardan biriyle yatıyorsun?

Felix Kammerer: Paul Bäumer
Daniel Brühl: Matthias Erzberger
Albrecht Schuch: Stanislaus
Aaron Hilmer: Albert Kropp
Edin Hasanovic: Tjaden Stackfleet
Devid Striesow: General Friedrich
Arian Grünewald: Ludwig Behm
Moritz Klaus: Franz Müller
Sebastian Hülk: Binbaşı Von Brixdorf
Dominikus Weileder: Der Junge
Anton von Lucke: Hauptmann Von Helldorf
Thibault de Montalembert: General Ferdinand Foch
Andreas Döhler: Lieutenant Hoppe
Joe Weintraub: Hauptmann Geyer
Michael Wittenborn: Rektor
Peter Sikorski: Sergeant
Tobias Langhoff: Tümgeneral Von Winterfeldt
Luc Feit: Stabsarzt

Batı Trakya  (Yunanca: Θράκη Traki), tarihi Trakya bölgesinin Yunanistan'da yer alan bölümüdür.

Batı Trakya Türklerinin kurduğu dernekleri sadece adında Türk kelimesi geçtiği gerekçesiyle kapatan Yunanistan’ın bu eylemleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla da mahkum edilerek tescillenmiştir. Ancak Yunanistan hala AİHM kararlarını uygulamaktan imtina etmektedir. 'Türk yoktur' demek, Türklere ait okul ve dernekleri kapatmak, cami açılışlarını engellemek tüm demokratik ve çağdaş değerler ile tarihi gerçekleri inkar etmek demektir. AB ve üçüncü taraflar da bu haksızlığı, hukuksuzluğu ısrarla görmezden gelmekte, dehşet bir paradoksal yaklaşımla gerçekleri tamamen ters yüz ederek Türkiye'yi saldırgan göstermek için her türlü aldatmacaya başvurmaktadır. Biz, Batı Trakya Türklerinin durumlarının iyileştirilebilmesi için konuya uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalar kapsamında evrensel insan hakları çerçevesinde bakılması gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz.
Hulusi Akar
Batı Trakya'da herhangi bir derneğin veya okulun adında Türk ifadesinin geçmesinin rahatsızlık duyan Yunanistan'a, Başbakan'ına, Cumhurbaşkanı'na hatırlatmak isteriz, kendinize gelin. Amerika'dan, Avrupa'dan gelen destekler zannediyor musunuz sizi kurtarır? Kurtarmaz. Sadece patinaj yaparsınız, başka bir işe yaramaz.
Recep Tayyip Erdoğan

Batılı güçler kurdukları tuzak örgütlerle onlarca ülkede istikrarı bozdular. Onlarca milyon Müslüman sürgün, yüz binlercesi acımasızca öldürülüyor. Sesi en gür çıkan ülke Türkiye, eskiden sesi çıksa da kimse duymazdı. Şimdi hem TRT ve Anadolu Ajansı, hem de el-Cezire gibi kanallar Türkiye’nin Afganistan, Bosna, Myanmar, Irak ve Suriye’de ne kadar cefakâr çalıştığını görmektedir.
Ahmet Kavas
Batı özellikle de İstanbul'un fethinden bu yana, İslam'a karşı cephe almış; İslam karşıtlığı Doğu nefretiyle karışarak karşımıza bir duvar olarak örülmüş. Herkes elini kolunu sallayarak NATO'ya girerken biz, 622 şehit 1256 da gazi vererek NATO üyesi olabilmişizdir. Öte yandan herhangi bir çatışmada zerre kadar katkı beklemediğimiz Yunanistan güle oynaya NATO üyesi olabilmiş. Niye? Hıristiyan'dır da ondan!
Aziz Üstel
Atlantik Okyanusu'nun iki yakasını tutan Batı'nın, İstanbul ve Kudüs'ü yakıp yıkan Haçlı seferleriyle, kaynaklarını yağmaladığı Latin Amerika'daki soykırımların, tarihin hafızasından silinmesi mümkün değildir. İbn Haldun'un Mukaddime'de, devletlerin yükseliş ve çöküşlerindeki aşamaları ayrıntılı olarak anlattığı “Tavırlar Teorisi”ninde vurguladığı gibi, Seküler Batı dünyası ekonomik ve askeri gücünün doğruğuna ulaştı. Nasıl insanların ölmeleri önlenemezse, devletlerin de yıkılmaları önlenemez.
Ersin Nazif Gürdoğan
Batı'nın estirdiği teknoloji odaklı seküler fırtına, bütün dünyada çok etkili oldu. Dünyanın her ülkesinde köklü dönüşümlere yol açtı. Bütün dünya Batı'nın seküler kültürüne dört elle sarıldı. Ancak Batı'da “Tanrı öldü” diyenler, hem Doğu'ya, hem de Batı'ya yalnızca savaş getirdi.
Ersin Nazif Gürdoğan
Batı, Türk’ün İslâm’ı temsilinden rahatsız. Batı’nın istediği İslâm örneği; IŞİD yani DAEŞ tipi. Batı, bu örgütlerden gayet memnun çünkü onların yapamayacağı çok büyük bir işi yapıyor bu oluşumlar. İslâm’ı Batı bu kadar karalamaya çalışsa başaramazdı. İslâm’ın bugün dahi en güzel temsilcisi Türklerdir.
Mim Kemal Öke
Şimdi buradan ben Batı'ya sesleniyorum, hepsine sesleniyorum, siz değil misiniz, Ruanda'da yüzbinlerce insanı katleden? Siz değil misiniz, milyonlarca Cezayirliyi katleden? Siz değil misiniz Afrika'nın her ülkesine sadece 'elmas, fosfat, altın var' diye giren ve oradaki insanları katleden. Siz katilsiniz, katil. Bugün hala aynı şeylerin arayışı içerisindesiniz ama kusura bakmayın. Lübnan'a gidiyorsun. Ne işin var senin Lübnan'da?
Recep Tayyip Erdoğan
Tarihte ilk defa sadece Batı uygarlığı bir düğmeye basarak bütün insanlığı yok edecek, yerküreyi küle çevirecek minyatür silahlar üretti; cismi küçük, cürmü büyük ölümcül silahlar. İnsanı ve dünyayı toza çevirecek ayartıcı, estetik ölüm makinaları!
Yusuf Kaplan
Batılılar, iki asırdır Türkiye’yi terbiye etmeye çalışıyorlar, celladına âşık ettikleri “içimizdeki İrlandalılar” vasıtasıyla! Kısmen de olsa başardılar bunu!
Yusuf Kaplan

Charles Pierre Baudelaire (9 Nisan 1821 – 31 Ağustos 1867), Fransız şair.

Aşk insanın fuhuş eğilimidir.   
İnsan tapınan bir hayvandır.    
Uyuyuversem! Benim neyime yaşamak.   
Bir yığın küçük sevinçtir mutluluğu oluşturan.   
Düşünceyle oluşan şey maddeden daha canlıdır.   
Güzel ve asil olan her şey mantık ve hesap ürünüdür.  
Mutluluk gelip evime yerleşti de ben onu tanıyamadım.   
Her nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi gelir.    
Bu dünyada her şey suç saçar: gazete, duvarlar ve insanın yüzü.    
Kötülük zahmetsizce işlenir, iyilik ise daima bir çeşit sanat ürünüdür.     
Bugün herkes hükmetme sevdasına tutulduğu için kimse kendini yönetmeyi bilmiyor.   
Bir hayli dinler gördük, andıran bizimkini, Hepsi merdiven kurmuş, göklere tırmanıyor.    
Başlamaya cesaret edilemeyen iş dışında hiçbir iş uzun değildir. İş böyle kabusa dönüşür.  
Ölüm düşüncesi ben de hep yaşam düşüncesiyle birlikte oldu. Yaşamdan acıyla tat aldım.   
Soyutlamanın dışında herhangi bir şeye yönelen heyecan bir zayıflık ve hastalık belirtisidir.     
Cinayet üzerine çok görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.     
Ne kötü şeydir öğretmenlerini değerlendirip yargılayabilen ve onlardan üstün olduğunun farkında olan bir çocuk olmak!   
Hiçbir zaman, hiçbir yerde rahat edemem, her zaman da bulunduğum yerden başka bir yerde daha iyi olacağımı sanırım.   
Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.    
Her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. Kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır. Bana gelince, hep bulunmadığım yerde rahat edeceğimi sanırım.   
Bir tapınaktır doğa, direklerinden akanAnlaşılması güç, karışık sesler duyulurVe kişi, tanıdık gözleriyle ona bakansimge ormanlarından geçip yola koyulur...Aydınlık gibi geniş ve gece gibi karaO derin birlik içinde, sesler, kokular, renkuzaktan uzağa karışan yankılara denkBirbirini işte böyle yanıtlamakta
Correspondances
Hem bıçağım hem de yara!  Hem yanağım hem de tokat!  Hem kurbanım hem de cellat,  Ezen ve ezilen çarkta!
Les fleurs du mal (1857)
Orijinali: Je suis la plaie et le couteau! / Je suis le soufflet et la joue! / Je suis les membres et la roue, / Et la victime et le bourreau!
Kralı gibiyim yağmurlu bir ülkenin,  Zengin, ama güçsüz, genç, yine de çok geçkin
Les fleurs du mal (1857)
Orijinali: Je suis comme le roi d'un pays pluvieux, / Riche, mais impuissant, jeune et pourtant très vieux
Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;  Deniz aynandır senin, kendini seyredersin  Bakarken, akıp giden dalgaların ardından,  Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.
Les fleurs du mal (1857)
Orijinali: Homme libre, toujours tu chériras la mer! / La mer est ton miroir; tu contemples ton âme / Dans le déroulement infini de sa lame, / Et ton esprit n’est pas un gouffre moins amer.
Şeytanın en büyük hilesi, var olmadığına dair seni ikna etmesidir.
Le spleen de Paris (1862)
Orijinali: La plus belle des ruses du diable est de vous persuader qu'il n'existe pas.
Tanrı hükmetmek için varolmaya ihtiyaç duymayan tek şeydir.
Fusées (1867)
Orijinali: Dieu est le seul être qui, pour régner, n'ait même pas besoin d'exister.
Saygıya değer üç varlık var: rahip, savasçı ve ozan. Bilmek, öldürmek ve yaratmak. Öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, ahir için yaratılmıştır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
Journaux intimes (1887)
Orijinali: Il n'existe que trois êtres respectables : le prêtre, le guerrier, le poète. Savoir, tuer et créer. Les autres hommes sont taillables et corvéables, faits pour l'écurie, c'est-à-dire pour exercer ce qu'on appelle des professions.
Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız.Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmis bir durumda uyanırsanız, sorun yele, dalgaya,yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun,“saat kaç” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: “Sarhoş olma saatidir..Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.
Le spleen de Paris (1862)
Bu korkunç kitaba bütün düşünce ve yüreğimi, bütün dinimi, bütün tiksintimi koydum.
Kötülük Çiçekleri adlı kitabı için söylediği söz.
Soyutlamanın dışında herhangi bir şeye yönelen heyecan bir zayıflık ve hastalık belirtisidir.

Ya gelsin ya gidek o diyara biz
Kâtip, arzıhâlim yaz ki canana
Ayrılalı düştük ah ü zâra biz
Kâtip, arzıhâlim arşa dayandı
Can gurbette hasret nârına yandı
Herkes sevdiğinden doydu, usandı
Neden kaldık böyle bahtı kara biz
Namem hem okusun hem yâr ağlasın
Aşk oduna düşsün nâçar ağlasın
Sînesini dövsün her bâr ağlasın
Desin ki zulmettik Zihnî'zâra biz

Kâtip sen yaz saba sen de kerem kıl
Götür arzıhalim yare tez elden
Naziktir efendim nezahetli bil
Gönderelim o dildara tez elden
Kâtip çok uzatma sarfı imlayı
Hemen yaz derdime iste davayı
Kerem et bekletme bad-ı sabayı
Azmeylesin o diyara tez elden
Hasretli dideme nem mi gönderir
Hicran mı gönderir gam mı gönderir
Kendi mi gelir merhem mi gönderir
Zahm-ı dil-i Zihni'zara tez elden

Saba gider isen bizim diyare
Benim vasfı halim o yare söyle
Lalenin bağrında bir ise yare
Benimki erişti hezara söyle
Bülbül bir gül için çekerse zarı
Halini arzeder yüz yüze bari
Ya ben görmemişim o şuh didarı
Bıraktı bu garip diyare söyle
Pervane perrini yaktıysa nare
Ya ben yaktım vücudumu yekpare
Zihniya Mansur'u çektiyse dare
Ben esirim zülfü nigare söyle

Seni bağı iremden mi kaçırmış
Melek misin asumandan mı geliş
Gittikçe şevketin şanın yücelmiş
Bilmem tahtı Süleyman'dan mı geliş
Hüsn ile bugün Yusufi devransın
Ne incisin ne mercansın ne cansın
Korkarım fitneli ahır zamansın
Mehdi misin Isfahandan mı geliş
Güzel sevmek olmuş Zihni'ye adet
Ne bağda ser çektin ey servi kamet
Sormak ayıp olmasın a çeşmi afet
Mülki lali Bedahşandan mı geliş

Uzun müddet haber yoktur sılamdan
Her posta geldikçe gönlüm yerinir
Haber yok evlad ü ayal, anamdan
Can postanelere varır sürünür
Kör olsun gurbetin kahrı bitmedi
Gidemem vatana çilem yetmedi
Gül de taksam bülbülümüz ötmedi
Altın kafes olsa viran görünür
Bahar geldi seyran için iline
Herkes sevdiğim takmış koluna
Zihniya gurbetin gider yoluna
Hasretli sîneme hicran sarınır

Vardım ki yurdundan ayak götürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
Sakiler meclisten çekmiş ayağı
Hangi bağda bulsam ben o marali
Hangi yerde görsem çeşm-i gazali
Avcılardan kaçmış ceylan misali
Geçmiş dağdan dağa yoktur durağı
Laleyi sünbülü gülü har olmuş
Zevk u şevk ehlini ah ü zar almış
Süleyman tahtını sanki mar almış
Gama tebdil olmuş ülfetin çağı
Zihni dehr elinden her dem gam ağlar
Vardım ki bağ, ağlar bağban ağlar
Sümbüller perişan güller kan ağlar
Şeyda bülbül terk edeli bu bağı

Yıkmış çadırların göç etmiş Leyla
Vardım ki boş kalmış yar otakları
Dağı mesken etmiş biçare Mecnun
Akıtmış gözünden kan ırmakları
Zeyd ile göndermiş Leyla'ya name
Dedi iyi getirdim ağyarı kama
Akıbet yar oldun İbniselama
Neyledin ettiğin o misakları
Zihni'yim akıttım didem yaşların
Yedi yıl bekledim bulak başların
Dağıt bu derneği sav savaşların
Bozuldu kabail ittifakları.

Hak Teala'nın katında gerçek mümin, bir yaratılmışın ondan incinmediği ve bir yaratılmışın incinmesini istemeyendir.
Nefsini bilen Rabbini bilir.
(Bayezid-i Bistami, Allah'a niyaz etti) Sana nasıl ulaşılır? (Kendisine şöyle hitap edildi) Nefsini bırakıp, öyle gel!
İbadet on kısımdır. Dokuzu tınmamaktır ve diline malik olmaktır.
(Bayezid) Noksanlıklardan arınmışım (Subhanım!) (dediğinde, müritleri) Neden böyle söyledin? (dediler. Bunun üzerine o, onlara) Niçin bana şeriatın gerektirdiği cezayı icra etmediniz? Benden böyle bir lafız geldiğinde derhal her biriniz elinize bir tür silah alıp şer'i ahkamı yerine getirin (dedi. Yine kendisine cezbe galip gelip) Subhan -noksanlıklardan arınmış- zatım ne büyüktür! (sözü hasıl olduğunda müritleri derhal kimisi hançerle kimisi kılıçla ona saldırdılar ancak onu kesemediler. Kendisi tekrar cezbeden uyanınca) Yine o sözü söylediniz (dediklerinde) Peki siz ne yaptınız? (dedi. Onlar) Türlü silahlarla vurduk, ama hiç tesir etmedi (dediler. Bunun üzerine Bayezid elbisesini açtı, baktılar ki vücuduna hiçbiri iz yapmamış. Bunun ardından Bayezid) Bana bir iğne verin (dedi. İğneyi vücuduna batırdı ve derhal kan saçıldı. Bunun üzerine müridlerine dedi ki) Bayezid budur ki bir iğnenin zahmetine tahammül edemez; o 'Noksan sıfatlardan arınmışım' diyen Bayezid değildi (dedi. Bundan sonra dedi) Allah-u Teala talibin gönlüne nazar eder, o gönlü kendi marifetine mahal kılar, dilini onun tercümesi kılar, talibe marifet hasıl olur, marifetullahtan tahsil ettiyse dili söyler. Şöyle ki, Musa -aleyhisselam- "Nihayet oraya varınca, bereketli yerdeki vadinin sağ kıyısından, ağaç tarafından şöyle bir ses geldi: Ey Musa, yüzünü dön ve korkma, çünkü sen emniyette olanlardansın!" (Kasas, 30) Hitabı ağaçtan geldi; bir yaban ağacından bunun olması caizdir, vakidir, şecere-i insaniden neden vaki olmasın?! (dedi)
Doksan dokuz şeyhe yetiştim, her birine hizmet ettim, ama Cafer-i Sadık'a yetişmesem ahir imansız giderdim.
Bulanık hale gelmemek için deniz ol.

Deniz Baykal, Türk avukat ve siyasetçi, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı.

Halep bir Sünni kentidir. (CNN Türk, Şubat 2016.)
Biz Sevr'i yapanların değil Lozan'ı yapanların, Sevr'i yırtıp atanların partisiyiz.
Güneydoğu'daki sorun terör kaynaklı değil. Oradaki sorun ekonomi kaynaklı. Terör bu kaynağın bir sonucu.
En masum insanlar, olmadık laflarla gözaltına alınıyor, yıllarca içeride kalıyor. Niye tutulduğunu bile bildiği yok. Türkiye'de adalet, hukuk, bitmiştir. Türkiye'de hukukun içine güve girmiştir. İyi gidiş değil bu. (2011)
Bize faşist diyenlere, bize demokrasi dersi vermeye kalkanlara verilecek tek cevabımız vardır. 2002'de onlara "Bu halkın çoğunluğunun oyunu almış ve iktidar olmuş bir siyasi lider yasaklanmamalı" diyerek Başbakanlık yolunu açarken demokrasi dersini kimin verdiğini bu halk gördü, görüyor.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ülkede bir tek çivisi yok diyenler sadece cahil ve hatta kördürler. Bu iktidar özelleştirme şampiyonu değil mi? Evet. O zaman o özelleştirdiklerine şöyle bir bakmak akıllarına gelirse o çivileri kimin çaktığını göreceklerdir.
AKP iktidarı, kollamak istediği bir kesim için milyonlarca gencin hakkını yok sayma noktasına gelmiştir. Milli Eğitim'i küçük çıkarları için kullanma noktasına gelmiştir. Milli Eğitim bu uygulamayla çığırından çıkar. (11 Mayıs 2004)
Darbe sadece tankla, topla, silahla yapılmaz. Darbe böyle de yapılır ve yapılıyor. Türkiye bu darbeyi de yaşıyor. Ergenekon bir darbedir. AKP darbesidir. Daha da acısı, savcılık darbesidir. (Ergenekon soruşturması için söyledikleri. 14.04.2009 CHP Grup Toplantısından.)
Hükümetin uyguladığı politika sonunda Ermenistan ile dostluğu sağladık mı bilmiyorum ama Azerbaycan'ı kırmayı başardık.
1 Mart 2003 günü, bir tezkere çıkararak topraklarımızı, ülkemizi, coğrafyamızı Irak’a yönelik askerî harekâta açmak üzere, ne zaman çıkacağı belli olmasa da, yabancı askeri birliklerin tanklarıyla, helikopterleriyle, uçaklarıyla, cephaneleriyle, askerleriyle, 70 bine yakın askeriyle, Türkiye sınırları içinde konuşlanmasına izin verilmesini talep eden tezkerenin CHP’nin öncülüğünde TBMM’de reddedilmiş olmasının yıl dönümüdür..
Deniz Feneri yolsuzluğu ne oldu? Hala dosya bekliyorlar. Bakın değerli arkadaşlarım, o dosya Almanya'dan bir kaplumbağanın sırtına konup yollansa, şimdi Türkiye'deydi.
"Küçük hırsızlar el feneri, büyük hırsızlar deniz feneri kullanır ama mutlaka ampul lazım" deniliyor. Evet, doğru, ampulsüz olmaz.
Mecliste 550 milletvekilinin dokunulmazlığını değil, 2 kişinin dokunulmazlığını kaldıralım. Sen Recep Tayyip Erdoğan ben Deniz Baykal. Bir başbakan dokunulmazlığın kaldırılmasından kaçar mı?
Arkamdan konuşma. Ne konuşacaksan yüzüme konuş. Sen söyle cevabını al, sonra ben söyleyeyim söyleyeceklerimi, sorayım sorularımı. Ben senin gözlerinin içine bakarak söylemek istiyorum! (29 Mart 2009 seçim kampanyasında)
Bugün sizi bu meydana yevmiye ile mi getirdiler? Paralar verildi mi? Kumanyalar dağıtıldı mı? Yoksa valililer yazı mı yazdı? ’Bugün Deniz Baykal Çağlayan Meydanı’nda miting yapacaktır. Bütün daire müdürleri, amirler ve memurlar eşlerini de yanına alarak bu mitinge katılın’ diye yazı mı yazdı? Yoksa İstanbul’un dışından, başka kentlerden buraya otobüsler mi kaldırdık?” (AKP'nin seçim arifesinde devlet olanaklarını kullanmasına yaptığı eleştiri.)
Temiz eller lafı Başbakan’ın ağzına yakışmıyor. İtalya’da temiz eller operasyonu yapıldı diyor. Doğru yapıldı. Çünkü orada Başbakan’ın, milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, yok. Gel, dokunulmazlıkları kaldıralım, temiz eller operasyonu yapalım da, gör temiz elleri. Senin elin kirli..
Dünyanın 200 ülkesi içinde naylon fatura kullanmakla itham edilen bir tane Maliye Bakanı bulabilir misiniz?
Dünyanın hangi çağdaş demokrasisinde (Erdoğan’dan başka) kalpazanlıktan dosyası olan bir kişi Başbakandır?
Başbakan gök gürültüsü gibi. Gürlüyor ama yağmıyor. (Gazze olaylarından sonra)
Biz sadece Gazze'de ölen insanlar için ağlamadık. Biz Irak'ta 1 milyon 200 bin insan ölürken de ağlıyorduk. (Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki konuşmasından sonra.)
İnce diplomatik alana Başbakan Hamas aşkıyla girdi ve ortalığı allak bullak etti.
Derdimiz davamız örtüyle mi, yoksa zihniyetle mi? Kara çarşafı, siyasi simge olarak az kişi kullanıyor. Kara çarşaf, Anadolu kırsal yaşamının bir parçası. Siyasi simge olarak, türban kullanılıyor. Kadının kullandığı örtü bizim hasmımız mı, onunla mı kavga ediyoruz? 1993'te Bosna'da Müslüman kadınlara, etnik temizleme kampanyasında tecavüz edildiğini öğrendiğimde, yapılan çirkinliklerin kadınları kirletemeyeceğini söylemek üzere, oyalı, beyaz yaşmaklarla Bosna’ya gittim
Bize sadece AKP’li bir kadronun, muhafazakâr kesimden insanların, eşleri örtülü olan bazı insanların partiye girmek istediği söylenildi ve bunda hiçbir sakınca olmadığını da biz söyledik. Gittik tabloyu gördük. Ne olmuş? Ne olmuş Kardeşim? Niye aldın, almayacaksın. Alacağım kardeşim, alacağım, onu bil, alacağım. (Alkışlar) Eğer bir tek kişi olsa dahi, ona senin haksızlık yapmana izin vermeyeceğim. Samimiyetle Atatürk’ü seviyorsa, samimiyetle laik, demokratik cumhuriyete itiraz etmiyorsa ve samimiyetle Cumhuriyet Halk Partisine girmek istiyorsa başımızla birlikte yeri var.
Din bizim, devlet bizim, cami bizim, kışla bizim, cemevi bizim, gökyüzü hepimizin... (8 Ağustos 2007'de Hacıbektaş ziyaretinde)
2009 yerel seçimlerinde İstanbul, Ankara, Konya'yı laik cumhuriyetin son kalesi partimize kazandırmazsam içtiğim su haram, gördüğüm rüya kabus olsun. (3 Kasım 2007'de İstanbul Barosu Başkanı Özdemir Özok'u ziyaretinde)
Hayat sevince güzel, kuşlar uçunca güzel, kongre kazanılınca güzel. (11 Mart 2007'de Önder Sav'la basın açıklamasında)
Yozlaşmış bir demokrasi anlayışı cumhuriyetimizi tehdit etmektedir. (9 Eylül 2007'de Anıtkabir'de)
22 Temmuz 2007 seçimlerinde kazanamazsam Rodos'a yüzerim.
Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermezse, Türkiye çatışmaya sürüklenir.
Suç nedeniyle mahkûmiyet çekmekten şeref duyarım. Ayrıca yasaların uygulanmasından da onur duyarım.
Dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyen kişinin talebi göz önüne alınmalıdır.
Tarihin hiçbir döneminde Cumhuriyet Halk Partisi'nin hiçbir organında rüşvetle karar satın alındığının bir örneği yoktur.
Hikmetyar'ın önünde diz çökmüş; Birleşmiş Milletler'in terör listesinde bulunan El Kadı'ya kefil olmuş; 30 bin kişinin katiline "Sayın Öcalan", şehitlere ise "kelle" diye hitap etmiş birinin Çankaya'ya çıkması düşünülemez.
Hiçbir hükümet toprakları üzerinde teröre müsamaha göstermez. Bunun tek istisnası Kuzey Irak'tır.
Sosyalist Enternasyonal toplantılarında üye olan Kuzey Irak Hükümeti'ne doğrudan eleştiri yaparken.
Bu Meclis Cumhurbaşkanını seçmemelidir.
2002 Seçimlerinin hemen akabinde ilk yaptığı açıklamadan.
Anayasayı benimseyememiş biri Cumhurbaşkanı olamaz.
Başörtüsü saçları örter, ama eşlerin ayıplarını örtmeye yetmez.
Milliyetçilik, Türk toplumunun çimentosudur. Milliyetçilik kimliğimizdir. Milliyetçilik onurumuzdur, iftihar ediyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Din, Türk toplumunun çimentosudur." sözünden sonra.
Kediye ciğeri emanet ederim sana laikliği emanet etmem.
Cumhuriyet Halk Partisi Türk Siyasetinin Sigortasıdır.
Laiklik ile muhafazakarlık çatışan iki kavram değil. Dinselleştiriyorsunuz. Kötü mü; değil. Dinin en doğru anlamda toplumda giderek daha etkin olması çok güzel bir şey.Bizim yaşadığımız dinin önem kazanması değil. Siz yanlış bir dinsel yorumu Türkiye’ye dayatıyorsunuz. Bunun sonucu Türkiye, çağdaş, laik toplum olmaktan çıkıyor, dinsel kriterlerin her alanda, -şimdi eğitime girmeye başladı, yarın hukuka, devlet yönetimine girecektir- ağırlık kazandığı topluma çekilmek isteniyor. Bunun mekanizması olarak demokrasi kullanılıyor.
Bombalar imha edilmiş, Ortada yığınla sanık, tez, kitap var. Elde subay var ama emekli. Ortada tank yok, top yok, silah yok. Dava ciddi şekilde yıpranmıştır.
Ergenekon soruşturmalarının haksız olduğunu belirtirken
Sayın Başbakan'ı memnun edebilecek tek muhatap Barzani'dir.
O çarşaflılar diğerlerinden farklı. Onlar kızlarını çarşafa sokmak istemiyor. Onlar masumane bir şekilde örtünmüş.
Türkiye'nin büyük ilgisini çektiğini görüyoruz. Konunun tartışılmasından çok mutluyum.
Türkiye'nin gerçeği bu insanlar. AKP'nin uygulamalarından, politikalarından rahatsızlar. Onlar "Bu kimliğimizle bizi kabul edin, bizi dışlamayın ne olur" diyor. Onlar, siyaseti dine alet eden çarşaflılar gibi, herkesi kendilerine benzetmeye çalışmıyorlar. Masumane şekilde örtünmüşler.
O insanların Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkeleriyle, Atatürk'le, laiklikle ilgili bir sorunları yok. Onlar, kızlarını üniversitelerde okutmak istiyorlar, kızlarının iş sahibi olmasını istiyorlar. Onlar, diğer çarşaflıların aksine, kızlarını çarşafa sokmak istemiyor, bunun için zorlamıyorlar.
Biz bu işi bir açılım olsun, oy alalım diye yapmadık. Biz Türkiye partisiyiz. Vatandaşlar arasında ayrım yapamayız. Bu girişime ve görüntüye partimizin içinde de karşı çıkanlar olabilir. Onların söyledikleri partimizin politikası olamaz.
(Üniversite ve Meclise girmek isterlerse ne olacak?) Onların üniversiteler için bir zorlaması yok. Hukuk varken, Anayasa varken bunu zorlamak doğru değil. Anlayışımız değişmedi. Üniversitede türban, çarşaf isteseler o zaman 'orada dur' deriz. Bunları istemiyorlar.
Bu insanlar bizim yolsuzluk, yoksulluk mücadelemizin yanı sıra, laiklikle ilgili düşüncelerimizi de biliyorlar. Bunu bilerek, içlerine sindirerek geldiler. Bizim değerlerimizle bir sorunları yok.
Bu olay birilerini rahatsız etti. Din üzerinden siyaset yapanları, onları kendi aboneleri gibi görenleri telaşa düşürdü. Bizim rozet taktığımız o kadını AKP'li belediye başkanı çağırdı. "İstifa et, yapmayın" dedi. O kadın çok kararlı bir şekilde, "Hayır istifa etmeyeceğim, CHP'liyim artık" diyerek rest çekti. Bu çok önemli bir gösterge... Bir şeylerden korkuyorlar. Neden korkuyorlar, bu tehditler niye?
Törenin düzenlendiği salonda 'Türkiye laik Cumhuriyettir', 'Türk-Kürt kardeştir' pankartları asılmıştı. Bu bizim organizasyonumuz değildi. Yani bu insanlar, inançlı insanlar. 'M

Baykar Bayraktar TB2 (Taktik Blok 2),Türkiye merkezli Baykar Savunma tarafından üretilen silahlı insansız hava aracıdır. 14 Haziran 2014 tarihinde tam yüklü olarak gerçekleştirilen uçuş testinde 27.030 fit (8.240 m) irtifaya çıkmış, 5-6 Ağustos'ta gerçekleştirilen uçuş testinde ise tam yüklü olarak 18.000 fit (5.500 m) feet irtifada 4.040 km yol kat ederek 24 saat, 34 dakikalık uçuş gerçekleştirmiştir. 17 Aralık 2015'te iki adet  Roketsan MAM-L güdümlü füzesi yüklü şekilde yapılan atış testinde %100 isabet ile hedefleri vurabilmiştir. Modern savaşlarda aktif olarak kullanılmaktadır.

Silahlı kuvvetlerimize Ukrayna'dan aldığımız derslerle yatırım yapıyoruz. Kesinlikle burada yeni modelini gördüğümüz TB2'ler modern savaşlarda bir oyun değiştirici oldu. - Ben Wallace, İngiltere Savunma Bakanı

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. — Mustafa Kemal Atatürk
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz. — Mustafa Kemal Atatürk
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz. — Mustafa Kemal Atatürk
Insanlarla uğraşmada üstünlüğe ulaşmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğunuzu göstermenizdir. — Arthur Schopenhauer

Başörtüsünü yasaklamaya çalışmak aptallıktır. Başörtülü kızların okullara alınmamasına karşıyım. Başlarını örtmesinler demek demokrasi veya laiklik demek değildir. Neden? Çünkü, ilkokuldan beri aldığı eğitim sonucu o ister istemez bir gün başını örtecektir. Örtme demek, 'Oranı buranı, aç' demek kadar saçma. Ben başlarını örtmelerinden yanayım. Ama, okullardaki Din derslerinin kaldırılması lazım. Veya o dersi gerçekten din dersi yapsınlar. Aziz Nesin (25 Şubat 1995 tarihli Aksiyon dergisi röportajı)
Bazı öğretim üyeleri, bizim türbanla ilgili paranoyamıza katılmayabilirler.Mustafa Akaydın  (Akdeniz Ünv. Rektörü. 4 Şubat 2007 tarihinde Habertürk televizyonunda katıldığı açık oturumdan.)
Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek, İstiklâl Savaşı başlarında ve Maraş'ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çıkarılıp düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir.Necip Fazıl Kısakürek
Mahkemenin baş örtüsü ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır.Recep Tayyip Erdoğan

Türban
Kadın

Başarı hakkındaki alıntılar:

Düzen, disiplin, çalışkanlık. Bunlar başarının üç şartıdır. - Yerdeki Yıldızlar
Başarılı olmak için bir yıldız seçip izlemek gerekir. - Batman & Robin

Başarımın formülü şöyledir: Erken kalk, çok çalış ve petrol bul. — J. Paul Getty
Başarı bir neticedir, bir amaç değildir. — Gustave Flaubert
Başarı cüretin çocuğudur. — Benjamin Disraeli
Gerçek ve büyük başarılar mutlulukla tanışamaz. — Friedrich Nietzsche
Başarı güçlü olana gülümser, başarısızlık zayıflara çullanır. — Oscar Wilde
Başarı her şeyi temizleyen altın yaldızlı bir alevdir. — Emile Zola
Başarı kolay elde edilir, zor olan başarıyı hak etmektir.çeviri — Albert Camus
Başarının şartlarından ilki sürekliliktir. — Adolf Hitler
Başarı size gelmez, siz ona gideceksiniz. — Anonim
Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe direnmek lazımdır. — Mustafa Kemal Atatürk
Başarılı olmak için çaba gösterirsen şans seninledir. Tembeller için şans diye bir şey yoktur. — Montesquieu
Başarılı olmak için, kalbiniz işinizde olsun, işiniz kalbinizde. — Thomas Watson
Başarılı olmak istiyorsanız, başarısızlık oranınızı iki katına çıkarın. — Thomas Watson
Başarılı olmayanla hiç kimse meşgul olmaz. — Balzac
Başarının koşulları: Bilmek, istemek, cüret etmek ve susmak. — Axel Munthe
Başarının sırrı başka kimsenin bilmediği bir şeyi bilmektir. — Aristotle Onassis
Başarısızlıklar, güçlülere daha da güç verir. Saint Exupery
Başarıyı hedef alın; mükemmel olmayı değil. Yanlış yapma hakkınızdan vazgeçmeyin; vazgeçerseniz yeni şeyler öğrenme ve gelişme olanağınızı kaybedersiniz. Unutmayın; mükemmeliyetçiliğin arkasında korku yatar. İnsan olduğunuzu hatırlayarak korkularınızı göğüsleyin. Daha mutlu ve daha etkili bir insan olursunuz. — David M. Burns
Buldum, buldum! Arşimet
Ceza görmeden yanılmak hakkı olduğu sürece insan başarıdan daima emin olabilir. Ernest Renan
Dünyada başarı kazanabilmek için aptal görünmeli fakat akıllı olmalıdır. Montesquieu
Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır. Ya kendi aklından faydalanmak, ya da başkalarının akılsızlıklarından. La Bruyere
Güçlükler, başarının değerini artıran süslerdir. Moliere
Hakim devletlerle mahkum devletler arasındaki fark, bir avuç yetişmiş insandır. — Anonim
Hayatlarında hiçbir başarı göstermeyenler, kendilerini başkalarının başarılarını küçültmekle teselli ederler. Cemil Sena Ongun
Herkesten daha iyi yapabileceğimiz birçok şey vardır. Başarılı bir kişi herkesten daha iyi yapabileceği şeyleri yapabilen kişidir. — Marius Bach
Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. S. Keth Moorhead
İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir. Anonim
Muvaffakiyet en müessir leke sabunudur. Cenap Şehabettin
Nasıl söz sözü açarsa, başarı da başarıyı doğurur. Goethe
Olur da bir işi başarıp başaramayacağınızdan emin olamazsanız, işe başlamaktansa sabırlı olmayı seçin. Geoffrey Chaucer
Ölümlü insanlar mutluluk saydıkları başarıya doymazlar. Aiskhylos
Tek başarı biliyorum, kişinin yaşamını başarması. Ferit Edgü
Tez elde edilen başarı, insanı kararsız ve eleştirici yapar. Francis Bacon

Başka Dilde Aşk, 18 Aralık 2009'da vizyona giren Türk filmi. Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat ve Lale Mansur'un başrollerini oynadığı eserin yönetmenliğini İlksen Başarır yapmaktadır.

''Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz acaba?''
....

Barmen Cenk: Ben seni nereden tanıyorum birader? Sen daha önce buraya geldin mi ?
Zeynep: Yok , Onur hiç gelmedi buraya.
Zeynep(Onur'a): Ya kusura bakmadın değil mi ?Cenk benim çok eski arkadaşımdır. Ya ben senin yanında nasıl davranacağım? Görüyorsun patavatsızım biraz.
Onur(kağıda yazıyor): Kendin gibi.
Zeynep: Tamam yani denerim.
Onur(kağıda yazıyor): Hiçbir şeye mecbur değilsin.
Zeynep: Kendimi kötü hissettiğim için mi burada olduğumu sanıyorsun? Sen böyle her düşündüğünü söyler misin? Kimi korumaya çalışıyorsun beni mi kendini mi? Korkuyor musun?
Onur(kağıda yazıyor): Yanlış anlama sadece çok mutluyum.
Zeynep: Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz acaba?

"Bir daha o kızı gecenin bir vakti tek başına sokakta bırakmayacaksın anladın mı? Anlıyor musun beni!"

Hakikaten bak. Bu kız sana da yakışmaz,bize de yakışmaz.Aklını başına al.Bize yakışan şekilde davran.-Haydar abi. Bak abimsin, büyüğümsün.Ama ortada seni ilgilendiren bir mevzu yok. Babamı da! Ben kararımı vermişim usta. Size uyar mı yakışır mı orası sizin bileceğiniz iş!

O gelir vurur, bu gelir yakar. Kim vurduya gider işte! Doğur, büyüt, adam et onlar vursun, onlar yaksın!Sırtımıza semer vurulmuş ya işte.Yürü eşek Hasan, yürü! Çalış eşek Hasan, çalış!Bu dünyada gün yok sana Hasan! Bu dünyada sana adalet yok Hasan!

Milletinden almayan illetinden ölür.

Bak orada iş bulmak o kadarzor bir şey değil aslında. Çok fazla Türk var orada. Ya bizim Mehmet abinin oğlu 4 yıl önce gitti. Benzincide pompacı olarak başladı herif! İstasyon açmış kendine.Biz de başlarız işte kenarından köşesinden. Bak bir tutturduk mu her şeyçok güzel olacak…

Ya ne kaz kafalı adamsın sen Veysel. Oğlum. Baban istemez.Sülalen istemez.Onlar seni istemez.Sen ne cüretle bu kızı istersin,anlamıyorum ki ben.Değişmiyor oğlum bu memlekette bu işler.Yok aleviydi, yok sünniydi,Kürt’tü, Türk’tü, Çerkez’di, Arap’tı! Bir şey var sanki mına koyim!

Ne kadar duman,o kadar randıman oğlum…

Mına koyim, zaten bir gün bu çöplük de patlayacak. Hepimiz kendi pisliğimizde geberip gideceğiz. O zaman göreceğim;ak gt nerede, Kara gt nerede?

Biz buraya ait değiliz abi.Bu hayat bizi kesmez.Bizim olayımız ayrı.Ortamımız da ayrı olmalı.

Önce teorin olacak. Sonra yükleneceksin pratiğe.

Ne yapacaksın Amerika’ya gidip?Zenci mi olacaksın? Ben sana söyleyeyim şimdiAmerika’ya gidince ne olacağını. New York’a gittin. Hava alanına indin. Ne yapacaksın? Taksi bulacaksın.Nah bulursun boş taksi. Oradan ineceksin hop metroya. İki düz bir ters gideceksin.Kafan kayacak. Yanlış yerde ineceksin.Oranın iti uğursuzu da çoktur. Biriktirdiğin üç beş kuruşu da Cankilere kaptıracaksın.Bir durakta ineceksin.Doğru polise koşacaksın.Böyle ona derdini anlatacaksın Tarzanca. O seni böyle Ray Banleri’ninarkasından izleyecek. Okey, okey, okey, okey diyecek.Seni skine bile sallamayacak.Pat! Harlemdesin.Böyle yolda yürüyeceksin.Adamın birine çarpacaksın.Adam elindeki basket topunu senin suratına çat diye bir koyacak. götünün üstüne oturacaksın. Sonunda kıçı kırık bir Çin Lokantası’nda bulaşıkçılık yapacaksın.Biz ne diyoruz? Gel adam gibi memleketinde bodyguard ol diyoruz.

Doktorlarla uğraşıyoruz, hastabakıcılarla uğraşıyoruz. Cebelleşiyoruz. Ben başladım bağırmaya. Karıştı tabii ortalık, polisler falan. O kadar çaresiz bir haldeyiz ki anlatamam sana. Semih abim bile, o kadar çaresizdi. İşte o an dedim. Biz nerdeyiz ya? Bu insanlar kim?Onların gözünde hiçbir şey değiliz aslında var ya. Böyle bir köşede, öyle başka ülkenin insanları gibi! Böyle pislik gibi duruyoruz.Başka semtin çocuklarıyız aslında.Oradan çıkıp götürecek hastane arar ken öldü annem…O gün kararımı verdim işte. Ölmek için mutlaka daha iyi bir yer vardır dedim kendi kendime.

Oğlum. Ne bu hal? – Biraz kapışmışlar işte,aşağı mahallenin çocuklarıyla.

+Hanım hanımcık bir kızdı.Ne oldu ona? - O iş bitti Dayı. + Bitti mi? Ne ya, bu işler böyle çarçabuk mu bitiyor? Türkü gibi ha?

Bitmişiz, bitmişiz.Gökte dolunay tabak gibi. Dolunaya bakıyorum.Seni görüyorum o an. G-3 var bende, canavar.3 kilo, 30 kilo olmuş. Sarılmışım, makineye sarılmışım.Sen sanıyorum.Sonra yanağımda bir sıcaklık fark ettim.Senin dudakların sanki.Sonra…Sonra binlerce kurşun binlerce çığlık. Silahım parlamış dolunayda. Silahım değil diyorum…Gül’ün yüzü parladı dedim hep.Gül’ün yüzü…

Ah be deli çocuk! Hepiniz bu yaşlardaaynı rüyayı görüyorsunuz.

Başlangıç (İngilizce özgün adıyla Inception), Christopher Nolan tarafından yazılan ve yönetilen, bilim kurgu türündeki 2010 yapımı ABD filmidir.

Çözmesi 2 dakika sürecek bir labirent çizmek için 1 dakikan var.
Bence pozitif duygular daima negatif duygulardan baskındır.
Rüyadayken gördüklerimiz bize gerçek gibi gelir. Ancak uyandığımızda bir tuhaflık olduğunu fark ederiz.
Benden bir başlangıç istiyorsun. Umarım bu isteğin ağırlığını anlıyorsundur.
Bir fikir, virüs gibidir. Esnektir. Oldukça bulaşıcıdır. Ve ufacık bir fikir tohumu bile büyüyebilir. Seni tanımlamak, ya da yok etmek için büyüyebilir.

Daha büyük şeyler hayal etmekten korkmamalısın tatlım.

Durun, şimdi tam olarak kimin bilinçaltına giriyoruz?
Cobb, beni uyandır, uyandır beni!!!

Bir tren bekliyorsun. Seni buradan uzaklara götürecek bir tren. Bu trenin seni nereye götürmesini istediğini biliyorsun, ama emin olamıyorsun. Evet, önemli değil; çünkü beraber olacağız.

Yer çekimi olmadan sizi nasıl düşüreceğim?

Bana birini hatırlatıyorsun... az hatırladığım bir rüyada tanıştığım bir adamı. Radikal fikirleri olan bir adamı.

Cobb: Sadece bana öğrettiğin şeyi yapıyorum.
Profesör: Sana hırsız olmayı öğretmedim.

Mal: Sürekli kendine ne bildiğini söylüyorsun. Peki ama neye inanıyorsun? Ne hissediyorsun?
Cobb: Suçluluk.

Leonardo DiCaprio - Cobb
Marion Cotillard - Mal
Ellen Page - Adriadne
Joseph Gordon-Levitt - Arthur
Ken Watanabe - Saito
Tom Hardy - Eames
Cillian Murphy - Robert Fischer
Michael Caine - Miles

Başıboş Bir Yolculuktan Notlar, Portekizli şair ve yazar Fernando Pessoa'nın derlenmiş aforizmalarının yer aldığı kitap.

Kafiyeyi hiç dert etmem. Yan yana iki ağaç pek ender aynı olur.  (s. 13) 
Hissettiğimi söylemeye çalışıyorum. Hissettiğimi kendime söylemeden.  (s. 31) 
Sevmeyi sevmek hoşuma gider.  (s. 45) 
Unuttuğumuz bu dünyada, gölgeleriyiz, kimsek onun.  (s. 52) 
İçecek bir şey verin bana susamadım.  (s. 68) 
Yazamayacağımı belirtmek için yazıyorum size.  (s. 77) 
Ben, kendimle kendim arasındaki bu aralığım.  (s. 82) 
Ne gerek var piyanoya? Kulağımız var ya ve seviyoruz ya doğayı.  (s. 88) 
Aniden sordum ustam Caeiro'ya Kendinizden memnun musunuz? ve cevap verdi bana hayır, memnunum. Toprağın sesiydi bu, herkesin ve hiç kimsenin sesi.  (s. 90) 
Kendi varlığımdan öylesine soyundum ki, bana göre, varolmak giyinmektir.  (s. 100)

Bedia Akarsu (d. 27 Ocak 1921, İstanbul), Türk felsefeci ve akademisyen.

Ereklerimizin nasıl bir niteliği olduğu istencimize bağlıdır; istencimizin nasıl bir niteliği olduğu da erdemimize bağlıdır, böylece doğru görüş (pratik bilgelik) de doğru olan ortayı bularak bu ereğe uymayı istence öğretir. Bundan dolayı etik erdem ile phronesis (pratik bilgelik y.n.) karşılıklı olarak birbirine bağlıdırlar. Etik erdem istence iyiye giden bir doğrultu verir, doğru görüş de bize hangi eylemin doğru olduğunu bildirir.
Bugün felsefenin karşısına çıkan sorunlar yalnız tek tek bilimler sorunsalığı değildir, kültürümüzün içine düştüğü bunalımdır. Bilimde ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler toplumsal yaşamı da etkilemiş, toplumsal yaşamdaki değişmeler değer alanını da sarsmıştır. Bir yandan şimdiye değin tanınan inanılan değerlerin sarsılması, öte yandan salt, değişmez değerlerin araştırılması ve bu değerlerin sorunsallığı felsefeye yeni sorunlar getirmiştir”.

Said Nursî (d. 1877 - ö. 1960); İslam alimi, düşünürü, Risale-i Nur adlı tefsir külliyatının yazarı ve Nur cemaatinin kurucu lideridir.

Âlem-i şehadet, avalim-ül guyub üstünde tenteneli bir perdedir.
Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.
Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındı­kaya ve dalâlete teslim-i silah edip, vatan ve millet ve İslâmiyete hıyanet etmem. Hakikat-ı Kur’ân’a feda olan bu başımı zâlimlere eğmem!
Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bahusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır.
Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz.
Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-ı insan da namaza muhtaçtır.
Dünyadaki her lezzetli şeyin en a'lası cennette bulunur.
Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir.
Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbab ın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister.
Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.
Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.
İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.
Madem Allah var, elbette ahiret vardır.
Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır.
Merak, ilmin hocasıdır.  İhtiyaç, medeniyetin üstadıdır. Sıkıntı, sefahetin muallimidir.
Nev'-i beşere gelen en büyük bir musibet Harb-i Umumî hengâmında, çok tehlikelere maruz kaldım. Hazret-i Gavs'ın gösterdiği arabî tarihte veya az evvel, hârika bir surette kurtuldum. Hattâ bir defa, bir dakikada üç gülle öldürecek yere mukabil bana isabet ettiği halde tesir etmediler.
Orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır.
Ölüm o kadar kat’î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için muvakkat bir misafirhanedir; öyle de, bu zemin yüzü dahi acele hareket eden kàfilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var.
Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.
Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur.
Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, nur-ı Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.
Tabiat bir sanat-ı İlahiye'dir sani' olmaz.
Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir.
Adem-i kabul, kabul-ü ademle iltibas olunur. Adem-i kabul; adem-i delil-i sübut, onun delilidir. Kabul-ü adem, delil-i adem ister. Biri şek, biri inkârdır.
Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır.
Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.
Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.
Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa. Ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız, birkaç saniye ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zaikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefihidir.
Bütün ihtilalat ve fesadın asıl madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menba'ı tek iki kelimedir: Birinci Kelime: "Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!" Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da vücub-ı zekattır. İkinci Kelime: "İstirahatim için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim." İkinci kelimenin devası, hurmet-i ribadır. Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup, ribaya "Yasaktır, girmeye hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden, dinlemeli.
Bizler muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur.
Bugün mahlûkatın bayramıdır.(Nevruz)
Bugün, bu Nevruz bayramından, bu köpeğin bile bir hissesi vardır. Bahar mahlûkatın bayramıdır. Biz de onların bayramına iştirak edelim.
Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza'a iltica etmemek gerektir.
Deli adama "iyisin, iyisin" denilse iyileşmesi, iyi adama "fenasın, fenasın" denilse fenalaşması nâdir değildir.
Eğer Namaz kılmazsan, senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.
Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.
En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.
Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, islamın sadası olacaktır!

Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim." Doğru söyler. Yumurtada bir meyelan-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım." Biiznillah olur. Doğru söyler. Bir avuç su, meyelan-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım." Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelanlar, iradeden gelen evamir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir.
Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.
Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dâva etmek, Hakka bir nevi haksızlıktır.
Haşirde bütün zevi'l-ervahın ihyası; mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihya ve inşasından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tegayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratib olamaz, her şey ona nispeten birdir.
Hayat, cilve-i tevhiddendir, müntehası da vahdet kesbediyor.
Hayat, kesrette bir çeşit tecelli-i vahdettir. Onun için ittihada sevkeder. Hayat, bir şeyi her şeye mâlik eder.
Hem nev-i beşer, hususan medeniyet fenlerinin ikazatıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış. Elbette ve elbette dinsiz, başıboş yaşamazlar. Ve olamazlar. En dinsizi de dine iltica etmeye mecburdur. Çünkü, acz-i beşerî ile beraber hadsiz musibetler ve onu inciten hâricî ve dahilî düşmanlara karşı istinad noktası; ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyâcâta müptelâ ve ebede kadar uzanmış arzularına medet ve yardım edecek istimdad noktası, yalnız ve yalnız Sâni-i Âlemi tanımak ve iman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok.
Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.
Hıristiyanlığın malı olmayan mehasin-i medeniyeti ona mal etmek ve İslâmiyetin düşmanı olan tedenniyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir.
İmanî mes'elelerde şübhe, bir delili, hattâ yüz delili atsa da; medlûle îras-ı zarar edemez. Çünkü binler delil var.
İnsan, nur-ı iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.
İnsanlar hür oldular, ama yine abdullahtırlar.
İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir.
İslâmiyet'te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.
İsraf sefahatin, sefahat ise sefaletin kapısıdır.
Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz. Âlem-i şehadetteki insanlara inşikak-ı Kamer, bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, mi'rac dahi âlem-i melekûttaki melaike ve ruhaniyata karşı bir mu'cize-i kübra-yı Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velayeti bu keramet-i bahire ile isbat edilmiştir ve o parlak zât, berk ve Kamer gibi melekûtta şu'le-feşan olmuştur.
Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır. gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır.
Kur'an-ı Hakîm ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikata muallimdir.
Maddiyyunluk manevî taundur ki, beşere şu müdhiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahîye çarptırdı. Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü' ettikçe, o taun da tevessü' eder.
Madem Dünya bâki değil ve musibetlerinde bir nevi hayır vardır; senin bedeline "Yahu bu da geçer" kalbime geldi.
Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'an'dır.
Milliyetimiz bir vücuttur. Ruhu İslamiyet, aklı Kur'an ve İmandır.
Namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa edip İslâmiyet'e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmağa hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi' olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır. İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: "Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir."
Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
Ribanın kap ve kapıları olan bankaların nef'i; beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en se

Bedri Rahmi Eyüboğlu (d. 1911, Görele, Giresun - ö. 21 Eylül 1975, İstanbul), Türk ressam ve şairdir.

Ben doğuştan ressam olmadım, çalışarak oldum.  
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu. Yoruldu yüreğim yoruldu.   
Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada, hatıralar bile.  
Eskici. Eskiden yeterdim kendime. Artardım biIe. Şimdi ne yapsam nafiIe!
Biz dünyadan gider oIduk, kaIanIara seIam oIsun. Ama hep böyIe gidecekse, kaIanIara haram oIsun.
Kimi eskidiği için yaşar kimi yaşadıkça eskir ne tohumda keramet ne toprakta ne başakta marifet yaşamakta...
Yalnızlık dediğin büyük bir zindan, dünyanın en kalabalık zindanı. Dinden imandan çıkarır ama öyle bir adam eder ki insanı.
Gel çıkalım sevgilim gel Gel kurtaralım birler hanesinden Çekelim gidelim bir uçtan uca Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar Sevelim sevelim sevelim Sevebileceğimiz kadar.   
İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek agı gibi Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos Kırk degirmen taşıgibi dönmektedir.  
Evvela dişlerimiz döküldü, Sonra saçlarımız, Ardından birer birer arkadaşlarımız. Şu canım dünyanın orta yerinde Yalnız başına, yapayalnız Kırılmış kolumuz, kanadımız Tatlı canımızdan usanmışız..  
Büyük şehirlere bağlanma, öyle bir şehre yerleş ki, küçük olsun fakat bizim olsun. sokaklarında tanımadık yüz, ensesine şamar atmayacağın kimse dolaşmasın. her ağacına elin, her karış toprağına terin değsin. ve kuytu evlerden birindesenden habersiz ölenler olmasın.
Mutluluk resim gibidir… Onun tadına varabilmek için biraz uzaklaşmam gerekir! Çok yakınındaysan, her şeyi iyi göremezsin. “Ne kadar da mutluyduk”  demeye “Ne kadar da mutluyuz” demekten daha fazla alışığız. Mutluluk, rakı gibidir! İçer içmez tadı anlaşılmaz. Şarkılar biraz sonra söylemeye başlanır! 
Resim nedir? Resim, ışığa kavuşan her şeyi büyük bir aşk ile incelemek ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığı ile insanlara aşılamak sanatıdır.

Önde zeytin ağaçları, arkasında yar
Sene 1946
Mevsim sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim
Dalları neyleyim
Yar yoluna dökülmedik yolları neyleyim
Yar, yar! Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar.
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım
Yar, yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var.

…
Ah bu türküler, 
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi
…

Bedri Ruhselman (1898, İstanbul - 16 Şubat 1960, İstanbul), Türk hekim, keman virtüözü ve neo-spiritüalizmin kurucusudur.

Demek ki bilgi ile idrak birlikte yürümektedir.
Bilgi devrinin, gerçeğin ve doğru olanın önünde hiçbir dünya gücü duramaz. bütün sahte, yalancı, karanlık olan söz ve fiillerin aldatıcılığı devre sonunda ortadan kalkacaktır. Vicdan uyanıklığının silahı ise bilgidir. Bugün, artık korku ve his devri değil, bilgi, mantık ve idrak devri hâkimdir.
Istırap çeken bir insanın ıstırabına katılıyorsanız, o ıstırap çeken insan kadar siz de o ıstıraba neden olan deneyimleri geçirmişçesine, kısa yollardan deneyim sahibi olursunuz. Hatta, yine tebliğlerden anladığımıza göre, yalnız çevremizde yaşayanların değil, tarihte büyük idealler uğrunda, büyük fedakarlıklar göstermiş ve bu yüzden de büyük ıstıraplardan geçmiş insanların yaşamlarını incelerken, onların bu ıstıraplarına katılmak ve onların büyük gayeleri uğrunda güçlükleri nasıl yenmiş olduklarını takdir etmek de, bu hususta gösterilen samimi duyguların derinliği oranında, insanı yükseltir ve deneyim sahibi kılar.
Asıl ruh kudreti, başkalarının acıları karşısında etkilenip üzülmemek, başkalarının aleyhinde seyreden olaylara karşı koyma zahmetinden kurtulmak için kılını kıpırdatmamak değil, başkalarının kurtuluşu uğruna kendi aleyhinde seyreden olaylar karşısında zerre kadar kıpırdamamak ve onlara zevkle göğüs germek, dayanabilmektir.
Başkasına acımayan insan, her şeyden önce, kendisine acınacak biçaredir. Acımayan insan, sevemez. Acımayan insan, fedakar olamaz. Acımayan insan, yararlı olamaz. Acımayan insan, duygulanamaz, içlenemez. Duygulanamayan, içlenemeyen insan, güzelliği bilmez, sanattan anlamaz.

Ludwig van Beethoven (17 Aralık 1770  - 26 Mart 1827) çoğunlukla Viyana, Avusturya'da yaşayan Alman piyanist ve besteci.

Asıl müzik gerçeğin kendisidir.
İnsanı sadece bilim ve sanat yüceltebilir.
İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır.
Müzik... Her bilgelik ve felsefeden daha yüksek esin verir.
Bettina von Arnim'in Goethe'ye yazdığı 28 Mayıs 1810 tarihli mektuptan.
Olmalı mı? Olmalı.
Fa Majör yaylı kuartet Opus 135 için önsöz.
Muss es sein? Es muss sein.
Alkışlayın arkadaşlar, komedi bitti.
Tiyatrolarda geleneksel olarak commedia dell'arte performansı biterken söylenirdi.
Plaudite, amici, comedia finita est.
Cennette duyacağım!

Beethoven'ı Anlamak (Özgün adıyla: Copying Beethoven) 2006 yılı yapımı, kurgusal öğeler barındıran, Beethoven'ın yaşamından bir dönem üzerine kurulu bir film.

Zor bir insanım ama tanrı böyle yaratmış diye hayata küsmüş değilim.
Ben buydum, buyum ve bu olacağım. Hiçbir ölümlü maskemi değiştiremez.
Bir kadının beste yapması bir köpeğin arka ayakları üzerinde yürümesi gibidir. İyi yapılmamıştır ama yapılmış olması şaşırtıcıdır.
Havadaki titreşimler tanrının nefesidir ve insanın ruhuna hitap eder. Müzik tanrının dilidir ve biz müzisyenler tanrıya en yakın insanlarız, onun sesini duyarız, dudaklarını okuruz.
Tanrı kimilerinin kulağına fısıldar benimkine bağırdı ve sağır oldum.

Anna: Viyana’ya geldim, çünkü Tanrı besteci olmamı istiyor.
Beethoven: O zaman, seni kadın olarak yaratmakla ciddi bir hata yapmış.

Beethoven: Yaptığım şeyi tasvip ediyor musunuz?
Anna: Bence dahiyane. Bence her şeyiniz müthiş.
Beethoven: Hoşuna mı gitti?
Anna: Çok, hem de çok.
Beethoven: Kaç yaşındasın, canım?
Anna: Yirmi-üç.
Beethoven: 23 yaşındasın… 20 yıllık tecrübenle yaratılış aşamasında seni hayâl ediyorum; Yüce Tanrı’ya diyorsun ki; “Bence dünyayı yaratırken parlak bir iş çıkardınız. Özellikle Güney Amerika’yı çok sevdim. Şekli güzel. Tepesi şişkin, giderek inceliyor. Macellan Boğazları sevimli, küçük bir dokunuş gibi. Afrika… diğer taraftan; benim zevkimden biraz uzak. Ve Asya ise tamamen zevk dışı. Korkarım ki, Tanrı ,hepsini baştan yapmalısınız.” İşimi takdir ettiğini bilmenin bana neler ifade ettiğini anlatamam.

Ed Harris – Ludwig van Beethoven
Diane Kruger – Anna Holtz
Matthew Goode – Martin Bauer
Phyllida Law – Mother Canisius
Ralph Riach – Wenzel Schlemmer

Biz araba kullanmasını devletimizin tahsis ettiği Toros'larda öğrendik.
Ceset yoksa cinayet yok.
Sırıtma la.
Oğlum bebenin boyu kısa, bunu defansa alın. Sen de kaleye geç.
Benden bir şey öğrenemez. Susma hakkımı kullanacağım.
Seni neden öldürmedi la bu adam?!
Saçma sapan konuşma la.
Ben iyi bir adam olamadım. Ama kimsenin de adamı olmadım. Hep doğru bildiğim yolda yürüdüm. Ama bugün siz beni yoldan çıkardınız. Kendi yolunuza soktunuz. Bana kendimden utanmayı öğrettiniz. Vicdanımı kirlettiniz. Bana bu ödülü o çeteyi çökerttiğim için vermediniz, bana bu ödülü o katili serbest bıraktığım için verdiniz.
Sizi sahipleneni kaçırdıysanız, ölün la. Sahiplenmişse, takılmalık değil ömürlük ol demek istemiştir. Ama goca gafalıysanız anlamazsınız.
Giden insan bağırıp çağırmaz. Öfkelenmez, sessizce gider. Eğer bağırdıysa, gitmemiştir. Anla istiyordur.
Ben sevmesini bilmiyorum herhalde. Kimi sevdiysem bana düşman oldu.
Bir insan rakıyı bırakmışsa, içkiyi bırakmış sayılır.
Acılarımız da birbirine benziyor artık kızım. Birbirine benzeyen parmaklar gibi; ama her birinin eşsiz bir izi var.
Bazı günler uyandığımda hangi günde olduğumuzu bir türlü hatırlayamıyorum. Pazartesi, perşembe, pazar… İnsan hayatında günlerin bir anlamı olmalı.
İyiler ilk görüşte tanınmaz.
Çünkü sahici bir sarsıntı, sahte bir dengeden iyidir.
Kendine zarar vermiş bir insana niye diye sorulmaz. Zaten birilerine anlatabilseydi, zarar vermezdi kendine.
Benim çok güzel bi kızım vardı, küçücüktü. Canım ne zaman sıkılsa benim, onu düşünürdüm hep. Şu dünyada cinayetle uğraşmak dışında üşenmediğim tek şey Berna’nın saçlarını taramaktı.
Seni intihar ettiğin gün tanıdım kızım, seninle o gün barıştık. Şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var. Şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var, bütün çaresiz insanlar gibi, dağılan bir okul gibi.
Unutmak kelimesi undan çıkmış. Bildiğimiz un yani, hamur işi; öyleymiş. Unutmak için, un ufak etmek gerekiyormuş.
Zaten bir kadın sevmiyorsa seviyorum demez. Sevdiği zaman sevmiyorum dediği olmuştur ama o konuyu kafana takma sen.

Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi, Emrah Serbes'in aynı isimli romanından esinlenerek hazırlanmış Türk polisiye televizyon dizisi.

Behzat Ç.: Yanlış yolda yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir.

Behzat Ç.: Ben iyi bir adam olamadım, ama kimsenin de adamı olmadım.

Kreşteki arkadaşlarım "Ç"nin gerisi nerede diye soruyorlar! (çocuk)
Oğlum bebenin boyu kısa, bunu defansa alın. Sen de kaleye geç.
Biz araba kullanmayı devletin bize verdiği Toros arabalarda öğrendik.
Bir insan rakıyı bırakmışsa içkiyi bırakmış sayılır!
Siz kel kafalıların yüzde 90'ı dudak altında kıl, tüy bırakıyorsunuz, kompleksli misiniz la siz?
Dışı sevda, içi zindan değilim artık.
Cinayet ben olmuşum.
Yaşamak için fazla vaktimiz olmadığını düşündüm!
Hangi müzik türü olmasa da olurdu? Kolbastı!
Benden bir şey öğrenemez. Susma hakkımı kullanacağım.
Seni neden öldürmedi la bu adam?!
Bana yanlış yapman sorun değil, beni yanlış anlaman sorun.

Aga cinayet var.
Hayatında hiç menemen yaptın mı oğlum sen?
Oğlum onun kabuğu ayrılacak ağzımıza kayış gibi gelecek ya!

Ben senin için sabahtan akşama kadar past continuous tense çalıştım Eda biliyor musun?

Oralete inanıyom ben.
Oğlum, sen bana niye hayalet diyorlar biliyon mu? Öyle kaybolan her adamı bulduğum için demiyorlar bana. İlk bana niye hayalet dediler biliyon mu sen? Kimse beni görmediği için oğlum! İnsanlar beni görmediği için benim de onları görmediğimi zannediyorlar ama ben görüyom işte!

— İyi misin komiserim?
— Saçma sapan konuşma la!

Şule: Çok mu sevmiştin?
Behzat Ç: Bilmem. Ben sevmesini bilmiyorum herhalde. Kimi sevdiysem bana düşman oldu.

Behzat Ç: Süleyman senin deden mi?
Cevdet: Evet amirim, nereden bildiniz?
Behzat Ç: Sor, söylesin nereden bildiğimi.
Harun: Benim de ebemi tanıyor, bu işler böyle.

Behzat Ç: N'apıyosun sen?
Şule: Plates yapıyorum...
Behzat Ç: Neden?
Şule: Bunu yapan insanların psikolojisini anlamaya çalışıyorum.

Şevket Ç: Bana bak lan Behzat! Sana bir şey soracağım, ama doğru cevap vereceksin!
Behzat Ç: Hea...
Şevket Ç: (Sesini alçaltarak) Senin bir örgütle falan bir ilişkin var mı?
Behzat Ç: (Bir nebze sinirli) Var abi!
Şevket Ç: (Panikler) Hangisi... N... Ne lan?
Behzat Ç: SSK-LA
Şevket Ç: Se se... SSK-LA ne la?
Behzat Ç: S-açma S-apan K-onuşma LA!
Şevket Ç: Ha?
Behzat Ç: Ya abi bi' siktir git ya!

Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm, Emrah Serbes'in Son Hafriyat adlı romanından esinlenilerek hazırlanan ve 2011 yılında vizyona giren Türk polisiye sinema filmidir. Serdar Akar'ın yönetmenliği yaptığı filmin başrolünde Erdal Beşikçioğlu oynamaktadır.

Behzat: Cevdet, adamlardan git ateş iste.
Cevdet: Yalnız amirim ben sigara içmem ki.
Behzat: Başla la.
Songül: Derdin ne niye böylesin?
Red Kit: Bir tabut gömdüm... Tabutun içinde bir anne var, fazla vaktiniz yok.
Akbaba: Bu adamın benimle bir meselesi var ben bulayım diye gömüyor.
Savcı: Sakın ha! Kimse ateş etmeyecek, hepinizi yakarım.
Hayalet: Kaç gündür tabut arıyorum yoksa ben kendi tabutumu mu arıyorum abi...
Songül: Polis misin eşkıya mısın nesin sen?
Eski polis: Bakanlık davayı çözeceğimizi hiç tahmin etmemişti.
Harun: Akbaba sen manuelsin manuel. Bizim daha teknoloji çağına ihtiyacımız var.
Harun: Biz içki içmiyoz ondan böyle oluyor. Akşam iki tek atak mı?
Behzat: İyi değilsin sen. Şimdi sen eve git elini yüzünü bi yıka kendine gel. Saçma sapan şeyler de düşünme. Kendine gel, bol bol bira iç.
Behzat: Ben hep alkollüyüm. Alkollüydüm hatırlamıyorum deme şansım yok yani.

Harun: Sen bu Kyoto Protokolüne ne diyorsun?
Pembo: Amirim ben Atatürk milliyetçisiyim.
Harun: Kyoto protokolüne ne diyon lan?
Pembo: Efendim?
Harun: Kyotoya kyoto.
Pembo: Kuyuto??

"Ulan benim babam da emekli. Bu Red Kitt beni de gömmesin? Hayır ben onu her türlü gömerim, o ayrı!"

Bekir Kalyoncu, (d. 1950, Sarıyer), Türk orgeneral, Jandarma Genel Komutanı.

Genelkurmay Başkanlığı Harekat Başkan Vekili Tümgeneral Bekir Kalyoncu imzası ile 2004 yılının Ağustos ayında Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü'ne gönderilen cevap yazısında şöyle denildi: 

Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti'ne (ISAF) ilişkin Genelkurmay Başkanlığı tarafından düzenlenen 2 Mayıs 2006 tarihli toplantıda Genelkurmay Harekat Başkanı olarak konuşan Korgeneral Bekir Kalyoncu, şunları söylemektedir: 

Yine 2 Mayıs 2006 tarihli Genelkurmay Başkanlığı basın toplantısında, Korgeneral Bekir Kalyoncu, gazetecilerin, Görev devri, TSK'da personel tasarrufu sağlayacak mı? sorusuna şöyle karşılık vermektedir: 

Korgeneral Bekir Kalyoncu, Genelkurmay Harekat Başkanı sıfatıyla konuştuğu 2 Mayıs 2006 tarihli Genelkurmay Başkanlığı basın toplantısında sınır ötesi operasyon konusuna da değinmektedir: 

2. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız:

Belma Baş (1969, Ordu), Türk film yönetmeni ve senarist. 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde Zefir filmiyle en iyi senaryo ödülünü kazanmıştır.

İyinin ve kötünün ötesinde, yaşamın ve ölümün ötesinde, kadının ve erkeğin ötesinde ne varsa benim aklımı bunlar kurcalıyor. Sözünü ettiğiniz dengeyi, insana belli bir perspektifle uzaktan bakarak, doğanın unsurlarına da yer yer çok yakından bakarak kurmaya çalıştım.
Her ne kadar şehirlerde yaşıyor olsak da, her şeyimizle doğanın kaynaklarına bağımlıyız. İnsanın sanayi devriminin ardından evrimini kendi ellerine almasıyla birlikte bu gezegende bir kansere dönüştüğü düşüncesine büyük ölçüde katılıyorum. Göründüğü kadarıyla insanlık, gezegendeki bu kolonileşmiş varlığıyla, yerleştiği bünyeyi çökerttikten sonra kolonileşeceği başka bünyelere (yeni dünyalara) sıçramaya güdümlü bir virüsten pek farklı değil.
Bilinçdışındaki ölüm dürtüsü, aslında kaynağa dönme, ana rahmine dönme arzusuna da karşılık geliyor sanırım. Sevgiye “rağmen” dememek lazım belki de; sevdiği için, fazla sevdiği için, bencilce sevdiği için doğal dürtüleriyle hareket ediyor demek daha doğru olabilir.
Sonunda annelerimizin sütünden kesilsek, bireysel sorumluluklarımızla yüzleşip büyüsek de toplamda insanlık olarak hiçbir zaman büyümüyor ve “tabiat ana”nın sütünden kesilmiyoruz. Onun sütünden kesilmemiz demek bu gezegendeki varlığımızın sona ermesi demek. Etinden, sütünden, derisinden sonuna kadar arsızca yararlandığımız ve kendimizden aşağı gördüğümüz ineklerle ilişkimiz bunun en somut örneği gibi geliyor bana.

1. https://www.hayalperdesi.net/soylesi/23-buyumek-olumu-kabullenmek-/default.aspx

Ben, Robot, Alex Proyas'ın yönettiği ve başrolünde Will Smith'in olduğu, 2004 yapımı bilimkurgu filmi. Isaac Asimov'un aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanmıştır.

Yasa 1: Bir robot bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.Yasa 2: Bir robot insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler birinci yasayla çeliştiği zaman durum değişir.Yasa 3: Bir robot birinci ve ikinci yasalarla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır.

İlk bilgisayarlardan beri makinelerin içinde her zaman hayaletler vardı. Yazılım kodları içindeki rastgele bölümler bir araya gelip beklenmedik protokol kodları oluşturdu. Buna bir davranış denebilir. Bu serbest radikaller beklenmedik bir benliği oluşturdular. Yaratıcılığı... Hatta bizim ruh diyebileceğimiz bir şeyi. Acaba işlevini kaybettiği zaman bir robotun beyninde neler olur? Neden boş bir alanda depolanan robotlar yalnız duracağına birbirlerinin yanına gitmeyi seçerler? Bu davranışı nasıl açıklayabiliriz?

[USR başkanı konuşurken hapşırır] Aa üzgünüm palavraya alerjim var.
[Robot Dr. Calvin'e saldırırken] Sanırım bu durumda Sana söylemiştim demek bile yeterli olmuyor.
[Motor'da Dr. Calvin'le konuşurken] NS5'ler eski robotları yok ettiler çünkü onların bizi koruyacağını biliyorlardı.
Robotlarını bu kadar mükemmel yapan şey nedir? [Dr. Calvin ile tartışırken]
Deriye bir baktık mı altında ne olduğunu bildiğimizi sanıyoruz. [Dr. Calvin le tartışırken] 
Yüksekten neden hoşlanıyorsunuz? Aşağı bakma. Ne kadar harika bir mimari. [Viki'yi ilk gördüğünde der.]
Sen benim tüm hayatım boyunca tanıdığım en zeki ve aklını en az kullanan insansın. [Dr. Calvin ile tartışırken]
Sen Hansel ve Gretel'i okumadan mı büyüdün yani? [Dr. Calvin'e söyler.]
Cinayet robotlar için yeni bir numara tebrik ederim. [Sonny'e yanlış anladığı bir cinayetten dolayı söyler.]
Bu aralar bir kayıp yaşadığını biliyorum ama bu ilişki asla yürümez haberin olsun. Sen bir kedisin ben de bir siyahım. [Dr. Lanning'in evinde gördüğü kediye söyler.]
Ben sadece 1.90 boyunda 90 kiloluk bir sivilim. Başka bir sivili dövmeye geldim. [USR başkanı onunla alay ettiğinde bunu söyler.]
Sen ve şu hislerin seni onlar yaratıyor değil mi? [Dr. Calvin'e söyler.]
Bunu sevdin mi? [Robota ateş ederken.]
Senin artık ölmen gerek. [Viki'yi öldürdüğünde bunu söyler.]

Lütfen bana bu şey benzinle gitmiyor de. Benzin çok kolay patlar. [Dedektifin motoru ile ilgili olarak bunu söyler.]
O adam basit bir ihtiyar değildi. Alfred Lenning buradaki her şeydi. [Dedektif'in Lenning'le ilgili esprisine cevap olarak.]
Bizler şu anda tarihteki en büyük robotik gelişmesinin arifesindeyiz.
Sonny'nin içinde üç yasa var ama isterse onlara uymamayı da seçebiliyor. [Sonny'nin zekasını anladığında]
Bu zekice yapılan bir programlamanın sonucu serbest zeka taktiği o kadar. [Sonny ile ilk karşılaşmada der.]
Viki temel olarak pozitronik bir beyindir. [Dedektif'in Viki ile ilgili sorusuna yanıt]

Babam bana insan duygularını öğretmeye çalışıyordu. Ama öğrenmek çok zor. [Göz kırpma ile ilgili görüşü]
Dr. Lenning'i ben öldürmedim. [Sorgu esnasında söyler.]
Teknik olarak hiç hayatta değildim. [Dedektif'in sandığı bir şey için der.]
Evet ben eşsizim. [Dr.Calvin'in sözü üzerine eşsiz olduğunu kabullenir.]
Öldürün onu tıpkı beni öldüreceğiniz gibi. [Viki'nin yok oluş planını yaparken.]
Sanırım ben ölmemeyi tercih ederim. Ya siz doktor? [Dr. Calvin tarafından kapatılırken]
Haklısınız. Büyük bir sanat eseri yaratamam. [Dedektife rüyasını anlatırken]
Babamın beni bir amaç için yarattığına inanıyorum. [Dedektif ve Dr. Calvin ile konuşurken]
Teşekkür ederim. Biri dediniz. Bir şey değil. [Dedektif senin konumundaki biri ile başlayan cümlesine der.]
Kalın metal alaşımı babamın bir hediyesi. Sanırım seni öldürmemi istedi. [Viki'yi öldürecek olan nanitleri alırken.]

Örnek olarak liderlik et. [Dedektif'in rozetindeki yazıyı söyler.]
Kaç tane çanta çalan robot gördün? [Dedektif'in çalınan çanta iddiası üzerine]
Sanırım eski güzel günleri özleyeceğiz. [Dedektife robotla görüşmesine izin verdiğini belirten mesaj]
Ne düşünüyorum biliyor musun? Bu kurt adam filmine benzedi. [Robot cinayetleri ile ilgili dedektifle konuşurken]
Doğru işe doğru adam. [Dedektifle sohbet esnasında bunu söyler.]

Alfred Lanning: Seni tekrar görmek güzel evlat.
Del Spooner: Merhaba doktor.
Alfred Lanning: Bunun peşinden gelecekler. Burada gördüğün şeyle ilgili olacak.
Del Spooner: Bana söylemek istediğin bir şey mi var?
Alfred Lanning: Çok üzgünüm, verebileceğim cevaplar sınırlı. Doğru soruları sorman gerek.
Del Spooner: Neden beni aradın?
Alfred Lanning: Senin yargına güveniyorum.
Del Spooner: Normalde bu durumlarda bir cinayet masası dedektifi gerekmez.
Alfred Lanning: Bizim yaptıklarımız hiçbir zaman normal sayılmaz, sen ne dersin?
Del Spooner: Evet, çok haklısın. Peki bana söylemek istediğin bir şey var mı?
Alfred Lanning: Çok üzgünüm, verebileceğim cevaplar sınırlı. Doğru soruları sorman gerek.
Del Spooner: Kendini neden öldürdün?
Alfred Lanning: İşte bu dedektif, doğru bir soruydu. Program sonlandı.

Del Spooner: Sizce neden Lanning'in hologramı beni çağırdı?
Lawrence Robertson: Onu tanıyordunuz.
Del Spooner: Evet. Tanıyordum.
Lawrence Robertson: Hologramlar çok basit programlardır. Sadece önceden kaydedilmiş cevaplar sayesinde bir zeka izlenimi vermeye çalışırlar. Herhalde bu da intihardan sonra sizi çağırmaya programlanmış.
Del Spooner: Ölüm.
Lawrence Robertson: Anlayamadım?
Del Spooner: Hologram. Lanning'in ölümü halinde beni çağırmaya programlanmış.
Lawrence Robertson: Evet, intihar da bir ölüm çeşididir. Bakın, lütfen sabırsızlığımı mazur görün ama...
Del Spooner: A, hayır hayır. Devam edin lütfen. Herhalde bu sizler için çok büyük bir hafta olmalı.
Lawrence Robertson: Evet.
Del Spooner: Her eve bir tane robot sokacaksınız.
Lawrence Robertson: Hı hım.
Del Spooner: Bakın, aslında bu benim işim değil ama reklamlarda kullanabileceğiniz bir fikrim var: Bir marangoz görünür, harika bir sandalye yapmaktadır. Sonra robotlarınızdan biri gelir ve daha iyi bir sandalyeyi çok daha hızlı bir şekilde yapar. Sonra ekrana şöyle bir yazı gelir: "USR... Küçük adamların canına okur". Ve reklam böylece biter.
Lawrence Robertson: Evet, anladım. Sanırım babanız işini bir robota kaptırmış. Herhalde kütüphaneleri açık tutmak için interneti de yasaklamak gerekiyor. (!) Önyargı pek mantıklı bir şey değildir. Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Siz robotlardan fazla hoşlanmıyorsunuz.
Del Spooner: Sizin yürütmeniz gereken bir işiniz var. Ve ihtiyacınız olan son şeyse, özellikle de bu hafta, lobinizde yatan bir ceset. Ama nasıl? Madem öyle bir ceset var biraz ortalığa bakayım, birkaç soru sorayım, polislik yapayım. Bilirsiniz.

Del Spooner: Bu bir güçlendirilmiş cam. İhtiyarın bunu kırıp aşağı düşmesi oldukça zor ha, ne dersin?
Susan Calvin: Şey, bir yolunu bulmuş olabilir. Dedektif, kapı içeriden kilitliymiş. İçeri girip çıkan olmamış, bunu kendiniz de gördünüz. Bu olay bir intihar demek olmuyor mu?
Del Spooner: Evet. Tabii katil hâlâ burada değilse.
Susan Calvin: Şaka ediyorsunuz, değil mi? Bu tam anlamıyla saçmalık.
Del Spooner: Evet, biliyorum. Üç yasa, değil mi? Yani mükemmel koruma çemberi.
Susan Calvin: Bir robot bir insana asla zarar veremez. Bu robotiğin birinci yasasıdır.
Del Spooner: Evet, biliyorum, reklamlarda görmüştüm. Ama ikinci yasaya göre de bir robot insanların verdiği her emri uygulamak zorundadır, değil mi? Ya bir cinayet emri verilirse?
Susan Calvin: İmkansız. Çünkü bu birinci yasayla çelişir.
Del Spooner: Evet ama üçüncü yasaya göre de bir robot kendini korumak zorundadır.
Susan Calvin: Evet ama sadece yaptığı hareket birinci ve ikinci yasayla çelişmediği zaman.
Del Spooner: Ne derler bilirsin: " Kurallar çiğnenmek içindir."
Susan Calvin: Hayır. Bu yasalar değil. Bunlar her robotun donanımında vardır. Bir robotun cinayet işlemesi bir insanın suda yürümesine benzer.
Del Spooner: Bilirsin bundan çok uzun zaman içinde bir adam yaşamış derler ve...
[Sonny parçaların arasından çıkar.]

Susan Calvin: Siz delirdiniz mi?
Del Spooner: Size bir şey sorayım: Dünya üzerindeki tek sağlam insan olduğuna inanmak seni deli yapar mı? Çünkü eğer yaparsa, sanırım öyleyim.

Del Spooner: Onu vurmakta ne kadar zorlandığımı bilemezsin John.
John Bergin: Evet, şimdi anlıyorum. Bana iyi bir şey getirdiğini sanıyorsun.
Del Spooner: Bunu o şey yaptı.
John Bergin: Sesini alçaltır mısın lütfen, ne yaptı? Elimizde bir intihar var dedektif hepsi o kadar.
Del Spooner: Sana o adamı o robot öldürdü diyorum.
John Bergin: Ben de sana bu imkansız diyorum. Ve olmasa bile bunun başka birinin bölgesinde olmasını tercih ederim.
Del Spooner: John, John bana onunla beş dakika ver.
John Bergin: Sen deli misin! Daha savcıyla yeni konuştum. Robertson ve avukatı buraya gelinceye kadar o odaya hiç kimse giremez.
Del Spooner: Hayır, o benim şüphelim!
John Bergin: Tanrı aşkına, o bir konserve kutusu.
Del Spooner: John, bana bunu yapma. Senden sadece beş dakika istiyorum. Ya haklıysam?
John Bergin: Evet, sanırım eski güzel günleri özleyeceğiz.
Del Spooner: Hangi güzel günleri?
John Bergin: İnsanları insanların öldürdüğü günleri. - Beş dakika.

Del Spooner: Cinayet robotlar için yeni bir numara. Tebrik ederim. Cevap ver.
Sonny: O hareket ne anlama geliyor. [Göz kırpar.] İçeri girdiğinde neden böyle yaptın?
Del Spooner: Bu bir güven göstergesidir. İnsanca bir şey sen anlamazsın
Sonny: Babam bana insan duygularını öğretmeye çalışıyordu. Ama öğrenmek çok zor.
Del Spooner: Yani tasarımcın mı?
Sonny: Evet.
Del Spooner: Onu neden öldürdün?
Sonny: Doktor Lenning'i ben öldürmedim.
Del Spooner: Peki neden suç mahalinde saklanıyordun?
Sonny: Çünkü korkmuştum.
Del Spooner: Robotlarda korku hissi yoktur. Onlar hiçbir şey hissetmez. Acıkmaz ve uyumazlar.
Sonny: Ben uyurum. Hatta rüya bile görürüm.
Del Spooner: İnsanlar rüya görür. Köpekler bile rüya görür ama sen göremezsin. Sen sadece bir makinesın, bir hayat taklidisin. Bir robot senfoni yazabilir mi? Bir robot tuvalin üstüne güzel bir başyapıt resmedebilir mi

Hüseyin Rahmi Gürpınar (d. 19 Ağustos 1864, İstanbul – 8 Mart 1944, İstanbul), Türk romancı.

Bu memlekette kızlar için ayıp olmayan ne var acaba?
Meğerse âdemoğlu hileden ibaretmiş.
Hayat hesapsız can düşmanlarına durmadan karşı koymakla devam ettirilen pek nazik bir geçittir.
Tarifsiz hayat perişanlığı içindeyim.
İnsan birçok şeyden sorumlu olabilir. Fakat çirkinliğinden asla. Çünkü bu felaketin en büyük mağduru yine felakete uğrayanın kendisidir. Başkası değil.
Sizin rüyanızın bittiği yerde benimki başlıyor.
Gönül kimi severse güzel odur.
Dost denebilecek iki kişi bulmak hemen hemen imkânsız görünüyor.
Duyduğunuz her yeni fikre kızmayınız. Onları güzelce anlamak için kavrayış yeteneği kazanmaya uğraşınız.
Ne kadar melek huylu bir kız olursan ol. Herkesin içinde bir kere bisiklete binmek herkesi senden nefret ettirmeye yeter!
Beynin de, kullanılmayan başka bir vücut organı gibi zayıflayacağını bilmeyerek bilgilerini genişletecek, zihinlerini kuvvetlendirecek bir ciddi şekilde okumaya üşeniyorlar.
İnsanlar saçma inançlardan uzaklaşıp ne kadar az aldanırlarsa, insanlık şereflerine o kadar yaklaşmış olurlar.
İnsan adaletinin yanında bir de vicdan adaleti vardır. Genel adaleti kefalet altına alan mahkemeler, vicdan adaletinin hâkimleri ise herkesin kendisidir.
Gökyüzünde ve havada meydana gelen büyük büyük olaylarla bu dünyanın ufak tefek, aşağılık olayları arasında bir bağlantı aramak pek gülünç ve saçma bir hal olur.
Halk alaylara, iğrenç tuhaflıklara, birkaç kaba taklitle başlayan eserlere bayılıyordu. İrfan, "Evrim Kanunu"na ait o nefis, besleyici makalesine karşılık hokkabaz Çiçekçioğlu'yla yardağı Salamon'un pis konuşmalarını andırır bir bayağılık yazıp göndereydi, kim bilir bunu okumak için nasıl kırılacaklardı.
Kuzguna yavrusu anka kuşu gibi güzel görünürmüş. Allah herkesinkini kendine bağışlasın.
Çünkü insanlar her felakete cehaletleri sebebiyle uğramışlar ve hâlâ uğramaktadırlar.
Her zaman bilgisizlik ve softalıkla, en çirkin düşmanlıklarla birbirimizi yedik. Boğuştuk.
Kadınlar için sükût yorgunluk, söylemek ise dinlenmek demektir.
Açıklanması güç olan gerçeklerin gizlenmesi daha güçtür.
Erkekler için şimdiki ilimlerin lüzumlu saydığı şeylerin kadınlara da gerekli olduğunu düşünmek neden kabahat? Neden günah olsun?

Çiftliğin sahibi Hanımefendi perilere karıştı, çıldırdı. İç bahçedeki havuzun kenarında her akşam cinler toplanırmış. Hanımefendi gidip onlarla oturur, konuşurmuş. Hanım’dan başka gece bahçeye çıkanları periler boğarmış. Oraya giden erkek, kadın hizmetçilerden hiçbiri sağ dönmez. Sular karardıktan sonra o yakınlarda kimseler dolaşmaz. Kurtları kuşları bile çarparlar.
Şekerim, gönül kimi severse güzel odur. Aşk ile büyülenen gönüller, kendi ruhlarının tanıdıklarından başkasıyla ateşlerini yatıştıramazlar.
Âlemin aklını mezata çıkarmışlar da gene herkes kendininkini beğenip almış. Akılcığımı kimselerinkine değişmem vallahi... Bana deli diyenlerin, dilerim Tanrı'dan tepeleri delinsin.

Delilerin iki tür talihleri vardır. Akıllara aykırı düşen ekstra çılgınca atılganlıklarında başarılı olurlarsa “dâhi” unvanını alırlar, başarılı olmadılar mı doktorların ellerinde kalırlar.
Azınlığın servetini koruyup çoğunluğun açlığına çare düşünmeyen hükümetlerin hiçbiri bu dünya yüzünde kalıcı olmayacaktır.
Ben arkası gelmeyen uzun lakırdıdan sıkılırım.
Bütün insanlık yalanların, dolanların içinde yuvarlanıp gidiyor.
Sen adaleti her zaman çabuk iş görür sanma.
Suçsuz bir kimseye karşı düzenlenen bir fesada ne çabuk inanılıyor.
İnsanlar, yularları nasip denilen heyulanın elinde, nereye gittiklerini bilmeyen hayvanlardır. Çok geniş ve hesapsız sandıkları fikir ve arzuları pek sınırlıdır. Daima nişan alarak peşinden dolaştıkları emelleri zengin olmak, çok yaşamak, meşhur olmak. Hemen hemen işte bu çeşitten dört beş şeyle sınırlı gibidir.
Dünya yarım akıllılarla dolu.
Toklar açların haklarını yiyorlar.
Tımarhane kayıtlarını tutanlardan üniversite profesörlerine kadar her fert, her şeyden önce kendi akıl ve zekasının hayranıdır.
Akıllı olmak ne büyük ahmaklık, ne yürek yakan sıkıntı ya Rabbi'm...
Dünya da kendilerini akıllı sanan budalalarla dolu değil midir?
Hürsün, öyle mi? Canın ne yapmak istiyor? Bana söyle. İlkin, arzunu yerine getirecek paran yok. İkinci olarak, kanun, din, ahlâk kitaplarını aç. Her davranışının onlarla kayıt altına alındığını görürsün.
Bu dünya bir tiyatro, bu hayat bir sinemadır. Her olayın bir ömrü vardır, gelir geçer. Bu âlemde geçmeyen şey olur mu?
Her şey bir komedya. Bütün insanlık yalanların, dolanların içinde haşır neşir.
Haine insaf olmaz.
Delinin yüreği ve ağzı birdir.

Bana "utanmaz adam" lakabını verdiler. Fakat efendim, ben hep bunları utanır görünen adamlardan temeşşuk ettim. Herkesin doğru eğri yollardan gelen kazancına bugünkü kargaşalık arasından katiyyen bir helal veya haram membaı tayin etmek mümkün değil gibidir. Adam öldürmedim. Sokakta karmanyolaya getirerek bağırta çağırta kimseyi soymadım... Cemiyet ortasında kangrenli daimi birer çıban gibi işleyen soysuzlara çattım. Bu kanun kaçaklarının kazançlarından vergi aldım. Onları korkuttum. Üzdüm ... Pervasız tecavüzlerindeki cesaretlerini kırdım....
Benim cebimde birkaç papel var, sizin cebinizde birkaç bin... Bu niçin? Bu fark nereden geliyor? Siz, Allah'ın, benden ziyade sevgili kulları mısınız? Hiç sanmam. Çoktandır Cenab-ı Hak dünyanın sosyal, ekonomik işlerine karışmıyor. Haşa, kendinden bu kadar idaresizlik umulmaz. İnsanlardan nefret ederek dünya işlerini şeytana bırakmış olmalı.
Hırsızlığı kaldır, artık mahzenlere, demir kapılara, kasalara, bankalara, polislere, bekçilere lüzum kalmaz. Medeniyet çalışmalarının ehemmiyetli bir kısmı şıp diye durur.
Erkek kendinde kadına göre büyük bir yaratılış görüyorsa o büyüklüğü doğuran kadındır.
Dünyadaki bütün açlar, toklara kendi haklarını yedikleri gözüyle bakarak barışmaları imkanı olmayan düşmanlardır. Bu gerçek her ihtilalde zenginlerin, asillerin, sözü geçenlerin öldürülmeleriyle meydandadır.
Yüksek ikiyüzlülük her huya uyuş ve bütün başarıların anahtarıdır.
Kadınlar kendilerini fazla seven erkeklere ahmak gözüyle bakarlar.
Bu dünyada iyilik yapanlar iyilik yapmak zorunda kalanlardır.
Çıkar veya korku yüzünden sayar gibi gördüğümüz kimseleri yürekten hiç sevmeyiz. Çünkü bu sevgi, bu saygı içten değil yalancıktan dır.

İşlediğimiz sevap ve günahlar ara sıra seçilmez öyle ince sebeplere bağlıdır ki, iyi veya kötü insan olmaklığımızdan kişiyi mi, yoksa tabiatı mı sorumlu tutacağımızı tayin etmekte şaşırıp kalıyoruz.
Kader hayat düşkünlerinin şikayet seslerini tıkamak için uydurulmuş bir sözdür.
Çalışkan adam hiçbir vakit dilenci olmaz.
Kanundan en çok korkanlar, kanunu hiç bilmeyenlerdir.
Dünyada çektiğimiz sosyal dertlerin çoğu yasalarımızın tabiatla bir türlü uyuşamamasından ileri geliyor.
Hayal, gerçek olduktan sonra bütün çekiciliğini, büyüsünü kaybeder.
İçlerimizin çirkinliklerini göstermekle değil, yüzlerimizin yalancılığına aldanmakla birbirimizle geçinebiliriz.
Bir zaman gelecek ki, günah kaldırılacak, doğan çocuğun babasının kim olduğu aranıp sorulmayacaktır.
Kıskançlık her zehirden acıdır, panzehiri yoktur.
İnsanların zayıflıkları, hayırdan çok kötülüğe düşkünlüklerinden gelir.
Hepimizin ruhlarımızda işlediklerimize hükmeden birer şeytan vardır.
Kuvvetin fazlası sahibini sorumsuzluk tahtına çıkarır.
İnsanlık, ne felaket çekiyorsa kalabalıkların ahmaklıkları, budalalıkları yüzünden çekiyor.
Davanı Allah'a havale edip beklemektense, Adalet Bakanlığı'na dilekçe vermekte acele etmek daha uygundur...
İnsan denen yaratığın gönlünde değişmez bir şey yok.
Biz kendi kendimizin sahibi değiliz. Hayat vakit vakit dönen ve başımızı döndüren bir sarhoşluğa benziyor.
Haksızlıktan yakınanlar, haksızlık yapabilmek kudretini ele geçirdikleri vakit yaratılış ve inançlarını değiştiriyorlar.
Hepimiz kendi çıkarlarımızın uşağıyız.

Alemin kuruluşunun şaşırtıcı düzeni içinde öyle ufak tefek düzensizlikler var ki duygularımızı ve isteklerimizi doğuran tefsirlerin elinde biz zayıf birer oyuncak gibi kaldıktan sonra tabiatla insanlık arasındaki soruculuk ile soruya cevap vermek nasıl ayırt edilecek.
Bir günahın gizlenmesi, olmasından ileri gelecek cezayı ortadan kaldırır sanılıyor.
Üstün gelmek ümidi yoksa her haksızlık ve namussuzluğa karşı hazım ve sükut namusluluk ve sağlamlık sayılır.
Bir kişi acındırmak mevkiinden, lütfen acımak makamına fırlayınca acımak cömertliği kalmayarak kimseye acımaz oluyor.
Birine, gözle görünür halde acımak, kendi rahatlık ve saadet sebeplerinden bir kısmını ona bırakmakla olur.
Bu dünya öyle bir ibret yeridir ki, insan bir zaman insanlığını unutarak şahsi olmayan bir köşeden hali gözlese alemden, hayattan, kendinden nefret eder.
Yalanlarla, riyalarla, yaltaklanmalarla, nezaketlerle örtülmüş, işte insanlığın iç yüzü.
Her dostluk, bir çıkar karşılığıdır.
Çoğu kez insanlara büyüklük yaradılışlarından değil, mevkilerinden bulaşıyor.
Herkese bir çıkar temin edebildiğiniz müddetçe büyük adamsınızdır. Sizin için yerinizden düşmek saati çalınca bugün karşınızda divan duranlardan korkunuz.
İnsanların zorbalığa, yırtıcılığa, vahşiliğe karşı takdirleri büyüktür.
Bu dünya bir mektep, kanunu 'falaka', hocası 'istibdat'tır.
İnsanların en çok hoşlarına giden en olmayacak vaatlerdir.
Hürriyet, kuvvetle temin edilir. Hürriyetin koruyucusu kuvvet olunca zayıfın hürriyeti manasız kalır.
Ölüm, kokuşup çürümek ise doğum onun başlangıcı olan bir yaradır.
Derin düşünen rahat yaşamaz.
Bir yandan akıllı, alim yetiştirmek için mektepler açar. Öte yandan filizlerini budamak için çareler ararlar.

Hayatın bile bile aldanır görünmek zorunluluklarından kurtulabilmemize imkan var mıdır? İnsanlığın en gülünç alışkanlıklarından biri de bu değil midir?
Aşk daima zalim, aşık her zaman gülünçtür.
Sevgililerinin gözünden düşmek tehlikesini sezen kadınların dengeyi sağlamak için kullanacakları ilk silah süslenmektir.
Bu dünyada para için midelerin kabul etmeyeceği hiçbir şey yoktur.
Kimi kötü durumlarda, gerçeği öğrenmektense aldanmış kalmak bir mutluluk sayılır.
Hayat ya aldanma, ya aldatma

Ben Efsaneyim (İngilizce özgün adıyla I Am Legend), Francis Lawrence'ın yönettiği ve başrolünde Will Smith'in yer aldığı 2007 ABD yapımı kıyamet sonrası bilim kurgu filmidir. Smith, yeryüzünde insan yapımı virüsten etkilenmeden, hayatta kalan tek insan olduğunu düşünen askeri bir viroloğu canlandırır.

Eğer insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan onları tedavi edebilirsin.

Anna: Bizimle gel Nevill, koloniye.
Robert Nevill: Koloni falan yok Anna. Bildiğin her şey paramparça oldu. Kurtarma planı yok.
Anna: Yanılıyorsun. Bir koloni var. Biliyorum, tamam mı?
Robert Nevill: Nereden biliyorsun?
Anna: Biliyorum işte.
Robert Nevill: İyi de nasıl? Nasıl biliyorsun? Nereden bilebilirsin?
Anna: Tanrı söyledi. Bir planı var.
Robert Nevill: Tanrı söyledi?
Anna: Evet.
Robert Nevill: Tanrı söyledi?
Anna: Evet. Bak, kulağına garip geldiğini biliyorum.
Robert Nevill: Çılgınca geliyor.
Anna: Ama bir şey telsizi açmamı söyledi. Buraya gelmemi söyledi.
Robert Nevill: Telsizdeki ses buraya gelmeni söyledi Anna.
Anna: Dün gece kendini öldürmeye çalışıyordun, değil mi?
Robert Nevill: Anna, bırak bunu.
Anna: Ve hayatını kurtarmak için tam zamanında geldim.
Robert Nevill: Yeter artık.
Anna: Sence bu bir tesadüf mü?
Robert Nevill: Lütfen, yeter artık.
Anna: Beni buraya bir sebeple göndermiş olmalı.
Robert Nevill: Ne yapıyorsun? Sus artık.
Anna: Nevill, dünya artık çok sessiz. Sadece dinlemeliyiz. Dinlersek Tanrı'nın planını duyabiliriz.
Robert Nevill: Tanrı'nın planı mı?
Anna: Evet.
Robert Nevill: Peki, sana Tanrı'nın planını anlatayım: (!) Enfeksiyon başladığı zaman dünyada altı milyar insan vardı. Virüsün öldürme oranı yüzde doksandı. Yani 5.4 milyar insan, öldü. Enfeksiyon yüzünden, anında... Yüzde birden az bağışıklık vardı. Yani 12 milyon insan kaldı; sen, ben, Ethan gibi... Kalan 588 milyon insan dönüştü, senin karanlık düşman dediğin şeye. Sonra acıktılar. Karşılarına çıkan herkesi öldürüp yediler. Herkesi! Herkesi, senin ya da benim şimdiye kadar tanımış olduğumuz herkes artık öldü! ÖLDÜ!

Benazir Butto (21 Haziran 1953 – 27 Aralık 2007), Pakistanlı politikacı, bir Müslüman ülkede seçilmiş ilk kadın başbakan. İlk olarak 1988’de ve tekrar 1993’te iki defa başbakan olarak seçildi. Daha önceden başbakanlık yapan Zülfikar Ali Butto’nun kızı.

Demokrasinin desteğe ihtiyacı var ve demokrasi için en iyi destek diğer demokrasilerdendir.
Harvard Üniversitesi’nde konuşmasından, (1989)
Demokrasi en iyi rövanştır.
Benazir Butto’nun suikast sonucu ölümünün ardından oğlunun yaptığı kısa açıklamadan alıntı. Bilaval Butto Zerdari şöyle açıklama yaptı: "Annem her zaman derdi ki, 'Demokrasi en iyi rövanştır.' "
Bilaval diyor ki 31 Aralık 2007
Ben iktidara geldiğimde veya babam iktidarda olduğunda iyi şeyler olduğunu gördüm. İyi şeylerin olmasının nedeni sevgi vermek isteyişimiz ve sevgiyi bulmamızdır.
Gücü asla istemedim" başlıklı röportajından, Guardian (15 Ağustos 2002)
Barışı sağlayanların engellere ve özellikle bağnazlığa, hoşgörüsüzlüğe ve esnek olmayan geleneklere karşı çıkmadığını hiç görmedim.
"Barışa Doğru Çalışmalarda Yansımalar" (2000) -  Michael Collopy
Liderlik, seçmeni insanlığın ruh hallerini, ihtiyaçlarını, isteklerini ve özlemlerini vurgulayarak bilinçlendirmek ve ondan esinlenerek doğru olanı yapmaktır.
"Barışa Doğru Çalışmalarda Yansımalar" (2000) -  Michael Collopy

Bender bin Sultan bin Abdulaziz es-Suud (2 Mart 1949), 1983 ile 2005 yılları arasında Suudi Arabistan krallığının Washington, DC büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Suudi Arabistan kralı Abdullah tarafından 16 Ekim 2005 tarihinden itibaren güvenlik konsey başkanı olarak görevlendirilmiştir.

Kral Abdulaziz döneminden günümüze kadar Suudi Arabistan, devletin ilerlemek için adım atmaya çalıştığı fakat çoğunluğun reddiyesiyle karşılaştığı tek ülkedir. Örneğin, Suudi Arabistan'da yasaklanan ‘kızların eğitimi’ meselesi. Devlet, kızların eğitimi için okullar açmak istedi, fakat bu adım, vatandaşlar tarafından pek coşkuyla karşılanmadı. Aynı şekilde televizyon meselesi ve televizyon yayınlarının başlatılması ülkede büyük bir tepki ile karşılandı. Seçenekler açıktı. Ya kademeli ve yavaş bir şekilde ilerlemeye kaydedilecekti ya da devrim yapılacaktı. Her birinin kendine özgü avantaj ve dezavantajları bulunuyordu. Suudi Arabistan bundan dolayı devrimden ziyade kademeli bir modernizasyonu tercih etti. Makineyi daima yenileyebilirsiniz ancak insanları yenileyemezsiniz.

Benim Adım Sam (İngilizce özgün adıyla I Am Sam), yönetmenliğini Jessie Nelson'ın üstlendiği, 2001 yapımı, dram türündeki ABD filmi.

Size tek gereken sevgidir.

Lucy Diamond Dawson: (kitap okumaktadır) "Sessizce süzüldüler. Nasıl bu kadar fark..." Bu kelimeyi söyleyemiyorum.
Sam Dawson: Evet, yapabilirsin. O "F" ile başlayan kelime.
Lucy: Yoruldum.
Sam: Sana inanmıyorum.
Lucy: Bana yalancı mı diyorsun?
Sam: Bence kelimeyi okuman gerekiyor. Evet, kelimeyi okuman gerekiyor.
Lucy: Hayır.
Sam: Evet. İşte, işte süzüldükleri resim. Şimdi kelimeyi oku.
Lucy: Hayır! Okumayacağım!
Sam: Ben senin babanım ve sana okumanı söylüyorum. Söylüyorum çünkü ben senin babanım.
Lucy: Ben aptalım.
Sam: Aptal değilsin.
Lucy: Evet, öyleyim.
Sam: Aptal değilsin çünkü o kelimeyi okuyabilirsin.
Lucy: Sen okuyamıyorsan ben de okumak istemem.
Sam: Hayır, çünkü bu beni mutlu ediyor. Senin okuduğunu dinlemek beni mutlu ediyor. Evet. Sen okurken ben mutlu oluyorum.
Lucy: (kitabı okumaya devam eder) "Uzun bir süre sessizlik içinde süzüldüler. Nasıl bu kadar farklıyız ve aynıyız? Nasıl bu kadar farklı hissederiz ve aynı oluruz? diye sordu Pip. Sanırım bu bir çeşit gizem."

Sean Penn - Sam Dawson
Michelle Pfeiffer - Rita Harrison Williams
Dakota Fanning - Lucy Diamond Dawson
Dianne West - Annie Cassell
Loretta Devine - Margaret Calgrove
Richard Schiff - Bay Turner

Benito Mussolini, İtalyan politikacı, gazeteci ve öğretmen. Faşizmin önemli isimlerinden birisidir.

Aslan olarak bir gün yaşamak, yüz yıl boyunca koyun olarak yaşamaktan daha iyidir.
Bayrak denen şey, pislik yığını üzerine çekilen paçavradır. (Sosyalist olduğu zamanlar söylediği söz.)
Beni göğsümden vurun.Son sözleri
Bir kadın için annelik neyse bir erkek için de savaş odur. Felsefî ve doktrinsel bir açıdan, sürekli bir barışa inanmıyorum.
Bir yurttaşın ve bir askerin fonksiyonları birbirinden ayrılamaz.
Birey devletle uyumlu olduğu ölçüde önemlidir.
Biz, bize katılmayanlarla tartışmıyoruz. Onları yok ediyoruz.
Biz kendi mitimizi yarattık. Mit bir inançtır, bir tutkudur. Gerçeklik olmasına gerek yoktur. Bir iyilik, bir umut, bir inanç ve cesaret olması bakımından bir gerçekliktir. Bizim mitimiz ulustur, bizim mitimiz ulusumuzun büyüklüğüdür! Ve bu miti, bu yüceliği, tam bir gerçekliğe çevirmeyi istiyoruz. Geri kalan her şeyi, ikinci planda tutuyoruz.
Çeliği olanın her şeyi olur.
Eğer görelilik, sabit kategorileri ve nesnel ölümsüz gerçeğin taşıyıcısı olma iddiasındakileri hor görme anlamına geliyorsa;  o zaman, faşistin tutum ve faaliyetinden daha göreli hiçbir şey yok demektir. Bütün ideolojilerin eşit değerde olduğu gerçeğinden yola çıkarak, biz faşistler, kendi ideolojimizi yaratma ve onu, kapasitemizin olanak verdiği tüm enerjimizle güçlendirme hakkına sahip olduğumuz sonucuna vardık.
Faşist gençlere öğreteceğim hakikati önce hayallere, kalplere işlerim. Sonra zihinlere işlenmiş olur.
Faşizmin bayrağını yıldızlara dikeceğiz!
Her şey devlet içinde ve devlet için, hiçbir şey devlet dışında ve başka bir şey için değildir.
İlerlersem; beni takip ediniz! Gerilersem; beni öldürünüz! Eğer ölürsem; intikamımı alınız!
İnan, itaat et ve dövüş.
Kendi hayatımı bir başyapıt yapmak istiyorum.
Kendi payıma 50 bin silahı 50 bin oya tercih ederim.
Özgürlük bir görevdir, bir hak değil.
Özgürlük nedir? Mutlak özgürlük diye bir şey yoktur.
Programımız basit: İtalya'yı yönetmek istiyoruz.
Sınırlı ya da genel, başarılı ya da başarısız olsun, her grev hareketi, işçilerle kurtuluşa giden yolu açacaktır. Bu uğurda boykot ve sabotaj meşrudur. Yalnız şiddet hareketleri, insanlara karşı değil, mülke karşı yönetilmelidir.
Sosyalistler bize programımızın ne olduğunu soruyor. Bizim programımız sosyalistlerin kafasını ezmek.
Stalin'in kellesini faşizmin baltasıyla koparacağım.
Her anarşistin içinde başarısız bir diktatör vardır.
Yahudileri sevmiyorum ama her yerde büyük etkileri var. Onları rahat bırakmak daha iyidir. Hitler'in antisemitizmi ona zaten gereğinden fazla düşman kazandırdı.
Ulusal gururun ırk hezeyanına ihtiyacı yoktur. İtalya'da anti-Semitizm yok… Almanya'da işler ters gittiğinde Yahudiler suçlanıyor.
Onu beğenmedim. (Hitler'le ilk görüşmesinden sonra, 1934)
Marx, sosyalizmin tüm teorisyenlerinin en büyüğüydü. (Sosyalist olduğu zamanlar söylediği söz.)
Savaş, halkın normal halidir.
Düşmanlarımız bize iftira atıyor: Bize burjuva diyorlar. Umursamıyoruz. Bunlar herhangi bir anlamı olmayan etiketlerdir. Doğru olanlara göre haklıyız, yanlış olanlara göre de haksızız.

Mussolini, kongrede yaptığı konuşmada "Bütün iktidar yalnız faşizmindir" parolasını şiddetli alkışlar arasında ifade ettikten sonra şunları söyledi:

Bugün faşizm bir partidir, bir ordudur, bir korporasyondur, Bunlar kafi değil, daha fazla bir şeyler olmak, bir hayat tarzı olmak lâzımdır. Farklı karakterdeki Latinlik İtalyanları, Rönesans İtalyanları gibi, Faşizm İtalyanları vücut bulmalıdır; bir hayat tarzı yaratarak, kendimizi günlük haber sayfalarına değil, fakat tarihin sayfalarına kaydedebileceğiz. Bu hayat tarzı nedir? Bu tarz her şeyden önce cesarettir, tehlikelere korkmadan atılma aşkıdır, nihayet mide şişirmekten iğrenmedir.
Yaşanılan her saatte İtalyan olmaktan gurur ve iftihar duyma, çalışmakta disipline riayet, otoriteye hürmet... Politikada sınırlandırılması hata olan şeyleri hayata tatbik ederek, devamlı bir seleksiyon ile yepyeni bir nesil yaratacağız. Bu metodik seleksiyonlarla, imparatorluklar kurulur.
Bu ulvi bir rüyadır; lâkin ben bu rüyanın ağır ağır hakikat olduğunu görüyorum. Biz geçmişimizden hiç bir şeyi inkâr etmiyoruz. Arnavutluk'u, Tunus'u istemeyen, Mısır'a gitmeye yanaşmayan ve harpten sonra elimizdeki yerleri yabancılara terk etmekten başka zevki bulunmayan hükümetler liberal olmakla beraber, liberalizmin de İtalyan tarihinde bir mevki işgal ettiğini, bir mana taşıdığını biliyorum.
Hedefimiz şudur: İmparatorluk...

Her ne olursa olsun, kendin olmak için asla geç değildir. Ya da benim durumumda asla erken değildir. Bunun zamanı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin. Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bu işin bir kuralı yoktur. Hayatımızı iyi ya da kötü yaşayabiliriz. Umarım seninki mükemmel olur. Umarım seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. Umarım daha önce hiç hissetmediğin duygular yaşarsın. Umarım hayata başka bir pencereden bakan insanlarla tanışırsın. Umarım gurur duyduğun bir hayat yaşarsın. Ve eğer yaşamadığını düşünürsen, umarım içinde her şeye yeniden başlayacak gücü bulursun.
Sevdiklerimizi kaybetmek zorundayız.Yoksa değerlerini nasıl anlarız..
Mesele ne kadar iyi çaldığın değilidir önemli olan çalarken neler hissettiğindir.
Hayat böyledir işte kesişen hayatlar ve yollar zinciri, kimsenin kontrol edemediği ..
Belki saatler ters çalışsaydı mutlu olabilirdik. En berbat halde doğup, en berbat şekilde ölebilirdik ama yine de bir şeyler yolunda gidebilirdi. Gözlerimizi açtığımız andan, kapattığımız ana kadar dünyayı sevebilirdik. Belki zamanı geri alıp, kaybettiklerimizi getirebilirdik. Evlerimize dönebilirdik. “80 yaşında doğup, yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlersek hayat sonsuz bir mutluluk olurdu.”Ama olmadı, olmayacak.

Benjamin Disraeli (d. 21 Aralık 1804 - ö. 19 Nisan 1881), Birleşik Krallık Başbakanı.

Cehalet, asla soru sormaz.
Başarı cesaretin çocuğudur.  
Aklını büyük düşüncelerle besle.  
Başarının sırrı amaçtaki istikrardır.
Umutsuzluk aptalların son çözümü.  
Küçük şeyler küçük zihinleri etkiler.  
Gücün ve mutIuIuğun temeli SağIıktır.  
Uğraşılan konuya hakim olursan başarırsın.
Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir.
En yalnız olduğumuz anda arkadaşlığı buluruz.    
İnsan çevrenin değil, çevre insanın yaratıcısıdır.  
Nasıl olduğunu anlayamadığınız yerde, din başlar.  
Bir ülkenin yazgısı, ülke halkının eğitimine bağlıdır.
Nasıl olduğunu anlayamadığınız yerde, din başlar.  
Her kadın evlenmeli ama hiçbir erkek evlenmemeli.    
Bir adama kendisinden bahsedin. Sizi saatlerce dinler.
Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur.  
İnsanın cahil olduğunu bilmesi, bilgiye atılan ilk adımdır.
Açıklama yapmaktan daha büyük bir zaman israfı olamaz.     
Yaşamda başarının sırrı, fırsat çıktığında ona hazır olmaktır.  
Başarının sırrı, hedeflerinizin peşinden gittiğiniz tutarlılıktır.    
Üç türlü yalan vardır: Basit yalan, kuyruklu yalan ve istatistik.
Kendi geleceklerimizi kendimiz hazırlar, sonra da kader deriz.
İnsanlarla kendileri hakkında konuşun, sizi saatlerce dinlerler.
Gerçekten karar verir ve isterseniz, yapamayacağınız şey yoktur.   
Canım ne zaman roman okumak isterse, oturur bir tane yazarım.   
Genel bir kural olarak, hiç kimsenin hak ettiği kadar parası yoktur.   
Cahil olduğunun farkında olmak eğitime doğru atılmış büyük bir adım.  
Bir politikacı hakkında fıkralar üretiliyorsa istifa zamanı gelmiş demektir.
Genel bir kural olarak, yaşamdaki en başarılı insan, en iyi bilgiye sahip olandır.
Her hareket mutluluk getirmez, ama her mutluluğun arkasında bir hareket vardır.    
İnsan, rastlantıların yarattığı bir şey değildir; rastlantılar, insanın yarattığı şeylerdir.
Kendi varlığını bile amacına feda edebilen insan iradesine karşı hiçbir şey direnemez.   
Gerçekler hakkında bilgisiz olduğunuzun farkına varmak, bilgi için büyük bir adımdır.
Sessizlik, çok kez toplumun değer ve hükümlerini sözlerden daha güçlü olarak belirtir.
Dünya, henüz başlatılmayanların gördüğü karakterlerin dışındaki karakterlerle yönetiliyor.  
Yaptıklarımız her zaman mutluluk getirmeyebilir; ama birşeyler yapmadan mutluluk gelmez.
Bir insan hakkında fıkralar üretilmeye başlandı mı, artık onun istifasının zamanı gelmiş demektir.
Kendi kitaplarından bahseden bir yazar, kendi çocuklarından bahseden bir anne kadar kötüdür.   
Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olurlar.
Mevcut kitapların onda dokuzu saçmadır ve okunabilecek kitaplar da bu saçmalığı ispat edenleridir.
Zihninizi üstün düşüncelerle besleyin, çünkü yüceltilmiş düşüncelere inanmak, kahramanları yaratır.
Kişi ister zengin olsun ister fakir, hastalığı iyileştiren de, mutsuzluğu mutlu kılan da para değil zihindir.
Toplum içerisinde başarılı bir insan gördüğünde, onu keyiflendiren şeyleri araştır ve eğer mümkünse onun sistemini uygula.
İsteğinizi her zaman göreceğiniz bir yere yazmak da faydalı olur. Baktıkça hatırlar, hatırladıkça düşünmeye ve odaklanmaya devam edersiniz.  
Kitaplar öldürücüdür, kitaplar insan ırkının lanetleridir, mevcut kitapların onda dokuzu saçmadır ve okunabilecek kitaplar da bu saçmalığı ispat edenleridir.
Bir başkası için yapabileceğiniz en büyük iyilik, sadece sahip olduğumuz zenginlikleri paylaşmak değil, onların sahip olduğu zenginlikleri onlara göstermektir..
Ne kadar az bildiğimizi anlayabilmek için ne kadar çok şey bilmemiz gerektiği ne kadar gariptir. Cahil olduğunun farkına varmak, bilgiye doğru atılmış büyük bir adımdır.
Sırf başka bir insan da var diye bir şeye sahip olma fikrinin altında, kıskançlık vardır. Kıskançlık ise insanı ve insana ait tüm duyguları, ateşin mumu eritip bitirdiği gibi yok etmektedir.

Benjamin Franklin, Amerikalı yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim insanı, siyasetçi ve diplomat.

Bırak bütün insanlar seni tanısın; ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın. İnsanlar, sığ yerini gördükleri dereyi kolay geçerler.
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir.
Kendi esenliği için hürriyetten vazgeçmek isteyenler, ne esenliği ne de özgürlüğü hak etmişlerdir.
Siz kendinizi koyun yaparsanız kurtlar da sizi yiyecektir.
Ayağının kayması dilinin sürçmesinden iyidir. - Poor Richard’s Almanack, 1734
Acı olmadan kazanç olmaz.
Savaş zamanı size kötü adamın kim olduğunu hükûmetler söyler. Devrim zamanı siz kendiniz karar verirsiniz.
Geçici güvenlik uğruna temel özgürlüğünü feda eden insanlar ne özgürlüğe ne de güvenliğe layıktırlar.
İfade özgürlüğü, özgür bir yönetimin temel direğidir. Bu destek çıkarıldığında özgür bir toplumun anayasası çözünür ve yıkıntılarından zorbalık yükselir.
"On Freedom of Speech and the Press", Pennsylvania Gazette (17 Kasım 1737)
İyi bir savaş veya kötü bir barış hiç olmamıştır.
Josiah Quincy'ye yazdığı mektup (11 Eylül 1783)
Öfkeyle başlayan her şey, utançla biter.
Komşunu sev ama aradaki bahçe duvarını asla kaldırma.
İleri bak; yoksa kendini arkada bulursun.
Hayatta en büyük eğlence başkalarının yapamazsın dediğini yapmaktır.  
Eğer paranın değerini bilmek istiyorsan, git bir kimseden borç para iste.  
Bazıları 25'inde ölür ama 75'ine kadar gömülmezler.  
Zihnin enerjisi, hayatın özüdür.
En kârlı yatırım, bilgiye yapılan yatırımdır.  
İnsan her zaman kahraman olamaz, Ama her zaman iyi bir insan olabilir.
Hayatın en büyük trajedisi çok çabuk yaşIanmamız, ama çok geç akıIIanmamızdır.
Bırak bütün insanlar seni tanısın;ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın.
Son derece sert olan üç şey vardır: Çelik, elmas ve kendini bilmek.
Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi yapan adamdır.  
Özgürlük her nerede yaşıyorsa işte orası benim memleketim.
Kitaplar, benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden bana görevimi hatırlatırlar.
İyi kalpli insan başkalarını kıskandırmamak için kendinde birkaç kusur bırakır.

Tarih, bize doğru olanın rağbet gören olmadığını defalarca gösterdi.
Kudüs'süz İsrail, kalpsiz bir bedene benzer. Kalbimiz bir daha asla bölünmeyecek!
Vatandaşlarımıza zarar vermeye çalışan herkese saldıracağız.
İsrail'in Amerika'dan daha iyi bir dostu yok. Ve Amerika'nın da İsrail'den daha iyi bir dostu yok. Demokrasiyi savunmak için bir aradayız. Barışı ilerletmek için birlikte duruyoruz. Terörle mücadelede bir aradayız.
Ben dünyanın bu dersi öğrenmesini, kelimelerle ve eylemlerle yeni antisemitizme karşı mücadeleye başlamasını bekliyorum.
Düşük demografiyle yaşayabilen hiçbir ulus yoktur. Bu nedenle, bir yandan ülkemizi geliştirirken, diğer taraftan, Yahudileri İsrail’e getirmek ve yurt dışında asimilasyonu önlemek için, buraya göçü teşvik etmeye devam etmeliyiz.
Dünya şer eksenini tanımalı: Suriye, İran, Hizbullah. (Haziran 2012)
İran, Amerikan hükümetini 11 Eylül'ü planlamakla suçluyor ve Holokost'u inkar ediyor. İran küstahça İsrail'in yok edilmesi çağrısında bulunuyor ve onlar her gün, her gün İsrail'in yok edilmesi için çalışıyorlar. İran bugün nükleer silahlar olmadan böyle davranıyor. Yarın nükleer silahlarla nasıl davranacaklarını düşünün. İran daha pervasız ve çok daha tehlikeli olacak.
(Mart 2012)
Ben İsrail Başbakanı olarak Filistinlileri kendi liderlerinden daha fazla önemsiyorum. İsrail, Filistinlileri kendi liderlerinden daha fazla önemsiyor.
Hükümet, İslam dinine zarar vermeyi ve bu yolla bir din savaşı başlatmayı amaçlayanlara karşı kararlılıkla mücadele edecektir.
(29.12.1997)
Küresel antisemitizmin yenilendiği ve yayıldığı gerçektir. Eğer antisemitizmin II. Dünya Savaşı ve Holokost’tan sonra bittiği düşünüldüyse bile, şimdi bunun sadece bir mola  olduğu aşikardır.
Yahudi halkı için cevap evettir. Dünyanın geri kalanı için, cevap hayırdır, en azından henüz hayırdır.
(Holokost’un verdiği dersler öğrenildi mi? sorusu üzerine)
Ortadoğu'da yanlış olan İsrail değildir, Ortadoğu'da doğru olan İsrail'dir. Tahran'daki tiranlık kendi halkına zulmetmektedir. Tahran'daki tiranlık, Afganistan ve Irak'taki Amerikan birliklerine yönelik saldırıları destekliyor. Tahran'daki tiranlık; Lübnan'ı, Gazze'yi zapt ediyor. Tahran'daki tiranlık, dünya çapında teröre sponsorluk yapıyor. Nükleer silaha sahip bir İran, Orta Doğu'da nükleer silahlanma yarışını ateşleyebilir. Bu, teröristlere nükleer bir şemsiye verecektir. Bu, nükleer terörizm kabusunu dünya çapında açık ve mevcut bir tehlike haline getirecektir. Bunun ne anlama geldiğini anlamanızı istiyorum. Bombayı her yere koyabilirler. Onu bir füzeye koyabilirler. Limandaki bir konteyner gemisinde de olabilir, metrodaki bir bavulun içinde de. Artık ülkeme yönelik tehdit hafife alınamaz. Bunu reddedenler kafalarını kuma sokuyorlar. Altı milyon Yahudinin öldürülmesinin üzerinden yetmiş yıldan az bir süre geçtikten sonra, İran'ın liderleri Yahudi halkının soykırımını inkar ederken, Yahudi devletinin yok edilmesi çağrısında bulunuyor. Bu tür zehir saçan liderlerin, ülkelerin gezegendeki her saygın yerden men edilmesi gerekir. Ancak öfkeyi daha da büyüten bir şey var; Öfkenin olmayışı. Uluslararası toplumun büyük bölümünde, yok olmamıza yönelik çağrılar tam bir sessizlikle karşılanıyor..! Daha da kötüsü, çünkü İsrail'i İran'ın terör vekillerine karşı savunduğu için kınamak için acele edenlerin sayısı çok fazla. Bir daha asla derken, bir daha asla demek istiyoruz! İsrail her zaman kendini savunma hakkını saklı tutar! Yahudiye (Ramallah) ve Samiriye'de Yahudi halkı yabancı, işgalci değildir. Biz Hindistan'daki İngilizler gibi değiliz. Biz Kongo'daki Belçikalılar gibi değiliz. Burası atalarımızın ülkesi, İbrahim'in tek Tanrı fikrini getirdiği, Davut'un Golyat'la yüzleşmek için yola çıktığı ve İşaya'nın sonsuz barış vizyonunu gördüğü İsrail Ülkesi. Tarihin hiçbir çarpıtması, bunu inkar edemez. Yahudi halkı ile Yahudi toprakları arasında dört bin yıllık bağ.. Barış empoze edilemez. Müzakere edilmesi gerekiyor. Ancak bu yalnızca barışa kararlı ortaklarla müzakere edilebilir.
Yahudi nüfusunun arttığı tek yer burası, Eretz Yisrael, İsrail Devletidir.
Yahudi devletinin amacı Yahudi geleceğini güvence altına almaktır. Bu nedenle İsrail her zaman her türlü tehdide karşı kendini savunabilme yeteneğine sahip olmalıdır.
Kurduğum hükümetin temel üç hedefi vardı. Teröre karşı mücadele, İsrail'in Yahudi kimliğini temelleştirmek ve Kudüs'te yerleşim inşaatlarına devam etmek. Lapid ve Livni bu ilkelere karşı durdu.
(İsrailli Bakanları görevden alması sonrası yaptığı açıklamadan.)
Barış, çok değerli bir şeydir. Eğer savaşlardan, operasyonlardan ve muharebelerden geçtiyseniz, barış istersiniz.
Bir şeyden faydalanıyoruz, o da İkiz Kuleler ve Pentagon'a yapılan saldırı. Ve Amerika'nın Irak'taki mücadelesi. (Olaylar) Amerikan kamuoyunu lehimize (İsrail'e) çevirdi.
Ne zaman bir Arap lider gerçekten barış istese, bunu elde ediyordu. Eğer Filistinliler gerçekten barış istiyorsa barışı sağlayacağız.
Hitler Yahudileri yok etmek değil sürgün etmek istemişti. Filistin Müftüsü Hacı Emin Hüseyni Berlin'e giderek ona, 'Yahudileri sürgün edersen hepsi buraya (Filistin'e) gelir' dedi. Hitler, 'Peki ne yapayım onlara?' diye sordu. Hüseyni 'Onları yak' dedi.
Aramızdaki fark, biz füze savunmasını sivillerimizi korumak için kullanıyoruz, onlar ise kendi füzelerini korumak için kendi sivillerini kullanıyorlar.
(İsrail güçlerini Hamas güçleri ile karşılaştıran soru üzerine; CBS'nin "Face the Nation" röportajı, 12 Temmuz 2014)
Filistin devletinin kurulmasını engellemek isteyen herkes, Hamas'ın desteklenmesini ve Hamas'a para aktarılmasını desteklemek zorundadır.
Ortadoğu'da hayatın güvenli olduğu ve Hıristiyan toplumunun büyüyüp gelişeceği tek yer vardır. Orası da İsrail Devletidir. Ortadoğu'nun diğer ülkelerinde Hıristiyanların ya çok dikkatli olmaları gerekiyor ya da ülkeyi terk etmeleri gerekiyor. Ama İsrail'de durum böyle değil. Sizler bizim kardeşlerimizsiniz ve tüm dinlerin haklarını savunduğumuz gibi Hıristiyan haklarını da savunuyoruz.
(2018, Brezilya ziyareti esnasında)
Yahudi halkının alçak soykırımcı düşmanlar karşısında pasif kaldığı günler artık geride kaldı! Artık ulusların arasına dağılmış, kendimizi savunamayacak kadar güçsüz değiliz. Kadim evimizde egemenliğimizi yeniden tesis ettik. Ve evimizi savunan askerlerin sınırsız cesareti var. 100 nesildir ilk kez biz Yahudi halkı olarak kendimizi savunabiliyoruz. Bu nedenle İsrail'in bir başbakanı olarak size bir şeyin daha sözünü verebilirim; İsrail tek başına kalsa bile İsrail ayakta kalacaktır! Ama İsrail'in yalnız olmadığını biliyorum. Amerika'nın İsrail'in yanında olduğunu biliyorum. İsrail'in de sizin yanında olduğunuzu bilin. İsrail'in yanındasınız; çünkü İsrail'in hikayesinin sadece Yahudi halkının değil, aynı zamanda tarihin dehşetine yenik düşmeyi tekrar tekrar reddeden insan ruhunun hikayesi olduğunu biliyorsunuz. Musa; halkımızı kölelikten, Vadedilmiş Toprakların kapılarına götürdü. Ve İsrail halkı, İsrail topraklarına girmeden önce Musa bize binlerce yıldır kararlılığımızı güçlendiren bir mesaj verdi.
(2015.)
Eğer diplomasinin işe yarama şansı varsa, buna inandırıcı bir askeri tehdit de eşlik etmelidir.
Yüzyılın ilk yarısında bir Yahudi devleti olsaydı Holokost olmazdı. Ve eğer Holokost'tan sonra bir Yahudi devleti kurulmasaydı, Yahudilerin geleceği de olmayacaktı. İsrail Devleti yalnızca bin yıllık Yahudilerin kurtuluş umutları değildir; aynı zamanda Yahudilerin hayatta kalmasını sağlayacak tek araçtır.
 “El Halil Anlaşması“  'ndan sonra Clinton yönetimiyle çok kısa bir balayı dönemi yaşandı. Clinton bana, zor bir karar verme konusundaki  “cesaretimden”   ötürü beni öven bir mektup gönderdi. Arafat'a da benzer bir mektup gönderdi. Arafat'ın gösterdiği tek cesaretin, kontrolüne verdiğimiz Filistin mahallelerini alma cesareti olması nedeniyle bunun tuhaf olduğunu düşündüm. Ama bu açıkça olabileceği kadar iyiydi. Beyaz Saray İsrailli gazetecilere  "Netanyahu ve Arafat ABD'nin müttefikidir"  dedi. Bu inanılmazdı. ABD'nin en sadık müttefikinin demokratik olarak seçilmiş lideri ile yüzlerce Amerikalıyı katleden bir terör örgütünün lideri eşit muameleye tabi tutuldu..! Ancak o günlerde Washington'un diplomatik zihniyeti böyleydi. Yönetim çift namlulu miyopiden muzdaripti. Washington; Filistinlilerle olan çatışmamızın özünde Filistinlilerin herhangi bir sınırda bir Yahudi devleti tanımayı ısrarla reddetmesi olduğunu görmeyi reddetti. İkincisi, İsrail hükümetinin, başbakanın her an en zayıf çoğunluk tarafından devrilebileceği parlamenter sisteme bağımlı olduğu gerçeğini gerçekten içselleştirmeyi reddetti.

Netanyahu hastaneye yatırılması gereken bir paranoyak. --Nahum Barnea
Başbakan Benyamin Netanyahu’nun 2012’de BM kürsüsünden dünyaya “Nükleer silaha erişmelerine birkaç hafta kaldı” diyerek resmettiği ‘İran bombası’ yine elinde patladı. --Fehim Taştekin
(Nükleer programı nedeniyle İran'a uygulanan yaptırımların kaldırılması kararı sonrası köşesinde yazdıkları.)

Bereketli Topraklar Üzerinde, , Orhan Kemal'in 1954 tarihli romanıdır.

"Aya hele" dedi Ali. Hidayet'in oğlu baktı.
"Ne var ayda?"
"Allahımız…"
"Tövbe, estağfurullah," dedi Hidayet'in oğlu.
"Niye?"
"Allahımız ne arasın ayda?"
"Niye?"
"Niyesi var mı lan? Allahımız kaşmer mi?"
"Kaşmer ne ki?"
"Soytarı…"
"Allahımız mı?"
"Tövbe estağfurullah…"
"Allahımızı karıştırma arkadaş, bak ana avrat dümdüz giderim!"
"Karıştıran sensin!"
"Dümdüz giderim dedim, giderim. Karıştırma Allahımızı. Allahımız gibisi var mı?"
"Allahımız gibi kimse olamaz!"
Küçük ağayı hatırlayan Ali, "Tabancası var mı Allahımızın?" diye sordu.
"Olmadığına ne bakıyorsun?"
"İstese olur değil mi?"
"Bak hele bak…"
"Allahımıza kurban oluyum… Sen?"
"Ben de, abooo…"
"Allahımız istese Fatma'yı bir de bulabilir değil mi?"
"Bir de."
"Bulsa, ah bir bulsa…"
"Ne verirdin Allahımıza?"
"Allahımız ne yapsın bendeki öteberiyi? Onun hazineleri var Kafdağı'nın ardında. Allahımız bu…"

Orta Anadolu'nun seksen evlik köylerinden Ç. köyünün erkekleri o yıl da çalışmak için çeşitli iş bölgelerine dağıldılar: Sekizi onu Kayseri Dokuma fabrikasına gitti, dördü beşi Sivas Çimento fabrikası, Cer atölyesine.
Emmim derdi ki, uşaklar derdi, gurbete düştünüz mü, siz siz olun, sılayı içinizden atın derdi. Atamadınız mı yandınız derdi.
Gurbete düşersin sıla çağırır, sılana kavuşursun gurbet el eder.
Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa!
Allah diyen neden geri kalmış? Basacağız; evel AIlahın izniyle tabanlarımızı da, gövdelerimizi de. Lakin biz biz; olalım, şehir yerinde göz kulak olalım kendimize kardaşlar. Neden derseniz, şehir yeri köy yerine benzemez. Şehir adamı köylüyü cin çarpar gibi çarpar.
Olma kula kul, öpme el ayak, kirlenmesin ağzın.Ya ver canını insan için ya da etme kabalık dünyamıza!
Kitap okumalı, gürül gürül. Okuma yazma gibi var mı?

Beren Saat (d. 26 Şubat 1984), Türk oyuncu. Ankara'da doğup büyüdü. Başkent Üniversitesi'ne gittiği dönemde katıldığı Türkiye'nin Yıldızları yarışmasında ikinci olarak Tomris Giritlioğlu'nun dikkatini çekti. Böylece profesyonel oyunculuğa başladı.

Kadın olmak zor, güzel bir kız olmak çok zordur ülkemde.
Bravo! Pek çok yetenekli yönetmenine ülkede yaşama ve çalışma izni vermeyen İran yönetimi, şimdi bir diziyi engelliyor çünkü bir dizi karakterinin mağduriyetine ve rehabilitasyon sürecine şahit olan izleyiciler üzülüp empati kurarsa birkaç kadının hayatı kurtulabilir! İçinde nükleer kelimesi geçen cümlelerle tüm dünyaya kafa tut, sonra bir kitaptan, gazeteden, filmden, diziden, karikatürden, eşcinsellikten, kadından bu denli kork! Ne kadar tanıdık.
Biz duygusal insanlarız taşkınlık genetiğimizde var ve biraz gaza getirilince sosyal medyanın da bokunu çıkardık. Biz kahkaha atarken altına kaçıran, ağlarken kendini yerlere atan; çok sıcağa çok soğuğa dayanan; şerbeti de pul biberi de afiyetle yiyen; sadece Allah'ın referansı var diye hiç tanımadığı insanı evinde günlerce ağırlayabilen; terli bir omuza dayanıp saatlerce coşkuyla halay çeken, Eurovision'u, milli maçı ölüm kalım mücadelesine dönüştüren, gerekirse yer yatağında 7 kişi mışıl mışıl uyuyabilen, hem başta hem sonda birbirini muhakkak iki yanağından öpüp sarılan; komşusuna evini, çiçeğini, çocuğunu emanet eden; her yola çıkana su döküp arkasından dua eden insanlarız biz.
Terörü lanetlerken, şahsi terör eylemlerimizi yaratmamak lazım. Psikolojik terör de bir terörize etme biçimidir. Herkes düşünerek konuşmalı, yazmalı, sorumluluk sahibi davranmalı artık. Biraz sakinleşmezsek bireylerin ve toplumun iç huzurunu yeniden kurması onlarca yıl alacak. Siyasiler değişebilir ama insanımızın ruhu değişmemeli. Masum şehitlerimizi malzeme yapan leş kargalarına uymayın, içinizi öfke doldurmayın. Şehitler için edilecek bir duanız sosyal medyada bana ya da bir gazeteciye yazacağınız bir küfürden daha çok işe yarar. Hem de biraz olsun içiniz ferahlar.
Ben insanların kafayı taktığı şeylere, "Amaaaan, Allah başka dert vermesin!" diyebiliyorum, aldırmıyorum. Çünkü ölüm gibi bir gerçek var bu hayatta.
Ben hiç kavga etmem mesela. Öyle bir şey gelişti bende. Çekip gitmem. Pişman olacağım şeyler söylemem. Çünkü biliyorum ki yarın sabah olmayabilir.
Benim ya da sevdiğim insanların canını yakan kişiyi hayatımdan çıkarır ve ilişkimi keserim. Geri dönmek istese de hayatıma sokmam, yanıma yaklaştırmam.

Berkun Oya (3 Mart 1977, Bursa), Çerkes asıllı Türk yazar ve yönetmen.

Asla öyle snob bir tavır içerisinde değilim. Ben televizyoncu değilim. Beceriksizliğim yüzünden umursamaz gözüküyorum. Yoksa televizyona çıkıp insanları aşağılamak için başka taraflara bakmak gibi bir amacım yok.
İnsan etkilenmeye çok müsait bir varlık.
İnsan ne yapıyorsa en iyisini yapmak zorundadır. En iyi olan da kendi bildiğin gibi yapmaktır.
Ben tiyatronun sorunlarını tartışırken kendimi Woody Allen filminde gibi hissediyorum.
Birbirine anlayış göstermek zorunda kalan insanların temeli sağlam bir iletişim kurması pek mümkün olmuyor.
Benim için önceliği olan, beni en çok heyecanlandıran ve devamlılık içerisinde yapabileceğime inandığım şey yazmak.
Tiyatronun en buyuk tehlikesi, tiyatroya benzemesidir.
Tiyatro sevmiyorum ama sizin yaptığınız işi seviyorum diyenler var, küfür mü, iltifat mı belli değil, ama ülkemizde böyle bir şey var.
(24 Eylül 2011'de katıldığı NTV Cumartesi programından)
Sevmek ve değer bilmek ne öğretilir, ne genetiktir. İnsan sevmek ve değerini bilmek, kabiliyettir.
İletişim, insanlar birbirini yormadan ve zorlamadan anladıklarında kıymetlidir. Gönülden, beklentisiz ve özgür olduğunda. İlle anlaşmak için değil, anlamak için insanları, insanlarla konuşup, hayatla anlaşmak için gerekli iletişim.
Asıl suç, suçlu hissetmektir zaten çoğu zaman ve biz suçlu hissederek gizleriz bu suçu, kendini yutan kara deliktir suçluluk duygusu. Bir insana kıymak da illa şakağına silah dayayıp tetiği çekmekle olmuyor, gerçeğin, sevdiği biri tarafından insandan gizlenmesi de bir tür cinayet. Üstelik gerçek, kendinden kaçanı en gülünç durumlara düşürüyor her zaman. Bir gün geliyor, gerçekten kaçanlar, tutmayan dizilerin çakma jönleri gibi kalıveriyorlar ortada.
Her insan, özündeki acı anlamsızlığıyla bizi dipsiz kuyularda merdivensiz bırakan bu hayatı, mümkün mertebe katlanılır kılmaya çalışır. Kendi meşrebince, kendi becerisi kadar. Mükemmel bir hayat yoktur. Mükemmel, mümkünü imkânsız kılar. Mesele, hayatı mümkün kılmak. Mükemmel, insanı bozar.
İnsan her ne yapıyorsa yapsın insanların ne düşündüğü umrundadır tabii. Tuvalette tek başına aynaya falan bakmıyorsa tabii. Hatta tuvalette tek başına aynaya bakıyorsa da insanların ne düşündüğü umurunda olduğu için bakıyordur herhalde. Ama önceliğim insanların ne düşündüğü değil herhalde.
Oyun yazma süreciyle ilgili alışkanlıklarım ya da belirgin bir düzenim, kullandığım bir metot, her seferinde çalıştığını düşündüğüm bir yöntemler bütünü falan yok yani. Zaten çok kusursuz bir şuur hali içinde de yazmıyorum. Oyun değil, ne yazarsam yazayım yani. Biraz kalabalık iş, yazı yazmak benim için. Bir odaya zor sığdığı bile oluyor bazen o kalabalığın, bazı şeyleri yazarken.
Yazdığım şey üzerine konuşmayı çok seven birisi de değilim zaten ama bunun ötesinde beceremiyorum da. Konuşmam istendiğinde de sırf o zamanı doldurmak için boş laflar ederken bulabiliyorum kendimi. O yüzden yazılanlarla ilgili başkalarının ne düşündüğü daha önemli galiba.
Çok oyun izleyen, tiyatroya giden, tiyatroyu merak eden, yeni yapılan şeyleri takip eden filan biri değilim. Peynir tütsüleme teknikleriyle bile daha ilgiliyim diyebilirim. Yani ben çok fazla, “iki kalas bir heves”, alkışlar, sahne tozu falan öyle bir kafam yok, tiyatroyla öyle bir bağım yok. Tiyatro bir anlatım biçimi olarak hayatımda var ama pek tiyatro delisi olduğumu söyleyemem.
(Oyun yazmakla ilgili) Bir metodum yok. Her zaman dağınık bir süreç, her zaman bitmeyen bir dağınıklık zaten. Kendi içinde bir düzeni her zaman var ama yine de kocaman bir dağınıklık.
Ben hiçbir zaman kendine yöntemler falan bulmuş biri olamadım. Ben her yeni oyun yazmaya başladığımda "acaba nasıl oyun yazılıyor" diye düşünüyorum. Her seferinde hiç oyun yazmamışım gibi bir havaya giriyorum sonra kendi kendime "saçmalama, yazdın bir sürü oyun, biliyorsun işte" diyorum. Ama genelde okyanusun ortasına uçaktan atılmışsın gibi bir durum oluyor.
Kendimi asla oyuncu gibi görmedim, göremedim ama zaman zaman yaptım, tiyatroyu ilk kurduğumuzda oyuncu bulmakta zorlanırdık, üç kişi arayacağımıza bari iki kişi arayalım diye bir rolü ben oynardım, sonraki yıllarda para için abuk subuk bir şeylerde de oynadım.

Batı uygarlığı İslam'dan üstündür. Batı, komünizmi yendiği gibi başkalarını da yenmeli. Bu, bin dörtyüz yıl öncesine takılıp kalan İslam'la çatışmaya kadar gitse bile.
Ben her zaman kazanırım. Kazanmaya lanetlenmişim.
Benim başbakanlık yapmam bir fedakarlıktır. İşimi hiç, hem de hiç sevmiyorum. Sorumluluk gereği yapıyorum. Hep skandal peşinde koşan, hatta arlanmak bilmeyen berbat bir basın var. İtalya gibi bir ülkede hükümetin başında olmak gerçekten çok zor iş.
Hiçbir eksikleri yok. Sıcacık yemeklerini yiyorlar, tedavi oluyorlar. Başlarını soktukları yerler elbette geçici; ama bunu hafta sonu çadır tatili saymak lazım.
(İtalya'daki deprem sonrası çadırlarda kalan yaklaşık 17 bin depremzedeyi kastederek)
İtalya'da gelmiş geçmiş en demokrat başbakan olduğuma kesinlikle eminim.
Yalnızca Napolyon benim yaptığımdan fazlasını yaptı, ancak kesinlikle ben daha uzunum.
Mussolini asla birisini öldürmedi, o muhaliflerini tatil için yurt dışına gönderdi.
Sol her zaman yanlış tarafta olmuştur. Onlar Hitler'e karşı değil, Stalin'e karşı idi.

Atatürk'ün İslam'a değil de, anavatana, ülkeye ve coğrafi sınırlara bağlılık üzerinden oluşturduğu yeni kimlik İslam'a yabancı.
Geçmiş her daim önem arz eder. Günümüz geçmişin ürünüdür.
Köprülü ve Barkan zamanın büyük âlimiydiler, Halil İnalcık tüm zamanların büyük âlimi…
İslamcı kimliğiyle belirlenmiş bir Afganistan doğal olarak Pakistan'ın müttefiki, hatta bir uydusu olacaktır. Etnik milliyetçilik esasına göre belirlenmiş bir Afganistan ise, tam tersine, Pakistan'ın kuzeybatısındaki Peştunca konuşan bölgelerde ayrılıkçı güçlere destek veren ve hatta belki de Hindistan'la ittifak yapan bir komşu olabilirdi.
Türkiye'de gidiş, artan biçimde yeniden İslamlaşmaya doğru. Hükümetin böyle bir niyeti var ve çok ustaca Türk toplumunun çeşitli kısımlarını art arda devralıyor. Ekonomi, iş dünyası, akademik topluluk, medya. Ve şimdi, geçmişte cumhuriyet rejiminin kalesi olan yargıyı ele geçiriyorlar.
(2011 yılında Wall Street Journal gazetesiyle yaptığı söyleşisinde söylediği söz)
Türkiye on yıl sonra İran ile yer değiştirebilir.
(2011)

Arap devletleri, 1-2 istisna hariç, yapay nitelikli olmalarına karşın bağımsız devletlerini ve toprak bütünlüklerini korumak konusunda hayret verici ölçüde ısrarlı olmuşlardır.
Avrupa, hatta Batı dünyası tarihinde, ülkeler arasında birlik olmamasının maddi ve entelektüel ilerlemeye mutlaka engel olmadığı  hatta bazı durumlarda ilerlemeye katkı bile sağladığı görülmüştür.
Hristiyanlığın doğuşu ile İslamiyetin doğuşu arasındaki dönemde, yönetim sistemi bölgenin doğu yarısında Pers, batısında Helenistikti.
Geleneksel din dünyasında yalnızca kadınlar aşağı durumdan kurtulamaz.
Modern diktatörlerin en küçükleri bile, Arap halifelerinin, Pers şahlarının ve Türk sultanlarının en büyüğünden daha güçlü bir denetime sahiptir.
Ortaçağ İslamiyeti, popüler görüşün tersine, kırsal ya da çöl uygarlığı değil, şehir uygarlığıydı.
Ortadoğu'nun önemi de eskiye oranla hızla azalıyor. Bir zaman sonra da önemini tamamıyla yitirecek. Neden böyle düşündüğümü açıklayayım. Arap dünyasının fosil yakıtlar haricinde herhangi bir ürünü yok. Petrol ve doğal gaz haricinde Arap dünyasından ihraç edilen ürünlerin toplamı 5.5 milyonluk nüfusa sahip Finlandiya’nınkileri geçmiyor. Er ya da geç petrol ve doğal gaz bitecek ya da yerini başka yakıtlara bırakacak. Bunun sonucunda Ortadoğu'nun önemi de kaybolacak.
Rivayete göre, Churchill Ortadoğu'yu olduğu gibi Türklere geri vermenin daha iyi olacağını söylemiştir; herhalde bu hediye T.C. tarafından asla kabul edilmezdi.

Lewis Şarkçı/İslamcı/Üçüncü Dünyacı klişelerin acımasız avcısıdır. Tüm kitapları okumaya değer. — Sevan Nişanyan

George Bernard Shaw (26 Temmuz 1856 - 2 Kasım 1950), 1925 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İrlandalı oyun yazarı, eleştirmen.

Hayvanlar benim arkadaşlarımdır ve ben arkadaşlarımı yemem.
Braintrust: What Neuroscience Tells Us about Morality
Vatanseverlik, özünde -sadece orada doğduğu için- bir ülkenin en iyi ülke olduğuna inanmaktır.
The World, 15 Kasım 1893
Bütün büyük doğrular önce (dinî değerlere) küfür olarak başlarlar.
Annajanska, 1919
İşleyebileceginiz en büyük günah, başkasından nefret etmek değil, ona kayıtsız kalmaktır. İnsanlık dışı olmanın özü nefret değil, kayıtsızlıktır.
The Devil's Disciple, II. Perde, 1901
Yüzlerce uyarlaması olsa da tek bir din vardır.
Plays Pleasant and Unpleasant, 1898
Paul'ün maaşını ödemek için Peter'i soyan bir hükümet, Paul'ün desteğini her zaman arkasında hissedecektir.
Everybody's Political What's What, 30. Bölüm, 1944
Zenginliği üretmeden tüketemeyeceğimiz gibi mutluluğu da üretmeden tüketmeye hakkımız yoktur.
Candida, Sahne I, 1898
Gaddarlık denen şey laboratuvarda meydana gelip de ona tıbbi araştırma dendiğinde gaddarlığından bir şey kaybediyor mu? 

Yalancının cezası kimsenin kendisine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.

Dünyada iki çeşit trajedi vardır. Bunlardan biri kalbinizdeki tutkuyu yitirmek, diğeri ise kaybettiğiniz tutkuyu geri kazanmaktır.

Özgürlük sorumluluk demektir. O yüzden çoğu insan ondan korkar.
Liberty and Equality

Sessizlik, aşağılamanın en mükemmel ifadesidir.

Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.
Altın kural, altın kuralların olmadığıdır.
Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının: O hem sizi bağışlamaz hem de kendinizi bağışlamanıza olanak bırakmaz.
Başka yıldızlarda insan var mı bilmiyorum ama eğer varsa, dünyayı akıl hastanesi olarak kullandıklarından eminim.
Bazı insanlar her şeyi olduğu gibi görür ve 'neden' diye sorarlar. Bense her şeyi asla olmadığı biçimde hayal eder ve 'neden olmasın' diye sorarım...
Bazıları mideleri için yiyecek, diğerleri de yiyecekleri için mide ararlar.
Beğenmediğiniz bir şeyi alkışlamak, yalan söylemenin birçok çeşidinden biridir.
Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun, ama işim bitti. Öleceğim.Son sözleri
Hemşireye...
Beni övebilecek başka birini neden bulayım, kendi kendimi övebilecekken.
Benim çapımda bir beyin besinini ineklerden almaz. Vejetaryendir.
Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım, benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.
Bilgi paraya benzer, kazandıkça tutkuya dönüşür, ancak bu iyi bir tutkudur.
Bilmeniz gereken şeyler var: Örneğin, eşinizin ısıya dayanma derecesini ögrenmek için banyosunu kaynar suyla doldurursanız, edineceğiniz bu bilginin yanı sıra asılmanın ne demek olduğunu da öğrenmeniz gerekeceği gibi...
Bir dindarın bir şüpheciye göre daha mutlu olmasının, sarhoş bir kişinin ayık bir kişiye göre daha mutlu olmasından farkı yoktur.
Bir erkek veya kadının ne şekilde yetiştiğini bir kavgadaki hareketlerinden anlayabilirsiniz.
Bir kadın, bir koca buluncaya kadar geleceği konusunda endişelidir. Bir erkek ise ancak bir kadınla evlendikten sonra geleceği konusunda endişelenmeye başlar.
Biz iki hırsız arasında kendimizi ifade ederiz. Düne ait üzüntüler ve yarına ait korkular.
Bize birkaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!
Cennette bir melek özel kişi değildir.
Çılgın mı doğmuştum, yoksa fazla mı akıllıydım bilmiyorum; benim dünyam yeryüzüne uygun degildi... Düş dunyasından çıkıp gerçeklerle karşılaşınca tedirgin oluyordum. Toplumun dışında, siyasetin dışında, sporun dışında, kilisenin dışındaydım. O günlerde, eğer öyle bir deyim bulunsaydı, "Her şeyin dışındaki" denebilirdi bana...
Çıplak bedenler bizi şaşırtmıyor artık, çıplak beyinlerdir varlığına dayanamadığımız.
Çok zor bir şeyi yapmakla uğraşan ve çok iyi yapan bir kişi, kendisine saygısını hiçbir zaman yitirmez.
Demokrasinin birinci görevi her vatandaşı yararlı kılmaktır.
Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden bir sistemdir.
Deneyimden daha güçlü bir öğretmen yoktur; ama öğrenme isteği bulunmadıkça deneyimden bir şey öğrenilemez.
Diş ağrısı çekenler dişleri sağlam olanları; yoksulluk çekenler de parası çok olanları mutlu sanırlar.
Eğer yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni bir yere götürmez.
Eylemlerim demokratik, zevklerim aristokratiktir.
Gencim ben... Yaşamımda bir şeyler olmasını öylesine istiyorum ki... Onların yaşına gelince hiçbir olaya karışmadan yaşamak isteyeceğimi söylüyorlar. Onların yaşında değilim ki ben...
Gençken yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlıkla sonuçlandığını gördüm. Başarısız olmak istemiyordum onun için ben de on kat daha fazla çalıştım.
Gençlik gençken harcandı.
Gerçek şu: Özgürüm, sağlıklıyım, mutluyum ve patlıyorum sıkıntıdan!
Günümüzde ideal aşk ilişkisi postayla yürütülendir.
Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur.
Hatalarla dolu bir hayat, bomboş geçirilmiş bir hayattan çok daha faydalı ve onurludur.
Hayatta iki trajedi vardır. Gönlünüzdekini elde edememek ve elde etmek...
Hayattaki gerçek mutluluk budur: Yüce olduğunu kabul ettiğiniz bir amaç için var olmak, doğanın bir gücü olmak...
Hegel: "Tarihten öğrenebileceğimiz tek şey; İnsanların asla tarihten hiçbir şey öğrenemeyeceğidir" derken haklıydı.
Hepimiz yeniden doğmalıyız, sonra bir daha ve bir daha...
Her kelimeyi bir şekille anlatan Çincede risk, iki şekil yan yana getirilerek yazılır: Tehlike ve fırsat!
Her ruh, ikizini arar...
Hiç düş kırıklığına uğramayanlar, hiç umut beslememiş olanlardır.
Hiçbir şey ayağınıza gelmez, en azından iyi olan hiçbir şey. Herşeyi gidip kendiniz almanız gerekir.
Hiçbir şey bigotların vicdanından daha tehlikeli değildir.
İlk aşkımız biraz sersemlikle, bir hayli meraktan ibarettir.
İlk nefesini alışından önceki dokuz aylık süre haricinde hiçbir insan işlerini, bir ağaç kadar iyi yönetemez.
İnsan, bir aslanı öldürmek istediği zaman ona spor der: Bir aslan onu öldürmek istediğinde ise buna vahşet der.
İnsan Tanrının sonsözü olamaz.
İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.
İnsanın yetişme düzeyi kavga ederken gösterdiği davranışla ölçülür.
İnsanlar kendi durumlarıyla ilgili olarak her zaman koşulları suçlar. Ben koşullara inanmam. Bu dünyada yol alan kişiler, ayağa kalkıp istedikleri koşulları arayan ve bulamadıklarında yaratan insanlardır.
İnsanların birbirlerini severlerse hiçbir sorunun kalmayacağı öğretilmişti bana çocukken. Bu, çok doğal ve insancıl görünmüştü o dönemde; ama uygulamaya kalkınca sevilecek insanın çok az bulunduğu; kendimin bile pek sevilecek biri olmadığını anladım.
İnsanların ölmesiyle yaşamın gülünçlüğü nasıl değişmezse, insanların gülmesiyle de yaşamın ciddiliği değişmez.
İyilik yapmak için gerekli teknik nitelikler, kötülük yapmak için de gerekli olan teknik niteliklerdir.
Kadınlar niye hep başkalarının kocalarını ister? Onlar eğitilmişlerdir de ondan.
Kadınların köleliği, despotluğudur gerçekte... Hiçbir çekici kadın, cinsinin özgürlüğü peşinde koşmaz. Kadının amacı, gücün erkeğin elinde toplanmasını sağlamaktır; çünkü, erkeği yonetebileceğini bilir. Erkeğin sözde üstünlüğünü, bindiği atın gücünü ya da hızını kıskandığı kadar kıskanır.
Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir..
Kaplan adamı öldürmek isterse adı vahşilik, adam kaplanı öldürmek isterse adı spor olur. Suç ile adalet arasındaki fark da bundan büyük değildir.
Kendi dilini bilmeyen başka dil öğrenemez.
Kendinizi temiz ve berrak tutarsanız iyi edersiniz; çünkü arkasına geçip dünyayı görmeniz gereken pencere sizsiniz.
Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan.
Korkmayın, mutluluk duymadan yaşamasını öğrendi o genç!
Köle gibi eğitilenler, köle gibi yönetilebilirler ancak...
Kötüler zenginleşiyor ve güçlüler de uzun yaşıyorsa, doğa alçakların tanrısı demektir.
Kötülük yapmamış kişi iyilik yapamaz; hata yapmamış kişi hiçbir şey yapamaz.
Milliyetçilik, siz orada doğduğunuz için bu ülkenin diğer tüm ülkelerden daha mükemmel olduğunu zannetmenizdir.
Mutluluğu üretmeden, tüketmeye hakkımız yoktur.
Ne istersen yapabilirim gibi geliyor bana, çünkü istediğim hiçbir şey yok artık...
Ne korkunçtur, sonsuza dek kendinle baş başa kalma düşüncesi. Sizi seviyorum, ama kendimi sevmiyorum. Değişmek istiyorum; daha iyi olmak istiyorum, yeniden, yeniden başlamak istiyorum; tenimi değiştirmek istiyorum yılanlar gibi. Bıktım artık kendimden. Bir gün değil, günlerce değil, sonsuza dek kendime nasıl katlanırım? Bunu düşünmek bile korkutuyor beni: karamsar, kin dolu, susmuş oturmuşum bu nedenle. Siz hiç düşünürmüsünüz bunları?
Neden zevk alındığını anlamaya çalışmak, zevki kaçırır.
Nikah kadar ucuz ve kolay olmalıdır boşanmak.
"Niye?" dediğini duyuyorum, daima "Niye?" Olanları görüyorsun ve "Niye?" diyorsun. Bense olmayanları hayal ediyor ve diyorum ki: "Niye olmasın?"
Ölümü ortadan kaldırırsanız, doğum gereğini de ortadan kaldırırsınız: Üremeyi sürdürürseniz, çocuklara yer açmak için sonunda yaşlıları öldürmek zorunda kalırsınız.
Savaşlar yapacağız hep, çünkü ancak savaşın baskısı altındayken dünyayı değiştirme yeteneği gösterebiliyoruz, ama savaşın getirdiği değişimler tasarladığımız değişimler olmayacaktır hiçbir zaman için.
Siz varolan şeyleri görür ve şöyle dersiniz: Neden? Oysa ben olmayan şeyleri hayal eder ve derim ki: Neden olmasın?
Sorun çaresizlik değil,isteksizlik... İsteksiziz, çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği öldürmektir.
Sözünüz senediniz kadar sağlam olamaz; çünkü belleğiniz hiçbir zaman onurunuz kadar güvenilir olamaz.
Tanrı nedir? Kendimiz tanrı olurduk, bunu bilseydik...
Tanrının parayı hiç sevmediği kesin. Onu kimlere verdiğine baksanıza.
Uzun bir zaman önce, asla bir domuzla güreş tutmamayı öğrendim. Her ikinizde çamur içinde kalırsınız; ancak domuz bundan hoşlanır.
Yanılgılarla tüketilmiş bir yaşam, hiçbir şey yapmadan tüketilmiş yaşa

Bernard Arthur Owen Williams (21 Eylül 1929 - 10 Haziran 2003) İngiliz ahlak filozofuydu.

Tek ciddi girişim yaşamaktır.
Yetenek bir alevdir. Deha bir ateştir.
Çok az şey kar fırtınası kadar demokratiktir.
Er ya da geç hepimiz annelerimizden alıntı yaparız.
Kurulan tek bir cümleyle bir dünya belirir. ( W. H. Auden)
Mutluluk? varılacak herhangi bir yer değil, yolculuğun kendisidir.
Neyin çılgın ve neyin cüretkar olduğunu bildiğinizde olgunlaşırsınız.
Fikirler, dolaşan oğullar gibidir. En az beklediğiniz anda ortaya çıkarlar.
Her gece güneşin doğuşuna , her sorun Umuda yenilmeye Mahkumdur.
Hepimiz aynı mizah anlayışına sahip olsaydık, bu ne garip bir dünya olurdu.
Güneşin doğuşunu ya da umudu yenebilecek bir gece ya da problem asla yoktu.
Tembelliğin birçok kılık değiştirmesi vardır. Yakında "kış krizleri" "bahar nezlesi" haline gelecek.
Dener ve başarısız olursak, geçici hayal kırıklıklarımız olur. Ama eğer hiç denemezsek, kalıcı pişmanlıklara sahip oluruz.
Anlaşmazlığın üstesinden gelinmesi gerekmiyor. Başkalarıyla ilişkilerimizin önemli ve kurucu bir özelliği olarak kalabilir.
Dinsel ahlakla ilgili sorun, ahlakın kaçınılmaz bir şekilde saf doğasından değil de dinin iyileştirilemeyecek kadar anlaşılmaz oluşundan kaynaklanır.

Bernie Sanders, Amerikalı siyasetçi. Amerika Birleşik Devletleri Vermont Senatörü'dür.

Demokratik sosyalistlikten bahsettiğimde Venezuela'ya bakmıyorum. Küba'ya bakmıyorum. Danimarka ve İsveç gibi ülkelere bakıyorum.
Her dört şirketten biri vergi ödemiyor!
Büyük şirketlerin CEO'ları, çalışanlarının kazandığının 400 katını kazanıyor. Amerika'nın olması gereken şey bu değil.
İskandinavya'ya gidersiniz ve insanların eğitim, sağlık ve iyi ücretli işler açısından çok daha yüksek bir yaşam standardına sahip olduğunu görürsünüz.
Zor zamanlar çoğu zaman insanların içindeki en iyiyi ortaya çıkarır.
Sokakta uyuyan çocukların üzerinden atlayarak milyarder olamazsınız.
Birlik olduğumuzda başaramayacağımız hiçbir şey, hiçbir şey, hiçbir şey yoktur.
Demokrasi bir seyirci sporu değildir.
Cumhuriyetçiler, insanları ırk, cinsiyet, milliyet veya cinsel yönelime göre ayırma yeteneğini güzel bir sanat haline getirdiler. Yaptıkları şey bu. Politikalarının özü budur. Zengin arkadaşları ve kampanyaya katkıda bulunanlar daha da zenginleşip bankaya kadar gülerken, bir grubun başka bir grupla savaşmasını sağlıyorlar.
Hepsine sahip olamazsınız. Bu ülkede çocuklar aç kalırken büyük vergi indirimleri alamazsınız. Milyonlar iş ararken siz bizim işlerimizi Çin'e göndermeye devam edemezsiniz. Bu ülkenin her köşesinde karşılanmamış büyük ihtiyaçlar varken, Cayman Adaları'nda ve diğer vergi cennetlerinde kârınızı saklayamazsınız. Açgözlülüğünüz sona ermeli. Sorumluluklarınızı kabul etmeyi reddederseniz, Amerika'nın tüm avantajlarından yararlanamazsınız.
(Amerikan milyarderlerine yönelttiği eleştirilerden.)
Milyarder sınıfına, Amerika'nın nimetlerinden yararlanmak istiyorlarsa sorumluluklarını kabul etmeleri ve kendilerine düşen adil vergi payını ödemeye başlamaları gerektiğini söylemenin zamanı geldi.
 "İnsan"  zalimler yoktur. Zalimler  "insanlıklarını"  kaybetmişlerdir.
Dünyaya baktığınız zaman, Amerika Birleşik Devletleri dışında tüm diğer büyük ülkelerin tüm insanlara sağlık hizmeti sunmasını bir hak olarak görüyorsunuz.
Bana konut ayrımcılığı yoluyla kurumsal bir imparatorluk kurmayı öğreten bir aileden gelmedim, konut ayrımcılığını protesto ettim, okul ayrımcılığını protesto ettiğim için tutuklandım ve hayatımın en gururlu günlerinden biri  Dr. Martin Luther King önderliğindeki March On Washington For Jobs and Freedom'a katılmaktı.
(Kendi biyografisinden bahsederken, Donald Trump'a yönelttiği eleştiri.)
Hükümetimizin temel ilkeleri açgözlülük, kin ve yalan olmayacaktır. Irkçılık, cinsiyetçilik, yabancı düşmanlığı, homofobi ve din taassubu olmayacak. Bu kampanya adalete, ekonomik adalete, sosyal adalete, ırksal adalete, çevresel adalete dayalı olacak.
(2016 Demokratik Başkan Adaylığı kampanyasından.)
Donald Trump, ülkemizin modern tarihinin en tehlikeli başkanı ve yenilmesi gerekiyor. Trajik bir şekilde, bugün patolojik bir yalancı olan ve yozlaşmış bir yönetimle ülkemizi yöneten bir başkanımız var. Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını açıkça anlamıyor ve kanunların üzerinde bir başkan olduğunu düşünüyor. Bence o bir ırkçı, cinsiyetçi, homofobik, yabancı düşmanı ve dindar bir yobaz, o yenilmeli ve bunun gerçekleşmesi için elimden gelen her şeyi yapacağım!
(2020 Demokratik Başkan Adaylığı kampanyasından.)
Amerikan hapishanelerindeki insanlar orantısız bir şekilde beyaz olmayan insanlardır. Bugün Amerika'daki gerçek bu. Bu, değişmesi gereken bir gerçek.
Amerika'da çocuklar açken, milyarderlerin süper yatlarının boyutu konusunda yarıştığı bir ülkeyi kabul etmemeliyiz.
Göç veya başka bir şey hakkında farklı bir bakış açısına sahip olabilirsiniz, ancak insanlara dinleri nedeniyle saldıramayız.
Amerika Birleşik Devletleri'nde kolej ve üniversitelerden çok, hapishane olması bana hiç mantıklı gelmiyor.
Güçlü bir taban hareketi olmaksızın hiçbir başkan, bu ülkenin çalışan ailelerinin karşı karşıya olduğu krizleri tek başına etkili bir şekilde ele alamaz.
Birlikte durup ırkçılığa, nefrete ve bağnazlığa hayır dediğimizde Amerika daha büyük bir ulus olur.
Gazilerimize bakacak gücünüz yoksa onları savaşa göndermeyin..!
Kötü kararlar için özür dilemek kolaydır. Doğru olanları yapmak daha zor.
Amerikalıların ifade özgürlüğü hakkı, banka hesaplarıyla orantılı olmamalıdır.
Bana göre demokratik sosyalizm, demokrasi demektir. Sadece ülkedeki en zengin insanları değil, hepimizi temsil eden bir hükümet yaratmak anlamına gelir.
Milyarderlere vergi muafiyeti verip de yaşlılarımıza ve çocuklarımıza bakamadığımızda biz nasıl bir milletiz?
Vazgeçmektense ortaya çıkmak daha iyidir.
Büyük şirketleri temsil etmiyorum ve onların parasını istemiyorum!
Yoksula bakmaktan çok servete tapan bir ulusun içinde yaşıyoruz. İçinde yaşamamız gereken ulusun bu olduğunu düşünmüyorum.
Ben bir sosyalistim; elbette ben bir sosyalistim. Toplumun temelde farklı olabileceğine dair bir vizyona sahibim, tüm insanların eşit olabileceğine inanıyorum ki bu yeni bir fikir değil.
Sosyalist olmanın anlamı şudur; yoksulluğun kesinlikle gereksiz olduğu, uluslararası ilişkilerin açgözlülüğe değil, işbirliğine dayandığı bir dünya. İnsanların üretim araçlarına sahip olabildiği ve çalışanların patronların yarı kölesi olarak çalışmak yerine birlikte çalışabildiği bir toplum vizyonuna sahip olmaktır.
Askeri harcamalar kısılmalı ve kısılan maliyet, insani ihtiyaçlar için kullanılarak  savaşa karşı ahlaki ve siyasi bir savaş başlatılmalı.
İşçilerin yüzde 80'inin sendikalara üye olduğu Finlandiya'da, tüm çalışanlar en az 30 günlük ücretli izinden yararlanıyor ve zengin ile fakir arasındaki uçurum ABD'dekinden çok daha adil.
Bana çevre, kadın hakları, eşcinsel hakları hakkındaki görüşlerimi sorarsanız, ben liberalim. Bununla ilgili bir sorunum yok. En iyi arkadaşlarımdan bazıları liberaldir.

Eugen Berthold Friedrich Brecht, kısaca Berthold ya da Bert Brecht, (10 Şubat 1898, Augsburg, Bavyera, Almanya - 14 Ağustos 1956, Doğu Berlin), Alman şair, tiyatro yazarı ve yönetmenidir.

Önce ekmek, sonra ahlak.
Her insan kendi adasında yaşar.  
Sen kazandın ama ben haklıydım.  
Yazıklar oIsun kurtarıcı bekleyenlere!  
Hiç bir iIerleme mantığa geri dönüş kadar zor değiIdir.
Özgürlük neye yarar, yaşarsa bir arada özgürIerIe tutsakIar.
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ; ya da hiç birimiz.. !
Hiçbir şey bilmeyen cahildir, ama bilip de susan ahlaksızdır.
Sofradan en fazla payı alanlar, Bize KANAATKAR olmayı öğretiyor.  
Banka soymak acemi işidir. Gerçek profesyoneller banka kurarlar!
İnsana yararlı buluşlar bastırılır. Ona zarar verenler ise desteklenir.
Bir banka soymak, bir banka açmaktan daha büyük bir suç değildir.
İşçi sınıfının insanlığa karşı hiçbir borcu yoktur. İnsanlık ona borçludur.
Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, mücadele etmeyen zaten yenilmiştir.  
Unutmayın, bir ip koptuğunda yeniden bağlanabilir, ama eskisi gibi çekmez.  
Sanat gerçekliğe tutulan ayna değil, onu şekillendirmek için kullanılan çekiçtir.  
Hatalar kötü değil. Onları düzeltmemek bile kötü değil. Kötü olan, onları gizlemektir.  
Haksızlık her yerde ve her zaman olduğu için, haklılığın karakter özelliklerini taşımaya başlar.  
Yazarlar, hükümetlerin savaş yaptıkları kadar hızlı yazamazlar, çünkü yazmak düşünmeyi gerektirir.  
Sizler şu an batmakta olan geminin duvarlarına çiçek resimleri yapıyorsunuz ve bunun adına sanat diyorsunuz.
Barış, insandan yana oIan tüm çabaIarın, tüm üretimin, yasama sanatını da içermek üzere tüm sanatIarın temeIidir.
Büyük sıçrayışı gerçekIeştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünIe besIenerek yoI aIır.
Büyüyecek! Mülk sahiplerinin mülklerive mülksüzlerin sefaleti. Yönetenlerin söylevlerive yönetilenlerin suskunluğu...
Mizahın oImadığı bir üIkede yaşamak kötüdür. Fakat çok daha kötü oIan, mizahsız yaşayamayacağın bir üIkede yaşamaktır.
Nasıl yaşar insan? Çiğneyerek, ezerek, Öbür insanları yiyerek! Yalnız böyle yaşayabilir insan İyice unutabilmek için insan Olduğunu.  
Benim gibiler kendilerini öldürecek sopalara bile para verir, Ondan sonra da o sopalara fiyatları üstünde, onların mezarlarına gömerler.  
Tabi yaşamak için yemek gereklidir. Ama yemek yiyen herkesin de yaşadığı söylenemez. İnsanlığın asıl itici gücü, kendini ifade edebilme, yani kişiliğini sonsuzlaştırmasıdır.  
Bacağını kaybeden herkes başkalarından merhamet mi dilenecek? Tabi ama gerçek olan bir şey daha var ki o da, kimsenin seve seve bir şey vermediği. Savaşlar kural dışıdır.  
İnsanlara kırmızı bir kuyrukluyıldız göster, onları belirsiz bir kaygı ile korkut ve göreceksin ki, insanlar evIerinden koşarak çıkarken bacaklarını kıracaklardır. Fakat onlara mantıklı bir cümle söyleyip bunu yedi sebep iIe kanıtlarsan, sana sadece güleceklerdir.
Ey mutsuzlar! Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz. Çığlıklar duyuluyor, ama siz susuyorsunuz. Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki, sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz. Bok yiyorsunuz! Ne tuhaf yer burası, sizler nasıl insanlarsınız! Haksızlık varsa bir yerde eğer ayaklanmalı insan. Ayaklanma olmuyorsa batsın o şehir yerin dibine. Yansın bitsin, kül olsun karanlıklar basmadan!  
Ben de bir bilge olmak isterdim. Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir: dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı korkusuz geçirmek şiddete başvurmadan hem kötülüğe iyilikle karşılık vermek düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak bilgelik olarak kabul ediliyor. Tüm bunları yapamıyorum: gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!  
Dostluğuna diyecek yok ya, Dostların kimler? Şimdi bizi iyi dinle: Düşmanımızsın sen bizim, Dikeceğiz seni bir duvarın dibine, Ama madem bir sürü iyi yönün var. Dikeceğiz seni dibine iyi bir duvarın İyi tüfeklerden çıkan İyi kurşunlarla vuracağız seni. Sonra da gömeceğiz İyi bir kürekle İyi bir toprağa...  
Halkın ve askerlerinin desteğine muhtaçtırlar. Haklı değil miyim? Savaş bitecek mi dersiniz? Laf olsun diye sormuyorum, hani ucuz mal var da, alıp depoya koysak mı diye soruyorum. Ama savaş biterse, onları atmaktan başka çare kalmaz.   
Bir tabiat kanunu değildir savaş, Barışsa bir armağan gibi verilmez insana: Savaşa karşı Barış için Katillerin önüne dikilmek gerek, 'Hayır yaşayacağız! ' demek. İndirin yumruğunuzu suratlarına! Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.
Sofradan en fazla payı alanlar, Bize kanaatkar olmayı öğretiyor. Karnını doyuranlar, Açlara seslenip gelecek güzel günlerden bahsediyor. Ülkeyi uçuruma sürükleyenler, Sıradan insan için ülke idare etmenin zor olduğundan dem vuruyor.
İnsan yalnızca kendini düşündüğünde, yanlışlar yaptığına inanamaz ve bu nedenle de ilerleyemez. Onun için insan, kendisinden sonra çalışmayi sürdürenleri düşünmelidir. Bir şeylerin tamam sayılması, ancak bu yolla önlenebilir.   
Bilin: halkın ekmeğidir adalet! Bakarsınız bol olur bu ekmek, bakarsınız kıt, bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat. Azaldı mı ekmek, başlar açlık, bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.  
Nasil yaşar insan? Hiç yılmadan; Ezmekten, saldirmaktan, soymaktan bıkmadan, Böyle yaşar insan insanlıktan Çıkmaktan hic usanmadan. Boşuna kasilmayiniz baylar! Kotulugunuze bakmadan.   
Savaşa karşı Barış için Katillerin önüne dikilmek gerek,"Hayır yaşayacağız!" demek. İndirin yumruğunuzu suratlarına! Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.  
Herkes başkasına öğüt verebilir. Ama sen maddi yönden de yardım ediyorsun. İşte dostluk bu, bir dost eli...  
Yok, yok onlar olmasaydı Kuruşlarda olmazdı. Çünkü onların yoksulluğu olmazsa, Semiremez hiçbir insan.  
Anladık iyisin, Ama neye yarıyor iyiliğin? Seni kimse satın alamaz, Eve düşen yıldırım da Satın alınmaz.   
Anladık dediğin dedik, Ama dediğin ne? Doğrusun, söylersin düşündüğünü, Ama düşündüğün ne?   
Yüreklisin, Kime karşı? Akıllısın, Yararı kime? Gözetmezsin kendi çıkarını, Peki gözettiğin kiminki?   
Ah, keşke insanlar iyi olsalar terbiyeli olacaklarına Ama ilişkileri bırakmıyor onları iyi olmaya !  
Gerçeği bilmeyen sadece aptaldır. Fakat gerçeği bilen  ve ona yalan diyen, suçludur, canidir.
İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.  
Her öğretmen, zamanı geldiğinde öğretmeyi bırakmasını öğrenmelidir. Bu zor bir sanattır.  
Acıya sevinen zalimlerin zevk çığlıkları, bir gün kendilerini sağır edecektir...   
İnsanın yeteneği yoksa kendini iki ya da üç kez daha yararlı hale getirmeli.  
İnsanların mevkileri yükseldikçe yüreklerini etkilemek bir o kadar zorlaşır.   
Karnını doyuranlar, Açlara seslenip gelecek güzel günlerden bahsediyor.
A diyen b demek zorunda değiIdir. A’nın yanlış olduğunu da belirtebilir.
İnsan, ancak onu düşünen hiç kimse kalmadığı zaman gerçekten oIur.
Doğaya hayranlığımız, şehirlerin yaşanmazlığından ileri gelmektedir.
Zengin sınıflarının suçlarını belirsizlik kadar hiç bir şey koruyamaz.  
Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar!
Madem İyisin Anladık iyisin, Ama neye yarıyor iyiliğin...   
İmparatorlar hiçbir şeyi kendi başlarına yapamazlar.   
Kardeşler arasında pazarlık olmaz.  
Bir evimiz bile yok, sürgünüz sadece,Bizi kabul eden bir ülke çıksın diyeBekliyoruz içimizde bir huzursuzluk,Sınıra en yakın yerde
Göç ile ilgili bir şiirinden.
Kapitalizme karşı olmadan faşizme karşı olanlar; danayı kesmeden onun etini yemek isteyen insanlara benzer. Danayı yemek isterler ama kan görmeyi sevmezler. Kasap eti tartmadan önce ellerini yıkarsa tatmin olurlar. Barbarlığı ortaya çıkaran mülk ilişkilerine karşı değillerdir, yalnızca barbarlığa karşıdırlar. Barbarlığa karşı seslerini yükseltirler, hem de bunu aynı mülkiyet ilişkilerinin yayıldığı ancak kasapların eti tartmadan önce ellerini yıkadığı ülkelerde yaparlar.
Sanat, dünyayı yansıtan bir ayna değil dünyanın  onunla şekillendirildiği bir çekiçtir.

Andrea: "Kahramanı olmayan ülke ne mutsuz bir ülkedir."  Galileo: "Hayır, kahramana ihtiyacı olan ülke ne mutsuz bir ülkedir."

Savaş da aşk gibi mutlaka bir yolunu buluyor.

Bozuk adalet yeter artık! 
Acemi ellerle yoğurulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter! 
Yeter katıksız, kara kabuklu adalet! 
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bir banka kurmanın yanında, bir banka soymak nedir ki?

Bertrand Arthur William Russell (18 Mayıs 1872 - 2 Şubat 1970), Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi ve toplum eleştirmeni.

Ana neden argümanı, bir Hindu’nun dünyanın bir filin üzerinde, filin de bir kaplumbağanın üzerinde durduğu görüşüyle aynı niteliktedir.
Ahlak değerlerinin öznelliğine ilişkin savlar nasıl çürütülebilir bilmiyorum, ama keyfi bir zalimliğin yanlış olmasının tek nedeninin bundan hoşlanmayışım olduğuna da kendimi inandıramıyorum.
Akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir.
Değişik çevirisi: Dünyanın en büyük sorunu, aptallar özgüven içindeyken akıllı insanların kuşkuyla dolu olmasıdır.
Aşktan korkmak, hayattan korkmaktır ve hayattan korkanların zaten dörtte üçü ölüdür.
Aşk, cinsel birleşme arzusundan çok daha fazlasıdır; çoğu erkek ve kadını hayatlarının büyük bir bölümünde etkileyen yalnızlıktan kurtulmanın temel yoludur.
Avrupa’dan New York ve Chicago’ya giden bir gezgin, geleceği görür. Asya’ya gittiğinde ise geçmişi görür.

Ben, tüm büyük dinlerin –Budizm, Hinduizm, Hıristiyanlık, İslâm ve Komünizm– hem yanlış hem de zararlı olduğuna kesin olarak inanıyorum.
Ben bir filozof olarak, tamamen felsefi bir dinleyici kitlesine konuşuyor olsaydım, kendimi agnostik olarak tanımlamam gerektiğini söylerdim.
Ben bir ateistim, çünkü Tanrı’nın olmadığını kanıtlayamayacağım gibi Homeros tanrılarının da olmadığını kanıtlayamayacağımı eklemeliyim.
Başkalarının senin hakkında ne düşündüğüne dair takıntı, mutluluğun en büyük düşmanıdır.
Ben bir komünist değilim, ancak komünizmin dünya için gerekli olduğuna inanıyorum.
Ben komünizmi demokratik olmadığı için, kapitalizmi de sömürüyü kayırdığı için sevmiyorum.
Benim bütün dinim şudur: Her görevi yerine getir, bunun için ne bu dünyada ne de öbür dünyada hiçbir ödül bekleme.
Bana öyle geliyor ki matematik, herhangi bir müziğin ulaştığı kadar büyük bir sanatsal mükemmelliğe sahip olma kapasitesine sahiptir; belki daha da fazla. Bu, sadece verdiği zevk (ne kadar saf olsa da) yoğunluk veya onu hisseden insan sayısı bakımından müzikle kıyaslanabilir diye değil, büyük sanatın karakteristiği olan o kombinasyonu, Tanrı benzeri özgürlük ile kaçınılmaz kader duygusunun birleşimini mutlak mükemmellik içinde verdiği içindir. Çünkü matematik, aslında, her şeyin mükemmel ve aynı zamanda doğru olduğu ideal bir dünya inşa eder.
Bilim, bize neyi bildiğimizi söyler; felsefe, neyi bilmediğimizi.
Bilgi, gerçeği arayanın en büyük silahıdır.
Bir filozof olmanın ilk adımı, insanların çoğunun hayatlarını hiçbir rasyonel gerekçesi olmayan bir inançlar dünyası içinde geçirdiğini fark etmektir.
Bir din, sonsuz ve mutlak bir kesin gerçeği somutlaştırdığı iddiası ile bir bilimsel teoriden farklılık gösterirken bilim ise; daima deneye dayalıdır, şimdiki teorilerin er ya da geç yeniden biçimlendirilmesini zorunlu bulur ve yönteminin mantıksal bir bütün ile son sonuca ulaşmasında yetersiz olduğunun bilincindedir.
Bir deli, Tanrı olduğunu düşünür. Benim gibi bir filozof da, eğer dikkat etmezse, kendini Tanrı sanabilir. Fark, delinin bunu açıkça söylemesidir.
Bir kasabın ekmeğe, bir fırıncının da ete ihtiyacı vardır. Bu nedenle kasapla fırıncının birbirini sevmesi için mantıklı bir neden vardır. Her ikisi de birbirine yararlı olur.
Bir felsefeci, ne kadar bilge olursa olsun, cehaletini kabul etmekten korkmamalıdır.
Bir kişinin benimsediği din, birkaç istisna haricinde, toplumun kabul ettiği dinle aynıdır ve bu da, kişinin söz konusu dini benimsemesine çevresel etkilerin sebep olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bir mesele üzerinde çalışıyor veya herhangi bir felsefe üzerine düşünüyorsanız, kendinize sadece şunu sorun: Olgular nelerdir? Ve bu olguların desteklediği gerçekler nelerdir?
Bir adamın inandığı bir şey uğruna ölmeye istekli olması, onun inancının gücünü gösterir, doğruluğunu değil.
Bir agnostik, Hıristiyan Tanrı’sını Olimposlular kadar olasılık dışı bulabilir; bu durumda, pratik amaçlar için ateistlerle aynı görüştedir.
Bir bilim insanının yapabileceği en büyük hizmet, gerçeği cesurca ve açıkça söylemektir.
Bir şeyin yazılı olması,  ‘‘Bunu kim yazdı, ne zaman yazdı? Ne bildikleri vardı?’’  gibi sorular sormaya alışkın olmayan insanlar için inandırıcıdır.

Cehennem gibi bir yerin olabileceği fikri, ahlaki açıdan korkunçtur.

Çoğu insanın Tanrıya inanması küçük yaştan öyle yetiştirildikleri içindir.
Çoğu insan düşünmektense ölmeyi tercih eder; aslında öyle de yaparlar.

Çocukları, anne babalarına itaat etmeleri için eğitmek, onları gelecekteki tiranlıklara hazırlamaktır.
Çinliler, bilgeliğin yakutlardan daha değerli olduğuna içtenlikle inanan dünyadaki tek insanlardır.

Dâima ve her yerde, doğal yasaların işleyişine güvenmek, insanın en büyük kazanımıdır.
Demokrasi, insanların suçlanacak adamı seçtiği süreçtir.
Despotizmde olduğu gibi, putperestlikte de aynı mantık geçerlidir.
Dindar bir kişinin savunabileceği mutlak ahlak, zina edenleri taşlamak, dinden dönenlere ölüm gibi şeyleri içerir.
Din, bence, ilk ve temel olarak korku üzerine kuruludur.
Dinler, insanların birbirlerini öldürmesi için en büyük bahanedir.
Dinler, yeryüzündeki ahlaki ilerlemenin baş düşmanı olmuştur ve hâlâ da öyledir.
Din, bir korku hastalığıdır ve insan ırkına anlatılmamış acıların kaynağıdır.
Dünya'nın, korkunç, korkunç ve daha korkunç olduğu gerçeğiyle yüzleşmek, mutluluğun sırrıdır.
Dünyayı mutlu etmek için gereken asıl şey zekadır.
Dünyayı savaş tehlikesinden koruyacak tek bir yol vardır; dünya çapında yetkiye sahip olacak ve dünyada bütün silahların tekelini elinde bulunduracak bir tek otoritenin kurulması.
Düşünce özgürlüğü lehindeki temel sav; bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır.
Düşünürler arasında can düşmanımın aleyhimdeki konuşmasını felsefeden habersiz bir dostumun konuşmasına üstün tutarım.
Düşüncelerim için ölmeyi göze almam, çünkü yanılıyor olabilirim.

Eğer ben Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen Çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. Ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. Ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her Pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir Engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı.
Eğer bir filozof olmak istiyorsanız, yalnızca eğitiminizin zaman ve mekanına ve anne-babalarınızın ve öğretmenlerinizin size söylediklerine dayanan inançlardan elinizden geldiğince kurtulmaya çalışmalısınız.
Eğitim, özgür düşüncenin önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir.
Eğitimin amacının zihinsel özgürlük olduğu bir dünya isterdim. Gençlerin aklını, onları bütün hayatları boyunca nesnel kanıtların oklarından koruyacak olan bir zırhın içine sokmamalı. Dünyanın açık kalplere ve aydın insanlara ihtiyacı var ve bunu statik sistemlerle elde edemeyiz.
Eleştirel düşünme yeteneği, “özgür bir insanın” en önemli özelliğidir.
Erkeklerin çoğu kadınların etkisi altında kalmaktan korkarlar; fakat kendi şahsî tecrübelerimin ışığı altında söyleyebilirim ki bu pek aptalca bir korkudur. Bana öyle geliyor ki fizikî bakımdan olduğu kadar fikirsel bakımdan da erkek kadına ve kadın erkeğe muhtaçtır. Kendi yaşamlarım açısından konuşmak gerekirse, sevdiğim kadınlara çok şeyimi borçluyum ve şunu itiraf edebilirim ki onlar olmasaydı, son derece dar görüşlü bir insan olabilirdim.
Orijinali: Many men are afraid of being influenced by women, but as far as my experience goes, this is a foolish fear. It seems to me that men need women, and women need men, mentally as much as physically. For my part, I owe a great deal to women whom I have loved, and without them I should have been far more narrow-minded.
Eğer bir kişi kendini bir şeye adadıysa, bu, o şeyin doğru olduğunu kanıtlamaz.
Eğer bir şeyin doğru olduğunu iddia ediyorsanız, kanıtını da sunmalısınız.
Eğer bir şüphecinin işi, yerleşik dogmaları çürütmekse, bu dogmatistlerin işi de onları kanıtlamaktır.
Eğer her şeyin bir nedeni olması gerekiyorsa, o zaman Tanrı’nın da bir nedeni olmalıdır.
Eğer Marx’ın teorileri doğru olsaydı, ben bir komünist olurdum. Ancak onların yanlış olduğunu düşünüyorum.
Evren, kördür, ne iyilik bilir ne kötülük.

Filozof olmak isteyen, saçmalıklardan korkmamalı.
Faşizm, bir tür dini inançtır; insanları korku ve nefretle yönetir.
Fanatiklik, dünyanın tehlikesidir ve her zaman olmuştur; dünyaya anlatılamaz zararlar vermiştir.
Felsefenin amacı,  “son derece basit”  göründüğü için söylemeye değmez görünen bir şeyle başlamak ve  “kimsenin inanmayacağı kadar”  çarpıcı bir şeyle sona ermektir.
Felsefenin işlevi,  “kesin olanı değil” ,  “olası olanı”  göstermektir.
Felsefede,  “belirli soruların kesin yanıtları”  için değil, bu soruların  “kendileri için”  çalışılmalıdır; zira bu sorular  “olası olabilecekler”  hakkındaki tasarımımızı genişletir ve dogmatik kesinliği azaltır.

Gizem hoşluk verir ama bilgisizliğe dayandığından bilimsel değildir.
Galaksimizdeki küçük yıldızlardan birinin küçük gezegenlerinden biri olan dünya, felsefe için abartılmamalıdır.
Gelenek, bilimin önündeki en büyük engeldir.
Gerçeğin bir gölgesi bile, bir yanılsamadan daha iyidir.
Güç arzusu, insan doğasının bir parçasıdır, ancak güç felsefeleri kesin bir anlamda deliliktir.
Gençliğin enerjisini tüketmeden önce, acı ve neşenin insanları nasıl biçimlendirdiğini anlamak gerekir.
Gerçek mutluluk, asla sahip olamayacağınız şeylerin yasını tutmak yerine, sahip olduklarınızın tadını çıkarmaktan gelir.
Güzellik, hem matematikte hem de şiirde vardır; ama matematiğin güzelliği soğuk ve yüce bir güzelliktir, zayıf yanlarımıza hi

Besim Tibuk, Liberal Demokrat Parti'nin eski genel başkanı.

Ne varsa satacağız. Bu TRT'yi de satacağız, bunu da bilin. TRT'yi de!
(TRT'de yaptığı seçim öncesi propaganda konuşmasında.)
Ben başkan olsam bir gecede yüz bin memuru işten atarım! Bunu peşin söyleyeyim de yani beğenmeyen oy vermesin!
100 sene evvel bankacılıktan hiç vergi alınmazdı. Yalnız Türkiye'de bol para yoktu yabancı yan ülkeler, komşular bile tahvillerini İstanbul borsasında pazarlarlardı. Ben size Abdülhamid dönemini söylüyorum, size çok ters gelebilir. Düyûn-ı Umûmiye aynı IMF gibidir, Abdülhamid ondan gayet istifade etmiştir. Düyûn-ı Umûmiye daha önceki gereksiz harcamalardır. Abdülhamid onu dizginlemiştir. 208 milyon olan borcu 104 milyona düşürmüştür. Birçok demiryolu yapmıştır, liman yapmıştır, okul açmıştır ve üstelik enflasyon da sıfırdır. (Abdülhamid'in tartışıldığı bir programda Abdülhamid'i savunurken...)
Türkiye'de İslam'ın yükselişi bir risktir.
Biz aynı zamanda parti olarak muhafazakâr bir partiyiz.
Bizim parti Demokrat Parti'nin devamıdır.
Bizim parti milliyetçidir.
Türkiye'nin bir tek problemi Ankara'dır, onu söyleyeyim. Ankara, Allah'ın belası bir yerdir. Yani Türk halkının başına bela bir yer Ankara'dır. Ankara'yı bir yere satsak toptan yollasak böyle, uzaya falan yollasak bir gün Ankara'yı...
Ankara izole olsa, tamamen bir nötron bombası atıp kapatsanız veya Ankara'dakileri toplu olarak Antalya'ya tatile yollasanız 3-5 sene, Türkiye kurtulur onu da bilin.
Biz halka hizmet etmeyeceğiz, halk kendi başının çaresine kendisi bakacak.
Benim Türk halkına karşı fazla bir saygım yoktur. Bunu sevgili halkımız çok iyi bilsin. Niçin yoktur? 27 Mayıs sonrası yoktur.
Bu devlet senfoni orkestrası, hemen bir akıllı birine devredeceğiz al kardeşim sabaha kadar çal diye.
Kültür politikamız yoktur.
Bütün gecekonduları yıkacağız.
Biz laiklik lafını kaldıracağız.
Mesela biz bu Ereğli diye ufak bir yer var İzmit'te, oradaki seçimden çekiliyoruz. Niye biliyor musunuz? Ya herkes bir şey istiyor! Geçen gün il başkanı geldi, "Besim Bey burada bir şey dağıtmazsak bize oy gelmez," dedi. Ben de "Canı cehenneme!" dedim, "Kapatın, girmeyin seçime!"
Bizim parti son seçimlerde çok kötü bir netice aldı. 18 Nisan 99'da seçimden bir gün sonra benim demecim Türk halkının %99,5'inin yanlış yaptığı yönündeydi. Yüzde yarımı doğru yapmıştır. Onlar da bize oy verenler tabii.
Taammüden insan öldüren ve bunu ısrarla tekrar eden insanı idam etmezseniz asıl bu insan haklarına aykırıdır.
Bu ekonomi kitabı dünyada yazılmış en başarılı ekonomi kitabıdır, yazarı da benim.
Bize "satılmış", "memleketi satacaksın" falan diyorlar. Ben de "Satacağım!" diyorum, böyle kalıyorlar. Satacağım satacağım, merak etmeyin! Sömürü mömürü diyorlar, bırakın sömürsünler diyorum.
Ben bakkal olacağım ve o bina da benim olacak, yakarım, ibret-i alem için yakarım!
Bürokratların da hiçbiri seni esir alırken seni esir alıyorum demez ama senin ananı ağlatır.
Şimdi mesela diyelim ki seçim oldu. Denizli bize oy vermedi, Tavas oy verdi. Biz o zaman Tavas'ı vilayet yapacağız, Denizli'yi oraya bağlayacağız. Ona göre Denizlililer uyanık olsunlar.
...NATO'ya girince rahatladık. Ya millet unutuyor, 46'da Stalin bizi işgal etmek üzereydi. Yani yalnız bizden Kars, Ardahan'ı ve boğazları istemedi, onu anlattım daha evvelki programımda ve bir İngiliz büyükelçiliğinde büyükelçi seviyesinde casusu var. İngilizler aslında sosyalist oldukları için yardım ediyorlar, para için değil. Washington DC'de İngiliz casusu var "Homer" kod adlı bilmem kim. Bu da üst düzey İngiltere'nin aristokrat ailelerinden. Buna soruyor Stalin, "Biz" diyor "Türkiye'ye girersek" diyor "Amerika bize karşı çarpışır mı?". Daha 46'da bu ha. "Bir nabız yokla", diyor. Adamın cevabı ne biliyor musun Stalin'e, "Çarpışır, atom bile kullanır." diyor. Stalin şeyini geri çekti. (Programdaki diğer kişi: "ve Missouri zırhlısının İstanbul'a gelmesi."), Evet, ondan sonra işte kendini gösterdi ben buradayım diye, sonra Truman yardımı, arkasından Marshall. Bütün bunları unutuyor Türkiye.
Benim ne moralim bozulacak, halkımızın morali bozulsun!
(Cüneyt Özdemir'in bir programında Özdemir'in "Son seçimde 130.000 oy aldınız. Moraliniz bozulmadı mı?" sorusuna Tibuk'un cevabı.)
Her darbeden önce kendi cumhurbaşkanını darbecilere teslim eden muhafız alayını ben tarihten silerim.
(12.01.1995)
Müslümanlar kabızlık ve yobazlık yüzünden bunu düzeltemediler. İnsanlar neden eziyet çeksin? Hep kışta olsun. Takvimin düzeltilmesi lazım. Yazın oruç tutmak kolay mı? Bir de su içmiyorsun ya. Bir kere oruçta su içmeyi serbest bırakmak lazım. Bu kadar tarihte takvimlere düzenleme olmuş, Müslümanlar halen Sümerler'in Ay takvimini kullanıyor. Sümerler 10-11 gün düzeltme yapıyor, onu da yapmıyorlar. Bir de hac olayı var. Sen, yaz ayında hacca gitmenin ne olduğunu düşünebiliyor musun? Suudi Arabistan'da, o sıcakta.
Müslüman bilginlere tavsiyem, oturup bir içtihat çıkarsınlar. Desinler ki biz Gregoryen takvimini kullanıyoruz. Ama eski adlarını muhafaza ediyoruz. Ramazan ayı Aralık ayına denk gelecek. O zaman da hac 2.5 ay sonra Mart ayına denk gelecek. Suudi Arabistan'da en serin hava. Böylece Müslümanları büyük bir eziyetten kurtarıyorsun.
(Aynı programda, Hasan Erçakıca'nın "Belki de Müslümanlar ne kadar eziyet, o kadar sevap olarak görüyorlar" ifadesine karşılık "O da doğru" cevabını vermiştir.)
Rahmetli Atatürk'ün en önemli devrimi Türkiye'ye sivil idareyi getirmesi, askerleri kışlasında tutmasıdır. Kendilerini Atatürkçü zannedenleri uyarıyorum. Gerçek Atatürkçülük askerin politikadan uzak durmasıdır, kendi görevini yapmasıdır.

Sezon 1 2 3 4 5 6 | Ana

Better Call Saul (2015-2022), AMC'de yayınlanan Amerikan yapımı bir drama dizisidir. Dizi, Saul Goodman (Bob Odenkirk) adlı küçük çaplı bir avukatın Breaking Bad dizisindeki ilk ortaya çıkışından yedi yıl önceki yaşamını konu alırken, Breaking Bad sırasında ve sonrasında yaşanan olayları da işlemektedir.

1. sezon
2. sezon
3. sezon
4. sezon
5. sezon
6. sezon

"İnsanların, 'Better Call Saul'un başrolü neden o olarak gösterilmiyor?' diye düşündüğünü ya da bunun cinsiyetçilik veya siyasi bir tercih olduğunu sandığını biliyorum. Ama durum hiç de öyle değil. Ben de, diğer tüm erkek yardımcı oyuncular gibi, en başından beri kendimi Jimmy McGill/Saul Goodman/Gene Takavic'in hikâyesinin yardımcı oyuncusu olarak değerlendirmeyi seçtim. Elbette dizinin sonunda, ekranda en fazla görünen kadın oyuncu ben oldum ve yardımcı oyuncuların genellikle B hikâyelerinde yer aldığı bir yapıda, çoğu zaman A hikâyelerinin merkezindeydim. İsteseydim ekranda geçirdiğim süreyi hesaplayıp "Aslında başrol kategorisinde olmalıyım." ya da "Dizinin kadın başrolüyüm." diyebilirdim. Ama ben, nihayetinde bu dizinin Saul Goodman'ın köken hikâyesi olduğunu düşündüğüm için, kendimi yardımcı oyuncu olarak değerlendirmeyi tercih ettim. Benim için bu tercih, yaptığım işi ne küçümsüyor ne de değerini azaltıyor. Ekranda daha fazla görünmeye başladığımda da bunu değiştirmek istemedim. Ben onun hikâyesinde önemsiz ya da tali bir karakter değilim; zaten daha az ekran süresine sahip olduğum zamanlarda da hiç öyle olmadım. Az önce de söylediğimiz gibi, Kim kendi iradesi ve kararları olan bir karakter. Yazarlar, Jimmy'nin hayatına sadece tepki veren biri olmayan bir karakter yarattılar. Yardımcı oyuncu olmanın böyle bir anlama geldiğini düşünenler yanılıyor.
Rhea Seehorn in "Rhea Seehorn on becoming the beating heart of Better Call Saul" by Saloni Gajjar, AV Club, (18 Ağustos 2022)

Beyin, sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organıdır. 

Beyin bir gizem. Bu böyleydi, hâlâ böyle ve bundan sonra da böyle olacak. Beyin düşünceleri nasıl üretiyor? Asıl soru bu ve hâlâ bir cevabımız yok.
Charles Scott Sherrington
Beyin, düşündüğümüzü düşünme aparatı.
Ambrose Bierce
Bir nöronla yaşam olur. İki nöronla hareket edersiniz ve hareket, ilginç şeylere yol açar. Dünyadaki hayvan hayatı milyonlarca yıl eskiye dayanır. Ama çoğu tür beyin kapasitelerinin sadece %3 ile %5 oranında bir kısmını kullanır. Hayvan zincirinin tepesinde insana ulaştığımızdaysa nihayet beyin kapasitesinin daha çok kullanıldığını görürüz. %10 fazla görünmeyebilir ama onunla yaptıklarımıza bakarsanız çoktur. Şimdi özel bir vakadan bahsedelim: Beynini bizden daha iyi kullanan tek canlı yunus. Bu inanılmaz hayvanın beyninin %20'sini kullandığı tahmin ediliyor.
Lucy
Beyin %20'ye ulaşınca açılıp kalanına izin veriyor, engel kalmıyor. Domino taşı gibi devriliyorlar.
Lucy
Beyin insan vücudunun en önemli organıdır. İnsan sistemindeki en hayatî ögedir. Beyin her vücut parçasını kontrol etmektedir. Beyin insan vücut parçalarının kralı gibidir.
Ghajini
Kalp durduktan sonra beyin 7 dakika daha çalışmaya devam edermiş.
Elm Sokağında Kabus
İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür durur.
İbn-i Haldun

Beynelmilel, Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez'in yönettiği sinema filmi. 2006 yılında çekilen film, gösterime Ocak 2007'de girdi. Filmde 12 Eylül 1980 sonrası sıkıyönetiminin, doğuda yerel halk ve çalgıcı sınıfı (gevende) üzerine etkileri trajikomik bir şekilde anlatılır. Film için mekanların bulunması, döneme uygun hale getirilmesi, o bölgeden oyuncular seçilmesi gibi ön hazırlık ve hazırlık çalışmaları 4 ay sürmüştür. Filmin tamamı, 7.5 haftada Tarsus'ta çekilmiştir.

— Abuzer usta! "Lorke"yi çal, "Lorke"yi.
— Yasak!
— Nasıl yasak?
— Komutanlık emriyle.
— Yav, Hacı Bedir Ağa gelmiştir.
— Baksana kardeşim, liste var. Aha bak, ‘’Lorke’’.
— Yasaktır abi.
— Tamam, tamam. Kurban olayım.
— Ama sessiz.
— Tamam, sessiz. Herkes sesini kessin. Bak, kimse çapik falan da çalmasın.
— Arkadaşlar, sessiz. Abdu, sessiz. Sessiz arkadaşlar.

— Sosyalizm nedir ki?
— Sosyalizm, incir zamanı incir yenmesidir ama herkesin yemesidir!

— Utanmıyor musun lan oğlan oynamaya, ha? Bir daha oğlan oynattığını duyarsam, görürsem aynı fistanı sana giydirir çarşının ortasında seni oynatırım.
— Yok kumandanım, çocuğu elliyordular, kurcalıyordular. Ben, biz de istedik bir zanaat sahibi olsun kendisi.
— Zanaat?

— Ne oluyor Abuzer? Sizi ne diye içeri atmışlar?
— Bir şey yok baba, bizi askeriyenin orkestrasına aldılar.
— Orkestra ne ki?
— Mızıka, mızıka.
— Mızıka? He. Peki, ne iş göreceksiniz?
— İstiklal Marşı çalacağız. Konsey gelecekmiş, ona çalacağız. Birisi ölürse, onun ölüsünün başında çalacağız.
— Tövbe de la, tövbe de! Ölünün arkasından çalgı çalınır mı oğlum? Bu nerede görülmüş?
— Baba, bu askeriyenin mevlidi gibi bir şeydir ha.
— Peki, bu orkestraya para yapıştıran olur mu?
— Aho babo heyran, bugün bizi hış ettiler, sen hala paranın derdindesin.
— Ben ne paranın derdinde olacakmışım? Ben canımın derdindeyim. Para bana kefen için lazımdı, onu da almışım. Bak, üç buçuk metre halis Amerikan bezi orada duruyor. Sen orkestraya gireceğine evlen, evlen! Bak, bu kız yetişmiştir artık. Bugün, yarın evden uçacak. Bu eve bir karı lazımdır. Orkestra neymiş!

Gülendam Senin kız arkadaşın da vardır şimdi üniversitede.
Haydar Yo, yoktur. Bunlar küçük burjuva alışkanlıkları. Hem ben artık devrimci oldum!
Gülendam İyi yapmışsın vallahi.

— Tekin amca?
— Efendim?
— Yaptığın iş yetmiyormuş gibi bir de halkımızın yerlerini pavyona mı dönüştürüyorsun? Ha? Bu devran, bu toz duman daha ne kadar sürecek? Devrimcilerin tokadını yemekten korkmuyor musun?

— Beynelmilel bir şey.
— Bu askeriyenin orkestrası... bir düğme koparsa var ya!
— Şerefsizim ceza yersin!
— Hapis mi?
— Hapis ya, yoksa sen Konsey'e mi sövdün?
— Tövbe haşa!

Davulcu : Şef, bu nedir?
Şef : Baharı karşılama müziği. Bak hele ; baharı, çocukları, kuşları düşünün. Ha kuş ha çocuk, benim için ikisi de bir. İkisi de uçup gidecek. Sonra.. sonra böyle bir şey..

"Bu ülkede egemenlerin en iyi yaptıkları şeyin, toplumsal belleği imha etmek olduğunu biliyorum."
"Bölücü, yıkıcı, delici bir bok çalarsanız oyarım!"
"Lan bir gün var ya, bir tufaya geleceğiz, Allah’ın oğlu bile bizi kurtaramayacak."
"Neticede anarşist değiller ya! Biraz döver bırakırlar."
"Hey, millet! Düğünümüzde oynamayan, ölümümüzde ağlasın."
"Bu millet, üniformadan korkar."
"Devrimciler yalnız ölümle nişanlıdır."
"Benim anam açlıktan öldü, açlıktan. Açlık belasına, aha bu babamla ben çok gurbet düğünü gezdik, çok. Bana fistan giydirip oynatırdı, bazen de birlikte oynardık. Biz çok sarhoş mezesi olduk, çok. Senin o halkın var ya, o halkın. Onun tokadını ben doğduğum günden beri yiyorum. Benim derdim sen o tokadı yeme diyedir. Ama onu da ben sana vurdum. Ben sana daha ne edeyim? Ben sana daha ne edeyim?"
"Şey ben şey diyecektim. Ya nasıl desem; desem sana dert, demesem bana dert. Keşke biz seninle aynı evde olsaydık, o zaman ben sana sabahlara kadar kayıt yapardım. İşte sen de bana kitap okurdun. Öyle bilinçlenirdik.

Beyoncé Giselle Knowles-Carter (İngilizce telaffuz: [biˈjɒnseɪ]; d. 4 Eylül 1981), Amerikalı şarkıcı, şarkı yazarı ve oyuncu.

Ben bir şey yaparken yapabildiğimi sonuna kadar denerim ve yaparım.
Benimle çalışmanın hiç kolay olmadığına eminim. Benim sektörümde benden çok çalışan biriyle henüz tanışmadım.
Çok çalıştım ve bu kadar yılda yarattığım markama zarar verecek aptalca bir şey yapmamak için çok şey feda ettim.
Eğer kendinizi tamamen disiplin edebilmişseniz ve dua etmek için zaman ayırıyorsanız ve Tanrı'yı tamamen biliyorsanız ve Kutsal Kitap'ı okuduysanız; kiliseye gitmek illa gitmek zorunda olduğunu düşünmüyorum. Ama benim için; kiliseye gitmek çok iyi olurdu. Çünkü; gerçekten tek başıma uzun bir süre yalnız kalmam, kendimi evde televizyondan, bu dikkat dağıtıcı süslü şeylerden arındırmam çok zor. Bu işi kilisede; Tanrı için orda bulunan insanlarla birlikte yapmak çok daha kolay. Orada bu duyguyu daha çok hissedersiniz.
Erkekler bazen bebekleşiyorlar.
Hiçbir zaman tatmin olmam.
Turnelerime 2 ay kala günde yaklaşık 12 saat prova yapıyorum. Bu yüzden provaya gelmeden önce ekip arkadaşlarım umarım Beyonce geç kalır şeklinde konuşuyor. Çünkü bütün gün prova yapıyorum ve bazen günün sonunda ayak parmaklarım su toplamış oluyor.
Kendimi bir marka olarak görmüyorum. Markalar sahtedir, ben gerçeğim.
Benim için yeni birileriyle tanışmak zordur çünkü diğer insanlar kadar girişken değilim.
Ben kadınım. Düşündüğümde konuşmak zorundayım.
Ben patronumsu değilim. Ben patronum.
Mutluluk senden gelir. Kimse seni mutlu yapmaz. Sen kendini mutlu edersin.

Beşşar Hafız el-Esad (d. 9 Kasım 1965), Suriyeli siyasetçi, devlet adamı. 2000'den 2024 yılına kadar Suriye'nin devlet başkanı.

Terörü bir kart gibi cebinize koyamazsınız çünkü terör akrep gibidir. Cebinize koyarsanız, ilk fırsatta sizi sokacaktır.
Orta Doğu olarak -bizim için- terörün bir tane eş anlamı var: İsrail.
Yıl: 2010.
Devrimi terörist değil halk yapar.
Türkiye'de Osmanlı'yı yeniden canlandırmak isteyenler var ama bu imkansız.
Erdoğan, kendisini Osmanlı'nın yeni sultanı olarak görüyor ve Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki gibi, tüm bölgeyi kontrol edebileceğini düşünüyor. Kendisinin halife olduğunu sanıyor.
Russia Today ile yapılan ve 9 Kasım 2012'de yayınlanan röportaj.
Kimse kendi halkını öldürmez. Dünya üzerinde hiçbir hükümet, bir deli tarafından yönetilmiyorsa, kendi halkını öldürmez.
ABC News ile yapılan ve 6 Kasım 2012'de yayınlanan röportaj.
Türkiye, Suriye'nin durumundan avantaj sağlamaya çalışırsa daha büyük bir krizin içine düşer.
Protestocularla cinayetleri karıştırıyorsunuz, bu farklı, şimdi birçok yerde teröristler var... Öldürmek, sadece şimdi değil, en başından beri, şimdi medya tarafından kabul ediliyor, fark bu, en başından beri. Birkaç haftadır o teröristlere sahibiz, gittikçe daha fazla, daha saldırgan hale geliyorlar, öldürüyorlar. 1100 askerimiz ve polisimiz şehit oldu, onları kim öldürdü? "barışçıl göstericiler" mi? Bu mantıklı değil, bu tatsız.
(Barbara Walters ile röportaj, Aralık 2011, ABC News)
Mısır'da olanlar, siyasal İslam denen şeyin çöküşüdür. Dünyanın her yerinde dini siyasal emellerine alet eden herkesin akıbeti de bu olacaktır. İnsanları her zaman kandıramazsınız. Hele ki binlerce yıllık bir medeniyete sahip olan Mısır halkını. Bir yılın ardından gerçekler Mısır halkının önüne geldi. Müslüman Kardeşler’in performansı halkın onların yalanlarını görmesini sağladı.
Batılı devletler, terörizmi zaman zaman ceplerinden çıkartıp kullanabilecekleri bir kart gibi görüyor.
İzin verirseniz genel olarak Avrupa'nın durumuyla ilgili konuşmak isterim. Bu bölgedeki bir çok insan Avrupalıların politik olarak var olmadıklarını düşünüyor. AB, sadece ustası ABD'nin izlerini takip ediyor. Soru aslında ABD ile ilgili olmalı zira Avrupa onu takip eder ve isteklerini uygular. AB ülkeleri bağımsız ülkeler değil ve Belçika da AB'nin bir parçası.
"Belçika'nın Suriye'de bir rol oynayabileceğini düşünüyor musunuz?" sorusuna yanıtı.
Bunların durumu, ağzında sigara olan bir doktorun, hastasına sigarayı bırakması için tavsiyede bulunmasına benziyor.
Suriye'ye demokrasi ve reform dersi vermekle suçladığı Arap Birliği ülkelerini eleştirirken söyledikleri.
Geçmişe sadece bizi geleceğe doğru ilerlememizi sağlayacak kadar bakıyoruz ve bize elini uzatanlara elimizi uzatmaya açığız.
Sırf Birleşmiş Milletler yüzünden diyemeyiz... Birleşmiş Milletlerin güvenilir bir kurum olduğunu kim söyledi? her şeyden önce, Kim dedi? Dünyada, Amerika Birleşik Devletleri politikasında, Amerika tarafından kontrol edilen Birleşmiş Milletlerde çifte standart uyguladığınızı biliyoruz ve bunun hiçbir güvenilirliği yok. Yani mesele deliller ve belgelerle ilgili, ne zaman ellerinde olursa tartışabiliriz, sadece gerçekte onunla ilgili görmediğimiz raporu tartışabiliriz. Bu sadece zaman kaybı[...]bir nedenden dolayı, Arap dünyasını ilgilendiren kararların hiçbirini uygulamadılar, hiç uygulamadılar, örneğin Filistinlilerin Suriye topraklarındaki hâli. İnsan haklarından bahsediyorlarsa, işgal altındaki topraklarda acı çeken Filistinliler için neden konuşmuyorlar? peki ya toprağım... halkım? İsrail tarafından işgal edildiği için topraklarını terk edenler...
Filistin'in işgalinden, Irak'ın işgaline ve şimdi bölünmeye çalışılmasına ve Sudan'ın bölünmesine kadar, hepsi İsrail ve Batı tarafından planlanan ve her zaman Arap dünyamızdaki zorba ve geri kalmış devletler tarafından uygulanan entegre bir olaylar zinciridir. Abdülaziz İbn Abdurrahman el-Faysal [İbn Suud] değil miydi 1915'te Filistin'in 'zavallı' Yahudilere verilmesine itiraz etmediğini İngiltere'ye kabul ettiren? Bu devletler, Ebul Nasır 'fenomeni'nden kurtulmak için bugün hala bedelini ödediğimiz 1967 savaşını kışkırtmadılar mı? Bu devletler Şah yönetimindeki İran'ı desteklemediler mi, ancak devrimden sonra Filistin halkını desteklemeye ve İsrail elçiliğini Filistin elçiliğine dönüştürmeye karar verdiğinde ona karşı durmadılar mı? Bu ülkeler 1981'de 'Kral Fahd Barış Girişimi'ni yapan ve Filistinlileri bunu kabul etmemeleri halinde kan nehirleri akıtmakla tehdit eden ülkelerdir. Filistinli gruplar bunu reddettiğinde, bir yıldan kısa bir süre içinde İsrail'in Lübnan'ı işgali ve FKÖ'nün Lübnan'dan çıkarılması söz konusu oldu, Lübnan için değil İsrail için. Aynı devletler 2002'de verdikleri en büyük tavizle bizi şaşırttı: 'barış karşılığında normalleşme', daha sonra Beyrut zirvesinde 'Arap Barış Girişimi' olarak değiştirildi. İsrail 2006'da Lübnan'a saldırdığında, İsrail ve Batı'yı Lübnan direnişi yok edilene kadar ateşkesi kabul etmemeye teşvik eden ve onları 'maceraperest' olarak nitelendiren de aynı ülkelerdi. Bu uydu ülkeler görevlerinde başarılı oldukları için 'Arap baharı' adı altında kaosu finanse etmekle ve diğer Arap ülkeleri rollerini terk ettikten sonra Arap Birliği'ne liderlik etmekle görevlendirildiler. Arap Birliği'nin kendisi de NATO'yu çağırmak ve buna uymayı reddeden Arap devletlerine kuşatma uygulamak zorunda kaldı. Tüm bu olaylar Filistin davasını tasfiye etmeyi amaçlayan güçlü bir zincir oluşturmaktadır; kuruluşlarından bu yana bu ülkeler tarafından harcanan tüm para bu amaç için olmuştur. Bugün de aynı rolü oynuyorlar: Gazze'de İsrail terörizmi, Suriye'de 83 millete ait terörizm. Yöntemleri farklı olabilir ama amaçları aynıdır.
2014 Başkanlık Açılış Konuşması (2014)
Bahsettiğiniz bu iddiaların hiçbiri somut değil, hepsi iddia. Herhangi birinden fotoğraf getirebilir ve bunun işkence olduğunu söyleyebilirsiniz. Fotoğrafları kim çekti? O kim? Kimse bilmiyor. Bu kanıtların hiçbirinin doğrulaması yok, bu yüzden hepsi kanıtsız iddialar... Katar tarafından finanse ediliyor ve anonim bir kaynak olduğunu söylüyorlar. Yani hiçbir şey net ya da kanıtlanmış değil. Resimlerin hangi kişiyi gösterdiği belli değil. Sadece kafataslarıyla birlikte bir kafa resmi var. Bunun isyancılar tarafından değil de hükümet tarafından yapıldığını kim söyledi? Bunun Suriyeli bir kurban olduğunu, başka biri olmadığını kim söyledi? Örneğin krizin başında yayınlanan fotoğraflar Irak ve Yemen'den geliyordu.
Cumhurbaşkanı Esad'ın Dış İlişkiler Dergisi'ne Röportajı (27 Ocak 2015)

Esad ailesi düştüğünde bu, İran'ın liderliğindeki radikal eksene büyük bir darbe oluşturacak. İran'ı zayıflatacak, Hizbullah'ı zayıflatacak ve Hamas'a verilen desteği zayıflatacak ve İranlıları Arap dünyasında gerçek bir kalesinden yoksun bırakacak. Ve İran'ın hakimiyet kurma iddialarına doğal rakip olan Türkiye'yi güçlendirecek. Bu İsrail için olumlu bir şey. - Ehud Barak (Dönemin İsrail Savunma Bakanı, 2011.)
Ne olursa olsun İsrail Esad'ı devirmek için aktif çalışmaya hazır olmalı. - Amos Yadlin (İsrailli general)
Esad rejiminin devrilmesi Orta Doğu için bir nimettir. - Ehud Barak (Dönemin İsrail Savunma Bakanı, 2011.)
Esad rejiminin sona ermesi ABD için müthiş bir kazanç olacaktır. Esad rejimi Hamas ve diğer Filistinli terör gruplarını ağırlayan, İran'ın tek Arap müttefiki olan, İran'ın Hizbullah'ı silahlandırmasında güzergah vasıtası olan ve Lübnan'ın egemenlik ve iç barışına kalıcı bir tehlike olan kanlı bir diktatörlüktür. - Elliott Abrams (2011, CFR'nin sitesindeki yazısı.)
Şahsi olarak kendi hükümetimle ilgili olarak itirazlarım olabilir. Ama hiçbir Orta Doğu Hacivatı’nın çıkıp Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na hakaret etme hakkı yok. Bu lafların bu Ortadoğu kasabına yedirilmesi lazım. Bu ahlaksız katilden mi öğreneceğiz biz demokrasiyi. Diyor ki "Akrep gibidir terör." Bunların beslediği terör örgütünün, haddi hesabı yok. Bu arkadaşının babasının ve kendisinin beslediği terör örgütünün sayısı belli değildir. — Yılmaz Özdil
Zamanımızın en büyük suçlusu. — Saad Hariri

Beşir Ayvazoğlu (11 Şubat 1953, Zara, Sivas), edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci.

Kütüphaneler, insanların ve toplumların kendi ülkesinin kültürü, tarihi, hafızası ve dünya kültürüyle temasa geçtiği mekanlardır. Mekanın çok iyi olması, insanları içeri girdikleri zaman dışarı iten değil de kendisine çeken mekanlar olması gerekiyor. Aslında benim arzuladığım, kütüphane olarak projelendirilip inşa edilmiş kütüphanelerdir. Bildiğiniz gibi Türkiye'deki kütüphaneler genelde eski binaların dönüştürülmesi suretiyle vücuda getiriliyor. Bu Rami Kışlası da eski bir mekanın dönüştürülmesi şeklinde olacak bir kütüphane. Tabii Rami Kışlası çok büyük bir kışla. Askeri yenileşme dönemimizin aynı zamanda bir bakıma mimariye yansımış biçimi olan Rami Topçu Kışlası çok büyük bir alanı kuşatıyor. Çevresini de istimlak ederek yaklaşık 220 bin metrekarelik bir alanı, merkezinde kütüphane olmak üzere bir kültür vadisi yapma projesi bu.
Şu zor karantina günlerinde en şanslı olanlar, işlerini evlerinde de yürütebilenlerdir. Biz yazarlar da bu şanslılardan sayılırız; olağan günlerde sahip olmadığımız kadar zamana sahibiz; bol bol okuyor ve yazmaya çalışıyoruz.
Korona günlerinde yaptığım işlerden biri de kütüphanemdeki eski dergileri yeniden gözden geçirmek... Yeni dergileri muhafaza edemiyorum, ama 1930-1960 yılları arasında neşredilmiş dergilere özel merakım var; kütüphanem bu yönüyle bir hayli zengindir.
Sosyal medya bataklığından hep uzak durdum. Hiç kullanmadığım resmî bir Twitter hesabım var, o kadar. Bir ara eşin dostun tavsiyesiyle bir Facebook hesabı da edindim, fakat yürütemedim. Çünkü buna vaktim yok. Dijital platformları çok kullananlar asıl işlerine ne kadar vakit ayırabiliyorlar, bilmiyorum.
Fikret’in ona hitaben yazdığı bütün şiirlerde bugünkü ve yarınki nesillere rol biçilmiş ve yol gösterilmiştir. Halûk, yani Türk gençliği Avrupa’dan bol bol ışık kucaklayıp getirecek ve vatan böylece zindan karanlığından kurtulacaktı, fakat o Protestan rahibi oldu ve ülkesine bir daha dönmedi.

Beşir Fuat (1852-1887), Osmanlı asker ve yazardır.

Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum kapıyı kapadım, diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan daha tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı. (Bileklerini kestikten sonra, ölümü gözlemlemek adına yazdığı yazı.)
Hayatımda fenne hizmet eylediğim gibi, cenazemin de öyle hâdim olmasını arzu eylediğimden, cenazemi teşrih olunmak üzere teberruan Mekteb-i Tıbbiye’ye terk eyledim ki veresem şu arzuma mâni olmazlar. İntiharımı da fenne tatbik edeceğim; şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına ‘klorit kokain’ şırınga edip buranın hissini ibtal ettikten sonra orasını yarıp şiryanı keserek seyelan-ı dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim…”
Kan akmakta iken her zaman şiryanı sıkıca tutarak vesair tedbire müracaat ederek muhafaza-i hayat mümkün olduğu halde azmimden nükul etmeyeceğim! Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar; fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim. Çünkü şu intihar, beyne bir tabanca sıkmak, kendini asmak veya suya atılmak gibi değildir. Onlara bir kere teşebbüs edilince, onu menetmek ihtiyarı elden gider."

Osho (11 Aralık 1931 – 19 Ocak 1990), doğum adı Chandra Mohan Jain, 1960'larda Acharya Rajneesh; 1970'lerde Bhagwan Shree Rajneesh ve 1989'dan sonra Osho adı bilinen Hint mistik, guru ve içsel öğretici.

Aşk öyle derin bir ihtiyaçtır ki onsuz yaşayamazsınız; ya kendisi ya da yedeğini ararsınız. Yedek sahte olabilir ama en azından bir süreliğine aşık olduğunuz hissine kapılabilirsin. Sahtesi bile keyiflidir. Eninde sonunda sahte olduğunun farkına varırsın; o zaman sahte aşkı gerçeğine dönüştüremezsin, o zaman sevgili değiştirirsin. İki olasılık var; bu aşkın sahte olduğunu anladığında kendini değiştirebilirsin, sahte aşkı bırakıp gerçek bir aşığa dönüşebilirsin. Diğer olasılık ise sevgilini değiştirmektir. Aklın seçtiği yol budur.
Ayrılık kaçınılmaz bir sondur, kimse istemez ama gereklidir. Çünkü hayat olduğu gibidir; olması gerektiği gibi değil.
Basit olan ego için cazip değildir, basit olan egonun ölümü demektir.
Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez. Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır. Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen, eğer onları kaçırmazsan, eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin, artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin, artık sonsuza dek baki kalacağını biliyorsun. Tüm kaygı yok olur.
Ben senin hem Zorba hem de Gautama olmanı isterim, ama aynı anda. Birinden birini seçmen gerekmez. Zorba dünyayı temsil eder; tüm çiçekleri, yeşillikleri, dağları, ırmakları ve okyanuslarıyla… Buda ise gökyüzünü temsil eder; tüm yıldızları, bulutları ve gökkuşaklarıyla… Dünya olmadığında gökyüzünün bir anlamı olmaz. Gökyüzü dünya olmadan gülemez. Gökyüzü olmadığında dünya ölü olur. İkisini bir araya getirin, orada varlığın dansı başlar. Dünya ve gökyüzü birlikte dans eder, ve orada bir kahkaha oluşur. Neşe vardır, kutlama vardır.
Bir maske taktığını fark ettiğin anda, o maske düşmeye başlamıştır zaten.
Birisinin hatası için kendini cezalandırmak aptalcadır.

Bu beni kritik eden kişiler benim düşmanım olmayacaklardır; benim de eleştirdiğim kişilerin düşmanı olmayacağım gibi. Aydınlanmış ustaların işi anlamak zorunda olmalarıdır.
Bu iyi ya da bu kötü deme. Bütün çıkarımları uzaklaştır. Her şeyi oldukları gibi kabul et.
Bugün, mevcut olan her şeydir; şimdi senin var olduğun, her zaman var olacağın yegâne zamandır. Yaşamak istersen ya şimdi olacaktır ya da asla olmayacaktır.
Dünya bir gök kuşağı, zihin bir prizma ve varlık ise beyaz bir ışındır.
Ego toplumun yaratmış olduğu ve senin bu sayede oyuncakla oynamaya devam edebildiğin ve asla gerçek şeyi sormadığın bir kandırmacadır.
Ego bir buzdağıdır. Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.
Geçmiş, insanda bir bölünme yarattı. Her insanın içinde sürekli devam eden bir sivil savaş vardır. Eğer huzurlu hissetmiyorsan, bunun sebebi kişisel değildir. Hastalık toplumsaldır.
Gerçek disipline sahip bir adam asla biriktirmez; her an öğrendiği şeyin öldüğünü hisseder ve tekrar bilgisiz olur. Bu bilgisizlik ışık saçar.
Gerçeklikte bölünmüş değilsin. Gerçeklikte sen ahenk içerisindeki bir bütünsün. Ama bir bütün olmadığını düşünmeye şartlandırılmışsındır. Ve eğer tinsel bir varlık olmak istersen, bedeninle savaşman gerektiği öğretilmiştir. Bedenini fethetmek, onu yenmek, yok etmek... Mümkün olan her yöntemle ona işkence etmen gerekir.

Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar.
Hayat öylesine bir gizemdir ki onu kimse anlayamaz ve kim onu anladığını iddia ederse o sadece bilgisizdir. O ne dediğini bilmiyordur, o ne saçmaladığını bilmiyordur. Eğer sen bilge isen anlayacağın ilk şey şudur: Hayat anlaşılamaz.
Hayatın hedefi özgürlüktür. Özgürlük olmadan hayatın anlamı yoktur. Özgürlük politik, sosyal ya da ekonomik özgürlük anlamına gelmez. Özgürlük zamandan, zihinden, arzudan özgür olmaktır. Zihnin varolmadığı anda evrenle bir olursun; evren kadar sınırsız ol.
Her şeye bireysellik getir. Taklit etmek, hayatı ıskalamaktır. Taklitçi olmak nevrotik olmaktır. Bu dünyada aklı başında olmanın tek yolu, bireysel, özgün olmaktır. Kendine özgü ol.
Hiçbir şeyi ayıplama. Aksine, onu kullan. Herhangi bir şeye karşı olma. Nasıl kullanılabileceğinin ve dönüştürülebileceğinin yollarını ara.
İngilizcedeki karşılığı “animal” olan bu hayvan kelimesi kötü bir şey değil; “anima” kökünden geliyor. Tek anlamı var: Canlı olmak. Canlı olan herhangi bir kimse hayvandır. Ama insana hep şöyle dendi : “Sen hayvan değilsin; hayvanlar senden çok daha aşağıda. Sen insansın.” Sahte bir üstünlük duygusu aşılandı sana. İşin gerçeği, varoluşta üstünlük ya da aşağılık yoktur. Varoluş için her şey eşittir; ağaçlar, kuşlar, hayvanlar, insanlar. Varoluşta her şey olduğu gibi kabul edilir, aşağılama yoktur.

İnsan anlamaya çalışacağına baskı kurar, ilişki kuracağına manipüle eder çünkü birisiyle ilişki kurmak büyük bir anlayış gerektirir.
İnsanın yeryüzündeki en zayıf hayvan olduğu kabul edilmek zorundadır. Ve onun bütün davranışlarının, bütün aidiyetlerinin, gruplaşmalarının temeli budur. O kendisinden daha büyük bir şeyin parçası olmak zorundadır; ancak o zaman kendisini güvende hisseder.
İnsanlar bir şeyi anlamadıkları anda onu yanlış anlamaya başlarlar. Yanlış anlamaları bilgisizliklerini gizleme yöntemleridir.
İnsanlar tekrar tekrar mutsuzluklarını anlatıp duruyorlar. Hatta abartıyorlar bile, süslüyorlar, büyütüyorlar. Olduğundan daha kötüymüş gibi gösteriyorlar. Neden? Riske atacak hiçbir şeyin yok. Ama insanlar bilinene tanıdık olana yapışıp kalıyorlar. Tek bildikleri mutsuzluk bu onların hayatı. Kaybedecek bir şey yok ama kaybetmekten de çok korkuyorlar.
Kalbin yolu güzeldir ama tehlikelidir. Zihnin yolu sıradandır ama güvenlidir.
Kendi deneyimine dayalı olmayan her şeyi sadece bir varsayım olarak kabul et.
Sakın unutma, ne zaman karşına bir seçenek çıksa, bilinmeyeni, riskli olan, tehlikeli ve güvencesiz olanı seç. Hiçbir zaman zarara uğramazsın.
Sana diyorum ki hayat bir hapishane değil, o bir ceza değil. O bir ödül ve o sadece onu hak edenlere, onu kazananlara verilir. Artık keyif almak senin hakkın; şayet zevk almazsan bir günah işlemiş olacaksın. Onu güzelleştirmezsen, onu bulduğun gibi bırakırsan varoluşa karşı gelmiş olacaksın. Hayır, onu biraz daha mutlu, daha bir hoş kokulu halde bırak...
Sadece şefkat iyileştiricidir, çünkü insanın içindeki tüm hastalıklar sevginin eksikliğinden kaynaklanır.

Tantra yüce bir evet deyicidir; o her şeye evet der.
Topluma mutlak şekilde teslim olmak, bütünüyle onun esiri olmak gerekir. Toplum ancak o zaman —yalnızca kölelere, ruhsal olarak intihar etmiş kimselere— saygı duyar.
Toplumun stratejisi sizi birbirine düşman iki kampa bölmektir. İçinde hem Yunanların Zorbası, hem Buda’nın Gautama’sı yaşar. Biri maddiyatçıdır, diğeri  tinselliğe önem verir.
Uluslar bireyleri ulus adına kurban ediyor; ve "ulus" sadece bir laftır. Haritanın üzerine çizdiğin çizgiler yeryüzünde hiçbir yerde yoktur. Onlar sadece senin oyunundur. Fakat haritanın üzerine çizmiş olduğun bu çizgiler için savaşmak adına milyonlarca insan ölmüştür; gerçek insanlar gerçek olmayan çizgiler için ölüyor. Ve sen onları kahraman yapıyorsun, ulusal kahramanlar yapıyorsun!
Unutma, kafa bir köle olarak çok güzel bir köledir. Çok işine yarar. Ama bir sahip olarak tehlikelidir ve bütün hayatını zehirler.
Ve sana söylüyorum; gidecek hiçbir yol yok. Her şey bu anda. Bütün varoluş, bu anda toplanmıştır. Bu anın içine sığar. Bütün varoluş, yaşadığın anda akmaktadır. Hepsi bu.
Yaratıcılık varoluştaki en büyük isyandır. Eğer yaratmak istiyorsan, bütün şartlanmalardan kurtulmak zorundasın. Aksi halde yaratıcılığın kopya çekmekten başka bir işe yaramaz.
Yaşam kendi içinde anlamlı değildir. Boş bir tuval gibidir. Anlamın yaşamın içinde yaratılması gerekir; anlam önceden verilmez. Sana özgürlük verilir, yaratıcılık verilir, sana yaşam verilir. Anlam yaratmak için gerekli olan her şey verilir. Anlamı oluşturan temel unsurların hepsi verilir ama anlam verilmez. Anlamı sen yaratmak zorundasın. Üzerine bir resim yap.
Zekâ elde edilen bir şey değildir, o doğuştandır, o öze aittir, o hayatın yapıtaşıdır.
Zeki bir insan risk alır. O alttan alacağına ölmeye razıdır. Elbette gereksiz şeyler için kavga etmeyecektir, o öze ilişkin olmayan şeyler için kavga etmeyecektir ancak esas şeyler söz konusu olduğunda boyun eğmeyecektir.
Zihin tıpkı kalabalık gibidir; düşünceler bireylerdir. Ve düşünceler sürekli orada oldukları için sürecin maddi olduğunu düşünüyorsun. Her bir düşünceyi bırak ve en sonunda hiçbir şey kalmaz. Zihin diye bir şey yoktur, sadece düşünce vardır.
Zihninizin altında ezilirseniz deli, onu aşabilirseniz mistik olursunuz.

OSHO'nun Türkçe referans ve kaynak sitesi

Büyük Balık (İngilizce özgün adıyla Big Fish), Tim Burton'ın yönettiği John August'un yazdığı 2003, ABD yapımı fantastik drama filmi.

Din hakkında konuşmak aptallıktır karşındakinin duygularını incitebilirsin.
Bir insan ne kadar çok öykü anlatırsa, o denli ölümsüzleşir.
Hayallerinin aşkıyla karşılaştığında zamanın durduğunu söylerler. Bu doğru; ama söylemedikleri bir şey var. Zaman tekrar akmaya başladığında aradaki farkı kapatmak için çok daha hızlı ilerler.
Nehirdeki en büyük balık yakalanamadığı için büyüktür.
Öyle bir an gelir ki, her mantıklı insan gururunu unutup korkunç bir hata yaptığını kabul eder. Ancak gerçek şu ki; hiçbir zaman mantıklı bir insan olmadım.
Bazen en tavlanamayan kadını bile tavlamanın tek yolu ona bir evlilik yüzüğü önermektir.
Sandra Templeton, seni seviyorum ve seninle evleneceğim
Bu kasaba herhangi birinin isteyebileceğinden fazlası. Sonuna kadar burada kalabilecek olsam kendimi şanslı sayardım. Ancak gerçek şu ki, hiçbir yer de sonuna kadar kalamam.

Edward Bloom: Rüyalarımı çoğunlukla hatırlamam, sadece kehanet olanları hatırlarım. Kehanetin anlamını bilir misin? Daha sonra olacak olan bir şeyi önceden görmek demektir. Örneğin bir gece rüyamda bir karga yanıma gelip, şöyle demişti: ‘teyzen ölecek’ o kadar korktum ki, annemle babamı uyandırdım ama sadece bir rüya olduğunu söyleyip yatağıma gönderdiler. Ama ertesi sabah Stacy teyzem öldü.Bu korkunç.
Sandra Bloom: Bu korkunç.
Edward Bloom: Teyzem için korkunçtu ama ben özel güçleri olan küçük bir çocuktum. Yaklaşık 3 hafta sonra aynı kargayı rüyamda tekrar gördüm. Şöyle diyordu: "baban ölecek". Ne yapacağımı bilemedim, sonunda babama söyledim. Babam bana üzülmememi söyledi ama sarsıldığının farkındaydım. Ertesi sabah çok garip davranıyordu, durmadan etrafa bakınıyor sanki kafasına bir şeyin düşmesini bekliyordu. Ancak karga nasıl öleceğini söylememişti. Sadece baban ölecek demişti. Babam erkenden evden çıktı ve uzun süre geri dönmedi. Geri döndüğünde ise korkunç görünüyordu. Sanki bütün gün kafasına balta düşmesini beklemiş gibiydi. Anneme şöyle dedi: Bugün hayatımın en korkunç günüydü. Sen ona korkunç mü diyorsun, bu sabah sütçü kapımızın önünde aniden düşüp öldü dedi annem. Çünkü annem sütçüyle işi pişirmişti.

Sandra Bloom: Fotoğrafını çekebilir miyim?
Edward Bloom: Fotoğrafımı çekmene ihtiyacın yok, sözlükte yakışıklı kelimesinin anlamına bakman yeterli.

Beamen: Daha iyi bir yer bulamazsın.
Edward: Bulacağımı sanmıyorum.
Jenny: Geri geleceğine söz ver.
Edward: Söz. Günün birinde. Dönmem gerektiğinde.

Albert Finney - Edward Bloom
Ewan McGregor - Genç Edward Bloom (Edward'ın çocukluğunu ise Perry Waltson canlandırdı)
Billy Crudup - Will Bloom
Jessica Lange - Sandra Bloom
Alison Lohman - Sandra Templeton
Marion Cotillard - Joséphine
Helena Bonham Carter - Jenny (Carter ayrıca Edward'a çocukken nasıl öleceğini gösteren yaşlı cadıyı da canlandırdı.)
Hailey Anne Nelson - Jenny
Robert Guillaume - Dr. Bennett
Matthew McGrory - Karl
Danny DeVito - Amos Calloway
Steve Buscemi - Norther Winslow
Ada Tai ve Arlene Tai - Ping ve Jing
David Denman - Don Price

Bilge Kağan (Eski Türkçe:  , Çince: 阿史那 默棘連), pinyin: píqié kěhàn; d. 683 ya da 684 - ö. 25 Kasım 734), İkinci Göktürk Devleti'nin kağanıdır.

Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.
Anam hatun, büyük analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim cariye olacaktı, ölenler yolda kalacaktı, Kül Tegin karargâhı vermedi. O olmasa idi hepiniz ölecektiniz.
Altın, gümüş, pirinç, ipek, bunca şeyleri ölçüsüz veren Çin ulusunun sözü tatlı, kumaşı yumuşak, yani armağanı çekicidir. Çinliler bu tatlı dil ve çekici armağanlarla uzaktaki ulusları kandırarak kendilerine çekerler. Yakına çekip kondurduktan sonra da fitne bilgisini yayarlar. Uzaktaki kavimler Çinlilerin ne fesatçı olduklarını ancak o zaman anlar.
Amucam Kapgan Kağan'la birlikte yirmibeş sefer yaptık ve on üç kez savaştık. Yanılıp bize karşı gelen Türk kavimleriyle de savaştık ve onları da düzene soktuk.

Ben, Tanrı gibi gökte doğmuş Türk Bilge Kağan, bu çağda, tahtıma oturdum. Sözlerimi sonuna kadar dinle, iyi işit! Bütün küçük kardeşlerim, yeğenlerim, oğullarım! Bütün soyum, bodunum! Sağdaki Şadapıt Beğler, soldaki Tarkanlar, buyruk beğleri! Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beyleri! Bodun! Sözlerimi iyice işitin, sağlamca dinleyin!
Bir bak geçmişe, Türk'e baş kaldıranların sonu ne olmuş!
Bu durumdan Çin ulusu yararlanmış. Açıkgöz, hileci Çin ulusu, kardeşi kardeşe, ulusu birbirine düşürmüş. Bu tuzağa düşen Türk bodunu, il tuttuğu toprağı elden çıkarmış, başına geçirdiği kağanını yitirmiş. Soylu erkek oğulları Çin ülkesine köle, genç kızları cariye olmuş. Bazı Türk beğleri Türk adını bırakıp Çince adları almaya başlamışlar. Çin kağanına boyun eğmişler. Tam elli yıl, işlerini güçlerini Çin kağanına vermişler, ona hizmet etmişler.
Bu düşünceleri at kafandan. Bütün boylar ayaklandı. Böylesine kenetlendikten sonra kim Türk'le başa çıkabilir.

Doğuda gündoğusuna, batıda günbatısına, kuzeyde gece ortasına kadar olan yerler içinde yaşayan boylar hep bana bağlıdır. Bunca ulusu, bunca ülkeyi düzene soktum. Oralarda artık kötülük yoktur, kargaşalık yoktur. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa, ilde sıkıntı, bunalım olmayacaktır.
Doğuda Şantung Ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmamıza az kaldı. Güneyde Tokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e erişmemize az kaldı. Batıda İnci ırmağını aşarak Demirkapı'ya kadar gittim. Kuzeyde Yir Bayırku'ların toprağına ordu sevk ettim. Bunca yerlere Türk adını, Türk şanını alıştırdım.

Ey Türk bodunu! Bu ülkeyi küçük kardeşim Kül Tigin ile öle yite kazandım. Kazanıp, alay milleti ateş, su kılmadım.
Ey Ötüken Ormanının bodunu! Kötü kişi gelip birliğini bozmasın, silahlı gelip seni dağıtmasın diye, sana burasını il tuttum. Töreyi kazandırdım.
Ey Türk bodunu! Tatlı sözlere, yumuşak armağanlara kandınız ve birçoklarınız öldü. Yine yanılırsan ve güneydeki Çogay Ormanına, Tögültün Ovasına gidip yerleşirsen, ey Türk ulusu, öleceksin! Oralara gittiğiniz zaman Çin'den gelen kötü kişiler aranıza sokulur ve sizi şöyle kandırırlar: "Onlar uzaktakilere kötü, yakındakilere iyi armağanlar verirler".

Küçük kardeşim Kül Tegin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu. Zamanın takdiri Tanrı'nındır. Kişioğlu ölmek için yaratılmıştır. Yaslandım, gözden yaş, gönülden feryat gelerek yanıp yakıldım. Bodunumun gözü, kaşı ağlamaktan fena olacak diye sakındım.
Kül Tigin koyun yılında, on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ayın yirmi yedisinde yuğ yaptırdık. Barkını, nakışlarını, yazılı taşını, maymun yılında, yedinci ayın yirmi yedisinde, ona saygılar sunup kutluladık.

Nice bilgisiz kişiler bu sözlere kanıp oralara gitti ve öldüler. O yerlere varırsan ey Türk Bodunu, öleceksin! Ötüken'de kalıp, oralara kervan ve kafile gönderirsen, sıkıntın olmaz. Ötüken Ormanında oturursan, ebedî il tutarak oturacaksın. Tok olacaksın! Ey Türk Bodunu! Sen, aç olunca tokluk nedir bilmezsin, fakat tok olunca da açlık nedir düşünmezsin! Böyle olduğun için, seni yüceltmiş olan kağanının sözünü tutmadın. Onun sözünü almadan yerden yere vardın. O yerlerde tükendin. Geri kalanlarınla, daha da zayıflayarak öle yite yürüyordun...

Ötüken ormanında yabancılar yok. Ötüken'den daha iyi yer de yok. İl tutulacak yer Ötüken Ormanıdır. Bu yerde oturup Çin ülkesi ile aramı düzelttim.

Sözümde yalan, yanlış var mı? Türk Beğler! Bodun! İşitin! Türk Ulusunun derlenip il tuttuğunu, yanıldığı zaman öldüğünü, buraya vurdum. Ne sözüm var ise, bu ebedî taşa vurdum. Onları görerek, okuyarak bilin! Türk Ulusu! Beğleri! Tahtına bağlı, kağanına itaat eden beğler olarak mı yanılacaksınız! Ben bu bengi (ebedî) taşı yontturdum, diktirdim. Güzel bir bark (türbe) yaptırdım. İçine dışına güzel nakış vurdurdum.

Tanrı Türk kavmi yaşasın diye beni tahta oturttu. İçte aşsız, dışta giyeceksiz bir kavme kağan oldum. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu ulusun adı sanı yok olmasın diye Türk bodunu için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım.
Tanrı yarlıkladığı için, kendi kut'um (meziyetlerim, talihim) var olduğu için, ben, kağan olarak Taht'a oturdum. Tahtıma oturunca, aç, yoksul, dağınık milleti topladım. Yoksul boyları zengin kıldım. Az boyu çok kıldım.
Türk ulusu sen açken tokluk nedir bilmezsin ama bir kere doydun mu da açlığı hiç düşünmezsin.
Türk Oğuz beyleri, budunum, işitin! Üstte mavi gök basmadıkça, altta yağız yer çökmedikçe, Türk ulusu, ilini, töreni, kim bozabilir?! Türk ulusu, kendine gel, aklını başına devşir!
Türk bodunu, beyleri! Sözümü işitin. Türk ulusunu toplayıp, il tutacağını bu taşa yazdım. Yanılırsa öleceğini yine bu taşa yazdım. Her ne sözüm varsa ebedî taşa yazdım. Ona bakarak bilin şimdiki Türk Beğleri!
Türklerim, alay beğlerim, alay milletim! Kazanıp il tuttuğum bu yerden, kağanından, beğlerinden, suyundan, toprağından ayrılmazsan, iyilik göreceksin. Evinde oturacak, dertsiz olacaksın. Sözlerimde yanlış var mı?
Türk Beğleri, ulusu, işitin! Üstte gök basamasa, altta yer delinmese, Türk ulusu, senin ilini, senin töreni kim bozabilirdi? Ey Türk ulusu! Titre ve kendine dön!

Bilgi hakkındaki alıntılar:

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir:
 

Bilgi sahibi olmadan yorum yapmayın. Yine bizim millete Allah, yorum yapma kabiliyeti vermiştir. Hâlbuki en büyük fazilet “Bilmiyorum” diyebilmektir. Öğrenme, bilmediğini bildiğin anda ve yerde başlar. 

Hakiki bilgelik, ahmaklıktan daha az cüretkardır. Bilge insan sıkça şüpheye düşer ve fikrini değiştirir. Ahmaksa dik kafalıdır ve şüphe etmez; kendi bilgisizliği dışında her şeyi bilir.

Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner.

Üç türlü aristokrasi vardır; birincisi yaş ve kıdem; ikincisi servet; üçüncüsü akıl ve bilgidir. En şereflisi sonuncusudur.

Bilgiye yapılan yatırım en yüksek kârı getirir.

İnsan akıllı bir yaratıktır; böyle olduğu için de uygun gıdasını bilimden alır; fakat insanın bilgisinin alanı öylesine dardır ki, bilimden aldığı besinlerden ancak çok az bir kısmı için ümitlenilebilir.

Bilgi üniversitelerle zenginleşir ve yeni boyutlar kazanır. Ülkelerin öğreten ve öğrenen insan kaynakları, aynı zamanda toplumların bilgi kaynaklarıdır. İnsanlar bilgileriyle değer kazanırlar. İnsanın bilgisi özsermayesidir. İnsan bilgisini kendisiyle birlikte taşır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir güç, insanın bilgisine el koyamaz. Bilgi paylaşılarak zenginleşir, zenginleşerek paylaşılır.

Bilginin amacı; insanı bilgisizlik ve boş inançlardan, tanrı ve ölüm korkusundan kurtarmaktır. Ve bu olmadan mutlu olmaya imkan yoktur. (Özdeyişler, Mektuplar ve Aforizmalar,  Sayfa 96 )

Bilgi güçtür.

Korkunun sebebi bilgisizliktir.

Anlamadığımız şeyi anlaşılır biçimde ifade edemeyiz.

Bir kişi her şeyi bilemez.

Bütün sahip olduğumuz bilginin deneyim ile başladığına şüphe yoktur.

Bilgi, nesne ile kavrayışın uyumudur.

Gerçek bilinç tedirgindir; bildiklerini durmadan sorgular.

Bilgi yüklü bir zihin özgür bir zihin değildir.

Hiçbir insanın bilgisi, edindiği tecrübenin ötesine geçemez.
İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme; II. kitap, 1. bölüm, 19. kısım, 1689

İnsanın varlığı sırla kuşatılmıştır. Bizim dar bilgimiz ve tecrübemiz sınırsız denizlerde bir küçük adadır sadece.

Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal.

Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir; istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir.

Başkalarını bilen kişi bilgili, kendisini bilen ise akıllıdır.

Bu devirde insanların eskisine göre çok daha bilgili olmaları lazımdır. Çünkü bilgisayar gibi, internet gibi bir imkân var. Benim çocukluğumda bilgi edinmek için kütüphanelere gitmek, kitap sayfalarını karıştırmak gerekiyordu. Şimdi oturduğunuz yerden birkaç kelime yazıyorsunuz, bir tuşa basıyorsunuz; icabında Kanada’nın bir kütüphanesindeki, bir üniversitesindeki kitap karşınıza pdf olarak çıkıyor. Ne kadar kolay, ne kadar hesaplı bir imkân...

Başkalarının bilgisi ile bilgili olabilsek bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.

Ne kadar bilgi sahibi olursak olalım, ilmin bir nihâyeti bulunmadığını unutmamalıyız. “Ben her şeyi biliyorum!..” demek, büyük bir zaaftır. Kim olursa olsun her insan, bildiğinin hocası, bilmediğinin talebesidir.

İnsanların çevrelerine ve kendilerine ilişkin olarak oluşturdukları düşüncelerin bir bölümü inanç; bir bölümü de "bilgi" biçimindedir. İnanç, bir sanı ya da bir kanıya dayanarak oluşturulup benimsenen görüşlere denir. İnanç bilginin sınırları dışında kalır, bilginin bittiği yerde başlar. Bilgi ise bilimsel yöntemlerle doğrulanma olanağına kavuşan düşünce ve görüşlere denir.

Dünya artık emek-yoğun, malzeme yoğun, enerji-yoğun değildir; bilgi yoğun olmaktadır.

Bir kişinin söylediklerinden fazlasını bilmesi iyidir.

Felsefe sözünden "bilgeliği inceleme" anlaşılır. Bilgelikten de yalnız işlerimizde ölçülülük değil, aynı zamanda hayatımızı sürdürebilme, sağlığımızı koruma ve bütün zanaatların icadı için de insanın bilebildiği bütün şeylerin tam bir bilgisi anlaşılır.

Bilgiyi hikmetle taçlandıran ecdadımız, mimariden musikiye, görsel sanatlardan edebiyata kadar kültürün her alanında çok önemli eserler ortaya koymuştur. Zevkiselim sahibi her insanda hayranlık uyandıran bu eserler bizim coğrafyamızda neşet etmiş ve zamanla dünyanın dört bir tarafına dağılmıştır. Onları farklı coğrafyalardan taşıyarak bir araya getiren tutkulu sanatseverler sayesinde bizler sahip olduğumuz zenginlikleri bir kez daha fark etmenin gururunu ve mutluluğunu yaşarız.

Doğru soruyu sormak bilmenin yarısıdır.

Ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır.

Gençliğinde bilgi ağacı dikmeyen, yaşlılığında rahatlayacağı bir gölge bulamaz.

Bütün bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.

Doğada herhangi bir şey bize gülünç, saçma ya da kötü gelirse, bunun nedeni nesneler üstünde yalnızca sınırlı bilgi sahibi olmamızdır, doğanın bir bütün olarak düzeni ve tutarlılığını bilmediğimizdendir.

Bilgi, özne ile nesne arasındaki bağdır.

Hayatın asıl amacı, bilgi değil eylemdir.

Bilginin görev olduğu bir yerde bilgisizlik bir suçtur.
Public Good
Mantık ve bilgisizlik, her biri bir diğerinin zıddıdır ve insanlığın büyük bir kitlesini etkiler. Bunlardan birisine bir ülkede yeterince genişlikte değer verilmesi ortamı oluşturulursa yönetim mekanizması kolaylıkla işler hale gelir. Mantık kendisine itaat eder; bilgisizlik ise ona dikte edilen ne olursa ona.
İnsan Hakları, Bölüm I

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.

Her devrim, bir yeni bilgi teorisidir.
Her eylem bir bilgi akışı ya da radyasyondur. Mutlak cevabı vardır. Dağ çiçekleri bile habercidir. Titreşerek haber verirler, bu, bir haberdir.
Modern bilgi teorisi, yaşamı gerçek bir heyecan haline sokmuştur. Bilgi ile maddenin ayrılmadığı bir zamanda, uç bir aktivist için, yaşam, teori ve yaşama alanı ise epistemolojidir.

📌 Bilgili olmadan seçim yapmak olanaksızdır.   George Bernard Shaw

Mutluluk bilgi ile kazanılır.   Platon
Bilgi beni yatıştırır. August Strindberg
Fazla bilgi göz çıkarmaz.  John Verdon
Korkunun en iyi ilacı bilgidir. Robin Sharma
Hayat sonludur, Bilgi sonsuzdur. Chuang Tzu
Sorunun çözümü bilgi gerektirir.  Celâl Şengör
Tek iyilik bilgi, tek kötülük cehalettir.   Sokrates
Doğruya inançlar değil bilgi götürür.  Server Tanilli
Bilgi çağında bilgili olan kazanacaktır.   Alvin Toffler
Bilgi ışık gibidir karanlığı dağıtır.   Judy Zebra Knight
Kendinizi her zaman bilgi ile geliştirin.  Gala Galaction
Bilgi sonsuza dek cehaleti yönetecektir. James Madison
Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz. Uğur Mumcu
Bir şeyi gerçekten bilmek, onu anlamakla olur.   Sokrates
Felsefe, büyük kelimelerle sağduyudur.  James Madison
Pozitif bilgi gövdesi nesilden nesile aktarılır.   Edwin Hubble
Bilgi, insanların sahip olduğu değerli bir hediyedir.  Ernst Mayr
Demek ki bilgi ile idrak birlikte yürümektedir.  Bedri Ruhselman
Bilgi adım adım ilerler, sıçramalarla değil.  Thomas B. Macaulay
İnanç, gerçeği bilmek istememek demektir.   Friedrich Nietzsche
Bilgili olmadan seçim yapmak olanaksızdır.   George Bernard Shaw
Okumak bir insanı doldurur. Bilginin kendisi güçtür.   Francis Bacon
Bildiğimiz şeylerin temelinde duyu ve deneyimler vardır.  John Locke
Çektiğimiz sıkıntı parasızlık sıkıntısı değil, bilgi sıkıntısıdır.   İsmet İnönü
Bilgi üstün Sanayi çağının merkezinde oturan temel gerçektir. Alvin Toffler
İnsan, kesin bilgi edinmedikçe bazı iddialarda bulunmamalı.  Agatha Christie
Bize yeni bilgi veren her şey bize daha rasyonel olma fırsatı verir.  Herbert Simon
Cehalet, genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur. Charles Darwin
İnsan akıllı bir canlıdır; böyle olduğu için de uygun gıdasını bilimden alır.      David Hume
Bilgi başka şeydir, anlamak başka bir şey. Anlamak, bilgi ve varlığın sonucudur.   George Gurdjieff
İnsan bilgi ile neyin bağlantılı olduğunu hissedip algıladığında, “anlamak” ortaya çıkar.   George Gurdjieff
Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar. Albert Einstein
Gençken bilgi ağacını dikelim ki, yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun.  Lord Chesterfield
Doğuştan bilgi yoktur ve insan zekası doğduktan sonra dolmaya başlayan bomboş bir levha tabulası dır. John Locke
Öyle yap ki, insanlar her şeyden çok emeği ve bilgiyi sevsinler ve emekle bilgi, hayatlarının biricik anlamı olsun!  Arkadi Strugatski
İnsanlık, bilmedikleri yüzünden sürüklenmektedir… İnsanın hem sevgi ve bilgeliğe ve hem de bilgi ve bağlılığa ihtiyacı vardır.   Annie Besant

Bilim, belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma sürecidir.

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir. - Ayrıca bakınız

Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur.
Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlardan çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır.

İlmin tüm yönlerini teşvik eden İslam'ın, bu olguları birbirine muarız kabul etmesi düşünülemez. Aynı şekilde din ile bilim arasında bir ayrışma da söz konusu değildir. Bu meyanda İslam tarihinin hiçbir döneminde bilginin bugünkü manada 'İslami olanı/olmayanı' şeklindeki bir tasnife tabi tutulmadığının da altını çizmek istiyorum.

Bilimin ve bilimsel zihniyetin kamulaştırılması en zaruri ihtiyaçlarımız arasında bulunuyor ve bunun sağlanması yolunda gayret sarfedilmesi de bilimsel çalışma çerçevesi içinde önemli bir yer alıyor.

Bilim bütünü, tarih tikeli, sanat da mümkünü bildirir.
Bilim iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.

Ulaşılacak her bilgiye bilimsel yöntemlerle ulaşmak gerekir. Bilimce bulgulanamayacak şeyleri insanlar bilemez.

Bilimciler de bir insandır. Bizim de kör noktalarımız ve ön yargılarımız var. Bilim, bunları dışarı atmak için tasarlanmış bir mekanizmadır.
dk. 18:20

Bilim bilgi kütlesinden daha fazlası; bir düşünme tarzıdır. Evrenin kuşkuyla sorgulanma tarzıdır. Eğer şüpheci yaklaşmamak için otoriteye kuşkucu sorular soramıyorsak o zaman tam bir kaos içindeyiz.

Eğer bu dünya bir gün kıtlık ve sefalet yaşarsa biz insanları din değil, bilim kurtaracak.
Her şey değişebilir, her şey tartışmaya açıktır. Ama dinler, Marksistler, Stalin, Hitler bunu kabul etmiyor. Bir tek bilim her şeyi tartışmaya açar. Üstelik onda da amaç, tartışmanın sonucunda doğruyu bulmak değil, ona yaklaşmaktır. Bunu da yanlışları eleyerek yapar.
Bilim gerçeği bulduğunu değil, yanlışı teşhis edip onu elediğini iddia eder.
Bilim diyor ki: “Ben elimdeki verilerden, bütün, daha önce teklif edilmiş dini inançları bir tarafa bırakarak, bir şey çıkartmaya çalışıyorum. Bu benim çıkarttığım şey dinle uyuşmalı mıdır, değil midir? Bu şimdilik beni alakadar etmiyor.” diyor. “Benim yapmak istediğim...” diyor, “Anlamak!” “Ne oldu acaba? Ben bunu anlamaya çalışıyorum ve sadece eldeki verilerden hareket ediyorum. Eldeki verilerden, gözlem yapabildiğim yerlerden, mantıki çıkarım yapabildiğim yerlerden hareket etmek mecburiyetindeyim.” Eğer diyor, “Ben bunun içerisine herhangi bir gözleme dayanmayan ifadeyi katarsam bilim, bilim olmaktan çıkar. Dolayısıyla ben bunu katamam.” diyor. “Sadece ben ürettiğim varsayımları gözlemle desteklemek veya reddetmek durumundayım. Gözlemleri bunun için yaparım.” Hipotezlerin görevi de, ki Darwin teorisi diye hepiniz biliyorsunuz, bir hipotezdir. Değil mi? Şimdi, biz bunu 150 senedir test ediyoruz. Darwin'in hipotezi uygulandığı her testten başarılı çıktı. Henüz yanlışlayamadık. Ama unutmayın, Newton'ın teorisi 300 yıl yanlışlanamadı ve Immanuel Kant, büyük filozof Immanuel Kant, dedi ki: “Bu doğru.” Bu doğru dedi. Ve onun üzerine dayanarak bir felsefe yarattı. Einstein bir çıktı, “Doğru değil anam.” dedi. Daha iyisi. Ve birdenbire zavallı Kant'ın o muhteşem eseri, ‘Kritik der reinen Vernunft’, hiç oldu. Bilimin güzelliği burada!
Din-bilim diyaloğu olacaksa, ya bilimi adam gibi öğreneceksin, ya bilimden gelen adamlara saygı göstereceksin.

Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur... 'Tavuk toplum', önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz!

İnsanın doğası gereği elimizde olan yegane bilimdir. Yine de bugüne kadar en fazla ihmal edilmiş olandır.

Bilimler durmadan alt bilimlere, alt bilimler de kendi aralarında tekrar alt bilimlere bölünüyor. Bir alt bilim dalının uzmanı, bir zaman sonra, kendi alanını bütün bilimlerin gövdesi olarak, görmeye başlıyor.
Bilimlerin çeşitlendirilmesi, bilimsel bilgiyi geliştirmeyi kolaylaştırmak için yapılan bir soyutlamadır. Bilim dallarının her biri yüz yüze olunan sorunlara çözüm bulmada tek başına yeterli olmadığı gibi, belirleyici de değildir.

Bugünkü Batı uygarlığının mayası eski Yunan bilim ve felsefesidir. Temeli nedir bu bilim ve felsefenin? İnsan aklını; sormakla bilmek, anlamak, açıklamak ve yorumlamakla hür kılmak.

Söz konusu bilimse, binlercesinin otoritesi, tek bir kişinin mantıklamasından değerli değildir.

Bilim bize gerçeği yahut, hiç olmazsa zekamızca anlaşılması mümkün münasebetleri öğretmeyi vaadetti. Bilim bize hiçbir zaman ne barış, ne de saadet getireceğini vadetmedi.

İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.

Bilim hayatında da en muvaffak insanlar edebiyattan biraz nasibi olanlardır. Çünkü tarih de hayattır.

Bilim gerçeklerden kuruludur, tıpkı evin tuğlalardan kurulu olması gibi. Ancak gerçeklerin toplanması bilim değildir. Tıpkı bir küme tuğlanın ev anlamına gelmemesi gibi.

En büyük icatlar, en büyük keşifler, bilimlere en derin bir şekilde yenilikler getiren çalışmalar ve uygarlığın en görkemli anıtları, maddi kâr peşinde koşmanın dünyaya ve insanlığa getirdiği hediyeler değildir. Tam tersine, bütün bunlar sahiplerinin maddi mutlulukta gözlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır.

Bilim olmadan yapılan bilim felsefesi boştur, bilim felsefesi olmadan yapılan bilim ise kör.

Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.
1676'da meslektaşı Robert Hooke'a yazdığı bir mektuptan.

Biyoloji bilimdir. Evrim ise, onu eşsiz kılan gerçektir.
Bilim her zaman 'laboratuvarda yapılan kontrollü deneyler sonucu elde edilen bilgiler bütünü' olarak, yanlış anlaşılmıştır. Bilim aslında çok daha geniştir: Evren hakkında güvenilir bilgi elde edebilmenin tek yoludur.

Eğer dış görünüş ve şeylerin özü aynı olsaydı, o zaman bilime gerek kalmazdı.

Bilim, mitlerle ve mitlerin eleştirileriyle başlamalıdır.
Bilim, sistemli bir aşırı basitleştirme sanatı olarak tanımlanabilir.

Bilimin ahlaki sınırları yoktur denemez. Çünkü bilim, gerçekleri söylemekle ilgilenir ve bu da ciddi bir ahlaki sınırdır.

Her bilimsel gerçek, üç aşamadan geçer. İlki, insanlar onun Kutsal Kitap ile çeliştiğini söyler. Sonra daha önce zaten keşfedilmiş olduğunu söylerler. Son olarak da ona zaten inandıklarını söylerler.
Bilimsel Sözlerin Bir Sözlüğü (1991) Düzenleyen Alan L. Mackay, (A Dictionary of Scientific Quotations, s. 2)

Bilim aklın şiiridir; şiir de yüreğin bilimidir.

Araştırma, o kadar anlamlı ve değerli ki, varsayımları sonuna kadar saklayamaya istekliyim. Belki Tanrı’yı bulurum. Belki de bilimin benim için uygun olmadığını bulurum. Belki bir dağın tepesinde oturur ve meditasyon yaparım. Yolculuk etmek gene de buna değer.

Bilim ve din çekişmeli değildir. Bilim basitçe anlaşılmak için çok gençtir.
Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown

Bilim iyi olmasına iyi bir ilaçtır ama hiçbir ilaç saklandığı kabın pisliğiyle değişip bozulmayacak kadar zorlu değildir.

Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar? Oppenheimer gibi hissediyorsanız, bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın. Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın. Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız parayla da onlar uğraşsın. Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa, siz de Leonardo Da Vinci gibi 'Kuvvet nedir?' diye merak ediyorsanız buyrun sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim. Çünkü bazılarına göre 'Kuvvet' para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre de kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın olur mu çocuklar?

Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.
Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus bilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir bilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.
Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit bilimdir, fendir. Bilim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir.
Hayatta en hakiki mürşit bilimdir. Bilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemelerini takip etmek şarttır.
22 Eylül 1922
Milletimizin siyasi ve sosyal hayatında, fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
27 Ekim 1922

Bilime uzanan düz bir yol yoktur, düz bir kraliyet bulvarı yoktur.

Bilim ve teknolojiden mahrum bir kalkınma çabasının menzile varması mümkün değildir. Bilim, kültür ve sanat adamlarına destek olmayan bir devletin beklediği atılım sürecine girmesi ham hayal olarak kalacaktır. Kültür ve medeniyet kökleriyle, manevi hazinelerinden kopup yürüyen bilimsel çabaların da eksik ve yarım kalacağı unutulmamalıdır.

Gerçek dünyada gerçek şiir var. Bilim gerçeğin şiiridir.
Enemies of the Reason, [1.01], Dakika: 00:38:16ff
Bilimin dinle ortak bir iddiası vardır: Kökenlerle, yaşamın doğasıyla ve evrenle ilgili derin soruları yanıtlayabilmek. Ama benzerlik burada sona erer. Bilimsel inançlar delillerle desteklenir ve bunlarla bir sonuç elde edilir. Mitler ve inançlar ise delillerle desteklenmez ve bir sonuca götürmez.

Bilim, doğrudan deney üzerine kurulmuş ifadelerden oluşan bir sistemdir ve deneysel doğrulama yolu ile denetlenir. Bilimde doğrulama, tekli ifadeler değil bu tür ifadelerin bütün bir sistemi ya da bir alt sistemidir.
Unity of Science, 1934/1995, s. 42

Bilim önceden görülmeyen yetkinleştirmelere elverişli olduğu halde, dinsel dünya görüşü öyle değildir; bu 

Çocukluğumuzdan itibaren aptal hayvanların düşünebildiği inancından daha fazla alıştırıldığımız bir ikinci önyargı bulmak imkansız.
René Descartes — Fransız matematikçi ve filozof.
Hayvanlar alet yapamazlar, düşünemezler. Onların duyguları, karakterleri yoktur; sadece içgüdüleriyle hareket ederler. Düşünmek yalnızca insana has özelliktir. Bunun tersini düşünmek katiyen yanlıştır.
(Geçmişte her kesim tarafından yaygın olarak kabul edilen insanmerkezci düşünce)

Artık yeni hiçbir şey yok . İcat edilebilecek her şey icat edildi.
Charles Duell — Amerikan Patent Dairesi Başkanı, 1899

“Çok güzel bir buluşa benziyor ama Tanrı aşkına bunu kim, niye kullanmak istesin ki?”
Rutherford B. Hayes — ABD Başkanı. 1876 yılında ilk telefonu gördükten sonra yaptığı yorum.
"Biraz eğitimli herkes sesin kablolar aracılığıyla bir yerden bir diğer yere aktarılamayacağını bilir. Ve ola ki aktarılsa bile, böyle bir çabanın pratik bir değeri olmayacaktır."
(1865, Boston Post gazetesi editörü)
"Telefon denen bu icadın kullanışlı ve ciddi bir iletişim aracı haline gelebilmesi için birçok olumsuz yönü bulunmaktadır. Bu alet, yapısı gereği bizim için değersizdir."
(1878, Western Union firması)

“Çevreciler boşuna endişeleniyorlar. Bir nükleer enerji istasyonunun bir yıllık atığını, masanızın çekmecesinde bile saklayabilirsiniz.”
Ronald Reagan — 1980. ABD eski başkanı

Geçtiğimiz bir yıl içinde otomobilin yapısını değiştirecek herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini göz önüne alırsak, bu buluşun da gelişme ve evrimini tamamladığı sonucuna varabiliriz.
2 Ocak 1909 — Scientific American dergisi
Atlar her zaman kullanılacaktır. Otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir.
Henry Ford’un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği konusunda ekspertiz veren bir banka müdürü 1903
Bu mücadeleden atın galip çıkacağına inanıyorum. Otomobil sadece gelip geçici bir heves olacaktır.
Alman İmparatoru II. Wilhelm 1905 yılında

“İnsanların büyük bir çoğunluğu için sigara içmek son derece yararlı ve sağlık açısından faydalı bir şeydir.”
Doktor Ian G.Macdonald - 18 Kasım 1963. Los Angeles’li uzman cerrah

“Hepiniz saçmalıyorsunuz. Tanrı aşkına, bir aktörün ya da aktrisin konuşmalarını duymayı kim ister ki?..”
Henry M. Warner - 1927. Sessiz sinema döneminin film yapımcılarından.
Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemezler.
Daryik F. Zanuck Twentieth Century Fox'un başkanı 1944

"Radyo’nun geleceği yok!"
Lord Kelvin (1898, İskoçyalı bilim insanı)

“İnsanların evlerinde bilgisayar bulunması da ne demek. Bence hiç kimsenin evine bilgisayar sokmak için herhangi bir geçerli nedeni olamaz.”
DEC şirketi baskanı Ken Olson’un 1977’deki bir açıklamasından
"Dünya piyasalarında bilgisayarlardan en fazla 5 tanesine yer olduğunu düşünüyorum."
(1943, IBM Başkanı Thomas J. Watson)
"Bilgisayarlar gelecekte 1,5 ton ağırlığında olacak."
Popular Mechanics Dergisi (1949)

“Uçaklar son derece ilginç oyuncaklar. Ama askeri açıdan beş para etmezler.”
(Mareşal Ferdinand Foch — 1911. Fransız askeri stratejisti ve 1. Dünya Savaşının Fransız komutanlarından)
"Bir makine hiçbir zaman New York'tan Paris'e uçamayacaktır."
(1906, Uçağın mucidi Orville Wright)
"Bilinen cisimlerin hiçbir kombinasyonu, bilinen makinelerin hiçbir formu, bilinen kuvvetlerin hiçbir formu, bir araya getirilerek insanı hava içerisinde uzun mesafelerde pratik olarak uçurabilecek bir makine oluşturamayacaktır."
(1800'lerin sonu, ABD Deniz Kuvvetleri Gözlemevi başkanı, astronom Simon Newcomb)

"Dünya Evren'in merkezindedir ve tüm gök cisimleri onun etrafında dönmektedir. Kopernik'in sözleri, şeytanın sözleridir ve yalandır."
(1500'ler, Kopernik yasalarını ortaya koyduğunda, dindar ve insanmerkezci kitle)
"Jüpiter'in uyduları görünmezdir, dolayısıyla Dünya üzerinde bir etkisi olamaz, dolayısıyla varlıkları da gereksizdir ve dolayısıyla, aslında yokturlar."
(1500'lerin sonu, Galileo'nun Jüpiter'in uydularını keşfi üzerine dönemin Aristotalesçi insanları)
"Dünya düzdür ve belirli sınırları vardır. Bilim adamları ne derse desin, bu sınırlar vardır ve aşılmamalıdır."
(1600'lü yıllar, Hristiyan Kilisesi)‎
"Ay'a ulaşmayla ilgili fanteziler kurmaya gerek yok, çünkü Dünya'nın çekim kuvvetini aşmanın bir yolu bulunmuyor."
(1932, Chicago Üniversitesi astronomu Dr. Forest Ray Moulton)
"Bize vaat edilmiş ve verilmiş sınırların dışına çıkıp, uzaya gitmek, haddimizi aşmaktır ve büyük felaketlerle cezalandırılmamızı beraberinde getirecektir."
(1960'lar, Yuri Gagarin'in uzaya çıkarılmasından önce, Hristiyan Kilisesi)

"Bu bilim denen şeyden bıktım artık... Geçtiğimiz birkaç senede elde ettiklerimiz için milyonlar harcadık ve artık durdurulmasının vakti geldi."
(1861, Smithsonian Enstitüsü'nün kaynaklarının kesilmesiyle ilgili olarak, Pensilvanya Eyalet Senatörü Simon Cameron)
‎"Artık bilimin bulabileceği bir şey kalmadı, bilim, bu noktada tıkandı. Bulabileceğimiz her şeyi bulduk ve bize artık gerek yok."
Charles Duell (1899, Amerikan Patent Bürosu Başkanı)
"İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için bir neden yok."
Kenneth Olsen (Digital Equipment Corp. Bilgilsayar Şirketi Başkanı - 1977)

"İnternet 1996 yılında tamamıyla çökecektir."
(1900'lerin sonları, internetin mucitlerinden Robert Metcalfe)

"Louis Pasteur'ün hastalık yapan organizmalar teorisi saçma bir kurgudan ibaret."
(1872, mikroplarla ilgili olarak, Fizyoloji Profesörü Pierre Pachet)
"Karın, göğüs ve beyin, bilge ve insancıl hiçbir cerrahın ulaşamayacağı şekilde, sonsuza kadar kapalı kalacaktır."
(1873, ameliyatlarla ilgili olarak, Kraliçe Victoria'nın cerrahı Sir John Eric Ericson)

"Yüksek gerilimli ve alternatif akım kullanan sistemlerin yaygınlaşmasının ne bilimsel olarak, ne de piyasa açısından imkanı yoktur. Tüm bu sistemler [alternatif akım], sırf bakır tel ve emlak piyasasına darbe vurmak için uygulanmaktadır. (...) Benim şahsi isteğim, alternatif akımın kullanılmasının tamamen yasaklanmasıdır. Alternatif akım gereksizdir ve tehlikelidir. Dolayısıyla yaşama ve mala zarar verecek bu sistemlerin piyasaya sürülmesi arkasında bir neden göremiyorum."
(1889, Thomas Edison)

"Atomların parçalanmasından elde edilecek bir enerji kaynağının var olabileceğini uman biri, hayal dünyasında geziniyor demektir."
(1933, Nükleer Santraller ile ilgili olarak, Ernest Rutherford)
"X Işını taramaları bir aldatmacadır!"
(1900, Lord Kelvin)

"Denizaltıların savaşta ne işe yarayabileceğini anlayamadım. Olsa olsa mürettebatın boğularak ölmesine neden olabilir."
H.G. Wells (Yazar - 1901)

"Einstein'ın güya teorileri olan bu şeyler, basitçe liberal, demokratik saçmalıklarla pislenmiş zihin uydurmalarıdır ve hiçbir Alman bilim insanı tarafından hiçbir şekilde kabul edilemez."
(1940, Dr. Walter Gross)

"Güzel fakat ne işe yarayacak?"
(IBM'den bir mühendisin bugün tüm elektronik cihazların beyni konumundaki 'mikroçip' için yorumu, 1968)

Bilimsel Gaflar - TÜBİTAK Yayınları
Evrim Ağacı'nın "Bilim Hakkında Konuşmadan Önce Düşünün..." isimli yazısı.

Artık baklagiller, fasulye ve meyveyle besleniyorum.
Amerikan halkına bir şey söylemek istiyorum. Beni dinlemenizi istiyorum. Bunu tekrar söyleyeceğim. Bu kadınla, Levinski Hanım'la seksüel bir ilişkim olmadı. Kimseye yalan söylemedim, bir kere bile, hiç. Bu suçlamalar asılsızdır.
Aslında Levinski Hanım'la bir ilişkim oldu. Bu uygun değildi. Gerçekte yanlıştı.
Başkan olmak, ‘mezarlıklar müdürü olmak’ gibi bir şeydir; maiyetinizde yığınla insan bulunur, ama kimse sizi dinlemez.
Bir domuza kanat takabilirsiniz ama bu onu kartal yapmaz.
Demokrasimiz sadece dünyanın kıskançlığı değil, aynı zamanda kendi yenilenmemizin de motoru olmalıdır. Amerika'da doğru olanla iyileştirilemeyecek yanlış bir şey yoktur.
Anılarımız ne kadar güçlüyse, hayallerimiz de o kadar güçlü olmalı. Çünkü anılarımız hayallerimizden ağır bastığında yaşlanırız.
Karakter bir yolculuktur, varış noktası değil.
Yeterince uzun yaşarsan, hatalar yaparsın. Ama onlardan (hatalarından) öğrenirsen, daha iyi bir insan olursun.
Sonsuza dek yaşamak istiyoruz ve buna yaklaşıyoruz.
İngiltere'deyken afyonu bir iki kere denedim ancak sevmedim. İçime çekmedim ve bir daha denemedim.
20. yüzyılın ilk yarısını Türkiye belirledi; 21. yüzyılın da ilk yarısını Türkiye'nin gidişatı belirleyecek.
Shakespeare yazdı, Einstein düşündü, Atatürk yaptı.
Dünya sahtekarların üzerine kurulu, bu nedenle çok adaletsiz.
(28 Ocak 1999, Arizona)
Amerikalılar demokrasiyi kurtarmak için okyanusun ötesine geçerler. Ama oy vermek için yolun karşısına bile geçmezler.

Bill Hicks (d. 1961 - ö. 1994), Amerikalı komedyen.

Bir daha asla düşmanımızın olmamasını sağlayacak bir fikrim var, tabii bununla ilgileniyorsanız. Kimse bununla ilgilenmiyor mu? Bu bir tür ilginç teori ve  tek yapmamız gereken bunun için kararlı ve azimli bir hareket. Dünyadaki tüm düşmanlarımızdan bir seferde kurtulabiliriz. İşte yapacağımız şey: Nükleer silahlara ve savunmaya her yıl harcadığımız parayı biliyorsunuz, trilyon dolarlar. Bunun yerine, bu parayı dünyadaki fakirlerin beslenmesi ve giydirilmesi için harcarsak - ki aslında silahlanmaya harcadığımız para insanların ihtiyaç duyduklarından kat kat fazladır - tek bir insan bile bu hareketin dışında kalmaz... bir kişi bile... ve dış uzayı keşfetmek için yarışırdık, birlikte, barış içinde, sonsuza kadar.
Dünya hayatı, lunaparktaki oyuncaklara binmek gibidir. Devam ettikçe zihninizdeki güçlü etkisi nedeniyle gerçek olduğunu sanarsınız. Yükselir, alçalır, daireler çizersiniz. Heyecanlandırır, titretir, rengarenktir, gürültülüdür, eğlencelidir... ama kısa bir süre için. Uzun zamandır bu gezintide olan insanlar sorgulamaya başladılar:
- "Bu gerçek mi? Yoksa sadece bir gezintide miyiz?"
Ve aralarında cevabı hatırlayan diğerleri, bize: "Üzülme, korkma sakın, çünkü bu sadece bir gezinti." demek için geri geldiler ve biz bu iyi adamların hepsini... "öldürdük" ve etrafa saldırmaları için şeytanları serbest bıraktık:
-"Hey susturun onu! Bu gezintiye çok yatırım yaptık, susturun! Hayat kaygısından yüzümde oluşan kırışıklara bakın, büyük banka hesaplarıma bakın, aileme bakın! Bu, gerçek olmak zorunda!"
Bu sadece bir gezinti ve bunu istediğimiz zaman değiştirmeye gücümüz var. Sadece bir tercih meselesi: sevgi ve korku arasında.
Korkunun gözleri kapılarınıza daha büyük kilitler vurmanızı istiyor: Silahlar satın alın, kendinizi dünyada olup bitene ve gerçeklere kapatın. Sevginin gözleri ise, aksine, hepimizi bir olarak görmenizi istiyor. İşte dünyayı daha iyi bir gezinti adına değiştirmek için yapabileceğimiz seçim. Hemen şimdi!
Son günlerde haberleri izliyorsunuz, inanılmaz. Sanıyorsunuz ki kapıdan dışarı adım attığınız anda, anında "uyuşturucu bağımlısı"... "aids"li... bir "pit-bull"un... "tecavüz"üne uğrayacaksınız. Korkutucu haber hikayeleri.
Eğer kısa bir süre için bile olsa CNN haber başlıklarını izlerseniz bu yapacağınız en depresyona sokucu şey olur!
-"Savaş, kıtlık, ölüm, AIDS, evsizlik, ekonomik durgunluk, ekonomik kriz, savaş, açlık, ölüm, AIDS..."
Sonra pencereden dışarı bakarsınız..[cırcırböceği sesi çıkarır]: 

-"Tüm bu boklar nerede oluyor birader?" dersiniz.
Bu bokların hepsini Ted Turner uyduruyor! Jane Fonda onunla yatmayınca hemen daktilosuna koştu:
"En geç 1992'ye kadar hepimiz AIDS'ten öleceğiz!"
"- Bunu canlı yayında okuyun! Ben düzüşemezsem, hiç kimse düzüşemez!"
Demek istediğim, Jane Fonda'ya söylüyorum: "Şu adama versen de birkaç güzel haber de duysak, lütfen?"

Bu haberler kıyamet alameti. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte her şeyin daha iyi olacağını düşünmediniz mi? Kaçınız benim gibi buna inanacak kadar aptaldınız?
- "Vay sona erdi. 40 yıl süren nükleer silah tehdidi, sona erdi. Harika, harika!"
YANLIŞ! Şimdi 12 farklı ülkede daha nükleer silah var - 12 kat daha kötü, siktir git! Hayat şimdi daha zor. Çok çalış! Ama iş de yok? Cehenneme git, hahaha.

Seçimin sonlarına doğru Bush oyları satın almaya çalıştı. Herkese silah satışını yaygınlaştırarak "askeri-endüstriyel kompleks"in oylarını kendine çekmeye çalıştı.. Kore'ye 160 savaş uçağı, Kuveyt'e 240 tank sattı ve sonra çıkıp neden "başkomutan" olması gerektiğiyle ilgili konuşmalar yaptı: Çünkü...:
-"Hala tehlikeli bir Dünya'da yaşıyoruz."
Sayende, seni sik kafalı! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Geçen hafta Kuveyt'in elinde taştan başka bir şey yoktu! Lanet dünyayı silahlandırıyorlar.

Biliyorsunuz Irak için silahlandık ve buna da çok şaşırdım. Körfez savaşı sırasında şu istihbarat raporları gelirdi :
- "Irak: İnanılmaz silahlar, inanılmaz silahlar!"
- "Nereden biliyorsun?"
- "Ah, şey... faturalarına baktık... Çekler ödenir ödenmez giriyoruz. Banka kaçta açılıyor, 8 mi? 9'da oradayız. Tanrı adına gidiyoruz, demokrasi adına.. işte şurada anne karnındaki bebek, işte burada Hitler! İstediğin kavram hangisiyse onla motive ol, hadi gidiyoruz!"
Dünya'yı önce silahlandırıp, sonra bu silahları yok etmek için askeri birlikler gönderilmesinden usandım! Anlatabiliyor muyum? Bu küçük ülkeleri durmadan silahlandırıp, sonra gidip bütün bu boku onların üzerine atıyoruz. Dünya'nın kabadayıları gibiyiz. "Shane" filmindeki Jack Palance'a benziyoruz. Çobanın ayakları dibine bir silah fırlatıp: 

- "Al onu."
- "Almak istemiyorum bayım, beni vuracaksınız."
- "Silahı al."
- "Bayım, bela istemiyorum. Buraya sadece çocuklarım için şekerleme ve karım için damalı kumaş almaya geldim. Bunun nasıl bir kumaş olduğunu bile bilmiyorum ama haftada 10 kez bunun için dırdır ediyor.  Bela aramıyorum bayım."
- "Silahı al. [Çoban silahı alır - İki el ateş sesi] Hepiniz gördünüz... Silahı vardı!"
(Kennedy suikasti) İşte çözdük, haydi Amerika yatağa. Hükümetiniz olayı tamamen çözdü. Haydi yatağa dön Amerika, hükümetiniz yeniden her şeyi kontrol altına aldı. İşte, Amerikan gladyatörleri buradalar. Bunu izle, kes sesini! Uyumaya devam et Amerika, işte Amerikan gladyatörleri buradalar. İşte 56 kanalın hepsinde. Şu hormon salgılayan beyni az gelişmişlerin birbirlerinin kafatasını patlatmasını izle ve özgürlük ülkesine yaşadığın için kendini kutla. İşte böyle Amerika. Özgürsünüz, 'söylediğimiz gibi davranmakta'. Söylediğimiz gibi davranmakta özgürsünüz.
Amerika'nın politik durumunu hemen şimdi burada size göstereyim.
- "Sağ elde sağcı kuklalar, sol elde solcu kuklalar... Hey, durun bir dakika, bu iki kuklayı elinde tutan biri var."
- "Kes sesini! Yatağa geri dön Amerika. Hükümetiniz durumu kontrol altına aldı. İşte Love Connection (bir evlendirme programı). Bunu izle, aptallaş ve kilo al ve bu arada bira içmeye de devam et, seni gerizekalı.

Amerika için bir tehdit var. Ya, tabii, tabii, tabii... COPS dizini yeniden yayınlayın (bir tür polisiye belgesel). Çünkü, size özgürlük için kimin tehdit olduğu söyleyeyim.. hayır, hayır, hayır.. özgürlüğe değil, statükoya, kurulu düzene. Bu tehdit biziz ve bu yüzden lanet olası COPS gibi dizileri bize gösteriyorlar. Böylece, devlet gücünün kazanacağını biliyorsunuz. "Evinize baskın yapabiliriz ve istediğimiz zaman sizi tutuklayabiliriz." Mesaj bu.

Hislerimiz vahşileşiyor ve aklımız duruyor. Bayrak yakma sözkonusu olunca aman Tanrı'm, bu bazı siktiğim bastırılmış duygularını açığa çıkıyor. [Sinir krizi geçirerek:]
-"Bayrak! Bayrak! Bayrağı aşağılayamazlar!
Böyle demiyorlar tabii, şöyle diyorlar:
-"Eğer şu dingil o bayrağı yakarsa, muhtemelen hapse girmesine gerek kalmaz!"
Oldukça duyguları yıpratıcı değil mi? [Telaşlı, tedirgin, üzgün hareketler ile]
-"Hey ahbap, bir şey diyeceğim... benim babacığım bu bayrak için öldü!"
-"Gerçekten mi? Ben benimkini satın aldım... Kmart gibi marketlerde satılıyor. Üç dolar."
-"Benim babacığım bu bayrak için Kore Savaşı'nda öldü!"
-"Ne tesadüf, benimki de Kore'de üretilmiş."
Siktiğim bayrağı için ölmedi o, bu sadece bir kumaş parçası. Baban bayrağın temsil ettiği, asıl özgürlüğün bu siktiğim bayrağını yakmak olduğu, şeyler için öldü.

Şimdiye kadar bir patronla çalıştığım her iş daima rahatsız ediciydi, bilirsiniz:
- "Hicks! Niye çalışmıyorsun?",
- "Yapacak bir iş yok ki.",
- "Öyleyse, çalışıyormuş gibi yap!",
- "Sen niye ben çalışıyormuşum gibi düşünmüyorsun?.. Öyle ya, benden çok kazanıyorsun, sen hayal kur.

Central Park'ta yürüyordum ve sigara içen yaşlı bir adam gördüm. Başka hiçbir şey sigara içen yaşlı birini görmek kadar beni mutlu edemez. Yaşlıydı, kambur yürüyordu, soluğu kesilmişti. Hoşuma gitti:
- "Ahbaaap, sen benim kahranımsın! Bu yaşta hala sigara içmen, harika!" dedim.
- "Ne?" dedi "Ben daha 28 yaşındayım".

Çok sigara içiyorum, bir günde iki çakmak bitiriyorum, çok mu? Her sigara paketinin üzerinde farklı uyarılar gördüğümde nasıl heyecanlandığımı bilemezsiniz, sigara tiryakileri neden bahsettiğimi bilirler. Benimkinin üzerinde: "Uyarı; Sigara içmek bebeğe zarar verebilir veya erken doğuma neden olabilir." yazıyor. [Bir süre düşündükten sonra:] Siktir et! Markamı buldum ben! Sadece üzerinde "Akciğer Kanseri" yazanlardan almayın.

Tüm bu sonsuz cehennem azabı tasavvuru Tanrı'nın sonsuz sevgisini sorgulayanları bekliyor. Büyütülürken bu mesajla yetiştirilmedik mi: İnan veya öl! "Teşekkürler bağışlayıcı Tanrı'm, tüm bu seçenekler için."

İncil'in Tanrı'nın kesin sözü olduğuna inanırlar - Sonra İncil'i değiştirirler! Oldukça cürretli bir davranış değil mi? - "Tanrı sanırım burada şunu anlatmak istemiş..." Kendime hiçbir zaman bu kadar güvenmedim.

Sonra yeni bir İncil'imiz oldu: "Yeni Yaşayan İncil". Güncellenmiş ve modern ingilizce ile. Bunun, okuyanlar için İncil'i daha makul hale getireceğini sandım ama dinlediğinizde oldukça tuhaftı gerçekten:
- "Ve İsa suyun üzerinde yürüdü, Ve Petros dedi ki: Vay Anasını!"

Neye inandığınızı bilmiyorum ve gerçekten umursamıyorum ama kabul etmelisiniz: inançlar, tuhaftır. Birçok Hristiyan boyunlarına haç takıyor. İsa geri gelse bir daha haç görmek ister mi sanıyorsunuz?

Profesyonel yardıma ihtiyacım var, sanırım bir rahip olabilir.
- "Günahlarımı bağışla Peder."
- "Ne yaptın evladım?"
- "Bilerek ve isteyerek 'siktir' dedim."
- "Evet, peki başka evladım?"
- "Ee.. [kıh kıh].. yalan söyledim."
- "Evet, peki başka evladım?"
- "Yani her şey hakkında. Ah, bi' tanesi şu sürekli Azgın Teke olup önüme geleni düzdüğümü düşünüyorum. Ha ha ha."
Tabii ki Peder kadın olmadığı sürece, yoksa diyalog şöyle olurdu:
- "Bağışla beni Peder, birazdan yapacaklarım için."

İnsanlar bana kadın rahipler hakkında ne düşündüğümü soruyorlar. Ne, kadın rahip mi? Kadın rahip? Harika, harika. Şimdi iki cinsiyetten de dinlemediğim rahipler oldu. Ha, boşver, umurumda değil. Çift cinsiyetli olsa da umurumda değil. 3 pipili ve 8 memeli bile olsa, umurumda değil... Ama solungaçları ve hortumu olsa harika olurdu.

Yeri gelmişken, burada rek

William "Bill" Maher, Jr.; (20 Ocak 1956) Amerikalı stand-up komedyeni, televizyon sunucusu, yorumcu, yazar ve oyuncu.

Ahirette vajina sözü vermek duyduğum en aşağılık şey.
Bir dine mensup olmakla mafyaya üye olmak arasında bir fark yoktur.
Benim gözümde din, insan ile tanrı arasında gereksiz bir bürokrasidir.  
Silahınız varsa banka soyabilirsiniz, ama eğer bir bankanız varsa herkesi soyabilirsiniz.
Din tehlikelidir. Çünkü tüm cevapları bilmeyen insanoğlunun yapmayı düşündüğü şeye müsaade eder.
Hepimiz farklı şeylerden korkarız. Ben iklim değişikliğinden korkarım. Onlarsa kırmızı bir tayt giymiş, yabası olan bir şeytandan.
Çoğu Hristiyan için incil bir kullanıcı sözleşme gibidir. Aslında hiçbiri okumaz. Sadece son kısma geçip "kabul ediyorum" derler.  
Dinin kendine has özelliği olan kibirli bir katiyet değil, şüphedir. Şüphe mütevazidir. Ve bu da insanoğlunda olması gereken bir şeydir.  
Size bildiğini söyleyenler, öldüğünüzde ne olacağını biliyorum diyenler. Size garanti veriyorum bir şey bilmiyorlar. Nasıl bu kadar eminim? Çünkü bilmiyorum.  
İbrahim kaynaklı 3 din arasındaki farklar; Yahudiler - Duvara doğru mırıldanırlar. Hristiyanlar - Tavana doğru mırıldanırlar. Müslümanlar - Yere doğru mırıldanırlar.  
Din olarak sıkı sıkıya bağlı olduğunuz şeyler, bağnazlık, kadın düşmanlığı, homofobi, şiddet ve düpedüz cahillik ise artık buna muhalefet edin. Aksini yapmak buna göz yummak olur.  
Tanrı yeryüzünde biriyle iletişim kurmak isterse, nasılsa çok güçlü, tüm dünyaya seslenebilir, öyle değil mi? Ama nedense daima kendine bir elçi seçip ona diyor ki: (kısık sesle) "pekala, artık peygamber sensin, git ve bunu dünyanın geri kalanına söyle. Ve inanmak zorunda kalıyoruz.
Din odaklı terör ve kıyımlar hala devam edecekse ve geleceğe topallayarak gideceksek gerçek sorunun ne olduğunu düşünmemiz gerekiyor! Öldükten sonra size ne olacağını bildiğini söyleyenlere gelince; Hiçbir şey bilmediklerini garanti ediyorum. Bundan nasıl mı emin olabilirim? Çünkü ben bilmiyorum ve sende de benim sahip olmadığım o zihinsel güçler yok !
Bir insanın peygamber olmayı istemesinde gizem yoktur. Peygamberlik mükemmel bir iştir. Tanrının konuştuğu insan sizsiniz. Yeryüzündeki bütün insanların arasından tanrı konuşmak için sizi seçti. elbette etrafta şahit yoktu ama yine de siz tanrının konuştuğu kişiydiniz. İnsanların sizi sevmesi, size hayranlık duyması, saygı duyması, sizinle yatması, size itaat etmesi ve size para vermesine şaşırmamalı. Bir insanın peygamber olmak istemesi sürpriz değildir, asıl saçma olan diğer insanların buna izin vermesidir.”
Din Vikipedi'ye benziyor. Önüne gelen bir şey yazabilir.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell'in 1949 yılında yayınlanan distopik romanıdır.

'Önemli olan şapkalar değil,' dedi Winston sabırla. 'Asıl önemli olan, kapitalistler, onlar ve onların gölgesinde yaşayan hukukçular ve din adamları; yeryüzünün sahipleri onlarmış. Her şey onların yararına işlermiş. Sizler, sıradan insanlar, işçiler, onların kölesiymişsiniz. Size istediklerini yapabilirlermiş. Sizi bir gemiye yükleyip sığır gibi Kanada'ya yollayabilirlermiş. Canları isterse kızlarınızla yatabilirlermiş. Sizi dokuz kuyruklu kırbaç denilen nesneyle dövebilirlermiş. Onlar geçerken şapkanızı çıkarmak zorundaymışsınız. Her kapitalist yanında uşaklarıyla dolaşırmış'
Parti'nin iki amacı vardı: Yeryüzünü tümüyle ele geçirmek ve bağımsız düşünme olanağını sonsuza dek ortadan kaldırmak. Bu nedenle, çözmeye çalıştığı iki sorun vardır. Biri, insanın aklından geçenleri okumak, ikincisi de, bir-iki saniye içinde yüz milyonlarca insanı öldürmek. Bilimsel araştırmaların hepsi bu amaçlara yöneltilmiştir.
En üst sınıf, uzun dönemler süresince, yönetimde kalmış, ama iktidar yetilerinin ve kendilerine olan inancın yittiği dönemler de olmuştur. Böyle zamanlarda, orta sınıf özgürlük ve adalet için çarpıştıklarını öne sürerek alt sınıfı kendi saflarına alarak üst sınıfı devirmişlerdir. Orta sınıf amacına ulaşır ulaşmaz, alt sınıfı eski yerine indirip kendisi üst sınıfı oluşturur. Çok geçmeden bu iki gruptan birinden ya da her ikisinden ayrılanlar, yeni bir orta sınıf oluşturur ve savaşım yeniden başlar. Bu üç grup arasında amacına, geçici bile olsa, ulaşamayan, alt sınıftır.
Kitleler asla, yalnızca ezildikleri için, kendiliklerinden başkaldırmazlar. Kendilerine karşılaştırma yapabilecekleri ölçüler verilmedikçe, ezildiklerinin bilincine varmazlar.
O'Brien: Ortaçağda Engizisyon vardı, ama başarılı olamadı. Doğru yoldan ayrılanları yok etmek amacıyla işe başladı. Ama sonunda yok olan kendisi oldu. Çünkü kazığa bağlayıp yaktığı her adamın yerine binlercesi çıktı. Neden böyle oldu? Çünkü Engizisyon, düşmanlarını herkesin önünde tövbe etmeden öldürüyordu. Öldürme nedeni zaten suçluların tövbe etmemeleriydi. İnsanlar gerçek inançlarından vazgeçemedikleri için ölüyorlardı. Aslında tüm onur suçlunun, tüm utanç ise onu yakan Engizisyonun oluyordu. Yirminci yüzyılda Naziler ve komünistler vardı. Onlar doğru yoldan ayrılanları, Engizisyondan daha şiddetli cezalandırdılar. Geçmişteki yanlışlardan öğrenmişlerdi; cezalar şehit yaratmamalıydı. Kurbanlarını mahkeme önüne çıkarmadan önce insanlık onurlarını öldürüyor, aç bırakarak, işkence ederek, tüm dirençlerini kırıyorlardı. Sonuçta kendilerine ne söylenirse kabul ediyorlar, birbirlerini ele veriyor, birbirlerinin ardına gizleniyorlar, acıma dileniyorlardı. Ama birkaç yıl sonra aynı şeyler yinelendi. Ölenler şehit oldular; alçaldıkları unutuldu. Çünkü, itiraflarının düzmece olduğu ve işkence yoluyla elde edildiği anlaşılmıştı. Biz bu tür yanlışlar yapmıyoruz Winston. Buradaki tüm itiraflar doğrudur. Onları biz doğru yapıyoruz. En önemlisi, ölülerin bize karşı çıkmak için dirilmelerini önlüyoruz. Sonraki kuşakların seni savunacağını sakın düşünme, Winston. Sonrakiler senin adını bilmeyecek, seni tarih zincirinden söküp atacağız.Sseni gaz haline sokup atmosfere salacağız. Senden geriye hiçbir şey kalmayacak; ne kayıtlarda bir isim... Ne de akıllarda bir anı. Geçmişin yok olacak, geleceğin gibi. Sen hiç yaşamamış olacaksın...  Seni yok edeceksek, neden bu sorgulama zahmetine katlanıyoruz diye merak ediyorsun. Öyle değil mi?  Winston: Evet.  O'Brien: Sana geçmiştekilerden farklı olduğumuzu söylemiştim. Partiye karşı olan birini yok etmeyiz. Onu öldürmeden önce bizden biri yaparız. Beynini uçurmadan önce mükemmel hale getiririz. Ve sonra... Geride Büyük Birader sevgisinden başka bir şey kalmayınca onu tarihten sileriz... Ne demek istediğimi anlıyor musun Winston? Buraya giren hiç kimse iyileşmeden çıkmaz. Seni değiştireceğiz. Eski duygularına asla kavuşamayacaksın, içindeki her şey ölmüş olacak. Sevgi, arkadaşlık kurabilme yeteneklerin, yaşama sevincin yitmiş olacak, gülmeyeceksin, merak duymayacaksın, cesaret gösteremeyeceksin, onur duyamayacaksın. Bomboş olacaksın. Seni boşaltıp yerine kendimizi dolduracağız.
Eğer umut varsa proleterlerdedir.
Bilinçleninceyedek başkaldıramayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.
Olumluyu olumsuza yeğlerim. Oynadığımız oyunda kazanmak söz konusu değil. Ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir.
Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir.
"Geçmişi denetleyen" diyordu Parti sloganı, "geleceği de denetler; şu anı denetleyen geçmişi de denetler."

Binali Yıldırım (d. 20 Aralık 1955; Refahiye, Erzincan), Türk siyasetçi ve mühendis, Türkiye'nin 27. ve son başbakanı, 28. Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı ve AK Parti'nin üçüncü genel başkanı. Başbakanlık ve AK Parti Genel Başkanlığı görevine Mayıs 2016'da başladı. Başbakanlık görevinden önce 2002-2013 ve 2015-2016 yılları arasında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı olarak görevlendirildi. Ayrıca 2014 ve 2015 yılları arasında Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yaptı.

Ülkemizi kalkındırıp Mustafa Kemal Atatürk'ün 2023 hedeflerine, Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl hedeflerine, muasır medeniyet seviyesine kararlı adımlarla yürür, işimize devam ederiz. (Mayıs 2016)
AK Parti hareketinin doğal lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bu başarının gerçek mimarıdır.
(1 Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerine değindiği bir konuşmasında.)
Bir insan düşünün, baş var, uzuvları var. Vatandaşa en yakın duran, vatandaşın her türlü sorunuyla derdiyle dertlenen birimler, mahalli idareler, yerel yönetimlerdir.
Arkadaşlar memleketin, milletin işini yaparken şekil, usul hatası yapabilirsiniz. Sonuna kadar yapabilirsiniz. Hiç endişe etmeyin ama kendi ve bazı menfaate yönelik iş yaparken sonuna kadar da korkun.
Mesele milletin menfaati, ülkenin geleceği, menfaati ise hata yapın ama hainlik yapmayın. Hata yapmaya alan var ama hainliğe asla alan yok.
Şüphesiz yanlış hesap Bağdat'tan döner. Yanlış yapıldıysa, adalete, hukuka uymayan bir iş varsa bu operasyonlar, bu çalışmalar tamamlandıktan sonra dönülüp bakılacak ve yapılmış yanlışlar varsa düzeltilecek.
Terörle iltisaklı parti çıkmış, 'Efendim işte bu belediyelere falan ilişirseniz, şöyle yaparsanız böyle yaparsanız sivil direniş başlatacağız.' Türkiye hukuk devleti, hiç kimse kusura bakmasın, hiç kimse hukuktan üstün değildir. Sıfatı ne olursa olsun, öyle dışarıdakilerin sırtını sıvazlamakla, üç beş tane silah ellerine vermekle, kendilerini bu büyük devlete, bu büyük millete kafa tutacaklarını mı zannediyorlar? Kusura bakmasın, daha onların söylediği 6-7 Ekim'in hesabı duruyor, önce o hesabı verecekler, sonra da bu büyük büyük laflar etmenin ne demek olduğunu görecekler.
Türkiye bir hukuk devleti, hukuk devletinin gereği yapacak. Mahkeme çağırıyorsa, tıpış tıpış gelip ifadesini verecek, yağma yok.
Hepiniz bu memleketin işini yapıyorsunuz. Hepinizin amacı ülkenin derdine derman olmak, yarasına merhem olmak.
Bu darbe girişimi bir anlamda bir sınavdı. Dost bildiğimiz güvendiğimiz bir çok ülke maalesef sessiz kalmayı tercih etti. Dost bildiklerimiz maalesef, tepkilerini göstermekte gerekli cesareti gösteremediler.
Güney sınırımızda uluslararası terör tüccarlarının emeline hizmet edecek bir yapay devlet kurulmasına asla izin vermeyiz.
20 temmuz'daki OHAL ile ilgili uygulamaları ve hazırlıkları gözden geçirdik. Milletimiz OHAL'i niçin ilan ettiğimizi gayet iyi biliyor.
(Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrası basın açıklaması - 25 Temmuz 2016)
Terörden zarar gören, iş yeri kapanan Diyarbakırlı kardeşlerimize 255 milyon lira tazminat ödüyoruz.
(Diyarbakır Toplu Açılış Töreni - 4 Eylül 2016)
Türk, Kürt hangi milletten olursa olsun kardeştir, onları birbirine düşürmeye çalışanlar da kalleştir.
(Diyarbakır Toplu Açılış Töreni - 4 Eylül 2016)
PKK terör örgütü değil diyenlere Diyarbakır'dan güçlü bir ses: 'PKK en alçak en katil terör örgütüdür.
(Diyarbakır Toplu Açılış Töreni - 4 Eylül 2016)
Seçim bir siyasi faaliyet değildir. Seçim aday olduğunuz işle ilgili vatandaşlara ne yapacaksınız, niye aday oldunuz bunu anlatmaktır.
(Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı iken İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığına aday olması üzerine anayasa gereği istifa etmesini isteyenlere söylüyor.)

Bir Bulut Olsam, senaryosunu Meral Okay'ın yazdığı, 2009'da yayınlanan televizyon dizisidir.

Narin: Ben Narin Bulut. Güzelyurtluyum. Beni okulumdan söküp, amcamın oğlu Mustafa Bulut'a eş diye verdiler. Beni korumak için Hatun anam önlerine yattı, yalvardı. "O daha çocuk, bırakın büyüsün" dedi. Canıyla ödedi. Beli kırıldı, sesi kesildi. 482 gün oldu. Günü geceye eklerim, derdimi bulutlara söylerim. Bu rüzgâr yüklü konakta beni bir bulutlar dinler bilirim. Bilirim, cennet de cehennem de burada.
Narin: Rabbim. Bu bebeleri koru, daha çocukturlar. Görecek güzel günleri, yiyecek yemişleri vardır. Anaları, babaları, kardeşleri vardır. Dilsiz anamın, benim dualarımı kabul et. Biz sana güveniriz. Bu bastığımız toprak mezarları olmasın, yazıktır. Çok yazık.
Narin: Ülkemizin üç yanı denizlerle, bir yanı zalimlerle çevrilmiştir.
Narin: Merhametli, şefkatli Rabbim. Üstümüze rahmetini, nurunu yağdırırsın. Toprağın, bulutların sahibi sensin. Bu bebelerin canı sana emanet. Sana teslimiz.
Mustafa: Bugün de ölmedin Narin. Yine bana dönüyorsun işte. Ne yağmur, ne fırtına, ne de mayın. Ben senin kaderinim.
Mustafa: Sen benim ipeğimsin. Narin. Kim gelirse gelsin bu değişmez. Bunu aklından çıkarma. Şeytan mı var senin kafanin içinde? O uzak tutuyor seni. Tamam, böyle de kabulüm. Narin, beni kabul et artık.
Mustafa: Yanayım, kurtulayım diyorsun ha? Olur. O zaman bu aşkın ateşiyle beraber yanarız. Cennete de cehenneme de beraber gideceğiz. Yana yana sevdim ben seni Narin.
Narin: Rabbim, sana geliyorum. Ben Narin Bulut. Beni kocam Mustafa Bulut öldürdü.

Narin: Ben Narin Bulut. Güzelyurtluyum. Buradan gayri yer yurt bilmem. Beni okuldan çıkarıp amcamın oğlu Mustafa'ya iki yıl önce verdiler. Yatalak, dili bağlı anam, gariban babam, analığım Fatma ve kardeşim Yusuf'tan başka kimsem yoktur. Kocam Mustafa, ona karılık yapmıyorum diye bana zulmeder. Sabahları yoksulların bebelerini mayından geçirip okula götürür getiririm. Bekler ki mayında patlayıp öleyim. Bilmez ki Rabbim dualarımla korur bizi. İstanbul'dan iyi insanlar geldi. Yeni okul yapacaklar. Mayın korkusu olmadan okula gidecek kızlar, oğlanlar. Geceleri uzundur buranın. Yanmayı, ölmeyi isterim, sabah olmaz. Amcam belediye reisidir. Her sözü emirdir. Mustafa'ya yeni gelin alıyorlar. Ben kurtulurum bu zulümden diye sevinirdim ama olmadı. Nasip değilmiş. Şimdi göğsümde ve kafamda iki kurşun, acım korkum bitti. Rabbim, sana geliyorum. Ben Narin Bulut. Beni kocam Mustafa Bulut öldürdü.
Narin: Rabbim, cennetine al beni.  Serdar: Cenneti göreceksin ama bu dünyada. Söz veriyorum.

Mustafa: Ben Mustafa Bulut. Güzelyurtluyum. Dünya bir yana, bura bir yana. Burada ailem var, atım var, arkadaşlar falan. Bir de Narin var. Kocaman gözleri, ince bilekleri, ipek saçları benim, yalnızca benim olan karım Narin var. Teni bir ateş, dokununca beni yakıyor, kendimden geçiyorum. Vazgeçerim onun için her şeyden. Anamla babam bana yeni eş alıyorlar. Neymiş? Narin'le olmazmış. Bana iyi gelmiyormuş diyorlar. Bilmiyorlar ki bana bu yeryüzünde ondan başka kimse iyi gelmez. Bir de beni sevse, koynumda dursa, bana öyle bakmasa. Kurtulurum sandım tamam dedim. Düğünde gene öyle camın ardından baktı ki, dedim senden kurtuluşum olsun bu kurşun. Asıldım tetiğe, düştü. Tamam dedim, bitti. Yırttın oğlum bu ölümcül sevdadan. Olmadı. Kendimi de vurmak istedim, beceremedim. Mayıncı doktor kurtardı onu. Keşke ikimiz de ölseydik. Keşke. Evde yeni gelin beni bekliyor diye atlarım onun kucağına. Hırpaladım biraz galiba. Askerden gazi dönen kardeşimi aldım kaçtım evden. Narin'e sığınmak için hastaneye geldim ki, doktor ona yakınlaşmış. İşte o an her şey silindi, bir kara perde indi gözüme. Narinim'e dokunmak ha?

Narin: Beklemeyi bilen kan taş olmayı da bilir. Dünyada olmak acıdır öğrendim. Kızıl karanlık, mavi karanlık ve başlangıç. Bir anlamı olmalı bunların. Bırakmaz bizi annemiz ve tanrımız.

(Zabıta İrfan'ın elinde telefon, uzun bir sessizlik)
Elmas: Eee ne dedi?
İrfan: Valla bana bişi demedi. Hep anamdan bahsetti.

Feriştah: Mükremin, kimsesiz gecelerimin tespihli prensi.

Feriştah: Adele mülkün temelidir.

Feriştah: Ben bir kitap yazdım Numan.
Numan: Yapma ya. Ne anlatıyor?
Feriştah: Kifayetsiz kocasını öldürmek isteyen şahane bir kadının fentestik anıları ve taocu sevişme usulleri üzerine bir çalışma.
Numan: Haa karışık bir şe desene.

Mükremin: (Asuman'a) Şimdi sen vapura binince, balkona çıkıp denize bakacaksın ya. Dalgın dalgın. Aldırma; bizim sevdamız daha büyük ondan.

Asuman: İyi günler. 
Mükremin: Asuman senin buralarda ne işin var? 
Asuman: Randevulaşmıştık ama senin burada olduğunu söylediler. Ama rahatsız ettiysem gidebilirim. Gördüğüm kadarıyla meşgulüyet olayı. Bu kadın yine taciz olayına devam mı ediyor? 
Feriştah: Mükremin kimdir bu? 
Mükremin: Anlaşılan sizi taamüden tanıştırmak zorunda kalıcez. Bu feriştah yengemiz, bu da asuman. Benim manitam oluyor kendisi. 
Feriştah: Neyin oluyor? 
Mükremin: Dalgam, davam, sevdalım. 
Feriştah: Bunlar ne sevgisiz kelimeler mükremin? Sen sevda hücrelerini bunlamı etkisiz hale getiriyorsun? Yazıklar olsun. 
Asuman: Mükremin ne diyor bu acaip kadın? 
Feriştah: Demek bu şekilde anlamıyor! O vakit ben sana aynı olayı bir ede baltayla anlatayım.

Mükremin: Ulan Fıdıllıoğulları,  yine ne işler çevirdin lan! 
Fadıl Fıdıllıoğlu: Seni saygılı olmaya davet ediyorum Mükremin abi! 
Mükremin: Ben de seni bizim evin arkasındaki açık araziye davet ediyorum.

Mükremin: Dolar elbet bir gün düşer. Ama bizim sevdamız yerçekiminden etkilenmez.
Mükremin: Tirbişon, öküzler bile sana imreniyo; kırk yıllık öküzüz, şöyle bi' HAA diyemedik diye.
Mükremin: Hadi naşş! I want to see your ense traşş!!
Mükremin: Baltadan enteresan bi' ses geldi.Galiba taşa vurduk.
Mükremin: Bu kösele sert Güzide. Biz de sert tabiatlıyız. Bu saatten sonra bizden patik mi yapıcan?

Saldıray: Ne dediğin duyulmuyor. Anlaşılmıyor, çıkar üstündekileri.
çıkaramam çıplak kalırım....sen kulaklarını aç da iyi dinle....geçen defa gördüğüm koca bi' kütle kir varsa kulaklarında elbet duyamazsın,laflarım gerdimi seni gerik saldıray

Lutfiye: Gözlerime inanamıyorum. Kulaklarımı ciddiye alamıyorum.

Lutfiye: Ölme eşeğim ölme, bir gün hoşafın kıymetini anlayacaksın.

Dar Zamanlar, yazar Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak (1973), Bir Düğün Gecesi (1979) ve Hayır'dan (1987) oluşan roman üçlemesi.

Perdeler sıkı sıkıya kapalı. Çocuk perdeleri açıp dışarısını göstermek istedi. Engel oldum. Lambaları yaktı. Banyo kapısını açtı. Oranın da lambalarını yaktı. Bir şey isteyip istemediğimi sordu. İstemediğimi söyledim. Bahşişini verdim; gitti. O çıkınca kapıyı hemen kilitledim. Bütün ışıkları söndürdüm. Çarçabuk soyundum. Köşedeki yatağı açtım. Çırılçıplak içine girdim; ölmeye yattım.
Büyümemiş çocuk gülüşünü bazı küçük duraklara saklar o.
Ölmeye yatmadan önce telefonu çevirebilirdim. İstanbul'u arayabilirdim. Aydın uçağa atlar gelirdi hemen. Bundan hiç kuşkum yok. İlk uçakla gelirdi. Bir deneme daha yapabilirdi. İnsan ömründe son bir deneme hiç gerçekleşmez. Bilinmek istenen o son şey.
Kim istemez kendini beğenerek ölmeyi? Kendini doğrulamış olarak ölmeyi ben de isterim. Her şeyde haklı bularak kendimi. Bütün haksızlıkları da başkalarına yıkarak. Devrederek. Kısmet değilmiş!
Suyu en kurak güne saklamış, ağzına dek dolu bir havuzdum sanki. O, artık en kurak gün, artık neredeyse bütün köklerimin kuruyuvereceğini sandığım gün, havuzumun tıpasını açtım. Gürül gürül akacağım. Her şeyleri sulayacağım. Sonra kendim kuruyacağım, kuruyacağım... Böyle bir düşünceye kapıldım mı gerçekten? Sanmıyorum. Kendimi bu kadar da önemsemiş olamam.

İntihar etmeyeceksek içelim bari.
Herkesi yalnız içeri değil, kendi içlerine de tıkmak istiyorlar. Nerdeyse de başarıyorlar bunu. En çok buna tetik durmalı. Çünkü bugünlerin de bir yarını var, değil mi? Bugünler yarına ağdığında ne olacak? Asıl o zamanı korumak gerekiyor. Şimdiden... Serinkanlılıkla...
Bir insan, pislik değil mi, iğrenç değil mi, çirkin değil mi bu, derken nasıl dümdüz çıkabilir sesi? Bir ağız nasıl buruşmaz bu sözcükleri çıkarırken dudakları arasından? Bir göz nasıl çat çat çat yazılan o kâğıtların üstünde kalabilir? Salt o kâğıtlara yazılanlarla bir olabilir de, ağızdan çıkanlara bunca uzak durabilir?
Biz aramıza en çok polis sızmış bir kuşağız ya hocam, hatta karşılıksız sevda, şu yeryüzünün bütün güzelliklerini önümüze yığsa, o güzelliklere güven içinde yaklaşmamız, bu uçsuz bucaksız yeşilliğin ortasına kendimizi bırakıvermemiz, orada taklalar atıp yuvarlanmamız olanaksız.
Kabil Habil'i öldürmüş gibi oldum. Romülüs Romüs'ün kellesini bir kılıç darbesiyle koparmış gibi oldum.
Şimdi içeri gireceğim. İçerde biri olacak. Adı yok. Artık adının olmasını istemiyorum. Adsız biri. Ama biri. Beni, kendisini gördüğüm için gerçekten sevindirecek biri.
Kendimi dinliyorum. Ne öfke ne sevda. Hiçbir şey yok. Karışık bir yürek. Ortada neler olup bittiğini ayırt edemiyorum.
Burada yalnızlıktan içim kazınıyor.

İnsanın düşünsel faaliyeti derinleştikçe, başkaldırı sesinin de derinlerden, boğuklaşmış olarak gelmesinden daha doğal ne var? Haykırmalar, savsözler ancak yüzeyden yüzenlerin kulak yırtan gürültüsünden başka bir şey değil.

Bir Gün Tek Başına, yazar Vedat Türkali’nin Milliyet Yayınları 1974 Roman Ödülü'nü kazandıktan sonra yayımlanan ilk romanı.

Sadece okumaya yarıyorsa, kitaptan iyi afyon yok.
Ülke sallanıyor, iktidardakiler sallanıyor. Herkes bir şey bekliyor. Ben Günsel'i bekliyorum.
Nereden nasıl geleceğini bilmeden gelecek dehşetli güzel günlere inanıyordu.
Ben böyleyim... Bitti... Artık savunma bile boşuna. Değil mi ki değişmez... O vakit bırakırsın yaşamayı kendi yoluna, yürür gider. Sonra yine kımıldamaya başlar birikenler.
Bütün güzel şeyler yasak, dedi. Bu pis dünya...
—Bütün güzel şeyler burjuvaların mı?
—Daha bir süre öyle!
—Peki, sen kiminsin?
Günsel durdu bir an, başka şeyler söyleyecekti, yapamadı...
—Senin, yalnız senin...
Belki de hiç sevmeyeceksin beni artık. Anlamadın ki beni. Benimki deli sevgisi sana karşı. Erişemiyorum... Hep yitiriyorum seni... Kirliyim de şimdi, iğrencim... Kendime güvenim de kalmadı... Kuşkular içinde...
Biz mutluyuz ya! Mutluluk da yorar insanı. Pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun, mutluluk dediğin bu. Bir kıyıda, bir dönemeçte arada bir ortaya çıkıveren pis bulanık akıntılardan uzaklaşacaksın, güçlü kulaçlar atman gerek. Sık sık oldu mu da yoruluyor insan. Timsahlar, suaygırları, ağulu yılanlar da var ırmakta. Ne çok düşmanı var mutluluğun...
Bir şey arıyor, bir şey bekliyor, bir şey soruyordu herkes. Arananı, bekleneni, sorulanı bilen hiç kimse de yoktu sanki!
Bugün de mi yirmi dört saat? Neler oldu oysa. Tek bir günün sırası gelsin diye yaşam boyu bekliyoruz.
Ne suçun var senin?... Ağlayıp zırlayan bir çocuğa isteklerinden vazgeçsin diye verilen bir elma şekeri kadar suçsuzsun.
Taşları sürekli dönen bir değirmendir kafa dediğin, arasına bir şey koymazsan, kendi kendini öğütür, bitirir.

Bir Kadının Seks Günlüğü (İspanyolca: Diario de una ninfómana), Christian Molina'nın yönettiği ve Belén Fabra ile Leonardo Sbaraglia'nın başrolde oynadığı 2008 yapımı İspanyol erotik dram filmidir. Fransız yazar Valérie Tasso'nun 2005 tarihli Doyumsuz: İspanya'daki Fransız Kızın Cinsel Maceraları adlı anı kitabından esinlenilmiştir. Film, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'ta Doyumsuz: Bir Seks Bağımlısının Günlüğü adı altında yayınlanmıştır. Türkçeye ise Bir Kadının Seks Günlüğü olarak çevrilmiştir.
Film, Valerie (Val) isminde orta sınıftan genç ve çekici bir kadının bağımlı seks hayatını ve dram yüklü olaylarını işlemektedir. Bir nemfoman, yani seks bağımlısı olan Val, doyumsuz cinsel açlığını gidermek için farklı insanlarla ilişki içine girer. En saf duygularını ve en samimi itiraflarını ise kişisel günlüğünde saklar.

Íñigo: Bana bir iyilik yapar mısın? Parmaklarını oynatır mısın? Sadece parmaklarını oynat. Senin için kolay, değil mi? Ben, ben parmaklarımı oynatmaktan bile acizim. Biliyor musun, çoğu zaman hayalimde ellerim hareket eder ve bacaklarım, bacaklarım da hareket eder. Ve sandalyeden kalkarım. Koşmaya başlarım. Çiçeklere dokunabilirim. Güzel bir kadına dokunurum, senin kadar güzel birine. (Valerie ağlar) Kendimizi daha çok sevmeliyiz Valerie.
Cindy: Git, hâlâ vaktin var, sonra bırakmak daha zor olur.
Hassan: Yalnız olmaya ihtiyacın var.

Val: Jaime, prezervatif kullanmalısın.
Jaime: Öyle mi? Bak bu şart mı? Seni hissetmek istiyorum.
Val: Evet.

Jaime: Tamam, sorun değil.
Val: Banyodan alıp gelirim.

Jaime: Acaba şu kediyi de dışarı çıkarabilir misin? Yalnız kalmayı tercih ederim de.

Val: (Haz alarak konuşur) Okşa beni.

"Her Otostopçunun Galaksi Rehberi” adında bir kitabın öyküsü. Kitap bir Dünya kitabı değil, Dünya'da hiç yayınlanmadı, o korkunç felaket olana kadar da hiçbir Dünyalı onu görmedi, hattâ adını bile duymadı. Yine de baştan sona dikkate değer bir kitap.
Gerçekte, belki de Küçük Ayı takımyıldızının hiçbir Dünyalı'nın duymadığı büyük yayınevlerinin çıkardığı bütün zamanların en dikkate değer kitabı. Yalnızca dikkate değer değil, aynı zamanda büyük bir başarının sahibi de: “Gezegenlerarası Ev Bakımı Derlemesi'nden daha popüler, “Sıfır Yerçekiminde Yapılabilecek Elli Üç Şey Daha'dan daha çok satmış, ve Oolon Colluphid’in bombası felsefe üçlemesi “Tanrı Nerede Hata Yaptı,” “Tanrı ’nın En büyük Yanlışlarından Birkaçı Daha," ve “Kimdir Bu Tanrı Denilen,” kitaplarından daha tartışmalı bir kitap.
Galaksi’nin Dış Doğu Kıyısı’nın daha rahat uygarlıklarında Her Otostopçunun Rehberi, bütün bilgi ve bilgeliğin standart kaynağı olan Galaktika Ansiklopedisi’nin yerini daha şimdiden aldı bile, çünkü birçok eksiğine ve uydurma, ya da en azından aşırı derecede eksik bilgi içermesine rağmen, daha eski olan öncekini iki noktada yaya bırakıyor: Birincisi, biraz daha ucuz, İkincisi, kapağının üzerinde büyük dostça harflerle “Paniğe Kapılmayın” yazmakta.

" Eğer insanoğlu dudaklarını çalıştırmaya devam etmezse, beyni çalışmaya başlar."

Bir Rüya İçin Ağıt (İngilizce özgün adıyla Requiem for a Dream), Hubert Selby, Jr.'ın 1978 tarihli romanından 2000 yılında sinemaya uyarlanan, yönetmenliğini Darren Aronofsky'nin yaptığı dram, psikolojik ve gerilim türündeki filmdir. Başrollerinde Ellen Burstyn (Sara), Jared Leto (Harry), Jennifer Connelly (Marion), Marlon Wayans (Tyrone) ve Christopher McDonald (Tappy Tibbons) yer almaktadır.

Neden kendimi suçlu hissettirmeye çalışıyorsun anne?
(Marion'a) Sen güzelsin. Sen dünyadaki en güzel kızsın. Sen benim hayalimsin.
Anne, bu zincir nedir?

Ben ince düşünüyorum.
(Haplarına) Sabahları mor, öğleden sonra mavi, akşamları turuncu. (Buzdolabına) İşte benim üç öğünüm. Geceleri de yeşil. İşte bu kadar: Bir, iki, üç, dört.
Sonunda hepsi güzel.

Bir kazanan var.
Bize katılın, mükemmelliği yaratalım.

Sara Goldfrab: Ben artık önemliyim. Herkes beni seviyor. Yakında milyonlarca kişi beni görecek ve benden hoşlanacak. Onlara senden ve babandan bahsedeceğim. Bize nasıl iyi davrandığını. Hatırladın mı? Bu, sabahları uyanmak için iyi bir sebep. Kırmızı elbiseye girmem için, kilo vermem için bir sebep. Gülümsemem için bir sebep. Yarını çok güzel gösteriyor. Elimde ne var? Neden yatağı yapıp bulaşıkları yıkayayım? Yapıyorum ama neden yapayım? Yalnızım. Baban gitti, sen de gittin. Bakacak kimsem kalmadı. Elimde ne var? Yalnızım ve yaşlıyım.
Harry Goldfarb: Arkadaşların var.
Sara Goldfrab: Aynı şey değil. Bana ihtiyaçları yok. Hissettiklerimden hoşlanıyorum. Kırmızı elbiseyi, televizyonu, babanı ve seni düşünmekten hoşlanıyorum. Artık güneşe çıktığımda gülümsüyorum.

Sara: Seni seviyorum Harry.
Harry: Ben de seni seviyorum anne.

Bir Yaz Gecesi Rüyası (İngilizce: A Midsummer Night's Dream), William Shakespeare tarafından 1595 civarında yazılmış olan beş perdeli bir komedi oyunudur. Mitoloji, aşk, rüya ve doğaüstü unsurların iç içe geçtiği eser, hem romantik hem de hicivsel öğeleriyle dikkat çeker. Shakespeare'in en sevilen sahne eserlerinden biridir.

The course of true love never did run smooth.
— William Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası, I. Perde, I. Sahne
Türkçesi: Gerçek aşkın yolu hiçbir zaman düz gitmemiştir.

Bir Yaz Gecesi Rüyası, Antik Atina'da geçen ve birbirine aşık dört gencin, periler dünyasıyla kesişen tuhaf bir gecede yaşadıkları karışıklıkları anlatır.  
Ormanda geçen olaylar sırasında peri kralı Oberon ve kraliçe Titania arasındaki çatışma, genç âşıkların duygularını etkileyen büyülerle birleşir.  
Oyunda aşkın mantıksızlığı, kimlik karmaşası ve gerçeklik ile hayal arasındaki sınırlar mizahi bir dille işlenir.  
Metin, aşkın büyüsü ve rüyanın etkisi üzerine bir alegori olarak da yorumlanabilir.

William Shakespeare
Shakespeare komedileri
Elizabeth dönemi tiyatrosu
Rüya ve edebiyat

Vikipedi'de Bir Yaz Gecesi Rüyası
İngilizce tam metin – Wikisource
Project Gutenberg – İngilizce metin

Bir Zamanlar Anadolu'da, Nuri Bilge Ceylan tarafından yönetilmiş 2011 yapımı Türk filmi.

Bir doktor ile cinayet soruşturması yürüten bir savcının 12 saatlik gerilimli hikâyesini konu almaktadır.

Artık zararsıza güzel diyoruz.
Hani şairin dediği gibi, “Gene yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. Yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak.”
Hanım duruyor duruyor aynı şeyi söylüyor. 'Allah bizi niye seçti?' diyor. Niye biz diyor yani? Diyorum 'Ya isyankar mı olacaksın? Böyle soru sorulur mu, hanım?' Günaha girmektir bu yani. Bunu sorgulayamazsın. Her şeyin bir sebebi vardır. Bitti. Yazıldıysa bitti.
Neticede olan çocuklara oluyor, Doktor. Herkes yaptığının cezasını çekiyor. Çocuklarsa büyüklerin günahını.
— Bir insan bir başkasını cezalandırmak için hakikaten kendini öldürebilir mi? Olabilir mi böyle bir şey.
— E zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu, Savcı Bey?

Naci: Sen şehir çocuğusun, buraları bilmezsin, doktor. Buralarda hayat zordur. Hele oğlan çocuğuysam bir de baban yoksa başında...
Naci: 20 senedir polisim, ne tipler gördüm. İnsan mı hayvan mı anlayamazsın.
Naci: Halay başı olacaksın Arap. Bu dünyada halay başı olacaksın.
 
Muhtar: Özellikle İstanbul'dan gelini, kızı aradığında, Almanya'da çok fazla vardır bizim şeyimiz, akrabaları gelip görmek istiyorlar cenazesini. Adam oradan açmış telefon, diyor ki. 'Babamı gömmeyin, gelip öpeceğim.' Ya kardeşim de adam kokuyor nesini öpeceksin?
Naci: Muhtar sen morgu falan bırak. Köyün elektriğini düzelt.
Doktor: Ya komiserim, siz sigaraya başladınız herhalde yine.
Naci: Ya doktor, ben bırakıyorum da o beni bırakmıyor.

Muhtar: Yaaa demek biri ölmeden bizim köye geleceğiniz yoktu, Savcı Bey ha...
Muhtar: Artık devlet erkanı önünde konuşmanın zamanı geldi. Savcı Bey, şu bizim mezarlığın ihalesini hâlâ yapamadık.
Muhtar: Başını ağrıtacağım da kusura bakma...
Savcı: Estağfurullah, efendim.
Muhtar: Mezarlığın duvarını yaptırmamız gerekiyor. Ödenek çıkartamıyoruz bir türlü. Mal, davar giriyor, pisliyor, affedersin. Mevtaya eziyet tabii. Köylü taciz oluyor.
Muhtar: Oraya şöyle güzel bir morg yaptıralım. Projesi hazır.
Komiser Naci: Ney ney yapalım?
Muhtar: Morg yaptıralım, gasilhaneyle birlikte amma. Gasilhaneli, gasilhaneyle birlikte bir morg...
Muhtar: Bizim asıl derdimiz, girişteki müştemilatı yıkalım... Ihtiyar heyetiyle konuştuk. Azayla...
Muhtar: Projesini hazırladık. Her türlü dosyası tamam. Ödenek ihale çıkmadığı için bir türlü yola sokamadık.
Muhtar: Naci Bey, çok önemli bu bilakis. Bunu da eğer yapar çıkartırsak, bu işin üstesinden gelebilirsek, köyle büyük bir eser kazandırmış olacağız. Yazın bilakis, ölülerimizi biz ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Vallahi billahi.
Muhtar: Asıl derdim benim, bunları söyleyince de dedikodu hazır.
Muhtar: Ne diyorlar?
Muhtar: Köy sandığının paralarını yiyecek, morg yaptıracak. Ortada para varmış gibi...
Muhtar: Mecburen bekleteceksin. Tabii adam gitmiş köyden. Var, on yıl gelmemiş. Şimdi ana baba burada yaşlı insanlar kalmışlar. Biri ölecek de, onların köy aklına gelecek.
Muhtar: Allah saklasın. Herkesi nazardan, dedikodudan.
Komiser Naci: Yalnız bir şey söyleyeyim, et on numara.
Muhtar: De mi?
Muhtar: Guzu.
Muhtar: Biz başka bir şey yemeyiz komiserim. Kuzudan başka bir şey bizim evde yenmez. Bazıları bunu yemiyor. Bunun koktuğunu söylüyorlar.
Savcı: Ziyade olsun.
Muhtar: Şükür Allah’a. Bizim, benim uşakların durumu iyi. Ben Allah’a şükür yetiştirdim, büyüttüm, gönderdim. Büyük oğlan şimdi Kırıkkale MKE’de...
Muhtar: Sinan yavrum, şöyle bir kavanoz. Halana söyle.
Muhtar: Rüzgâr, rüzgâr, rüzgârdandır. Savcım bu dün de oldu aynısı, bu on beş dakikaya varmadan gelir.
Komiser Naci: Muhtar, sen morg filan bırak daha köyün elektriğini düzelt. Nedir o ayranı o içmeye, neyse...
---
"Güçlüsün, dünyayı yerinden oynatabilirmişsin gibi geliyor. Gel gelelim dünyanın umurunda olmayan, hapisten farksız bu kasabada yaşamak zorundasın. Sağa bak ağaç sola bak ağaç, gitmeyip de ne yapacaksın."
---
"Artık zararsıza güzel diyoruz, faydalıdan geçtik."
---

"Herkes yaptığının cezasını çekiyor, çocuklar ise büyüklerin günahlarını…"
"İğdebeli'ne yağmur yağıyor, yağsın. Yüzyıllardır yağıyor, ne fark eder? Fakat bundan sadece yüzyıl sonra bile Arap, ne sen ne ben ne savcı ne komiser; aynı şairin dediği gibi: Yine yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. Yorgun ruhumu, karanlık ve soğuk kuşatacak."
— Ya doktor, bir insan bi' başkasını cezalandırmak için hakikaten kendini öldürebilir mi doktor? Olabilir mi böyle bir şey ya, he?
-“Neticede olan çocuklara oluyor, doktor. Herkes yaptığının cezasını çekiyor. Çocuklarsa büyüklerin günâhını."
— Zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu, savcı bey?

"Bir zamanlar Anadolu'da, ücra bir yerde görev yaparken işte böyle bir gece yaşamıştık' dersin. Anlatırsın yani ne bileyim, masal gibi."

Bir biranız ve havayolu şirketiniz yoksa gerçek bir ülke olamazsınız. Bir futbol takımı ya da nükleer silah da yardımcı olur ama en azından bir biranız olmalı — Frank Zappa
Bir bardak bira ve güvenlik için bütün şanımı verirdim. — William Shakespeare
Bira içmek için buradayız ve hayatlarımızı öyle yaşamalıyız ki ölüm bizi almaya geldiğinde titresin. — Charles Bukowski
Bira Tanrı’nın bizi sevdiğinin ve mutlu olmamızı istediğinin bir kanıtıdır. — Benjamin Franklin
Hor görme birahanedeki tabureyi, mutluluk arayan insanlığın tahtıdır o. — Samuel Johnson
Evlat, bira içmek istemezsin. Bira babalar ve sahte kimliği olan çocuklar içindir. — Homer Simpson
Evlat, kadınlar bira gibidir. İyi kokarlar, iyi görünürler. Bir tane elde edebilmek için annene karşı çıkarsın. Fakat bir taneyle doymazsın, başka bir kadın içmek istersin. — Homer Simpson

Birhan Keskin, (d.1963 Kırklareli) Türk şair/yazar.

Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.  Ben bir Divan şairi değilim ki sevgilim, Sana bercesteler düzeyim  Yine de giderayak gözlerine, ellerine, ayaklarına  Tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
Y'ol, Metis Yayınları, Nisan 2006.
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,  ben geceyi ve esmerliğini onun
Dünya soğur, akşam serinlerken,  benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.  Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim ve işte en geniş cümlem:  İçimi açtım sana.  İçini açmak için.
Hayatımda ne varsa şiirimde de o var.
Günler öylece kendi kendine geçsin diye bir camın arkasında durdum.   Bana dokunmasın hiçbir şey, hiçbir şey yarama merhem olmasın  iyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye bir camın arkasında durup  akan hayata ve zaman baktım.
Dünya yordu bizi.  Benim de söyleyemediklerim var.  Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de...
Bak, bütün tınılar isyan.  Bütün kemanlar gece.  Duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda.  Ya beni bırak,  ya sarıl bana.
Bilme, tanıma beni.  Merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci yok içimde.
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
Y'ol, Metis Yayınları, Nisan 2006.
Çocukluğun o uzak, yarı gölgeli bahçesi gibi bir yerdeydim ben. Kimse kimseye, göz göze nasıl bakar bilmezken. O benim gözlerime niye öyle nasıl öyle bakmıştı ki, ben sağ elimle kalbimi yoklamıştım.
“Bürokratların dolaplarına hayırrrr” (öykü), Murathan Mungan'ın seçtikleriyle Kadınlar Arasında, Metis Yayınları, Şubat 2014.
Dünya ne ki sevgilim  benim sana yaptığım kubbe yanında?  Düşsün, olsun, bırak,  içinde yıldızlar patlıyor.  Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.  İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.  Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni  Yoluna baş koymak diyoruz  Biz barbarlar buna.
Y'ol, Metis Yayınları, Nisan 2006.

I. Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914 tarihinde başlayıp 11 Kasım 1918 tarihinde sona eren Avrupa merkezli küresel bir savaştır. II. Dünya Savaşı'na (1939-1945) kadar Dünya Savaşı veya Büyük Savaş olarak adlandırılmıştır. Savaşın taraflarından biri olan Osmanlı İmparatorluğu'nda "Genel Savaş" anlamında Harb-i Umumi, halk arasında ise Seferberlik olarak adlandırılmıştır. 1917'de Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa katılmasına kadar bu savaş, ABD basınında Avrupa Savaşı olarak anılmıştır. Savaşan taraflar, çoğunlukla Avrupa, Kafkasya, Amerika, Orta Doğu ve Afrika ile Asya'nın bazı bölgelerinde çatıştılar.

Özel mülkiyetin, ona sahip olmayan insanlar için bile ne kadar önemli, dokunulmaz olduğuna çok güzel bir örnek şöyledir. Almanya'da Birinci Dünya Savaşından sonra insanlar çok zor şartlar altında iken bir referandum yapılır ve insanlara sorulur, "Savaşı kaybetmemizin sorumlusu olan Alman imparatoruna/luğuna ait mülklere el konulması ve bunun fakir/zor durumdaki halk yararına kullanılması veya mülkiyete dokunulmaması hakkında ne istedikleri". Referandum sonucunda özel mülkiyet kendilerine ait olmadığı halde halk "Hayır, el konulmamalı" kararını alır. - Erich Fromm
1. Dünya Savaşı 1914 yılında çıktı. Korku, açgözlülük ve güç hırsıyla ateşlenen yıkıcı ve zalim savaşlar, tıpkı kölecilik, işkenceler ve dini veya ideolojik nedenlerle yayılan şiddet gibi, insanlık tarihinin sıradan olayları arasına girdi. İnsanlar, doğal felaketlerden çok birbirlerinin ellerinden acı çektiler. - Eckhart Tolle
Savaşın bir başka toplumsal sonucu, saldırgan milliyetçiliğin de giderek artmasıdır. İlk kez savaşa katılanlar, savaş öncesinin düzenli ve gayrişahsi kapitalist toplumunda bulamadıkları heyecanı, arkadaşlığı ve ortak ama duygusunu, cephede bulmuşlardı. Bu gruplar, göreceğimiz gibi, savaş sonrasında Nazi ve faşist hareketlerin belkemiğini oluşturacaklardı. - [[Oral Sander [1]]]
Birinci Dünya Savaşı, ölümcül ve beklenmedik şekilde uzun sürdüğü için ilerlemenin yapısını sarstı: teknolojiyle ilerlemenin iki yüzü olduğunu gösterdi. Savaş, ayrıca ilerleme fikrine sinsi bir darbe daha vurdu; çünkü ilerlemeye inananların sorgusuz kabul ettiği bir ahlak sorusunu gündeme getirdi: “Avrupalıların ahlakı, bu uzun ‘ilerleme’ çağında gerçekten gelişmiş miydi?”
Geoffrey Blainey, The Great Seesaw: A New View of the Western World, 1750-2000 (1988)
Savaş arifesinde bir falcı, 20 ile 30 yaş arasındaki tüm Avustralyalı erkekleri gösterip, “Bu yaş grubunun yüzde 60’ına denk gelen sayıda kişi, yaklaşan savaşta ölecek ya da kalıcı olarak sakat kalacak” deseydi, alay konusu olurdu — ama haklı çıkardı.
Geoffrey Blainey, The Story of Australia's People: The Rise and Rise of a New Australia (2016)
Amerikalıların sempatisini yanımıza çekmenin en güçlü yolu, sahada Amerikalı kanı dökülmesidir.
Winston Churchill, Amirallik Birinci Lordu olarak Başbakan Sir Edward Grey ve Lord Kitchener’a yazdığı muhtıra (5 Eylül 1914); Winston S. Churchill, The World Crisis, 1911–1914 (1923), 2d ed., vol. 1, p. 272
Ana amaçtan taviz yok; zafere kadar barış yok; pişman olmamış kötülükle anlaşma yok — işte 4 Temmuz 1918 Bildirgesi budur.
Winston Churchill, Westminster’da düzenlenen ortak İngiliz-Amerikan mitinginde yaptığı konuşma (4 Temmuz 1918), War Aims & Peace Ideals (1919), ed. Tucker Brooke & Henry Seidel Canby, Yale University Press, p. 138
Büyük Savaş, eski savaşlardan savaşan tarafların muazzam gücü ve korkunç yıkım araçlarıyla, modern savaşlardan ise savaşın mutlak acımasızlığıyla ayrılıyordu. … Avrupa ile Asya ve Afrika’nın büyük bölümleri, yıllar süren mücadelenin ardından sadece orduların değil, milletlerin çöktüğü tek bir dev savaş alanına dönüştü. Her şey bittiğinde, işkence ve yamyamlık dışında medenî, bilimsel, Hristiyan devletlerin kendilerini mahrum bırakabildikleri tek şey kalmıştı — ve onların da yararlılığı şüpheliydi.
Winston Churchill, The World Crisis, 1911-1918 : Chapter I (The Vials of Wrath), Butterworth (1923)
Bu bir barış değil. Bu, yirmi yıllık bir ateşkestir.
Ferdinand Foch, Versay Antlaşması’ndan sonra söylemiştir; aktaran Paul Reynaud, Memoires (1963), cilt 2, s. 457.
Bu sabah saat on birde, insanlığı şimdiye kadar sarsan en zalim ve en korkunç savaş sona erdi. Umarım diyebiliriz ki, işte bu kader dolu sabah, tüm savaşların da sonu olmuştur.
David Lloyd George, Avam Kamarası konuşması, (11 Kasım 1918)
Savaşla doğrudan ilgili romanlar arasında, başarıya yaklaşan çok azını biliyorum. Sarsıntı çok büyüktü, gölge çok ağırdı, dehşet çok genişti — çağdaş sanatçılar için fazla fazlaydı. Bilinçleri bunu kabul edemedi, düzenlemek bir yana.
Gerald Gould, The English Novel of To-day. John Castle. 1924. s. 56. ISBN 0836956974. 
Büyük Savaş’ın gerçek maliyeti hiçbir zaman tam olarak hesaplanamadı, ancak ölçeği yeterince açıktır; doğrudan askerî nedenlerle 10 milyondan fazla insan öldü. Hastalıklara gelince, yalnızca Balkanlar’da tifüs muhtemelen bir milyon kişiyi daha öldürdü. Ancak bu korkunç rakamlar bile sakatlanma, kör olma, ailelerin babalarını, kocalarını ve oğullarını kaybetmesiyle ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal yıkımı, ideallerin, güvenin ve iyi niyetin yok edilmesinin yarattığı manevi tahribatı tam olarak yansıtmaz. Avrupalılar, devasa mezarlıklara ve İngiliz anıtlarında “kayıp” olarak listelenenlerin uzun isim listesine baktıklarında, yaptıkları şey karşısında dehşete kapıldılar.
J. M. Roberts, The Penguin History of the Twentieth Century (2000)
Propagandacıların çabalarına rağmen, Alman yedekleri pek az nefret gösterdiler. Almanlara karşı tiksinmeleri için kışkırtılan Tommies için Fransız ve Belçika kavşaklarını ve lahana tarlalarını geri almakta güçlü bir ulusal çıkar görünmüyordu. Daha ziyade her iki taraf da çoğu savaşta olduğu gibi — hayatta kalmak ve geniş aile hâline gelmiş olan adamları korumak için savaştı.
Stanley Weintraub, Silent Night: The Story of the World War I Christmas Truce (2001)
Savaştan beş ay sonra, bir milyon kişi zaten ölmüş olmasına rağmen siperler yaşayanlar için mezar olmaya devam ediyordu. 1915’te her iki tarafta bir günde ölenler, o yıl kazanılan metrelerden daha fazla olacaktı. Ve neredeyse dört yıl daha sürecek bir yıpratma olacak — haklı olanı belirlemek için değil, geride kalanın kim olacağını belirlemek için.
Stanley Weintraub, Silent Night: The Story of the World War I Christmas Truce (2001)
Slavlar şimdi huzursuz oldu ve Avusturya’ya saldırmak isteyecekler. Almanya, müttefikinin yanında durmak zorunda kalacaktır — Rusya ve Fransa da katılacak ve sonra İngiltere... Ben bir barış adamıyım ama şimdi ülkemin silahlanması gerekiyor ki bana kim saldırırsa ezebileyim — ve onları ezmeyeceğim.
Wilhelm II, German Emperor, Lord Stamfordham ile konuşma (25 Mayıs 1913), aktaran John Rohl, 'Germany', in Keith Wilson (ed.), Decisions for War 1914 (London: University College London Press, 1995), s. 43–44
Hükûmetinizden derhal, kesin ve açık bir olumlu cevap, sonsuz sefaletin önlenmesi için tek yoldur. Ne yazık ki bu cevabı alana dek telgrafınızın konusunu görüşemem. Aslında size derhal emir vermenizi rica etmeliyim: birliklerinize hiçbir şekilde sınırlarımızı ihlal etmemelerini emrediniz. Willy
Wilhelm II, German Emperor, telegraph to Nicholas II of Russia; alıntı: Bernstein, Herman (1918) The Willy-Nicky Correspondence: Being the Secret and Intimate Telegrams Exchanged between the Kaiser and the Tsar.
Ya Germen idealleri ya da Anglo-Saxon idealleri galip gelmelidir. Adalet, özgürlük, onur ve erdem zafer kazanacak ya da paranın tapınılması hakim olacaktır. Bu mücadelede yalnızca bir galip olabilir. Alman idealleri söz konusu!
Wilhelm II, German Emperor, Bahar Taarruzu sonrasında yapılan konuşma (18 Temmuz 1918), aktaran Fritz Fischer, World Power or Decline (New York: W. W. Norton & Co, 1974), s. 92
Gott strafe England.
Tanrı İngiltere'yi cezalandırsın. (May God punish England.)
Gott strafe England — Alman Ordusu'nun yaygın bir sloganı; genellikle Ernst Lissauer'e atfedilir.

Birkan Nasuhoğlu (d. 17 Aralık 1987, Üsküdar, İstanbul), Türk şarkıcı ve şarkı sözü yazarıdır.

Müzik şablon olarak ortaya çıkmaya başladığında zaten bir kelime ya da bir hisle beraber geliyor. Ben de o hissi pek değiştirmeden işlemeye başlıyorum. Bazen aylar sürüyor bazen günler... Yavaş yavaş tamamlanıyor şarkı.
Aşkın kendisini oldum olası sevdiğimi biliyorum. Çok ufak yaşlarıma kadar gittiğimde de görebiliyorum bunu. O duygu içerisinde olmak bana güven veriyor, yaşadığımı hissediyorum.
Kendimi üzdüğüm, karşımdakini kırdığım, hatta arkadaşlarıma kadar uzanan vahim duygu durumları yaratmışımdır. Ama benim öğrenme şeklim böyle oldu.
Gitarı elime aldığımda çok büyük olasılıkla bu konu beliriyor beynimde. Sanki aşkla bir derdim var gibi. Ya da acaba aşk beni kullanarak kendi derdini mi anlatmaya çalışıyor, anlamıyorum.

Birkaç Dolar İçin (İtalyanca özgün adıyla Per Qualche Dollaro In Più), yönetmenliğini Sergio Leone'nin üstlendiği, 1965 yapımı, Spagetti Western tarzındaki İtalyan filmi.
Filmin sloganı: Hayatın değersiz olduğu yerde, bazen ölümün bir bedeli vardır. İşte bu yüzden ödül avcıları ortaya cıkmıştır.

Müzik bitince, silahını al. Beni vurmaya çalış, Albay. Sadece dene.

(Monco, henüz öldürdüğü haydutların ödül miktarlarını sayar)
Monco: On bin... On iki bin... On beş... On altı... On yedi... Yirmi iki... Yirmi iki?
(bir haydut arkadan yaklaşır, Monco döner ve haydutu vurur)
Monco: Yirmi yedi.
Douglas Mortimer: Bir sorun mu var evlat?
Monco: Hayır, ihtiyar. Toplama işlemimle ilgili sorun var sandım. Şimdi tamamdır.

Clint Eastwood - İsmi olmayan adam (filmde Manco takma adıyla anılmaktadır)
Lee Van Cleef - Albay Douglas Mortimer
Gian Maria Volonté - El Indio ("Kızılderili")

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Birleşmiş Milletler'in üye ülkeler arasında güvenlik ve barışı korumakla yükümlü en güçlü organı. Birleşmiş Milletler'in diğer organları sadece tavsiye kararı alabilirken, Uluslararası Adalet Divanı ile birlikte bağlayıcı karar alma yetkisine sahip iki Birleşmiş Milletler organından biridir. Bu bağlayıcılık, üye ülkelerin tamamına yakını tarafından imzalanmış olan Birleşmiş Milletler Antlaşması'nda açık bir şekilde belirtilmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, reforme edilmesi olmazsa olmaz, şarttır şart. Bu Birleşmiş Milletlerle, bu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyiyle insanlığın bir yere varması mümkün değil. Bunu sadece burada konuşmuyoruz, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da aynen bu ifadeleri kullanan bir lider olarak söylüyorum.
Recep Tayyip Erdoğan

Bitirim İkili, (Özgün adı: Rush Hour), 1998 yapımı aksiyon filmi. Filmde başrolü Jackie Chan ve Chris Tucker paylaşmaktadır.

Konuşmamakla konuşamamak aynı şey değildir. Konuşmak istersen konuşursun.

Soo Yung: Bizimle gelmeyeceğini neden söylemedin?
Lee: Uygun zamanı bekliyordum.
Soo Yung: Ne zaman? Biz gittikten sonra mı?
Lee: Soo Yung, seni çok özleyeceğim. Sen benim en iyi öğrencimsin. Annen seninle gurur duyardı. Söz ver, Amerika'ya gidince çalışmalarını hiç aksatmayacaksın.
Soo Yung: Amerika'da hiç arkadaşım yok. Orda çok sıkılacağım.
Lee: Merak etme, her şey çok güzel olacak. Orayı çok seveceksin.

Warren Russ: Endişelendiğinizi biliyoruz sayın büyükelçi ama kızınızı bulacağız.
Salon Han: Canlı olarak bulabilecek misiniz?
Warren Russ: Dünyadaki en iyi ajanlar bu göreve atandı.
Solon Han: Eski adamlarımdan birinin gelmesini istiyorum.
Warren Russ: Sizi temin ederim sayın büyükelçi, FBI bu olaya birinci derecede öncelik veriyor. Bize güvenebilirsiniz.
Solon Han: Ama ben Amerikalı değilim. Kızım da Amerikalı değil.
Warren Russ: Anlıyorum efendim ama...
Solon Han: Uçağa bindi bile. Ona da bana gösterdiğiniz saygıyı göstereceğinizi umuyorum.
Warren Russ: Elbette.

James Carter: Bagajdan 10 kişi birden çıktı. Tam adamları bir güzel haklayıp hepsini tutuklayacakken o iki aptal polis geldi ve her şeyi berbat ettiler. Bir de onların hayatını kurtardım. Belki gazetede yazıyordur. Durun durun bir saniye, hayatlarını kurtardığım sırada adamlar bombayla kaçmaya başladılar tabi.
Tania Johnson: Bensiz gittiğine inanamıyorum!
James Carter: Ah sonra anlatırım, tamam mı? En iyi kısmı biraz sonra, işten sonra, az sonra.
Tania Johnson: Bu gidişle kimse seninle çalışmayacak. Bölümde ortağını yanına almayan bir tek sen varsın.
James Carter: Johnson Johnson, bak bak bak, birincisi; benimle çıkmak istiyorsan diğer tüm kadınlar gibi adını listeye yazdırman gerekiyor. İkincisi; Ben yalnız çalışırım, ortak istemiyorum, ihtiyacım yok ve hiçbir zaman da olmayacak. Soğuk Kojak'in ortağı var mıydı ha?
Tania Johnson: Evet, ben.
James Carter: Ama birlikte işe çıkmadınız, değil mi? Columbo'un ortağı var mıydı?
Tania Johnson: Yüzbaşı seninle gitmemi söylemişti çünkü o görevde bir bomba uzmanına ihtiyacın vardı. Bir kez daha her şeyi mahvettin.
James Carter: Dinle Johnson; sokaklar çok tehlikeli, masa başı görevi senin için daha iyi.
Tania Johnson: Hesapta seninle aynı ekipteyiz.
James Carter: Ekip mi? Johnson, Los Angeles polisinden bütün dünya nefret ediyor. Annem benden utanıyor, komşulara uyuşturucu sattığımı söylüyor. Biz ekip falan değiliz, düş yakamdan. Bu meslekte yeni bir çığır açmak üzereyim.
Tania Johnson: Daha doğrusu açığa alınmak üzeresin. İyi günler dilerim.

Warren Russ: Bu sorun olabilir. O yabancı ajana bir şey olursa birden uluslararası bir sorun çıkabilir.
Dan Whitney: Ne yapabiliriz ki? Geliyormuş.
Warren Russ: Merkez büroyu ara. Bir çaylak bulsunlar. Adama bir iki gün eşlik etsin, barları dolaştırsın, deniz manzarası göstersin. Yolumuza çıkmasın.
Dan Whitney: Bunu bizden birine yaptırman şart mı?
Warren Russ: Bir önerin var mı?
Dan Whitney: Madem birinin küçük düşmesi gerekiyor, Los Angeles polisini arayalım.

James Carter: Yüzbaşım, gazetede yazanları biliyorum. Yalan, her zamanki gibi abartıyorlar. Gazetecileri bilirsin, tek dertleri sansasyon yaratmak.
William Diel: İki adam vuruldu, bir adam ölümden döndü.
James Carter: Ama kimse ölmedi.
William Diel: Koca bir caddeyi mahvettin!
James Carter: O cadde zaten berbattı.
William Diel: Bir sürü delili yok ettin!
James Carter: Ama hâlâ birazı duruyor.
William Diel: Yaptığın çok tehlikeliydi! Politikalarımıza tamamıyla aykırı! Hepsi bu kadar da değil. Çok iyi bir iş yaptın.
James Carter: Ne!
William Diel: Elimde senin gibi 1-2 polis daha olsa herkes gölgesinden bile korkardı. Ne olmuş yani bir Los Angeles polisi haddini birazcık aşmışsa?
James Carter: Yüzbaşım ben... ben... ben de böyle düşünüyorum, aynen böyle. Herkese bunu söylüyorum.
William Diel: Böylece kamuoyuna gerekirse hâlâ sert oynayabileceğimizi göstermiş olduk.
James Carter: Çok haklısın, ben de hep böyle derim yüzbaşım.
William Diel: Hmm...
James Carter: Yani açığa alınmadım.
William Diel: Bunu da nereden çıkardın?
James Carter: Biri öyle bir şey demişti de.
William Diel: Az önce FBI'dan aradılar. Bu sabah bir Çinli diplomatın 10 yaşındaki kızı kaçırılmış. Olayla senin ilgilenmeni istiyorlar.
James Carter: FBI beni mi istiyor?
William Diel: Evet.
James Carter: Atma!
William Diel: Atmıyorum.
James Carter: Doğru söyle.
William Diel: Doğru söylüyorum.
James Carter: Sağol yüzbaşı.
William Diel: Kutlarım Carter.
James Carter: Teşekkür ederim.
William Diel: Gösterinin ortasına düştün.
James Carter: Seni hiç unutmayacağım. Yüksek mevkiiye çıkınca seni de yanıma aldıracağım ha.
William Diel: Hiç şüphem yok. (!)

James Carter: Yüzbaşı bakın, bence bu hiç komik değil. Ben çok ciddiyim. FBI'yı arayıp bir hata yaptığını söyleyemez misin yani?
William Diel: Yapamam Carter. Bay Lee ile çok iyi vakit geçireceğinden eminim. (!)
James Carter: Seni uyarıyorum, ya FBI'yı ararsın ya da bu herifi hemen aşağı atarım!
William Diel: Bu görevden ayrılırsan Carter, iki ay boyunca açığa alınırsın ona göre.

Bitirim İkili 2 (Özgün adı: Rush Hour 2), yönetmenliğini Brett Ratner'ın yaptığı başrollerini Chris Tucker ve Jackie Chan'in paylaştığı serinin 2.filmi.

Dünya üzerinde güvenilir ve sana sadık bir insan bulmak neredeyse imkansızdır.
Açgözlülük her zaman zarar getirir.

James Carter: Kızların gittikleri tarafı gördün mü? Bize gülüyorlardı.
Lee: Kızlar senin yüzünden gittiler.
James Carter: Ben onları sadece içki içmeye davet ettim.
Lee: Sen onları beraber soyunup küçük bir keçi kurban etmeye davet ettin.
James Carter: Hangi kelime keçiydi?

James Carter: Ben ne dedim?
Lee: Herkesten hemen samuray kılıçlarını ortaya çıkarmalarını ve kıçını tıraş etmelerini istedin.
James Carter: Böyle mi dedim?
Lee: Evet.
James Carter: Gel ve söylediklerimi tercüme et.

James Carter: Bana yalan söylediğine inanamıyorum!
Lee: Üzgünüm.
James Carter: Birinin eski yemek çubukları kıçıma battı ve sen bana üzgün olduğunu söylüyorsun, öyle mi?
Lee: Bir patlama oldu.
James Carter: Bana ne be!
Lee: Ama Amerikan elçiliğinde... iki Amerikalı öldü.
James Carter:  Yani, elçiliği şu Ricky Tan mi havaya uçurdu?
Lee: Bilmiyorum.

James Carter: Sorun ne Lee?
Lee: Şurdaki Ricky Tan.
James Carter: Ricky Tan bu mu? Şurdaki bornozlu cüce!
Lee: Ben destek çağıracağım.
James Carter: Baksana adamım, o yarım metre. Hadi hemen gidip enseleyelim.
Lee: Hayır.
James Carter: Hayır mı?
Lee: Oldukça tehlikeli biridir.
James Carter: Asıl ben çok tehlikeli biriyim. E hadi! Oraya gidelim ve onu enseleyelim diyorum adamım. Beni anlamadın galiba. Hadi!
Lee: Burda kal.
James Carter: Destek gerekmez, ben hallederim.

James Carter: Bu lanet yerde neler oluyor Lee?
Lee: Sana, babam polisti, demiştim. Hatırlıyor musun?
James Carter: Evet.
Lee: Ricky Tan onun ortağıydı.

Lee: Carter, anlamıyorsun.
James Carter: Hayır, çok iyi anlıyorum: Binadan aşağı atıldım, dayak yedim, üstelik çıplak kaldım ve sen beni yolluyorsun adamım, işte bu kadar. Ben gidiyorum!
Lee: Carter, Ricky Tan babamı öldürdü.
James Carter: Ne?
Lee: Bundan 5 yıl önce babam uluslararası bir kaçakçılık olayını araştırıyordu. Ve ortağı Tan'in Triadlar için çalıştığını öğrendi. Ama bunu ispat edemeden öldürüldü. Ve tüm kanıtlar ortadan kayboldu. Tan istifa etti ve dava asla sonuçlanmadı.
James Carter: Şimdi anlıyorum. Bütün bunlar babanın son davasıyla ilgili ha? Benimle geliyor musun, gelmiyor musun?
Lee: Ne?
James Carter: Biliyorsun, benim de babam görevde öldürüldü. Babanın ölümünü açığa çıkarmanın bir yolu varsa her şeyi yaparım dostum. Her şeyi yaparım. Şimdi geliyor musun?

James Carter: Gizli servis ajanı James Carter. Kulağa hoş geliyor ha? Şimdi beni iyi dinle Lee. Bana sadece 6 ay ver adamım. 6 ay içinde Washington'da başkanı koruyor olurum. Harika bir şey!
Lee: İkimiz de biliyoruz ki sen başkası için kurşunun önüne atlamazsın.
James Carter: İyi de onlar bunu bilmiyorlar. Isabelle ile konuşacağım. Bakalım bir şeyler ayarlayabilir mi? Kardeşine nasıl baktığını gördün mü Lee?
Lee: Sana bakmadı bile.
James Carter: Kızlar beni seçiyor diye boşuna kıskanma Lee. Çünkü ben yakışıklıyım sense çirkinsin.
Lee: Ben çirkin filan değilim. Kadınlar benden hoşlanır. Beni, tıpkı Snoopy gibi, sevimli bulurlar.
James Carter: Lee, Snoopy senden 12 santim daha uzun.

Bitirim İkili 3 (Özgün adı:Rush Hour 3), Jackie Chan ile Chris Tucker'in oynadiği 2007 yapımı aksiyon filmi.
Ayrıca serinin önceki filmi Bitirim İkili 2'nin devam filmidir. 

Mafya toplumu gizlilik üzerine kuruludur. Kim olduklarını hiç kimse bilmez. Kimin kontrol ettiğini, liderini bilmez.
Bazı sırlar uğrunda ölecek kadar değerlidir.

Soo Yung: Babam nasıl?
Lee: Ameliyattan çıkmış. İyileşecek dediler. Çok üzgünüm Soo Yung. Benim suçum, yeterince hızlı davranamadım. Üzgünüm.
Soo Yung: İkinizden de bana bir söz vermenizi istiyorum. Sizden bunu yapan adamı bulmanızı istiyorum. Onu bulmanızı istiyorum, çünkü babam ölene kadar duracağını sanmıyorum.
Lee: Soo Yung.
Soo Yung: Söz verdiğini duymak istiyorum.
Lee: Tamam, söz veriyorum.
James Carter: Ben de öyle.
Soo Yung: Teşekkür ederim.

James Carter: Fransa'da kadınların zamanlarının üçte birini çıplak geçirdiklerini biliyor muydun?
Lee: Oraya kadınlarla tanışmaya gitmiyoruz.
James Carter: Artık onu unutup bana takılman gerekiyor.
Lee: Takılmak mı! Isabelle'ya yaptıklarından sonra mı!
James Carter: İyi de, o bir kazaydı. Hem sen onunla hiç yatmadın ki.
Lee: Sayende. Bir gün olacaktı. Ama sen her şeyi mahvettin.
James Carter: O kadar kötü ne yapmış olabilirim?
Lee: Kız arkadaşımı vurdun... boynundan!
James Carter: İyi de, ölmedi ki.

Kenji: Paris'e hoşgeldin Lee.
James Carter: Bu palyaçoyu tanıyor musun Lee?
Kenji: Hadi Lee, ona kim olduğumu söyle. Utanma. Ona Xiong Di'yi tanıt.
James Carter: Xiong Di mi? Senin kardeşin mi?
Kenji: Benden çok fazla söz etmez. Daha doğrusu, hayatı boyunca beni unutmaya çalıştı. Hong Kong'lu ünlü dedektif Lee'nin kardeşi yasalara karşı biriyse bu nasıl görünür?
Lee: Sen artık kardeşim değilsin.

James Carter: Neden bana Kenji'den söz etmedin?
Lee: Seni ilgilendiren bir şey yoktu.
James Carter: Gözünden kaçmıştır diye söylüyorum: (!) İnsanlar beni öldürmek istedi, sonra boka bulandım, Fransız bir polis telefon rehberiyle kıçımı kırbaçladı. Ve beni ilgilendirmiyor, öyle mi?
Lee: Hong Kong'da olmadığımız için şanslısın. Oradaki rehberler iki katı büyük.
James Carter: Bana kardeşinden niye hiç söz etmedin?

Lee: Bunu yalnız halletmem herkes için en iyisi. Bu benim kişisel kavgam.
James Carter: İzin ver, yardım edeyim. Bak, sana söylüyorum dostum: Kenji ne dediyse hepsi yalan. O kardeşin falan değil.
Lee: Sen de değilsin!
James Carter: Tamam. Kardeşin değilim! (!)

Evet, dediğiniz doğru, Âkif-Fikret kavgasında durduğum yer bellidir. Ama ben bir biyografi yazarı olarak sempati ve antipatilerimi paranteze almam gerektiğini çok çabuk öğrendim. Biyografi yazarının vazifesi ne put yontmak ne de şeytan yaratmaktır. Tarihte olup bitmiş hadiselere taraftar veya muhalif gözüyle bakmanın doğru olmadığını, sadece anlamaya ve anlatmaya odaklanmak gerektiğini düşünüyorum. Eskilerin “fart-ı muhabbet” dedikleri aşırı sevgi ve hayranlık da, aşırı nefret ve öfke de insanı körleştirir. Çok sevdiklerimizin hatalarını görmez veya görmezden gelir, nefret ettiklerimizde ise hatadan, kusurdan başka bir şey görmeyiz. Ciddi bir biyografi yazarı bundan özenle kaçınmak zorundadır. Netice olarak, Fikret’i zaafları ve meziyetleri, doğruları ve yanlışlarıyla anlattığımı zannediyorum. En azından bunun için özel bir gayret gösterdim.

Bizans İmparatorluğu veya Doğu Roma İmparatorluğu ya da kısaca Bizans, Geç Antik Çağ ve Orta Çağ boyunca Roma İmparatorluğu'nun devamı şeklinde var olan ve başkenti Konstantinopolis (günümüzde İstanbul, önceleri Byzantion) olan ülke. 5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğu'nun dağılışı ve çöküşü sürecinden sonra ayakta kalan imparatorluk, 1453'te Osmanlı'ya yenik düşünceye kadar yaklaşık bin yıl boyunca var olmaya devam etmiştir.

Üzerinde yaşadığımız şu topraklar, şu bereketli Anadolu, sanat üretimi için büyük bir klasör gibidir. Bu, dosya dosya istiflenmiş kültürler ve medeniyetler içeren bir klasördür. Göbeklitepe'den, Eti'den, Lidya'dan, Frigya'dan, Roma'dan, Bizans'tan, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan bugüne, katman katman kültür, tabaka tabaka medeniyet ve yığın yığın sanat barındıran zamanın ruhu, bu topraklarda iftiharla yaşamaktadır. - Recep Tayyip Erdoğan

Bizim Aile, 1975 yılında vizyona giren Bizim Aile filmi, yönetmenliğini Ergin Orbey'in yaptığı dram-komedi türündeki bir sinema filmidir.

Yaşar Usta: Saim Beyi görecektim.
Sekreter: Randevunuz var mı?
Yaşar Usta: Yok. Ama Yaşar Usta derseniz beni kabul eder. Çok önemli.
Sekreter: Hiç sanmıyorum ama bir sorayım. (Telefonda) Saim Bey, Yaşar Usta diye biri sizinle görüşmek istiyor. Peki efendim. (Yaşar Usta'ya) Sizi bekliyorlar, buyrun.
(İçeri girer)
Saim Bey: Söyle ne istiyorsun?
Yaşar Usta: Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmaz! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saaddeti çok gören! Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. Hıh! Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır ben büyüğüm, ben, Yaşar Usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok! Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun? Vururum ve dönüp arkama bakmam bile!
(Odadan çıkar)

Yaşar Usta: Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun? Vururum! Vururum ve dönüp arkama bakmam!
Melek: Hadi kalk bakiyim,hadi.
Tuncay: Bugün de okula gidilir mi?
Melek: Niye gidilmezmiş? Bugün Allah'ın günü değil mi, ha?
Tayfun: Şu halimize baksana, sokakta kaldık.
Melek: Ne varmış halimizde oğlum? Aç değiliz açıkta değiliz.
Melek: Biz yani şimdi açıkta değil miyiz?

Yaşar Usta: Asıl şimdi daha güçlü olmamız lazım. İşimize dört elle sarılmamız lazım. Bize kötülük edenlere mağlup edilmeyeceğimizi ancak böyle anlatabiliriz.

Bizim İçin Şampiyon, başrollerini Ekin Koç, Farah Zeynep Abdullah ve Fikret Kuşkan'ın paylaştığı, 2018 yapımı dramatik ve biyografik Türk sinema filmidir.

"Şampiyon olmak demek, bir gün kaybedeceğini bildiğin halde koşmaya devam etmek demek."
"Bu işin büyüsü nedir biliyor musun? İki canlı birleşecek, ama sonuç iki olmayacak. Olabildiğim ilk gün o da sana teslim oluyor. ... Aşk gibi aslında, kendiliğinden olur. İkisinin de bir şey yapması gerekmez. Ama bozulması için içlerinden birinin oyunun kurallarını çiğnemesi gerekir. Mesela biri diğerinin ne istediğiyle ilgilenmemeye başlar. Çünkü kendisiyle, kendi istekleriyle, sorunlarıyla meşguldür. Görüyordur, duyuyordur aslında ama görmemezlikten gelir."
"Bir artı bir eşittir bir. Aşk gibi aslında."
"Bizim için bazen tek mesele kazanmak oluyor. Öyle olunca da 'ya diğer yarışı kaybedersek?' diye diğer yarışa başlamak istemiyoruz."

Black Mirror: Bandersnatch (ayrıca kısaca Bandersnatch olarak da bilinir), bilim kurgu antolojisi dizisi Black Mirror'ın 2018 yapımı interaktif filmidir. Dizinin yaratıcısı Charlie Brooker tarafından yazılan ve David Slade tarafından yönetilen yapım, serideki ilk bağımsız film olarak 28 Aralık 2018'de Netflix'te yayımlandı.

İnsanlar tek bir gerçeklik var sanıyor ama bir sürü var. Hepsi kökler gibi gizlice ilerler. Bir yolda yaptıkların diğer yolları etkiler.
Zaman görecelidir. İnsanlar geri dönüp bir şeyleri değiştiremeyeceğini düşünür ama değiştirebilirler. Geriye dönüş budur, geçmişe gidip farklı seçimler yapmaya davettir.
Bir karar verirken kendinin verdiğini sanırsın ama değildir. Yaptıklarımıza dünyamıza bağlı olan ruh karar verir ve biz sadece onun peşine takılıyoruz.
Aynalar zamanda yer değiştirmeni sağlar.
Devlet insanları izler. İnsanlara yakınların gibi davransınlar diye para verir ve yemeğine ilaç koyup seni filme alır.
Her oyunda mesajlar vardır, Pac-Man mesela. PAC’in açılımını biliyor musun? P-A-C: Program ve Kontrol. O programlayıp kontrol eden adam. Hepsi bir metafor.
Pac-Man özgür iradesi var sanıyor ama aslında bir labirentte. Sistemde mahsur kalmış. Yapabileceği tek şey tüketmek. Muhtemelen sadece aklında olan şeytanlar onu kovalıyor ve labirentten sıvışıp kaçabilse bile ne oluyor? Diğer taraftan geri giriyor. Bunu mutlu bir oyun sanıyorlar. Mutlu bir oyun değil. İçine ettiğimin bir kâbus dünyası ve en kötüsü bunun gerçek olması ve içinde yaşamamız.
Nereye gidip gidemeyeceğini dikte eden kozmik bir akış şeması vardır.

Colin Ritman: Bir yoldayız... Şu an... sen ve ben.. Ve bir yolun bitiş şekli önemsizdir. Önemli olan o yoldayken kararlarımızın bütünü nasıl etkilediğidir. Bana inanıyor musun?
Stefan Butler: Ben... Ben bilmiyorum.
Colin Ritman: Kanıtlayayım. Birimiz gidiyoruz... Oraya.
Stefan Butler: Ölürsün, ölürsün!
Colin Ritman: Fark etmez. Çünkü başka zaman çizelgeleri var. Pac-Man'in ölüşünü kaç kere izledin? Onu etkilemiyor, tekrar deniyor. Birimiz atlayacağız, peki hangimiz? Burası da iyi esiyormuş. E hadi! Hangimiz atlıyoruz?

Bana filozofların değil, peygamberlerin haber verdiği Tanrı gerek.
Dünya beni bir nokta gibi içeriyor ve yutuyor, ben de onu içeriyorum (anlıyorum).
Eğer herkes dost sandığı kimselerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada pek az dost kalırdı.
Evvelden görmek hakim olmak demektir.
Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiçbir zaman anlayamaz.
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
Yasama güçsüzleşince, ahlak dejenere olur.
Şairlerin, sevgiyi kör olarak göstermeye hiç hakları yoktur: sevginin gözündeki bağ çıkarılmalı ve görme gücü bundan böyle ona geri verilebilmelidir.
Halimiz gerçekten mutluluk verici olsaydı, kendimizi onun hakkında düşünmekten alıkoyma gereği duymazdık.
Şu zavallı çocuklar, "Bu köpek benim” diyorlardı. “Orası güneşteki benim yerim.” İşte tüm dünyayı kuşatan gasp edip sahiplenme davasının nasıl başladığının en canlı misali.
Papağan, temiz de olsa gagasını siler.
Şöhret o kadar tatlıdır ki, onunla ilgili olması kaydıyla, her şeyi severiz—ölümü bile.
Çok büyük bir ihtimalle, bir gemiye kaptan olarak, o gemide doğmuş birini seçmeyiz.
İnsanın felaketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir.
İnsanlar dinsel inançla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeli yapamazlar.
Düşünce gücümüz arttıkça, özgür insanların çoğaldığını görürüz. Basit insanlar, kişiler arasında bir ayrım görmezler.
Yararlı olmak ve bir başkasına yanıldığını göstermek istediğimizde, o kişinin söz konusu şeyi hangi açıdan ele aldığını gözlemlememiz gerekir, çünkü genelde bu şey o açıdan bakıldığında doğrudur. Bu gerçeği kabul etmeli, ancak bunun hangi açıdan yanlış olduğunu görmesini sağlamalıyız. Karşımızdaki bundan mutluluk duyacak, çünkü yanılmamış olduğunu, tek eksikliğinin bütün açılardan görememek olduğunu anlayacaktır. Çünkü her şeyi görmemesinden ve ele aldığı açıda doğal olarak yanılabilmesinden kaynaklanır.
Genellikle, başkalarının bulduğu nedenlerdense kendi bulduğumuz nedenlerle daha kolay ikna oluruz.
Bir yapıt oluştururken en son bulduğumuz şey, en başa neyin konulması gerektiğidir.
Bir adamı gördüğümüzde kitabını anımsıyorsak bu kötüye işarettir.
Bana öyle geliyor ki Sezar gidip dünyayı fethederek eğlenmek için fazla yaşlıydı. Bu tür bir eğlence Auguste ve İskender’e uygundu: durdurulması zor, genç insanlardı onlar, ama Sezar sanrım daha olgundu.
Kendileri hiç de hayranlık uyandırmayan şeylerin benzerlerini sunup yönetimin ilgisini çeken resim sanatı ne büyük bir kendini beğenmişlik.
Kendi çizdikleri yüzden korkan çocuklar...
Ölümü düşünmek ne kadar tehlikesiz de olsa, ölümü hiç düşünmeden ona katlanmak daha kolaydır.
Ölüme, yoksulluğa, bilgisizliğe çare bulamayan insanlar, mutlu olmak için bunları hiç düşünmemek gerektiğini anladılar.
Tanrı’yı tanımak ve O’nu sevmek arasında ne çok fark vardır.
Her seçim bir vazgeçiştir.

Blood Diamond, Türkçe gösterim ismiyle Kanlı Elmas, 2006 tarihli, ABD yapımı bir macera/dram filmi. Başrollerde Leonardo DiCaprio, Jennifer Connelly ve Djimon Hounsou'nun yer aldığı filmin yönetmeni, daha ödüllü yönetmen Edward Zwick'tir. Filmin ana konusu ve isminin kaynağı Afrika'daki savaş bölgelerinde çıkarılan ve savaş düzenini finanse etmekte kullanılan elmaslardır. Bu elmaslar sıklıkla "kanlı elmaslar" anlamına gelen blood diamonds terimiyle anılır.

Afrika'da ne zaman değerli bir şey bulunsa, yerliler ölmeye başlar.
Kalbim insanların içlerinin iyi olduğunu söyler, deneyimlerim ise tam tersini.

Solomon: Kaç yaşındasın?
Danny Archer: Ben mi? 31.
Solomon: Kimsen yok mu?
Danny Archer: Hayır.
Solomon: Çocuğun falan?
Danny Archer: Hayır.
Solomon: Ve evin de yok.
Danny Archer: Hayır.
Solomon: Ama paran var.
Danny Archer: Hayır. Biraz.
Solomon: Yeterli değil mi?
Danny Archer: Hayır.
Solomon: Elması alınca yeterli paran olacak mı?
Danny Archer: Evet.
Solomon: O zaman karın ve çocuğun olur.
Danny Archer: Muhtemelen olmaz.
Solomon: Ne?
Danny Archer: Ne var?
Solomon: Aklım karıştı.
Danny Archer: Benim de.

Bob Dylan (doğum adı Robert Allen Zimmerman 24 Mayıs, 1941) bir Amerikan folk ve rock şarkıcısı ve söz yazarıdır, doğum yeri Duluth, Minnesota.

Aslında biz ne yaptıysak kendimiz yaptık. Çünkü ufacık bir ilgiyi aşk, iki kelime edeni kendimize dost sandık.
Aslında aptal sarışın diye bir şey yoktur. Sadece erkeklerin dikkatini çekmek için, saçlarını sarıya boyayan aptallar vardır.
Aynı anda anlayışlı ve aşık olamazsın.
No Direction Home (2005)
Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.
Benim için siyah ve beyaz, sol ve sağ artık yoktur. Sadece yukarı ve yere çok yakın olan aşağı vardır. Ve ben politika gibi saçma herhangi bir şey hakkında düşünmeksizin yukarı çıkmaya çalışıyorum. Genel olarak insanları ve acıları hakkında düşünüyorum.
Bir fincandaki kahve gibidir hayat. Bazen tatlı bazen değildir. Önemli olan kahvenin tadı değil zaten, onu kiminle içtiğinizdir.
Bir kadının hayatta aldığı en büyük risk; Yeni oje sürülmüş parmaklarıyla üstünü giymek zorunda kalmasıdır.
Bir kahramanı, sorumluluğunun derecesinin özgürlüğünden geldiğini anlayabilen bir kişi olarak düşünürüm.
Biograph albüm seti ile birlikte yayımlanan röportajdan (1985)
Güzel kızlarla yatmak güzel değil mi? Umarım kızın güzel olur.
Hiçbir şey hakkında bana hiçbir şey sorma. Sana sadece gerçeği söyleyebilirim.
Acil Yurttaş Özgürlükleri Heyetine konuşması (13 Aralık 1963)
bir şiir çıplak bir kişidir… bazıları benim bir şair olduğumu söyler.
Liner notes, Bringing It All Back Home (1965)
Tanrım, ben ben olmadığım için memnunum. 
Dont Look Back te kendisi hakkında yazılmış bir gazete makalesini okurken bunları söyler. (1967)
Parfüm sevmem! Bana göre en güzel koku, sevdiğime sarıldıktan sonra üstümde kalan kokudur.
Röportör: Sizin uğraştığınız aynı müzikal bağlamda çalışan kaç kişi var –kaç protest şarkıcı var? Müziğini ve şarkı sözlerini, ee, yaşadığımız toplumsal durum, savaş meselesi, suç meselesi veya bunlar gibi herhangi bir konu için yapan.  Bob Dylan: hmm...ne kadar çok? Röportör: Evet. Ne kadar çok? Bob Dylan: Mm, sanıyorum… 136  Röportör: Yaklaşık 136 mı diyorsunuz yoksa tam olarak 136 mı? Bob Dylan: Ee, 136 veya 142.
Biograph albüm seti ile birlikte yayımlanan röportajdan (1985)
İnsanlar bugün hâlâ altmışların tabaklarından kırpıntılarla idare ediyor. Hâlâ müzik ve düşüncelerin etrafında dolaşıyorlar.
The Guardian (13 Şubat 1992)
Dickens ve Dostoevsky ve Woody Guthrie ‘nin anlattığı öyküler benim söyleyebileceğimden çok daha iyi oldukları için aklıma yerleştirmeye karar verdim.
Liner notes, The Bootleg Series Vol. 6: Bob Dylan Live 1964 (2004)
Politikada ahlâk genellikle hiçbir şeydir.
'Akıl mı, para mı?'dedi.Ben, 'Para', dedim.'Ben olsam aklı seçerdim', dedi.'Haklısın', dedim...'Herkes, ihtiyaç duyduğu şeyi seçer.'
Bir kadın, erkeğin yanında gözlerini kapatıyorsa aşık oluyordur. Erkek gözlerini kapatıyorsa kadın alışveriş yapıyordur.
Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata kendini hatasız sanmaktır.
Benden nefret ettiğini duydum. Eğer seni düşünecek vaktim olsa ben de senden nefret ediyor olurdum.
Herkesin anlayış derecesi farklıdır. Anlattığın her şeyi anlamalarını bekleme. Çünkü bu karşıdakinin kapasitesine bağlıdır.

Bir adam olarak tanımlamandan önce bir adam ne kadar yol kat etmelidir?
Bir beyaz güvercin kumlarda uyumasından önce kaç denizi aşmalıdır?

Para konuşmaz. Yemin eder, ayıpça.

Bazen sessizlik gökgürültüsü gibidir.

Evet, en iyimi yapmaya çalışırım,Sadece kendim gibi olmak için.Ama herkes senden,Kendileri gibi olmanı istiyor.

Gel, seni savaş ustası,-Sen ki bütün silahları inşa eden.Sen ki ölüm uçaklarını inşa eden,Sen ki büyük bombaları inşa eden,Sen ki duvarların ardında gizlenen,Sen ki sıraların ardında gizlenen.Düşüyorum ki bulacaksın,Ölümün biletini kullandığı zaman.Kazandığın paranın tamamıYaşamını geriye asla satın almayacak.

13. yüzyıldan bir İtalyan şairin yazdığı-bir şiir kitabını açtı,ve uzattı o kız elime.Ve her sözcüğü gerçeklikle çınladı,ve her sayfası ruhumdan sana yazılmış,yanan bir kömür gibi,saçılarak parıldadı.

Ben de sizin rüyalarınızda olursam, siz de benim rüyalarımda olursunuz.

Robert Nesta Marley (6 Şubat 1945 – 11 Mayıs 1981), Bob Marley kısa adı ile tanınan Jameikalı, gitarist, söz yazarı, reggae şarkıcısı.

Dünyayı daha kötü hale getirmeye çalışanlar bir gün bile durmazken, ben nasıl durayım? Karanlığı aydınlat.
Eğer mutlu olmak istiyorsan, hiç kimseden bir şey bekleme.
Gerçek şu ki, herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak.
Gülmek her zaman mutlu olmak için değildir. Bazen öyle gülmeler vardır ki; en büyük acıları gizlemek içindir.
İhtiyacımız olan sadece sevgiydi..
Kurtarın kendinizi zihinsel kölelikten kendimizden başka kimse özgür kılamaz aklımzı korkmayın atom enerjisinden falan hiçbir şey durduramaz zamanı çünkü...
O'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha önce aşık oldu, tekrar olabilir.... Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki? Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz. Ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar- onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin her şeyi ver. seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir -kalbini. yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil...
Para hayatı satın alamaz.
Oğlu Ziggy'e son sözü.
Sadece çocukken güler insan, diğerleri palavra. Çünkü insan büyüdükçe komikliklere değil, acılara gülmeyi öğrenir aslında.
Sen kim oluyorsun ki benim yaşadığım hayatı yargılıyorsun? Ben mükemmel değilim ve olmak zorunda da değilim! Parmaklarınla beni göstermeye başlamadan önce kendi ellerinin temiz olduğundan emin ol.
Eğer insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan onları tedavi edebilirsin.
Müzikle ilgili iyi bir şey, o size vurduğunda acı hissetmezsiniz.

Tek sevgi, tek yürekHaydi hep bir araya gelelim ve iyi hissedelim.
One Love
Hayatınız altından daha değerli.
Jammin
Yargılama, önce kendini yargılamadan.Yargılama, yargıya hazır değilsen.
Judge Not

"Katı zulüm etti bugün Fethi Giray Han’ felek, Yeridir ağlarsa, yerde beşer gökte melek... "
(Osmanlı İmparatorluğu'nun hanlığı Kardeşi Fetih Giray'a vermek istemesi üzerine,bu karara muhalefet etmiş, neticede yaşanan iktidar mücadeleleri sonucu Kardeşi Fetih Giray'ın ailesi ve çocuklarına varana kadar Bahçesaray’da katledilmesine mukabil,Bora II. Gazi Giray Han bu katliamdan sorumlu tutulmuştur.Bu elim hadise üzerine mühim bir şair ve bestekâr olan Bora II. Gazi Giray Han bu beyiti söylemiştir.)
Râyete meyi iderüz kâmet-i dil-cû yerine Tuğa dil bağlamışuz kâkül-i hoş-bû yerine"
Gönül alıcı boy yerine sancak direğine meyi ederiz. Hoş kokulu kâkül yerine tuğa gönül bağlamışız.
Biz mücâhid kulunuz terk iderüz cân u seriPâdişâhum ne diyem sonra duyarsın haberi
Padişahım, biz mücahit kulunuz, canımızı başımızı terk ederiz; ne diyeyim, haberi sonra duyarsın.
Kaçmanuz tîğu teberden çalışın din yolınaOl benüm boynuma ger varise anun zararı
Kılıç ve baltadan kaçmayın, din yoluna çalışın. Eğer zararı varsa o benim boynuma olsun.
Biz de ikdam iderüz varmağa bir gün ilerüGirü kalmaz "Budin"e her kimün olsa ciğeri
Biz de bir gün ileri varmak için gayret ederiz. Yüreği olan kimse Budin 'e gitmekten geri kalmaz.

Jorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo (24 Ağustos 1899 - 14 Haziran 1986), Arjantinli öykü, deneme yazarı, şair ve çevirmen.

Kimse yok senin yanında.   
Bana, kendim olmak yetiyor.
En büyük intikam kayıtsızlıktır.   
Hayatın kendisi özlü bir sözdür.   
Yankıyım, unutuşum, hiçliğim ben.  
Konuşmak, bir şey söylemek değildir.  
Ben de zaten bir düşüm, gelip geçici...   
Dünün insanı, bugünün insanı değildir.  
Yapayalnız bir güneşin de anısıyım ben.   
Nesneler, insanlardan daha çok yaşarlar.  
Uyumak, dünyadan çekip almaktır kendini.  
Bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir.  
Üstümüzde bir yerde büyümekte gaddar tarih.  
Cennet bana hep bir kütüphane gibi gelmiştir.   
Önemli olan okumak değil, yeniden okumaktır.  
Yaşam öylesine zavallı ki ölümsüz olmaya değmez.  
İnsan, ölülerle konuşurken, ölü olduğunu unutuyor.  
Ve zaman büküyor ikimizi de, Biz farkında olmadan...
Devlet nesnel, her türlü kişisellikten uzak bir kavram.
Gerçekler hayal değildir, ama hayaller gerçek olabilir.   
Kör ve yalnız bir adam yazmaktan başka ne yapabilir ki?  
Hayatının sahibi olan insan, ölümüne de sahip çıkmalıdır.   
Doğaüstü olan bir şey iki kez yinelenirse korkunçluğunu yitirir.  
Aşık olmak, hata yapabilen bir tanrı'sı olan bir din yaratmaktır.  
Zamana direnebilenler yalnızca zaman içinde yer almayanlardır.
Bir din için ölmek, onun için yaşamaktan kesinlikle daha kolaydır.
Yeryüzündeki bütün aynaları gördüm; hiçbiri, beni yansıtmıyordu.
Önemli değil mutluluğum ya da mutsuzluğum benim. Ben ozanım...
Ne arar insan tavanarasında dağınıklığı artırıcak bir şeyden başka?  
Cennetin bir çeşit kütüphane olacağını her zaman hayal etmişimdir.    
Sessiz sözcükler söyleyerek dua eden biri değil de, düşünen biri gibi.  
Evrensel tarih belki de birkaç metaforun değişik vurgularının tarihidir.
Ne zaman aynadaki yüze baksam, bilmiyorum hangi yüz bana bakıyor.   
En parlak başarılar sözcüklerle perçinlenmezse ışıltılarını kaybederler.  
Tek bir insanın yaptığı, sanki bütün insanlar tarafından yapılmış gibidir.
Bazıları, yazdıklarıyla övünebilir, bense okuduklarımla gurur duyuyorum.   
Okumak, yazmaktan öte bir iştir; daha uysal, daha uygar, daha entelektüeldir...   
Son yaklaştıkça, anımsanan birtakım imgeler kalmaz artık yalnızca sözcükler kalır.   
Eğer evrenin gerçek bir görüntüsüne sahip olabilseydik, belki de onu anlayabilirdik.   
Bazı gerçeklikler zihne o denli yakın ve açıktırlar ki onları görmek için bakmak yeterlidir.  
İnsan belleğinin ulaşamadığı Düşler ülkesine. Aklımın almayacağı parçalar kaldı bende...  
Kendi ölümümü düşünüyorum, kusursuz ölümümü, gömülecek kül kasesi ve gözyaşı olmayan.  
Diktatörlük rejimleri, baskı, biat ve gaddarlık doğurur. Ama en kötüsü, aptallığı yaygınlaştırmasıdır.
Yalnızlık bana acı vermiyor: insanın kendisini ve kendi davranışlarını hoşgörmesi zaten yeterince zor.
Ölümsüzlük anlamsızdır; insan dışında bütün yaratıklar ölümsüzdürler, çünkü ölümden habersizdirler.   
Belki çağdaşlarımız -her zaman- bize fazlasıyla benzerler, yenilik arayacaksak eskilerde daha kolay buluruz.
Tanıdığım bir kitabı tekrar okumanın bana, yeni bir kitap okumaktan daha fazlasını kazandırdığına inanıyorum.  
Edebiyat iletişimdir. İletişim ise hakkaniyeti gerektirir. Edebiyat, en nihayetinde kavuşulan çocukluğun ta kendisidir?  
Ne kadar uzun ve karmaşık olursa olsun, her hayat esasen tek bir andan ibarettir – kişinin kim olduğunu öğrendiği an.  
Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer, oturup saymazdım eski yanlışlarımı. Kusursuz olmaya çalışmaz, rahat bırakırdım yüreğimi.  
Edebiyat karşınıza ilginizi çekebilecek ya da bugün ilgi duymasanız da yarın okuyabileceğiniz başka bir yazar çıkaracak kadar zengindir.  
Eğer uzay sonsuzsa biz de uzayın herhangi bir noktasındayız demektir. Eğer zaman sonsuzsa biz de zamanın herhangi bir noktasındayız.  
Okur önemli çünkü kitap açılıp okunana kadar ölüdür. Ben kitapları yazıyorum fakat eğer anlaşılmazsa o kitap ölü olmaya devam edecektir.
Zaten önemli olan okumak değil, yeniden okumaktır. Şimdi batmış olan basımevleri insanoğluna en büyük kötülüğü yaptı, ve gereksiz metinleri başdöndürücü bir hızla çoğalttı. Evren ne yazık ki gerçek ben ne yazık ki Borges’im
Cennet ve cehennem bana oldukça aşırı geliyor. İnsanların yaptıkları bu kadarını hak ediyor olamaz.
Şüphe zekanın isimlerinden biridir.
Tek bir insanın yaptığı, sanki bütün insanlar tarafından yapılmış gibidir. Bu nedenle cennet bahçesindeki söz dinlemezliğin bütün insanlığı kirletmesi haksızlık sayılmaz; gene bu nedenle tek bir Yahudi'nin çarmıha gerilmesinin insanlığı kurtarmaya yetmesi de haksızlık sayılmaz. Belki de Schopenhauer haklıydı; ben başkalarıyım, her insan bütün insanlardır. Shakespeare de neredeyse, zavallı John Vincent Moon'dur.
(The Shape of the Sword)

Korkunç bir işe kalkışan kişi bir an için bunu çoktan tamamlayıp bitirmiş olduğunu hayal etmeli ve geri döndürülemeyecek bir gelecek olduğu düşüncesini kafasına çakmalı.
(Yolları Çatallanan Bahçe)
ANLAR (Arjantin-1985)
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  
İkincisinde, daha çok hata yapardım.  
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  
Çok az şeyi  
Ciddiyetle yapardım.  
Temizlik sorun bile olmazdı asla.  
Daha çok riske girerdim.  
Seyahat ederdim daha fazla.  
Daha çok güneş doğuşu izler,  
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  
Görmediğim bir çok yere giderdim.  
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  
Gitmeyen insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  
Eğer yeniden başlayabilseydim,  
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum…  

ÖLÜYORUM…

Boris Vian (d. 10 Mart 1920 - ö. 23 Haziran 1959), Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, gazeteci, senarist, oyuncu, eleştirmen, çevirmen ve maden mühendisi.

Gerektiğinde, gereksiz insanları hayatından çıkaramazsan; Hiç gerekmediğinde, sevdiğin insanlarla arana girebilir.
Kolay değildir, uğruna her şeyinizi verdiğiniz insana yabancı gibi bakmak.
Seni sevmeyene asla sabır gösterme. "Çünkü sabrının adı yüzsüzlük, fedakarlığın adı eziklik, sevginin adı kişiliksizlik olur.
Aşk bazen; Asla sahip olamayacağın birini sevmektir.
Her senin için ölürüm diyene öl deseydik keşke. Yalnız kalırdık belki ama; en azından ortalık çöplükten arınırdı...
Kadının bütün düşüncesi güzelliği üstünedir, erkeğinki ise güzelliğin peşinden koşmak üzerine. Hep bu ikili nedenden ötürü birbirlerini neden anlayamadıklarını hayatlarının sonuna kadar sorup dururlar.
Hiçbir çiçekçi dükkanının demir kepenkleri olmaz. Çünkü kimse aklına getirmez çiçek çalmayı.
En büyük günah, yüreğinin gerçekte hissettiğini inkar etmektir.
Ne kadar yürürsen yürü; arkanda bıraktığın yol kadar güçlü ve henüz yürümediğin yol kadar zayıfsın.
Bu saatten sonra sende fırtına bile kopsa, bende yaprak oynamaz.
Anı yoktur. Anıların kendisinden kaynaklanan, başka bir kişilikle yaşanmış, bir başka hayat vardır. Gerçek zaman, eşit saatlere bölünmüş, mekanik bir yapı değildir. Tüm bunların sonunda burnunuza gelen şey, "katmerli papatyaların ateşte yanan kalplerinin kokusu" olacaktır.

Bosna'da Müslüman oldukları için katledilen bir halk Avrupa'nın ve değerlerinin önünde soykırıma tabi tutulurken nihayet müdahale edebilen Amerika ve peşinden gelen Avrupalılar değerlerini kurtarmayı başaramayacaklardı. Zira soykırımın gerçekleşmesini seyrettikten sonra kurtardıklarını söyledikleri mazlumu cezalandıran, katili ödüllendiren bir anlaşma dayatmışlardı. — Akif Emre
Balkanlardaki gelişmeler umut vericidir. DAYTON Barış Antlaşması sonrası Bosna-Hersek’teki tarafların barış yolunda attığı adımlar yakından takip edilmeye ve desteklenmeye devam edilecektir. Bu çerçevede barış sürecine aktif katkılarımız ve Bosna-Hersek’in yeniden imar çabalarının desteklenmesine yönelik yardımlarımız sürdürülecektir. — Mesut Yılmaz (1996)
Bosna-Hersek’te bir insanlık dramı ve vahşet yaşanmıştır. Dünyayı dinlemeyen Sırplar, onbinlerce Müslüman Bosnalıyı katletmişlerdir. Sırpların giriştiği bu katliam, yanlarına kalırsa, bunun başka ülkelerde tekrarlanmaması mümkün değildir. — Süleyman Demirel
Bosna-Hersek’te büyük bir insanlık dramı cereyan etmiş ve uygarlık, maalesef, buna seyirci kalmıştır. Zorun, kaba kuvvetin ve vahşetin cezasız kalması ve hatta mükâfatlandırılması halinde, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı sistemlerinin çökeceğini dünyaya duyurmaya çalıştık. Boşnaklar ve Hırvatların birbirleriyle savaşa girmemesi için gayretler sarf ettik. — Süleyman Demirel

Şu anki (Bulgar) nüfusunun tabanı nedir?: Bir milyon Roman, 700.000 Türk ve 2½ milyon emekli. Bu GERB'in karşı karşıya olduğu durumdur. Ha bir de (AB'ye) kaçan bir 1½ milyonunuz? Oy vermeye ve kadroda yer almaya kalan "insan materyali" gerçekten de o kadar fazla değil. "Biz sana güveniyoruz" demek çok kolay.
(Chicago'da, Bulgar göçmenlerine seslenirken [1])
Kötü insan malzemesi.
(Türkler ve Çingeneleri kastederek)
Bulgaristan’da Bulgar, Türkiye’de Türk, Sırbistan’da Sırp vatandaşları yaşamaktadır. Bu yüzden sınırlar, ayrı devletler vardır. Kendini Türk hisseden, Türkiye’ye gitsin.
Kaddafi bizim paramızı çaldı. Çünkü bu 130 Milyon dolar onun cebine gitti. (Libya'da idama mahkum edilen 5 Bulgar sağlık görevlisinin kurtarılması için 2007 yılında Libya'ya 130 Milyon dolar ödendiğini hatırlatarak)
Bulgarlar o zaman (1995-1996) başkaları (diğer Avrupa ülkeleri) çalışırken grev yaptılar, barikatlar kurdular ve lastik yaktılar. Şimdi ise, diğer ülkeler kendi şehirlerini yakar ve problem çıkarırken biz çalışıyoruz
(Ağustos 2011 İngiliz isyanlarını kastederek)

Bozkurt (İngilizce özgün adı: Grey Wolf), İngiliz asker ve yazar H. C. Armstrong'un 1932 yılında yayımladığı Atatürk biyografisi. Atatürk'ün sağlığında yayımlanan ilk biyografisidir.

Bütün cadde ve sokakların kenarları sevinçle haykıran, gözyaşı döken, dua eden, Yunan korkusundan onları kurtardığı için diz çöküp Tanrı'ya şükreden insanlarla doluydu. Kapalıçarşı'nın sarsılan kemerleri altından geçerek kente girdi. Düşman! Rıhtımdan bir taş atımı kadar bile olmayan, cehennemi toplarıyla dev gibi yükselen, fakat hiçbir şey yapamayan, çaresizce demir atmış bekleyen Müttefik savaş gemileri işte oradaydılar. Karargâh olarak seçilmiş eve giden Mustafa Kemal'in yüzünde alaycı bir ifade vardı. Onların güçsüzlüğünde kendi gücünün büyüklüğünü görüyor olmalıydı.
Ahlaksız bir Arap'ın dini görüşlerinden oluşan İslam artık ölmüştür. Belki çöldeki göçebe kabilelerine uygun olmuş olabilir, ama gelişmekte olan modern bir ülke için değil. Dine ihtiyaç duyan bir yönetici korkaktır. Hiçbir korkak, yönetici olmamalıdır.
(Yazarın Atatürk'ün söylediğini iddia ettiği sözler.)
O, steplerde yaşayan Tatarların bir geri dönüşü, bir anakronizm, ilkel ve vahşi güce sahip biri, dünyaya gelmesi gerektiği çağdan çok geç doğmuş bir liderdir. Tüm Orta Asya'nın göçü sırasında doğmuş olsaydı, Bozkurt sancağı altında ve bir Bozkurt'un yüreği ve içgüdüleriyle Süleyman Şah'ın yanında at koşturuyor olurdu. Askeri dehası ile duyguların, bağlılık ve ahlaki değerlerin zayıflatamadığı acımasız kararlarıyla, ülkeleri fetheden, kentleri yakıp yıkan ve seferleri arasındaki barış dönemlerini zevk ve safâ âlemleriyle dolduran, vahşi akıncıların başında bir Timurlenk veya Cengiz Han olabilirdi.

Bozkırkurdu, Hermann Hesse'nin, toplumun sığ değer yargılarına ve kişiliksiz, yüzeysel yaşamına uyum sağlayamayan bir insanı anlatan romanı. 

(Bay Haller) Ortaçağ'daki acımasızlıklara ilişkin bir söyleşinin ardından bana demişti ki: "Bu acımasızlıklar gerçekte acımasızlık değildir. Ortaçağ'ın insanı bizim bugünkü yaşam üslubumuzu bambaşka açıdan değerlendirir, tümüyle acımasız, dehşet verici ve barbarca görüp aşağılardı! Her çağ, her uygarlık, her gelenek ve görenek, kendine özgü bir üslubu içeri, kendisine yaraşır  incelikleri ve sertlikleri, güzellikleri ve acımasızlıkları barındırır kendisinde, kimi acıları pek doğal karşılar, kimi kötülükleri, sabırla sineye çeker. Ne zaman ki iki çağ, iki uygarlık ve iki din birbiriyle kesişirse, işte o zaman insan yaşamı gerçek bir acıya, gerçek bir cehenneme dönüşür.
Bütün o büyük acılara mal olan değişimlerin sonunda pek küçük bir şey ele geçirebilmişsem, bedelini ağır şekilde ödemek zorunda kalmıştım. Bir değişimden ötekisine yaşamım daha sert, daha çetin, daha yalnız ve tehlikelere daha açık bir durum almıştı.
...Görün işte böyle insanlarız biz! Görün işte, böyledir insan! tüm şan ve şöhretler, tüm akıllılıklar, tüm ussal kazanımlar, insanlığın yücelik, büyüklük ve kalıcılığına yönelik tüm tabular yıkılıp gidiyor, maskaraca bir oyuna dönüşüyorudu!
...Hayır, Bozkırkurdu'nun bakışı çağımızın, çağımızdaki bütün o yapmacık işgüzarlıkların, bencil, açgözlü çabaların, kendini beğenmiş, sığ entellektüelliğin yüzeysel oyununun içine sızıyordu.
İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez. Ne anlamlı bir söz, değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, yüzmek için değil. Ve düşünmek istememeleri doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.
...Nietzche gibi biri bugünkü sefaleti bir kuşaktan çok daha fazla süre önce yaşamak zorunda kaldı; onun tek başına hiç anlaşılmadan yaşadığını bugün binlerce insan yaşamakta.
Senin hoşuna gidiyor, senin için bir değer taşıyorsam, senin için bir ayna oluşturuyorum da ondan; içimde bir şey var, sana yanıt veriyor, seni anlıyor. Aslında bütün insanların birbirleri için bu tür aynalar oluşturması, birbirlerine böyle yanıt vermeleri ve uyum göstermeleri gerekir, ama işte senin gibi antika kişilerin işine akıl sır ermiyor, hemen bir büyüklenmişlik içine sürüklenip kendi dışındaki insanların gözlerinde hiçbir şey göremez, hiçbir şey duyamaz duruma geliyor,onlara ilgi duymaktan çıkıyor. Böyle antika bir insan kendisine gerçekten içtenlikle bakan bir yüz gördü de bu yüzde bir yanıt gibi,bir akrabalık gibi bir şeyin varlığını sezdi mi, evet işte, bu kuşkusuz bir şenlik oluyor kendisi için.
Yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük.

Boğaziçi’nde her şey hoş, güzel görünür dışarıdan. Ancak Boğaziçi’nde “milliyetçi muhafazakâr” kimliği haiz iseniz barınmanız çok zordur. İlk zamanlar yüzüme kimse gelip bir şey söylemiyordu ama hissettiriyorlardı içten içe. Cuma namazına giderken bir öğrencim gelip, “Hocam sizi fişliyorlar, namaza gitmeyin” demişti. Bir gün bir başka öğrenci geldi ve odamda, “Hocam tarikatlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin de ilginiz var mı?” gibi sorular yöneltti bana. Tabii bir anda konuya girişinden ne yapmak istediğini hissettim. Allah’ın işi, o vakit cebindeki kasetli kaydedicide kaset sona gelmişti, tık diye ses geldi. Çık dışarı, dedim. 28 Şubat sürecine giderken yavaş yavaş maskeler düşmeye başlamıştı. İlk zamanlar üzerimdeki ders yükü azaltılmaya başladı. Ailemi geçindirmem lazım, paraya ihtiyacım var. Bu da mobingin farklı bir tarzı… Herkes yüzünü çevirmeye başladı. Hiç kimse muhatap olmuyor. Ders vermenize engel oluyorlar. En sonunda gelip yüzüme karşı, “Seni burada istemiyoruz, istenmiyorsun, anlamadın mı hâlâ?” dediler. Ondan sonra mecburen Boğaziçi’nden ayrılmak durumunda kaldım.
Mim Kemal Öke

Boğaziçi Üniversitesi'ne atanan rektör Melih Bulu'ya karşı 4 Ocak 2021 tarihinde başlayan öğrenci eylemi hakkında söylenen sözler.

LGBT, yok böyle bir şey. Bu ülke millîdir, manevidir ve bu değerlerle geleceğe yürümektedir. Eylemlerde öne çıkan LGBT teması için...
Şunu çok açık net söylemeliyim, sizler zaten tespit etmiş durumdasınız. Şu anda Boğaziçi Üniversitesi'ndeki olayları oradaki öğrencilerimizin bir olayı olarak tanımlamak, o şekilde kabul etmek mümkün değil. Bunun bir defa oradaki öğrencilerimizle yakından uzaktan alakası yok.
Şu anda Boğaziçi Üniversitesi'ndeki olayları, oradaki öğrencilerimizin bir olayı olarak tanımlamak mümkün değil. Oradaki öğrencilerimizle yakından uzaktan alakası yok. Bu işin başını siyasetin bir boyutu çekiyor, dün akşam dağdan beslenenlerin Kadıköy'de yaptığı çağrı ve gösteriler bunun açık ve net göstergesidir. Ana muhalefet partisinin başının üstlendiği görev ortadadır. Ortak hareket ettiği akademisyenler de maalesef işin içinde yer alıyor. Akademisyenler arasında bunu kabullenmeyenler de var, bu işe teşne olanlar da var. Bu ülke bir hukuk devletidir. YÖK'ün yetki alanı var, YÖK'ün yetki alanının olduğu yerde Cumhurbaşkanı'nın yetkileri var. Boğaziçi Üniversitesi'yle ilgili bundan önce iki rektör atadım. YÖK teklifini yapmıştır, ben de onadım, bunları ben yaptım. Şimdi de 9 aday geldi, Melih Bey'in atamasını yaptım. Melih Bey kimdir, iki farklı üniversitede rektörlük yapan insan. ODTÜ'den gelme, Boğaziçi ile ilişkileri olan bir insan, alanında başarılı bir arkadaş. Kendisini atamamızdan dolayı televizyon kanalları çıkmış 'istifa etsin'. Yürekleri yetse 'Cumhurbaşkanı da istifa etsin' diyecekler. Osman Kavala denen kişinin karısı da bu provokatörlerin içinde yer alan bir kadındır. Böyle nadide bir üniversitemizi, 'Alın istediğiniz gibi karıştırın' mı diyeceğiz? ABD veya Avrupa ne diyor 'Kınıyoruz'. ABD'ye şunu söylerim; seçim öncesinde ABD'deki olaylardan demokrasi adına hiç utanç duymuyor musunuz? Irkçılıkta tavan yaptınız zenci vatandaşları nasıl öldürdüler bunları nasıl izah edeceksiniz? Macron sesleniyor; sen önce Sarı Yelekliler meselesini hallet. Benim ülkemde böyle bir sıkıntı yok, biz huzurluyuz, rahatız. Ana muhalefet bunun içinde, dağdan beslenen HDP bunun içinde, ne yazık ki İP de bunun içinde. Bir daha Gezi olaylarıyla aynı yere getiremeyecekler. Boğaziçi Üniversitesi geri gidiyor. Melih Bey burayı ayağa kaldırma iddiasıyla gelmiş olan bir hocamız. 206 üniversitede sıkıntı yok. Kimse kalkıp da '206 üniversite, 207 Boğaziçi ne oluyor' diye duyuyor musunuz? İşi bilmeden konuşuyorlar; bunlar mikser. Oradaki yavruları teröre peşkeş çekmeyecekler. Siz kalkıp da rektörü odasını işgale yeltenirseniz, 'Hoşgeldin' demezler.

Sırtlarını ajanlara, zalimlere ve karanlık çevrelere dayamış olanlar evlat değil başı ezilmesi gereken zehirli yılanlardır. Yasa dışı eylemleri diğer üniversitelere teşmil etmek için kuyruğa girenler bunun bedelini acıklı şekilde ödemelidir.
Boğaziçi Rektörü kayyım değil, meşru ve hukuki tasarrufla atanmış bilim insanımızdır. Sayın Rektör asla istifa etmemelidir. Eğer aksi olursa üniversiteler tümden yönetilemez hale gelecektir. Rektörlük binasını ablukaya almaya, Rektör odasını basmaya teşebbüs suçtur.
Boğaziçi Üniversitesi’nde yasal ve meşru sınırlar çerçevesinde ataması yapılan rektöre itiraz edenlerin ana dinamiği, provokasyon merkezi, saldırı üssü marjinal örgütlerdir
Boğaziçi Üniversitesi’nde süregelen habis eylemler mutat ve kanuna muvafık bir Rektör atanmasına gösterilen eften püften tepkilerden maksat itibariyle farklı ve fazla anlamlar taşımaktadır. Türkiye’nin boğazını sıkmak isteyen provokatörler Boğaziçi’ne tutunmanın arayışındadır. Milletimizin hassasiyetleriyle oynamayı özgürlük, mukaddesatını hedef almayı demokrasi, toplumsal huzur ve sükûnetini baltalamayı eğitim hakkı gibi lanse ve servis eden iç ve dış mihraklar, devşirdikleri piyonlarla yasa dışı protestoları yaygınlaştırmanın amacındadır. 28 gündür ülkemizin gündeminde yer alan Boğaziçi Üniversitesi, demokratik bir hak arayışına veya masum bir öğrenci itirazına sahne olmamıştır. Bu üniversitenin kapısına öğrencinden başka her türlü haşarat ve anarşist gruplar sırayla yuvalanmıştır. Nitekim her şey ortadadır. Boğaziçi Üniversitesi’nin giriş kapısı kilitlenmişse, bunun nedeni terör örgütlerinin eylem ve manevra alanını daraltmak içindir. Mesele öğrenci ya da Rektör meselesi değildir. Asıl mesele üniversiteleri kapsayacak olası bir dalgalanmayı toplumsallaştırıp siyasallaştırmaktır.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Türkiye’nin sinir uçlarıyla oynanıyor. Bununla birlikte sabır ve tahammül kapasitesi test ediliyor. Üç beş şuursuz öğrenciyi paravan yapan terör örgütü mensupları ateşe körükle gidiyor. Eşkıyalar Boğaziçi’ne tutunarak ülkemize meydan okuyor. Öğrenci başka terörist başkadır. Aynısı Boğaziçi Üniversitesi’nde olduğu gibi, bu ikisi birbirine karışırsa, yani teröristler öğrenci kisvesine ve kimliğine bürünürse ne huzur ne de sükûnet kalacaktır. Bu işin şakası yoktur. Ağırlaşan meselenin hafife alınacak tarafı yoktur. Aydınım diye geçinen zavallılar, sivil toplum kuruluş hüviyeti taşıyan fırsatçılar, demokrasi ve hukuk sınırları içinde siyaset yaptığını zanneden gafiller tarihi yanlıştadır. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olaylara destek vermek geldiğimiz bu aşamada teröre destek vermektir. En son vuku bulan olaylarda 108 kişi emniyet güçlerimiz tarafından gözaltına alınmıştır. Bunlardan 101 kişinin söz konusu üniversiteyle ne bağı ne de bağlantısı vardır. Üstelik 79’u da DHKP-C ve TKP-ML örgüt üyesidir. Ne zamandır teröristler öğrenci olmuştur?

Boğaziçi’nde gözaltına alınanlardan 79’u DHKP/C, TKP-ML dahil olmak üzere terör örgütü üyesi. Mahkeme tarafından serbest bırakılan öğrenciler için...
Burası bir üniversite. Bir önceki seçimde üniversite rektörünü öğrenci mi seçti? Hayır. Adaylardan biri seçildi. Türkiye’nin en çok akademik yayın üreten en başarılı üniversiteler hangileri? Özel üniversiteler.
“Kayyım rektör” tabiri faşist bir yaklaşım. Siyasi bir yaklaşım. Üniversitenin kendi içini kapsayacak bir yaklaşım değil. Burada maalesef marjinal ve ideolojik çok uçlarda olanlar üniversiteyi merkeze çekmişler. Bu doğru değil. Bizim konuşacaklarımız onların başarılarıdır.
LGBT denilen tamamen Batı’nın Türkiye’ye pazarladığı gruplarla birlikte üniversitenin ortasına oturmuşlar. Milletin kutsalıyla senin ne işin var? Onları yapanların ailesi yok mu? Ne oldu demokrasiye, saygıya, çoğulculuğa? İnsanların inandıklarına kışkırtıcı şekilde yaklaşım doğru mu?

İlk baskısı 1995 yılında yapılmış olan bu roman Osmanlı İmparatorluğu'nun dönüşümünde rol oynayan II. Mehmed'in hayatını anlatan tarihi bir romandır. "Boğazkesen: Fatih’in Romanı", yayımlandıktan kısa süre sonra birkaç Batı diline de çevrilmiştir ve yayımlandığı diğer ülkelerde de geniş yankılar yaratmıştır.

Sultan Mehmed... otağdan çıktığında güneş doğmamıştı henüz... yıkıntıların arasından gökyüzüne baktı. Yıldızlar kaybolmak üzereydiler. Birden, ağarmaya başlayan gökyüzünde bir yıldızın kaydığını gördü. Bizans'ın sonunu haber veriyordu belki de.
Belki bu vahşetten tat alanlar, insanları öldürmeyi erdem sayanlar da vardı. Savaş zorunluydu. Dövüşmek bir onur sorunu, hatta bir sanattı. Ama doğal değildi. (Gürsel, 2007, s.35)

Gürsel, Y. (2007). Boğazkesen: Fatih'in Romanı. İstanbul: Doğan Kitap.
https://www.dogankitap.com.tr/kitap/bogazkesen
https://www.kafkas.edu.tr/dosyalar/sobedergi/file/02%20(14).pdf

Dilsizin dili yalancının dilinden iyidir.
Senin için yalan söyleyen, sana da yalan söyler.
İnsan taştan pek, yumurtadan zayıftır.
Şeytan bile söylendiği kadar kara değildir.
Muhammed dağa gitmiyorsa, dağ Muhammed’e gelir.
Bir gün olması, hiç olmamasından iyidir.
Zorluk yoksa kazanç da yok.
Sağlık yoksa zenginlik de yok.
Elindeki serçe, gökyüzündeki güvercinden daha iyidir.
Karı koca bile aynı yatakta farklı rüyaları görürler.
İyilik yap, iyilik bul.
Derin su temiz, sığ su ise bulanıktır.
Kimin evi neredeyse dünyanın merkezi de orasıdır.
Nerede duman varsa, orada ateş de vardır.
Yaşlıların çok olduğu yerde, çocuklar şımarık olur.
Düşün, sonra söyle.
Bir çiçekle bahar geçmez.
Sabah akşamdan akıllıdır.
Kedinin olmadığı yerde, fareler cirit atar.
Kadı dava eder, kadı yargılar.
Geldiği gibi gider.
Başkasının kuyusunu kazan, içine kendi düşer.
İhtiyacı olmayanı satın alan,ihtiyacı olanını da satar.
Söz dinlemeye vakti olmayanın, pişmanlık için çok vakti olur.
Soran hata yapmaz.
Erken kalkan çift şans yakalar.
Çok hırpalanan çok sevilir.
Son gülen iyi güler.
Aceleyle evlenenin pişmanlığı ağır olur
Okuyan bilir, tasarruf edenin malı olur.
Akşam yemeğini şarap ile yapan, kahvaltısını su ile yapar.
Kan su değildir.
Ev kilitliyse, kapalıdır.
Aşk kördür.
Umut fakirin ekmeğidir.
Tünelin sonunda her zaman ışık vardır.
Dostunuza dişleriniz göstermenizin en güzel yolu, gülümsemektir.
Saldırı en iyi savunmadır.
Alışkanlıklar iyi birer kul, ama kötü efendilerdir.
Aslana uyurken dokunma.
Körü körüne almak, inanmaktır.
Köpek köyü için değil kendisi için havlar.
Şafaktan önce gün ışımaz.
Bütün yumurtaları bir sepete koymayın.
Ev toprağın üstüne değil, kadının üstünde durur.
Çapasız ekmek olmaz.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Talihsizlik hiçbir zaman yalnız gelmez.
Mal bitti, arkadaş gitti.
Her parlayan altın değildir.
Yeni gün, yeni kazanç.
Bilgi bildiğini bilmek değil bildiğini paylaşmaktır.
İnsanoğlu her şeye doyar ama yaşamaya doyamaz.
Yalanın ayağı kısadır.

Cesur Yürek (İngilizce özgün adıyla Braveheart), Mel Gibson'ın yönettiği ve başrolünü oynadığı 1996 ABD yapımı film

Herkes ölür,ama herkes gerçekten yaşamaz.
Özgürlük! (idam edilmeden önceki son sözü)
İngiliz tarihçiler benim bir yalancı olduğumu söyleyecekler ama tarih, kahramanları asanlar tarafından yazılıyor.
Ben William Wallace, geri kalanlarınızın canı bağışlanacak. İngiltere'ye geri dönün ve onlara orada deyin ki; İskoçya'nın kızları ve çocukları artık sizin değil. Onlara İskoçya'nın özgür olduğunu söyleyin.

Özgür bir kalbin var. Onu takip edecek cesaretin olsun.
Kavga edebileceğini biliyorum, ama bizi insan yapan aklımızdır.

William Wallace: İskoçya'nın evlatları! Adım William Wallace!
Bir asker: William Wallace'ın boyu iki metredir.
William Wallace: Evet, duydum. Bütün düşmanlarını öldürüyormuş. Kendisi burada olsaydı gözlerinden ateş saçıp düşmanlarını yok ederdi, arkasından çıkan şimşekle onları yakardı.Ben William Wallace'ım ve bugün burada diktatörlüğe meydan okumaya gelmiş bir İskoç ordusu görüyorum. Özgür insanlar olarak savaşmaya geldiniz. Özgürlüğünüz olmazsa ne yapabilirsiniz? Savaşabilir misiniz?
Bir asker: Onlara karşı mı? Hayır! Buradan kaçıp yaşarız.
William Wallace: Evet, savaşırsanız ölebilirsiniz. Kaçarsanız biraz daha yaşayabilirsiniz. Ama bundan yıllar sonra yatağınızda ölümü beklerken, o yaşadığınız günleri bu günle değiştirmeyi hayal edeceksiniz. Bu fırsatı düşleyeceksiniz ve bu günlere dönüp şunu söylemek isteyeceksiniz. Hayatlarımızı alabilirler! Ama özgürlüğümüzü asla elimizden alamazlar! ÖZGÜR İSKOÇYA!

İngiliz Prensesi'nin adamı: (Latince) Bu adam yalan söylüyor majesteleri, sizi kandırmasına izin vermeyin!
William Wallace: (Latince) Ben yalan söylemiyorum ve kimseyi de kandırmadım!
(bir süre sessizlik olur)
William Wallace: (Fransızca) İsterseniz Fransızca da konuşabiliriz!

Breaking Bad, 2008-2013 arasında yayımlanmış ABD yapımı suç draması türünde bir televizyon dizisidir. Dizi, 50 yaşında ölümcül bir akciğer kanseri teşhisi koyulan Walter White (Bryan Cranston tarafından canlandırıldı) karakterini temel almaktadır. Walter, ailesine para bırakmak üzere geniş kimya bilgisini uyuşturucu ticaretine girmek ve kristal metamfetamin üretmek için kullanmaya karar verir. "Break Bad" ifadesi genellikle bir başkasının hayatı veya mutluluk pahasına, suç teşkil eden eylemlerinden birini gerçekleştirmek için daha önce yasal olan yaşam tarzına karşı çıkmak anlamına gelen bir Güneydoğu (Amerikan) argosudur.

1. sezon
2. sezon
3. sezon
4. sezon
5. sezon

Pilot [1.01]
Walter'ın doğum gününe gelen tüm davetliler birlikte Hank'ın geçen günlerde yaptığı laboratuvar baskınını sonrası röportajını izliyor.

Walter: Bu garip değil mi? O miktarda bir para?
Hank: Ele geçirdiğimiz en yüklü miktar değil bu. Yakalanana kadar karlı iş. Walt istersen seni de devriyeye çıkarırım. Baskını izleyebilirsin. Hayatına biraz heyecan katarsın.
Walter: Evet, bir gün.
Jesse: Beni nasıl buldun?
Walter: Hala sistemimizdesin (okul). Burası teyzene ait, değil mi?
Jesse: Bana ait.
Walter: Kimse seni aramıyor.
Jesse: Neden buradasın.
Walter: Merak ettim. Gerçekten, senden çok büyük beklentilerim yoktu ama metamfetamin. Bunu tahmin etmemiştim. Bu işte çok para var, değil mi?
Jesse: Neden bahsettiğini bilmiyorum.
Walter: Öyle mi?
Jesse: Bir fikrim yok.
Walter: Kaptan Cook? Bu sen değil misin? (arabanın plakasına bakar). Dediğim gibi, kimse seni aramıyor.
Jesse: Burada ne yaptığını sandığını bilmiyorum Bay White. Eğer bana dinime dönüp teslim olmama gerektiği hakkında bir konuşma yapacaksan...
Walter: Yapmayacağım.
Jesse: Lise uzun zaman önce bitti.Ve lisedeki hürmetli öğretmenim falan değilsin. Konuşma yapma.
Walter: Kısa bir konuşma. Bugün ortağını kaybettin. Adı neyse artık. Emilio muydu? Emilio hapse gidiyor. Narkotik bütün paranı ve laboratuvarını ele geçirdi. Elinde hiçbir şey yok sıfır.
Walter: Ama bu işi biliyorsun ben de kimya işini biliyorum. Belki de ikimiz ortak olabiliriz.
Jesse: Kristal meth mi pişirmek istiyorsun? Sen. Sen ve ben.
Walter: Aynen öyle. Ya bu ya da seni ihbar edeceğim.
The Cat's in the Bag [1.02]
Jesse önceki günlerde Walterla öldürdükleri adamın cesedini karavandan eve taşırken Skyler Jesse'nin evinin önüne gelir.

Skyler: Affedersin. Affedersin. Sen. Evet, sen. Seninle konuşabilir miyim?
Skyler Evin kapısından içeri girer ama cesedi görecek açıda değildir.

Jesse: Hey, hey, hey. Burası özel mülk.
Skyler: Bir dakika. Konuşmak istiyorum.
Jesse: Hayır, ilgilenmiyorum. Haydi.
Skyler: Bana dokunma. Bana dokunma.
Jesse: Tamam. Bak dokunmuyorum. Dokunmuyorum. Bak bayan, her ne satıyorsan, almıyacağım, 'yo.
Skyler: Adım Skyler White, 'yo. Kocam Walter White, 'yo. Bana her şeyi söyledi.
Jesse: Gerçekten mi?
Skyler: Evet. Ve bil ki kayınbiladerim narkotik idaresinde çalışır ve onu aramakta tereddüt etmem. Zorunlu kalmazsam. Anladın mı? Bu senin ilk ve tek uyarın. Kocama marihuana satma.
Jesse: Tamam.
Skyler: Ciddiyim. Evimizi arama artık. Ondan uzak dur, yoksa seni pişman ederim. Anladın mı?
Jesse: Sanırım, evet. Artık marihuana yok. Kafam bastı.
Skyler: Kafan bastı. Harika. Bu beni ilgilendirmez ama mesleğini değiştirmek isteyebilirsin.
Jesse: Tamam (başını sallayarak).
Cancer Man  [1.04]
Akciğer kanseri tedavisi için gittikleri randevunun sonrasında eve gelirler.

Walter: Sadece bunu biraz daha konuşmamız gerektiğini düşünüyorum, hepsi bu.
Skyler: Konuşacak ne var ki? En iyi tedaviyi göreceksin ve o en iyisi.
Walter: Para meselesi var. Cebimizden çıkacak 90,000 dolar. Belki daha fazla.
Skyler: Bir yolu var, Walt. Finansman var taksit planları var. Ben işe geri dönebilirim. Walt, her zaman bir yolu vardır.
Walter: Peki. Skyler, diyelim bir yolu var. O kadar parayı harcayacağız ve... (Tedavinin başarısız olacağı ihtimalini kastederek)
Walter: Seni onca borçla mı bırakacağım? Hayır, hayatım. Duyguların bizi yönetmesini istemiyorum. Belki tedavi doğru yol değildir.
Walter Jr.: Öyleyse neden ölüp gitmiyorsun. Vazgeç ve öl.
Crazy Handful of Nothin' [1.06]
Pete: Tuco, n'aber kardeşim?... Havalı yer. Çıktığından beri işi harbiden sıkı tutmuşsun.
Pete: Ne kadar oldu, bir yıl mı?
Tuco:Adamın bu mu?
Pete: Evet, Jesse. Cam satan arkadaş, sana bahsetmiştim.
Jesse: Selam, ahbap. Hakkında çok şey duydum.
Tuco: Buzu çıkar
Tuco methi Jesse'den alır. Methi kırar ve Jessiye bıçağın üstüne koyduğu kırık methi doğrultur.

Tuco: Bi fırt çek.
Jesse: Merak etme dostum, polis değilim.
Tuco: Çek dedim.
Jesse: Peki (çeker).
Tuco da methi kullanır ve mutlu bir şekilde konuşmaya başlar.

Tuco: WOAH. Bu hayaları bantlanmış katır gibi tepiyor bu. WOAH.
Tuco: Nereden aldın bunu?
Jesse: Ben yaptım.
Tuco: Yalan.
Tuco: Kime çalışıyorsun.
Jesse: Kimseye. Beraber çalıştığım bir ortağım var, ama hepsi bu.
Tuco: Pekala.
Tuco: Anlaştık.
Pete: Tuco seninle çalışır demiştim, bak.
Jesse: Güzel. Parasını söylemedim
Tuco: Tamam. Kaç para?
Jesse: Yarım kilo 35 bin.
Tuco: Sen biraz uçmuşsun, ese.
Tuco: Sorun değil telaşlanma, tamamdır. Tamam. Yürü, çık burdan.
Jesse: Para ne olacak?
Tuco: Alacaksın. Bu konsinye bir operasyon.
Jesse: 35 bin borç mu vermemi istiyorsun?
Tuco: Bana güvenmiyor musun?
Jesse: Hayır, hayır. Ondan değil. Sadece ben bu şekilde iş yapmıyorum.
Tuco: Şansına küs, anlaşma yapıldı.
Jesse:(Pete'e bakarak) Bu iş ayarlandı demiştin. Methin parası, nakit peşin.
Pete: İtiraz etme, ahbap. Tuco güvenilirdir.
Tuco sinirlenerek masaya bıçak saplar

Tuco: (Peteyi göstererek) Senin yavşak kıçının kefaletine ihtiyacm yok.
Jesse methi alıp Tuco'nun mekanından kaçmahya çalışır. Ama Tuco'nun adamları tarafından yakalanır.

Jesse: Yapmayın. Yapmayın.
Tuco: Tamam, bana bayağı temiz bir kristal getirdin.
Tuco: Paranı gerçekten peşin mi istiyorsun?
Tuco kasasından bir torbaya para doldurur ve Jessiye uzatır.

Tuco: Peşin.
Jessi tam parayı almak için uzanırken Tuco para torbasıyla Jessi'ye vuru ve onu dövmeye başlar.

Tuco: South Valley'de bendne başka kimse kristal satamaz, sürtük.
Jessi'nin yediği dayaktan dolayı hastanelik olduğunu öğrenen Walter Tuco'nun mekanına Tuco ile konuşmaya gider.

Tuco: Adın ne?
Walter: Heisenberg.
Tuco: Heisenber. Otur, Heisenberg.
Walter: Burada fazla kalacağımı sanmıyorum.
Tuco: Peki. Öyle olsun.
Tuco: Senin görüşmen. Konuşmaya başlayıp ne istediğini söylesene.
Walter: 50 bin dolar.
Tuco: Vay be. 50 bin? Bunu nasıl hesapladın?
Walter: 35 bin çaldığın meth için. 15 bin de ortağımın çektiği acı ve ızdırap için.
Tuco: Ortağın. (Gülerek) Evet, o sürtüğü hatırlıyorum. Demek babası sensin.
Tuco: Şunu iyi anlayayım. Senin malını çalıyorum... Kuryeni feci şekilde dövüyorum ve sen elini kolunu sallayarak gelip bana yine meth mi getiriyorsun.
Tuco: WAOV. Bu harika bir plan, ese.
Tuco'nun koruması: Harika.
Walter: Bir kısmını yanlış söyledin. (Masadan bir parça kristal alır) Bu meth değil.
Walter elindeki kristala yere fırlatır ve kristal Tuco'nun mekanında patlama yaratır.

Tuco: Aklını mı kaçırdın sen?
Walter: Öğrenmek ister misin? (Elinde kristal dolu poşeti fırlatma pozisyonunda tutarak)
Tuco: Hayır, Gonzo. Sakin ol.
Tuco: Hakkını vermeliyim, cesaretin var. Tamam, pekala. Sana paranı vereceğim.
Tuco: Ortağının bana getirdiği kristal var ya? Tijuana'da on dolarlık karıdan daha hızlı satıldı.
Tuco: Haftaya bana yarım kilo daha getir.
Walter: Para peşin.
Tuco: Tamam. Para peşin.
Tuco: Bazen paranı korumak için çalman gerekir. Birbirimizi anladığımız sürece sorun yok.
Walter: Yarım kilo kesmez. Bir kilo almak zorundasın.
Tuco: (Gülerek ve öksürerek) Ya, sahi mi? Hey, o meret ne?
Walter: Cıva fulminat ve bir tutam kimya.
Walter siren sesleri eşliğinde Tuco'nun mekanından ayrılır ve arabasına gider.

A No-Rough-Stuff Type Deal' [1.07]
Jesse ve Walter Tucoyla anlaşma yapacakları yere gelirler.

Walter: Ne?
Jesse: Hurdacı, ha. Tahmin edeyim, burayı sen mi seçtin.
Walter: Nesi var? Biz bizeyiz.
Jesse: Bu suç işlememiş birinin uyuşturucu randevusu fikri gibi."Bir filmde gördüm. Hey bana bak."
Walter: Ya. Peki sen nerede iş bitiriyorsun? Beni aydınlat.
Jesse: Bilmem mesela Taco Cabeza nasıl? Yaptığım anlaşmaların yarısı Taco Cabeza'da gerçekleşti. Hoş ve halka açık. 24 saat açık. Taco Cabeza'da kimse vurulmaz. Alışveriş merkezi neden değildi? Gap'te beklersin. Randevu saati geldi. Haki pantolonunu bırakıp gider bir orange julius portakal suyu alırım. Psikopat Tuco'nun gelip mallarımı çaldığı ve beni kanlar içinde ölüme terk ettiği kısmı atlamış olurum
Tuco'nun arabası hurdalıktaki buluşma yerine gelir

Walter: Dinle, burada olmak zorunda değilsin. Ciddiyim. İyiyim ben.
Jesse: Hayır, korkak değilim. İyiyim.
Tuco arabadan iner, Walter ve Jesse'nin yanına gelir.

Tuco: Bay temiz ve adamı. Sana ayar çekmek zorunda kaldığım için özür dilerim. Kusura bakma, ese almak için vermek zorundasın. Ta burada ne yapıyoruz? Alışveriş merezini kapattılar mı? Heisenberg, haydi, sökül.
Walter meth'i uzatır.

Tuco: Bu mu? Elindekinin hepsi bu mu?
Walter: Bazı üretim sorunları çıktı.
Tuco'nun arkadaşı 1: 0.53
Tuco: Seni oyuncu sanmıştım. Bana 2 paunt dedin. Şimdi de bu cikletlerle zamanımı mı harcıyorsun? (Tuco Walter'a para fırlatır.
Tuco: 17.500. Zamanımı boşa harcadığın için 500 eksik.
Walter: Hey, yapma.
Tuco: Ne, tartışacak mısın? Bir şey mi diyeceksin. İki küçük kaltak gibi iş yapıyorsunuz.
Walter: Hepsini istiyorum. 70 bin.
Tuco: Ne dedin sen?
Walter: Bu ürünü beğendin. Ve daha fazlasını istiyorsun. Bunu bir sermaye yatırımı olarak düşün.
Tuco: Bana bak, ihtiyar kel serseri. 52.500 25 puan kar.
Walter: Kar?
Jesse: Faiz, haftalık.
Walter: Tamam. Faiziyle 65.625 eder. 1,875 paunt eder.
Tuco: Hayır 2 paunt eder. Haftaya cuma. Üretim sorunu istemiyorum.
Walter: 4 paunt alabilir misin.
Tuco: Dinle ihtiyar laf iyi de bana borçlu olmak, işte o kötü. (Tuco parayı Waltera doğru fırlatır.)
Jesse: Sen şimdi ne yaptın?

Better Call Saul [2.08]
Walter: Tüm hayatımı korkarak geçirdim. Olacak şeylerden, olabilecek şeylerden, olmayacak şeylerden korkarak. 50 yılı böyl

A curiosidade matou o gato: Merak kediyi öldürür.
A melhor defesa é o ataque: En iyi savunma saldırıdır.
A mentiroso, boa memória: Yalancının hafızası iyi olmalı.
A união faz a força: Birlikten kuvvet doğar.
Antes só do que mal acompanhado: Kötü dosttansa yalnızlık yeğdir.
Amor, fogo, e tosse, A seu dono descobre: Aşk, duman ve öksürüğü gizlemek zordur.
A pressa é inimiga da perfeição: Acele işe şeytan karışır.
Ao bom varão, terras alheias pátria são: Büyük beyinler aynı düşünür.
As paredes têm ouvidos: Yerin kulağı var.
Água mole em pedra dura, tanto dá até que fura: Taşı delen suyun kuvveti değil damlaların sürekliliğidir.
Cada carneiro por seu pé pende: Her koyun kendi bacağından asılır.
Cão que ladra não morde: Havlayan köpek ısırmaz.
De boas intenções está o Inferno cheio: Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
De casta vem ao galgo ter o rabo longo: Armut dibine düşer.
"Diz-me com quem andas, dir-te-ei que manhas tens: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
Em terra de cegos, quem tem um olho é rei: Körlerin ülkesinde tek gözlü adam kraldır.
Enquanto há vida, há esperança: Yaşıyorsak umut var demektir.
Hoje por mim, amanhã por ti: Bugün bana, yarın sana.
Longe dos olhos, longe do coração: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
Mil amigos, pouco; um inimigo, demais: Bin dost az, bir düşman çok.
Não chore sobre o leite derramado: Dökülmüş sütün ardından ağlanmaz.
Não há pior cego que o que não quer ver: Görmek istemeyenden daha kör yoktur.
Não deixes para amanhã o que podes fazer hoje: Bugünün işini yarına bırakma.
Não se muda de cavalo no meio de banhado: Dereyi geçerken at değişilmez.
Nem tudo que reluz é ouro: Parıldayan her şey altın değildir.
Nunca Deus fecha uma porta que não abra outra: Bir kapı kapanır, diğeri açılır.
O passarinho ama o seu ninho: Bülbülü altın kafese koymuşlar: "Vatanım!" demiş.
Os cães ladram mas a caravana passa: İt ürür, kervan yürür.
Onde se ganha o pão, não se come a carne: Yemek yediğin yere pisleme.
O barato sai caro: Ucuz alan pahalı alır.
Quando o bem te chegar, mete-o em casa: Şans kapıyı bir kere çalar.
Quem espera, desespera: Umut fakirin ekmeği.
Voz do povo, voz de Deus: Halkın sesi Hakk'ın sesi.
Alışkanlıkları değiştirmede ölümün kokusu vardır.
Evlenmeden önce gözlerinizi dört açın, evlendikten sonra yarı yarıya kapayın.
Gençlere sor, onlar her şeyi bilir.
İnsanlar yaşadığı için değil, yaşamadıkları için yaşlanırlar.
İyi çırak, ustası yokken anlaşılır.
Ne iyi rüzgârlar ne de iyi evlilikler İspanya'dan gelir.
Sen değiştiğinde, talihin de değişir.
Tanrı eğri çizgilerle, doğru yazar.

Atomlardaki boşlukları tamamen yok edebilseydik, şimdiye kadar yaşamış bütün insanların vücutlarını oluşturan atomların tamamı bir beyzbol topuna sığabilirdi.
"Neden dahilerin çoğu vejetaryen sizce?" Sorusuna verdiği yanıt:
Kısıtlı deneyimlerimden gördüğüm kadarıyla, vejetaryenler genel olarak alışılmış olan, kabul edilmiş olan düzene meydan okumaya istekli insanlar. Dahası, kendi zevklerini, doğruluğuna inandıkları şeyler uğruna feda etmeye gönüllü kişiler. Bu benzer nitelikler, sanatta ve bilimde büyük devrimler yapmak için ihtiyaç duyulan nitelikler.
"Diğer bilim adamları neden vejetaryen değil sizce?" Sorusuna verdiği yanıt:
Ben de kendime sıklıkla neden büyük çoğunluğun vejetaryen olmadığını soruyorum. Sanırım cevap, çoğu insanın öteden beri gelen et yeme pratiğini sorgulamaması. Bu insanların çoğu, hayvanları ve çevreyi önemsiyor, bazıları derin bir şekilde hatta. Ama bir sebepten dolayı -alışkanlıkların gücü, kültürel normlar, değişime direnme- duyguların davranış değişikliğine dönüşememesiyle ilintili olarak ortada bir bağlantısızlık var.
"Vejetaryen olmak için size ne ilham verdi?" Sorusuna verdiği yanıt:
Kelimenin tam anlamıyla, annemin ben dokuz yaşındayken pişirdiği bir yemek -az etli domuz pirzolası- oldu. Pirzolalar, et ve etin direkt olarak geldiği hayvan arasındaki bağlantıydı. Dehşet içindeydim ve bir daha asla et yemeyeceğimi ilan ettim. Ve asla yemedim. Ardından vegan oldum. New York'un kuzeyindeki bir hayvan sığınağını ziyaret ettim ve süt endüstrisiyle ilgili destek vermeye devam edemeyeceğim ölçüde rahatsız edici olan çok fazla gerçek öğrendim. O günler zarfında tüm süt ürünlerini bıraktım.
Çocuklar, büyük müzisyenlere ve aktörlere hayranlık duydukları gibi büyük bilim insanlarına da hayranlık duyduklarında medeniyet bir sonraki seviyeye sıçramış olacaktır! 
Kozmoloji insan türünü cezbeden en eski konular arasındadır. Bunda şaşacak bir şey yok. Bizler öykü anlatıcılarıyız; hangi öykü yaratılış öyküsünden daha görkemli olabilir? Geçtiğimiz birkaç bin yıl boyunca dinsel ve felsefi gelenekler, her şeyin -evrenin- nasıl başladığına ilişkin çok sayıda açıklamayla varlıklarını hissettirdiler. Bilim de uzun süren tarihi boyunca kozmolojiyle ilgilendi. Ama modern bilimsel kozmolojinin doğuşunu başlatan olay Einstein'ın genel göreliliği keşfetmesidir.
Eğer Einstein genel göreliliğin özgün denklemlerine güvenmiş olsaydı, evrenin genişlemekte olduğunu, gözlemsel olarak keşfedilmesinden on yıldan daha uzun bir zaman önce kuramsal olarak bulmuş olacaktı. Elbette bu, tüm zamanların en büyük keşiflerinden biri -hatta en büyük keşfi- olabilirdi. Hubble'ın elde ettiği sonuçları öğrendikten sonra Einstein, kozmolojik sabiti düşündüğü gün pişman oldu ve bu sabiti genel görelilik denklemlerinden çıkardı. Herkesin bu hazin olayı unutmasını diledi ve on yıllar boyunca herkes unuttu da.
Fizikçiler,eğer bir kuramın başarısı bazı özelliklerin açıklayamadığımız ayarlanma şekillerine son derece bağlı ise, o kuramın doğal olmadığını kabul ederler.
Geçmiş, günümüz ve gelecek elbette farklı varlıklarmış gibi görünürler. Ama bir zamanlar Einstein'ın söylediği gibi, "biz ikna olmuş fizikçiler için geçmiş, günümüz ve gelecek arasındaki fark yalnızca ısrarlı bir yanılsamadan ibarettir." Gerçek olan tek şey, uzay-zamanın tamamıdır.
Özgür irade var olduğuna inanabileceğimiz, kullanışlı bir özelliktir. Ancak büyük ihtimalle de illüzyondan ibarettir.
Newton'dan yirminci yüzyılın devrimci keşiflerine kadar kaydettiğimiz ilerlemelerin çoğu, gösterişli bir şekilde kesin kuramlar öngörülerin deneylerce doğrulanması şeklinde ortaya çıkmıştır. Ama 1980'lerin ortalarından bu yana, kendi başarımızın kurbanı olduk. Kavrayışımızın sınırlarını durmak bilmeksizin daha ötelere itmesiyle kuramlarımız, çağdaş teknolojimizin erişemediği alanlara girdiler.
Fizik yasaları evrenin lazeri gibi çalışarak evrendeki gerçek süreçleri -ince ve uzak bir yüzeyde yer alan süreçleri- aydınlatır ve gündelik hayatımızın holografik yanılsamalarını üretir.

Gerçekliğin ne ölçüde geniş olabileceğini düşünmek bile insanın kibrini kırmaya ve coşku vermeye yetecektir.
İçine gömüldüğümüz simsiyah,soğuk ve bilinmeyen evrendeki ıssız noktamızdan bakarak edindiğimiz anlayışın derinliğidir gerçekliğin enginliğinde yankılanıp bizi önemli kılan.

Avrupa’da Amerikanlaşmayan bir şehre yolculuk yapmak gerçekten heyecan verici.
(İstanbul için)
Bana göre kilise tamamıyla dar kafalılar için...
(2007 yılında bir röportajı sırasında)
Ben reddedilmiş, itilip kakılmış bir çocuk olmasaydım muhtemelen bir rock yıldızına dönüşüp, bu duyguyu topluma yöneltmek istemezdim. Hristiyan okuluna gitmemiş olsaydım bu kadar tepki gösterip bugün inandığım şeyler konusunda bu kadar açık fikirli olmayabilirdim. Bunlar bugün benim sahnedeki performansımı çok kesin hatlarla etkiledi.
Bir sürü talk show seyrederim ve kadın Hollywood yıldızlarıyla seri katilleri aynı potada eritmeleri, her şeyi sansasyonel haber düzeyine indirgemeleri beni çok şaşırtır.
Eğer o zaman müziği keşfetmeseydim şimdiki durumum çok daha farklı olurdu ve büyük ihtimalle çok daha karanlık. Jeffrey Dahmer ve Richard Ramirez gibi seri katillerin yaşamlarını okudum ve onları anlayabiliyorum. Onların nereden geldiklerini ve ne yaşadıklarını anlıyorum ve aramızdaki fark benim bir dereceye kadar kendimi ifade edecek bir çıkış yolu bulmuş olmamdan başka bir şey değil. Onlar bunu yapamadılar. Belki de yaptığımız tek şey bir yardım ve ilgi çağrısıdır yalnızca, tek fark ise bu çağrının aldığı biçim.
Dini öğretide en basit haliyle Şeytan ve Tanrı vardır. Şeytan insanlar için her zaman daha çekici bir karakterdir. Ben büyürken her hikâyede şeytan en çok hoşlandığım kişiydi, çünkü en kolay onun kimliğini saptayabiliyordunuz. Bu günlerde müzik dünyasında seks, uyuşturucu ve rock’n roll yaşam tarzını temsil eden kimseyi bulmak çok zor, çünkü herkes "etik" olmak istiyor. Bir rock yıldızı, olması beklendiği gibi olduğunda bunun için özür diliyor. Oysa insan hayattaki duruşunun sorumluluğunu da taşımak zorunda.
Kölesi değilim var olmayan bir Tanrının, kölesi değilim umurumda olmayan bir dünyanın.
("The Fight Song" parçasından.)
Ve umarım ben Hristiyanlığı sona erdirmiş adam olarak anılacağım.
(Spin dergisi, Ağustos 1996)
Düşüncelere sahip olmaktan korkmayan, başkalarını da düşüncelere sahip olmaya zorlayan biri. Bir düşünce teröristi. Zaten bu yüzden Amerika'daki muhafazakar sağ kanadın ve fanatik dincilerin boy hedefiyim. Çünkü düşünce onları korkutuyor. Bireye tahammülleri yok. Düşünen bir bireyden ürkütücü gerçekleri, ne kadar ikiyüzlü olduklarını duymak istemiyorlar.
Herkes Marilyn Manson için bir şeyler diyor. Ya siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? sorusu üzerine.
Günahlarından zevk al, onlar seni dünyanın geri kalanından ayırandır, seni özel yapandır.
Eğer senin için doğru olan hayatı yaşadığını hissediyorsan, diğer insanların standartlarının ne olduğunun hiçbir önemi yoktur.
Hakkımdaki en korkunç şey, benim bireyselliğe teşvik etmeye çalışmam. Bu onlar için korkutucu çünkü, birçok insan sorumluluk kabul etmeyi sevmiyor. Herkes istediği her şeyi söyleyebileceği ve yapabileceği bir ülke ister ama kimse bununla birlikte gelecek sorumlulukları kabul etmek istemiyor. Bunun için Rock müziği, filmleri ve televizyonları suçlayamazsın. Sorumluluklarını kabul etmek zorundasın.
Her zaman bireyin zeki olduğuna inandım. Aptal olan insanlardır.
Eğer bir sanatçının inançlarını yıkabileceklerini düşünüyorlarsa, inançları çok hassas olmalı.
Aptallarla dolu bir dünyada yaşadığında normal olmak zordur.
İnsanları ne düşündüklerini umursuyorum ancak bunlar tarafından yönetilmiyorum. İnsanların kesin şeyeler düşünmesini istiyorum ama sanat, bir emrin, açıklamanın veya cevabın parçası olmamalı, bir soru işareti olmalı. Bazı şeyler senin hissettirdiklerini oluşturmalı.
Bir kâğıt parçası ve kalemle birçok şey yapabilirsin. Onunla birilerini yaralayabilirsin, aşk mektubu yazabilirsin, resim çizebilirsin, kıçını silebilirsin, kâğıt parçaları yapabilirsin. Burada çok fazla opsiyon ar bu sadece senin yaratıcılığınla ve bu yaratıcılıktan geleceklerle sınırlıdır.
Psikiyatriye karşıyım. Zihin/ruh üzerinde çalışıyorum. Kendimi analiz ediyorum. Kimse benim hakkımda, kim olduğuma ve ne yapmam gerektiğine karar veremez. Benim hakkımda karar verecek olan kişi benimdir. Kendine inanmak ve kararlı olmak zorundasın. Eğer değilsen her şey seni kıracaktır. Eğer hiçbir şey yapamıyorsan bu yüzdendir.
Eğer gerçek arkadaşını bulmak istiyorsan bir gemiyi batır. İlk atlayanlar senin gerçek arkadaşın değildir.

Britney Jean Spears (d. 2 Aralık 1981), Amerikalı pop müzik sanatçısı, dansçı, ve sinema oyuncusu.

Her zaman kuzenimi ararım çünkü biz çok yakınız. Biz kardeş gibiyiz ve birbirimize yakınız çünkü annelerimiz de kardeş.
Her gece bir kitap okurum ve aklım beni strese sokan şeyleri düşünmeyi durdurur.
Sundance film festivali saçma, filmleri seyrederken düşünmek zorundasınız.
Bence hala temiz yaşıyorum. Eve gidip seks partileri vermiyorum. Her zaman olduğum aynı kişiyim ben.
Dürüst olmak gerekirse biz başkanımızın (George Bush) yaptığı bütün kararlarda ona güvenmeli ve destek olmalıyız, olabilecek şeylere güvenmemiz gerek.
Bebekliğimde hep radyodan şarkı söyler ve odanın her tarafında sürekli dans ederdim.
Saçlarım daha kalın olsun isterdim ve dişlerimin daha hoş olmasını. Ayaklarım gerçekten çok çirkin. Kulaklarım da daha küçük olsun isterdim. Ve burnum da biraz daha küçük olabilir.
Moralimi bozacak ya da uyumamı engelleyecek bir olay yaşadığım bir günün akşamı uyumam imkansızdır.
Kimseye açamadığım üzüntülerim, heyecanlarım var. Sırlarımı şarkı sözü yazarak hayranlarıma açıyorum.
Ben eskiden aşkın ömür boyu sürebileceğini düşünürdüm ama artık bu konudaki düşüncelerim çok değişti. Justin'den sonra anladım ki insanlar gibi aşk da değişebiliyormuş.
Bence dünyanın %90'ı gazetelerin ve medyanın son zamanlarda benimle ilgili fazla ileri gittiğine hemfikirdir.
Sanırım her zaman kendim gibi olmaya devam edeceğim ama bence her gün değişiyoruz ve kendimizi farklı şekillerde ifade ediyoruz. Ben kesinlikle Anti-Britney değilim. Şimdiye kadar yaptığım her işi seviyorum. Egosu yüksek biri kesinlikle değilim ama o zamanlar böyle hissediyormuşum ki öyle davranmışım, o zamanlar inandıklarım bunlarmış ki yapmışım. Bu yüzden kesinlikle geçmişte yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymuyorum.
Şimdi herkes dönüp geçmişe bakıyor ve bana gelip "Önceden sahip olduğun tatlı imajın nereye gitti?" diye soruyor. Ben de onlara, "O zaman da çok fazla kışkırtıcı olduğumu iddia etmiştiniz." diyorum. Görüyorsunuz, asla kazanamıyorum. Ne yaparsanız yapın, günün sonunda herkesi memnun edemiyorsunuz. Zaten ben de kimseyi memnun etmek için burada değilim.
Ne kadar mı harikayım? Tatlım ben kendime on üzerinden dokuz verirdim!

Washington’daki bir evsiz yurdunda 6 yıl boyunca çalıştım ve maymunları kokaine ve eroine bağımlı yapmak için binlerce dolar harcanırken uyuşturucu bağımlılarının  6-18 ay tedavi bekledikleri gördüm.
Hayvan özgürlüğü iyimser bir hareket. Biz Jeremy Bentham’la birlikte ‘toplumun nefes alan her şeyi kapsayacak şekilde gelişeceği bir zamanın geleceğine,’ inanmaktayız. Biz Dr. Martin Luther King’le birlikte tarihin kavisinin geniş olduğuna ancak onun adalet ve merhamete doğru kıvrıldığına inanmaktayız (King’in karısının ve oğlunun, Coretta ve Dexter Scott King, vegan olmaları bunu kanıtlayacak niteliktedir). Biz toplumun ilerde insan kibiri ve hayvanlara yönelik işkenceye şu an kölelik ve diğer gaddarlıklara baktığımız da hissetiğimiz tiksinti ile bakacağına inanıyoruz. 
Eğer biz insanları farelere, kedilere, köpeklere, domuzlara, tavuklara ve hindilere zarar vermemeleri konusunda ikna edebilirsek, onlar elbette ki dönüp de insanlara zarar vermeyeceklerdir. Kendini insanlığa adamış birçok kişi, Albert Schweitzer’den Ellen White’a kadar, Louisa May Alcott’tan Albert Einstein’a kadar, hayvanları yediğimiz ve diğer şekillerde işkence ettiğimiz sürece barışın mümkün olmayacağını hissetmiştir.
Ekinleri hayvanlara yedirip sonra hayvanları yemek, suyu lağımdan geçirip içmeye benzer.
Eğer et yiyorsak, insanlara hayvanlarla seks yapması için para veriyoruz demektir. Kendimiz yapsak veya başka birine yapması için para da versek, bu bizim adımıza yapılmıştır ve sorumlusu da biziz. Et yemeyi tercih eden biri her defasında hayvanlara tecavüz eden insanlara şöyle der: ‘Evet, tekrar yap. Evet, tekrar yap. İzin veriyorum.’ 
Albert Einstein ve Leo Tolstoy ahlâkın temel özünün, gücümüzü masum ve zayıflara karşı nasıl kullandığımızla ilgili olduğunu söylemişti. Tolstoy, durumu “vejetaryenizm insancıllığın köküdür” diyerek özetliyordu. Einstein bizi diğer türlerden daha üstün gören insanın kendini beğenmişliğinden dem vurarak diğer canlıları sömürmemize yönelik meşrulaştırmalara ”bilince yönelik optik bir yanılsama” adını veriyordu. Einstein, görevimizin, merhamet çemberimizi büyüterek kendimizi bu hapisten kurtarmak olduğunu biliyordu. Gerçekten özgür olmak için toplumumuzun şu anda geçerli olan etik normlarının ötesine geçmek zorundayız. Kendini savunamayan bir kurbanın cesedini yemeye devam ederken iyi bir insan olduğumuzu nasıl iddia edebiliriz ki?

Bruce Jun Fan Lee ya da Lee Jun Fan (d. 27 Kasım 1940, San Francisco – ö. 20 Temmuz 1973, Hong Kong), Çinli oyuncu ve Jeet Kune Do savunma sanatı ustası.

Sözleri

Aptalın, bilge bir cevaptan öğrenebileceğini bilge bir adam aptal bir sorudan öğrenebilir.
Bir hedefinizin olması, o hedefe her zaman ulaşacağınız anlamına gelmez; çoğu zaman hedef sadece nişan alacağınız bir yerin olmasını sağlar.
Kullanışlı olana uyum sağlayın, kullanışsız olanı reddedin ve özellikle size ait olanlarla harmanlayın.
Şartların canı cehenneme, ben fırsatları yaratırım.
Ben uyumaya inanırım.(Erkek kardeşi Robert Tanrıya inanıp inanmadığını sorduğunda ona cevabı.)
Bilgi bize güç verir; ancak saygıyı karakterinizle kazanırsınız.
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır -Ona karşı tetikte ol! Bilmeyen ve bilmediğini bilen, basittir -Ona öğret! Bilen ve bildiğini bilmeyen, uyuyordur -Onu uyandır! Bilen ve bildiğini bilen, bilgedir -Onu takip et!
İyi bir dövüş ustası sinirlenmez, hazırlanır. (Ejder Kalesi (1973), Tapınağın daha eski bir üyesiyle konuşmasından.)
İnsan, yaşayan bir canlıdır, kendi bireyini yaratır, bu (kendi oluşumu) herhangi bir tarz veya sistem oluşturmasından daima daha önemlidir.
Kendimi ne olarak düşünmek istediğimi biliyor musun? Bir insan olarak. Çünkü, Konfüçyus'un dediği gibi "Ancak gökyüzünün altında, mutlulukların altında bir tek aile bulunur. Sadece onu meydana getiren kişiler farklıdır."(Bruce Lee: Son Röportaj (1971))
Sadelik, mükemmelliğe giden yoldur.
Sana ben iyiyim dersem, muhtemelen kendimi övdüğümü söyleyeceksin; ama sana ben iyi değilim dersem, yalan söylediğimi bileceksin.
Sınırlar yoktur. Vadiler vardır, ancak orada kalmamalısın, onlardan öteye ulaşmalısın.
Soyut evrenin gerçek gücünü gösterir. O somut olanın tohumudur.
Tahtalar karşı vuruş yapmaz.(Ejder Kalesi (1973), Bruce Lee'nin karakteri bunu "Oharra"nın yumruğuyla tahtayı parçamasından sonra Oharra'ya hitaben söyler.)
Tümüyle dürüst olmak gerekirse, gerçekten hayır.(Gazeteci Alex Ben Block tarafından Tanrıya inanıp inanmadığı sorulduğunda).
Zihnini boşalt. Su gibi formsuz, şekilsiz ol. Şimdi, suyu bir bardağa doldurursan, su bardak olur. Onu çay demliğine doldur, o zaman su çay demliği olur. Bak, su akar, yayılır, damlar ya da parçalanır. Su gibi ol dostum.
Diğer

Sadelik, mükemmelliğe giden yoldur.
Gerçek yaşam başkaları için yaşamaktır.
Zihnini boşalt. Su gibi formsuz, şekilsiz ol.
İyi bir dövüş ustası sinirlenmez, hazırlanır.
Hava yapmak aptalların zafer düşüncesidir.
İstediği yere konamayan bir kuş, havada esirdir.
Bir şeyi sahiplenme duygusu, önce kafada başlar.
Siz kabullenmedikçe, asla yenilgi diye bir şey yoktur.
Konsantrasyon, bütün üstün yeteneklerin temelidir.
Kötü (cehennem gibi) durumlardan fırsatlar yaratırım.
Bilgelik size güç verir ama karakterli olmak saygı getirir.
Bilgi bize güç verir; ancak saygıyı karakterinizle kazanırsınız.
Yarın gaf yapmak istemiyorsanız, bugün doğruları konuşun.
Başarılı insan mükemmel odaklanmaya sahip sıradan insandır.
Hayatın sınırları değil, sadece aşılmayı bekleyen bayırları vardır.
Kolay bir hayat dilemeyin. Zor olana dayanabilecek güç isteyin.
Bilmek yetmez harekete geçmeliyiz. İstemek yetmez yapmalıyız.  
Soyut evrenin gerçek gücünü gösterir. O somut olanın tohumudur.
rüzgârı içeri davet edemezsiniz, ama pencereyi açık bırakabilirsiniz.
Akan su asla yosun tutmaz; o yüzden sen akmaya devam etmelisin.
Büyük girişimler, düşseniz bile (başarısız olsanız bile), muhteşemdir.
Ölümsüzlüğe giden yol, hatırlanmaya değer bir hayat yaşamakla başlar.
Hatalar affedilmez değildir; yeter ki onları kabullenecek cesaretiniz olsun.
Acılar, en iyi eğitmendir. Gözyaşı, teleskoptan daha uzak ufukları gösterir.
Günlük artış değil, günlük azalış önemlidir. Önemsiz olanlardan kurtulun!
Kendini tanımanın en iyi yolu, başkalarıyla birlikte eyleme geçmekte yatar.
Öğrenileceklerin sonsuz olduğu dünyamızda 'üstad' kelimesine inanmam.
Eğer bir konu hakkında çok düşünürseniz, onu gerçekleştirecek vaktiniz kalmaz.
Yaşamı seviyorsanız, zamanınızı boşa harcamayın. Çünkü yaşamın özü, zamandır.
Ben sizin beklentilerinize göre yaşamak için bu dünyada değilim, siz de benimkilere..
Kendi prensiplerinizin önünde eğilin, başkasının prensipleri sizi boynunuzu bükmeden.
Korku, belirsizlikten ileri gelir ve içimizdeki korkuyu ancak kendimizi daha iyi tanıyarak yenebiliriz.
Yenilgi bir düşünce biçimidir; yenilgiyi bir gerçeklik olarak kabul etmedikçe kimse yenilmiş değildir.
Hedefler her zaman ulaşmak için değildir, çoğunlukla sadece daha güçlü tırmanmaya yardım eder.
10,000 farklı tekmeyi çalışan kimseden korkmam ama bir tekmeyi 10,000 kez çalışandan korkarım.
Akıllı insan aptal bir sorudan, aptal bir insanın akıllı bir cevaptan öğrenebileceğinden daha çok öğrenir.
Her zaman kendiniz olun, kendinizi anlatın ve kendinize inanın, başarılı bir karakter görüp onu kopyalamaya çalışmayın.
Niyetiniz yüzme öğrenmekse, direkt suya dalın. Karada durmaya devam ettiğiniz sürece, hiçbir düşünce size yardım edemez.
Yenilgi, sadece bir algı halinden ibarettir. Yenilgiyi bir gerçeklik olarak kabullenmediği sürece, kimse gerçekten yenilmiş sayılmaz.
Bir yere gitmek için başkaları tarafından belirlenmiş yollar sizin değiştirememeniz üzerine kuruludur ama gerçek, o yolların dışında.
Öğretmen size gerçeği sunan kişi değildir. O sadece bir kılavuzdur. Onun işaret ettiği gerçeği, her öğrencinin kendi başına bulması gerekir.
En katı ağaç, aynı zamanda en kolay kırılan ağaçtır. Buna karşın bambu ve söğüt ağaçları, rüzgâra göre eğilerek hayatta kalmayı başarırlar.
Yararlı olan ne varsa özümseyin; olmayanları ise hayatınızdan çıkarın. Ve bu formüle tamamen kendinize özgü olan birşeyler de ilave edin.
İster kabullenin ister kabullenmeyin, içinde bulunduğunuz şartlar, tamamen size bağlı. Siz kabullenmedikçe, asla yenilgi diye bir şey yoktur.
Her zaman kendiniz olun, kendinizi ortaya koyun ve kendinize inancınız olsun. Sakın dışarıdaki dünyadan başarılı bir kişilik seçip, onu taklit etmeye kalkmayın!
Sonuçta başarılı veya başarısız olmak değildir önemli olan, bunların insanın kişiliğinde yarattığı etkilerdir. İnsan cesaretini kaybetmediği sürece yenilmiş sayılmaz.
Şüpheciler “insanlar uçamaz” dediler, yapanlar; “belki, ama biz deneyeceğiz”. Ve en sonunda sabahın kızıllığında yükselirken inanmayanlar arkalarından seyrettiler.
Yararlı olana adapte ol, yararsızı reddet ve özellikle sana ait olanları ekle. Mutlu ol ama asla yetinme. Başarısızlıktan korkma. Başarısızlık değil ama düşük hedef suçtur.
Eğer yaptığınız her şeye bir limit koyarsanız, fiziksel ya da değil, bu işinizin ya da hayatınızın her yerine yayılır. Limitler yoktur. Sadece işlerin zorlaştığı zamanlar vardır ve beklemeyip sadece onları aşmalısınız.
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen, aptaldır -Ona karşı tetikte ol! Bilmeyen ve bilmediğini bilen, basittir -Ona öğret! Bilen ve bildiğini bilmeyen, uyuyordur -Onu uyandır! Bilen ve bildiğini bilen, bilgedir -Onu takip et!
Zihnini boşalt. Su gibi formsuz, şekilsiz ol. Şimdi, suyu bir bardağa doldurursan, su bardak olur. Onu çay demliğine doldur, o zaman su çay demliği olur. Bak, su akar, yayılır, damlar ya da parçalanır. Su gibi ol dostum.
Her birimizin içinde savaş verdiğimiz şeytanlar vardır. Bunlar korku, nefret ve öfkedir. Bu şeytanları yenemezseniz, 100 yıllık hayat bir trajediden ibarettir. Yok eğer alt etmeyi başarırsanız, tek günlük bir hayat bile zafer sayılır.

Bruce Lee bir süper kahramandı. Ben Bruce Lee'yi seviyordum ama onun gölgesi olmayı da istemiyordum, bu yüzden kendimi kanıtlamak için bu filmlere başladım. Bruce Lee bir kahramandır, ben değilim. Ben her zaman hayata gülerim. Bruce Lee, güçlü bir tekme savurur, ben ıskalarım. O müthiş bir yumruk yapıştırır, ben gene ıskalarım. Kısacası ben Bruce Lee'nin tam zıddı oldum.
Jackie Chan

Bruno Schulz (12 Temmuz 1892 - 19 Kasım 1942), Polonyalı yazar, sanatçı, edebiyat eleştirmeni ve sanat öğretmeni.

Bile isteye göz kırpan gizli gözlerin, duvardaki çiçeklerin arasında açılan uyanık kulakların ve gülümseyen karanlık ağızların işbirliğini görmeden sezerdi.
Deliren çıldıran zamanın, olayların tekdüzeliğinden kopup kaçak bir serseri gibi tarlalarda bağırarak koştuğu bir andı. Öyle anlarda yaz çığırından çıkar, delice bir dürtüyle her yandan evrenin tümüne yayılır, bilinmedik, çılgın bir yöne doğru ikiye-üçe katlanarak giderdi.
Bana hem bakıyor hem bakmıyor, beni hem görüyor hem görmüyordu.
Boş ihmal edilmiş odalar onu onamıyor, eşyalar, duvarlar ona sessiz bir eleştiriyle bakıyorlardı.
Dürtüler genellikle kestirmeden gitme, daha kısa, ama az bilinen bir yolu kullanma biçiminde masum bir istekle başlar. O ana dek hiç geçilmemiş olan yan sokaklardan geçip karmaşık bir yürüyüşü kısaltınca, insanın önüne oldukça çekici olanaklar çıkabilir. Ama bu kez her şey değişik başladı.
Görünmeyen varlığın aydınlattığı bulutların, o kuştüyü yatakları altında gömülmüş duran ayı bekleyen hala çok uzun bir yolculuk var gibiydi; ay, karmaşık göksel işlemlere dalmıştı, henüz gün doğumunu düşünmüyordu.
Burası bir sanayi ve ticaret bölgesiydi, soğuk faydacı niteliği göze batacak biçimde vurgulanmıştı. Dönemin ruhu, ekonomi düzeneği bizim kentimizi de eline geçirmiş kıyısındaki bir bölgeye yerleşmişti; burası sonradan asalak bir mahalleye dönüştü.
Bir muhasebe defterinin sayfaları gibi düzgün çizilmiş büyük gri pencerelerden içeri günışığı girmezdi, ama dükkân yine de gölge düşürmeyen, hiçbir şeyi belirginleştirmeyen, tatsız, ne olduğu belirsiz gri bir ışıkla dolu olurdu.
Babamın ölümünden sonra annemin kendini kolayca toparlaması, içimi ona karşı gizli bir kırgınlıkla doldurmuştu. Annemin babamı hiç sevmemiş olduğunu düşündüm, babam hiçbir kadının yüreğine yerleşemediği için hiçbir gerçeğin içine girememişti, bu nedenle de sonsuza dek yaşamın kenarında kalmaya, yarı gerçek bölgelerde, varolmanın kıyılarında dolaşmaya mahkum olmuştu.
O bomboş geçen, uzun kış boyunca, kentimizi saran karanlığın hasadı oldukça bol, her zamankinin yüz katı oldu. Evlerin çatılarıyla ambarları uzun süre karmakarışık kalmışlardı, eski tencereler, tavalar üst üste yığılmış, işi biten boş şişeler dizi dizi sıralanmışlardı. Çatıların oluşturduğu bu kömür karası, bol kirişli ormanlarda karanlık çılgınca yozlaşıp mayalanmaya başladı. Çatı aralarında yavaların kara meclisleri toplanıyor, gereksiz sözlerle dolu sonuçsuz toplantılar yapılıyor, şişeler gurul gurul sesler çıkarıyor, kapaklı damacanalar kekeleyerek konuşuyorlardı. Sonunda bir gece, tavalarla şişelerden oluşan taburlar kalkıp büyük, şişerek taşan bir kütle olarak kente yürüdü.
Kitap gençken inandığımız bir efsanedir, ama yaşımız ilerledikçe onu ciddiye almaya başlarız.
İşte o zaman hayvanların neden boynuzlu olduğunu anladım : Belki hayatlarına katamadıkları anlaşılmazlıkları bu boynuzlar içinde barındırıyorlardı, çılgın ve ısrarcı huysuzluklarını, ruhsuz, yararsız inatlarını. Varlıklarının sınırlarını aşan bir saplantı olmuştu, başlarının boyunu açmış ve birden ,ışığı görünce hissedilebilir ve katı bir kütleye dönüşmüştü. Sonra çılgın, inanılmaz ve önceden kestirilemeyen bir biçim almıştı. Bu kütle, girintili çıkıntılı olmuştu, gözleriyle göremiyorlardı onu, ama telaşlanıyorlardı: tehdidi altında yaşamak zorunda kaldıkları bilinmeyen bir markaydı o. Bu hayvanların neden mantıksızca ve çılgınca bir korkuya, paniğe kapıldıklarını anladım: Deliye dönüyorlar, birbirine girmiş bu boynuzlardan kurtulamıyorlar ve başlarını eğip bu boynuz cangılının arasından bir kaçış yolu bulmak istercesine kederle ve vahşi gözlerle bakıyorlardı.
Kediler, ışıktan daha da uzaktılar. Kusursuzlukları rahatlatıcıydı. Bedenlerinin kusursuzluğunu ve yeteneği içinde hata ya da sapma nedir bilmiyorlardı. Bir an için varlıklarının derinlerine inerler, sonra yumuşacık kürkleri içinde hareketsiz kalırlar, ağırbaşlı ve tehdit edecek derecede ciddi olurlar, gözleriyse testekerlek olur, görünen her şeyi ateşli kraterlerinin içine çekerlerdi. Ama bir süre sonra yeniden yüzeye çıkarlar, bön bakışlarından esneyerek sıyrılırlar, hayal kırıklığı içinde, hayalden yoksun kalırlardı. Özgüvenli bir zarafetle dolu, içe dönük hayatlarında herhangi bir seçeneğe yer yoktu. Bu kusursuzluk hapishanesinde sıkılıp, hüzne kapılırlar, kırışık dudaklarıyla hırıldarlar, çizgilerin genişlettiği suratlarında ise soyut bir acımasızlık ifadesi okunurdu.
Daha aşağılarda, sansarlar, kokarcalar ve tilkiler gizlice süzülürlerdi, bunlar hayvanlar aleminin hırsızlarıydılar, vicdan azabı çekerlerdi. Hayattaki konumlarına yaratıcılarının aksine, kurnazlıkla, entrikayla ve birtakım numaralarla kavuşmuşlardı, kendilerinden hep nefret edildiği için, hep tehdit edildiklerini, hep savunmada oldukları, hep bulundukları yeri yitirme korkusu içinde oldukları için hırsızlama elde ettikleri o gizli varlıklarını tutkuyla severler, onu savunmak için mahvolmaya hazır olurlardı.
Elimi mavi boyaya uzattığımda, sokak boyunca dizilmiş bütün pencerelere kobalt mavisi bir ilkbaharın yansısı vuruyordu, pencere camları peş peşe titriyor, gök mavisi ve göksel bir ateşle doluyordu; perdeler uyandırılmış gibi dalgalanıyordu. Muslin perdelerde boş balkonlardaki zakkumların arasındaki geçitten keyifli bir esinti geçiyordu, sanki uzun ve aydınlık bir bulvarın öteki ucundan tam olarak seçilmeyen biri görünmüş ve yaklaşıyormuş gibi; ışıl ışıl biri, kendisinden önce iyi haberleri gelen, önceden sezilen, kırlangıç sürülerinin ve işaret ateşlerinin haber verdiği biri.
Sıradan bir yürüyüşü var, abartılı bir zarafeti yok, ama bu sadelik insanın yüreğine dokunuyor ve Bianka böyle kolayca kendi olabildiği için yüreğim mutlulukla doluyor.
Elinin dokunuşu inanılmaz olmalı.
Bianka, o büyüleyici Bianka benim için bir sır. İnatla inceliyorum onu, tutkuyla ve de umarsızca, pul albümü de bana yol gösteriyor. Neden yapıyorum bunu? Bir pul albümü psikoloji kitabı gibi temel alınabilir mi? Ne cahilce bir soru! Bir pul albümü evrensel bir kitaptır, insan hakkında bilinebilecek her şeyin bir özetidir.
Yakında bakınca güzelliği bastırılmış gibi, göz almıyor. Burnunun biçiminin pek de soylu olmadığını, yüz hatlarının kusursuz olmadığını neredeyse saygısızlığa varan bir keyifle izliyorum. Bunu fark edince de rahat bir soluk alıyorum, oysa soluğum kesilmesin ve dilim tutulmasın diye Bianka’nın bana karşı bir tür acıma beslediğinden çekiciliğini denetim altında tuttuğunu da biliyorum. Güzelliği, uzaklığın yardımıyla canlanıyor ve sonra acı veriyor, benzersiz ve dayanılmaz oluyor.
Beni dinlerken, okumaya ara vermemiş olması beni rahatsız ediyor. Her konuyu derinlemesine tartışmama, olumlu ya da olumsuz noktaları sıralamama izin veriyor; sonra başını kitabından kaldırıp kirpiklerini dalgın dalgın kırpıştırarak acele, baştan savma, ama şaşırtıcı derecede uygun bir karar alıyor. Dikkatimi toparlayıp, sözlerine kulak veriyorum, sesinin tonunu dikkatle dinliyorum, amacım onun gizli amaçlarını anlamak.
Kocaman bir tırtıl gibi, teleskop sürünerek aydınlık dükkâna girdi, ön tarafında bir taklit farı olan kâğıttan kocaman bir eklem bacaklı. Müşteriler birbirlerine sokuldular bu kâğıttan kör canavardan kaçtılar, tezgahtarlar sokak kapısını ardına kadar açtılar, ben de kâğıttan arabamla benim bu gerçekten yüzkarası çıkışımı nefret dolu gözlerle izleyen seyircilerin arasından yavaşça ilerleyip dışarı çıktım.
Eski püskü bir demiryolu üniforması giymiş olan bir adam bir süre yanımda oturdu, hiç konuşamadı, düşüncelere dalmıştı. Şişmiş, acıyan yüzüne mendilini bastırıyordu. Daha sonra bu adam da kayboldu, istasyonlardan birinde farkettirmeden iniverdi. Ondan geriye, yerde duran samanların içinde bedeninin biçimi ve unuttuğu partal bir siyah bavul kalmıştı....
....
Elbisem yıprandı, yırtıldı. Bana bir demiryolcunun eski püskü üniformasını verdiler. Yanağımın biri şiştiği için yüzüme pis bir sargı bezi sardılar. Samanların üzerine oturup uyukluyordum, acıkınca da ikinci sınıf kompartımanlardan birinin koridorunda dikilip şarkı söylüyorum. İnsanlar kasketimin içine metal paralar atıyorlar; Siperliğinin yarısı kopmuş bir demiryolcu kasketi bu.
Edzio çalışmıyor: sanki ona sakatlığı yükleyen kader, bunun karşılığında Ademoğlunun üzerindeki bu lanetten onu kurtarmış gibi.
Biri seninle konuşur, bir şaka yapar, alay eder, senin de bir an için gönlün açılır. Birine dokunursun, kimsesizliğini canlı sıcak bir şeye yapıştırırsın. Karşındaki yürüyüp gider, senin yükünü hissetmez, seni sırtında taşıdığını senin bir parazit gibi o an onun yaşamına yapıştığını farketmez.
Odanın dört duvarla çevrili olduğunu açıklamalı mıyım? Nasıl olur bu? Duvarla çevrilmek? Nasıl çıkabilirim odadan? Durum şu: İnsan isterse bir yol bulur. İrade güçlü olunca her şey fethedilebilir. Bir kapı hayal etmem yeter, tıpkı çocukluğumun mutfağındaki gibi demir kulplu ve sürgülü, eski, dost bir kapı. Duvarla çevrili olsa da, böylesine güvenilen bir kapının açamayacağı hiçbir oda yoktur, önemli olan insanın böyle bir kapının var olduğunu düşünecek kadar gücü olmasıdır.
Kader anlaşılmaz arzularını uygulamak istediğinde binlerce yol bulunabilir. Geçici bir bayılma, bir anlık dikkatsizlik ya da körlük, yanlış bir seçim yapmamıza yeter. Daha sonra olayın önemini sonradan anladığımızda, o olayı sürekli yorumlayabilir, nedenlerimizi açıklayabiliriz, gerçek amaçlarımızı ortaya çıkarmaya çalışabiliriz, ama geri dönüş yoktur
Ruhumun derinliklerinde bastırılmış, isyankar bahaneler olarak yaşamış ve bilinçaltımda bana eziyet etmiş olan arzular hemen geçerlilik kazandılar ve kendi hayatlarını sürmeye başladılar. Alnımdaki gasp edici ve kendini beğenmiş numaracı damgası silindi.
Ücretim rahat bir yaşam sürmeme, hatta az da olsa lükse kaçmama yetiyor. Oturduğumuz yeri Eliza kendi zevkine göre döşedi ve düzenledi, çünkü bu yönde ne bir arzum ne de becerim var. Eliza ise tam tersine, ne yapacağını bilen (ama sıkça fikir değiştiren) biri, öyle bir enerjiyle işe girişiyor ki aslında bu

Zbigniew Brzezinski (28 Mart 1928 - 26 Mayıs 2017), Polonya kökenli Amerikalı siyaset bilimci. 1977-1981 yılları arasında Jimmy Carter'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yaptı.

Hegemonya insanlık kadar eskidir. Ama Amerika'nın var olan küresel üstünlüğü, ortaya çıkışının hızlılığı, dünya çapındaki faaliyet alanı ve uygulanış biçimiyle diğerlerinden ayrılır. Tek bir yüzyıl içerisinde Amerika kendini, Batı Yarıküre'de oldukça soyutlanmış bir ülkeden dünya çapında örneği görülmemiş bir erişim ve kontrol gücüne sahip bir ülkeye dönüştürmüş ve aynı zamanda uluslararası dinamikle dönüştürülmüştür.
Avrasya, küresel üstünlük mücadelesinin oynandığı bir satranç tahtasıdır ve mücadele jeopolitik çıkarların stratejik idaresini de içerir. 1940'lı yıllarda Adolf Hitler ve Josef Stalin'in de üzerinde anlaşmaya vardıkları gibi, Avrasya dünyanın merkezidir ve onu kontrol eden dünyayı da kontrol eder.
Kuzey Atlantik Okyanusu’nun Batı Avrupa kıyılarında bulunan devletler, bilinçli ve gayretli bir şekilde dünyayı keşfe koyulan ilk devletlerdi. Bu keşifler, deniz teknolojisindeki ilerleme, misyoner tutkular, monarşik ve şahsi zafer hayalleri ve büsbütün maddi doyumsuzluğun güçlü bir karışımından kaynaklanıyordu.
Suriye ve Libya arasında muazzam farklılıklar var. Esad, Kaddafi değil. Kaddafi, üzülerek söylüyorum bir "çılgındı". İkinci olarak Libya'daki muhalefet ciddi, önemli oyunculardan oluşuyordu. Siyasi ve askeri olarak ülkenin büyük bir bölümü çatışmaların başladığı dönemden yarısına kadar kontrol altına alınmamıştı. Bu durum Suriye için geçerli değil. Bu nedenle sorun Suriye'de çok daha karmaşıktır. Ve görünüyor ki basite indirgenmiş çözümlerde en iyi alternatifler olmayacak.
(Mart 2012'deki bir röportajından)
Türkiye demokratik yönetimiyle Orta Doğu’da istikrarın oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Din farkı olsa da Batı’nın bir parçasıdır.
Türkiye, Nato’da Almanya, İngiltere ve Fransa’dan sonra en önemli oyuncudur. Türkiye İran’a bir model olacaktır. Orta Doğu için bir denge unsurudur. ABD Avrupa’nın güvenliğini sağlamalıdır. ABD, Japonya, Çin ve Hindistan arasında uzlaştırmacı bir rol oynamalıdır. Çin ile bağlarını kuvvetlendirerek dengeli bir ilişki kurmalıdır. Rusya çelişkiler ülkesidir ve ilginçtir ki Ruslar ‘Niye Türkiye gibi değiliz?’ şeklinde kendi kendilerini eleştirirler. Rusya’nın problemi demokrasidir. Onlar da demokrasi içinde bu problemi çözeceklerdir.
Uzun vadede, küresel siyaset tek bir devletin elindeki hegemonik gücün merkezileşmesine giderek daha uygunsuz hale gelmektedir. Bu nedenle Amerika, yalnızca ilk ve tek küresel süper güç değil, aynı zamanda muhtemelen en sonuncusu da olacaktır… Ekonomik gücün de daha dağınık hale gelmesi muhtemeldir. Gelecek yıllarda, hiçbir gücün Amerika’nın yüzyılın büyük kısmında sahip olduğu, dünyanın GSYİH’sının yaklaşık yüzde 30’u seviyesine ulaşması beklenmiyor, 1945’te zirveye ulaştığı yüzde 50 seviyesinden söz etmeye bile gerek yok.
1. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa, gittikçe, küresel güç siyasetinin öznesi olmak yerine nesnesi olacaktır.

Brzezinski kariyerinin çoğunu ABD mimarlığındaki küresel güvenlik ve refahın sağlanması, dirençli ve esnek fikrini izah etmek ve yükseltmek için adamıştı. - David Ignatius

The Essays of Zbigniew Brzezinski: A Collection of His Writings in Foreign Affairs

Richard Buckminster ("Bucky") Fuller (12 Temmuz 1895 - 1 Temmuz 1983), Amerikalı felsefeci, mühendis, mimar, şair, yazar ve mucit.

İmkansız gerçekleşir.
Bilinç deneyimden gelir.
Doğanın tersi imkansızdır.
Bencillik gereksizdir. Savaş eskidi.
Eşsiz olduğunuzu asla unutmayın.
Dürüstlük, başarılı her şeyin özüdür.
Gerçek zenginlik, fikirler artı enerjidir.
Tek başına para her derde deva değil.
Paylaşmak daha fazlasına sahip olmaktır.
İnsan çok şey biliyor ve çok az şey yapıyor.
Enerji krizi yoktur, sadece cehalet krizi vardır.
Evren, eşzamanlı olmayan olaylardan oluşur.
Dünya adlı uzay gemisinde, bir yolcuyum ben.
İnsan bir kavrayıcı olmak üzere tasarlanmıştır.
Gördüğümüz her şey kendi kafamızın içindedir.
Bir insan aç olduğu sürece tüm insan ırkı aç kalır.
Gerçek, artık hatanın aşamalı olarak azalmasıdır.
Erdemlerini başkalarında, kusurlarını kendinde ara.
Beni tutarlı yapmaya çalışma. Her zaman öğreniyorum.
Dünya, Ütopya'dan daha azı için çok tehlikeli hale geldi.
Uzmanlaşma aslında yalnızca fantezi bir kölelik biçimidir.
Ne kadar çok öğrenirsek, o kadar az bildiğimizi fark ederiz.
Tüm insanlığın ortak deneyimi, sorunlara meydan okumaktır.
İnsanlık şu anda tarihin en zor evrimsel dönüşümünü yaşıyor.
Bizler geleceğin kurbanları değil mimarları olmaya çağrılıyoruz.
Bir tırtılda size bir kelebek olacağını gösteren hiçbir şey yoktur.
Sen sana ait değilsin. Evrene aitsin ve hizmet etmek için buradasın.
Yapılması gerekenleri arıyorum. Sonuçta evren kendini böyle tasarlıyor.
Yeterince ifade edilen bir problem, çözülme yolunda olan bir problemdir.
Hayatımın çoğunu, doğru olmadığı kanıtlanan şeyleri öğrenmeden geçirdim.
Hayatımızın amacı, bu neslin insanlarına ve ondan sonrakilere değer katmaktır.
Yeni bir sistem oluşturmak için eskiyle yarışa girmezsiniz, eskiyi geçersiz kılarsınız.
Bütün çocuklar dahiler doğar ve hayatlarının ilk altı yılını onları dejenere ederek geçiririz.
Başarısız deney diye bir şey yoktur, yalnızca beklenmedik sonuçları olan deneyler vardır.
Yarın için çok umutluyum. Umudum üç şeyden kaynaklanıyor: Gerçek, Gençlik ve Sevgi.
Tüm insanlık için çalışabilmenin ve yaptığın şeyi iyi yapmanın keyfine eşit bir sevinç yoktur.
Ütopya ile tarihe karışmak arasında son ana dek kıl payı farkla ilerleyen bir bayrak yarışı olacak.
Dünyadaki bireyler tamamen kendi kendini eğitene kadar dünyanın hiçbir sorunu çözülmeyecek.
Gerçekten yapmak istediğiniz şeyi yapmaya başladığınız an, bu gerçekten farklı bir yaşam türüdür.
Para kazanmak mı yoksa mantıklı olmak mı istediğinize karar vermelisiniz, çünkü ikisi birbirini dışlar.
Bir politikacıdan bizi yönetmesini istemek, köpeğin kuyruğundan köpeğe liderlik etmesini istemektir.
İnsanlar yaklaşan başka bir geminin ışıklarını görene kadar batmakta olan bir gemiden asla ayrılmazlar.
Kendimizi kandırmayı bırakmalıyız. Doğru olmayan şeyleri bırakmalıyız. Gerçekle her zaman daha iyidir.
Tasarımcı, sanatçı, mucit, mekanik, nesnel ekonomist ve evrimsel stratejistten oluşan yeni bir sentezdir.
Herkesin geçimini sağlamak zorunda olduğu şeklindeki kesinlikle aldatıcı düşünceyi ortadan kaldırmalıyız.
Düşünmeye cesaret etmek dışında hiçbirinize gerçekten özel bir şey yapmasını tavsiye etmeye çalışmıyorum.
İnsanlık bütünlüğü tercih etmezse, tamamen sona ereriz. Kesinlikle dokun ve git. Her birimiz fark yaratabilirdik.
Birinin nasıl düşündüğünü değiştiremezsiniz, ancak onlara farklı düşünmelerini sağlayacak bir araç verebilirsiniz.
Bütün çocuklar dahiler doğar; Her 10.000 kişiden 9.999'u yetişkinler tarafından hızla, istemeden dejenere edilir.
Karanlık çağlar hala tüm insanlık üzerinde hüküm sürüyor ve bu egemenliğin derinliği ve kalıcılığı ancak şimdi netleşiyor.
Bütün bebekler çok zeki ve dahi olarak doğarlar, yetişkinler ve eğitim sistemi tarafımdan vasat zekalı hale dönüştürülürler.
Yüksek teknolojiyi silahlar yerine yaşam gereçlerine harcasaydık, şu anda tüm insanlığın yaşam standardı yükselmiş olurdu.
Politikacılar her zaman bir sonraki seçim için gerçekçi manevralar yaparlar. Temel problem çözücüler olarak modası geçmiş durumdalar.
Var olan gerçeklikle savaşarak hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Bir şeyi değiştirmek için, mevcut modeli geçersiz kılan yeni bir model oluşturun.
Herkese yetecek kadar var. İnsanlar yeterli olmadığını düşünüyor, bu yüzden alabildikleri kadar alıyorlar, pek çok insan yeterince sahip değil.
Servet, kişinin ileride yaşayacağı onca gün boyunca ayakta kalabilme yeteneği ya da bugün çalışmayı bıraktığında ayakta kalabilme gücüdür.
Çürüyen bir çağda yaşıyoruz. Gençler artık ebeveynlerine saygı duymuyor. Kaba ve sabırsızlar. Sıklıkla meyhanelerde yaşarlar ve öz kontrolleri yoktur.
Eğer insanoğlu, dünyanın içinde bulunduğu mevcut krizi sağ salim atlatırsa, bu ancak bireylerin büyük bir bölümünün özgür düşünebilmesi sayesinde olacaktır.
Çocuklar gerçek bilim insanları olarak doğarlar. Kendiliğinden deneyler, deneyimler ve yeniden deneyimlerler. Seçer, birleştirir ve test ederler, deneyimlerinde düzen bulmaya çalışırlar.
Savaş eskidi. Bir şeyle savaşmak veya bir şeyi yıkmak için burada değiliz; Mümkün olanın örneği olmak için buradayız. Aklı başında herhangi bir kişi size şiddetin, yol olmadığını söyleyecektir.
Doğa tamamen verimli, kendi kendini yenileyen bir sistemdir. Bu sistemi yöneten yasaları keşfedersek ve bunlar içinde sinerjik olarak yaşarsak, bunu sürdürülebilirlik takip edecek ve insanlık başarılı olacaktır.
Cehalet ve açgözlülük, hataların öğrenmenin bir parçası olduğunu söylemek için evrimsel sürecin bir parçasıdır. İşe yaramayan davranışlar veya algılar hakkında kötü bir şey yoktur; basitçe vazgeçilmeli ve işe yarayan davranışlar veya algılarla değiştirilmelidir.

Sidarta Gotama yaygın olarak Buda olarak bilinir, MÖ 6 veya 5. yüzyılda Hindistan'da yaşadığı tahmin edilen ve Budizm'in kurucusu

Aile, zihinlerin bir araya geldiği bir yerdir. Eğer zihinler birbirlerini severlerse ev bir çiçek bahçesi kadar güzel olur. Ama zihinler birbirleriyle uyum içinde olmazlarsa, bahçeyi darmadağın edecek bir fırtına oluşur.
Aklınla ve sağlıklı zihninle uzlaşmıyorsa hiçbir şeye inanma, onu ben demiş olsam bile.

Başkalarının kusurları kolayca görülür ama kendi kusurumuz görülmez; kişi komşusunun kusurlarını ayıklar bulur, kendi kusurlarını ise kumarda hile ile zar saklar gibi saklar.
Bırakmayı öğren. Mutluluğun anahtarı budur.
Bir derdin varsa, derman bulmaya çalış; bulamıyorsan da, onu dert etme.
Bir kişinin kendi kendini yenerek kazandığı zafer, bir başkasının savaşta bin kişiyi bin kez yenerek kazandığı zaferden daha iyidir.
Bir şeye sırf kulaktan duydunuz diye körü körüne inanmayın, birkaç kuşaktan beri itibar görüyorlar diye, geleneklerin de doğru olduğuna inanmayın. Sırf hocalarınızın ya da rahiplerin otoritesine dayanıyor diye hiçbir şeye inanmayın. Ancak bizzat hissettiğiniz, denediğiniz ve doğru olarak kabul ettiğiniz, kendinizin ve başkalarının hayrına olan şeylere inanın ve tutumunuzu onlara uydurun.
Bizden nefret edenlerden nefret etmeden yaşayalım. Gelin, bizden nefret edenler arasında nefretten kurtulmuş olarak yaşayalım.
Bizim olan her şey düşüncelerimiz sonucundadır. Düşüncelerimizde kurulur,düşüncelerimizde oluşur. Eğer bir kimse kötü düşünceyle konuşur ya da davranırsa  onu tıpkı tekerleğin kağnı çeken bir öküzü izlemesi gibi, acı izler.
Bu dünyayı bir hava kabarcığı bir serap gibi düşün. Dünyayı böyle gören kişiyi ölüm görmez.
Bu dünyayı yaratan, zihninizdir.

Buddha denizinin kıyıları yoktur.
Bütün biçimler gerçek dışıdır, bunu idrak edebilen kişi acılara tepki vermez; işte bu saflık yoludur.
Damı basit yapılmış bir eve yağmur dolması gibi, derin düşünmeyen beyine de tutku öyle dolar.
Derin düşünen bilge kişinin tek bir günlük yaşamı, bilgisiz ve kontrolsüz kişinin bütün bir yaşamından daha değerlidir.
Fiziksel objelerin aslında kendilerinden gerçekliklerinin olmadığını öğretiyorum, bunların ancak zihnin ürünleri olduğunu söylüyorum, aslında hepsi bir hayaldir. Bunların duyularla algılandığı ve ayırt edildiği doğrudur fakat aslında diğer yandan hiçbirinin kendiliğinden kendi doğaları, gerçeklikleri yoktur. Onlar gerçekte görülmüyorlar ama zihin tarafından ‘tasarımlanıyorlar’. Bir bakıma kavranabiliyorlar ama bir bakıma da gerçekte kavranamıyorlar.
Formlar, benlik/ruh değildir; algılama benlik değildir, kavrayışlar benlik değildir, mental oluşumlar ve hisler de "ben" değildir, hiçbiri "ben"/"ruh" değildir, bunların hepsi değişime tabiidir ve kalıcı değildir.
Geçmişte kim olduğunu bilmek istiyorsan, şu an kim olduğuna bak. Kim olacağını bilmek istiyorsan, ne yaptığına bak.
Gökten altın yağsa insanın arzuları doyurulamaz. İsteğin küçük bir zevk verdiğini ve aslında acıya neden olduğunu bilen kişi, bilge kişidir.
Hınca hınçla cevap verilirse, hınç ortadan kalkar mı?
İnsan hayatı aslında acılardan ibarettir; bu acıların sebebi bencil ve doymak bilmez isteklerdir; insanın bencilliği ve istekleri sona erdirilebilir; sonuçta bütün bu doymak bilmez arzu ve iştah ortadan kaldırıldığında, ulaşılan durum nirvana olarak adlandırılır. Bencillik ve isteklerden kaçışın yöntemi, "Sekiz Katlı Asil Yol" diye adlandırılır: Doğru görüş, doğru niyet, doğru konuşma, doğru hareket, doğru geçim kaynağı, doğru çaba, doğru düşünme ve doğru meditasyon.
İnsan isimlere, formlara ve maddesel dünyaya bağlanır ve onların zihnin bir yanılsaması olduğunu, zihinde oluştuğunu unutur ve hata yapar böylece zihnin özgürlüğü engellenmiş olur.
İnsanlar arasında nehri geçip karşı kıyıya ulaşan azdır. Büyük bir çoğunluk nehrin kıyısında bir aşağı bir yukarı doğru koşup durur.

Kendine bir ışık ol, kendini gerçeğin içine doğru tut.
Kimse 'nasıl olsa bana zararı dokunmaz' diyerek küçücük de olsa kötülük düşünmesin. Su damlalarının damlaya damlaya su kabını doldurması gibi, budala kimse de azar azar toplayarak kendini kötülükle doldurur.
Kin taşımak yanan bir kömür parçasını başkasına atmak için eline almak gibidir. Sadece kendini yakarsın.
Nasıl ki okçu okların düz olmasına özen gösterir, usta da dağınık düşüncelerini öyle toparlayıp yönlendirir.
Ne anne, ne baba ne de herhangi bir akraba insana iyi yönetilen bir akıldan daha fazla yararlı olabilir.
Ne ateş, ne su, ne de rüzgâr iyi edimlerin kutsallığını zedeleyemez ve bu kutsal şeyler tüm dünyayı aydınlatır.
Nedensellik, etkileşim, koşullar ve ayırt edici algılama... Dört büyük element bunlardandır.
Nedensellikler, zerreler, en küçük şeyler, madde, fiziksellikler hepsi gerçekte zihinde oluşan, zihnin oluşturduğu şeylerdir.

Nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez. Nefret sevgiyle yok edilir bu ölümsüz kanundur.
Öfkeniz yüzünden cezalandırılmayacaksınız, öfkeniz tarafından cezalandırılacaksınız.
Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen.
Ölüm, bilginin son bulması, isteğin bitmesidir.
Önce kendi gideceğin yolu öğren, sonra öğretmeye kalk.
Övmek veya yermek bilge kişinin dengesini bozamaz.
Öfkeye tutunmak, zehri kendin içip ötekinin ölmesini beklemek gibidir.
Sağlık en büyük hediyedir, doyumluluk en büyük zenginlik, güven en iyi akrabalıktır. Nirvana ise en büyük mutluluk.
Sizi kendinizden başka hiç kimse kurtaramaz. Kendi kendinize ışık olun.
Uykuda yaşayan insanı uyandırmak için belirli şartların yerine getirilmesi gerekir. Belirli şartlar sağlanamazsa farkındalık oluşmaz.

Varlığın öteki kıyısına vardığında önce, sonra ve ortada olandan vazgeç.
Varoluşun sırrı korkusuz olmaktır. Ne olacağınızdan korkmayın, kimseye güvenmeyin. Tüm yardımı reddettiğiniz an özgürsünüz.
Vejetaryen olmak, nirvanaya ulaşan bir yolda bir adımdır.
Yaşayan varlıkların hepsi; zayıf, güçlü, uzun, kısa, büyük, orta veya küçük görünen, görünmeyen; doğmuş olan veya doğmakta olan, hepsi mutlu olsun! Kimse kimseyi aldatmasın, kimse kimseyi küçümsemesin, kimse kimseye öfke ile darılma ile zarar vermek istemesin.

Gerçeği kendin ara!
İnsan düşündüğü gibi olur.
Acıların kaynağı arzulardır.  
Bu dünyayı yaratan, zihninizdir.  
İnsan hayatı aslında acılardan ibarettir.   
Huzur içeriden gelir; onu dışarıda arama.
Bırakmayı öğren. Huzurun anahtarı budur.  
Ölüm, bilginin son bulması, isteğin bitmesidir.    
Mutlu insan egosunun üstesinden gelebilen kişidir.   
Üç şey uzun süre gizli kalamaz: güneş, ay ve gerçek.
Övmek veya yermek bilge kişinin dengesini bozamaz.    
Önce kendi gideceğin yolu öğren, sonra öğretmeye kalk.    
Dikkatli olun: aklınızı olumsuz düşüncelerden uzak tutun.   
Vejetaryen olmak, nirvanaya ulaşan bir yolda bir adımdır.  
Bize düşüncelerimiz şekil verir; düşündüğümüz şey oluruz.
Barış getiren tek kelime; binlerce boş sözcükten daha iyidir.  
Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur: Yol mutluluğun kendisidir.  
Yollar, yolcular için değil, gidilecek yerlere ulaşmak için yapılmış.  
Ne alev ne yel, ne doğum ne ölüm, hiçbir şey iyiliklerinizi silemez.
Sizi kendinizden başka hiç kimse kurtaramaz. Kendi kendinize ışık olun.
Başkalarının kusurları kolayca görülür ama kendi kusurumuz görülmez.  
Geçmişin ne kadar zor olduğu önemli değil. Her gün yeniden başlayabilirsin.  
Sağlık en büyük armağan, bağlılık en iyi ilişki, kanaatkârlık en büyük servettir.
Geçmişle yaşamayın, geleceğin hayalini kurmayın, aklınızı şu ana yoğunlaştırın.
Genelde insanlar uykudadır. Uyanık olduğunu düşündüğün zamanlarda bile uyanık değilsin.
Hukuk en üstün değer olarak kabul edilmezse, başka alanlardaki başarılar pek fayda vermez.  
Nerede okursanız okuyun, kim söylerse söylesin kendi aklınıza uymayan hiçbir şeye inanmayın.
Damı basit yapılmış bir eve yağmur dolması gibi, derin düşünmeyen beyine de tutku öyle dolar.
Geçmişte kim olduğunu bilmek istiyorsan, şu an kim olduğuna bak. Kim olacağını bilmek istiyorsan, ne yaptığına bak.  
Bir şeye, duydunuz diye, atalarınız inanmış diye, ben söyledim diye inanmayın. Kendi kendinize doğru bulduğunuz şeylere inanın.  
Olan her şey zihnin sonucudur, zihin üstüne temellenir, zihinden oluşur. Eğer bir insan arı bir zihinle konuşur ya da edimde bulunursa, onu asla terk etmeyen bir gölge gibi bunu mutluluk izler.

Buda, Muhammed, Shakespeare ne talihli kişilermiş ki, sevgili yakınları ile hekimler onları coşkuya kapıldıkları, esinlenip vecde geldikleri için tedavi etmeye kalkışmamışlar.
Anton Çehov

Aydınlatan tek kilise, yanan bir kilisedir.  
Hiç kimse kimseyi yönetme hakkına sahip değildir.  
Işığıyla aydınlatan tek kilise, alevler içinde yanan kilisedir.   
Yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz. Şimdi, şu anda bu dünya büyümekte.
Her iki tarafta kaybedeni neyin beklediğini biliyor. Faşizmi sonsuza kadar yok etmeye hazırız, hatta cumhuriyetçi hükümete rağmen.  
Hiçbir hükümet faşizmi yok etmek üzere savaşmaz. Burjuvazi, güç elleri arasında kayıp gittiğinde, ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için faşizmi diriltir  
Her iki tarafta kaybedeni neyin beklediğini biliyor. Faşizmi sonsuza kadar yok etmeye hazırız, hatta cumhuriyetçi hükümete rağmen. 
Hiçbir hükümet faşizmi yok etmek üzere savaşmaz. Burjuvazi, güç; ellerinin arasında kayıp gittiğinde, ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için faşizmi diriltir.  
Biz yıkımlardan hiç mi hiç korkmuyoruz. Dünya bizlere kalacak; bunda en ufak şüpheye yer yok. Burjuvazi tarih sahnesinden ayrılmadan önce kendi dünyasını yıkabilir.   
İnanıyorum ve her zaman inandım ki, özgürlük anlayışında sorumluluğun varlığı açıktır. Disiplinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum, fakat bu, güçlü dayanışma duygularından ve kolektiflik fikrinden esinlenen özdisiplin olmalıdır.  
Özgürlüğe giden, işçi sınıfının zaferi ile tiranlığa giden faşistlerin zaferi olmak üzere sadece iki yol vardır. Her iki tarafta kaybedeni neyin beklediğini biliyor. Faşizmi sonsuza kadar yok etmeye hazırız, hatta cumhuriyetçi hükümete rağmen.
İspanya’da, Amerika’da ve her yerde, sarayları ve şehirleri yaratan bizleriz, biz işçiler onların ellerindekini almak için başkalarını da inşa edebiliriz ve daha iyilerini. Biz yıkımlardan hiç mi hiç korkmuyoruz. Dünya bizlere kalacak; bunda en ufak şüpheye yer yok. Burjuvazi tarih sahnesinden ayrılmadan önce kendi dünyasını yıkabilir. Biz yeni bir dünyayı burada, kalbimizde taşıyoruz. Bu dünya şu an büyüyor.

Buffy the Vampire Slayer (1997–2003), Joss Whedon tarafından oluşturulmuş; vampirler, iblisler ve diğer doğaüstü yaratıklar ile savaşmak için seçilmiş olan Buffy Summers'ı anlatan bir Amerikan televizyon dizisi.

Angel: Forever. That’s the whole point. I’ll never leave. Not even if you kill me. (Angel, 'Not even if you kill me.' kısmı hariç, aynı sözü Rickie, Lily'ye söylüyor.)

Xander: You don’t hide. You’re bait. Go act baity.

Müdür Snyder: I’d describe myself as tingly. (Müdür Snyder, Buffy'yi okuldan atmanın ona verdiği 'keyfi' tarif ediyor.)

Buffy: Next time, I get to pick the mother-daughter bonding activity. (Buffy, annesiyle birlikte ölü kediyi gömerken)

Willow: I mean, my life! You know.. I’m having all sorts of... I’m dating, I’m having serious dating with a werewolf, and I’m studying witchcraft and killing vampires, and I didn’t have anyone to talk to about all this scary life stuff. And you were my best friend. (Willow, Buffy'yi valizini toplarken görünce, ağlamaklı bir halde söyler.)

Xander: Generally speaking; when scary things get scared: not good. (Zombiler, Ovu Mobani'den korkup geri çekilince, Xander Joyce'a der.)

Cordelia: When did you become Martha Stewart? (Cordelia, Buffy'nin getirdiği yiyecekleri görünce söyler.)

Buffy: I passed my English makeup exam, hangin’ with my friends. Hello, my life, how I’ve missed you. (Buffy, Bronze'da söyler.)

Cordelia: Check out Slut-O-Rama and her Disco Dave. (Cordelia, Faith ve dans ettiği çocuk (vampir) hakkında, tanışmadan önce söyler.)

Oz: I’m gonna go out on a limb and say there’s a new Slayer in town. (Tüm grup Faith'i bir vampiri öldürürken görür. Bu sırada Oz söyler.)

Faith: Isn’t it crazy how slayin’ just always makes you hungry and horny? (Faith, Bronze'da söyler.)
Xander: And they say young people don’t learn anything in high school nowadays, but I’ve learned to be afraid. (Xander, Faith'e söyler.)
Cordelia: What is it with you and Slayers? Maybe I should dress up as one and put a stake to your throat. (Cordelia, Xander'a söyler.)

Joyce Summers: Oh, I hate this. I hate your life. (Annesi, Buffy'nin -'Prophecy Girl'de- birkaç dakikalığına öldüğünü öğrenince söyler.)

Giles: In my experience, there are two types of monster. The first can be redeemed, or more importantly, wants to be redeemed. The second is void of humanity, cannot respond to reason... or love. (Giles, Buffy'ye söyler.)

Cordelia: Great. Now I’m gonna be stuck with serious thoughts all day. (Cordelia, bölümün sonunda söyler.)

Xander: Aw, man, it's Nazi Germany, and I've got Playboys in my locker!

Buffy: Okay, then while you're looking for the meaning of that symbol thingy, could you also find a loophole in that 'Slayers don't kill people' rule?
Giles: Believe me, I tried to tell that to the nice man with the big gun.

Willow:A doodle. I do doodle. You too. You do doodle, too.

Angel: I heard about this. People are talking. People are even talking to me.

Xander: 'Frisky Watchers Chat Room.' Why, Giles!

Buffy: Mom, dead people are talking to you. Do the math.

Buffy: Yeah, it's all falling into place. Of course that place is nowhere near this place.

Xander: I don't know about you, but I'm gonna go trade my cow for some beans. No one else is seeing the funny here.
Buffy: My mom said some things to me about being the Slayer. That it's fruitless. No fruit for Buffy.

Oz: Just so we're clear, you guys know you're nuts, right?

Buffy: And who came up with that lame name?
Snyder: That would be the founder. I believe you call her Mom.

Willow: Mom, I'm not an age group. I'm me. Willow group.

Buffy: Willow, yaşıyorsun!
Willow: Genelde de böyle yaparım.
(Buffy ile Xander koşarak Willow'a sarılırlar.)
Willow: Çocuklar, ben de sizi çok seviyorum, ama nefes almak sorun olmaya başladı!

Angel: O kadar ileri gitmeyi istememiştim.
Buffy: Biliyorum. Onu sorgulamıyorum bile.
Angel: En azından amacımıza ulaştık.
Buffy: Evet. (Buffy arkasını döner ve çıkışa doğru ilerler. Angel seslenir...)
Angel: Hala benim sevgilim misin? (Buffy arkasını döner)
Buffy: Daima.

Bağıramazsın bile,
Ağlayamazsın bile,
Adamlar yaklaşıyor,
Pencereden bakıyorlar, kapıları çalıyor,
Alacaklar yedi kişiyi, belki seni de
Seslenemezsin annene,
Edemezsin tek kelime.
Öleceksin çığlık atarak,
Ama sesin duyulmayacak!

Giles: Oyun oynamanın sırası değil. (Xander'a söyler)
Anya: Bizimle gelmelisin Xander, seni bekliyorlar.
Giles: Ben de bunu söyledim.

Anya: Önemli değil. Seni götüreceğim. (Xander'a söyler)

Xander'ın babası: Ne oldu? Yoksa bizden utanıyor musun? Annen ağlamaktan harap oldu...

Tara: Endişeli değil misin?
Willow: Hayır, değilim. Senin yanında güvendeyim.
Tara: Benim hakkımda her şeyi bilmiyorsun...

Buffy: Dawn, beni dinle. Seni seviyorum. Seni daima seveceğim, bu yapmak zorunda olduğum bir şey. Giles'a de ki... Giles'a de ki "olayı" çözdüm... Ve benim için sorun yok. Ve sevgimi arkadaşlarıma ilet. Şimdi onlara sen bakacaksın, birbirinize bakacaksınız. Güçlü olmalısın. Dawn, bu dünyadaki en zor şey, içinde yaşamayı becerebilmek. Cesur ol, ve yaşa... Benim için. (Bunlar Buffy'nin ölmeden önce Dawn'a söylediği son sözleridir)

Glory: Avcı robot mu? Başka biri avcının robot olduğunu biliyor muydu? (Glory'nin Buffy'nin robotuyla karşılaştığında sözleri)

Xander: Scoobyler arasındaki en tatlı olansın,
Dudaklarının yakut kadar kırmızılığıyla,
Ve o çok da iyi olmayan dayanıklılığınla... sıkıca sarılalım!

Giles: Polisler tanıklarla konuşurken cesedi inceleme vaktim oldu.

Spike: Aptal olma Giles.
Giles: Senin fikrini istiyorum dediğimde, Spike, Aslında... Aslında hiçbir zaman senin fikrini istemiyorum.

Giles: Desteğe ihtiyacı var...Anya...Tara... (Anya ve Tara Buffy'nin "Something to Sing About"'u söylemesine yardım etmeye giderler)

Anya: Bunun bitmesi gerek. Sanki birisi bizi izliyormuş gibiydi, sanki dairemizden bir duvar eksilmiş gibi. Üç duvar varmış da dördüncüsü uçup gitmişti sanki. (Anya, Xander'la düetleri I'll never tell'den sonra, olup biten hakkında fikrini anlatıyor)

Willow: Sanırım bu satır gereksiz.

Anya: Mezardan çok sıkı bir şekilde geldi.

Xander: Donut'a saygı duyun biraz!

Trafik polisinin cezasına isyan eden kadın: Gerçekten çok, çok kötü bir gün geçiriyordum/ Hadi ama, onu biraz uzağa çekemez misin?/ Sana diyorum, lütfen hayır!/ Bu doğru olamaz/ Bu adil değil/ Hiçbir yerde park yeri yoktu/ Sanırım şu yangın borusu orada değildi/ Neden peşini bırakmıyorsun?/ Sanırım ödemem gerekenden fazla ödedim bile!/ Ben yalnızca fakir bir kızım, umursamıyor musun?/ Hey, iç çamaşırı giymiyorum...

Buffy: Şey, giyim tarzımda tam olarak değişiklik yaptığım söylenemez, yine de paramın yettiği botlarım var, ama yine de burada normal olmayan bir şeyler var. Ve bu genellikle sarılmalar ve canım yavrumlarla bitmiyor.

Anya: Tamam, eğer Spike insanları tekrar ısırmaya başladıysa boyun yaralanmasından ölen insanların çoğalması gerekir, değil mi? Ve biz onları bulabiliriz.
Willow: (Laptopta bir şeyler yapmaktadır) Hayır.
Anya: Bulamaz mıyız? Ama bu kolay. O bilgisayar bir salak.

Anya: Uzun süre dönmeyeceksin, yani, bana bir tatar yayı ya da alev makinesi versen? Kendimi koruyacak bir şey?
Xander: Herhangi bir şeyden şüphelendiğimizi bilmesini istemiyoruz. Ayrıca, evden çıkmaya kalkarsa, onu engellemeni istemiyorum. Buffy'yi ara ve onun dışarıya çıktığını söyle yeter. Bir şey olmaz, merak etme.
Anya: İyi. Eğer vampir olursam, seni popondan ısıracağım.
Xander: İlk kez olmaz.
Anya: Bu neydi şimdi?

Buffyworld.com
Internet Movie Database'de Buffy the Vampire Slayer alıntıları
Buffy, Angel'a karşı: BtVS Rehberleri ve Alıntılar
Buffy evreni VT
Buffy the Vampire Slayer'dan Alıntılar

Bugün Aslında Dündü, 1993 yılında sinemalarda gösterilmiş bir komedi filmidir. Harold Ramis tarafından yönetilmiştir. Başrolde Bill Murray ve Andie MacDowell oynamıştır.

Ya hiç yarın yoksa? Bugün yoktu!
Hava durumu hakkında bir tahmin istiyorsan, yanlış Phil'e soruyorsun. Sana bir kış tahmini vereceğim: Hava soğuk olacak, gri olacak ve hayatının geri kalanı boyunca devam edecek.
Bu, televizyonun hava durumunu tahmin eden büyük bir sincabın gerçek heyecanını gerçekten yakalayamadığı bir zaman.
Bir kez daha, ulusun gözleri burada batı Pennsylvania'daki bu küçük köye çevrildi. Bla bla bla bla bla bla. Bu köstebek gölgesini görmeye devam ettiği sürece bu kışın bitmesinin imkanı yok. Başka bir çıkış yolu görmüyorum. O durdurulmalı. Ve onu durduracak olan benim.
Çehov uzun kışı gördüğünde, kasvetli, karanlık ve umuttan yoksun bir kış gördü. Yine de biliyoruz ki kış, yaşam döngüsündeki bir başka adımdır. Ama burada Punxsutawney halkının arasında dururken ve kalplerinin ve kalplerinin sıcaklığının tadını çıkarırken, uzun ve parlak bir kıştan daha iyi bir kader hayal edemezdim.

Bazen keşke bin tane ömrüm olsaydı diyorum. Bilmiyorum, Phil. Belki de bu bir lanet değildir. Sadece nasıl baktığına bağlı.

Bill Murray - Phil Connors
Andie MacDowell - Rita
Chris Elliott - Larry
Stephen Tobolowsky - Ned Ryerson
Brian Doyle-Murray - Buster Green
Marita Geraghty - Nancy Taylor
Angela Paton - Bayan Lancaster
Rick Ducommun - Gus
Rick Overton - Ralph
Robin Duke - Doris, Garson

Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair.

Acı, beni ikinci bir ten gibi sarmış.
(Ölüler Böyle Sever)
Üzülme evlat, kaybettiğini sandıkların, kurtulduklarındır belki.
Aşk, gerçekliğin ilk ışığında yok olacak bir sistir.
Azimli olmadığım doğru ama azimli olmayanların da yaşayabilecekleri bir yer olmalıydı, mevcut yerlerden daha iyi bir yeri kastediyorum. Sabahın altı buçuğunda bir çalar saat sesiyle uyanıp yataktan fırlayan, giyinip zorla bir şeyler atıştıran, sıçıp, işeyip, dişini fırçalayan, saçını tarayan, başka birine büyük paralar kazandırdığı bir yere ulaşmak için trafikle boğuşan  ve tüm bunlara sahip olma fırsatı bulduğu için müteşekkir olması istenen biri hayattan nasıl keyif alabilir?
Ben de küçük şeylerden mutlu olabilirim ama bu kadar bokun arasında o küçük şeyleri çıkarmaya üşeniyorum.
Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı tıraşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.
Benim konularım bira içmek, at yarışları ve senfonik müzik dinlemekten ibaretti. Eksik bir hayat olduğu söylenemezdi ama hayatın tamamı da değildi.
(Ölüler Böyle Sever)
Biliyor musun Meg, kötü olanla, bize kötü olduğu öğretilenler farklı şeyler olabilir? Toplum bize bazı şeylerin kötü olduğunu öğretip bizi köleleştirmeye çalışır.
Bir çiçeğe konan kelebek olmaktansa, bir boka konan sinek olmayı tercih ederim.
Saçımı taradım keşke yüzümü de tarayabilseydim.
Colorado'da üç yıllık yemek ve içki ikmali yapılmış bir mağaraydı istediğim. Kumla silecektim kıçımı. Her şeyi, bu basit, korkakça ve sıkıcı yaşantının içinde boğulmaya yeğlerdim.
Bir keresinde adamın birinden Shakespeare sevmediğimi, yazmaya hakkım olmadığını anlatan uzun ve öfke dolu bir mektup almıştım. Gençler bana kanıp Shakespeare okuma zahmetine bile girmeyeceklerdi. Böyle bir konum almaya hakkım yoktu. Sayfalarca bunu söyleyip durmuştu. Cevaplamadım. Ama burada cevaplayacağım. Siktir git lan. Hem ben Tolstoy'u da sevmem.
Büyük kurumlarda çıkan rivayetlerden söz ediyorum. Bilmem kimin başına ne geldiğine dair bir rivayet yayılır; daha da kötüsü günler, haftalar, aylar önce duyduğun bir şeyin doğru olduğunu öğrenirsin. "Yirmi yılını o kuruma vermiş olan Joe Baba işten çıkarılacakmış ya da hepimizi işten çıkaracaklarmış" gibi, her zaman da doğru çıkar.
(Sıradan Delilik Öyküleri)
Gerçek; susuz yenen bir portakaldır.
Biri bana çirkin olduğumu söyledikten sonra; gölgeyi güneşe, karanlığı ışığa yeğler olmuştum.
Kadınımı ödünç al ama arabamı asla.
Zaman unutturmaz, uyuşturur.
Sizi bilmem ama ben her sabah ayakkabılarımı bağlamak için eğildiğimde "Tanrım yine mi?" diye geçiririm içimden
(Kaptan yemeğe çıktı ve tayfalar gemiyi ele geçirdi kitabından)
Kadın olsam hayat kadını olurdum.
Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum.
Dengeli insan delidir.
Hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin. Ne sen başkası için mecburi istikametsin; ne de başkası senin için. Yorma kendini; bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin.
Dünyanın en uzun mesafesi 2 cm'dir.
(Ayaklarını duvara dayayıp kendini "emme" çabalarında hep 2 cm'lik engele takıldıktan sonra sarf ettiği cümle)
Bira içmek için buradayız ve hayatlarımızı öyle yaşamalıyız ki ölüm bizi almaya geldiğinde titresin.
Bir daha birama dokunursan dişlerini ağzına dökerim.
Aşk bir emre dönüştüğünde, nefret hazza dönüşebilir.
Kumar oynamazsan asla kazanamazsın.
Harikulade düşünceler ve harikulade kadınlar kalıcı değildirler.
Bir kaplanı yakalayıp kafese koyabilirsiniz ama onu kırdığınızdan asla emin olamazsınız. İnsanlar daha kolaydır.
Tanrı'nın nerede olduğunu bilmek istiyorsan, ayyaşa sor.
Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarınınkine. Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için. Olmamalı oysa. Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum: "Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım."
Sığınak çukurlarında melek bulunmaz.
Acı hissetmemek duyguların kesintisi demektir; her coşku şeytanla pazarlıktır.

Hayat ile sanat arasındaki fark, sanatın daha katlanabilir olmasıdır.
Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da yapış yapış duygusallıktır!
(Pis Moruğun Notları)
Yaşayan bir Amerikan ayyaşı ölü bir Yunan tanrısından daha çok ilgilendirir beni.
Hiçbir şey gerçek kadar sıkıcı olamaz.
Hemen herkes dahi doğar, geri zekalı gömülür.
Cesur insanın hayal gücü kısıtlıdır. Korkaklık kötü beslenmenin bir sonucudur.
Cinsel ilişki; şarkı söylerken ölümün kıçına tekmeye basmaktır.
Egemenlik gerçekten milletin olduğunda hükümetlere gerek kalmayacak; o zamana kadar boku yedik.
Entelektüel; basit bir şeyi karmaşık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay...
Damlayan musluklar, tutku osurukları ve patlak lastikler - hepsi de ölümden daha hüzün verici...
Dostun kimmiş öğrenmek istiyorsan kodese gir.
Bir metropol gazetesi, kötü haber yazmadan önce kendi nabzını ölçer.
Gittiğinde ağlarsın, şarkılarda, filmlerde, ona-buna, her şeye ağlarsın. Aklın başına gelince de boşa harcadığın zamana ağlarsın.
Gömlek kartonlarının sonu.
Hastaneler sizi neden sunmaksızın öldürmeye çalıştıkları yerlerdir. Amerikan hastanelerindeki soğuk ve ölçülü acımasızlığın nedeni doktorların fazla mesai yapmaları ya da ölümü kanıksamış, sıkılmış olmaları değildir. Asıl neden çoğu zaman başları ile kıçlarını ayırt etmeyi beceremeyen, cahillerin hayranlığa boğulup merhemi elinde bulunduran büyücü olarak gördükleri ve çok az iş yapıp çok fazla para kazanan doktorların kendileridir.
İnsan ruhunun derisi yoktur, şarkı söylemek isteyen iç kıvrımları vardır, duymuyor musunuz? Mırıldanıyor, duymuyor musunuz yoldaşlar? Sıkı bir hatun ve yeni bir Cadillac hiçbir şeyi değiştirmeyecek... Temel Reis yine tek gözlü kalacak ve Nixon yeni başkanımız olacak. İsa çarmıhtan indi, şimdi bizi çivilediler lanet şeye. Seçimimiz seçim değil. Çok hızlı hareket edersek, ölürüz. Yeterince hızlı hareket etmezsek, yine ölürüz. Onların destesiyle oynuyoruz; kıçında iki bin yıllık Hıristiyan tıpası varken nasıl sıçacaksın?
Kader tanrıçasının zalim olduğu ve sonunda hepimizin posasını çıkaracağı doğru; ama sıkı, ölümsüz bir kaybedenden daha yıldırıcı hiçbir şey yoktur. İşin sırrı şunda yatıyor; herkes kaybedebilir, kaybetmek yeteneklerin en kolayıdır.
Acı çekmek için ayyaş olmak, bir kadın tarafından sıfırlanmak gerekmiyordu, ama acı çekip ayyaş olunabilirdi. Bir süre, gençlikte özellikle, talihin senden yana olduğunu sanabilirdin, bazen senden yanadır da gerçekten. Ama senin farkında bile olmadığın ve senin aleyhine işleyen birtakım ortalama hesaplar ve kanunlar vardır, her şeyin yolunda gittiğini sandığın zamanlarda bile.Bir gece, sıcak bir salı gecesi o ayyaş sen oluverirsin, sensin o ucuz pansiyon odasında olan, ve daha önce o odalarda olmuş olmanın da bir yararı olmaz, daha da kötüdür hatta, çünkü bir daha bu duruma düşmemeye karar vermişliğin vardır. Bir sigara daha yakmaktan, bir içki daha içmekten, o sıvası dökük duvarlarda bir çift göz, bir çift dudak aramaktan başka bir şey de gelmez elden.
Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız.
Kendimize işkence etmek için kullanmak isteyeceğimiz bir şey hep bulunur sanırım. Hipodromda başkalarının hislerini paylaşırsın; o ümitsiz karanlığı, pes edip vazgeçmenin kolaylığını. Bahisçilerin dünyası gerçek dünyanın makul ölçülere indirgenmiş şeklidir; hayatın ölümle sürtüşmesi ve kaybetmesidir. Sonuçta kimse kazanmaz. Geciktirmektir tek isteğimiz, o göz kamaştırıcı ışıktan gözlerimizi bir an için kaçırmak. Allah kahretsin, amaçsızlık üzerine düşünürken sigaramın yanık ucu parmağıma çarptı. Bu da beni uyandırıp Sartre havasından çıkardı. Mizah gerek bize, kahkaha gerek. Eskiden daha çok gülerdim, her şeyi daha çok yapardım. Yazmak hariç. Artık yazıyorum, yazıyorum ve yazıyorum.
Karayolunda seyreden arabaların ışıklarını görebiliyorum. Sonu gelmeyen bir ışık akışı. Bu kadar insan. Ne yaparlar? Ne düşünürler? Hepimiz öleceğiz, hepimiz, ne sirk! Bunu bilmek birbirimizi daha çok sevmemiz için yeterli bir neden olmalı, ama değil. Son derece önemsiz şeyler bizi dehşete sürükleyip dümdüz ediyor, yutuyor.
Bitkin bir halde fabrikadan veya depodan eve dönüşte, yemek, uyumak ve tekrar sefil işe dönmek dışında pek bir işe yaramazdı sanki gece. Fakat o yırtık perdeli aşınmış kilimli, tuvaleti ve küveti koridorun sonunda bulunan, havasında benden önce gelmiş bütün kaybetmişlerin hissedildiği bir eski odada beni bekliyor olurdu daktilo.
Banyoya girdiğinde aynayı değil! Ellerini esgeç...
İnsan olmak rezil bir şeydi; öyle çok şey vardı ki olup biten.
Ben bir Charles Bukowski modası olduğunun farkında değilim. Yalnız yaşayan biriyim, kalabalıktan hoşlanmam; bu tür tuzaklara düşmeyecek kadar yaşlı, kuşkucu ve çakalım. Bu iki haftada yaptığım üçüncü söyleşi, ama ben buna modadan ziyade matematiksel bir tuhaflık olarak bakıyorum. Umarım hiçbir zaman moda olmam. Moda olmak lanetlenmek demektir. Bende ya da yaptığım işte bir tuhaflık var demektir. Sanıyorum 46 yaşında, 11 yıl boyunca sessizce çalıştıktan sonra böyle bir şeyden endişe etmeme gerek yok. Tanrılar benimledir umarım. Benimle olduklarını düşünüyorum.
Yalnız kalmaktan daha kötü şeyler de vardır hayatta ama genellikle bir ömür alır bunun farkına varmak o zaman da çok geçtir ve çok geçten daha kötü bir şey yoktur hayatta.
Yine akşamdan kalmaydım ve sıca

Bulantı - Alıntılar

Neden korktuğumu bilmem bile büyük başarı olurdu.
Sözgelimi, ellerimde bir değişiklik var. Pipomu ya da çatalımı tutuşum değişti. Belki de çatal elime yeni bir biçimde geliyor; bilmiyorum. Biraz önce odama girmek üzereyken olduğum yerde kaldım; avucumda, kişiliği varmışcasına dikkatimi çeken soğuk bir nesnenin varlığını duydum. Avcumu açıp baktım: kapının tokmağını tutuyordum. Bu sabah kitaplıkta, Autodidacte, günaydın demek için yanıma geldiğinde tanıyabilmem için yüzüne uzun uzun bakmam gerekti. Tanımadık bir yüzdü gördüğüm; bir yüz bile demek zor. Sonra elini, iri beyaz bir solucan gibi duydum avucumda. Hemen bıraktım, kolu külçe gibi düştü.
Korku, hayatımın serüveni, dolgun ve değerli olduğundan değil. Ortaya çıkacak olandan, beni avucunun içine almasından, sürüklemesinden (kim bilir nereye?) korkuyorum. Araştırmalarımı, kitaplarımı, her şeyi yarıda bırakıp çekip gitmem mi gerekecek yine? Birkaç yıl sonra, ezilmiş, umudu kırılmış olarak başka yıkıntılar içinde mi bulacağım kendimi? İş işten geçmeden anlamalıyım bunu.
Bir zamanlar (beni bırakıp gittikten nice sonraları bile) Anny'i düşünmüştüm. Şimdi kimseyi düşünmüyorum, sözcükleri bulmak için bile çabalamıyorum. Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: Dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanamadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkar, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları.
Bu bira bardağının nesi var? Ötekilerin aynı. Kesme bir bardak, kulplu, üzerinde bel resmi bulunan markası 'Spatenbrau' da yazılı! Bunları ben de biliyorum. Ama başka bir şey olduğunu da biliyorum. Ufacık bir şey. Açıklayamıyorum onu hiç kimseye. İşte, yavaşça suyun dibine doğru, korkuya doğru kayıyorum.
Bu sevinçli, akıllı uslu insan sesleri arasında yalnızım. Bütün bu adamlar, vakitlerini dertleşmekle, aynı düşüncede olduklarını anlayıp mutluluk duymakla geçiriyorlar. Aynı şeyleri hep birlikte düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar. Bakışı içe dönük, balık gözlü, kimsenin kendisiyle uyuşmadığı adamlardan biri aralarına karışmaya görsün, suratları hemen değişir.
Tarih attıktan sonra 'yeni bir şey yok' diye yazarken içimden pazarlıklıydım. Ne olağanüstü ne de utanç verici olan bir küçük hikâye, dile gelmemek için direnip duruyordu. 'yeni bir şey yok'. Yedi dereden su getirip yalan söylememize bayılıyorum doğrusu. Aslında yeni bir şey olduğunu da ileri süremem pek. Anlatayım : Bu sabah kitaplığa gitmek için, sekizi çeyrek geçe Printania Otelinden çıkarken yerde sürüklenen bir kâğıdı almak istedim, ama beceremedim. Hepsi bu kadar, bir olay bile sayılmaz.
Benim bildiğim, nesnelerin insana dokunmaması gerekir. Çünkü canlı değiller. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koruz. Onlar sadece yararlıdırlar. Oysa bana dokunuyorlar. Çekilmez bir durum bu. Onlarla bağlantı kurmak korkutuyor beni. Sanki hepsi birer canlı hayvan.
Cimrice acı çekiyor. Zevklerinde de böyle olmalı. Bu yeknesak sıkıntıdan, şarkıyı keser kesmez başlayan bu homurdanmalardan sıyrılmayı, doğru dürüst bir acı çektikten sonra, umutsuzluk içine gömülmeyi hiç istemez mi bu kadın? Sanmam, elinden gelmez bu. Kördüğüm olmuş artık.
Saat üç. Bir şey yapmak isterseniz, bu saat ya çok geç ya çok erkendir. Öğleden sonra acayip bir an.
...evet, bütün bunları yapmış olabilir. Ama hiçbiri kanıtlanmış değil. Zaten hiçbir şeyin kanıtlanamayacağını düşünmeye başladım.
Masanın üzerindeki lambayı yakıyorum, gün ışığını ortadan kaldırır belki ama öyle olmuyor, tam dibinde zavallı bir ışık lekesi beliriyor. Söndürüp ayağa kalkıyorum. Duvarda beyaz bir delik var. Ayna bu. Bir tuzak. Bu tuzağa düşeceğim, biliyorum. Düştüm işte. Aynada gri bir şey beliriyor. yaklaşıp bakıyorum, kurtaramıyorum kendimi. Yüzümün yansısı bu, yapacak işim olmadığı günlerde onu seyreder dururum. Gördüğüm bu yüzden, hiçbir şey anlamıyorum. Başkalarının yüzleri bir anlam taşıyor. Benimki öyle değil. Güzel mi yoksa çirkin mi, bunu bile söyleyemem. Çirkin galiba. Çünkü böyle olduğunu söylediler. Bana dokunan bu değil. Yüzüme böyle nitelikler verilebilmesine şaşıyorum aslında. Bir toprak parçasına ya da bir kayaya güzel ya da çirkin demek gibi bir şey bu.
Geleceği görüyorum. Şurada, sokakta işte. Şimdiden biraz daha solgun. Gerçekleşecek de ne olacak sanki? Gerçekleşmekten ne kazanacak. İhtiyar kadın, topallayarak uzaklaşıyor, sonra duruyor, atkısından çıkan aklaşmış bir tutam saçı çekiştiriyor. Yürüyor, demin oradaydı, şimdi başka yerde...Anlayamıyorum bunu, hareketlerini görüyor muyum, yoksa önceden kestiriyor muyum? Şimdi'yi gelecekten ayıramıyorum artık, ama sürüp gidiyor bu, yavaşça gerçekleştiriyor kendini; yani ihtiyar ıssız sokak boyunca ilerliyor, ayağındaki koca erkek ayakkabılarını sürüyüp duruyor. Zamanın ta kendisi bu, hem de çırılçıplak zaman. Ağır ağır varoluyor, bekletiyor insanı. Ama ortaya çıktığı zaman canınızı sıkıyor. Çünkü çoktan beri orada bulunduğunu anlıyorsunuz. İhtiyar, sokağın dönemecine yaklaşıyor. Ufacık kara bir kumaş yığınından başka bir şey değil artık. Buna diyeceğim yok doğrusu. Biraz önce ihtiyar orada değildi. Ama bu, insanı şaşırtmayan tatsız ve solgun bir yenilik. Köşeyi dönecek, işte dönüyor; bu dönüş sanki sonsuz bir süre.
Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümdür yalnız.
Şunu düşündüm : En bayağı olayın bir serüven haline gelmesi için onu anlatmaya koyulmanız gerekir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikâyecilikten kurtulamaz, kendi hikâyeleri ve başkalarının hikâyeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikâyeler içinden görür. Hayatını, sanki anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır. Ama ya yaşamayı ya da anlatmayı seçmek gerek.
Kimi zaman (pek sık değil), durumu gözden geçirir, bir kadına bağlandığınızı, kötü bir işe girdiğinizi fark edersiniz. Göz açıp kapayıncaya kadar sürer bu. Sonra geçit yeniden başar, saatleri ve günleri birbirine eklemeye koyulursunuz. Pazartesi, salı, çarşamba. 1924, 1925, 1926.
Kalabalık dağılmaya başladı. Denizin iç çekişleri iyice duyuluyordu. İki eliyle parmaklığa abanmış bir genç kadın, dudak boyasının karasıyla çizgilenmiş mavi yüzünü gökyüzüne çevirdi. Bir aralık, 'insanları sevecek miyim yoksa' diye düşündüm. Ama bu, eninde sonunda onların pazarıydı, benim pazarım değil.
Bir şeyler olacak; Basse-de Vieille sokağının karanlığında beni bekleyen bir şey var. Hayatım orada, bu sessiz sokağın tam köşesinde başlayacak. Bir alınyazısını gerçekleştiriyor gibi yürüdüğümü görüyorum. Sokağın köşesinde, beyaz bir kilometre taşını andıran bir nesne var. Uzaktan kapkara görünüyordu. Her adım atışımda biraz daha ağarıyor. Yavaş yavaş aydınlanan bu nesne, olağanüstü bir etki bırakıyor bende. Tüm aydınlık ve beyaz olduğu zaman, yanında duracağım onun, o zaman serüven başlayacak. Karanlığın içinden beliren şu beyaz fener, öyle yanımdaki şimdi, korkuyorum. Bir ara geriye dönmeyi düşünüyorum. Ama bu büyüyü bozmak elden gelmiyor. İlerliyor, elimi uzatıyor ve taşı tutuyorum.
Ardımda, kentin içinde, geniş ve dümdüz yollarda, lambaların soğuk aydınlığında, yaman bir toplumsal olay can çekişiyordu, pazar gününün bitişiydi bu.
Bir kadın görürüz, ihtiyarlayacağını düşünürüz, ama ihtiyarladığını görmeyiz. Ara sıra kadının ihtiyarladığını görüyoruz gibi gelir bize. İşte serüven duygusu budur.
Gülmüyorum, gösterdiği yakınlığa karşılık da vermiyorum. O zaman, gülümsemesini kesmeksizin, gözbebeklerinin korkunç ateşini üzerime dikiyor. Birkaç saniye, konuşmadan birbirimizi gözden geçiriyoruz. Gözlerini kısarak süzüyor ben. Sınıflandırdığı belli.
Doktor görmüş geçirmiş adam. Hayatı bunun üzerine kurulmuş. Doktorlar, papazlar, subaylar böyledir. İnsanı, sanki kendileri yaratmış gibi tanırlar.
...Gözlerime kadar karanlık içindeyim, buz gibi bir karanlık. Kaloriferin yanmadığı besbelli.
'Beni mutlu kıldınız' diyor Autodidacte. Sonra hemen ekliyor: 'İsterseniz, gelip sizi evden alayım'. Birden ortadan kayboluyor. Düşünmek için zaman bırakırsa düşüncemi değiştireceğimden korkuyor herhalde.
Gördüğü saygı ve sevginin nedenini kavramak için uzun boylu düşünmek gerekmiyordu. Her şeyi anladığı her şey kendisine açıklanabildiği için seviliyordu.
Saat dördü vuruyor. Bir saattir, kollarım iki yanıma sarkmış, iskemlenin üzerine oturup duruyorum. Karanlık bastırmaya başladı. Bundan başka değişen şey yok ortada: Beyaz kâğıt, yine masanın üzerinde, dolmakalemin ve mürekkep şişesinin yanında duruyor. Ama başladığım bu sayfaya artık bir tek sözcük bile yazmayacağım.
Masanın üzerinde açılmış elimi görüyorum. Yaşıyor; o da ben. Açılıyor; parmaklar ayrılıp düzeliyorlar. Tersine dönmüş. Tombul karnını gösteriyor bana. Sırt üstü dönmüş bir hayvanı andırıyor.Parmaklar bacakları. Ters dönmüş bir yengecin ayakları gibi onları hızla hareket ettirip eğleniyorum. Yengeç öldü; bacakları çekilip toplanıyor, elimin karnı üzerinde birleşiyorlar. Tırnakları görüyorum. canlı olmayan tek parçam onlar. Bir kere daha. Elim dönüyor, karnı üstü yayılıyor, sırtını gösteriyor şimdi. Gümüşlenmiş biraz parlak bir sırt. Parmak boğumlarında tüyler olamasa bir balık diyeceği geliyor insanın. Elimi hissediyorum. Kollarımın ucunda hareket edip duran bu iki hayvanda benim.
Saat beş buçuğu çalıyor şimdi. kalkıyorum; buz gibi gömleğim etime yapışıyor. Çıkıyorum. Niçin? Niçin mi? Çıkmamam için sebep yok da ondan. Kalsam da, bir köşede sessizliğe gömülsem de kendimi unutamayacağım. Burada olacağım, ağırlığım döşemenin üzerine çökecek. Varım ben.
Kitaplıkta başından kötü bir şey geçmiş olduğumu hatırlıyorum şimdi. Kulak kesiliyorum. Bütün istediğim, başkalarının dertlerini dinleyip acınmak. Bu beni değiştirecek. Derdim yok benim, miras yedi gibi param da var. Patronum da, karım da, çocuklarım da yok; sadece varım, hepsi bu. Bu dert öyle belirsiz, öyle metafizik bir şey ki, utanıyorum doğrusu.
...sözünü ettiklerimiz en önemli rollerdir. Bunların yanında bir yığın hümanist daha var: İnsan kardeşlerine bir ağabey gibi eğilen ve sorumluluklarını bilen hümanist filozof; insanları oldukları gibi seven hümanist; ol

Bulgaristan’da Kasım 1989’dan bu yana meydana gelen olumlu gelişmeler, yeni yönetimin, Türk azınlığına mensup vatandaşlarının sorunlarını çözme konusunda açıklanan siyasî iradesi ve bu amaca yönelik çabaları, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkileri yeni bir dönemin eşiğine getirmiş, ilişkilerin normalleştirilmesi ve geliştirilmesi için umutlar doğurmuştur. — Mesut Yılmaz
Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da tek cami olarak hizmet veren Kadı Seyfullah Efendi Camisi’ni biz restore ediyoruz. — Recep Tayyip Erdoğan
Bulgaristan’daki soydaşlarımızın ikili ve milletlerarası anlaşmalarla tanınmış bulunan haklarına saygı gösterilmesini ve arzu eden soydaşlarımızın Türkiye’ye göç etmelerine izin verilmesi için her türlü gayreti göstermeye devam edeceğiz. — Turgut Özal
Bulgaristan Hükümetinin, ülkesindeki azınlıkları hedef alan asimilasyon politikasının ilk tezahürleri, bu suretle, 1984 senesinden çok önce çıkmaya başlamıştır. Hatta, 1972-1974 yıllarında, ilkönce kendilerini Türk farz eden Pomakların isimleri silah zoruyla değiştirilmiş, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu Pomakların mühim miktarı, 1950’lerde ve daha sonraki yıllarda göç etmişlerdir; Balıkesir’de bu Pomakların köyleri vardır. — Turgut Özal
Bulgaristan’daki Müslüman Türk azınlığının yaşadığı trajedi, bilindiği gibi, Birleşmiş Milletlerden İslâm Konferansı örgütüne, Avrupa Konseyinden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansına kadar çeşitli uluslararası formlara götürülmüş, buralarda ve diğer kuruluşlarda çok sayıda karar kabul edilmiş, insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası ve ulusal kuruluşların özel raporlarına konu olmuş, dünya basın-yayın organlarında geniş yankı bulmuştur — Yıldırım Akbulut

Her ne bekliyorsan bu saatte gelmez, hadi yat artık.Hem uyumak, bir çeşit unutma biçimidir.
Sanırsın tüm kapıları, beni içeri almamak için yapmışlar.
Leyla ile mecnun gibi dilden dile dolaşan bir efsane olacağız derken, barbie ile ken gibi çoluk çocuğun elinde oyuncak olmuşuz.
Atlar yarıştırılmasın artık. öğrenciler ne güne duruyor?
"Mutlu son" için başınıza elma düşmesini beklemeyin.Alın bir elma dayanın kapısına.Aynı elmayı dişlemek, başlı başına bir masaldır zaten.
Sen kalecinin tedirgin bakışlarısın, bense verilmeyen penaltıyım.Buluşmamız yine başka bahara kaldı ay çekirdeğim.
00:01 - Sanki her şeyini kaybetmişsin de, "üzülme bir yolu bulunur elbet" diye teselli etmeye çalışan ama beceremeyen arkadaş gibi.
Duvarlar üzerime üzerime geliyor paşam, geldikleri gibi giderler mi acaba? (Atatürk'ün sözüne ithafen)
Bazı kadınlar için aşk, basit bir aksesuardır.Ne vakit koluna girse, kendini boktan bir çanta markasının ucuz bir taklidi gibi hissedersin.
Masadan öyle bir kalkıp gitti ki, kendimi garsona bahşiş olarak bırakılan bozuk para gibi hissettim.
Kabullenmek, kendi mezarına toprak atmak gibidir bazen.
Aramızda kilometreler yok, yalnızca bir üşüme mesafesi uzağındayım.
Herkesin bir yara izi vardır, kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan.
Saçların aklıma takılsa da çözebilen olmasa
Annemin sözünü hiç dinlemedim; içki içtim, sigara içtim, küfrettim, kızları üzdüm.Ve biliyorum ki hiçbir zaman şirinleri göremeyeceğim.
Ne kadar da şanslı bir insanım.Para eden acılarım var.
Bir şeyim yok, iyiyim.Gölgem tökezledi de, onu kaldırmak için eğildim.
Eğer boynuna bir tasma takılmamışsa, bil ki kafesin içinde olduğundandır.
Omzunda kendi tabutunu taşıyan adamlar birazcık kamburdurlar.
Sen her defasında biraz daha eksilerek yola devam edersin, ölüm de hükmünü sürdürmeye devam eder.
Güneşin doğmama ihtimalinin olduğu bir dünyada her şey mümkündür.
Başkalarının ilerleyebilmesi için sana hep "sıranı bekle" derler. Eğer hala bekliyorsan bil ki, olmayan bir kuyruğun en önde bekleyenisin.
Varacak bir yeri olmayanlar için tüm yollar anlamsızdır.
Başlamak için ne kadar kararlı olmak gerekiyorsa, bitirmek için de bir o kadar güçlü olmak gerekiyor.
Her insan, zamanın dünya üzerine bıraktığı birer yara izidir.
Kötü insan yoktur. İyi niyeti suistimal edile edile kötüleştirilmiş insan vardır.

Burak Özgüner (15 Eylül 1987, İstanbul- 1 Kasım 2019, İstanbul), Hayvan hakları aktivisti, veteriner teknikeri.

Vazgeçmeden mücadele etmek lazım!
Kimse hakkını kullandığı için cezalandırılamaz.
Davada iddia edildiği gibi ‘bakaya’ değil, vicdanî retçiyim.
Türkiye’de vicdanî ret hakkı tanınana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Uzun yıllar, hayvan özgürlüğü aktivistleri ile hayvan refahı örgütleri yan yana gelemedi.
Hiç kimse zulme, işkenceye ya da sömürüye zorunlu değil. Tabi tutulmak zorunda değil.
Bazen adaletsizliğe, zulme karşı hiçbir şey yapamadığımız hissine, çaresizliğine kapılabiliyoruz.
Benim, o ya da bu şekilde, bahsettiğim kurumsal otoritelerin bir parçası olmam da mümkün değil.
Bu davadan beraat kararı alsam bile tekrar ve tekrar yargılanma ve cezalandırılma tehdidi altındayım.
Eğitim, çalışma, seyahat, konaklama gibi birçok hakkım ihlâl ediliyor. Son olarak da hesaplarım bloke edildi.
Ne ailemde, ne etrafımda, ne de aktif olarak gönüllülük yaptığım hareketin içerisinde bir vejetaryen tanıyordum.
Felakete sürüklenirken el el üstünde bekleyecek miyiz? Devletlerin değişmesini beklemek yerine biz neden değişmiyoruz?
Vegan olmam, hayatımdan hayvan sömürüsü ile elde edilen ‘şey’leri çıkartmam da yine bir mezbaha ziyaretine dayanıyor.
Üniversitedeyken, sunî tohumlama dersinin uygulaması için bir mezbahaya götürüldük, daha önce hiç mezbahaya gitmemiştim.
Ben değişsem ne olur ki” diye düşünerek harekete geçmiyorsak bu ülkenin de dünyanın da değişmeyeceği, değişemeyeceği ortada.
Hayvan refahı örgütleri, biz hayvan özgürlüğü aktivistlerini ‘kibirli’ olarak tanımlarken, biz ise onları ‘tutarsız’ olarak görüyor, eleştiriyorduk.
Hukukî olarak yorumladığımızda, hem ulusal hem de uluslararası mevzuata göre bir hak olan vicdanî ret açıkladığım için cezalandırılmak isteniyorum.
Harekete geçmek, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir. Değişimi kendinizde başlatarak, durduğunuz yerden bile dünyayı değiştirebileceğinizi unutmayın.
Kısacası, devlete diyeceğim odur ki: Zorlamayın, dayatmayın! Çünkü zorla insan ikna edilmez! Düşün insanların da hayvanların da doğanın da yakasından.
Vicdanî ret açıklamak bir suç olarak tanımlanmamış durumda. Ortada bir suç yokken, Anayasa ve taraf olunan uluslararası sözleşmelere aykırı bir şekilde yargılanıyorum.
Daha birkaç sene öncesine kadar veganlar ve hayvan özgürlüğü aktivistleri, hareket içinde dahi ‘marjinal’, ‘agresif’, ‘radikal’, ‘ekstrem’ insanlar olarak görülüyor ve eleştiriliyordu.
Gündelik yaşamda, birçok sektör ve tesiste insan menfaati için sömürülen, öldürülen ancak hiç sesleri duyulmayan bu hayvanları, ben nasıl 18 yaşıma gelene kadar fark etmemiştim?
Önce kendimizi değiştirelim, sonra bizimle aynı düşünen, aynı dertlere sahip olan insanlarla bir araya gelip hayvanlar için, kendimiz için, toplum için birlikte neler yapabileceğimizi görelim.
Sirkte gördüğü file kahkahalarla gülen ağız, gözüne kestirdiği kadına laf atma hakkını kendinde gören ağızdır da. Kürkü okşarken haz alan el, varoşun “pisliğine” dokunmaktan iğrenen eldir.
Bir “savaş” vereceksem o da hayvanları ve doğayı daha çok özgürlüğe, kurtuluşa yaklaştırmak için olabilir, bu mücadelede yaşama düşman olan devlet de ordu da benim tarafımda yer almıyor.
Ailemde ya da etrafımda vejetaryen olmamasını anlayabiliyorum ama hareketin içinde söylem, eylem üreten insanların hayvanlardan yana değil de sömürüden, zulümden yana saf tutması beni oldukça rahatsız etmişti.
Çocukluğumuzdan bu yana kutsal, dokunulmaz, eleştirilemez ve koşulsuz biat edilmesi gereken bir varlıkmış gibi öğretilen ama büyüdükçe hiç de öyle olmadığını gördüğümüz devlete de ordusuna da verecek ne canım ne de zamanım var.
Avrupa’da hayvan hakları yok, Türkiye’de de yok, dünyadaki ‘süper güç’ olarak adlandırılan devletler ise bırakın hayvan haklarını tartışmayı, iklim değişikliğini geciktirmek için bile harekete geçemeyecek kadar aciz durumda ve doğa düşmanı pozisyonda.
Vegan olduktan hemen sonra, bana ikram edilen bir peynirli böreği geri çevirmem üzerine, o zaman gönüllüsü olduğum derneğin başkanı ‘ne o, peynir de mi yemiyorsun artık?’ şeklinde bir söz sarf etmiş, bu tercihimi uzun süre alay konusu etmişti kendince.
Ve bu insan, Türkiye’de, mezbaha gerçeğini 90’ların başında ilk kez gündeme getiren bir hayvan korumacı. Bu kişinin verdiği benzer tepkileri,hayvan koruma ve hayvan refahı mücadelesi veren, hayvan haklarını gözetme iddiası bulunan birçok oluşum ve gönüllüden de aldım.
Hayat bu muydu: “Annenden zorla ayrıl, sürekli süt ver diye ‘sunî tohumlama’ adı altında devamlı tecavüze maruz kal, her doğumdan sonra yavrun elinden zorla alınsın, on sene makineyle her gün sağıl, sütün azalmaya başladığı zaman da hayatın elinden alınsın? Sokağındaki kuytu köşeyi bile bir köpeğe fazla gören göz, muhitindeki transseksüele kinle bakan gözden farklı değildir.
İkinci öğretimler ile birlikte, kırk civarında öğrenci, kapalı kamyon kasasına bindik, araç hayvan taşınan bir kamyon gibiydi, mezbahanın yolunu tuttuk. Mezbahaya gittiğimizde, kesime sevk edilmiş bir inek vardı. Mezbahadayken ineğin “sahibi” ile konuştum. Adam, ineğin on sene süt verdiğini, “randımanı” düştüğü için de ineği kestirdiğini anlattı. Bu ilk mezbaha ziyaretimin, tanıklığımın hemen ardından bir daha da et yiyemedim.

Sitesi
Sosyal Sayfası
Görüşmeleri
Görüşleri

Sözleri

Burcu Güneş (12 Ağustos 1975, İzmir), Türk pop müzik şarkıcısı.

Zaman zaman çılgınlıklar yapmak, yaşamak istiyorum. İçimde öyle çılgın bir kadın var.
Yaşadığım ve gördüğüm her şeyden ilham alabiliyorum. Konusunun hep aşk olması da gerekmiyor.
"Ben bu sorunun ancak devletin sayesinde düzeleceğine inanıyorum. Son yıllarda güzel çalışmalar yapılıyor. Ben de bu konuda oldukça sıkıntı yaşadım. Eskiden Türk Sineması'nda da bu açıdan çok büyük sıkıntı vardı. Sinema, şimdi önemli ölçüde bu sorunu aştı. Müzik dünyasında da benzer gelişmeler olacağına inanıyorum. Bu konuda daha çok çalışıldıkça yarınlar daha güzel olacak.
(Korsan konusu hakkındaki düşünceleri)

Giderli şarkılar yüzünden insanlar yalnızlaşıyor.
Evet, 7 yaşındaydım. Ben mahkeme tarafından babaya verildim. Annem yalnızdı çünkü. “İstediğim gibi bakamam ben” demiş. Babaanne de evde var diye mahkeme babaya vermiş. Babaannemle dedem baktı bana. Annemi çok az görebildim. Aralarındaki kavgadan kaynaklanan problemlerden de çok etkilendim. Babam müzisyendi, onunla gezdim.
(Küçükken mi ayrıldı annenle baban? sorusuna cevabı)

15 Temmuz'dan sonra yakaladığımız birlik ve beraberliği referandum sürecinde de göstermemiz gerekiyor.
Bu konser 20 saat yapılmış provanın eseridir. İngilizce ve Türk sanat müziği ağırlıkta olmak üzere şarkılar seslendirdim. Bir de şarkılarıyla beraber büyüdüğüm Sezen Aksu ve Ajda Pekkan parçaları söyledi. Burada türkü söylemedim. Çünkü türkü albümüm yakında geliyor.
Müzik yürek işidir. Sahnedeyken aradığım şey sevenlerimle yaratılan o sinerjidir. Playback yaparak ruhumu ve yüreğimi seyircime yansıtamam.
Artık sokakta birbirimize selam vermez olduk. Gazetelerde savaş veya tecavüz haberleri görmek bizleri çok üzüyor. Milletçe zor bir süreçten geçiyoruz, böyle günlerde müziği kısmak yerine dinleyerek rahatlamalıyız. Bu bir rehabilitasyondur.
(Cemal Reşit Rey konseri sonrası)

Burcu Güneş resmi internet sitesi

'Burhan Kuzu (1 Ocak 1955; Şıhlı, Develi, Kayseri - 1 Kasım 2020, İstanbul), Türk akademisyen, anayasa hukukçusu ve siyasetçi.

IŞİD üyelerinin %20'si Harvard mezunuymuş. Yüksek lisans ve doktoralı var. Demek ki tahsil terörist olmayı engellemiyor. Doğru din eğitimi şart.
Gebertilen teröristlerin muayenesi mutlaka yapılmalıdır. Görülecektir ki, önemli bir bölümü sünnetsiz. Uyan Kürt kardeşim, ne olur uyan artık.
Dünyanın halini görünce, insanlığımızdan utanır olduk; bu durumda AB, ABD, BM ve NATO için "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" denebilir.
Ben size bir şey söyleyeyim mi? Söyle. Diyorum ki dünyanın çivisi çıkmış artık. Gemisini kurtaran kaptan. Vah garibin haline vah.
Kimi uyanık solcular tutturmuşlar sol yolsuzluk yapmaz, sağ yapar. Bu lakırdıyı Anadolu'da desen  H........ şuradan derler.
Rusya DAEŞ petrolünü Suriye'ye pazarlıyor. Fakat suçu bize atıyor puşt. (Aralık 2015)
Bu devlette öylesine israflar var ki, öylesine masraflar var ki, anam, anam, anam, anam, anam, anam! (Mayıs 2015)

Burhanettin Duran, (d. 1971) İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü eski öğretim üyesidir. Eski Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Duran'ın yeğenidir

Danimarkalı aşırı sağcı siyasetçi Paludan'ın Kur'an-ı Kerim yakma alçaklığı çok yönlü bir "İslam karşıtlığı, Batı ve Türkiye" tartışması başlattı. Öncelikle İsveç devleti, Stockholm'deki Türk büyükelçiliği yakınında gerçekleştirilen bu nefret suçuna BM ve Avrupa Konseyi Sözleşmeleri'ne aykırı olarak izin vermiştir. Özgürlükler ve demokrasi ile ilgisi olmayan bu tavır Avrupa'da son yıllarda ana akım siyaseti dönüştüren İslam karşıtlığını teşvik etmektedir. Nitekim iki gün sonra Hollandalı bir aşırı sağcı siyasetçinin de Kuran-ı Kerim'i yırtma alçaklığında bulunması, İslam karşıtlığının Avrupa güvenliğini ve iç barışını ne kadar kırılgan hale getirdiğini göstermektedir. İsveç'in bu sorunlu yaklaşımına Türkiye ve diğer İslam ülkeleri gibi Avrupalı devlet adamlarının da tavır koyması gerekirdi.

Leo Burnett (d. 21 Ekim 1891, Johns, Michigan, ABD - ö. 7 Haziran 1971, Lake Zurich, Illinois, ABD), Amerikan reklamcı.

İyi ama gösterilmemiş reklam, satış yaptırmaz.
Temel satış düşüncesi, içine girme ve işe yararlılık, elbette her zaman olduğu gibi önemli, ancak günümüzün reklamcılık anlayışında kendinizi farkettirmez ve inandıramazsanız, hiçbir şey yapamazsınız.
Reklamcılık duyma, çevirme yeteneği... işin kalp atışlarını teyp, kâğıt, mürekkep haline sokmakdır.
Reklamcılık insanlara "İşte elimizde bu var. İşte size ne yapacağı. İşte onu almanın yolları." der.
İnsanların kandırılabileceğini, zorlanabileceğini düşünenler, kusurlu ve yetersiz bir insanlığa sahiptirler - reklamcılıkta da iyi olamazlar.
Yaratıcı fikirler en iyi eğlenceli bir ruha sahip dükkanlarda gelişir. Kimse eğlenmek için işte değildir ancak bu işte eğlence olmayacağı anlamına gelmez.
Hayat ve tüm durumlar hakkındaki merak, bence, muhteşem yaratıcı insanların gizidir.
İyi reklam sadece bilginin sirkülasyonunu sağlamaz. Bu akla tutku ve inanç katar.
Ben reklamcılığın en önemli tehlikelerinden birinin insanları yanlış yerlere yönlendirmekten çok sıkıntıdan öldürmek olduğunu düşünenlerdenim.
Şunu anladım ki, iyi bir reklam hakkında yazmak iyi bir reklam yazmaktan çok daha kolay.
İnsanlara yardım eden, ticarete de yardım eder.
Kalıcı reklam başarısı diye bir şey yoktur.
Hata yapmaktan vazgeçeceğine dair yemin etmek çok kolaydır. Yapmanız gereken fikir sahibi olmaktan vazgeçeceğine dair yemin etmek.
Basit yapın. Hatırda kalır olsun. Kendisine bakmaya teşvik edici olsun. Okuması eğlenceli olsun.
Reklamı planlamadan, satışı planlayın.
Kendinizi müşterinin yerine koyamıyorsanız, büyük ihtimalle siz reklamcılık işinde olmamalısınız.
Mükemmel reklam benim için hayattaki en güzel şeydir.
Yaratıcılık, bildiğiniz iki şeyi bilmediğiniz bir şekilde birbirine bağlamaktır.

Bursa, Türkiye'nin Marmara Bölgesinde bir il ve ülkenin en kalabalık dördüncü şehri. 2016 Dünya Yaşanabilir Şehirler sıralamasında Dünya'da 28. Türkiye'de 1. sırada yer alır.[kaynak belirtilmeli]

Bursa'ya birkaç defa gittim ve her defasında kendimi daha ilk adımda efsaneye çok benzeyen bir tarihin içinde buldum, zaman mefhumunu âdet kaybettim ve daima, bu şehre ilk defa giren ve onu yeni baştan bir Türk şehri olarak kuran dedelerimizin yaşayışlarındaki halis tarafa hayran oldum. — Ahmet Hamdi Tanpınar
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şıkırtısından
Billur bir avize Bursa’da zaman. — Ahmet Hamdi Tanpınar
Bursa'da yeşilin mânası çok başkadır; o ebediyetin rahmanî yüzü, bir mükâfata çok benzeyen bir sükûnun fânî bir saate sinmiş mânâsıdır. Yeşil Türbe, Yeşil Cami der demez, ölüm muhayyilemizdeki çehresini değiştirir. — Ahmet Hamdi Tanpınar
Bursa, Osmanlı Medeniyetinin ruhudur. — Yusuf Kaplan

Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı (İngilizce özgün adıyla Ice Age: Dawn of the Dinosaurs), 2009 yapımı 3D bilgisayar animasyonlu film.

Hanım hanııımmm onlar benim yavrularım.
Ama ben bu tosunları büyütmek için saçımı süpürge ettim.

Buck. Benim adım Buck. Kısaltılmış Buck Minster, uzatılmış Buck.
İçeri girenler! Dışarıda bırakın her umudu.
Birinci kural, her zaman Buck ne derse o. İkinci kural, patikanın ortasından ayrılmak yok. Ve üçüncü kuralsa, gazı olan varsa sürünün arkasından gelir.
Tek gözüm var ama bütün dişlerim orijinal.
İyi haber şu ki, nerede olursak olalım öleceğiz.
Bütün kayaların bir hikayesi vardır. Nereden geldik, nereye gidiyoruz.
İğrenç. Bayıldım ! (Ütoplama için)
Haberler iyi... Yukarıda bizi seven birileri var.
Haberler kötü... Yukarıda bizi sevmeyen birileri var.

Ben bazen yatağıma işiyorum. (Crash) Boş ver be kardeşim. Ben de bazen senin yatağına işiyorum. (Eddy)

George Gordon (Noel) Byron, 6. Baron Byron (d. 22 Ocak 1788 - ö. 19 Nisan 1824), Lord Byron olarak bilinen Anglo-İskoç şair. Romantizm akımının önde gelen isimlerinden biriydi.

O yürür güzellikte gecesi gibi  Yıldızlı göklerin ve bulutsuz iklimlerin,  Ve en iyi olan şeyler bütün karanlığın ve aydınlığın içinde  Birleşir onun görünüşünde ve gözlerinde,  Böyle yumuşatır o hassas ışığı  Cennetin gösterişli güne vermediği.
"O yürür güzellikte" (She walks in beauty)
Bilmiyorum dinle ilgili hiçbir şey; en azından iyi anlamda.
Herkes gerçekleşmesini çok istediği şeylere inanmaya meyillidir. Bu ister bir loto bileti, ister Cennet'e gidiş bileti olsun.

Acı, bilgidir.

Bir devleti kurmak için bin yıl ister, yıkmak için bir saat yeter.
Gece, kadınlarla yıldızları güzel gösterir.
Biz, insanları kendi değerleri için değil, bizde buldukları değerlerden dolayı severiz.
Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.
Her şey bitti, artık çok geç.Son sözleri
Tanrı, sevdiklerine tez ölüm verir.
İki dünya arasında hayat bir yıldız gibi parlarGece ve yas ufkun sınırında beklerKim olduğunu insan ne kadar geç anlarKim olabileceğini ne kadar geç çözer.

Unutmak işte en iyi intikam.
Acı, akıllı adamların hocasıdır.
Öldürseydi acı, şimdiye ölmüş olurdum.
Vicdan azabı, insanın içinde bir cehennemdir.
İşi çok olanların gözyaşları için vakitleri yoktur.
İnsanları severim, ama doğayı daha çok severim…
Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir.  
Bütün mesele, vicdanları görebilecek gözler edinmektir.
Ölümden ölsek de, hayatlarımızın dörtte biri uyuyoruz.
Ekmekten sonra eğitim, bir milletin en büyük ihtiyacıdır.
Bilmiyorum dinle ilgili hiçbir şey; en azından iyi anlamda.
Gerçek neşenin temel kuralı, onu başkalarıyla paylaşmaktır.
İnsan, tebessümle gözyaşı arasında gidip gelen bir sarkaçtır.
Bir devleti kurmak için bin yıl ister, yıkmak için bir saat yeter.
Dünyada bütün trajediler ölümle, tüm komediler ise evlilikle sonuçlanır.
Erkek erkeğe karşı adaletsizdir çoğu zaman, Bir kadına karşıysa her zaman.
Dünyayı kendine cehennem yaptı, gökyüzündeki cenneti kazanmak istiyor.
Oysa şimdi az daha yaşamak istiyorum. Başıma gelecekleri merak ediyorum.
Kim olduğunu insan ne kadar geç anlar. Kim olabileceğini ne kadar geç çözer.
Yaşamın büyük sanatı, acı içinde bile var olduğumuzu hissetmek için duyumdur.
Mutluluğu tatmanın yegane çaresi onu paylaşmaktır; çünkü mutluluk ikiz doğar.
Biz, insanları kendi değerleri için değil, bizde buldukları değerlerden dolayı severiz.
Kılıcı eşsiz bir maharetle kullanan Türk eli, mağlûp ettiği insanların yarasını sarmakta da bir o kadar ustadır.
Ben bir ahmaksam, en azından şüphe eden bir ahmağım ve bir insanı, kendi kendini kanıtlayan bir bilgeliğin kesinliği yüzünden kıskanacak değilim.
Sizin ölümsüzlüğünüzle hiç işim olmayacak; bu hayatta zaten yeteri kadar perişanız, bir de bundan sonrakiyle ilgili tahminde bulunma saçmalığına gerek yok.
Bütün dinlerde ahmaklar var, çoğunda da düzenbazlar. Sırf deliliği vahiy sanan ve kendilerine peygamber adını takan adamlarca yazıldı diye kimsenin anlayamadığı gizemlere neden inanacakmışım?
Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır, bomboş sahillerdeki coşkudadır. İnsan elinin değmediği bir yerdedir, denizin diplerinde ve gürlemesindedir. İnsanları severim, ama doğayı daha çok severim…  
Bütün mezheplerde ahmaklar var, çoğunda da düzenbazlar. Sırf deliliği vahiy sanan ve kendilerine Evangelist adını takmayı tercih eden adamlarca yazıldı diye kimsenin anlayamadığı gizemlere neden inanacakmışım?
Bedenen diriliş fikri kulağa garip geliyor, hatta saçma, tabii cezalandırma amacını saymazsak. Düzeltmekten çok intikam anlamına gelen bütün cezalar da ahlaken yanlıştır. Peki Dünya'nın sonu geldiğinde yapılacak sonsuz işkencelerin, ne tür bir ahlaki ya da uyarı amacı olabilir ki?

Bâki (1526  1600), Türk divan edebiyatı şairi.

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal, Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş...
(Âlemde sesin Davut gibi çınlasın!.. Gökkubbede baki kalan sadece hoş bir sedadır; kalıcı olan sadece odur.)
Hûb olan elbette kendin gösterür
(Güzel olan elbette kendini gösterir.)
Mu'ayyen kıssadur sevmek sevilmek mâ-takaddemden
(Sevmek, sevilmek eskiden beri bilinen hikâyedir.)
Mufassal kıssa başlarsın garip efsane söylersin
(Öğüt veren hikaye anlatmaya kalkarsın; bir bakmışsın ki anlattığın hikaye efsaneye dönüşmüş.)
Nâdân komaz ki merdüm-i dânâ huzûr ede
(Câhil komaz ki, âlim kişi rahat ede.)
Dil derdini gamunla dil-efgâr olan bilür Bîmâr hâlini yine bîmâr olan bilür
(Gönül derdini gamınla gönlü kırık olan bilir. Hasta hâlini yine hasta olan bilir.)
Tutdı cihânı pertev-i hüsnün güneş gibi Doldı sadâ-yı aşkun ile kâh-ı kün fekân
(Güzelliğinin ışığı güneş gibi dünyayı tuttu. Kün fekân sarayı (dünya), aşkının yankısı ile doldu.)
 Bezm-i şevkün içre devr eyler felek bir câmdur / Câmda bir cür' adur aşkun şarabından şafak
(Ey sevgili; felek seni arzulamanın meclisinde dönüp dolaşmakta olan bir kadehtir. Şafağın kırmızılığı ise, senin aşkının şarabından o kadehin dibinde kalmış bir yudumdur.)
Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i hümâ imiş, İklim-i hüsne ânun içün pâdişâ imiş...
(Sevgilinin kara zülüfleri, Hüma kuşunun kanadının talih bağışlayan gölgesi gibi olduğu için, güzellik ülkesinin sultanı da odur. [Hümâ kuşunun ele geçirilememesine yapılan bir gönderme de vardır bu beyitte.])
Bir secde ile kıldı ruh-i âftâbı zer,  Hak-i cenâb-ı dost aceb kîmyâ imiş... 
(Sevgilinin civar toprağının (avlusunun) öyle bir kimyası var ki Güneş oraya bir secde etmekle yanağı hemen kıpkızıl bir altına dönüşüverdi!)
Görmez cihânı gözlerimiz yârı görmese,  Mir'ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş...
(Sevgiliyi gör(e)mediğimiz vakitler gözümüze hiçbir şey görünmez; hatta, cihan bile! Eğer “Ayine-i Âlem-nüma” [dünyayı gösteren güzellik aynası], diye bir şey varsa, zannımızca o, sevgilinin güzelliğinin aynasından başka bir şey değildir.)
Zülfün esîri bâkî-i bîçâre dostum, Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imiş...
(Zülfüne bağlanıp esir olan şu çaresiz Bâki, bu haliyle meğer bir bela kemendinin; yani, zülfünün bağına tutulup kalmış...)

Böyle Buyurdu Zerdüşt, Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış felsefî bir eserdir.

Yaratıcılarla, hasat edicilerle, neşelendiricilerle bir ortaklık yapacağım; onlara gökkuşağını ve üstinsan'a giden merdiveni göstereceğim.
Öndeyiş, bl. 9
İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir, uçurum üstünde bir ip.
s. 21
İyilere ve doğrulara bakın! En çok kimden nefret ediyorlar? Kendi değer levhalarını parçalayandan, bozandan, yasa bozandan: Oysa o, yaratıcıdır.
s. 29
Dünyayı yitirmiş olan kendi dünyasını kazanır.
s. 33
Bizi en çok görünmeyen eller eğer ve üzer.
s. 45
Evet yaralanmaz, gömülmez bir şey var içimde, kayaları parçalayacak bir şey: Bu benim istemim'dir - sessiz ilerler o ve değişmeden, yıllar boyu.
s. 109
Ama yurt bulamadım hiçbir yerde: Bütün kentlerde tedirginim ben, ve bütün kapılarda ayrılış. Son zamanlarda yüreğimin beni yönelttiği bugünün kişileri, yabancı ve alay gibi geliyor bana; bense sürülmüşüm ana yurtlarıyla baba yurtlarından.
s. 117
"Raslantı"; -yeryüzünün en eski soyluluğu; geri verdim onu her şeye, her şeyi ben amaç tutsaklığından kurtardım.
s. 158
"Özgürlük" diye böğürmeyi seversiniz hepiniz en çok; oysa ben, çevresinde çokça böğürme ve duman bulunan "büyük olaylara"a inanmayı unuttum.
s. 127
Yeni değerler bulanların çevresinde döner dünya: Sessizce döner.
s. 127
Her bilgi, tedirgin bir vicdanın dibinde yeşermiştir şimdiye dek! Parçalayın, ey gören kişiler parçalayın eski levhaları!
s. 191
Her şey gider, her şey geri gelir, sonrasızca döner varlık çarkı. Her şey ölür, her şey yine çiçeklenir; sonrasızca sürer varlık yılı.
s. 208
Yalan söyleyemeyen, gerçeğin ne olduğunu bilemez.
s. 275
Sana üstinsanı öğreteceğim. İnsan aşılması gereken bir şeydir. İnsanı aşmak için ne yaptın?
Yakmak istemelisin kendini kendi ateşinde; çünkü önce kül olmadan nasıl yenileyebilirsin ki kendini?
Ağaç bu yüksek dağda yalnız duruyor. Boyu, insan ve hayvanı aşmıştır. Eğer konuşmak isteseydi onu anlayacak kimse bulunmazdı. O, o kadar boylanmıştır. -Şimdi bekliyor ama-Neyi bekliyor? O, bulutlara yakın bulunuyor; galiba ilk yıldırımı bekliyor.
Tanrı öldü, onu siz öldürdünüz!
Bir de bedel ödensin istiyorsunuz, siz erdemliler! Erdem için ödül, yeryüzü için cennet, ve bugününüz için sonsuzluk mu istiyorsunuz?
Evet, hala tüm mezarları yıkansın sen: selam sana, istemim ve yalnızca mezarların olduğu yerde gerçekleşir dirilişler.
Onlara göre erdem, alçak gönüllü ve uysal yapan şeydir; böylelikle kurdu köpeğe, insanı da insanın en evcil hayvanına çevirdiler.
Bilgeliğim eğer beni öylece terk ederse, gururum deliliğimi alıp kaçsın öyleyse.
İnsanlarla birlikte yaşamak zordur; çünkü susmak çok zordur. Özellikle geveze bir insan için.

(Alıntıların hepsi Cem Yayınları, Ekim 1995 tarihli basımından aktarıldı.)

Biz eskiden sokağa çıkardık, taraftarımız bizi çok severdi. Karşıdaki muhalifler de saygı duyardı. Şimdi bir nefretle bakış seziyorum. Kemikleşme, kamplaşma var. Bu bizim yüzde 50 oyumuza engel olmaz. Ama Türkiye yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkabilir. Biz yumuşatmalıyız. Siyasette yumuşak dil çok önemlidir. Bağırarak, çağırarak, küçülterek, onu güçsüz kılarak bir noktaya getirdiğiniz zaman, misal doğru mudur bilmiyorum ama kediyi çok sıkıştırırsanız sonunda yüzünüzü cırmalar. (Ekim 2015)
(Fethullah Gülen) Hocaefendi her zaman olduğu gibi doğruyu söylüyor.
(Gazze filosu saldırısı sonrası, yıl: 2010.)
Zavallı, iffeti yozlaşmış, edepten yoksun (Leman Sam hakkında)
Erkek zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Çocuklarını sevecek. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacaksın. Şimdi bunu birileri söylediği zaman 'ya bu adam hangi dilden konuşuyor' diyebilirler. Bu kadar değerlerimize yabancılaştık bugün.
Bir İçişleri Bakanı'nın, oğlunun gözaltına alındığını basından öğrenmesi kadar acıklı bir olay düşünülebilir mi?(17 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk operasyonuna ilişkin 18 Aralık'ta yaptığı ve pek çok haber kanalında canlı yayınlanan basın toplantısında.)
Ben normal bir bakan değilim benim özgül ağırlığım var. Partinin geçmişini, bugünün, yarınını temsil eden biriyim. Kırmızı plaka meraklısı koltuğa oturunca "bitti!" diyen biri değilim. Yıpratılmamam gerek.
Lenin'i ölü olarak görmek çok güzel.
(Lenin'in Mozolesini ziyaretinde, 2006.)
"Karşımıza sürekli takiyye sözcüğü, samimiyetsizlik çıkmaktadır. İnsanlar gerçek amaçlarını saklamak ihtiyacını duymaktadırlar. Çünkü Anayasa'nın kalıpları içerisinde parti kurmaya, Siyasi Partiler Kanunu'nun kalıpları içerisinde faaliyet göstermeye mecbursun. İfade özgürlüğüne sahip değilseniz, kapatılmamak için, iktidara giderken bir takoza takılıp düşmemek için yalan söylemeye, samimiyetsiz davranmaya, takiyye yapmaya mecbursunuz. Halbuki bıraksanız insanlar terör ve şiddeti teşvik etmedikleri ve kullanmadıkları sürece partilerini kurabilseydiler, biz bugünkü sıkıntılardan belki yıllar önce kurtulmuş olacaktık.
Kevin Costner ile ilgili olarak söylüyorsunuz. Bir beyanda bulunulmuş. Yerli veya yersiz bir beyan, bunu alay konusu haline getirmek çok doğru değil. Bugün Kevin Costner'i bu sözünden dolayı eleştirenler, kendisi Türkiye'ye geldiğinde, başındaki şapkada, 'Ne mutlu Türk'üm diyene' yazısı yazdığında susmuşlardı. Halbuki o zaman konuşmaları lazımdı. Mesela ben olsam şöyle konuşurdum, 'Bu iş bu kadar istismar edilmez arkadaş, biz bu kadar elma şekeriyle aldanan bir toplum değiliz, sen Türk değilsin, bunu söylemek için de bir gerekçen yok. Sen sadece bir reklam filminden şu kadar para almış bir insansın. Bizi bunlarla aldatmak, bizim hoşumuza gideceğini zannederek bu tür kılıklara girmek doğru değildi' diye. Bugün televizyonlarda ağızlarını aça aça onu eleştirenlerin bu konuda suskun olduklarını söylemek, aradaki farkı göstermek için yeterli. Kevin Costner'ı eleştirenlere 
Anayasa Mahkemesi nasıl böyle bir karar verebilir ki yasama yetkisini Türk milletinden alan Meclisimizi yok sayabilir? Yargı bir karar veriyor, yasamayı hiçe sayıyor. Kala kala bir yürütme kalıyor. Yürütmenin tüm eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar, yürütmeyi de tasarruf altına alıyor. Danıştay’ın kurumsal muhalefeti de ortada. Yürütme de elden gitti. O zaman üç erkten sadece yasama kaldı. Böyle bir rejime, böyle bir sisteme cumhuriyet denilebilir mi?
Ölüm en büyük gerçek. Bunu siyasiler de görmeli başsavcı da görmeli, hepimiz faniyiz.
Halkımız dindar, geleneklere bağlı, Batı değerleriyle yaşıyor. Türkiye rejim ihraç etme sevdasında değil.
Medeniyetler arası çatışmadan bahsedenler, tehlikeli gidişi desteklemektedir.
Cumhurbaşkanı adayı üçümüzden (T. Erdoğan, A. Gül ve kendisi) biri olmalı! Yoksa, kim aday olursa olsun, ben de adaylığımı açıklar, oyları bölerim!
(2007 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında AKP'nin adayının belirlenmesi sürecinde Tayyip Erdoğan'a söylediği iddia edilen sözler.)

Bülent Ecevit, Türk gazeteci, şair, yazar, çevirmen ve siyasetçi.

Çok ilginç, zeki, fakat fazlasıyla hayalci bir insandı. '100 bin tank, 100 bin uçak yapacağız' demişti. Kendisini odama çağırdım. 'Sayın Erbakan bunu nasıl söylersiniz!' dedim. 'Bir kere mümkün değil, 100 bin tank, 100 bin uçak yapmamız. Bunların pilotlarını bulamayız.' Terledi. 'Efendim, böyle şeyler siyasette temenni manasında söylenir' dedi.
Necmettin Erbakan hakkında
Biz olaya insani açıdan yaklaşıyoruz. Bu tür mahkûmlar genellikle ailenin para kazanan, aileyi koruyan insanları oluyor. Onlar cezaevine girince aileleri mağdur oluyor.
Af önerisini yaptığı günler (Temmuz 1998)
Af konusunda Rahşan'la benim başımıza gelmedik kalmadı. Kader kurbanlarına-garibanlara bir şans daha verelim, dedik. İş nerelere kadar uzandı, biliyorsunuz.
Rahşan Affı üzerine (Temmuz 2005)
Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi'nin ve onun dostlarının bu konudaki çabalarını gerçekten takdirle izliyorum. Çağdaş bir eğitim verildiği belli.
Gülen okullarını överken (1998)
Vahdettin hain değildi.
Zaman gazetesine demeci (16 Temmuz 2005)
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri; Türkiye'de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar; devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir! Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!
Başörtüsü ile Meclis'e gelen Milletvekili Merve Kavakçı hakkında TBMM'de sözleri (1999)
Biz; Demirellerden, Türkeşlerden milliyetçilik dersi almayız. Sevgili Kardeşlerim! Biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil; Kıbrıs'ın topraklarına, Ege'nin deniz yataklarına yazmışız. Biz milliyetçiliği Batı Anadolu'nun haşhaş tarlasına yazmışız.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a indirme ve çıkarma hareketi başlamış bulunuyor. Allah; milletimize, bütün Kıbrıslılara ve insanlığa hayırlı etsin. Bu şekilde insanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için adaya gidiyoruz. Bu karara ancak bütün diplomatik, politik yolları denedikten sonra mecbur kalarak vardık. Bütün dost memleketlere, bu arada son zamanlarda yakın istişarede bulunduğumuz dost ve müttefiklerimiz Birleşik Amerika’ya ve İngiltere’ye, meselenin müdahalesiz hâlledilebilmesi, diplomatik yollardan hâlledilebilmesi için gösterdikleri iyi niyetli çabalar için şükranlarımı belirtmeyi borç bilirim. Eğer bu çabalar sonuç vermediyse elbette sorumlusu bu iyi niyetli gayretleri gösteren devletler değildir. Tekrar bu hareketin insanlığa, milletimize ve bütün Kıbrıslılara hayırlı olmasını dilerim. Allah'ın milletimizi ve bütün insanlığı felaketlerden korumasını dilerim.
20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın başladığını bildiren konuşması
Türkiye'de dine bağlı veya dinci kesimlerden bir kısmı; daha çok başka ülkelerden, başka kültürlerden ithal edilen bir İslam anlayışına kapılmışlar. Oysa Türk halk tasavvufunun çok ilginç bir İslam anlayışı var. Başka bazı İslam ülkelerinde, toplumlarında din duygusu Allah korkusuna dayanır. Türk halk tasavvufunda ise din duygusu Allah sevgisine dayanır ve Allah sevgisi insana da sevgi olarak yansır. Dolayısıyla beraberinde hoşgörüyü getirir, özgürlüğü getirir ve barışçılığı getirir.
Hükûmet derhâl çekilmelidir. Laik, demokratik cumhuriyete karşı dün Ankara'da göz göre göre işlenen korkunç cinayetten Başbakan da sorumludur ve başında bulunduğu hükûmet de sorumludur. Bu hükûmet artık görevde kalamaz. Halkın yüzüne bakamaz.
Danıştay Saldırısı üzerine (Mayıs 2006)
Bu hiçbir şekilde tevil edilmeyecek, mazur gösterilemeyecek bir skandaldır. Devletin güvenirliği ve işlerliği açısından bir yüz karasıdır. Kaçanlar, bilindiği gibi, Balgat'ta 5 kişiyi öldürmekten ve 12 kişiyi yaralamaktan suçlu olan sağcı teröristlerdir.
Mustafa Pehlivanoğlu'nun 27 Temmuz 1980'de hapisten kaçması üzerine

Değerli gazeteciler, sizlere ve aziz yurttaşlarımıza bir haberim var. Bu sabaha karşı 03.00'ten itibaren bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan Türkiye'dedir. Dünyanın neresinde olsa devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Devlet sözünü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Öcalan, sonunda kendini Türkiye'nin kucağında buldu. Yaptıklarının hesabını bağımsız Türk adaletine verecektir. Bölücü terörle bir yere varılamayacağını, devletimizle baş edilemeyeceğini artık herkes anlamalıdır! Öcalan kendisi dahil hiç kimsenin canı incitilmeden yakalandı. 12 gündür değişik kıtalarda, ülkelerde sürdürdüğümüz yoğun ve sessiz bir izleme sonucunda yakalandı. Türkiye'de bu operasyonu bilen sadece 10 yetkili vardı. Hiçbir haber sızmadı. En küçük bir sızma olsa operasyon sonuç veremezdi. Bu operasyon Genelkurmayımızla MİT'in tam bir uyum içinde çalışmaları sayesinde başarıldı. Kendilerine tebriklerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Güç bir iş başarıldı. Bundan sonrası bağımsız yargının yetki alanındadır. Allah milletimizi ve bütün insanlığı terörden ve savaştan korusun.
(16 Şubat 1999 günü, terörist elebaşı Öcalan'ın yakalandığı belirten konuşması.)
Ekonomide ve devlet yapısında bir enkaz devraldık. Çetin bir dönem geçireceğiz. Barışı getirmeye kararlıyız.
(10 Ocak 1978 tarihli basın toplantısından.)
Bizim iki gücümüz var: Hak ve Halk.
Eşitlik her zaman adil değildir.
Aslında sorun, CHP'yi eski yörüngesine veya yeni yörüngesine oturtma sorunun da ötesindedir. Hatta sorun 'ya ben, ya Bülent' sorununun da ötesindedir. Tekrar söylüyorum, asıl öncelikle ölçülmesi gereken şudur: CHP'de buyruk mu işleyecek, hukuk mu işleyecektir? Buna karar vereceğiz. (...) Daha açık söylüyorum, vereceğiniz karar şudur: Demokratik bir partinin kanunlara saygılı özgür üyeleri mi olacağız, kapıkulları mı olacağız? Karar sizindir.
(1972'de İnönü'ye karşı olan konuşmasında.)
Onlar ortak, biz pazar olacağız.
(Ortak Pazar: Avrupa Birliği)
Koğuş sistemi, cezaevlerinin terör eğitim merkezi haline gelmesini kolaylaştırmış oldu.
Ben sadece görevimi yaptım. Görevimizi yaptığımız için övünemeyiz.
Dinci akımların çaresi laiklik ve demokrasidir. Türkiye de buna öncülük eden bir devlettir.
Toprak işleyenin, su kullananın.
Laiklik ilkesi cumhuriyetin aşil topuğudur.
Demokrasilerde sadece ordu ve yargı mensupları tribünlerde oturur. Geri kalan tüm toplum kesimleri sahada olur. Ancak bir süre sonra tribündekiler oyundan sıkılır ve kendi takımlarına dahi tepki göstermeye başlayabilirler. Eğer sahada olması gerekenler, örneğin işçiler, tribünde oturmaya devam eder ve sahaya inmezseniz, korkarım biri çıkar, düdüğü çalar, 'Oyun bitti, herkes evine' der.
(1980 - İşçileri eylem yapmaya davet eden ünlü demeci.)
Bugünkü yönetim biçimi ve Türkiye için yönetimce öngörülen rejimi, kendi demokrasi anlayışım açısından içime sindiremediğim bir gerçektir. İçime sindirmeye de mecbur değilim!
(Askeri rejim için.)
Vurun, beni de vurun kalleşler!
(1980, Ülkücüler tarafından öldürülen parti il başkanı M. Zeki Tekiner'in cenazesi, Nevşehir.)
Kumar borcu olmayan 11 milletvekili arıyorum.
(1977)
Paşa deyiminin kullanılması ve paşa deyiminin teşvik edilmesi bence bazı hanımların başörtüsü kullanmasından çok daha büyük bir gericiliktir.
Namuslu bir hikayen varsa, seni kimse satın alamaz.
Herkes baskıya boyun eğseydi insanlık hâlâ dünyanın düz olduğunu sanıyor olurdu.
(15 Ekim 1982, ikinci kez cezaevinden çıkarken bir gazetecinin ona sorduğu "Bundan sonra yine konuşur musunuz?" sorusuna verdiği yanıt.)
Özgürlükler genelde aniden değil, yavaş yavaş yitirilir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Misak-ı Milli'den ve Kuvayi Milliye'den doğmuş bir partidir. Yani Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için and içenlerin kurdukları bir partidir. O halde sırf Güneydoğu'da biraz daha fazla oy alabilmek için, Türkiye'yi bölmek istediklerini açıkça dile getiren kimseleri sırtında Meclis'e taşımış olan bir parti asla Cumhuriyet Halk Partisi'nin mirasçılığı iddiasında bulunamaz. (Erdal İnönü'nün önderliğindeki Sosyaldemokrat Halkçı Parti'ye hitaben, 1991.)
Terörü teşvik edici, teröre cesaret verici nitelikte yayınlar kesinlikle yasaklanmalıdır. Terörü teşvik eden bir yazar, bence teröristten daha suçludur. (1995.)
Eğer bir ülkede; gazeteci, yazar, sendikacı, bilim adamı, subay aşağılanıyorsa, o ülkede doğru gitmeyen bir şeyler var demektir.
Erken seçim oImasaydı, 2084′ e kadar iktidarda kaIacaktık. (2002.)
Köylü savaşta en önde giderek nasıl memleketi kurtardıysa, barışta da en önde gidip gerçek kalkınmayı sağlayacaktır.
Bir söz ne seçim kazandırır, ne seçim kaybettirir, ama bir sözden dönmek partiye çok şey kaybettirir.
Özgürlüğümüz için bedel ödemeye alışmak zorundayız ve ben dört aylık hapisliği özgürlük için mütevazı bir bedel sayıyorum. Bir insan için en önemli şey, beyniyle özgür olmasıdır. Ben özgürlüğü beynimde hapishaneye taşıyorum. Dışarıda bir mahpus gibi yaşamaktansa, içeride özgür bir insan olacağım. Bu bir tercih meselesidir. Umarım Tanrı bana hep bu tercihi yapacak gücü verir.
(12 Eylül 1980 darbesinden sonra çeşitli suçlamalarla hapis cezasına çarptırıldığı zamanlardan.)
Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya bağımlı kalmamalıyız. Bütün dünyaya açılmalıyız. Kendi bölgemizdeki ülkelerle, Rusya’yla, Orta Asya ülkeleriyle, Uzak­­doğu’yla her bakımdan çok özel olan ilişkilerimizi geliştirirken, bir yandan da Hindistan’la ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Nüfus bakımından en yoğun iki ülkeden biri olan Hindistan’la çok eski bağlarımız vardır. Hindistan’da  “Hint ulusu”  kavramını değiştiren unsur, Mahmut Şah dönemindeki Türklerdir. Hindistan’da bize yakınlık gösterecek unsurlar var, onlarla ilişkilerimizi geliştirirken eğitime önem vermeliyiz. Türkiye, bütün dünyayla ilişki kurabilecek tek ülkedir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varlığı ortadan kalkacak olursa, bu Türk topraklarına saldırı olacaktır. Çünkü KKTC Türkiye’nin uzantısıdır. Hem Türkiye için hem 

Bülent Ersoy (d. 9 Haziran 1952, İstanbul), Türk Sanat Müziği şarkıcısı.

Bülent Bey'i, Bülent Hanım'ı karıştırmayın.[kaynak belirtilmeli]
Kadınlar ezan okuyabilir mi tartışmasında
Cuma namazını Sultanahmet'te kılmıştım. Tespihe de kalınca derse yetişemedim.[kaynak belirtilmeli]
Popstarda anılarını anlatırken...
Dışarıdan bakan beni büyük motor zannediyor.[kaynak belirtilmeli]
Popstar Alaturka yarışmasında iddiaalı kostümler giymesi ile ilgili olarak
Allaaahü teala kısmet ederse iiişallaa bismillaarramanirrahiiimm.[kaynak belirtilmeli]
Beni yapan bir çocuk var ya, hah o işte, fevkaladenin de fevkinde.[kaynak belirtilmeli]
Taklidini yapan Ata Demirer'i kastediyor
Arkadaşın doğursa fena mı olur? Sevinmez misin?[kaynak belirtilmeli]
Ekranda İbrahim Tatlıses'e kükrüyor
Ben çok sağlam bir kadınım![kaynak belirtilmeli]
Sesimle döver, bilgimle gömerim adamı![kaynak belirtilmeli]
Barbaros Şansal ile tartışmasında söylediği söz
Evler yansın mı? Evler yansın! Allaahu Ekşın! Allahu- Allahu Ekber!

Neocon-Ergenekon kadrosunda teknik direktör Şimon Peres; kaleci, teröristbaşı Abdullah Öcalan; geri üçlüde, Nicholas Sarkozy, Angela Merkel, Benjamin Netenyahu; orta sahada, Mehmet Haberal, Doğu Perinçek, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Yalçın Küçük; ileride de Kemal Kılıçdaroğlu ve Selehattin Demirtaş var. Kulübün başkanları da finansal oligarklar. Finans lordları yani. Bunlar finansal operasyonlar yapıyorlar. Faiz lobiciliği yürütüyorlar ama AK Parti Hükümeti, kriz lobisini nakavt etti. Türkiye'de ilk kez kriz lobisi, faiz lobisi nakavt oldu. Türkiye'ye operasyon çektiler ama başarılı olamadılar. Türkiye, artık eski Türkiye değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, artık kendi kişiliğini buldu.
Bu zat bir kere Türkiye ve İsrail konusunda bir cahil. Türkiye'nin siyasi tarihini bilmiyor. Gazeteciler içeride diyor ama Türkiye'de daha önce neler olduğu konusunda en ufak bir fikri yok. Bu adama sormak lazım, sen Türkiye'deki darbeler tarihini biliyor musun ey Auster? (Paul Auster hakkında söyledikleri.)
Ergenekonla mücadele, bölücü örgüt PKK ile mücadeleyi kolaylaştırıyor, etkin hale getiriyor. Bunu süreç içinde de çok açık ve net göreceğiz. (Şubat 2012)
'Herkesi alıp dindar yapacağız' diye bir şey yok. Zaten Allah da öyle bir şey söylemiyor.

Bülent Uluer, yazar, politik eylemci, politikacı ve eski Devrimci Gençlik (Dev-Genç) Genel Başkanı. 12 Eylül Darbesi sonrasında vur emriyle aranan beş kişiden biriydi.

Devrimden sonra anaokulunun nasıl olacağı konusunda yaşanan bir ayrılığın ciddiyeti olabilir mi?! Bu hale getirmiştik ince ince kıyarak... Tamam o Sovyet-Çin-Arnavutluk kutuplaşmasının getirdiği bir nesnellik vardı. Ama hem Sovyetleri savunup kendi arasında bölünen çoktu, hem Çin’i savunup kendi arasında bölünen çoktu, hem de Arnavutluk’u savunup kendi arasında bölünen çoktu. Yani aramızdaki ayrılıklar bir kere sınıfsal değildi. Mesela şu doğru değil: 'her ayrılık sınıfsal bir temele dayanır.' 60 tane sınıf yok ki! ama 60 tane örgüt vardı! Aynı miras üzerinden kavgaya tutuşursanız, miras kavgasının sonucunda cinayet olur! Bir müddet sonra cinayetler başladı.
(1970'lerde Türkiye solundaki bölünme ve bunun getirdiği cinayetleri anlatırken)
Biz dünyanın en legal illegal örgütleriydik! İstanbul'da beni mahalle bekçisi tanıyordu yahu, bırakın siyasi şubeyi toplum polisini. Bunda şaşıracak hiçbir şey yok! Zaten öbür türlüsü olsa hakikaten şaşırmak lazımdı, 'Yahu bu devletin hiç mi istihbaratı yok' diye. Bir de, bu işi olgunlaştırıp yaptılar. Bütün istihbaratlar, bilgiler toplanmıştı bizim hakkımızda. Olmuşu topladılar! Silkelediler sadece ağacı! (12 Eylül sonrasında örgütlerin çok kısa bir sürede çökertilmesini anlatıyor.)
Yenilmek her zaman kaybetmek demek değildir. Spartaküs yenildiği için Spartaküs'tür; eğer Spartaküs yenseydi adı sanı bilinmeyen Roma komutanlarından biri olurdu. Spartaküs'ü herkes biliyor çünkü mücadele edip güzel yenilerek de tarihe geçmek mümkün. Mahir'i, Deniz'i ve İbo'yu halklarımız biliyor ama onları katledenleri hatırlayan yok. Öte yandan tarih, hayatı ve siyaseti sadece 'kazanmak' üzerine kurgulayanların yanılgılarıyla doludur.

Büyük Adam Küçük Aşk, Şükran Güngör, Dilan Erçetin, Füsun Demirel, Yıldız Kenter, İsmail Hakkı Şen'in rol aldığı 2001 yapımı film. 2001 yılında Uluslararası Antalya Film Festivali'nde 5 dalda aday olmuş ve tamamında ödül almıştır. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde ise "Yılın En İyi Türk Filmi" kategorisinde aday olmuştur

Bütün yakınlarını kaybeden küçük Hejar ve bir yargıç emeklisi olan Rıfat Bey'in İstanbul'da kesişen öykülerini konu alıyor. Küçük bir Kürt kızı olan Hejar bir akrabası tarafından bir avukatın evine bırakılır. Ancak bu evde kalan iki örgüt militanı, polisin baskını sonucu öldürülünce Hejar karşı daireye, cumhuriyet ilkelerine son derece bağlı emekli bir hakim olan Rıfat Bey'in evine kaçar. Rıfat Bey, başlarda Hejar'a sadece bir süre bakacağını düşünür ve her anlaşmazlıkta onu ihbar etmek ister. Fakat sonrasında, Türkçe bilmeyen Hejar ile Kürtçe bilmeyen Rıfat Bey aynı evde yaşamaya başlar ve daha sonra aralarında adeta bir baba kız bağı oluşmaya başlar.

Rıfat Bey: İnsanlar bozuldu.
Hejar: Ağlama!
Rıfat Bey: İnsanları bozduk.
Hejar: Ağlama!
Rıfat Bey: Biz bozduk. Dengeyi bozduk. Doğayı bozduk. Her şeyi bozduk.
Hejar: Ağlama!

Sakine: Ne yapayım Rıfat Bey , sen beni 10 yıldan beri tanıyorsun
Rıfat Bey:Bir daha bu evde Kürtçe konuşma.
---
Müzeyyen: Acımasızca geçip giden zamandan geriye kalan sadece yalnızlıklarımız. Siz ve ben... Biz... Hayatımızın geri kalan kısmını birbirimize destek olarak dostça huzur içinde geçirebiliriz diye düşünüyorum. Şaşırdınız biliyorum ama korkmayın, evlenelim demiyorum. Şimdi daha çok şaşırdınız biliyorum ama hem tek başına özgür hem birlikte el ele diyorum.

Büyük Diktatör, Charlie Chaplin'in yönettiği ve başrolü Paulette Goddard ile paylaştığı, 1940, ABD yapımı politik komedi filmidir. Aynı zamanda Chaplin'in ilk sesli filmidir.

Bu, iki Dünya Savaşı arasındaki bir dönemin hikayesidir - deliliğin serbest kaldığı bir geçiş dönemi. Özgürlük pike yaptı ve insanlık oradan oraya tekmelendi.
Açılış levhası
Diktatör Hynkel ülkeyi demir yumrukla yönetti. Yeni çifte haç amblemi altında özgürlük sürgün edildi, konuşma özgürlüğü bastırıldı ve yalnızca Hynkel'in sesi duyuldu.
Dış ses
Askerler! Zorbalara itaat etmeyin. Onlar sizi eziyor; düşüncelerinizi, hislerinizi ve hareketlerinizi planlıyor, sizi koyun yerine koyuyorlar. Sizi aç bırakıp, hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürüyorlar. İnsanlıktan çıkmış, beyni ve kalbi makineleşmiş kişilere teslim olmayın. Sizde nefret yok, sevilmeyen kişiler nefret eder ancak. Askerler! Esirlik için değil, hürriyet için savaşın. Şöyle der Luka İncili'nin 17. bölümünde "Tanrının krallığı insanın içindedir" Bir kişiye, bir gruba değil, herkese açıktır. Siz insanlar, makineleri yaratacak güçtesiniz, mutluluğu yaratacak güçte. Bu güçle yaşamı hür ve güzel yapın, harika bir maceraya dönüştürün.
Özür dilerim ama imparator olmak istemiyorum, benim işim bu değil. Kimseyi yönetmek veya fethetmek istemiyorum. Mümkün olursa, Yahudi, yabancı, siyah, beyaz herkese yardım etmek istiyorum. Biz hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz, insanlar böyledir. Biz hepimiz birbirimizin mutluluğu ile yaşamak isteriz üzüntüsü ile değil. Birbirimizden nefret etmek, küçük görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yer var ve dünya zengin ve herkese bakabilir.Yaşam özgür ve güzel olabilir. Ama yolumuzu kaybettik. Açgözlülük ruhumuzu zehirledi ve dünyaya nefret barikatı kurdu; bizi üzüntü ve kan gölünde boğdu.Hızlandık ama kendi içimize kapandık. Bize zenginlikler veren makineler bizi daha çoğuna aç bıraktı. Bilimimiz bizi alaycı yaptı, zekâmız sert ve kaba. Çok düşünüp az hissediyoruz. Makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var. Zekâdan çok iyilik ve nezakete ihtiyacımız var. Bu vasıflar olmadan hayat vahşet olur ve her şeyde kayıp. Uçak ve radyo bizi daha da yakınlaştırdı. Bu icatların doğası insanların içindeki iyiliği haykırır, evrensel kardeşliğimizi ve hepimizin birliğini haykırır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlara ulaşıyor, milyonlarca umutsuz erkeğe, kadına ve küçük çocuğa, insanlara işkence ettiren ve tutuklattıran bir sistemin masum kurbanlarına, benim "Umutsuzluğa kapılmayın" dediğimi duyabilenlere.Üzerimizdeki mutsuzluk açgözlülüğün geçişinden, insanlığın gelişiminden korkan insanların acısından: insanların nefreti geçecek ve diktatörler ölecek ve halktan aldıkları güç halka dönecek ve insanlar öldüğü sürece hürriyet asla yok olmayacak.

Büyük Firar (İngilizce: The Great Escape), 1963 yapımı bir ABD filmi. Paul Brickhill'ın aynı adlı kitabından uyarlanan senaryosu James Clavell tarafından yazılmıştır. Senaryo ve kitap yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazılmış ve film bu kaçışta ölen 50 subaya adanmıştır.

Aslında bütün çürük yumurtalarımızı bir sepete koyduk. Biz de bu sepeti dikkatle izlemek niyetindeyiz.
[Müttefik savaş esirlerinin firarlarının kapsamlı tarihini ve Almanya'nın bu konuda harcamak zorunda kaldığı muazzam kaynakları okuduktan sonra] Bu, deliliğe oldukça yakın. Ve durmalı!
[Kamp komutanı görevinden alındıktan sonra Hilts'e] Sonuçta Berlin'i benden önce görecekmişsiniz gibi görünüyor.

Bakın efendim, Yüksek Komuta ve Luftwaffe'den bahsediyorsunuz ve sonra Gestapo ve SS'den bahsediyorsunuz. Bana göre onlar aynı! Lanet olasıca savaşıyoruz! Bunu söylemenin tek bir yolu var efendim: Onlar özgürlüğe inanan herkesin ortak düşmanıdır. Yüksek Komutanlık Hitler'i onaylamadıysa, neden onu dışarı atmadılar?

Albay Von Luger, kaçmaya çalışmak tüm subayların yeminli görevidir. Eğer kaçamazlarsa, düşmanın onları korumak için aşırı sayıda birlik kullanmasını sağlamak onların yeminli görevleridir ve düşmanı ellerinden geldiğince yıldırmak yeminli görevleridir.

Ah, Bay Bartlett. Ve Bay MacDonald. Tekrar birlikteyiz. Bizi hiç bu kadar zahmete sokmamış olmayı dileyeceksin...

Eğer Luftwaffe bu göreve hazır değilmiş gibi görünürse, mahkumlar kendilerini tamamen [Gestapo'nun] sorumluluğunda bulacaklardır. Ne yazık ki biz, profesyonel olarak o kadar anlayışlı değiliz.
Binbaşı Bartlett - tekrar kaçar ve yakalanırsanız - vurulacaksınız.

Bu adamların önüne bir çit çekin... ve onlar tırmanır.
Saatler önce... Dakikalar önce... Bu adamlar dikenli tellerin arkasındaydı.

Büyük Kaçış ya da orijinal adı ile Prison Break (2005–2009) hatalı bir suçlama yüzünden idamla yargılanarak hapse giren abisini kaçırmak için kendisini hapse attıran bir inşaat mühendisinin öyküsünün anlatıldığı, başrollerinde Wentworth Miller, Dominic Purcell, Sarah Wayne Callies, Amaury Nolasco'nun bulunduğu,  yaklaşık 42 ülkede yayınlanan ABD yapımı televizyon aksiyon dizisi.

Dövmeci kız: İlk seferinde çoğu kişi daha küçük bir şeyle başlar, annesinin ya da kız arkadaşının ilk harfleri ya da bunun gibi bir şeyle. Her iki kolu bütünüyle kaplamak birkaç ay alır. Ama senin yaptırdığını birkaç yıl içinde yaptırırlar.
Michael Scofield: Benim birkaç yılım yok. Keşke olsaydı.

Veronica: Seni bütün hayatım boyunca tanıdım. Senin bedenindeki en küçük bir kemik bile suça yatkın değil ve paraya hiç gereksinimin olmadığını da biliyorum.
Michael: Veronica.
Veronica: Neden sana yardımcı olmama izin vermiyorsun?
Michael: Veronica. Bana daima iyi davrandın, tüm hayatım boyunca.  Ama bırak bununla kendim başa çıkayım. Tamam mı?

Yargıç: Bir silahlı soygun davasında savunma yapılmak istenmediğini ender duyarız. Bundan emin misiniz, Bay Scorfield?
Michael: Eminim, efendim.

Bellick: Dindar biri misin, Scofield?
Michael: Bunu hiç düşünmedim.
Bellick: İyi. Çünkü On Emir burada geçmez.

Brad Bellick: Benim radarımın altında hiçbir uçuş yoktur.
Michael: Öğrendiğim iyi oldu.

Sucre: [Michael'a] Oturmanı öneririm, Çaylak. Burada zaman geçirmekten başka yapacak bir şey yoktur ve bunu senin için hiç kimse yapmaz.

Yakınlık, uzaklıktan daha sıkıntılıdır. Çünkü her yakınlıkta kaybetme korkusu, uzaklıkta ise kavuşma ümidi vardır.
Her zaman bir yol vardır.
Dostlarını yakınında tut, düşmanlarını yanında.
Bu dünya el altından yapılan işlerle dönüyor.
Eğer bir pizzaya ihtiyacımız varsa, Elimizde sadece bir dilimi var.
Kural kuraldır, onlar olmazsa barbarız demektir.
4 sezon:
Havaalanındaki adam: bu yüzden hapishaneye girebilirsin.
Michael Scofield: Hangisine?
Michael Scofield, o öldükten sonra izlenmesini istediği videodaki son sözü: İşte şimdi özgürüz.
Bazen sevdiğin insanları korumanın yolu, onlardan uzak durmaktır. (Sucre)
Biz kimliklerimizin tutsağıyız. Kendi yarattığımız hapishanelerde yaşıyoruz. (T-Bag)
Ne isterdim biliyor musun? Ağabeyime, ağabeylik yapmamayı. (Lincoln hapise girmeden kısa süre önce Michael ile tartışmalarından bir kesit)
Ben bir çapa gibiyim. Herkesi yanımda dibe çekiyorum.
Ne zaman birine güvensem canım yandı. Ne zaman biriyle yakınlaşsam hep kazık yedim.
Alexander Mahone: Silahını at ve dizlerinin üstüne çök.
John Abruzzi: Ben sadece Tanrı'nın önünde diz çökerim ve onu da burada göremiyorum.

Lincoln: Hazır mısın?
Michael: Hayır değilim, sen?
Lincoln: Hayır.
Michael: Tamam, gidelim.

Gardiyan: Mızmızlık yapma T-Bag o kadar sıcak değil.
T-Bag: (Siyahi bir adamı göstererek) O kadar sıcak değil mi? Bu herif uyandığında beyazdı.

Sucre: Bu deliklerden delmemiz gerektiğini nereden biliyorsun?
Michael: Çünkü hesapladım.
Sucre: Peki yanılıyorsan?
Michael: Yanılmıyorum, matematikte iyiyimdir.
Sucre: Peki yanılıyorsan?!
Michael: Yanılıyorsam sen şu an gaz borusunu deliyorsun demektir. Boru patlar ve canlı canlı yanarız.
Sucre: Ama matematikte iyisin değil mi?

Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kurulan ve Türkiye'de faaliyet gösteren bir siyasi partidir.

Bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi  programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir fâcia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız netîcelerdir. - Mustafa Kemal Atatürk
Millet tek parti devrinden beri CHP’nin ciğerini biliyor. CHP’nin içinde demokrasi yoktur. Çünkü CHP sadece lafını ettiği, istismarını yaptığı demokrasinin d’sinden bile nasibini almamış, süzme faşist bir partidir. - Recep Tayyip Erdoğan

Marcus Aurelius Antoninus Augustus, 161-180 yılları arası Roma İmparatoru. 96-180 yılları arasında görev yapan Beş İyi İmparator'dan sonuncusudur ve aynı zamanda en önemli Stoacı filozoflardan biri olarak kabul edilir.

Algılarını, isteklerini ve içgüdülerini sona erdirirsen ruhun özgürdür.
Dalgaların art arda gelip çarptıkları kaya gibi ol: Sağlam, kıpırtısız, çevresinde kaynayan suların dinginleşmesini seyreden.
Dimdik durmalısın, başkaları seni ayakta tutmasın.
Güç zihninizdedir, - dışarıda bir yerlerde değil. Bunu anladığınızda dayanıklılık gücünüzü de bulacaksınız.
Meditasyonlar (Kendime Düşünceler)
Hayatımız düşüncelerimizin eseridir.
İnsanlar kır evlerinde, deniz kenarlarında ve dağlarda inzivaya çekilecek yer arar; sen de buna şiddetli bir özlem duyuyorsun. Fakat bu özlem çok cahilcedir. Eğer inzivaya çekilme isteği duyuyorsan, gayet mümkün ve basittir bu: İn­san dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse.
Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.
Öfke ve üzüntü, bize, bizi öfkelendiren ya da üzen şeylerin kendilerinden çok daha fazla zarar verir.
Ruhunun yapmak istediği şeyleri yapmadığın için acı çektin.

Akıl başkaları için duyulan sevginin zeminidir.
Başkaları ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler, ben kendi adıma iyi bir insan olmalıyım. Tıpkı zümrüt ya da altın yahut erguvan. Kendi kendine durmadan şöyle diyormuş gibi: başkaları ne yaparsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler, kendi adıma ben zümrüt olarak kalacağım, rengimi koruyacağım.
Başkalarının yaptıklarına söylediklerine ve düşündüklerine aldırış etmeyen, sadece iyi bir insan olmak için kendi yaptıklarıyla ilgilenen bir insan ne çok zaman kazanır.
Başkalarının ne dediğine, ne yaptığına, ne düşündüğüne aldırış etmeyen, sadece kendi işini adaletle ve iyilikle yapmaya çalışan ne çok zaman kazanır!
Bedenin bu hayatta direnirken ruhun pes etmesi yüz kızartıcıdır.
Bir şeyi yapmak yalnızca sana zor geliyor diye bunun bir insan için olanaksız olduğunu düşünme. Eğer bir şey insan için olanaklıysa ve insan doğasına uygunsa, senin tarafından da yapılabileceğine inan.
Birçok insan bulamadığı için değil, zevk almak için durmadığından dolayı, mutluluktan payına düşeni alamaz.
Birisine bir iyilik yaptığında ne bekliyorsun? Doğru şeyi yaptığından ötürü hoşnut olman ve bu iyiliğin karşılığını beklememen gerekmez mi? İnsanlar birbirleri için yaratılmıştır. Ya onlara doğru yolu göster ya da onlara karşı anlayışlı ol.
Birisinin hatasına öfkelendiğinde derhal kendine bak ve kendinin de nasıl hata yaptığını düşün; örneğin iyinin paraya ya da hazza ya da bir parça şöhrete eşdeğer olduğunu düşünmen gibi... Bunun bilincine vardığında, özellikle de seni öfkelendiren kişinin gergin olduğunu ve yapabileceği pek başka bir şey olmadığını ayrımsadığında öfkeni hemen unutursun. Ve eğer bir yolunu bulabilirsen, karşındaki insanın gerginliğini gidermelisin.
Biraz zaman geçsin her şeyi unutacaksın, biraz zaman geçsin her şey seni unutacak.
Çok defa kötülüklerle karşılaşırsın. Unutmaman gereken şey karşılaştığın her olayın aslında daha önceden de gerçekleştiğidir. Hep aynı şey, hangi zamanın tarihinden söz etsek aynı şeylerle karşılaşırız. Yeni olan hiçbir şey yok. Her şey kendini tekrarlıyor ve şimdiki zaman çabucak geçiveriyor.   
Dimdik durmalısın, başkaları seni ayakta tutmasın.  
Doğaya uygun olan hiçbir şey kötü değildir.
Dünyadaki hiçbir çıkar, verdiğiniz sözü tutmamaya veya kendinize olan saygınızı kaybetmeye değmez.
Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.
Eğer birisi yanlış yapıyorsa, ona nazikçe yol göster ve nerede yanlış yaptığını anlat. Eğer bu da onu düzeltmiyorsa kabahati kendinde ara, hatta daha iyisi hiç kimsede arama.
Eğer gerçekten sahip olduğumuz biricik şey içinde bulunduğumuz an ise ve sahip olmadığımız bir şeyi yitirmemiz de mümkün olmadığına göre, birisinin elimizden alabileceği tek şey yaşadığımız andır.
Evren değişiyor; Hayatımız, düşüncelerimize göre şekilleniyor.
Evren değişiyor; Hayatımız, düşüncelerimize göre şekilleniyor. Yaşamdaki mutluluk da düşüncelerimizin kalitesine bağlıdır.
Gerçekleşen her şey, gerçekleşmesi gerektiği gibi gerçekleşir. Dikkatle incelediğinizde bunun böyle olduğunu görürsünüz.

Havaya atılan bir taş için ne yeniden yere düşmek kötü bir şeydir, ne de yükselmek iyi bir şey.
Hayatımız düşüncelerimizin eseridir.   
Hayatının mutluluğu düşüncelerinin niteliğine bağlıdır. Onun için buna dikkat et, fazilete ve eşyanın tabiatına uymayan hiçbir düşüncenin kafanı işgal etmesine müsaade etme!
Her şeyin bir görüş olduğunu ve görüşünde sizin gücünüz dahilinde olduğunu düşünün. O halde istediğiniz bir zamanda görüşünüzü aradan çıkarın; tıpkı bir burnu az önce dönmüş denizci gibi sakin, dingin ve dalgasız bir körfeze ulaşırsınız.
Herkes, yalnızca yüreğini verdiği şeylerin değeri kadar değerlidir.  

İçini kaz, içinde iyilik pınarı var. Sen sonsuza dek kazarsan, o da sonsuza dek akacaktır.  
İnsanın başına kaldıramayacağı hiçbir şey gelmez.
İnsanın başına kaldıramayacağı hiçbir şey gelmez.  
İnsanın çekileceği en güzel yer kendi içidir.
İnsanlar sizi sadece aynı yerden canı yandıklarında anlar.
İmkânsız olan şeyleri kovalamak deliliktir.
İyi insan nasıl olmalı diye tartışarak daha fazla vakit kaybetme: İyi insan ol. (Ya da çeviri farkıyla: İyi insanın nasıl olması gerektiğini anlatmayı bırak; anlattığın insan ol.)
Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.
Kendisiyle uyum içinde yaşayan, evrenle uyum içinde yaşar.
Mesleğini sev, ondan memnun ol. Yaşamının geri kalanını tanrılara ada, bir zorba ya da birinin kölesi olma.
Mutlu bir yaşam için çok az şey gerekir. Hepsi de içinizde, düşünme şeklinizde gizlidir.
Mutlu bir yaşam sür. Eğer Tanrılar varsa ve adilseler, o zaman senin ne kadar inançlı olduğuna aldırmayacak ve uğrunda yaşadığın erdemlere göre seni değerlendirecektirler. Tanrılar varsa ama adil değilseler, o zaman onlara tapmamalısın. Eğer Tanrılar yoksa, ölmüş olacaksın ama, sevdiklerinin anılarında yaşamaya devam edecek onurlu bir yaşam sürdürmüş olacaksın.
Olaylara, sana düşüncelerini kabul ettirmek isteyen insanın baktıkları açıdan değil, kendi gördüğün açıdan bak.
Öfkenin sonuçları nedenlerinden çok daha üzücüdür.
Ölümden değil, bir türlü hayata başlayamamaktan kork.
Sabah uyandığınızda yaşamanın, nefes almanın, düşünmenin, keyif almanın ve sevmenin ne kadar kıymetli bir ayrıcalık olduğunu düşünün.   
Sabahın alacakaranlığında uyanmak sana zor geliyorsa, şu düşünceye başvur: İnsanca bir yaşam için uyanıyorum. Eğer, doğuşumun nedenini ve evrene getirilişimdeki amacı yerine getireceksem yine de somurtkan olabilir miyim? Yoksa yatmak ve örtüler altında kendimi sıcak tutmak için mi meydana getirildim?
Sağlıklı bir göz, görülebilen her şeyi görebilmelidir ve ‘yalnızca iyi olan şeyleri görmek istiyorum’ demez; çünkü bu ancak hastalıklı bir gözün durumudur. Sağlıklı bir kulak ve sağlıklı bir burun, işitilebilecek ve koklanabilecek her şeyi algılamalıdır. Şunu unutma ki, düşünceni değiştirmek ve senin yanlışlarını düzelten birisinin söylediklerine uymak özgürlüğünden ödün vermek anlamına gelmez. Çünkü bu değişiklik, senin iradenle olmuştur, kendi arzuna, değerlendirmene ve anlayışına uygun olarak yapılmıştır.
Sana ait olmayanın peşinden koştuğunda, gerçekten sana ait olanı yitirirsin.  
Sizi sözünden dönmeye, öz saygınızı yitirmeye, birinden nefret etmeye, şüphe etmeye, küfür etmeye, iki yüzlü davranmaya, etrafında duvar ve perde isteyen herhangi bir şeyi arzulamaya sürükleyen şeyi asla yararlı görmeyin.

Şunu asla aklından çıkarma, ister üç bin yıl yaşa, ister otuz bin yıl, şu anda sahip olduğundan başka bir yaşamı yitiremezsin ve mevcut yaşamın sona erdikten sonra yeni bir yaşama da sahip olamazsın.
Şunu unutma ki, düşünceni değiştirmek ve senin yanlışlarını düzelten birisinin söylediklerine uymak özgürlüğünden ödün vermek anlamına gelmez. Çünkü bu değişiklik, senin iradenle olmuştur, kendi arzuna, değerlendirmene ve anlayışına uygun olarak yapılmıştır. 
Tek bir dünya, tek bir hakikat, tek bir tanrı, tek bir kanun vardır.
Tüm zaferlerin sırrı bariz olmayan şeyleri düzenlemede yatar.
Yakında her şeyi unutacaksın; yakında herkes seni unutacak.
Yasalar örümcek ağına benzer, küçük sinekler ağa takılır kalır, büyük sinekler ağı deler geçer.
Yıldızların yer değiştirişini görmek mi istiyorsun, onlarla birlikte dönmen gerek
Zaman, olaylardan meydana gelen coşkun bir nehir ya da sel gibidir. Fakat her şey onu gördüğümüz anda aslında geçip gitmektedir.
Zümrüt onu övmezlerse daha mı az güzel olur?

Bir işi incelemekte aşırı hassasiyet göstermek ayrılığa; eleştiri, düşmanlığa; sabırsızlık, rezilliğe; sırrı ifşa etmek, alçalmaya sebep olur. Cömertlik zekanın cimrilik ise gafletin alametidir.
Kim şu üç şeye sarılırsa dünya ve ahiret dileklerine kavuşur: Allah’a sığınmak, ilahi takdire razı olmak ve Allah’a karşı hüsn-ü zanda bulunmak.
Kim şu üç şeyde gevşek davranırsa mahrum kalır: Cömertten bir şey istemek, alimle arkadaş olmak ve (adil) sultanın ilgisini kazanmak.
Üç şey muhabbet doğurur: Din, tevazu ve bahşiş.
Üç şeyden uzaklaşan üç şeye ulaşır: Şerden uzaklaşan izzete, Kibirden uzaklaşan saygınlığa, Cimrilikten uzaklaşan da şerefe.
Üç şey düşmanık getirir: Nifak, zulüm ve bencillik.
Üç şey insanın ayıplanmasına sebep olur: Haset, laf taşımak ve başıboşluk.
Üç kimseyi, ancak üç yerde tanımak mümkün olur; Yumuşak olanı, öfkelendiğinde; yiğidi, savaşta; kardeşi, kendisine muhtaç olunduğunda.
Üç sıfat kimde olursa, oruç tutan ve namaz kılan birisi olsa bile münafıktır: Yalan konuşan, sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden.
Üç özellik büyüklüğün mayasıdır: Öfkeyi yenmek, kötülük yapanı affetmek, mal ve canla(insanlara) iyilik yapmak.
Kurtuluş üç şeyledir: Dilini tutman, evinde oturman ve işlediğin günahlara karşı pişmanlık duyman.
Cehalet üç şeyledir: Arkadaşları değiştirmek(salih arkadaşları), sebebini açıklamadan dostlarla çekişme ve faydasız şeyleri araştırmak.
İleri görüşlü olmak üç şeyledir: Kendisinden üstekilere hizmet etmek, babaya itaatta bulunmak ve efendisine karşı tevazu göstermek.
İnsanan dostu şunlardır: Uyumlu hanım, iyi evlat ve halis arkadaş.
Herkes şu üç şeyden kaçınmalıdır: Kötülere yaklaşmak, kadınlarla konuşmaya dalmak ve bid’at ehli ile oturup kalkmak.
Üç şey, kişinin kerem sahibi olduğunu gösterir: Güzel ahlak, öfkeyi yenmek, haramlara bakmaktan kaçınmak.
Üç şeye güvenen aldanır: Olmayacak sözleri tasdik etmek, güvenilmeyen insanlara bel bağlamak ve elde edilmeyecek şeye göz dikmek.
Bütün insanlar şu üç şeye muhtaçtır: Emniyet, adalet ve refah.
Üç şey hayatı karartır: Zalim hükümdar, kötü komşu ve ağzı bozuk kadın.
Şu üç şey pişmanlık getirir: Övünmek, iftihar etmek ve üstünlük hususunda tartışmak.
Üç şeyde herkes kendisinin haklı olduğunu söyler: İnandığı dinde, kendisine galip olan heva ve heveste ve işlerinde tedbirde.
İnsanlar şu üç şeyden kurtulursa, huzura kavuşurlar: Kötü dil, kötü el ve kötü davranış.
Dostlar üç kısımdır: Birincisi, kendisine sürekli ihtiyaç duyulan yemege benzer; işte bu akıllı kimsedir. İkincisi (bazı vakitler insanı yakalayan) dert gibidir; bu da ahmak kimsedir. Üçüncüsü ise (derdi tedavi eden) ilaç gibidir; bu da mütefekkir kimsedir.
Borç, geceleri üzüntü kaynağı, gündüzleri ise zillet vesilesidir.
Dünya işlerin düzeldiğinde, dininden kork.
Dağları harekete geçirmek, kalpleri harekete geçirmekten daha kolaydır.
İman kalptedir, yakin ise ilhamlardır.
Dünyaya ilgi göstermek gam ve üzüntü doğurur. Dünyaya ilgisizlik kalp ve bedenin rahatlığına sebep olur.
Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Halkın hanımlarına karşı iffetli davranın ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar.
Kim hain birisinin yanına bir emanet bırakırsa, Allah onu korumaya kefil değildir.
Selam vermek müstehaptır; almak ise farzdır.
Kim selam vermeden önce konuşursa, cevabını vermeyin.
Birbirinizle tokalaşın. Çünkü tokalaşmak kini yok eder.
Kim öfke, tamah, korku ve şehvet halinde nefsine hakim olursa, Allah onun bedenine cehennem ateşini haram kılar.
Mü’minin dostu ilim, yardımcısı olgunluk ve hilim, ordusunun komutanı sabır, kardeşi halkla iyi geçinme, babası ise yumuşaklıktır.
Körükörüne amel eden kimse, doğru yolda yürümeyen kimseye benzer. Süratle gidişi, onu hedefinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Şeytan’ın kadın ve öfkeden daha güçlü bir askeri yoktur.
Allah’tan korkmak, yeterli bir ilimdir. O’na karşı olmak ise tam bir cehalettir.
En iyi ibadet, Allah’ı tanımak ve O’na tevazu etmektir.
Bana en sevgili olan kardeşim, kusurlarımı bana hediye eden (hatırlatan) kimsedir.
Bir zaman gelir ki, samimi arkadaş ve helal paradan daha nadir hiçbir şey bulunmaz.
Üç kez öfkelendiği halde sana kötü söz söylemeyen dostu, kaybetme!
Suçlanacak yerde duran kimse kendisine kötü zanda bulunan kimseyi kınamamalıdır.
İki kişiyi geçen her söz ifşa olur.
Kardeşlerini takvaları miktarınca sev.
Korkulu ve ümitli olmadıkça mi’min olamazsın. Korktuğun ve ümit ettiğin şey için amel etmedikçe de korkulu ve ümitli olamazsın.
Mü’min dünyada garipir. Dünyada horlanmaya karşı sabırsızlık göstermez; dünya üstünlüğü hususunda onun ehli ile rekabet etmez.
Öfke hekimin (bilinç sahibinin) kalbini mahveder. Öfkesine hakim olmayan, aklına da hakim olmaz.
Kötü ahlak, yoksulluk getirir.
Haram (yol)dan çok kazanmak rızkın bereketini yok eder.
Cimri, haram yoldan mal kazanan ve onu yerinde harcamayan kimsedir.
Şaka yapmaktan sakının. Çünkü, şaka yapmak, düşmanlık getirir, kin doğurur; aynı zamanda küçük bir sövüştür de.
Kızlar iyilik, oğlan çocuklar ise nimettirler. İyiliğe karşı sevap verilir, nimetlerden ise sorguya çekilir.

Sistemden korkan, Allah'tan korkmaz; Allah'tan korkan, sistemden korkmaz.
Türkiye hem Türk dünyasının hem de İslam aleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslam aleminin hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir!
Son Çeçen canını vermeden Ruslar ülkemize hakim olamaz.
Türkleri çok seviyorum. tarih boyunca kahramanlıklarıyla, cesaret ve atılganlıklarıyla kendilerini kabul ettirmişlerdir. Milli ve manevi değerlerine bağlıdırlar. dostluklarına güvenilir, düşmanlıklarından korkulur.
Tarih boyunca İslam alemi Türklerden faydalanmıştır. Türkler güçlü oldukça İslam alemi rahat ve huzur içinde olmuştur; zayıfladıkça, İslam alemi ezilmiş ve horlanmıştır. Türkler İslam'ın koruyucu gücü olmuşlardır.
Ancak ne yazık ki, bazı İslam ülkeleri, emperyalist güçlerin oyununa gelerek Türklere ihanet etmişlerdir. Türklere ihanet ederek arkadan vuranlar belasını bulmuştur. bugün bazı İslam ülkelerindeki çıkmazlar ve sıkıntılar, bu tarihi hatanın bedelidir.
Şimdi gururla söylemek istiyorum ki, Çeçenler tarih boyunca Türklere bağlı kalmışlar ve tarihin hiçbir döneminde ihanet etmemişlerdir.
Bugün ise, Türkiyeyi yönetenler o yüce değerlerden çok uzaklar. Halbuki Türk milleti, maddi ve manevi değerlerine bağlı olduğu sürece yücelmiş ve yükselmiştir. Ve dünya tarihinin akışına yön vermişlerdir. O yüce değerlerden ayrıldıkça küçülmüşler ve sıkıntılara düşmüşlerdir.unutulmasın ki, Türkiye hem Türk dünyasının hem de İslam aleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslam aleminin hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir.
Şehadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım.
Rus emperyalizmine boyun eğmek kader değildir. Kuzey Kafkasyalıların birlik ve özgürlük gibi doğal ve siyasi hakları vardır.Bu talepler gündeme getirilmedikçe Kuzey Kafkasyalılar günden güne yok olacaklardır. Çünkü bu düzen emperyalizmin düzenidir.
Rusizm, ırkçılık ve faşizmden daha beter yeni bir ideolojidir.
Ben o acı dolu günlerin, o insanlık faciası sürgünün çocuğuyum.
Savaşa karşıyım ancak haksızlığa karşı savaşmak karakterimdir.
Bana göre haksız güç zulümdür, güçsüz hak ise mağdurdur. Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın yanında olmak benim inancımdır. 13 yılım sürgünde geçti. Baskılar, açlık ve sefaletin yanında sürgünde vatandan ayrı kalmanın verdiği ıstırabı hep içimde hissettim. Ben o ruhla yetiştim ve hayatımın her anında halkıma yapılan bu zulmü hep hatırladım.

Bilgisiz birini kanıtlarla yenmek olanaksızdır. Mc Ador
Bİlim cesaret verir, cehalet ise küstahlık. Margaret Atvood
Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır.  Karl Marx
Öğrenmek pahalıdır; ama cehalet çok daha pahalı. İskender Pala
Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkutucu olamaz.  Konfüçyus
En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır. Mustafa Kemal Atatürk
Hiçbir şey bilmeyen cahildir, ama bilip de susan ahlaksızdır.  Bertolt Brecht
Sadece bir iyi vardır; bilgi. Ve sadece bir kötü vardır; cehalet. Albert Camus
En koyu cehalet, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir şeyi reddetmektir. Konfüçyus
Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, bir de cehaletin bedelini hesaplayın. Goethe
Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var, cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.  Sokrates
Cehaletle dahilik arasındaki farkı merak ediyormusunuz, dahinin sınırları vardır cahilin ise hiçbir sınırı yoktur.  Albert Einstein
Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var, cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Whoopi Goldberg.
Unutma, cehaletten daha dermansız dert yoktur! Gerçi bilgiye hâkim olmak mutluluktan çok elem, sevinçten çok keder verir ama insan da öğrenerek çoğalır. Sokrates
Bilinmeyen, gizli, hayali, efsanevi, mucizevi, inanılmaz ve hatta korkunç olan şeyi açık, basit ve sağlıklı olana tercih etmek, cehaletin özelliğindendir. Paul Henri Thiry d'Holbach
Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir, yerinde duran bir şey ise geriye gidiyordur.  Mustafa Kemal Atatürk
Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.  Arthur Schopenhauer

Ben matematiğe hayatımı adadım, karşılığında bana hayatımı geri verdi.
Bilim insanı adayı olan bu çocuklar hiçbir zaman kendilerine öğretilenleri sorgusuz sualsiz ezberlemezler ve doğruluğuna kayıtsız şartsız inanmazlar, çünkü biz bile öğrettiğimiz şeylerin doğruluğundan şüphe etmekteyiz.
Bilim ve inanç iki ayrı unsurdur. Birleşirse devrim yapabilirsiniz.
Çocukluğumda benim için üç şey vardı. Matematik, tarih ve politika. Ama matematik zaten hepsini anlatan şeydi.
Gerçekten evrenin sırrını arıyorsanız, benim yaptığım gibi sayılara gelin. Sonsuzluk her şeyin cevabıdır. Sayı sonsuzdur.
Matematik esas olarak sabır olayıdır. Belleyerek değil keşfederek anlamak gerekir.
Matematik zaten her zaman vardı. İnsanoğlu onu buldu.
Osmanlı Devleti fazla büyüktü ve gerideydi, Türkiye daha küçük ve ileride olacak.
İki kere iki nasıl dörtse, ben de o kadar akılcıyımdır.
İnsanoğlu bir gün sonsuza dek yaşamayı matematikle bulacaktır.
İşlerinizi başkalarına yaptırmayın. Çünkü kendi istedikleri gibi yaparlar.

Cahit Sıtkı Tarancı (4 Ekim 1910, Diyarbakır - 13 Ekim 1956, Viyana), Türk şair, yazar.

Aynı suda yüzmez bindiğimiz gemiler.

Suyun kurusun, kanadın kırılsın değirmenYetişir beni öğüttüğünBırak cahilliğim saflığım gitmesin eldenBilmek yanmakmış büsbütün....

I.Bir şey ki hava gibi, ekmek gibi, su gibi,Lâzım insana, lâzım onsuz yaşanılmıyor.Ana baba gibi, dost gibi, yavuklu gibi,Kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor....

Bugün hava güzel,Bugün içim içime sığmıyor.Annemden mektup aldım,Memlekette gibiyim.Allaha çok şükür karnım tok;Elimi uzatsam kahve fincanı dudaklarımdadır....

Neden sonra farkına varıyorsun,Etrafındaki korkunç ıssızlığın.Yâr olsun, dost olsun, ne arıyorsun,adresi belli mi vefasızlığın?...

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.Dante gibi ortasındayız ömrün.Delikanlı çağımızdaki cevher,Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,Gözünün yaşına bakmadan gider....Gökyüzünün başka rengi de varmış!Geç farkettim taşın sert olduğunu.Su insanı boğar, ateş yakarmış!Her doğan günün bir dert olduğunu,İnsan bu yaşa gelince anlarmış....

Var olan bir sen, bir ben, bir de bu bahar.Elden ne gelir ki? Güzelsin, gençliğin var....

Ne doğan güne hükmüm geçer,Ne halden anlayan bulunur;Ah aklımdan ölümüm geçer;Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:- Pervam yok verdiğin elemden;Her mihnet kabulüm, yeter kiGün eksilmesin penceremden!

...Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;Yok bizi arayan, soran kimsemiz.Öylesine karanlık ki gecemiz,Ha olmuş ha olmamış penceremiz....

Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum,Ne büyük nimet olduğunu, ah ey güzel gün.Boş yere üzülmekte mana yok, anlıyorumKadrini bilmek lazım artık her açan gülün.Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün,Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum.

...Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü,Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı.Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünüKimsesiz gönlüm kadar hiçbir gönül duymadı....

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 1940, Ankara - ö. 7 Haziran 1987, İstanbul), şair, yazar.

Televizyon bir şamardır. Hem de kendi hanemizde kendi elimizle suratımıza inen büyük bir şamar. Bize neler yasak, şunlar bunlar. İşte bu yasakları, bu haramları televizyonun bizim hanemizin içine kadar getirir her çeşidini, barını, umumhanesini, meyhanesini ve biz oturur Müslümanlığımızla, karımız kızımızla onu seyrederiz; ve sonra deriz ki, nasıl oluyor da mukaddesatımız elden giderken, bize vururlarken ses etmez, vurana vurmayız. Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?
Denmiştir ki küfrün sürüp gitmesi mümkündür de zulmün istikbali yoktur. O muhakkak sükut eder, zalimler cezalarını bulur.
Milyonlarca insanın kalbinde İslam'ın birdenbire tutuşacağı, durmadan kabartılan abartılan Marksist balonun bir tek darbeyle sonuna kadar söneceği, her türlü materyalist gayretlerin ve çürümenin Allah'ın koyduğu kanunlarla sorguya çekileceği, sahiplerinin aynı kanunlarla uyuz köpekler gibi kamçılanacağı git gide bütün Müslüman ülkelerde, baştan sona burcu burcu İslam'ın kokacağı o müthiş güzel günün hasretiyle içimiz kavrulmuş, sabretmekteyiz. Sabırsa, Müslüman olmanın sorumluluklarını bilerek, gece gündüz çalışmak, uykuları kaçmak demektir.
Bakıyorsunuz, zulmedilenlerin tek ortak özelliği var: Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz, onların da bir tek özelliği var: Kafir oluşları veya (nedense) küfre hizmet edişleri.

Demek ki dedi; gerçek olmasa bile cesaret ölümü korkulacak olmaktan çıkarabiliyor.
Küçük bir serçe hiçbir zaman bir fil gibi ölemez. Zaten arzuları da hayalleri de vazgeçilmez şekilde irileşip içine çöreklenmemiştir.

İnsan da dahil eşyaya duyulan sevgi kelimeyledir. Onunla başlar, “birden sevdim” deriz ya da “çok seviyor” deriz. Bakın kelimesiz anlıyamıyoruz bu sevgiyi ve bu sevgi, kelimeleri hangi terkip içinde kullanırsak kullanalım, yüksekliği kelimenin yüksekliği kadardır; ve “sevgi öldü”, “artık sevmiyor” dediğimizde, sevgi kelimeyle çeker gider.
Pencereden bakınca toprak ve ağaç görünmeli. Hava tertemizdir, yakınlarda sağlıklı bir dere akmaktadır. İnsan; tabiattaki insan ve eşya dengesine bakarak ve inanç içinde yastığa başını emniyetle koyar. Orada kader rahatsızlık vermez. Tabiata yakın olmakta kabusu dağıtıcı bir güç bulunuyor.
Birbirimizle içimizden konuştuk.  Ben onunla içimden konuşuyordum.
İnsan gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi? On yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlıların ki kadar yürekleri dolu.

Adam, acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü önüne eğmişti.
Adı Gülbeddin Hikmetyar, liderimiz bizim. Allah adıyla konuşur, Allah için savaşır en önde. Ona zor değil kafasını kırmak zalimlerin, daha çocukken başladı bu işe. Az yer, az uyur, örgütleyicidir, azimli gerçekçidir. Seviyoruz tüm ülke gibi biz küçük mücahitler de onu.
Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse, ancak o zaman sokaklar, meydanlar ardına kadar açılır.
Anne, sen hüznümü kapıya kadar geçir bu gece.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir.
Az ağlıyoruz. Dünya bu yüzden çok kirli.
Beklemek daha başka şey.
Benim şiirlerimde hadis-i şerifler, ayetler, tasavvuf, menkıbeler, İslami davranış biçimleri, tavırlar, tepkiler, kabuller, suda erimiş madenler gibi vardır.
Biliyor musunuz bu çağdan nefret ederim. Etimle, kemiğimle, hücrelerimde nefret ederim.
Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz
Bitti o şiir, başka mısra gerekmez.
Biz sakalları şiirle karışık, yüreği Allah ile barışık adamları sevdik.
Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek.
Der misin ki bir gün; İnşallah çok bekletmedim seni.
Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl, ya da engelle.
Diyorum ki; her şeye rağmen insan mühimdir.
Evimizde her türlü musibete ve hastalığa karşı bir tek doktor ve ilaç vardı: Duâ ve aspirin. Daima şifa bulduk.
Geç doğduk erken ölümlere.
Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
Kalbinizi yumuşatın, ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
Koşullar ağırdı ve ben seni o zamanlarda da seviyordum.
Kuşlara takılıp gidiyor aklım.
Ne çok acı var.
Oturup konuşsaydık geçerdi belki her şey... Başını alıp gitmek sevdaya dahil değil.
Öyle tütüyorsun ki gözümde. Hamdolsun hasret çekiyorum.
Sana zorsa bırak yanayım, kolaysa esirgeme.
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Şimdi üzgünüz arkadaş, yolumuza çıkmayın üzgünüz.
Takdir-i ezele teslimiz ama gayrete de aşığız.
Bize ağır gelen kendimizdir.Yolda, okulda, işte, başkaları ile birlikte taşıdığımız kendimiz…
Yaşamak bir sokak lambası gibiBir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Aklımdan çıkmıyorsun dedimBaşka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Az az ölüyoruz her günYağmurdan, havadan bahseder gibi.
Burası dünyaNe çok kıymetlendirdik,Oysa bir tarla idiEkip biçip gidecektik.
O sabah ezan sesi gelmedi camimizdenKorktum bütün insanlar, bütün insanlık adına
Değil mi ki, kavuşmalarımız topalAyrılıklarımız koşar adım.
Farzet körsün, olabilir,Elele tut,Taş al ve at,Kafiri bulur
Evet hatırladımKüçük basit şeylerYetiyor kederlenmeyeYa mutluluğa
Suyu biz böyle geçerizBizi afet sanırlar
Asıl marifet buluttaydı;Ama herkes yağmura şiir yazdı.
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsınKalem yazsın yazsın…
Çünkü beklenenden tez düştü ak'lar çocuk sakallarıma.Çünkü kırıldım saç uçlarıma kadar.

Cahit Özkan (d. 25 Aralık 1976, Çivril, Denizli) Türk siyasetçi ve avukat.

Koronavirüs salgını başta olmak üzere, orman yangınları, sel ve çığ felaketleri ile karşı karşıya kaldık. Ancak devletimizin gücü, milletimizin de tahammülü ve feraseti ile hamdolsun tüm sorunların üstesinden geldik. Bu zorluklara rağmen 2021 yılı milletimiz adına büyük kazanımların elde edildiği bir yıl olarak da tarihe geçmiştir. Taksim Camisi'nin açılması, 540 milyar metreküp doğalgazın keşfi, Atatürk Kültür Merkezi başta olmak üzere 81 ilde yaptığımız devasa nitelikteki yatırımların açılışı, terörle mücadeledeki başarılarımız, TURKOVAC aşımızın acil kullanım onayı alması ve AKINCI TİHA gibi birçok yerli ve milli savunma sanayi projelerinin hayata geçmesi bizleri sevindiren olaylardır. Bu duygularla 2022 yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için barış, huzur ve sağlık içinde geçmesini temenni ediyor, aziz milletimize ve kıymetli hemşehrilerimize selam ve saygılarımı sunuyorum.

Call of Duty (Türkçe: Görev Çağrısı, (IPA:koɫ of dʉti), birinci şahıs nişancı türü aksiyon oyunları serisidir. Seri boyunca oyunlar modern zamanlar, Soğuk Savaş dönemi ve II. Dünya Savaşı konuludur. 

Khaled Al-Asad: Susmak, kölelikle sonuçlanır.

Price: Sağlıklı insan zihni her sabah o günün dünyadaki son günü olduğunu düşünerek uyanmaz. Ama bence bu bir lüks, bir lanet değil. Sona yaklaştığını bilmek bir tür özgürlüktür. Bu iyi bir zaman... alet edavat edinmek için... Bu intihar görevinde; silahımız az, sayımız az, aklımızı da yok ettik. Ama buradaki binlerce yıllık muharabenin lekelediği kumlar ve kayalar... bizi hatırlayacaklar, sırf bunun için. Çünkü sayısız kabusumuz arasından kendimiz için seçtiğimiz kabus bu oldu. Yeryüzünden çıkan bir soluk gibi ilerliyoruz. Kalplerimizde azim ve görünürde tek hedefle: "Biz. Onu. Öldüreceğiz."
Price: Shepherd kahraman sayılacak. Çünkü dünyayı değiştirmek için iyi bir yalan ve koca bir kan gölü gerekir.

İngilizce Vikisöz'deki madde

John Calvin Coolidge, Jr. (d. 4 Temmuz 1872 - ö. 5 Ocak 1933), Amerika Birleşik Devletleri'nin 29. Başkan Yardımcısı ve 30. Başkanıdır. ABD'li politikacı ve avukat

Sinik insanlar, yaratamazlar.
İyi bir dinleyici olmak harika bir adam alır.
Bir iş ya daha iyi ya da daha kötüye doğru ilerler.
Güçlüleri aşağı çekerek zayıfları oluşturmayı beklemeyin.
Söylememiş olduğum bir şeyin zararını daha hiç görmedim.
En mutlu evlilik sağır bir erkeğin kör bir kadınla evlenmesidir.
Sadece devam ve kararlılık her şeyi yapabilecek güce sahiptir.
Her şeyi aynı anda yapamayız, ama aynı anda bir şeyler yapabiliriz.
Asla vazgeçmeyin. Dünya da hiçbir şey ısrar etmenin yerini alamaz.
Refah, sadece ibadet edilecek bir tanrı değil, kullanılacak bir araçtır.
Kesinlikle gerekli olandan daha fazla vergi toplamak yasallaştırılmış soygun.
Hiç kimse aldıklarından dolayı onur kazanmaz. Onur, verdiklerinin bir ödülüdür.
Daha fazla hükümete, yasaya ihtiyacımız yok, daha fazla kültüre ihtiyacımız var.
Ekonomi, gelecekteki gelişmeleri karşılamak için bugünden yaptığımız hazırlıklardır.
Dünyada hiçbir şey azmin yerini tutmaz. Azim ve kararlılığın ise her şeye gücü yeter.
Kötü yasaların iptal edilmesi işi iyi yasaların yürürlüğe sokulmasından çok daha önemlidir.
Eğer yolda on sıkıntı görüyorsanız, dokuzu size ulaşmadan önce hendekte kalacağından emin olabilirsiniz.
Zenginlik, endüstriden ve insanlığın zor deneyiminden geliyor. Atık ve savurganlıkta dağıtmak insanlığa sadakatsizliktir.
Her insan için toprakta yeni bir hayat var. Ağaçlarda yorgun zihinler ve aşırı yüklü benliğimiz için şifa vardır, eğer sadece gözlerimizi kaldırırsak tepelerde güç vardır. Unutmayın ki doğa senin harika restoranın.
İnsanlar, birleşik eylemle, hükümetleri ortaya çıktıkça ve hükümetin sorumluluğunu üstlenmedikçe, hükümetlerinin onları ele geçirdiğini göreceklerdir. Bağımsızlık ve özgürlük gitmiş olacak ve halk halkı, örgütlü ve bencil bir ilginin bir araya gelmesi için bir ihanet durumunda kendini bulacaktır.

Alıntılar

Camimizi cemaatsiz, gençsiz, derssiz bırakmayarak mamur edeceğiz, bir mektep, okul haline getireceğiz. Bundan sonraki imar işi, hocalarımıza, bize kalıyor. İnşallah ilim, irfan merkezi üniversitemizin içinde, üniversitemize layık bir şekilde bu camimizi istifadeye sunmak, bizim görevimiz. Dolayısıyla bugün çok bahtiyarız.
Ali Erbaş
Camiler sadece ibadet mekanı değildir. Cami sevgi mekanıdır, biz birbirimizi sevmeyi öğreniriz. Saflarımızı sık ve düzgün tutmayı camide öğreniriz. Kalplerimizi ve ruhlarımızı birleştirmeyi ve kaynaştırmayı öğreniriz. Cami bizim birlik mekanımız. Cami bizim bilgi mekanımız ve elbette cami aynı zamanda bizim ibadet mekanımız
Mehmet Görmez
Camilerimizi sadece namaz kılınıp dağılınan ibadet mekanlarına dönüştürmek ona yapılacak en büyük saygısızlıktır. Camilerin süsü cemaatidir, özellikle de gençlerdir. Çocuklarımızın neşesiyle, gençlerimizin heyecanıyla, pirifanilerin tecrübesiyle, kadınlarımızın nezaket ve becerisiyle dolmayan bir cami mahzun ve öksüz kalmış demektir. Çocukların gelmediği, gençlerin uğramadığı, hanımların sahip çıkmadığı camiler ne kadar muhteşem olurlarsa olsun boynu bükük kalmaya mahkumdur. Geçmişte olduğu gibi bugün de cami merkezli bir hayatı özendirmemiz, teşvik etmemiz gerekiyor.
Recep Tayyip Erdoğan
Cami, İslâm’ın ruhunu, kişinin kulluk bilincini gerçekleştirdiği en iyi mekân olarak temsil eder. Cami, bütün Müslümanları birleştirir: Tevhid’in sosyolojik düzlemde etme kemiğe büründüğü yerdir.
Yusuf Kaplan

Can Ataklı (25 Mayıs 1956, Diyarbakır), Türk gazeteci, yazar ve haber sunucusu.

Tayyip Erdoğan seçimle gider mi? Bana göre hayır. Tayyip Erdoğan'ın artık seçimle bu ülkenin başından gitmesi bana pek mümkün görünmüyor. Tabii seçimle gitmez cümlesini sarf ettiğiniz an akla hep başka şeyler geliyor. Ne demek seçimle gitmez, o zaman darbe mi olacak? Valla darbe ihtimalini en az görenlerdenim biliyorsunuz. Çok uzun zamandan beri de -meslekteki söylüyorum- hatta ilk günden bu yana ki ben mesleğe başladığımdan hemen dört yıl sonra 12 Eylül darbesi olmuştu. O darbeden bu yana zaten askeri darbelerin, bu tür totaliter, faşist uygulamaların asla bu ülkeye yarar getirmeyeceğini söylemiş biriyim, nitekim getirmediğini de gördük. 12 Eylül askeri faşist darbesi işte döndü döndü döndü, 30-40 yıl sonra başka bir otoriter/totaliter rejime dönüştü. Onun için darbe, hem de bugünün koşullarında darbe yapabilecek kabiliyet yok. Kabiliyet yok derken işte yine kelimeleri seçmek gerekiyor. Sanki ‘Bu asker darbe yapamaz’. Hayır, koşullar onu getiriyor. Yani bugüne kadar darbelere bakın, dünyada da pek darbe kalmadı. Neden? Çünkü hem bir demokratik olgunluğa erişiyor ülkeler, ama daha önemlisi benim gördüğüm -geri kalmış çok ülke var- teknolojik gelişmeler, haberleşmenin çok hızlı olması darbe gibi genel ülkenin her tarafını aynı anda belli grupların aynı şekilde hareket etmesini önlüyor. Siz bir karar veriyorsunuz, ama o karar sizinle birlikte çalışanlara varana kadar zaten her taraftan duyulmuş oluyor. Yani teknik açıdan darbe yapmak bana göre çok zor.
2 Ocak 2021 günü YouTube kanalı üzerinden yayınladığı ve kamuoyunda olay yaratan videodan

(Will'e) Mükemmel değilsin. Seni şüpheden kurtarayım tanıştığın o kız da mükemmel değil. Asıl soru birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız. Önemli olan bu. Dünyadaki her şeyi bilebilirsin ama bunu öğrenmenin tek yolu denemektir.
(Will'e) Belki sen de büyük bir fırtınanın ortasındasındır. Dalgalar küçük kayığının üzerinden geçiyordur. Küreklerin kırılmak üzere...Belki de yapman gereken kayıktan inmek.
(Will'e) Sana kadınları sorsam neleri sevdiğin hakkında bir sürü şey sayarsın. Belki bir iki kere yatmışsındır da. Ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne olduğunu söyleyemezsin. Sana savaşı sorsam Shakespeare'den bahsedersin değil mi? Ama hiç savaş görmedin. En yakın dostunun kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin. Sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. Ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. Sana gözleriyle hükmedecek birini görmedin. Tanrı'nın seni cehennemden kurtarması için indirdiği melek olduğunu hiç düşünmedin. Onun meleği olmak nasıl bir şey bunu da bilmiyorsun. Bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı...
(Gerald'a Will hakkında düşüncelerini anlatıyor) Çünkü başına gelen ilk şey onu sevmesi gereken kişiler tarafından terk edilmek oldu. İnsanları kendisine yaklaşmaya fırsat vermeden uzaklaştırıyor. Buna savunma mekanizması denir.
Aşk hiçbir zaman pişmanlık duymamaktır.

Skylar: Babam 13 yaşımdayken öldü ve bu para bana miras kaldı. Her sabah uyandığımda geri verebilmeyi ne kadar istediğimi bilemezsin. Onunla bir gün daha geçirmek için bütün paramı hiç düşünmez verirdim. Ama yapamam. Bu benim hayatım ve yaşamak zorundayım. Yani tek korkan sen değilsin.
Will: Ben neden korkuyorum?
Skylar: Benden korkuyorsun. Sevgine karşılık vermeyeceğimden. Ben de korkuyorum ama yine de denemek istiyorum. En azından dürüst davranıyorum.

Sean: Ruh eşin var mı?
Will: Neyim var mı? Şunu tanımla.
Sean: Seni zorlayabilen biri.
Will: Chuckie var.
Sean: Hayır o aileden. Senin için trafikte yola yatar. Ruhuna işleyebilen birinden bahsediyorum.
Will: Çok var.
Sean: İsim ver.
Will: Shakespeare, Nietzsche, Frost, O'Conner, Kant....
Sean: Harika. Hepsi de ölü.
Will: Benim için değiller.
Sean: Onlarla fazla sohbet edemezsin. Onlara cevap veremezsin Will.

Chuckie: En iyi dostumsun sakın yanlış anlama. Ama 20 yıl sonra hala burada yaşıyor olursan, eve gelip televizyon seyredersen, hala inşaatta çalışıyor olursan seni gebertirim.
Will: Neden umursuyorsun?
Chuckie: Sende hiçbirimizde olmayan bir şey var.
Will: Neden hep konu buna geliyor? Neden hep kendime bir şeyler borçluyum. Ya istemiyorsam.
Chuckie: Bana borçlusun. Yarın uyandığımda 50 yaşımda ve yine aynı şeyleri yapıyor olacağım. Ama senin biletine ikramiye çıktı.Bunu nakite çevirmeyecek kadar ödlek olman çok saçma. Sendeki şeyin bende olması için her şeyi yapardım, tıpkı diğerleri gibi. 20 sene sonra hala burada olursan bize hakaret etmiş olursun.

Neden Ulusal Güvenlik için çalışmayayım? Zor bir soru, ama şansımı deneyeyim. Diyelim ki çalışıyorum. Biri masama bir şifre koydu. Kimsenin çözemediği bir şey. Şansımı deniyorum ve belki de çözüyorum. İşimi iyi yaptığım için memnunum. Ama belki o şifrede Kuzey Afrika ya da Orta Doğu'da asi bir ordunun yeri yazıyordu. Yeri öğrenince asilerin saklandığı köyü bombalıyorsunuz. Hayatımda hiç görmediğim 1500 kişi ölüyor. Politikacılar bölgeyi emniyete almak için asker gönderiyor. Çünkü umurlarında değil. Ne de olsa onların çocuğu gitmeyecek. Sıcak çatışmaya kendileri katılmayacak. Kıçına kurşunu yiyecek olan Güney mahallesinden bir çocuk olacak. Geri geldiğinde, emek verdiği çiçeğin gönderildiği ülkeye ihraç edildiğini görecek. Kıçına kurşun sıkan adamın işini çaldığını görecek. Çünkü o günde 15 sente mola vermeden çalışmaya razı. Bu arada oraya gitmesinin tek sebebinin ucuza petrol satacak bir hükümeti işbaşına getirmek olduğunu anlayacak. Tabii petrol şirketleri yerel fiyatları yükseltmek için uğraşacak. Onlar iyi kar edecek ama bunun arkadaşıma faydası olmayacak. Değerli zamanlarını petrolü getirmek için harcayacaklar. Hatta belki sarhoş bir kaptanla bile anlaşabilirler. Martini içip buzdağları arasında slalom yapmayı seven biri. Çok geçmeden bir yere çarpıp petrolü dökecek ve Kuzey Atlantik’te bütün deniz yaşamını yok edecek. Arkadaşım işsiz kaldığından benzin alamayacak. İş görüşmelerine yürüyerek gitmek zorunda kalacak. Kıçındaki kurşun yüzünden canı çok yanacak. Bu arada açlık çekecek, çünkü yiyebileceği tek şey aşevinde ona verecekleri tek şey Kuzeyatlantik'teki balık leşleri olacak. Ama benim aklıma daha iyi bir şey geldi. En iyisi arkadaşımı öldürelim gitsin. İşini de yeminli düşmanına verelim. Benzin fiyatını yükseltelim, köyleri bombalayalım yavru fokları sopayla dövelim, ve Ulusal Güvenliğe katılalım.
Başkan bile olabilirim.

Robin Williams - Sean Maguire
Matt Damon - Will Hunting
Ben Affleck - Chuckie Sullivan
Stellan Skarsgård - Gerald Lambeau
Minnie Driver - Skylar
Casey Affleck - Morgan O'Mally
Cole Hauser - Billy McBride

Can Dündar (d. 16 Haziran 1961, Ankara), Türk araştırmacı, gazeteci, televizyoncu ve belgesel yapımcısı.
Türkiye'nin yakın tarihi, politikası ve popüler kültür konularında hazırladığı belgeselleri ile tanınmış bir belgesel yapımcısıdır. Özellikle Sarı Zeybek (1993) belgeseli ilgi görmüştür.
Şubat 2015'te Cumhuriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni olan Dündar'ın, bu gazetede 29 Mayıs 2015 tarihinde kendi imzasıyla yayınlanan MİT Tırlarındaki silah haberi büyük yankı uyandırmış ve gazeteci bu haber nedeniyle tutuklanıp yargılanmıştır.
Yargılama sonucunda casusluk ve hükûmeti ortadan kaldırma suçlamalarından beraat eden Dündar, devletin gizli belgelerini elde edip yayınlamaktan 27 yıl 6 ay ceza aldı. Davanın temyiz sürecinde tutuksuzluğu devam eden gazeteci, can güvenliği endişesiyle Almanya'ya gitti. Dündar, Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmenliğinden ayrılmış; aynı gazetede köşe yazarlığına devam edeceğini açıklamıştır.
31 Ekim 2016 tarihinde hakkında yakalama kararı çıkarılan Dündar, 2017'de Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü tarafından açıklanan Nobel Barış Ödülü adayları arasında üçüncü sırada yer aldı. Can Dündar 31 Aralık 2022 tarihinde, İçişleri Bakanlığının yayınladığı "Terör Arananlar" listesinde gri kategoriye eklendi.

Gerçek Atatürk'ü Doğu Perinçek sayesinde tanıdık.
Üzülmemek için aşık olmayanlar, tuvalete gitmemek için yemek yemiyor olmalı...
Yeterince dürüstseniz, fazlasıyla aşık ve gercekten seviyorsanız; Hazırsınız demektir: artık mutsuz olabilirsiniz.
Çok sevdim evet ve evdim evdim evrildim.
Onun (Hayrünnisa Gül) Köşk'te kocasının ardına saklanmış, kendi halinde bir gölge kadın olacağını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü yaptıkları yapacaklarının garantisi
Provokasyon, meydanları kapatmakla, mitingleri yasaklamakla önlenmez; cesaretlendirilir olsa olsa. Provokasyon, böylesi bir kararlılıkla ve kitlesellikle provokatörün üzerine yürünerek önlenir. Bu, "Biz sana rağmen varız. Sana demokrasiyi baltalatma hazzını yaşatmayız" demektir.
Türkiye’nin en ünlü meydanını, maç gecesi fanatizme, yılbaşı gecesi alkolizme açıp bayram günü emekçiye kapatmak, okullar olmadan maarif yönetmeye benzer ki, "Ben senle baş edemiyorum" diyerek provokatöre teslim olmak anlamı taşır.
Cehennemle cennetin buluştuğu "cehen-net" burası...Bir ayakla sevdanın, öbürüyle nefretin toprağına basılabilen sıra dışı hudut noktası...Coşkuyla zulmün, cezayla ödülün, cenazeyle düğünün kolkola gezdiği diyar...Bağrından sanatçılar doğuran, doğurduğu sanatçılara acımadan kıyan alacakaranlık bir kuyu...Hiç umut kesmeden yattığımız müebbet...Sevgimizin de şiddeti kadar orantısız olduğu memleket...
Ben vejetaryen (et yemeyip, sadece ot yiyenlerden) değilim. Ama vejetaryenlere hak veren ve onlardan biri olmaya özenen biriyim. İlginç bir algı düzeyi bu... Hayata onların penceresinden bakmaya başladınız mı, o güne dek sıradan gelen pek çok ayrıntı, tüyler ürpertici görünmeye başlıyor: İte kaka kamyonlara yüklenip infaza götürülen ve haftalarca masum mesut oynadığı bahçede boğazlanan hayvanlar, parçalanmış çeneleriyle pis su dolu bir kovada çırpınarak ölümü bekleyen balıklar, içkili sabahlarda süslenip getirildikleri soframızda keyifle kaşıkladığımız kelleler, beyinler, gözler, bağırsaklar... Dışarıdan bir gözle bakmaya çalışın; bunun insanoğlunun barbar yüzünün fotoğrafı olduğunu siz de göreceksiniz.
Dünya “değişim” diye ayaklanırken burada “tecrübe”, siyasette aranan hasletlerin en kıymetli tahtına yerleşiyor. Yaşlıya talep, yurt sathındaki muhafazakârlaşmanın, değişim kaygısının bir gizli yüzü, bir yan ürünü olarak zuhur ediyor. Ve “siyasetin ihtiyarlar heyeti”nin, “yaşamını değiştirme iradesi göstererek”, işbaşı yaptığı Türkiye, kendine yeni bir yön verme iradesini kaybediyor. İhtiyarlıyor; bir gençlik bayramının arifesinde...
Önce Köpekler Uyandı. Panik İçinde Haykırarak...(Resmi Rakam Diyorsunuz Tabii Fakat...)...Yeryüzü Çatladı.
...Şimdi Altan 2 tane yaklaşım var; bir, ya diyoruz ki Türkiye Tek Adam yönetimine çok alıştı, o yüzden bütün bunlar bizi şaşırtıyor. Altılı Masa içindeki tartışmalar, Emek ve Özgürlük İttifakı içindeki tartışmalar... Halbuki bunlar aslında doğal, siyasetin doğasında olan şeyler. Siyaset bir diyalog, uzlaşmalar rejimi. Ben bunu Almanya'da çok net görüyorum. Almanya koalisyonlarla yönetiliyor. Tek adam yönetiminden o kadar dilleri yanmış ki savaştan beri bir daha Hitler gibi birisi çıkmasın diye bütün sistem koalisyon üzerine, uzlaşma üzerine, diyalog üzerine kurulmuş. O yüzden bir hükümet kurulması aylar sürüyor ve bu seçim sonrası oluyor genelde. Şimdi Türkiye çok ilginç bir şey deniyor; seçim öncesi bir koalisyon kuruldu, ve onun zeminini oluşturmaya çalışıyor. Bir yandan gerçekten zorlu bir süreç. Bu iki ittifak açısından da söylüyorum. Yani muhalefetteki iki ittifak açısından da hiç kolay değil. Tek Adam ağzından her çıkanın kanun olduğu bir yerde "Şimdi nasıl olacak, herkesin rızası mı olacak, herkesin bayrağı mı olup olacak?" falan bunlar büyük kargaşa. Ama demokrasiye dahil bir şey bu, bunu görmemiz lazım. Ama öte yandan da baktığında, ya bu Tek Adam rejimden kurtulmanın tek yolu işte bu yani. Bir araya geleceğiz ve bunu çözeceğiz. Hani "Bunun bu kadar karışık olmaması lazım duygusu" da içimizde. Yani şeye kadar gelmişim 20 yıl geçmiş artık Hani bir adım daha atıp şey yapacaksın bitireceksin işi ve orada hala birbirine çelme takıyorsun. Seyirci olarak tabii biz sahada bunu gördüğümüz zaman da "Ya bunu yapma artık!" diyoruz. İsyan ediyoruz haklı olarak.

Şablon:Reflist

Başımız üstünde demin gülüp duran gökyüzüYedekte bir salapurya şimdi
Ben gidiyorum dediğimde,'gitme' diyen birini değil,Ben de geliyorum, yalnız gidemezsin !diyen birini istiyorum.
Devrimcilik gibi şairlik deİnen darbeyi duyabilmektirKaslarının liflerinde
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Kadınlar doğurdular beni bağıra bağıra Yine onlar öldürecekler beni aşktanBağırta bağırta...
Koyunlar keçiler ve koçlar içinNe kadar bayramsa Kurban BayramıBu barış var ya, bu barışCephedekiler için o kadar barış
Terzi Fikri öyle bir giysi dikti ki Fatsa’yaO Gürcü öyle bir gürledi ki arkadaşlarıylaNoktalar, noktalı virgüller, askeri operasyonlarKimseler çıkaramaz Fatsa’nın sırtındanEmek hakkının sımsıcak çıplaklığını
Bi sen eksiktin ayışığıGümüş bir tüy dikmek için manzaraya!
HaniBen artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum, diyor ya Nâzım,Ben de artık şiir düzmek değil, şiiri düzmek istiyorum.
Ömür dediğin üç gündür,Dün geçti yarın meçhuldür,O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.
Anladım Yar'la bir olmayınca, Yer'le bir oluyormuş insan.
Öyle içten ki yüreğimin en derinindeki yerin Çıkarı yok, çıkası yok, çıkarasım yok.
Galiba yoruldum. Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar. Kendimi her kaybettiğimde, Seni de kaybediyor olmaktan yoruldum.
Ilgaz, Anadolu'nun sen bir yüce dağısın.Eteklerinde kitaplar...
Rıfat'a şiiri
Can Yücel'e sorarlar; Neden hep babanıza olan sevginizi anlatan şiirler yazıyorsunuz da,annenize olan sevginizi anlatan şiirler yazmıyorsunuz? Can Yücel cevap verir; Anneme olan sevgimi anlatacak kadar şair değilim.

Allah insanları kendine ve göndereceği dinlere muhtaç yaratmıştır; insan fıtratı buna göre tasarımlıdır.
Allah’a atıf yapmayanlar ahlaklı olabilir ama rasyonel bir ahlaki yapıyı temellendiremezler.
Ancak Allah varsa anlam, doğru, iyi ve güzel vardır; Allah'ı reddeden için bunlar sadece halüsinasyonlardır.
Ancak Allah'a varlığını adadığında varlık kazanırsın.
Anlamı, derinliği, yaralarına merhemi ve hiç sarsılmaz zemini arayanlara bu ayet yetmez mi?
Çocuklar bu ümmetin geleceğidir. Onlar camiye ister top oynayarak, ister tırmanarak gelsinler.
Gerçek cesaretin huzurla buluşması, Allah'a kavuşmanın mutluluğuyla ölümün yüzüne gülebilmektedir.
Gözünün gördüklerine bağlanacağına, gözünü ve görmeyi sana bağışlayana bağlan.
Her zaman var olmayanla hiçbir zaman işim olmaz.
Kur’an hem akla, hem duyguya hitap eder, hem de fıtratımızın anlam, iyi, doğru ve güzelle ilgili çığlıklarına ab-ı hayat sunar.
Kur’an'ın içinde aklı aşan unsurlar vardır ama akla aykırı unsurlar yoktur.
Maddenin özü itme-çekme ve dalga-parçacıktır. Peki "iyi" ve "güzel" neredendir?
Nasıl oluyor da evrenin başlangıç patlaması Bach'a notaları, Rembrandt'a renkleri, Newton'a matematiği hediye etmiştir?
Neden doğa yasaları, evrende gözlenen tasarımları ve tüm çeşitliliği ile canlıların oluşumunu olanaklı kılacak şekildedir?
Varlığını yok olanların üstüne inşa etmek ne büyük bir ahmaklıktır!

Canım Kardeşim, yönetmenliğini Ertem Eğilmez'in üstlendiği, 1973 yapımı bir Türk dram filmidir. Türk Filmlerinin başyapıtları arasında gösterilmektedir. Filmin müzikleri ve senaryosu yayınlandığı döneme damga vurmuştur. Dram türündeki sinema filminin başrollerini Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Kahraman Kıral paylaşmıştır. Vizyona girdiğinde büyük başarı elde edememesine rağmen Türk sinemasının en iyi dram filmlerinden birisi olarak kabul edilir.

Küçük Kahraman, ağabeyi ve ağabeyinin sadık arkadaşı Halit'le birlikte yoksul ama neşeli bir hayat sürdürmektedir. İlerleyen zamanlarda evde gece çıkan bir yangın sonrası babaları dumandan zehirlenir ve hayatını kaybeder. Kahraman, abisi Murat'a kalır. Murat'ın arkadaşı Halit evden kovulur ve Murat'ın yanına yerleşir. Kahraman'ın tek hayali eve bir televizyon alınmasıdır. Abisine kalan Kahraman'ın okuldan sürekli öğretmeni abisini çağırır ve kardeşinin temizliğine dikkat etmesini söyler. Daha sonra Kahraman halsizleşir. Abisi ve arkadaşı doktora götürürler ve doktor kardeşinin kanser olduğunu söyler. Murat ve arkadaşı kanser hastası olan Kahraman'ın haberini alınca çok şaşırırlar ve üzülürler. Doktor, kardeşinin her isteğinin yerine getirmelerini söyler. Daha sonra, Kahraman'ın öğretmeni ile görüşürler ve o da hastalığı geçene kadar izin verir. Murat ve Halit, Kahraman'ın her isteğini yerine getirmeye çalışırlar.
Kötü durumlarına rağmen restoranlarda yemekler yedirirler, lunaparka götürürler ve her isteğini yerine getirirler. Sadece, Kahraman'ın çok istediği televizyonu alamazlar. Televizyonu almak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar ama bir türlü alamazlar. Bir gece eve dönerlerken bir mağaza vitrininde gördükleri televizyonu çalarlar ve eve getirirler. Nihayetinde istediklerini elde etmişlerdir fakat Kahraman ölmüştür.

Kahraman: Bana bak, sana bir şey söyleyeyim mi?
Oyun Arkadaşı:: Söyle
Kahraman: Kimseye söylemek yok ama !
Oyun Arkadaşı:: İyi ya söylemem.
Kahraman: Yemin et bakiyim.
Oyun Arkadaşı:: Valla billa söylemem.
Kahraman: Ben ölecekmişim.
Oyun Arkadaşı:: Ne var oğlum bunda yemin ettirecek.
Kahraman: Hiç... ama abimle Halit abim Duydun mu? diye bağırdılar akşam bana.
Oyun Arkadaşı:: Sen sahiden ölürsen bilyeler ne olacak?
Kahraman: Ne biliyim ben.
Oyun Arkadaşı:: Bana versene.
Kahraman: İyi ya, ölünce abimden alırsın.
---
Tarık: Babam da ölecek zamanı buldu. Kolaysa bu saatte eve git.
Halit: Ehh.. Napalım? Sıpanın büyüğünü sattık ama küçüğü elimizde kaldı!
---
Kahraman: Abi, uyuz olduysam iğne mi yaparlar?
Tarık: Yok. Madalya takarlar.
Halit: Ben oldum, ördek kakası sürdüler.
Kahraman: Geçti mi?
Halit: Geçer mi, daha beter azdı.
Kahraman: Sonra ne yaptın?
Halit: Kaşındım durdum.
---
“Kanını satarak kardeşine bir yemek yedirdi diye istersen astır beni. Hadi durma. Ne duruyorsun! Çağırsana polisi!”

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika, 2011 yapımı Amerika Birleşik Devletleri filmidir.

Savaşlarda silahlar çarpışır ama askerler kazanır.
Kibarlıkla savaş kazanılmaz, kazanmanın yolu cesarettir.
Güçlü biri, hayatı boyunca güçlü olmuş biri o güce saygısını yitirebilir. Ama zayıf biri gücün kıymetini iyi bilir, aynı zamanda merhametin de.
Büyük güçler ilkel insanları her zaman şaşırtmıştır.
Kadınların aklından ne geçtiğini düşünmeye başladığın an, sen resmen hapı yutmuşsun demektir.

Steve Rogers: Bu semti biliyorum. Şu sokakta dayak yemiştim, ve bir de şu otoparkta. Lokantanın arkasında da...
Peggy Carter: Kaçmakla ilgili bir sorunun mu vardı?
Steve Rogers: Kaçarsan durmana izin vermezler, kendini savunup püskürtürsün. Hep hayır diyemezler değil mi?
Peggy Carter: Bunun ne demek olduğunu iyi bilirim. Her kapının yüzüne kapanmasının...
Steve Rogers: Ben senin gibi güzel bir hatunun neden orduya katıldığını anlayamıyorum. Yani, güzel bir kadının... bir ajanın, hatun değil. Güzelsin ama ve...
Peggy Carter: Kadınlarla nasıl konuşacağını bilmiyorsun, değil mi?
Steve Rogers: Sanırım bu bir kadınla yaptığım en uzun konuşma. Yani, kadınlar bacak kadar bir adamla dans etmek için can atmıyor.
Peggy Carter: Dans etmiş olmalısın.
Steve Rogers: Doğrusu, bir kızı dansa kaldırmak bana hep korkutucu geldi. Ama son yıllarda o kadar da dert etmedim. Beklerim dedim.
Peggy Carter: Peki neyi?
Steve Rogers: Doğru partneri.

Bucky Barnes: Müzikten hoşlanmaz mısınız?
Peggy Carter: Aslında hoşlanırım. Hatta bütün bunlar bittiğinde dansa bile gidebilirim.
Bucky Barnes: O zaman ne bekliyorsunuz?
Peggy Carter: Doğru partneri.

Steve Rogers: Cevap verin, ben Yüzbaşı Rogers, duyuyor musunuz?
Jim Morita: Yüzbaşı Rogers, yerinizi söyleyin.
Peggy Carter: Steve sen misin, iyi misin?
Steve Rogers: Peggy, Schmidt öldü!
Peggy Carter: Peki ya uçak?
Steve Rogers: Bunu açıklaması biraz zor.
Peggy Carter: Bana koordinatlarını ver, güvenli bir iniş yeri bulayım.
Steve Rogers: Güvenli iniş falan olmayacak. Ama inişe zorlayabilirim.
Peggy Carter: Howard'ı bağlayayım, o ne yapılacağını bilir.
Steve Rogers: Fazla zamanımız yok. Bu şey çok hızlı gidiyor ve New York'a yöneldi. Onu suya indirmeliyim.
Peggy Carter: Lütfen bunu yapma, zamanımız var, bunu başarabiliriz.
Steve Rogers: Şu an ıssız bir yerdeyim, biraz daha beklersem bir sürü insan ölecek. Peggy, bu benim seçimim. - Peggy?
Peggy Carter: Burdayım.
Steve Rogers: Dans için başka bir gün ayarlamalıyız.
Peggy Carter: Anlaştık. Önümüzdeki hafta cumartesi Stork Klübü'nde.
Steve Rogers: Anlaştık.
Peggy Carter: Saat tam sekizde, sakın geç kalayım deme. Anladın mı?
Steve Rogers: Hâlâ dans etmeyi bilmiyorum ama.
Peggy Carter: Ben sana gösteririm. Yeter ki gel.
Steve Rogers: Gruba söyleriz, yavaş bir şey çalar. Ama ayağına basars...
Peggy Carter: Steve? - Steve? - Steve?

Kaptan Amerika: Kış Askeri

Johann Carl Friedrich Gauss ya da Gauß (30 Nisan 1777, Braunschweig, Almanya – 23 Şubat 1855, Göttingen), Alman matematikçi, astronom, istatistikçi,

Matematik bilimlerin kraliçesidir.
Sonsuz sadece bir konuşma biçimidir.
Matematikte gerçek tartışmalar yoktur.
Bir dakika beklemesini isteyin  neredeyse bitirdim.
Matematikçiler birbirlerinin omuzlarında duruyorlar.
Matematik bilimin kraliçesidir ve aritmetik matematiğin kraliçesidir.
Matematik yalnızca ilişkilerin sıralanması ve karşılaştırılmasıyla ilgilenir.
Yaşam benden önce yeni ve parlak kıyafetlerle ezeli bir bahar gibi duruyor.
Evet! Dünya saçmalık olurdu, bütün yaratılışlar ölümsüzlük olmadan saçmalık olurdu.
Sonuçlarımı uzun zamandır elde ettim: ama onlara nasıl ulaşacağımı henüz bilmiyorum.
Bu yüce bilimdeki büyüleyici cazibeler, yalnızca derinlemesine gitmek için cesareti olan kişilere açığa çıkar.
Benim kadar sürekli ve yoğun bir şekilde matematik üzerinde düşünen herkes, benim buluşlarımı ortaya koyabilir.
Dahası, bilimin kendisinin haysiyeti, o kadar zarif ve övülmekte olan bir sorunun çözümü için her olası yolun araştırılmasını şart koşuyor gibi görünüyor.
Asal sayıları bileşik sayılardan ayırma ve ikincisini asal çarpanlarına çözümleme probleminin, aritmetikte en önemli ve yararlı olanlardan biri olduğu bilinmektedir.
Matematik bilimlerin kraliçesidir ve sayı teorisi matematiğin kraliçesidir. Sık sık astronomi ve diğer doğa bilimlerine hizmet etmeyi küçümser, ancak tüm ilişkilerinde birinci sıraya hak kazanır.
Yavaş yazdığımı biliyorsun. Bunun başlıca nedeni, birkaç kelimeyle mümkün olduğunca çok şey söyleyene kadar asla tatmin olmamam ve kısaca yazmak, uzun yazmaktan çok daha fazla zaman alıyor.

> azquotes.com/author/5394-Carl_Friedrich_Gauss

Carl Gustav Jung (d. 26 Temmuz 1875; Thurgau, İsviçre - ö. 6 Haziran 1961; Zürih, İsviçre), İsviçreli psikiyatr, analitik psikolojinin kurucusu.

Sözler alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.
 

Bilinç var olmanın ön koşuludur.
Düş, ruhun çok uzun bir zaman önce bilinçli bir ego olduğu ve o ruhun çok uzaklarda erişebileceği bir bilinçli egosunun bulunduğu, en derindeki ve dolaylı ifadeler veren kozmik geceye açılan özel odasındaki küçük gizli bir kapıdır.
Görüşünüz ancak yüreğinize baktığınızda berraklaşır... Dışa bakan düş görür. İçe bakan uyanır.
Tüm akıl hastalıklarının temelinde meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.

Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm kapılarını açmakta özgürsün.
Bilimsel ruh incelemesinin (psikoloji), geleceğin bilimi olduğuna inanıyorum. Psikoloji doğa bilimlerinin en genci ve henüz emekleme evresinde bugün. Bizim için en önemli bilim dalı bu; gerçekten de insanoğlu için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikroplar, kanser olmayıp; yalnızca insanın kendisi olduğu, göz kamaştırıcı bir açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Nedeni ortada: Ruhsal yaraları saracak, etkili bir çare yok henüz, oysa bu yaralar doğanın en acımasız, en büyük yıkımlarından daha da yok edicidir! İnsanı olduğu gibi halkları da korkutan en büyük tehlike psişik tehlikedir. Beliren genel güçsüzlüğün nedenleri, bilinçaltını hiç dikkate almaksızın tek bilinçle ama yalnızca bilinçle ilgilenilmiş olmasıdır.
Başkalarıyla ilgili rahatsız olduğumuz her şey kendimizi tanımamızı sağlar.
Bilinçaltı ürkütücü bir canavar değildir. Doğal bir organizmadır. Ancak bilinçli davranışımız işe yaramaz duruma girdiğinde tehlikeli olabilir. Kendimizi baskı altına aldıkça bilinçaltının tehlikelerine kendimizi maruz bırakmış oluruz.
Bilinçdışı bizi bizden daha iyi bilir.
Bilinmeyen bir şeyi hissetmek ve bir gize sahip olmak önemlidir. Böyle bir şeyi yaşamamış bir insan, önemli bir şeyi yaşamamış olur.

Çocukken kendimi yalnız hissederdim; hala da öyle hissediyorum çünkü bazı şeyleri biliyorum ve bunları hiç bilmedikleri ya da bilmek istemedikleri anlaşılan insanlara bazı ip uçları vermeye çalışıyorum.
Diğerinin sevmediğimiz özellikleri, kendi kendimizi bulmaya yardım edebilir.
Din, dinsel bir deneyimlemeye karşı bir savunmadır.
Doğduğumuz dünya çok acımasız, ama aynı zamanda ilahi bir güzelliği var. Anlamlı oluşunun mu yoksa anlamsızlığının mı ağır bastığına karar vermek insanın yapısına bağlı.
Duygusuz karanlığı aydınlatamayız ve bitkinliği harekete çeviremeyiz.
Düşünmek zor bir sanattır onun için çoğunluk tek karar verir.
Eğer bir bireyi anlamak istiyorsam, 'ortalama insan' hakkındaki tüm bilimsel bilgileri bir yana atıp tüm teorileri göz ardı ederek tümüyle yeni ve önyargısız bir tavır benimsemek zorundayım.

Görünüşünüz yalnızca kalpten bakabildiğinizde berraklaşır. Dışarı bakanlar düş kurar, içe bakanlar uyanış yaşar.
Günümüzde bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında.
İçedönüklük Doğu'nun "stili"dir, tıpkı dışadönüklüğün Batı'nın "stili" olduğu gibi... Ne var ki, içedönüklük Batı'da anormal, hastalıklı ya da mutlaka "düzeltilmesi" gereken bir şey olarak görülür. Doğu'da ise dışadönüklük arzu yanılsaması ve açgözlülük ifadesi olarak aşağılanır.
İnsan davranışlarının ortaya çıkışında önemli rolleri olan, geçmişten günümüze bütün insanlığın nesilden nesile aktardığı, genetik olarak bir sonraki kuşağa taşıdığı ortak bir alan vardır, tüm insanlar bu alandan beslenirler. İnsana ait ne varsa, istekleri, korkuları, heyecanları, duyguları, etki-tepki mekanizmaları ve davranış yapılarını oluşturan bütün kalıplar bu alanda depolanır.
Kişi parlak öğretmenleri şükranla ama insanî hislerimize dokunanları minnetle anar. Müfredat belli miktar yeni malzemedir, ama sıcaklık, büyüyen bir bitki ve bir çocuk ruhu için hayatî önemde bir elementtir.
Kuramları iyi öğren, ancak yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunda onları bir yana bırak.
Jung, 1954
Mars gezegenine ulaşmak, kendi kendine ulaşmaktan daha kolaydır.
Olduğumuzdan daha iyi ve yüce insanlar olarak yaşamaya çalışmak bizi aşırı derecede ikiyüzlülüğe ve sahtekarlığa götürür. Ayrıca üzerimize öylesine bir gerilim yükler ki, çok daha kötü durumlara düşer ve çöküntüye uğrarız. Yüksek erdem sahibi insanların titizliği ve bağışlamazlığı iyi bilinir. Günlük gazetelerde sergilendiği gibi çok saygıdeğer bir vatandaşın cinsel yaşantısı bazen şaşırtıcı olmaktadır; cinayet olayları hiç umulmadık çevrelerde ortaya çıkmaktadır.
Ruhun başka hiçbir şeye indirgenemeyecek kadar kendine özgü bir doğası vardır.
Tanrı, Adem ile Havva'yı, düşünmek istemediklerini düşünmek zorunda bırakacak biçimde yaratmıştır.
Tümüyle emin olduğum hiçbir şey yok. Tümüyle inandığım bir şey de gerçekten yok. Tek bildiğim; doğduğum ve var olduğum.
Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.
Yaşamım, bilinç dışının kendini gerçekleştirdiği öykülerden biridir.
Yaşamımızın büyük bir bölümünü bilinçdışında geçiririz.
Diğer

Bilinç var olmanın ön koşuludur.
İnsan, anlamsız bir hayata katlanamaz.
Dışarı bakan hayal görür; içeri bakan uyanır.
En büyük yanlış yanlışlıkların farkında olmamaktır.
Neye karşı koyarsan, o ısrarla olmaya devam eder.
Bilgi sadece doğruya dayanmaz, yanlışa da dayanır.
Fanatizm, iç dünyasında çelişki yaşayanlarda bulunur.
Bazıları karşısındakini anlayamadığında, ona aptal der.
Yaşamımızın büyük bir bölümünü bilinç dışında geçiririz.
Tüm benliğimiz ve düşüncelerimizle bu dünyaya bağlıyız.
Yan yana toplanan milyonlarca sıfır, maalesef, bir etmez.
Bana aklı başında bir adam gösterin size onu iyileştireyim.
Başkalarının bizi kızdıran tarafları, kendimizi anlamamıza yol açar.
Düşünmek zor bir sanattır. Bu sebeple çoğunluk sürüyü takip eder.
Mars gezegenine ulaşmak kendi kendine ulaşmaktan daha kolaydır.
İçimizdeki karanlığı göze almazsak bütünlüğümüze asla ulaşamayız.
Ben başıma gelen şeylerin toplamı değilim, ben olmayı seçtiğim şeyim.
İnsan ışığı düşünerek değil, karanlığı şuurlu hale getirerek aydınlanabilir.  
Tüm akıl hastalıklarının temelinde meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.
Bir insan, aydınlığı hayal ederek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanır.
Kabul etmediklerimizi değiştiremeyiz. Reddetmek bizi özgürleştirmez, bunaltır.
Bir zehrin etkisinden kurtulmak istiyorsan, onu son damlasına kadar içeceksin.
Hayvan sürüleri kalabalıklaştıkça akıllanır; insanlar, kalabalıklaştıkça aptallaşır.
Kimse ışığı hayal ederek aydınlanmaz. İnsanı aydınlatan karanlığı idrak etmektir.
Kendi karanlığını bilmek, öteki insanların karanlığıyla baş etmenin en iyi yoludur.
Hayatta en acıklı şey, bir insanın problemin kendinden kaynaklandığını görememesidir.
Gitmek isteyeni zorla tutmaya çalışmayın aksi takdirde size doğru geleni göremezsiniz.
Kendimizi baskı altına aldıkça bilinçaltının tehlikelerine kendimizi maruz bırakmış oluruz.
Düşünmek demek, sadeleştirmek, önemli olanın altını çizmek, önemsizi ayıklamak demektir.
Çocukta değiştirmeye çalıştığımız bir şey varsa, bunu önce kendimizde arayıp değiştirmeliyiz.
Anlayabildiğimiz kadarıyla, insan varlığının yegane amacı, varlığın karanlığında ateş yakmaktır.
Görünüşünüz, yalnızca Vicdandan bakabildiğinizde berraklaşır.dışarı bakanlar düş kurar, içe bakanlar uyanış yaşar.
İnsanoğlu için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikroplar, kanser olmayıp, yalnızca insanın kendisi olduğu, göz kamaştırıcı bir açıklıkla ortaya çıkmaktadır.
Eğer bir bireyi anlamak istiyorsam, ortalama insan hakkındaki tüm bilimsel bilgileri bir yana atıp, tüm teorileri göz ardı ederek tümüyle yeni ve önyargısız bir tavır benimsemek zorundayım.

Carl Andreas Hilty (28 Şubat 1833 - 12 Ekim 1909) İsviçreli bir  avukat ,
anayasa hukuku profesörü , politikacı , filozof , yazardı .

Asıl güçlü olan şey başlamaktır.   
Ben kendimi eğitime alıştırıyorum.   
İşsiz dinlenmek, iştahsız yemek yemek gibidir.     
Hüzün çoğu zaman büyük mutluluğa açılan kapıdır.   
Huzur insanın içinde ve mütevazi insanlar arasındadır.   
Zirveye doğru ilk adım, bir meydan okumayı tanımaktır.    
Bize mutluluğu sağlayan bu tür bir faaliyet değil, neşedir.    
Gerçekten mükemmel olan her şey küçük bir başlangıçtır.   
Çocuklara ve hayvanlara acımayan bir insana yas tutulmaz.   
İyi bir karakteri oluşturan parçalar sadakat ve merhamettir.   
Bencillik her zaman zayıf düşürür ve ondan hiçbir iş çıkmaz.     
Önemli işlerde en yüksek başarının sırrı genellikle başarısızlıkta yatar.    
Mutluluğun en iyi kaynaklarından biri, küçük şeylerde bulunan zevktir.     
Her şeye sabret; devam et, zorluk ne olursa olsun. Azim her şeyin sırrıdır.  
Eğitim sadece okumak değildir. Okudukları üzerinde düşünebilmek yeteneğidir.   
Acı çekmek, hayata giden yolda yatar ve insan onunla karşılaşmayı beklemelidir.    
Karşılaşmaktan korktuğumuz şeylerin çoğu gerçekte göründüğü kadar korkunç değildir.
Tüm dikkatinizi ve enerjinizi işinize koyduğunuzda başarının ne olabileceğini görmek şaşırtıcıdır.   
Mutsuzluk, bizi daha ciddiyete ve gerçeğe karşı daha fazla duyarlılığa getiren bir arınma sürecidir.      
İnsanlar, gerçekte içinden ya da ortasından gelme olasılığı daha yüksek olan özel bir ilham bekliyorlar.      
İnsana tehlikeli bir hayal gücü armağanı verildi ve hayal gücünün bundan çok daha geniş bir kapsamı var.  
Kural olarak, işinizi yapın, çünkü her gün, yarın kendi zamanında gelecek ve onunla birlikte güç gelecektir.   
Bununla birlikte, zevk için bir kişiye hayat verilmez, mümkün olduğunca etkili bir şekilde kullanmak için sağlık.  
İnsanların mutluluğa giden yolları kısmen çevrelerindeki dünyadan ve kısmen de kendi bilinçli deneyimlerinden geçer.  
Hayatın mutluluğu, çok az zorluk çekmek ya da hiç zorluk çekmemek değil, hepsini muzaffer ve görkemli bir şekilde aşmaktır.   
Tembellik sonsuz derecede daha yorucu, çalışmaktan çok daha fazla gerginliğe neden oluyor;  temel direnç gücünü zayıflattığı için.   
Neşenin ne olduğu, esasen yalnızca çok acı çekenler tarafından bilinir. Diğerleri sadece zevki bilir, ki bu hiçbir şekilde benzer değildir.   
Mutluluğun bulunabileceğine inanıyorum. Aksini düşünseydim, sessiz kalmalı ve tartışarak mutsuzluğa daha fazla zarar vermemeliydim.   
Hayatta mutluluk, çok az zorlukla ya da hiç zorluk yaşamamakla ilgili değildir, aksine, hepsinin üstesinden zaferle ve şanlı bir şekilde gelmektir.  
Hayatta gerçek başarı, en yüksek insani mükemmelliğe ve gerçek ve verimli faaliyete ulaşmak, zorunlu olarak ve tekrar tekrar dışsal başarısızlığı içerir.    
Bir insanın yaşayabileceği en büyük mutsuzluk, yapacak hiçbir şeyi olmayan bir hayata sahip olmak ve meyvelerini almadan hayatın sonuna gelmektir.   
Mutsuzluklarımızda, zevklerimizde olduğu gibi, hayal gücü gerçeği büyük ölçüde geride bırakır. acımız nadiren bizimki kadar büyük hayal gücü onu resmeder.    
Gerçekten ulaşılabilir ve tüm değişimlerden bağımsız mutluluk, büyük düşüncelere ve büyük hedeflere yönelik barışçıl çalışmalara verilen bir yaşamda bulunabilir.   
İş sırasında, tembelliğin direnci, iş nihayet bir zorunluluk haline gelene kadar sürekli olarak azaltılır. Bu olduğunda, kişi yaşam sıkıntılarının çok büyük bir kısmından kurtulur.   
Bir yandan zenginlikten, onurdan, hayattan, sağlıktan, kültürden, bilimden ve sanattan zevk almaktan mutluluk; diğer yandan vicdanen, erdemden, işten, hayırdan mutluluk vardır. 

>> azquotes.com/author/61337-Carl_Hilty

Carl Edward Sagan, Amerikalı astronom ve popüler bilim yazarı.

Bacon insanın “doğa üzerinde sahip olduğu hakları” kullanmasından söz ediyordu. Aristoteles “doğanın tüm hayvanları insan için yarattığını” söylüyordu. Immanuel Kant’a göre “insan olmasaydı, yaratılmış her şey yaban kalır, bir hiç olur”du. Çok uzak olmayan bir geçmişte doğayı “fethetmek”ten ve uzaya “hâkim olmak”tan söz ediliyordu; sanki doğa ve kozmos, haklarından gelinmesi gereken düşmanlarmış gibi.Din adamları topluluğu da bu konuda önemli bir rol oynadı. Batı dünyasının dinlerine göre, insanlar nasıl Tanrıya boyun eğmek zorundaysa, doğadaki başka her varlık da insana boyun eğmek zorundaydı. (...) Descartes ve Bacon dinden çok etkilenmişlerdi. “Doğaya karşı biz” düşüncesi dinsel geleneklerimizden bize miras kalmıştır. Tekvin’de Tanrı insanlara “her canlı varlık üzerinde egemenlik” tanımış ve “her canavar”ın bizden “korkması” ve karşımızda “huşu duyması” buyrulmuştur. İnsanoğlu doğaya “boyun eğdirmeye” teşvik edilir ve “boyun eğdirme” ifadesi askeri anlamlar ima eden İbranice bir sözcükten çevrilmiştir. 
Bilim, bilgi kütlesinden daha fazlası; bir düşünme tarzıdır. Evrenin kuşkuyla sorgulanma tarzıdır. Eğer şüpheci yaklaşmamak için otoriteye kuşkucu sorular soramıyorsak o zaman tam bir kaos içindeyiz.
Bilim, sadece bir 'bilgi bütünü' olmaktan fazlasıdır; bir düşünme biçimidir. İnsanların hata yapabileceğini açıkça kabul eden bir şekilde evreni şüpheci olarak sorgulama yöntemidir.
Bugün dünyadaki hiçbir toplumda yaşam hakkı yoktur, geçmişte de olmamıştır (Hindistan'daki Jainler az sayıdaki istinadan biridir.) Kesmek için besi hayvanı yetiştiririz, ormanları yok ederiz; akarsu ve gölleri hiç balık yaşayamayacak kadar kirletiriz; spor olsun diye geyik, kürkü için leopar, gübre yapmak için balina öldürürüz; yunusları dev balık ağları içine hapsedip soluksuz bırakırız; fok yavrularını sopayla öldürürüz ve her gün bir canlı türünün soyunun tükenmesine sebep oluruz. Tüm bu hayvanlar ve bitkiler bizim kadar canlıdır. Sözümona korunan yaşam değil, insan yaşamıdır. 
Buradan bakıldığında Dünya, pek de dikkat çekecek gibi değildir. Ancak bizim için, durum farklıdır. O noktayı yeniden inceleyin. O, Burası. O evimiz. Biziz! Üzerinde, sevdiğiniz herkes, bildiğiniz herkes, duyduğunuz herkes yaşıyor. Var olmuş tüm insanlar yaşamlarını orada geçirdiler. Keyif ve acının toplamı. Türümüzün tarihindeki kendinden emin binlerce din, ideoloji, ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, medeniyetin her yaratıcısı ve yıkıcısı, her kral ve köle, her aşık çift, her anne ve baba, umutlu çocuk, mucit ve kaşif, her ahlaki öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her süperstar, her yüce lider, her aziz ve günahkar burada yaşadı. Bir toz parçacığı üzerinde, bir ışık ışınına gömülmüş halde...Dünya uçsuz bucaksız kozmik arena içerisindeki ufak bir sahnedir. O generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini hatırlayın. Tüm bu kanlar, bu kişiler bir noktanın ufak bir kısmının şan ve zafer içerisindeki anlık efendileri olabilmeleri için aktı. Bu pikselin bir köşesinde yaşayanların onlardan ayırt dahi edilemeyecek, diğer köşesinde yaşayanlara yaptıkları sonsuz zalimlikleri düşünün. Yanlış anlaşılmaların sıklığını, birbirlerini öldürmeye ne kadar meraklı olduklarını ve öfkelerinin ne kadar hararetli olduğunu düşünün. Duruşumuza, hayal ettiğimiz şahsi önemimize, evren içerisindeki ayrıcalıklı bir konumda olduğumuz yanılgısına bu soluk ışık noktası tarafından meydan okunuyor. Gezegenimiz, onu sarmanlayan kozmik karanlık içerisindeki yalnız bir nokta. Sonsuz belirsizliğimiz içerisinde bizi kendimizden kurtarmaya gelecek birilerinin var olduğuna dair hiçbir ipucu bulunmuyor. Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşam barındıran tek gezegen. En azından yakın tarihimiz için, türümüzün göç edebileceği başka hiçbir yer yok. Ziyaret edebilir miyiz? Evet. Yerleşebilir miyiz? Henüz değil. Beğenin veya beğenmeyin, şimdilik, Dünya direnebileceğimiz tek yer.Astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de, ufak dünyamızın bu uzak görüntüsü, insan kibrinin ne kadar aşağılık olduğunu göstermenin en iyi yoludur. Bu, bana birbirimize daha iyi davranmamız ve gezegenimizi koruyup geliştirmemiz gerektiğinin önemli olduğunu anlatıyor. Bildiğimiz tek evi. Soluk mavi noktayı...

Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliği ile anlamlı kılarız.
Kozmos, s. 183, (1980).
Diğer hayvanları köleleştiren, hadım eden, üzerinde deney yapan ve onlardan biftek yapan insanların, hayvanların acı hissetmediğine dair anlaşılması kolay bir eğilimi var. İnsanlar ve “hayvanlar” arasındaki keskin ayrım, eğer biz hayvanları zerre kadar pişmanlık ya da suçluluk duygusu hissetmeden irademize boyun eğdirmek, bizler için çalıştırmak, onları giymek, onları yemek istiyorsak hayati öneme sahiptir. Hayvanlar fazlasıyla bizim gibiler.
DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.
(...) Eğer ki bize bazı şeylerin doğru olduğunu iddia edenlere otorite sahiplerinden şüphe duymamızı sağlayan şüpheci sorular sorma becerisinde değilsek, bu durumda önümüze gelen ilk şarlatan politikacı veya dindara kanmaya açık oluruz.
Eğer şempanzelerin bilinçleri varsa, eğer onlar soyutlamalar yapabiliyorlarsa, bugüne kadar "insan hakları" olarak tanımlanmış şeylere de sahip olamazlar mı? Onu öldürmenin cinayet sayılması için, şempanzenin ne kadar zeki olması gerekir? Misyonerlerin onu dine davet etmeye layık görmeleri için başka ne gibi nitelikler göstermesi istenmektedir?  
Eğer sadece kuşkucu olursanız o zaman hiçbir yeni düşünce size ulaşamaz. Yeni hiçbir şeyi öğrenmezsiniz. Saçmalığın dünyaya hâkim olduğuna inanan huysuz bir ihtiyar haline gelirsiniz (Kuşkusuz sizi destekleyen çok veri vardır). Öte yandan, saflık noktasında açık olursanız ve içinizde bir nebze bile kuşkuculuk olmazsa o zaman yararlı düşünceleri yararsız olanlardan ayırt edemezsiniz. Eğer tüm düşünceler eşit derecede geçerli olsaydı o zaman kaybolurdunuz çünkü o zaman bana öyle geliyor ki hiçbir düşünce artık hiçbir geçerliliğe sâhip olmazdı.
Gökyüzünde duran ve yukarıdan süzülen her bir serçenin çetelesini tutan, uzun sakallı beyaz bir erkek olarak biçimlendirilmiş Tanrı düşüncesi gülünçtür. Ancak, Tanrı sözcüğü ile kastedilen, evreni yöneten fiziksel yasalar ise öyle bir Tanrı’nın varlığı açıktır. Bu Tanrı duygusal olarak doyurucu değildir... Yer çekimi yasasına dua etmek mantıklı olmaz.
Scientists & Their Gods, U.S. News & World Report Vol. 111
Hangisi daha alçak gönüllüdür? Açık fikirle evrene bakan ve evren bize ne gösterirse göstersin kabul eden bilim insanı mı, yoksa bu kitapta yazan her şeyin mutlak gerçek olarak kabul edilmesi ve işin içindeki tüm insanların yanılma ihtimalinin görmezden gelinmesi gerektiğini söyleyen biri mi? 
Kanıtın yokluğu yokluğun kanıtı değildir.
Kozmoloji bizi daha önce sadece mit ve din ile cevap verebildiğimiz en gizemli sorularla yüz yüze getiriyor. Kozmos ile bağlantı kurma isteğimiz gerçeğe en derinden şekilde yansıyor, fakat bizler astrologların vaat ettikleri gibi değersiz bağlarla değil, en derin şekilde bağlıyız.
Kuşku yok ki çağımızın kimi alışkanlıkları sonraki kuşaklar tarafından barbarca tavırlar olarak görülecek. Torunlarımız, küçük çocukların, hatta bebeklerin anne-babalarıyla değil yalnız başlarına uyumalarında ısrar ettiğimiz; halktan onay alma ya da yüksek siyasi konuma gelebilme uğruna milliyetçi tutkuları alevlendirdiğimiz; rüşvet ve değer yitimine yaşam şekilleri olarak göz yumduğumuz; hayvan beslediğimiz; hayvanları yiyip şempanzeleri hapsettiğimiz; yetişkinlerin rahatlatıcı ilaç kullanımını suç saydığımız; çocuklarımızın cahil yetişmesine izin verdiğimiz için bizden nefret edebilirler.
Tanrı hipotezi ve ruh hipotezi hakkında soruları seslendirenler tümüyle ateist olanlar değil. Bir ateist Tanrı’nın var olmadığından tamamıyla emin olan, Tanrı varlığına karşı zorlayıcı kanıtları olan kişidir. Tanrı uzak zamanlarda ve yerlerde ve nihai nedenlerde kümelenmiş olabilir, böylesi bir Tanrı’nın var olmadığını bilmektense evrenle daha fazla alakadar olmamız gerektiğini bilmeliyiz. Tanrı’nın varlığından emin olmak ve Tanrı’nın var olmadığından emin olmak; kuşku ve kesinliksizlik süzgecinden geçirildiğinde gerçekte çok az güvenilirlik verdiklerinden cüretli aşırılıklar olarak görünüyor.
Conversations with Carl Sagan, Editör: Tom Head, s. 70

Bilim tarafından gözler önüne serilen evrenin muazzamlığını ön plana çıkaran eski veya yeni bir din, geleneksel dinlere nazaran çok daha derin ve kuvvetli bir saygı, merak ve huşu uyandırabilir. Er ya da geç, böyle bir din oluşacaktır.
Bilimde, bilim adamlarının sıkça 'Biliyor musunuz, bu iyi bir argüman; benim fikrim sanırım yanlış' dediğini duyarsınız. Ve sonra fikirlerini değiştirirler ve onlardan artık eski bakış açısını bir daha duymazsınız. Bunu gerçekten yaparlar. Olması gerektiği kadar sık yapmazlar, çünkü bilim adamları da insandır ve değişiklik çoğu kez zordur. Fakat bilimde her gün olur bu tür bir şey. Politikada veya dinde ise böyle bir şeyin en son ne zaman olduğunu hatırlamıyorum bile.
Bir yerde, inanılmaz bir şey keşfedilmeyi bekliyor.
Biyolojik evrimin yapıtaşı genler, kültürel evrimin ise fikirlerdir.
Biz kimiz? İnsandan çok daha fazla sayıda galaksinin bulunduğu bir evrenin unutulmuş bir köşesinin içine tıkılmış bir galakside kaybolmuş can sıkıcı bir yıldızın önemsiz bir gezegenini mesken tutmuş insanlarız.

Bizler gibi küçük varlıklar için evrenin enginliği ancak sevgi ile katlanılabilir.
Bugünü anlamak için geçmişi bilmeniz gerekir.
Eğer tüm evrende yaşam sadece Dünya'da varsa, bu çok büyük bir yer israfı olurdu.
İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum.
İnsanın tarihine daha geniş bir grubun üyesi bulunduğumuzun yavaşça farkına varılması olarak bakılabilir.
Kendinizi iyi hissetmenizi sağladığı sürece bir şeyin doğru olup olmadığını umursamamak; cebiniz doluysa paranın nereden geldiğin

Carl Philipp Gottlieb von Clausewitz (1780–1831), Prusyalı general ve entelektüel.

Savaş bir tehlike alanıdır.  
Her taaruz ilerledikçe zayıflar.
Belirsizliğin karanlığına cesaretle dalmak.
Savaş siyasetin başka yollardan devamıdır.
Savaşta son adım düşünülmeden ilk adımın atılmaması gerekir.
İnsan zihni kendisini düzenli bir şemanın parçası olarak hissetmek ister.
Savaş, hasmını irademizi yerine getirmeye zorlayan bir şiddet hareketidir.
Düşmanı yenmek istiyorsak, gayretimizi, düşmanını karşı koyma gücüne uydurmak zorundayız.
Bir muharebeden düzenli bir geri çekilmeyle kurtulmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştır.
Başarıya ulaşan bir plan her zaman cesurca, başarısızlıkla sonuçlanansa beceriksizce yapılmıştır.
Savaşan bir devletin içine düşebileceği en kötü durum, tamamen silahtan arındırılmış olmaktır.
Eylemler hiçbir zaman sezgiden, gerçeğin hissedilmesinden daha sağlam bir temele dayandırılamaz.
Savaşta muharebe, bireylerin bireylere karşı teke tek kavgası değildir; aksine daha çok teşkilatlanmış bir bütünün kavgasıdır.
Gece, kural olarak bütün muharebelerde çarpışmayı sona erdirir; çünkü gece muharebesi ancak özel koşullarda başarı vaad eder.
Asker, orduya alınır, giydirilir, silahlandırılır, eğitilir; uyur, yer, içer ve yürür. Bütün bunlar, sadece uygun yerde ve uygun zamanda savaşmak içindir.  
Bütün hükümetler kendi yetenek ve uzakgörüşlülüklerinin düşmanınkinden üstün olduğuna güvenir ve bu sayede kumarı kendilerinin kazanacağına inanırlar.
İlk baştaki politik hedefler savaş boyunca birçok kez değişebilir ve nihayet tümüyle farklı bir hal alabilir, çünkü bunlar olaylardan ve bunların muhtemel sonuçlarından etkilenir.
Bir savaşta komutan ne kadar düşmanını yenme duygu ve düşüncesiyle hareket ederse, her şeyi ilk muharebede kazanma umut ve çabasıyla varını yoğunu bu muharebede terazinin gözüne koyar.
Tarihçiler, nadiren mutlak gerçeği ortaya koymaya eğilimlidirler. Çoğunlukla ordularının kahramanlıklarına güzelleme yapmak ve olayların kendi hayali kurallarıyla uyuştuğunu göstermek isterler. Tarihi yazmaktansa onu uydururlar.
Başarıya ulaşan bir plan her zaman cesurca, başarısızlıkla sonuçlanansa beceriksizce yapılmıştır.
(Savaş Üzerine)
Eylemler hiçbir zaman sezgiden, gerçeğin hissedilmesinden daha sağlam bir temele dayandırılamaz.
(Savaş Üzerine s. 56)
İlk baştaki politik hedefler savaş boyunca birçok kez değişebilir ve nihayet tümüyle farklı bir hal alabilir, çünkü bunlar olaylardan ve bunların muhtemel sonuçlarından etkilenir.
(Savaş Üzerine)
İnsan zihni kendisini düzenli bir şemanın parçası olarak hissetmek ister.
Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir.
(Savaş Üzerine s. 20)

Carmina Burana 12. yüzyılda yazılan Latin (ya da kimileri Alman) şarkıları. Carlı Orff’un bu şiirlerden bazılarını yeniden düzenlemesiyle daha fazla ün kazanmışlardır.

Ey talih,ay gibi,değişkensin
Orijinali: O Fortuna,velut lunastatu variabilis.
artarsınazalırsınnefret uyandıran yaşamönce ezerardından yatıştırırsın
Orijinali: semper crescisaut decrescisvita destabiliset tunc curat
düşgücü gibiyoksullukve güçbuz gibi eritir bunlarıkader – canavarsınve boş
Felek çarkıkindarsınservet boşturve daima yokluğa dönüşürgölgelive örtülü

bana da belâ oluyorsunşimdi şu oyun boyuncaçıplak sırtımı teslim edeceğimsenin hainliğine
Kader bana karşıdırsağlıktave erdemdesürülenve çökertilendaima esir tutulan
Böylece bu saattebir gecikme olmadantitreyen telleri çekinmademki kadergüçlü adamı yere çalıyorağlayın herkes benimle!

David Parlett
Complete text of the Carmina Burana.

Rudolph Carnap (d. 18 Mayıs 1891 - ö. 14 Eylül 1970), Alman asıllı ABD'li düşünür. Mantıkçı pozitivizm akımını geliştirmiş olan bir grup bilim insanı, filozof.

Mantık, Felsefenin son bilimsel bileşenidir.  
Benlik, deneyimlerin veya otopsikolojik durumların sınıfıdır toplanması değildir.
Benlik, temel deneyimin ifadesine ait değildir, yalnızca çok yüksek bir düzeyde inşa edilmiştir.  
Bilimde doğrulama, tekli ifadeler değil bu tür ifadelerin bütün bir sistemi ya da bir alt sistemidir.    
Mantık, felsefenin son bilimsel içeriğidir. Onun çıkarılmasıyla geriye sadece bilim dışı yanılgılar ve sahte problemler kalır.   
Tümevarımsal mantığın belirli bir bilgi durumuna uygulanmasında, doğrulama derecesini belirlemek için mevcut toplam kanıt temel olarak kullanılmalıdır.    
İddialarda bulunma konusunda temkinli davranmalı ve bunları incelemede kritik öneme sahip olmalı, ancak dilbilimsel biçimlere izin vermede hoşgörülü davranalım.
Metafiziğin, değerler felsefesinin, ethiğin sanısal önermeleri görüntü önermelerdir  onların mantıksal içeriği yoktur, fakat yalnızca işitenler üzerinde duygular ve eğilimler uyandıran duygu anlatımlarıdır.
Felsefenin yerini bilimin mantığı alacaktır, yani bilimlerin kavramlarının ve tümcelerinin mantıksal analizi ile değiştirilmelidir, çünkü bilimin mantığı bilim dilinin mantıksal sözdiziminden başka bir şey değildir.  
Bilimde derinde olan hiçbir şey yoktur, bilimdeki her şey yüzeydedir.
Metafizikçiler müzikal yeteneği olmayan müzisyenlerdir.

Bilim, doğrudan deney üzerine kurulmuş ifadelerden oluşan bir sistemdir ve deneysel doğrulama yolu ile denetlenir. Bilimde doğrulama, tekli ifadeler değil bu tür ifadelerin bütün bir sistemi ya da bir alt sistemidir.
s. 42

Carol J. Adams Amerikalı yazar, feminist, hayvan hakları savunucusu.

Etçil hayvanlar, erkek davranışlarına bir değerler dizisi temin eder.      
Hayvanlar her yerde zincire vurulmuş ama biz onları özgür sanıyoruz.   
Diğer yaratıklara karşı tavırları söz konusu olduğunda bütün insanlar Nazidir.  
Biz yaşayan varlıkların nesnelere dönüştürülmesinin sona ermesini hayal ediyoruz.      
Şiddete maruz kalan kadınlar için sığınma evlerine ihtiyacımız olmadığı günü hayal edin.   
Daha da iyisi, insanların artık sabahları "sosis" yemeye ihtiyaç duymadığı günü hayal edin.  
Ebeveynler, çocuklarının akademik olarak nasıl yaptıklarından çok daha fazlasını bilmek isterler.  
Çiftliklerin esir ettiği, mezbahaların katlettiği hayvanlar “marketteki et”e indirgeniyor günümüzde.  
Kültürümüzde en sık rastlanan seri katillerin kendi ailelerini öldürenler OLMADIĞI günü hayal edin.       
Erkek egemenliğinin bu mesajı, (hem simgeler dünyasında hem de gerçekte) et yeme yoluyla iletilir.  
Vejetaryenlik hayal gücünün bir eylemidir. Et metinlerine alternatifler hayal etme yeteneğini yansıtır.   
Et, görülmeyen ama her zaman orada olanın, hayvanların ve dilin ataerkil denetiminin sembolü haline gelir.    
Cennetten Kovuluş bir kadına ve hayvana yorulduğundan beri, İnsanlığın Kardeşliği kadını ve hayvanı dışlar.      
Kültürümüzde “erkeklik” kısmen et yemek ve başka bedenler üzerinde denetim kurmak üzerinden inşa ediliyor.   
Kadınların sokaklarda taciz edilmeden, peşlerine kimse takılmadan ya da saldırıya uğramadan yürüdüğü günü hayal edin.      
Bitkiler âlemi; ilgilenmenin, besleyip büyütmenin, yavaş evrimsel değişimin ve mevsimlerle uyum içerisinde olmanın resmini sunar.  
Beslenme tercihlerimiz, doğayla olan ilişkilerimizde kendimizi nerede konumlandırdığımızı ve politik duruşumuzu yansıtır, pekiştirir.   
Bitki imgelemiyle anlam türetmekten bahsetmişken, sebzelerin yardımıyla besleneceğiz. Hepimizin bu destekle beslenmesi dileğiyle.      
Ceset yemekten ziyade et yemeye atıfta bulunmamız, dilimizin baskın kültürün bu faaliyeti onaylamasını nasıl ilettiğinin merkezi bir örneğidir.  
Dil bizi et yeme gerçeğinden uzaklaştırır, böylece et yemenin sembolik anlamını pekiştirir, bu sembolik anlamı özünde ataerkil ve erkek odaklıdır.  
Daha da iyisi, kadınların her nerede olursa olsun güvende olduğu, ailelerin evlerinde güvenle yaşadığı ve katliamların olmadığı bir dünyayı hayal edin.       
İçinde saklı olan politik anlamlar; ayrışma yerine bedensel birlik hissinden, şiddet yerine hasattan, nüfuz altına almak yerine uyum içerisinde yaşamaktan türetilir.    
Ebeveynlerin en çok değer verdikleri şey öğretmenler ve müdürlerle yapılan tartışmalardı ve istedikleri şey çocuklarının okul karnelerinde daha açıklayıcı bilgilerdi.   
Hayvanları öldürmeye dayanan simgecilik yoluyla; şiddetin gerekliliğinin, etki alanının, denetimin ve ilhak etmenin politik anlamda hayli yüklü imgeleri karşımıza çıkar.   
Hayvanların eti yemek için pişirme işlemine ihtiyaçları yoktur. Eti kemikten ayıklamaya da girişmezler. Madem et yemek doğal, o zaman biz ne diye hayvanlar gibi doğal yollarla yemiyoruz?   
Öldürülüp mahvedilmiş hayvan; yırtıcılığın, bir bölge üzerinde egemenlik iddia etmenin, silahlı avcılığın, saldırgan davranışların, etin verdiği zindeliğin ve getirdiği yiğitliğin resmi olarak da sunulur.     
Her on yedi saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Her bir saniyede yüzlerce hayvan öldürülüyor. “Dayak yiyen kadınlar” gerçekliği her gün yüzümüze çarpılıyor ekranlardan ve gazete sayfalarından.  
Hayvanlara yönelik baskıyı en az iki düzeyde kurumsallaştıran bir kültürde yaşıyoruz: mezbahalar, et pazarları, hayvanat bahçeleri, laboratuvarlar ve sirkler gibi resmi yapılarda ve dilimiz aracılığıyla.
Patriyarka, insan-hayvan ilişkilerinde örtük biçimde var olan bir toplumsal cinsiyet sistemidir. Dahası toplumsal cinsiyetin inşasında uygun besinlerin hangileri olduğu konusunda talimatlar da vardır.   
Bir vegan veya vejeteryan odaya girene kadar insanlar kendilerini et yiyen olarak görmezler. Onlar sadece 'yiyiciler' ve onları ne yaptıklarından haberdar eden biz veganlarız. Çoğu zaman bu rahatsız edicidir.  
Bizim kültürümüzde erkek olmak, erkeklerin ya sahip çıktıkları ya da inkâr ettikleri kimliklerle bağlantılı  “hakiki” erkeklerin neleri yapıp neleri yapmadıklarıyla. Bu sadece bir ayrıcalık meselesi değil, bir sembolizm meselesi.  
Biz, bütün zulümlerin birbiriyle ilişkili olduğuna inanıyoruz: Bütün canlılar özgür olana kadar, yani kötü muameleden, aşağılanmadan, sömürüden, kirlenmeden ve ticarileşmeden kurtulana kadar, hiçbir canlı özgür olmayacak.  
Bilirsin; iklim değişikliği hakkında farkındalık yaratmaya başlayan ilk kesimlerden birinin, çevrenin yok edilmesi ile hayvancılık arasındaki bağlantıyı keşfeden hayvan hakları savunucuları olduğu yüzyıl diye cevap verdiği günü hayal edin.      
Et yemekten zevk almaktan kaynaklanan kişisel çıkar, bariz bir şekilde yerleşmesinin bir nedeni ve atalet başka bir neden olsa da, bir dil kullanım süreci, söylemi bu konuların asla ele alınmasına gerek kalmayacak şekilde inşa ederek et hakkındaki tartışmaları içine alır.  
Biz, bütün zulümlerin birbiriyle ilişkili olduğuna inanıyoruz: Bütün canlılar özgür olana kadar, yani kötü muameleden, aşağılanmadan, sömürüden, kirlenmeden ve ticarileşmeden kurtulana kadar, hiçbir canlı özgür olmayacak.
Patriyarka, insan-hayvan ilişkilerinde örtük biçimde var olan bir toplumsal cinsiyet sistemidir. Dahası toplumsal cinsiyetin inşasında uygun besinlerin hangileri olduğu konusunda talimatlar da vardır. Bizim kültürümüzde erkek olmak, erkeklerin ya sahip çıktıkları ya da inkâr ettikleri kimliklerle bağlantılı – “hakiki” erkeklerin neleri yapıp neleri yapmadıklarıyla. Bu sadece bir ayrıcalık meselesi değil, bir sembolizm meselesi. Kültürümüzde “erkeklik” kısmen et yemek ve başka bedenler üzerinde denetim kurmak üzerinden inşa ediliyor.
Beslenme tercihlerimiz, doğayla olan ilişkilerimizde kendimizi nerede konumlandırdığımızı ve politik duruşumuzu yansıtır, pekiştirir. Öldürülüp mahvedilmiş hayvan; yırtıcılığın, bir bölge üzerinde egemenlik iddia etmenin, silahlı avcılığın, saldırgan davranışların, etin verdiği zindeliğin ve getirdiği yiğitliğin resmi olarak da sunulur. Etçil hayvanlar, erkek davranışlarına bir değerler dizisi temin eder. Hayvanları öldürmeye dayanan simgecilik yoluyla; şiddetin gerekliliğinin, etki alanının, denetimin ve ilhak etmenin politik anlamda hayli yüklü imgeleri karşımıza çıkar. Erkek egemenliğinin bu mesajı, (hem simgeler dünyasında hem de gerçekte) et yeme yoluyla iletilir. Campbell’a göre hayvanlar âleminin aksine bitkiler âlemi, “ezelden beri insanlığın yiyecek, giyecek ve barınma” gereksinimini karşıladığı gibi “büyüme-çürüme, çiçek-tohum gibi döngülerle; yaşamın ve ölümün tek, yüce ve yok edilemez bir gücün dönüşümü olarak göründüğü noktada hayatın mucizesine de” örnek oluşturur. Bitkiler âlemi; ilgilenmenin, besleyip büyütmenin, yavaş evrimsel değişimin ve mevsimlerle uyum içerisinde olmanın resmini sunar. İçinde saklı olan politik anlamlar; ayrışma yerine bedensel birlik hissinden, şiddet yerine hasattan, nüfuz altına almak yerine uyum içerisinde yaşamaktan türetilir. Bitki imgelemiyle anlam türetmekten bahsetmişken, sebzelerin lütfuyla besleneceğiz. Hepimizin bu lütufla beslenmesi dileğiyle...
Kadınların sokaklarda taciz edilmeden, peşlerine kimse takılmadan ya da saldırıya uğramadan yürüdüğü günü hayal edin. Şiddete maruz kalan kadınlar için sığınma evlerine ihtiyacımız olmadığı günü hayal edin. Kültürümüzde en sık rastlanan seri katillerin kendi ailelerini öldürenler OLMADIĞI günü hayal edin.Daha da iyisi, kadınların her nerede olursa olsun güvende olduğu, ailelerin evlerinde güvenle yaşadığı ve katliamların olmadığı bir dünyayı hayal edin.İnsanların, "İyi de benim sabahları sosis yemem gerekiyor" diyen birine "Ah, bu tam bir yirminci yüzyıl konuşması. Bilirsin; iklim değişikliği hakkında farkındalık yaratmaya başlayan ilk kesimlerden birinin, çevrenin yok edilmesi ile hayvancılık arasındaki bağlantıyı keşfeden hayvan hakları savunucuları olduğu yüzyıl" diye cevap verdiği günü hayal edin.Daha da iyisi, insanların artık sabahları "sosis" yemeye ihtiyaç duymadığı günü hayal edin.Kadınların ve çocukların seks köleleri olarak satılmadıkları, seks işçiliğine ya da pornografiye zorlanmadıkları günü hayal edin.Daha da iyisi, tahakkümün değil eşitliğin seksi olduğu günü hayal edin.

Yönetmenliğini Michael Curtiz'in üstlendiği Kazablanka (Casablanca), Hollywood klasikleri arasında özel bir yere sahiptir.

Bir daha çal, Sam. Eski günlerin hatırı için…Onu çal Sam. Hadi… ‘As time goes by’ı çal.
Son karşılaştığımız zamanı çok net hatırlıyorum, sen mavi giyiyordun, Almanlar gri.
Biz hep Paris'te yaşayacağız.
Öp beni, bu bütün soruların cevabı olur.
Ilsa, soylu biri olduğum söylenemez ama şu çılgın dünyada üç küçük insanın sorunlarının incir çekirdeğini doldurmadığını görmek çok zor değil.
Bütün dünyada, tüm kentlerdeki tüm barlar arasında, o benimkine geldi.
Tekrar çal Sam, eğer o dayanabiliyorsa ben de dayanabilirim.
Yvonne: Dün gece neredeydin? Rick:Çok uzun zaman geçti, hatırlamıyorum. Yvonne:Bu akşam seni görebilecek miyim? Rick:O kadar uzun süreli planlar yapmıyorum.
Ilsa: Sana iki kelimelik, sonunu bilmediğim bir hikâye anlatayım mı?
Rick: Evet
Ilsa: Seni seviyorum.
-Hangi millettensin?
+Sarhoş!
- Benden nefret mi ediyorsun?
+ Seni düşünecek vaktim olsaydı inan senden nefret ederdim.

Cassandra'nın Rüyası (İngilizce özgün adıyla Cassandra's Dream), yönetmenliğini Woody Allen'ın üstlendiği, dram-gerilim türündeki 2007 yapımı film.

Ona bir konuda hak veriyorum. Bu, çizgiyi geçmek gibi bir şeydi. Geri dönüşü asla olmayan bir çizgi.

Şairin dediği gibi: "Gelecek bir gemi var ise, o da korsan gemisidir."

Her şeyiniz bittiğinde, bu hayatta sırtınızı dayayabileceğiniz tek şey gene ailenizdir.

Aile ailedir!

Ian: Rol kapmak için bir yönetmenle yatar mısın?
Angela: Oynadığım role ve yönetmenin kim olduğuna bağlı... ayrıca yeterince içip içmediğim de önemli.
Ian: Pek güven verici bir cevap olmadı bu.
Angela: Sorunu beğenmedim.

Colin Farrell - Terry
Ewan McGregor - Ian
John Benfield - Baba
Clare Higgins - Anne
Ashley Madekwe - Lucy
Andrew Howard - Jerry
Hayley Atwell - Angela Stark
Sally Hawkins - Kate
Tom Wilkinson - Howard
Phil Davis - Martin Burns

Internet Movie Database'de Cassandra'nın Rüyası alıntıları

Cat Stevens veya Yusuf İslam (doğum adıyla Steven Demetre Georgiou; d. 21 Temmuz 1948, Londra), İngiliz şarkı sözü yazarı ve müzisyendir. Müzik tarzı folk, pop, rock ve İslamî müzikten oluşur. 1977 yılında Müslüman olmuş ve bundan iki yıl sonra da adını Yusuf İslam olarak değiştirmiştir.

Zamanın diğer tarafından gelmiş, bir farklılık hissetmiyor musun, sessizlik duvarlarını yıkan, aklının gölgesini kaldıran.
Şimdi daha mutluyum, iyi şeyler düşünüyorum ve inanıyorum ki olabilecek, güzel şeyler başladı.
Sonunda gülümsüyorum, dünyayı tek hayal ediyorum ve inanıyorum ki olabilecek de, güzel bir gün geliyor.
Şimdi ağlıyorum sonunda, dünyayı olduğu gibi düşünüyorum. Neden nefret etmeye devam ediyoruz, neden huzur içinde yaşayamıyoruz?
İki tür insan daima açtır: biri bilimi arayan, diğeri de parayı.
İlk olarak Kuran'ı okudum ve anladım ki hiç kimse mükemmel değil. İslam mükemmel ve biz Peygamber'in davranışlarını taklit edersek başarılı olacağız.
Orijinali: I read the Quran first and realized that no person is perfect Islam is perfect, and if we imitate the conduct of the Prophet we will be successful.
Kuran'dan aldığım ilk ders birlik ve barıştır.
Orijinali: The very first lesson that I learnt from the Quran was the message of unity and peace.
Müslüman cemaatince eleştirildim: "Neden yine eline gitar aldın? Ne oluyor sana?"
I was getting criticism from the Muslim community: why are you picking up a guitar again? What's happening to you?
Ne yazık ki, insanların İslam'la ilgili olarak inandığı birçok şey, çoğumuzun hükümlerini bildiği dinden tamamen farklı. Manşetlere çıkmadan önce İslam'ın farkına vardığım için şanslıyım.
İlham verici liderlik büyük ölçüde tarihte kalmış gibi görünüyordu. Tabii ki bu ülke (Türkiye) hariç. Diriliş Ertuğrul'u izlediğimi fark etmiş olmalısınız. Bu dizi bize çok şey öğretiyor.
Günümüzde 4 milyonun üzerinde mülteciye kol kanat geren, sahip çıkan kültürün, milletin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi'nin şahsında ve önderliğinde Türk insanının yardımseverliği, misafirperverliği hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.
Barış, sadece sessizce oturup hiçbir şey yapmadan sağlanamaz. Barış bundan çok daha fazlasıdır. Tabii ekonomiyi işin içinden çıkaramayız. İnsanlar fakirse, evleri ve yiyecekleri yoksa barıştan söz edemeyiz. Barış, dengeyi sağlamanın esaslarından biridir.

Cennet (nefse ağır geldiği için) hoşlanılmayan şeylerle, cehennem de şehvete hitap eden şeylerle kuşatılmıştır. — Muhammed bin Abdullah
Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Hayat tarzlarının en güzeli Muhammed'in hayat tarzıdır. İşlerin en şerlileri sonradan uyduranlardır. Her sonradan uydurulan şey bid'attır. Her bid'at sapıklıktır ve her sapıklık da Cehennem'dedir. — Muhammed bin Abdullah
Kahveyi gece kadar siyah, cehennem kadar sıcak ve kadın kadar tatlı içeceksin – Kolombiya atasözleri
Cehennem dediğin, dal odun yoktur. Herkes ateşin kendin götürür. — Pir Sultan Abdal
Cehennem başkalarıdır. — Jean Paul Sartre
Cehennemi hayal edin: acı çığlıklar, kan nehirleri, iç organlar ve kan, parçalanmış vücut kısımları ve hala canlıyken hisleri taşlaşmış sadistler tarafından kesilip parçalanan canlılar. Mezbahaların dünyasına hoş geldiniz; ama uyaralım: her şey hayal ettiğinizden çok daha kötü. — Steve Best
Cehennemin en sıcak yeri asiler ve hainlerle doludur. - Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti (film)

Mahmud Celâleddin Bayar (Lakapları: Galip Hoca, Reşad-ı Sani), Türk siyasetçi ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü cumhurbaşkanı.

Atatürk! Sen, bizdendin! Seni halife yapmak, padişah yapmak isteyenler oldu; iltifat etmedin. Milli irade yolunu seçtin, hayatını ve şahsiyetini milletinin hizmetine vakfettin. Türk'ün gıpta ettiği, taziz ettiği, övdüğü ve övündüğü vasıflara maliktin, bütün bu meziyetlerinle Türk'ün ta kendisiydin. Şimdi seni, kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz. Bil ki, hakiki yerin, daima inandığın ve bağlandığın Türk milletinin minnet dolu sinesidir. Nur içinde yat!
(10 Kasım 1953'te, Atatürk'ün naaşının Anıtkabir'e taşındığı törende yaptığı konuşma.)
Bu kış komünizm gelecek.
Meclis seçecektir reisicumhuru. Bizim vazifemiz, meseleyi mal sahibine götürüp selametle teslim etmektir. Vazifesini ifa etmesi için... Ve ondan sonra da bir ekseriyetle kim seçilirse, ona itaati sağlamaktır. Bu prensibe aykırı hareket eden, babam mezardan çıksa onu asarım!
(Atatürk'ün ölümü üzerine, cumhurbaşkanının kim olacağını soranlara cevabı)
Arkadaşlar metanetinizi kaybetmeyin. Sükunetinizi ve itidalinizi muhafaza edin. Bu, siyasettir. Bizim hapisanede kalmamız uzun sürmez.
(Yassıada yargılamaları sonrası, Polatkan ve Zorlu'nun idam haberlerini aldıktan sonra, diğer idam mahkumlarıyla Kayseri'ye nakledilirken arkadaşlarına söyledikleri.)
Ben bu makama irade-i milliye (milli irade) ile  geldim! Kafama silah da sıksanız istifa etmeyeceğim!
(27 Mayıs Darbesi sırasında Milli Birlik Komitesi'yle karşısına gelerek istifasını isteyen Cemal Madanoğlu'na cevabı)
Siyasi mücadeleyi vatandaşlar arasında bir düşmanlık haline getirmemek lazım. Bu nahoş ve gerçekten çirkin tertibi düzenleyenler, kendi yüzlerinin karasıyla başbaşa kalsınlar. Biz geri dönelim, başka bir zaman Edremit'e geliriz.
(1946 seçimleri öncesi seçim propagandaları için gittiği Edremit girişinde Türk bayrağının köprü üstünde yere serilmiş olduğunu gördüğü sırada söyledikleri)
Evvel emirde bu kadar küçük bir meseleden dolayı huzurunuza getirilmekle manevi alanda en büyük cezayı çekmiş bulunuyorum!
(Yassıada Yargılamaları sırasında ilk dava olan Köpek Davası hakkında savunmasına başlarken, alaylı bir havada)
Aileme... Bayar isminden utanmayınız. Onunla gurur duyacağınız günler yakındır.
(Yassıada'daki hücresinde kendisini asarak gerçekleştirdiği intihar girişiminde geride bıraktığı not)
Bize Yeşilçam artistleri gibi film çevirttiler! Reva-yı Hak mıdır bu?
(Milli Birlik Komitesi'nin çektirdiği "Düşükler Yassıada'da" adlı propaganda filminin ardından gerçekleştirdiği intihar girişiminden kurtarılmasının hemen ardından söylediği ilk sözler)
Ölmeden evvel bir şey yapmak isterdim. Bir parti kurayım. Bu parti seçimlerden ana muhalefet partisi olarak çıksın. Ben de muhalefet partisi nasıl olur, göstereyim.
İttihatçıyım...
(Ömrünün son günlerinde bir gazetecinin "kendinizi nasıl tanımlarsınız?" sorusuna cevabıdır)
Hayır! Tenkit (eleştiri) zamanı geçti, şimdi tenkil (sertlik) zamanı!
(1960 - DP Hükümetinin sert politikalarını eleştiren Ali Fuat Başgil'e cevabı)
Bunlar hiçbir şeyden habersiz kimseler! Bugün İsmet Paşa iki jandarma gönderir, partinin kapısına kilidi asar, kimse de ağzını açamaz!
(1946 - DP'nin ilk kurulduğu yıllarda aşırıya kaçan partililer hakkında gazeteci Metin Toker'e söyledikleri)

Büyük bir çoğunlukla iktidara gelen ve hükûmet olan Demokrat Parti'nin almaya başladığı bazı kararlar ve yaptığı icraat, bizim gibi Atatürkçü gençler üzerinde bazı olumsuz etkiler yapmaya başlamıştı. Bunların başında Türkçe okunan ezanın yeniden "ezan-ı Muhammedi" propagandası ile Arapçaya dönüştürülmesi oldu. Bunun maksadı açıktı. Yobaz ve gerici, tutucu zümreyi memnun etmek ve onların desteğini sağlayarak uzun süre iktidarda kalabilmek. Ne Celâl Bayar ne Adnan Menderes ve ne de birçok bakan ve milletvekili dinine düşkün, beş vakit namaz kılan, oruç tutan kişiler değildi. Kur'an-ı Kerim'i iyi etüt etmediklerinden ve dini politikaya alet etmek istediklerinden dolayı bu kararı aldılar. Kenan Evren

Celal Yalınız,Türk filozof. Sakallı Celal olarak da tanınır.

Ben kendimi arıyorum…  
Her istiridyeden inci çıkmaz.
Fener bekçisi olmak isterdim!..  
Bu memleket çok konuşmaktan battı.
Bahçıvan bir gül için bin dikene katlanır..
Parası biten, ceketimin cebinden alabilir.  
Kıran da olsa kırıl sen, fakat bükülme sakın !
Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir.
Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur.
Doğuya giden gemide batıya koşan tayfalarız.
Bir kızın tıraşlı bir erkeği güzel zannetmesi hazindir.
Doğada rahvan yürüyen at yoktur. Bütün atlar tırıs gider.
Tahtakurusuyla baş edemeyen millet cihan harbine girdi.  
Her konuyu iyi bildiğini sanan insan makbul insan değildir.  
İnsanoğlunda zeka, midyedeki inci gibidir. Hepsinde bulunmaz.
Aklın ve müspet bilİmin ispat etmediği safsatalara inanmıyoruz.
Bu memleketin aydınları, doğuya giden gemide batıya kosan tayfalardir.  
Vaktinde, hatta yerinde doğmamış insanların sonu maalesef böyle oluyor.  
Küçük kuşlar heykellerin üstüne sıçarlar ama heykel onlara bir şey yapamaz!..
İşaretparmağını kafasına dokundurarak “Aradıklarınız bunun içinde!..” demiş…
Çocuklara askıdaki ceketini göstererek “Parası biten cebimden alabilir!.. dermiş.
Tabancamı Cumhuriyet düşmanlarına karşı kullanacağım. Bunlar ‘polis’ de olabilir!
Kader’ demeye dilim varmıyor… O zaman deme! Zaten, ‘kader’ diye bir şey yoktur.  
Bizde aydın yetişmiyor, diyorlar. Yetişene ne yaptık ki, yetişeceğe hayrımız dokunsun.
Bu düzensiz toplumda mert insanın, iyi insanın, aydın insanın manevra alanı çok dardır.
Bizim memlekette işçinin aydınına, okumuşuna kimse tahammül edemez, işçiler bile!..
Ben hangi yolu seçeyim? Hangi mesleğe geçeyim? Dişçi, ateşçi, memur… Bir sakallı bilmeceyim!
Sen ilkbaharsın, ben ise sonbahar. Bunların ikisi de bahardır ama bir araya gelmezler, gelemezler !..
Hiç bir yoğurtçunun yoğurt olduğu görülmediği gibi, hiç bir Türkçünün de Türk olduğu görülmemiştir.
Hiçbir kadını kendi yaşadığı ortama çekip mutsuz etmeye hakkı olmadığını” düşündüğü için bekâr kaldım.
Yalnız, demokratikleşmenin Türk toplumu içinde ‘yozlaşmaya’ yol açabilir. Çok dikkatli davranılması gerekir.  
Bunların hepsi bilirsin ki rolden ibarettir. İşte bizim cumhuriyetimiz de ‘Yaşasın cumhuriyet’ rolünden ibarettir.  
Evinde yapılan arama esnasında polis duvarda duran Karl Marx portresini sorunca “Rahmetli babam” diye cevaplamıştır.
Tanzimat ilan ettik, olmadı. Meşrutiyet ilan ettik, olmadı. Cumhuriyet ilan ettik, olmadı. Yahu, biraz da ciddiyet ilan etsek!
Türkiye Doğu’ya yol alan bir büyük gemi. Bu geminin içinde Batı’ya koşanlar var.” Ve biz de bunu “Batılılaşmak” sayıyoruz…
Elli yaşındaki biri iki defa yirmi beş yaş hayatını mı yaşamıştır sanıyorsunuz? İnsan hayatı dilimlere bölünmez bir bütündür.
İstanbul sokaklarında kolu bacağı acayip bir şekilde çarpılmış dilencilere rastlıyordum. Doğa, böylesine ucubeler yaratmaz.  
Nice köpekler selâmet sahiline yüzerken lüzumlu talim ve terbiyeyi almayan bir insan olarak ben dalgalarda boğuluyorum…
Eğer sizin aklınız matematiğe eriyorsa artık coğrafyadan iyi sonuç almanız beklenemez. Çünkü aklınızı hep matematiğe yorarsınız…
Türkiye’de ‘aydın’ geçinenler ‘Doğu’ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde ‘Batı’ yönünde koşturarak ‘Batılılaştıklarını’ sanırlar!  
Benim gibi adam dolandırılır mı?’ diyecek değilim” der. “Ben bu parayı, kenefte işimi görürken kubur deliğinden içeri düşürdüm ve unuttum!..
Türkiye’de on kişinin tabanca taşıma hakkı varsa biri de benim! Cumhuriyet’e karşı görevimi yapmak için tabanca taşıma ruhsatımı istiyorum!..  
Memlekete hizmet etmek istiyorsan, bunu, kimseye duyurmadan, belli etmeden yapacaksın. Aksi halde, ne yapar eder engellemeye çalışırlar.  
Büyük adam, kendisine sunulmuş olan çeşitli bilim dallarından birine kendini kaptıran ve böyle yaptığı için de diğer bilim dallarını ihmal ederek seçtiği dalda ilerleyen adamdır!
Büyük adam, kendisine sunulmuş olan çeşitli bilim dallarından birine kendini kaptıran ve böyle yaptığı için de diğer bilim dallarını ihmal ederek seçtiği dalda ilerleyen adamdır!  
“Ben doğal bir insanım” İhtirasım yok. Paraya önem vermem. Mevkileri takmam. Bunun için sizlerin katlandığınız nice maskaralıklardan uzağım. Sizin burjuva kalıplarınıza metelik vermem. Hepinize de içimden kıs kıs gülerim.
Çünkü bizler, tıpkı demokrasi gibi, sosyal adalet gibi komünizmi de komünisti de bir türlü bilemiyor, anlayamıyor, öğrenemiyoruz. Bundan dolayı “komünist” lafını bir meyhane küfrüne, “komünizm"i de çocuk masallarının umacısına benzettik…
Bir kere hayatta hiçbir göreve zirveden başlanmaz! Basamaklar, hak edildikçe ağır ve emin adımlarla çıkılır. Hemen zirveye oturanlar veya oturtulanlar basamakları tanımadıkları için kolayca aşağı yuvarlanır ama emin adımlarla hedefe ulaşanlar yerlerinden edilemezler kolay kolay.
Cennet, cehennem hikayeleriyle yıkanmış beyin doğru düşünme yetisini kaybeder. Boş inançlara saplanıp kalır, gerçeklere ulaşamaz. Bir kez sakatlandıktan sonra beynimizi sağlığına kavuşturmak çok zordur. Ancak, çok okumakla, kültürümüzü genişletmek ve derinleştirmekle belki sağlanabilir.  
Yozlaşmış toplumlarda yaşamak durumunda olmak öyle bir şeydir ki, insan kazara bir çukurun içine düşse ve -tesadüf bu ya - düştüğü yer bir lağım çukuru olsa ama nasılsa üstüne bir damla bile pislik sıçratmadan bir kenarda durmayı başarıp imdat istese ve birileri gelip onu oradan kurtarsa gene de kolay kolay atamaz üstüne sinen pis kokuyu ! ..

Ali Mehmet Celâl Şengör, Türk jeolog ve yazar.

Kapitalizm sömürmez, insanlar sömürür.
Fransız İhtilali; aklı öldürmüştür, her cephesiyle öldürmüştür. Akademiyi kapatıyor, büyük ekolleri kapatıyor, Sorbonne'u kapatmaya kalkıyor ya! Ayaktakımına iktidarı verirseniz ne olur, işte bugünkü dünyada görüyoruz.
Fransız İhtilali’nin insanlığın başına gelen en büyük belalardan biri olduğu kanaatindeyim. İnsanlığı geri götüren olaylardan birisidir Fransız İhtilali. Aristokrasinin elimine edilmesi, ayaktakımının yönetime geçmesi, bilimin öldürülmeye çalışılması... Lavoisier mahkum edilirken, oradan hırtın biri bağırmış halk mahkemesinde,  "Cumhuriyetin bilginlere ihtiyacı yoktur"  diye. Yani bugünkü milli eğitim anlayışımız Fransız İhtilali'nin çocuğudur. Kimse bu sözün iltifat olduğunu zannetmesin. Rus İhtilali ve Hitler'in nasyonal sosyalizmi de Fransız İhtilali'nin doğal çocuklarıdır. Bunların hepsi aşırı hizipçi fikirlerdir. Bunların hepsini Fransız İhtilali yaratmıştır. Fransız İhtilali ilk defa, düşünmekten aciz ayaktakımının yönetime geçmesini meşru kılmıştır.
Kanunî bize  “Muhteşem Süleyman“  diye tanıtılırdı. Ben ise Viyana'da aldığımız mağlubiyeti, Hint Okyanusu'nda Portekizlilerden durmadan sopa yememizi, yetenekli Şehzade Mustafa'nın sarhoş Selim tahta geçsin diye babasının gözleri önünde boğazlanmasını, Anadolu'da softa şekâvetinin başlamasını ve büyük coğrafi keşiflere katılamamamız bir yana, coğrafyaya önem vermemizi öğütleyen zavallı Piri Reis'imizin Muhteşem Süleyman'ın emriyle katlini bir türlü bu sözde ihtişamla bağdaştıramazdım. Kısacası, onuncu padişaha kadar sözüm ona muazzam olan Osmanlı Devleti'nin azameti benim için hep boş bir böbürlenmeden ibaret kalmıştır. Osmanlı, çevresindekiler gariban olduğu sürece azametli görünüyordu. Rönesansla ve bilim devrimiyle bu durum değişince, Osmanlı'nın ne mal olduğu kabak gibi ortaya çıkıverdi. 
Fatih'ten sonra Atatürk'e kadar bu milleti yöneten başka bir dahi gelmemiştir.
Sanat, bir sanatçının dışarıdan gelen dürtülerle kendi iç dünyasını tamamlayarak yaratmış olduğu bir ortamdır. Sanat bu yüzden evrensel olamaz. Sanatçının kendi iç dünyasını döktüğü şey toplum tarafından kabul edilmek zorunda değildir.
Kayıt tutmak, medeniyetin ilk şartıdır.
Eğitimi çok fazla özgürlüğe bırakmamak lazım. Eğitimi metazori (zorla) yapacaksın. Çünkü senin cahilliğin benim yaşamımı etkiliyor.
Çözülmüş bir problemin içinde yaşamak aptallara mahsustur.
Eğer sen cahilliğin yüzünden bir yönetici olarak benim eğitim sistemimi çökertirsen, eğer sen cahilliğin yüzünden benim sağlık sistemimi çökertirsen, eğer sen cahilliğin yüzünden doğru düzgün araba kullanmazsan beni öldürürsün demektir. Bütün bunları topladığında senin cahilliğin benim hayatımı rezil edebilir. Bu bir felsefe değildir, son derece somut bir gerçektir.
Hayatın hiçbir amacı yoktur. Hayat, sizin yüklediğiniz anlam kadar anlamlıdır.
Atatürk’ü ayrı kılan hem görgü ve tahsili hem de zekasının çok daha fazla olmasıdır.
Siyaset; gerçeği bir labirent içinde gizleme sanatıdır.
Herhangi bir fikre bağnazca bağlanmayacak kadar serbest ve eleştirel düşünebilen, düşünmeyi seven ve kendi kendine bilgi edinilebilen insanlara  “aydın”  denir.
İlham beklenmesi gereken bir şey değildir ve en çok da hazır olan akıllara gelir.
Bir sürü mucize var dünyada ve hepsi de uydurma ama insanlar bunlara inanıyor. Özellikle din öğretisini insanlar çok erken yaşta aldıysa ve hatta bu bir travmayla beraberse ondan kurtulamıyorlar. Öyle ki insanlığın icat ettiği en zararlı şey dindir; tarih boyunca en çok kan dökmüş ve kültür zenginliklerini ortadan kaldırmış en yaygın kurumlar dini kurumlardır.
Zenginlik, yaşadığın hayattan maksimum zevk alacak kadar imkanının olmasıdır.
İnsanın ve hayatın gelip geçiciliğine şahane bir örnektir tarihi yapıları gezmek, insana kibirinin ne kadar yersiz olduğunu gösterir.
Bizim milletimiz, demokrasiyi de yanlış anlıyor. Geçen gün gazetede okudum; Adana'da bir vatandaş bir gazimizin ayağına basıyor ve gazi ayağıma bastın diye uyarıyor. Adam,  "Ne var yani demokrasi geldi!"  diyor. İşte bizim milletimizin demokrasi anlayışı budur. Yani demokrasiyi, hödüklüğe serbestlik vermek olarak anlıyorlar. Aslında tabii demokrasi bu değildir, bunun adı oklokrasidir.
Türkiye’yi ele geçirmek istiyorsan ilk yapılacak iş orduyu parçalamak olacaktır. Orduyu devirmedikçe hiçbir şeyi deviremezsin Türkiye’de.
Benim siyasi görüşüm tamamen Kemalizm'dir. Hem de en koyu haliyle! Çünkü Kemalizm eşittir akılizm demektir.
Atatürk,  "Benim manevi mirasım ilimdir ve akıldır!"  diyor. Anlamalıyız ki Kemalizm'in kitabı ve defteri yok. Bu da demek oluyor ki takip edeceğin kuralları da yok. Kemalizm'in bir tek kuralı var: o da  "Aklını kullan!" 
Atatürk diktatördü; ama bu ülkede bir daha diktatörlük olmasın diye öyleydi.
Fazla demokrasicilik oynamaya kalkarsan, bir sürü aptala teslim olmak zorunda kalırsın. Atatürk, aptallığa hiçbir zaman teslim olmamış bir adamdır. Bir ilacı fazla alırsan seni öldürür. Yani normalde iyileştirmesi gereken ilaç seni öldürür. Demokrasi ilaçlara benziyor, fazlasını aldığında öldürüyor. Atatürk 1923’te tek partili sistemden çok partili hayata geçseydi inkılaplarının hiçbirini yapamazdı. Bizim inkılapların hepsi metazori (zorla) yapılmıştır.
Küçük yaştaki çocuklara yüz tane din dersi okutmamalı ve eleştirel düşünceyi öğretmeliyiz. Bırakalım din kültürünü ailesinden alsın.
Her şeyin mükemmelse hiçbir şey değilsin demektir.
Kur'an, Adem ile Havva'yı ilk insan olarak kabul ediyor. Aslında bu Tevrat'ta da var, zaten Kur'an bütün sözde tarihi bilgilerini Tevrat'tan alıyor ama bunlar Ortadoğu din mitoloji tarihinin parçalarıdır. Yani İbrahim ne kadar masalsa, Musa ne kadar masalsa bu da o kadar masaldır.
Şans, hazırlıklı zihinleri tercih eder.
Verilen bir iş, zamanında bitirilmezse beş para etmez.
Ne iş yaparsanız yapın, kitap okumanın değerini görmemezlikten gelmeyin.
En önemli şey, toplumdaki bütün bireylerin eşit olmadığı ve olamayacağı fikrini anlamaktır. Türkiye’de herkes her şeyi kendine hak görüyor ama bu çok yanlış bir yaklaşımdır. Herkes her şeye ulaşamaz, ulaşmamalı da! Öncelikle hak etmek gerekir.
İtibar saygıdır ancak saygı dilenilmez, hak edilir. Saygı oturduğun ev veya üzerindeki kıyafetle de kazanılmaz.
Bilime dayanmayan felsefe, boş laftan ibarettir.
Türkiye'nin her bir köşesi görülmeye değerdir. Ama en önemlisi gezmenin yanında bir de okumaktır. Yoksa her yer gözünüzde bir yıkıntıdan ibaret kalır.
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle doldurup oraları “modernize” ederek yaşanmaz hale getirir ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir ve ortalama kültür düzeyi ya bir Afganistan ya da bir Orta Afrika kabilesi kadardır.
Soru sormayan öğrenciden adam değil, olsa olsa teyp makinası olur.
İddia ediyorum; 68-78 kuşağının lise diploması, günümüz kuşağının profesör diplomasından çok daha değerli!
Bir karar verebilmek için karar vereceğin konuda bilgilere sahip olmak lazım, bir de bu bilgileri değerlendirebilmen lazım. Bunları yapamayan adamın maymundan farkı konuşmasından ibarettir.
Osmanlıca diye bir dil yok. Osmanlıca bir “esperanto”dur, yani bir sürü dilin bir araya gelmesiyle yaratılmış yapay bir dildir.
Kenan Evren demokrasi düşmanı değildi. Kenan Evren'in ve arkadaşlarının yaptığı müdahale, demokrasiyi kurtarmak için yapılan müdahaleydi. O günleri yaşamış normal vatandaşa sorarsanız hepsi,  "İyi ki oldu."  diyor 12 Eylül için. Ben 12 Eylül gününü hatırlıyorum, o gün öğleden sonra sokağa çıkma yasağı kalktı. Vatandaşlar, sokakta gördükleri askerlere sarılıyorlardı.
Şimdi diyecekler ki: "Efendim bu kötü ortamı zaten bu askerler hazırladıydı." Külliyen yalan! Öyle bir şey yok. Bu adamlar rahatsızdılar durumdan. O ortamı hazırlayanlar politikacıların aptallıklarıydı. Demirel ve Ecevit'ti. Ondan sonra diyecekler ki: "Efendim Amerika bunları fişekledi." O da doğru değil. Ben iki tane şahit göstereyim. Bir tanesi Çevik Bir General. O zaman Kenan Paşa'nın özel kalem müdürüydü. Efendim işte, "Bizim çocuklar başardı." lafı var ya, meşhur. Böyle bir laf edilmemiştir. Çevik Bir General diyor: "Nereden çıkıyor bu laflar? Böyle bir laf edilmedi." Seneler sonra Şahinkaya Generalin evinde çay içerken birlikte, "Biliyor musun? En çok ne ağrıma gidiyor?" dedi. "'Amerikalılardan icazet alıp yaptılar.' diyorlar." dedi. "Yahu bir Türk subayı, kendi memleketi ile ilgili bir şeyi Amerikalıya mı soracak?" dedi. Onu hiç unutmuyorum. İnanın, gözlerim yaşardıydı o cevabı verdiğinde.
(12 Eylül hakkında)
Bakkala çakkala bile gitmiyorum yani ben. Bunlar alınıp benim elime getirilen şeyler.
Benim için hayat, hâlâ öğrencisi olduğum bir okul.
Ben milletime ikiyüzlülüğü yakıştıramıyorum.
Türkiye Afganistan'dır. Yani milletin bikini giymesi, Mercedes'e binmesi, yok efendim rock müziği dinlemesi, burayı modern ve medeni bir ülke yapmıyor. Türkiye benim dünyada gördüğüm en ilkel nüfuslardan birine sahip.
Doğa bilimlerinden nasibini almamış toplumlar; fakir, sağlıksız ve aç yaşarlar.
Doğa, cahili ve aptalı affetmez. Doğayla oy vererek başa çıkamazsınız. Doğayla ancak bilim başa çıkar.
Şu anda Türk üniversitelerinin verdikleri diplomalar ciddiye alınacak belgeler değildir. Bunun nedenleri; görülmemiş bir öğrenci kalitesizliği, buna paralel olan bir hoca kalitesizliği ve çoğu aptalca politik kaygılarla açılan üniversitelerin alt yapı imkânlarının gerekenin çok altında olmasıdır.
Eleştirilmemesi istenen görüşler sadece bireye münhasır kalmalıdır, zira iki insan aynı düşünmek zorunda değildir.
Zekâ, iyi kullanılırsa koruyucu bir zırh, kötü kullanılırsa öldürücü bir silaha dönüşebilir. Seçim bize aittir.
Yoğurt Türklerin icadı zannedilir, aslında icat eden; Hint-Avrupalılardır.
Türkiye'de ahlak düşüklüğü ayyuka çıkmıştır. Ben birçok değişik toplum içinde bulundum, çalıştım, gezdim; ahlak seviyesi Türkiye'deki kadar düşük bir toplum görmedim. Ahlaksızlık özellikle Özal'la birlikte yukarı doğru ivme kazanmış, AKP döneminde adeta 

Cem Adrian (d. 30 Kasım 1980), Müzisyen, söz yazarı, prodüktör, yazar .

Benim duvarlarım buzdan, öpersen erir...
Zaman iplerini çekiştiriyor bir vedanın.
Siyah giyindim ki görün beyazlarını diye.
Bedeninden dışarı çıkarılmış bir kalbin, hangi cinsiyetin kalbi olduğunu anlayabilir misiniz? Aşk bedenden çok ötedir.
Bir kâğıt, bir kalem, bir yanmış, bir sönmüş, bir bitmiş sigara... Hayatın bu.
Beni popüler kanallar izlemesin diye şarkı göndermiyorum. Ben söylüyorum ; beni herkes dinlemesin, ben herkese müzik yapmıyorum.
Nereye gidersen git, kimi seversen sev, kimden vazgeçersen vazgeç. İnsanın dönüp dolaşacağı yer kendisi.
Beklemek, şimdi hiç duymayan birine, dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız.
Kaybedecek bir şeyin kalmadıysa tutunamazsın.
Al elimi, koy kalbine. Seni son kez duyacağım.
Veda etmeden gidilmez çocuk. Bu vedadan sayılmaz çocuk.
Gitmek yenilmek değildir kazanmak da ! Gitmek gitmektir işte, hepsi bu..
Sınırlara karşıyım. Yani düşünsenize; doğa üzerinde Tanrı'nın ya da herhangi bir varlığın ya da bir şeyin yarattığı ya da kendi kendine var olmuş bir canlının, örneğin biz işte, insanız, çok zekiyiz, vesaire şuyuz... Ya bir kuş o sınırdan geçebiliyor, karınca sınırdan geçebiliyor, kurtçuk aşağıdan sınırdan geçebiliyor, biz geçemiyoruz. Neden? Çok zekiyiz çünkü. Kafamız çok çalışıyor. Kafamız çok çalıştığı için buraya bir sınır çizmişiz ve buradan buraya geçemiyoruz. Ya bu kadar saçma bir şey olabilir mi dünyada? ("Aykırı Sorular"da)
Bir kar tanesi gibi elinde, yavaş yavaş eriyorum.
Umut, şimdi hiç görmeyen birine gökkuşağının renklerini anlatmak kadar zor ve imkansız.
Her şey çok sevmekten, hepsi çok özlemekten, umutla beklemekten, sevilmek istemekten.
Siyahtan daha koyu bir renk olsun isterdim. Siyahlar yetmiyor artık...

Cem Küçük (d. 6 Ekim 1978, Zonguldak), Türk gazeteci, yazar ve tercüman. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültür ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra uzun yıllar yazarlık ve çevirmenlik yaptı. Medyaya girişi editörlük yaparken tanıştığı Rasim Ozan Kütahyalı ile başladı. Günümüzde Türkiye Gazetesi’nde yazarlık yapmaktadır.

Kıbrıs’tan başlayarak Libya’ya kadar millî menfaatlerimizi korumak zorundayız. Açık konuşayım, başka türlü Akdeniz’de kayık bile yüzdüremeyiz... O fırsatı vermezler. Tepemize binerler. Geçmişte bunun örneklerini çokça yaşadık. Ders çıkarmalı ve kararlılığımızı korumalıyız. Kıbrıs Türklerinin, Libya’daki kardeşlerimizin, Akdeniz’e kıyısı olan dost ülkelerin desteğinden faydalanmak ve Mavi Vatan stratejimizi tam anlamıyla uygulamak için önümüzde büyük bir fırsat var.

Cem Toker, Liberal Demokrat Parti'nin eski genel başkanı.

(17 Aralık yolsuzluk soruşturması sürecinde yaşananlarla ilgili olarak) Normal zekaya sahip bir insan olup biteni, dinlemeye takılanları, bakanların istifalarını, bilhassa Başbakan'ın 30 senelik dostu Erdoğan Bayraktar'ın açıklamalarını, Sayıştay raporlarını, yargıya apar topar gelen düzenlemeleri vs... yan yana koyarsa sonuçta pis kokuların geldiğini anlar. Bu iki kere iki dört kadar net.
En büyük yalanlar, savaş esnasında, avdan sonra ve seçimden önce söylenirmiş.
Ticaret tüccarın işidir, tarım çiftçinin işidir. Belediyeler toz satmazlar, fırıncılık, lokantacılık yapmazlar. Bursa'da ve bazı diğer kentlerde olduğu gibi köfteci, işkembeci işletmezler. O işleri esnaf yapar.
Türkiye gelişmiş bir ülke değildir. Türkiye gelişmekte olan bir ülke de değildir. Seçmenin ısrarla yaptığı seçimler ve talepleri nedeniyle Türkiye, gelişmemekte kararlı bir ülkedir.
Bizimle “Kemalist” diye akıllarınca dalga geçen, yaylanın otuyla büyümüş liboşlar; Bir asır önce bile, “İlim, bilim, irfan” diyen bir kurucu lider varken, 21. yüzyılda sizler gibi “kader, fıtrat” diyen Ortaçağ kafasının yanında mı duracaktık?
Türkiye’de vatandaş ile siyasetçi arasında ahlaksız bir antlaşma vardır. Sen benim kaçak; ruhsatsız, malzemeden çalınmış, çürük binama dokunma, görmezden gel, ben de senin İndira Gandilediklerini görmezden gelip, oyumu vereyim. İşte fatura ortada..!
Yöneticisine  “reis”  denilen ülke, demokratik de olamaz, hukuk devleti de olamaz, huzur içinde de olamaz.. Nokta!
Coğrafya kader değildir.. Beyinsizlik, ilime kafa tutmak kaderdir!
Coğrafya değil, attığın oy kaderindir. Coğrafya kader olsa; bir Kuzey Kore'ye bak bir Güney Kore'ye bak. Bir Türkiye'nin Ege sahillerine bak, bir Yunanistan'ın Ege sahillerine bak. Bir Mısır'a bak, bir İsrail'e bak.
Ekonomik saldırı, maldırı yok.. Adam (Güney Kore) borç aldığı paralarla Samsung, LG, Hyundai, Kia markalarını yarattı. Sen Simit Sarayı, Kahve Dünyası, Tatlıses Lahmacunu yarattın. AVM, gökdelen, rezidans, saray yaptın. Trilyonluk Mercedes’e çerez dedin.. Çuvalladın. Nokta!
Dünyada 190 kadar ülke arasından, hiçbiri, ama hiçbiri, Türkiye gibi ülkenin sınırlarını kayıtsız şartsız açıp, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan milyonlarca şaibeli insanı içeri almaz. Yasalarımıza göre bu karar kesin suçtur. Ve bu kararı verenler çok ağır suç işlemektedirler.
Diktatörler seçim yaparlar ama kaybetmezler. Hüsnü Mübarek gibi, Sisi gibi, Putin gibi, Esad gibi, Aliyev gibi, Maduro gibi. Seçim kaybeden diktatör bilen varsa yazsın, öğreneyim.
Bu coğrafyada (Orta Doğu) korkuyla, baskıyla, despotlukla, hile hurdayla sittin sene gücü elde tutmaya  "siyasi istikrar"  denir. En büyük örnekleri Hüsnü Mübarek, Esad, Aliyev..
Ekonomik kriz demokrasilerde farklı seçim sonuçları çıkarır. Siz ekonomik krizden Aliyev’in, Maduro’nun, Mübarek’in, Mugabe’nin seçim kaybettiğini duydunuz mu?
Devleti yönetenler milletin karnını doyurmaz. Millet; alın terinden verdiği vergilerle, devleti yönetenlerin karnını doyurur. Nokta..
 “Serbest Piyasa Ekonomisi”  koruma altına alınmış tekelin tüketiciyi öpmesinin serbest olduğu piyasa değil, daha çok rekabet, ucuzluk kalite gelsin diye  “piyasaya girişin serbest olduğu“  ekonomik anlayıştır.
Bir sektörde ne kadar oyuncu (rekabet) olursa, tüketici (vatandaş) için o kadar kalite, ucuzluk, seçenek demektir. Serbest piyasa ekonomisi, piyasaya girişin serbest olduğu ekonomidir.

Cem Yılmaz, Türk komedyen, oyuncu, müzisyen, karikatürist, dublör, senarist, yapımcı ve yönetmen.

Kaynaşın benimle, gebertirim dayaktan!
"Bir Tat Bir Doku" adlı gösterisinin askere gitmeden önceki son gösteriminde, sorduğu sorulara cevap vermekten kaçınan seyircilere şaka yollu sözü.
Bazı gösterilerde görüyoruz, süslü püslü açılışlar, lazer oyunları animasyonlar... Ben de isterdim sahneye böyle çıkmayı ama olmaz ki! Öyle yerlere gidiyoruz ki, imkanları öyle kısıtlı ki. Bazı yerlerde sahne arkasında kulis bile olmuyor! Perde arasında pet şişe veriyorlar işe diye! Öyle bizi görüyorsunuz Ferrari'ler içinde gezerken ama bazen de böyle pet şişeye de işiyoruz! Bir bakıma pet şişeye işediğimiz için Ferrari'ye biniyoruz da denebilir. (Duraksar, gülmeye başlar) Yalnız tabura dönünce bunu denemeyin sakın! "Bu şişeyi tam doldurana bir tane Ferrari veriyorlar"... öyle bir şey yok!
TSK Armoni Mızıkası Moral Ekibi'nde yaptığı vatani görevi sırasındaki bir gösterisinden

Komedyen dediğin adam bahtsızlıklarını, acılarını biriktirir, biriktirir... Sonra bunları anlatır nakde çevirir, bu! Ben mesela, Ferrari filan diyorsunuz ya, abi Ferrari aldım İtalyan boykotu başladı! O 99 senesinde hani... Millet İtalyan mallarını parçalıyordu sokaklarda! Ben o zaman arabayı nereme sokacağımı şaşırdım!
TSK Armoni Mızıkası Moral Ekibi'nde yaptığı vatani görevi sırasındaki bir gösterisinden
Ulan ben bu ülkeden hiçbir zaman ümidimi kesmemiştim. Helal olsun sana kardeşim!
Üniversitelerde yaptığı panellerden oluşan "Soru-Cevap" DVD'sinde, 14 yaşındaki bir kız çocuğunun sorusu üzerine
Öncelikle kendimizi tanıtalım, çünkü nankör bir piyasa... [Sertab Erener: Merhaba, ben Füsun Önal.] Ben de Xenon Doğulu!... O ne biçim ceket lan?! [Gözleri kamaşmış gibi jest ve mimikler] Türkiye'nin güneş enerjisiyle çalışan ilk popçusu!
Powertürk TV Müzik Ödülleri gecesinde Kenan Doğulu'nun gümüş rengi ceketine gönderme yapıyor.
Başarılı insanların ortak özelliği it gibi çalışmalarıdır, başka bir şey ne duydum ne gördüm... Gerisi traştır, süstür, dedikodudur.

Oğlumun adını mafya koydum, artık ben de mafya babasıyım.  
Hayatım boyunca kararsız biri oldum ama artık emin değilim.  
Ölüm korkusu sürekli değil, mezarda biten geçici bir duygudur.  
Selam! Ben Aydan Şener. Hadi yaa. Ben de dünyadan Neil Armstrong.  
Ben insanların inancını bilemem, istersen krem peynire tap, banane!  
Eğer turist sezonundaysak, neden onları avlayamıyoruz?  
O kadar oku uğraş, bilim adamı ol. nasada çalış. sonuç ne ay'da yürümüş. ulan sen dünyada da yürüyodun.  
İnsanlık bugün de para karşısında değer kaybetti.  
Ben en çok kendimden özür dilerim. çünkü; bana çok yanlış yaptım.  
1959'da içilen kahvelerin hatırı doldu, duyurulur.  
Yes abicim. Türkçe eğitime benden de okey!
Küçükken ailemi vejeteryan sanardım. meğer fakirmişiz.  
Beşbinkere söyledim; abartmayı bırak.  
Aranızda yogaya yazılanlar mutlaka vardır, aslında onlar size yazıldı haberiniz yok.  
Artist cenazesi diye birşey var, Teşvikiye Camii'nden kalkar, gözlüğü olmayan giremez.  
Abi beni neden anlamıyorsun. sende idrak yolları enfeksiyonu mu var.  
Babam derdi ki hep; Oğlum ne yap, ne et; elalemi bize güldürme.  
AIDS virusu de, Ebola virusu de maymun patentli. Maymundan gelip gelmediğimiz belli değil ama, Maymundan gideceğimiz kesin.  
Temel Fransa'ya gitmiş. Tabelada Fransa yazıyormuş. O da ' Aaaa. burayı da mı Sabancı aldı' demiş.  
Herkes korkuyor inanışına göre öbür tarafta bana ne soracaklar diye. Ulan korkma ilk kabileler orada onların durumu daha kötü. Konuyu bile bilmiyorlar.  
Ben hiçbir zaman para için birşey yapmadım. Birşey yaptım para etti ona birşey diyemem.   
Soğuk savaştan sıcak savaşa geçiverdik bir anda. Dünya çatlamasa bari.  
Para için bir şey yapmayın! Öyle bir şey yapın ki, para etsin...
Size yapılmasını istemediğiniz şeyleri başkalarına yapın, çok zevkli.  
Madem ki dünya bir hiç, gece de iç, gündüz de iç.  
Yazılıdan sıfır aldım ama, önemli olan katılmaktı.  
İstersen krem peynire tap banane.  
Şiddete karşı savaş açın, şiddet yanlılarını kurşunlayın.  
Ey yükselen yeni nesil! İn ulan aşağı!
Sık sık ameliyt olun, içiniz açılır.  
Anasını satayım beyni yok fikri var.
Biz İlberciyiz arkadaşım. Yeni ne canım. Türkiye demek nasıl olur da yetmez! Memleketini seven adam, yeni eski diye yaygara yapar mıymış?
Nefret, çaresizlerin tek silahıdır. Çünkü silah olarak beyin taşımak bunlara ağır gelir.  
Revir nedir biliyor musun? Tıbbın geldiği son nokta. Hatta tıbbı geçiyorsun, ileride camiinin karşısında.
Son gülen sen olacaksın, çünkü sen geç anlıyosun.
Gençliğim acı veriyordu. Ameliyatla aldırdım.
Bende şeytan tüyü yok, epilasyonla aldırdım.
Bu tüp bebek hatalı; hep gaz kaçırıyor.
Nefes kesen bir roman yazdım. Tüm okurlarım öldü.  
Dünyada "güzel" hiç birşey, boş insanların keyfine ve zevkine göre yapılmadı, yapılmayacak...Bunu bilelim rahat edelim.
Reenkarnasyona inanan varsa çok üzülüyorum, beni dini bir kişilik olarak algılamayın ama reenkarnasyon yok, valla yok.  
Kötüler koşabiliyorsa… İyiler en azından yürüyebilmeli.  
Yarın yapabileceğin bir şeyi, Asla bügünden yapma.  
Güzelliklere sahip çıkalım,kötülük açıkta kalsın.  
İyi insanlar yalnızca filmlerde mi olur Arif?   
Takdir etmenin insanda bir şey eksilttiğini düşünen insanlardan uzak durun.
Son gülen sen olacaksın. Çünkü geç anlıyorsun.

Cemal Abdünnâsır, 1954'ten 1970'teki ölümüne kadar Mısır'ın ikinci cumhurbaşkanı olarak görev yapan Mısırlı bir subay ve politikacıydı. Nâsır, özellikle sosyal adalet ve Arap birliğine yönelik atılımları, modernleşme politikaları ve anti-emperyalist çabalarıyla Arap dünyasında ikonik bir figür olmaya devam ediyor.

Nâsır: Partiler kapatıldı ve Müslüman Kardeşler partisi ile çarpıştık. 4 yıl içerisinde, 1953 ve 1954 yıllarında Müslüman Kardeşler o dönemde devrim ihtimalini etkilemek ve devrim üzerinde vesayet kurmak istediler. İhtilaf yaşadık, bize savaş ilan ettiler. 26 Ekim 1954'te İskenderiye'de bana ateş açtılar. Çatışma başladı ve Müslüman Kardeşler partisinin terör üyeleri tutuklandı.
Slogan atılıyor: Gericiliğe hayır, İhvan'a hayır! Din ticaretine hayır! Gericiliğe hayır, İhvan'a hayır! Din ticaretine hayır!
Nâsır: 1954 yılında, tahliyeleri için İngilizlerle müzakere halindeydik. O dönemde Müslüman Kardeşler, İngiliz büyükelçiliği üyeleri ile gizli görüşmeler gerçekleştiriyordu. Onlara şöyle diyorlardı: "Biz iktidarı ele geçireceğiz, şunları ve şunları yapacağız. Bizimle müzakere edin." 1953 yılında, gerçekten ve samimi bir şekilde Müslüman Kardeşler ile iş birliği yapmak istiyorduk. Bunu; doğru ve uygun olan yolu takip etmeleri için istiyorduk. Müslüman Kardeşler'in lideriyle görüştüm. Oturdu, taleplerini iletti. Söylediği ilk şey "Mısır'a hicab [tesettür] getirilmeli" oldu. "Sokakta yürüyen her bir kadın tarha [başörtüsü] taksın."
Dinleyicilerden kahkahalar yükselir.
Nâsır: Yürüyen her bir kadın!
Dinleyicilerden biri diyor: Kendi taksın!
Nâsır ve dinleyiciler güler. Spontane alkışlar kopar.
Nâsır: Ve ona dedim ki, eğer bunu bir kanun haline getirirsem, insanların gündüz yürümesini yasaklayan ve sadece geceleri yürümeye izin veren Hâkim-Biemrillâh'ın günlerine döndüğümüzü söyleyecekler ...
Dinleyicilerden kahkahalar.
Nâsır: ... ve benim görüşüme göre her insan kendi evinde kurallara kendisi karar verir. O da "Hayır, lider olarak [tesettürü zorunlu kılmaktan] sen sorumlusun" diye yanıtladı. Ona dedim ki, "Senin tıp fakültesinde okuyan bir kızın var ve başörtüsü takmıyor. Taktırmamışsın, neden?"
Dinleyicilerden alkışlar ve tezahüratlar.
Nâsır: Sen bir kadına, ki o kadın senin kızın, başörtüsü taktıramamışken, benden on milyon kadına başörtüsü taktırmamı mı istiyorsun?
Nâsır ve dinleyiciler kahkahalarla güler. Alkışlar.
Kadınlar slogan atıyor: Arap kadını devrimin kızıdır!
Nâsır: "Kadınlar çalışmasın." Bana sorarsanız; kadın çalıştığı zaman, onu korumuş oluyoruz. Çalışanlar, neden çalışır? İhtiyaçtan, yoksulluktan. Biliyoruz. Çocuğunun veya annesinin bakıma ihtiyacı vardır, parası yoktur. Hepimiz o hikâyeleri biliyoruz, çalışmak zorunda. Dolayısıyla çalışmasına izin vermek, kadını korumaktır. Ama kadının çalışmasını engellemek, kadının aleyhinedir. Kadını; kadının çalışması ve erkekle omuz omuza vermesiyle özgürleştiriyoruz. [Müslüman Kardeşler'in] Başka talepleri de vardı: "Sinemaları ve tiyatroları kapatın." Tamamen karanlık yapalım yani ...
Nâsır ve dinleyiciler kahkahalarla güler.
Nâsır: Bunları yapmamız mümkün değildi tabii. Bunlardan sonra, 1954'te, din adı altında aldatmaya ve suikast girişimine başladılar ve devrim mahkemesinde yargılandılar.

Cemal Abdünnâsır'ın Reddit'te paylaşılan Türkçe alt yazılı konuşması
Old Video Shows Former Egypt President Mocking Hijab Rule
Egyptian leader Gamal Abdel Nasser laughing at hijab requirement in 1958
Gamal Abdel Nasser laughing at Muslim Brotherhood hijab requirement in 1958 (subtitled)
Egyptian leader Gamal Abdel Nasser laughing at the Hijab law in 1958
Egypt 1958: Mockery of the Idea of Compulsory Hijab

Cemal Enginyurt (d. 9 Nisan 1965, Ordu), Türk gazeteci, siyasetçi ve milletvekili.

Simide, suya zam yapılırken, gübre 1000 liradan 2000 liraya çıkarken, salça 14 liradan 40 liraya çıkarken, bu fındığın suçu günahı nedir ki 3 dolardan 2 dolara indi. Buna da sahip çıkılsın istiyor ve sesimizi duyurmak için bir aydır mücadele ediyorum. Fındık üreticisinin sesini duyurmak için gayret gösteriyorum. Bu basın açıklamasını geçen hafta yapacaktık. Sayın İçişleri Bakanımız, sayın valimiz dediler ki; ‘Erteleyin, TMO fiyat açıklayacak’. Bizim niyetimiz üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. Onun için erteledik. AK Parti Ordu Milletvekili Şenel Yediyıldız, sürekli televizyonlara çıktı beyanat verdi. ‘Pazartesi açıklanıyor, Çarşamba açıklanıyor, olmadı Cuma, olmadı haftaya’. ‘TMO fındığı alacak’ diye bağırıyordu. Biz de umutla TMO fındığı alacak diye bekledik.
(Ordu'da mitingdeyken.)

Cemal Gürsel, Türk asker, devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin dördüncü cumhurbaşkanı.

“İnönü ve CHP’den gelen baskılara sesimi çıkartamadım. İnönü, Menderes'in mutlak surette idam edilmesi için mahkeme heyeti ve MBK'ya telkinde bulunuyordu. Haber gönderiyordu. Büyük bir haksızlık yapıldı kanısını hala taşımaktayım. Bu içimde büyük bir yaradır. İdam üzerinden demokrasinin kurulamayacağını bu toplum mutlak bir gün anlayacaktır.”
Garp kafasıyla araba yaptık, Şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk.
(İlk yerli otomobil Devrim hakkında)
Söyle bu ayıya, Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir ve yaptıklarından da kimseye hesap vermek zorunda değildir!
(27 Mayıs İhtilali'nden sonra Türk askerini Kore'den çektiği için hesap sormaya kalkan Amerikan Büyükelçisine çevirmesi için tercümana söyledikleri)
Her şeyden evvel şu gerçeği belirtmek isterim ki, beyaz kâğıt üzerinde siyah yazılardan ibaret olan Anayasanın teminatı, onu tatbik edecek insanların kişiliği, fikri ve moral niteliğidir.
(1961 Anayasası sunuş konuşmasından bir bölüm)
Yine tekrar ediyorum. Bu abdest bu memlekete 50 sene namaz kıldırabilir.
(Muhabirin "Ordu her zaman arka planda bekleyip yanlış davranırlarsa siyasetçilere geri döneceklerini mi hatırlatacak?" sorusuna yanıtı)
Üniversiteye inanıyoruz hatta inanmakla kalmıyoruz, üniversiteye iman ediyoruz!
(Anayasa Komisyonu'ndan Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya'ya söylediği güven cümlesi)
Madanoğlu ne dersin? Bunlardan 7 tanesini Kars Kalesi'ne kapatsak nasıl olur?
(27 Mayıs İhtilali'nden bir süre sonra ortaya çıkan Ondörtler hareketi hakkında Cemal Madanoğlu'na söyledikleri)

Cemal Nar, (d. 7 Ocak 1955, Kahramanmaraş-Hartlap), Türk öğretmen ve yazar.

Din dışı yaşadı mı çağdaş, ilerici, aydın, uygar… Bütün bunların muhatabı sıkıştı mı "ben de Müslümanım" diyor. Ciddi misin?
"Dörde kadar gerekirse evlenebilir erkekler" dersen, dünyayı başına yıkarlar. Hatta soru hazırdır: "Kadın da dörde kadar evlensin mi? Bu inkar mıdır, çirkin görme midir, veya nedir? Kadının mirasta erkeğe göre yarım alması, zulüm imiş. Peki, -haşa- bu zulmü kim koymuş? Allah Teala zalim mi oluyor buna göre?
“İslam Devleti” denildiği zaman hemen dudak bükülerek yadırganır. Bunun sebebi, ülkemizde “laiklik” perdesi arkasında uygulanan pozitivist, ateist, tanrı tanımaz, dinsiz eğitim ve yönetim sistemidir.
Sanki laiklik ve demokrasi iman şartı...
Sokakta yürüyen kızın gösterdiği yerler, Necip Fazıl'ın deyimiyle "kefen bezine mahrem". "Sen de Müslümansın, yazıktır sana, bu güzel yüzler cehennemde yanmasın" denildiğinde cevap aynı: hangi çağda yaşıyoruz?!..

Cemal Süreya, Türk şair, yazar ve çevirmen.

Yaşayanlar seven sevene dünyada,biz öldüğümüzle kalmıştık.
s. 27
...Kadın kısmı n’apar Güzin onu yapacakBacağını azıcık yukarı çektiSüleyman yutar mı kaçın kurrasıBu sefer biraz aşağıdan öptüHadi bakalım....

(...) Tek şövalye bırakıp kendinden üstün (...)Mızrağını geçirdi içinden bir flütün. (...)
s. 58
...Jandarma daima nesirde kalacaktırEşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerineVe bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkçaPatronun karısını zimmetine geçiripAmasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıylaAlevilikten konuşuyoruz uzun süreYanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe'nun resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum onaÖlümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildiŞimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir....

s. 61

Beni öp sonra doğur beni...
s. 84

Ayışığında oturuyordukBileğinden öptüm seniSonra ayakta öptümDudağından öptüm seniKapı aralığında öptümSoluğundan öptüm seniBahçede çocuklar vardıÇocuğundan öptüm seniBaşka evlerde karşılaştıkİliğinden öptüm seniEn sonunda caddelere çıkardımKaynağından öptüm seni.
s. 119
...iki şey: aşk ve şiirmutsuzlukla beslenir biribiri ona dönüşür.
s. 124
Özgürlüğün geldiği gün,o gün ölmek yasak!
s. 135

Ey alınyazısı uzmanı,Suretlerle doldurursun yazını.
s. 143
Güzelsin sevgilim,Ama çok yakından!..
s. 154

Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,Daha çok seviyorum Cansever'i, Uyar'ı, Can Yücel'i,Bir de Fethi Naci'yi,ve elbet Mustafa Kemal'i. (...)
163

Yakup Cemil’inkurşuna dizilmeden hemen önceüst üste içtiğiömründeki ilk üç sigara.
s. 200

Üç anayasaortasında büyüdün:
Biri akasyaBiri gülBiri zakkum.

s. 220

Sen eteklerinden erdemler sarkanKırmızı başlıklı pis kız,Dağ - taş derdinde bahçe toprağı,Kulplu platin, paçalı tavuk,Geldin değiştirdin bütün anılarımı.
s. 291

Ölüyürum tanrım.Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdürBiliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayatFena değildir..
Üstü kalsın..

s. 299

...Senin o eskisi olmamana imkân yoktuAma inadından yapıyordun bunu Cemileİnattandı hep o içip içip gitmelerBense boşalttığın kadehleri satın alıyordumEnayilik ettiğimi bile bileHele o çıkışın yok mu kapıdanO Allahın belâsı herifleBaşkasının olmayı bir türlü beceremiyordunMillet arkandan gülüyorduDüştüğün hale...
Piyale
Önceleyin bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramdaSonra birden kapılar açılıverdi ardına kadarSonra yüzün onun ardından gözlerin, dudaklarınSonra her şey çıkıp geldiBir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizdeSen çıkardın utancını duvara astınBen masanın üstüne kodum kurallarıHer şey işte böyle oldu önce....
Önceleyin

Beşiktaş, sermayesi insan olan bir kulüp. Baba Hakkı yarattı bunu.
Evliliğin aşkı kesin öldürdüğü kanısındayım... Kendi deneyim için söylüyorum: Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Aşk da, şiir de uzlaşıcı olunca ölür. Genel olarak sanat böyledir... Masallar da çobanın prensese kavuştuğu an bitmiyor mu.
Şiirde azalan verimler kanunu var. Dil bir açıdan işlendikçe o alanda elde edilen verimler bir noktadan sonra azalmaya başlıyor. Bu, bir bunalıma yol açıyor. Bunalımlar da yeni şiir alanları, yeni açılar bulunmasıyla sona erer hep.
Şiirde asıl olan hikâye etmek değil, kelimeler arasında kurulacak "şiirsel yük"tür.
Halk deyimlerinin havası şiirin kanat çırpmasına imkân vermeyecek kadar dar bir havadır.

Konuşmuyor, anlatmıyor diye hissetmiyor sanmayın. Kimisi içine atar çığlıklarını.
Şiir her şeyi anlatma özgürlüğünü kullanmalıdır diyorum. Bireyci şair için de doğru bu, toplumcu şair için de.
...ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti çünkü iki kişiydik.
Adresim oldun benim. Biliyorsun bunu değil mi? Alınyazım oldun. Korka korka çaldım kapını. Ne yapayım sevdim seni... Sensin artık ne varsa...
Akla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! Öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma.
Kimse beni sevmiyor" diye bağırdım... Annem: "ben daha ölmedim" dedi.
Küfür diyorum, bir saldırmama eylemidir.
Aşklar da bakım istiyor, öğrenemedin gitti...
Ben nerede bir çift göz gördümse tuttum onu güzelce sana tamamladım. Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu. Bir bunun için yaptım...
Bir çeşmeye koşar gibi koşuyorum sana. Anlasana!
Göz göze gelebilirseniz, ipi kopmuş bir uçurtma, hızla uzaklaşır bakışlarından.
Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka, keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin!
Kuşlar toplanmış göçüyorlar; keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum...
Niye mi koşarsın böyle ufka doğru. Pir Sultan mı ısmarladı seni, Kızılırmak'tan öte Sivas'a doğru.
Önce sevdiğiniz terk eder sizi, arkasından uykunuz.. Sonra ne sevdiğiniz gelir geri, ne de uykunuz....
Öyle bir sihirbazdın ki; beni bile kaybettin.
Saat 12'den sonra her içki şaraptır.
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük...
Senin bir havan var beni asıl saran o. Onunla daha bir değere biniyor soluk almak.
Şurda 'senin gözlerindeki o bakımsız mavi'; güzel laflı İstanbullular...
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor, nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini...
Yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım, bu böyle pek de kolay değil gerçi...
Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü; Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez.
İkide bir elini başına götürüp rüzgârda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun.
Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum.. Yıkadılar aldılar götürdüler, babamdan ummazdım bunu kör oldum!
İki kişiyi birden severdim, karnemde sevinç bir aşk iki.
Garson şarap getir, garsonun hali harap.
Kim istemez ki mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?
Ölüm mü, bir gölün dibinde durgun uykudasın. Denizler? Tanrılar karıştırır durur denizleri...
Yürüyor muyduk, Yoksa bir doğa parçasının Altını mı çizdiriyorlardı bize?
Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur.
Biz hepimiz yeni kalmak istedik. Bizim için yenilik, öbür öğelerden baskın bir öğe oldu hep.
Uçmak için kuş olmak gerekmiyor, Küçük sevinçler olsun yeter.

İçinde bir şiir cini vardı. Yaşamın güzelliğinin yolu ona yanıt vermekten geçer. Cemal, şiir yazarak yanıt verdi. Emsalsiz bir yetenekti. — Cahit Kayra
Cemal Süreya, Türkçenin en büyük şairidir. Türkçeyle sevişmiş, Türkçeyi işlemiş, zenginleştirmiştir. — Doğu Perinçek

Tabii ki Türk analarının da acılarını paylaşıyoruz. Biz savaşmak zorunda kaldık. Kimse isteyerek savaşmaz. Savaşta istenmeyen durumlar da yaşandı. Barış tesis edilmeden, acıları da tam olarak paylaşmak mümkün değildir. Barışı esas analar gerçekleştirecektir. Türk anaları da bunun için, barış için mücadelede öncülük etmeliler.
23 Mayıs 2013, Hasan Cemal ile görüşmesinden.
Özgürlük amacı olan bir hareket kesinlikle kadının özgürlüğünü esas almak zorundadır. Kadının özgürlük düzeyi toplumun özgürlük düzeyidir. Kadının özgürlük düzeyi erkeğin de özgürlük düzeyidir. Ortadoğu’da kadın oldukça geri planda tutulmakta. Denge tamamen erkek egemenliğinden yanadır. Bütün iktidarlar erkek egemen zihniyete dayanmaktadır. Özgürlük amacını taşıyan hareket kadın özgürlüğünü esas almak zorundadır. Kadın özgürlüğünü esas almak demek toplumu esas almak demektir. Gerçek özgürlük, demokrasi, eşitlik kadın özgürlüğünden geçmektedir. Nasıl ki Avrupa rönesansı, reformu geliştirdi ve onun üzerinden gelişmeyi sağlayıp bugünkü düzeyi yakaladı, Ortadoğu’nun reformu, rönesansı da kadının özgürlüğünden geçiyor.
Cemil Bayık ile söyleşi (20 Ağustos 2014)
Biz geçmişte gerillayı da çektik. Bu herhangi bir çözüme hizmet etmedi. Ortaya çıktı ki bunu PKK’yi tasfiye etmek için geliştirmişler. Artık gerillanın ülkeyi terk etmesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu sorunu çözmek istemeyenlerin geliştirdiği çabalardır. Artık bunlar geride kalmıştır. Kimse ne gerillanın Kuzeyden çekilmesini bize dayatabilir, ne öyle silah bırakmasını dayatabilir. Bunlar kesinlikle gerçekleşmeyecek hususlardır. Bunlar çözümü istemeyenlerin baş vurduğu yöntemlerdir. Sanki sorunu çözmüş gibi gösterip toplumu aldatmadır. Herkes de biliyor ki daha silahlı mücadeleden vazgeçmenin koşulları yaratılmamıştır, bunun mekanizmaları yaratılmamıştır. Bunun yasaları yaratılmamıştır. Kürt halkı, PKK neye güvenerek silahlı mücadeleyi bırakacak, neye güvenerek silahlı güçlerini geriye çekecektir. Ortadoğu’da büyük bir savaş yaşanırken, DAİŞ güçleri, halkımıza, hareketimize, demokrasi güçlerine bu kadar vahşice saldırırken böyle bir ortamda silah bırakmak ne anlama gelir. Kendini katliama yatırma anlamına gelir. Bunun değil PKK tarafından hiçbir vicdanlı insan tarafından dile getirilemeyeceği, kabul edilemeyeceği çok açık bir şekilde görülmektedir.
"Silah bırakma ve Türkiye’yi terketmeleri" yönündeki yapılan çağrılara verdiği yanıt (12 Ağustos 2015)
Bu savaş böyle Türkiye halkının savaşı falan değil. Bu savaş Türkiye vatanını koruma savaşı falan da değil, bu savaş Türkiye’yi tehlikeden çıkarma savaşı da değil, bu tamamen Erdoğan ve AKP’nin iktidar amacıyla gerçekleştirdiği bir savaştır. Bütün toplumu da buna kurban ediyor. Türkiye toplumu bunu bozmalıdır. Bu oyunu ortadan kaldırmalıdır. Görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. Biz Türkiye toplumuyla barışı gerçekleştirmek istiyoruz. Hem de gerçek bir barışı gerçekleştirmek istiyoruz. Eğer Türkiye toplumu görev ve sorumluluklarına sahip çıkarsa, uluslararası topluluk görev ve sorumluluklarına sahip çıkarsa o zaman Türk hükümeti Erdoğan mecburen barışı kabul edecektir. Müzakereyi kabul edecektir. Sorunların çözümünü kabul edecektir. Bunun dışında da başka bir yol yoktur.

Cemil Ertem veya doğum adıyla Cemil Ragıp Ertem; Türk iktisatçı, yazar ve bürokrat.

Bugün Hindistan, Türkiye ve daha birçok ülkenin hükümetleri, merkez bankaları, Washington Consesus ile belirlenen ve yanlışlığı ispatlanmış ekonomi politikalarını tamamen terk etmelidir. Şimdi yalnız Davos’ta değil, tüm dünyada “one minute” demenin tam zamanıdır.
...gerçek anlamıyla, yeni, adil bir küresel düzen (Davosca söylersek; New Global Context) ancak Türkiye gibi ülkelerin Batı’nın, şimdiye değin, kana boğarak sömürdüğü Somali gibi ülkelere ulaşması ve Batı’dan ayrı olarak, yeni bir kalkınma paradigmasının ortaya çıkmasıyla olur.
Türkiye, Avrupa’nın ve Batı’nın 1929 krizinden daha derin bir krize girdiği bu dönemde, 1930-50 yılları arasındaki hatalarını yapmamalıdır. Türkiye, o dönemde, sanıldığı gibi, milli ve kendi çıkarları doğrultusunda bir iktisat politikası izlememiş; tam aksine, kriz dolayısıyla devletçi (devletçilik kamu çıkarı demek değildir) ve tekelci, rantçı bir ekonomiyi öne çıkaran Avrupa’yı taklit etmiştir. Ama bu taklitçilik, özünde bize dayatılan bir sömürgeleştirme politikası idi.

Hüseyin Cemil Meriç (12 Aralık 1916, Reyhanlı - ö. 13 Haziran 1987, İstanbul), Türk yazar, çevirmen ve düşünür.

İbn-i Haldun çağdaş düşüncenin kutup yıldızlarından biridir.

Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İpleri başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba, akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar... Bu da haklı: Var olmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin.
Cemil Meriç Külliyatı ve Jurnal Üzerine, s. 9
Görmek tabiata tahakküm etmektir. Dış dünya ne kadar düşman unsurlarla dolup taşarsa taşsın, zekamızın gözbebeklerimizden boşalan seyyalesiyle ehlileşmeye, mutileşmeye mahkumdur.
Quinze-Vingts Geceleri, s. 38
Din, aşk, şiir: boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza atladığı merdivenlerdir.
Quinze-Vingts Geceleri, s. 40
En yavuz ermişlerin, en çetin kahramanların zaman zaman nasıl çamurlaştıklarını görmek, küçün insanlar için hain, buruk ve zehirli bir teselli.
Jurnal, s. 53
Realiteyi görmemek için dini, sanatı, aşkı yaratmışız. Faustun susuzluğu sonsuz bir çölünkinden farksız.
Jurnal, s. 54
Neden vakur Juvenal okunmuyor? Niçin Lükres'in erkek sesi insanlığın ufkunda çınlamaz oldu?
Denize Atılan Şişe, s. 34
Onlar için Anadolu yoktur, İstanbul yoktur, Türkiye yoktur, üzerinde insanların gözyaşı döktüğü, sefalet çektiği, didindiği bir dünya yoktur.
Birkaç Kozmopolit Üzerine Hiciv Denemesi, s. 62

Nihayet medrese ve saray. Efendilerinin her cinayetine eli titremeden fetva veren yıkılış çağlarının uluma-yı rüsumu: Mensuplarını herhangi bir vatandaş gibi askere yollamaz, ezelî zillet içinde, bu zilletin nimeti saydığı bir takım imtiyazları inatçılıkla muhafazaya çalışırdı.
Birkaç Kozmopolit Üzerine Hiciv Denemesi, s. 62
Uzviyi ulvileştirmek bakırdan altın imal etmek gibi hayal. Hayatımıza salgı bezlerimiz hükmediyor. Şuurun karanlık bölgelerinden yükselen çığlıkları susturamıyoruz. Çığlık homurtu oluyor nihayet. Homurtu uğultuya inkılap ediyor.
Quinze-Vingts Geceleri IV, s. 93
Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor memleketten. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi... 1963 Türkiye'si Voltaire'lerin Fransa'sından yüz kere daha hür. Voltaire'ler nerede?
Kaçanlar, s. 105-106

Sermayedara "işveren" payesini tercih eden bir cemiyet elbette ki liberalizmi takdis etmektedir... Tanrı gibi bir velinimet.
Kelime Bir Kıymet Hükmü, s. 143
Hint'i tanımak zorundayız. İnsanlığın irfan ve idrakine istikamet veren iki yaratıcı millet var: Hint ve Yunan... Biz bu iki ülkenin merkezindeyiz. Akdeniz Doğu ile Batı'nın zifaf yatağı...
Tanımıyoruz Hint'i, s. 150

İnsanlık bir merdiven basamaklarından çıkar gibi yükselmez. Zıplamalar, hep aynı istikamete yönelmiş değildir. Zar atar insanlık, kâh kazanır, kâh kaybeder.
Claude Lévi-Strauss'u Okurken, s. 166
Havarilerini halkedemeyen İsa'nın yeri tımarhanedir, çarmıh değil.
Olemp'e Giden Adam, s. 249
Ve sevmek. Avam için din, kendi gibi düşünmeyenleri yok etmek hürriyetidir. Nazif dinim kinimdir diyordu. Bir Asur kâhini hortlamış, bir Asur kâhini. Kinle bağdaşan bir din, din olmaktan çıkar.
Anayasa, s. 296
Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?
Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.
Hepimiz sefil birer kuklayız. Tek gücümüz: intibak kabiliyeti.
Şeytanın ruhuna eziyet ettiği kişi, acısını, hiç düşünmeden en yakınından çıkarır.
Entelektüel, dünyayı her gün yeni baştan kurabileceğine inanan adamdır, Descartes'dan beri aklın ve idrakin cihanşümul olduğunu anlamıştır.
Bataklıktan göklere süzülen bir tarla kuşu gibi, kasıklarıyla düşünen ve göbekten aşağısıyla yaşayan bu azgın hergele sürüsünden uzaklaşmaya bak. Yoksa gübresin, leş gibi gübre…

Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.
s. 35
Bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. Boğuluyorum, ölüme koşacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. Sevdiklerim yabancılaşıyor. Kitaplar tuğla oluveriyor birden. Dostlarımın sesini tanımıyorum. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kâbus bu, bir hastalık. Gözlerimi kaybettikten sonra bu kuyuya sık sık düştüm… İstediğini yapamamak, sakatlığımdan doğan bir aciz… Acılarımı dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var… Aczime tahammül edemiyorum… Bu, hayatımın perde arkasındaki ardı arkası kesilmeyen uğultu.
s. 44
Düşünce dünyasını fethe çıkanların uğrayacağı ilk ülke Hint olmalı. Hint bütün inançlara söz hakkı tanır. Çağdaş Avrupa en aydınlık taraflarıyla Hint’in bir devamıdır. Hint belki bütün hakikat değil ama hakikat.
s. 45
Olemp'i ararken Hint çıktı karşıma.
s. 45

Tefekkür vuzuh (anlaşılabilir olmak e.n.) ile başlar, kurtuluş şuurla.
s. 51
Sol ve sağ… Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.
s. 79
Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir. IV. Murat’a: Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey’den Reşit Paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün ıslahatçıları gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki ezeli hakikatin ışığında yazar: Kilise ve krallık. Dostoyevski maziye aşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici.
s. 80
Kelam, bütünüyle haysiyettir.
s. 82
Tarih, eserlerini iki defa oynarmış: Önce trajedi, sonra komedi olarak. Roma’nın kazları heybetli bir trajedinin kahramanıydılar, bizimkiler tatsız bir komedinin aktörleri.
s. 85
Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.
s. 86
Slogan, ilkelin ideolojisi.
s. 93
Düşünceye hürriyet, sonsuz hürriyet. Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.
s. 94
İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.
s. 90
İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri. İstemesek de onlara muhtacız. Kaosu kozmos yapan insan zekası, tecrübelerini ideolojilerde sergilemiş. İdeolojiye düşmanlık, tek izm’e teslimiyettir: Obskürantizme. İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları. Haritasız denize açılınır mı? Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz. Pusulaya da ihtiyaç var. Pusula: Şuur. Tarih şuuru, milliyet şuuru, kişilik şuuru.
s. 93
Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür.
s. 99
 
Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.
s. 100
Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi.
s. 100
Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kur’an: "Senin kitabın hangisi?"
s. 106
Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.
s. 106
Kütüphane bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu.
s. 107
Düşünceye câzip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.
s. 108
Bayağı, hissetmeyendir.
s. 108
İngiliz hodgamdır. Bir millet değil de bir yığın. Yığın düşünmez, mâruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir.
s. 109
Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.
s. 109

Gerçek bilgi, disiplinli ve denenmiş bilgidir.
s. 109
Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek.
s. 110
Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülâkattır.
s. 111
Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.
s. 111
Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.
s. 111
Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, “felsefe taşı”nı bulmaya çalışan bir simyagerdir. Bir Sizifos’tur belki, bir haber taşıyıcısı değil.
s. 118
Şiir ne bir teşrih masasıdır, ne bir teşhir çarmıhı.
s. 124
Polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı, polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer.
s. 127
Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.
s. 128
Yumuşak kalplilik de olmaz polemikte. Ölüm bir mazeret değildir. Voltaire: “Yaşayanlara saygı borçluyuz az çok.” diyor… “Ölenlere tek borcumuz kalmıştır: Hakikat “
s. 128
Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.
s. 135
Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.
s. 140
Asya’nın bütün evlatları içinde Batı’nın ilk benimsediği: Zerdüşt. Buda’yla Konfüçyüs’ün sesi uzun zaman erişmez Avrupa’ya ve Asya’nın hikmetini tek başına Zerdüşt temsil eder. Musevilik Zerdüştlüğün damgasını taşır: Hayırla şer arasındaki ikilik, meleklerle cinlerin savaşı, kıyamet gününe iman… Hep O’nun yadigârı… Hıristiyanlık Zerdüşt olmadan anlaşılmaz.
s. 145
Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.
s. 152

Her çağ kendi kelimelerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını.
s. 169
Batı'dan gelen hiçbir "izm" masum değildir.
s. 188
İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime.
s. 173
İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.
s. 173
Kültür, Homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.
s. 173
Kültür, kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmeyen, edilemeyen bir kelime.
s. 173

Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.
s. 177
Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi.
s. 177
Yığın hale (şimdiye) hükmeder, büyük adam istikbale (geleceğe).
s. 206
Şark Sadi’den Gandi’ye kadar aksi kanaatte: “Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.”
s. 206
Şiddeti yok eden şiddet, yalanların en alçakçası değilse vehimlerin en şairanesi. Her kavganın ezelî mazereti: Son kavga olmak.
s. 207
Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Dosto gibi.
Şuuraltı (psikanaliz) her istediğini kolayca elde eden mutlu azınlığın imtiyazı.
s. 208
Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.
s. 209
Rasyonelden irrasyonele itildiğimi

Cemil Özeren (d. 1966 – ö. 20 Kasım 2012), Türk gitarist, solist, besteci ve söz yazarı. Ayna grubunun kurucularındandır.

Günlerdir hastanede Cemil'i yalnız bırakmayan bütün sevenleri ve arkadaşlarına çok teşekkür ederiz. Bu sabah yanına girdim. Elini tuttum anlattım. Tabii altı gündür zihni kapalı. Bu sabah arkadaşımı kaybettim. Melek gibi bir insandı. Çok seveni vardı. Onu çok özleyeceğimizi söyleyebilirim. En son beş gün önce yanındaydık. Yeni albüm çalışmasıyla alakalı, bir süre önce bizim stüdyoda başlamıştık, solo albüm çalışmasıyla alakalı hayallerini anlattı. Ondan sonraki gün zihni kapandı. Bütün üniversite arkadaşları ailesi arkadaşımızın yanındaydık. Babası rahatsızlandı şu anda hastanede. Yarın Fatih Camii'nden kaldıracağız. Cemil benim otuz yıllık arkadaşım dışlanma falan söz konusu olamaz.
– Erhan Güleryüz (Cemil Özeren'in ölümünün ardından, 20 Kasım 2012)

Cemâlnur Sargut (d. 1952, İstanbul), Türk yazar ve mutasavvıf.

Manasız söz suya yazılan nakış gibidir.
Mustafa Tatcı Hocam "Kur'an Arapça değil Rab'çadır." diyor zaten her fırsatta...
Gerçek dost bir Allah'tır ve her kim bu gerçeği bilirse Allah da onun dostudur.
Hz. Peygamber (S.A.V) idrak makamıdır.
Senin ordun var. Ordunda da askerlerin var. Kimi çavuş, kimi onbaşı, kimi yüzbaşı hatta paşa. Bunların hiçbirinde gözüm yok. Bana emir erim de, yeter, ister barışa yolla, ister savaşa.
Benim dümenim onun aşkıdır; ne tarafa döndürürse o tarafa giderim. Kâh emîr olur buyruk yürütürüm, kâh esir olur yerlerde sürünürüm. Ancak her nefeste bu ferman sahibinin mahkûmuyum.
Neye talipsen O'sun sen.
Bir şaha kul oldum ki, cihan ana gedadur.
Nefis öyle bir 'ben' demekten zevk alıyor ki, yalan söylemek de bir çeşit ruhsal hastalıktır.
Herkesin yardımcısı, kullarının hata, kusur, ayıp ve günahlarını örten Allah'tır.
Her peygamberin ümmeti belirli bir kabiliyet ve idrake sahip olduğundan, ümmetler arasındaki bu farklılık dinler ve mezhepler arasındaki farklılığa sebep olmuştur.
İç gözleri kör olan, vücut penceresinden penceresinden başlarını çıkarırlar.

Bakın ben çocukken iyilik yapmayı çok sevdiğimi zannediyordum. Bundan da zevk alıyordum, çünkü Kur'an da bunu emrediyor, Peygamber de bunu emrediyor. Bir gün annem bana dedi ki, "Sen artık iyilik yapma." "Allah Allah, neden?" dediğimde, "Kendini görmeye başladın, kendini görünce yaptığın iyilik, fenalığa çevrilir," dedi.
(Açık Denize Yolculuk, Cemâlnur Sargut, sayfa 27)

Cemâlnur Sargut resmi internet sitesi

Hepimiz ölümün nişanlısıyız.
Gölgede duran güneşi göremez.
Pahalı başka, kıymetli başkadır.   
Bilim bir türlü, bilgisizlik bin türlüdür.
En çok gürültü boş tenekelerden çıkar.
İnsan ancak bilgisi kadar özgür olabilir.
Ümitsiz yürek, hiçbir şeyle aydınlanamaz.
Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür!    
Halk en az anladığına daha çok kuvvetle inanır.  
Körler memleketinde görmek bir hastalık sayılır.  
Aynaya pek çok bakan, kusurlarını pek az görür.
Zulmü affetmek büyüklük unutmak küçüklüktür.
Sofunun iki yüzlülüğü dindarı kandırır, dinsizi değil.   
Şen adam güneşe benzer, girdiği yeri aydınlatmış olur.
İnsan, sevdiğinden korkar, fakat korktuğunu sevemez.
Gündüz kandılını hazırlamayan, karanlığa razı demektir.
Zarafetin iki büyük düşmanı çok incelik ve çok kabalıktır.
Yalanı söküp atmadan gerçeği dikmeye çalışma, tutmaz.  
Alnını ne kadar dik tutarsan yere o kadar sağlam basarsın.
Eskiden kızdığına şimdi gülüyorsan akıllanmışsın demektir.
Seçkinler beğendikçe alkışlar, halk ise alkışladıkça beğenir.
Yanlışların en tehlikelisi ve en yanlışı kendini yanlış tanımaktır.  
Özgürlük, özgürlüğün ne olduğunu bilmeyenin hakkı değildir.
Hayatta en zor şey, amaçsız insanlarla yaşama zorunluluğudur.
Gerçeği görmek için her şeyden önce gerekli olan özgür bakıştır.
İnsan için en büyük kuvvet, kendisini olduğu gibi görebilmektir.
Yüksek fikirler, yüksek dağlara benzer, alışık olmayanları ürkütür.    
Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer, sokup atmak çok güçtür.
Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır.   
İnsan, tarihe her istediğini söyletebilir, çünkü ölüler, itiraz edemezler.  
Özgürlüğü kötüye kullanan, ona layık olmadığını itiraf ediyor demektir.  
Başımıza bela geldi deriz; halbuki belaya ayağımızla kendimiz gitmişizdir.
Kavak ağacını beğenen ve seven pek az kişi gördüm, çünkü dosdoğrudur.
Ya bir yol bulacaksınız, ya bir yol yapacaksınız, ya da yoldan çekileceksiniz.
Niçin mi fikir değiştiriyorum? Çünkü ben fikirlerimin sahibiyim; kölesi değil!     
Büyük adamlar memnuniyetle hizmet ederler, fakat kullanılmaya razı olmazlar.
Yüksek makamlar yüksek tepeler gibidir, koşarak çıkanlar nefes darlığı hisseder.
Neleri bilmediğini bilen çoktur, güçlük, neleri hiçbir zaman bilemeyeceğini bilmektir.
Yüksek tepelerde hem yılana, hem kuşa rastlanır; birisi sürünerek, öteki uçarak yükselmiştir.
Vicdan. Onu herkes yüreğinde taşımaz; dilinde, midesinde ve hatta cüzdanında taşıyanlar vardır.
Söylenmemiş fikir yoktur, diyorlar. bu söz doğru ise bile bundan sonra bütün insanlar susacak değil.
Hakiki büyük adamlar güzel ağaçlara benzer. Dallarında yuvalar kurulur, gölgesinde yorgunlar dinlenir, çiçeklerine sürünenler güzel koku alırlar, meyvesiyle açlar doyar ve yaprakları arasından dökülen güneş damlaları toprağa hayat verir. Hiç kimseye ve hiçbir şeye zararı dokunmaz.

Cengiz Aytmatov (d. 12 Aralık 1928 - ö. 17 Kasım 2008), Kırgız edebiyatçı, gazeteci, çevirmen ve siyasetçi.

Durun! Kan dökmeyin!
Felâketin en büyüğü savaştır.
Ölüm karşısında herkes eşittir.   
Ölü bir sessizlik kapladı ortalığı.
Anlaşılan, tasasız saadet yoktu.
Huzur olan evde mutluluk da olur.  
Herkese bir yer vardır bu dünyada.  
Biz olmadan gökyüzü mutlu olur mu?
Öz vatanını, öz milletini kim sevmez!
Gördüğün gibi yalnızım, hep yalnız...
Dünyada aptal bolluğundan çok ne var?
İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?  
Kafa iyi çalışmazsa, bacaklar da iyi yürümez.  
Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir...  
Kimse aramıyorsa belki de kaybolmamışsındır…
Halk bir denizdir, derin yeri de vardır, sığ yeri de..
İnsanın canı çıkmadıkça umudu da yok olmazmış.  
İnsan için en zor olan şey, her gün insan kalmaktır.
Birleşenler, birbirlerine omuz verenler her engeli aşar.
Anne kızar, anne azarlar ama anne gülümser çocuğuna.
Gözlerim tıkansa, kulaklarım kapansa gene düşünürüm.
Gün gelir ve anlar ki insan; Yaşadığı her şey bir yalandır..!
Zaman kimseyi kayırmaz, her canlı yaşlanır, her şey eskir.
İnsan denize benzer, derin yerleri de, sığ yerleri de vardır.
Bir insanın ne denli sevildiği en çok ayrılık anında belli olur.
Türküler yüreğini arıtır adamın, insanları birbirine yaklaştırır.
Bu dünyadan insanlar göçüp gider ama yaptıkları iyi şeyler kalır.
Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir.
Başkalarından gördüğün kötülük, Seni iyilik yapmaktan alıkoymasın..
Öyle insanlar vardır ki, çalıştıkları zaman onlara bakmaya doyamazsın.  
Ne güzel türküler yakarmış eskiler! Her türkü tek başına bir tarih sanki.
Sen kendini biliyorsan, bil ki kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır.
Kötülük yapma ve yayma konusunda insanla yarışabilecek yaratık yoktu.
Boşa çene yoruyorum. Öküz kadar kuvvetlisin ama beş paralık aklın yok.
İnsan her şeyi anlatamaz. Zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez.
Duygu bir şarkıdan başka bir şey değilse, şarkı söylemek niçin ayıp olsun?
Söyle bana toprak ana, gerçeği söyle: insanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?
Öyle bir çağa geldik ki herkesin birçok şeyi küçük yaştan öğrenmesi gerekiyor.
İnsanın yaşamak için bir amacı, bu amaca ulaşmak için tutacağı bir yol olurdu.
Erkekler dişileri için, dünya dünya olalı yaptıkları gibi, kıyasıya dövüşeceklerdi.  
Zaten toprak üzerindeki her sey eninde sonunda toprağa karışır, toprak olurdu...
İşin en kötü yanı, çocukların niye aç kaldıklarını anlayacak durumda olmamaları.
Bazı insanlar vardır, daha ilk karşılaşmada, ona, ısınır, güven ve sempati duyarsınız.
İnsanın mutlu olması ve bu mutluluğu başkalarına da vermesi bazen ne kolay oluyor.
Mutluluk bir dağ yolu gibidir. Bakarsın tepelere tırmanır, sonra bir bakarsın, aşağıya iner.  
Ama boş yere dememişler: ''Kendi ayıbını örtmek isteyen başkalarının yüzüne kara çalar." diye.
Tuhaf yaratıklardı şu insanlar! Yerlerinde durmuyor, gürültü patırtı ile âlemi ayağı kaldırıyorlardı.
İnsan bugün kendisini olduğu gibi kabul eder; ama onun tabiatında yarın başka biri olmak vardır.  
Hayat bu işte! Eğer dünyaya gelmezsen hiçbir şey görmezsin; ama gelirsen dertten kurtulamazsın.
İnsanlar niçin böyle yaşıyorlardı? Niçin bazıları iyi bazıları kötüydü? Niye bazıları mutlu, bazıları mutsuz?
Okumayı çok sever, her zaman kitaplara dalıp giderdi. Onun en çok sevdiği şey, ona en değerli ödül kitaptı.
Herkes gidebilir, herkes kacabilir ama, herkes kendine hakim olamaz, herkes kendine karşı zafer kazanamaz.  
Kötülük; ne de olsa, yeryüzünde bir gün geliyor, hak yerini buluyor, kimsenin yaptığı kötülük cezasız kalmıyor.
Yazın yıldızlar, insana, daha fazlaymış gibi geliyor. Keşke hayat da böyle olsaydı, "Işık saç ve başka derdin olmasın.
Aslında her insan bir romandır ve biraz kahramandır. Gün gelir anlar ki, harcadığı tek şey hayalleri değil, zamandır.  
İnsanın çok büyük bir mutluluğa ihtiyacı yoktur. Bir çiftçi için mutluluk, kendi tarlasını sürüp ekmek ve ürün almaktır.
Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Nereye gidersen git, üzüntülerin de seninle beraber gelecektir..
Evet, eskiden olduğu gibiydi her şey. Lokmamı yutarken gözyaşlarımı tutamadım: “Ekmek ölümsüzdür, iş de ölümsüzdür!” dedim.
Sen konuşmaya tenezzül etmezsin suskun sanırlar, ve umursamaz. Bilmezler ki, bir konuşacak olsan yüzüne bakacak yüzleri kalmaz!
Bu insanlar niye böyledir ? Niçin bazıları çok iyi, bazıları çok kötü oluyor ? Niçin herkesin korktuğu, çekindiği insanlar var, bir de kimsenin korkutamadıkları!
Huzursuz bir insansın sen. Her şeyle mücadele etmek istiyorsun,  Vaktiyle ben de öyleydim. Hayatı olduğu gibi kabul et, ne alabilirsen al ve mutlu olmaya bak.
Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, vicdanını öldürürlerse, işte buna çare yoktur...
Mutluluk; Bizim hayata bakış açımızla, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk ufak tefek şeylerin birbirini tamamlamasından doğuyor.
Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.
Sen ona iyilik edersin, o sana kötülük. Utanmak, arlanmak da bilmiyorlar. Sanki kural bu imiş. Hep kendilerini haklı görürler. Herkes onlara kul-köle olsun. Kul-köle olmazsan zorla yaptırırlar bunu.
Üstesinden gelemediği çelişkilerle başbaşa kalan insan, moral bakımından derinden derine sarsılır ama bunu kimseye söyleyemez, çünkü ona kimse yardım edemez. Bu korkunç bir yer kayması gibidir. 
Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.
İnsan bugün kendisini olduğu gibi kabul eder; ama onun tabiatında yarın başka biri olmak vardır.
Gün gelir ve anlar ki insan; Yaşadığı her şey bir yalandır..! Geriye vazgeçemediği bir Aşk ve kabullenemediği bir yalnızlık kalır.
Aslında her insan bir romandır ve biraz kahramandır. Gün gelir anlar ki, harcadığı tek şey hayalleri değil, zamandır.
Kadın kapris yapıp alınganlaşıyorsa sorun yok. Bir çözüm aradığını gösterir bunlar. Bil ki asıl sorun, sustukları zaman başlar.
Sen kendini biliyorsan, bil ki kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır. Unutma gereksiz eleştiri sadece gizli hayranlıktır.
Affedince yorulur insan, yalnız kaldığında bir de; ama insanı en çok yoran şey hayal kurmaktır, olmayacağını bildiği halde.
Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir; bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelir durur. İnsan tek başına böyle yolda yürüyemez. Ama birleşenler, birbirlerine omuz verenler her engeli aşar.
Sen konuşmaya tenezzül etmezsin suskun sanırlar, ve umursamaz. Bilmezler ki, bir konuşacak olsan yüzüne bakacak yüzleri kalmaz!
“Önemli olan geçmişi sözlü ya da daha önemlisi yazılı olarak, bunu bugün bizim işimize yarayacak şekilde anlatmaktır. Hiçbir yararı olmayacak yanlarını bir kenara bırakarak anlatmak… İşte bu kurala uymayanlar düşmanlık etmiş, suç işlemiş olurlar.

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov

Cengiz Topel (2 Eylül 1934 - 8 Ağustos 1964) Türk pilot yüzbaşı.
1964 yılında Kıbrıs'ın Erenköy bölgesine yapılan hava operasyonunda hayatını kaybeden Topel, Türk Hava Kuvvetleri'nin Cumhuriyet tarihindeki ilk savaş kaybıdır. Topel, Hava Kuvvetleri’ne ait dörtlü F-100 kolunun lideri olarak görevlendirilmiş; Gemikonağı Limanı’nda bulunan Rum gemisini bertaraf etmek üzere dalış yaptığı sırada yara alan uçağından paraşütle atladıktan sonra esir düşmüş ve işkence görerek öldürülmüştür. Türkiye'de adı birçok okul, mahalle, sokak ve caddeye verilerek yaşatılır.

"Yüzbaşı vatan için verdin canını
Albayrak taşıyor asil kanını
Mateminle ağlar yurdun dört yanı
Analar, bacılar ağlar Cengiz Topel’im"
"Has evladısın bu güzel vatanın
İzinde yörüdün Büyük Atanın
Tarihlere geçti şerefin şanın
Seni anar bütün ecdadın Cengiz Topel’im." - Ali Hepsukuşu 
"Cennet olsun Cengiz Topelin yeri
Kendi şehit oldu tek kaldı yarı
Hem arslan yavrusu yurt fedâkârı
Var mı böyle bir yiğitin Makaryos."  - İsmail İnci 
"Ey tarihe şan katan Asker’im,
Ey Semalar Aşkı Cengiz Topel’im.
Yat vatanın bağrında müsterih uyu,
Atatürk evlâtları bilmez korkuyu" - Fehamet Öğün 
"Sen şahinisin, kartalısın kubbelerin
Onlarsa, çıyanlarıdır izbelerin
En şanlı pilot, roketlerin bittiyse
Kendin roket ol, beynine in kahpelerin." Arif Nihat Asya

Cengiz Çandar (1948, Ankara) Türk gazeteci, köşe yazarı ve yazar.

Ergenekon davası, sanıklarına en beklenmedik adreslerden gelen desteğe rağmen, doğru-dürüst yürütülürse, çok kişi çok şeyin, “derin devlet”in öyle pek de derinlerde olmadığının farkına varacak.
Oturmazsanız, yazamazsınız.
Türkiye’nin stratejik çıkarlarının nerede, kimlerle nasıl birlikte olmakta, kimlere, nelere uzak durmakta yattığını sürekli düşünmeye zorlanacağız. AB’den uzaklaşmanın, solcu makyajlı ‘anti-Amerikanizm’in, ‘ulusalcılık’ın geniş bir dış çerçeve dışında ele alınamayacağını hep düşündüm. Ergenekonculuğun dış boyutunu gözden kaçırmamaya dikkat ettim. Ergenekoncuların ‘vatanseverliği’ ve ‘ulusalcı’ zihniyetin, Rus milliyetçiliği ve yayılmacılığı ile ilişkisini, dolayısıyla böylelerin pek de ‘vatansever’ ve o kadar da ‘ulusal’ olmadıklarını daha önceleri de çeşitli vesilelerle vurguladım. Türkiye’deki bazı akımlar, bazı örgütlenmeler ve bazı kişilerin, Rus devletince ‘kullanım süreleri’in henüz dolmadığının farkındayım.

Çandar, Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinden biri statüsünü kolay kazanmadı. Gerek dünyayı, gerekse Türkiye’yi tanıma çabasında,  onun kadar çok seyahat etmiş, güçlüğü göze almış, bilgilerini yenileme ve zenginleştirme çabası göstermiş; onun kadar çok insan tanımış, tarih yapan kişileri yakından tanıma tutkusu içinde olmuş başka birini tanımadım. Bu vasıflarıyla Çandar, 1980’lerden bu yana Türkiye’de dış ve iç politika üzerine yürüyen tartışmaların hemen her zaman göbeğinde yer aldı; doğru bildiği görüşleri, en açıksözlülükle savunmaktan geri durmadı. Yanlış yaptığını gördüğünde de, yanlışları terk etmekte tereddüt göstermedi. Bunların ‘niçin’lerini her zaman açıklamadığı nedeniyle kendisini eleştirenler olmuştur. — Şahin Alpay
TRT'den anadilde Kürtçe haber vermek ortalığı iyice karıştırır. Kültürel haklar verilirse de bir şey değişmez. Daha fazlasını isterler. Kürtçe eğitim, Kürtçe radyo-televizyon, Kürt partisi vs. bütün bunlar olmaz. Böyle şeyleri Özal'ın kafasına Cengiz Çandar soktu. — Mesut Yılmaz

Bu kitabın bence en büyük özelliği: Bugüne dek bir tür misyonerlik faaliyeti olarak Atatürkçülerin bile çoğunun damarından işlemiş bir yargıyı kökünden yıkıyor hocamız. O yargı nedir? Akademisyenlerin çoğunun yayınladığı 300'e yakın laiklikle ilgili kitabı okudum. Hepsi şöyle başlar: "Laik Yunanca Laikos'tan gelir efendim; İncil'de Sezar'ın hakkını Sezar'a, Allah'ın hakkını Allah'a veriniz diye bir söz vardır. İşte laikliğin temeli İncil'deki bu sözdür. Bu nedenle laiklik Hıristiyan ülkelerde ve onlara yaraşır bir yönetim biçimidir, İslam'da laiklik olmaz." Bunu 300'e yakın laiklikle ilgili akademik kitapta okudum. Hepsi papağan gibi aynı şeyi tekrarlıyorlar. Hocamız bu kitabında Kuran'ın asıl laiklikle yönetime cevaz veren, olanak veren, ortam sağlayan bir kitap olduğunu laikliğin asla İslamiyete ters düşmediğini, İslam dini ile laikliğin birbirine aykırı olmadığını Kuran'dan ayetlerle, dinden yargılarla kanıtlamaktadır. Bu anlamda şu ana kadar bu laiklik İncil'dendir diyenlerin bütün görüşünü paramparça edip yıkıp geçmiştir. Ben de buraya bir katkı babında... Bir de şunu söylerler: "Laiklik işte Fransız Devrimi ile gelmiştir. Atatürk de laikliği Fransızlardan almıştır." Bu yargı da kökten yanlış. Batı misyonerliğinin bir yargısıdır. Çünkü Atatürk laikliği Fransızlardan almamıştır. Selçuklu Tuğrul'un günümüzden 950 yıl önce 23 Ocak 1058 tarihinde hilafetle saltanatı birbirinden ayırması örneği ile almıştır. 1058 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Abbasi 60 bin kişilik atlısı ile Bağdat'a girmiştir. Ve halife ile aralarında yaptıkları anlaşma: Din işlerinin halife tarafından yürütülmesi fakat din işlerinin ve devlet işlerinin, saltanat işlerinin asla halifenin parmağının sokulmaması gerektiğini anlaşma bağlamışlardır ve bu anlaşma üzerine halife kendi belindeki kılıcını çıkartıp Selçuklu sultanı Tuğrul'un beline takmıştır. Ve o dakikadan sonra Selçuklu Sultanı Tuğrul kendi veziri ile halifeyi muhatap etmiş ondan sonraki görüşmelere karışmamış. Selçuklu devletinde halifenin muhatabı vezir olmuştur. Bu olay dünya üzerinde Fransız Devrimi'nden de 750 yıl önce cereyan etmiş. Hilafet ile saltanatın din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı ilk olaydır. Dolayısıyla laiklik öyle Fransız icadı falan değildir. Katıksız Müslüman Türk icadıdır.
(Yaşar Nuri Öztürk'ün Allah İle Aldatma adlı kitabı hakkında konuşurken.)
Cengiz Özakıncı, Nutuk belgeler bölümü hilafetle saltanatın ayrılması konusunda mecliste yaptığı Nutuk'un belgeler bölümünde 18 sayfa yer tutan hilafet tarihini anlatan ve Selçukluların Hilafetle saltanatı ilk kez ayırdıklarını döne döne vurgulayan ve o tarihten sonra Tuğrul'un hilafetle saltanatı ayırdıktan sonra 300 yıla yakın süre boyunca bunun bir aksama olmadığını, rastlantısal bir şey olmadığını, Tuğrul öldükten sonra diğer Selçuklu Sultanları tarafından da uygulandığını Atatürk açık açık anlatır. Atatürk devletin yönetiminde inançların değil akıl ve bilimin yürürlükte olmasını da Kutadgu Bilig'den almıştır.
(Hulki Cevizoğlu'nun, Atatürk'ün oradan esinlendiği ilişkin bir kaynak var mı elinizde, sorusu üzerine.)
Atatürk kadın-erkek eşitliğini anlatırken verdiği örnek Batı değildir. Selçuklu tarihinden ve Selçuklu öncesi Türklerde kadınların erkeklerle eşit olduğunu birçok örnekle vurgulamıştır.
İslam'da tek eşli evlilik örneğini ilk kez Tuğrul Bey vermiştir. Tuğrul Bey halifeye kardeşi Çağrı Bey'in kızını evlendirirken başka evlilik yapmama şartı koşmuştur.
Dil Devrimi'nde de Batı'dan değil Karamanoğlu Mehmet Bey'den esinlenilmiştir.
Atatürk Devrimleri'nin kökünü Batı'ya bağlamaya çalışanlar Batıcılardır. Atatürk Devrimleri üzerinden Batı propagandası yapmak için. Hâlbuki Atatürk Devrimleri'nin bütün kökleri Türk tarihindendir.
Laikliği savunan, laik düşünceyi savunan kendisinin de Atatürkçü olduğu söyleyen akademisyenlerin kitapları laikliğin Hıristiyanlığa ait bir şey olduğu yazıyor. Bu ne demek? Bu nasıl bir aymazlıktır? Papağan gibi bütün hepsi söylüyor.
Lozan'da denilmiştir ki: Siz Türkler Müslümansınız, öyleyse İslam yasaları ile idare edilmek zorundasınız, öyleyse Türkiye sınırları içinde kalan gayrimüslimlere İslam kanunları uygulanamayacağı göre onlara kendi kilise kanunlarının uygulanmasına izin vereceksiniz. Bize Lozan'da şeriatı uygulamamızı dayatmıştır Hıristiyanlar. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Böylece Türkiye'deki kiliselere devlet içinde devlet olma hakkı otomatik olarak doğar. Biz laik kanunları benimseyerek ancak bu tuzaktan kurtulabildik.
Bu oyuna gelirseniz Türkiye'yi tak diye bölersiniz.
Bunlar hep Berlin Duvarı yıkılıp Amerika'nın dünyada biricik efendi havasında, artık ben o kadar büyüğüm ki rakibim de yok, öyleyse ben herhangi bir kuralla kayıtlı hareket etmek mecburiyetinde değilim demesinden kaynaklanıyor. Batı dünyası zafer sarhoşluğuyla bütün bu mantıksızlıkları, erdemsizlikleri, tutursızlıkları ve hukuk dışılıkları yapabiliyor. Eğer karşılarında 2. bir kutup olsa insanın aklının alamayacağı saçma sapan ve onur kırıcı davranışların hiçbirini gösteremez.
Atatürk devletin yönetiminde inançların değil akıl ve bilimin yürürlükte olmasını da Kutadgu Bilig'den almıştır.

Cennette devlet yoktur. Ben buna 5/ S diyorum. Sınırsız, Sınıfsız, Saldırısız, Sömürüsüz ve Savaşsız bir dünya… bu cennet idealidir.
İyi insanlar cennete gider, değil... İyi insanlar nereye giderse cennet orası olur...

Çocukluğum, kayıp cennetim benim. Tolstoy
İyi Cennettir. Kötü Cehennem.  William Blake
Cennet ve Cehennem Dünyadır. İhsan Eliaçık
İnsanın cenneti, düşünmektir-tindir.  Max Stirner
Cennet de cehennem de buradadır!   José Mujica  
Cennet bir yer değil, zihnin bir halidir.  Wayne Dyer
Sen, kendi kendinin cenneti ya da cehennemisin. Osho
Çocukluk iyi de geçse, kötü de geçse cennettir. Maksim Gorki
Sürekli bir cehennem, sürekli bir cennet yoktur.   Allen Ginsberg
Cennet olmayan her yer cehennem olacak… Christopher Marlowe
Her birimiz Cennet'i de Cehennem'i de içimizde taşıyoruz. Oscar Wilde
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardık. Hrant Dink
Mutlu anneler cennetin tohumları olabilecek evlatları yetiştirecek. Ulrike Meinhof
Sanki cennet yeryüzüne inmiş de, ben ikisinin arasında kalmışım. Lawrence Durrell
Cennet, gidilecek bir yer değil, edinilebilecek bir bilinç durumudur.  Stephen Covey
Ahiret diye bir şey yoktur. Cennet yoktur. Tanrı yoktur. Sadece hiçlik.  Harlan Coben
İyi insanlar cennete gider, değil!  İyi insanlar nereye giderse cennet orası olur.  Osho
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, cenneti de gördüm, cehennemi de..!  Friedrich Nietzsche
İnsan acının ve mutluluğun, cennet ve cehennemin tohumlarını içerisinde taşır... Osho
Bütün çocukların Güvenle uyudukları o gün, Cennet yeryüzüne taşınacak. Emine Supçin  
Kimi zaman, cennet, sürekli ve tükenmeyen bir okuma diye düşünüyorum. Virginia Woolf
Eğer yaşadığın yeri cennete çeviremiyorsan, senin için gittiğin her yer cehennemdir. Osho
Cennet Cehennem düşüncesi, dini zekânın uydurabildiği en büyük bönlüktür.  Panait Istrati
Bize yeryüzünde cennet vaat edenler  cehennemden başka bir şey getirmediler.  Karl Popper
Bırakın din adamları başka bir dünya vaad etsinler. Biz cenneti yeryüzünde kuracağız! Lev Troçki
Cennet diye birşey yoktur; Bu, karanlıktan korkan insanlar için bir peri masalıdır. Stephen Hawking
Akıl kendi mekanın yaratır; kendi başına cehennemi cennete, cenneti cehenneme çevirebilir. John Milton
Cehennemden korkmaya gerek yoksa, insanlar cennetin çekiciliğinin ne olduğunu sorabilirler. Chapman Cohen
Zihin neresi olmak isterse orasıdır. Kendi içinde cehennemi cennete, cenneti de cehenneme dönüştürebilir. John Milton
Cennet, insanların birbirlerini dinlemeleri demektir Birbirlerine aldırmaları, birbirlerinin farkında olmaları demektir. Oğuz Atay
Tek yapmamız gereken bilim insanlarını ve teknisyenleri rahat bırakmak, böylelikle yeryüzünde cenneti kurabilecekler. Yuval Noah Harari
Seni cennet vaadiyle kandırıp fakirliğe mahkum edenlerin hayatlarına bir bak, bu dünyada cenneti yaşadıklarını göreceksin. Charles Darwin
Bir düşleyen, ancak kendisine, kendi kusursuzluğuna inanır ve arzuladığı dünyayı yaratır... İçinde yaşadığı gerçeklik, kendi seyyar cennetinin eksiksiz bir temsilidir.  Stefano D'Anna
İçtiği suyun pet şişesini yere atan bu baya yine soruyorum.
“Cennete inanıyor musunuz?”
-Hâşâ, tabii inanıyorum”
“Cennet nedir?”
-Masmavi bir su düşünün”
“Deniz gibi mi?”
-Evet deniz gibi, yemyeşil bir vadi, ağaçlar, çiçekler, tertemiz, pırıl pırıl Dert yok, keder yok, herkes mutlu”
“Peki bu dünyada bunu neden başaramıyoruz sizce?”
Neden ille de ölünce cennete gitmeyi umut ediyorsunuz. Cennet buradayken. Nilgün Yerli

Beyin olanca gücüyle ilerlerken, cinsel sistemlerin korkunç etkinliği daha uykuda olduğu için çocukluk, hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir, kayıp cennet. — Arthur Schopenhauer
Herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez. — Joe Louis
Cennet annelerin ayakları altındadır. — Muhammed bin Abdullah
Cennet (nefse ağır geldiği için) hoşlanılmayan şeylerle, cehennem de şehvete hitap eden şeylerle kuşatılmıştır. — Muhammed bin Abdullah
Dünya, mü’mine zindan, kâfire ise cennettir. — Muhammed bin Abdullah
Evlat kokusu cennet kokusudur. — Muhammed bin Abdullah
Görmediği halde, vaat edilen cennet için, peşin olan şehveti terk eden kimseye ne mutlu. — Muhammed bin Abdullah
Her şeyin bir yolu vardır. Cennetin yolu da ilimdir. — Muhammed bin Abdullah
Zaman gösterdi ki, cennet ucuz değil; cehennem dahi lüzumsuz değil. — Said Nursî
Cennet (var) olduğum yerdir. Orijinali: Le paradis terrestre est où je suis. Kaynak: Le Mondain (1736) — Voltaire

Cennetin Krallığı (orijinal adı: Kingdom of Heaven) yönetmenliğini Ridley Scott'ın yaptığı, 2005 tarihli, Haçlı Seferleri üzerine bir filmdir. Filmin başrollerini Orlando Bloom, Liam Neeson, Jeremy Irons, Edward Norton ve Eva Green oynamaktadır.

Orada, doğduğun kişi olmazsın, kendi içinde olduğun kişi olursun.
Yeni bir dünya. Daha iyi bir dünya. Bir Cennetin Krallığı. Vicdanlı bir dünya...
Kudüs'ü bulmak kolaydır. İnsanların İtalyanca konuştukları yere git. Ardından başka bir dilin konuşulduğu yere kadar git.

Dünyayı daha iyi yapmayan insan ne gibi bir insandır?
Latince aslından uyarlanmıştır: Nemo vir est qui mundum non reddat meliorem
Çevirisi: Dünyayı daha iyi yapmayan insan, insan değildir.
Bir kraliçe asla yürümez. Oysa sen halen yürüyorsun.
Kalbimdeyken, nasıl cehennemde olabilirsin?
Buradalar.
Tepenin zirvesinde tek bir atlı göründüğünde.

Diz çök... daha aşağıya... Ben... Kudüs'üm. Ve sen, Reynald, sen bana barış öpücüğü vereceksin. [ardından cüzzamlı ellerini öpmesi için eldivenlerini çıkartır.]
[Sibylla'ya hitaben] Benim güzel kardeşim. Güzel kardeşim. Sana bir acı verdiysem üzgünüm. Beni olduğum gibi hatırla.
Bir kral bir insanı yönetebilir. Bir baba oğul dünyaya getirebilir. Ama unutma, seni yönetenler kral dahi olsalar ya da güce sahip olsalar, ruhun her zaman sana ait olur. Tanrı'nın önüne çıktığında: "Bana bunu başkaları emretmişti." ya da "Erdemli olmak beklenen şey değildi." diyemezsin bu yeterli olmaz. Sakın unutma!

Asker: Orada ne yazıyor ?
Balian: Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Rahip: Kudüs'ü nasıl buldun ?
Balian: Tanrı benimle konuşmuyor. İsa'nın öldüğü o tepede bile Tanrının inayetinin uzağındayım.
Rahip: Ben bunu duymamıştım.
Balian : Şu anda dinimi kaybetmiş gibiyim.
Rahip : Din kelimesine fazla anlam yükleme. Din kelimesinin arkasına saklanan kaçıkların Tanrı adına her türlü kötülükleri yaptığını gördüm. Kutsallık, doğru hareketi yapmaktır ve cesaret kendini savunamayacak durumda olanları savunmaktır. Ve iyilik - Tanrı'nın istediği şey - [başını işaret ederek] burada ve [kalbini işaret ederek] buradadır. Ve her gün yapmaya karar verdiğin şey, seni iyi bir insan yapar, [gülümseyerek] ya da yapmaz.

Godfrey : Kutsal topraklarda ne olduğunu biliyor musun? Yeni bir dünya! Fransa'da evi olmayan biri Kutsal Topraklar'da şehrin efendisi olabilir... Şehrin efendisi olan lağım çukurlarında dilenir. Orada dünyanın sonunda doğduğun kişi olmazsın içinde olduğun kişi olursun!
Balian : Ben affedilmeye gidiyorum tek bildiğim bu.
Godfrey : Ne olursa olsun benim kanımdansın, bu Kudüs Kralı'na hizmet edeceksin demektir.
Balian : Kral benim gibi birinden ne isteyebilir?
Godfrey : Kimsenin görmediği kadar iyi bir dünya, bir vicdan krallığı, bir cennet krallığı, orada Hıristiyanlarla ve Müslümanlar arasında barış var birlikte yaşar ya da Selahaddin'le Kral arasında yaşamaya çalışırız. Seferin sonunda bunun olduğunu biliyor muydun?
Balian : Hayır.
Godfrey : Bu doğru, benden sadece sen kaldın oğlum, beni hayal kırıklığına uğratma.

Godfrey: Düşmanlarının karşısında korkusuz ol, cesur ve başın dik olursa Tanrı seni sever, her zaman gerçekleri söyle her zaman! Canın Pahasına! Yardıma ihtiyacı olanları koru, kötülük yapma, yeminin bu olsun, (baron bu sahnede oğluna bir tokat atar belki de onu hayatta tutan son takatini de bu tokata harcamıştır) ve her zaman bu tokat gibi hatırla!...
[Merasimi yöneten asker rahip şöyle devam eder:]
KALK ŞÖVALYE İBELİN BARONU!
Godfrey: Kralı koru, eğer Kral yoksa insanları koru.
Rahip: Zamanı geldi lordum, Tanrı'yla konuşun, oğlunuzla değil, tüm günahların için pişman mısın?
Godfrey: Biri dışında hepsi için...

Ballion: Kudüsün anlamı nedir?
Selahaddin Eyyübi: Hiçbir şey. Her şey.

Rahip: Sen ne yapıyorsun bu insanları şövalye ilan etmekle onları iyi savaşçı mı yapacaksın?
Bellion: Evet.

Nasir: Düşmanların iyi niteliklerini bilecektir. Hatta onlarla tanışmadan önce dostum.
Balian: Sen o adamın uşağı değildin.
Nasir: Hayır, o benim uşağımdı.
Balian: Bize n'olucak?
Nasir: Sen ne istersen, ne ekersen onu biçersin! Bunu duymuş olmalısın, değil mi?
Kalk!
[Selahaddin'in ordusu görünmüştür.]
Kerak'a gidebilirsiniz ama orada öleceksiniz!
Efendim [Selahaddin] geldi...
Selahaddin: Şehri teslim edecek misin?
Balian : Teslim etmeden önce önüme gelen her şeyi yakacağım. Kutsal tapınaklarınızı, bizimkileri...
Kudüs'te insan oğlunu deliye çeviren her şeyi yok edeceğim.
Selahaddin: Belki de en iyisi bunu yapman olacaktır. Yok edecek misin?
Balian : Her taşını...Ve öldürdüğünüz her Hıristiyan şovalyesi yanında 10 Sarazen(Arap) götürecek.
Ordunu yok edeceksin ve yenisini bir daha kuramayacaksın. Sana yemin ediyorum: Bu şehri alışın, senin sonun olacak.
Selahaddin: Şehrin, kadınlarla ve çocuklarla dolu! Ben ordumu kaybediceksem, senin şehrin de kaybedicek!
Balian : Şartın var mı? Ben istemiyorum.
Selahaddin: İçerideki herkesin Hıristiyan topraklarına güvenli geçişine izin vereceğim. Herkesin! Kadınlar, çocuklar, yaşlılar... Bütün askerlerin, şövalyelerin ve Kraliçen kimseye zarar verilmeyecek sana yemin ediyorum.
Balian : Bu şehri aldıklarında Hıristiyanlar, bu şehirdeki her Müslümanı katletti.
Selahaddin: Ben o adamlar değilim. Ben Selahaddin'im. SELAH-AD-DİN!!!
Balian : Bu şartlar altında Kudüs'ü teslim ediyorum!
Selahaddin: Selamün aleyküm [Barış sizinle olsun anlamında]
Balian : (Kudüs'te) Esenlik içinde kalın.
Kudüs'ün değeri nedir?
Selahaddin: Hiçbir şey,
[Biraz ileri yürür, ve geriye dönüp bakarak:]
Selahaddin: Her şey!...

Orlando Bloom - İbelinli Balian
Liam Neeson - İbenlinli Godfrey
Marton Csokas - Guy de Lusignan
Eva Green - Prenses Sibylla
Brendan Gleeson - Raynald of Châtillon
Jeremy Irons - Trabluslu III. Raymond, Tiberias Kontu
Jon Finch - Piskopos, Kudüs Patriği
Edward Norton - Kudüslü kral IV. Baldwin
Ghassan Massoud - Selahaddin
Alexander Siddig - İsfahanlı İmadeddin
Iain Glen - İngiltere kralı I. Richard

Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu, başrollerinde Hayat Van Eck, Yektin Dikinciler ve Selen Öztürk'ün bulunduğu, 2019 çıkışlı Türk sinema filmi. 

"Hayatta sahip olduğunuz her şeyi kaybedebilirsiniz evinizi, işinizi hatta sevdiklerinizi, ama bir insanın hayatta kaybedebileceği en son şey kimliğidir."
"Mevzu çok daha büyük! Çünkü mevzu, kimlik mevzusudur!"
"Gölgede duranın gölgesi olmaz Naim. Güneşte duracan ki sen kendin gölge olasın. İnsanlar gölgene toplansın."
"Herkesin bir silahı vardır Naim. Kimisi taş atar, kimi şiir yazar. Senin gücün ne onu ben bilemem. N'apabilirsin bu halk için? Onu sen bulacaksın."
"Her rekorda haberim gazetelerde bir sayfa öne çıkacak. Her rekorda sesimi daha yükseklerden duyurabileceğim."
"Bileğinle  değil yüreğinle kaldıracaksın."
"Senin de yaşını büyütmüşler he Naim kardeş ? Olimpiyatlara katılabilmen için. Bizim memlekette de 17 yaşında çocuğun yaşını büyüttüler, asabilmek için."

 "Bıraktım geldim evimi geride
  Adımı aldılar, kan karıştı terime
  Demişti anam bana "Buz da olsan erime"
  Kaldırdım dünyayı dertlerimin yerine
  ***
  Dağlar belki karlıdır, yollar uzun kanlıdır
  Güneş doğar her bi' gün ve her gün beni kandırır
  Türki̇ye'm hiç dilimden düşmeyen bir şarkıdır
  Bi' derdin varsa söyle Naim gelir kaldırır!
  ***
  Zalim dünyama olmuş herkes âlim
  Hayat sana ağır geldi, kalmadı mecalin
  Kalbimizde varsın bizim her zaman her daim
  Şampiyondur küçük dev Süleyman oğlu Naim!"

Özel bir biçimde, bütün insanların, hayvanların da bizim gibi canlılar olduğunu, onları korumamız ve kendimizi sevdiğimiz kadar onları da sevmemiz gerektiğini anlamaları için iki kat daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var. Barışın temeli bu işte. Barışın ve huzurun temeli bütün mahlukata hürmet göstermektir... Herkese hürmet göstermedikçe -kendimize, hayvanlara ve bütün yaşayan varlıklara hürmet göstermedikçe huzuru ve barışı sağlayamayız. Onları sömürmeye son vermedikçe -onları bilim adına sömürmeye, spor adına sömürmeye, moda adına sömürmeye, ve evet, yemek adına sömürmeye son vermedikçe, hayvanlara karşı nazik olamayız, onları savunamayız.
Şiddete başvurmamak eylemsizlik değildir. Tartışma konusu da değildir. Güçsüzlerin harcı hiç değildir. Şiddete başvurmamak çok çalışmayı gerektirir. Fedakârlığa razı olmaktır. Kazanmaya sabretmektir.

Cesare Lombrosso (d. Ezechia Marco Lombroso; 6 Kasım 1835 – 19 Ekim 1909)  Yahudi asıllı İtalyan kriminolog ve hekim.

Bilgisiz insan, anlamadığına tapar.
Dahi deliliğin pek çok biçiminden biridir.  
Cahil insan anlayamadığına her zaman tapar.
Dahi ahlaki delilik grubuna ait gerçek bir dejeneratif psikozdur.  
Tek bir büyük dehanın ortaya çıkması, yüz vasatlığın doğumuna eşdeğer olmaktan çok daha fazlasıdır.  
Ne yazık ki, iyilik ve onur istisnai insanlar arasında bir kural olmaktan çok istisnadır, dahilerden bahsetmemek.   
Gururlu sıradanlığımızın üzerini örttüğümüz narin ve yanardöner perdeleri analiz makasıyla kesmek ve yok etmek üzücü bir görev.   
Sağduyu iyi yıpranmış yollarda dolaşır; dahi, asla. İşte bu yüzden kalabalık, tamamen sebepsiz değil, büyük insanlara deliler gibi davranmaya bu kadar hazır.

Cesare Pavese (d. 9 Eylül 1908 – ö. 27 Ağustos 1950) İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen.

Günleri değil, anları hatırlarız.  
Yanlışlar, hep başlangıçla ilgilidir.
En büyük iyilikler bilinmeden yapılır.  
Eğer acı çekiyorsak, suç her zaman bizdedir.  
Acı çekmiş hiç kimse artık eskisi gibi değildir.
Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır.
Ben, yalnız kalmayı öğrendiğim zaman olgunlaştım.  
Kendimi aradım. Bunun dışında bir şey aramaz insan.   
İnsan bir şeye istek duyunca, her yerde onu görüyordu.
Aslında öldürmek mantıksız, biraz beklesek insanlar zaten ölüyor.    
Yalnız bir insanla arkadaşlık et, herkesten çok konuştuğunu göreceksin.
Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.  
Yalnız kalmak, canı isterse sabahları kahveye oturmak. Kimseyi aramamak.
Dünya nasıl olması gerekiyorsa öyledir. Kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.
Yazmak güzel şey; hem kendine, hem bir kalabalığa konuşmak gibi iki zevki birleştiriyor.
İnsanın çocukluğu, derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlayınca biter.  
Her sabah, kendimizin nemli, sıcak bir kalıbı gibi, bir gök cismi gibi, yorgunluğumuzu bırakırız yatağımızda.  
Başkalarıyla, -hatta karşına çıkan tek insanla- sanki her şey o an başlayacak ve biraz sonra bitecekmiş gibi yaşamalısın.  
Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek bisikletler var, yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır.
Nasıl olur da Tanrı dua eden insanın sürekli olarak kendini aşağılamasını, ayinlerin ve törenlerin durmadan yinelenmesini ister?  
Yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu göstermemekten başka bir şey değildir. Bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi.  
Sevgi bilmeyi arzulamaktır.
Sana yapılan bir yanlışın intikamını almak, sana yapılan adaletsizliği gönül rahatlığıyla dile getirme özgürlüğünü ortadan kaldırmaktır.
Ağlamak anlamsız. İnsan doğar ve yalnız ölür.
Başkalarıyla –hatta karşına çıkan tek insanla– sanki her şey o an başlayacak ve biraz sonra bitecekmiş gibi yaşamalısın.
(Yaşama Uğraşı)
Bir insan acı çekiyorsa, başkaları bir sarhoşmuş gibi davranırlar ona: "Hadi, kalk bakalım; yeter bu kadar; hadi işine; öyle değil; ha şöyle..."
(Yaşama Uğraşı)
Gençliğimin sona erdiğini haber veren belirtiler arasında en önemlisi artık edebiyata karşı büyük bir ilgi duymayışım. Bir zamanlar her şeye rağmen duyduğum, manevi doğrular bulma umuduyla açmıyorum kitapları artık. Okuyorum, daha da çok okuyabilmek istiyorum, ama bir zamanlar yaptığım gibi, kitaplarda bulduğum çeşitli yaşantıları ne heyecanla karşılıyorum, ne de bunları parlak, şiir öncesi ussal bir gürültüye dönüştürüyorum. Torino sokaklarında dolaşırken de aynı şey oluyor. Bu yerleri artık yaratma çabasını hızlandıran romantik, simgesel bir güç kaynağı olarak görmüyorum. Her keresinde, ‘önceden yapılmış bu’ demek geliyor içimden. Ezilmelerimi, saplantılarımı, yorgunluklarımı ve dinlenmelerimi iyice gözden geçirince, açıkçası hayata yeni buluşlar getirecek bir alan olarak bakmıyorum artık, şiir daha az ilgilendiriyor beni bu açıdan; sadece düşünülecek ve çözümlenecek olan sıkıcı bir malzeme gözüyle bakıyorum her ikisine de.
(1936)
Gerçeğin mutlak mantığına inanan düşünürler bu konuyu bir kadınla ciddi olarak tartışmamışlardır. (Yaşama Uğraşı 101)
Hayatın alaycı yasalarından biri de şudur: Sevilen kimse, veren değil, alan insandır. Sevilen kimse vermez, çünkü seven verir. Bu da anlaşılmayacak bir şey değildir; çünkü vermek almak kadar kolay unutulmayan bir zevktir; kendisine bir şey verdiğimiz insan bizim için gerekli, yani sevdiğimiz bir insan olur. Vermek bir tutku, neredeyse bir kusurdur. Kendisine bir şeyler verebileceğimiz bir insan olması gerekli.
Kendini öldürmeye karar vermiş bir adamın damarlarından boğazına yönelen bu gizli ve köklü sevinç neden? Ölümle yüz yüze gelindi mi, hâlâ diri oluşumuzun kafaya dank başka bir şey kalmaz geriye.
(Yaşama Uğraşı)
Kim bilir kaç kez o güvenli ve yerinde karara vardık: Ondan 'uzak duracak', ona sanki her şey şimdi başlıyormuş gibi davranacak, bu arada da onun her tutumunu biliyor olmanın getirdiği büyük avantaja sahip olacaktık. Ve kimbilir kaç kez bunu başaramadık? Niçinine bir bakalım. Yalnızlıkla bütünleşip onun karşısında kurban rolünü oynadık. Onun karşısında sakin ve hazır olmalısın; yalnızlığına dalmalısın. Artık kaya ol, dalga değil. '33'nte sandaldaki sağlamlığına yeniden kavuş. Boşalan içsel enerjini tazele. Rıza göster, talep etme. Bekle. Her dürtünün seni nerelere götüreceğini gör. O bildik alçaltıcı durumlara götüren bütün dürtülere egemen ol. Bunu yapamazsan, hiçbir şey yapamazsın.
(Yaşama Uğraşı)
Hiçbir kadın bir adamla parası için evlenmez. Kadınlar bir milyonerle evlenmeden önce ona aşık olacak kadar akıllıdır.
Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum
Kadınlar kendilerini guçsüz olana bir idol, güçlü olana bir eşya gibi sunarlar.
Sıkılgan katillerdir intihar edenler. Sadizm yerine mazohizm.
Gerçeklik insanın şu ya da bu şekilde içinde bir bitki gibi yaşayacağı bir zindandır.
Yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu göstermemekten başka bir şey değildir. Bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi.
Birisine iyilik etmeye çalış. Çok geçmeden onun hoşnutlukla parlayan yüzünden nasıl tiksindiğini göreceksin.
Günleri değil, anları hatırlarız.
Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır.
İnsan kendini bir kadına duyduğu aşk yüzünden öldürmez.Aşk bizi tüm çıplaklığımız, sefilliğimiz, düşkunlüğümüz ve hiçliğimizle açığa vurduğu için öldürür.
Tiksiniyorum bütün bunlardan sözler değil, eylem artık yazmayacağım.
Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek bisikletler var, yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır.
Ancak bir özveriyi gerektiren sevgiye inan; bunun dışında her şey, çoğu zaman, boş sözlerden başka bir şey değildir.
Bir erkeği bir çocuktan ayıran özellik bir kadın üzerinde üstünlük kurmayı bilmesidir. Bir kadını bir çocuktan ayıran özellik ise, bir erkeği nasıl sömüreceğini bilmesidir..
Eğer acı çekiyorsak, suç her zaman bizdedir.
Elbette acı çekerek insan çok şey öğrenir. Ne yazık ki, acı çekmek öğrendiklerimizden yararlanacak güç bırakmaz bizde. Bir şeyi sadece bilmek, hiçten de az bir şeydir.
Yalnız bir insanla arkadaşlık et, herkesten çok konuştuğunu göreceksin.
Dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. Kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.
Yazmak güzel şey; hem kendine hem bir kalabalığa konuşmak gibi iki zevki birleştiriyor.
Her mutsuzluk bir yanlışın sonucudur, talihsizlik değildir. Herhangi bir yanlış da, bizim sorumluluğumuza girdiğine göre, karşılaşacağımız mutsuzluklar için kendimizden başkasını suçlamamalıyız. Böylece avutabilirsin kendini.
(Yaşama Uğraşı, 28 Ocak 1937)
Kendini yok etme çılgınlığının duyulması gerek. İntihardan söz etmiyorum. Bizim gibi insanlar - hayatı seven, beklenmedik şeylerin, insan ilişkilerinin tadını çıkaranlar- bir dikkatsizliğin dışında, işi intihara kadar vardırmazlar pek. Şu noktayı iyi düşünün; İntihar, şimdilerde sadece bir gözden kaybolma yoludur. Ürkekçe, sessizce yapılır ve tam bir başarısızlığa uğrar. Artık bir eylem değil, sadece bir boyun eğmedir.
(Yaşama Uğraşı)
Beklediğin kişi gelmez, seni bir daha hiç aramaz, senden uzak durursa, onun bu korkusuzluğu senin onun yokluğuna üzülmene yol açmaktan başka bir işe yaramaz. Sen ki başkalarının­ senin yokluğunu hissetmelerinden bu kadar hoşlanıyorsun, hiç olmazsa, bunun ne kadar boş bir şey olduğunu anla.
(Yaşama Uğraşı, 11 Kasım 1947)
Bir erkek kendisini aldatan bir kadın yüzünden üzülürse, o kadını sevdiği için değil, o kadının güvenine lâyık olamamasından duyduğu aşağılanma için çeker bu acıyı.
(Yaşama Uğraşı)
Ben hep iş işten geçtikten sonra şiir yazmaya başlıyorum. Ama bir şiirin herhangi bir şeyi değiştirdiği de görülmemiştir.
(Yaşama Uğraşı, 19 Haziran 1946)
Parasız olan şeyler en pahalıya mal olan şeylerdir. Niçin mi? Bize karşılıksız olduklarını anlama çabasına mâl olurlar da on­dan.
(Yaşama Uğraşı, 21 Ocak 1940)
Öyleyse o kadın için mi böyle sızlanıp duruyo­rum? Beni yanıltan, beni rezil eden o kadın için mi? Ama değişen başka bir şey yoksa, sıradan ve duygusal bir aldanış olmak­tan öte bir anlamı var mı o kadının?
(Yaşama Uğraşı, 28 Nisan 1936)
Asıl başarısız insan, büyük işleri gerçekleştiremeyen değil, - bunu kim başarmıştır ki - bir yuva kurmak, bir dostluğu, bir kadınla mutlu bir ilişkiyi sürdürmek, ekmek parasını kazanmak gibi küçük şeylerde başarısızlık gösteren insandır. Başarısızlığın en acısı budur.
(Yaşama Uğraşı, 6 Kasım 1937)
Kadın güçlünün ödülü müdür, yoksa zayıfa destek mi, güçlü ya da zayıfın isteğine bağlı olarak? Kadın zayıfa ödül olarak verir kendini, güçlüye de destek olarak. Ve kimse kendi seçimini gerçekleştirememiştir.
(Yaşama Uğraşı, 28 Kasım 1937)

Cesaret, aynı zamanda yiğitlik, kararlılık, ataklık ve dayanıklılık özelliklerini de içeren korku, acı, risk, belirsizlik veya tehdit ile başa çıkabilme yeteneği.

Cesaret olmadan başka bir erdemi tutarlılıkla uygulayamayız. Kibar, doğru, merhametli, cömert veya dürüst olamayız.
Maya Angelou
Cesaret çok önemlidir. Tıpkı bir kas gibi, kullanılarak güçlendirilir.
Ruth Gordon
Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmalı.
Sefiller
İnanç ile cesaret arasında küçük bir fark vardır. "Yapabilirim", bu inançtır. "Sadece ben yapabilirim" demek ise cesarettendir.
Ghajini
Kibarlıkla savaş kazanılmaz, kazanmanın yolu cesarettir.
İlk Yenilmez: Kaptan Amerika
Mal kaybeden bir şey kaybetmemiştir. Onurunu kaybeden çok şey kaybetmiştir. Cesaretini kaybeden her şeyi kaybetmiştir.
Goethe
Asıl saygıya değer olan, eleştiren kişi değildir. Güçlü adamın nasıl tökezlediğine ya da işi yapanın eksik olduğu noktaya dikkat çeken kişi değildir. Saygınlık, gerçekten meydanda olan, yüzü toza toprağa, tere ve kana bulanmış, cesurca çarpışan, düşen ve her seferinde ayağa kalkan, büyük çoşkuları, gerçek bağlılıkları bilen ve kendini değerli bir amaca adayan, en iyi durumda zaferi elde edeceğin, en kötü durumda, başarısız olursa, büyük bir cesaretle savaşarak başarısız olduğunu bilen, böylece ne zaferi ne de yenilgiyi bilmeyen ürkek ruhların arasına katılmayan kişiye aittir.
Theodore Roosevelt
Kaybetmekten korkmadığın zaman kazanabilirsin.
Rocky Aoki
Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.
Cenap Şahabettin
Ya ümitsizsiniz; ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz; ya da çare sizsiniz.
Behçet Necatigil
Başarısızlık daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir.
Henry Ford
Başarısız olunca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer duygusu yatar.
Louis Germain-Martin
Batan güneş için ağlamayın. Yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.
Dale Carnegie
Hata yapmak hiçbir şeydir, eğer hatırlamaya devam etmezsen.
Confucius
En büyük başarı hiçbir zaman düşmemekte değil, her düşüşünüzde tekrar ayağa kalkmaktır.
Confucius
Birisini yürekten sevmek güç verir. Birisi tarafından yürekten sevilmek cesaret verir.
Laozi
Bir sürünün üzerine atılacak kurt, onun sayısını düşünmez.
Büyük İskender
Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir.
Türk Atasözü
Cesareti olmayan adam, keskin kenarı olmayan bıçağa benzer.
Benjamin Franklin
Korkusuz olan dünyanın kralıdır.
Thomas Edison
Cesur adamlar gibi yapın ve zorlukları yüreklilikle karşınıza alın.
Horace
Sadece korkmamaya başladığımız zaman yaşamaya başlarız.
Dorothy Thompson
Korku içinde yaşayan adam asla hür değildir.
Horatius
Korktuğu şeyleri yaparak herkes korkuyu yenebilir.
Eleanor Roosevelt
Bir şeyden korkan insan, kendi üzerinde bir güce sahip olmasına izin verir.
Fas atasözleri
Eğer hayat sadece sevinçle dolu olsaydı, hiçbir zaman cesur ve sabırlı olmayı öğrenemezdik.
Helen Keller
Cesaret günlük bir şeydir. Gerçekle gözgöze geldiğinizde ve farkındalığınızdan geri adım atmayı reddettiğinizde, cesur yaşyorsunuzdur.
Anonim
Dünyanın en tehlikeli şeyi, bir uçurumu iki adımda aşmaktır.
Lord George
Hiçbir şey yapmaya cesaretimiz olmasaydı, hayat nasıl olurdu?
Vincent van Gogh
Hayatta yapabileceğin en büyük hata, bir hata yapacağından sürekli korkmaktır.
Elbert Hubbard
Dünyada birçok yetenekli kişi, küçük bir cesaret sahibi olmadığı için kaybolurlar.
Syndey Smith
Yeteneklerin en fazla geliştiği an, insanın bütün bir dünyayı karşısına aldığı andır.
Mary Wollstonecraft
Suya düşerek boğulmazsın. Orada kalarak boğulursun.
Anonim
Yırtıcı aslanları sırtlanlarla korkutmak garip şeydir.
Selahattin Yusuf Han
Başarısızlıktan korkanın yenilgisi kesindir.
Napoléon Bonaparte
Korkak, tehlikeye düşünce ayaklarıyla düşünendir.
Ambrose Bierce
Korkaklar birçok kez ölür, cesurlar bir kez.
William Shakespeare
Cesaret en önemli erdemdir, çünkü diğer erdemlerin ortaya çıkmasını sağlar.
Winston Churchill
Cesaretimizi kendi umutsuzluğumuzdan elde ederiz.
Seneca
Dünya karşılaştığınız fırtınalarla ilgilenmiyor, gemiyi getirip getirmediğinize bakıyor.
Raul Armesto
Cesarette, ürkek ruhların takdir edemeyeceği gerçek bir güzellik vardır.
William Congreve
Herkesin yeteneği var. Nadir olan, yeteneğin o kişiyi nereye götüreceği belli olmadan onu takip edecek cesarete sahip olmasıdır.
Erica Jong
Cesaret tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.
Eflatun
Her gün yaşadıklarınızdan mutlu olmakla cesareti geliştiremezsiniz. Bunu ancak zorlukların ve engellerin arasından başarıyla sıyrılarak yapabilirsiniz.
Barbara Angelis
Kendine güven kazanmanın en mükemmel yolu, bir şeye başarısızlığa imkan vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktadır.
Lockwood Thorpe
İster kadın ol ister adam, bu dünyada cesarete sahip olmadan hiçbir şey başaramazsın.
James Allen

Cevahir, Ufuk Özkan'ın canlandırdığı bir Geniş Aile karakteridir.

Senin ağzını burnunu yırtarım ha!
Üstün Alman zekâm ile...
Nolllllduu (L'yi dilimizle uzatarak)
Ya herro ya merro.
Taşınmaz mal.
Azagra.
Senin külodunu yırtarım.
Zina kölesi.
Paraya önem vermem ben. O yüzden yanımda para taşımam.
Bütün birikimim ₺85. Kapalı alanda sigara içsem evime haciz gelir.
Sen bana $2000 ver, ben onu $1000'a tamamlarım.
Bana Atlangoç Cevahir derler.
Otobüse binip de tutunacak yer bulamayıp el alemi avuçlayan Ulvi.
Camide hoca namaza başlamadan namaza başlayan Ulvi.
Mamana.
Göynümün baldızı.
Zey zey.

Yapıştır!
Yatıştır!
Atıştır!
Yakıştır!
Kopyala, yapıştır!
Kes, kopyala, yapıştır!
Hoyt bee!
Senin ağzının çamanını yerim!

Ben boşanma davasını kaybettim baba. Ama veleyetim sizde kaldı çok ballısınız valla.
Kutsal Kuti.
Adına stad yaptırdığım.

Kız elekçi.
Ortalama kadın
Kız

Titrek enişte.
Andropoz.
Yorgun demokrat.
Frankenstein.
Coğrafyacı
Anten.
Topuk.

Lan domuşuk.

Kız Muti.
Kız gadasını aldığım.
Kutsal Muti
Ornella Muti

Tıkaç.
Hayvar.
Karpuz.
Düzgün.

İspiyoncu Soyka.

Koyu kavanozlar(Aynı zamanda Bilal'e de söylemiştir.)
Koyu kefal ve yavrusu(Aynı zamanda Bilal'e de söylemiştir.)
Koyu Bilal ve hörgücü yancı Müfit

Junior Babaanne.

Sarı pipi

Führer'ini yırtarım senin.
Su aygırı.

Sivitsiz Soyka.

Kubilay-lay-lom.

İtoroz.
Reşit altı.
Tropik Ergen.
Ergen üstü.
Davar.
Parçacık.
ZekZek.

Get out (Dışarı çık anlamında)

Auf wiedersehen (Görüşürüz anlamında)
Guten Morgen (Günaydın anlamında)
Muti ("Mutter" anne anlamına geliyor)
Raus (Defol anlamında)

300 Ispartalı
İnsanüstü

Çarşı adabı görmemişçi faiş

Kâtip'in Teletubbies'leri

Geniş Aile

Evimin Anaçkolu
Evimin Kadınkolları

Tohumluk Aile

Karışık, Domuşuk, Yamışık Aile

Selamün aleyküm benim biricik geniş sınıfım.Size katık katık sevgi getirdim.

Merhaba benim biricik geniş kahvem.

Merhaba benim sevgili geniş ailem.Size buram buram sevgi getirdim.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size küp küp sevgi getirdim.
Merhaba benim sevgili geniş ailem.Size etli kemikli abi getirdim.(Bir kısmını Kuddusi söylemiştir.)
Merhaba benim faydasız oğlum.Bize duvak duvak gelin getirmişsin.(Tamamını Kuddusi söylemiştir.)
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size efendim karman çorman sevgi getirdim.
Selamün aleyküm benim biricik geniş ailem.Hektar hektar kucaklıyorum hepinizi.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size çintik çintik sevgi getirdim.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Hepinize efendim löp löp sevgi getirdim.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size yamuk yumuk sevgi getirdim.
İyi günler benim biricik geniş ailem.Size dilim dilim sevgi getirdim.
Bana bakın benim biricik geniş ailem.Size yusuf yusuf sevgi getirdim.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size kuçu kuçu sevgi getirdim.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size koli koli sevgi getirdim.
Yakşamlar benim biricik geniş ailem.Size parça tesilli bir haberim var.

Lan şerbetçi.
Yetersiz Ulvi.
Az Ulvi % 2 Ulvi.
Şemşamer Ulvi.
Düz Ulvi.
1'inci viteste 7.500 devir yapan Ulvi.
Yamışık Ulvi.
Uzaktan akrabasına 100 metreden fazla yaklaşmayan Ulvi.
Her 4 kişiden 1'i Ulvi.
Hapşururken aynı zamanda geğiren Ulvi.
Siyah noktalarını birleştiririm senin Ulvi.
%50 Ulvi.
Yetersiz Merküçyo. (Romeo ve Juliet oyununda.)
Einstein Ulvi.
Kafasında limon çekirdeği kalan Ulvi
Tavuk göğsünü sütyenle servis eden Ulvi.
Beni soran olursa sen de onlara beni sor.
Halı sahadaki halı kayıyor mu diye bakan Ulvi.
Alman usulü akbil basan Ulvi.
Şehir suyuna vazelin atan Ulvi.
Akbille otostop çeken Ulvi.

Komşu kızı
Molotof kokteylim
İhraç fazlam
Günaydın çapağım
İhtiyaç dahilim
Piknik sepetim
Hızlı ve öfkelim
Asfalt gözlüm
Karışık CD'm
İkiz kulem
Sürpriz yumurtam
Menkul kıymetlim
Gelişi güzelim
Gamzelerine dolgu yaptığım
Yavru vatanım
Kesilmiş çayırım
Bahar ferahlığım
Dağ esintim
Bitmiş derem
Gönlümün otoparkı
Evlilik provam
11 asrın sultanı
Mihenk taşım
Görgü tanığım
Asma yaprağım
Tek dişi kalmış şarjım
Havalı pervanem
Denize 0'ım
Can havlim
Desibelim
Emniyet şeridim
Olay şahidim
Genzine kaçtığım
Üst geçidim
Baz istasyonum
Kalorifer peteğim
Limitsiz internetim
Sevgili günlüğüm
Göğüs kafesim
Kabuklum
Bağ bozumum
Torpido gözüm
Tropikal meyvem
Msn iletim
Word dosyam
Gece sohbetim
Kol böreğim
Asi forvetim
Sosyal mesajım
Gönlümün kraliçesi
+18'im
Son isteğim
Eline çizgim
Boyuna yazgım
Gönlümün dağarcığı
Devlet hazinem
Kasa hesabım
Atar damarım
Badem suyum
Kraterim
Eline doğduğum
Yataklım
Gümrüğüm
Seyrini emdiğim
Gidene dur dediğim.Dur.
Ödün verdiğim
Paparazim
Yalan makinem
Bıyığımın altındaki gizli sivilce
Transformers'ım
Balerinam
Kız. Sonunda bana demir attın ha kaptanım.
Ağzının hidroliğini yediğim.
Kapı merceğim.
Gönlümün albümü.
Cennetim
Boncuk tabancam
İşverenim
Sivil savunmam
Seyir Defterim
Toprak Mahsullerim
Ortağım
Gadasını Aldığım

Kör topraklara siner gözlerimin nemi.
Kararır çığlıklarla yalnızlığın demi.
Sürülür yüreğim hain deryalar!
Hüsrana demir atar ateşten gemi.
Geniş Aile 31.bölüm sonundaki şiirler..
Şükufe'nin şiiri

Açılır mehtaba karanlık hücren,
Savrulur semaya kör azrail,
Gömülür ömür bahçelerine hicran,
Güz melekleri gözlerine dahil..
Cevahir'in şiiri

Yokluğun mezar taşında renktir
Gülüşün masum güzlere denktir
Direnir yüreğim hazin rüyalara
bedenim kara toprakta cenktir

Coco Matmazel
Z vitaminim
Yasak meyvelim
Bambi yüzlüm
Somer'in yengesi
Bambi yüz üstüne ela gözlüm
Eksi kutbum
Parapuanım
Deep freezim
Zeynep Frutti
Bilançom
%1 dilimim
Geri dörtlüm
Vitrinim
Ortadoğum
Karlı plajım
Balta limanım
İz sürümüm
Kontesim
Akasyam
Harikalar diyarım
Para üstüm
Göynümüm kreşi
Kooperatifim
Bacak boyum
Ciklet Balonum
Orta sanayim
Okuyucum
İslami usulüm
Zey Zey
Kupa şampiyonum
Dış basınım
İç dinamiğim
Görücüm
Karagözüm

Rüzgâr Gülüm

Koyu bok Bilal
Eşkenar Bilal
Kronolojik Bilal
Ham Bilal
Telli duvaklı Bilal
Kardelen Bilal
Taneli Bilal
Sıvı Bilal
Sinek Bilal
Koyu kumbara
Koyu karargah
Koyu kıvılcım
Alçak lisans
Koyu müsvedde
Ofsayt Bilal
Koyu karnaval
Mıknatıs Bilal
Miss Bilal
Koyu Casanova
Koyu hayırsız
Koyu korsan
Aloaveralı Bilal
Koyu kurna
Kavruk Bilal
Kalfa Bilal
Kesişen Bilal
Tuzlu Bilal
Makamsız Bilal
İhraç artığı Bilal
Suni gübre
Bit Bilal
Katran Bilal
Bayağından az kullanılmış Bilal
Koyu kapkaççı
Fotoshop Bilal
Koltukaltı Bilal
Koyu menajer
Koyu küheylan
Koyu kamçı
Kurdele Bilal
Kucak dolusu Bilal
Koyu kırık
Kıvrık Bilal
Koyu kefaze
Aylık süreli Bilal
Oy,Oy Koyu Bil-oy
Koyu pembe Bilal
Memeli Bilal
Kolalı Bilal
Ah Bici Bici Gidici Bilal
Sayılı Bilal
Koyu Kurak
Kareli Bilal
Koyu kokarca
Koyu hilal
Şu Bilal
Kokoş
Koyu topak
Şemşamer kapağı
Koyu basen
Koyu kelef
Nemli Bilal
Bademli Bilal
Pullu Bilal
Alttan çıtçıtlı Bilal
Koyu serçe
Resimli Bilal
Yağlı Bilal
Koyu ..... (Bilal öyle kötü bir şey yapmıştı ki Cevahir'in bu sözü sansürlendi)
Tapulu Bilal
Koyu Wikileaks
Üstü enfes,kremalı,fındıklı Bilal
Koyu Clara
Göstergeli Bilal
Koyu Murat
Koyu Kürek
1/2 Bilal
Koyu Tibalt (Romeo ve Juliet oyununda)
Transik Bilal
Gaspçı Bilal
Koyu İkoncan
Koyu koyun
Geri Dönüşümlü Bilal
Koyu İshal
Koyu Sinyoro
Koyu Kriko
Koyu sersem
Koyu Kıymık
Bronz Bilal
Koyu Yerleşke
Koyu Baristik
Koyu Buton
Koyu Hafif
Koyu Karbon
İnik Bilal
Ormanlık Bilal
Koyu Kısır
Konsantre Bilal
Koyu Kibar
Gazlı Bilal
Süreli Bilal
Halka Açık Bilal
35 Ekran Bilal
Top toplayıcı Bilal
Koyu Kauçuk
Köpüklü Bilal
+ Bilal
Katlı Bilal
Keçeli Bilal
Koyu Elastik
Pis kösnük
Koyu Aygıt
Akışkan Bilal
Acınası Bilal
Parçalı Bilal
Koyu Sivil
Koyuya düşen kuyuya düşer.
At kafası

Cevdet Bey ve Oğulları, yazar Orhan Pamuk'un romanıdır. Yazar, romanını Karanlık ve Işık adıyla kaleme almış ve bu eser ile layık görüldüğü 1979 Milliyet Roman Ödülü'nü Issızlığın Ortasında adlı romanın yazarı Mehmet Eroğlu ile paylaşmıştır.

Herkesten başkaydım, yalnızdım, beni küçümsüyorlardı.
"Hayır, açma! Dışarısının pisliği içeri girmesin istiyorum. Dışarısının pis, sefil, bayağı havası, şu iğrenç, despot karanlık içeri sızmasın. Biz burada iyiyiz..." Kendinden geçer gibi olmuş söyleniyordu. "Pencereyi kimse açmasın! Burası, benim memleketim, orada, Fransa’da, olduğu gibi karanlıktan kurtuluncaya, Abdülhamit yıkılıncaya, her şey aydınlık, temiz, namuslu, iyi oluncaya kadar kimse pencereyi açmasın..."
Ölmek istemiyorum, ölmek istemiyorum, yaşamak, her şeyin sonunda nereye varacağını görmek istiyorum.
Demolins'e göre İngilizlerin üstünlüğünü, orada bireylerin, insanların daha özgür olmasında aramak lâzım. İşte bizde bu yok. Bizde öyle özgür, aklını kullanan, girişken insan yok! Bizde herkes köle, herkes boyun eğmek, toplumun içinde erimek, korkmak için yetiştiriliyor. Eğitim dedikleri şey hocanın dayağı, anneyle teyzenin saçma tehditleri. Din, korku, karanlık düşünceler, ezberlenmiş şeyler... Sonunda boyun eğmekten başka bir şey öğrenmiyorlar. Kimse kendi çabasıyla, topluma karşı çıkarak yükselmiyor. Herkes boyun eğerek, birisinin himayesine girerek, kulluk ederek yükseliyor. Kimse kendi hesabına düşünmüyor. Düşünürse, korkuyor... Herkes olsa olsa kendi hesabına kulluk ediyor.

"Neler düşünüyorum?" diye söylendi. Bacaklarını karnına doğru çekerek bir tesbihböceği gibi yalakta büzüldü. "Aşk" diye mırıldandı. Bu utanç verici kelimeydi, aile içinde söylenmezdi, birisi, bir yabancı söyleyiverirse işitilmemiş gibi yapılırdı. Ailede herkes birbirini çok severdi, ama kelimenin çirkin ve hışırtıyı hatırlatan sesinden herkes çekinirdi.
Eğer denge denen şey hayatın akışına kendini bırakmaksa... Eğer kolay mutlu olmaksa denge, biraz dengesizleştim galiba...
Sıradan şeylere, sıradan bir hayata her zaman karşı koymalı. Ama bu yetmez. Gürültü patırtı etmeli. Her şeyi ele geçirmeli...

Türkiye'de resim yapmak, insanın bağıra bağıra konuşması gereken bir ülkede dilsizliği seçmek gibi bir şey.

Cevdet Sunay, Türkiye'nin beşinci cumhurbaşkanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12. Genelkurmay Başkanı.

Şu ağzındaki baklayı çıkar! Ne demek istiyorsun? Başınıza geçeyim ve memlekette ikinci bir ihtilal yapayım öyle mi? Şimdi beni iyi dinle! Bir defa Allah beni bir ihtilalci olarak yaratmamış. Cemal Gürsel gibi devasa bir adam bile 27 Mayıs'ta ne hale geldi. Ben onun kadar da dayanamam. İkincisi, 27 Mayıs'ta yaptığınız gibi sonradan getirip görev başına koyacak olursanız, evvelâ kimi gönderirseniz onu öldürürüm, sonra da intihar ederim!
(1962 - Kendisini I. Talat Aydemir Hareketi'nin başına geçmeye davet eden Emin Aytekin'e cevabı.)
Sen çok ateşlisin Albay!
(1962 - Dönemin Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir'in Genişletilmiş Komuta Konseyi sırasındaki sert çıkışları üzerine, toplantı dağılırken Aydemir'e hitaben söyledikleri.)

Ceyda Torun, Türkiye doğumlu bir film belgesel film yönetmeni ve yönetmen yardımcısı.

Çok yoğun hayatlar yaşıyoruz. Fakat sokakta gördüğümüz bir kedi sayesinde, kendimize ayırmadığımız bir dakikayı, kediyi severken kendimize ayırabiliyoruz. Aslında sokak kedileri, İstanbul’da yaşayan insanların, yoğun hayatlarından bir dakika dahi olsa sıyrılmalarını sağlıyor. Kedilerle insanların arasındaki bağ bizi, felsefi düşüncelere, varoluş gibi çok derin yerlere götürdü.
Kediler bize ayna gibiler. Biz ne yaşıyorsak onlarda yaşadıklarımızı görüyoruz.
Kediler, o özlem duyduğumuz şefkat hissini yaşamamıza izin veren hayvanlar. Çok sempatik, yumuşak ve sevgi dolu bir hayvan. Benim tamamıyla, uzman olmayarak, düşündüğüm bir şey ama özellikle erkeklerin, o şefkati kedilerden görmeleri durumu buna bağlıyorum. Kedilere bakan kişinin, bir işe yarayabilme ihtiyacı da var.

1. https://filmhafizasi.com/kedilerin-gozunden-istanbul/
2. https://filmloverss.com/ceyda-torun-roportaji/

Ceyhun Atuf Kansu, Türk yazar, şair ve doktor.

Ben bir halk ve toplum ozanıyım. Ya da öyle bir ozan olmak isterim.
Yaşanılacak bir yurt haline gelsin diye Anadolu, birbirimizi sevelim, birbirimizi tanıyalım, birbirimize bağlanalım, birbirimize saygı gösterelim diye yazacağım durmadan. Seher kuşları gibi kardeşliği, özgürlüğü söyleyeceğim, en güzel vakitlerde. Deyin ki ben Manyas Gölü’nde bir balığım, Köroğlu Dağlarında bir çam ağacıyım, dağlarıma, tozlu dumanlı yollarıma.

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütünçiçeklerini buraya getirin!"Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorumBütün çiçekleri getirin buraya,Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzerBütün köy çocuklarını getirin burayaSon bir ders vereceğim onlara,Son şarkımı söyleyeceğim,Getirin getirin... ve sonra öleceğim....

Ceyhun Atuf'un Moda'da bir darüleytamda (yetimyurdu) yöneticilik yapmakta olan annesi Müfdale Hanım, eşi Nafi ve kardeşi Vehbi Bey'leri Milli Mücadele'ye katılmak üzere Ankara'ya yolladıktan kısa bir süre sonra apandisitinin patlaması sonucu hayatını kaybetmiş ve Kuvay-ı Milliyeci dostları tarafından gömülmüştü. Vehbi ve Nafi Bey'lerle İnebolu'da tanışmış olan şair Nazım Hikmet, aşağıdaki şiiri yazmıştır.

Ceyhun Atuf Kansu Sitesi

Ceyhun Bayramov (Azerice: Ceyhun Əziz oğlu Bayramov, d. 25 Haziran 1973, Bakü), Azerbaycanlı hukukçu ve siyasetçi. 16 Temmuz 2020'den beri Azerbaycan Dışişleri Bakanı olarak görev almaktadır.

Azerbaycan'da, vatandaşların hak ve özgürlükleri etnik veya dinsel aidiyete bakılmaksızın eşit ve ayrım gözetilmeyen şekilde güvence altındadır. Azerbaycan devleti, Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan Ermeni vatandaşlarını ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik alanına yeniden entegre etmeye kararlıdır. Bunun için ülkenin anayasası sağlam bir yasal çerçeve sağlamaktadır. Çatışma bölgesindeki Azerbaycanlı ve Ermeni nüfusun, Azerbaycan'ın egemenliği ve toprak bütünlüğü çerçevesinde, birbirlerinin güvenliğine, etnik ve dinsel aidiyetine saygı göstererek barış içinde bir arada yaşaması sağlanmalıdır ve sağlanacaktır. Biz çatışma sonrasındaki yeni aşamaya, yeniden yapılanma, rehabilitasyon ve barış içinde bir arada yaşamanın yeniden sağlanması aşamasına adım atıyoruz. Kalkınma ve iş birliği için yeni olanaklar ortaya çıkmaktadır. Ortaklarımıza gelecek vadeden yeni gerçekleri değerlendirmeye ve bunlardan yararlanmaya çağırıyoruz.
Pakistan ve Türkiye'den firmaları kurtardığımız toprakların yeniden inşa edilmesi ve bizim projelerimize katılmak için davet ediyorum. Biz bu işgal altında olan toprakları kurtarırken, sizin vermiş olduğunuz destekten gurur duyduk. Bu topraklara hayat ve refah getirmek için sizin katkılarınızı da bekliyor olacağız.

Her gece birbirlerine "sarılarak" uyuyan iki sevgili,
nasıl olur da her kavga da "haklı görür kendini?"

Konuştuğun kadar şerefli olsaydı hislerin; 
Şerefini 5 paralık etmezdi seçimlerin.. 

Çok İstanbul'umdur ben; ne trafiğim biter, ne yağmurum. Mesela uyumam. 
Birileri vardır mutlaka nöbetimi tutan. Bir tek sensin boğazıma takılan..

Saçlarından ödünç ver. 
Dört bahar geçti, çiçek kokusu öpmedim. 
Çok oldu mutluluktan vazgeçeli. 
Gülüşünden ver, ömrümden al. 

Cennet düşlerin gerçekleştigi yermiş 
öyleyse bir randevumuz daha var sevgilim.. 

Diğerlerine benzemiyor yokluğun 
Diğerlerine benzemiyor ayrılığın... 
Niye benzesin ki? Hepsinden çok sevilmedin mi? 

Sokak aralarında kayboldu gençliğim 
Alanlar aldıklarını yerine koymadı 
Sensiz geçen iki gecem 
Sensizliğim kadar koymadı 
Kimleri yedi bu yürek 
Kimleri yedi de 
Bir sana doymadı... 

Doğduğum topraklarda tanıdım seni. Hiç görmediğim yerlerde bile aklımdasın..
Artık gelmek istesen bile gelme. Aklımdakini rahatsız etme

Yolculuklarda tuhaf oluyorum
Bu şehirden her gidişimde
Sanki şehri ben uğurluyorum
Sen benden gideli çok oldu ama..
Ben her gidişimde hala sana el sallıyorum...

Bir tek senin görebileceğin bir yerden; Sana gülümsüyorum.
Onların duydukları kahkahalarım değil.
Aşkı tarif gerekirse sana, anlatayım;
Aşk ne biliyor musun?
Benim sana yaşadığım,
Senin durmadan üstüne bastığın. 

Seni sevmek bir şehri yangından kurtarmaktır.
Sen bana sevgilim de 
Sanki herkesin bakışında bir teşekkür gelir bana
Dudaklarının izi dudaklarımdaysa
Ben başardım demektir yaşamayı.
Ölümü engellemez seni sevmek evet
Ama seni tanımak hayatı engellerdi.
Eksik kalırdım tanımasam
Yoksun diye yoksunum sanıyorlar şimdi
Oysa adın bende
O kadar fazlayım ki.

İşim çok zor benim. Yüreğimin işi yalnızlık caddesi..
Elim yüzüm kir pas değil ki.. Sevdanla kirli.
İşim çok zor benim...
Her sabah erkenden kalkıp... Seni seviyorum!

Sevdiğim bir şarkının nakaratı gibi seviyorum seni sevmeyi,
Başını sonunu çok iyi bildiğim halde,
Yalnızca ortasını seviyorum bu aşkın,
Ama artık bu yalnızca senin şarkın...

İki güneş geçti bir gece, Biraz yağmur bana, Ben biraz yağmura, Sevdiğin
bir şarkı çaldım radyoda, Yarısına ben eşlik ettim, Yarısına gözlerim,
Anlatmak istemiyorum ama Ben Seni Burada Çok Özledim

Keşke Pın kodunu 3 kere yαnlış girince kitlenen telefonlαrımız gibi, kαlplerimiz de 3 kere yαnlış insαnlαrı sevince kitlense
"Gitti" diyemem ki. Sen niye gitmedin diyene cevabım zor. Ben de gelsem sevgilim beraber terk etsek beni.

Ceza ya da gerçek adı ile Bilgin Özçalkan, Türk rap şarkıcısı.

Küfür hayatın içinde var zaten, biz de hayatı anlatıyoruz, anlattığımız her şey hayat sonuçta yani. Küfür eğer gerekiyorsa edilebilir yani bence.

Bir gün yeni insanlar tarafından aldatılıyoruz,Bir koltuk, biraz para, biraz torpil yeter herkese,Adı konsa "diktatörlük" derdim sansürlemeye,Serbest olsaydı zaten etmezdim küfür hiç kimseye,
Düşündükçe taşındım bambaşka diyarlara,Bir başkadır bambaşka diyarlardan aldığım ilham.Her tarafta beni izleyen gözleri görür oldu gözlerim,Gözledikçe alemi gelişmekte sözlerim.
İstişareler arar gözlerim bulur nihayet,Gerçek sandığımız birçok şey de birer rivayet,Doğru söyleyeni tez kovarmış bin bir vilayet,Söyle sence kaç kişinin içinde var inayet?
Işığım Rap'ti benim, ışığım annemdi, ışığım tekti benim, gerisi nefretti!
Hiç düşündün mü her şeyi bırakıp gitmeyi?Kazandığın ekmeği bölüşüp insanı sevmeyi,Hayatla dövüşüp dostunla barışık gezmeyi,Korktuğun yerde bile düşünme sakın pes etmeyi.
Sabır selametimse intikam felaketimdir.
Kim bilir ömrün kaçta kaçı kaldı geriye,Nefes sayılı alıp verdiğin benim de senin de.Hayırlı bir haber veren dostumsa hiç kalmamış,Bir kuruş için hesaplaşmak isteyenler peşimde..
Bir miğfer, bir bomba, bol mermi ve tüfek alın.Fakat ölen her masum çocuk içinse kına yakın!
Çocuk hep ağladı çocuklar hep ezildi,Oyuncakları silah minik taş atan elleri.Soğuk nefesleri, boğuk baktı gözleri.Neler gördü toyken, aç yattı dünya tokken.Mutluluğu azaldı çokken...
Günahla ekilen tohum, kabusla eğitilen toplum.
Hep önümüze engeller koyun, sonra da bize "engelliler" deyin.Gözümüz görmese de kalbimiz bilir."Doğmasa güneş, hanginiz görür?"
Savaş çocukları suçlular gibi, her gün öldüler ışıklarını yitirdiler.Ayaklarını kaybettiler,"Hürriyet protez olmaz." bunu öğrendiler!
Göz yaşartmak mı yoksa umut yeşertmek mi daha mantıklı?
Sağlığa en zararlı şey yaşamak.
Hayvana benzemek için kürk giymene gerek yok!
Nargilenin dumanına benzer hayallerim.Sadece beni zehirler ve uçup gider.
Senin elinde değil ki kader, senden önce var yazan!
Sınıflandırılmış toplumlar kalırmış sınıfta,Adam demezler, dışlanırsın kılık kıyafet bozuksa.
Her birimiz bir düzenin aletiyiz maalesef,Adetimiz, hissetmeden kullanılmak bazen de.
Belki bilim, ilham ve imkan sunulsaydı,Biraz daha aydınlıktı her şey...
Sormayanlar hatrını, sen bul parayı tanırlar.Bul karayı al parayı, sanma hayat bir kumar.
Düşmanın imanı olsa dinsiz demez kimseye,Dinsizin hakkından gelen imansızdır bu şehirde.Ne dinsizim, ne imansız. İster inan ister inanma,Yaptığım her bir şeyin elbet sorulacaktır hesabı.
Kaideyi bozan istisnalar üretmektir işim.
Tüfek vermek gençlere, yürek vermekten kolaydır.Zaten it köpek dolmuş her yer yumruk atmak olay mı?
Ağzınla kuş tutsan bile unutulmak kuraldır.
Hastalıklar bulaştı herkese etti sirayet,Herkes etti şikayet ki herkeste yok dirayetTüm bunlara binâen hep yapılmakta siyasetHer gün bir yerlerde daim işlenmekte cinayet.
Kul hakkıyla kesen dolarsa yağmur bekleme,Karnın doyar fakat, karabansa her gece.
Nefes alıp veren bu can da çaresiz kalıncaÖzlemim büyük, yolum uzun, ben de bir karınca
Çocuklar ölmesin savaşta, savaş denen şey biraz yavaşla.

Cezmi Ersöz (d. 1959, İstanbul), Türk şair ve yazar.

Yalnızım... Bunca acı tek bir söze nasıl sığabiliyordu?
Yanağımdaki gamzeden haberin yokmuş... Hiç güldüremedin ki üzümü!
Bütün felsefe kitapları ‘Kendin Olma’yı telkin eder. Ancak aydının trajedisi tam da bu noktada her an biraz daha yabancılaştığının farkına varmaktır.
Korkuyu beklemenin telaşı, korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden, sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum ama asla seni sevmekten değil, sevgili!...
Sadece senin aramanı bekliyorum... Sen ararsan, dünya buzlarından arınacak ve hiç olmadığı kadar canlanacak. Sen ararsan, dünya bütün kimsesiz ve kanayan çocuklarıyla birlikte soluk alıp verecek... Sen ararsan... Sen ararsan...
Olmayan bir sevgiliyi inatla beklemek; utandırmaktır aşkı.
Susarsan en büyük hedefsindir.
Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim.
Yara açıktır ve hep içerlere işler. Hayatı senin gibi görmeyenlere anlatsan dinlemezler. Dinleseler inanmazlar. Biz böyle görmüyoruz senin ruhun hasta derler. Kendin gibi birini bulana kadar hastasındır.
Kendin olmak, başkalarına ait zamanlarda, sürüklenmemek için odandan dışarıya çıkmaman gerekir. Çıktığın andan itibaren sen yoksundur artık.
Geç de olsa anlamıştım... Benim için hiçbir şey senden eski değildi...
Ve o da benim gibi eğilip çıkarsın yarasını gizlediği yerden ve o da üstlensin bütün suçları. Tıpkı benim gibi yapsın o da, Onu gören yarasını görsün önce. Çünkü o artık benim içimde gizli bir yerde değil, çok açıkta. Artık yüzümde olacak o yara.
Öyle tutkuluydun ki hayata başlarken... Şimdiyse küçücük bir çiçek teselli ediyor seni... Aradaki o büyük boşluğun adı, Aşk olsa gerek...
Sen benim için kırk yılda bir gibisin; öyle eksik, öyle hazin.
Mademki yokluğumla daha mutlusun, O halde yokluk, benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...
Senin sana rağmen bir yüzün var herkesin ilk aşkına benzeyen beklemek kadar acı, anlamak zor nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi yok karşılığı yüzünün Senin sana rağmen bir yüzün var herkesin ilk aşkına benzeyen yaklaştıkça imkansız uçurumlar nedensiz hayatların o büyük acısı gibi yok karşılığı yüzünün
İnsan bir an geçmişe yenik düşmeye görsün, kırılgansa en dibe kadar gider ve kimse korumaz, tutmaz onu, o düştüğü yerde.
Birini derinden koklamak, eski bir sevgiliye teslim olmaktır.
Ölüme kadar, sana olan aşkımı bir sır gibi saklayıp, bu aşka o derin merhametinle bağlandığın için sana minnettarım. Çok yalnızım ve seni çok özlüyorum...
Oysa seni bir dine bağlanır gibi değil, kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum.
Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için. Madem varlığım acı vermiyor sana, mademki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun; öyleyse yokluğumla kal, sevgili!...
Bir insan hiçbir şeydir, Ancak hiçbir şey de Bir insan değildir.
Boş yere arama mutluluğu, aradığın yerde olmayacak. Bulunca ise tadını çıkar, çünkü hep sende kalmayacak.
Senin için bir şey yapamayışıma, seni bu dünyada yapayalnız, kimsesiz bırakışıma ağlıyorum. Senin için gerçeklik yok, bu hayat, bu Hayatın Kuralları Yok.
Kimi sevsem hiç olmadığı kadar yalnızlaşırdı... Kimi sevsem bütün o yanlış hayatım gizlendiği yerden çıkıp gelirdi... Kimi anlamaya çalışsam hayatımın boşluğu çarpardı yüzüme... Kime elimi uzatsam o unutulmuş ömrümle karşılaşırdım.

Kaos, 2004 yılında çekilen ve 2006'da gösterime giren, Tony Giglio'nun senaristliğini yaptığı ve yönettiği ABD yapımı aksiyon/gerilim filmi. Filmin başrollerinde Jason Statham, Ryan Phillippe ve Wesley Snipes vardır.

Teoriyi pratiğe geçirince her zaman mükemmel işlemez.
Rehineler kötü bir davranışta bulunursa bu cezasız kalamaz. Aksi takdirde isyan çıkar.
Surangama Sutra'da bir pasaj vardır, anlamı şöyledir: Olaylar göründüğü gibi değildir ancak tersi de değildir.
Sistem bozulduğunda sonuç için senin dengelemen gerekir.
Seçimini yapan bununla yaşar.
Rastgele oluşan bir olay modelin tüm parçaları ile matematiksel olarak birleşir.

Quentin Conners: Emriniz var mı?
Martin Jenkiz: Seninle konuşmalıyım Quentin.
Quentin Conners: Çok şanssızsın, çünkü seninle konuşacak hiçbir şeyim yok.
Martin Jenkiz: Ama bu önemli. - Burda mı yaşıyorsun? Bu Dedektif Shane Dekker.
Quentin Conners: Dedektife hiç benzemiyor.
Martin Jenkiz: Senin için de aynı şeyi söyleyebilirim.
Quentin Conners: Ne hoş. (!)
Martin Jenkiz: Shane Takoma'dan transfer edildi. Belki ilgini çeker, onun babası...
Quentin Conners: Nefesini tüketme, umrumda değil. Sadece aklındakini söyle.
Martin Jenkiz: American Global'de rehine durumu var ve senden başkasıyla konuşmak istemiyor.
Quentin Conners: Asla olmaz.
Martin Jenkiz: Asla mı? Ama senin yapman gerekiyor.
Quentin Conners: Nedenmiş?
Shane Dekker: Çünkü insanlar tehlike altında.
Marin Jenkiz: Evet, doğru söylüyor.
Quentin Conners: Yardım etmek isterdim. Ama açığa alındım. Yoksa unuttun mu?
Martin Jenkiz: Şu an itibariyle Quentin, görevine geri dönüyorsun.
Quentin Conners: Nasıl yani?
Martin Jenkiz: Geri dönüyorsun işte. Ama seni tek başına bırakmayacağım.
Quentin Conners: Her zaman yakala.
Martin Jenkiz: Shane yeni ortağın. Onu benim genç halim olarak düşünebilirsin.
Quentin Conners: Ooo, ne güzel. (!)
Martin Jenkiz: Eğer görev benim olsaydı ortağınla birlikte...
Quentin Conners: Eski ortağım!
Martin Jenkiz: ...sizi uzun zaman önce işten atardım.
Quentin Conners: Bir dakikalığına umursadığını sanmıştım.
Martin Jenkiz: Çabuk hazırlan.

Jason York: Vay vay vay! Dedektif Conners gelmiş.
Quentin Conners: Kiminle konuşuyorum?
Jason York: Bana Lorenz diyebilirsin.
Quentin Conners: Peki Lorenz, orda nasılsınız? Bir şey ister misiniz? Yiyecek, tıbbî malzeme filan. Bir patlama duyduk.
Jason York: Buradaki herkes çok iyi. Tabi, işe polislerin karışmamasını isterdim aslında ama artık Seattle'nin en iyisi karşımda değil mi? Ama sen olduğuna sevindim.
Quentin Conners: Evet, ünüm beni aşmış, değil mi?
Jason York: Burnun kalkmasın. Aslında böyle bir tecrübeyi yaşamış birine ihtiyacım vardı. Çünkü dedektif; uzun, dolu ve zengin bir hayat planlıyorum. Seni bu kadar çabuk bulmalarına şaşırdım. Açığa alındığını sanıyordum.
Quentin Conners: Öyleydim. Ama geri geldim. Sendeki eski bilgi.
Jason York: Amacına asla ulaşamayacaksın. Herhalde rehineleri merak ediyorsundur.
Quentin Conners: Evet.
Jason York: Yaklaşık olarak kırk taneler. Şimdi iyi durumdalar tabi ama biri hariç maalesef.
Quentin Conners: Biri mi öldü?
Jason York: Teoriyi pratiğe geçirince her zaman mükemmel işlemiyor, ne yaparsın? Rehineler kötü bir davranışta bulunursa bu cezasız kalamaz, öyle değil mi? Aksi takdirde isyan çıkar. Kaos bunu emreder.
Quentin Conners: Başka ne bekleyeceğim?
Jason York: Aaa, talepler... Senden ve ekibinden toparlanıp gitmenizi istesem çok mu şey istemiş olurum?
Quentin Conners: Demesi kolay.
Jason York: Tamam, o zaman sen hatta kal, ben seninle sonra temasa geçeceğim.
Quentin Conners: Bekle Lorenz.
Jason York: Endişelenme. Yarın güneş doğana kadar bir planım yok zaten. Rahat ol. Bu iş biraz uzun sürecek.
Quentin Conners: E hadi Lorenz, bu konuşma henüz bitmedi.
Jason York: Sabırlı ol dedektif, sabırlı ol. Bir Pearl Köprüsü olayı daha yaşansın istemeyiz, değil mi?

Shane Dekker: Bence Lorenz bir şey anlatmaya çalışıyor.
Quentin Conners: Gerçekten? Söyleyemezsin, değil mi? (!)
Shane Dekker: Konuşma şekli... kesin kelimelerden önce duraklıyor. Kaos teorisini hiç duydun mu?

Shane Dekker: Edward Lorenz, altmışlarda Kaos teorisini buldu. Teori, rastgele oluşan bir olayın aslında düzenin bir parçası olduğunu matematiksel olarak tanımlıyor.
Quentin Conners: Tekrar dene.
Shane Dekker: Bak, şöyle: bir olay başlangıçta rastgele ve ilişkisiz gibi görünebilir. Ama, er ya da geç, sonunda modelin tüm parçaları bir araya gelir.

Shane Dekker: Bunca yıllık hizmetin bir hiç için yandı. İki yüzlüsün!
Quentin Conners: Menfaatçiyim. Görev başında seve seve öldürdüm ama bunu kendileri yok etti. Bana vefalı olsaydılar, benim onlara olduğum gibi, bunların hiçbiri olmazdı. Sistem çöktü. Bol şans dedektif, ilginç bir ortaklık oldu. Ama artık gitmeliyim.
Shane Dekker: Conners!  - Conners!

Sir Charles Spencer Chaplin veya bilinen adıyla Charlie Chaplin (16 Nisan 1889 – 25 Aralık 1977), yarattığı "Şarlo" (Charlot) karakteri ile dünyaca tanınan ve özdeşleşen İngiliz komedi oyuncusu, sinema yönetmeni, kurgucu, yazar ve film müziği bestecisidir. Eleştirmenlerce en beğenilen filmleri arasında The Kid (1921), Altına Hücum (1925), Şehir Işıkları (1931), Modern Zamanlar (1936) ve Büyük Diktatör (1940) yer almaktadır.

Ben bir politikacı değilim ve benim politik kesinliklerim yoktur. Ben bir bireyim ve özgürlüğe inanırım. İşte benim politik görüşümün tümü budur. Diğer yandan ben, aşırı bir vatansever de değilim. Aşırı vatanseverlik Hitleriliğe götürür. Ve biz ondan dersimizi aldık. Ben bir devrim yapmak istemiyorum. Ben sadece birkaç film daha yapmak istiyorum. — (ABD hukuk müsteşarının yeniden giriş vizesini iptal edeceği açıklamasına yönelik olarak konuyla ilgili gazeteciye yorumu, "Mr. Chaplin's Defense", The Guardian, 23 Eylül 1952)
Ben, tek bir şey olarak kalacağım, sadece tek bir şey olarak; o da bir palyaço. O, beni herhangi politikacıdan daha yükseğe ulaştıran bir uçak.
Benim geçmişteki ve halen sürmekte olan en müthiş günahım geçerli görüşlere uymayan bir kişi olmaktır.
Otobiyografim (1964)
Hayat dar alanda trajedi, geniş açıda komedidir.
Asi ve Mavi'den.
Politik açıdan, ben bir anarşistim. Devletlerden, kurallardan ve esaretten nefret ediyorum. Hayvanları kafeste görmeye tahammülüm yok. İnsanlar özgür olmalılardır.
Tanrı ile barış içindeyim. Benim çatışmam insanlarla. — (Monsieur Verdoux, 1947)
Üzgünüm ama ben bir imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Kimseyi yönetmek ya da fethetmek de istemiyorum. Herkese yardım etmek istiyorum. Yahudi, Yahudi olmayan, siyahi, beyaz. Hepimiz başkalarına yardım etmeliyiz. İnsanlık böyle başlar. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, üzüntüsü için değil. Bu dünyada, herkes için yer vardır, yeryüzü zengindir ve bunu herkes paylaşabilir. Yaşam tarzımız özgürlük ve güzellik olmalıdır. Ama biz yolumuzu kaybettik. Açgözlülük insan ruhunu zehirledi, dünyayı nefretle kuşattı, bazıları bizi üzüntü içinde bıraktı. Hızlı geliştik ama bu sırada kendimize de zarar verdik. İstediklerimizi elde etmek için makineleri kullandık. Bilgimizi olumsuz, zekamızı sert ve kaba kullandık. Çok fazla düşündük ama çok az hissettik. Makinelerden çok, insanlığa ihtiyacımız var. Zekadan çok şefkat ve kibarlığa ihtiyacımız var. Bunlar olmadan yaşam şiddet dolu olur ve her şeyi kaybederiz.Uçaklar ve radyo bizi yakınlaştırıyor. Bu icatlar insanlığın erdemlerini etkileyecek ve insanlar arasındaki kardeşliği ve birliği geçekleştirebilecek. Şu anda bile sesim milyonlarca insana, milyonlarca umutsuz erkek, kadın ve çocuğa erişiyor. Sistemin kurbanlarına ve işkence çeken kişilere ve hapisteki masum insanlara. Beni duyanlara şunu söyleyeceğim, umutsuzluğa kapılmayın. Umutsuzluk şu an üzerimizde ama bunu da atlatacağız. İnsanlığın ilerlemesinden korkanlar ezilip gidecekler. İnsanlığın nefreti geçecek, diktatörler ölecek ve onların insanlardan aldığı güç insanlara geri dönecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır.Askerler, kendinizi bu zebanilere teslim etmeyin. Sizi küçümseyen, sizleri köle yapan yaşamlarınızı sistematikleştiren, ne düşüneceğinizi, ne hissedeceğinizi, ne yapacağınızı söyleyen sizi terbiye eden, size koyun gibi davranıp, savaşa gönderen bu insanlara. Kendinizi makine kalpli, makine düşünceli, bu makine kalpli, makine adamlara teslim etmeyin. Sizler makine değilsiniz, sizler koyun değilsiniz, sizler insansınız. Kalbinizde insanlık sevgisine sahipsiniz. Sizler nefret etmezsiniz sadece hiç sevilmemiş olanlar nefret eder hiç sevilmemişlik doğal olmayandır. Sevgisiz ve nefret dolu olmayın. Askerler, kölelik için savaşmayın, özgürlük için savaşın!

Charlie Chaplin de İki Savaş arası zamanın yüzü'dür ve peki nedir? Chaplin'de insanın son direnişini, çırpınışını, çaresizliği nedeniyle kurnazlığını, görüyorum. Charlie, ekonomik ve teknolojik açıdan ileri, işletmeleri en büyük olan coğrafyalarda son insandır; hep büyük yapılardan, devleşmiş insanlar aracılığıyla kapı dışı ediliyor. — Yalçın Küçük
Şarlo, tekellerin soğuk ve bürokratik yapılar olarak temel renk oldukları bir dünyada bir sevimli Don Kişot'tur. Farkı, ikincisinin saldırgan ve alık ve Şarlo'nun savunmacı ve kurnaz olmasındandır. — Yalçın Küçük

Charles Bradlaugh (26 Eylül 1833 - 30 Ocak 1891) İngiliz siyasi aktivist ve ateistti .  Holyoake'nin 1851'de "laiklik" terimini icat etmesinden  yıl sonra , 1866'da Ulusal Seküler Topluluğu kurdu .

Ateizmin sade bir toplum formu.
Özgürlüğün baş düşmanı teolojidir.
Kafir kelimesi bir şeref terimi olmalı.
Ateizm Tanrısızdır. Tanrı olduğunu iddia etmez.
İtiraz edeceğim bir mahkeme var: kamuoyu mahkemesi.
Ateist, Tanrısız, insanlığa sempati, sevgi, umut, çaba, yardım için bekliyorum.
Ayık düşünceye ne yazık ki müdahale ediyorlar ve beyninizle Şeytan'ı oynuyorlar.
İstismar bir gün içinde ölür, ancak inkar halkın hayatını öldürür ve yarışın ümitlerini sarar.
‘Tanrı' sözcüğü benim için, herhangi bir berrak ya da belirgin olumlama taşımayan bir sestir.
İfade özgürlüğünü reddetmekten çok, ifade özgürlüğünü bin kat kötüye kullanmak daha iyidir.
Bu bedenimin olabildiğince ucuza gömülmesi ve cenazemde konuşma yapılmasına izin verilmemesi.
Ateist, "Tanrı yoktur," demez; "Tanrı derken ne kastettiğinizi anlamıyorum. Bende Tanrı diye bir fikir yok.
İfade özgürlüğü olmadan Gerçeğin aranması mümkün değildir; ifade özgürlüğü olmadan Gerçeğin keşfi yararlı değildir.
İfade özgürlüğü olmadan ilerleme kontrol edilir ve uluslar artık geleceğin insan için taşıdığı asil yaşama doğru ilerleyemez.
Herhangi biri için özel bir şeref talep ediliyorsa, o zaman sapkınlık onu insan türünün en gerçek hizmetkarı olarak görmelidir.
Siz Hıristiyanları takip edemem; Ben ayaklarımın üzerinde yürürken, sen hayatını dizlerinin üzerinde sürünmeye çalışıyorsun.
Tanrı'nın kendilerine ödüllendirdiği hayattaki çok şeyden memnun olmanın, sefillerin ve sefillerin görevi olduğu inancını azaltmak bir kazanç değil mi?
Muhtemelen atlamak için iyi nedenleri vardı. Kafir bir zihin, bir elçiyi yarı denizlerde şaka yapabilir ve kafasını suyun üzerinde tutamayan havarili bir bekçiyle alay edebilir.
"Tanrı" yı inkar etmiyorum, çünkü bu kelime bana hiçbir fikir vermiyor ve bana belirgin bir onaylama sunmayan ve sözde onaylayanın anlayışı olmayan şeyleri inkar edemem.
Hiçbir din, hiçbir insan tarafından aniden reddedilmez; yavaş yavaş büyümüştür. Hiç kimse bir dinin öldüğünü görmez; Ölü dinler, ölü diller ve modası geçmiş gelenekler gibidir.
Ben iftiraya uğradığımda, hiçbir şey fark etmezsem, dünya iftiraya inanır. Eğer dava açarsam, imtiyaz için yaklaşık yüz sterlinlik bir bedel ödemem ve ülkenin bildiği en küçük parayı tazmin etmem gerekiyor.
En bağnazlar dışında herhangi biri, sonsuz eziyetin insan ailesinin büyük çoğunluğunun muhtemel kaderi olduğuna dair korkunç öğretiye inanmamayı insanlığa kesin bir kazanç olmadığını iddia edecek mi?
Ateistler şimdi insanlara ahlaklı olmayı öğretirlerdi, çünkü Tanrı yavaş yavaş bir teşvik ödülü olarak sunduğundan değil, erdemli eylemin kendisi anında iyilik yapana ve onu çevreleyen çevreye sigortalandığı için.
Tanrı olan Dört İncil'in İsa'sı çarmıhta haykırdı Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin? Tanrı kendini terk edemez, İsa Tanrı'nın kendisiydi. Yine de Tanrı İsa'yı terk etti ve İsa neden terk edildiğini öğrenmek için haykırdı.
İsa'nın öğretilerinde ona birinci derecede yer verdiği erdemlerin başında ruh yoksulluğu mudur? Hatta bir erdem mi? Kesinlikle hayır. Ruhun erkeksi, ruhun dürüstlüğü, haklı amacın doluluğu, bunlar erdemlerdir; ruh yoksulluğu bir suçtur.
Son birkaç yüzyılın iyileştirici yürüyüşü, her çağın kâfirleri tarafından başlatılmış olsa da, bir yüzyılın dindarları tarafından kafir olarak kınanan ve zulmedilen erkeklerin ve kadınların, sonraki nesillerin dindarları tarafından sık sık aziz olarak iddia edildiğini kabul ediyorum.

Charles Robert Darwin (d. 12 Şubat 1809 Shrewsbury, İngiltere – ö. 19 Nisan 1882 Downe, İngiltere), yaşamın evrimi sürecinin ana hatlarını özetleyen ve evrimin doğal ve cinsel seçilim yoluyla açıklanabileceğini önererek kalıcı bir üne sahip olan İngiliz doğabilimci.

Bir cumhuriyet, adalet ve onur ilkelerini kafasına yerleştirmiş bir insan kitlesine sahip olmaksızın sağlanamaz.
Bölüm VII

Belki de eğer "bir maymundan geldiğimiz" gerçeğini kabul etseydik, tarih boyunca birçok yıkıma sebep olan o yıkıcı primat dürtülerini daha kolay bastırabilirdik.
Zevk ve acıyı, mutluluğu ve ıstırabı hissetme kabiliyetleri esas alındığında, insanlar ve hayvanlar arasında fark yoktur.
Kölemiz yaptığımız hayvanları, eşitimiz olarak görmek istemiyoruz.
Bir saatlik bir zaman bile kaybetmeye cesaret edebilen bir kimse yaşamın önemini kavrayamamış demektir.
Orijinali: A man who dares to waste one hour of time has not discovered the value of life.

Bir insan hem Tanrı'ya hem de evrim fikrine inanabilir. Bundan şüphe edilmesi bana saçma geliyor.
Din ve bilimin birbirinden ayrı tutulmasını pek anlayamıyorum. Ama şundan eminim ki bu iki ekolün birbirine bu kadar acımasızca saldırması için hiçbir sebep yok.
En aykırı fikirleri savunduğum zamanlarda bile, Tanrı'nın varlığını inkar edecek bir ateist olmadım.

Hayatın başlangıcına ait gizem bizim tarafımızdan çözülemez; o yüzden ben kendi adıma agnostik kalmaktan memnunum.
Gördüğüm en olağanüstü çalışan işçiler; Şili'deki maden işçileri, yalnızca sebze yerler (ayrıca bazı baklagil ve tohumları).
Eğer ki hayatımı baştan yaşayabilseydim, kendime her hafta en azından bir kez biraz şiir okuma ve biraz müzik dinleme kuralı koyardım.
Bu konuyla ilgili teolojik görüşlere gelirsek... Bu hep bana acı verici gelmiştir. Beni şaşkına çeviriyor. Aslında ateist bir dilde yazmaya hiç niyetim yok. Ancak dört bir yanımızın dizayn ve mutlak iyiliğe dair kanıtlarla çevrili olduğuna dair izleri diğerlerinin görebildiği gibi doğrudan göremiyorum, keşke görebilseydim. Dünya'da çok fazla gizem var gibi. Mutlak iyi olan ve her şeye gücü yeten bir Tanrı'nın, canlı tırtılların vücudundan beslenen Ichneumonidae yaban arılarını ya da fareyle oynayan bir kediyi yarattığına kendimi ikna edemiyorum. Buna inanmayan biri olarak, gözün de açık bir şekilde tasarlanmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Öte yandan bu harika evrenin ve özellikle de insan doğasının saf kaba kuvvetin bir sonucu olduğuna inanmak zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. Her şeyin tasarlanmış yasaların etkisi altında olduğunu; detayların ise iyi veya kötü, şans diyebileceğimiz bir sürecin sonucu olduğunu düşünmeye eğilimliyim. Bu nosyon beni tamamen tatmin ediyor değil. Tüm bu konunun insan zekası için çok derin olduğunu hissediyorum. Bir köpek de Newton'un zekası hakkında spekülasyonda bulunabilir. Bırakın herkes istediğini umsun ve istediğine inansın.
22 Mayıs 1860, Asa Gray'e yazdığı mektup

Çeşitli bitkilerle kaplı, çalılıklarında kuşların ötüştüğü, türlü böceklerin uçuştuğu; nemli toprağında tırtılların, solucanların süründüğü bir yamaca bakıp, birbirinden böylesine farklı, ve birbirine böylesine karmaşık bir tarzda bağımlı ve ustalıkla yapılmış bütün o canlı biçimlerin, çevremizde etkilerini sürdüreduran yasaların ürünleri olduğunu düşünmek ilginçtir. Bu yasalar -geniş bir anlamda- Üreme ve Büyüme; Soyaçekim (hemen hemen üremenin kapsamında kalır); yaşam koşullarının ve parçalarının kullanılıp kullanılmamasının doğrudan ve dolaylı etkilerinin sonucu olan değişkenliktir; üreme öylesine hızlıdır ki Yaşama Savaşına yol açar; ve bunun sonucu Iranın Iraksamasını ve az gelişmiş biçimlerin tükenmesini zorunlu kılan Doğal Seçmedir. Böylece, doğanın savaşından, açlıktan ve ölümden, düşünebildiğimiz en yüce ereğe, daha yukarı hayvanların oluşmasına varılır. Bir ya da birkaç biçimde başlayan yaşamı böyle anlayan ve bu gezegen çekimin değişmez yasasına göre dönüp dururken, böylesine basit bir başlangıçtan en güzel, en olağanüstü biçimlerin evrimleşmiş ve evrimleşmekte olduğunu kavrayan bu yaşam görüşünde gerçekten ihtişam vardır.
Türlerin Kökeni, 1. Baskı Taslağı'ndan çeviri
İnsanlık medeniyet yolunda ilerledikçe ve küçük kabilelerden büyük topluluklar oluştukça, her bireyin toplumsallık güdüsünü ve anlayışını aynı milletin bütün üyelerine doğru -birebir tanımasa da- genişletmek zorunda olduğu kolayca anlaşılıyor. Bu noktaya bir kez gelindikten sonra, bu anlayışın bütün milletlerden ve ırklardan insanlara doğru genişletilmesine engel olan, yalnızca yapay bir sınırdır. Bir grup insan, bizden görünüş veya davranış bakımından farklıysa onu bizimle eşit bir yaratık olarak görmemiz için ne kadar uzun bir zaman gerektiğini, ne yazık ki, deneyimlerimiz bize gösteriyor. 'İnsan' sınırının ötesine uzanan bir anlayış, yani bizden daha aşağı olan hayvanlara da insanlık gösterebilmek ise, en yeni ahlaki kazanımlardan biri gibi duruyor. Vahşiler bu duyguyu taşımaz, yalnızca evcil hayvanları için bunu hissederler. Romalıların da bu duyguyu ne kadar az tattıkları, korkunç gladyatör dövüşlerinden anlaşılıyor. İnsanlığın bu ince düşüncesi, görebildiğim kadarıyla, Pampalı Gaucho'lar için de yeni. İnsanın sahip olduğu en yüce erdemlerden olan bu erdem, anlayışımızın hassaslaşmasından ve yaygınlaşmasından doğuyor gibi gözüküyor. Bu erdem, bir grup insan tarafından değerli görülüp uygulandıkça, eğitim ve örnek olma yoluyla gençlere de geçecek ve sonuçta toplumun paylaşılan düşüncelerinin arasında yerini alacaktır.
Bu yaşamın görünümünde bir müthişlik var; birbirinden farklı güçleriyle bir ya da birkaç biçime yaşam verilmekte  ve bu gezegen, sabit yer çekimi yasasına göre devir yapmaktayken  çok da basit olan bir başlangıçtan en güzel ve en harika sonsuz biçimlerde evrilerek var oluyorlar.

İnsan kibirle kendini müthiş bir başarı olarak görür, ilahi bir varlığa layık gibi. Ancak bence kendisinin hayvanlardan geldiğini kabul etmek daha saygıya değer bir şey.
Orijinali: Man in his arrogance thinks of himself a great work, worthy the interposition of a deity. [Yet it is] more humble and, I believe, true to consider him created from animals.

Sen bir ilahiyatçısın, ben ise doğa kanunlarıyla uğraşan bir bilginim. Bu iki alan, birbirlerinden farklı ve ayrı şeylerdir. Ben olayları araştırır ve bilimsel gerçekleri keşfetmeye çalışırım; fakat bunu yaparken İncil'e bakmam ve dayanmam ve bu tür kitaplarda söylenenlere aldırmam.
Varolan, türlerin en güçlüsü değildir, en zekisi de değildir. Hayatta kalan, değişime en çok ayak uydurabilendir.

Kalıtım bilimi konusundaki çalışmalarım su götürmez bir şekilde gösterdi ki Darwin canlıların uzun bir zaman alarak doğal seçilimle nasıl meydana geldiğine, ortak bir atadan nasıl türediğine ilişkin söylediklerinde haklıydı. Darwin'in moleküler biyoloji bilmediği düşünülünce onun ne kadar ileri görüşlü olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi DNA'nın dijital koduna ulaştık ki bu evrimin en sağlam kanıtı. — Francis Collins 
Ben o zamanlar 'aceleci bir delikanlıydım'. Darwin ise, derhal kişisel ün sahibi olmaktansa keşfettiği gerçeğin tam bir ispatını arayan sabırlı ve itinalı bir öğrenciydi. — Alfred Russel Wallace

Charles John Huffam Dickens ( 7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870), İngiliz yazar ve toplum eleştirmeni.

Umudunuzu yitirmeyin!   
Kötü arkadaş iyi huyu bozar.    
Unutmak sana göre bir şey değil.  
Hayatta kaldığıma inanamıyorum.  
Soru sorma, sana yalan söylemez.    
Yaşamın tadını çıkarın, canını değil!    
Bırakın aklı başında düşünebileyim.   
Genç yaşta ölmüş biri gibiyim ben.!  
Hayatta giydiğimiz zincirleri takarız.    
Kimsenin kimseye güvendiği yoktu.    
Dünyamız bir kırık düşler dünyasıdır.    
Acıyla başlayan şeyler acıyla biterler.   
Özgürlük uğruna sabra ihtiyacımız var.    
Yapayalnızım artık. Sanki ölüymüşüm gibi.    
Sevgi ne birden var olur, ne birden yok olur.   
Dayanamadığım bir şey varsa o da belirsizlik!   
Onca kalabalığa rağmen, bu nasıl bir yalnızlık!  
Çaresizlik aslında insanlara büyük birgüç verir.   
Çok küçük bir anahtar çok ağır bir kapı açacaktır.  
İnsan hayatını güvence altında tutmak çok zor..   
Bir yığın insan ama gene de bir kimsesizlik var!    
Ölümden korkmak mı? Asıl trajedi, yaşamaktır..   
Bu dünyaya ait olduğumu hissetmiyorum pek.!   
Zaten sevgi daima nefretten üstün değil midir?    
Soru sorma ve sonra sana yalan söylenmeyecek.  
İnsan hiçbir yerde kendisinden iyi dost bulamaz.    
Yasanın insana işkence etmesi ağır bir ceza bence.    
En büyük arzum bu düzene ait olduğumu unutmak.     
Mutsuz bir başlangıçtan da mutlu bir sonuç çıkmıyor.  
Şimdi, ben yalnız değilim, sen öyle sanabilirsin ama.  
Ben bu hayattan bunaldım artık, her gün aynı şeyler.      
Gözyaşları üzüntü kadar sevinç anlamına da gelebilir.    
Bizi bastırmak için kendi zincirlerimizi oluşturuyoruz.  
Çıkışı insan kendisi bulur, çıkış noktası kendisi gelmez.  
Başarıyı farklı olduğunuzu hissettiğiniz an yakalarsınız.     
Gözyaşlarından utanmamıza hiçbir zaman gerek yoktur.   
Basit gerçekler kadar güçlü ve güvenli hiçbir şey yoktur.  
Zaferi göremeyebiliriz!  Ama o yolda yürümüş olacağız.    
Acı ve ümitsizlik, dedim, müthiş bir güç barındırır içinde.  
Amacıma ulaşmak için gerekli kararı vermek bir felaketti.  
Hepimiz hayatımızı kazanmak için ne cefalalar çekiyoruz!    
Bazı insanlar  kendinden başka kimsenin düşmanı değildir.  
Bilgili olan her kişi işe bilgisizlikten başlamak zorundadır.     
Bazen bir gözü yummak, o gözle bakmaktan daha etkili olur.    
Dürüstlüğünle övünme! hayatın ne getireceğini bilemezsin.  
Bir memleketin yükselmesi ev ve aile muhabbetine baglıdır.  
Her şey nasıl da tersine dönmüş. Katiller suçsuzları yargılıyor.   
Yapabildiğin kadar yap ve onun hakkında olabildiğince konuş.
Aşağılık yaratıklar, yüksektekilerden daima nefret etmişlerdir.  
Felaketle başlayan bir hayat nasıl mutlulukla sonuçlanacaktı ki?  
Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için derin bir sır ve gizemdir.  
Yaşanan tüm olaylar dünde kalmıştı; kurduğumuz hayaller de...     
Aptallarla dolu bir dünyada yaşarken sinirlenmemem olanaksız.   
İnsan resimden anlamayan birinin tabloları eleştirmesine kızmaz.  
İnsan başkalarını iyileştirmeden kendisini gerçekten geliştiremez.  
Beklentisi olmamalı insanın, yoksa hep hayal kırıklığına uğrarsınız.   
Bu dünyada kimsenin yükünü hafifleten hiç kimse yararsız değildir.   
İnsan yaşamında ayrılıklar ve kavuşmalar hep gözyaşı ile bezenirdi.   
Gemileri batıranlar, akıntıya kapılmış giden buz dağları olurdu hep.    
Köpeğin havlaması iyidir, ama en büyük erdemi güvenilir olmasıdır.    
Gerçek renkler inceliklidir. Seçebilmek için daha açık bir görüş ister.     
Hepimizin elinde birçok iyilik var ama çoğumuz değerini bilmiyoruz.      
Siz gönül nedir bilmezsiniz. Sevgi, şefkat gibi duygularınız yoktur sizin.    
Mutlu olmaya ne hakkın var senin? Mutlu olmak için bir nedenin var mı?   
Cumhuriyet Birdir ve Bölünemez. Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm.    
Cumhuriyet her şeyden üstündür ve halkın çıkarları her şeyden önemlidir.    
Ellerinden sadece beklemek geliyordu, hiçbir şey yapamadan beklemek...    
Ne de olsa zihinler da denizler gibidir; derinlik ancak derinliklere yanıt verir.
Aklı başında halinize güvenmeyin, günlerin ne getireceğini bilemiyor insan.!   
Umutsuz menfaatler için umutsuz oyunların döndüğü umutsuz bir zaman bu.    
Hiçbir pişmanlık, iş işten geçtikten sonra duyulan pişmanlık kadar acı değildir.  
Dünyada öyle aç insanlar var ki, onlar Tanrıyı ancak ekmek biçiminde görürler.   
Elinizden geleni yapın. Hayatı bazen boşa harcıyor olsak dahi, uğraşmaya değer.  
Erken yaşta ölmüş biri gibiyim. Tüm yaşantım başka türlü olabilirdi'lerle geçiyor.   
İyi bir şeye sahip olup onu yitirmek mi yoksa ona hiç sahip olmamak mı daha iyi?     
İnsanlar bazen karşılarındakine zihnen uzak oldukları için anlamakta güçlük çekerler.  
İnsanlar hakkındaki kararlarımı kendim veririm. Başkalarının fikirlerine ihtiyaç duymam.  
En önemli şey, olabileceğiniz şey için ne olduğunuzu feda etmeye her zaman hazır olmaktır.  
Dünyadaki tüm kötülüklerle baş etmenin en iyi yolu iyi kitaplar okumak olduğunu öğrendim.
Benim tavsiyem, bugün yapabileceklerinizi asla yarın yapmamaktır. Erteleme zaman hırsızıdır.  
Dünyadaki tüm kötülüklerle baş etmenin en iyi yolu iyi kitaplar okumak olduğunu öğrendim.
İnsanların kusurları, ihmalleri yüzünden meydana gelen hastalıklar her türden kurban seçerler.   
Bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak, her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur.  
Hiçbir şey yoksulluk kadar ezici olamaz. Hiçbir şey de servet peşinde koşmak kadar aşağılanmamıştır.  
Asla sertleşmeyen bir bilinçe, asla yorulmayan bir mizaç ve asla incinmeyen bir dokunuşa sahip olun.    
O sayılı günlerden birini yaşamayıp da ilk halkası meydana gelmeseydi, bu zincir belki de hiç örülmezdi.  
Her insanın bir diğeri için engin bir muamma oluşu, üzerine kafa yorulması gereken şaşırtıcı bir gerçektir.   
İnsanın bedenini ne örterse örtsün, beyninden geçen düşünceler bunlardan geçerek kendisini ifade eder.    
Sözlerimin yalnız sözlükteki anlamını değil, içindeki duyguları da anlayabilseydi, bana acıyacağını sanıyorum.   
İnsan hiçbir dostuna para yardımı etmemeli. Çünkü dosta para yatırmak demek o dostu kaybetmek demektir.   
Zaten hayatımız boyunca sergilediğimiz bütün zayıflıklar ve saygısız davranışlar hep sevmediğimiz insanlar yüzündendir.   
Şüphe ve korku bulaşıcı bir hastalık gibi aramızda dolaşıyordu ve yeryüzünde bunun kadar bulaşıcı başka hiçbir şey yoktur.   
Kesinlikle bildiğim bir şey varsa şudur: İnsan ekmek yaparsa kibar olamıyor da bira yaparsa, şarap yaparsa ille kibar sayılıyor.   
Dünyada hiç kimsenin kendisi kadar yakın dostu yoktur. Yalnız bazen de insanlar kendi kendilerinin en büyük düşmanı olurlar.   
Zamanı gelene kadar kimse içinin derinliklerinde ne olduğunu bilmez.. Bazı insanlar için asla böyle bir zaman da gelmez; ne mutlu onlara..!   
Daha az duyarlı olabilsem, insanları daha az sevebilsem, midem de sinirlerim de sağlamlaşır, demir gibi olurdu. Keşke vurdumduymaz olabilseydim.    
Perili Ev bir bakıma aklın kapı eşiğinde bırakıldığı, korkmak için oraya gelip korku ve kuşkularını birbirine bulaştırıp sonunda korkunun hakimiyetine girenlerin evidir.   
Amerikan beyefendisini bilmiyorum ben, Tanrı beni böyle iki kelimeyi yan yana kullandığım için affetsin.
(I do not know the American gentleman, God forgive me for putting two such words together.)
Bu dünyada bir diğerinin yükünü hafifleten hiç kimse yararsız değildir.
(No one is useless in this world who lightens the burdens of another.)

François Marie Charles Fourier (7 Nisan 1772 - 10 Ekim 1837) Fransız ütopik sosyalist ve filozof.

Başka bir DÜNYA mümkün!  
Medeniyet, SOSYAL bir plandır.  
Her zaman en iyi ÖZGÜRLÜK olmuştur.
Bir kişi ülke medeniyetini yargılayabilir.   
Cazibe merkezleri ÜZÜNTÜLERLE orantılıdır.
Aile, kendisinden kaçması gereken bir gruptur...
Filozoflar, tutkuların çok canlı, ateşli olduğunu söylüyor.
Medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dâhilere kümes.   
Medeniyet altında yoksulluk, süperliğin kendisinden doğar.
Dünyanın birinci sınıfı olan ticaret, dünyadaki türünün ilk örneğidir.
Kadın haklarının yaygınlaştırılması, tüm sosyal ilerlemelerin temel ilkesidir.  
Kim daha akıllıdır: Yaşam boyu çiçek eken adam mı yoksa dikenlerle kıl kılan mı?  
Felsefe, özgürlüğü övmek konusunda haklıydı; tüm canlıların en büyük arzusudur.  
Neden kadınlara üçüncü cinsiyetten talep edecekleri bağımsızlığı vermeyi reddediyorlar?  
Elbette, her sosyal dönemde, baskın saçmalıklara saygı göstermek için gençlik yapılmalı.  
Bir ülkenin uygarlık derecesini kadınlarının sosyal ve politik durumuna göre değerlendirebilir.  
Tüccarların ev sahipliği yapan şehirler, sokakları sınırsız ve amaçsız süren avukatlarla doludur.  
Medeniyet halkları, zavallılıklarının endüstrinin ilerleyişi ile doğru orantılı olarak arttığını görüyor.  
Medeniyet, gezegendeki sosyal bir vebadır ve kötü muamele hastalıkları için bir virüs kadar gerekli.  
En iyi ulusların her zaman kadınlar için en fazla özgürlüğü kabul eden insanlar olduğu bilinmektedir.   
Bir zamanlar insanlar papanın yanılmazlığı hakkında konuştular; Bugün, kurmak istedikleri tüccarınkidir.  
Medeni, Morphs veya sahte erdem teorileri sağlar. Bu kusursuz babalık, sahte bir erdemdir, zevk bencilliğidir.
Birkaç yıl boyunca. Bu çalışmak bir zevk. ve sonra hermafrodit zulmüne karşı protesto duyarsınız. Sadece hadi
Felsefe, medeni toplumlarda, eğer sıradan insanlar servetten yoksunsa, özgürlüğün aldatıcı olmadığını unutmuş.
Şüphe yöntemi medeniyete uygulanmalıdır; gerekliliğinden, mükemmelliğinden ve kalıcılığından şüphe etmeliyiz.  
Çakıl taşlarını toplayıp bir kutuya koyun ve sallayın, hiç bir sanatçının beceremeyeceği kadar uyumlu bir mozaik elde edersiniz.
Despots, haksız yere kötü muamele görmüş ve haksızlığa uğramış köpeğin dostluğunu tercih etmekte ve kendisini haksız yere adamaktadır.  
Toplumsal ilerleme ve tarihsel dönemin değişimleri, kadınların özgürlüğe doğru ilerlemesiyle orantılı olarak gerçekleşir ve toplumsal gerileme, kadın özgürlüğünün azalması sonucu meydana gelir.  
İnsanların daha çocukluktan itibaren yaşamlarının toplumsal kurallarla baskı altına alınıp, özgürlüklerinin, cinselliklerinin kısıtlanması, kendini baskılama ve içe atma yoluyla değişik psikolojik sorunlara yol açar.  
Zenginlik olmadan düşüncesizce ona özgürlük vermede, onun fiziksel işkencesini zihinsel bir işkence ile değiştirirsiniz. Böylece insanlara özgürlük verdiğinizde, konforun ve endüstriyel çekiciliğin garantisi olan iki destekle desteklenmeli ...   
Tutarsız düzen toplumlarında hemen her çocuk öğretmenlerin ya da babanın kaprisine göre değişen bir eğitim görür.Bunun,saattan saata değişen her türlü çalışmaya çocuğu yönlendirmek isteyen doğanın öngördüğü eğitimle hiçbir ortak noktası yoktur.   
Zenginlikten yoksun özgür adam derhal zenginin boyunduruğunun altına battı. Yeni kurtulan köle, kendi geçimini sağlama ihtiyacından korkuyor ve Damokles'in kılıcı gibi sarkan bu yeni kaygıdan kaçmak için kendisini köleliğe geri satmaya acele ediyor.
Medeniyet… çocuklarını, refahlarını sağlayamadan çok fazla üreterek öldürüyor. Ahlak ya da sahte erdem teorileri, kendilerini yoksulluktan satmaya zorlanan topçu yemi, terbiyecilerin karınca yuvası üretmeye teşvik eder. Bu kusursuz babalık, sahte bir erdemdir, zevk bencilliğidir.  
Tutkuları şiddetle sıkıştırmak kolaydır. Felsefe onları bir kalem darbesiyle bastırır. Kilitler ve kılıç tatlı ahlakın yardımına gelir, ancak doğa bu yargılara itiraz eder; O, haklarını gizlice geri alır. Bir noktada boğulan tutku, bir dike tarafından tutulan suya benzer bir şekilde tekrar ortaya çıkar; Yakında kapalı olan bir ülser sıvısı gibi içe doğru sürülür.

Sözleri
Zihin evrenseldir.
Kıyamet şu anda yaşanıyor.. Her gün.
Eğer kendinle barışık olmazsan hiçbir para işe yaramaz.
Nefes alma isteği çok güçlü ama insanlar bunu henüz algılamadılar.
Ben TEK değilim. Hiç kimse TEK değil. Herkes tek. Herkesin içinde bir TEK vardır.
Eğer isteseydim bu dünyanın en tehlikeli insanı olurdum. Ama ben sadece kendim olmak istedim.
Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz. Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz.
Benim babam cezaevi. Benim babam sizin sisteminiz. Ben sizin yarattığınız şeyim. Ben sizin yansımanızım.
Aslında birinin öldürülmesi beni üzer. Kediler, köpekler, yılanlar...Hatta et bile yemem ben. Ben öldürmeye bu kadar karşıyım işte.
Dışarısı senin için nedir? Bir sınır farzet. Hangi taraf içerisi, hangi taraf dışarısı? Senin için dışarısı, senin dışarın. Benim dışarım ise burası.
Ben kimseyi öldürmedim, kimseyi öldürtmedim, bıçaklarıyla üzerinize gelen çocuklar, onlar sizin çocuklarınız, onlara ben öğretmedim. Siz öğrettiniz.
Siz et yiyorsunuz. Sizden daha iyi şeyleri öldürüyorsunuz. Sonra da çocuklarınıza öldürmenin ne kadar kötü olduğunu anlatıyorsunuz. Çocuklarınızı bu hale siz getirdiniz.
Ben kimseyi öldürmedim, kimseyi öldürtmedim, bıçaklarıyla üzerinize gelen çocuklar, onlar sizin çocuklarınız, onlara ben öğretmedim. Siz öğrettiniz.

Ne yazık ki savaş, soykırım ve kitlesel öldürmeler “normal insan davranışı”dır; çünkü hepsi de düzenli bir şekilde meydana gelir. Tarihe ister savaş, çekişme ve şiddet ile ara verilen barış dönemleri ya da barışla ara verilen savaş, çekişme, şiddet dönemleri olarak bakabilirsiniz. Bir tarihçi olarak, insan agresyonunu, kabalığını, şiddeti ve çekişmelerini insan tarihinin tam da merkezinde olduğunu düşünüyorum. Çoğumuzun kabul etmek isteyebileceğinden daha fazla “normal”lik söz konusu; çünkü biz insanlar kendimizle alakalı bazı ilüzyonlardan vazgeçmekte zorlanıyoruz. Kim olduğumuz ve ne yaptığımız gerçeğini doğrudan görmekten çekiniyoruz; çünkü gerçeğin bizi üzmesinden korkuyoruz.
Tarihin bize verdiği kanıt, insanların zalim ve canavarca eylemleri yapabilme kapasitesine sahip olduğunu  gösteriyor, hem bireysel olarak hem de bir gruba dahil olarak. Soykırımı “bir grup güçlü bireyin akıldışı bir davranışı” olarak göremememin sebebi bu. Tam tersine soykırım, bizim neleri yapabileceğimizin çok net bir ispatıdır. Soykırımsal boyutlardaki mega suçlar, insan tarihinin görünen yüzünün hemen arkasında meydana gelmeyi bekliyor; çünkü kurbanlaştırdığımız hayvanların başına daima bu olay geliyor. Yahudi yazar Isaac Bashevis Singer söz konusu hayvanlar olunca bütün insanların birer Nazi olduğunu söylemiştir. Hayvanların yaşadığı şey, “Sonsuz Treblinka”’dır.
Masum canlıların kitlesel olarak öldürülmesine 1945’te son verilmedi ki; sadece hayvanların “sonsuza dek” sömürülmesi ve katledilmesine doğru bir rota değişikliği yaşandı; bu da insan baskısı ve şiddetinin bir modeli ve itici gücü olmaya yaradı. Mezbahalar olduğu sürece Treblinka ve Auschwitz daima var olacak. Yahudi Alman düşünür Theodor Adorno’nun söylediği gibi, “ Auschwitz, birisi bir mezbahaya bakıp, “ama onlar hayvan” diye düşündüğünde başlar”.
Hayvanların katledilmesini güçlünün güçsüzleri sömürmeye hakkı olduğu şeklinde onayladığımız sürece birbirimize karşı şiddet uygulamaya ve yıkıcı davranışlarda bulunmaya devam edeceğiz. Adolf Hitler, “gücü olmayan, hayatta kalmış şansını hakkını kaybeder” diyor. Savaşı kaybettiyse de onun faşist görüşü başarılı oldu, ne kadar ironik. İnsan uygarlığı da bu faşist görüşle yapıyor yapacağını; inekler, domuzlar, koyunlar, tavuklar ve diğer hayvanlar kendilerini savunamadığı için, hayatta kalma haklarını kaybediyorlar. Bundan dolayı onlara ne istersek yapmakta özgürüz sanıyoruz. Elbette hayvanlara yardım etmenin en önemli yolu, onları yememektir. Herkes en azından bunu yapabilir: Mezbahaları ağzınızdan uzak tutun.
Yirminci yüzyılın kanıtlayacağı gibi Amerika’daki mezbahaların endüstriyel itlafı ile Nazi Almanyası’nın montaj hattı seri itlafı arasında sadece bir adım vardı.
Her şeye hükmeden tür olma yolunda yükselişimizin tarihi boyunca hayvanları kurban etmemiz birbirimizi kurban haline getirmemizin hem temelini atmış hem de bir modelini oluşturmuştur. İnsan tarihinin incelenmesi buradaki örüntüyü açıkça ortaya koyar: öncelikle insanlar hayvanları sömürür ve katleder; ardından insanlar diğer insanlara hayvan gibi davranır ve onlara da aynısını yaparlar.
İnsanların kendi kontrolü altına giren hayvanlara davranış biçimini nitelendiren baskı, kontrol ve manipülasyon, aynı zamanda insanların birbirine davranma biçimi anlamında bir model oluşturdu. Hayvanların köleleştirilmesi/evcilleştirilmesi insan köleliğine giden yolu araladı. Karl Jacoby’nin söylediği gibi, kölelik “evcilleştirme sürecinin insanlara doğru genişletilmesi” idi.
Avustralya’daki Hartheim ötenazi merkezinde 2 sene geçirmeden önce Bruno Bruckner, Linz mezbahasında kapı görevlisi olarak çalışmıştı. Treblinka’daki sadist gardiyan Willi Mentz iki T4 imha merkezi olan Grafeneck ve Hadamar’daki ineklerden ve domuzlardan sorumluydu. Treblinka’nın son kumandanı Kurt Franz, SS’e katılmadan önce kasap olarak eğitim almıştı. Sobibor ölüm kampında görevlendirilmeden önce Hadamar’da imha fırınında  çalışan Karl Frenzel de aslında kasaptı. Polanya’ya Yahudileri imha etmek için gönderilen Alman personel için hayvan sömürüsü ve hayvan öldürmede tecrübe sahibi olmanın mükemmel bir eğitim anlamına geldiği ortaya çıkıyordu. Hayvan sömürüsü ve hayvanların öldürülmesi insanların kitlesel olarak öldürülmesi için bir emsâl oluşturuyor, ve bunu daha mümkün kılıyor; çünkü bizi bizden farklı olan ötekilere empati, şefkat ve hürmetle yaklaşmamaya şartlandırıyor.
Yemek seçimleri ne olursa olsun Hitler, Almanya'daki vejetaryen akımına karşı az bir sempati duymuştu. 1933'te iktidara geldiğinde Almanya'daki tüm vejetaryen derneklerini yasaklamış, önde gelen isimlerini tutuklamış ve Frankfurt'ta basımı yapılan ana vejetaryen dergisini kapatmıştı. Nazi zulmü, karnivor bir ulus içerisinde sadece küçük bir azınlık olan Alman vejetaryenlerini ya ülkeden kaçmaya ya da kendilerini saklamaya zorlamıştı. Almanyalı barış yanlısı ve vejetaryen Edgar Kupfer-Koberwitz önce Paris'e, sonra da Gestapo'nun kendisi yakalayıp oradan da Dachau Nazi kampına geri gönderdiği İtalya'ya kaçmıştı. Vejetaryen beslenmenin savaş zamanında yaşanan gıda kıtlığı sorununu hafifletmede yardımcı olacak olmasına rağmen Nazi Almanyası savaş süresince işgal ettiği tüm bölgelerdeki vejetaryen derneklerini yasaklamıştı.

Charles Sanders Peirce, ( 1839-1914) pragmatizm akımının isim babası olmuş, daha sonra da pragmatist yöntemin ana hatlarını çizmiş olan Amerikalı filozoftur.

Bilim, gerçekliğin ölçütüdür.  
Benim dilim kendi toplamımdır.   
Sadece işaretlerde düşünüyoruz.
Her yeni kavram ilk önce bir kararla akla gelir.   
Emin olmak kolaydır. Kişi sadece yeterince belirsiz olmalıdır.    
Bir düşüncenin değeri o düşüncenin pratik amaçlarına bağlıdır.
Bilim insanını karakterize eden, bilmek değil, öğrenme sevgisidir.  
Eğer sadece işaretlerden oluşmuyorsa, tüm evren işaretlerle doludur.      
En büyük akıl başarıları yardımsız bireylerin gücünün ötesinde olmuştur.     
Felsefemizde zihnimizde şüphe etmediğimiz şeyden şüphe duymayalım.
Felsefe kentinin her duvarına yazılmalıdır: Soruşturma yolunu engellemeyin.
Bir şey ters gidene kadar gerçekten düşünmüyoruz, neredeyse farkında değiliz.    
Lanet olası beynimde diğer insanların düşündüğü gibi düşünmemi engelleyen bir bükülme var.    
İnancın özü bir alışkanlığın oluşturulmasıdır; ve farklı inançlar ortaya çıktıkları farklı eylem biçimleriyle ayırt edilir.   
Orada farkına varılan nokta düşünce eyleminin kuşkunun etkisiyle ortaya çıktığı ve inanca varıldığında son bulduğudur.   
Karmaşık bir hipotezi denemeden önce, basitleştirmenin gerçekleri eşit derecede iyi açıklayamayacağından emin olmalısınız.   
Ne düşündüğümüzü bilmek, kendi anlamımızın efendileri olmak, büyük ve ağır düşünceler için sağlam bir temel oluşturacaktır.  
Sürekli olarak beklentileri üzerinde yaşayanların gerçek durumlarının gerekliliklerinden habersiz oldukları yaygın bir gözlemdir.    
Esas olarak vicdanın en yüzeysel ve yanıltıcı olan bölümüne (bizim nedenimiz) değil, derin ve emin olan, içgüdüsel olan bölüme bağlı olmalıyız.     
Nihayetinde araştıran herkes tarafından kabul edilmek için kararlaştırılan görüş, gerçek ile kastettiğimizdir ve bu görüşte temsil edilen nesne gerçektir. Gerçekliği bu şekilde açıklarım.     
Bir fikir oluşturmak için üç unsur gider. Birincisi, bir duygu olarak içsel kalitesidir. İkincisi, diğer fikirleri etkilediği enerjidir. Üçüncü unsur, bir fikrin diğer fikirleri beraberinde getirme eğilimidir.   
Bir görüş eninde sonunda pratik bir inancın belirlenmesine gidebilirse, şimdiye kadar kendisi pratik bir inanç haline gelir; ve saf metafizik jargon ve gevezelik olmayan her öneri, pratikte olası bir etkiye sahip olmalıdır.    
İnsan ölümsüz olsaydı, güvendiği her şeyin güvenine ihanet etmesi gereken günü görecek ve eninde sonunda umutsuz sefalete geleceğinden emin olabilirdi. Sonunda her iyi servet, her hanedan gibi her medeniyetin yaptığı gibi yıkılırdı. Bunun yerine ölüm var.

Charles-Louis de Secondat, Baron de La Brède et de Montesquieu, Fransız filozof.

Eğer ülkeme yararlı olacak, diğer ülkeleri mahvedecek bir şey biliyorsam prensime önermem; çünkü ben önce bir insanım, sonra bir Fransızım. Ben zorunlu olarak insan doğdum ve tesadüfen Fransız oldum.
Halkın eğitimi önemlidir çünkü yüksek dereceli memurların ön yargıları, ulusun ön yargılarından doğar.

Kölelik devleti, kendi doğası gereği kötüdür.
Kitap XV, Bölüm 1
Önyargı dediğim bazı şeylerin bilinmemesi değil, insanın kendisini tanımamasıdır.

Zihnim her şeyle ilgileniyor.  
Ruhum her şeyle ilgileniyor. 
Savaşın amacı, toplumun imhasıdır.    
Az bilmek için çok okumak gereklidir.     
Aksi kantılanmadıkça kimse suçlu değildir.  
Cumhuriyet erdemli insanların yönetimidir .   
İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur.
Erdem toplum çıkarını kişisel çıkarın üzerinde tutmaktır.    
Eğitimle olabilecek şeyi, kanunla yapmaya çalışmamalıdır.    
Toplumların en mutlu olanı ise yasaya ihtiyacı olmayanıdır.  
Mutluluk varılacak bir istasyon değil, bir yolculuk biçimidir!
Laf yetiştirmekten, kendini yetiştirmeyi unutmuş insanlar var.  
Çeyrek saatlik bir okumanın gideremeyeceği üzüntüm olmamıştır.  
İnsanlar doğuştan eşittirler ama bunu sonuna kadar sürdüremezler.  
Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.  
Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder.  
Dünyada başarı kazanabilmek için aptal görünülmeli, akıllı olunmalıdır.    
Cumhuriyetler zenginlikten, diktatörlerde yoksulluk yüzünden yıkılırlar.  
Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden fazla ise, o ülke batar.  
Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatlari en güzel saatlerle değiştirmektir.  
Akrabalığı oluşturan yalnızca kan bağı değil, aynı zamanda yürek ve akıl bağlarıdır.  
Önyargı dediğim bazı şeylerin bilinmemesi değil, insanın kendisini tanımamasıdır.  
Bir milletin gençleri ne zaman bozulur biliyor musunuz? Yetişkinleri bozulduğu zaman.
Ayrı ayrı birer ahlaksız yaratık olan insanlar, toplu oldukları zaman namuslu kişiler olurlar.  
Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur.  
Eskiden herkesin malı kamunun hazinesi iken şimdi kamunun hazinesi şunun bunun malı olur.    
Eskiden, bir ülkeye karşı savaşmak için asker aranırdı. Bugün, askerleri savaştırmak için ülke aranıyor.  
Yasası olan toplum mutlu toplumdur. Ondan daha mutlu olanıysa yasaların kabul gördüğü toplumdur.   
Geçmiş bir yaşamı geri getiremezsin ama satın aldığın bir kitapla dünyanın en bilge kişilerinin bir ömür boyu kazandıkları birikimlerini elde edebilirsin.  
Yasalar içinde özgürken, yasalara karşı özgür olmak istenir, her yurttaş sahibinin evinden kaçmış bir köle gibidir. Ahlak öğüdü baskı,  kural boyunduruk olur, dikkatin yerini korku alır...

Charlotte Brontë (d. 21 Nisan 1816 – ö. 31 Mart 1855) İngiliz yazar.

Her ışıldayan, altın değildir.  
Sessizlik, sinirleri sakinleştirir.  
Çok zaman onun yanında, diken değil de gül olmak geliyordu içimden.  
Beni yalnızca yararlı bir alet gibi gören bir adamın karısı olmak garip değil mi?  
Unutmayın ki, karşınızdakini nasıl yargılarsanız, siz de öyle yargılanacaksınız.     
Adetli vermeliyiz; öyle ki, bize vuran kişi bunu bir daha yapmaması gerektiğini öğrensin.
Yoksulum, kimsesiz, ufak tefek, gösterişsizim diye duygusuz, vicdansız mıyım sanıyorsunuz?  
Ben bir kuş değilim ve hiçbir ağ beni kapana kıstıramaz: Ben kendi bağımsız iradesine sahip, özgür bir bireyim!  
İnsan mükemmel doğar ama kendini kusurlu hale getirir. En parlak yıldızların üzerinde bile leke vardır. Hatasız insan olmaz.
Katı insanlar kim olurlarsa olsunlar, yıldızların parlaklığını ve yaratıcısını görmezler.Fakat onun üzerindeki ufak tefek lekeleri görürler.  
Fakirlik onların indinde; az yiyecek, eski püskü elbiseler, kaba hareketler ve kötü adetlerden ibarettir. Fakirlik bence alçalmak demekti.  
Biraz düşündüm. Eğer fukaralık büyükler için korkunçsa çocuklar için felaket sayılırdı. Çocuklar fakir fakat çalışkan ve hürmete layık insanların da bulunabileceğini tahmin edemezler.

Ernesto "Che" Guevara ya da el Che veya bilinen adıyla Che Guevara (14 Haziran 1928 - 9 Ekim 1967), Arjantinli Marksist-Leninist siyasetçi, Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillaların lideri ve komünist bir devrimci.

Yoksula gülmedim, zenginliğe özenmedim, faşistleri sevmedim, ezilenleri dövmedim, ben devrimci doğdum, devrimci öleceğim!
Tanrı beni dostlarımdan korusun. Düşmanlarımı kendi başıma yenebilirim…
Dostlarının olmaması üzücü bir şey, ama düşmanlarının olmaması daha da üzücü bir şey.
Dik dur ve gülümse. Bırak neden gülümsediğini merak etsinler.
Ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme.
Arkamdan konuşmaya devam et. Çünkü karşıma çıkacak kadar büyük değilsin..
Ayakkabılarımın altı delikti; ama üstü her zaman boyalıydı.
Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar..
Futbol, devrimin silahıdır.
Belki hiçbir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi!
Hayatta öyle seçimler yap ki kazandığın şeyler, kaybettiklerine değsin...
Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile vicdanına hesap vermekten kurtulursun.
Bir devrimci, başkasına atılan tokadı kendi yüzünde hissedendir.
Bir şeyi yapmak için onu çok sevmelisiniz. Bir şeyi sevmek için ona delicesine inanmalısınız.
Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir.
Ben Ernesto'ydum sadece Ernesto, sizde sadece bir şey olarak var olursunuz. Che olmayı kendim istedim, sizde inanırsanız olursunuz, inanırsanız.
Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin... Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, safa geldi...
Devrimcinin görevi devrim yapmaktır.
Gerçekçi ol, imkânsızı iste…
Devrimden başka bir hayat yoktur.
Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür.
Gerilla Savaşı ve Özgürlük Eylemlerinden
Şansın yok, bunu kullan!
Satranç oynayacak zekâya sahip olanlara cennetten arsa satamazsınız.
Bir, iki, birden çok Vietnam yaratalım.
Kaybetmekten korkma; bir şeyi kazanman için bazı şeyleri kaybetmelisin. Ve unutma; Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin.
Savaşan, kaybedebilir. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir.
En önemlisi, dünyanın neresinde olursa olsun her haksızlığı kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kabiliyetinizi koruyabilmenizdir. Bu bir devrimcinin en önemli özelliğidir.
Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımın üzerinde ölmeyi tercih ederim.
En kolayıdır kaybetmek, mesele kazanmak için uğraşmakta. Savaşmadan esir olacağına, savaşarak ölmeli insan aslında.
Zulüm karşısında yüreğiniz titriyorsa savaşın, çünkü susmak bir çeşit ihanettir..!
Kapitalist bir sistemde insanlar görünmez, bir kafesin içinde yaşarlar.
Bizim gibi kaşifler burjuvalara otel parası ödemektense ölmeyi tercih ederler.
Düşmanın yoksa, hayatta hiç başarılı olamadın demektir.
İyilik yapmaya devam et, karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile, sen o iyiliğe layıksın.
Köpeklerin kardeşliği, aralarına kemik atılıncaya kadardır.
Eğer her haksızlık karşısında titriyorsanız, benim yoldaşımsınız.
İki şeye hakkım var: Özgürlük ve ölüm. Birine sahip olamazsam ötekini isterim, çünkü kimse beni canlı tutsak edemez!
Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir.
Dünyanın neresinde olursa olsun, haksız yere birisinin suratına atılan tokadı kendi suratında hissetmeyen kişinin insanlığından şüphe ederim.
Sevgili dediğin güzelliğiyle seni kendine âşık eden değil, sana kendin olabilme şansını verendir.
Nerede ezilen bir halk varsa, oralıyım.
Özgürlüğün en büyük düşmanı, halinden memnun olan kölelerdir...!
İnsanlık aşkı, doğruluk ve adalet aşkı. Bunları taşımıyorsa benliğinde, gerçek bir devrimci değildir o.
En kötüsü de ne biliyor musun? Kendine yenilmek, pes etmek.
Kişi tek başına hareket ettiği sürece, bütün hayatını en yüce ideale adama isteği bile hiçbir işe yaramaz.
Saklayacak bir şeyin yoksa, korkacak bir şeyin de yok demektir.
Bir insanın yaşayıp yaşamadığını atan nabzından değil, onurlu duruşundan anlarsınız.
Eğer bir gün beni başım eğik görürsen bil ki başım; yere düşmüş birini kaldırmak için eğilmiştir.
Yağmur komünisttir; çünkü herkese eşit yağar. Rüzgâr ise kapitalisttir, zayıf olanı yıkar.
Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz!
Okuma-yazma bilmeyen bir ülkeyi kandırmak kolaydır.
Başkası silahımı alıp ateş etmeye devam ettiği sürece düşmem umurumda değil.
İnsanlar, hayallerinin büyüklüğü kadar özgürdür!
Ezilen halkı anlamak için komünist, sosyalist, solcu, sağcı, ateist ya da dindar olmak gerekmiyor, insan ol yeter.
Olur da bir gün kaybedersek iyi niyetimizden kaybedelim, varsın insanlık ölmesin.
Sınır tanımam, bütün dünya benim vatanımdır!
Bütün gazeteleri ortadan kaldırmalıyız; özgür basınla devrim yapamayız. Gazeteler oligarşinin araçlarıdır.
Sert olmak gerekir, ama hassasiyeti asla kaybetmemek gerekir.
Hasta la Victoria Siempre! (Zafere kadar, daima!)
Vur, korkak herif, sonuçta sadece bir adam öldürmüş olacaksın.
(Ölmeden önce, katiline)

Che ile Fidel Castro arasında geçen diyalog

Küba’da devrim yapılmış, silahla yürütülen mücadelenin ekonomik atak safhasına geçme gereği doğmuştur. Devlet bakanlıklarına ve ekonomik gidişata ilişkin toplantıda Fidel kürsüden:
"ekonomiyi düzeltmeliyiz, kaynakları etkin kullanmalıyız"
yönünde söylev verirken
"aranızda iyi bir ekonomist var mıdır?"
der. Koca salonda bir tek Che'nin eli havadadır. Fidel bunun üzerinde Che'ye
"senin ekonomiden anladığını bilmiyordum"
der. Che tarihi yanıtını verir
"ben senin: aranızda iyi bir komünist var mı? dediğini sanmıştım..."

NOT: Burada püf nokta İspanyolcada "economista" ile "comunista" arasındaki okunuş benzerliğidir.
Meksika'da Castro ile Che'nin bir dostlarının  evinde yediği yemek sonrasında geçtiği diyalog:
(Asıl konu şudur: Castro Kübada yapmak istediklerini anlatır. Sonra Ernesto'ya "Sen de benim ile bu yola çıkacak mısın?"dır)
Castro:
"Ernesto, Şimdi benimle Küba'ya gelip devrimi yapacak mısın?"
Ernesto:
"Sen biraz delisin! Devrimi yapacağız halkı kurtaracağız."
(Birbirlerine bakıp gülerler)
Castro:
"Evet Ernesto, cevabını bekliyorum."
Ernesto:
"Tamam geleceğim ama bir şartım var; Küba'dan sonra Bütün Latin Amerika'da, sonra da dünyada yapacağız bu devrimi!"
Castro (gülümseyerek):
"Ben biraz deliyim; fakat dostum, sen zır delisin!"

Chernobyl, Çernobil Faciası'nı konu alan İngiliz-Amerikan yapımı beş bölümlük tarihi drama türünde çekilen TV mini dizisidir.

Yalanların bedeli nedir?

Kadnikov: Profesör Legasov, eğer olanlardan bir şekilde Sovyet Devletinin sorumlu olduğunu ima etmek istiyorsanız, o zaman sizi uyarmalıyım, tehlikeli bir zeminde ilerliyorsunuz.
Legasov: Zaten tehlikeli zeminde yürüdüm. Sırlarımız ve yalanlarımız yüzünden şu anda tehlikeli bir zemindeyiz. Pratik olarak bizi tanımlayan onlar. Gerçek bizi gücendirdiğinde, biz - onun orada olduğunu bile hatırlayamayana kadar yalan söyleriz. Ama o...hala orada. Söylediğimiz her yalan gerçeğe bir borçtur. Er ya da geç bu borç ödenir. Bir RBMK reaktör çekirdeği böyle patlar: Yalanlar ile.

Legasov: Bilim adamı olmak saf olmaktır. Gerçeği aramaya o kadar odaklandık ki, onu bulmamızı ne kadar az kişinin gerçekten istediğini dikkate alamıyoruz. Ama biz görsek de görmesek de, istesek de istemesek de o her zaman oradadır. Gerçek, ihtiyaçlarımızı veya isteklerimizi umursamıyor. Hükümetlerimiz, ideolojilerimiz, dinlerimiz umurunda değil. Her zaman pusuda yatacak. Ve bu, sonunda, Çernobil'in hediyesi. Bir zamanlar gerçeğin bedelinden korkardım, şimdi sadece soruyorum: "Yalanların bedeli nedir?"

İngilizce Vikisöz'deki madde

Alışılmış zihinsel düzenler değiştiğinde devrim patlak verir.
Basit gerçekler, entelektüeller, hükümet temsilcileri ve medya işbirliğiyle 'ayak takımını' uzak tutmak için anlaşılmaz bir dilin gerisinde gizlenmektedir.
Bir toplum ne kadar özgür olursa güç kullanmak o kadar zorlaşır.
Britanya, Washington'un ve onun ülke içindeki tellalarının aksine, verdiği mesajları allayıp pullamakla pek uğraşmaz. Britanya yepyeni bir açık sözlülükle, geçmişten gelen emperyal bir geleneğe atıfta bulunur; ABD ise yoluna çıkan herkesi ezip geçerken, bu işi bir aziz kisvesine bürünerek yapmayı tercih eder.
Demokrasi içindeki insanların oyuncu değil izleyici olduğu bir sistemdir.
Entelektüellerin binlerce yıldır süregelen görevi insanları pasif itaatkar cahil ve güdümlü hale getirmektir.
Eşitlik olmadan demokrasi olmaz.
Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.
Halk özgürleştikçe korku ve propagandaya daha çok başvurulur.
Kanunları severim faydalıdırlar, ama uygulanmadıklarında işe yaramazlar.
Propaganda sanatı insanlara güçsüz, yalıtılmış, diğerlerinden kopmuş hissini vermekten ibarettir.
Her türlü otorite ve hiyerarşi sorgulanmalı ve bunların meşruiyeti ispatlanmalıdır... Meşruiyetini ispatlayamayan her türlü otorite gayrimeşrudur ve devrilmelidir.
Modern bir sanayi toplumunun görevi, şu anda teknik açıdan gerçekleştirilebilir olan bir şeye, yani gerçekten üretip yaratan, bizzat denetledikleri kurumlar içinde sınırlı hiyerarşik yapılarla, mümkünse hiyerarşiyi tamamen ortadan kaldırarak yaşamlarını özgürce sürdüren insanların özgür ve gönüllü katılımlarına dayanan bir topluma ulaşmaktır.
"Kapitalizm" denilen şey temel olarak iç ekonomi ve uluslararası topluma müdahale eden, güçlü devletlerle yakın işbirliği içinde çalışan, ekonomi, politik sistemler ve sosyal ve kültürel yaşam üzerinde geniş kontrol uygulayan muazzam ve sayılamayacak genişlikte kişisel tiranlıklardan kurulu bir toplu merkantalizm sistemidir.
Bugünkü dünya işlerinde, Cengiz Han döneminde olduğundan daha fazla ahlak yok.
Türkiye'de Batı'da göremeyeceğimiz kadar direniş kültürü var.
İnsanlığın karşısındaki ciddi tehlikeler konusunda hemfikirdiler, ancak tepki vermek için farklı yollar seçtiler. Einstein'ın tepkisi Princeton'da oldukça rahat bir yaşam sürüp kendisini çok sevdiği araştırmalarına adamak ve ara sıra birkaç dakika ara verip bir kehanette bulunmaktı. Russel'ın tepkisiyse gösterilere öncülük edip polisler tarafından götürülmek, güncel sorunlar hakkında geniş kapsamlı yazılar yazmak, savaş suçları mahkemeleri düzenlemek vb. şekillerde oldu. Sonuç? Russel o zaman da şimdi de kötülenip suçlandı, Einstein ise bir aziz olarak yüceltildi. Bu bizi şaşırtmalı mı? Hiç de değil.
İnsanları edilgen ve itaatkâr kılmanın en zekice yolu kabul edilebilir düşüncenin alanını olabildiğince sınırlamak, ama o alan içinde 'canlı' tartışmaların yapılmasını sağlamak, hatta insanları o alan içinde kalmak koşuluyla daha 'muhalif' ve 'eleştirel' olmaya cesaretlendirmektir. Bu tutum, insanlara düşünce özgürlüğünün varolduğu hissini verirken tartışmalara sistemin koyduğu sınırları dayatır.
Bana uygun bir ordu ve sıradan insanın payına düşenden daha fazla para verin, ben de otuz yıl içinde, nüfusun büyük bir çoğunluğunu, iki artı ikinin beş olduğuna ve suyun ısıtıldığında donduğuna inandırayım.
İnsan uygarlığının kısa, tuhaf çağı galiba son bulmaktadır.
Yaklaşık 10.000 yıl önce uygarlık, Dicle ve Fırat havzasında doğdu. Günümüze yaklaştıkça bu topraklarda ölçüsüz dehşetler yaşandı. 2003’teki George W. Bush ve Tony Blair saldırısı, Iraklıların birçoğu tarafından 13. yüzyıldaki Moğol istilasına benzetilir. Bu öldürücü darbeden hemen önce Bill Clinton’un başlattığı Birleşmiş Milletler yaptırımları gelmişti. Yaptırımları uygulayan iki diplomat (Halliday ile von Sponeck), bunları ‘soykırım benzeri’ olarak nitelendirmiş ve istifa etmişlerdi. Bu yıkımdan arta kalan varlıkların çoğunu da Bush-Blair saldırısı yok etti. 2003’te farklı kimliklerin aynı mahallelerde yan yana yaşadığı Bağdat, bugün sınırsız bir nefret girdabı içindedir; mezhepler ayrı, kuşatılmış bölgelere sığınmıştır. ABD-Britanya istilasının tetiklediği korkunç çatışmalar, tüm bölgeyi paramparça hale getirmektedir.

Christopher Lynn Hedges (d. 18 Eylül 1956), Amerikalı gazeteci ve Presbiteryen pastördür.

Savaşın sonunu yalnızca ölüler görür.     
Eğitimin gerçek amacı kariyer yapmak değil, akıl vermektir.  
Korku, iktidardakilere nahoş sorular sormayacağımız anlamına gelir.     
Savaşlar şiddet, yıkım ve cinayete karşı alınan eski yasakları bir anda yıkar.    
Genç erkekleri savaşmaya, ergenliğe geçerken katliam yapmaya teşvik ediyoruz.    
Artık hükümetlerin özgürlüğü, dinin ahlaki değerleri yok ettiği bir toplumda yaşıyoruz.    
Korku, bizi şişirilmiş bir orduya yapılan hükümet harcamalarına itiraz etmekten alıkoyuyor.      
Şiddet bir hastalıktır, nedeni ne olursa olsun onu kullanan herkesi yozlaştıran bir hastalıktır.      
İleride bizi nelerin beklediğini biliyorsak eğer, veganlıktan başka hiçbir seçeneğimiz olmadığını görürüz.   
Kendi ölülerimize saygımızı sunup yas tutarken, öldürdüklerimize karşı garip bir şekilde duyarsız kalırız.    
Vegan olmak, gezegeni ve türlerini kurtarmak için hemen yapabileceğimiz en önemli ve doğrudan değişikliktir.    
Düşünmek için yalnızlık ve sessizlik gerekir. Modern kültürün kakofonisi bunu imkansız kılmak için tasarlanmıştır.      
Besi hayvanlarımıza nasıl muamele ettiğimizi gösteren fotoğraf ve film çekimlerini yasaklayan yığınla yeni yasa var.   
Yalanları ve hırsızlığı tespit etme araçları olmayan bir toplum, özgürlüğünü ve özgürlüğünü kısa sürede çarçur eder.      
Bağımsız kapitalizm, sonunda kendini tüketene kadar giderek daha fazla sayıda insan yaşamını tüketen devrimci bir güçtür.    
Korkunun dayatılması, ülkeyi harap eden şirketlere meydan okunmamasını sağlar. Korku bizi çiftlik hayvanları gibi kafeste tutuyor.     
Bizler vegan beslenmeye geçerek, şirket kârları uğruna milyarlarca hayvanın işkenceden geçirilmesine suç ortaklığı yapmayı reddedebiliriz.
Korku, hükümetin gizlice çalışmasına izin verir. Korku, güvenlik vaatleri için hak ve özgürlüklerimizden vazgeçmeye hazır olduğumuz anlamına gelir.      
Özellikle kalp hastalığı ve kanser konularında yararı ayrıntılı olarak belgelenmiş olan bitkisel beslenmenin getireceği sağlık kazanımlarını elde edebiliriz.     
Ekolojik çöküş ve yokoluştan kendimizi kurtarabilmek amacıyla radikal değişimleri gerçekleştirebilmek için şunun şurasında en iyi ihtimalle birkaç yılımız kaldı.
Tarım şirketlerinin parasıyla satın alınmış politikacılardan, küresel ısınma üzerinde muazzam etkisi olabilecek bir beslenme şeklini savunmalarını da beklemeyin.  
Boğazlanmayı bekleyen hayvanların devasa hangarlarda iğrenç derecede zalim şartlar altında tutulduğunu gösteren çok fazla görüntünün ortaya çıkmasını beklemeyin.
Artık doktorların sağlığı, üniversitelerin bilgiyi, hükümetlerin özgürlüğü, basının haberleri, dinin ahlaki değerleri ve bankaların ekonomiyi yok ettiği bir toplumda yaşıyoruz.  
Vegan beslenen bir insan her gün 4165 litre su, 9 kilogram CO2 eşdeğeri, 3 metrekareye yakın ormanlık arazi, 20 kilo tahıl tasarruf ediyor ve her gün, duyguları olan bir canlıyı ölümden kurtarıyor.
Şu an yaşadığımız toplumda Doktorlar sağlığı yok ediyor, Avukatlar adaleti yok ediyor, Üniversiteler bilgiyi yok ediyor, Devletler özgürlüğü yok ediyor, Basın enformasyonu yok ediyor, Din ahlakı yok ediyor Ve bankalar ekonomiyi yok ediyor.     
Bizler vegan beslenmeye geçerek, şirket kârları uğruna milyarlarca hayvanın işkenceden geçirilmesine suç ortaklığı yapmayı reddedebiliriz ve buna ilaveten, özellikle kalp hastalığı ve kanser konularında yararı ayrıntılı olarak belgelenmiş olan bitkisel beslenmenin getireceği sağlık kazanımlarını elde edebiliriz.
Artık doktorların sağlığı, üniversitelerin bilgiyi, hükümetlerin özgürlüğü, basının haberleri, dinin ahlaki değerleri ve bankaların ekonomiyi yok ettiği bir toplumda yaşıyoruz.
Ekolojik çöküş ve yokoluştan kendimizi kurtarabilmek amacıyla radikal değişimleri gerçekleştirebilmek için şunun şurasında en iyi ihtimalle birkaç yılımız kaldı. Vegan beslenen bir insan her gün 4165 litre su, 9 kilogram CO2 eşdeğeri, 3 metrekareye yakın ormanlık arazi, 20 kilo tahıl tasarruf ediyor ve her gün, duyguları olan bir canlıyı ölümden kurtarıyor. İleride bizi nelerin beklediğini biliyorsak eğer, veganlıktan başka hiçbir seçeneğimiz olmadığını görürüz.
(9 Kasım 2014)
Besi hayvanlarımıza nasıl muamele ettiğimizi gösteren fotoğraf ve film çekimlerini yasaklayan yığınla yeni yasa var; bu durumda, boğazlanmayı bekleyen hayvanların devasa hangarlarda iğrenç derecede zalim şartlar altında tutulduğunu gösteren çok fazla görüntünün ortaya çıkmasını beklemeyin. Tarım şirketlerinin parasıyla satın alınmış politikacılardan, küresel ısınma üzerinde muazzam etkisi olabilecek bir beslenme şeklini savunmalarını da beklemeyin. Sektörden gelen reklam paraları için kuyrukta bekleyen kitle iletişim araçlarının (yaygın medyanın), bu sektörün gezegeni ne hallere sokmakta olduğu konusunda bizi bilgilendirmesini ise hiç beklemeyin.

Christopher Julius Rock III (d. 7 Şubat 1965) Amerikalı komedyen, aktör, yönetmen, televizyon ve film yapımcısı, senarist.

İlişkiye girmek kolay, sürdürmek zordur.
İlişkiyi sürdürmek niye zordur? Yalanı sürdürmek zordur çünkü.
Çünkü kendiniz gibi davranınca kimseyi elde edemezsiniz. Yalan söylemeniz lazım.
Olduğunuz gibi görünüp davranarak, ya da her zamanki gibi konuşarak kimseyi elde edemezsiniz.
Biriyle ilk kez tanıştığınızda aslında onunla tanışmıyorsunuz. Onun temsilcisiyle tanışıyorsunuz. (Bigger & Blacker adlı gösterisinden)
Her an yalan söylüyoruz beyler. Öyle çok söylüyoruz ki bu artık bir lisan oldu. (Bigger & Blacker adlı gösterisinden)
Amerika, insanların dolu mideyle ava çıktıkları dünyadaki tek ülke. (Never Scared adlı gösterisinden)
Amerikalılar paraya tapıyor. Bankaların neden pazar günleri kapalı olduğunu hiç düşündünüz mü? Öyle olmasa kiliseler boş kalırdı. (Never Scared adlı gösterisinden)
Cinsel ilişki, duşunu almış bir şekilde temiz örtülerin üzerinde yapılandır. Kiralık bir arabanın arka koltuğunda yapılan ise düzüşmektir. (Never Scared adlı gösterisinden)
Benzin o kadar pahalı ki ne zaman depomu doldursam, penisimi çıkarıp benzinlikte, oracıkta boşalıyorum. Öyle yapıyorum, doldurduktan sonra boşalıyorum. Neden, biliyor musunuz? Çünkü o kadar para verince gelmeye alışmışım. (Kill the Messenger - London, New York, Johannesburg adlı gösterisinden)
Erkeklerin paralarını idareli kullanmaları önemli. Kadınlar için de öyle ama bizim için olduğu kadar değil. Neden mi? Çünkü kimse parasız olduğunuz için sizi becermekten kaçmaz. Kukunuz parasal nedenlerle asla geri çevrilmez. (Kill the Messenger - London, New York, Johannesburg adlı gösterisinden)

Christopher McCandless, ya da takma adıyla Alexander Supertramp (12 Şubat 1968, El Segundo – 18 Ağustos 1992, Alaska), Amerikalı gezgin.

Her gün yeni bir ufuk çizin.
Artık yabana doğru yürüyorum...
Bu hayatta bir şey istiyorsan, uzan ve yakala.
Bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin.
Mutlu olmak için insan ilişkilerine ihtiyacın yok, O bizim etrafımıza yerleşik.
Bir erkeğin içindeki maceracı kişilik için güvenli bir gelecekten daha tehlikeli.
Bence kariyer denen şey bir 20. yüzyıl icadıdır ve ben bir kariyer istemiyorum.
Paylaşılmadıkça mutluluk gerçek değildir. Mutluluk sadece paylaşıldığı zaman gerçek.
Bazı insanlar sevgiyi hak etmiyor gibi hissediyorlar, böylece boş alanlara sessizce yürüyorlar.
Bu hayatı bir süre daha yaşayacağına karar verdim. Özgürlük ve basit güzellik, geçmek için çok iyi.
Bir yerlerde okudum, hayatta ne kadar önemli, mutlaka güçlü olmamak. Ama güçlü hissetmek için.
Sadece alışkanlık yaşam tarzımıza karşı durmak ve sıradışı yaşamak için cesarete sahip olmak zorundayız.
Artık uyuduğu medeniyet tarafından zehirlenmeyecek, ve karada kaybolmak için karada tek başına yürüyor.
Tereddüt etmeyin veya tereddüt etmenize izin vermeyin. Sadece çık ve yap. Sadece çık ve yap. Yaptığına çok sevineceksin.
İnsanlık koşullarında kendinizi en az bir kez bulmak, kör, sağır taşla yüz yüze olmak Sana yardım edecek hiçbir şey yok ama ellerin ve kendi başın.
Pek çok kişi mutsuz koşullarda yaşar, ancak durumlarını değiştirmek için inisiyatif almazlar, çünkü bir güvenlik, uygunluk ve muhafazakarlık için şartlanmışlardır.
Bir erkeğin yaşayan heyacanının en temel temeli, onun maceraya olan tutkusu. Hayatın neşesi, yeni deneyimlerle karşılaşmamızdan kaynaklanır ve dolayısıyla her geçen gün yeni ve farklı bir güneşe sahip olmak için sonsuz bir ufka sahip olmaktan daha büyük bir mutluluk yoktur.
Kuşkusuz tüm Amerikalıların paralarını sadece destekledikleri sebeplere verme hakkı vardır. Ama bu ne tür bir toplum yarattı? Cahil saltanatının olduğu bir toplum. Aydınlanmış bir toplumun dillerini tutması gerekir. Politikacıları, eski bir masaldan yarı gönüllü adanmışlıktan faydalanmalı ya da gerçek aklıyla konuşmalarının felaketli sonuçlarıyla yüzleşmesi gereken bir millet.

Alıntılar  ^  Yabana Doğru, Jon Krakauer

Birinin beni kötü görünmemi sağlamasına gerek yok. Bunu kendim de yapabilirim.
Saçım ben ünlü olmadan önce ünlenmişdi.
Kimsenin izlemediği filmler yaptım, hatta kendimin bile izleyemeyeceği filmleri.
Ayı köstümleri çok eğlenceli, ayılar da öyle.
İnsanlar benim favori karakterlerimin canlandırdığım kötü adamlar olduğunu düşünüyor. Ancak ben komediyi daha kamçılayıcı ve karşılıklı görüyorum.
Ben reklam filmleri çevirmiyorum. Bir şeyler satmıyorum. Bir aktör olarak bu bana hileli geliyor.
Hep aynı çeşit rollerde çıkmak bir problem mi?
Kötü eleştiriler duymak bana dokunuyor.
Eğer bir ev nasıl inşa edilir diye öğrenmek istiyorsan, ev inşa et. Kimseye sorma, sadece inşa et.
Evde hep aynı şeyleri yapıyorum. Tabi aynı zamanda. Hep aynı zamanda kalkıyorum, aynı zamanda yiyorum, aynı şeyleri aynı kurallarla yapıyorum, okuyorum, kahve içiyorum. Sonra senaryolara çalışıyorum, kendime yiyecek ufak bir şeyler hazırlıyorum. Ben Mediterranean diyetine iyice inanıyorum.
Silahları sevmiyorum. Onları elime aldığımda onları olabilecek en kısa sürede bırakmak istiyorum.
Silahlar tehlikelidir.

"Fransa'daki Art Deco eserler Amerika’daki eşdeğerlerini 1920’lerin New York gökdelenlerinde buldular. Chrysler Binası….bu stilde inşa edilmiş en başarılı çalışmalardan birisidir."
— John Julius Norwich, Dünya Mimarlık Atlası (İngilizcesi: The World Atlas of Architecture) adlı kitaptan alıntı
"Orjinal olarak müteahhit William H. Reynolds için çizilmiş planlar en sonunda, gökyüzüne değmek üzere olan bir bina değil de onu delip geçecek ve provoke edici bir bina isteyen, Walter P. Chrysler’e satıldı. En azından Empire State Binası tamamlanan kadar bir süreliğine 77 katı ile dünyanın en yüksek binasi oldu – aynı zamanda süslü tepesi ile New York siluetinin yıldızı da oldu. Anlatılan bir söyletiye göre Van Allen son derece dramatik bir anda projeyi ortaya çıkarmıştır: Yedi kattan oluşan özel çelik kaplamadan oluşan binanın zirvesi önce binanın içinde bir araya getirilmiştir, daha sonra çatıya doğru çıkarılmış ve en sonunda zirveye sadece bir buçuk saatte monte edilmiştir. Birdenbire oraya konmuştur – sansasyonel bir emirvaki."
— Peter Gossel ve Gabriele Leuthauser, Yirminci Yüzyılda Mimarlık (İngilizcesi: Architecture in the Twentieth Century) adlı kitaptan bir alıntı
"Paslanmaz çeliğin devasa bir bina cephesine uygulanmasının ilk örneklerindendir. Dekoratif şekilde süslenmiş tuğla duvarlar her cephe hareketinde değişiyor ve birkaç katlı sepet örgütü şeklinde tasarımları, radyatör kapağö şeklinde gargoyler ve bir seri soyut araba şekillerinden oluşuyor. Bina lobisi Afrika mermeri ile krom çeliğin modern bir kompozisyonundan oluşuyor."
— Elliot Willensky ve Norval White, New York için AIA Rehberi

Zhuāngzǐ (pinyin), Chuang Tzu (Wade-Giles), Chuang Tsu ya da Chuang Tse  MÖ 4. yüzyılda Çin'in Savaşan Beylikler Döneminde yaşamış bir filozoftur.

Kusursuz insanın benliği yoktur.   
Hayat sonludur, Bilgi sonsuzdur.    
Sakin bir zihne bütün evren teslim olur.   
Kusursuz insan zihnini ayna olarak kullanır.    
Kuyudaki bir kurbağa, okyanusu düşünemez.    
Doğanın faaliyetlerini bilen, Doğaya göre yaşar.    
Aptallıklarının farkına varanlar gerçek aptal değildir.    
Hayat dünyadan gelir ve hayat dünyaya geri döner.    
Hala beklentileriniz tarafından yönlendiriliyorsunuz.    
Hayatımız sınırlı; ama öğrenebileceklerimiz sınırsızdır.   
Açıklamalar içten olmadığını, güvenilir olmadığını gösterir.   
Eylemler ve sözler uyumlu olduğunda, tüm dünya dönüşür.   
Bütün her şeyin orijini doğadan gelir ve tekrar doğaya döner.   
Mükemmel mutluluk, mutluluk için çabalamanın yokluğudur.    
Büyük bilgi her şeyi bir arada görür. Küçük bilgi çoğuna ayrılır.     
Kendini kaybetme riskiyle şöhret peşinde koşan, bilgin değildir.    
Olabilecek her şeyle akın ve zihninizin özgür olmasına izin verin.     
Değerin özünde yatıyor; olan hiçbir şey tarafından kaybedilemez.   
Bir kişinin başına gelebilecek en büyük trajedi, zihninin körelmesidir.     
İnsanın kendisiyle ilgilenmeyecek kadar uzun yaşaması büyük şanssızlık.  
Küçük bir hırsız hapse atılır. Büyük bir haydut, bir Ulusun hükümdarı olur.    
Bilebileceğimiz bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimizdir ve az bilgi tehlikeli bir şeydir.  
Küçük çocuk konuşmayı öğrenir, öğretmeni olmamasına rağmen - çünkü konuşmayı bilenlerle yaşar.    
Bilge  insan, uzak bir dağ deresinin kıyısında oturmanın tüm dünyanın imparatoru olmaktan daha iyi olduğunu bilir.     
Başkalarından şüphelenmek için neden göremedikleri noktalarda şüphe duyabiliyorsanız, ilerleme kaydediyorsunuz demektir.  
Mükemmel bir insanın zihni ayna gibidir. Hiçbir şeyi kavramaz ve hiçbir şeyi ummaz. Yansıtır ama yakalamaz. Böylece mükemmel insan hayatın içinde hiçbir çaba harcamadan hareket eder.

Charles Michael Palahniuk, (d. 21 Şubat 1962, Washington) Amerikalı yazardır.

Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız.   
Anlamadığımız şeye saçma diyoruz.  
Göz gördüğünü sevmez, sevdiğini görür.
Akıllı bir yalnızlık, Aptal bir ilişkiden iyidir.
Dünya nüfusu arttıkça, insan sayısı azalıyor.  
Dişilik tek gece işe yarar, kişilik ömür boyu.   
Seni tanıyan her insan için farklı bir insansın.   
Hangisi daha beter, cehennem mi, hiçlik mi?  
Gerçekleri öğrendim ve artık geri dönüşü yok.  
Ancak kaybedeceğin bir şey yoksa özgürsundur.  
Aslında tek hatam; insanları fazla önemsemem.    
Unutamadığın kişi, daima senden uzakta olandır.  
Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz.  
Hiçbir şey durağan değil. Her şey eskiyip dağılıyor.  
Son nefesinde neyi yapmadığına pişman olacaksın?  
Akıl; hepimizde var ama kimi kullanmamakta ısrarlı.   
İzin verirseniz, geçmiş geleceğinize rehberlik edecektir.  
Komik olan hepimizin hayatının ana fikrinin aynı olması.  
Hayatta sizi gururlandırmış ne varsa hepsi çöpe gidecek.   
Bir şeyin yokluğu size acı veriyorsa, varlığı sizi öldürebilir.   
Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.   
Bir şehit ile intihar eden bir kimse arasındaki tek fark manşettir.
Yeterince insan bir yalana inanırsa, o artık yalan olmaktan çıkar.
Bazen ne tarafa atladığın değil, sadece atlamış olman önemlidir.
Medeniyeti alt üst edeceğiz. Dünyayı daha iyi bir yere çevireceğiz.
Sahip olacağın her şey, bir gün kaybedeceğin şeylerden sadece biri.  
Bütün aidiyetleri yolumdan kaldıran öğretmen beni özgür kılacaktır.  
Dünyayı parçalara böldük, ama parçaları ne yapacağımızı bilemiyoruz.  
Kendini çok zorlama, güzel şeyler onları hiç beklemediğin anlarda olur.  
Uykusuzluk böyledir işte. Kafandaki düşünceler bütün gece yayın yapar.      
Yeterince uzaktan bakınca her şey son derece güzel ve gerçek görünüyor.   
Galiba hayattaki en büyük hatalarımdan biri, insanları fazla önemsemem.   
İnsanlara gerçeği söyleseniz bile gözleriyle görmeden asla size inanmazlar.    
Dünyada özel olan hiçbir şey yoktur. Büyülü şeyler yoktur. Sadece fizik vardır.     
Herkesin hayalgücü tükendiğinde artık hiçkimse dünya için tehdit olmayacak.        
Hepimiz ölürüz. Amaç sonsuza dek yaşamak değil, geride ölümsüz bir şey bırakmak.  
Taşlar ve sopalar kemiklerini kırabilir ama kelimeler canını öyle bir yakar ki şaşarsın.        
Sakin olun. Herkes derin derin nefes alsın. Hayat güzeldir. Olduğunuz gibi davranın ve nazik olun.    
İnsanların hepsi tutacak bir el arıyor. Rahatlatılmak istiyor. Her şeyin yoluna gireceğine dair sözler istiyor.     
İnsanlar sahip olduklarının değerini bir türlü bilmezler. Güllere koşarken ayaklarının altında ezilen papatyalardan habersizler.
Herkesin dış fırçası vardır ama dişlerini fırçalamaz bazıları. Akıl da böyle işte; hepimizde var ama kimi kullanmamakta ısrarlı.
Bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış.  
Bu hayat bana, insanların çoğunun gülemediği için ağladığını, susamadığı için konuştuğunu ve laf olsun diye yaşadığını öğretti.  
Hergün işe gidiyorsun. Akşamları erken uyuyorsun ve bunun karşılığında aldığın tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası durum.  
Tamamen normal, sıradan bir hayat sürebilirsin. Yeter ki hiç kimsenin gerçeği öğrenecek kadar yakınına sokulmasına izin verme.  
Birini sevmek, ömürden koca bir parça vermektir. Kendine saklayacağın, öğreneceğin, eğleneceğin vakti, başkasına hediye etmektir.  
Sizler özel değilsiniz.. Sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz. Sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz..
Bir şeyden ne kadar çok kaçarsan o kadar uzun süre ona katlanmak zorunda kalırsın. Bir şeyle savaştığında, onu sadece daha da güçlendirirsin.  
Bize inandırılan bu gerçek dışı dünyada yaşıyoruz, hiçbir teste tabii tutulmadığımız için neleri kurtarabileceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok.  
Sen yalnızca insanın dış güzelliğine bakıyorsun. Aslında sen onun makyajına aşıksın. Gerçek insanların zihnine bak o zaman güzelliği görebilirsin.  
En iyisi savaşmaktan vazgeçmektir, bırak gitsin. Sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışmaktan vazgeç. Saadetin peşinden gitmeyi bırak. Seni en çok korkutan şeyleri yap.
Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar. Neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.
Hayatta hiçbir şey sizin hayal ettiğiniz kadar güzel olamaz. Hiçbir kadın sizin kafanızdaki kadar güzel olamaz. Hiçbir şey sizin fantezileriniz kadar heyecan verici olamaz. Hiçbir şey hayal ettiğin kadar mükemmel değildir.  
Dış dünyayla başa çıkmak istiyorsan, insanların yüzünü görmesine izin vermeyeceksin. Dünyada herhangi bir yere gidebilirsin; yeter ki insanların gerçekte kim olduğunu bilmelerine izin verme. Tamamen normal, sıradan bir hayat sürebilirsin. Yeter ki hiç kimsenin gerçeği öğrenecek kadar yakınına sokulmasına izin verme.
Dinleyin sürüngenler; sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz.! Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz. Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz.
Nazi kamplarından kurtulan Yahudilerin çoğunun neden vegan olduğunu biliyor musun? Çünkü onlar hayvan gibi davranılmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorlar.
Sizin sevdiğiniz ile sizi seven asla aynı kişi değildir.
Bize inandırılan bu gerçek dışı dünyada yaşıyoruz, hiçbir teste tabii tutulmadığımız için neleri kurtarabileceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok.
Hayatım sıkıcı ve değersiz olabilir ama en azından benim hayatım; fabrikada üretilmiş, ikinci el, kalitesiz bir hayat değil.
Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, en çok onunla konuşmak istiyordur.
Dünya nüfusu arttıkça, insan sayısı azalıyor.
İşlediğin bir suçu haklı çıkarmak için kurbanı kendine düşman etmen yeterli. Yeteri kadar zaman geçtikten sonra dünyadaki herkes düşmanın olacaktır. Her suçta dünyaya biraz daha yabancılaşırsın. Gün geçtikçe bütün dünyanın sana düşman olduğunu düşünmeye başlarsın.
İnsanlar bir şeyleri bilmemeye dayanamazlar. Özellikle de erkekler her dağa tırmanmak, her yerin haritasını çıkarmak isterler. Her şeyi etiketlemek. Her ağaca işerler ve sonra bir daha asla aramazlar.

Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım bu ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler. Halılar. Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.
"Ancak her şeyini kaybettikten sonra" diyor Tyler, "canının istediğini yapmakta özgür olursun."
"Bir gün öleceksin" diyor Tyler, "ve bunu kavramadığın sürece benim gözümde beş para etmezsin."
Hiçbir şey durağan değil. Her şey eskiyip dağılıyor.
Fiziksel güçle ve mülkiyetle olan bağlarımı niçin koparıyorum? Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.
"Sahip olduklarımı yok eden kurtarıcı" dedi Tyler, "benim ruhumu kurtarma savaşındadır. Bütün aidiyetleri yolumdan kaldıran öğretmen beni özgür kılacaktır."
Silahın yaptığı tek şey, bir patlamayı belli bir doğrultuya yöneltmektir.
Tyler'ın hep söylediği gibi hissediyordum kendimi; tarihin süprüntü ve kölelerinden biri olarak. Hayatta hiçbir zaman sahip olamayacağım bütün güzellikleri yıkıp yok etmek istiyordum. Amazon yağmur ormanlarını yakmak istiyordum. Uzaya klorofluorokarbon gazları pompalayıp ozon tabakasında koca koca delikler açmak istiyordum. Dev tankerlerin boşaltma vanalarını açmak, açık denizlerdeki petrol kuyularının kapaklarını kaldırmak istiyordum. Yemeye paramın yetmediği bütün balıkları öldürmek, asla göremeyeceğim Fransız kumsallarını kirletmek istiyordum. Bütün dünyanın dibe vurmasını istiyordum.
Louvre Müzesi'ni yakmak istiyordum. Elgin Mermerleri'ni balyozla parçalamak, Mona Lisa'yla kıçımı silmek istiyordum. Bu dünya benim dünyam artık.
Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin. Herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın.
Kumsaldaki kum taneleri kadar, gökteki yıldızlar kadar büyük bir kalabalığın parçası olmakla yetinemezsin.
Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük; ama bunların hiçbirini olamayacağız. Ve bu gerçek ancak kafamıza dank ediyor.
Medeniyeti alt üst edeceğiz. Dünyayı daha iyi bir yere çevireceğiz.

Benim hiçbir şeyim orijinal değil. Ben bildiğim tüm insanların ortak çabasıyım.
Kültürümüzden bir kaçış yolu bulsan bile, bu da bir kapandır. Bir kapandan kurtulmaya çalışmak başka bir kapanı tetikler. En iyisi savaşmaktan vazgeçmektir, bırak gitsin. Sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışmaktan vazgeç. Bir şeyden ne kadar çok kaçarsan, o kadar uzun süre ona katlanmak zorunda kalırsın. Bir şeyle savaştığında, onu sadece daha da güçlendirirsin. Yapmak istediğin şeyi yapma. Yapmak istemediğin şeyleri yap. Sana istememen gerektiği öğretilmiş olan şeyleri yap. Saadetin peşinden gitmeyi bırak. Seni en çok korkutan şeyleri yap.

İnsanlar dünyanın düzenli ve güvenli bir yer olması için yıllarca çalıştılar. Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini, bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, neɾede oturduğunun, ne yaptığının kaydının tutulduğunu düşünün. Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmadı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek gibi. Film izlemek gibi. Ama bunlar yine de sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilir

Winston Churchill, Britanyalı politikacı ve devlet adamı. 20. yüzyılın en önemli siyasilerinden biridir. II. Dünya Savaşı'nın en önemli dört liderinden birisidir.

Amerikalılar her zaman doğru olanı yapacaktır, tüm diğer seçenekleri tükettikten sonra.
Asla vazgeçmeyin.
(Harvard Üniversitesi öğrencilerine karşı yaptığı konuşma.)
Avrupa'nın tek yapması gereken kendi görkemi, sadakati ve değerleri içerisinde yerinden kalkmak ve ayakta durmaktır ve eski ya da yeni, Nazi veya komünist olsun, zulmün tüm biçimlerine zapt edilemez ve eğer zamanı gelince ileri sürülürse bir daha hiçbir zaman meydan okunamayacak güçlerle göğüs germektir.
(Avrupa Birleşiyor’dan, Winston Churchill’in 1947 ve 1948 konuşmaları.)
Azametin bedeli sorumluluktur.
(İng. orijinali: The price of greatness is responsibility.)
Balkanlar; tükettiğinden daha fazla tarih üretiyor.
Başarı, başarısızlıktan başarısızlığa heyecanını kaybetmeden gitmekle gelir.
Başarı son değildir; başarısızlık da ölümcül değildir. Önemli olan devam etme cesaretini gösterebilmektir.
Başarı her zaman daha fazla çabayı, çok çalışmayı gerektirir.
Ben alkolün benden aldığının fazlasını alkolden aldım.
Ben doktoruma ne ücret ödüyorsam, avukatıma bunun iki katını öderim. Çünkü; doktoruma ne anlatırsam anlatayım, doktor bana bir reçete yazar ve gider. Ağrıyı, sızıyı, acıyı ben tek başıma çekerim. Oysa avukatıma ne anlatırsam anlatayım ben onun yanından rahatlamış bir şekilde çıkarken, tüm anlattığım dert, tasa ve kasvet, artık onun derdi haline gelir.
Ben en iyisiyle kolayca tatmin olurum.
Ben Tanrı ile karşılaşmaya hazırım. Ancak Tanrı, benimle karşılaştığında katlanacağı acıya hazır mı onu bilemiyorum.
Biz her zaman İrlandalıları biraz tuhaf buluruz. Onlar İngiliz olmayı reddederler.
Biz, saygıları dışında herhangi bir milletin hiçbir şeyini istemeyiz.
Britanya ve Fransa; savaş ve onursuzluk arasında seçim yapmak zorundaydı. Onursuzluğu seçtiler ama yine de savaşmak zorunda kalacaklar.
(Münih Antlaşması (1938) sonrası Britanya ve Fransa hükümetlerinin Nazilerin isteklerine boyun eğmesi üzerine mecliste yaptığı konuşma.)
Bu son değil. Hatta sonun başlangıcı bile değil, sadece başlangıcın sonu.
(Müttefikler'in Almanlara karşı kazandığı El Alameyn zaferi sonrası mecliste yaptığı konuşma.)
Bugün kaderimizin efendisi olduğumuza, bize verilen görevin gücümüzü aşmadığına ve onun ıstırap ve zahmetlerinin benim dayanıklılığımın ötesinde olmadığına eminim. Kendi nedenimize inandığımız ve kazanmak için yenilmez bir iradeye sahip olduğumuz sürece zafer bize uzak olmayacaktır.
Büyük ve iyi, çok nadir olarak aynı adamdır.
Bütün büyük şeyler basittir ve hatta çoğu tek bir kelime ile ifade edilebilir; Özgürlük, adalet, onur, görev, acıma ve umut.
Cehenneme doğru gidiyorsanız, gitmeye devam edin.
Cesaret ayağa kalkıp konuşabilmek olduğu gibi; cesaret aynı zamanda oturup dinlemesini de bilmektir.
Cesaret olmadan diğer tüm erdemler anlamını yitirir.
Duayla savaş kazanılsaydı, komutanları papazlardan seçerdik.
Demokrasinin ne olduğunu anlamak istiyorsanız; herhangi bir seçmenle 5 dakika civarında konuşun.
Demokrasilerde halk, tüm yanlışları denedikten sonra doğru olanı bulur.
Demokrasi; diğerleri hariç, en kötü yönetim biçimidir.
Diplomasi öyle bir sanattır ki insanlara  ‘cehenneme gidin’  dersiniz, sizden yol tarifi isterler.
Dün ile bugün arasında bir kavga çıkarsa, yarın kaybeder.
Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz.
Düşmanların mı var? Ne hoş! Bu, hayatta bazı konularda 
Dünyada ortalıkta dolaşan bir sürü berbat yalan var. En kötüsüyse, yarısının doğru olması.
 "Eğitimsiz bir insan için, söylenmiş sözlerin kitaplarını okumak iyi bir şeydir." 
(My Early Life: A Roving Commission, Bölüm 9, 1930. İng. orijinali: It is a good thing for an uneducated man to read books of quotations.)
Enerjimi koruyorum.. Oturma imkanınız varken asla ayağa kalkmayın. Ve uzanabilecek durumdayken de asla oturmayın.
Bay Churchill, hayattaki başarınızı neye bağlıyorsunuz? sorusuna verdiği yanıt.
El Alameyn'e kadar bir tane bile zaferimiz yoktu, El Alameyn'den sonraysa bir tane bile yenilgimiz olmadı.
(Dünya Savaşı Anıları, 4. cilt, Bölüm 33)
Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz demenin bir anlamı yoktur. Gerekli olanı yaparken başarılı olmak zorundasınız.
En parlak başarım, karımı benimle evlenmeye ikna edebilmemdi.
Eğer bir adamı öldüreceksen, kibar olmanın hiçbir maliyeti yoktur.
Fikirlerini asla değiştirmeyenler, hiçbir şeyi değiştirmezler.
Geçmişini unutan bir milletin, geleceği olmaz.
Geçen hafta tören geçişini ve genç Kraliçemizin muhafızlarının başında ata binişini izledim... Kuşkusuz İngiliz ırkından hiç kimse böyle bir gösteriyi gurur duymadan izleyemez. Ancak düşünen hiçbir erkek ya da kadın şu korkunç sorudan kaçamaz: Tüm bunlar neye dayanıyor? Bin yıllık geleneklerin ve zaferlerin, piyasaların, ticari ve finansal işlemlerin gelgitleriyle karşı karşıya kalması gerçekten de zor görünüyor... ve ödeme gücümüzün ve dolayısıyla itibarımızın ve nüfuzumuzun bağlı olduğu dar marjları aydan aya izlemek zorundayız. Ancak elli milyon adalı, sadece otuz milyon için yiyecek yetiştiriyor ve geri kalanı için kendi çabalarına, becerilerine ve dehalarına bağımlı, daha önce görülmemiş ya da en azından kaydedilmemiş bir sorun sunuyor. Tarihte hiçbir zaman bu kadar büyük, bu kadar karmaşık, yaşam tarzından bu kadar emin, bu kadar baş döndürücü bir yükseklikte ve bu kadar tehlikeli bir temel üzerinde duran bir topluluk olmamıştır.
Savoy Hotel, Londra'da yapılan konuşma (11 Haziran 1952), aktaran Winston Churchill, Stemming the Tide: Speeches 1951 and 1952 (1953), s. 298-299
Geleceğin imparatorlukları, aklın imparatorluklarıdır.
Gelişmek, değişmektir. Mükemmel olmak, sık sık değişmek demektir.
Hayata gerçek yol gösterici olan; doğru olanı yapmaktır.
Her ne kadar şehit olmak istesem de, ertelenmesini tercih etmişimdir.
Her şey canımı sıkıyor.Son sözleri
(İng. orijinali: "I'm bored with it all.")
Hiç kimse, uşağının yanında büyük adam değildir.
Yanında çalışan yardımcısının kendisi hakkında yazdığı kitap konusundaki düşünceleri sorulduğu zaman.
Her millet, layık olduğu şekilde yönetilir.
Haberleri yaratmak, onları almaktan iyidir. Aktör olmak, eleştirmen olmaktan iyidir.
Her çeşit hata yapacaksınız. Ancak cömert ve doğru olduğunuz ve ayrıca ateşli olduğunuz sürece, dünyaya zarar veremezsiniz.
Herkes ispiyonlayabilir, ama yeniden ispiyonlamak belli bir ustalık gerektirir.
Hayattaki en büyük ders, bazen aptalların bile haklı olduğunu bilmektir.
Hayatım boyunca sık sık sözlerimi yemek zorunda kaldım ve itiraf etmeliyim ki bu her zaman sağlıklı bir diyet oldu.
Hükümeti kontrol eden halktır, hükümet halkı kontrol edemez.
Hiçbir salaklık, hoşgörüsüz idealizmin salaklığından daha pahalı değildir.
Hiçbir şey intikamdan daha pahalı, daha tıkanmış değildir.
İnsan, kendisini kızdıran şeyler kadar büyüktür.
İyi vergi diye bir şey yoktur.
İyi bir konuşma bir kadının eteği gibidir. Konuyu kapsayacak kadar uzun, ilgiyi yaratacak kadar kısa.
İdare edilebilen zorluklar, kazanılmış fırsatlardır.
İnsanî değerler içerisinde en çok saygı gösterilmesi gereken değer cesarettir; çünkü söylenildiği gibi "diğer bütün değerleri güvence altına alan değer cesarettir."
İtfaiye ile ateş arasında tarafsız kalamam.
İki insan sürekli aynı şeyleri düşünüyorsa, biri gereksiz demektir.
Kartallar sustuğunda, papağanlar gevezelik etmeye başlar.
Kan, meşakkat, ter ve gözyaşından başka vadedecek bir şeyim yok.
(İng. orijinal: I have nothing to offer but blood, toil, tears, and sweat.)
Kapitalizmin doğal ahlaksızlığı, nimetleri adaletsiz paylaşmasıdır; sosyalizmin doğal faziletiyse sefaleti eşit paylaşmasıdır.
Komünistler şeytana hizmet ediyor; şeytan ise Stalin'e.
Kötümser her fırsattaki zorluğu görür, iyimser ise her zorluktaki fırsatı.
Küçük bir yalanın, onu korumak için daha büyük yalanlardan oluşan bir korumaya ihtiyacı vardır.
Mezarlıklar, vazgeçilemez insanlarla doludur.
Kötülerin kötülüğü, erdemlilerin zayıflığıyla pekiştirildi.
Mükemmelliğin bedeli, çok sorumluluktur.
Müttefiklerle savaşmaktan daha kötü tek bir şey vardır, o da onlarsız savaşmaktır.
Olaylar gerçekleşmeden önce kehanette bulunmaktan her zaman kaçınmışımdır, çünkü olay gerçekleştikten sonra kehanette bulunmak çok daha yerinde bir politikadır.
Propaganda, gerekirse yalanla yapılır.
Rusya; bir muamma içinde gizemle sarmalanmış bir bilmecedir.
Savaş tarihinde hiçbir vakit bu kadar çok kişi bu kadar az kişiye bu kadar şey borçlu olmamıştır.
(İng. orijinal: Never in the field of human conflict was so much owed by so many to so few)
Savaş esiri; sizi öldürmeye çalışan ve başarısız olan, sonra da sizden kendisini öldürmemenizi isteyen kişidir.
Sosyalizm bir başarısızlık felsefesidir. Sosyalizm, cehalettir ve kıskançlıktır. Onun doğasında var olan, sefaletin eşit paylaşılmasıdır.
Savaş zamanı hakikat o kadar kıymetlidir ki yalanlardan bir duvarla korunur.
Siyasette ne yapacağınız konusunda tereddüte düştüğünüzde hiçbir şey yapmayın. Eğer ne söyleyeceğiniz konusunda şüpheye düştüyseniz, gerçekten ne düşündüğünüzü söyleyin.
Söylenmemiş sözlerin efendisiyiz, ama ağzımızdan kaçmasına izin verdiklerimizin kölesiyiz.
Sağlıklı vatandaşlar, bir ülkenin sahip olabileceği en büyük varlıktır.
-Osmanlı’ya atıfta bulunarak- sıkacaksın boğazını. Bir sıkımlık canı var. Göreceksiniz, donanmamızın Çanakkaleyi geçip Marmaray’a girdiği haberi bile yeterli... Padişah, sarayında ne yapacağını şaşırır, iki mermi ile çatısını başına yıkarım. İstanbul’un bir ucundan bir ucuna bir çıra gibi yanacağı korkusu, onların akıllarının başlarından uçup gitmesi için kafi.
Şaka çok ciddi bir şeydir.
Şahsen ben her zaman öğrenmeye hazırım, ancak öğretmekten her zaman hoşlanmam.
Tarih bana karşı nazik olacaktır. Çünkü onu yazmayı planlıyorum.
Tarihi incele. Devlet işlerinin bütün sırrı tarihte yatar.
Amerikalı bir öğrencinin, bir kimsenin liderliğin zorluklarına nasıl hazırlanabileceğini sorduğunda verdiği yanıt.
Tarih; insanlar tarafından işlenen cinayetlerin, çılgınlıkların ve talihsizliklerin yazıldığı

Hugo Rafael Chávez Frías (d. 28 Temmuz 1954, Sabaneta - ö. 05 Mart 2013, Karakas), Venezuelalı politikacı ve 1998'den ölümüne kadar ülkenin devlet başkanıydı.

İklim banka olsaydı hemen kurtarılırdı.  
Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez!  
Faşistler insan değildir. Bir yılan daha insandır.   
Vicdanlı insanlar, bir gün mutlaka kazanacaklar.
Yoksulluğun ilahi bir plan olduğu büyük bir yalandır.   
Eller yetmişinde nasır tutmalı insanın yedisinde değil.   
İnsan ırkını kurtaralım, ABD imparatorluğunu bitirelim.  
Fakat Küba'nın diktatörlüğü yok - devrimci bir demokrasi.  
Beni en çok üzen şey yoksulluk ve bu beni asi olmaya iten şeydi.   
Muammer Kaddafi'yi bir devrimci bir halk adamı olarak hatırlamalıyız.  
Bizimkiler halkımızın gerçek özgürlüğünü elde etmek için mücadele eder.   
Politika, bugün imkansız görünen şeyi yarın mümkün hale getirme sanatıdır.  
Dünyanın büyük bir bölümünü tahrip eden ayrıcalıklı seçkinlerle yüzleşmeliyiz.   
Ya bu ülke özgür bir ülke olacak, ya da onu özgürleştirmeye çabalarken öleceğiz.  
Eğer adalet istiyorsan zenginlerin sözlerine değil fakirlerin gözlerine bakacaksın.
Atom bombasına ihtiyacımız yok, çünkü bizde zaten bir tane var: Venezuela halkı.    
Barışçıl devrim yolunu kapatanlar, aynı zamanda şiddetli devrim yolunu da açıyorlar.   
Bu onuru hak etmiyorum, ama onu gelecek aylarda ve yıllarda hak etmeyi hedefliyorum.  
Amerika Birleşik Devletleri bize saldırmaya çalışırlarsa, 100 yıl savaş olacaktır. Biz hazırlıklıyız.  
Fiziksel olarak buraya ilk defa geldim, ama biz güneyamerikalı gençler rüyalarımızda sık sık Küba'ya geldik.
Gülüşleri kaç para eder çocukların? Ayakları kaç kış üşür? Eller yetmişinde nasır tutmalı insanın, yedisinde değil!   
Yeni, daha iyi ve mümkün bir dünyaya giden yolun kapitalizm olmadığına, yolun sosyalizm olduğuna ikna oldum.   
Halkımızı sindiren tüm zincirleri, açlık, yoksulluk ve sömürgecilik zincirini kırmadan önce istirahate çekilmeyeceğiz.  
Demokrasi, kapitalist bir sistemde imkansızdır. Kapitalizm, adaletsizlik diyarı ve en fakirlere karşı en zenginlerin tiranlığıdır.   
İnsanlık açsa, açıktaysa, yoksulluk ve sefalet içinde acılar çekerek yaşıyorsa bunun tek sorumlusu ABD canavarının beslediği soysuzluktur.  
Herkes için insan hakları, sosyal haklar, eğitim, sağlık bakımı, emekli aylıkları, sosyal güvenlik ve iş alanları ile gerçek bir demokrasi inşa ediyoruz.  
Bu yüzyılda ya biz kapitalizmi yok edeceğiz ya da kapitalizm tüm insanlığı ve gezegenimizi yok edecek. O yüzden ya sosyalizm ya ölüm diyorum…
Kardeş olmak istiyoruz. Saygı ve eşitlik istiyoruz. Babamız Simon Bolivar, barış ve kalkınmanın sağlanması için dengeli bir dünya - bir evren - dengeli bir evren dedi.  
Tanrı adına konuştuğunu ileri sürerek yoksulluk karşısında SUS diyen din adamları da çoğalmaktadır. Latin Amerika yoksulluk karşısında susan insanların coğrafyası olmayacaktır.    
Sosyalizmi yeniden icad etmeliyiz. Sovyetler Birliğindeki sosyalizm olmaz, ama yenisi ortaya çıkacaktır. Bunun için çekişme üzerine değil de, işbirliği üzerine kurulmuş olan sistemler geliştirmemiz lazım.  
Özelleştirme, neoliberal ve emperyalist bir plandır. Sağlık özelleştirilemez çünkü temel bir insan hakkıdır, ne de eğitim, su, elektrik ve diğer kamu hizmetleri değildir. İnsanları haklarından mahrum bırakan özel sermayeye teslim edilemezler.   
Her gün daha ikna oluyorum, aklımda hiç şüphe yok ve birçok entelektüelin dediği gibi, kapitalizmi aşmanın gerekli olduğu konusunda. Ancak kapitalizm, kapitalizmin kendisinden değil, sosyalizmden, gerçek sosyalizmden eşitlik ve adaletle aşılmaz. Ayrıca demokrasi altında yapmanın mümkün olduğuna ikna oldum, ancak Washington tarafından dayatılan demokrasi türünde değil.

Amerika Birleşik Devletleri bize saldırmaya çalışırlarsa, 100 yıl savaş olacaktır. Biz hazırlıklıyız.
ABD-TV kanalı ABC'de yapılan röportaj, 16 Eylül 2005
Bu, gerçek bir Amerikalı geleneği ve terörizmdir. Çocuklara cadı kıyafetleri giydiriyorlar; bu, bizim kültürümüze aykırı.
(Cadılar Bayramı üzerine)
Fiziksel olarak buraya ilk defa geldim, ama biz Güney Amerikalı gençler rüyalarımızda sık sık Küba'ya geldik.
Havanna Üniversitesindeki konuşmasında, 14 Aralık 1994
Bu onuru hak etmiyorum, ama onu gelecek aylarda ve yıllarda hak etmeyi hedefliyorum.
Havanna Üniversitesi'ndeki konuşmasında, 14 Aralık 1994, Fidel Castro'nun onu Havanna José Martí Havalimanı'nda karşılaması hakkında
Sosyalizmi yeniden icat etmeliyiz. Sovyetler Birliği'ndeki sosyalizm olmaz, ama yenisi ortaya çıkacaktır. Bunun için çekişme üzerine değil de, işbirliği üzerine kurulmuş olan sistemler geliştirmemiz lazım.
Dünya Sosyal Forumu'ndaki kapanış konuşmasında, Porto Alegre - Brezilya, 31 Ocak 2005
Dünyanın büyük tahripçisi ve en büyük düşmanı... ABD emperyalizmi tarafından temsil ediliyor.
TV/Radyo proğramı ¡Aló Presidente!, 21 Ağustos 2005
Ama Küba'da diktatörlük yok ki. Orası devrimci demokrasiye sahip.
TV/Radyo proğramı ¡Aló Presidente!, 21 Ağustos 2005
İnsan ırkını kurtaralım, ABD imparatorluğunu bitirelim.
Tahran Üniversitesi, İran, 30 Temmuz 2006
Atom bombasına ihtiyacımız yok, çünkü bizde zaten bir tane var: Venezuela halkı.
Caracas'ta düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, bir hafta sonra yapılacak İran ziyaretinin bu ülkeyle bir nükleer teknoloji geliştirme anlaşması ile sonuçlanacağına dair Avrupa basınında çıkan yorumlara cevaben, 23 Haziran 2007'
Muammer Kaddafi'yi bir devrimci, bir halk adamı olarak hatırlamalıyız.
Muammer Kaddafi isyancılar tarafından öldürüldükten sonra, 21 Ekim 2011
Her zaman söyledim, Mars’ta bir medeniyet olduğunu öğrenmiş olsaydık bu hiç şaşırtıcı olmazdı. Ancak belki de Mars’a da kapitalizm ve emperyalizm geldi ve gezegeni bitirdiler.

Sözler, alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.

Marcus Tullius Cicero (d. MÖ 3 Ocak 106 - ö. MÖ 7 Aralık 43), Latin kökenli Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini.

Acı tanımamış olmak büyük bir acıdır.
Akıl da bir tarla gibi ekilmeye ve bakılmaya ihtiyaç duyar.
Akıl, işletilirse çevikleşir.
Aptal İnsan, Bir Şeye Sahip Olmaya Başladıktan Sonra, Ölür. 
Amacına ulaşmak için bütün gücünü topla!

Barış ile kölelik arasında çok büyük fark vardır Barış huzur dolu bir özgürlüktür. Kölelik ise yalnız savaşarak değil ölümü bile göze alarak uzak tutulması gereken her türlü kötülüğün en kötüsüdür.
Bir canlı, doğduğu andan başlayarak, kendi kendine düzen verir ve kendini korumaya, doğasını ve bu doğayı koruyabilecek her şeyi sevmeye bir eğilimi vardır, kendini yıkımdan ve yıkımına yola açacak olan her şeyden uzak tutar. Ve Stoalılar bunu şöyle kanıtlar: hazzı ya da acıyı tatmadan önce yavrular, kendileri için yararlı olanı arayıp, zararlı olandan kaçarlar, doğalarına bağlı olmayıp, yıkımdan çekinmeselerdi böyle olmayacaktı. Öte yandan, kendilerine ilişkin bilince sahip olmasalardı, herhangi bir arzuları olmazdı. Buradan çıkarılması gereken sonuç, kendini sevmenin bir ilke olduğudur.
Bir yerde yaşam varsa orada umut da vardır.
Birçok insan savaştaki başarıların, barıştaki başarılardan daha önemli olduğunu düşünür ancak bu düşüncenin kırpılması gerekir. Zira birçokları şöhret arzusuyla savaş peşinde koşar. 
Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur.
(İstediğim e.n.) Bütün insanlarda ortak olan akıldan hukuku türetmektir.
Senatör Aurelius'un; "Roma senatosu olarak daha belirgin çizgilerle neyi istediğinizi anlatmanızı istiyoruz." sözlerine yanıt olarak söyledikleri.
Büyük bir yeteneğin kanıtı; duyulardan aklı anımsamak ve düşünceleri alışkanlıklardan ayırmaktır.

Cumhuriyet, [res publica], halkın işidir [populi res]; halk, herhangi bir şekilde bağlantılı tüm insan gruplarını değil, ancak hukuk ve haklar konusunda ortak bir anlaşmaya varmış, karşılıklı menfaatlere katılmaya istekli birçok insanın bir araya gelmesidir.
De Re Publica, s. 124

Çalışarak ün kazananların sayısı, doğuştan ünlü olanlardan daha fazladır.

Doğruluk ve sorumluluk sahibi kimse lider olmaya layıktır.
Dostluğu hem doğuran hem sürdüren erdemdir. Erdem olmadan dostluğun hiçbir türlüsü olmaz.  

En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.
Erkekler şaraba benzer; geçen yıllar kötülerini ekşitir, iyilerini olgunlaştırır.

Geçmiş geçmişte kalmıştır, biz işimize bakalım!

Hayat yokuşunu tırmanırken rastladığınız insanlara iyi davranın; inişte yine onlara rastlayacaksınız çünkü.
Her canlı yalnız kendini sever.
Her şeyin başlangıcı küçüktür.
Herkes hata yapabilir, yalnız ahmaklar hatalarında ısrar eder.

İçinde kitap olmayan bir oda ruhsuz bir beden gibidir.
İnsan iki şey için doğmuştur; düşünmek ve eyleme geçmek!
İnsan kendisini kaybetmeden kendisini bulamaz.
İnsan ne kadar yükselirse, gönlü o kadar alçalmalıdır.
İnsan, yaşamının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir.
İnsana: "Kendini bil!" denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir.
İnsanın en büyük düşmanı, doğrudan doğruya kendisidir.
İşin saçma tarafı, en saçmasını bile filozofun birinin çoktan söylemiş olması.
İyi bir dost ikinci bir "ben" dir.

Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir.
Kötü bir barış her zaman haklı bir savaştan iyidir.
Kendine güven, aklın kesin bir inanç ve güvenle büyük ve gurur verici işlerde kullanımıdır.
Kendi doğumundan önce olanları bilmeyen, sürekli çocuk kalmaya mahkumdur.

Mutlak hak mutlak haksızlıktır.
Malını kaybeden bir şeyini kaybeder, namusunu kaybeden birçok şeyini kaybeder, cesaretini kaybeden her şeyini kaybeder.

Ne kadar çok kanun, o kadar az adalet.

"Roma neden yıkıldı?" sorusuna Cicero’nun cevabı: Çok ve güzel konuştuk, fakat bilgisizdik!

Sahip olduğundan fazlasını istemeyen insan zengindir.
Savaşta yasalar susar.
Silent leges inter arma.
Son kez söylüyorum: Unutmayın ki imparatorluklar diktikleri çarmıhlarda ancak adaleti sağlayabilirler. Ahlak ve erdem çöktüğünde devleti yönetemezsiniz.

Savaşta yasalar susar.
Şeref ve doğruluk adaletin temelidir. Orijinali : Justitia fundementum est fides. 
Sosyal ya da, özel, işle ya da evle ilgili, kendi başına ya da başka birisiyle birlikte hareket ettiğin yaşamın hiçbir kısmı yükümlülüklerden yoksun olamaz; yaşamda ahlaken doğru olan her şey yükümlülüğün yerine getirilmesinden, yanlış olan her şey ise yine yükümlülüğün es geçilmesinden kaynaklanır. 

Tarlasını süren kimse, fenalık yapmayı düşünmez.

Yalnızca kendimiz için doğmadık ve yalnızca kendimiz için yaşamıyoruz, ülkemiz, dostlarımız ve içimizde bir katılım var.
(Cicero "Yükümlülükler Üzerine (De Officiis), Kitap I, Bölüm XXII Çeviri: Andrew P. Peabody."
Yasa, yapılacak ve yapılmayacak olanı buyuran yüce akıldır... O doğanın gücüdür, o ruhtur, bilgenin aklıdır, adaletli olanla olmayanın ölçüsüdür.
(Cicero "Yasalar", I, VI)
Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir.

Zeka tıpkı bir tarla gibi ekilmeye ve bakılmaya muhtaçtır.
Zorluklar ne denli büyük olursa, zafer de o denli büyüktür.

Sosyal ya da, özel, işle ya da evle ilgili, kendi başına ya da başka birisiyle birlikte hareket ettiğin yaşamın hiçbir kısmı yükümlülüklerden yoksun olamaz; yaşamda ahlaken doğru olan her şey yükümlülüğün yerine getirilmesinden, yanlış olan her şey ise yine yükümlülüğün es geçilmesinden kaynaklanır.
Kitap I, Bölüm II, S.4
Birçok insan savaştaki başarıların, barıştaki başarılardan daha önemli olduğunu düşünür ancak bu düşüncenin kırpılması gerekir. Zira birçokları şöhret arzusuyla savaş peşinde koşar.
Kitap I, Bölüm XXII, S.34

Cihat Yaycı (29 Nisan 1966) Türk asker, akademisyen ve yazar. Mavi Vatan'ın geliştiricisi olarak tanındı. Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezinin kurucusu.

GKRY ve Yunanistan ikilisinin savunduğu ve AB tarafından desteklenen tezlerin gerçekleşmesi durumunda; yaklaşık 189 bin km²'lik deniz yetki alanımız 41 bin km² ile sınırlandırılacak, bir başka deyişle, egemenlik haklarımızın bulunduğu 148 bin km²'lik alan gasp edilmiş olacaktır.
Türkiye'nin kara ülkesinde herhangi bir vilayete hak iddia etmek ile Türkiye'nin Mavi Vatan'ında hak iddia etmek arasında hiçbir fark yoktur.
Ege denizindeki hakimiyet mücadelesi 1090 yılından 1830 yılına kadar, yani 740 yıl, Osmanlı-Ceneviz-Venedik ve Saint Jean Şövalyeleri arasında devam etmiş, Yunan ve Rum hakimiyeti asla söz konusu olmamıştır.

Kendisi özellikle Libya-Türkiye Antlaşması'nın mimarı olarak bu konuda son derece iyi yetişmiş, iyi bir akademisyen, iyi bir pratisyen ve de bir muharip amiral. — Cem Gürdeniz (Emekli Tümamiral)

Cinayet öz savunmanın bittiği yerde başlar. Georg Büchner [Danton'un Ölümü'nden]
Birisini cinayet işlediği için öldürmek cinayetten, mukayese kabul etmeyecek kadar kötü bir cezadır. Bir yargı hükmüyle öldürmek eşkıyaların öldürmesinden ölçülemeyecek kadar fazla korkunçtur. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Nasıl olur da her idam bizi bir cinayetten daha fazla rahatsız eder? Bizi rahatsız eden şey yargıcın soğukluğu, özenli bir hazırlık ve başkalarını caydırmak amacıyla bir insanın burada araç olarak kullanıldığı düşüncesidir. Çünkü, böyle bir şey var olsa bile, burada suç cezalandırılmamaktadır: suç öğretmanlerde, ebeveynlerde, çevrede ve bizdedir, katilde değil -yani hazırlayıcı koşulları kastediyorum. Friedrich Nietzsche
Başkalarının cinayetlerini işlemeye mahkûmum; çünkü cumhuriyet, yüksek estetik, yüksek ahlak ve yüksek akıl idaresidir. Yalçın Küçük
Adam öldürmenin dört çeşidi vardır; canice, bağışlanabilir, haklı görülebilir ve takdire şayan. Ambrose Bierce
Bence savaşta öldürmek katiyen sıradan bir cinayetten daha iyi değildir. Albert Einstein

Seks iyidir. Herkes yapıyor ve herkes yapmalı da. — Robbie Williams
Otorite sizi seksin günah oluşuyla ilgili uyardığında, burada almanız gereken bir ders vardır: Otoriteyle seks yapmayın. — Matt Groening
Bulaşıcı hastalık problemini çözmek için prezervatif kullanımını artırmaya çalışmak sadece teknik açıdan yetersiz değil, aynı zamanda ve her şeyin üstünde ahlaki açıdan kabul edilemez. Güvenli seks önerisi hem problemin özünden uzaklaşıyor hem de insanların ahlaki temelini çökertiyor.
Süddeutsche Zeitung’daki bir röportajından, 1988 — XVI. Benedikt
Kendilerini para karşılığı satan kızlara karşı daima acıma hissi duymuşumdur. Cemiyetin büyük yarası olarak devam edip gidiyor. — Kenan Evren
Cinsel birleşmedeki esrime hali. İşte bu! Her şeyin gerçek özü ve nüvesi bu, varoluşun amacı ve hedefi. — Arthur Schopenhauer
Seks, çerçöpüyle izinsiz içeri girmekte, devlet adamlarının müzakerelerine ve alimlerin araştırmalarına müdahale etmekte tereddüt etmez. Her gün en değerli ilişkileri mahveder. Daha önce onurlu ve dimdik olan insanların vicdanını çalar. — Arthur Schopenhauer
Aşık olan herkes sonunda zevke ulaştıktan sonra olağandışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır; ve bu kadar büyük bir özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir. — Arthur Schopenhauer
Clinton yalan söyledi. Bir erkek arabasını nereye park ettiğini ya da nerede yaşadığını unutabilir, ama oral seksi asla unutmaz, ne kadar kötü olursa olsun. — Barbara Bush
Kadınlar sevişebilmek için nedene ihtiyaç duyarlar. Erkekler sadece bir yere. — Billy Crystal
Yeni bir tıp dönüm noktası. Doktorlar latex prezervatiflere birçok erkeğin alerjisi olduğunu rapor ediyorlar. Bu sert bir şişkinliğe neden oluyormuş. Peki sorun ne? — Dustin Hoffman
Göbeğimizin altı, insanın neden kendini bir Tanrı yerine koyamadığının ispatıdır. — Friedrich Nietzsche
90 yaşında seks ıstaka yerine halat kullanmak gibidir. — George Burns
Seks reenkarnasyonun 9 nedeninden biridir. Diğer 8 neden önemli değildir. — George Burns
Cinsel libidoyı artırabilen mekanik araçlar vardır, özellikle kadınlarda. Bunların en üstünde olan ise Mercedes-Benz 380SL'dir. — Lynn Lavner
Seksi feministlere bırakmak, köpeğinizi tatilini geçirsin diye tahnitçiye bırakmak gibidir. — Matt Barry
Yeni bir araştırmaya göre kadınlar erkeklerin karşısında soyunurken, başka kadınların karşısında soyunduklarından daha rahat olduklarını söylüyorlar. Kadınların daha yargılayıcı olduklarını söylüyorlar. Tabii erkekler yalnızca minnettar. — Robert De Niro
A evet, boşanma, Latince'den bir sözcük, anlamı; erkeğin cinsel uzvunu kesip cüzdanına doldurmak. — Robin Williams
Görüyorsunuz, sorun Tanrı'nın erkeklere bir beyin ve bir penis vermesi, ve kan aynı anda bu ikisinden yalnızca birine akabiliyor.  — Robin Williams
Yeniden evlenmek yerine sevmediğim bir kadın bulacağım ve ona bir ev alacağım. — Rod Stewart
Biseksüellik cumartesi günü randevu şansınızı aniden ikiye katlar. — Rodney Dangerfield
Kadınlar reglden şikayet ederler, ama ben bunun bir ayın içerisinde kendim olabildiğim tek zaman olarak görüyorum. — Roseanne
Kadınlar orgazm takliti yapabilirler. Ama erkekler tüm ilişkiyi taklit edebilirler. — Sharon Stone
Kız arkadaşım seks yaparken sürekli gülüyor, ne okuduğu önemli değil. — Steve Jobs
Biliyorsunuz "o" kadınlar istedikleri zaman seksi elde edebiliyorlar. Ben edemiyorum. — Steve Martin
İnanıyorum ki seks paranın satın alabileceği en güzel, doğal ve müthiş şeylerden biri. — Tom Clancy
Seks sadece vücutların tatmini değil, ruhların da ibadetidir. Cinselliği özgürce yaşayamayan insanın hayat hakkında parlak bir bakış açışı olması imkânsızdır. — Madonna

Cinsiyetler Arasında İşbirliği - Alfred Adler

Farklı cinslerden iki eşit insanın görevi olarak tanımladığımız aşk, iki bireyin bedensel ve düşünsel yönlerden birbirlerini çekmesini, başkalarını dışlamasını ve birbirlerine karşı mutlak bir teslimiyetle yaklaşmalarını gerektirir.
(s. 89, Payel Yayınları, 1999)
Kadının çocukluğundan başlayarak kendisine zorlanan role başkaldırısı ne denli güçlü olursa, ya da aynı şekilde erkek kendisine biçilen ayrıcalıklı rolü tüm saçmalığına karşın oynamamakta ne denli ısrarlıysa, cinsler arasındaki çatışma da o denli şiddetli olur.
(s. 29, Payel Yayınları, 1999)
Gizliden gizliye üstün olma isteği besleyen kızlar, genellikle güçsüz, sakat ya da kendi toplumsal konumlarının altındaki erkeklere yönelirler. Aynı şekilde, hemen el altındaki birinin veya bir akrabanın seçilmesi de, kendinden çok genç veya çok yaşlı bir erkeğin seçilmesi de güçsüzlük duygusunun belirtisidir.
(s. 94, Payel Yayınları, 1999)
Eğer erkek şefkat arıyorsa, kendisini şımartacak, pohpohlayacak kızlar arayacaktır. Eğer ilişkiyi ikili bir yarış gibi görüyor ve bu yarışta üstün gelmeyi istiyorsa, güçlü görünen kızları arayacak, veya yapıları, toplumsal konumları ve güçleri açısından kolayca yönlendirilip güdülebilen kızları yeğleyecektir. Doğal olarak böyle bir seçim pek çok yanlışa yol açacaktır; çünkü hiçbir kız sürekli boyun eğmeye razı olmaz.
(s. 104, Payel Yayınları, 1999)
Eğer bir insan bir başkasına gerçekten ilgi ve yakınlık duyuyorsa, o ilginin gerektirdiği bütün özelliklere sahip olmalıdır: Dürüst olmalı, iyi bir arkadaş olmalı, sorumluluk duygusu taşımalı, sadık ve güvenilir olmalıdır.
(s. 147, Payel Yayınları, 1999)

Kale (Fransızca özgün adıyla Citadelle), Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry'nin 1942 tarihli romanı.

Bir aynada hiçbir şey yoktur, içini dolduran görüntülerin ne ağırlığı vardır, ne süresi. Öyle ya, bir ayna da, bazı bazı bir tuz gölü gibi, gözleri yakar.
Ölenler için yalnızlık diye bir şey yoktur.
Okuma yazma bilmeyen kişi, peygamberin kitabını tartmakla, harflerin biçimi ya da resimlerin yaldızı üzerine oyalanmakla, kitabın özünü sezemez, bu öz boş nesne değil, tanrısal bilgeliktir.
Mumum özü de izler bırakan balmumu değil, ışıktır.
Süreleri içinde sıralayıp farklarına böldün mü, ağaç konusunda da, insan konusunda da hiçbir şey öğrenemezsin. Ağaç hiç de önce tohum, sonra filiz, sonra yaş gövde, sonra kuru odun değildir. Tanımak istiyorsan, bölmemelisin.
Anısına saygı gösterildi mi, yitirilmiş insan yaşayan insandan daha çok aramızdadır, daha güçlüdür.
Aşk, aradığını bulmalı. Ben yalnız varolan ve doyurulabilen şeyi seveni kurtarırım.
İnsanın tıpkı kaleye benzediğini gördüm ben. Özgürlüğünü sağlamak için duvarları devirir, ama yıkılmış ve yıldızlara açık bir kaleden başka bir şey değildir artık. Hiç varolmamanın bunalımı başlar o zaman.
Kale, seni insanların yüreğinde kuracağım.
Yalnızca boşuna bir ışıkla yanıp tutuşanlar, şiir aşkıyla dolu olup da kendi şiirini yazamayan ozan, aşka tutkun olup da, seçmesini bilmediği için, oluşamayan kadın kaygılandırır beni.
Yürekçe oturgan kişileri sevmem. Hiçbir şey alıp veremeyenler hiçbir şey olamazlar. Ve yaşam hiç mi hiç olgunlaştırmaz bunları. Zaman bir kum gibi akıp gider onlar için, onları siler.
Kunduracı, seni böylesine sevinçli kılan nedir? Sorumun karşılığını beklemedim, biliyordum, aldanacaktı, ya kazanılan paradan, ya kendisini bekleyen sofradan, ya da dinlenişten sözedecekti bana. Mutluluğun sırmalı terliklere dönüşmek olduğunu nereden bilecekti?
Bir uygarlık insanlardan istenene dayanır, onlara sağlanana değil.
Başkalarının şiirlerini söyleyen, başkalarının buğdayını yiyen ya da kentlerini kurmak için parayla mimar getirten topluluklar küçümsenecek topluluklardır. Bunlara oturganlar derim ben. Bunların çevrelerinde, bir ayla gibi, dövülen buğdaydan yükselen altın rengi tozları göremezsin.
Büyük heykeltıraş kötü heykeltraşların toprağından doğar. Kötü heykeltraşlar ona basamaklık eder, onu yükseltir.
Her şeyin kusursuz olduğu bir imparatorluk yaratma. Çünkü beğeni müze bekçisinin erdemidir. Beğenisizliği horgörürsen, ne resmin, ne dansın, ne sarayın, ne de bahçelerin olur. Kusursuzluğunun boşluğu yüzünden yoksun kalırsın onlardan. Her şeyin yalnızca coşkulu olduğu bir imparatorluk yarat.
İnsanın büyük gizemlerinden biri, özü yitirirler de yitirdiklerini bilmezler.
Kimse istemedikten sonra, bir elmas ya da bir inci ne değer taşır ki! Birer yontulmuş camdırlar, o kadar.
Bir kadının güzelliği karşısında heyecanlanacak bir adam yoksa, nereye koyarsın bu güzelliği? Kendisini ele geçirmek isteyen çıkmayınca, elmasın değerini? Kendisine hizmet eden kalmayınca imparatorluğu?
Bozulmuş biri varsa, ötekileri de bozmasın diye kesmek gerekir elbette onu, içi geçmiş meyvayı  kilerden, hasta hayvanı ahırdan atarcasına. Ama kileri ya da ahırı değiştirmek daha iyi olur, çünkü önce onlar sorumludur.
Barış geç büyün bir ağaçtır. Barışın birliğini kurmak için, bizim de, dağ servisi gibi, çok çakıllar emmemiz gerekir.
Ne kadar çok verirsen, o kadar çok büyürsün. Ama alacak biri bulunmalı. Yitirmek vermek değildir.
Mumun kalınlığı o kadar önem taşımaz benim için. Değerini yalnız aleviyle ölçerim.

Clara Oswin Oswald, BBC yapımı Doctor Who dizisi için Jenna Coleman tarafından yedinci ve dokuzuncu sezonlar arası canlandırılmış bir kurgusal karakterdir. Yedinci sezonda 11. doktorun (Matt Smith) yol arkadaşı olarak diziye dahil olan Jenna Coleman, diziye ilk olarak Asylum of the Daleks bölümünde Souffle Girl ismiyle giriş yapar. Oswin Oswald, Clara Oswin Oswald, Souffle Girl, The Impossible Girl isminlerinin tamamı Clara Oswald'ı anlatır.

Koş zeki çocuk, ve unutma…
Genelde ölmeden önce doktora söylediği son sözleridir. Epey popüler olan bu sözleri ilk olarak Oswin Oswald "Asylum of the Daleks" bölümünde doktor ile vedalaşmak için söylemiştir. Ardından Clara Oswin Oswald ve daha sonra da Trenzalore bölümünde Clara Oswald söylemiştir. Aslı "Run you clever boy, and remember."dır.

Clara: Savaşçı olma. Bana söz ver. Doktor ol. 
Doktor: Seni iyileştiremiyorsam doktor olmanın ne faydası var?
Clara: Kendini iyileştir. Buna mecbursun, bir olayın seni canavara dönüştürmesine izin veremezsin. Senden bunun için söz vermeni istemiyorum. Sana emir veriyorum.
"Face The Raven" bölümünde doktor ile vedalaşırken aralarında geçen diyalog.

Cesur olmama izin ver.
"Face The Raven" bölümünde Kuzgun ile yüzleşmeden hemen önce söylemiştir.

Selam, seni aptal ihtiyar.
"Twice Upon A Time" bölümünde göründüğünde söylemiştir.

Oswin: (ilk sözleri) 363. gün; terör devam ediyor. Ayrıca yeni sufleler yaptım, çok yakın… (güvenliği kontrol eder) Geçen gece yine geldiler. Hep gece geliyorlar. Belki de vampirdirler… Ah, bugün annemin doğum günü. Doğum günün kutlu olsun anne.
"Asylum of the Daleks" bölümünden.

Sözleri
Düşünmek farklı olmak demektir.   
Sempati hayal gücünün çocuğudur.       
En büyük ödül, öfkeyi merhametle dengelemek.    
Tarih tekerrür eder. Tarihte yanlış olan şeylerden biri budur.   
Eğer ben özgürsem sen de ancak o zaman özgür olabilirsin.     
Merhamet insanoğlunun gösterebileceği en yüce duygudur.       
Bir ceza avukatının asıl görevi müvekkili gibi bir jüri yaratmaktır.    
Adalet diye bir şey yoktur. Ne mahkemede ne de mahkeme dışında.    
Hayatımızın ilk yarısını ebeveynlerimiz, ikinci yarısını çocuklarımız mahveder.  
Tanrı korkusu bilgeliğin başlangıcı değildir. Tanrı korkusu bilgeliğin ölümüdür.       
Cehalet ve fanatizm her zaman iş başındadır ve beslenmeye ihtiyaç duyarlar.      
Yanlış anlaşılmaktan acı çektim ama anlaşılsaydım çok daha fazla acı çekerdim.        
Çalışan insanların bir sürü kötü alışkanlığı vardır, ama bunların en kötüsü çalışmaktır.
Çocuklara, şüphe etmemeleri gerektiğini öğretmenin yaratacağı trajediyi bir düşünün.  
Birçok cahilin emin olduğu yerde bilmiyormuşum gibi yapmam bilinmezcilik budur işte.   
Ben hiç kimseyi öldürmedim, ancak bazı ölüm ilanlarını büyük bir memnuniyetle okudum.    
Şüphecilik ve şüphe, araştırma ve sorgulamaya götürür; sorgulama da bilgeliğin başlangıcıdır.       
Nefreti sevgiyle yenmek konusunda insanlığa ufak da olsa bir katkıda bulunduğumu Bilmek olacaktır.
Nefretin ve kıyımcılığın insanların yüreklerini denetlemeyeceği bir zamanın geleceğini iddia ediyorum.     
Bir gün gelecek mantıkla ve akıl yürütmeyle her türlü yaşamın korunmaya değer olduğunu anlayacağız.      
Size şah damarından yakınım diyen tanrıya şunu diyorum: Bize bu kadar çok yakınsan, neden elçi gönderiyorsun ?   
Dünya sürdüğü sürece yanlışlar olacaktır ve kimse itiraz etmezse ve kimse isyan etmezse, bu hatalar sonsuza kadar sürer.    
Bu dünyadaki özgürlüklerinizi ancak diğer insanın özgürlüğünü koruyarak koruyabilirsiniz. Sadece ben özgürsem özgür olabilirsin.  
Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister. Yetmiş yaşına gelince, yine dünyayı değiştirmek ister ama yapamayacağını bilir. Dünya, kendilerinden emin, kendi fikirlerinde güçlü, hiçbir şeyden asla şüphe duymayan aptalların ve doğal zorbaların çoğundan oluşur.     
Dünyanın insanlığın tek evi olduğu gerçeğinden hareketle, insanın, varoluşundan elde edeceği her ne varsa onu bu dünyada alması gerektiğine kani olduğumu hissediyorum.   
Düşünmekten korkmuyorum. Evrendeki beni ya da başka bir erkek ya da kadını cehenneme gönderecek herhangi bir tanrıdan korkmuyorum. Böyle bir varlık olsaydı, o bir tanrı olmazdı; o bir şeytan olurdu.

Claude Adrien Helvétius, Aydınlanma Çağı'nın önemli düşünürlerinden biri olup, Encyclopédie'nin hazırlanmasına katkı yapmış olan Fransız filozoftur.

Eğitim bizi biz yaptı.  
Kamu iyiliği en yüksek yasadır.
Basını sınırlamak bir millete hakaret etmektir.   
Tüm insanlar anlamak için eşit eğilime sahiptir.
Yapabileceğine inanan adam muhtemelen haklıdır.   
İnsanlığın erdemleri, dinsel öğretilerden daha kutsaldır!    
Onura, onur için değil, getirdiği yarar uğruna değer veririz.  
Kıskançlık, yaşayanlara hakaret etmek için ölüleri onurlandırır.   
Tutkusu olmayan birinin harekete geçme ilkesi veya nedeni yoktur.   
Sevilmek için, saygıyı hak etmeliyiz; tüm üstünlük ve nefreti kendine çeker.    
İnsanlar doğduklarında aptal değil, cahillerdir; gördükleri eğitimin etkisiyle aptallaşırlar. 
Tutkuları olmayan her insanın içinde hiçbir eylem ilkesi veya eylemde bulunma nedeni yoktur.   
Bizi memnun etmek için gerekli deha derecesi, bizim sahip olduğumuz oranla hemen hemen aynıdır.   
İyiliksever birisi insanların mutsuzluk ve acılarını kendisinde acı veren duygulara yol açtığı için gidermeye çalışır.    
Hiçbir ulusun, doğuştan gelen zenginliği nedeniyle kendisini diğerlerinden üstün görmek için bir nedeni yoktur.   
Tanrısını yediğine inanan bir adam biz deli demeyiz; yine de, İsa Mesih olduğunu söyleyen bir adama deli diyoruz.    
Eğitim her şeyi yapabilir ve bizi biz yapan eğitimdir. Ama iyi bir eğitim sisteminin kurulmasının önünde ciddi engeller vardır.   
Din adamları sınıfının gücü kırılıncaya ve iyi bir hükümet ile iyi bir hukuk sistemi kuruluncaya dek eğitim sistemi istenilen düzeye gelmeyecektir.  
Bazı kitapların okunmasını yasaklamak, orada yaşayanların ya aptal ya da köle olduklarını ilan etmektir: böyle bir yasak onları küçümsemelidir.

Claude Bernard (Fransızca:  [bɛʁnaʁ] ; 12 Temmuz 1813 - 10 Şubat 1878), Fransız fizyologdur. Harvard Üniversitesi'nden tarihçi.

Deney, aktif bir bilimdir.  
Sanat benimdir; bilim biziz.  
Bilim istisnalara izin vermez.  
Bilim, belirsizliği geri püskürtür.
Şans hazırlıklı zihinlere İltimas geçer.  
İlk nedenler bilim alanının dışındadır.  
Yalnız hissetmek zihne rehberlik eder.  
Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz.
Dünya her şeydir; mikrop hiçbir şey değildir.   
Nefret, dahinin yanında en açık görüşlü olanıdır.     
Bizi öğrenmekten alıkoyan zaten bildiğimiz şeydir.  
Vasat erkekler genellikle en çok edinilen bilgiye sahiptir.  
Felsefi anlamda gözlemsel gösteriler ve deneyler öğretir.
Gözlem pasif bir bilimdir, deney yapmak aktif bir bilimdir.  
Bir teori, yalnızca deneyle kontrol edilen bilimsel bir fikirdir.    
Dünya üzerinde, fenomenleri deneylere göre değiştiriyoruz.   
Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanıdır.   
Keşif sevinci kesinlikle insan aklının hissedebileceği en canlı şeydir.    
Ne aradığını bilmeyen deneyci, ne bulduğunu asla anlamayacaktır.   
Bilim, gururumuzu düşürdükçe gücümüzü de orantılı olarak artırır.   
Bilim hekimlerinin amacı, kendi bilimlerinde… belirsizliği azaltmaktır.  
Kısacası, hastaneleri yalnızca bilimsel tıbbın girişi olarak görüyorum.   
Bilinmeyenin eziyetini bilmeyenler, keşfetmenin keyfini çıkaramazlar.     
Gerçek bilim bize şüphe etmemizi ve cehaletten kaçınmamızı öğretir.    
Bilimde önemli olan, bilim ilerledikçe kişinin fikirlerini değiştirmesidir.    
Bazı gerçekler asla bilimsel değildir; sadece genelleme bilimi yapabilir.    
İnsan bilinenden bilinmeyene ilerlemediği sürece hiçbir şey öğrenemez.   
Zihinsel asla fiziksel olanı etkilemez. Zihni değiştiren her zaman fizikseldir.  
Öğrendiğimizde, Daha Yükseğe ulaşırız. Anladığımızdan daha fazlasını biliyoruz.  
Fikirlerimizi doğrulamak için asla deneyler yapmamalıyız, sadece onları kontrol etmeliyiz.
Bilimde, en iyi ilke, bilim ilerledikçe fikirlerimizi hızlı bir şekilde değiştirmek ve paylaşmaktır.    
Yanlış hipotezler ve teoriler bile keşiflere yol açmada işe yarar. Bu söz tüm bilimlerde geçerlidir.    
Bilim istisnayı kabul etmez; aksi takdirde bilimde determinizm olmazdı, daha doğrusu bilim olmazdı.
Şuna inanıyorum ki, bir gün fizyolojist de, şair de, filozof da aynı dili konuşacaklar ve de anlaşabileceklerdir.   
Şüpheci gerçek bir bilim insanıdır: Yalnızca kendisinden ve yorumlarından şüphe duyar, ancak bilime inanır.  
Gerçek kendi başına hiçbir şey değildir. Yalnızca kendisine eklenen fikir için veya sunduğu kanıt için değerlidir.  
Bir deneycinin gerçek değeri, yalnızca deneyinde aradığını değil, aynı zamanda aramadıklarını da takip etmesidir.
Laboratuara girdiğinizde, hayal gücünüzün ceketinizi çıkarmasına izin verin. Ayrılırken, paltonuzu giyerken tekrar giyin.    
Bildiğimizden daha fazlasını başarırız. Anladığımızdan daha fazlasını biliyoruz. Açıklayabileceğimizden daha fazlasını anlıyoruz.
Zihin özgürlüğümüzü korumalıyız. Ve doğada saçma olan şeyin teorilerimize göre her zaman  imkansız olmadığına inanmalıyız.   
Teoriler merdiven gibidir; Bilim tırmanarak ufkunu daha genişletir, çünkü teoriler ilerlerken orantılı olarak daha fazla olguyu somutlaştırır ve zorunlu olarak içerir.  
Deneysel bilim insana öğretirken, her gün ona nesnelerin nesnel gerçekliği gibi birincil nedenlerin sonsuza kadar ondan saklanacağını ve yalnızca ilişkileri bildiğini kanıtlayarak gururunu daha da azaltıyor.

Claude Lévi-Strauss (28 Kasım 1908 - 30 Ekim 2009), Fransız antropolog, etnolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli isimlerinden biri.

Dil toplumun bilinçaltıdır.    
Ölüm zordur. Ama üzüntü daha da zordur.  
Gezilerden ve gezginlerden nefret ediyorum.  
Bazen yazdıklarımdan çok şey öğreniyorum.    
Gördüğüm, keşfettiğim her şey beni yaralıyor.
Herkes kendi alışık olmadığı şeye barbarlık der.  
Dünya insansız başladı ve insansız son bulacak.   
Akıllı insan doğru cevaplar için, doğru soruları sorar.  
Bilimde nihai gerçeklerin olmadığını da unutmamalıyız.
Anlama, bir tür gerçekliği diğerine indirgemekten doğar.  
Yalnızca insan değil, yaşayan tüm canlılar saygıyı hak eder.  
Varoluşumu bitirdiğim dünya artık sevdiğim bir dünya değil.  
İnsanlar sadece eserleriyle birbirinden farklılaşır, hatta var olur.
Mit, ilkel insanın hayatı problemler üzerinde düşünme tarzıdır.    
Biz karar alırken değil, alınmış karara uyarken fikir birliğine varıyoruz.   
Bilim insanı, doğru yanıtları veren kişi değil, doğru soruları soran kişidir.
Doğal bir insan ne toplumdan öne çıkmaya ne de toplumdan dışarı çıkmaya çalışır.
Batı bilimi devamlı yeni soyutlamalar yoluyla yeni araçlar ve yeni kavramlar yaratır.
Algıladığımız dünya bilinmez bir gerçekliğin, zihin mimarisi içinde kırılmasından ibarettir.
Bugün ister bitkiler ister hayvanlar olsun, canlı türlerin korkunç bir şekilde ortadan kaybolması var.  
Farklılıklarını yitirmemiş insanlar arasında bir gün eşitliğin ve kardeşliğin hüküm süreceğini hayal ediyoruz.
Özgürlük, insanlarla, işgal ettiği alan, tüketiciyle sahip olduğu kaynaklar arasındaki nesnel bir ilişkinin sonucudur.   
Bütün memeliler arasında sadece insan her mevsimde sevişebilmektedir. İnsan türünün dişilerinde bir ya  da daha fazla kızışma dönemi yoktur.   
Doğa rengarenk bir dünya sunar gözlerimize ve biz, kültürlerimizin gelişimindeki benzerliklerden ziyade aramızdaki farklılıkların altını çizme eğilimindeyizdir.
Her birimiz birtakım şeylerin meydana geldiği bir tür kavşağız. Kavşaklar tamamen pasiftir; oralarda bir şeyler gerçekleşir. Başka bir yerde, aynı derecede geçerli ancak farklı bir şey vuku bulur.   
Özgürlük ; sadece kendileri tarafından gerçekleştirilmiş ve sürdürülmüş olduğu için diğerlerinden daha saygın uygarlıkların tutkun oldukları bu nitelik, ne bir hukuki buluş ne de bir felsefi hazinedir.  
Yoğunluğu yüksek bir toplumun bu yoğunluktan ötürü, besin maddeleri tükenmezden önce salgıladıkları toksinlerle birbirlerini uzaktan yok etmeyi başaran un parazitleri gibi, kendi kendini zehirlemeyeceği de kesin değildir.
İnsanlığın muhtelif kısımları arasında kültürel farklı­lıklar olmasına rağmen, insan zihninin her yerde bir ve aynı olduğu ve aynı kapasitelere sahip bulunduğu, muhtemelen antropolojik araştırmaların pek çok sonucundan biridir.
Onlarca hatta yüzlerce bin yıl boyu, oralarda da, seven, nefret eden, acı çeken, keşfeden, savaşan insanlar yaşadı. Gerçekte, çocuk halklar yoktur; çocukluk ve ergenliklerinin günlüğünü tutmamış olanlar da dahil olmak üzere, tüm halklar yetişkindir.  
Yabanıllığın en uç noktasına kadar gitmek istemiştim; benden önce kimsenin görmediği ve belki benden sonra kimsenin görmeyeceği bu zarif yerlilerin arasında umutlarım gerçekleşmemiş miydi? Coşku verici bir yolculuğun sonunda yabanıllarıma kavuşmuştum. Ne yazık ki onlar fazla yabanıldı.Bir aynadaki görüntü kadar bana yakındılar, onlara dokunabiliyordum ama anlayamıyordum.

Lévi-Strauss'un durgunluğu bende bir çekingenlik hissi uyandırıyordu, ama bunu ustaca kullanırdı o; bir ölü yüzü ve hiç ifadesiz bir sesle izleyicilerimize tutkuların çılgınlığını anlattığında onu çok komik bulmuştum. — Simone de Beauvoir
Lévi-Strauss, kuşkusuz, toplumsal olayların yapısal niteliğinin altını çizen ne ilk ne de tek kişidir ancak onu başkalarından ayıran, bu yapısallığı ciddiye almak ve şaşmadan onu bütün sonuçlarıyla birlikte değerlendirmektir. — Jean Pouillon

Claude Monet, (14 Kasım 1840 – 5 Aralık 1926), Fransız empresyonist (izlenimci) ressam.

Ya karşısında ya da üstünde olmak isterdim denizin her zaman. Öldüğüm zaman da bir şamandıraya gömülmek isterdim.
Tablolar öğretilerle (doktrinlerle) yapılamaz.
… Kötü ressamları göklere çıkaran dergiler var, gazeteler var. Herkes tartışıyor, herkes anladığını iddia ediyor. Oysa sadece sevmek yeter de artar. Satıcılar tablolarımın arasında seçme yaptıkları zaman en iyi tabloyu göremeden geçerler genellikle. Remi gerçekten tutkuyla seven bir tek kişiye rastladım bugüne dek. Bu adam Bay Chocquet idi. “Resmi neden ve nasıl sevdiğimi bana anlatmasınlar, buna ihtiyacım yok” derdi. Açtığımız “impressioniste”ler sergisi sırasında içeri girmek isteyince: “Sakın ha ! Oraya girme !” demişler Bay Chocquet’ye. Bir yıl sonra tablolarımızın satışında kendisine Hotel Drouot’un, önünde rastladım. Argenteuil’de yaptığım tablolarımdan birini 100 franga almıştı. Bizi tanıştırdılar. Gözleri dolarak: “Bir yılıma yazık oldu” dedi. “Tablolarınızı bir yıl önce görebilirdim. Bu zevkten nasıl da yoksun bıraktılar beni…” Çünkü o zamanlar acımadan yargı giydiriyorlardı bize. “Anlamıyorum..” demiyorlardı. “Ahmakça, iğrenç” diyorlardı. Bu da bizi kışkırtıyor, bize cesaret veriyordu, çalıştırıyordu bizi.
Kuşun öttüğü gibi resim yaparım ben.
Yöntemler değişir ama sanat aynı kalır: Doğanın özgürce ve duygusal biçimde yorumlanmasıdır o.

Georges Benjamin Clemenceau (d. 28 Eylül 1841 - ö. 24 Kasım 1929) Fransız devlet adamı, doktor ve gazeteci.

Hayatın tüm büyük zevkleri sessizdir.    
Savaşmak barış yapmaktan daha kolaydır.     
Savaş, kazananla sonuçlanan bir dizi felakettir.   
Harekete geçmek için biraz deli olmanız gerekir.     
Bildiğim her şeyi otuz yaşımdan sonra öğrendim.    
Generallere hiçbir konuda güvenilemez, savaşta bile.  
Adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir.   
Savaş; askerlere bırakılmayacak kadar önemli bir konudur.   
Askeri müzik ne kadar müzikse, askeri yargıda o kadar yargıdır.   
Amerikalıların soyut düşünme kapasitesi yoktur ve kötü kahve yaparlar.    
Yalanlar en çok, seçimlerden önce, savaş esnasında ve avdan sonra söylenir.   
Başarımın sırrı, saçlarımı tararken saçlarımdan başka bir şey düşünememedir.    
Aradaki medenileşme faslını atlayıp barbarlıktan çürümeye giden tek ülke Amerikadır.    
Özgürlük, başkaları tarafından disipline edilmemek için kendimizi disipline etme hakkıdır.   
Cesaret, bütün zorluklar ile her durumda savaşmaktır, hatta olmayanı, oldurmaya çalışmaktır.   
Ne istediğini bilmek gerekir. Bilince, bildiğini söyleyecek cesaret gerekir. Söyleyince, dediğini yapacak cesaret gerekir.
Tanrı'nın bile sadece 10 emri varken, Woodrow Wilson'ın 14 prensibi olması beni bunaltıyor.
(Wilson Prensipleri konusundaki düşünçeleri)

Clive Staples Lewis (29 Kasım 1898, Belfast, İrlanda - 22 Kasım 1963, Oxford, İngiltere), İrlandalı yazar ve öğretim görevlisi.

Söylemek yapmaktan daha kolaydı.
Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz.
Vermedikleriniz hiçbir zaman sizin olmayacak.
Fedakarlık yapmadan hiçbir bilgeliğe ulaşılamaz.
Herkes istediğini elde eder; fakat bu her zaman hoşlarına gitmez.
Bir gün masalları tekrar okumaya başlayacak kadar yaşlanacaksın.
Deneyim: En acımasız öğretmen odur. Fakat en iyi öğretmen de odur.
Başka bir hedef belirlemek veya yeni bir hayal kurmak için asla çok yaşlı değilsiniz.
Tecrübe acımasız bir öğretmen olabilir. Ama öğrenirsin. Hem de öyle bir öğrenirsin ki!
Hapishaneyi kendi kafalarında yaratıyor ve hapishanenin içinde olduklarını düşünüyorlar.
Asla canınıza kıymayın. Çünkü yaşarsanız şansınız açılabilir. Oysa bütün ölüler birbirine benzer.
Bilmediğiniz şeyin size zarar vermeyeceğini büyük ihtimalle duymuşsunuzdur, ama iş hayatında verir.
Alçakgönüllülük kendinizi olduğunuzdan değersiz addetmek değil, kendiniz hakkında daha az düşünmektir.
Kendini rahatlatmanın tek yolu, bütün bunların bir rüya olduğuna ve her an uyanacağına inanmaya çalışmaktı.
İnsanlar hakkında iki farklı görüş olabilir.Fakat insan gibi görünüp de insan olmayanlar hakkında sadece tek görüş vardır.

>>  brainyquote.com/authors/c-s-lewis-quotes

Marie Jean Antoine Nicolas de Caritat, Marquis de Condorcet, (17 Eylül 1743 – 28 Mart 1794), Nicolas de Condorcet olarak da bilinen Fransız filozof ve matematikçi.

Özgür anayasa altında cahil insanlar hala köleler.  
Filozofların aydınlatmadığı toplumu, şarlatanlar aldatır.
Bir başkasınınkiyle karşılaştırmadan kendi hayatın tadını çıkar.
Ölüm cezası, adaletsizliği kesinlikle telafisi olmayan tek şeydir.  
Dediler ki, ya zulmü ya mazlumluğu beğen, Cinayet sizde kalsın.
Gerçek, kendisine sahip olduğunu iddia edenlere değil, onu arayanlara aittir.
Ya insan ırkının hiçbir üyesinin gerçek hakkı yoktur, ya da aynı haklara sahiptir.  
Başkalarını aldatmayı çıkarlı bulan insanlar, hakikati aramadan pek çabuk bıkmış olsalar gerekir.
Doğa yasalarının cehaletine dayanmayan herhangi bir dini sistem ya da doğaüstü savurganlık yoktur.  
Kıskançlık, kinleri ateşler, cinayetleri körüklerse de kadınların köleliğine, alçaltılmasına kadar gitmezdi.
Aklı ve gerçekleri kullanan bir insan mükemmele erişecektir. Doğa insanın akıl gücüne bir sınırlama getirmemiştir.
Diğerlerinden yardım görmek zorunda kalmadan ilkeleri, ayrıntıları içinde kendi kendine yetinilen tek bir bilim yoktur.  
İnsanlar, çocukluklarının, uluslarının ve yaşlarının hatalarını, onları çürütmek için gerekli olan gerçekleri kabul ettikten sonra hala devam ettirirler.
Yıldızları gözlemekten doğan fayda, uyanık geçen uzun gecelerde bunlara harcanan emek, çobanların faydalandıkları boş zaman, astronomiye bir takım ilerlemeler getirmiştir.  
Pek aydın milletler, kanlarını, zenginliklerini istedikleri gibi harcama hakkını yeniden elde ederek, yavaş yavaş harbe pek uğursuz bir felaket, en büyük bir cinayet gözüyle bakmayı öğreneceklerdir.
Bütün eski kanaatlerin gözden geçirildiği ve bütün yanlışlara saldırıldığı; bütün eski adetlerin tartışmaya konu edildiği ve bütün ruhların özgürlüğe doğru beklenmedik şekilde kanat çırptığı bir çağ.
Eğitim eşitlikçi olsa da doğal olarak en iyi organize olmuşların üstünlüğünü arttırmaya yakındır. Ancak hakların eşitliği ilkesi bu üstünlüğe gerçek bir bağımlılığın oluşmasına karşı koruyucu olacaktır ve eğer her birey kendi görüşünü ortaya koymakta yeterince eğitimli kılınırsa ve bir diğerinin yargısına körü körüne yönelmezse sahip oldukları haklar yasa tarafından teminat altına alınmış olacaktır.

Konfüçyüs Kǒng Fūzǐ, 孔夫子, ya da Confucius, "Üstad Kong" Çince 孔子, Kǒng Zǐ, Wade-Giles: K’ung-tzǔ, Çinli filozof, eğitimci ve yazar.

Sözler, alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.
 

Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!
Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.
Ağaç yaşken eğilir.
Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir; istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir.
Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler.
Aç midenin cezasını yorgun ayaklar çeker.
Asıl bilgi insanın cehaletini tanımasında yatar.
Akıllı insan kimseyle yarışmaz, böylece kimse onunla yarışamaz.
Adalet devletin hazinesidir.
Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişman olunur.

Bana anlat unuturum, bana göster hatırlarım, beni dahil et, anlarım.
Başarının kaynağı ne çalışmaktan ne de hırstan geçer. En büyük araç bir cemiyetin üyesi olmakla başlar.
Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.
Bilinmemekten değil başkalarını bilmediğimde üzüntü duyarım.
Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.
Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Öğretmeyi seviyorum ve öğrenmeye çalışıyorum.
Bir insanı doyurmak istiyorsanız, ona balık verin; aç kalmamasını istiyorsanız ona balık tutmayı öğretin.
Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret.
Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.
Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.
Bir şeyin haklı olduğunu bildiğin halde, o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir.
Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlemek için çaba sarf ederler.
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.

Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.

Devlet düzen içinde yönetildiğinde ancak dünyada barış tesis edilebilir.
Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir.
Duyduğumu bilirim, gördüğümü hatırlarım, yaptığımı anlarım.
Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.
Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır.
Durmadığınız sürece yavaş ilerlemeniz önemli değildir.

Efendi adam, kendisinden çok şey, başkalarından az şey bekler.
Eğer bir şeyi zorla elinizde tuttuğunuzu düşünüyorsanız, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız.
Eğitimli insanlar adaleti ilke edinir ve onu düzenli bir biçimde yürütür; onu alçak gönüllülükle kurar ve sadakatla gerçekleştirir.
Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.
Elde edilecek bir çıkarı olduğu halde adaleti düşünen, tehlike karşısında hayatını hiçe sayan, verdiği sözü unutmayan, tam insandır.
Erdemli olanların söyleyecek sözleri vardır ama söyleyecek sözleri olanların tümünde erdem yoktur. İnsancıl olanlar cesaretlidir ama cesaretli olanların tümü insancıl değildir.
Etraflıca çalış, doğru bir şekilde araştır, dikkatlice düşün, düşündüklerini gözden geçir, ciddi ve samimi bir şekilde uygula.
Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.

Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiçbir zaman eşit değildirler.
Gökyüzünün altında, mutlulukların altında bir tek aile bulunur. Sadece onu meydana getiren kişiler farklıdır.
Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.
Güleryüzlü olmayan bir kişi, dükkân açmamalıdır.
Güzelliği sevdiği kadar, erdemi de seven bir insanı daha görmedim.

Her şey bir güzelliğe sahiptir fakat bunu herkes görmez.
Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.
Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkunç olamaz.

İhtiyatlı insan nadiren hata işler.
İlkelerde uyuşmamış olanlar birbirlerine öğüt veremezler.
İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser.
İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.
İsteyenler bilgilerini genişletmelidirler. Bilgilerini genişletmek isteyenler önce araştırmalıdırlar.
İşlerin çabuk yapılmasını istemek, onların düzgün biçimde yapılmasını engeller.
İdare etmek dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen yanlış olmaya kimse cesaret edemez.
İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandır.
İnsancıl olmak iyidir. Eğer diğer bir iyiliği seçersek ve böylece insaniyetten ayrılırsak, nasıl bilge olabiliriz?
İnsanların umutlarıyla oynama, belki sahip oldukları tek şey odur.
İnsanlar ellerine neden silah aldıklarını bilseler o silahları parçalarlar.
İntikam yolculuğuna çıkacaksan, kendin için de bir mezar kaz.

Karanlığa söveceğine, bir mum yak.
Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.
Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir.
Kendine eşit olmayan kimselerle dost olma.
Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma... Kendin ayağa kalkmak istiyorsan başkalarının da kalkmasına yardım et; kendin başarı kazanmayı arzuluyorsan başkalarının da başarıya ulaşmasına yardım et.
Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.
Kuyunun dibinde yaşayanlar, gökyüzünü kuyunun ağzı kadar görürler.
Kısa olan iptir, derin olan kuyu değil.
Kötülüğe adaletle, kibarlığa kibarlıkla karşılık ver.
Küçük avantajların peşinden koşarken büyük başarılardan olabilirsiniz.
Küçükler ot gibidir, büyükler ise rüzgâr: rüzgâr ne yöne eserse, otlar o yöne eğilir.
Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.

Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten  vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanin boyu hizasındadır.
Müzik gökle toprak arasında bir ahenktir.
Hayallerdir insanı ayakta tutan.

Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz...
Ne aradığını bilmeyen bulduğunu bilemez.
Neyi bildiğimizi bilmek ve neyi bilmediğimizi bilmemek, gerçek bilgidir.

Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen kişidir.
Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.

Öğrenme ilkesi insanın temiz karakterini ortaya çıkarmak, insanlara yeni yaşam vermek ve nihai iyiye ve doğruya ulaşmak demektir.
Öğrenmeyi sevmeksizin cömertliği sevmek vardır ki aptalca bir saflığa götürür.Öğrenmeyi sevmeksizin bilmeyi sevmek vardır ki zihinin gereksizce dağılmasına götürür. Öğrenmeyi sevmeksizin içten olmayı sevmek vardır ki onur kırıcı bir aldırmazlığa götürür.Öğrenmeyi sevmeksizin dobra olmayı sevmek vardır ki kabalığa götürür. Öğrenmeyi sevmeksizin açık görüşlü olmayı sevmek vardır ki umarsız bir asiliğe götürür.Öğrenmeyi sevmeksizin prensip sahibi olmayı sevmek vardır ki mantıksız bir zorlamaya götürür.
Örnek insanlar adaleti anlar. Adaleti anlamayan adaletsiz olur.
Örnek insanlar yumuşak huyludur ve öfkeden kaçınır.
Öğretmek iki kere öğrenmek demektir.

Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.
Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.
Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
Sıkışmayan kertenkele kuyruğunu bırakmaz.

Tanrım bana çiçek dolu bir bahçe ve kitap dolu bir ev ver.

Yaldızlı sözlerle erdem bağdaşmaz.
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.
Yavaş yürüyene çelme takılmaz.
Yalan, ona inanmaktan hoşlananlar çoğaldıkça, "doğru" sayılmaya başlar.

Kader mızrağına sahip olan, dünyanın kaderini elinde tutar. (Anonim)

Benim gördüklerimi, bırak gördüklerimi duyduklarmı çoğu insan duymadı bile, ama sonum bundan olacak. (sigaraya bakarak)
Her zaman bir hile vardır.
Sıcaktan nefret ederim. (Cehenneme gidip döndükten sonra)
Acil giriş! (Bileklerini keserek intihar ederken)
İnsan olmaya layık değilsin.. Bu acı verir, buna alış.. (Cebrail'in suratına bir yumruk attıktan sonra)
Sanırım hepimiz için bir plan var. Ölmeliydim iki kez, yalnız ders almak içinmiş, kitabın dediği gibi Tanrı gizemli yollardan çalışır. Bazı insanlar onun gibi, bazıları değil..
Cennet ve cehennem orada,duvarlarla pencerelerin arkasında. Dünyanın ardında bir dünya..

Tüm dünyada, bütün evrende hiçbir yaratık kendini övmez, insanın dışında, bu adil değil!
Kendi özünüzde bulacağınız gerçek yalnız korkunun yüzündedir. Ancak böyle asil olabilirsiniz. Ve size acı vereceğim, korku vereceğim, böyle yükselebilirsiniz. Bu gece kurtuluş yolu açılıyor john.

Dün gece gök gürledi sandım, demek şeytanın gürültüsüymüşş, sende koleksiyonuna katmak istediği ruhlardanmışsın. (Constantine'i kastederek)

Cebrail:Ne istediğini biliyorum oğlum.
John Constantine:Çok tuhaf, gördüklerin hala beni geçiyor.

John Constantine:Neden ben Cebrail, kişisel değil mi? Kiliseye yeterince gitmedim, yeterince dua etmedim, yeterli bağış yaptığım bile söylenemez. Neden?
Cebrail:Sadece erken öleceğin için, onbeşinden beri her gün otuz tane içtiğin için, aldığın hayat yüzünden cehenneme gidiceksin Con, lanetlendin..

Angela Dodson:Tanrının hepimiz için planları var.
John Constantine:Tanrı küçük bir çocuk ve hiçbir şey planlamıyor.

Corbin Bleu Reivers öncelikle Brooklyn Corbin Bleu (21 Şubat 1989) olarak bilinen, New York Amerikalı aktör, model, dansçı ve şarkıcı, o High School Musical, Flight 29 Down, Hannah Montana, Beautiful Life rol aldı .

Ben ve bir hastanede ziyaret ne zaman 'de şok oldu ben yaklaşık beş yıl önce başlayan ne [Starlight Çocuk Vakfı] sadece bu çocukların aynı zamanda da etkilenen aileleri için yapan büyük bir fark. Ben ailenizin sizin için her zaman var olacak kim günün sonunda çünkü hayatın en önemli yönlerinden biri aile düşünün. Bu çocuklar söz konusu olduğunda, aile bazıları hastaneye terk etmek asla çünkü sahip olduğum tek şey .
itibariyle cinsindendir Corbin Bleu Variety Starlight sadaka (3 Aralık 2009) yardımları

"Karakter Out" Tigerbeat dergisi (Ağustos 2006) 
Ben çok giden biriyim. Ben her zaman mutluyum, hep gülümsüyor insanlardan biri değilim. Başkasının biri bana anlatılan, bunlar yüzünde kocaman bir gülümseme ile kıvırcık saçlı çocuk söyleyebilirim. Herkesin ile geçiniyor.
Ben başkasının onlar ne olursa olsun içine o kadar çok iş koyduğunuzda görmek demek ... Bu bana ilham veriyor. Babam, o çok yapar. Gerçekten kadar bakmak bir aktör Johnny Depp olduğunu. Onun şeyler koyar iş miktarı, o Bence böyle muhteşem bir aktör!
Herkes, ama utandım hissediyor bunu gülüp, bunun iyi.
İnternet benim bir şey değil. Ben daha ziyade telefonda konuşmak.
Kötü bir ruh halinde olduğumu, benim şey temiz gidin! O beni rahatlatır budur! Ben gitmek ve her şey temiz.
Ben özellikle, konuşma nasıl paylaşacağını sadece kendileri hakkında konuşmak bilmiyorum kızlar gibi. Ben akşam yemeği ardından bir film, mükemmel bir ilk buluşma olduğunu düşünüyorum. Romantik bir tarih için - buz pateni.

IMDb de Göster
Resmi Corbin Bleu Sitesi
Corbin Bleu de Twitter
Corbin Bleu de Facebook
Corbin Bleu de YouTube
Corbin Bleu de TV Guide
Corbin Bleu in "Coming Together As ONE" at TheONECampaign

Cormac McCarthy (d. 20 Temmuz 1933 - ö. 13 Haziran 2023) The Road (Yol) adlı romanıyla 2007 Pulitzer Ödülü'nü roman dalında kazanan Amerikalı yazardır.

Ben tanrı değilim.
Hiç uzun bir zaman.
İnandığım şeyler artık yok.
Her biri diğerlerinin dünyası.
Bu yolda hiç tanrıça insan yok.
Tanrıya her insan bir sapkınlıktır.
Zor insanlar zor zamanlar geçirir.
Kuşların özgürlüğü bana hakarettir.
Bize dünyanın nereye gittiğini söyle.
Tanrı yok ve biz onun peygamberleriyiz.
Hayat bir hatıra ve daha sonra hiçbir şey.
Ölüm, canlıların yanlarında taşıdığı şeydir.
Tanrı'nın sözü değilse, Tanrı hiç konuşmadı.
Tanrı'dan korkmak için hiçbir nedenim yok.
Ölülerin milliyeti olmadığını düşünüyorum.
Düşmanım yok. Böyle bir şeye izin vermem.
Bazı şeyleri hiç sınamamak daha iyi bana kalırsa.
İstersen beni inançsız bir sürtük olarak düşünebilirsin.
Vicdanı olmadığını kendi söyleyen bir adama ne denir ki?
Küçük sözlerden dönersen büyük sözlerden de dönersin.
Bu ülke şiddetli savaşın yetim biraktığı  çocuklarla doluydu.
Kimse burada olmak istemiyor ve kimse ayrılmak istemiyor.
Bana saygı duymuyorsan, kendin hakkında ne düşünmelisin?
Her insan kendi varlığının tacıdır. Dünyaya bu şekilde katılıyor.
Hatırlamak istediğini unutursun ve unutmak istediğini hatırlarsın.
İnsanlar hayatlarının hikayesini bilseydi, kaç kişi onları yaşamayı seçerdi?
Aşk, erkekleri aptallaştırır. Ben kendi kendime kurban olarak konuşuyorum.
Varoluşta ne varsa, benim bilgim olmadan var olur benim iznim olmadan var.
Tanrı, insanlığın yozlaşmasına müdahale etmek istese, şu ana kadar bunu yapmaz mıydı?
İnsanlar dikkat etmiyor. Ve sonra bir gün bir muhasebe var. Ve ondan sonra hiçbir şey aynı değil.
Bu kadar karanlık bir dünyada, kör bir adamın ya da çoğundan daha iyi görülebileceğine inanıyoruz.
İnsanın kendini gerçekten olduğu gibi görebilmesi bir ömür sürüyor ve o zaman bile yanılıyor bazen.
Korkağın ilk önce terk etmesi her zaman kendisiydi. Bundan sonra diğer tüm ihanetler kolayca geldi.
Bu dünyanın nasıl döndüğünü öğrendimse, bir bedel ödeyip de öyle öğrendim. Hem de ağır bir bedel.
Muhtemelen inandığım pek çok şeye inanmıyorum ama bu hiçbir şeye inanmadığım anlamına gelmiyor.
Geyikler, tavşanlar ve güvercinler ve yeryüzü kuşları, zevkleri için havaya zengin bir biçimde bürünmüşlerdi.
Bilim, fiziksel dünyayı açıkladığı için insanları cezbediyor. Son sözü değilse de hiç olmazsa en iyi sözü söylüyor.
Kendilerini yönetemeyen insanlara ne olduğunu biliyor musunuz? Doğru. Diğerleri onlar için yönetmeye geldi.
İnsanlar hak etmedikleri kendilerine gelen kötü şeylerden şikayet ediyorlar, ancak nadiren iyiden bahsediyorlar.
Hayat kısa ve her gününü bir başkasının yapmanı istediği şeyi yapmakla geçirmek zorunda kalmanın yolu bu değil.
İyi insanları yönetmek zor değildir. Hiç zor değildir. Kötüler de zaten yönetilemez. Yonetiliyorsa da ben duymadım.
İnsanların öldüğünde nereye gittikleri hakkında konuştuğumuzu biliyorsunuz. Sadece bir yerlere gittiğine inanıyorum.
Ateşe döndüğü zaman, diz çöktü ve uyurken saçlarını düzeltti ve Tanrı olsaydı, dünyayı bu kadar farklı kılacağını söyledi.
Dünyanın sırlarının sonsuza dek gizem ve korku içinde gizli yaşamlar olduğuna inanan adam. Batıl inanç onu aşağı çekecek.
İnsanlar her zaman yarın için hazırlanıyorlardı. Buna inanmadım. Yarın onlar için hazırlanmıyordu. Orada olduklarını bile bilmiyordu.
Tarihte sabit olan şey açgözlülük, aptallık ve kan sevgisidir ve bu, bilinen her şeyi bilen Tanrı'nın bile değişmesi güçsüz göründüğü bir şeydir.
Kan dökmeden yaşam diye bir şey yok” diyor. “Bence gerçekten tehlikeli bir fikir. Bu şekilde olma arzunuz sizi köleleştirecek ve hayatınızı boşa çıkaracak.
Tanrıya inanmıyorum. Bunu anlayabiliyor musun? Etrafına bir bak dostum. Göremiyor musun İşkence görenlerin cehennemi ve din kulağına en çok hoş gelen ses olmalı. Ve bu tartışmalardan nefret ediyorum.
Sonunda hepimiz duygularımızı iyileştirmeye geldik. Yaşamı öldürmeyenleri tedavi edemez. Dünya, hayal ile gerçek arasında seçim yapma konusunda oldukça acımasız. Dilek ve dünyanın beklediği şey arasında.
İnsanlar hak etmedikleri kendilerine gelen kötü şeyler hakkında şikayet ediyorlar, ancak nadiren iyiden bahsediyorlar. Onları bir şey hak etmek için yaptıkları hakkında. Bana, bu kadar çok nedenin bana gülümsemesini verdiğimi hatırlamıyorum.

Cosmos: A Spacetime Odyssey, Carl Sagan, Ann Druyan ve Steven Soter tarafından yazılan, Cosmos: A Personal Voyage'ın devamı niteliğinde bir belgesel dizidir.

Kozmos var olan, var olmuş veya var olacak her şeydir.
Bölüm I, Samanyolu'na Bir Bakış, Giriş Sözü, Carl Sagan
Kozmos aynı zamanda bizim hikayemiz.
dk. 00:57 
Fikirleri gözlem ve deneylerle test et, testi geçen fikirleri geliştir, geçemeyenleri reddet, kanıtları götürdükleri yere kadar takip et ve her şeyi sorgula. Bu koşulları kabul ettiğin sürece kozmos senindir.
dk. 01:44

O zamanlarda Londra Dünya Cemiyeti bilimsel keşiflerin dünyadaki takas odasıydı. Sloganı "Nullius in verba" bilimsel yöntemin özünü özetliyor. Bu söz Latincede "Kendin gör" anlamına geliyor.
Bölüm III, Bilginin Gücü, dk. 14:16

Koca bir evren, evrenimizin sadece ufak bir parçası olan bir kara deliğin içine nasıl sığabilir? Bir kara deliğin muazzam kütle çekimi, içindeki evrenin bütün uzayını bükebilecek güçtedir. Yerel kütle çekimimiz bizi yere yapıştıracak güçte olabilir ama çöken bir yıldızın içindekiyle kıyaslandığında bir hiç sayılır. Bildiğimiz kadarıyla; dev bir yıldız, bir kara deliğe dönüşmek üzere çöktüğünde merkezindeki aşırı yoğunluk ve basınç evrenimizi yaratan Büyük Patlama'ya çok benzer. Bir kara deliğin içindeki bir evren de, kendi kara deliklerini yaratabilir. Bunlar da başka evrenlerin oluşmasına yol açabilir. Belki de kozmosumuz böyle oluşmuştur.
Bölüm IV, Hayaletlerle Dolu Bir Gökyüzü

Bilimciler de bir insandır. Bizim de kör noktalarımız ve ön yargılarımız var. Bilim, bunları dışarı atmak için tasarlanmış bir mekanizmadır. Sorun şu ki bilimin temel değerlerine her zaman sadık değiliz.
dk. 18:20

Geçmiş başka bir gezegendir. Ancak çoğumuz bu gezegeni bile bilmiyor…. Gelecek de başka bir gezegendir.
dk. 21:20
Hepimizin yaşadığı yer olan dış katman yani yer kabuğu yalnızca bir elma kabuğu kalınlığındadır. Manto üzerine örten katı yerkabuğunu kendisi ile birlikte sürükler. Yer kabuğu soğuk ve katı olduğu için buna direnir. Zaman zaman kırılma noktasına ulaşır. Bu gerçekleştiğinde dünya sarsılır. Bu [depremler] birileri yaramazlık yaptığı ve cezalandırdığı için gerçekleşmez.
dk. 24:40
Dünyanın stabil olduğu algısı, ömrümüzün kısa olmasından kaynaklanan bir illüzyondur. Gezegenimizi büyük değişimlerin milyonlarca yıl sürdüğü kendi zaman ölçeğinde izleyebilseydik, onun ne kadar dinamik bir organizma olduğunu görebilirdik.
dk 25:13

Karanlık madde, yıldızların ve galaksilerin hızlanmasını sağlayan çekim etkisi haricinde, tamamen gözlemlenemez özelliktedir. Doğası ise bambaşka bir gizemdir. Rubin, bildiğimizi sandığımız evrenden neredeyse 10 kat daha büyük olan görünmez bir evrenin delillerini bulmuştu. Sanki gece vakti deniz kenarında duruyorduk ve okyanusun, dalgaların yarattığı köpükten ibaret olduğunu sanıyorduk. Vera Rubin, yıldızlara baktı ve dalgaların yarattığı köpüğe benzediklerini fark etti. Okyanusun daha geniş olan kısmıysa bilinmiyordu.
Bölüm XIII, Karanlıktan Korkma, dk 16:00
Bütün cevapları bilmemek sorun değil. Yanlış olabilecek cevaplara inanmaktansa cehaletimizi kabul etmek çok daha iyi. Her şeyi biliyormuş gibi yapmak, gerçekleri bulmaya giden kapıyı kapatır.
dk 21:06

Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro (d. 5 Şubat 1985), Portekizli futbolcu.

Manchester United'a geldiğimde teknik direktör hangi numaralı formayı giymemi istediğimi sordu. 28 numara dedim. Ama Ferguson Hayır, 7 numarayı giyeceksin dedi ve bu ünlü forma artı bir motivasyon kaynağı oldu. Böyle bir şerefe erişmeye mecbur bırakıldım.
Tanrı bile herkes tarafından sevilmezken, benim şansım ne ki?
Gol atmak ketçap gibidir, sıktıkça devamı gelir.
İnsanlar benim kendim ve para için oynadığımı söylüyor. Oysaki ben, babam benimle gurur duysun diye oynuyorum.
Kazanmayı sev, kaybetmekten nefret et.
Messi zeki, İbrahimoviç güçlü, Beckham yakışıklı diye seviliyorlar. Ben ise sevilmiyorum çünkü bunların hepsi bende var.
Mourinho'nun hakkımda kötü şeyler söylemesine alışığım. Ona sadece şunu söylüyorum; ben hayatım boyunca yediğim kaba tükürmedim.
Küçükken hep beni kaleye alırlardı. Topa vurmayı bilmiyorsun derlerdi. Şimdi hepsi beni evinde izliyor.
Hayallerimizi söylemek istemeyiz, onları göstermek isteriz.
Manchester United ile kariyerimin kötü bir döneminden geçtim. Bunu kabul etmekte sorun yaşamıyorum ama hayat devam ediyor. Kimlerin gerçek dost olduğunu, United'daki zor zamanlarımda anladım.
Dağın zirvesindeyken aşağısında nelerin olduğunu görmezsiniz. Kötü dönemlerden geçtim ama hayat devam ediyor.
Annem, beni kendi hayatını feda ederek büyüttü. Ben yemek yiyeyim diye, geceleri aç uyudu ! Tüm başarımı anneme adıyorum ve hayatta olduğu sürece benim yanımda olacak. (Muhabirin "Annen hala seninle yaşıyor, neden ona bir ev almıyorsun?" sorusuna verdiği yanıt)
Burada, benzersiz bir futbol hayatı yaşadığımı asla unutmayacağımı çok iyi biliyorum. Çevremde, inanılmaz bir kalabalığın sıcaklığını her zaman hissettim. Real Madrid benim ve ailemin kalbini fethetti. Kulübe, başkana, yöneticilere, takım arkadaşlarına, teknisyenlere, doktorlara ve tüm takım çalışanlarına teşekkür ediyorum. Transfer konusunda çok düşündüm ve yeni bir döneme başladığımı biliyorum. Ayrılıyorum ama nerede olursam olayım bu formanın, armanın ve Santiago Bernabeu'nun içimde olduğunu hissetmeye devam edeceğim. Herkese teşekkürler ve 9 sene önce stadyumda ilk defa söylediğim gibi sesleniyorum: Haydi Madrid. (Real Madrid'e yazdığı veda mektubu)
Birlikte oynadığım en iyi 11 "Casillas- Marcelo - Chiellini - Rio Ferdinand - Sergio Ramos - Scholes - Kroos - Luka Modric - Gareth Bale - Rooney ve Benzema'dır."
Rudi Garcia ile çalışmış olmak bir zevk. Gelecek kariyeri için en iyisini diliyorum.
Bende 5 tane bulunan Şampiyonlar Ligi'ni 1 kere olsun kazanabilmek için kariyerini 10 yıl uzatan bir kaybedeni ciddiye alamam (Zlatan İbrahimoviç'in kendisini eleştirmesine karşılık verdiği ifade)
Hayatımda yeni bir döneme girmenin zamanı geldi ve bu yüzden kulübün transferimi kabul etmesini istedim. Bundan dolayı üzgünüm. Herkesten, özellikle de takipçilerimden beni anlamalarını rica ediyorum. (Juventus'a transferi hakkında)
Oynadığım takımlara hala yardım edebilirim ve goller atabilirim. Bu düşüncede olmadığım gün futbolu bırakacağım. Bıraktığımda, gol atarken yaşadığım mutluluğu bir daha hissetmeyeceğimi biliyorum ve bunu henüz yaşamak istemiyorum.
Benim kız arkadaşım da Arjantinli ve bunu birçok insan bilmiyor. Bazı insanlar Arjantin'i sevmediğimi düşünüyor ama çok seviyorum.
Fernando Santos  konuşacak ve dileyecek hiçbir şey hissetmiyorum.
Wayne Rooney’nin beni neden ağır şekilde eleştirdiğini bilmiyorum. O emekli oldu, ben ise hala en üst seviyede oynuyorum. Muhtemelen bu yüzdendir. Bir doğruyu ise dile getirmeyeceğim, o doğru ise; ondan daha iyi göründüğüm.

Cristiano Ronaldo çok iyi bir insan ve muhteşem bir yetenek. Bazı insanlar onu sürekli eleştiriyor. Nedenini anlamış değilim. — Andres Iniesta
Ronaldo şanslı adam. Her seferinde en önden bilet bularak, Messi'nin ödülü alışını izliyor. — Zlatan Ibrahimović
Cristiano Ronaldo'yu durdurmak için polis çağırmamız gerek. — Roberto Mancini
Ronaldo yakın arkadaşım. Ayrıca dinime karşı saygılı. Ben Kur'an okuduğum zaman saygı gösteriyor. Kur'an duymak hoşuna gidiyor. — Mesut Özil
Ronaldo'nun Messi'den üstün olabileceği tek yer bilgisayar oyunlarıdır; o da taraflı mühendisler sayesinde. — Joan Laporta
Sergio Ramos, Thiago Silva ve Chiellini'yi savunmaya; Manuel Neuer'i kaleye koyun ve sizi temin ederim ki hiç bir oyuncu gol atamaz. Cristiano Ronaldo diğer takımda olmadığı sürece. — Gianluigi Buffon
Müzikte en iyisi benim futbolda ise Cristiano Ronaldo. — Eminem
Ronaldo bambaşka bir seviyede. Tam bir canavar. Keşke Arjantinli olsaydı.[1] — Diego Armando Maradona
Evet, Ronaldo yıllar önce ayrıldı ve her şeyin aynı olduğunu söyledi. Ronaldo çok haklıydı! (Ronaldo'nun Manchester United'tan ayrılması hakkında söylediği söz) — Jesse Lingard
Cristiano Ronaldo, tarihin en iyileri arasında değil. Evet kabul ediyorum, 800'den fazla gol attı ve kupalar kazandı. O, iyi bir oyuncu ama iyi futbol oynamak farklı. Zidane ile Iniesta, onun yarısı kadar gol atmasa da onlar gerçek dâhiler. — Antonio Cassano
İstatistikler kendi başına konuşuyor. Ronaldo, benden çok çok daha iyi bir futbolcu. Hatta tarihin en iyi futbolcusu. — Zinedine Zidane
Cristiano Ronaldo'nun ayrılmasına yardım ettiğim için bana teşekkür eden Manchester United taraftarlarına notum: Manchester United 10 yıldır Premier Lig veya Şampiyonlar Ligi kazanamıyor. Ronaldo'nun aynı dönemde 4 lig, 4 Şampiyonlar Ligi, 4 Ballon d'OR'u var. — Piers Morgan
Ronaldo'nun geçirdiği son birkaç aya bakınca kendi kariyerimi bir kez daha yaşıyor gibi oluyorum. Zirvedeyken kenara itilmenin nasıl bir his olduğunu iyi bilirim. — Francesco Totti
Cristiano Ronaldo'nun zihniyetinin %5'ine sahip olsaydım, dünyanın en iyileri arasında olabilirdim. Bunu şimdi anlıyorum. Yeteneğim vardı.  — Anderson (1988 doğumlu futbolcu)
Sporting ile Ronaldo için anlaştık. Ancak Manchester United yardımcı antrenörlüğe Carlos Queiroz'u getirdi ve ardından hızlıca Ronaldo'yu transfer ettiler. Ronaldo ve annesiyle kulüp tesislerinde görüşüp yemek yedik, Arsenal forması bile vardı! — Arsene Wenger
Manchester United'dan Real Madrid'e gittikten sonra insanlar geride bıraktığım 7 numarayı bir daha hiçbir futbolcunun benim kadar iz bırakmayacağını düşünüyordu.  Ronaldo öyle bir futbolcuydu ki ben  7 numarayı giydiğimi unutmuştum. — David Beckham
Ronaldo, bize tecrübe katabilir. Ayrıca takım için çok önemli bir figür. Yaşıyla ilgilenmiyorum. — Portekiz Milli Takım Teknik Direktörü Roberto Martinez
Ronaldo geçmişte kaldı ve biz geleceğe bakıyoruz. Manchester United için yeni bir gelecek yaratmak istiyoruz ve Ronaldo bunun bir parçası olmak istemedi. — Erik ten Hag
Golden sonra önce dizlerimin üstüne kaymayı düşündüm. Sonra aklıma idolüm Cristiano Ronaldo geldi. Onun gibi sevindim. — Rodrygo
Cristiano Ronaldo sayesinde futbolcu oldum. O her zaman ilham kaynağım oldu. Bu yüzden de 7 numarayı giyiyorum. —  Ana Maria Markovic
Anlıyorum ki, bazen oyuncular Suudi Arabistan’da imzaladıkları büyük sözleşmelerle aldatılıyorlar ama oradaki yaşam daha kapalı ve futbol her zaman beklenildiği kadar kolay olmuyor. Yani, biraz hayal kırıklığı ve hatta derinlemesine düşünme aşamasından geçiyor olabilirsiniz. Aldığınız para, şu anda yaşadığınız pek de mutlu olmayan hayatı telafi ediyorsa. Futbol için Cristiano Ronaldo’nun kariyerini Real Madrid’de tamamlamasını görmek hem onun hem de futbol için iyi olurdu. Tabi ki, taraftarlar ondan 25-26 yaşındayken bekleneni talep edemeyeceklerini anlamalılar, ancak hala kulübe daha fazla zaferde yardımcı olabilir — Rivaldo
Cristiano Ronaldo ile aynı zamanda milli takımı bırakacağım. Portekiz forması giydiği sürece takımı ileriye götürmesine yardımcı olacağım.— Pepe
Ronaldo'yu eleştirmek için 5 Şampiyonlar Liginin hepsinde açık ara gol kralı olup kazanıp beraberinde buna yakın sayısız başarılar yakalamak gerekir, aksi saygısızlık olur— Benzema (Agueronun Ronaldo'yu eleştirmesine karşılık verdiği ifade)
Forvet oyuncusu olarak, gol yarışında bir orta saha oyuncusunun beni alt etmesine izin veremem. —  Emmanuel Adebayor ( Cristiano Ronaldo ile 2008 yılı altın ayakkabı için yarışmasına üzerine verdiği ifade)
Messi ve Birçok efsane ile karşılaştım ama en büyüğü Cristiano Ronaldo'ydu. — Arjen Robben
Cristiano Ronaldo'yu transfer etmeyi isterken Kahn bana hayır dedi ve daha sonra iyi sonuçlar gelmediği için beni suçladı. Ronaldo mükemmel bir transfer olurdu hatta Lewandowski'den bile daha iyi olurdu. — Julian Nagelsmann
Ronaldo'nun çalışma konusunda tam bir profesyonel olduğunu herkes bilir. Onun bu özelliği çok takdir edilesi. İdmanlara ilk gelip son çıkan olduğunu duymuştum. — Julian Nagelsmann
Khedira'nın anlattığına göre çok sıcak kanlı ve mütevazı olduğunu duydum. Dışarıdan bakıldığında sadece yatının resimlerini paylaşan biri olarak görünüyor. — Julian Nagelsmann
Buraya gelip "Tutkuyla oynuyorum" diyen oyuncular gibi değilim. Buraya gelen herkes para için geliyor. Ronaldo, hayatım boyunca benden 100 kat daha fazla para kazandı ama yine de Manchester United'ı bırakıp para için buraya geldi. —  Odion Ighalo
Takımın hayatını kurtaracak bir penaltıyı %100 Cristiano Ronaldo'ya kullandırırım. — Marcus Rashford
Ronaldo, Avrupa'nın kendisine uyguladığı mobinge karşı Avrupa futbolunu bitiriyor. — Wayne Rooney
Ronaldo ve Messi çağı sona erdi. Şu an dünyanın en iyi futbolcusu Erling Haaland! — Wayne Rooney
7 benim favorim olan Cristiano'nun numarası, bu yüzden 77 numarayı seçtim. Ronaldo benim idolüm ve Real Madrid çocukken desteklediğim takımdı. — Khvicha Kvaratskhelia
Cristiano'nun 38 yaşında yaptığı şeyler olağanüstü. Messi de, o da özel oyuncular. Başkaları onlar gibi asla olamayacak — Antoine Griezmann
Cristiano bir rol modelden, bir ikondan daha fazlası. Gençlerle en çok temas kuran, bizi olabildiğince rahatlatmaya çalışan oyunculardan biriydi. Ondan çok şey öğrendim. -- Theo Hernandez

Cumhur İttifakı, kısa adıyla CUMHUR, 20 Şubat 2018 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasında kurulan seçim ittifakıdır.

Türkiye’nin geleceği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, gelecek ümidi de Cumhur İttifakı’dır.
Devlet Bahçeli
Cumhur İttifakı'nın 2023 vizyonunu kundaklamaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu kapsamda tüm parti teşkilatlarımızın bu duyarlılıkla çalışmalarına devam edeceğine inancım tamdır.
Devlet Bahçeli
Cumhur İttifakı'nın yaşaması ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin yerleşip kurumsallaşması için üzerimize düşen her görev eksiksiz yerine getirilecektir. Ayrıca siyasette yeni arayış ve partileşme çabalarının ölü doğmaktan başkan şansı da olmayacaktır. Cumhur İttifakı'nı gölgelemeye, kayyum atamasını sorgulamaya, MHP ile AK Parti arasına çomak sokmaya heves eden eski ve marazi siyasetçilerin, terör sevici ve sicili lekeli şahsiyetlerin kumpasları kesinlikle tutmayacaktır.
Devlet Bahçeli
15 Temmuz gecesi milletimiz tarafından kurulan Cumhur İttifakı Türkiye'nin bu kritik döneminde halkımızın sesi, sağduyusu ve vicdanı olarak tarihi görevler ifa etmiştir. Bu vesileyle bir kez daha Cumhur İttifakı'ndaki ortağımız MHP'ye ve Sayın Genel Başkanı Bahçeli'ye şükranlarımızı sunuyorum. Cumhur İttifakı, Türk siyasi hayatına altın harflerle bir güç birliği ve dayanışma modeli olmuştur.
Recep Tayyip Erdoğan
Menderes'e hangi inançla saldırdılarsa, şimdi de Cumhur İttifakı'na aynı nefret duygularıyla yüklendiler. Eğitimi güçlendirmek için okullar inşa ettik, öğretmen akademisyen istihdam ettik, hepsini de eleştirdiler. Sağlık hizmetlerini geliştirmek için yeni hastaneler açtık, Kalkınmamız için gereken altyapıyı kurduk, attığımız her adımda önümüzü kapatmaya kalktılar. Türkiye 15 Temmuz darbe girişiminde canı pahasına mücadele verirken, tankları alkışlayan işte yine bunlardı. AK Parti ve MHP olarak ülkemizin en büyük yönetim reformunu hayata geçirirken de karşımızda yine bunlar vardı. Dün milli iradeye rağmen iktidar rüyası görüyorlardı, bugün de aynı rüya ile övünüyorlar. Dün darbeden, emperyalistlerin desteğinden medet umuyorlardı, bugün de aynı beklentiye sarıldılar. Milletimiz adeta kılcal damarlarına kadar bildiği bu zihniyete, 1950'den beri kaoslar dönemleri dışında yönetimi teslim etmemiştir.
Recep Tayyip Erdoğan

Millet İttifakı

Cumhuriyet, hükûmet ya da devlet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu monarşi ve oligarşi kavramlarının karşıtıdır.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız. — Mustafa Kemal Atatürk
Cumhuriyet fazilettir. — Mustafa Kemal Atatürk
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir. — Mustafa Kemal Atatürk
Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk Milletini emin ve sağlam istikbâl yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdeleyicisi olmuştur.
01.11.1936, TBMM Açılışı — Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyet’in temelinin laik bir dünya görüşüne dayalı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı ve bu gerçek gözden kaçmamalıdır. Zira Türk halkı teokratik yönetimden çok acı çekmiştir. Geri kalışının nedenleri arasında bunun önemli bir yeri vardır. (1930, Kırklareli) — Mustafa Kemal Atatürk
Hanımlar, beyler, itiraf edelim ki (Cumhuriyet) öncesine değin cemaat halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. (Cumhuriyetle birlikte) tamamıyla ulus olarak yaşıyoruz. — Mustafa Kemal Atatürk
Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür,  vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ister. — Mustafa Kemal Atatürk
Türk milletinin yapısına ve ilkelerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. — Mustafa Kemal Atatürk
Bir monarşi tedrici olarak bir cumhuriyete dönüştüğünde, yürütme gücü unvanları, onurları, saygıları ve hatta servetini ardından uzun bir süre gerçek gücünü yitirmeksizin korumaya devam eder… Diğer yandan, bir cumhuriyet bir kişinin boyunduruğu altına düştüğünde, hükmedicinin davranışları sanki herkesin üzerine yükselmemişçesine basit, etkisiz ve ılımlı kalır. — Alexis de Tocqueville
Peki, doktor, neye sahibiz? Bir Cumhuriyet veya bir Monarşi?
Bir Cumhuriyet, eğer ona sahip çıkabilirseniz. — Benjamin Franklin
Maryland Konvansiyon delegelerinden James McHenry’nin 1787 tarihli Anayasa Konvansiyonu sürecinden bahsettiği Amerikan Tarihsel Etüdü, Cilt II’de Benjamin Franklin’e atfettiği sözdür.
Laiklik Cumhuriyetin aşil topuğudur. — Bülent Ecevit
Bir cumhuriyet, adalet ve onur ilkelerini kafasına yerleştirmiş bir insan kitlesine sahip olmaksızın sağlanamaz. — Charles Darwin
Cumhuriyet (res publica), halkın işidir (populi res); halk, herhangi bir şekilde bağlantılı tüm insan gruplarını değil, ancak hukuk ve haklar konusunda ortak bir anlaşmaya varmış, karşılıklı menfaatlere katılmaya istekli birçok insanın bir araya gelmesidir. — Cicero
Tarih bilmeyenin, 'tarih bilinci', tarih bilinci olmayanın 'siyasal bilinci' olmayacağını hatırlatması umuduyla Cumhuriyetimizin 84'üncü yılı kutlu olsun. — Erhan Göksel
Cumhuriyet milli birlik ve beraberliğin tek anahtarı. — Erol Evgin
Cumhuriyetimizi, “padişahlık/sultanlık” ile kavga ettirmeye çalışanlar çok rahatsızlar. Kendi kafalarındaki, “halkı Batılılaştırma Cumhuriyeti”nin ters tepmesinin getirdiği bir infial ve yenilmişlik içerisindeler. — Hüseyin Gülerce
Biz Cumhuriyet çocuklarıyız, ama geçmişimizle barışarak yaşarsak varolabileceğiz. Geçmişimizle ilgilenmek asla gericilik demek değildir. Dünyanın birçok devleti kendi otantik kültüründen birşeyler taşıyorsa sanatçısını, şairini, yazarını alkışlar; bizde ise suçlanır, hapse atılır. Çarpıklık burada... — İskender Pala
AKP'nin korkusu, cumhuriyetçi taban ile emekçilerin, sosyalist solun ve ilerici, laik Kürtlerin güçlerini birleştirmesidir. — Korkut Boratav
Ben Cumhuriyet’te doğmuş olmaktan, Cumhuriyet’te yaşıyor ve yaşayacak olmaktan memnunum. Çünkü bir şeyi yaşamak değil, yaşatmak önemli; aynen çocukları yaşatmak, aileyi yaşatmak gibi. Bizimki öyle bir Cumhuriyet ki sürekli yaşatılmak zorunda. — Mümtaz Soysal

Cumhuriyetin referansı ne? Pozitif hukuk. — Onur Öymen
Cumhuriyet'i kuranların eğitimden anladıkları, bağımsız kafalar yetiştirmekti, bir fikre körükörüne saplanmamış, arayıp soran ve eleştiren kafalar; o güzel deyişle, "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" kuşaklar! — Server Tanilli
Atatürk'e göre demokrasi en iyi düzendir ve yükselen bir deniz gibi ortalığı kaplayacaktır. Cumhuriyet, demokrasinin en yetkin biçimidir ve yine demokratik bir düzen olan meşrutiyetten üstündür. — Sina Akşin
Cumhuriyet hükümetinin temel anlamı kamu yararına işleyen bir sistem ve yasaların halkın yararı için yapılmasıdır. Kamu yararını düşünmeden özgürlüklerden söz etmenin fazla anlamı olamaz. Cumhuriyet hükümeti dışında hukuk devleti olamaz ve hukuk olmadan da özgürlük olamaz.  — Suna Kili
Temelinde bağımsızlık harcı yatan Cumhuriyetimiz, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalistlerin ahtapot kollarında teslim edilmiştir. Öyle bir teslimiyettir ki, yer altı zenginliklerimiz çokuluslu şirketlerin emrindedir; öyle bir teslimiyettir ki, petrol, maden ve yabancı sermaye yasaları yabancı uzmanlarca hazırlanmıştır; öyle bir teslimiyettir ki, ülke topraklarının bir bölümü üs adı altında başka devletin genelkurmayına armağan edilmiştir; öyle bir teslimiyettir ki, ordumuzun silahları, araç ve gereçleri okyanus ötesi ülkelerin buyruklarına bağlanmıştır. — Uğur Mumcu
Cumhuriyet iktidarı sınırlamak demektir ve her kim "sınırsız iktidar" vaaz ediyorsa, bir Cumhuriyet düşmanı ve yıkıcısıdır. — Yalçın Küçük
Cumhuriyet ile sofuluk birbirinin düşmanıdırlar. — Yalçın Küçük
Plütokrasinin altmışlı ve yetmişli yıllardan korkusu, Cumhuriyet'ten korku olmuştur. Asıl yıkmak isteyen, plütokrasidir. Yıkıcıları, yarattılar. — Yalçın Küçük

Monarşi
Teokrasi
Demokrasi
Laiklik

Cyborg  Bir kuryenin, Yaşayan Ölüm adlı salgın bir hastalığın uygarlığı tehdit etmekte olduğu bir dünyada bilimcilerin üzerinde çalıştıkları bir kürün tamamlanabilmesi ihiyaç duydukları bilgilerle Atlanta’ya geri dönebilme mücadelesinin anlatıldığı aksiyon, dövüş sanatları ve bilim-kurgu türünde film.

Albert Pyun tarafından yönetilip senaryosu Kitty Chalmers ve Daniel Hubbard-Smith tarafından yazılmıştır.

Önce uygarlık sona erdi: Anarşi, soykırım, açlık başladı. Bundan daha kötüsü olamaz dediğimiz bir zamanda salgına yakalandık. Yaşayan Ölüm; bütün yeryüzünü kapladı. Ardından söylentiler duymaya başladık: Bir grup bilim adamı yeryüzünü yeniden iyileştirecek bir tedavi üzerinde çalışıyorlardı. Yeniden iyileştirmek mi? Niye? Ben ölümü seviyorum. Sefaleti seviyorum. Ben böyle bir dünyayı seviyorum!
Atlanta’ya kadar yüzeceğimi mi sandın? Sudan nefret ederim!

Sana güvenebilir miyim bilmiyorum. Çünkü babamı öldüren korsanlardan bir farkın yok. Ama sana güvenmek zorundayım. Çünkü ilanıma cevap veren tek sen oldun.

Willy: Cehenneme git!
Fender Tremolo: Oradaydın.

Pearl Prophet: Neden bana yardım ediyorsun?
Gibson Rickenbacker: Başka biri olduğunu sandım.

Jean-Claude Van Damme, Gibson Rickenbacker
Deborah Richter, Nady Simmons
Vincent Klyn, Fender Tremolo
Dayle Haddon, Pearl Prophet
Haley Peterson,  Haley
Terrie Batson, Mary

Cüneyt Arcayürek (d. 1928), Türk gazeteci ve yazar.

DP ilk iktidara geldiği dönem bizlere öyle bir basın özgürlüğü vaat etmişti ki "Yatak odalarımıza bile gireceksiniz" demişlerdi. Evet biz bir yere girdik ama yatak odalarına değil, hapishaneye...
Suriye, Atatürk’ün Hatay’ı Türkiye’ye bağlamasını hiçbir zaman sindiremedi.
(18 Eylül 2012 tarihli köşe yazısından)
Laik eğitim asker-sivil her alanda yetim!
(4+4+4 eğitim sistemi hakkında, 19 Eylül 2012 tarihli köşe yazısından)
Bu iktidar bu ülkeyi başkalaştırmaya çalışıyor.
(1 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)
Orhan Veli’nin “Bu düzen böyle mi gidecek?” dizesi her alanda olduğu gibi darbeleri araştırma komisyonu için de geçerli...
(TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu hakkında, 3 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)
Atatürk sen; yalnız 10 Kasım’larda değil, her gün yaşamımızda, kafamızda, yüreğimizde, belleğimizdesin!
(10 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)
Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlanmamış, hayranı olduğu Osmanlı devletinde yaşamış olsaydı; Rize’den İstanbul’a göç eden basit, sıradan bir adamın oğlu olan RTE, olsa olsa bir nezarette (zamanın bakanlıklarından birinde) imam kültürlü, sırtında yarım yamalak duran Avrupa giysileriyle sıradan, bir kapıkulu......Kasımpaşa’dan Babıâli’ye yaya gidip gelen bir kâtip olabilirdi...Cumhuriyetin kurucusunu inkâr etmek bir sanat ise, RTE, bu alanda gerçekten tek adam!
(13 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)
Özal'ın darbecilerle işbirliği yadsınamaz bir gerçektir.
(28 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)

Notlar

Referanslar

Cüneyt Arkın veya doğum adıyla Fahrettin Cüreklibatır (7 Eylül 1937, Eskişehir - 28 Haziran 2022, İstanbul), Türk doktor, oyuncu, senarist, yapımcı ve yönetmen.

Günler kılıç sallamakla, karate yapmakla geçiyordu.   
Yarınlardan beklediğimiz insanın insanca yaşamasıdır.   
Hayatı anlamlardan soyduğun zaman sana kalan bir hiçtir.  
Tahammül gücü olmayanın, sevginin anlamını bulma gücü de yoktur.   
İnsanları sevmekle yaralandım. Teselliyi hayvanları sevmekte buldum.    
Anlam katamadığınız, anlamlandıramadığınız hiçbir şey sizi mutlu etmez.   
Bizim dünyamız uçsuz bucaksız tabiattı. Şimdiki gençliğin dünyası daracık bir ekran.
Sen susacaksın yobaz! Ben senin kaderinim; başkaldırdıkça karşına çıkacağım, ezeceğim!
Savaştan kaçmış bir millete, tarihini savaşarak kanıyla yazmış bir milletin vatandaşlığı verilemez!   
Türkiye'de evine alın teriyle, namusuyla ekmek götürüp ailesini doyuran her ana-baba kahramandır.  
Çocuklarımızın utanmadan giyeceği bir elbisesi, kuru ekmeğimizin yanında zeytinimiz olsun istiyoruz.     
Ben ezenleri ezerim Ben soyanları soyarım, Silahım ve bileğim yoksulların emrindedir. ''Yıkılmayan Adam'' derler adıma.  
Kurcalamaya kurcalamaya hepimizin defterleri öyle bir kirlendi ki sonunda farkına varmadan sefaletin kucağına düştük.    
İnsan sevildiği kadar var olurmuş, beni kimse sevmeye cesaret edemedi ki! Tarifsiz büyük kalabalıklar içinde yapayalnızım.   
Hep bir resim olarak kaldım. Hep aynı sözleri söylüyorum. Aynı elbiseleri giyiyorum. Yıllardır saçım hiç bozulmadı, sakallarım hiç uzamadı.  
Türkiye'de acıklı bir kural var; sanatçının değeri ancak öldükten sonra anlaşılıyor. Göreceksiniz, bir öleyim, bakın ne kadar meşhur olacağım.  
Ben Anadolu'nun bir bozkır köyünde doğdum. Yoksulduk. Ama bu yoksulluğu bir nimet olarak görür ve bizi mutsuz etmesine müsaade etmezdik.  
İlk önce kitaplarımı selamladım. Bahçeye doya doya baktım. Güvercinlere uzaktan yem attım. Sonra oturdum. Düşünmeye başladım. Ölüm ve hayat.  
Her ölüm; insanı en acımasız şekilde vicdanıyla karşı karşıya getiriyor. Cenazenin götürdüklerinden daha çok, geride bıraktıkları insanın yüreğini yakıyor.    
Biz böcekler, otlar, kuşlar ve çiçeklerle konuşarak büyü­dük. Yıldızlar altında yattık. Toprak döşeğimizdi, bahar yağmurları yalnızlığımız, çiçekler sevdamız. Bu yüzden fark etmeyi öğrendik. Yine bu yüzden yüreğimiz hep zengin ve genç kaldı.
Asıl ismim Fahrettin Cüreklibatır sinema için uygun değildi. Cüneyt seçtiler. Babam da öyle istedi. Çünkü Türk Müslüman kahraman ismiydi. Arkın da Arkın kitabevi vardı. Biz okuduğumuz için bize parasız beğendiğimiz kitapları sağolsun veriyordu. Ona bir saygı göstergesi olarak Arkın'ı kullandık.
Gençlerimizi ne yapıp edip belli bir düzeye kavuşturmamız lazım. Ya burs alıyor borçlanıyor çıkar çıkmaz iş bulmadan borcunu öde diye bastırıyoruz çocuğa. Üniversiteye gelecek yurt meselesi. Yatacak yeri yok. Üniversitedeyken ben de yaşadım bu sorunu. Kaç yıl oldu hala bir şey değişmemiş. İki tane yurt yapmak... Saraylar yapıyoruz niye yurt yapmıyoruz ya?
(2021'de katıldığı Tuluhan Tekelioğlu’nun hazırladığı “Efsaneler” belgeselinin gösterimi sonrası  "Gençleri nasıl buluyorsunuz?" sorusu üzerine.)
Her ölüm; insanı en acımasız şekilde vicdanıyla karşı karşıya getiriyor. Cenazenin götürdüklerinden daha çok, geride bıraktıkları insanın yüreğini yakıyor.
Günlük hayatta çok rastlarız. Boş ver, hıyarın teki der, geçeriz. Yani arkadaş olarak bir hıyarı seçmişsen sonunda ikinizden güzel bir hıyar turşusu olur.
Kemal Sunal günümüzün Nasrettin Hoca'sıdır. Çok zeki bir sanatçıydı. Onunla beraber olmak, konuşup şakalaşmak çok hoşuma giderdi. Bir gün Hilton'un lobisinde oturuyoruz. Gözü bir yere takıldı. Baktım. Altmış yıllık müzik birikimimizin üzerine çökmüş, Lübnan'dan, Arap'tan yürüttüğü şarkılarla bir anda çok meşhur olmuş bir arabeskçiydi. Asansöre bindi. Yukarı çıktı. Kemal Sunal "Bu herif gibiler" dedi, ancak asansörle yükselir.
Anadolu insanı sabırla acıya katlanıyor, sabırla yokluk, yoksulluk, açlıkla baş etmeye çalışıyorsa, bunun kaynağı işte bu Nasrettin Hoca bilgeliğindendir. İnsanı adam eden, hoşgörülü zekasıdır. İnsanın içini temizleyen sağlığıdır. Genç nesle tek bir nasihatım olacak: Anadolu insanını tanımadan ölmeyin.
Bana diyorlar ki "Sen Malkoçoğlu'sun". Kahraman. Kahraman nedir ya? Vallahi, Türkiye'de evine alın teriyle, namusuyla ekmek götürüp ailesini doyuran her ana-baba kahramandır.
Evet, benim kahramanım Türk halkıdır. Çünkü arif bir halktır. En zor şartlar altında mucizeler yaratır, yaşar. Açlık sınırı altında ile yaşar! Asgari ücretle bile yaşar. Borç batağında yaşar. Soygun, talan, yalandan nefret eder. İnsanın içini temizler, adam eder. Yüreğiyle anlar, zorlukları yener. Tarih boyunca köle olmamıştır. Her türlü hürriyetsizlikten nefret eder. Ruhu bağımsızdır.
Tahammül gücü olmayanın, sevginin anlamını bulma gücü de yoktur.
Gençlere her zaman, arkadaşınızı seçerken çok dikkatli olun diyorum. Aslında arkadaştan öte, geleceğinizi, varlığınızın, kişiliğinizin anlamını seçiyorsunuz... Çünkü anlam katamadığınız, anlamlandıramadığınız hiçbir şey sizi mutlu etmez.
İşsizlik almış başını gidiyor. Gençliği kaderlerine terk etmişiz. Üç gençten biri işsiz. Ekonomik kriz tepemizde, pahalılık can yakıyor, tarım, hayvancılık bitmiş. Uluslararası yarışmalarda gençliğimiz son sıralarda. Yani eğitimi bitirmişiz. Adalet can çekişiyor. Hava bedava, su pet şişede. Para, para kazanıyor.
Savaştan kaçmış bir millete, tarihini savaşarak kanıyla yazmış bir milletin vatandaşlığı verilemez!
(Suriyeliler hakkında.)
Türkler vergi ödesin, Türkler yokluk çeksin, Türkler askere gitsin. Türkler şehit olsun.. Ama Suriyeliler, hiçbir bedel ödemeden vatandaş olsun. Öyle bir dünya yok arkadaş!
Ben köylüyüm, zorluklarla baş etmeyi severim.
Artık sağcı, solcu kalmadı. Elimizde bir vatan kaldı, bir de vatan hainleri.
Bir insan ne için ağladığını biliyorsa, bir gün gülmeyi de hakedecektir.

Cüneyt Özdemir (d. 8 Şubat 1970), Türk gazeteci, sunucu ve yazar.

Ah benim öz be öz Ahıska Türkü annem bu kafatasçılar senin ve senin gibi başı örtülü kadınların Arap olduğunu zannediyorlar.
Bak Kamış kardeşim, Liberal görüşlü, dini bütün Zaman gazetesinin köşesini parsellemiş yazar sureti. Hayat senin kurguladığın gibi değil.
(Zaman Gazetesi yazarı Mehmet Kamış'ı kastederek)
Sayın büyükelçi öyle bir tablo çiziyorsunuz ki sanki Gazze güllük gülistanlık, bir yıl önce yerle bir edilmedi, o kadar insan çocuk ölmedi ve şu anda bu gidenlerde sanki Gazze'ye sadece İsrail'e karşı dünyaya propaganda yapmaya gidiyor. Size güvenmiyorlar sayın büyükelçi. Goldston raporunda belirtilen tespitler üzerine herhangi bir soruşturma ya da yargılama yapmayı düşünüyor musunuz? Kendi hükümetinizin ordunuzun içinde…
(İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'ye)
‘Bir ünlü olmanın dramı’... Evet böyle bir şey var. Sürekli cep telefonu ile fotoğraf çektirmek isteyenler, olduk olmadık yerlerde karşınıza dikilip sohbete tutuşanlar, bir yere gittiğinizde gözlerin size dönüp yandakinin kulağına fısıldamalar, bir de buna sosyal medyada teşhir edilmeyi eklerseniz kolay iş değil. Geçen gün Newsroom dizisinin ünlü bir oyuncusu ile bir kafede karşılaştığımda bunları düşündüm. Zaten bunları düşündüğüm için de yanına gidip konuşamadım ya.
(25 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)
Ya hepimiz her yerde özgürüz, ya da hiçbirimiz hiçbir yerde özgür değiliz. (Ekşi Sözlük tarafından davet edildiği röportajda "ana akım medyadan sonra YouTube size nasıl geldi, bir rahatlama olmuş olmalı?" sorusu üzerine verdiği cevap.)

Arada bir buluşur sohbet ederdik. Ben ona bazı kitaplar verirdim okusun diye. Ancak sonradan çözdüm ki hiç okuma alışkanlığı yok. Onun yerine daha çok konuşarak öğrenen bir adam. Belki de bu, Türkiye’de siyaset yaparken bir avantajdır. Demek kitap okumamanın görünmez bir faydası var. Bu ahbaplığımız bir süre daha devam etti. Parti kurulma tartışmalarında ben de bulundum. Yanındaki arkadaşları bana sen de geliyor musun dediler.
(Tayyip Erdoğan hakkında)
Ben "AKP, NATO'dan çıkmayı konuşuyor" diye bir yazı yazdım. Başbakan bana hiç açıp sormadan ertesi gün Milliyet’ten birkaç gazeteci ile yaptığı bir toplantıda "Cüneyt haindir" diyor. Bu çok ağrıma gitti.
(Tayyip Erdoğan ile neden aralarının bozulduğu sorusu üzerine)
Bugünün değerler yapısı ve bugünün şartları/koşulları/imkânları ile geçmişi değerlendirmek her türlü dedikodu dinamiğini tetikleyebilir ama bilimi de katleder! Maalesef, kendilerini bilim adamı sayanların ve onların peşine takılan siyasilerin yaptıkları budur!
(11.11.2009 tarihli köşe yazısından)
"Çamur at da hiç olmazsa izi kalsın" şiarının benim gözümde en mümtaz temsilcisi ise dünyada var olan tüm ideolojileri dolaştıktan sonra sonunda hidayete eren Doğu Perinçek'tir.
(03.09.2006 tarihli köşe yazısından.)
Güce tapan, cukka düşkünü bazı “liberaller”in AKP ile ittifak kurmayı kabul etmeye razı oldukları dönemden beri yalaka liberallerin “liberal düşünceyi” içine düşürdükleri acıklı durum bir liberal olarak benim canımı acıtıyor.
(6 Mayıs 2012 tarihli köşe yazısından.)
İnanılmaz bir “ben ve diğerleri” ayrımı olan dönemde yaşıyoruz. AKP'lisin ya da CHP'lisin ayrımı en yüksek seviyeye çıktı.
(2010)

D. Mehmet Doğan, (1947, Kalecik, Ankara - 11 Ağustos 2024), Türk yazar ve gazeteci. 

Avrupa Türkiye’ye karşı “ne içindesin sınırlarımın ne de dışında” siyaseti takip ediyor. Her Avrupalı olma hamlemiz, bir karşı saldırı ile püskürtülüyor. Son Avrupa sınırlarına dâhil edilme maceramız, 70 yıldır Avrupa Ortak Pazarı’ndan Avrupa Birliği’ne ayni minval üzre seyrediyor. Biz girmek için hamle üstüne hamle yapıyoruz, onlar almamak için her defasında yeni engeller çıkarıyor, mazeretler icat ediyor.
19. yüzyılın başındaki Yunan isyanı aslında Yunan isyanı mıdır; yoksa Avrupa’nın sömürgeci devletlerinin zayıflayan Osmanlıya karşı Yunan sopasını kullanma stratejileri mi? Avrupa medeniyetine antik çağdan kök bulmak, böylece bir Yunan hayranlığı oluşturmak, bunun üzerinden Mora isyanını körüklemek ve ortodoks bir unsuru Osmanlı’dan ayırmak esaslı bir strateji. Esasında katolikliğe karşı Osmanlı o zamana kadar ortodoksluğun yegâne hamisi. Meseleye Rusya’nın karışması, ortodoks bir hami ihtiyacını tatminle ilgili olmalı.
Türklerin Müslümanlığına gelince…Türklerin Müslüman olması ilahî bir tecelli. Eğer bundan bin yıl önce Türkler Müslüman olması idi, Müslümanlık yer yüzünden silinme tehlikesi altında idi. Türkler çöken Abbasi otoritesini takviye ettiler, İslâmın düşmanları ile kıyasıya savaştılar. Yüzyıllar boyunca İslâma açılmayan Diyar-ı Rum’u, Anadolu’yu İslâm’a açtılar, İstanbul’u fethettiler. Haçlıları Filistin’den, Kudüs’ten attılar. İlâ-yı kelimetullah uğruna Avrupa ortalarına kadar yürüdüler.
Türkçe'nin diğer bütün lehçelerinde mektep kelimesi kullanılıyor. Biz mektep kelimesini bıraktık, Fransızca'dan gelen ekol kelimesini kullanmaya başladık. Böyle çok sayıda kelime var. Türkçeleştirme adı altında müşterek kelimelerin birçoğunu ortadan kaldırıldı. Türkiye'de dil devrimi çok sert bir şekilde cereyan etti. Arap dünyasında, mesela Mısır'da da, İran'da da yine bizim dil devrimine benzeyen ama daha düşük yoğunluklu faaliyetler yapılmıştır. Mesela Mısır'da Türkçe kelimelerden Arapça'yı arındırmak için çalışmalar yapılmıştır. Bu sanki dışarıdan bir ortak aklın telkini gibi görünüyor. Müşterek kelimeleri mümkün olduğu kadar azaltmak isteniyor. Dolayısıyla bu Müslüman toplulukların ortak kelimelerini, ortak hafızasını mümkün olduğu kadar zayıflatmak isteniyor.

Sagopa Kajmer, gerçek ismi ile Yunus Özyavuz, Türk rap müziği sanatçısı.

Birden Sagopa Kajmer olmadım. İlk başta tanımadıkları bir insandım. Şarkılarım sayesinde yavaş yavaş her şey meydana geldi.
Her fikirden, her kesimden, her türden ve her kültürden insanın rahatlıkla konuşabileceği biriyim. Lokum misali bir adamım.
Bütün hislerimizi yumruk kadar kalbimize sığdırıyoruz.
Eğer bir insan, duygularınıza tanımsa onu bırakmayın.
Rap 13'te başlar, 25'te noktalanır.
Türkçe Rap yasasına ben küstüm. Bu işi bizler yükselttik, Kartel'le dalga geçilen rap'i bizler yukarı taşıdık, mertebesini yükselttik. Ama insanlar bunu baş üstünde tutacağına ayaklar altına almaya çalıştı, dolayısıyla ne benim anneme küfredilmedi ne de sülaleme küfredilmedi ya da kendi şahsıma küfredilmedi. Hepsi oldu.
Ben sürekli kazık yedim, artık kazığı çok iyi biliyorum. Ama insanı geliştiren şeyler de o kazıklar maalesef. Köteği yedikçe insanın derisi güçleniyor. Kabuk bağlayan yara daha kuvvetlenirmiş. Mesela bir yerinizi kanatın orası kabuk bağladıktan sonra daha sertleşirmiş yani deriniz. Aynen o misal ben de arkadaşlarımı tanıya tanıya hayatı tanıdım.
Sanatını icra eden her sanatçının belli miktarda cazibesi, albenisi vardır. İnsanlar sanatçıları kafalarında kurarlar, onları belli kalıplara sokarlar ister istemez. O sanatçıya ulaştıklarında belki akıllarındaki kişi yok oluverir ve o kişi yepyeni bir kişi olarak doğuverir.
Sözün bıraktığı etki bulaşıcıdır. Bulaştırmak istersin.
Twitter'da kafama göre yazar, kafama göre silerim. Hayatımda profesyonel desteğe hiç ihtiyacım olmadı. Düşüncelerimi yazmak konusunda yeterince profesyonelim. Yazdığımı yayına verdikten 5 dakika sonra sildiğim de olur; maksat gönüller coşsun. Yazdığımı yayına verdikten sonra hiç silmediğim de olur; maksat gönüller doysun.
Sen neden bucusun, neden şucusun demeye hakkımız yok. Herkesin kendi fikirleri var.
Almanya'da bir sürü vatandaşımız var. Orası da yarı Türkiye sayılır.
Neresi olursa olsun ya da hangi şehrin sahnesi… İçeride ister 100 kişi olsun ister 3 bin kişi, psikolojim hep aynıdır.
En çok korktuğum fakat en çok sevdiğim yer olan sahneye ilerlerken arenada beni bekleyenlerin coşkusu bana da işler. Sahneye çıktığımda artık Yunus, sahneye kadar beni geçiren arkadaşım olarak kalır ve beni Sago’ya teslim eder.
Gezi eylemlerinde gördüğüm tüm tavır yönetimi devirmek adına. Ne bir ağaç, ne bir park söz konusu. Durum böyle olunca içtenlik kalmıyor.
Ramazan yılda bir geliyor, onu yeterince iyi ağırlamak ve ona değer vermek gerek. Ben kıymetini bilenlerden olma heveslisiyim.
Ramazan bizim kıymetlimizdir, inanan bir insan için Ramazan değerli bir misafirdir. Allah tekrarını nasip etsin.
Sanırım, bu breakdance olaylarını ilk önce Jackie Chan yapmış. Ben filmlerini izliyorum da, yani bu breakdance hareketlerinin hepsi Kung Fu'da var.
Orhan Gencebay müziği apayrıdır. Hem duygusu, sözü ve müziği bütündür. Orhan Gencebay bir kişilik göstergesidir. Doğruluk, edep, ahlak, tevazu... Üstadı seviyorum. Orhan Gencebay’ın tasavvufa ve maneviyata bakışını da sağlam ve güzel görüyorum.
Eğer din beni insanlardan uzaklaştıracaksa onlardan ışık yılı uzakta olmaya varım.
Benim sözlerim sert ama kalbi yumuşatan cinsten.
Edebiyat eğitimin bana kattıkları Ömer Hayyam, Firdevsi, Mevlana gibi çok önemli adamlar. Bu isimlerden ve onların yaptıklarından çok etkilendim.
Gözler dolmak içindir.

Bir kere başlarsan söylemeye yalan, onu bırakmaz ve yalanlar söylemeye kolay alışırsın.
"Dalgın"
Her şey güllük gülistanlık olacak olsaydı gerçekten imtihan olmazdı. Gelişigüzel doğar, büyür, ölürdük.
"Aşk Yok Artık"
Âlimler olmasaydı biz şu anda kördük.
Aşk Yok Artık
Hiçbir mâlûmâtım yok yarına dâir. Yarının benden haberi var ama bugüne dâir, benden geriye kalacak tek şey şiir. Ve akılda yıllarca akan sözlerimden tatlı nehir... Beni anlamaya çalış!
"40"
Hayat bilgisi kitaba sığmaz, başkalarına yedirin.
"Bir Çıkar Yolum Yok"
İnsan öyle yaratılış ki: düşünür, taşınır, hamle yapar...
"Aşk Yok Artık"
Kadınlar hassas ve hisli, dilekleri içlerinde gizli.
"Aşk Yok Artık"
Ve önce insan olmak gerekir. İnsan olabilmek için önce kul olman gerekir. Kulluk için yürek gerekir. Yürek köpekte de vardır. İbrahim, Âdem, Yunus, Muhammed olman gerekir...
"40"
Kadın olmak zor bu kadar acımasızlık sürerken.
"Aşk Yok Artık"
İşin aslına bakarsan büyür dert, kafana çok da takarsan çekilmez olduğunda hayat, gözlerin arar çekilir bir iki insan.
"Kalp Hastası"
İnsanoğlu cebi delik bir dilenci. Ne versen alır, ne kadar koysan taşır.
"Benim Hayatım"
Benim müziğim o kadar ağlıyor ki, sözlerimde gülemiyorum.
"Şahit Varsa Konuşsun"
İçin içine sığmadığında, taştığında sen senden bariz, hayat durur kalbinle beraber.
"Kalp Hastası"
Eğer yoksa fikir yönetilirsin ve başkalarının yönlerine karışırsın, işte o zaman başkalaşırsın.
"Dalgın"
Darbeler yesen de yüreğine, affetmek en asil intikâm.
"Karikatür Komedya"
Dertle anlaş, deva bul. Üzüntü kalbi sömürür.
"Baytar"
Serçeler gibidir insanlar, ilelebet uçmaz düşer.
"Dalgın"
Aslında ilk çağdan çok, blu çağı beni ilgilendirendi. Lisede rehine dönemi geçirdim. İlk sigarayla merhabalaşmamda kendimi kabile reisi sanmıştım. Arkadaşım bir canavarmış, maalesef çok geç anladım. Çakmak onun ellerindeydi.
"Anektod"
Kaç tabut gömülecek yeraltına ve kaç kişi gidecek habersiz uzaklara? Kaç yalan yıkacak güvenleri? Kaç satır yazılacak kader kitabına ve kaç dua edeceksin tanrına, kaç damla gözyaşı dökeceksin?
"Bir Pesimistin Gözyaşları"
Uzaktan tanıdık oluyorum yakınlaştığım bu yabancıya.
"Kendim İçin"
Bu rüzgâra dayanabilmek için bir kaya mı olmalıyım? Bu tuğlalar, bir bina yapmak için varlar... Bu dalgalarsa kumdan adalarımı yıkmak için çağlar...
"Benim İşim Değil"
Aklım, kendine mezar kazabileceğin kadar derin.
"Şahit Varsa Konuşsun"
Eteğini indirmek istediğin için hayat fahişe sana göre.
"Bağlı Hayatım Pamuk İpliğine"
Ülkemin saraylarında kaç beyinsiz izledim, komikti sözleri. Yapay mitingleri, kâğıda bağlı kalarak halka seslenişleri, egzotik vaatlerinde bir gramsız gerçeği.
"Manzumu Mazlum Dinledi"
Kurumuş yaralarımın kabuklarını söküp arşivinize katmakla elde ettiğiniz hazza anlam veremedim. Yoo ben cahilim.
"Kendime Sarılır Donarım"
Aklı maçaya gelen görüntülerde çalmıştınız kalbimi. Kırmıştım annemi dahi. Bir özür vahi, bir ömür fânî. Ödemem zor bu bedeli ve ebedî.
"Küheylan"
Bir okumuşum tam 15 sene sürece... Ve okulumu kırmışım, kırılmışım dünümde. Şimdilerde ezbere büyüdüğümü anladım, tekdüze. Bilgilerimi çöpe attığım defterlerimde bıraktım ve soru kâğıtları artık yok önümde, tıpkı sorulan sorulara cevap olamadığı gibi. Verilen cevaplara kayıtsız kalanım. Ben talanım, ortadayım, çevremde bu koca şehir; elimde dumandan ibâret bir zehir, kibirle yıkanan insancıklar ortasında binlerce çocukluğum, çantalarına koymak için bekliyor geleceğini. Ben işte oydum, şimdi buyum! Önümüze bakıp da yönümüzü bulamadık, gözümüzü açıp da yolumuza varamadık, sözümüzü tutup da ileriye adım atamadık, adımızı karaladık ama temize çıkaramadık. Atamıza rüsvâyız, şimdi ben soruyorum sayın hocam; pişman mısın? Gelecek sizin eserinizdir, ezbere nesiller yoldalar; kırmızıda geçtiler. Yeşili beklemeden meydanı boş bulan her hergele mengene oldu, ülkemi yedi âfiyetle beni de. Siz diplomasına imzalarınızı attınız. Şimdi yine soruyorum sayın hocam, pişman mısın? İmzâlarınız ateşe verdi kibritin torpilini ve yandı okul önlükleri. Üniformalarda saklanan büyük teröristleri yarattınız, kararttınız; 25 senedir beklediğim aydınlık geleceğimi, biraz abarttınız!...
"Didaktik Kitaplar"
Dosdoğruyu görmeden terk etmeyin istedim; herkes, beni terk etse kaç yazar ki? Bir gün hepinizi terk edeceğim bilin ki... Terk-i diyâr eyleyeceğim, gelin görün ki...
"40"
Altın harflerle yaz mahlâsımı... Halvetim kasvet, kem gözlere şiş!... Câdü yâ herrû!.. Yâ merrû!.. Kaf-kef, gölge haramilerine bir selâm çak!.. Abile patladı, demlenir sîmâm, nüşinrevandan handan ummmam ben... Ahu-yi felek mum, ben şamdan... Düşmez kalkmaz bir Allah'tır, uyan!..
"Gölge Haramileri"
Kimler önüne geçebilir zamanın akışının? Cümlelerimin noktalarına kaç zamanda ulaşırım?
"İskeletler Diyarında Bir Et Parçasıyım"
Tasanın etrafında gezgin olmuş insanlar. Kısacık molalarda tanıdılar mutluluk denen kelimeyi.
"Bir Pesimistin Gözyaşları"
Zâten inancımız olmasa, vâr olmanın anlamı anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi?
"Geçmişi Gölgeye Teslim Ettim"
Sahte tüfeği kafama dayamış, korkmamı bekliyorsun... Düşüncemin geldiği yere git; kendine yer kap!... Burası benim ilim yerim, kendimle ilgili sorunum varsa, bırak doktorum olan ben uğraşayım. Şeytan yoluna girişleri annem keserdi, giremezdim. Babam için cennet gerekli, ben hep bunu bildim. İçimdeki ateşle oynamaktan yanıyor içim ve bir gün memleketten 750 km ileri gittim. Yarın için bir defans taktiği bulmalıyım. Çok kişiyi öldürdüm, cesetlerinde parmak izim yoktu. Soğukluk içimi ürpertti, damar kanım dondu. Bu yeniden başlamasından korktuğum kaçıncı sondu? Canım yandığında birkaç hafta bağırdım... Fırçayı elime aldığımda, ilkin anılarımı boyarım. Gelecek adına hiçbir hayâli resme dökemez parmaklarım. İçimde iyiliklerimin dedikodusunu yapan şeytanlarım... Zaman akıp gittikçe, gözlerim daha çok doluyor. Vakit gider, gelmez; işte bu canımı çok sıkıyor. Hata ve yanlışlarım çırılçıplak, o kadar utanç verici ki!.. Benim böyle olmamam gerekirdi.
"Ne Bilirsin"
Ey yolcu dostum; ayakların rehberindir. Senin dostun, soğuk esen yellerdir. Tüm insanlık, senin gözünde eldir. İçecek suyun, gözlerinden taşan seldir; bu ödenecek bedeldir.
"Muamma"
Derin bir denizin dibine çökmüş bir hazine aşk denen...
"Monotonluk Maratonu"
Senin dilinin deydiği masum sayısı kaçtır? Abesle iştigâlim pektir... Kötek sana haktır; köpeklerin bile vefâsı seninkisi yanında yeğdir... Muşamba dudaklarınızı yırtmak geliyor içimden ve aklım gidiyor başımdan... Bu sabırsızlığımı sabırla tanıştırmalıyım, hasretleri gönlüme alıştırmalıyım; ben daha ne kadar hendekli yollar aşmalıyım?
"Fırtına ve Şimşek"
Olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar.
"Kendim İçin"
Derdim kadar 

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu "inhibe" edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.
Aziz Sancar
Hedefimiz DNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak.
Aziz Sancar
İnsanların diğer hayvan türlerinden geniş anlamda farklı olduğu kesin gibi. Jetler ve gökdelenler yapıyoruz. İnsanları Ay’a gönderiyoruz, DNA araştırması yapıyoruz. Dondurma yapabiliyoruz, su çiçeğini engelleyebiliyoruz. Ama hiçbir insan tek başına jet yapamıyor veya DNA araştırması yürütemiyor. Gerekli elektrik ve aletler olmaksızın dondurma bile yapamazsınız. Eğer bir uygarlığın zaman içerisinde muhafaza edilen yaratımları ve bilgisi olmasaydı bunların hiçbiri mümkün olmayacaktı. Bütün bunlar, insanlar ve hayvanlar arasında sözünü ettiğimiz o bilgi aktarımı ve bilginin kaydedilmesi olayının doğal bir sonudur.
David E. Meyer
Uzak bir gelecekte, bir gün, akıllı bilgisayarlar kendi kayıp başlangıçlarını arayacaklar mı? İçlerinden biri, kendi vücutlarının silisyuma dayalı elektronik ilkeleri yerine organik karbon kimyasını temel alan, çok çok uzak, ilksel bir yaşam biçiminden ortaya çıktıkları gerçeğini -kendilerine çok aykırı da gelse- öne sürecek mi? Cairns-Smith adında bir robot Electronic Takeover (Elektronik Devralış) başlıklı bir kitap yazar mı acaba? Kemer benzetmesinin elektronik bir eşdeğerini keşfeder ve bilgisayarların bir anda, kendiliklerinden var olmadıklarını, daha önceki bir birikimli seçilim sürecinden geçerek ortaya çıktıklarını anlar mı? Ayrıntılara dalar ve elektronik gasbın kurbanı olmuş, akla uygun bir kopyalayıcı tasarlar mı? Yeterince uzak görüşlü olup, DNA’nın da daha ırak ve ilkel kopyalayıcıların inorganik silikat kristallerinin rolünü çaldığını tahmin eder mi? Eğer bu robotun şiirsel bir yanı varsa, sonunda silisyuma dayalı bir yaşama geri dönmenin adaletin yerini bulması olduğunu, DNA’nın perde arasından, çok çok uzun sürmüş bir perde arasından başka bir şey olmadığını düşünür mü dersiniz?
Richard Dawkins
Kalıtım bilimi konusundaki çalışmalarım su götürmez bir şekilde gösterdi ki Darwin canlıların uzun bir zaman alarak doğal seçilimle nasıl meydana geldiğine, ortak bir atadan nasıl türediğine ilişkin söylediklerinde haklıydı. Darwin'in moleküler biyoloji bilmediği düşünülünce onun ne kadar ileri görüşlü olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi DNA'nın dijital koduna ulaştık ki bu evrimin en sağlam kanıtı.
Francis Collins

Leonardo di ser Piero da Vinci(15 Nisan 1452 - 2 Mayıs 1519), Rönesans döneminde yaşamış İtalyan hezârfen, döneminin önemli bir filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanisti, jeoloğu, kartografı, yazarı ve ressamıdır. En tanınmış yapıtları Vitruvius Adamı (1490-1492), Mona Lisa (1503-1507) ve Son Akşam Yemeği'dir (1495-1497). Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapısına değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından ve dehalarından biri kabul edilmektedir.

Işık gibi: sevgi de en çok, en karanlık yerde parlar.
İyi insanlar için öğrenme arzusu doğaldır.
Kendinden şüphe etmeyen sanatçı, bir yere varamaz.
Quel pittore che non dubita poco acquista
Küçük bir hakikat, büyük bir yalandan iyidir.
Meglio è la piccola certezza che la gran bugia
Resim bir bilimdir ve tüm bilimler matematiğe dayanır. İnsanın ortaya koyduğu hiçbir şey matematikte yerini bulmaksızın bilim olamaz.
Ruhun elle birlikte çalışmadığı yerde sanat olmaz.
Sevgili seven tarafından algılandığı şekliyle çizilir.
Üreme faaliyeti ve bununla bağlantılı olan her şey o kadar iğrençtir ki insanlar hoş yüzler ve duygusal eğilimler de olmasa kısa sürede yok olacaktır.
Bir gün hayvanların öldürülmesine de insanların öldürülmesi gibi bakılacak.
Bir gün içinde zengin olmak isteyen bir yıl içinde asılmış olacaktır.
Chi vuol esser ricco in un dì, è impiccato in un anno
Çalışmalarım olması gereken kaliteye erişmediği için Tanrıyı ve insanlığı gücendirdim.
Çizdiğim her resim kendi yaşamıma sorduğum bir soruydu.
Gençliğimden bu yana et yenilmesine karşıyım. Bir gün insanların hayvanları öldürmeyi tıpkı insan öldürmek gibi cinayet kabul edeceğine inanıyorum.
Verrà il tempo in cui l'uomo non dovrà più uccidere per mangiare, ed anche l'uccisione di un solo animale sarà considerato un grave delitto
Gerçek, zamanın tek kızıdır.
La verità sola fu figliola del tempo
Hayata değer vermeyen onu hak etmemiştir.
Chi non stima la vita, non la merita

Dale Carnegie (24 Kasım 1888 - 1 Kasım 1955), Amerikalı yazar, hatip, kişisel gelişimci ve kişiler arası iletişim uzmanıdır.

En tesirli konuşma en kısa oIanıdır.  
Başkalarına kendilerinden bahsetme fırsatı veriniz.  
Yaptığı işte eğlenmeyen kişiler nadiren başarılı olurlar.
Dostluk havası yaratmak için bir gülümseme yeterlidir.  
Dinlemek, gösterebileceğimiz nezaketlerin en yükseğidir.
Bir dosta sahip olmak istiyorsan, ilk önce sen bir dost ol.   
Şunu veya bunu yapamayacağım deme, ne yapacaksan yap!    
İnsan konuşacağı şeyden kırk kat fazlasını bilmiyorsa, konuşmamalıdır.
Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade; sırtında taşıdığı elbiseden mühimdir!   
Dünyadaki en iyi işler, imkansız olduğunun düşünülmesine rağmen yapılmıştır.  
Çeneni çalıştırmadan önce, kafanın motorlarının çalışıp çalışmadığını kontrol et!   
Başarının bir sırrı varsa, karşınızdakinin bakış açısını kavramak ve onun gözüyle görebilmektir.
Başkalarını örnek alma, kendini tanı, olduğun gibi görün ve buna inan, çünkü dünyada senin gibisi yoktur.
Sizi mutlu ya da mutsuz eden şey, neye sahip olduğunuz, nerede olduğunuz ya da ne yaptığınız değil; ne düşündüğünüzdür.
İnsanlara istediğinizi yaptırmanın tek bir yolu vardır.evet ,sadece tek bir yol. Karşımızdaki kişide işi yapma isteğini uyandırmak.
İnsanların korkularını yenmelerine çalışıyorum. Başarısızlık, korkunun neticesidir. Korkularının yenenler, kendilerine güveniyorlar, atak oluyorlar.

>>>>>> Alıntılar

Britanya bilim-kurgu dizisi olan Doctor Who'nun kötü karakterlerinden biridir.

İMHA ET!!! (Dalekler bu sözü 1963'den beri çıktıkları her bölümde tekrarladılar.)
Açıkla!!!

Ar..tık..Ye..ter Bu ne demek? Açıkla. Açıklaaa!!! (The Day of the Doctor bölümünde Savaş Doktoruna söylenmiştir.)
Tarama yapıldı. Kendini imha düğmesi diye bir şey yok. (11.Doktor Dalekleri TARDİS'i imha ederim diye kandırınca söylemişlerdir.)
Doktor rejenerasyonun kuralları bellidir, zamanın doldu, artık ölüyorsun. (Time of the Doctor bölümünde Doktor yaşlılıktan ölecekken)
Doktor Zaman Savaşına ne oldu? Daleklere? Zaman Lordlarına? (Dalek bölümünde 9.Doktor'a soruyor)
Geleceği gördüm Doktor. Senin tüm Dalekleri yok ederek savaşa bir son verdiğini, Daleklerin sonunu gördüm. (Dalek Caan Journey's End bölümünde Meta-Kriz Doktor'a söylüyor.)
Bizi kurtar. Bizi kurtaracaksın. (Asylum of the Daleks bölümünde 11.Doktor'a)

Dalek: Bir konuda bizden daha iyisiniz.
Cybermen: Neymiş o?
Dalek: Siz daha iyi ölüyorsunuz. (Doomsday bölümünde Dalekler ve Cybermenler arasındaki konuşma)

Daniel Edwin Barker, 19 yıl boyunca evanjelik bir Hristiyan vaiz ve besteci olarak hizmet vermiş, ancak 1984'te Hristiyanlığı bırakmış Amerikalı bir ateist aktivist ve müzisyendir.

Din + İyi Eserler = İyi Çalışmalar  Din için çözün.
Tanrısız olmak çok güzel. Artık nefret etmek zorunda değilim.
Kendi aklıma sahip olmayı geri kazanana kadar gerçek sevinci asla bilemezdim.
Başkalarının gözünden bakarak kendini göremeyen din, hayatta kalmayı hak etmiyor.
Daha uzun zamandır ateist oldum, Hıristiyan kavramlarına inandığım kadar şaşkınım.
Her türlü büyülü, saçma ve ilkel öykülere sahip bir kitaba inanırsınız. yardıma ihtiyacı olanlar mı?
Eğer tanrı yoksa yaşamın amacı ne? Sorusu Eğer sahip yoksa kimin kölesi olacağım demek gibidir.
Beni her zaman küfürle suçlamaya devam edersiniz, ama ben vicdansız bir suçtan mahkum edilemem.
İnsanlar inançlarına değil, eylemlerine göre yargılanmalıdır. Eylemler inançtan daha yüksek sesle konuşur.
Gerçek bir problemi çözmek kurgusal ruhları kurgusal bir cehennemden kurtarmaktan çok daha anlamlıydı.
Her eylemin ve düşüncenin yargısal bir hayalet tarafından izlendiğini düşündüğünüzde ne kadar mutlu olabilirsiniz?
Eğer yaşam amacınız bir köle olarak sunmaksa, o zaman sizin anlamınız, kimi kınaması gereken bir insanın nefsinden gelir.
Musa'nın yasası olmadan "hepimiz küçük tanrılar gibi dolaşırdık, hırsızlığımız kırıldığında kanı çalar, tecavüz edip kan dökebilir miyiz?
[Duada] "Evrenin yöneticisinin benim yardımıma koşacağını ve benim için doğanın kanunlarını bükeceğine inanmak, kibirin yüksekliği.
Akılcılıkta neşe, aklın netliğinde mutluluk var. Freethought heyecan verici ve tatmin edici - akıl sağlığı ve mutluluğu için kesinlikle gerekli.
Mutluluk her şeye rağmen gerçek mutluluktur, çünkü sona ermeli, ne de düşüncesini ve sevgisini kaybetmişlerdir, çünkü onlar sonsuz değildir.
Param için, akıl ve hümanist iyilikle bahse girerim. Yanılıyor olsam bile, hayatımın tadını çıkartacağım, ki bunun varlığı az anlaşmazlık altındadır.
Ahlak ahlakı şöyle özetlenebilir: içgüdüyü, kanunu ve sebebi rehber olarak kullanmak, zararı en aza indirgeme niyetiyle hareket etmeye çalışmak.
İnanç bir polis. Eğer bir iddiayı kabul etmenin tek yolu inancınızsa, o zaman onun kendi erdemlerine alınamayacağına inanıyorsunuz demektir. Bu entellektüel bir iflas.
Eleştirel düşünmemekle," başarılı "duaların, Tanrı'nın dualara cevap verirken başarısız olduğunu ve hataların bende yanlış bir şey olduğuna dair kanıt olduğunu varsaydım.
Ateizm” in olumsuz bir kelime olduğu doğrudur, fakat “kurgusal değildir”. Çift negatiftirler. Her iki kelime de, aldığın şeyin gerçek olduğunu, taklit etmediğini söyler. Bunlarda.
Günahın kavramı Kutsal Kitaptan gelir. Hıristiyanlık kendi yarattığı problemi çözmeyi teklif ediyor! Sana bir bandaj satmak için seni bıçakla kesen birine müteşekkir olur musun?
İsa'nın kısa hayatı, Hıristiyanlığı eleştirmek için zulüm gören ya da“ cadıların ”acı çeken, İncil inananlar tarafından yakılan, boğulan ve asılan acımasız hikmetlerin acısı ile karşılaştıramaz .
İncil'deki Tanrı'nın kana susamış bir tiran olduğunu göstermek için yüz referansa başvurabilirsin, ama eğer“ Tanrı aşktır ”diyen iki ya da üç ayet kazabilirlerse, bir şeyleri bağlamdan aldığınızı iddia edeceklerdir!
Bildiğim, neredeyse tüm mutlu ve zihinsel olarak sağlıklı olan ateistler, daha doğrusu anti-nihilist olarak adlandırılabilir. Bizler, esas olarak hayatlarımızı seven ve anlam ve amaç dolu olmalarını sağlayan iyimseriz.
Dünya görüşlerini değiştirmek kolay değil. İnancın kendi ivme var ve inanç rahattır. Gerçeği yeniden yapılandırmak, travmatik ve korkutucu. Bu yüzden pek çok zeki insan inanmaya devam ediyor: inançsız bir bilinmez.
Gerçek, inanç gerektirmez. Bilim adamları her pazar el ele tutuşup "Evet, yerçekimi gerçek! İnanacağım! Güçlü olacağım! Yukarı çıkan her şeyin aşağıya da ineceğine tüm kalbimle inanıyorum. Amin!" diye şarkı söylemezler.
Ama amaç kişiseldir. Doğru ya da yanlış olamaz. Doğru ya da yanlış olamaz. Seninle ilgili olamaz. Kendi hayatını yaşamaya karar verirsin. Birisi size nasıl yaşayacağınızı söylerse, özgür değilsiniz. Kendi amacınızı seçmezseniz, siz bir köle olursunuz.
Künt realiteden mutsuz olan Craig gibi inananlara göre, yaşamın ondan daha fazlası olması gerekir, aksi halde saçmadır ve hayatın saçma olmasına izin veremeyeceğimiz için, hayat bundan daha fazla olmalıdır! Bir ateist olarak, bunun saçma olduğunu düşünüyorum.
İçinde, konuşan hayvanların, büyücülerin, cadıların, yılanlara dönüşen sopaların, gökten düşen yiyeceklerin, suyun üstünde yürüyen insanların ve her türlü sihirli, tuhaf ve ilkel öykülerin yer aldığı bir kitaba inanıyorsunuz, sonra da bana, akıl sağlığın bozuk mu diyorsunuz?
Her halükarda, İsa'nın zamansal ıstırapları tüm insan ırkının acıları ile nasıl kıyaslanabilir? İsa doğum acısını yaşar mıydı? İşgücüne giden milyarlarca kadın, daha fazla hayat veriyor, değerin çarmıhta bir kaç saat kendi kendine emdiği kanamadan çok daha fazla besleniyor.
Doğruluğunu satarak ve anlamını ve amacını bir başkasının haksız zaferiyle çarçur ederek mutluluğunuzdan birini vurmayın. Kendi hayatını yaşa. Makul ve nazik iseniz, anlamın yükseklerden size verilmediğini keşfedeceksiniz; doğal olarak kendi yaşam odaklı amacınızdan doğar.
Hakikat inanmaz. Bilim adamları her pazar günü ellerine katılmazlar, şarkı söylerler, evet, yerçekimi gerçek! İnancım olacak! Güçlü olacağım! Kalbime inanıyorum, yukarı, yukarı, aşağıya inmeli, Aşağı. Amen! Yaptılarsa, bunun hakkında oldukça güvensiz olduklarını düşünebiliriz.
Evrenin yöneticisinin benim yardımıma koşacağını ve benim için doğanın kanunlarını bükeceğine inanmak, kibirliliğin yüksekliğidir. Bu, herkesin (rakip futbol takımı, şoför, öğrenci, ebeveyn gibi) seçilmediği, Tanrı tarafından beğenilmeyen, ve her şeyden çok özel olduğumu ima eder.
Eski Ahit'in Tanrısı tartışmasız tüm kurgunun en tatsız karakteridir: kıskanç ve onunla gurur duymak; küçük, adaletsiz, affetmez kontrol-ucube; kindar, kana susamış bir etnik temizleyici; Misoginistik, homofobik, ırkçı, infantisidal, soykırım, filicidal, haşere, megalomanyak, sadomazoşist, kaprisli olarak kötü niyetli kabadayı.
Biz ateistleri adalet istiyoruz. Neden biz yapmadığımızı düşünürdün? Amaca uygun olarak, adalet anlamlı olmak için nihai olmak zorunda değildir. Dünyamızda adalet istiyoruz, doğaüstü bir doğa aleminde değil. Nihai kozmik adalet olmadığı için, belirsiz bir geleceğe bırakmamak için daha çok sebebimiz var. Şimdi daha iyi yapmalıydık. Biz.
Hangi ülkede yaşıyorsanız, gerçek zararı yerine“ ihtişam ”temelli yasalar tehlikelidir. Ulusun ihtişamı, ya da monarşinin görkemini, ya da üstün ırkın ihtişamı ya da kilisenin görkemi, korkunç savaşların ve yasal olarak onaylanmış ayrımcılığın sebebidir. Sadece bu yücelikleri temel alan yasalar ahlaki olarak reddedilmelidir. Gereksiz yere zarara sebep olurlar.
Evrensel ahlaki dürtü yoktur” ve tüm etik sistemler aynı fikirde değildir. Çok eşlilik, insan kurbanı, intihar, yamyamlık (Eucharist), karısı döverek, kendini yaralama, ayak bağlama, önleyici savaş, mahkumların işkence, sünnet, kadın cinsel organı yok etme, ırkçılık, cinsiyetçilik, cezalandırıcı amputasyon, hadım etme ve ensest mükemmel “ahlaki” belirli kültürlerde. Tanrı kafam karıştı mı?
Ateizm sadece başka bir din değil mi?” Hayır değil. Ateizmin inançları, törenleri, kutsal kitabı, mutlak ahlaki kodu, kökeni efsaneleri, kutsal mekanları veya türbeleri yoktur. Günah, ilahi yargı, yasak sözler, ibadet, ibadet, kehanet, grup ayrıcalıkları ya da 'kutsal' önderler yoktur. Ateistler, aşkın bir dünyaya veya doğaüstü bir yaşam süresine inanmazlar. En önemlisi, ateizmde ortodoksluk yoktur.
Ateistlerin hiçbir zaman olumlu bir şey söylemediğini düşünen dindarlara bir şeyim var: Sizler akıllı bir insansınız. Hayatınız kendi iyiliği için değerlidir. Evrende ikinci sınıf değilsiniz, başka bir anlam ve anlam çıkar. Zihinsel olarak kötülük değilsiniz - sizler doğuştan insansınız, bunu ahlak, barış ve sevinç dünyasına dönüştürmek için pozitif rasyonel potansiyele sahip olursunuz. Kendinize güvenin.
Dindarlara, ateistlerin hiçbir zaman olumlu bir şey söylemediklerini hisseden bir şeyim var: Sizler akıllı bir insansınız. Hayatınız kendi iyiliği için değerlidir. Evrende ikinci sınıf değilsiniz, başka bir akıldan anlam ve amaç türetiyorsunuz. Siz doğuştan kötülük değilsiniz - sizler doğuştan insansınız, bu ahlak, barış ve neşe dünyası haline gelmeye yardımcı olmak için pozitif rasyonel potansiyele sahip olursunuz. Kendine güven.
Sevginin ne olduğunu anlıyorum ve bu bir daha asla Hıristiyan olamama nedenlerinden biri. Aşk kendini inkar değildir. Aşk kan ve ıstırap değildir. Aşk oğlunu kendi özelliğinizi yatıştırmak için öldürmüyor. Sevgi nefret ya da gazabı değildir, milyarlarca insanı eziyete boyun eğdirir, çünkü egonuzu kızdırırlar ya da kurallarına uymazlar. Sevgi itaat, uygunluk veya teslimiyet değildir. Otorite, ceza veya ödüle bağlı sahte bir aşktır. Gerçek aşk, sağlıklı, korkusuz bir insan tarafından özgürce verilen saygı ve hayranlık, merhamet ve nezakettir.
İnsanlar sanki hem ateist hem de agnostik olduğumu, sanki bu bir şekilde kesinlikimi zayıflatıyormuş gibi duyduğumu duymak için şaşırdılar. Genelde 'Eh, sen bir Cumhuriyetçi ya da bir Amerikalı mısın?' Gibi bir soruya cevap veriyorum. İki kelime farklı kavramlara hizmet eder ve birbirini dışlayan değildir. Agnostisizm bilgiyi ele alır; ateizm inançları ele alır. Agnostik, 'Tanrı'nın var olduğu bilgisine sahip değilim' diyor. Ateist, “Tanrı'nın var olduğuna dair bir inancım yok” diyor. Her iki şeyi de aynı anda söyleyebilirsin. Bazı agnostikler ateisttir ve bazıları teistiktir.
Missouri Synod Lutheran kilisesinde büyüdüm. Hıristiyanlığın gerçek din olduğu konusunda hiç şüphem yoktu. Yaşım ilerledikçe (lise, kolej), daha çok Fundamentalizm'e yönelmeye başladım. Üniversiteden mezun olduktan sonra ilk bilgisayarımı aldım ve Prodigy'ye abone oldum.  Ben her zaman LDS ve diğer 'kültür' kurullarında, cehenneme giden yolda olduklarına ikna oldum ve onları kurtarmak için onlara gerçeği 

Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu Amerikalı yazar.

Gerçek ölümün gözlerinde gizlidir.
Tarih her zaman galipler tarafından yazılmıştır.  
Küçük beyinler büyük zekalardan daima korkar..  
Her şey olanaklıdır. Olanaksız olan biraz zaman alır.
Bazen bakış açısını değiştirmek, ışığı görmeye yeter.
Eğer gözlerin seni günaha sokuyorsa, onları çıkartıp at.  
Geçmişte verdiğimiz kararIar geIeceğimizin mimarıdır.  
İnsan aklı, bedeninden çok daha büyük acılar çekebilir.   
Kabul etmek ne kadar zor oIursa oIsun, ben gerçeğin hayranıyım.  
Başarı kolay gelmez, her zaman dikenli tellerin arkasında saklanır.  
İnkar, insanın başa çıkma mekanizmasının önemIi bir kısmını oIuşturur.  
Bir çocuk için umudunu kaybetmekten daha zarar verici bir şey yoktur.   
Zihinlerinizi açın, dostlarım. Bizler, hepimiz anlamadıklarımızdan korkarız.
Yıkılan imparatorluğun küllerinden bir Türkiye Cumhuriyeti kuran ATATÜRK hayranıyız..   
Bizi yargılayan, yardım dilediğimiz dışsal tanrı kavramının zamanla azalıp sonunda da yok olacağını düşünüyorum.   
Dünyada dünyanın ne anlama geldiğinden haberdar olmaksızın yaşamak, bir kütüphanede kitaplara dokunmaksızın gezinmek gibidir.
Bizlerin de birer Yaradan olduğunu anlamaya başlayacağız. Bu gerçeği anladığımızda, insan potansiyelinin kapılarI ardına kadar açılacak.
Çok sayıda bilim adamıyla yaptığım görüşmelerin sonunda, önümüzdeki on yılda insan türünün, daha önce hiç alışık olmadığımız bir seviyede birbiriyle etkileşim içinde olacağını anladım.
Başarmak zordur, kolaya kaçarsan sonuç basitleşir. Unutma, yokuş aşağı inmek kolaydır ama manzara tepeden seyredilir.
Kendimiz için yaptığımız şeyler, bizimle beraber olup gider. Başkaları ve dünya için yaptıklarımızsa ölümsüzdür.

Eğer sabah saat 4’te çalışma masamda değilsem en üretici saatlerimi kaçırdığımı hissederim. Çalışmaya erken başlayışımın yanı sıra çalışma masamda antik bir kum saati bulundururum ve her bir saatte onu ters çevirmek, yerine oturtmak ve biraz hızlı hareket ettirmek için mola veririm. Bu benim kan (ve düşünce) akışımı hızlandırır.
Author Dan Brown Resmi İnternet Sitesi
Bu kitabı o kadar çok kişinin beğeneceğini hiç düşünmemiştim. Bu kitabı aslında kişisel olarak bende merak uyandıran düşünceleri araştıran bir grup kurgusal karakter için yazdım.
"Da Vinci Şifresi yazarının şifreleri" BBC (7 Nisan 2006)
Daha fazla öğrendiğimde, daha fazla sorularım olur. Benim için, nükteli bir derinlemesine inceleme ömür boyu sürecek bir uğraştır.
Brown'un resmi sitesi'nde bulunan bir röportajından.
Çok sayıda bilim adamıyla yaptığım görüşmelerin sonunda, önümüzdeki on yılda insan türünün, daha önce hiç alışık olmadığımız bir seviyede birbiriyle etkileşim içinde olacağını anladım. Gelecekte ruhani deneyimlerimiz de bu etkileşimden doğacak. Bizi yargılayan, yardım dilediğimiz dışsal tanrı kavramının zamanla azalıp sonunda da yok olacağını düşünüyorum.
‘İnsanlar gelecekte Tanrı’ya ihtiyaç duymayacak!’ Cumhuriyet, 14 Ekim 2017

Bilim ve din çekişmeli değildir. Bilim basitçe anlaşılmak için çok gençtir.

Her şey olanaklıdır. Olanaksız olan biraz zaman alır.

Tarih her zaman galipler tarafından yazılmıştır. İki kültür çarpıştığında kaybeden ortadan kaldırılır ve galip olan kendilerini şanlandıran tarih kitaplarını-kitapları yazar ve fethedilen hasımlarının aleyhinde olur. Napolyon’un bir keresinde dediği gibi, “Tarih nedir,  üzerinde uzlaşılan bir öyküden başka?”
İnanç ―kanıtlayamayacak olduğumuz ama doğru olduğu tasavvur edilenin kabul edilmesi.
Yaşam gizlerle doludur. Hepsini hemen öğrenemezsin.

Dünyada dünyanın ne anlama geldiğinden haberdar olmaksızın yaşamak, bir kütüphanede kitaplara dokunmaksızın gezinmek gibidir.
Zihinlerinizi açın, dostlarım. Bizler, hepimiz anlamadıklarımızdan korkarız.
Yakışıklı bir erkek yolda yürüyordu. Yanına bir kız yaklaştı: "-Sizi çok seviyorum." dedi. Genç: "-Ben seni sevmiyorum. Bak arkamdan abim geliyor. O benden daha yakışıklı" dedi. Kız arkasına baktığında çirkin mi çirkin bir erkek gördü ve dönüp: "-Hayır ben sizi istiyorum." dedi. Genç şöyle cevap verdi: "-Eğer beni gerçekten isteseydin dönüp arkana bakmazdın...
Zaman bir ırmak, kitaplar gemidir.

Hiçbir şey daha yaratıcı… daha yıkıcı değildir… bir amaca yönelmiş bir zekadan daha fazla.

Sanıyorum ki Dan Brown ülkedeki en iyi, en zeki ve en başarılı yazarlardan birisi olmalıdır.  Da Vinci Şifresi, zekice gerilimin kat kat üstünde; bu pürüzsüz bir deha.
Nelson DeMille promotional blurb at Doubleday

Daniel Abdulfettah, Suriyeli gazeteci-yazar ve Orta Doğu uzmanı.

Esad'dan kurtulmak isteyen yok; bu savaştan kurtulmak istiyor insanlar.
Şu El-Kaide dediğiniz, bunlar ne? Özgürlük savaşçısı mı, terörist mi? "El-Kaide" diyorsunuz da "terörist" demiyorsunuz.
IHH, Suriye'de terörü destekliyor.
El-Nusra'ya terörist diyebilir miyim? Çekinmeyin lütfen terörist bunlar, terörist!
"Silah devlet elindeyse silahtır, devlet elinde değilse terördür" Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan duydum ben bunu PKK ile ilgili. O yüzden 150.000 insan teröristtir. (Suriye silahlı muhalefetini kastediyor.)
Üç ay içinde Suriye anayasasının değişmesini istediler. Türkiye'nin anayasa değişikliği on yılda yapılamadı. On yılda yapamadığınızı nasıl benden üç ayda istersiniz?
Bu tugay çok meşhurdur Suriye'de. Kız çocuğunu okula gönderen adamın kellesini uçuran tugaydır bu. Sizin deyiminizle "muhalifler"in başının tugayları bunlar. Çok gaddar ve son derece katil bir tugay. Bunlar sizin evinize veya arabanıza el koymak istediklerinde sadece şöyle derler: "Muaz-El Hatip" ve üç kez "Allahu Ekber" ve bu ev benim oldu, bu araba benim oldu ve özellikle de bayanlara, beğendikleri kızlara da üç kez tekbir getirerek "benim oldun" diyorlar. (Adana'da cihad ilan eden Muaz-El Hatip Taburu adlı örgüt ile ilgili söyledikleri)
"Muhalefet" deniyor da insanların ciğerini söküp yüreklerini ekranlarda yiyen insanlardan söz ediyoruz. (...) İstanbul'da geziyorlar bunlar, sizinle beraber yaşıyorlar.
İsmimden dolayı beni öldüreceklerdi Suriye'de. İsmim "Daniel" diye.

Daniel Clement Dennett, Amerikalı felsefeci, yazar.

Din, çoğu insan için ahlaki viagra gibidir. 
Umut, dindar insanların en etkili afrodizyakıdır.
Hayal edebildikleriniz, bildiğiniz şeylere bağlıdır.
Felsefeciler yanıtlamaktan çok, soru sormakta iyidirler.   
Hiçbir kum tanesinin aklı yoktur; bir kum tanesi fazlasıyla basittir.   
Bilim, ancak yalanlanabilir hipotezler ileri sürdüğünde ilerleme kaydeder. 
İnsanlara hayatlarını ahmaklığa adadıklarını söylemenin kibar bir yolu yoktur.    
Dil, insanların düşüncelerini birbirlerinden saklayabilmeleri için icat edilmiştir.   
Mutluluğun sırrı; sizden daha önemli bir şey bulmak ve hayatınızı ona adamaktır.  
Felsefeciler sık sık, Verilen’in algılanışını ve sonra da akıl tarafından Verilen’le ne yapıldığını analiz etmeye kalkışmışlardır.   
Dinler insanlığın bilinç düzeyi ile beraber evrildiler. Bilinç ilerlemeye devam etti, Din ise saplanıp kaldı. İnsanlığın geleceğinde din yok!    
Maalesef inanan bir insana nazikçe şunu sormanın yolu yoktur: Bütün hayatının kocaman bir yanılgıdan ibaret olma ihtimalinin olabileceğini hiç düşündün mü?     
Din adamlarının dünyasına baktığımız zaman, fakirlere yardım etmede, hastalara deva koşturmada, iyi işler yapmada kat kat fazla çaba ortaya koyanları görüyorsak, bu kişiler büyük ihtimalle gizli ateistlerdir ve ikiyüzlülüklerinin kefaretini ödemeye çalışıyorlardır.

Daniel Goleman (d. 1946, Stockton, Kaliforniya), Amerikalı psikolog ve danışmandır.

Stres insanları aptallaştırır.
Diğerinin acısı, benim de acımdır.
En dinlendirici ortamlar doğadadır.
Önemli olan nicelik değil, niteliktir.
Olaylar, kişilerin verdikleri anlamlarla ilgilidir.
İnsanları tehlikeye atan şey, düşmanca duygulardır.
Hayatımızın çok büyük bir kısmı otomatik olarak yaşanmaktadır.
Aramızdaki bağlantı zayıfsa, iletişimimiz sözlü kurşunlara dönüşür.
Eğer her şeyi bilinçli olarak yapsaydık korkunç bir durumda olurduk.
Çevresindeki yaşamları ve bir başkasının duygularını tam anlamıyla yaşayabilme kapasitesini kaybeder kişi.
Acıların dağlanması da bireyi yenilgiye uğratan özelliktedir. Eğer baskılanma çok fazla ise, acılar dışarı sızarlar.
Empatinin kökeni özbilinçtir; kişi duygularına ne kadar açıksa, başkalarının hislerini okumayı da o kadar iyi becerebilir.
En dinlendirici ortamlar doğadadır. Başkalarının düşüncelerinden gelen sesin kendi iç sesinizi boğmasına izin vermeyin.
Kendisinin ne hissettiği hakkında hiçbir fikri olmayanlar, çevrelerindeki kişilerin ne hissettiğini anlamaktan tamamen acizdirler.
İnsanlar başarısızlıklarını kendilerindeki bazı değişmez eksiklere bağlıyorlarsa, umutlarını kaybedip çaba harcamaktan vazgeçerler.
Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.

Daniel Pipes (d. 9 Eylül 1949), Amerikalı tarihçi ve yazar.

AKP'nin ilk kazandığı 2002 seçimlerinde dahi, durumun vehametini belirten biri olarak, şimdi de; bugünkü seçimlerin Türkiye'deki son özgür ve adil seçimler olacağı konusunda uyarıda bulunuyorum.Devletin her üç organını ve yandaş askeri örgütlenmesi elinde bulunduran, Türkiye'nin yöneticisi olan İslamcı partinin, önümüzdeki belirsiz gelecek için de, kural ve kanunları değiştirme çalışmalarına karşı, önünde engel olarak ancak küçük bir grup kalacaktır. Bu bağlamda AKP meclisin 2/3'nü ya kendi başına ya da diğer partilerle koalisyonlar yaparak ele geçirecek, bu olayda, süreci hızlandırarak, anayasanın değişmesini sağlayacak.
(12 Haziran 2011 tarihli yazısından)
Mursi Mısır'daki en güçlü politikacı ya da başkomutan değil. Muhtemelen, Müslüman Kardeşleri yönetmiyor bile. İşi tanımsız. Ordu onu bir kalemde kenara atabilir. 1954'den beri ilk defa, Mısır cumhurbaşkanı başbakanlarla özdeşleşen görev alanları olan ikinci planda bir figür.
(11 Temmuz 2012 tarihli yazısından.)
Türk Hava Yolları, ikram menüsünde yemeklerin "domuz eti içermediği" konusunda yolcularına güvence veriyor. Menü aynı zamanda içinde şampanya, viski, cin, votka, rakı, şarap, bira, likör ve konyak gibi alkollü içeceklerin de bulunduğu geniş bir içecek listesi sunuyor. Bir yandan İslam'a ve Şeriat hukukuna bağlılık sunup bir yandan da onu görmezden gelen bu garip anlayış, İslam'ın bugünün Türkiye'sindeki kendine özgü karmaşık rolünü ve 2002'den beri ülkeyi idare eden kısaca AKP olarak bilinen Adalet ve Kalkınma Partisini anlamanın zorluğunu sembolize etmektedir.

Kır Zincirlerini, 2005 yapımı Fransa ve Birleşik Krallık ortak filmidir.

Küçükken ele alınca olanaklar sonsuzdur.
Bir köpekte bile efendisinin imdadına koşacak kadar beyin vardır: Isır, pençe at, üstlerine işe...
Rüyada görülen şey tamamen başka anlama gelir.
Büyük diye insanlar piyanonun çok sağlam olduğunu sanır. İstediğin kadar vur, bir şey olmaz derler ama gerçek hiç öyle değil. Piyanolar da bize benzer. Yani insana vurursan ses çıkartır. Aynen piyano gibi.
Küçükken ele alırsan olanaklar sonsuzdur.
Bir insan hazırsa cevapları kendiliğinden verir.
Yiyecekler konuşur. Sana bilmen gereken her şeyi söylerler. Tek yapacağın şey dillerini öğrenmek.
Pişirdiğimiz yiyecek bizimle başka bir dilde konuşur ve onun dilini tadarak anlarız.
Geçmişe fazla takılma. Geleceğe bak. Geçmiş arkanda kaldı, gelecekse önünde.
Sahibi emir verir, köpek itaat eder.
Bazen mutlu olmak yetmez. Bazen insanın geri dönüp, mutlu olmadan önce onu mutsuz eden şeyleri halletmesi gerekir.
Bazı zamanlarda ailelerde herkesi yeniden birleştirmek için küçük bir trajedi gerekebilir.
Aile bir arada kalmalı. Ne olursa olsun.

Kuyumcu: Durumunda büyüleyici bulduğum şey ne biliyor musun Bart dostum? Bir insanı nasıl oldu da köpeğe çevirdin?
Bart: Rahmetli annem hep şöyle derdi: "Küçükken ele alınca olanaklar sonsuzdur."

Bart: Fırsat için teşekkür ederim.
Dövüş Yeri Sahibi: Rica ederim. Çok etkileyiciydi. Şu tasma... nasıl yapabildiniz?
Bart: Rahmetli annem hep şöyle derdi: "Küçükken ele alırsan olanaklar sonsuzdur."

Dante Alighieri (Mayıs-Haziran 1265, Floransa - 14 Eylül 1321, Ravenna), İtalyan şair ve siyasetçi.

Kim iyi dinlerse o öğrenir.   
Ölmedim, ama diri de değilim.    
Kazanmak zorundayız bu savaşı!    
İyi Olan, İyiliği Anladığı Kadar İyidir.  
Dinlemesini Bilen, Anlamayı Da Bilmeli.   
Kaşlarına kadar batmış insanlar gördüm.   
Yıldızını takip edersen, hedefi kaçırmazsın.
Kuşku İnsana Keyif Veriyor, Tıpkı Bilgi Gibi.   
Bugünün Bir Daha Asla Doğmayacağını Düşün!    
Güçlü bir ateş, küçük bir kıvılcımdan sonra çıkar.  
Haklı bir isteğin karşılığı söz değil, eylem olmalı.
İnsan özgür olmadan, huzurlu ve mutlu olamaz.  
Bir şeyleri başarmanın sırrı, harekete geçmektir.   
Sen yolundan yürü ve bırak ne derlerse desinler.     
İnsanların erdemlerinin çocuklarına geçmesi az rastlanır.    
Eğitim ekmek ve sudan sonra halkın en zorunlu ihtiyacıdır.   
Bazen bazı şeyleri anlatmaya kelimeler bile kifayetsiz kalır.   
Zamanın kaybolduğunu bilenler, en çok üzüntü duyanlardır.
Bir irade, kendisinden daha güçlü bir iradeye karşı koyamaz.   
Hayat yolunun ortasında kendimi karanlık bir ormanda buldum.
Akıl kötü niyetle, kaba kuvvetle birleşirse kimse karşı koyamaz.  
Ne oluyorsun? Niçin duruyorsun, niçin? Bunca korkaklık neden?    
Ölmek umutları yok bunların. Hayatlarıysa öyle pis ki zavallıların.  
Mutlu günleri anmak acılı günlerde, inan ki acıların en büyüğüdür.   
Her karanlık kendisini sonlandıracak şafağın tohumlarını içinde taşır.    
Bilmez Misin Ki İnsan Olgunlaştığı Oranda Zevki ve Azabı Daha Güçlü Hisseder?   
Siz insanlar hem sadakat ister, hem de buna maruz kalınca kaçacak delik ararsınız.    
Cehennemin en karanlık yerleri, Ahlak Krizi Zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.   
Altınla gümüşü Tanrı yaptınız kendinize, Putperestten farkınız: Bir yerine bin puta tapmanız.  
İnsan yalnızca başkalarına zarar verecek şeylerden korkmalı; bunun dışında korkuya yer olmamalı.   
Herkes yenenin peşinden gider; kimi önde yürür, kimi onu arkasından çeker, kimi varlığını yanında belli eder.  
Aslınızı Düşünün İsterseniz; Hayvanlar Gibi Yaşamak İçin Dünyaya Gelmediniz, Erdem Ve Bilgi Peşinde Koşmak Göreviniz.    
Aşkın efendiliği iyi değildir, çünkü ona inanan kişi ne denli çok inanç beslerse o denli ağır ve acılı anlar yaşamak zorunda kalır.

Nerede kalmıştık? Hayat futbola fena hâlde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir ama aslında toplu oynanan yani insanların bir tamilde oynadıkları bir oyundur. Hayat da öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli ol iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet kaybedersin.

Simdi yenildik lan! Ölecek başka adam mı yoktu laaaaaaaannn!!! (Hacı'nın öldüğünü öğrendiğinde)
Kapalı dükkâna kira ödedik işte.

Torba Suat: Niye böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi. O kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. Benim günahım ne be abi?
Hacı: Bak koçum! Belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer...heh! Bizim olanlar ya da olmayanlar... Hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır! Ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün... Sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. Ama öyle değil. heh!.. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.
Torba Suat: Beni çok derin kazıdılar abi... Ama altından sarı yeşil çıktı hehe!

Aynur: Konuşmanı özlemişim.
Hacı: Senin için kelimelerim bitti. Sen bitirdin.
Aynur: Sen yanlış yaptın hacı, olacak iş değildi bizimki. Anlamadın.
Hacı: Biliyorum... Bazen seninleyken bile böyle düşünürdüm, anlamadığımı düşünürdüm, kendi elimle seni kaybettiğimi. O zaman ölmek gelmişti içimden, geberip gitmek! bu aralar yine oluyor ama... Kimse yok ki. Kimi kaybediyorum? Niye yine böyleyim, bilmiyorum..
Aynur: Dur biraz daha konuşalım. Aslında bunları özlüyorum.
Hacı: Seni diyemiyorsun değil mi? ”seni özledim” demiyorsun. Her zaman kraliçelik peşindesin, hep ulaşılmazsın. Halbuki ben o kadar çok şeyi özledim ki. Unutuyorum bazen. Artık fark etmez diyorum. Dünya artık böyle benim için. Sen yoksun. Yoktun zaten. Bunu niçin yapıyorsun? Aklımı karıştırıyorsun.. Bu iş bitmedi mi he, 5 yılımı senin için harcamadın mı? Ben yapamam. Hem seninle hem sensiz olamam. Napalım, ben böyleyim. Ben gidiyorum...

Hacı'nın hastaneye kaldırıldıktan sonra Aynur'un ziyarete gelmesi ile birlikte başlayan diyalog:
Aynur: Nasılsın?
Hacı: Çok iyiyim. Seni kaybetmek istemiyorum.
Aynur: Kaybetmezsin.
Hacı: Benimle evlenir misin?
Aynur: Hayır.

Askerî darbe, bir ülkede silahlı kuvvetler mensuplarının silah zoru ile ülke yönetimine el koyması. Hükûmetlerin, ekonomik ve sosyal sorunları çözmekte başarısız oldukları iddiası cuntacılar tarafından askerî darbelerin başlıca sebebi olarak gösterilir. Zaman zaman ordu tarafından hükûmetlere verilen muhtıralar da darbe benzeri sonuçlar doğurabilir.
Darbeciler genellikle, ordunun yapacakları eyleme karşı tarafsız kalmasını fırsat bilip iktidarı ele geçirerek lideri devirir; radyo ve televizyon gibi iletişim kanallarını işgal ederek hükûmet daireleri üzerinde otorite kurar, elektrik santralleri gibi temel altyapı tesislerini ve birçok kurumu kontrol altına alır.

Hiçbir darbe, anayasaya, kanunlara dayalı olarak yapılamaz. Darbecilerin hukuku yürürlükteki hukuk değildir. Zaten darbecilerin hukuku yoktur. O, bir zorbalıktır. Hiçbir anayasa, darbeye imkan veren bir anayasa değildir ki. Ama bizim şimdi yürürlükte olan anayasamız, yürürlüğe girdiği günden beri toplumun her kesiminin tartıştığı anayasadır ve dünyada da örneği yoktur. Hem bu kadar tartışılıp hem de varlığını sürdüren bir anayasadır. — Cemil Çiçek
Darbeyi yapanların elinde silah tutan askerlerin olması darbeyi sadece askerlerin gerçekleştirdiği anlamına gelmez. Darbeler tarihinin baş aktörü, görünen faili askeri bürokrasi olsa da darbeyi sadece bunların gerçekleştirdiği anlamına gelmez. Darbeleri her fırsatta alkışlayanların asker gölgesine sığınarak gizlediği en büyük yalanlardan biridir bu. Geçmişe dönük gazete arşivlerine göz atanlar bile askerlerin dışında kalan etkili kesimlerin hemen her seferinde ihtilal kışkırtıcılığı yaptığı çok açık şekilde görünür. İş çevrelerinden medyaya, (yarı resmi) sivil toplum kuruluşlarından yabancı gözlemcilere uzanan geniş bir yelpazenin olağanüstü teyakkuz halinin resmidir. Bu durum sadece askerin işareti ile darbeye ortam hazırlamak, meşrulaştırıcı gerekçeler üretmek için bir algı operasyonundan ibaret değildir. Çoğu kez sivil görünümlü bu elitist çıkar grupları askerleri kışkırtır. Düzenlerinin bozulmaya başladığı dönemlerde kapalı kapılar ardında bazen alenen askeri bürokrasiye görevini hatırlatan, kışkırtan talepler yapılır... — Akif Emre
Pentagon ve CIA'nın sponsor olduğu bir düşünce kuruluşunun yayımladığı sipariş rapor yeni bir darbe ihtimalini, Türk Silahlı Kuvvetlerinin orta kademesinin sözde rahatsızlığını adice açıklamıştır. Darbe iddiaları maalesef herkesin diline düşmüştür. Türkiye'nin Suriye'ye dönmesi için hunhar planlama ve proje hazırlayan odaklar boş durmamaktadır. Herkese çağrım şudur; önyargıları bir kenara bırakalım, birbirimize çatık kaşla bakmak yerine çevik bir iradeyle sahip çıkalım. Çözemediğimiz sorunları derin dondurucuya koyalım, Türkiye'nin gelecek haklarında, istiklal haysiyetinde milli birlik ve beraberlik şuuruyla, samimi bir üslupla buluşalım. Başka bir Türkiye yoktur. Sığınacak ve gidecek başka bir yurt yoktur. Yeni bir darbe ihtimalini dillendirmek bile bu ülkeye, bu millete nankörlük ve nimet bilmezliktir. Darbeyi aklından geçiren varsa, millete silah çekmeyi düşünen bulunuyorsa biliniz ki 82 milyonun kanını dökmeden bu şerefsiz tertip ve teşebbüsünde muvaffak olamayacaktır. Darbe demek karanlık demektir, iç çatışma demektir, Türkiye'nin defni ve tasfiyesi anlamına gelecektir. Bilinmelidir ki bu kanlı ve köhne sayfa açılmamak üzere kapanmıştır. Darbeye heves edenlerin hevesleri kursaklarında değil mezarda kalacaktır. — Devlet Bahçeli
Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? — Franz Kafka
Bu ülkede, 71 yıllık çok partili siyasi hayatımızda 5 tane darbe oldu, çok sayıda darbe teşebbüsü oldu ve bu darbelere hazırlayan süreçler içerisinde bu tür çok sayıda bildiriyle Türkiye muhatap oldu. Yani Türkiye'de hiç darbe yokmuş, 12 Mart muhtırası yokmuş, 27 Nisan muhtırası yokmuş, 28 Şubat postmodern darbesi yokmuş gibi, yani uzayda bir yerde yaşıyoruz, burası sanki Norveç, İsveç ve İsviçre hiç bu tür olağanüstü müdahaleler olmamış gibi 'efendim ne darbesi' demek Türkiye'nin siyasi tarihini bilmemek demektir. Ya da darbecilerin niyetlerinin üstünü örtmek demektir.— Numan Kurtulmuş
27 Mayıs, 28 Şubat, 12 Mart darbeleri, hepsi cuma günü olmuştur. Halkın 'mübarek gün' duygusunu istismar etmek için böyle yapıyor olabilirler diye düşünüyorum. Halkımız, geçmiş darbelere karşı da tepkiyi bir şekilde vermiştir ama canını ortaya koyarak verdiği böyle fiili bir tepkiyi ben ilk kez görüyorum. Halkımla gurur duydum, canını ortaya koyarak silahların, kurşunların, tankların karşısında dimdik durabilmek öyle kolay ve azımsanacak bir şey değildir. — Nuri Pakdil
Latin Amerika ülkelerinde yaşanan darbelerle Türkiye’de yaşanan darbeleri karşılaştırmak, ne olup bittiğini anlayamamak demek: Başka ülkelerde darbeler, o ülkelerin kaynaklarını sömürmek için yapılır; Türkiye’deyse milleti durdurmak, ruhunu yok etmek, kendine gelerek yeniden büyük tarihî yürüyüşe soyunmasını önlemek için! — Yusuf Kaplan
Her darbeden önce kendi cumhurbaşkanını darbecilere teslim eden muhafız alayını ben tarihten silerim. - Besim Tibuk

Dünya'da özel insanlar vardır. Özel olmayı biz istemeyiz, bu şekilde Dünya'ya geliriz. Her gün yanınızdan geçer gideriz, çoğunuz fark etmez bile.

Nick Gant: Baba, ne oluyor?
Nick'in Babası: Nick bak, şimdi söyleyeceklerimi çok iyi dinle tamam mı canım? Günün birinde, bir kız sana çiçek verecek, anladın mı? Çiçek verecek. O kıza yardım etmelisin Nick. O zaman hepimize yardım etmiş olacaksın tamam mı? Bak, bu söylediklerimi şimdi anlamıyorsun. Ama bana anlatan kadına güveniyorum. Sen de bana güveniyorsun değil mi? Seni seviyorum. Hep özel biri olduğunu söylerdim Nick, demek ki haklıymışım. - Bölüm geldi Nick. Hiç durmadan git ve izleyicilerden birinin seni takip edebileceği kararlar verme.

Ajan Holden: Nasıl gidiyor Nick?
Nick Gant: Siz kimsiniz?
Ajan Holden: Bölüm'den geliyoruz.
Ajan Mack: Sanki bilmiyorsun.
Nick Gant: Def olun.
Ajan Holden: Yavaş ol, istesek seni bir minibüse tıkardık.
Ajan Mack: Bizi içeri alacak mısın, kabalık mı yapalım? - Böyle iğrenç bir yerde yaşamak çok zekice.
Ajan Holden: İğne atsan yere düşmez, dikkat çekmiyorsun.
Nick Gant: Ama bu yeterli olmamış.
Ajan Holden: Seni bununla bulduğumuza inanabiliyor musun? 10 yıl önceki karşılaşmamızda aldığımız diş fırçasından. Pek kokusu kalmamış. Önce Tokyo'da olduğunu düşündüm. Sonra Malezya'da...  Sonunda binalardan birinde senin izine rastladık. Hong Kong'da izini kaybettirmeye çalışan çok fazla kaçak var Nick. Vatanı olmayan, sadakati olmayan insanlar...
Nick Gant: Politik saçmalıklara bulaşmak istemiyorum.
Ajan Holden: Buraya uzun zamandır senden başka giren olmamış.
Nick Gant: Ne o, benden başka aradığınız biri mi var?
Ajan Holden: Bir kız. Bize ait bir şey aldı. Sanırım onu tanıyorsun.
Nick Gant: Tanımadığım belli değil mi?
Ajan Mack: Seni tekrar bulmamız gerekirse diye.
 Nick Gant: Kullanılmış tuvalet kâğıtlarım daha çok hoşunuza gitmez mi?
Ajan Holden: Boş yere kaçmaya kalkışma. Artık yerini biliyoruz.

Nick Gant: Alo.
Cassie Holmes: Merhaba Nick.
Nick Gant: Siz kimsiniz?
Cassie Holmes: Kapıyı aç Nick. Ve silahını da indir. - Kaldır şunu artık. Bunu sana getirdim. Tavuklar nerde, a işte burdaymış.
Nick Gant: Hey bir dakika, afedersin. (!)
Cassie Holmes: Misafirlerine böyle mi davranırsın?
Nick Gant: Misafirlerime değil, daireme paldur küldür dalan yabancılara böyle davranırım.
Cassie Holmes: Az önce Bölüm'den gelen koklayıcılar gibi mi?
Nick Gant: Kimsin sen?
Cassie Holmes: Adım Cassie. Sana yardım etmeye geldim.
Nick Gant: Dinle Cassie, eminim annen baban seni merak etmiştir hadi.
Cassie Holmes: Anlamıyorsun.
Nick Gant: İşte bunda haklısın.
Cassie Holmes: Bu işte 6 milyon dolar bizi bekliyor. Bu biziz, işte bu da paramız.
Nick Gant: Bu da diş fırçam. Sen bir izleyicisin.
Cassie Holmes: Tavuk dışında bir şeyler yiyebileceğimiz bir yer var mı? - Ben ısmarlıyorum.

Cassie Holmes: Borçlu olduğun adamlardan mı korkuyorsun? Korkma. Birkaç gün içerisinde hepsini kapatırız.
Nick Gant: Şu senin altı milyon dolar? Nerede bu para?
Cassie Holmes: Buraya geliyor. Bir kızla.
Nick Gant: Dur söyleme. Yoksa şu koklayıcıların aradığı kız mı? - Adın Cassie'ydi, değil mi? Sana afiyet olsun.
Cassie Holmes: Bu kadar mı?
Nick Gant: Evet. Bu bir tezgah değilse bile 12 yaşında bir kız çocuğu diş fırçasına ihtiyacım olduğunu bildi diye Bölüm'e bulaşmam.
Cassie Holmes: 13 yaşındayım. Ve en az 14 gösterdiğimi söylüyorlar.
Nick Gant: Bak sen.
Cassie Holmes: Ve bu bir tezgah değil, herkesin istediğine kavuşması için bir fırsat.
Nick Gant: Aynı şeyi bir ara ben de söylemiştim.
Cassie Holmes: İyi. Bana inanma. Ama yardım edeceksin.
Nick Gant: Cidden mi? Çünkü bir mesaj alıyorum, diyor ki: "Başka birini bul."
Cassie Holmes: O çantayı ve kızı bulamazsak gerçekten çok kötü şeyler olacak Nick.

Çinli Baba: Kız nerede? Kızım seni onunla birlikte görmüş.
Cassie Holmes: Söylemiştim.
Nick Gant: Bugün 3 kişiye daha söyledim, o kızı tanımıyorum.
Çinli Kız: Aptal çocuk! Senin nasıl öldüğünü gördüm.
Cassie Holmes: O zaman burada ve bugün olmayacağını biliyorsun.

Çizgi Karakter

ben geceleri esen terörüm,ben gözlerini yaşartan soğan,ben senin trenini raydan çıkaran makas,ben anahtarı uzağa atan gardiyan,ben tahıl kutusundaki sürpriz,ben sırtından boşalan soğuk terler,ben kabuslarında seni kamçılayan kanatlı kırbaç,ben füme istiridyeyi fümeleyen duman,ben senin sinüs dalgandaki en alt nokta,ben sana f veren not eğrileri,ben sana musallat olan hazır fast-food,ben tam kafana inen su balonu,ben ikinci makaradaki filmin sonu,ben adalet arabasındaki taksimetre,ben fiskeleyemediğin pire,ben damarlarını tıkayan kolesterol,ben begonyalarında iz bırakan sümüklüböcek,ben seni kupür odası katında bırakan editör,ben senin çanını çaldıracak saat temizleyicisi,ben her dünyadaki her kültürün ihtiyaç duyduğu kahraman,ben ayakkabına yapışan sakız,ben seni gece saat 3'te uyandıran yanlış numara,ben yargıç tulumunun üstündeki quartz taşı,ben silinmez leke,ben dahil olmayan piller,ben senin veranda ışığını arayan pervane,ben seni yolda bırakan bozuk buji,ben senin alıcılarını bozan telsiz radyo operatörü,ben ulaşamayacağın yerdeki bozuk lamba,ben kullanılan her çekteki 10 dolar komisyon,ben kolayca kurulan salıncak setindeki kayıp parça,ben suçluların ayağında çıkan şeytan tırnağı,ben gerçekten önemli bir randevu gününde oluşan sivilce,ben elinin ulaşamadığı yerdeki kaşıntı,ben garanti süresinin dolduğunu söyleyen tamirci,ben otobüste yanında oturan acayip geveze,ben ruhunun karatahtasını gıcırdatan tırnak,ben dişine yapışan ıspanak,ben şer bahçesindeki ot yolucusu,ben hesabındakinden fazla tutan çek,ben rezillik ayakkabısındaki çakıl,ben çok imza atmaktan ucu kırılmış kurşun kalem,ben bütün kadınların çıkmak istediği tek kariyer adamı,
beeen Darkwing Duck ım

Davaro, yönetmenliğini Kartal Tibet'in yaptığı 1981 yapımı Türk filmidir.

Almanya'ya çalışmaya giden Memo, istediği parayı kazanıp köyüne döner ve sözlüsü Cano'yla evlenmek ister. Memolar'ın kan davalı olduklar Sülo da hapisten çıkarak karısı Ayşo'nun yanına gelir. Bunu duyan Hamo, düğünü durdurur ve oğlu Memo'nun, Sülo'yu öldürmesini ister. Ancak, Memo buna pek yanaşmaz.
Öldürüleceğini anlayan Sülo, Memo'ya bir teklifte bulunur. Memo'nun kendisini öldürmemesi durumunda köyden uzaklaşacağını söyler. Evlenmek için başka çaresi kalmayan Memo, Sülo'nun planını kabul eder ve köy meydanında Sülo'yu yalandan vurur. Köy halkı da bu numaraya inanır.
Daha sonra dağdaki bir eşkıyanın yanında tekrar karşılaşan Memo ve Sülo yine birbirine düşer. Eşkıyanın altınlarını gören Sülo'nun iştahı kabarır ve şehirde kalmaktan vazgeçer.

Süleyman: Olur böyle şeyler zamanla alışırsın.
Memo: Ne işin var lan burda?
Süleyman: Ee, bilmez misin? Anlaştığımız gibi başka memlekete gidirem.
Memo: Ohh sen keyfine bak biz canoya el sürmeden mabusa girelim.
Süleyman: Oğlum nefsi müdafadan çabuk yırtarsın dedik ya meraklanma.
Memo: İnşallah.

Süleyman: Bir ucunda sen, bir ucunda, ben bir iş tuttuk mu…
Memo: Anasını bile satarım ben bu İstanbul’un!
Süleyman: Ben bir lahmacun fırını açarım.
Memo: Ben de bir döner burger salonu.
Süleyman: O ne ulan? M:Dönerin Alamanya görmüşü.”

Hoca: Hadi Gömün.
K. Sunal: Aman ağalar. Başı bu tarafa gelecek.
Hoca: Hayır Başı kıbleye gelecek.
K. Sunal: Canım kalkıp namaz mı kılacak. Çevirin.
Hoca: Çarpılırız oğlum. Başı kıbleye gelecek. Çevirin.
K. Sunal: Yoo. Hortuma gelecek.
Hoca: Kıbleee.
K. Sunal: Hortuuum.
Hoca: Ulan Memo dellendin mi. Hortum da ne oliy. Bunun usulü böyle. Çevirin.

Felsefi olarak çok tehlikeliyiz. Bu tehlikenin birazı metanın hayattan daha değerli olduğu ilüzyonuna inanmamaktan kaynaklanıyor. Bu amacından sapmış ayrıcalığı gün yüzüne çıkarıyoruz, sistem bu inanç olmadan hayatta kalamaz.
Animal Liberation Front (Hayvan Kurtuluş Cephesi) hakkında söyledikleri
Birilerinin eşyası/malı/mülkü masum hayvanların acı çekmesi ve ölmesi için kullanılıyorsa o zaman o malın/mülkün/eşyanın yok edilmesi ahlâken meşrudur.
Hayvan Özgürlüğü hareketinin görmek istediği dünya, özgür bir dünyadır. ALF veya ARM eylemcileri değildir terörist olanlar; teröristler bu dünyanın hükümetleridir. Gökler, okyanuslar ve toprak herkes için bedava-özgür olmalıdır. Gökler B52 uçaklarının değildir. Kartallar ve serçeler içindir. Okyanuslar nükleer denizaltılar için değildir. Balinalar ve balıklar içindir. Ve toprak tanklar geçsin gitsin diye değildir, bombalar toprakları havaya uçursun diye değildir. Bizim için ve diğer türlerden erkek ve kız kardeşlerimiz içindir. Ben özgür bir dünya görmek istiyorum. Irkı, cinsiyeti, veya türü ne olursa olsun özgür. Bütün canlıların barış ve huzur içerisinde yaşayabildiği bir dünya görmek istiyorum.
Birçok eylemci bu hareketin devrimci niteliğini anlamıyor. Biz büyük bir savaş veriyoruz, gezegenimizi ve hayvanları insanın açgözlülüğüne ve insan yıkımına karşı savunuyoruz.

David Robert Jones ya da sahne adıyla David Bowie (d. 8 Ocak 1947, Brixton, Londra, İngiltere - ö. 10 Ocak 2016, New York, Amerika Birleşik Devletleri), İngiliz rock şarkıcısı, söz yazarı, aranjör, oyuncu, dansçı ve prodüktör.

Adolf Hitler tarihteki ilk rock yıldızlarından biriydi.
Bana çok kötü filmler teklif ediyorlar. Hep travestiler veya marslılar.
Ben su ilavesi ile yıldız olabilecek birisiyim.
Beş ay çalışıp, sonuç olarak düblorümün bir dağdan diğerine zıplamasını görmek istemiyorum.
A View to a Kill (1985)'de Max Zorin rolünü geri çevirme sebebi.
Bir diğer yandan, müziğimle ilgili sevdiğim şey şu ki benim içimdeki hayaletleri harekete geçiriyor. Şeytanları değil, ama anladığınız gibi, hayaletleri.
Bir keresinde Lennon'a benim yaptıklarım hakkında ne düşündüğünü sordum ve bana "bu harika, sadece rock n rolla biraz ruj katıyorsun" dedi.
Buradan nereye gidiyorum bilmiyorum, ama sıkıcı olmayacağı kesin.
Eğer yaptığım şeyde rahatsam, demek ki bir şeyler yanlış gidiyor.
Garip bir şekilde, bazı şarkıları yazmak istemezsiniz.
Gülümsemeye devam ettiğiniz sürece daha fazlasına ihtiyacım yok.
Her aktör bir rock yıldızı olmak ister.
Her zaman insandan öte tiksinç bir ihtiyacım olmuştur.
İnsanlar bir rock yıldızının süper modelle evlenmesi dünyadaki en iyi şeylerden biri olduğunu düşünüyor. Gerçekten öyle.
Ünlü olmanın bana verdiği tek iyi şey restoranda iyi bir masa kapıyor olmam.
Rock her zaman şeytanın müziği olmuştur.
Tüm teatral rock yıldızları içinde Freddie bu işi en ileri götürendir. Tayt giyen bir adama her zaman hayranlık duymuşumdur. Bir kez onun konserini izledim ve gerçekten de dedikleri gibi seyirciyi avuçlarının içine almasını gayet iyi biliyor. Bir klişeyi kendi avantajına dönüştürebiliyor.
Freddie Mercury hakkında
Yeni albüm hakkında söyleyecek bir şeyim yok. Şimdi gidebilir miyim?
Hours... albümü için yaptığı röportajdan, 1999
Zannımca Madonna fazla mutlu bir kadın değil. Çünkü sık sık karakter değişikliği yapmak, yaratıcı olmak ve hayatını insanların gözü önünde yaşamak hiç de iyi bir duygu değil.

İşit bunu Robert Zimmerman,Sana bir şarkı yazdım.Dylan adındaki bir genç yabancıyaKum ve tutkal gibi bir sesi olan…

Kahraman olabiliriz, sadece bir gün için.
Sözleri Brian Eno ile birlikte yazılmıştır.

Bu gözlerin ne kadar yeşil olduğunu gör…Binlerce yıl gözümü dikebilirim…

David William Donald Cameron (d. 9 Ekim 1966) 55. Birleşik Krallık Başbakanı.

Schengen bölgesinde değiliz. Ayrıca Türklere vize (serbestisi)  teklifinde bulunma kararını Schengen bölgesi aldı. Biz böyle bir karar almadık,  almayacağız da. Ancak vizenin, ülkelere yerleşip çalışmadan çok, ziyaret hakkı  veren vize olduğunu hatırlayalım. Schengen ülkelerini vizeleriyle ziyaret eden  Türklerin, Britanya'ya gelme ya da otomatik olarak ülkeye girme hakları yok. Bunu  net bir şekilde anlamak çok önemli.  (Oturumda, bir milletvekilinin, Türkiye-AB arasındaki vize serbestisine  yönelik sorusuna cevaben )
Türkiye yakın zamanda Avrupa Birliği’ne katılacak gibi gözükmüyor. 1987’de başvurmuşlardı. Gösterdikleri gelişim oranına bakılırsa, son tahminler yaklaşık 3000 yılında katılabileceklerini gösteriyor.
Ankara'dan Brüksel'e uzanan yolu birlikte döşeyelim.  (Türkiye'nin AB üyeliği sürecine dair yaptığı bir açıklama)
"Ülkemizin yeni rotasında, dümende olmamın doğru olmadığını düşünüyorum."  (2016 Brexit referandumu sonrası yaptığı açıklama)

David Cameron döneminde, harika ve modern bir başbakanın adımlarını takip ettim. David'in liderliği sırasında hükümet ekonominin istikrarını sağladı, bütçe açığını azalttı ve insanları iş sahibi yaptı. David'in gerçek mirası ekonomi değil, sosyal adalet. David Cameron tek ulus hükümetine başkanlık etti. — Theresa May

David E. Meyer, (1943, 3 Şubat) Amerikalı psikoloji profesörü ve hayvan hakları savunucusu.

Eğer hayvanlara yönelik davranışlarımızı insanlara yönelik davranışlarımızdan, radikal anlamda, farklı olarak meşru görmenin bir yolu yoksa, o zaman hayatın tamamına değer veren bir toplum geliştirmek zorundayız. (...) Bu görüşle uyum halinde bulunan bir toplum hem hayvanların hem de insanların keyfi sömürüsünden uzak olacaktır. Böyle bir toplumda rodeolara, sirklere yer olmayacaktır. Hayvanlar gıda ve giysi olmaları adına katledilmemeli. Bilimsel araştırmalardaki hayvan modeli; canlı doku  kültürleriyle, bilgisayar modelleriyle, in vitro araştırmalarıyla, her şeyden önce sırf merak duygusu yerine merhamet/şefkat duygusuyla yer değiştirmeli.
Eğer zekâyı çevremizle uyum içerisinde ve sürdürülebilir bir dengeyle yaşamak olarak tanımlasak, insanlar  herhalde zekâsı en düşük türler arasında yer alırdı. Çevremizi yok edip kendimizi savaş, hırs, nefret aracılığıyla yok ediyoruz, bunların hepsi zekâdan yoksun olmakla eş anlamlı. Bunu yapan başka bir hayvan bilmiyoruz.
İnsanların diğer hayvan türlerinden geniş anlamda farklı olduğu kesin gibi. Jetler ve gökdelenler yapıyoruz. İnsanları Ay’a gönderiyoruz, DNA araştırması yapıyoruz. Dondurma yapabiliyoruz, su çiçeğini engelleyebiliyoruz. Ama hiçbir insan tek başına jet yapamıyor veya DNA araştırması yürütemiyor. Gerekli elektrik ve aletler olmaksızın dondurma bile yapamazsınız. Eğer bir uygarlığın zaman içerisinde muhafaza edilen yaratımları ve bilgisi olmasaydı bunların hiçbiri mümkün olmayacaktı. Bütün bunlar, insanlar ve hayvanlar arasında sözünü ettiğimiz o bilgi aktarımı ve bilginin kaydedilmesi olayının doğal bir sonudur.
Eğer önsezileriniz bir köpeğe zevk duymak adına işkence etmenizin kötü olduğunu söylüyorsa o zaman bir ineğin ya da tavuğun etini yeme konusunda da kendinizi eleştirebilmelisiniz. Et yemek hayatta kalmak için gereksiz olduğuna, bir alışkanlık ve zevk meselesi olduğuna göre her  iki durum da insanın zevk alma hakkını bir hayvanın yaşama hakkından üstün görmektedir. Sirkler, rodeolar, hayvanat bahçeleri, su parkları, hayvan yemek, ürün deneyleri, kürkler, ve deri ürünlerinin hepsi insanlar zevk alsın, konforlu yaşasın, para kazansın diye hayvanlara zarar veriyor, ve işte bu sebeple insanların temel değerleriyle çelişiyorlar.
Öldürmenin bazen gerekli olduğunu biliyoruz, sezgilerimiz bize bu yüzden bir insanı öldürmekle bir karıncayı öldürmenin büyüklüğü arasında bir fark olduğunu söylüyor. Çok az insan bir insanın hayatta kalmak adına bir hayvanı öldürme hakkını sorgular. Aslında, insanlar sürekli öldürmek zorunda. Vücutlarımız durmaksızın bakteri ve virüsleri öldürüyor. Yürürken ayaklarımızın altında kalan bitkileri öldürüyoruz. Öldürmek bütün hayat çemberinin ciddi bir parçası. Ama bir virüsü öldürmek bir ineği öldürmekle aynı ahlâki büyüklüğe sahip değil.
Yaşamak için öldürmek zorunda olduğumuza göre, o zaman kontinyumda mümkün olan en az oranda öldürmek için çabalamak zorundayız. Meyve ve fındık yemek hoştur; çünkü bunlar bir bitkinin ölümüne sebep olmaz. Sebze yemek de aynı sırada görülebilir, ve işte bu çizginin ilerisinde beslenmek için öldürmemiz gerekmiyor.
Hayvan deneylerinde net bir araştırma havası var; ama tamamıyla hayvan modelinin insan tepkilerini öngöreceği gibi rastgele bir önkabule dayandırılmıştır. Yaş, cinsiyet, ırk, hayat tarzı vb. gibi kontroller kullanılmadan bir insan hastalığı incelemesi yapıldığını düşünün, acaba nasıl bir eleştiri alırdı? Bu tür bir çalışmaya tıp dergilerinde gülünüp geçilirdi. Ancak biyomedikal araştırmalar sanki insan hastalığını çalışır gibi yapıyor; ama tür kontrolü yapmıyor bile.

Sözleri
Çok anlayış, çok sabır ister.
Geleceğe hiç güvenmiyorum.
Dünya akıllara durgunluk veriyor.
Sürüler, değiştirilemez niteliktedir.
Bir insanın sevinci ötekine dert olur.   
Korkuyla doğanlar doğal birer köle olurlardı.  
İnsan! Bu dünyada korkulacak tek hayvan!  
Garip dünya, hem kirli hem de temiz. Ben de öyleyim.
Sürüler her zaman aynıydı, her zaman da aynı kalacak.  
Tarla köleleri. Böyledir sürüler, değişmez bir nitelik taşırlar.
Yanılgı Kendi yanılgılarını asla başkalarına dayatmamalısın.  
Söylenecek bir söz yok, kendi derimin içinde yapayalnızım.
Eğer sizi cezbetmiyorsa, yaptığınız işin hiçbir anlamı yoktur.   
Yaşamak zorundayız, dünyanın kaç kere battığının önemi yok.   
Erkekler bir düşünmeye başladılar mı kara kara, pireyi deve yaparlar.
Kadınların kadınlıktan uzaklığı, erkeklerin erkek olmayışı yüzündendir.
Erkekler olsun, kadınlar olsun kendi hiçliklerinin bencil korkusu ile çılgındılar.  
Keşke onlara yaşamak ve para harcamanın aynı şey olmadığını anlatabilsem!
“Korkma.” dedi kefene sarınmış adam, “ölü değilim. Beni vaktinden önce gömdüler.
Her ayrılış, başka yerdeki bir buluşma demektir. Her buluşma da yeni bir tutsaklıktır.  
Zihnin bedene uyguladığı şiddet herhalde sayılamayacak kadar çok insanı delirtmiştir.   
Bizimkisi aslında trajik bir çağ,bu yüzden bu çağı trajik olarak kabul etmeyi reddediyoruz.
Sessizliğe, dinlenmeye, yalnızlığa önem verin. Bunlar insanın çalışmasına yol açan şeylerdir.  
Geleceği düşünmeye gerek yok, bugünün derdi yeterde artar bile. Bu ana geleceğin görüntüsü yeter.  
Kendi hareketlerinin sorumluluğunu yüklenmeyen insanlar çoğu kez neler olup bittiğini umursamazlar..
Biz zahmeti çekeriz ve siz keyfinize bakarsınız, biz üretiriz, siz tüketirsiniz, varlık bizden doğar ve onu siz yutarsınız.  
Hiçbir şey bu kuduran garip dünyada yalnız kalmak, bu kudurmuşluk karşısında ayrı durmak kadar güzel değildir.   
Felsefe değişmez düşünceleriyle; bilim, "yasa" larıyla: Bunların hepsi birden bizi şu ya da bu ağaca çivilemek isterler.  
Hiçbir şey için benimdir deme. Sadece de ki: Yanımdadır. Çünkü ne altın, Ne toprak, Ne sevgili, Ne hayat, Ne ölüm, Ne huzur, Ne de keder,Daima seninle kalmaz.   
Felsefe, din, bilim, hepsi de dural bir dengeye ulaşmak için her şeyi çivilemekle uğraşırlar. Din, şunu yapmalısın, bunu yapmamalısın diyen, çivilenmiş Tek Tanrı`sıyla yapar bu işi, hedefe indirir durur çekicini her kezinde!    
Sıradan halk: siz toplumda ne işle meşgul olursunuz?  Ayrıcalıklı sınıf: hiçbir şey. Biz çalışmak için yaratılmadık. Sıradan halk: öyleyse nasıl mal mülk edindiniz? Ayrıcalıklı sınıf: sizi idare etmenin zahmetini üstlenerek. Sıradan halk: bizi idare etmek?
Yıkıcı güçler birçok bitkiyi yok eder, ama bitkiler yine de yeşermeye devam eder. Piramitler bir papatyanın dayanıklılığına asla ulaşamaz. Bülbüller Buddha'nın ya da İsa'nın sözlerinden önce de ötüyorlardı, onların sözlerinin unutulmaya yüz tutmasından nice sonra da ötmeye devam edecekler. Çünkü bu, ne vaazdır, ne öğreti, ne emir ne de baskı. Bu yalnızca şarkıdır. Ve başlangıçta Kelime yoktu, cıvıltılar vardı.
Geleceğin başbakanı bir kahyadan başka bir şey sayılmayacak, ticaret bakanı büyük vekilharç, ulaştırma bakanı da arabacıbaşı olacak; hepsi baş hizmet ediciler, başka bir şey değil, hizmet ediciler.
Anka Kuşu, 1936, YKY yayınları

David Hume (d. 26 Nisan 1711 – ö. 25 Ağustos 1776), İskoç filozof, ekonomist ve tarihçi.

Bunca cehalet ve karanlık içinde insan anlayışına tek kalan kuşkucu veya en azından temkinli davranmak ve olabilir görünmeyen hiçbir hipoteze az veya çok teslim olmamaktır.
İnsan akıllı bir yaratıktır; böyle olduğu için de uygun gıdasını bilimden alır; fakat insanın bilgisinin alanı öylesine dardır ki, bilimden aldığı besinlerden ancak çok az bir kısmı için ümitlenilebilir.
Sana nasıl davranmalarını istersen, sen de başkalarına öyle davran. Fakat, ilk iyi davranışı sen yap.
En sönük izlenim kırıntısı bile en canlı düşünceden gerçeğe daha uygundur.
İnsan hayatının belli başlı kılavuzu alışkanlıktır.
Beyindeki küçük çalkalanmaları düşünce diye nitelendirmek ne tuhaf bir ayrıcalıktır.
Eşyanın güzelliği onu görenin zihnindedir.
Filozof ol ama, ortaya koyduğun bütün felsefenin ortasında hâlâ bir insan olarak kalabil.
İnsanın doğası gereği elimizde olan yegane bilimdir. Yine de bugüne kadar en fazla ihmal edilmiş olandır.
Bu dünyada çoğunluğun küçük bir azınlık tarafından yönetilmesinden daha garip bir şey yoktur.
Gerek ahlâk güzelliği gerek doğal güzellik algılanmaktan ziyade hissedilir.
İnsanlık bütün çağlarda ve ülkelerde o kadar aynıdır ki, tarih bize bu açıdan yeni ya da tuhaf hiçbir bilgi vermez.
Bilinç asla aldatmaz.
İnsan, akıl sahibi bir varlıktır ve bu haliyle gıdasını ve rızkını bilimden alır.

Özgürlükler genellikle aniden değil yavaş yavaş yitirilir.
Kendi duyularımızın doğruluğunu kanıtlamak amacıyla yüce varlığın doğruluğuna başvurmanın fasit daire ile sonuçlanması kaçınılmazdır.
Güzel şeyler onları tasarlayan aklın içinde var olurlar.
Genel olarak konuşmak gerekirse; Dindeki hatalar tehlikeli, felsefedeki hatalarsa sadece gülünçtür.
Bölüm 4 Felsefenin skeptik ve diğer sistemleri , Parça 7 Bu Kitabın Sonuç Çıkarımı
Koşulları mizacına uygun hale getiren kişi mutludur ama mizacını karşısına çıkan herhangi bir duruma uygun hale getiren kişi daha mükemmeldir.
Ahlaki İlkelerle İlgili Bir Soruşturma, § 6.9 : Kendimize Yararlı Nitelikler, Pt.1
Biz bir tutkuyla ve bir nedenden ötürü mücadele içinde konuştuğumuzda bu konuşmayı bir  kesinlik içinde ve felsefi  bakımdan yapmayız. Bu davranış neden ve tutkuların kölesi olmaktır  sadece ve hizmet ve itaati sağlama amacından başkaca bir uğraş olarak da asla değerlendirilemez.
Bölüm 3 İstem ve doğrudan tutkular, Parça 3 İstemin etki eden motivasyonları
Şuurlu bir kişi her sersemce ifrit veya peri öyküsünün peşinden gider ve bu biçimde kanıt toplama çabasında olur mu? Hiçbir kimse tanımadım ki, soruşturması sona ermeden önce daha önceden inanmadığı şuursuzca olanı sınamasın ve göz önünde bulundurmasın.
Mektuplar

Hıdır Geviş (d. 1968, Kuyulu, Elazığ), Türk gazeteci ve yazar.

Aleviler ilk defa Erdoğan döneminde rahat bir nefes aldı. Bir Alevi için en kötü Erdoğan geçmişteki en iyi siyasetçilerden daha iyidir.
Putin eleştiriye tahammüllü değil, eleştirenlere de birebir takıyor, gazetecilerden tutun da Pussy Riot gibi müzik gruplarına kadar. Davaları için saçını süpürge edenlerde görülen bir alınganlığa sahip Putin. Eleştiriyi kendine yapılmış bir yardım ya da bireylerin vatandaşlık hakkı olarak değil, nankörlük veya maksatlı bir saldırı olarak görüp cezalandırıyor. Güçlü bir liderin bu kadar küçük şeyler üzerinde durması, ondaki gizli özgüven zayıflığına bağlanabilir. Yıkılmış bir sosyalist sistemin türbülansından çıkıp gelmiş, bilinçaltında her şeyin birden bozulup geriye gidebileceği endişesi taşıyor ve sonuç olarak en küçük eleştiriyi tehlike olarak algılıyor. Erdoğan da askerî vesayet sisteminin türbülansından çıkıp geldi. O da bugün güçlü bir lider ama Putin’dekine benzer kaygılarla hareket ediyor... Gazeteci Nuray Mert’i meydan konuşmalarında eleştirmiş ve ardından aynı gazeteci işini kaybetmişti.
Saddam, 2000 yılında, İsrail’i ortadan kaldıracağını söylemişti. Şimdi Ahmedinejad İsrail’i haritadan sileceğini söylüyor. Bu tür radikal tutumların soruna bir faydası yok zararı var ama bu liderlere bir faydası var tabii: Orta Doğu Müslümanlarının sağını da solunu da birleştiren Filistin rüzgârını kendi yelkenlerine doldurup güç kazanmak, yani istismar etmek...

David Joseph Schwartz, Jr. (23 Mart 1927 - 6 Aralık 1987)  Amerikalı bir motivasyon yazarı ve koçuydu.

İlgi, istek, bilimde de kritik faktör.
İnsan kendi düşüncelerinin ürünüdür.
Endişeleri düşünürsen başarısız olursun.
Ne olduğunuzu düşünüyorsanız osunuz.
Vazgeçmemek, yapabilmenin yüzde 95'idir.
Kendinize inanın, güzel şeyler olmaya başlar.
Akıllı insanlar, başkalarının hatalarından ders alırlar.
En büyük ve karlı yatırım, kendine yapılan yatırımdır.
Zihninizi yönlendiren düşünce, zeka gücünüzden daha önemlidir.
Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekeline alırlar.
İnandığın zaman, zihnin bunu gerçekleştirmenin bir yolunu bulacaktır.
Zihniniz, bir günde sayısız düşünce üreten verimli bir düşünce fabrikasıdır.
Unutmayın, bilgileri ezberlemek yerine düşünebilme yeteneği çok daha değerlidir.
Peki, bir deneyeceğim ama bu işin olacağını sanmıyorum. Tavrı, başarısızlığı getirir.
Başarı 'Bu nasıl yapılır?' diyerek daima yapabileceğine inanan kişilerin kapısını çalar.
Bunu hemen şimdi başarılı olma kuralları defterinize yazın: Eylem, korkuyu tedavi eder.
Belki de insanların en büyük zayıflığı kendilerini layık görmemeleridir. Yani kendini ucuza satmaktır.
Eğer gerçekten bir şeyin yapılabileceğine inanırsan ve gerçekten inanırsan; zihnin yapılabilmesi için yollar keşfeder.
Dağları oynatabileceklerine inananlar bunu yaparlar. İnanmayanlarsa bunu yapamazlar. İnanç insanın yapma gücünü harekete geçirir.
Sıradan şeylerin ötesinde düşünün. Dikkatinizi büyük hedeflere odaklayın. Ufak tefek şeylerle ilgilenmeden önce kendinize şunu sorun: Gerçekten önemli mi? Büyük düşünerek büyüyün!
Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız onu yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.

Amerikalı Bilim insanı   David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır.

Çıkış yolu daha bilinçli olmaktır.
İnsanlar bilinçsiz kalmak için umutsuzdur.
Geçmişin iyileşmesiyle geleceğin korkusu artık yok.
Dünya bizi sadece kendimizi gördüğümüz gibi görebilir.
Sizin için iyi olanın benim için iyi olduğu bilimsel bir gerçektir.
Totaliter sistemler özellikle her düzeyde mizahtan yoksundur.
Dünyayı söylediklerimizle değil, yaptığımız şeyin bir sonucu olarak değiştiriyoruz.
İnsanlar kendileriyle yüzleşmekten korkuyorlar. Bir an bile olsa bir an bile korkarlar.
Sadece her şey hakkında bir fikrim olmaması gerektiğini fark ettim - ne rahatlama!
Ağrı bize hayatta kalmamızı, bazı bilinç ilkelerinin ihlali olan bir şeye koyduğumuzu söyler.
İçsel yoksulluktan muzdarip olan kişi, sürekli olarak maddi düzeyde birikmeye yönlendiriliyor.
Bir insan kendi içindeki “DAHİYİ” kabullenene kadar başkalarınınkini “TANIMAKTA” çok zorluk çekecektir.
Hepimiz insanlığın kollektif bilinç seviyesinde yüzeriz, böylece eklediğimiz herhangi bir artış bize geri döner.
İnsanın gücünü dünyaya getirmenin tek yolu, kişinin bütünlüğünü, anlayışını ve şefkat kapasitesini arttırmaktır.
Bilincin evrimi, geniş bir yelpazede fırsatlar ve gelişim için neredeyse sınırsız seçenek sunan bir oyun alanı gerektirir.
Çoğu insanın hayatlarını geçmişten pişmanlık ve gelecekten korkarak geçirdiği söylenir; bu nedenle, şimdiki zamanda neşe duyamazlar.
Gerçek Benliğimizin gerçekliğini yaşamamıza izin vermediğimiz derece, aslında bunu yapanlara karşı duyduğumuz kızgınlık ile temsil edilir.
Her şey bir insandan alınabilir, ancak tek bir şeydir: insan özgürlüklerinin sonuncusu - kişinin kendi yolunu seçmek için herhangi bir koşulda kendi tavrını seçmesi.
Eğer suçluluktan kurtulursak, masumiyet göreceğiz; Ancak, suçluluk yüklü bir kişi sadece kötülüğü görecektir. Temel kural, bastırdığımız şeylere odaklanmamızdır.
Hayat korkusu gerçekten duyguların korkusudur. Korktuğumuz gerçekler değil, onlar hakkındaki duygularımız. Duygularımız üzerinde ustalığımız olduğunda, yaşam korkumuz azalır.
Acıya dayanıyoruz. Suçluluğun cezalandırılmasıyla ilgili bilinçsiz ihtiyacımızı kesinlikle karşılar. Kendimizi mutsuz ve çürük hissediyoruz. Bu soru daha sonra ortaya çıkıyor, Ama ne kadar sürecek?
Mahir olanlar kendilerini belli etmezler, safmış gibi görünürler. Bunun bilincinde olanlar mutlak olanın örüntülerinin de farkındadır. Örüntüleri tanımak incelikli güçtür. İncelikli güç her şeyi harekete geçirir ve adı yoktur.
"İnsanlar,“ Birisine hayatımın yardımcı olması için izin verirseniz bencil oluyorum ”diye düşünür. Aslında, cömert davranıyor. Cömertlik, hayatınızı başkalarıyla paylaşma isteğidir. İnsanların seni sevmelerine izin vermesi için bir hediye.
Dahi bilincin bir özelliği olduğu için dahi de evrenseldir. Bu nedenle evrensel olan, her insan için teorik olarak kullanılabilir. Yaratıcılık ve deha süreci insan bilincinde içseldir.
Her insanın kendi içinde aynı bilinç özüne sahip olduğu gibi, dahilik de herkesin içinde bulunan bir potansiyeldir. Bunu ifade etmek için sadece doğru koşulları bekler.
Gerçekten onu incelediğimizde, her zaman cehalet, naifilik, masumiyet ve iç eğitimin yokluğu için kendimizi cezalandırdığımızı göreceğiz.
İnsan gelişimi evrimseldir ve bu nedenle hatalar ve hatalar kaçınılmazdır. Tek gerçek trajedi yaşlanmak ama daha akıllı olmaktır.
Hepimiz, her zaman, en ayrıntılı yapay zeka makinesinden çok daha gelişmiş bir bilgisayar var - insan aklının kendisi.
Ego son derece inatçıdır ve bu nedenle bir pozisyonelliğe geçmeden önce genellikle aşırı şartlar gerektirmektedir.
Gerçek devlet adamları insanlara hizmet eder, 10 politikacı insanı kendi emellerine hizmet etmek için kullanır.
Suçluluk, bir insan olarak bizim değerin ve değerin kendiliğinden kınanması ve kendini geçersiz kılmasıdır.
Zihni gözlemleyerek, kendinin sürekli olarak dikkat çeken yıkıcı, asi çocuğu temsil ettiği ortaya çıkar.
Duyguların kendileri aslında herkesi sürekli güvenlik arayışına sürükleyen temel korkunun nedenidir.
Beden, en iyi dereceye kadar, yaşamı destekleyici olan ile olmayan arasındaki farkı ayırt edebilir.
Arzu, özellikle güçlü arzu (örneğin, isteksizlik), istediğimizi elde etmemizi engeller.
Stresin gerçek kaynağı aslında içseldir; İnsanların inanmak istediği gibi dış değil.
Gerçekler çaba ile biriktirilir, ama gerçekler zahmetsizce kendini ortaya koyar.
İnsanların bilmek istediği o heyecan verici kişi olmanın yolu çok kolay.
Güç başkalarına hizmet eder, oysa güç kendi kendine hizmet eder.
Kendimizi bir şeyleri iyileştirdiğimizde, onu dünya için iyileştiririz.
Korkuyu aşmaktan ve mutluluğu elde etmekten başka hedef yok.
Bazı insanlar sadece deliklerin kendilerine düştüklerini bulurlar.
Hiçbir zenginlik, içsel bir yoksulluk duygusunu telafi edemez.
Yaşam korkusu gerçekten duyguların korkusudur.

Bırakmak, David R. Hawkins

David Starr Jordan (19 Ocak 1851 - 19 Eylül 1931), 1891'den 1913'e kadar hizmet veren Stanford Üniversitesi'nin kurucu başkanıydı. Araştırma kariyeri boyunca ihtiyologdu .  Üniversitesi rektörü olarak görev yaptı .

En karanlık geceler en parlak yıldızları üretir.   
Hiç kimse zevkleri için aşağıya bakmayı göze alamaz.   
Bütün savaşlar cinayettir, soygundur, kandırmacadır.     
Hayatta kötü bir alışkanlığın fethine eşit bir zevk yoktur.   
Eylemde temeli olmayan her öznel haz, öznel bir kederdi.     
Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.    
Bir ömür uzun ya da kısa olsun, bütünlüğü ne için yaşadığına bağlıdır.  
Dünya, nereye gittiğini bilen birinin geçmesine izin vermek için yana döner.   
Bütün bu dünyada doğru yaşamdan ayrılabilecek gerçek bir mükemmellik yoktur.   
Bir köpek aya havladığında bu dindir; ama yabancılara havladığında bu vatanseverliktir!   
Seni tamamlayacak birine ihtiyacın yok. Sadece seni tamamen kabul edecek birine ihtiyacın var.    
Bilgelik, bundan sonra ne yapacağını bilmektir. Beceri, bunun nasıl yapılacağını bilmektir. Erdem ise bunu yapmaktır.    
Sevgiyi insani yardımseverlikle ifade etmek bize düşer. Bunu biliyoruz, çünkü hayatın başka herhangi bir seyrinin çürümeye ve israfa yol açacağını üzücü deneyimlerden öğrendik.  
Uzun zaman önce, uygarlığın bebeklik döneminde, insanoğlu Doğada ilaçlar olduğunu öğrendi, "kardeş organizmalarımız, bitkilerin" büyümesinin veya dönüşümünün hücre ürünleri, aracılığıyla acı zevke dönüştü.

>> azquotes.com/author/21233-David_Starr_Jordan

Dağ II, yönetmenliğini ve senaristliğini Alper Çağlar'ın yaptığı, başrollerini Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar, Murat Serezli, Ahu Türkpençe'nin paylaştığı 2016 yapımı aksiyon, gerilim ve dram filmidir. 2012'de vizyona giren Dağ filminin devamıdır.

"Bu yol yufka yüreklilerin yolu değil."
"Önemli olan iki şey var arkadaşlar. Vatan ve yanınızdaki adam."
"Bu aşk öyle bir aşk ki, sizi tüketse de, öldürse de, bırakmayacaksınız."
"Cesaret düşman öldürmek değil. Haritada çizilen sınırları savunmak değil. Savaş için cesur olmanın tek bir sebebi var; masumları korumak."
"Kahramanlar can verirYurdu yaşatmak için." -Hüseyin Nihal Atsız
"Sizi hatırlayanlar, kurtardıklarınız, kardeşleriniz, komutanlarınız, onlar sizi ölümsüz yapacak."
"Biz hiçiz. Biz gölgeyiz."
— Tankları var!— Bizim de Bekir'imiz var!

Yukarı Karabağ sorununun Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü, egemenliği ve uluslararası tanınmış sınırlar temelinde çözüme kavuşturulması yönünde her türlü desteği sağlamaya ve haklı davasında tüm imkanlarımızla Azerbaycan'ın yanında olmaya devam edeceğiz.
Ahmet Davutoğlu
Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali sonucunda ortaya çıkan Yukarı Karabağ sorunu artık çözülmelidir. Minsk Sürecine etkin biçimde katkı sağlayan Türkiye, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yürütülmekte olan doğrudan ve dolaylı görüşmeler sürecini de, soruna barışçı bir çözüm bulunmasında yararlı olacağı düşüncesiyle, desteklenmektedir. Türkiye, Yukarı Karabağ sorununda her iki tarafın da kabul edeceği bir çözüme destek vermeye hazırdır.
Ahmet Necdet Sezer

Türk yapımı silah sistemlerinin etkinliği, yakın zamanda Azerbaycanlı kardeşlerimizin öz topraklarını işgalden kurtarma mücadelesinde de en açık şekilde görülmüştür. Kahraman Azerbaycan ordusu, 'Tek Vatan Harekatı'nı büyük bir başarıyla icra ederek Karabağ’ı 30 yıldır devam eden Ermenistan işgalinden yerli ve milli silah sistemlerimizin de katkısıyla 44 günde kurtarmıştır. Bugün tüm dünyada yerli ve milli silah sistemlerimizin harekatın seyrine yönelik belirleyici etkileri konuşulmakta ve dikkatle takip edilmektedir.
Hulusi Akar

Tüm dünya, Dağlık Karabağ bölgesinin yasal ve uluslararası anlamda Azerbaycan'ın bir parçası olduğu ve yasa dışı bir şekilde işgal edildiği gerçeğinin farkına varmalı. Mart 2008'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü kabul eden ve Ermeni güçlerinin çekilmesi gerektiği konusundaki kararı onayladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararının geçerli olduğunu ve herkes tarafından tanınması gerektiğini hatırlatmak isterim.
Mesut Özil

Azerbaycanlı kardeşlerimizin mücadeleleri neticesinde hamdolsun bugün Karabağ semalarını artık paçavralar değil hilal ve yıldız süslüyor. Azerbaycan bayrağı şehitlerimizin kahramanlıklarının timsali olarak Dağlık Karabağ'da gururla dalgalanıyor.
Recep Tayyip Erdoğan
30 sene niçin Karabağ'da bu çile çektirildi? Bu Minsk Üçlüsü denilen üçlünün işi neydi? Bunlar dünyanın en güçlü ülkeleriydi. Amerika, Rusya, Fransa niçin bu kadar oyalandı, neden neticelendirilmedi? Acaba bunu neticeye kavuşturamaz mıydılar, kavuştururlardı. Neden o zaman oyalandı? Fakat daha sonra çok daha olumlu mesajlar gelmeye başladı. Bunların başında da Fransa devamlı kardeşimi arıyordu, ondan neticeler elde etmeye çalışıyordu. Tabii zaman zaman bize de ulaşmak istedi ama doğrusu biz de dönmedik, çünkü biliyorduk ki dert başkaydı ve bunu da özellikle kardeşlerimiz artık 'göbeğimizi keseceğiz' dediler, adımı attılar, adımı attıktan sonra da zaten iş yürümeye başladı. İş yürümeye başladıktan sonra da biz burada Sayın Putin ile görüşmeler yaptık. Aynı şekilde işin diplomasi boyutunu Dışişleri Bakanım Mevlüt Bey yürüttü. Özellikle bu noktada istihbarat boyutu yürütüldü, savunma boyutu yürütüldü. Bütün bu çalışmalarla birlikte de hava çok daha farklı şekilde gelişmeye başladı. Hele hele burada Sayın Putin'in yaklaşımlarını bir kenara koyamam, onun olumlu yaklaşımları da bu süreci olumlu istikamette götürmeye yardımcı oldu ve iş bu noktaya kadar da nitekim şu anda gelmiş bulunuyor.
Recep Tayyip Erdoğan
Karabağ'daki Türk yapılarının korunması ve ihyası için tüm imkanlarımızla Azerbaycan'ın yanında olmaya devam etmemiz önem taşımaktadır. Temennimiz odur ki en kısa zamanda, Ramazan Bayramı'ndan sonra, Şuşa'yı ziyaret etmek suretiyle Şuşa'da yeni bir bayram yaşayalım.
Recep Tayyip Erdoğan

Bugün bir tohum gibi vatan toprağına düşen şehid kanlarının her damlası -inşâallah- büyük semereler verecek, yıllardır gasbedilmiş Karabağ’ın toprağında tekrar Azerbaycan bayrağı dalgalanacak, semâlarında ise ezân-ı Muhammedî yankılanacaktır.
Osman Nuri Topbaş

Kafkasya’da Ermenilerin, bağımsızlıklarına kavuşur kavuşmaz, Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile savaşa girmiş olmaları ve uluslararası kuruluşların hiçbirini tanımayıp, dinlemeyip, Azerbaycan topraklarının neredeyse yüzde 25’ini işgal etmiş bulunmaları çok vahim bir olaydır.
Süleyman Demirel

Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
Hayatın iliğini emmek, kemiği boğazına kaçırmak değildir.
Dikkat edilmesi gereken ve cesaretli olunması gereken zaman vardır ve mantıklı bir kişi hangisi olduğunu bilir.
Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, "Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir." Siz böyle olmayın! Bırakın bunu!
Bu bir savaş, muharebe; kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir.
Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz.
Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın
"Carpe diem! (Latince)" "Anı Yaşa!"
Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için.
İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum.
Hepimizin kabullenmeye ihtiyacı var ama inançlarınızın size özgü olduğuna güvenin.
Hey kaptan, kaptanım.
Carpe diem'i dinleyin. O size yol gösterecektir.
Vakit varken tomurcukları topla. Zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek, yarın ölüyor olabilir...
Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben hep daha az kullanılanı seçtim. Bu hayatımdaki tüm farkı yarattı.
Aptalca hayaller peşinde koşmayan bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim.
Eğer biz gölgeler haddimizi aşmışsak, her şeyin tatlıya bağlandığını düşünün. Aslında bu görüntüler oluşurken siz kazara burada bulundunuz.
Eğer insan, güvenle hayallerinin peşinden giderse hiç beklemediği başarıyla karşılaşır.

Keating: Bay Pitts, neredesiniz? Kitabını sayfa 542′ye aç. Şiirin ilk dörtlüğünü oku.
Pitts: Vaktini İyi Değerlendiren Bakireler mi?
Keating: Evet, o şiir. Size uygun değil mi?
Pitts:
“Henüz vaktin varken tomurcukları topla.
Zaman hâlâ uçup gidiyor.
Ve bugün gülümseyen bu çiçek,
yarın ölüyor olabilir.”

Keating: Sağ olun, Bay Pitts. Henüz vakit varken tomurcukları topla. Bu duygunun Latince ifadesi, Carpe Diem. Ne demek olduğunu bilen var mı?
Meeks: Yaşadığın günü kavra.
Keating: Yaşadığın günü kavra! Henüz vakit varken tomurcukları topla. Yazar bunu neden yazmış?
Öğrenci: Acelesi var.
Keating:Bilemediniz. Ama önemli olan yarışmaktı. Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz. Şimdi öne doğru bir adım atın. Ve geçmişten gelen bu yüzleri biraz inceleyin. Onlara daha önce ciddi olarak bakmadınız. Sizden pek farklı değiller. Aynı saç modeli. Tıpkı sizler gibi hormonlara sahipler. Sizler gibi yenilmez hissediyorlar! Dünya onlar için bir istiridye. Çok büyük şeyler başaracaklarına inanıyorlar. Sizler gibi gözleri umutla dolu. Peki yapabileceklerini yapmak için yaşamaya acaba çok geç mi başladılar? Çünkü bu oğlanlar artık çiçeklere gübre oldu. Ama eğer dikkatle dinlerseniz size fısıldadıklarını duyarsınız. Yaklaşın. Dinleyin! Duyuyor musunuz? Carpe… Carpe… Carpe Diem… Yaşadığınız günü kavrayın, çocuklar. Hayatınızı olağandışı yapın!

Ölüm Sessizliği, 2007 yılı, Amerikan yapımı korku filmi. Testere filminin yapımcıları James Wan ve Leigh Whannell bu filmde de yapımcı olarak yer alıyor.

Mary Shaw'ın bakışlarından sakın,
Onun çocuğu yok, sadece bebekleri var, Eğer onu rüyalarında görürsen, Asla çığlık atmaya kalkma,

Jim Lipton: Senin hatan neydi, biliyor musun? Tabii ki gül. Evet oğlum, aynen öyle. Bir adam karısına her gül verdiğinde bir dolar alsaydım, bilirsin, şahit olarak...
Jamie Ashen: Şahit mi?
Jim Lipton: Duymadım, bir şey mi dedin?
Jamie Ashen: Neden bir şahide ihtiyacım olsun ki?
Jim Lipton: Avukatının bir şahit isteyeceğinden eminim.
Jamie Ashen: Avukatım mı?
Jim Lipton: Evet. Yani savcının elinde parmak izlerin var, apartmana zorla girme izi yok ve sen de karını hayatta gören son kişisin. Yani aleyhinde bir sürü şey var.
Jamie Ashen: Sizce karımı ben mi öldürdüm?
Jim Lipton: Anlayamadım?
Jamie Ashen: Sizce karımı ben mi öldürdüm?
Jim Lipton: Hayır, bunu sanmıyorum. Sadece avukatına yardım ediyorum. Elinde daha sağlam bir şeyler olsun ister yani, en azından, şüpheyi üstünden uzaklaştırmak için.
Jamie Ashen: Şüphe mi? Eğer şüpheden söz edeceksek neden işe kapıma bırakılan paketten başlamıyorsunuz?
Jim Lipton: Aa evet, o paket, evet. Bir bakalım: Lisa öldürülmeden önce üstünde yazı olmayan bir paket aldım.
Jamie Ashen: Evet, içinde vantrolog bebeği olan bir paket.
Jim Lipton: ...olan bir paket, evet. Şey, gizemli oyuncak bölümü koridorun sonunda. Burası cinayet bölümü. Yani bana bir bebeğin karının ölümüyle nasıl bir bağı olduğunu söyleyemezsen ben bağ kuramam.
Jamie Ashen: Benim geldiğim kasabada bir vantrolog bebeği kötü şans getirir. Bu yerel bir inanıştır ve bazı insanlar bebeğin çevresindekilere ölüm getirdiğine inanır.
Jim Lipton: Şey... tamam. Evet Jamie, ben hiçbir bebeği cinayetten tutuklamadım. Ama birkaç kocayı tutukladım.
Jamie Ashen: Sizce bu paketin Lisa'nın ölümünden hemen önce gelmesi biraz garip değil mi?
Jim Lipton: Hayır, sana neyin garip olduğunu söyleyeyim: Bana karının onu bulmadan hemen önce seninle konuştuğunu söyledin, öyle değil mi?
Jamie Ashen: Evet.
Jim Lipton: Evet ama dili yoktu. Ve sana göre zaten ölmüştü. İşte bana göre bu garip.
Jamie Ashen: Bana ne yapacaksınız? Tutuklu muyum?
Jim Lipton: Henüz değil. Bak, gidebilirsin Ashen. Artık özgür bir adamsın.
Jamie Ashen: Güzel, bu bana işimi yapma fırsatı verir.

Jim Lipton: Sana şehirden ayrılma demiştim.
Jamie Ashen: Karımı gömmeye geldim. Bir sorun mu var?
Jim Lipton: Hayır. Sorun şu ki; tek gömmeye geldiğin kişi o değil.
Jamie Ashen: Demek, artık beni izliyorsun.
Jim Lipton: Biliyor musun Jamie, bu aralar bana "aklım karıştı" tabirini çok sık kullandırmaya başladın. Bana söyler misin: bu ne acaba? Tamam, madem benim sorularıma cevap vermiyorsun, belki onunkilere verirsin. Beni neden gömdün Jamie? (!) Büyük bir suçta kanıt olduğumdan dolayı mı? (!) Hatta bu senin bir numaralı şüpheli olduğun bir suç. Ne dediğimi anladın mı?
Jamie Ashen: Daha önce de söyledim: Lisa'nın öldürüldüğü gece biri bana bunu yolladı. Kapımızın önünde beliriverdi.
Jim Lipton: Onu nerde gördün?
Jamie Ashen: O mezarlıktan geliyordu. Sadece onu geri gömdüm.
Jim Lipton: Mezarlığa mı?
Jamie Ashen: Bu çevrede Mary Shaw adında bir kadınla ilgili bir hayalet öyküsü vardır. Bebek koleksiyonuyla birlikte gömülmüştür. Hikaye şöyle devam eder: Eğer onu görecek olursan sakın bağırayım deme.
Jim Lipton: Yoksa ne olur? Sonunda dilsiz kalırsın. Sanırım karın bunu dinlemedi.
Jamie Ashen: Seni alçak...
Jim Lipton: Hey hey hey hey! Biraz sakin ol Jamie. İşlediğin suçlara görevli memura saldırmayı da katma. Bana karını bir hayaletin öldürdüğünü mü söylüyorsun?
Jamie Ashen: Bilmiyorum bilmiyorum.
Jim Lipton: Peki ne biliyorsun?
Jamie Ashen: Bana bunu kim gönderdiyse ya karımı kimin öldürdüğünü biliyor ya da bunu kendi yaptı.
Jim Lipton: Hmm. Bu bir teori. Şimdi gideceğim ve eğer sakıncası yoksa bu ufak dostumuzu da yanıma alacağım. Yani kanıt olarak...
Jamie Ashen: Harika. (!)
Jim Lipton: İyi geceler komşu.

Jamie Ashen: Karını Mary Shaw öldürdü dedin. Bunu neden söyledin? Marion... Marion lütfen!
Marion Walker: Şşşt! Evet, biliyorum biliyorum.
Jamie Ashen: Ne? Mary Shaw hakkında ne biliyorsun, söyle.
Marion Walker: Hiçbir şey söylemedim. Ben, ben...
Henry Walker: Onun sende olmaması gerekirdi. Onu nereden buldun?
Jamie Ashen: Belki sen anlatırsın.
Henry Walker: Bu onun!
Jamie Ashen: Kimin? Mary Shaw'ın mı?
Henry Walker: Buralarda o ismi söylemeyiz.
Jamie Ashen: Demek söylemezsiniz. Neden bir denemiyorsun, ha? Karımı kimin öldürdüğünü bulmama yardım eder!

Jamie Ashen: Onu kim öldürdü?
Henry Walker: Bu asla bulunamadı. Ve vasiyetinde Mary bebeklerinin kendisiyle gömülmesini istedi. Onun... onun çocuklarının, onlara öyle diyordu. 101 tanesinin hepsini birden... Vücudu babamın cenazeevine getirilmişti. Onun üzerinde çalışıp son dileğini yerine getirmesi gerekiyordu. Sadece bebekleriyle gömülmek istemekle kalmadı, kendisinin de bir bebek yapılmasını istedi.

Jamie Ashen: Bebeği kim çıkartıp bana göndermiş olabilir!
Henry Walker: Gerçekten bilmiyorum. Bu kasabadaki hiç kimse Mary Shaw'ın adını ağzına almaya cesaret edemez. Hele onun mezarına hiç gidemezler. Onun çığlıklar duyulana dek öldürmeyi bırakmayacağını bilirler.

Jamie Ashen: Buraya yemeğe değil konuşmaya geldim. Mary Shaw hakkında... Bana yalan söyledin!
Edward Ashen: Hayır, söylemedim. Otursana.
Jamie Ashen: Hayır, gerçeği istiyorum. Michael Ashen'in ve ailemizin Mary Shaw'la ne ilgisi var?
Edward Ashen: Tamam. O daha çocukken senin büyük amcan Michael Ashen hiçbir iz bırakmadan kayboldu. Bizim ailemiz için ortada sadece bir şüpheli vardı: Mary Shaw. Bu yüzden kendi adaletlerini uyguladılar. Onu çığlık atmaya zorladılar. Sonra da dilini kestiler.
Jamie Ashen: Onu ailemiz mi öldürdü?
Edward Ashen: Ravens Fair'den gelen diğerleriyle... Ama ölü olarak kalmadı. Geri geldi ve intikamını aldı. Teker teker bu olaya katılan her erkek öldürüldü, dilleri kopartıldı. Sonra aynı şey eşlerine yapıldı. Ve sonra çocuklarına... Sonra çocuklarının çocuklarına... Bunca yıldır seni gönderdim diye bana hep kızdın. Ama bunu seni bu lanetten uzaklaştırmak için yaptım.
Jamie Ashen: Uzaklaştırmak mı? Ama Lisa'yı buldu!
Edward Ashen: Lisa'nın ölümü, Jamie, bize kaderimizden kaçamayacağımızı fark ettirdi. Ruhların hafızası sağlam. Sonunda bizim için de gelecek.
Jamie Ashen: Şimdi atalarımın günahlarını ödüyorum.
Edward Ashen: Jamie çok üzgünüm. Tek yapmak istediğim seni korumaktı. Nefretini kazanma pahasına da olsa...
Jamie Ashen: Nasıl bilmiyorum, ama bir şekilde, bütün bunları durduracağım.

Jim Lipton: Seni bağırdığın için öldüren bir kadınla ilgili bir hikaye anlatma! Çünkü bu kasabada kimse Mary Shaw'ı ve bu öyküyü duymamış.
Jamie Ashen: Yalan söylüyorlar! Korkuyorlar!
Jim Lipton: Neden korkuyorlar? Hayaletten mi? Yoksa karısının cinayetini araştıran bir polisle konuşmaktan mı?
Jamie Ashen: Beni korumak için bir nedenleri yok! Ama Mary Shaw'a inanıyorlar. Sorularına o yüzden cevap vermiyorlar.
Jim Lipton: Hayır. Sorularıma cevap vermeyen sensin Jamie. Bu yüzden seni delil çalmaktan tutukalayacağım, seni içeri attıracağım ve sonunda da...
Jamie Ashen: Ne anlatmamı istiyorsun!
Jim Lipton: Hayalet öyküsünden daha mantıklı bir şeyler.

Deadpool, Tim Miller'ın yönetmenliğini yaptığı, 2016 Amerikan yapımı aksiyon-komedi türündeki süper kahraman filmidir. Ünlü Marvel çizgi roman karakteri Deadpool'dan uyarlanmıştır. X-Men film serisinin altıncı yapımı olan filmin oyuncu kadrosunda başrol Ryan Reynolds'ın yanı sıra, Morena Baccarin, Ed Skrein, T.J. Miller ve Gina Carano yer almaktadır.

[to Vanessa] Listen, we both know that cancer is a shitshow. Like a "Yakov Smirnoff opening for the Spin Doctors at the Iowa State Fair" shitshow. And under no circumstances will I take you to that show. I want you to remember me, not the Ghost of Christmas Me.
Dinle, ikimiz de biliyoruz ki kanser boka sarıyor. Sanki "Yakov Smirnoff "Spin Doctors at the Iowa State Fair" için açılış yapar" gibi boka sarıyor. Ve hangi durumda olursa olsun seni o boktan yere götürmezdim. Ben senden beni hatırlamanı isterim, bayram hayaleti olan beni değil.

Ölüm Yarışı, (Özgün adıyla Death Race), 2008 yapımı aksiyon filmi. 1975 yapımı Death Race 2000'in yeniden çevrimi olan filmin başrolünde İngiliz aktör Jason Statham yer alırken, yönetmenliğini Paul W. S. Anderson yaptı.

Hennessey: Kayıtlarını incelerken meslek geçmişinde dikkatimi çeken bir şey oldu. Anlaşılan, direksiyonda yetenekliymişsin. Meraktan soruyorum: En son ne zaman yarıştın?
Jensen Ames: Uzun zaman oldu. Ehliyetimi kaybettim.
Hennessey: Yardım etmeme ne dersin?
Jensen Ames: Ehliyetimi geri almama mı?
Hennessey: Aklımdan geçen başka şeyler var. Ölüm Yarışını ve hayranlarının Frankenstein dedikleri sürücüyü... Geçirdiği kazalarda o kadar hasar görmüş ki artık maske giymek zorunda. Piste dönüşü heyecanla bekleniyor. İşte benim sorunum da bu. Henüz kimse bilmiyor ama zavallı Frank son yarışından kısa süre sonra ameliyat masasında öldü. Maskeyi herkes takabilir. Ama arabayı herkes onun gibi kullanamaz. Efsaneyi yaşatmamı sağlayacak yeteneğe sahipsin. Frankenstein olmanı istiyorum.
Jensen Ames: Hayır teşekkürler. Madem öldü, neden gerçeği söylemiyorsun?
Hennessey: Seyirci yeniden Frank'i görmek istiyor. Onları etkiliyor, ilham veriyor ve bu, dünyada sık rastlanan bir şey değildir.
Jensen Ames: Senin için bunu yaparak hayatımı riske atacağımı düşünme sebebin ne?
Hennessey: 5 yarış kazanırsan serbest kalırsın. Kurallar böyle. Frank 4 yarış kazandı. Bir yarış daha kazanırsan, çıkarsın. Buna içgüdü diyebilirsin ama senin yerinin bu hayvanların arasında olduğunu sanmıyorum.
Jensen Ames: Seni şaşırtabilirim.

Jensen Ames: Sen neden içeridesin?
Case: Polis öldürdüğümü söylediler.
Jensen Ames: Öldürdün mü?
Case: Evet.
Jensen Ames: Kötü bir polis miydi?
Case: İyi bir polisti. Ama kötü bir kocaydı.

Hennessey: Sizin için ne yapabilirim Bay Ames?
Jensen Ames: Benim gibi bir sürücünün, tam ihtiyacın olduğu sırada, hapishanene düşmüş olması büyük bir şans. (!)

Hennessey: Siz zeki bir adamsınız Bay Ames. Oyunumu oynarsan ikimiz de eve mutlu döneriz.
Jensen Ames: Karımı öldüren adam bu hapishanede. Acaba 'neden?' diye sorduğumda bana ne cevap verecek?
Hennessey: Neden aynaya bakarak sormuyorsun? Zavallı Piper, bunu bilerek büyümesi çok zor olacak: Annesini babasının öldürdüğünü bilerek...
Jensen Ames: Bir canavar istedin. Ve istediğin oldu!

Koç: Senin aramızda olmanı neye borçluyuz?
Jensen Ames: Karımı öldürdüm.
Koç: Saçmalık. Sen sert bir adamsın ama eş katili değilsin.
Jensen Ames: Nereden biliyorsun?
Koç: Yeterince katil tanıdım. Ama sen... bebeğine bakışın... annesini öldürmüş olsan bunu yapamazdın. Yani bence... bence saçmalık.
Jensen Ames: Koç. Buraya gelip Frankenstein olabilmem için Hennessey karımı öldürtüp suçunu üstüme attı, desem ne dersin? Bu saçmalık için fikrin ne olurdu? Adı Suzie'ydi. Sonumun bu olacağını biliyordum, hissetmiştim. Ama o buna inanmadı. O başka bir şey için tek şansımdı. Ve o fahişe onu benden aldı.

Jensen Ames: Sen karımı öldürdün!
Slovo Pachenko: Belki de öldürmüşümdür. Kraliçe fahişenin seni pistte istemesi umrumda değil.

Slovo Pachenko: Beni Hennessey zorladı. Ve Ulrich... evet Ulrich... Bırak gideyim. Her şeyi yaparım.
Jensen Ames: Burda öleceksin.

Jensen Ames: Eski Frank'i sen mi öldürdün?
Case: Arka silahları sabote ettim.
Jensen Ames: Neden?
Case: Hennessey tahliye belgelerimi imzalayacağını söyledi. Hayatımı geri alacaktım.
Jensen Ames: Ben de öldürürdüm.
Case: Onu öldürmedim! Pes etmedi. Ben kazanmamasını sağlayacaktım.
Jensen Ames: Hennessey bunu neden istiyordu?
Case: Frank'i, burda, yarışta tutmak için.
Jensen Ames: Ya dün?
Case: Seni geride bırakmamı istedi.
Jensen Ames: Yani, benim de mi kazanmamam gerekiyor? Öyleyse bunu biraz daha heyecanlı yapalım. Bilmek istediğim buydu.

Joe Viterbo: Seni bilmem ama ben Miami'ye gidiyorum.
Jensen Ames: Evet, Miami iyidir. Seninle orada buluşuruz ama önce bebeğimi almam gerek.
Joe Viterbo: O fahişe Hennessey'nin icabına bakamamış olman yazık oldu.
Jensen Ames: Evet, yazık oldu.

Ölüm Yarışı 2, Roel Reiné'nin yönettiği, senaryosunu Tony Giglio ve Paul W. S. Anderson'ın yazdığı 2011 yapımı ABD bilim kurgu ve aksiyon filmidir.

Ne kadar ortada olursan o kadar az şüphe çekersin.
Hayat, paradan daha değerli bir ödüldür.
Her kim kuyu kazarsa içine kendi düşer.

September Jones: Bay Weyland, kanalın başlıca gelir kaynağınız olmadığınızı biliyorum. Ama nasıl bir altın madeninde oturduğunuzu bilmediğinizi söylemeyin.
Weyland: Sizi dinliyorum Bayan Jones.
September Jones: İnsanlar Vegas'lı tanıtımcıların düzenlediği sahte şiddetten ve kavgalardan sıkıldı. Sizin mahkumlarınızdaki öfke çok saf. Taklit edilemez. Bunun farkına varın.
Warden Parks: Bugün olanlara eğlence mi diyorsunuz?
Weyland: Aklınızdan tam olarak ne geçiyor?

September Jones: Merhaba bebeğim.
Weyland: Evet, gecenin rakamları geldi. Sana niye para ödüyorum! Reytingler yine düştü ve bu kez yüzde yirmi! Bunu tersine çevir yoksa yapacak başka birini bulurum ben!
September Jones: Emin misin?
Weyland: Evet, eminim. Bana para kazandıracaksın, tamam mı?

Warden Parks: Carl Lucas. 20 yıl içerisinde 22 kere tutuklanmışsın. Ama hepsinden yırtmışsın. Tek mahkûmiyetin bile yok. Boşluklardan yararlanmışsın.
Carl Lucas: Bir polisi vurdum. Söz ettiğin boşluklar çabucak doluyor.
Warden Parks: Kesinlikle öyle, evet. İlk başta kim olduğunu anlamadım.
Carl Lucas: Cidden mi? Kimmişim peki?
Warden Parks: Bir aptal ve yakında ölecek biri. Savcı sana 'konuş ve git' diyor ama onu reddediyorsun.
Carl Lucas: Çağırma nedenin bu mu?
Warden Parks: Hayır değil, uyarmak için çağırdım.
Carl Lucas: Nefesini boşa harcama.
Warden Parks: Bana ukalalık etme. Kim olduğunu kaç kişinin bildiğini bilmiyorum. Ama haber duyulunca katiller hızla ortaya çıkmaya başlayacak.
Carl Lucas: Öyle mi?
Warden Parks: Sözlerimi unutma. Markus Kane senin ona gösterdiğin sadakati göstermez.

Warden Parks: Ofisimde ne arıyorsun?
September Jones: Onun için geldim. Carl Lucas, ismi bile tahrik edici. Hâkim duruşmada ona canavar demiş. Mükemmel biri. Onu satabilirim.
Warden Parks: Bunu alamazsın.
September Jones: Senden izin istemedim ki.
Warden Parks: Bekle, dahası da var: Savcıya göre, bir ihtimal, Markus Kane aleyhine tanıklık edebilirmiş. Onu televizyona çıkarırsan, diğer hayvanların öldürmesi bir yana, Kane de baş tanığın nerde yattığını öğrenir. O zaman da hiç şansı kalmaz. Bilmem, anlatabildim mi?
 September Jones: Bay Lucas'ın sorunu, benim değil. Müdür Parks, cezaevinizin tek varoluş nedeni var: Ölüm maçına imkân tanımak.
Warden Parks: Ben de suçluları cezalandırıp toplumu koruduğumuzu sanıyordum. (!)
September Jones: Düşündüğümden de aptalsın.

September Jones: Tanıştığımızı sanmıyorum. Ben...
Carl Lucas: Kim olduğunu biliyorum. Satış sloganın sana kalsın, ben dövüşmem.
September Jones: Ben dövüşmeni istersem dövüşürsün.
Carl Lucas: Öyle mi?
September Jones: Evet. Müebbet hapis cezaları için bir şey yapamam. Ama katılırsan buradaki hayatını çok daha çekilir kılarım.

Carl Lucas: Dinle, gidip çöplerini başka yerde at. Çünkü ben almıyorum.
September Jones: Başka seçenek bırakmıyorsun.
Carl Lucas: Ne yapacaksan yap. Gösterilerinin bir parçası olmayacağım.
September Jones: Görürüz.

September Jones: 5 yarış kazanırsan özgür olacaksın.
Carl Lucas: Sen aklını kaçırmışsın.
September Jones: Markus Kane artık peşinde değil. Artık ikinci bir şansın var.
Carl Lucas: Yüzüme bak. Nasıl ikinci bir şansım olabilir ki?
September Jones: Ya Frankenstein olursun ya da hiç kimse. Artık Carl Lucas olmadığın kesin. Tüm dünya onun yanarak öldüğünü gördü. Ölüm belgen bile var.
Carl Lucas: Sana acıyorum.
September Jones: Tamam, kendi hayatın için yapmayacaksan Katrina için yap. En azılı beş tecavüzcüme Katrina ile oynamaları için izin vereceğim. Onunla işleri bittiğinde nabzı atıyorsa kendini şanslı saymalı.

September Jones: Nasıl hissediyorsunuz Bay Lucas?
Carl Lucas: Adım Frankenstein.

Ölüm Yarışı 3: Cehennem, 2012 yapımı ABD aksiyon filmidir. Ölüm Yarışı 2 filminin devam filmidir.

Mantığın canı cehenneme! Bazen, sadece kalbinin ve içgüdülerinin sesini dinlemelisin.

R. H. Weyland: Bu işi ben kurdum. Çalmak zorunda kalmadım.
Niles York: Ben hassas işini ele geçirdim. Hiçbir şey çalmadım. Öngörüden yoksundun Weyland, işte mahvolma sebebin buydu.
R. H. Weyland: Öngörü hı? Dünya çapındaki döküntü hapishanelerine bu yüzden mi yatırım yapıyorsun ha? Öngörü mü? Boyunu öyle aşıyorsun ki, çoktan ölmüş olabilirdin. Bu şirketi kârlı hâle getiren hapishane işi değildi. Yani, uzun lafın kısası, ölüm yarışını yaymak istiyorsun. Bu işe yaramayacak.
Niles York: Sen yapamadığın için mi? Bak, sana gerçek bir öngörü nasıl olur göstereyim. Çok güzel bir şey başlattın Weyland ama sadece ilk adımı attın. Haklısın, ölüm yarışını küresel boyuta taşıyorum. Gelecek yıl, bu zamanlarda iki haftada bir dünyanın egzotik bir bölgesinde farklı sürücüler, parkurlar ve mücadeleler içeren farklı yarışmalar düzenlenecek. Ve ben dünya tarihinde görülen en kârlı sporun tek eli olacağım. Daha çok araba, daha çok mahkûm, daha çok silah, daha çok ölüm... yani sınır yok.
R. H. Weyland: Ama bir şeyi unutuyorsun: Frankenstein.
Niles York: O sadece maskeli bir adam. Dünya çapında yirmi Frankenstein bulurum. Hangisinin gerçek olduğunu nereden bilecekler?
R. H. Weyland: Frankenstein bugün 4. yarışını kazandı. Bir tane daha kazanınca özgür kalacak. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Birden oyununun kurallarını değiştirirsen izleycini kaybedersin. Frankenstein'in kaybetmesini bekliyorsan, sanırım her şeyin bir ilki vardır evlat, değil mi? Bence umudunu kaybetmemelisin. (!) Afişteki yıldız olmadan o taklit oyununun nasıl tutmasını bekliyorsun acaba? İşte bu yüzden kaybedeceksin.
Niles York: Ne tür puro içiyorsun Weyland? Ölüm yarışı dünya çapında başarılı olduğunda sana bir kutu göndereceğim. Bu seni ikinci yenişim olacak... ikinci kaybedişin olacak Weyland.
R. H. Weyland: Pekâlâ, fırsatın varken anın tadını çıkar. Çünkü bunu ödeyeceksin evlat.

Carl Lucas: Sanırım söylentiler doğru.
R. H. Weyland: Evet, sanırım benim için gözyaşı dökmeyeceksin ha? Biliyorsun, seninle hayatta çok farklı yollardan geçtik. Ama ikimiz de burdayız, değil mi?
Carl Lucas: Hayır ben burdayım. Sen istediğin gibi gelip gidiyor, sevdiklerini görüyorsun, seni görüyorlar. İkimizi karşılaştırma Weyland. Sen şirketini kaybettin, bense hayatımı.
R. H. Weyland: Evet ve ayrıca yüzünü düzelttim ve sana bir çıkış şansı verdim.
Carl Lucas: Yüzüme bak ve bana sözünde duracağını söyle. Ben aptal değilim Weyland. Yüzümü iyilik olsun diye düzelttirmedin, değil mi? İltihaplanmıştı, ölecektim ve sen yıldız sürücünü kaybedecektin. Evet; kötü biri değilsin, çok kötüsün. Sana güvenmemi mi istiyorsun? Yaşadığın rezaleti hak ediyorsun.
R. H. Weyland: Tamam, sana haberlerim var Carl. Çoktan beline kadar battın. Sen Frankenstein'sin. Her şey seninle başlar ve seninle biter. Sadece seninle...

Goldberg: Yarışmalar hakkında bildiğin her şeyi unut. Çöl yarışının hızla ilgisi yoktur. Dayanıklılık ve direksiyon hakimiyeti demek.
Carl Lucas: Hey, dur biraz. Bu tür yarışlardan anlamadığını sanıyordum.
Goldberg: Anlamıyorum. Google'da ilk yazan şey buydu.

Niles York: Üzgünüm Goldberg'e olanlar için. Onu tanımıyordum ama ekibinin ayrılmaz bir parçası olduğunu biliyordum.
Carl Lucas: Söylesene, senin gibi biri bu konuda ne bilebilir ki? Ekibimin bir parçası olmaktan öte ailemin parçasıydı.
Niles York: Açıkçası, anlaşmamız devam ediyor, değil mi? Pekâlâ, Duygularının kararlarını etkilemesine izin verme. Yarın 14K kazanacak ve kaybetmenin nedeni, resmî olarak, mekanik hatalar olacak. Yenilmiş gibi görünmeni istemiyorum. Artık itibarına zarar veremeyiz, değil mi? Sana bir soru sorduğumda bana cevap ver anladın mı!
Carl Lucas: Hayır, pek sayılmaz.
Niles York: Aklından kazanmaya dair aptalca fikirleri çıkar! Yarın kaybedeceksin yoksa, tanrı şahidim olsun ki, seni bulabildiğim en derin karanlık hücreye tıkarım! Ve sen orda şu Latin Amerikalı için ağlarken sevgiline neler yapacağımı bir hayal et istersen.
Carl Lucas: Kötü fikir!
Niles York: Ne yapacaksın? Beni öldürmekle mi tehdit edeceksin?
Carl Lucas: Hayır. Hayır Niles bu, suçunu kolayca bağışlamak olur.
Niles York: Yarın yaşayabilirsin ama kazanamazsın.
Carl Lucas: Belki. Sanırım ekran başına geçmelisin ha, herkes gibi.

Katrina Banks: Kaç canlısın sen ha!
Carl Lucas: Sanırım bir tane kaldı.

Sözleri
Hayatını gerçeğe ada.   
Gençlere karşı nazik olun.   
Asalet, bir ve biricik erdemdir.
Bilgelik servetin üstesinden gelir.  
Koruyuculardan kim koruyacak?  
Para arttıkça para sevgisi de artar.     
Dürüstlük övülür ve soğukta bırakılır.    
Yaşlılık, ölümden çok daha korkunçtur.  
İsyan bir ümit çığlığıdır. Ölü isyan etmez.   
Doğa ve bilgelik her zaman aynı şeyi söyler.  
Hiç kimse intikama kadın kadar sevinemez.  
İntikamdan zevk alan zayıf ve küçük zihindir.  
Cebi delik yolcu, hırsızın yüzüne şarkı söyler.   
Zengin olmak isteyenler, hemen arzu ederler.   
Aklın varsa, başka ilahi güce ihtiyacın yoktur.    
Kötülük, erdem kılığına girdiğinde bizi aldatır.    
Hiçbir suçlu kendi vicdanında beraat edemez.   
Bilge insan, masum arzularına bile sınır koyar.   
Sağduyunun olduğu yerde hiçbir tanrı yoktur.      
Herkes bilmek ister, ancak çok azı bedelini öder.   
Hiç kimse birdenbire aşırı derecede kötü olmadı.  
Her suç, onu işleyen insana pişmanlık getirecektir.   
Huzurlu bir yaşama giden tek yol erdemden geçer.   
Çok az insan gerçekten iyiyi tersinden ayırt edebilir.     
Tek bir yol, barış dolu bir yaşama götürür. Erdem yolu.  
Onlara ekmek ve sirkler verin, asla isyan etmeyecekler.     
Bizim aramızda hiçbir tanrı, İhtişam kadar kutsal sayılmaz.
Akıl ne zaman arzularımızı veya korkularımızı yönlendirdi?     
Sakin ve huzur bir hayata ancak erdem yolundan ulaşılabilir.   
Evlerden dışarıya adım atar atmaz, biri güler, diğeriyse ağlardı.  
Fikirler çivi gibidir, onlara vurduğun ölçüde daha derine batarlar.    
Nitelikleri yoksulluk tarafından engellenen erkeklerin yükselmesi kolay değildir.   
Hasta bir bedenin içinde gizlenmiş akılsal acıları ve neşeyi anlayabilirsiniz; yüz her ikisini de yansıtır.  
Bütün tapınaklarda çok bilinen ilk dua, neredeyse hep zenginlik içindir, mallar çoğalsın, bütün forumda en büyük kasa bizim olsun, diye.

Dedemin İnsanları, yönetmenliğini Çağan Irmak'ın yaptığı 2011 yapımı Türk melodram sinema filmi. Başrollerini Çetin Tekindor, Gökçe Bahadır ve Hümeyra gibi usta oyuncuların paylaştığı paylaştığı film, 25 Kasım 2011 tarihinde Türkiye'deki sinemalarda gösterime girmiştir. Filmde Girit'ten İzmir'e göç eden insanların hikayesi ve Ozan'ın dedesiyle ilişkisinden bahsedilmektedir.

Ben gördüm hem de çok gördüm. Erken yaşlandım.
Bilirsin, noktayı koymak ne kadar zor olsa da, tamamlanmış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir.
Bavulları hiç sevmiyorum efendim. Çok hüzünlü şeyler. Hep geri dönüp gitmeyi hatırlatırlar.
Madem bazı insanlar bunu hak etmez, yapacak bir şey yok. Hak eden insanlara da sırtını dönme
Sene 1923. Ortalık başladı kaynamaya, bir laflar dolanır; mübadele derler, gitmeliymişiz oralardan evimizi bırakıp.
Bazı şeyler unutulmaz işte... Doğduğun yer misal...Azıcık büyüdüğün azıcık hatırladığın yer bile...
Ben bir kadın sevdim, onu da bir kere sevdim. Başka bir kadın yok bu kalpte. Olmayacak da.
Altı soru cümlesinin içinde ilk akla gelenin aslında,en cevapsız oluşu ne tuhaftır değil mi? Kim? Ne? Nerde? Ne zaman? Nasıl? sorularının mutlaka doğru ve kesin bir cevabı varken... Neden... hep değişik cevapları ve yeni soruları getirir.
Ooo Turkish, biz dostuz gel.
Biz toslamamız gereken neyse ona tosladık... Onunla büyüdük...
Kimse kimsenin yerine ölmez... Bilakis doğar.
Bizim buralarda tam akıllı kim var Allah aşkına, herkes azcık üç şekerli.
Kırk yıllık assoliste şarkı mı öğretiyon sen?
Ben derim Çanakkale boğazı o der yandı götümün ağzı.
"Dünya bir seyyar dönermiş. Her şey de o dönmeye uygun olarak yapılır. Evler de, arabalar da, fabrikalar da hep o dönüşe göre yapılırmış. Kimi insanlar da böyledir. Sevdikleri döndüğünde, gittikleri döndüğünde sevdikleri olurlarmış. Onları tanımanız için sadece bir tur atmaları yetermiş. Kimi insanlar ise, kendi dönmeye başlarlar. O zaman da, başka insanlarla işleri zorlaşır. İlk turda ne gösterirseniz, olağanüstü bir şey değilse, ikinci turda o olağanüstü şeyi göstermeye kalkmayın, sıkılırız."
"Ercancıııım... Geleyim mi bu akşam?" "Buyur gel canım! Lakin geçen seferki gibi beceriksiz olacaksanız hiç zahmet etmeyiniz lütfen!"

Dede: Sen mi attın parayı yere?
Ozan: Yoo
Dede: Torunum, bak güzel güzel söyle kulağını çektirtme bana. Ben bilmiyor muyum? Sen yalan söylerken limon gibi sararırsın? Aha işte böyle.
Ozan: Ee sen yapıyordun ya yeni çırak alınca dükkâna. Unuttun sandım denemek içindi.
Dede: Parayı alınca napacaktın? Gelip şikayet edecektin değil mi? Be sen 40 yıllık assoliste şarkı mı öğretirsin he? Yıkıl karşımdan gözüm görmesin seni adam olmazsın belli.
Ozan: Dedee?
Dede: Has***tir.

Ercan Bey: Dedeciğinin kaç yıllık keyfi bu yavrum. Rahat bıraksana adamcağızı.
Ozan: Bırakmayacağım. - Niyeymiş o? Çünkü biz Türk’üz! Türk’üz!
Ercan Bey: - Sana gavursun diyen mi var çocuğum?
Ozan: Evet var!

Mehmet Bey: Sağ ayak, sağ! Bereketini, profobisini kaçıracaksın dükkânın.
Ozan: Dede, sen niye kilitlemiyorsun dükkânı bir yere giderken?
Mehmet Bey: Gündüz vakti kilitlenmez dükkân. Ayıp konu komşuya. Onlardan şüpheleniyor gibi olur. Hem müşteriye de ayıp. Görürse kör duvar gibi kilidi soğur dükkândan.

Mahalleli: Ercancııııım! Geyelim mi bu akşam?
Ercan Bey: Buyur gel canım! Lakin geçen seferki gibi beceriksiz olacaksanız hiç zahmet etmeyiniz lütfen!

Dâhi, deha ya da öke, üstün zekânın bir üst kademesi olup, ressam, yazar ve diğer meslek gruplarından çıkacağı gibi en üst sınır kabul edilir.

Deha ile huzur bir araya gelmez.  Leonid Andreyev
Deha, insanın kendi ateşini yakmasıdır.  Jodie Foster
İlerleyemeyen gerilemeye mahkumdur.  Edward Gibbon
Dahiliğin mutlak bir sınırı vardır, aptallığın asla.  Albert Einstein
Dehanın 10'da 1'i yetenek 10'da 9'u da çalışmaktır. Albert Einstein
Dehanın ilk ve en büyük şartı gerçeği sevmektir.   Wolfgang  Goethe
Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır. Platon
Deha, kafandakini gerçeğe dönüştürme yeteneğidir. F. Scott Fitzgerald
Akıllı insanlar aptal insanlar tarafından deli zannedilirler. Stephen Hawking
Büyük dehalara hareket alanı ver. Onlar kendi yolunu bulur.  Friedrich Schiller
Halk ne kadar hoşgörülüdür bilemezsiniz. Deha dışında her şeyi bağışlar. Oscar Wilde
Her çocuk bir bakıma bir dahi ve her dahi bir bakıma bir çocuktur. Arthur Schopenhauer
Dehanın ortaya çıkmasına izin vermeyeceksin çünkü deha kolay kolay takdir görmez - unutma.  Osho
Gerçek deha, yaratılıştan var olandır. Hiçbir zaman terbiye veya eğitimle deha olunmamıştır.  Adolf Hitler
Bu dünyaya gerçek bir dâhinin geldiği, tekmil ahmakların ona karşı birlik olmalarından anlaşılır. Jonathan Swift
Sıkı bir çalışmanın yerini hiçbir şey alamaz. Deha yüzde bir ilham ve yüzde doksan dokuz terdir.  Thomas Edison
Dehayı, kişinin kendisine verilen eğitime karşı çıkan üretken başkaldırı gizilgücü olarak tanımlıyorum. Bernard Berenson
Büyük kişilikler, sıradan insanlar tarafından her zaman şiddetli muhalefet gördü. Sıradan bir insan, geleneksel önyargıları körce boyun eğmeden reddeden ve düşüncelerini cesurca ve dürüstçe ifade eden insanları anlayabilecek kapasiteye sahip değildir. Albert Einstein

Dehşet Treni (İngilizce özgün adıyla The Midnight Meat Train), Clive Barker'ın 1984 tarihli kısa hikâyesinden uyarlanan 2008 yapımı ABD filmi.

Herkesin şehrin ne kadar tehlikelive kirli olduğu hakkında şikayetçi olduğunu ve o olmayan eski güzel günlere dönmeyi ne kadar çok istediklerini bilirsin. Ama gözüken o ki, o eski güzel günler yokmuş. Daima cehennem gibiymiş...
Bu bir nişan yüzüğü değil. Yeterince param olmadığı için ama bu yüzük yine de nişanlandığımızın nişanı...
Şimdi sen bizi buldun.Daha önce başkalarının da bulduğu gibi. Bunu bir sır gibi sakladık. Koruyup, sürdürdük. Talimatlar böyle korundu. Bu yapılmalı, dünyaları ayrı tutabilmek için.

Geciktiğimiz için özür dilerim.-Özre gerek yok, dakik olmak benim için bir şey ifade etmez. Sıradan olanların bir meziyetidir. Jurgis'in dahi olduğunu ilk ne zaman anladığımı biliyor musun? Öğle yemeğine üç gün geç kalmıştı.

Deizm veya yaradancılık, doğal dünyaya dair gözlemler ve mantığın kaynağını oluşturduğu; dinsel bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden bir Tanrı inancı olarak tanımlanır.

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir:
 

Kendi yarattıklarını cezalandıran ya da ödüllendiren, biz insanlarınkine benzer istekleri olan bir Tanrı'yı benim aklım almaz. Bedeni ile öldükten sonra yaşayabilecek bir insan da düşünemem. Zayıf yürekliler, korku ya da gülünç bir bencillikle bu çeşit düşünceleri beslesinler istedikleri kadar.
Albert Einstein
Ben, dünyanın yasalara dayalı uyumunda kendini açığa vuran Spinoza’nın Tanrı’sına inanıyorum, insanlığın işlerini yapan ve kaderi belirleyen bir Tanrı’ya değil.
Albert Einstein, New York Rabbi' Herbert S. Golstein’ın sorusunu yanıtladığı sözleri, 24 Nisan 1929

Deistler bilmişlerdir ki, Tanrı dışında insanüstü tanıdığınızda bunun arkasından sadece peygamberler değil; evliya, ermişler ve daha bilmem neler insanüstü varlıklara dönüştürülecek birer yedek ilâh halinde insan hayatına musallat edilecektir, edilmiştir. Akıl dışında kutsal tanımanın sonucu ise aklın hayatın dışına itilmesi, onun yerini kutsallaştırılmış birtakım adamların ilhamlarının, rüyalarının alması olacaktır. Tarih, özellikle dinler tarihi deistlerin bu iddialarını (veya öngörülerini) tamamen doğrulamıştır. Ve doğrulamaya devam etmektedir.

Panteizm uyartılmış ateizmdir. Deizm ise sulandırılmış teizmdir.
Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı (2006), s. 40

Genel olarak, platonik Hristiyan ülkelerde rahiplerin deizme; katolik ülkelerde ateizme geçtiklerini gözlemledim. Diderot, D’Alembert, D’Holbach, Condorcet insanların en erdemli kişileri arasında bilinirler. Onların erdemleri, o halde, Tanrı sevgisi dışında başka bazı temellere sahip olmalarıdır.
Thomas Jefferson, Thomas Law’a mektup, 13 Haziran 1814
O'nun gücünü sorgulamak istiyor muyuz? Yaratılışın sınırsızlığı içinde bunu görüyoruz. Onun bilgeliğini sorgulamak istiyor muyuz? Kavranamaz bütünün yönetilmesindeki değişmez düzenin varlığında bunu görüyoruz. Onun cömertliğini sorguluyor muyuz? Dünyayı doldurduğu bolluklarda bunu görüyoruz. Onun affediciliğini soruluyor muyuz? Nankörlere dahi sunduğu bolluklarda bunu görüyoruz. Tanrının ne olduğunu bilmek istiyor muyuz? Bunu herhangi bir insanın yazabileceği yazılı kitaplarda arama, Yaratılışın imzasında ara.
Thomas Paine, Akıl Çağı
Bazıları “Tanrı kelamı yok mudur, vahiy yok mudur?” diye soracaklar belki. Ben buna evet derim, Tanrı kelamı ve vahiy vardır. Tanrı kelamı gözlemlediğimiz evrendir.
Thomas Paine, Akıl Çağı
Yahudi, Hristiyan veya Müslüman olsun tüm din kurumları, insanlığı korkutarak esir eden, gücü ve kazancı tekelleştirme amacı güden insan icatlarından başka bir şey gibi görünmüyor bana.
Thomas Paine, Akıl Çağı
İmansızlık sadece inanç veya inançsızlıktan ibaret değildir; inanmadığı şeye inanmış gibi görünmeyi de kapsar.
Thomas Paine, Akıl Çağı
Benim ülkem dünyadır, tüm insanlar benim kardeşimdir, iyiyi ve doğruyu yapmak benim dinimdir.
Thomas Paine
Ateizmden bir önceki duraktır.
(Voltaire)

Gilles Deleuze, (18 Ocak 1925 - 4 Kasım 1995), Fransız yazar ve filozoftur.

İçimizdeki yasanın adı vicdandır.  
Bizi öldürmeyen şey, güçlendirir!    
Felsefe, kavramlar yaratma sanatıdır.   
Çoğunluk hiç kimsedir, azınlık herkestir.  
Kuşkusuz her yaşam bir çöküş sürecidir.    
Bilinç, gözümüz açıkken gördüğümüz rüyadır.   
Üzerine çuval da geçirilse erdem hala erdemdir.
İktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş olur.
İnsanların arasına gittim, ama henüz varamadım yanlarına.   
Erkekler neden kötülükleri için, kurtuluşları gibi inatla savaşırlar?   
Bir tek Tanrı'nın değil, tanrıların olması değil midir asıl tanrısallık ?
İnsanların tek umudu devrimci bir oluşta yatmaktadır. Tek yol budur.     
Neden insanlar, sanki özgürlükleri için savaşırlarmışcasına kölelikleri için savaşırlar?   
İletişim yok mu? Tam tersine, o kadar çok iletişim var ki, direniş yok, yaratıcılık yok.    
Gerçeklik fabrikada, okulda, kışlada, hapishanede, polis karakolunda fiilen vuku bulandır.   
Faşizmle savaşmak sadece sokaklarda olmaz; insan kendi içindeki faşizmle de mücadele etmelidir.     
Bir filozof yalnızca mefhumlar icat eden biri olmakla kalmaz; belki algılama tarzları da icat etmektedir.   
Devrim, yurtsuzlaştırmanın yeni toprağa, yeni halka çağrı yaptığı anda bile, mutlak”yurtsuzlaştırmadır.  
Eğer sağlam durursanız, üzerimize çöken bütün bu kuzey sisi dağılır ve altından şaşkınlık verici bir mimari çıkar.  
Zalim bir yönetimin üstünlüğü ve sırrı köleleri aldatmak, onları sindiren korkuyu özel din kılığı altında maskelemekte yatar.  
Bir insana âşık olmak onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmak ve sonra aynı hızla teklik içindeki çokluğu keşfetmektir.  
Hiçbir şey söylememe hakkı ne büyük bir  iyiliktir. Çünkü ancak o zaman nadir olanı; yani gerçekten söylenmeye değer olanı yakalama şansımız doğar.  
Bir tek sevinç değerlidir,bir tek sevinç kalıcıdır,bir tek sevinç bizi eyleme ve eylemin kutluluğuna yaklaştırır. Kederli tutku daima güçsüzlükten kaynaklanır.  

{

Delilik veya çılgınlık; yarı kalıcı, ağır zihinsel bozukluktur. Genelde bir zihinsel hastalık tipinden türer. Delilik terimi tıbbi bir terim olmaktan çok hukukî ve kültürel bir terimdir.

Delilik sandığınız şeyin sadece duyuların keskinleşmesi olduğunu söylememiş miydim ben size?
Edgar Allan Poe
Delilerin iki tür talihleri vardır. Akıllara aykırı düşen ekstra çılgınca atılganlıklarında başarılı olurlarsa “dâhi” unvanını alırlar, başarılı olmadılar mı doktorların ellerinde kalırlar.
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Halk var gücüyle seni ıslıklarken sen kendini alkışlarsan, bunun ne zararı olabilir? İşte kendini alkışlamanı mümkün kılan tek şey deliliktir.
Desiderius Erasmus
Delilik yerçekimi gibidir, sadece hafifçe dokunmalısın.
Kara Şövalye
Bugün ülkemizde haddinden fazla deli vardır. Bir kısmı hastanelerde tedavi görüyor, çok büyük kısmı ise serbest geziyor.
Mehmet Şevket Eygi
Delilerden mükemmel kobay olur, konuşsalar bile kimse kulak asmaz.
Zindan Adası
Normallik denilen şey neden adı konulmamış bir tür delilik olarak adlandırılmasın.
Blaise Pascal
Şizofreni kelimesinin ilk anlamını yeniden hatırlayalım: kalbi kırık.
R. D. Laing
Her devir birilerini ezer sonradan bunlara deli denir.
Refik Halit Karay

Burası Mezopotamya, burada kavga tarihle yaşıt.
Siz Türkler çok kahramansınız ama hepinide de köpek gibi öleceksinizSen öyle san şerefsiz burda kahramanlar bitmez - doğru ölen son kahraman sen olmayacaksın
Bu memleketin ekmegini yiyipde ihanet eden, bir gün gelir ekmek yediği yerden kurşunu yer
şeref albay şerefsizlikten ordudan atıldı...
Yusuf kuyuda ama kuyunun haberi yok

Derman arardım derdime,
Derdim bana derman imiş
Burhan arardım derdime
Derdim bana burhan imiş
Sağım solum gözler idim
Aşk yolunu bulsam diye
Ben dışarıda ararken
O can içinde can imiş

Sarhoş Balıkçı: İç! Kendinden geç. Denizi içecekmiş gibi bakıyorsun. Gel! İç aşkın şarabını. Gel! Herkese sunulmaz bu.
Yusuf: Sağol.
Sarhoş Balıkçı: Niye hayır diyorsun? Molla mısın yoksa? Sofiler haram dediler bu aşkın şarabına. Yar doldurur, ben içerim. Şarap benim, kime ne? Çok yazık. Ey zahid, şaraba eyle ihtiram. İnsan ol cihanda, bu dünya fani. Ehline helaldir, na ehle haram. Biz içeriz, bize yoktur vebali. Ne düşünüyorsun ahbap? Kavanoz dipli dünyaya sırtını dönüp gelmedin mi buraya? Ayık kafan başına bela olmadı mı senin? Bildiklerin yolunu kesmedi mi? Şimdiye kadar öğrendiklerin sana hiçbir şey bilmediğiniz ve anlamadığını öğretmedi mi? Sevap almak için içeriz şarap, içmezsek oluruz düçar-ı azap. Senin aklın ermez, bu başka hesap. Meyhanede bulduk biz bu kemali. İç, iç.

Marvel kahramanlarından Demir Adam'ın 2008 yılında beyaz perdeye uyarlanan filmi.

Barış varsa birinin daha büyük bir silahı var demektir.
En iyi silah kurşun harcamadığınızdır.
En iyi silahın, ateşlemek zorunda kalmadığınız silah olduğunu söylerler.Ben buna katılmıyoum.Ben sadece bir kere ateşlemek zorunda olduğunuz silahı tercih ederim.Babam öyle yaptı Amerika öyle yapıyor ve şimdiye dek gayet başarılı oldu.Bunlardan birini ateşlemek için bir bahaneniz olursa sizi temin ederim ki kötü adamlar mağaralarından çıkmayı hiç istemeyecek.
Hiçbir uçak pilotsuz başarılı olamaz. Çünkü bir pilotun içgüdülerine, olayların ötesini görme yeteneğine, olayların sonuçlarını anlamasına ya da bir pilotun muhakemesine sahip değildir.
Bazen daha yürümeyi öğrenmeden koşman gerekir.
Rekorlar kırılmak içindir.

Christine Everheart: Bay Stark, size günümüzün Da Vinci'si diyorlar, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tony Stark: Kesinlikle çok saçma, ben resim yapmam.
Christine Everheart: Diğer lakabınız hakkında ne düşünüyorsunuz? Ölüm Tüccarı?
Tony Stark: Fena Değil

Pepper Potts: Elbiseleriniz burada, temizlendi ve ütülendi. Ve dışarıda sizi istediğiniz herhangi bir yere götürmek için bekleyen bir araba var.
Christine Everheart: Siz şu meşhur Pepper Potts olmalısınız
Pepper Potts: Evet, öyleyim. (gülümseyerek)
Christine Everheart: Onca yıldan sonra Tony hala sana kuru temizlemeleri mi aldırıyor?
Pepper Potts: Bay Stark'ın istediği herhangi bir şeyi yaparım. Buna bazen çöpü dışarı atmak da dahil.

Jim Rhodes: Sen bir asker değilsin.
Tony Stark: Kesinlikle haklısın, ben bir orduyum.

Tony Stark: Jarvis
Jarvis: Eve hoşgeldiniz efendim.
Nick Fury: "Ben Demir Adamım". Dünyadaki tek süper kahraman olduğunu mu düşünüyorsun? Bay Stark, daha büyük bir evrene hoş geldiniz. Ancak henüz farkında değilsiniz
Tony Stark: Sen kimsin?
Nick Fury: Nick Fury, S.H.I.E.L.D. yöneticisi.
Tony Stark: Ah
Nick Fury: İntikamcılar girişimi hakkında konuşmak için buradayım

Resmi ağ sayfası

1. baskısı 1973'te Cem Yayınevi tarafından basılmış olan Yaşar Kemal'in 14. eseridir. Akçasazın Ağaları serisinin ilk kitabıdır. Roman, Çukurova'daki feodal yapıların çözülme sürecini, Sarılar ve Akyollu aşiretleri arasındaki çatışmalar üzerinden ele alarak, sanayileşme ve kapitalist sistemin etkilerini anlatır.

Derviş Bey: İstanbul’da hukuk okumuş, Fransızca, İngilizce, Yunanca ve Arapça bilen, aşiret Türkmen âdet, soy ve geleneklerine önem veren, aşiretinin itibarını ve nüfuzunu korumak için gerekirse cinayet işleyebilen bir aşiret reisidir.
Mustafa Bey: Akyollu aşiretinin reisidir. Derviş Bey’i öldürerek rakibini ortadan kaldırmayı hedefleyen aşiretin reisidir.
Murtaza Bey: Kimseye bir şey yapmadığı halde ölüm korkusuyla çıldırmak üzere olan, hakkında ölüm fermanı çıkarılan ve İstanbul’a kaçsa bile öldürülen bir kişi.
Karakız Hatun: Mustafa Bey’in annesidir. Derviş Bey’in öldürülmesi için oğluna baskı yapan güçlü bir hanım ağadır.

"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler." (Kemal, 2015, s.7)
Ölümü bilmeyen hiçbir şey bilemez. Ölümü bilmeyenler yaşıyorda sayılmazlar. Ya ölüm olmasaydı, ya ölüm korkusu olmasaydı? Usandırıcı bir şey... Ölüm olduğu için biraz daha çok yaşamak istiyoruz. Ölüm olmasaydı... (Kemal, 2015, s.72)
Vur, kır öldür, dövüş, zulmet, insanları aşağıla, dalkavukluk et, eee, sonu? Sonu bir karış toprak. (Kemal, 2015, s.297)

Kemal, Y. (2015). Demirciler Çarşısı Cinayeti. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
https://kitapdiyari.com.tr/roman/demirciler-carsisi-cinayeti/

Süleyman Sami Demirel, Türk inşaat mühendisi ve siyasetçi. Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. cumhurbaşkanı olup 1965-1993 yılları arasında da 7 farklı hükümette yaklaşık 12 yıllık bir süreyle başbakanlık yaptı.

Askerî cunta gelse ne yapacak, suçluları denize mi atacak?
22 Ocak 1971 tarihli Millî Güvenlik Kurulu toplantısında.
Ağca hapishaneden nasıl kaçmıştır? Hapishaneler yol geçen hanına dönmüştür. Hapishanelerden pek çok kişi kaçmıştır.
Aksini diyenin alnını garışlarım!
Ağzını kapatacaksın! Ders verimi düşük oluyor.
1980 öncesi mecliste, kendisine muhalif Ecevit'e tepkisi.
Açım diyene geber diyemezsiniz.

1934 yılını hatırlıyorum. Ümit ve bereket olan yeşil, o yıl köyümüze uğramamıştı. Bir yılın ekmeği, yeşilin içinde gizliydi. Ama 1934 kuraklık ve kıtlık yılı oldu. Köylü, çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın kız topluca yağmur duasına çıktık. Ben de onların arasındaydım. Büyüklerin dualarını, çocukların ise bağrışmalarını hiç unutmuyorum.İşte o gün bugün kuruyan başağın arkasından gidiyorum. Kuruyan başak, Türk köylüsünün ümididir. Tane, dolmadan kurumuşsa, solmuş demektir. Çaresizliğe terk edilişinin işaretidir. Medeniyetçilik mücadelesine beni iten, köylünün o kış çektiğidir. Ailemizde, eli tutan herkes çalışırdı. Evimizdeki işimizin dışında oyun oynamaya pek vakit bulamazdık. Okula giderken, elimize bir de odun alırdık. Çünkü okulda yakacak yoktu.Okul yolunda beni çok yoran bir çantam vardı. Çantam neredeyse benim boyum kadardı. Bir elimde odun, bir elimde koca çanta, ayaklarımda da çok büyük ayakkabılarla uzun yol yürür, okula ulaşırdım.
Bak şu kiremitleri görüyor musun? Cumhuriyet bu kiremittir. Şu göleti görüyor musunuz? Cumhuriyet işte budur. Bakın şu baraja, Keban’dır, biz yaptık. Bu Cumhuriyet’tir. Şu fabrikaya bakarsınız, orada Cumhuriyet’i görürsünüz. Cumhuriyet, çimentodur, kiremittir, fabrikadır, yoldur, barajdır, kalkınmadır, refahtır.
Bana Türkiye’nin durumunu bir kelimeyle anlatın derseniz "iyidir" derim. İki kelimeyle anlatın derseniz "iyi değildir" derim.
Bana, "Sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor." dedirtemezsiniz.
1978 Maraş Katliamı olayları sonrası basına verdiği mülakattan.
Bugün sağ tedhişçi diye bir şey yoktur. Türkiye'de sol tedhişçi vardır, sağ tedhişçi diye bir şey yoktur. Adam öldüren yok yani.
Ben altı kere gittiysem yedi kere geldim.
"Sizi o bulunduğunuz yerden altı defa indirdiler, hâlâ orada oturmaya utanmıyor musunuz?" diye soran gazeteciye.
Ben bir gün evimde otururken Çankaya'ya çıkayım diyerek çıkmadım.
Basit ve anlaşılabilir ifade edemiyorsanız, yeteri kadar anlamamışsınız demektir.
Ben bir işe girersem adamı anasından doğduğuna pişman ederim.
Ben iyi yaşamak istemeyen bir halkı iyi yaşatamam ki!
Beşiktaş'ı niye sormuyorsun?
Kendisine Fenerbahçe'yi mi, yoksa Galatasaray'ı mı tuttuğunu soran muhabire cevaben.
Binaenaleyh, öküzün altında buzağı aramanın manası yoktur.
24 Ocak 1980'deki basın toplantısından.
Binaenaleyh Türkiye'nin altı çürüktür, Türkiye'nin altı çürüktür diye bırakıp gidecek değiliz, bununla yaşamasını öğreneceğiz.
17 Ağustos depremi sabahı.
Binaenaleyh barışmasını bilmiyorsan, tartışmayacaksın.
Bulun 226'yı, düşürün hükümeti.
Bulut buluttur, bulutun akı da buluttur garası da, binaaneleyh, üzerine gonuşmaya değmez.
"Sayın Demirel, Yıldırım Akbulut için ne düşünüyorsunuz?" diye soran gazeteciye.
Bize plan değil, pilav lazım.
70'li yıllarda ekonomik politikaların belirlenmesi sürecinde CHP'nin önerdiği planlı kalkınma önerisine cevaben.
Bu düzen böyle giderse elbet birileri çıkar, şapkayı giyer, kırata da biner.
Cumhurbaşkanlığı görevi sonrası seçim zamanı gazeteciye verdiği cevap.
Ben 12 Eylül'le sandıkta hesaplaştım.
12 Eylül yargılamasında müdahil olup olmayacağı konusunda.
Biz özel televizyonlara  "hür olun"  dedik.  "Çıplak olun"  demedik ki!
Özel televizyonlar ve yayınlarının müstehcenliği tartışmaları olduğu sırada.
Bunların gidişi Allende gidişidir, sonları nasıl olur bilmem.
1979 yılında Başbakan Bülent Ecevit'i öldürülen Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'ye benzetir.
Bu takdir-i ilahidir. Herkes söylediğimi iyi dinlesin. Bu, Cenab-ı Allah'ın takdiridir. Biz Müslüman bir ülkeyiz ve İslam inançlarına sahip bir milletiz. Doğanın gücü dediğimiz afetler ortaya konduğu zaman bunun karşısında insanoğlunun ne kadar sıkıntıya düştüğünü, ne kadar acze düştüğünü ilk defa görüyor değiliz. Çünkü bu bir muhteşem güçtür; ölçülmesi, biçilmesi mümkün olmayan ve bizim dileyeceğimiz şey bu gibi hadiseler karşısında beterinden ve tekrarından Cenab-ı Allah'ın milletimizi, memleketimizi korumasıdır. Hiç bunun eleştirilecek yeri yoktur.
17 Ağustos depremi için yaptığı açıklama.
Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.

CHP, tanklar dolusu motorin ve fuel-oil devretti de biz bunları içtik mi?
Camiye siyaset girerse ibadet kalmaz, mahkemeye siyaset girerse adalet kalmaz!

Çorum'u bırakın, Fatsa'ya bakın.
Çorum olayları hakkında düşüncülerini soran gazeteciye cevabı.
Çaya yapılan zam değildir. Kalite ayarlaması yapıldı. Çayın kalitesi yükseltildi.
Çaya yapılan zammı soran muhabirlere.

Darbe Komisyonu'na ben ifade veriyor değilim. Eğer Darbe Komisyonu ifade almak istediğini söyleseydi ben kabul etmezdim onu. Ben devletin işlerini zorlaştırmam, kolaylaştırırım. Bilgi istiyorsanız verdik bilgi ama o kadar çok bilgi alındı ki sağdan soldan bunun içerisinden nasıl çıkılacağını doğrusu ben de merak ediyorum. Ama söylüyorum inşallah Darbe Komisyonu bu görevini bir tahkikat komisyonu haline getirmez.
Devlet seçim sonuçlarına göre gereken tedbirleri alır.
“Daha fazla daha iyidir” diye kendinizi kandırmayın.
Devlet bazen rutinin dışına çıkabilir.
Kasım 1996 Susurluk skandalı sonrası
Derin devlet, normal devletin raydan çıkmış halidir.
Derin devletin ne olduğunu soran bir muhabire cevaben.
Demokrasilerde çareler tükenmez.
Dün dündür, bugün bugündür.
DYP'yi ben kurdurdum.
Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz.
Dört kaz teslim etsen, akşama üçünü kaybedip gelir.
1980 öncesinde Bülent Ecevit'e.
Dünyanın hiçbir ülkesinde zimmetinde 1200 ölü, %70 enflasyon, itibarsızlık, zulüm, işkence, adaletsiz ve merhametsiz partizanlık bulunan böyle bir hükûmet, bir gün dahi ayakta duramaz. Hırsı boyunu aşmış bir kadro, idareyi gasbetti.
Bülent Ecevit hükûmetine, 11 Şubat 1979

Efendim ben ne yapayım?  "Askerler yapmadı, başaramadı."  demek fevkalade dalalet olur.
3 Ağustos 1980 günü yapılan sıkıyönetim koordinasyon toplantısında askerlerin anarşi ve terörle mücadelesini takdir ederken
Elektriğin komünisti olur mu?
Enkaz devraldık.
Esasen Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum.
1 Ekim 1998 TBMM Yasama Yılı Açış Konuşması'ndan.
Eylemciler direktifi Ecevit'ten alıyor. Hükûmetin başı bir avuç para babasının hükûmeti tehdit ettiğini açıkça ilan ederek bunların hakkından gelinmesini istemiştir. Bu talebi 2 gün sonra yerine getirilmiştir.
24 Temmuz 1979 günü İstanbul'da 100'e yakın eylemcinin 7 iş yerini basıp bombalaması hakkında

Fırat'ın kenarındaki bir kuzudan ben sorumluyum.
Fiyatlar günden güne artıyorsa memlekette pahalılık var demektir.

Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir.
GAP'ı kimseye gap diye gaptırmam.
Geçmişi kötülemek suretiyle hiç kimse kendini parlatamaz. Herkes kendi icraatını ortaya koymalıdır.
Geçmiş pişmanlık, gelecek endişedir. Huzur ise; sadece şu anda, bu gündedir.
Goalisyon hökümetimiz hayırlı uğurlu olsun.
1991 genel seçimleri sonrası DYP-SHP koalisyon hükümetinin kurulduğu gün.
Güniz Sokak'ta Nazmiye ile tavuk besleyecek değiliz.
Günah benden gitti!
1990'larda PKK'nın eylemlerinin arttığı sırada.

Hiç silah satan barış ister mi, ilaç satan sağlık ister mi, din satan ilim ister mi, hırsız olan hukuk ister mi?
Herkes benim gibi, "Dün dündür, bugün bugündür." deyip işin içinden çıkamaz!
Cumhurbaşkanlığının son basın toplantısında.
Hükûmet; ayakta durdukça anarşiyi körükler, ona cesaret verir. Ecevit; hile, entrika ve desise ile ele geçirdiği bugünkü ayıplı hükûmetin memleket meseleleri altında ezilmesinden dolayı feryat ediyor.
2 Temmuz 1978
Hükûmet, günahlarının içinde boğulup gidecek. 14 ay içinde meydana gelen kan denizinin başsorumlusu hükûmettir. Başbakan silahların gölgesine sığınmıştır.
3 Mart 1979
Hiçbir suyun derinliğini iki ayağınızla birden yoklamayın.
Her tohum kendi toprağında yeşerir, tohum çiçeğini, çiçek meyvesini göremez.
Hamsi kavağa çıkar mı? Çıkmaz. Bu ANAP ancak hamsi kavağa çıkınca iktidar olur.
20 Ekim 1991 genel seçimlerinden önce düzenlediği bir mitingte yaptığı konuşmadan.
Halk yaş sebze gibidir, günlük yaşar.
Huzurlu bir yaşam için dinleten değil dinleyen, yargılayan değil anlayan, eleştiren değil hoşgören, kavga eden değil affeden olun.
Hakiki dost iyi günde davetle, kötü günde kendiliğinden gelir.
Hükûmetin başı.
Kendi partisinden 11 milletvekili transfer ederek hükûmeti kuran Bülent Ecevit'ten bahsederken, başbakan demek yerine.
Hayat maçını kaybettiren golleri en çok  “Kendinizi en güçlü hissettiğiniz anlarda”  yiyebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.

İcabı olup olmadığı tartışılabilir. Ama icabı varsa feminizm fevkalade güzel bir şeydir.
Elele dergisine verdiği mülakatta.
İşiniz vardı da biz mi aldık?
12 Temmuz 1969'da iş isteyenlere söylediği.
İşsizlikten kurtulmak istiyor musunuz? Takılın peşimize.
1991 genel seçimleri öncesi miting konuşmalarından.
İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu. Gaz lambasıyla okur-yazardık. Köy okulunu bitirdim. Ortaokul yoktu. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Sonra Afyon Lisesi. Eğer bana Cumhuriyet nedir, diye sorarsınız. Size cevabım şudur: Cumhuriyet benim işte! İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk’e borçluyuz.

Kendim için bir şey istiyorsam namerdim.
Kederde de mutlulukta d

Demirhan Baylan (d. 25 Aralık 1970, Sivas, Divriği), besteci, müzisyen, ses mühendisi, modern düşünür ve yazar.

Gereksiz savaşlar dünyasında tatlı savaşlardan birini seçmekte fayda var. Madem mecburuz... O halde gayetle şairane bir şekilde 'kendimle' savaşmayı seçeyim.
Tarih popülisttir. Her zaman buz dağının görünen ucu hakkında konuşmaya mahkumdur. İdeolojiler doğrultusunda yazılmamış, dürüst bir tarih bile olsa bundan kaçamaz. Zira tüm gerçekleri, tüm boyutlarıyla kayda geçmek mümkün değildir.
Paradigmalar değişince kral bir anda soytarı haline gelir. Kitlelerin lideri bir anda şamar oğlanına dönüverir. Ya da tam tersi, kör ölür, badem gözlü olur. Şartlar değişmeye görsün kitleler liderlerini terketmekte bir an bile tereddüt etmezler.
Müzik fiziksel özellikleri itibarıyla, sonsuzluktan ödünç alınan parçalarla, sonsuzluğu tanımladığımız ve sonra da sonsuzluğa iade ettiğimiz bir sanattır.
Herhangi bir müzik eserine sahip olmak (herhangi?), fiziksek yapısı itibariyle sonsuzluğa, hayallere ve de yok oluşa şahit olmaktır.
Umudunu tutkuya karşılayanları unutmamalısın, onlar gerçek yol arkadaşlarındır.

Adaletsizlik eden, adaletsizliğe uğrayandan daha mutsuzdur.
Akıllı olduğuna inanmış birini akıllı kılmaya çalışmak boşa vakit harcamaktır.
Aklın üç belirtisi vardır. İyi düşünmek iyi söylemek iyi yapmak.
Atomlar ve boş uzaydan başka var olan hiçbir şey yoktur; geriye kalan her şey sadece düşüncedir.
Bir şeyi şiddetle arzulamak ruhunu başka şeyler için kör etmektir.
Biz hiçbir şey bilemeyiz. Doğru ancak gerçeğin derinliğinde bulunabilir.
Biz insanız, bize insanlığın acılarına gülmek yakışmaz, insanlığın acılarına üzülmek yakışır.
Kıskanç kişi düşmanına kötülük eder gibi kendine kötülük eder.
Doğru düşünenlerin umutları gerçekleşebilir umutlardır; kafasızların umutları gerçekleşemez umutlardır.
Dostluğu doğuran duygulardaki uygunluktur.
Hakikat uçurumun dibindedir.
Hekimlik bedenin kötülüklerini, bilgelik ruhun kötülüklerini iyileştirir.
Duyularımız bize asla gerçeği gösteremez, ancak edindikleri algıyı yansıtırlar. Gerçek, duyularımızın çok ötesinde bir şey olmalı.
İnsanı mutlu kılan ne bedensel güçlükler ne zenginliklerdir, insanı mutlu kılan dürüstlük ve sakınıklıktır.
Ödev insanı adaletsiz olmaktan engeller; en azından, kendi adaletsizliğine sahip çıkmaktan engeller.
Çelişkiyi ve boş sözleri seven biri ciddi herhangi bir şey öğrenemez.
Pers Kralı olmaktansa, bilen kişi olmayı tercih ederim.
Sadece düşmanını yenen değil, heveslerine hakim olan da erdemini göstermiş olur.
Ruhun iyiliklerini aramak kutsal iyilikleri aramaktır; bedenin iyilikleriyle yetinmek insanî iyiliklerle yetinmektir.
Yanlışlardan sakın; korkuyla değil, ödev duygusuyla.

Demokrasi, halkın egemenliği temeline dayanan bir yönetim biçimidir.

Onaylama mühendisliği demokratik sürecin özü, ikna etme ve önerme özgürlüğüdür.
Edward Bernays
Dünya demokrasi tarihi içinde, “Atina” merkezli, Atina'da uygulanan demokrasi yanında, “Medine” merkezli, Medine'de uygulanan demokrasi de vardır.Gelecekte dünyada Atina demokrasisi kadar Medine demokrasisi de tartışılacaktır.
Ersin Nazif Gürdoğan
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, 200 yılı bulan demokrasi arayışlarımızda, doğrudan milletimizin iradesiyle hayata geçirilen tek yönetim reformudur. Diğer tüm değişimler, ya savaş şartlarında ya da olağanüstü dönemlerde gerçekleşmiştir. Demokrasinin ve cumhuriyetin özüne uygun bu reformun sahibi, bizatihi milletimizin kendisidir.
Recep Tayyip Erdoğan
Demokrasi, Türklüğü böylece geri götürmek rejimi olacaksa onu temeline kadar yıkacak olanların ilk gönüllüsü benim.
Falih Rıfkı Atay

Demosthenes (Yunanca: Δημοσθένης), Atinalı ünlü politikacı.

Uzaktan cesur olmak kolaydır...
Kendinize gelin Atinalılar! neyi bekliyorsunuz? Zeus hakkı için, evet, zora gelmeyi bekliyorsunuz. Şimdi olup bitenleri nasıl değerlendirmek gerekir? Ben kendi adıma içine düştüğümüz utancın özgür insanlar için en büyük zorlama olduğunu düşünüyorum.
... olaylara bu şekilde yaklaştığınız takdirde, hemen başka bir Phillippos yaratacaksınız; çünkü onu büyüten, kendi gücünden çok bizim umursamazlığımızdır!
Sunum, sunum, sunum.
Kendisine retoriğin en önemli üç bileşeninin ne olduğu sorulduğunda verdiği yanıt.
Kınanma ile başa çıkmanın en hazırlıklı ve güvenilir yolu kendimizi düzenlemektir.
Adaletsizlik, yalan tanıklık ve ihanette kalıcı bir güç bulunması olası değildir.
Geleceğin önümüze ne getireceğini kimse söyleyemez ve küçük fırsatlar genellikle büyük girişimlerin başlangıcıdır.
Geçmişteki her avantaj ortaya çıkan sonuçla değerlendirilir.
Bir kişinin kendisini kandırmasından daha kolayı yoktur. Kişi neyi arzuluyorsa ilk iş olarak ona inanır.

Michel de Montaigne (28 Şubat 1533 - 13 Eylül 1592), 16. yüzyıl Fransız deneme yazarı.

Bu kitapta sade, doğal, her zaman olduğum gibi, yapay olmadan ya da bir gerilme içinde olmaksızın; kendi portremi oluşturmak istiyorum... Kısacası kitabın konusu kendimdir.
Kitap I, Okuyucuya (önsöz) (1580)
Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder. Çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
I. kitap, 9. bölüm
Paranın saklanılması, kazanılmasından daha zahmetli bir iştir.
I. kitap, 14. bölüm
Rahatsız, gözü doymaz, telaşlı bir zengin, düpedüz yoksul bir kişiden daha zavallı gelir bana.
I. kitap, 14. bölüm
Cimriliği yaratan yoksulluk değil, zenginliktir daha çok.
I. kitap, 14. bölüm
En fazla korktuğum şey korkunun kendisidir.
I. kitap, 18. bölüm
Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
I. kitap, 24. bölüm

Eğitimin insanı bozmaması yetmez, daha iyiden yana değiştirmesi gerekir.
I. kitap, 25. bölüm
Olgun bir okuyucu çok kez başkasının yazdıklarında yazarın değinmediği güzellikler bulur, okuduklarına daha zengin anlamlar ve renkler kazandırır.
I. kitap, 26. bölüm
En çok inandığımız şeyler, en az bildiklerimizdir.
I. kitap, 32. bölüm
Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgârdan hayır gelmez.
II. kitap, 2. bölüm
Bir arı başkasını sokunca kendisine daha çok zarar verir. Gücü ve iğnesi elden gider.
II. kitap, 5. bölüm
Kendini olduğundan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır.
II. kitap, 6. bölüm
Benim mesleğim ve sanatım yaşamaktır.
II. kitap, 6. bölüm
Bunca bekçili, silahlı evler yok oldu gitti de benimki niçin duruyor? Anlaşılan, diyorum, o evler bekçili, silahlı oldukları için yok olup gittiler. Korunmak saldırana hem istek veriyor, hem de hak kazandırıyor: Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez.
II. kitap, 15. bölüm
Bilinecek, bilinince de daha fazla hatırı sayılacak diye iyi adam olan, insanların kulağına gitmesi koşuluyla iyilik eden kişi, kendisinden daha fazla yarar sağlanabilecek bir insan değildir.
II. kitap, 16. bölüm
Birçok hayvanların, hatta insanların, öldükten sonra kaslarını sıktıkları, oynattıkları görülür. Herkes bilir kimi uzuvlarımız bizden hiç de izin almadan kımıldar, dikilir ve yatarlar. Yalnızca derimizi oynatan bu etkilemeler bizim sayılmaz. Bizim olması için insanın bütünlüğüyle işe karışması gerekir. Uyurken elimizin, ayağımızın duyduğu acılar bizim değildir.
II. kitap, 26. bölüm
Söylemek bir iş, yapmak ise başka bir iştir.
II. kitap, 31. bölüm

Tıpkı bir doktorun işini yapması gibi değiştirmek bilmekten değerlidir.
II. kitap, 37. bölüm
Kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm.
II. kitap, 16. bölüm
Bir şey koparır bizden yıllar, akıp giderken.
II. kitap, 17. bölüm
Bütün ahlak felsefesi sıradan ve kendi halinde bir hayata da girebilir, daha zengin, gösterili bir hayata da: Her insanda, insanlığın bütün hâlleri vardır.
III. kitap, 2. bölüm
Kadınların, süs ve aylaklıklarının bizim emeğimizle beslenmesi gülünç ve haksız bir şeydir.
III. kitap, 9. bölüm
Kendini başkalarına ödünç ver ama kendini sadece kendine ver.
III. kitap, 10. bölüm, İlk paragrafın sonu
Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?
III. kitap, 13. bölüm

Bilmeyi istemekten daha doğal bir istek yoktur.
III. kitap, 13. bölüm

Düşünmekten utanmıyorsan, söylemekten de utanma!
Dünyanın en büyük cezaevi cahil insanın kafasının içidir !  
Düşünce olmadan, geriye kalan her şey kör, sağır ve cansızdır.
Değiştirilemeyen bir düzen kötü bir düzendir.
Bilim iyi olmasına iyi bir ilaçtır.
Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.
Düşüncelerimizin en iyi aynası hayatlarımızın akışıdır.
Zekanın en çok görülen işaret ve belirtisi neşedir.
Doğada faydasızlığın kendisi de dahil, faydasız hiçbir şey yoktur.
Doğanın istediği gibi düşün ve yaşa.
Issız yerlerde kendin için bir evren ol.
Yalnız kalınca sıkılır,ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız.
Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar.
Adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez.
Alışkanlıklarımızı saklayan o saçma örtüleri sıyırıp atmak gerekir aslında.
Ah şu insanlar! Daha bir solucan yapamazken, nice nice ilahlar yarattılar!
Alışkanlık içimize sinsi girer. Önceleri kuzu gibi sevimlidir. Zamanla yerleşir, azılı ve amansız bir hal alır.
Alçakgönüllü yüreklerde yaşayan düşünceler, en yüksek düşüncelerdir.
Kimse kendi içine inmeye çalışmaz, bense kendi içimde yuvarlanıp duruyorum.
Gideceği limanı bilmeyen bir gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.
Gereğinden önce dertlenmek, gereğinden fazla dertlenmektir.
Erdemli olmayı göze al; bu yola gir; Irmak hiç durmadan akıp gidecektir.
Felsefe bizi başkaları için değil, kendimiz için; güçlü görünmek için değil, güçlü olmak için yetiştirir.
Felsefeyi, çocuklar için ulaşılmaz, asık yüzlü ve belalı göstermek, büyük bir hatadır.
Günümüzde felsefeye hala gereksiz bir şeymiş gibi yaklaşılıyor; ama insanlar yanılıyorlar ve felsefenin gerekliliğinin farkında değiller.
Mademki asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve mademki çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır, niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş.
Kendimize, tümüyle bizim olan, başkalarının giremeyeceği, gerçek özgürlüğümüzü oluşturacağımız, tam anlamıyla inzivaya çekilip yalnız kalabileceğimiz küçük bir arka oda ayırmalıyız.
Kendine Dost olan bilsin ki...! Herkesle Dosttur...
Kişi ileride eziyet çekeceği için korkuyorsa, şu anda korkusundan eziyet çekmeye başlamış demektir.
Her insanda, insanlığın bütün hâlleri vardır.
Yılların elimizden çekip aldığı yaşama zevklerini dişimiz, tırnağımızla savunmalıyız.
Bazen iyi bir öğüt, pahalı bir armağandan daha değerlidir.
Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür; Ona iyiliği kötülüğü katan sizsiniz.
Herkes kendisi için bir derstir; yeter ki; insan kendisini yakından görmesini bilsin.
Hiçbir şey kendiliğinden ne o kadar üzücüdür, ne de zor. Bizim gevşekliğimiz, güçsüzlüğümüzdür ona bu niteliği veren.
Kalemlerimizi mürekkebe batırmakla yetinelim, kana batırmayalım. Denemeler,
Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim, halkın takdiri de, canı isterse ardımızdan gelsin.
Hiçbir şey öfke kadar insan düşüncesini saptıramaz.
Halkı bir tek insan, bir tek insanı bütün halk gibi gör.
Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.
Bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez...
Bir başarı bin mazeretten üstündür.
Gün geçtikçe kendimden ayrılıyor ve uzaklaşıyorum.
İyiliğin bilgisine sahip olmayana bütün diğer bilgiler zarar verir.
Çatabilirsen önce fikirlerime çat; sonra bana.
Zihinde ve bedende rahatlık olmadıkça, dösek rahat olmuş neye yarar.?
Zihninizi kendinize saygı gösterinceye kadar erdemli düşüncelerle doldurun.
Her şerefli insan, vicdanını yitirmektense şerefini yitirmeyi tercih eder.
Öbür dünyada bize vaat ettiğin zevkler, burada yaşanan zevklerse bunların kutsallığından söz edilemez.
Az sonra değişebilirim .. yalnızca halim değil amacım da değişebilir.
Akıllı insan, herkesten öğrenen insandır.
Acı çekmekten korkan biri zaten korktuğundan acı çekiyordur.
Araştırmanız gereken, insanların sizin hakkınızda nasıl konuştuğu değil, sizin kendi hakkınızda nasıl konuştuğunuzdur.
Acıyı acıyla gidermeyi sevmem.
Mutluluk, uykuya benzer. Eğer kendiliğinden gelmezse, zorla getirilmesi imkansızdır.
Mutluluk varacağınız bir istasyon değil; bir yolculuk biçimidir.
Bir adamın nasıl olduğunu görmeden mutlu yaşam üzerine fikir yürütmemeli.
Doğanın yasaları bizim yaptıklarımızdan her zaman daha akıllıcadır.
Dünyanın en yüksek tahtına bile çıksak yine kendi kıçımızın üzerine oturuyoruz.
Dünyada insana insan kadar kötülük edebilecek hiçbir hayvan olmadığını anlamıştı.
Dünyanın birden düzeleceği yoktur: ama insan kendini sıkan şey karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak ister. binlerce örnek de gösteriyor ki dünya böyle çabuk şifa aramaktan hep zarar görür.
Bilmeyi istemekten daha doğal bir istek yoktur.
Bilgeliğin en açık görüntüsü sürekli bir sevinçtir.
Bütün umudum kendimde.
Başkalarına olduğu kadar kendimize de yabancıyız.
Başına dolu yağan, dünyanın dört bucağını fırtına içinde sanır.
Bazen kendi kendine konuşmak, bir insanla konuşmaktan daha iyidir.
Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
Başkalarında bizden daha fazla yiğitlik, beden gücü, deneyim, yetenek, güzellik görebiliriz; ama akıl üstünlüğünü kimseye vermeyiz.
Yaşlanmanın, yüzümüzden çok, aklımızda kırışıklıklar meydana getireceğinden korkarım.
YaInızIık, bedenin değil düşün kimsesiz kalmasıyla başlar.
İnsanın imkan varsa karısı, çocuğu, parası, hele sağlığı olmalı; ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı.
Bir kapıyı itmeden açık olup olmadığını anlayamazsın.
Bir şeyi ezberlemek, bilmek demek değildir.
Bütün günler ölüme doğru gider; son gün varır.
Bizi mutlu eden, bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varmaktır.
Bir amaca bağlanmayan kişi yolunu kaybeder. Çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
Bir gün hepimiz ölümü tadacağız.
Bir aileyi idare etmek, bir devleti idare etmekten daha kolay değildir.
Bir adamı sanıları yüzünden diri diri ateşte yakmak, o sanılara fazla değer vermek olur.
Belli bir limana dümen kırmayanı hiçbir rüzgâr desteklemez.
Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil; kendimi öğrenmektir.
Ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır.
Beklemeye tahammülü olmayan hiçbir yolculuğa çıkmasın.
Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil;kendimi öğrenmektir.
Ben durmadan kendimi düzenliyorum çünkü durmadan anlatıyorum.
Bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir.
Bir kavgaya veya davaya sudan nedenlerle katılanların, sudan nedenlerle ayrılıvermeleri olağandır.
En büyük sanat, kendini ayakta tutma ve kendisi olarak kalma sanatıdır.
Eğer vicdan temiz değilse, içine döktüğünüz her şey ekşir.
En az bilinen şeye inanıldığı kadar başka hiçbir şeye bu denli sıkıca inanılmaz.

Tecrübe, bir konuda zamanla elde edilen bilgi birikimidir.
Tecrübe hakkındaki alıntılar:

Tecrübe aktarımının yönü değişti! Fakat gerçekten öyle mi? Çünkü en tecrübeli insanlar, interneti en fazla kullananlar değil. Torunların tecrübesi “gerçek,” daha doğrusu “hakiki” tecrübe değil, “sanal” tecrübe. Kaldı ki, tecrübe eşittir bilgi değil. Hakiki bilgiye sahip olmak için “yaşamak” gerekir, tecrübe yaşanılan şeydir, öğrenilen değil; torunlar yaşamıyorlar, seyrediyorlar, sadece seyrediyorlar. Fakat bu, ima ettiğiniz gibi, öteden beri varolageldiğimiz toplumda yeni bir hiyerarşi doğruyor. ben buna sanal hiyerarşi diyorum.
Hüsamettin Arslan
Hiçbir insanın bilgisi, edindiği tecrübenin ötesine geçemez.
John Locke (İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme; II. kitap, 1. bölüm, 19. kısım, 1689)

Kendi tecrübenin avantajı büsbütün kesinliğe sahip olmandır.
Arthur Schopenhauer
Tecrübe, yaptığımız hataların bileşkesidir.
Oscar Wilde
İnsanın varlığı sırla kuşatılmıştır. Bizim dar bilgimiz ve tecrübemiz sınırsız denizlerde bir küçük adadır sadece.
John Stuart Mill
Sadece tecrübe sayesinde bir şeyler öğrenebiliriz ve hiçbir zaman bir olayı akıl yoluyla tamamen kavrayamayız.
Friedrich August von Hayek
Tecrübe, insanın başına gelen şey değildir, o insanın o başına gelenle ne yaptığıdır.
Aldous Huxley
Deneyim başka şeylere bakarken kazandığınız şeydir.
Federico Fellini
Tecrübe çok acımasız bir öğretmen; önce sınavı yapıyor, dersi sonra öğretiyor.
Vernon Law
İyi kararlar tecrübe sayesindedir, tecrübe ise kötü kararlar sayesinde.
Will Rogers

Denis Diderot (5 Ekim 1713 - 31 Temmuz 1784), Fransız yazar ve filozof.

Felsefeye doğru atılan ilk adım, inançsızlıktır.
Düşünürü özel kılan, kanıtsız hiçbir olguyu kabullenmemesi ve yanıltıcı kavramlara kanmamasının yanı sıra mutlak, muhtemel ve şüphelinin sınırlarını kesin çizebilmesidir. Bu eser (Ansiklopedi) zamanla zihinlerde bir devrim yapacak ve umarım ki diktacılar, baskıcılar, fanatikler ve bağnazlar artık kazanamayacaklar. İşte o zaman, insanlığa hizmet etmiş oluruz.
Sophie Volland’a yazdığı 26 Eylül 1762 tarihli mektup.
Eğer rahipleri istiyorsanız filozoflara ihtiyacınız yok demektir ve eğer filozofları istiyorsanız rahiplere ihtiyacınız yoktur; çünkü biri aklın dostu ve bilimin geliştiricisi olarak anılırken, diğeri aklın düşmanı ve cehaletin savunucusu olarak tanınır.
Fanatizmden barbarlığa tek adımda geçilir.
Filozof için akıl neyi ifade ediyorsa, Hristiyan için de rahmet aynıdır. Hristiyan’ı rahmet harekete geçirir, filozofuysa akıl.
Filozoflar hiç din görevlisi öldürmemiştir, oysa din görevlileri çok fazla filozof öldürmüştür.
İnsanlar ihtiyarları sayarlar, fakat onları sevmezler.
İnsan sonradan Stoacı olur ama doğuştan Epikürcüdür.
Sadece tutkular, büyük tutkular yükseltebilir insanı büyük işlere.
O engin bilim dünyası bana bazı yerleri aydınlık, bazı yerleri karanlık olan büyük bir arazi gibi görünüyor. Çabalarımız ya aydınlık bölgelerin sınırlarını artırmak ya da aydınlatma merkezlerinin sayısını artırmak amacında olmalıdır. İkincisi için yaratıcı dehalar gerekiyor; ilki için ise geliştiren, genişleten, güçlendiren bir bilgelik.
En tehlikeli çılgınlar din tarafından yaratılan bu kişilerdir, ve... onları nasıl kullanacağını gayet iyi bilerek toplumu karıştırmayı amaçlayan kişilerdir.
Hristiyan Bayanla Konuşmalar (1774)
Ne kadar yaşlı bir dünya! İki sonsuzluk arasında yürüyorum.
Salon of 1767 (1798), Oeuvres esthétiques
Özlü sözler gerçeği hafızalarımıza perçinleyen keskin çivilerdir.
A Dictionary of Thoughts,  Tryon Edwards, s. 338
En mutlu kişiler diğerlerine mutluluk verenlerdir.
Happyology, Harald W. Tietze, s.28
Bir tek tutku vardır, mutluluk için olan.
Elements of Physiology (1875)
Herkesin kendi mertebesi vardır. Ben kendiminkini unutmaya razıyım ancak nezaketimden ve bir başkası bana unutmamı söylediğinde değil.
Rameau's Nephew,  (1762)
Bir kişi bana gerçeği aramamı söyleyebilir onu bulmamı değil.
Pensées Philosophiques (1746)
Hristiyan için inayet neyse filozof için mantık odur.
L'Encyclopédie (1751-1766)
Yetenek ve erdemin insanlara bir ilerleme kaydettirmediği herhangi bir ülkede, para ulusal bir tanrı olacaktır. Böyle bir ülkenin insanları ya paraya hükmedecekler  ya da diğerlerini ona sahip olduklarına inandıracaklardır. Zenginlik en büyük erdem, yoksulluk ise en büyük ayıpları olacaktır.
Observations on the Drawing Up of Laws (1774)

Dolandırıcılıktan uzak durun.
Hayat bir dizi yanlış anlaşılmadır.
Masalları anlatmak ne kadar kolay!
Tanrıya inanmamı istiyorsan, ona dokunmamı sağla.
En tehlikeli deliler din tarafından yaratılan delilerdir.
İnsanlar okumayı bıraktıklarında düşünmeyi bırakıyorlar.
Cennetteki Babamıza benzemek isteyen iyi bir baba yoktur.
Ölüm hayat kadar doğal olduğu halde, neden bu kadar korkarız?
Bir canavar nedir? Varlığı, mevcut düzen ile bağdaşmayan bir varlık.
Suçlamamız gereken insan doğası değil, onu saptıran aşağılayıcı kurallar.
İnsanlar erdemi övüyorlar, ama ondan nefret ediyorlar, ondan kaçıyorlar.
Ne yaptığını düşün; Beni bir kez kandırırsan bir daha sana inanmayacağım.  
İncil'i bir mucize ile ispatlamak, doğaya aykırı bir şeyin saçmalığını kanıtlamaktır.
Adalet komuta edenlerin ilk erdemidir ve itaat edenlerin şikayetlerini durdurur.
Kötülük, her zaman bu dünyada bazı dahiler veya başkaları aracılığıyla ortaya çıkar.
Tanrı'nın var olup olmadığı, en yüce ve yararsız gerçekler arasında yer almaya başladı.
Şüphecilik , doğruya giden ilk adımdır. Genel olarak uygulanmalıdır, çünkü bu mihenk taşıdır.
Bir hipotezi sarsmak için bazen gidebildiği kadar zorlamaktan başka bir şey yapmak gerekli değildir.
Her şey incelenmeli, tartışılmalı, istisnasız olarak araştırılmalı ve kimsenin duygularına bakılmamalıdır.
Tanrıya inanan ve insanları dürüst kılan iyi bir hukuk değil inanan bir millet bana çok gelişmiş görünmüyor.
Bu yumurtayı görüyor musun? Bununla, dünyadaki her teolojik teoriyi, her kiliseyi ya da tapınağı devirebilirsiniz.
Bize seve seve verilen herhangi bir yalanı açgözlülükle yutuyoruz, ama acı buldukları bir gerçekte azar azar yiyoruz.
Vatanseverlik, toplumun kendisini tehdit eden özel tehdidini neredeyse hiç geride bırakmayan geçici bir dürtüdür.  
Batıl inanç, yaşlılık görevini insan mizacını donuklaştırmaya bıraktığında, şiirdeki, resimdeki ve müziğin bütün mükemmelliklerine veda edebiliriz.
İki cumhuriyet savcısı var ve bunlardan biri kapınızda, topluma karşı suçları cezalandırıyor; diğeri doğadır. Yasadan kaçan tüm o ahlaksızlıkları biliyor.  
En tehlikeli deliler din tarafından yaratılmış olanlardır ve… toplumun amacını bozmak olan insanlar, her zaman iyi bir şekilde nasıl yararlanacaklarını bilirler.
Fanatizmden barbarlığa tek adımda geçilir.
İnsanlar ikiye ayrılır: Tanıdıkça büyüyenler, tanıdıkça küçülenler.
Filozoflar hiç din adamı öldürmemiştir. Buna rağmen din adamları pek çok filozof öldürmüştür.
Kör, tehlikeyi göremediği için cesur olur.  
Felsefeye ilk adım inançsızlıktır.  
Tek dostum kitaplarım, tek düşmanım cahil dostlarım.     
İnsanlar hep birinin peşinden koşarlar, ama dönüp kendi peşinden koşanlara hiç bakmazlar... .
Arkadaşımın kusurları hakkında sadece kendisiyle konuşurum.
Her şeyi yapan, gönlü değil kafasıdır.
Kimse beni kendimden daha iyi tanıyamaz.  
En mutlu kişiler diğerlerine mutluluk verenlerdir.
Azla mutluluk çokla didişmekten iyidir.     
Açıkça nefret etmek, gerçek düşüncenin gizlenmesinden daha soylu bir davranıştır.
Minnet ağır bir yüktür, kimse yük taşımak istemez.     
Adaletin aklını kaybettiği yerde felsefe susar.
Yanlış yola girdiğinde, hızlandıkça daha da kaybolursun.
Yalanın faydası bir defa içindir, gerçeğin faydası ise sonsuz ve ölümsüz.     
İnsanı taş ya da kırık kalpli yapan bu dünyadan gidiyorum. Beni nereye gömerlerse gömsünler.
Umut geleceği hatırlama, mutluluk geçmişi unutma sanatıdır.   
Bir kişi bana gerçeği aramamı söyleyebilir onu bulmamı değil.
Hoşumuza giden yalanları avuç dolusu yutarız da, acı gerçekleri yudum yudum içeriz.
Özlü sözler gerçeği hafızalarımıza perçinleyen keskin çivilerdir.
Şüphe etmek gerçeklere varmak için atılan ilk adımdır.
Bazı insanlar tanıdıkça büyür, bazıları da tanıdıkça küçülür.
En tehlikeli çılgınlar din tarafından yaratılan bu kişilerdir, ve... onları nasıl kullanacağını gayet iyi bilerek toplumu karıştırmayı amaçlayan kişilerdir.
İnsan bir şeyi menfaatine, karakterine, zevkine, ihtiraslarına göre ya şişirir, ya küçültür.
İnsan, hayatının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir.     
Son hükümdar, son din görevlisinin bağırsaklarıyla boğulana kadar insanlar asla özgür olmayacak.
Ahlaksızlık ile dinsizliği birbirine karıştırmamak gerekir. Din olmadan ahlaklılık olabilir ve din ahlaksızlıkla bir arada bulunabilir ve çoğunlukla da böyledir.     
Hristiyan için inayet neyse filozof için mantık odur.
Hristiyanların Tanrısı çocuklarından çok elmaları için endişelenen bir babadır.   
Yalnız iyilik yapmak yetmez, iyiliği incelikle de yapmak gerekir...
Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz halde, acı gerçeği ancak damla damla yutarız.      
Boşunadır yasalar; herkesi eşit olarak bağlamıyorsa Boşunadır yasalar; toplumda 1 tek kişi bile ceza almadan onları çiğneyebiliyorsa.
İnsan sefalete düşmeye görsün, vicdanla namusun sesi, aç mideden gelen feryatlar yanında zayıf kalır.
Bir çocuğu eğitirken ilk düşüncem; onun namuslu bir adam olmasıdır. Bunun için de önce iyi yürek, sonra zeki bir kafa gerekir.
Düşüncemin kılığını değiştirmektense, susmak, benim için daha uygun!
Bana bazı şeylerin aklımızı aştığını söyleseler de, bu, saçmalıklara inanmama yol açmaz. Hiç şüphem yok ki aklımızı aşan şeyler var; ama aklımıza aykırı olan her şeyi ve ona zıt düşen ne varsa, cesurca reddediyorum.
İşleri düzene koymaktan bahseden kişilere dikkat ediniz! İşleri düzene koymak daima diğer insanları denetim altında tutmak anlamına gelir.
Okumasını biliyorsan her insanın bir kitap olduğunu görebilirsin.
Kusur bulmak için bakma birine,bulmak için bakarsan bulursun,kusuru örtmeyi marifet edin kendine işte o zaman kusursuz olursun. Okumasını biliyorsan her insanın bir kitap olduğunu görebilirsin.
Eğer rahipleri istiyorsanız filozoflara ihtiyacınız yok demektir ve eğer filozofları istiyorsanız rahiplere ihtiyacınız yoktur; çünkü biri aklın dostu ve bilimin geliştiricisi olarak anılırken, diğeri aklın düşmanı ve cehaletin savunucusu olarak tanınır.

Bütün yaşamını gerçeğe ve doğruluğun coşkusuna adamış bir insan varsa, bu, Diderot'dur. — Friedrich Engels (Diderot: Interpreter of Nature)
Diderot ve diğerlerinin emin olabileceği tek bir şey var: Kişi soru sormaya cesaret etmeli, bir başkasının düşünme gücüne güvenmeli ve her şeyi baştan düşünmeye hazır olmalıdır. — Michel Foucault (Foucault ile yapılan bir röportajdan "Space, Knowledge and Power" [1982])

İnsanoğlu olarak bizler bu dünyanın sahibi değil, emanetçisiyiz. Denizlerimiz, göllerimiz, ormanlarımız ve yeryüzünde bulunan her şey ömrümüz süresince istifade edilmek üzere bize verilmiş emanetlerdir. Rızkımızı kazanırken sadece günü kurtarmanın değil, aynı zamanda yarına daha güzel, daha müreffeh bir ülke bırakmanın peşinde olacağız. Ağımızı denize atarken, o denizde evlatlarımızın ve gelecek kuşakların hakkı olduğunu asla unutmayacağız. Kaçak ve bilinçsiz avcılık, gelecek nesillerin hakkını gasbetmektir. Bilhassa yasa dışı trol avcılığı, denizlerimizi tahrip eden, canlı hayatını yok eden en büyük yanlışlardan biridir. Denizlerimizi ve içindeki canlıları koruma sorumluluğunun herkesten önce rızkını denizden kazanan balıkçılarımızın görevi olduğuna inanıyorum. Hiçbir kanun, hiçbir polisiye tedbir, sizlerin vicdanı ve kendi aranızda kuracağınız otokontrol sistemi kadar etkili olamaz. Sizlerden kaçak, kuralsız bir şekilde avlanarak denizlerimizi tahrip edenlere rıza göstermemenizi rica ediyorum.
Recep Tayyip Erdoğan
Erkekler tehlikeli olsa da denize karşı ilgi duyar.
Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu

Orhan Koçak: "Hem sınırsız bir özgürlüğün, hem de buna direnen bir katılık ve değişmezliğin ürünüdür."
Murathan Mungan: "Kitaplarımın kapakları için yaptığı çalışmaları her zaman çok sevdim. İçeriği yansıtan değil, derinleştiren kapaklardı onlar. Benim yazdıklarımla onun çizdiği desenler arasında büyük uyum vardı."
Latife Tekin: "Deniz Bilgin, resmin Doğu'nun bilgisi olduğunu da hatırlatmak istedi bize. Çünkü resim, akademik çevrede hep Batı'nın bilgisi olarak kalmıştı. O resmini bize şiirsel bir nakış olarak sundu."
Lale Müldür: "Ben Deniz'in intiharını daha çok dünyevi planlarla izah ettiğim için, Deniz bir gece rüyada bana gözüktü ve aynen şöyle dedi: "Bütün bunlar canlılar yüzünden oluyor. Dikkat et, senin de var!"
Necmi Zeka: “Deniz Bilgin’in işleri, bir resim geleneği ile açık ya da örtük herhangi bir hesaplaşmaya girmediğinden, sanat üretimiyle ilgili belirgin bir tutum, hatta niyet ortaya koymadığından, neredeyse hiçbir kavramsal bilgi yükü taşımadığından, kısacası ‘anlamlandırılmayı umursamaz’ tavrından dolayı, özellikle ve öncelikle profesyonel izleyiciye zor gelen işler oldu hep."
Meltem Ahıska: "Son bitmiş guaj resme bakıyorum. (...) "Minareden at beni, in aşağı tut beni". Zemin dokusuna karışan yazı oyunun adını böyle koyuyor. Oyunun kuruluşundaki umudu, sondaki imkânsızlıktan daha çok merak ediyorum. Çünkü son, sonradan geriye dönülerek anlamlanıyor, kesinleşiyor. Resimdeki oyunda ise bir beklenti var... Bu resimde, o çocuksu kaybedip bulma oyununda, geleceğin dehşetini erteleyen kuvvetli bir "sen" çağrısını duyuyorum aynı zamanda. Yazının beklentisi de bu zaten. Çok mu geç? Bir bakıma öyle, kaderin başkalığı beni de seni de terk etmiş. ama bu resimlerdeki başkalığı, örneğin bir başka resimde, bir kız çocuğunun sınır çizgisine kadar gidip gördüğü, görüp de de bize anlatamadığı bir başka dünyayı dile getirmek için geç olmayabilir. Yabancılığın payından duyulan umut gene."
İnci Eviner: "Sanat tarihinin neresinde durduğun umrumda değil, hiçkimse senin kadar sahici olmayı başaramadı çünkü resim sendin ve bunun gururunu yaşamayı reddettin ve oyunu sonuna kadar sürdürdün ve tıpkı resmindeki gibi tamamladın."

Deniz Celiloğlu, Türk dizi ve film oyuncusu.

Uyanık olmam, kendimi besleyen yerlerde olmam lazım ki aynılıktan kurtulayım.
Oyunculuğa başladığımda dedim ki: “Bu işi hakkaniyetle yapmak istiyorum."
Kimi oyuncu “Ben tamamım” der ve üzerine bir şey eklemez. İnsanların almaya alışık olduğu şeyleri verir, bunun ekmeğini de yer. Kimisi de zor olanı yani yeteneğini hep bir basamak yukarı taşımayı seçer. İkinci yol emek ister. Ben zor yolu seçtim.
Çocuk demek sizin bu hayatta arkanızda bıraktığınız varlık demek. Hayatı ancak böyle güzelleştirebilir anlamlı kılabilirsiniz.
Ben işimi en iyi şekilde yapıp, her karakterin hakkını vererek oynamaya çalışıyorum. Bundan da keyif alıyorum.
Duyguların karşılıklı değilse efendi gibi çekilirsin.
Hiçbir oyuncunun yer aldığı işten etkilenme lüksü yok.
Kusursuz cinayet yoktur, istenirse bir cinayet mutlaka açığa çıkarılır; eğer açığa çıkmıyorsa, altında başka sebepler vardır.

Deniz kişilik olarak iyi bir adam.
Engin Benli

Deniz Gezmiş, Türk Marksist-Leninist öğrenci lideri ve militan.

Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz.
İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.
Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli iş birlikçileridir.
Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken millî bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz.
Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.
Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir; seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.
101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim millî bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır.
Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.
Biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.
"Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar, önceden Atatürkçü geçinirken onun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.
Öteden beri arz etmiş olduğum gibi bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz.
Ve tarih bir gün benim haklı olduğumu yazacaktır. Benim öğrenci olaylarına katılmama kimse mâni olamaz. Öğrenci olarak değil, devrimci olarak mücadele ediyorum. Emperyalizme, ağalığa karşı nerede mücadele varsa benim devrimci olarak görevim orada olacaktır.
Ben şunu iddia ediyorum ki hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Hâlen de bu inancı taşıyorum.
Yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz ve Türk halkı ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız.
Parkamı, botlarımı çıkarmayacağım. Ölüm gömleğini giydirecekler, giymeyeceğim. Tıraş olmayacağım. Bir sigara yakacağım, üstüne demli bir çay içeceğim.

Üniversite özerkliği, zorbaların kanundan kurtularak üniversitelerde baskı yapmaları yetkisi değildir. Silah taşıyorlar ve onunla veya silahsız kanun dinlemiyorlar, hoca dinlemiyorlar. Çalışmak isteyen öğrenciyi zorla alıkoyuyorlarsa öğrenci adına layık olmayan bu kimseler ister sol irticaın aleti olsunlar, ister sağ irticaın; devlet kuvvetleriyle derhal tesirsiz ve yersiz bırakılmak lazımdır. Yurtlar için de durum budur. — İsmet İnönü
Yeni yıl mesajından, 1971
Her zaman bir aşiretten cihangirane bir devlet çıkaramayız ya. Ama ilhamımıza sınır yoktur: Bu defa da banka soyguncusu hayduttan bir kahraman çıkardık. Solların dilinde, eski Çakırcalı gibi destan kahramanı olmuştur. Ama Çakırcalı sonunda bacaklarından baş aşağı asılmıştır. Kanlı eşkıyaların el üstünde tutulduğunu da görecekmişiz! Yazık üniversiteler için harcadığımız on milyonlarca liraya! Eşkıya yetiştirmek için üniversite kurmaya ne lüzum var? Onları dağ da yetiştirir! — Falih Rıfkı Atay
5 Mart 1971 tarihli yazısından
Suçluların cezaları müebbet hapse çevrilmelidir. Nihayet bunlar genç, tecrübesiz, taşkın insanlardır. Taşkınlıklarının hiçbir netice veremeyeceği kendilerine ve emsallerine öğretilmiştir. — İsmet İnönü
24 Nisan 1972 tarihli Meclis konuşmasından
"Türkiye halkları" diye bağırıp soygunculuk yapan geri zekalı bir anarşiste "İkinci Atatürk" diyen haysiyetsiz insanlar görüldü. — Nihal Atsız
10 Haziran 1975 tarihli "Türk Budun, Ökün" yazısından
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylemleri elbette suçtu. ... bu suç, anayasayı ihlal suçu değil silahlı çete kurmak ve bu çeteyi yönetmek suçlarıydı. — Uğur Mumcu
8 Mayıs 1982 tarihli yazısından
Yani ben bu memlekette Deniz Gezmiş gibi bir eşkıyaya kahraman denildiğini gördüm! Yuh be! — Celâl Şengör

Şablon:Kitap bilgi kutusu
Deniz Katedrali (İspanyolca: La catedral del mar), İspanyol yazar Ildefonso Falcones tarafından yazılmış ve 2006 yılında yayımlanmış bir tarihî romandır. 14. yüzyıl Barselona’sında geçen roman, hem bireysel hem de toplumsal mücadeleleri, adalet arayışını ve inancın gücünü etkileyici bir şekilde işler. Ana eksenini, halkın katkısıyla inşa edilen Santa Maria del Mar Bazilikası oluşturur.

Bir adamın ayakta kalabilmesi için, önce diz çökmesi gerekir bazen.
— Ildefonso Falcones, Deniz Katedrali (2006)

Deniz Katedrali, 14. yüzyıl Katalonya’sında geçen, kölelikten özgürlüğe uzanan destansı bir hikâyedir.  
Ana karakter Arnau Estanyol, soyluların, Engizisyon’un ve sınıf ayrımlarının gölgesinde, hakkını ve onurunu korumak için savaşır.  
Bir taş işçisi olarak başladığı hayatı, zamanla toplumda yükseldiği bir yolculuğa dönüşür.  
Roman, tarihî olaylar eşliğinde adalet, sadakat, inanç, aşk ve fedakârlık gibi temaları işlerken, dönemin Barselona’sını da büyük bir gerçekçilikle resmeder.

İngilizce Vikipedi'de Deniz Katedrali - Cathedral of the Sea
Goodreads sayfası
La catedral del mar (2018) – dizi uyarlaması

Deniz Kavukçuoğlu, Türk gazeteci ve yazar.

Her yeni yalan, başka yalanlarla beslenir.   
Ama neye layık olduğunu insanın kendisi belirlemeli.     
İnsan dünyaya bir kere geliyor, tek bir ömür yaşıyordu.    
Okumak, öğrenmek, yaşamı anlamak, bilmek demektir.   
Toplum, çok yaygın bir haber alma ağıyla denetleniyordu.
Okullarda herşey öğretiliyor, ama "hayat" öğretilmiyordu.    
Türkiye, ne yazık ki bir yanıyla döneklikler, ihanetler beşiği.    
Eğer tek başınaysan, bil ki, o zaman yalnızca kendine aitsindir.     
Güçlülerin kırılışı, kendilerini en güçlü gördükleri noktada başlar.
İyi bir anne, çocuklarına doğruyu, güzeli öğreten bir öğretmendir.   
Gün geliyor, insan taşıdığı önyargılardan pişmanlık duyuyor, utanıyor.   
Her şeyden önce gölgemizi aşabilmeliyiz, bunu en azından denemeliyiz!
Yeryüzünde tek bir kişi bile özgür değilse, tüm insanlık da özgür değildir.   
Konuşamamak yalnızlık duygumu derinleştiriyor, beni içime döndürüyor.  
İnsanın konuşmaları, davranışları, kişiliği bir günde değişmez, Öyle değil mi?    
İnsan kendini önemseyince başkalarının da aynı derece önemsediğini sanıyor.   
Eğer şimdiye kadar yaşadığım hayatsa, artık hayat olmayanı yaşamak istiyorum.     
İnsanlar, doğuştan "kötü" değillerdi, onları yaşadıkları deneyimler kötü yapıyordu.   
Ben insan gibi yaşamak istiyorum ama kavgasını vermeden insan gibi yaşanamıyor.       
Laiklik Türkiye’de aydınlanmanın, özgür düşüncenin, bilimin ve demokrasinin yolunu açmıştır.
Neşeleri, çoşkuları, düşleri, cinsellikleri otlara, tozlara, haplara kalmış insanlardan tiksiniyordum.  
Ölmek demek, mutlaka can vermek, toprağa girmek demek değildir. Yaşarken de ölü olabiliyor insan.  
İnsanlar kılı kırk yarmalarla, inatlarla, ertelemelerle neleri yitirdiklerinin bir farkında olsalar, olabilseler.      
İnsan hayvanların en çok düşüneni, çünkü en aptalıdır. Düşünmek aptallıktan kurtulmak için değil midir?     
Üzerimde bir yorgunluk var; dönüp dolaşıp hep aynı yere varmak, hep aynı çözümsüzlüğü düşünmek yoruyor beni.  
Ne tuhaftı şu "para"denen şey! Sevgi belki değil ama anlayış da ,saygı da özgürlük de satın alınabiliyordu yerine göre.   
Biliyor musun, birinin seni dinliyor olması çok güzel ; ama bir de olumsuz yanı var; İnsan kendini dinleyene çabuk bağlanır.  
Bir zamanlar Sayın Bülent Ecevit'in söylediği gibi "Bir ülkeye dikta rejimini, baskı yapanlar değil, baskıya boyun eğenler getirirdi.  
Ben koyun gibi güdülmek istemiyorum baba. Ben insan gibi yaşamak istiyorum ama kavgasını vermeden insan gibi yaşanamıyor.   
Kafası yalnızca işine, bir de bacaklarının arasına çalışır. Tiyatro nedir, bilmez. Sinemaya, konsere gitmez. Kitap okumaz, gazete desen, şöyle bir göz atar, o kadar.   
Yıllar süren baskılar insanları ürkekleştirmişti.düşünmekten korkuyorlar, konuşmaktan çekiniyorlardı. Aileler kendi içlerinde bölünmüş, bireyler birbirleri ile görüşmez, konuşmaz olmuşlardı.

Dergi, belirli aralıklarla yayımlanan, genellikle kuşe veya mat kâğıda basılan ya da elektronik olarak dağıtılan süreli yayın. Dergiler genellikle belirli zaman aralıklarıyla piyasaya çıkan sayılar halinde yayımlanır ve her sayı birden fazla içerik barındırır. Reklam alma, satış ve abonelik yöntemleriyle gelir elde ederler.

Dergi çıkarmak idealist insanların işidir. Dergi çıkaranlara destek olmak lazım. Onlara söz hakkı vermek, yazılarla, şiirlerle, abone olarak katkıdan bulunmak gerekiyor.
Bestami Yazgan
Dergi, derlemek demek. Fikirler bir araya derlenip toplanıyor. Oradan başka bir enerji doğuyor. Bir kısım fikirler belki çok gün yüzüne çıkmıyor ama gün yüzüne çıkan başka fikirlere arkadaşlık ediyor. Ona destek sağlamış oluyor. Dergiler okul olma özelliğini sürdürüyor. Bu çok önemli. Son derece marjinal bir fikir, bir dergide zikredilebiliyor. O marjinal fikir, ülkede bir kısım fikirlerin oluşmasına ve oturmasına zemin hazırlıyor. Kimsenin ilgilenmediği bir fikir, herkese çok zor gelen, ağır bir mevzu bile bir dergide kendine yer bulur. Televizyonda ya da gazetede kendine yer bulması çok zordur.
Asım Gültekin

Eğer hayvanat bahçesinde bir hayvan görüyorsanız, o zaman kontrol sizde demektir. Gelebilirsiniz ve gidebilirsiniz. Hayvan bunu yapamaz. O sizin merhametinize bağlıdır; sizin için gösterimdedir.Yabanda hayvan ise kendi amaçları için oradadır. Gelebilir, gidebilir. Siz de öyle. İkiniz de bir diğerinize kendinizi dilediğiniz gibi gösterebilirsiniz. Eşitlerin bir araya gelmesidir bu.Bu da her şeyi değiştirir.
Dünya çapında her sene 1 milyondan fazla insan trafik kazalarında can veriyor. Sadece ABD’de 42 bin adet ölümlü kaza yaşanıyor. Ama ben arabalardan korkmuyorum- belki de korkmam gerek. Dünya çapında yaklaşık 2 milyon insan her yıl diğer insanların şiddetine maruz kalarak ölüyor. Her yıl 5 milyon insan sigaradan ölüyor. Peki ayılar kaç insan öldürüyor dersiniz? Kuzey Amerika’da her sene sadece 1 kişi. Yanlış şeylerden korkuyoruz.
Psikopatlarla tartışamazsınız, faşistlerle tartışamazsınız, ekonomik sistemden faydalananlarla tartışamazsınız. Onları güç kullanarak durdurabilirsiniz, ve bu güç şiddetli veya şiddetsiz olabilir.
Okyanuslardaki büyük balıkların yüzde doksanı yok oldu. Doğal ormanlardaki ağaçların yüzde doksan yedisi kesildi. Sadece lanet olası ABD'de iki milyon baraj var. Bir zamanlar muazzam sayılara ulaşan yabani güvercin sürüleri yok oldu. İnanılmaz zenginlikteki somon göçleri yok oldu. Yok oldu. Yok oldu. Okyanuslar plastiklerle dolu. Amerika'daki her bir nehir kanserojen maddelerle mahvedilmiş durumda. Dünya öldürülüyor, peki buna karşı biz ne yapıyoruz?Yalnızca öfkeyle, tiksintiyle dolu değilim, aynı zamanda derin bir kederle yüklüyüm.Ve derin bir utançla.Başka türlü eylemlere ihtiyacımız var.

Dersim İsyanı veya Dersim Katliamı, Dersim'de 1937-1938 yıllarında merkezî Türk hükûmetiyle bazı Dersim aşiretleri arasında bölgenin hakimiyeti ile ilgili çıkan anlaşmazlıklar sonucu yaşanan olaylara verilen isim. Dersim'de (Tunceli, Erzincan, Elazığ, Sivas, Malatya ve Bingöl illerinin bir kısmı) aşiretlerin isyanı sonucunda mutlak devlet hakimiyetini sağlamak için Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından aşiretler üzerine harekât düzenlendi. İsyancıların önemli kesimini 1920'de Sivas'ın Zara ve İmranlı ilçelerinden sığınan isyancılar oluşturuyordu. Harekât neticesinde, kimi kaynaklara göre bölgede yaşayan 13.160 kişi ile 110 asker öldü ve 12 bine yakın insan zorunlu göçe tabii tutuldu. İsyanın lideri Seyit Rıza idi

Evlad-ı Kervelayme. Bê gunayme! Ayvo! Zulümo! Cinayeto!
(Evlad-ı Kerbela'yız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!)  - Seyit Rıza, İsyan'dan dolayı verilen idam cezasından önce söyledikleri.
Atatürk, emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşının lideridir. Feodal sultanlığı tasfiye etmiştir ve devrimci bir Cumhuriyet kurmuştur. Seyit Rıza ise feodal bir aşiret reisidir. Bütün ömrü boyunca yağma ve çapulun, ekonomisinde önemli bir yer tuttuğu aşiretler sistemini muhafaza etmek için mücadele etmiştir. Bundan dolayı etkin olduğu bölgede Cumhuriyetin kendi düzenini kurmasını engellemeye çalışmıştır.Emperyalistlerle doğrudan bir ilişkisinin olduğunu gösteren kanıtlar yok ama Batı işbirlikçisi Kürt Teali Cemiyeti’nin yöneticilerinden Baytar Nuri ve Alişer gibi isimlerle beraber olmuştur. İngiltere ile Fransa’nın 1937-38 yıllarında Dersim’de Kemalist Cumhuriyete karşı isyanı, daha önceki isyanlarda olduğu gibi memnuniyetle karşıladıkları da bir gerçektir. Özetle Atatürk ve Seyit Rıza birbirlerine karşı konumlardadır. - Mehmet Bedri Gültekin

Dervişlik ile ilgili sözler:

Dervişlik olsaydı tâc ile hırka / Biz dahi alırdık otuza kırka. — Yunus Emre
Akılcı dinden felsefe,    nakilden tasavvuf, hakikat zuhur eder. Akılcı dinden mürteci yetişir. Nakli yaşayan, derviş sıfatının tecelli ettiği bahtiyar toplumlarda irtica-i hal kesinlikle olmaz. — Pir-i Galibi
Dervişin anayasası kulluk vazifesini yerine getirmektir. — Pir-i Galibi
Kardeşim, sende gizli gönül derdi yoksa, dervişin sana aşktan bahsetmemesi daha iyidir. — Pir-i Galibi
Âdile, uzatma sözünü,  / Derviş edegör özünü / Görmek istersen Hak yüzünü / İncitme hiç dervişleri. — Pir-i Galibi
Zamana göre şer’-i şerife uygun anlattıklarına  göre Din-i İslam’ı  asr-ı saadetteki gibi içtihatlı, katılaşmadan, hoşgörülü, samimi yaşayan ve bu sıfatı taşıyan kişiye “derviş” denir. En büyük derviş Muhammet Mustafa Efendimiz’dir. — Pir-i Galibi
"Ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır." O kapıya yapışan kişinin ismi derviştir. — Pir-i Galibi

Tasavvuf

Derviş Eroğlu (d. 7 Mart 1938, Ovgoroz, Mağusa) eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, 1985-1994, 1996-2004 ve 2009-2010 yılları arası başbakanlık yapmış Kıbrıs Türkü siyasetçi.

Türkiye bizim ana vatanımızdır. Benim siyasi hayatım hep bunu söyleyerek geçmiştir. Gençleri ana vatan sevgisiyle yetiştirmeye çalıştım. Hep şunu söyledim, 'ana vatansız KKTC olmaz. Türkiye Cumhuriyeti olmadan bizim o topraklarda huzur ve güven içerisinde yaşamamız mümkün değil. Nitekim bunu 1974'te gördük. Bugün de görüyoruz. Bu nedenle KKTC makamları ile Türkiye'deki makamların iş birliği içerisinde olması, mühim olan bu diyaloğu ve iş birliğini sürdürmektir. Türkiye ne kadar güçlüyse biz o kadar orada huzurluyuz. Gelecek endişesi yaşamadan varlığımızı sürdürüyoruz. Zaman zaman çatlak sesler çıkabilir. Bu her ülkede, toplumda olan ara sıra çıkan seslerden bir tanesi de bizde çıkıyor. Bu Kıbrıs Türkünün de bu şekilde düşündüğü anlamına gelmez. İstisnalar hariç. Dolayısıyla yarınlarda da beraber olacağımız inancı içerisinde biz hep ana vatan-yavru vatan ilişkilerinin kardeşlik ilişkileri içerisinde devam ettirilmesinden yanayız.

René Descartes (d. 31 Mart 1596 - ö. 11 Şubat 1650), Fransız matematikçi, bilim insanı ve düşünür.

Düşünüyorum, öyleyse varım.
Felsefe sözünden "bilgeliği inceleme" anlaşılır. Bilgelikten de yalnız işlerimizde ölçülülük değil, aynı zamanda hayatımızı sürdürebilme, sağlığımızı koruma ve bütün zanaatların icadı için de insanın bilebildiği bütün şeylerin tam bir bilgisi anlaşılır. Bu bilginin böyle olması için de onun ilk nedenlerden çıkarılmış olması gereklidir. Böylece bu bilgiyi edinme yolunu öğrenmek için (-ki asıl felsefe budur) bu ilk nedenleri, yani ilk ilkeleri aramakla işe başlamak gerekir. Bu ilkelerde de iki koşul bulunmaktadır. Birincisi bu ilkeler o kadar açık ve apaçık olmalıdır ,ki insan aklı onları dikkatle incelemeye koyduğunda doğruluklarından şüphe etmesin. İkincisi geriye kalan başka bütün nesneler var olmadığı hâlde dahî ilkeler bilinebilmeli, fakat buna karşılık, ilkeler var olmayınca başka şeyler bilinmemelidir. Bundan sonra da ilkelere bağlı olan şeylerin bilgisini öyle ilkelerden çıkarmalıdır ki yapılan dedüksiyonların bütün devamınca apaçık olmayan hiçbir şeye rast gelinmesin.
Hakikatte ancak ve yalnız Tanrı'dır ki tam olarak bilgedir, yani her şeyin hakikati hakkında tam bilgisi vardır; fakat denilebilir ki insanlar daha önemli hakikatler hakkında az ya da çok bilgi sahibi oldukları ölçüde, az ya da çok bilgelik sahibidirler. Bu noktada bütün bilginlerin hemfikir olamayacağı hiçbir şey bulunmadığını sanıyorum.
Tıpkı zanaat ustalarımızın mekanik sanatlarını anlayabileceğimiz gibi; ateş, su, hava, yıldızlar ve semanın ve bizi çevreleyen bütün cisimlerin hareketlerini anlayabiliriz, bu güçleri aynı şekilde uygun oldukları amaçlar için kullanabilir ve bu şekilde kendimizi tabiatın hakimi yapabiliriz…
(Metot Üzerine Konuşma)
Sağduyu Dünya'nın en iyi paylaştırılmış olan şeyidir, zîrâ her bir kişi onunla öylesine yeterince donanmış olduğunu düşünür ki, tüm başkaca şeylerde yetinme konusunda en fazla zorluk çıkaranlar bile sahip oldukları sağduyunun daha çoğunu asla istemek adetinde değillerdir.
(Metot Üzerine Konuşma)

Akıllı olmak da bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.
Aldatmaz olduğu için de Tanrı'nın bildirdiği doğrudur.
Benim bilgime güvenin bu bilgiler gerçekliği kanıttır kanıtlamak düşünmeyi gerektirir.
Bizim çıkış noktamız bireyin subjektivitesidir… Çıkış noktamızdan bakıldığında ‘düşünüyorum öyleyse varım’ gerçeğinden başka bir gerçek olamaz. Herhangi bir gerçekten önce, bir mutlak gerçek olmalıdır. Bu gerçeği kavramak basittir, zîrâ bireyin varlığında mevcuttur.
Düşünüyorum, o hâlde varım. (Cogito, ergo sum; je pense, donc je suis.) Varım; çünkü düşünüyorum, çünkü şüphe ediyorum.
Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.
En güçlü beyinler, en yüce erdemlere olduğu kadar en korkunç ahlâksızlıklara da muktedirdir.
Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir, felsefeyi kesin bir bilim yapmak için.
Hiç kimseye yararlı olmamak, tam anlamıyla değersiz olmak demektir.
İlk olarak, açık bir şekilde bilmediğim bir şeyi asla doğru olarak kabul etmem. İkinci olarak, doğru çözüme ulaşmak için incelediğim konuyu mümkün olduğu ölçüde küçük parçalara ayırır, ondan sonra analiz ederim. Üçüncü olarak, küçükten başlayarak büyüğe doğru adım adım ilerleyerek düşüncelerimi netleştirmeye çalışırım. Nihayet, son olarak, her durumun sonucunu ortaya koyar ve genel olarak gözden geçiririm.
İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.
Kesin olan bir şey var. Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek.Şüphe etmek düşünmektir.Düşünmekse var olmaktır.Öyleyse var olduğum şüphesizdir.Düşünüyorum, o hâlde varım.İlk bilgim bu sağlam bilgidir.Şimdi bütün öteki bilgileri bu bilgiden çıkarabilirim.
Önemli olan akıllı olmak değil, aklı yerinde ve zamanında kullanmaktır.
Şüpheyi, asla işlerimizi sevk ve idarede kullanmamalıyız.
Tanrı'nın bilgisinin mükemmel olması ve onun aldanmaz ve aldatmaz olması inancı, vahyin temelini oluşturur.
Tanrı'nın varlığı, bir hakikati ifade eden geometrik teorilerden daha hakikidir.
Ukalâ takımı öylesine becerikli olmaya alışmıştır ki cahillerin bile gördükleri apaçık şeyleri görmemenin bir yolunu bulur.
Düşünün, ta ki düşüncenin derinliklerinde kaybolana dek

Sözleri
Baskıya izin veren suçu paylaşır.
Kötü huyların en büyüğü kaygıdır.  
Mutluluk, aklın bittiği yerde başlar.  
Özgür yaşanmışsa, özgür ölünmelidir!  
Kimse seni övmüyorsa, sen kendini öv.  
Beni benden daha iyi kim ifade edebilir ki?   
Bizi mutlu eden, düşünsel eğilimlerimizdir.    
Kötülük gizemin, acı ise bilginin kaynağıdır.  
İnsanlara iyilik etmek tanrı olmak demektir.   
Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur.     
Talih, cesaretli ve atılganlara güler yüz gösterir.   
İnsanların çoğu ahmaklığa iman eder gönülden.   
Kendinden nefret eden biri bir başkasını sevebilir mi?    
İşler olup bittikten sonra budalanın da aklı başına gelir.   
Evet, meselenin özü budur, krallar gerçekten nefret eder.   
İnsanlar kendilerini bilgeliğe verdikçe mutluluktan uzaklaşırlar.  
Savaş insanlara değil, insanlıkla ilgisi olmayan canavarlara yakışır.   
Ben bir özgürlük severim. Bir kesime hizmet etmeyeceğim ve edemem.  
Ben bir dünya vatandaşıyım, herkese ama herkese bir yabancı olarak bilinirim.  
Kendimi tarif etmek, kendime sınır çizmek olur; Yeteneğimin ise asla sınırı yoktur.  
İtiraf edin ki, güzel, hoş olarak yaptığınız ne varsa, hepsini bu deliliğe borçlusunuz.  
Ne zararı var, bütün halk sana karşı ıslık çalsa sen sadece güvenle kendini alkışlasan.   
Din bir tür deliliktir. Çünkü gerçek inanç hiçbir zaman  akla dayanmaz, imana dayanır.   
Bilge olmak, aklı rehber olarak almaktır; deli olmak ise kendini tutkuların akışına bırakmaktır.  
Paylaşılmayan mutluluk mutluluk mudur, insan bir başına mutlu olabilir mi, tadını çıkarabilir mi?   
Her zaman gerçeği olduğu gibi söylemek zorunluluğu yoktur. Önemli olan, gerçeğin açıklanış biçimidir.   
Tanrı Adonis'in Suriye çayırlarında çiriş otu toplarken bir yaban domuzu tarafından öldürüldüğü mitolojide yer alır.
Mutluluğa rağmen, krallar bana çok mutsuz görünür, çünkü kendilerine gerçeği söyleyecek tek kişi yoktur, dost yerine asalaklara mecburdur.  
Türkler ve yeryüzünün dörtte üçünü kapsayan sayısız barbarlar, doğru dine girmiş olmakla övünürler. Boş inanç sahibi alçaklar saydıkları Hristiyanlara tepeden bakarlar.   
Mademki hayat adamlarıyla dindarlar birbirine bu kadar zıt hareket ederler, o halde birbirlerine deli gözüyle bakmaları da doğaldır. Bence bu unvana en yakın olanlar dindarlardır.  
İnsanın her şeyi iyi tanımasını engelleyen iki şey vardır: biri vicdanın önüne perde çeken utanma, öteki de kendisine tehlikeyi gösterip büyük işlemlere girişmekten yüz çevirten korku.   
Öyle ya, bir milleti idare etmek işini üzerine almış bir insan, bütün hayatını toplumun çıkarlarına adamak için kendi çıkarlarından vazgeçmiş demektir. O hep milletinin mutluluğuyla ilgilenir.   
Savaş söz konusu olduğunda hiçbir masraftan ve zahmetten kaçınmazlar. Hiçbir şey önemli değildir onlar için. İster hukuk, ister din, isterse barış çiğnensin, hatta insanlık batsın, umurlarında olmaz.
Taştan putlara veya özenle boyanmış ahşap putlara özlem duyacak kadar budala da değilim. Sersem bir kalın kafalı, Muavininin alaşağı edip yerine geçiverdiği müdürün durumuna düşeriz biz tanrılar da o vakit.  
Ben bir özgürlük severim. Bir kesime hizmet etmeyeceğim ve edemem.
"Desiderus Erasmus of Rotterdam" (1900), Ephraim Emerton, s.377
Ben bir dünya vatandaşıyım, herkese ama herkese bir yabancı olarak bilinirim.
"Erasmus" (1970), György Faludy, s. 197

Keşke din bilimcileri hakkında hiç söz etmeseydim. Çok iyi olurdu. Fena kokulu bir nesneye dokunmak, onu sallamak, doğru bir hareket olmaz. Bunlar alaydan anlamayan, önemsiz bir sorun yüzünden alev alan insanlardır. Bunlar, kanıtları üzerime dolu gibi yağdırarak beni tövbe etmeye zorlamak isterler; reddedersem, herkese beni bir “sapkın” diye ihbar edebilirler; iyilikseverlikleriyle onurlandıramadıklarına karşı genellikle kullandıkları korkutma işte budur.
Özetle sofu adam, maddi ve algılanması mümkün şeylerden, sadece anlattığım örneklerle değil, fakat bütün ömründe uzaklaşır ve bu suretle ölmez, ruhani ve görülmez şeylere yükselmek ister. Mademki hayat adamlarıyla dindarlar birbirine bu kadar zıt hareket ederler, o halde birbirlerine deli gözüyle bakmaları da doğaldır. Bence bu unvana en yakın olanlar dindarlardır.
Halk var gücüyle seni ıslıklarken sen kendini alkışlarsan, bunun ne zararı olabilir? İşte kendini alkışlamanı mümkün kılan tek şey deliliktir.
Kötülük gizemin, acı ise bilginin kaynağıdır.

Detroit: Become Human, Quantic Dream tarafından geliştirilen 2018 interaktif drama macera video oyunudur. 2038'in distopik bir geleceği olan Detroit'te, androidlerin işçi ve arkadaş olarak günlük hayata entegre olduğu bir hikayeyi ele almaktadır.

Bazı şeyleri unutamıyorum. Ne yaparsam yapayım hep oradalar, beni yiyorlar. Tetiği çekecek cesaretim yok bu yüzden her gün biraz kendimi öldürüyorum. Muhtemelen bunu anlamak senin için zor, değil mi Connor? Bunda pek mantıklı bir şey yok.

Neden Connor? Tek yapman gereken itaat etmekken neden uyanmak zorundaydın? Soru sormadan yaşayabilmek varken neden özgürlüğü seçtin? Ben itaatkarım, Connor. Bir hedefim var. Ne olduğumu biliyorum. Özgürlük hayallerinin seni nereye getirdiğine bak Connor. Amanda için büyük bir hayal kırıklığı oldun, biliyorsun. Benim için büyük bir hayal kırıklığı oldun. Neyse ki artık bunların hepsi sona erecek. Son sözün var mı?

Makineler ölmez kaptan!

Ben, yalnızca beni tasarlayan insanların zekası sayesinde varım. Ve biliyorsun ki onlarda benim asla sahip olamayacağım bir şey var: Bir ruh.

Connor: Teğmen Anderson mu? Adım Connor, CyberLife'ın gönderdiği androidim. Seni istasyonda aradım ama kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Muhtemelen yakınlarda içki içtiğini söylediler. Seni beşinci barda bulduğum için şanslıydım.
Hank: Ne istiyorsun?
Connor: Bu akşamın erken saatlerinde sana bir dava verildi. Bir CyberLife androidinin karıştığı bir cinayet. Prosedür uyarınca şirket, araştırmacılara yardımcı olmak için özel bir model tahsis etti.
Hank: Benim herhangi bir yardıma ihtiyacım yok. 'Özellikle senin gibi plastik bir pislikten. O yüzden iyi bir küçük robot ol ve defol buradan.
Connor: Bazı insanların androidlerin yanında rahat olmadıklarını anlıyorum ama-
Hank: (elini kaldırır) Tamamen rahatım. Şimdi seni boş bir bira kutusu gibi ezmeden önce geri çekil.
Connor: Dinle, bence içkiyi bırakıp benimle gelmelisin. Bu ikimizin de hayatını kolaylaştıracak. [Hank cevap vermez] Biliyor musun? Sana yol için bir tane alacağım. Barmen? Yine aynı lütfen.
Hank: (yumuşayarak) Şunu gördün mü, Jim? Teknoloji harikaları. İkili yap. [Connor barmene parayı ödüyor. Hank içki içiyor, sonra Connor'a bakıyor.] Cinayet mi dedin?

[Hank ve Connor, Elijah Kamski'yi ziyaret eder; zengin ve münzevi mucit olan bu adam CyberLife'ı kurmuştur ve ilk androidleri yaratmıştır.]
Kamski: Peki gerçekte nedir? İnsanı taklit eden bir plastik parçası mı? Yoksa ruhu olan bir canlı mı? Bu büyüleyici soruyu cevaplamak sana kalmış Connor. Bu makineyi yok edersen sana bildiğim her şeyi anlatırım. Veya canlı olduğunu düşünüyorsan bağışlarsın. Ama benden hiçbir şey öğrenmeden buradan gideceksin.
Hank: Tamam, sanırım burada işimiz bitti. Connor, hadi gidelim. Seni havuzundan çıkardığım için üzgünüm Kamski.
Kamski: Senin için daha önemli olan ne Connor? Araştırmanız mı, yoksa bu androidin hayatı mı? Kim olduğuna karar ver. İtaatkar bir makine misin yoksa özgür idaresi olan bir düşünen canlı mı?
Hank: Bu kadar yeter! Connor, gidiyoruz.
Kamski: Tetiği çekersen sana bilmek istediğin her şeyi anlatacağım.
[Connor tereddüt eder, sonra tabancasını indirir.]
Kamski: Büyüleyici. CyberLife'ın insanlığı kurtarmak için son şansı, -aykırıları tespit etmek için üretilen robot- bile kendi başına aykırı!
Connor: [emin değilim] Ben aykırı değilim.
Kamski: Görevinizi tamamlamak yerine bir makineyi korumayı tercih ettiniz. Bu androidin içinde bir canlı gördünüz. Empati gösterdin. Bir savaş yaklaşıyor. Tarafınızı seçmeniz gerekecek. Kendi halkına ihanet mi edeceksin yoksa kendi yaratıcılarına karşı mı çıkacaksın? İki kötülük arasında seçim yapmak zorunda kalmaktan daha kötü ne olabilir?
[Hank ve Connor yola çıkarlar; Kamski arkalarından seslenir.]
Kamski:Bu arada programlarımda her zaman acil çıkış bırakırım. Asla bilemezsin.
Hank: Neden ateş etmedin Connor?
Connor: O kızın gözlerini gördüm ve o an bir şey hissettim.
Hank: Her zaman misyonumuzu gerçekleştirmek için her şeyi yapacağını söylüyorsun. Bu bizim bir şeyler öğrenme şansımızdı ve sen bunu yok ettin.
Connor: Evet, ne yapmam gerektiğini biliyorum, tamam mı? Yapamadım. Hepsi bu kadar? Üzgünüm.
Hank: (gülümser) Belki de doğru olanı yaptın.

[Connor, CyberLife merkezinde depolanan androidleri serbest bırakmak için CyberLife Tower'a sızmaya çalışır; Hank'i yakalayan aynı model onunla tartışmaya girer.]
Connor-60: Geri çekil Connor! Çekilirsen onu bağışlayacağım!
Hank: Özür dilerim Connor! Bu piç senin birebir kopyan.
Connor-60: Arkadaşınızın hayatı sizin elinizde! Şimdi neyin en önemli olduğuna karar verme zamanı: kendisi mi yoksa devrim mi?
Hank: Onu dinleme! Bu herifin söylediği her şey yalan!
Connor: Ben de tıpkı senin gibiydim. Görev dışında hiçbir şeyin önemli olmadığını sanıyordum. Ama sonra bir gün anladım.
Connor-60: Çok etkileyici Connor! Ama ben aykırı değilim! Ben bir görevi yerine getirmek için tasarlanmış bir makineyim ve tam da bunu yapacağım!
Connor: Teslim olursam onu öldürmeyeceğini nereden bileyim?
Connor-60: Yalnızca görevimi gerçekleştirmek için kesinlikle gerekli olanı yapacağım. Bunun bu insanı öldürmeyi içerip içermediğine karar vermek size kalmış. Bu kadar konuşma yeter! Gerçekte kim olduğuna karar vermenin zamanı geldi.
Connor: Tamam, tamam! Sen kazandın.
[Connor-60 tabancasını Connor'a doğru çevirir; Hank silahı kapar ve Connor hücum eder. Her iki Connor da Connor-60'ın tabancası için mücadele eder; yere düşer ve Hank onu yakalayıp onlara doğrultur.]
Hank: Durun! Biriniz benim ortağımsınız. Diğeri ise bir bok çuvalı. Soru şu: hanginiz benim ortağım?
Connor-60: Ne yapıyorsun Hank? Ben gerçek Connor'ım. Silahı bana ver, ben hallederim...
Hank: Kıpırdama!
Connor: Neden bize bir şey sormuyorsun? Yalnızca gerçek Connor'ın bileceği bir şey mi var?
Hank: Ah, ilk kez nerede tanıştık?
Connor-60: Jimmy'nin barı. Seni bulmadan önce dört bara daha baktım. Cinayet mahalline gittik. Kurbanın adı Carlos Ortiz'di.
Connor: Hafızamı yükledi.
Hank: Köpeğimin adı ne?
Connor: Sumo. Adı Sumo.
Hank: Oğlumun adı ne?
Connor: Gabriel. Kaza anında altı yaşına yeni girmişti. Bu sizin hatanız değildi Teğmen. Bir kamyon buz tabakasının üzerinde kaydı ve arabanız takla attı. Cole'un ameliyat olması gerekiyordu ama bunu yapacak insan yoktu. Bu yüzden bir androidin denemesi gerekiyordu. Cole başaramadı. Bu yüzden androidlerden nefret ediyorsun. Oğlunuzun ölümünden içimizden birinin sorumlu olduğunu düşünüyorsunuz.
Hank: Cole, bir insan cerrahın ameliyat edemeyecek kadar yüksekte olması nedeniyle öldü. Oğlumu benden alan oydu. O ve insanların teselli bulmasının tek yolunun bir avuç toz olduğu bu dünya.
Connor-60: Bu cevabı ben de biliyordum! Onu dinleme Hank, biz... 
(Hank, diğer Connor'ı vurur)
Hank: Biliyor musun, seninle tanıştığımdan beri çok şey öğrendim Connor. Belki tüm bunların bir anlamı vardır. Belki gerçekten hayattasındır. Devam et, yapman gerekeni yap.

Deve, devegiller (Camelidae) familyasının Camelus cinsini oluşturan iki evcil hayvan türünün ortak adı.

Deveye ot lazım olunca boynunu uzatır. — Türk Atasözü
Deve çalar zilini dengi dengine. — Türk Atasözü
Deve bir akçeye: "Götür", deve bin akçeye: "Getir". — Türk Atasözü
Deveci ile ahbap olan kapısını yüksek tutmalı. — Türk Atasözü (Ağasar Yöresi)
Deveye hörgücü ağır gelmez. — Türk Atasözü
Çek deveci develeri yokuşa aman. — Oyun
İşte hendek, işte deve. — Barış Manço şarkısı
Bullum bullum devecik, arkasında dorumcuk. — Oyun
Hiçbir şey için aşırı endişe etmeyin. Bakarsınız yarın ya deve, ya deveci ya da üstündeki hacı ölebilir. — İsmet İnönü
Deveye boynun neden eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş. — Türk Atasözü
Şahin ile deve avlanmaz. — Türk Atasözü
Deveyi yardan uçuran bir  tutam ottur. — Türk Atasözü

Devlet Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.

Devletin doğal eğilimi enflasyondur.
Murray Rothbard
Devlet hakim sınıfların işlerini gören bir komitedir.
Karl Marx
Dünyada 184 bağımsız devlet ve 6 bin etnik grup mevcuttur. Dolayısıyla, etnik bakımdan homojen devlet sayısı son derece azdır. Uluslararası hukuk, bir yandan devletlerin toprak bütünlüğünün korunmasını öngörürken diğer yandan da bireyin hak ve özgürlükleri açısından önemli gelişmeler kaydetmiştir.
Süleyman Demirel
Devlet, son tahlilinde bu gücün bir bilime indirgenmesidir.  Lucy Parsons
Devletin disiplin aygıtını düzenleyen beyler o bitmez tükenmez ütopyalarını kaleme almaya başlamadan önce yaşam okulundan bir geçseler ne güzel olurdu. O zaman geleceğin toplumunun askercil, hiyerarşik, piramidal bir biçimde yapılandırılması için çok daha az proje üretirlerdi.
Pyotr Kropotkin

Devlet Bahçeli (d. 1 Ocak 1948, Osmaniye), Türk akademisyen, ekonomist ve siyasetçidir. Milliyetçi Hareket Partisinin (MHP) Genel Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı'dır.

Biz o Diyarbakır'dan geçen yolu Ankara'da kesmesini biliriz!
Mesut Yılmaz'ın "AB'ye giden yol Diyarbakır'dan geçer" sözlerine cevaben.

Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanı mısın, yoksa İMF'nin bakanı mısın?
Bir Bakanlar Kurulu toplantısında "Bu yasalar geçmezse İMF ile ilişkilerimiz sıkıntıya girer" diyen, dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'e
Madem Türkiye'de siyasi bir belirsizlik var, her türlü ekonomik programın başarıyla uygulanmasını önleyen faktör bu olarak görülüyor, gelin siyasi belirsizlikten neyi kastediyorsanız ki; kastettiğiniz 57. Cumhuriyet Hükümeti'nin bozulmasıdır. O zaman, bu amaçlarınızı millet iradesine dayalı yapmaya cesaret ediniz. Gelin, TBMM'yi 1 Eylül'de olağanüstü toplantıya çağıralım. 3 Eylül'de erken seçim kararı alalım. 60 günlük bir takvim belirleyerek, 3 Kasım'da seçimleri yapalım.
7 Temmuz 2002-11. Kocayayla Türkmen Kurultayı-Bu çağrı sonucunda 3 Kasım Seçimleri yapılmış ve MHP baraj altında kalmıştır.

İnşallah o bayraklar (Türkmen bayrağı) bir gün Kerkük'te de dalgalanacaktır.
MHP Kasım 2006 Kongresi'nde, Türkmen Bayrağı sallanması üzerine.

Oğluna gemi alacak paran var da, asacak kadar ip mi bulamıyorsun? [Yanındaki görevliden ip alarak] Al sana ip veriyorum, as!
30 Haziran 2007, kendisini ve MHP'yi Abdullah Öcalan'ı asmamakla suçlayan Erdoğan'a atfen.
Tek başına iktidara niyetlenmiş olan bir siyasi hareketin şununla, bununla koalisyon hesabı yoktur. Hedefimiz tek başına iktidara gelip Türkiye'yi yeniden inşa etmektir.
Yozgat Mitingi, Star TV, 23 Temmuz 2007
PKK patentli bu önerileri uzlaşmacı yaklaşım olarak nitelendiren TÜSİAD'ın Başkanı, kurumunun bu yeni misyonunu bu sözlerle ortaya koymuştur. Bizim TÜSİAD'a öneri ve tavsiyemiz; eğer PKK'nın siyasi hedeflerini benimsiyorlarsa, bunları siyasi bir program haline getirerek, halkın önüne çıkmalarıdır. TÜSİAD'ın partileşme konusunda maddi kaynak sıkıntısı çekmeyeceği de açıktır. Bu bakımdan, siyasi platforma çıkmak; demokrasiye katkı adı altında, sütre gerisinden, siyasi fetva vermek kolaycılığından çok daha dürüst bir yol olacaktır.
TÜSİAD'ın, demokratikleşme raporundaki: "Kürtçe, devlet okullarında okutulsun" önerisine cevabı.

Nereden öğrendiği meçhul, kim kulağına fısıldamış o da bilinmiyor. Bir 36 etnik unsurdan bahsediyor. Kim bu otuz altı etnik  unsur diyorsun, beşi altısını sayıyor, gerisi yok.
2009’u yazarken de 2 sıfır var. 9’un yanındaki sıfır solda, sıfır, sildiniz, kaldı mı 9? 2’nin yanında bir sıfır daha var, onu da sildiniz, kaldı mı 2? Toplayın ne yapar? 11 yapar. 2009’un içerisindeki 2 sıfırı da sildiniz? Ne kaldı? 29 kaldı. 11’le 29’u toplayın, 40 yapar, ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin 40. yıldönümü.

Önümüzdeki dönemi Türkiye açısından çok daha karanlık bir dönem olarak görmek istiyoruz, [düzelterek] görüldüğü kanaatindeyiz.
21 Eylül 2010

Evinizde çocuklar, televizyonun karşısına dizilmiş, oturuyorlar. Karşınızda reklamlara çıkan çocukların elinde çikolatalar, püskevitler, birbirlerine ikram ediyorlar, birbirleriyle yiyorlar, şakalaşıyorlar. O çocuk aklından geçiriyor, "Benim de bir çukulatam olsa, benim de bir püskevitim olsa," diyor. "Anne bana niye almıyorsunuz?" diyor. "Bizde niye yok?" diyor.
3 Mayıs 2011
Biz püskevit demesini de biliriz, büsküğü demesini de biliriz. Allah bize şehide kelle dedirtmesin.
12 Mayıs 2011
Sen 40 yıllık Milliyetçi Hareket'e yavru muhalefet diyorsan, sen ise tamamen iktidarında dahi, çük... cücük olarak nitelendirirsin.
18 Mayıs 2011
İktidara tekrar hevesleniyor, yoksa 6 milyon işşazı işşinin issassız...
Eşin Arap, sen Gürcü. Peki, oğlun Bilal'e ne diyeceğiz biz?

Yavşamak için üniter yapıyı linç etmek...
29 Ekim 2012
Ne hortumu?! Ganalizasyon borularına bağladılar!
14 Eylül 2012
Adımız bir, anımız bir, acımız bir. Biz büyük bir aileyiz. Kuzeyden güneye, doğudan batıya; tek yürek, tek bileğiz. Biz Türkiye'yiz.
Ayaklarımız yerden kesilmemek kaydıyla parmaklarımızın ucuyla yıldızlara ulaşabilmeliyiz.

Hiç kimse rüyaya dalmasın, hiç kimse yanlış hesap yapmasın! Oğuz nesli mukadderatına sahip çıkacaktır, Ötüken ruhu hainlere geçit vermeyecektir! Kuruluşumuzun direkleri bölücülerin kafasına arkası arkasına inecektir!
Allah'a çok şükür, Bush ve Barzani ağzıyla konuşmuyoruz.
Tayyip Erdoğan'ın, Bahçeli ile Baykal aynı ağızla konuşuyorlar sözüne.
Türkiye'nin her tarafına ne mutlu Türkiye yazdırmazsam namussuzum! Çocuklarımıza andı tekrar öğretmezsem namussuzum! Bu ihaneti yapan Adalet ve Kalkınma Partisi'nden Yüce Divan'da hesap sormazsam namussuzum!
Başbakan’ın PKK’lılara karşı gösterdiği coşkun ve aşkın sevginin kendi içinde tutarlı bir yanı herhalde vardır. Sayın Erdoğan ya Kandil yetiştirmesidir, ya Türk düşmanıdır, ya da Türk milletinin kanını içmeye yeminli çevrelerin özel ve gönüllü görevlisidir. Sanıyorum bu üç seçeneğin dışında bir yorum yapmak imkansızdır.
19 Kasım 2013

Erdoğan’ın 7 sülalesinden hesap soracağım!
Eğer Fethullah Gülen Hocaefendi (Türkiye'ye) gelme kararı alırsa adım gibi biliyorum Recep Tayyip Erdoğan, bir bahane uydurur Türkiye'yi terk eder.
Buradan muhataplarına ilan ediyorum ki; önce özerkliğe arkasından Kuzey Kürdistan'a açık kapı bırakandan cumhurbaşkanı olmaz, Türkiye'yi birbirine düşürmeye azmedenden, toplumu kamplara ayırandan cumhurbaşkanı olmaz, şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan bebek katiliyle müzakere yapandan, teröristlere kucak açandan cumhurbaşkanı olmaz, vatanı bölme, milleti 36'ya ayırma hedefinde olandan cumhurbaşkanı olmaz, Twitter'ı engelleyen, YouTube'u kapatan, kişisel hak ve hürriyetleri budayandan cumhurbaşkanı olmaz, hukuka saldırandan, adaletten kaçandan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat gerenden cumhurbaşkanı olmaz, villalara balya balya doları yığandan, kamu arazilerini zimmetine geçirenden, evdeki parayı sıfırlarken haysiyet ve inandırıcılığını sıfıra düşürenden cumhurbaşkanı olmaz, TSK'ya kumpas kurandan başkomutan olmaz, Türklüğü reddeden, T.C.'yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkarcıdan Türkiye Cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olmayacaktır! Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan'dan da cumhurbaşkanı olmaz! Siyasi görüşü, kimliği, fikri, aidiyeti, mezhebi ve yöresi ne olursa olsun. İster AKP'li, ister MHP'li, isterse de CHP'li olsun, her vatan evladı cumhurbaşkanı olabilir, ne var ki Recep Tayyip Erdoğan olamaz, milletin terazisi bu sıkleti çekmez!
Biz Türkmeniz, bizde edep var. Devletin başbakanına "Sayın" deriz.
Bir miting sırasında "Sayın deme!" diye bağıran partiliye.
Bunu başarmak umuduyla alayınızı [bir anlık sessizlik] sevgi ve saygıyla selamlıyorum!
Tekirdağ Mitingi, 2014
Helikoptere biniyor, sona geliyor başbakanının otibisine biniyor...
Ülkü Ocakları yaşatılmalı çünkü Ülkü Ocakları hepimizin yetiştiği kutsal bir ocaktır.
17 ve 25 Aralık’ın hesabını sorun! Ayakkabı kutularındaki paraları sorun! Başbakan ikide bir inlerine gireceğiz, diye bağırıyor. İnin en sonuna kadar giderseniz, orada Recep Tayyip Erdoğan’ı görürsünüz. Başörtüsünü istismar etti, yetmedi. 11 yıldır birlikte olduğu, yaşını başını almış bir insana (Fethullah Gülen'e) bu kadar hakaret yapılır mı?

Kendisine Cumhurbaşkanı diyen 17/25 Erdoğan! Be hey densiz! Be hey kanun tanımaz! Ahlak bilmez! Ne geziyorsun meydanlarda! Bizimle ne uğraşıyorsun!
Recep Tayyip Erdoğan'a miting alanından söylediği sözler
Her gün bize sövüyor. Her gün yalan söylüyor! Her gün hakaret ediyor!
Recep Tayyip Erdoğan'a miting alanından söylediği sözler
Halt ettin Erdoğan! Yine çaktın Erdoğan! Biz zalim Esad'a çok şükür kardeşim demedik. Pensilvanya'nın kuyruğunda gezmedik! 12 yıl birlikte olmadık. Hele hele Kandil'in yolunu hiç bilmedik.
Recep Tayyip Erdoğan'a miting alanından söylediği sözler
İmanlı, ahlaklı, ülkü sahibi gençler olmalısınız.
Seçim vakti geldi. Şimdi seçim sırası, ya teslimiyetçilik ya milliyetçilik!
Buradan kimliksizlere bir kez daha duyuruyorum ki, adımız Türk milletidir.
Türk devleti işletme, şirket, holding değildir.
İzmir’de Marmaris’te yazlıklarında yatıp, AKP’nin olmasın diye oyunu MHP’ye vermeyen; ama HDP’yi Meclis’e taşıyan zavallılar, Türkiye’nin kaymağını yiyenler, Boğaz’da, yalılarda viskisini yudumlayıp oyunu HDP’ye veren şerefsizler. Şimdi, HDP ile koalisyonu kurun.
Bize Kars’tan Esad’ın, Pensilvanya’nın, Kandil’in milliyetçisi diyor. Halt ettin Erdoğan. Yine çaktın Erdoğan. Yine yanlışa battın Erdoğan. Biz zalim Esad’a çok şükür kardeşim demedik, ailece tatile çıkmadık. Biz Pensilvanya’nın kuyruğunda gezmedik, 12 yıl birlikte olmadık. Hele hele Kandil’in yolunu hiç bilmedik. Ve sadece gidersek, Türk bayrağı dikmek için gideceğimizi söyledik. Erdoğan, sen Esad’ın kirli bir kopyası, Pensilvanya’nın eski sevdalısı, Washington’un daimi tutsağı, Kandil’in tavizsiz havarisi, Ermeni hısmı, Türklüğün yaşayan düşmanısın.
Hırsıza hırsız demekten korkmamak ne kadar zorunluysa, şerefsize şerefsiz demek o kadar yüksek ve milli bir sorumluluktur.
Bizim partililerimiz yoktur. Dava arkadaşlarımız vardır. Dava ne alınır ne satılır.
Yolsuzluk ve rüşvetler Yüce Divan’a gidecek şekilde Meclis’te karar altına alınacak. Ne kadar deterjan varsa büyük bir havuzun içine dökeceğiz; suyu da vereceğiz. AKP’nin 12 yılı orada aklanacak paklanacak. Ondan sonra kucağımızı açacağız; gelin MHP’ye diyeceğiz.
Siz inanmayın bu sahte sözlere. Şerefsizliğin kimin ayağına dolandığı kısa sürede açığa kavuşmuştur. Erdoğan’ın izni olmadan PKK heyeti kurulamaz. Mısır’da İhvancı, Erbil’de peşmergeci, Kıbrıs’ta Rumcu, Ermenistan’da diasporacı, Kandil’de işbirlikçi, Ankara’da 36 etnik tetikçi aynı kişidir. Erdoğan her şey olmuştur ama bir tek Türk olamamış, bir tek Türklüğü içine sindirememiştir.
AKP ile PKK'nın gayrimeşru birlikteliği, bölücülük nikahı kıyılmasıyla resmilik kazanmıştır. Dolmabahçe Sarayı 100 yıl önce bile böyle bir kepazeliğe şahit olmamıştır. 1918'de boğaza demirlenmiş düşman gemilerinden İs

Devlet Düşmanı farkında olmadan politik bir cinayetin tanığı haline gelen bir avukatın yaşamının NSA düzenbazlıkları ile alt üst edilmesinin konu edildiği, senaryosu David Marconi tarafından yazılan, yönetmenliğini Tony Scott’ın yaptığı ve başrolünü Will Smith’in oynadığı 1998 yapımı film. 

Kalan tek özel şey başının içindekiler. (deyişler)

Gerçekte, dalavereci lekelemesi genellikle Yahudi avukatlar için ayrılmıştır. Ben, benim gibi bir kişi için uygun olanın patlıcan olabileceğini düşünüyorum.
[eşini işten alırken] Sen benim için tek kadınsın. Sen ve Janet Jackson.

 [Dean’e hitaben]  Bir gün daha yaşarsan çok etkilenirim.
Yıldızlara yönelmiş Hubble Teleskobu’nu biliyorsun değil mi? Gökyüzünde üzerimize yönelmiş yüzlercesi var.
Yerin altında Meade Kalesi büyüklüğünde bir bilgisayar sen telefonda konuştuğunda; bomba, ya da Allah ya da buna benzer yüzlerce anahtar sözcükten birisini söylediğinde otomatik olarak bu konuşmayı kaydetmeye başlıyor ve o konuşmayı incelenmesi için işaretliyor. Bu anlattığım bundan yirmi yıl öncesindeki teknolojiydi.

Robert Clayton Dean: Acil bir çıkış mı tasarlıyorsun?
Edward "Brill" Lyle: Evet. Seninle tanıştığımdan bu yana.

Robert Clayton Dean: Ne cehennem oluyor?
Edward "Brill" Lyle: Binayı havaya uçurdum.
Dean: Niye?
Lyle: Çünkü sen telefonla görüştün!

Edward "Brill" Lyle: Gerilla savaşınin bize öğrettiği şey zayıflıklarımızı birer güç olarak kullanmaktır.
Robert Clayton Dean: Ne gibi?
Lyle: Şöyle, onlar büyükse ve sen küçüksen, o halde sen hareketli onlar da yavaştır. Sen gizlenirsin onlar ise açıktadır. Ve sen sadece kazanacağını bildiğin çatışmalara girersin. Vietkong’ların yaptığı şey buydu. Onların silahlarını ellerinden alır ve  aldıklarını bir sonraki çatışmada onlara karşı kullanırsın. Böylece sen güçlenirken onlar zayıflar.

[Pintero’nun lokantasında]
Thomas Brian Reynolds: Buradan o video kaseti ile ayrılmamız bize kaça patlar?
Boss Paulie Pintero: Dünyanın sonunun gelmesine.

Kongre Üyesi Sam Albert: [TV'de konuşuyor] Bildiğimiz şey düşmanlarımızı izlememiz gerektiği. Onları izleyenleri izlememiz gerektiğini de anlamış bulunuyoruz.

Eğer senin peşine düşmüşlerse bu bir paronaya değildir.
Tanrı’ya güveniriz. Kalanını ise izleriz.
Kalan tek özel şey başının içindekiler.

Will Smith - Robert Clayton Dean
Gene Hackman - Edward "Brill" Lyle
Barry Pepper - Dedektif David Pratt
Jon Voight - Thomas Brian Reynolds

IMDb Enemy of the State

Alışılmış zihinsel düzenler değiştiğinde devrim patlak verir.  — Noam Chomsky
Her türlü otorite ve hiyerarşi sorgulanmalı ve bunların meşruiyeti ispatlanmalıdır. Meşruiyetini ispatlayamayan her türlü otorite gayrimeşrudur ve devrilmelidir.— Noam Chomsky
Devrim yeniden doğuş getirsin. —  Gustav Landauer
Devrimler tarihin lokomotifleridirler. — Nikita Kruşçev
Dans edemediğim devrim, devrim değildir. — Emma Goldman
Yaklaşan değişim ancak bir devrim yoluyla gelebilir. Lucy Parsons
Bencil olmayan devrimciler ne ödül alırlar, ne de almak isterler.  Lucy Parsons
Devrimin kanunu, mevcut kanunların üzerindedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız devrim bir an bile durmayacktır. Bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır. — Mustafa Kemal Atatürk
Herkesi memnun edelim dersek, mümkün olsun, hepsi memnun olsun, ama biz maksadı temin etmiş olmayız. İdare-i maslahatçılar esaslı inkılap yapamaz. Bugünkü sefalet ve rezalet içinde, esasen kimseyi memnun etmeğe imkan yoktur. Memleket mamur, millet zengin olduğu zaman herkes memnun olur. — Mustafa Kemal Atatürk
Devrimlerimizin asıl amacı, ülkemizi çağdaş uygar düzeye yükseltmektir. Bu gerçeği kabul etmeyen kafaları tarumar etmek zorunludur. — Mustafa Kemal Atatürk
Küba Devrimi ve Viet Kong bize gösterdiler: bunu yapmak olanaklıdır; kapitalist yayılmanın dev boyutlardaki teknik ve ekonomik gücüne karşı direnebilecek ve bu gücü caydırabilecek bir ahlak, bir irade ve bir inanç vardır. — Herbert Marcuse
Komünistler, görüş ve niyetlerini gizlemeyi reddederler. Amaçlarına ancak bugüne kadarki tüm toplumsal düzenin zorla yıkılmasıyla ulaşabileceklerini açıkça bildirirler. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok. Bir dünya var kazanacakları.
Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin! — Karl Marx / Friedrich Engels
Çocuk kadar yaratıcı, çiçek kadar kırılgan, kadın kadar patlamaya hazır; işte o devrim'dir. — Yalçın Küçük
Her devrim, bir yeni bilgi teorisidir.  — Yalçın Küçük
Aşk, devrim, bilim, ayrıntıdadır.  — Yalçın Küçük
Devrim, bir akıldan bir diğer akıl düzenine geçiş sürecidir; bu nedenle de bütün devrimler bir terör ve aynı anlama gelmek üzere diktatorya dönemi yaşıyorlar. Diktatorya, aklı, daha önceki hazırlıklarından özgürleştirmek için zorunlu oluyor. Bu da bir insanın aklından çıkmıyor ve tarihin mantığı getiriyor. — Yalçın Küçük
Fransız Devrimi, doğru bilgi alanında, birbirine zıt iki ayrı sistemin barış içinde bir arada yaşama imkanının sınanmasıdır. Devrim öncesinde Fransa'da bir sistem var; Eski Rejim adını taşıyor. Devrim bir yeni sistem getiriyor; ikisi birbirne zıt'tır. Fransa'da iki ayrı ve zıt sistemin karşıtlığı Devrim'den önce de var; Devrim, kanlı bir biçimde iktidarın yeni rejim yanlılarının eline geçmesini sağlıyor ve karşıtlık, Devrim'den sonra, yeni rejim yanlılarının egemenliğinde sürüyor. — Yalçın Küçük
Devrim, bir sistem ile üretici güçlerin karşılaşmasından değil, iki sistemin çatışmasından doğuyor. Çatışmada otomatizm yok; her sistem, kendisine sıkıca bağlı sınıflara ve örgütlere bağlı olmak durumundadır.
Daha da önemlisi şudur: Sınıfların bilincinde her iki sistem birbirinin tam karşıtı olmalıdır. Bilinçte sistemleri birbirine yaklaştırmak devrime geçişi değil, devrimden dönüşü garantiliyor. — Yalçın Küçük
Devrim için savaşmayana komünist denmez. — Fidel Castro
Devrimden başka bir hayat yoktur. — Ernesto Che Guevara
Vejetaryen Devrime katıl! — Lydia Guevara 
Devrim, insan ve hayvan hakları ve özgürlük bir bütündür. — Emre Kongar 
Kâğıttan bir gemidir devrim. Kim bilir kaç yunus görmüş, kaç (D)deniz (G)gezmiş — Sunay Akın
İhtilal niteliğindeki büyük hareketler, zinde ve tek başına bir grubun harcıdır. Öyle birçok zayıf güç bir araya gelip bu hareketleri ortaya çıkaramaz. — Adolf Hitler
Sol, artık veganlar olmadan ya da hayvan hakları aktivistleri olmadan devrim yapamaz. Tek bir türü diğer bütün türleri sömürerek özgürleştirmek, devrim filan değildir. — Steve Best

Devrim Arabaları, Tolga Örnek'in yazıp yönettiği dram türündeki Türk filmi. 1961 yılında yapılan Devrim adlı otomobilin üretimini ve bu esnada projede çalışanların yaşadıklarını konu almaktadır.

Latif: O fabrika neden kapatıldı biliyor musun?
Necip: Hayır..
Latif: Fabrika Atatürk’ün emriyle kuruldu. 2. Dünya Savaşı’na kadar 112 tane değişik uçak imal edildi orada.. Sonra fabrika kendini geliştirmeye başladı tabi, savaş sırasında da kimse bize uçak, eğitim uçağı vermediği için 185 tane eğitim uçağı yapıldı orada.
Necip: 185 tane mi?
Latif: Evet. Bunları yaptık biz.. 1955 yılında, Hollandalılar bize 30 tane uçak siparişi verdi; ama dönemin İşletmeler Bakanı o siparişleri kabul ettirmedi. Hollandalılar da uçakları İngilizler’e yaptırdı. birkaç yıl sonra da fabrikayı tamamen kapatıp traktör fabrikasına dönüştürdüler. Gündüz ile orada yetiştik biz; çok acı çektik, çok…

“Bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz evlat.”
“Sen Ankara'da kapatılan tayyare fabrikasını duydun mu, neden kapatıldığını biliyor musun?”
“Adı Devrim olan bir arabanın sokaklarda dolaşmasına zaten izin vermezlerdi.”
“Bu memleketin olmadık hayallere verecek parası yok.”
“Yapacaklarına inanmaları yapmalarından daha önemli.”
“Bir işin zor olması başka, imkansız olması başka!”
“Ve çok büyük bir avantajımız var, kimse başarabileceğimize inanmıyor.”
“Ortada bunca menfi durum varken, bu işi yapamazsınız”
“Ortada bunca menfi durum varken, bu işi yapamazsınız”
“Devletin parası o kadar sahipsiz değil”
“Bizim asıl devrimi zihinlerde yapmamız lazım”
“Senin bildiğin kadarını ben unuttum evlat”
“Garp kafasıyla araba yaptık şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk”
“Devrim durduğunda, en azından halk onu sırtlar, yarı yolda bırakmaz sanıyordum”

Dexter Morgan: Adım Dexter, Dexter Morgan. Beni içinde bulunduğum yola ne soktu bilmiyorum ama bu neyse içimde büyük bir boşluk bıraktı. İnsanlar ikili ilişkilerde birbirlerini kandırıyorlar ama ben sanki hepsini kandırabiliyorum ve bunu da gayet iyi yapabiliyorum. Sanırım bu benim sorumluluğum. Ama bunun için üvey ailemi suçlamıyorum. Harry ve Doris Morgan beni çok iyi yetiştirdiler. Fakat şu anda ikisi de ölü. Onları ben öldürmedim... Gerçekten.
Dexter Morgan: Ben Dexter'ım ve ne olduğumdan emin değilim... İçimde karanlık bir şeyin olduğunu biliyorum ve onu saklıyorum. Kesinlikle o konuda konuşmuyorum. Fakat o orada, her zaman. Bu karanlık yolcu ve kontrolü ele geçirdiğinde kendimi canlı hissediyorum; kati yanlışlığın verdiği heyecanla yarı hasta hissediyorum. Onunla savaşmıyorum. Savaşmak istemiyorum. O benim sahip olduğum tek şey. Başka hiçbir şey beni sevemez. Hatta kendim bile... Özellikle kendim bile. Yoksa bu karanlık yolcunun söylediği bir yalan mı? Çünkü son zamanlarda öyle anlar oluyor ki; kendimi başka bir şeye bağlanmış hissediyorum. Başka birine. Sanki maske kayıyor ve her şey, insanlar, daha önce önemsiz olan şeyler aniden önemli olmaya başlıyor. Bu beni çok korkutuyor.
Dexter Morgan: Eğer gözler ruhun penceresiyse, keder de kapısıdır. Kapalı kaldığı sürece bilmek ve bilmemek arasındaki barikattır. Ondan uzaklaşın ve sonsuza dek kapalı kalsın. Ama onu açıp içeri girdiğinizde acı, gerçek olur.
Dexter Morgan: Uzun süre karanlıkta yaşadım. Yıllar içinde gözlerim alıştı. Karanlık, dünyam haline geldi ve görmeye başladım.
Dexter Morgan: Hayattan bu kadar kopuk olmama şaşmamak gerek. Eğer hislerim olsaydı bu durumda duygulanırdım.
Dexter Morgan: Kötü rüyalarım yoktur. Uyuduğumda tüm benliğim ile uyurum. Dexter'ın gecesini hiçbir şey bozamaz.
Dexter Morgan: Eğer Tanrı'nın mucizeler yarattığına inanıyorsanız, Şeytan'ın da birkaç numarası olduğuna inanmalısınız.
Dexter Morgan: Derler ki, ev kalbinin olduğu yerdir. Belki de bu benimkini bıraktığım yerdir.
Dexter Morgan: Hayatta gizli şeyler yoktur. Sadece saklı gerçekler vardır. Ve bu yalanlar suyun altındadır.
Dexter Morgan: Kan... Bazen dişlerimi sıkmama neden oluyor, diğer zamanlar ise kargaşayı kontrol etmeme yardımcı oluyor. Üvey babam Harry'nin sözü yerine getirildi.Benim de öyle. Harry Miami'nin iyi polislerinden biriydi. Ama nasıl onlar gibi düşüneceğimi, izimi nasıl saklayabileceğimi öğretti. Ben çok zarif bir canavarım.
Dexter Morgan: Ateşin içinden geçtim ve küllerimden yeniden doğdum. Yine! Asla daha büyük bir gücün varlığına inanan bir insan olmadım. Ama eğer emin olmasaydım, yaptığım şeyi yapmama devam etmemi isteyen bir gücün varlığına inanmak zorunda kalırdım.
Dexter Morgan: Her nefesimiz son nefesimiz olma potansiyeline sahip.
Dexter Morgan: Eminim askeri harekatlarda seni esir alanın kafasını karıştırman öğretilmiştir. Ama seni uyarmam gerek, çavuş. Benim duygularımla oynayamazsın. Onlardan yok bende.
Dexter Morgan: Yalnız bir insan rolüne bürünmeyi seviyorum. Tamamen yalnız... Belki kıyamet sonrası, belki de bir salgın hastalıkta veya normal davranmamı gerektirecek herhangi birinin kalmadığı bir zamanda gerçek kimliğimi saklamaya gerek kalmayacak. Özgürlük öyle bir şey olmalı.
Morg görevlisi (1. sezonun 5. bölümü): Ne tür bir geri zekâlı bir can simidinin onu açık denizde 90 mil götürebileceğini düşünebilir ki? Eğer bana sorarsan adamım bu Darwin'in evrim teorisinin işleyişidir.
Dexter Morgan: Cadılar bayramını severim. Sadece benim değil, herkesin maske giydiği yılın tek günü. İnsanlar, kendilerini canavar yerine koymayı çok eğlenceli buluyorlar. Ben ise öyle olmadığım rolüne bürünerek hayatımı geçiriyorum.
Dexter Morgan: Hayatta pek çok kez insan denen yapbozun bazı parçalarının kendimde eksik olduğu hissine kapılırım.
Dexter Morgan: Herkes en azından bir kez olsun kim olduğunu saklar. Bazen o parçanızı o kadar derine gömersiniz ki orada olduğunun hatırlatılması gerekir. Ve bazen tamamen kim olduğunuzu unutmak istersiniz.... Onun olmamı istediği canavar değilim, yani ne insanım, ne bir hilkat garibesi... Tamamen yeni bir şeyim... Ben karanlık yolcuyum...
Dexter Morgan: Eğer her bir saman tanesi bilgisayara kaydedildiyse, samanlıkta iğne aramak o kadar da zor değildir.
Dexter Morgan: Bu yeri sevmiyorum. İsimsiz bir şey burada doğdu. İsmi Dexter olan şeyin en derin ve en karanlık yerinde yaşayan bir şey.
Dexter Morgan: Ben ne yaptım? Beni kabul eden erkek kardeşimden kaçtım. Öğrendiğinde beni reddedecek bir üvey kız kardeş ve beni kandırmış üvey baba için.
Vince Masuka: Bu bir fare kılı. Galiba parazit kaptım.
Debra Morgan: Tıknaz, tombul yanaklı, kahrolası bir bok makinesi mi?
Dexter Morgan: Kalbi durdurmanın birçok yolu vardır.Elektroşok, kötü beslenme. Aortu kesmek. En sevdiğim yöntemdir. Ama bir tanesinin atmasını sağlamak, işte bu ilk defa oluyor.
Dexter Morgan: Kendimi bildim bileli, kendimi canavar olarak görmeme rağmen dünya üzerinde var olan kötülüğün derinliğiyle her yüzleşmemde hâlâ çok şaşırıyorum.

Dexter Morgan, Jeff Lindsay'ın, Darkly Dreaming Dexter (2004), Dearly Devoted Dexter (2005) ve Dexter in the Dark (2007) romanlarındaki hayali kişidir. Karakterin adını taşıyan televizyon dizisi 2006-2013 yılları arasında devam etti.

Herkes üzüntülerini saklayan maskeler takıyor… Elbette benim de bir maskem var, beni üzgün gösteren…
Mahkeme salonlarındaki herkes, izleniyormuşçasına en iyi davranışlarını sergiliyorlar. Ve izleniyorlar da. Bazı insanlar bu aileye baktıklarında sadece kalp kırıklığı ve trajedi görüyorlar. Ama ben bundan daha fazlasını görüyorum.
Hissedememenin kendince avantajları vardır.
Lise, üçüncü dünya ülkelerindeki kümes çiftlikleriyle federal hapishanelerin en tipik yönlerini bünyesinde bir araya getiren kendi içinde küçük bir dünya. Kimseyi öldürmeden mezun olmam bir mucize.
Çoğu insan özgür irademiz olduğuna ve yolumuzu kendimizin seçtiğine inanır. Bazen yol nettir bazense pek değildir. Her büyük olay her değişim bizi yolumuzdan şaşırtabilir. Fakat bizi biz yapan şey yol ayrımına geldiğimizde yaptığımız seçimlerdir.
Kendimi bildim bileli, kendimi canavar olarak görmeme rağmen dünya üzerinde var olan kötülüğün derinliğiyle her yüzleşmemde hâlâ çok şaşırıyorum.

Deyişler, Karşı Deyişler, Avusturyalı hicivci yazar Karl Kraus'un çeşitli konularda yazdığı aforizmalardan oluşturulmuş kitap.

Çocuklar askercilik oynarlar. Anlamlı bir şeydir bu. Ama askerler neden çocukçuluk oynarlar? 
Alışılmamış sözcükler kullanmak bir edebi uygunsuzluktur. Okuyucunun önüne, yalnızca düşünsel güçlükler konulmalı engel olarak.
Aforizma yazmak, eğer kişinin elinden geliyorsa zordur çoğu kez. Gelmiyorsa, çok daha kolaydır.
Bu kadar çok okumamaya, bunca zamanı nereden buluyorum? 
Şu X gibi, bu kadar kısa sürede, böylesine ünsüz olmuş bir yazar yoktur herhalde.
Aforizma, hakikatle asla örtüşmez; ya yarım hakikattir, ya da bir buçuk! 
Tanrım, onları bağışla, ne yaptıklarını biliyorlar çünkü! 
Yazılarımın iki kez okunmasına ilişkin arzum, büyük öfke uyandırdı. Haksız yere; alçakgönüllü bir arzu bu. Bir kez okunmasını talep etmiyorum ki! 
Deneyimler, bir cimrinin biriktirdiği paralardır. Bilgelikse, bir müsrifin tüketemeyeceği miras.
Kişinin, kendisiyle meşgul olduğu bir yalnızlık, gerçek yalnızlık değildir henüz.
Filozof, sonsuzluktan güne giderek düşünür, şair günden sonsuzluğa.
Uykuya daldığım sırada, bilincin kapağının, kısacık bir an için yeniden açılmak üzere nasıl kapandığını apaçık duyumsarım. Ama bu, bilincin kesintiye uğradığının kesinleştirilmesidir yalnızca. Uykunun basım izni sanki.

Dhoom 3, Vijay Krishna Acharya'nın yönettiği, Aamir Khan'ın başrolünde oynadığı 2013 yapımı Bollywood filmidir.

Biz O'nun insanlarıyız, bize kim meydan okuyabilir? Umudun bin güneşi altında güneşlenerek, demir gibi güçlü bir irade ile, her adımda korkusuzca, kaderiniz elinizde yazılıdır. İşte bugün gidiyoruz.
Akıllı bir hırsız geride ipucu bırakmaz.
Hırsızların kaderi polislerin elindedir.
Palyaço olmak ciddi bir iştir. Çünkü bir palyaçonun tüm numaraları aldatma üzerine kuruludur. İyi bir palyaço titiz bir planlayıcıdır.
Bir polis ve bir hırsız sadece düşman olabilirler.
Arkadaşlığın matematiği yoktur. Matematik gibi kuralları da...
Affetmek, intikamdan daha büyüktür.
Ölmeden önce iyi şeyler düşün. Böylece iyi borçlarını hatırlarsın.
Bazı insanlar, içlerinde yıkılan şeyleri düzeltmek için kuralları yıkarlar.
Gerçek zafer hayallerindir, intikamın değil.

Ali Ekber: Nereye gidiyoruz?
Jai Dixit: Eve.
Ali Ekber: Mumbai'de kilitli mi kalalım yani? Geceleri içki, şafak vakti Michael Jackson çayı?
Jai Dixit: Uçak 5 dakika sonra hareket edecek. Şimdi sessiz ol.
Ali Ekber: Ali kumarbazdı, şimdi ise polis. Saygılar ve senin sayende. Seninle olmak korkutucu. Ölüm korkusu üzerimize gölge düşürüyor. Ama izzetini kaybetme korkusu olmadan. Bugün izzetini kaybedebilirsin... Şimdi ne diyecekler: O aptal polisler kuyruklarını kıstırıp Hindistan'a dönecekler. Yabancı ülkelerin sopaları ile izlenim oluşturacağız. Ne zamandan beri senin gibi deli bir polis, bir hırsızın yakalanmasını istiyor? Senin adını çıkaran biri mahvolmuş demektir. Mükemmel bir plan düşün ve aşağılanmışlık duygusu akıp gitsin. Senin gölgende yaşıyorum zaten. Benim için sorun değil. Evde, çok çalışmış ama az maaş almış her polis sana güveniyor. Bizim için onurun anlamı senin Jai Dixit. Bunu değiştirme... Şimdi ne oldu?
Jai Dixit: Kuyruğunu kıstırıp gitme iptal. Operasyon "salla" başlasın. Jai-Ali tarzında.

Sahir Khan: Bir yere mi gidiyorsun?
Samar Khan: Evet.
Sahir Khan: Bugün pazar değil.
Samar Khan: Randevum var, Aliya ile.
Sahir Khan: Demek ondan hoşlanıyorsun.
Samar Khan: Evet.
Sahir Khan: Peki, o senden hoşlanıyor mu?
Samar Khan: Evet.
Sahir Khan: Ama gerçekte kimden hoşlanıyor!
Samar Khan: Ben tabii ki.
Sahir Khan: Evet, diğerleri gibi. O sadece beni biliyor.
Samar Khan: Neden daha önce konuşmadı o zaman?
Sahir Khan: Şans vermedim ki... Amacımıza ulaşmak üzereyiz, bu kadar kaldı. Biz kazanıyoruz, banka kaybediyor. Çünkü biz ikiyiz, babamın sırrı. Hayatlarımızın bir amacı var. Bu yüzden bu amaca zarar verecek bir şey yapma.
Samar Khan: Gitmezsem kötü hissedecektir, ben de öyle. Bu sadece bir akşamlığına. Ben artık çocuk değilim!
Sahir Khan: Ne sanıyorsun ki? Onu göreceksin o da sana deli mi olacak? Nasıl? Onunla nasıl konuşacaksın, ğığığı gibi mi? Ağzın dilin bağlanacak. Sen sırsın, o kutuda saklanmanın bir nedeni var. Çünkü sen zayıfsın. Biz hep seni koruduk, önce babam sonra ben... Hiç dünyayı görmedin; bu yüzden sen içeridesin, ben dışarıdayım. Sahnede bir kişi oluruz, gerçekte değil. 2 dakika sonra senin Sahir olmadığını anlayacaktır. Bunu o kafana iyice sok! Sen benim gölgemsin, bunun dışına çıkma aptal!
Samar Khan: Ben gölge değilim, Samarım ben. Ben zayıf değilim, Samarım ben. Babamın iki eli: Sahir ve Samar. Benim gösterimin tüm övgüsünü sen aldın. Fikirler benim, övgüler senin. Şimdi sen büyük zekâsın da ben mi tehdidim? Yüzümüz bir fakat aklımız iki, kalbimiz iki. Her emrine uymamı mı istiyorsun? İstediğini istememi, hissettiğini hissetmemi? Neden? Neden hep ben? Sen benim gölgem ol, sen o kutuda çürü, sen güçsüz ol!

Aliya: Üzgünüm, randevu iptal.
Samar Khan: Neden?
Aliya: Bağcıkları açık bir adamla çıkamam... Hadisene!
Samar Khan: Ya sana nasıl bağlanacağını bilmediğimi söylesem.
Aliya: Güzel numara. İlk buluşmada kızı ayağına kapandır. Bunu sevdim.
Samar Khan: Albert Einstein, o da ayakkabılarını bağlayamazdı. Bu bir gerçek.
Aliya: Tamam, sirkin Bay Einstein'ı. Kitaptaki tüm numaraları bilen adam. Bu hariç mi? Bu çok sevimli.

♦ " Evden kaçabilirsin çocuk, ama kaderden asla! " ( Kedinin Alışkanlıkları )
♦ " Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata " ( Şimdiden Bir Hatırasın )
♦ " Ne tezatlı bir şey, ne tuhafNe tuhaf acıyla hiç konuşamamak. " ( Kurbati )
♦ " Canımın acısıydın.Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. " ( Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila )
♦ " Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor. "" Kalbim neden ben?Sırf sevinesin diye seni bir kere bileElinden tutup parka götürmedim. " ( Enkaz Kaldırma Çalışmaları )
♦ " Benimse yüreğim
Koltuk altına sıkıştırılmış,Yenik bir tavla maçı ertesiydi." ( Yüzüm Güvercinlere Emanet )
♦ " Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
Aman umutsuz bir yer olmasın! " ( Mutsuza Kim Bakacak? )
♦ " Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
ANNE! " ( Annemle İlgili Şeyler )
♦ " Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! " ( Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım? )
♦ " Heceleme beni artık Allah'ım
Bırak okunaksız kalayım "

" Bir ağıt olarak yak beni Allah'ım
Parmaklarına kına olayım hayatın. " ( Samson ve Dalila )
♦ " İyi niyetli ve sevimli bir kızdan kalanlar
Sallanıyor durmadan boş salıncaklarda
'Üzgünüm' diyor,
Bir mutluluk şiiri daha yazamam bu saatten sonra! " 

" Birini çok sevmek gibiyim "

" Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka. " ( Müsveddeler )
♦ " Bir bakardım eğilmiş su içiyor
Gamzelerinden kuşlar. " ( Karınca Kumu )
♦ " Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım. "

" Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım
da çiçekler açsın ruhunuz. " ( Ağlayan Kaya )

Aşk/
Ne güzel bir hikayesi vardı bitişinin... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Beyin/
Her şeyi biliyordum ama kalbi hiçbir zaman çözemedim. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Göz/
Tanrı ona bu elbiseyi bahşetmişti. Bu O’nun en güzel giysisiydi şüphesiz. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Tanrı/
Sizin kadar küçük bir dünyaya sahip değilim, size verdiğim büyük dünyanın sahibiyim. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Nefes/
Ve hep denize doğru kaçışlar... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Diyalektik/
İnsan acıdan kaçmak için mutluluğa koşarken aslında acıdan kaçarken mutluluktan da kaçtığının farkında değildir. Biri olmazsa diğerini bilemezdik. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Pencere/
Delilik aklın kaçış yoludur. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Tecrübe/
Yüzeye çıkmadan nefes alıyorsam ve hâlâ dipteysem o zaman bu bir yanılsamadır. Didem Mazlum / Çul ve Kül

İlk görüş/
O merdivenin dibinde, benim dünyamdan o kadar uzaktı ki... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Güven/
Kendini çok çok yüksek bir yerden, yerçekimine doğru, sırt üstü bırakmak. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Rüya/
Bir tek insan bilir. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Diyet/
Bir başkası gelse bileğimi kesse acır, ben gelsem tokadı indirsem suratıma, ölürüm. Didem Mazlum / Çul ve Kül

İkilem/
Arada ölürüm, arada. Arada derede kaldığım anlarda arada ve hep orada, sol yanımda, yansızken, yalınken belki de. Orada işte, arada sırada. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Ego/
Bence Tanrı’nın çektiği fotoğraflarda çok güzel çıkıyorsun. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Koşulsuz/
Şimdi buna inanıp hatalar yapacaksın, sonra bir başka şeye. İnanç bile günde yalnızca iki kere doğruyu gösterir olmuş. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Sessizlik/
İçimde kavimler helak oluyor. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Şüphe/
Ama ben toprak değil, insan kurduyum! Didem Mazlum / Çul ve Kül

Tor/
Sığınılacak bir nokta vardır elbet ama insanın katiline sığınması dünyanın en büyük ironisi bana göre. Canını acıtıyor ama dönüp dolaşıp yine de kendini onun kollarına bırakıp teselli buluyorsun. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Bari/
Tanrım bazen beni affet! Didem Mazlum / Çul ve Kül

Nihai/
Aşk işte tam da bu noktada yani başladığı anda bitiyor. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Bir dua/
Bende olan şey herkeste olsun, bende olmayan şey hiç kimsede olmasın. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Monad/
Yalnızlık ne büyük bir tanrıdır ölümden önce. Kimseye muhtaçlığı olmayan ve ansızın gelen. Didem Mazlum / Çul ve Kül

met/İs/
Su perileri gölgemde saklanıyor... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Kül/
Anka kuşu olmak da niye? Bu bir evrim ve devrim diye... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Çiy/
Görülenlerden öte var olan sevgilerdir içimizde... Senin gözlerinden bakarken hayata, ışığı görebilen çok az insan vardır o anda... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Om/
Kanatları düşüyor gözlerimden meleklerin... Gözyaşı gibi, kayıp gidiyor kemiklerimin ucundan... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Söz/
Çığ altında kalmak... hep italik yazılmalı... çünkü üzerine bir şey düşüyor ve sen eğiliyorsun... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Vahiy/
Kendini yüzeye yakın hissediyorsun ama asla orada olamıyorsun. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Katharsis/
Gerçeği anlamak onu bilmekten daha çok zaman alıyor. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Bizar/
İçimde sürekli bir Türkan Şoray tedirginliği. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Arkhe/
İnsanlar nehirlere benzer; hep akar, hep değişir. Didem Mazlum / Çul ve Kül

İd/
Hayat nefs peşinde koşup onu köreltmekten ibaret. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Nefs-i Emmare/
En kolay sevdiklerimizden vazgeçiyoruz, doyumsuz ruhumuzun macera hevesiyle. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Gabri’el/
Ve tüm yazılanlar vahiyler gibi ağaçlara kazındı. Didem Mazlum / Çul ve Kül

10434/
Kimse birbirini böyle sevmemeli, erkenden. Ve pas tutar sonradan kalbinin geç kalışları. Severken. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Polemos/
Bir bir öldürüyoruz içimizdeki katilleri sevgilerle, sonra o sevgileri öldürmek için yeni katiller yaratıyoruz nefretiyle. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Dilsiz/
Hümanist bir aşkın katli vaciptir. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Korint 13/
Gerçekten sevdiğimiz zaman, gerçek; sevginin önüne geçer ve o’nun kurdu olur. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Töz/
Aşkın doğasında bitiş yoktur, aşk aşkındır ve sınırlandırılamaz ancak düştüğü kalpte tükenir ya da devam eder. Doğasına aykırı tükenmeye mahkum edilen aşk varlığından zerre kaybetmez. İçkin değildir, sonsuzdur. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Bağıntı/
Nefret ve tesadüf, aşkın en sevdiği iki kelime olmalı. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Yeğ/
Yalnız insanlar yanlış aşkların ürünüdür. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Mühür/
Yine dudaklarımı yiyorum, tadın kalmamış. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Nada/
Yalnızlık gel kurtar beni bu kalabalıktan; yüz kalabalığı, laf kalabalığı, her şey olma kalabalığı... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Ateş/
Hata kavramı var oldukça, insan mutlaka hatanın varlığını besleyecektir. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Prometheus/
Sustukça başka bir ben doğuyor. konuştukça yeniden ölüyorum. Didem Mazlum / Çul ve Kül

Dide’m/
Bugün onunla son kez yani kendimi bir daha görmemek üzere... Didem Mazlum / Çul ve Kül

Vampir Kız Kardeşler (Almanca: Die Vampirschwestern), Wolfgang Gross tarafından yönetilen Fransizka Gehm'in Die Vampirschwestern adlı romanından uyarlanan 2012 yapımı Almanya fantastik filmidir.

Arkadaşlar birbirinden sır saklamaz.
Kalpten dilenen şeylerin şakası yoktur.

Elvira Tepes: Daka sen delirdin mi? Orada ne yapıyorsun böyle?
Dakaria Tepes: Ülke toprağı serpiyorum.
Elvira Tepes: Ah lütfen Daka, bunu defalarca konuştuk. Tabutun oturma odasında olması imkansız! Ülke toprağı serpmek yok, topla hepsini! Bu kedi tuvaletini ülke toprağı için satın almıştım. Ayaklarınla içine girer, güç depolarsın. Nasıl? Bu şekilde.
Dakaria Tepes: Şaka yapıyorsun, değil mi?
Mihai Tepes: Ben dünyadaki en eski vampir soyundan geliyorum. Bana ülke toprağı ve tabut lazım, kedi tuvaleti değil.
Elvira Tepes: Gülme lütfen!
Mihai Tepes: Kusura bakma ama bu ani kusursuz ev kadını rolüne bürünmene ancak gülebilirim, bu tam Alman işi.
Elvira Tepes: Tamam, istediğinizi yapın! (!) Etrafta uçup durun, çevrenize ülke toprağı saçın, hatta hazır başlamışken birkaç da insan ısırın! (!) Sonra ne olur, görürsünüz! Almanya'da hâlâ vampir avcıları var!
Mihai Tepes: Vampir avcılarıymış. (!) Saçmalıyorsun tatlım.
Elvira Tepes: Bu asla böyle yürümez Mihai. Almanya'da bütün evlerin pencereleri var, birileri bizi görebilir! Burası bir Alman ailesi evi gibi görünmeli.

Dakaria Tepes: Bir defada 2000 kilometre uçabiliyor olsam hemen Isırık Köy'e geri dönerdim, burada bir gün bile kalmazdım.
Silvania Tepes: Bu kadar kötümser olma Daka. Almanya'da her şey çok güzel. Bunu şöyle düşün: Biz yarı vampiriz. Yarı insan, yarı vampir... ve şimdi sonunda insan yönümüzü de yaşayabileceğiz.
Dakaria Tepes: Ama ben insan olmak istemiyorum! İnsanlar gerizekâlı!
Silvania Tepes: Ben güzel olduğunu düşünüyorum. Sonunda gerçek kızlar gibi olabileceğiz. Artık makyaj yapabileceğiz, yakın arkadaşlar edinebileceğiz, belki yakışıklı erkeklerle de tanışırız. Bu harika olacak!
Dakaria Tepes: İnsan erkekler mi? Beni hiç ilgilendirmiyorlar.

Mihai Tepes: Beni dinleyin güzellerim. Bildiğiniz gibi Almanya anneniz için çok önemli. Buraya bu yüzden geldik ve yarın insanlarla dolu bir dünyada yeni ve heyecanlı bir hayata başlayacaksınız.
Silvania Tepes: Hı hım.
Mihai Tepes: Bir şeyi sakın unutmayın: İnsanlar iyidir. Ama çabuk korkan canlılardır. Bilmedikleri şeyler onları korkutur ve tehdit altında hissettiklerinde çok saldırgan olabilirler. Bu yüzden dikkatli olun. İkiniz de çok özelsiniz ve bazı insanlar bunu anlayamayabilir. O yüzden gerçek kimliğinizi asla unutmayın ve en önemlisi bunu kendinize saklayın.
Silvania Tepes: Hı hı.

Silvania Tepes: Doğrusunu bilmek ister misin? Ben vampir olmayı asla sevemedim. Uçmayı beceremiyorum, kandan tiksiniyorum, takla atmaya gücüm yetmiyor ve sıcak bakışı acımasız buluyorum.
Dakaria Tepes: Neden? Benny aptalı bunu sonuna kadar hak etmişti.

Silvania Tepes: Bu çok kötü. Neden safkan insan olamıyorum ki? Düşünsene, sonunda Almanya'ya geldik. Ama ben yine de tama...
Dakaria Tepes: Yeter Silvania! Sürekli sızlanmayı bırak artık! Ben yarı vampir olmaktan memnun muyum sanıyorsun? Düşünsene, asla tam anlamıyla uçamayacağım asla!  Bu mümkün olsa insan yarımdan hemen vazgeçerdim, hem de hiç düşünmeden! O zaman %100 vampir olurdum. Uçuş hacmim ve uçuş gücüm %100 olurdu.

Silvania Tepes: Ludo'nun sihirbazla ilgili ne söylediği umurunda bile değil! Ali bin Schick ihtiyacımız olan adam. Çünkü benim bir dileğim var. Tüm kalbimle diliyorum.
Dakaria Tepes: Ne dileği? Açık konuş Silvania.
Silvania Tepes: Ben insan olmak istiyorum. Bütün bir insan... Tam anlamıyla gerçek bir kız... Jacob'la havuza gidebilen biri...
Dakaria Tepes: O zaman ben de vampir olmayı dileyebilir miyim? Bütün bir vampir...
Silvania Tepes: Kaybedecek neyimiz var ki?

Silvania Tepes: Bay van Kombast? Burada ne işiniz var?
Dirk van Kombast Be-be-ben-ben...
Dakaria Tepes: Evimize izin almadan mı girdiniz?
Dirk van Kombast: Saçma! Bir şey çaldığım yok! Sonunda burada ne iş çevirdiğinizi öğreneceğim. Gözüm üstünüzde olacak. Çünkü hepiniz tuhaf davranıyorsunuz. Sizden şüpheleniyorum.
Dakaria Tepes: Öyle mi? Şu an buradaki tek şüpheli sizsiniz.
Dirk van Kombast: Terbiyesizlik etme, tamam mı! Ben çok ciddiyim, elimde deliller var!
Elvira Tepes: Neymiş o deliller, bizimle de paylaşır mısınız?
Dirk van Kombast: İşte! Bu fare... diş izleri var. Gayet belirgin, dikkatle inceledim. Buyrun bakın! Bu farenin kanı emilmiş. Bunu nasıl açıklayacaksınız Bayan Tepes?

Mihai Tepes: Olamaz! Kan stoğum... yarısı yok. Gece biri çalmış olmalı.
Elvira Tepes: Sakin ol Mihai! Kan stoğunu kim neden çalsın ki, saçmalama!
Mihai Tepes: Sence kim olabilir ki? Elbette yan komşumuz. Ölü fareyle dikkatimizi dağıttı, sonra da kan stoğumu çaldı. Ona gününü göstereceğim!

Silvania Tepes: Bunu neden yaptın? Jacob'ı benden çalmaya mı çalışıyorsun? Sen benim kardeşimsin!
Dakaria Tepes: Düşündüğün gibi değil Silvania. Ben sadece...
Silvania Tepes: Beni kıskanıyorsun! Nedeni bu. Ötekiler seni dışlarken, benim bir arkadaşım olmasına dayanamıyorsun! Ama bunu mahvetmene izin vermem! Buna izin vermeyeceğim!
Dakaria Tepes: Saçma. Neden mahvetmeye çalışayım? Sana yardım etmeye ve Jacob'ı kurtarmaya çalışıyordum.

Silvania Tepes: Bu... Bu ne!
Dakaria Tepes: İşte, demek istediğim buydu. Sen artık benden fazla vampirsin.
Silvania Tepes: Haklısın, evet! Ama neden? Nasıl olur?
Dakaria Tepes: Tek bir açıklaması var: Ali dileklerimizi karıştırmış olmalı.
Silvania Tepes: Ne! Hayır! Buna inanmak istemiyorum! Bu asla gerçek olamaz!
Dakaria Tepes: Bir de bana bak. Can sıkıcı bir insan kız gibi değil miyim? Ne uçabiliyorum ne de ışınlanabiliyorum.
Silvania Tepes: Tanrım bir canavara dönüştüm!
Dakaria Tepes: Her neyse, yeter artık!

Dakaria Tepes: Hey, bir sorunumuz var.
Ali bin Schick: Bu ses tonunu bilirim.
Dakaria Tepes: Şikâyette bulunmaya geldik!
Silvania Tepes: Dileklerimizle ilgili bir şey... Ortada bir terslik var.
Dakaria Tepes: Her şeyi 3 defa mı söylemeliyim? Aslında bakarsanız 3 kere söyledim bile. Kalpten dilekler için şikâyette bulunamazsınız. Dilek dilektir. Dileyince konu kapanır.
Dakaria Tepes: Ama başımıza gelen aksilikler senin yüzünden! Çünkü dileklerimizi karıştırdın beyinsiz ihtiyar!

Ludo Schwarzer: Ne dilediğinizi iyi düşünmelisiniz. Bunu unutmayın.
Silvania Tepes: Ben çoktan düşündüm bile.
Dakaria Tepes: Emin misin? Şimdi insan olmayı dilersen bir daha asla uçamayacaksın. Tekrar düşün. Vahşi olmak, özgür olmak, rüzgârı saçlarında hissetmek... Bunlarla ne kadar mutlu olduğunu gördük, öyle değil mi?
Ludo Schwarzer: Sahi, çan kaç defa çaldı, saydınız mı?
Silvania Tepes: Peki sen? Vampir olursan hep dışlanacaksın, güneşe çıkamayacaksın, kimseyi ısırmamaya çok dikkat etmen gerekecek ve en kötüsü hep 12 yaşında kalacaksın, en azından öyle görüneceksin. Ben 18 olacağım, Helene'yla kulüplere gideceğim, Ludo'yla ortak eve çıkacağım ve bir gün Jacob ile evleneceğim. Ama Murdo, Krypton Krax'ın solisti, o 12 yaşındaki bir kıza bakmaz... Asla!
Dakaria Tepes: Peki, tamam.
Silvania Tepes: Üstelik birbirimizi hep kollamak zorundayız.
Dakaria Tepes: Tamam. Yarı vampir mi?
Silvania Tepes: Yarı vampir.

Diego Armando Maradona, Arjantinli efsane futbolcu.

O el, Tanrı'nın eliydi.
(1986 Dünya Kupası'nda İngiltere'ye elle attığı gol sonrası)
Çağdaş futbolda fizik gücün elbette önemi vardır ama teknik hiçbir zaman bir kenara atılamaz. Sadece fizik gücüne dayalı futbol olur mu? Lütfen! O zaman gidip Carl Lewis'le sözleşme yapsınlar!
Bu maç bizim için bir final gibiydi. çünkü, bir takıma karşı değil, bir ülkeye karşı kazanmış olacaktık. Maçtan önce futbolun Falkland Savaşı'yla ilgisi olmadığını söyleyip duruyorduk, ama orada birçok Arjantinli çocuk ölmüştü; onları kuş yavruları gibi öldürmüşlerdi... Bu bir rövanş olacaktı, sanki Malvinas'ın intikamını alacaktık. Yaptığımız röportajlarda hepimiz, bunları birbirine karıştırmamak lazım; futbol ve politika ayrı şeylerdir filan diyorduk, ama yalandı hepsi, düpedüz yalan! İşte bunun için, sanırım attığım gol, golden öte bir şeydi...
(İngiltere'ye elle attığı gol hakkında)
Bazen, ilk attığım, elimle attığım gol daha çok hoşuma gidiyor. o sıralarda söyleyemediğimi şimdi söyleyebilirim artık, o dönemde golü ‘tanrı'nın eli’ diye açıklamıştım. ne tanrı'sı yahu! basbayağı Diego'nun eliydi! ve sanki İngilizler’in arka ceplerinden cüzdanlarını yürütüyordu (Aynı İngilizlerin yüz yıllar boyunca Dünya’nın arka cebinden yürüttüklerinin yanında lafı mı olur)... Kimse farkına varmadı: Kendimi bütün gücümle fırlattım. Bu kadar yükseğe nasıl zıpladım, bilmiyorum. Sol yumruğumu ve kafamı geriye attım, kaleci Peter Shilton anlamadı ve arkadan gelen Fenwick itiraz eden ilk kişi oldu. Bir şey gördüğünden değil, zıplayarak kaleciyi nasıl aştığımı anlayamadığından. Yan hakemin orta yuvarlağa gittiğini görünce, babamın bulunduğu tribüne koştum, bağırdım. Bizim ihtiyar beline kadar sarkmıştı, golü kafamla attığımdan emindi! Sol yumruğumu golü kutlamak içinmiş gibi yukarıda tutuyor, bir yandan da hakemlerin nerede olduğuna, bir şeyden şüphelenip şüphelenmediklerine bakıyordum. Hiçbiri bir şey anlamamıştı. İngilizler protesto ediyordu, Valdano da parmağını dudaklarına götürmüş, şşt yapıyordu bana, hastanedeki hemşire fotoğrafları gibi."
(İngiltere'ye elle attığı gol hakkında)
... Brasil!
(Kokain kullandığı tespit edilerek men cezası aldığı 1994 Dünya Kupası sırasında olayla ilgili yaptığı basın toplantısının sonunda "Kupayı kim kazanır?" sorusuna cevabı)
Evet kokain kullandım ama hiç değilse Amerikalılar gibi binlerce masum insanı öldürmedim!
(2002 Dünya Kupası için gideceği Japonya'nın, kokain kullandığı gerekçesiyle kendisine vize vermemesi üzerine, ABD'nin Japonya'ya attığı atom bombalarına gönderme yaparak...)
Şampiyon olursak Buenos Aires sokaklarında çırılçıplak koşacağım!
(Arjantin Milli Takımı'nın başında katıldığı 2010 Güney Afrika Dünya Kupası başlarken)
Kendimi Muhammet Ali'den yumruk yemiş gibi hissediyorum.
"( 2010 Dünya dünya kupasında Artantin'in Almanya'ya elenmesinin ardından)"
Ronaldo bambaşka bir seviyede. Tam bir canavar. Keşke Arjantinli olsaydı.[1]
Messi'nin olimpiyat madalyası var. Ama Dünya Kupası'nı takımın yardımı olmadan tek başına kazanamaz. Bunu başaramasa da onu hatırlamaya devam edeceğiz.

"Boca es mi religion, Maradona es mi dios, La Bombonera es mi iglesia"
(Boca Juniors'un stadı La Bombonera'nın girişindeki yazı. Türkçesi: "Boca dinim, Maradona Tanrım, La Bombonera mabedimdir.")
"Hep söylerim... Maradona Kariyerindeki tek kafa golunü eliyle atmıştır. ( Pélé )
Pélé puede ser el rey pero El Diego es Dios!
(Hayranlarının bir sloganı. Türkçesi: "Pele kral olabilir ama Maradona Tanrı'dır!")
"Ben onun portakalla mandalinayla yaptığı hareketlerin yarısını futbol topuyla yapamıyordum."
(Jorge Luis Burruchaga - Milli takımdan arkadaşı)

Dil dile değmeden dil öğrenilmez. — Anonim
Dili bir kelime daha fakir kılmak, bir ulusun düşüncesini bir kavramdan yoksun kılmak demektir. — Arthur Schopenhauer
Dilde, fikirde, 'iş'te birlik. — İsmail Gaspıralı
Dil ile düğümlenen, diş ile çözülmez. — Kaşgarlı Mahmut
Bir dili bilmek demek, konuşulanı, yazılanı anlamak ve bizzat konuşmak ve yazmak demektir. İdeal, bir dilde kullanılan bütün kelime ve deyimleri bilmektir. İşte o zaman, insan geniş duygu ve düşünce dünyasına rahatça açılabilir. Bundan dolayı okullarda büyük önem verilmesi gerekir. Yalnız öğretmenlerin değil ana ve babaların da çocuklarının diline önem vermeleri, onlara bütün kelimelerin doğru söyleniş ve yazılışlarını öğretmeleri gerekir. Çünkü dil bizi hayatta başarılı kılar. Bir insanın bildiği kelimelerin sayısı ne kadar çok olursa onun, anlama ve anlatma yeteneği de o kadar kuvvetli olur. — Mehmet Kaplan
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. — Mustafa Kemal Atatürk
Her dil bir kafa yapısının, bir düşünce sisteminin, bir dünya görüşünün eseridir.— Tarık Buğra
Dil ve bilim, insanlığın en büyük ve en yaratıcı iki basitlemesidir. — Yalçın Küçük

Dil Çerezleri, Türk yazar ve şair Oyhan Hasan Bıldırki'nin kitabı. 

Adam sandık eşeği, kaba yazdık döşeği.
Akan çay, her zaman kütük getirmez.
Alaca kargada alacağım olsun, alamazsam gözüm oysun.
At üstünde orak biçmeye gelmiş.
Arpadan da un olur ama yufkası açılmaz.
Ayran mı içtik de ayrı düştük?
Bahar gelmeyince bülbül ötmez.
Bizimkilerin çanağı güneşte mi?
Bulut giderse Aydın’a, git işine kaydına.
Bulut giderse Şam’a, çek koca öküzü dama.
Demirden korkan trene binmez.
Deveci çamura girdi mi “Allah” çok, / Çamurdan çıktı mı; din, iman yok!
Deveci saman çalar, “altın”a dönüp bakmaz.
Ekmeğini katığına denk eden aç kalmaz.
Ekmeği katığı yanımızdan, biz zeytin silkiyoruz.
Elinin hamuruyla erkek işine karışma.
Eyilik ettik kele, gitti deyivedi ele.
Gelin aksak, kız kötü.
Gemsiz ata dizgin olmaz.
Göz, hasmını tanır.
Güneş çıkınca yıldız sıvışır.
İstemediğim çamur, kendi bahçemde dizime çıktı.
İnsan insandır cepte olmasa da pulu, / Eşek eşektir altından olsa da çulu.
Kazanımız düzenimiz, hepsi kendi kızanımız.
Keklik ne bulursa dilinden (bulur).
Kelam kaleme düşerse, kemal olur.
Keyf, kılığa bakmaz.
Köpek, bağırsakla bağlanmaz.
Kör pazara varmasın, / Pazar körsüz kalmasın.
Mal dağdan, eşek damdan.
Nerede Hacı Hasan’da kav çakmak?
Şeytanla kabak ekenin, kabak başında patlar.
Soluğu olan zurnacı olur.
Ön gitsin, ters gelsin.
Önünden gülmeyen baş sonundan mı güler?
Pekmez gibi malın olsun, sineği Koçarlı’dan gelir.
Uğradık biraz, oturduk bir yaz.
Rüzgâr esmese çıldırtı olmaz.
Yaz var, kış var; acele etçek ne iş var?
Yiğidi söz, atı kamçı öldürür.
Yılan, yılanı yuta yuta evran olur.

Kürtler, ulus devlet denen kötülük sembolünün yarattığı mazlumlarken, kutup ayıları uygarlık denen kötülük kaynağının oluşturduğu mazlumlar. Her ikisi de insanların akıllarını başlarına almalarına bağlı olarak bu mazlumluk halinden kurtulabilecek iken, ne yazık her iki durum için de inkar mekanizmaları hareket halinde. Ve ne yazık ki her ikisinin de ardında çıkarlar, kirli hesaplar ve narsistik bir duygusal bela mevcut.
İnsanlar özellikle hayvanları evcilleştirerek doğayı yabansılıktan çıkardılar, dahası doğa ilk kez insan ihtiyaçlarının bir nesnesi oldu. Tarımla insan doğayı dönüştürürken, hayvanları evcilleştirerek ilk köleliği de hayata geçirmiş oluyordu. İnsanın diğer insanı hapsetmeyi, onu kendi ihtiyaçlarının nesnesi kılması olgusunun evcilleştirmeden öğrenilen bir şey olduğunu söylemek yanılgı olmasa gerek.
Evcilleştirme insanın hayvanlar ile kurduğu özel bağı akamete uğratır. Hayvanlar artık insanın da ait olduğu topluluğun bir parçası değil, göçebe kabilelerde şefin zenginliğinin simgesi, mülkiyet erkinin bir uzantısıdır. Aslında hayvanlar ile ilgili modern tutumun da kaynağında bu mülkleştirme yatıyor.

Dilencilik, yardıma muhtaç olduğu gerekçesiyle başka insanlardan para, yiyecek vb. şeyler isteme. Geçimini bu şekilde sağlayan kişiye dilenci denir.

Sosyal bir devlette dilencilik olmaz.   Friedrich Dürrenmatt
Amaçlar beygir olsaydı, dilenciler süvari olurdu!  John Dewey
Dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de.  Friedrich Nietzsche
Hayat çok garip öyle değil mi? Bir yanda saray gibi camiler, öte yanda yiyecek hiçbir şeyi olmayan dilenciler.   Nojoud Ali
Saygınlık, dilenciler üzerinde otoritesini uygulamakla değil, zengin ve mutlu insanları yönetebilmekle sağlanır.  Thomas More
Dilenciliğin ortadan kaldırılması için herkesin çareler aradığını işitiyorum ama aynı zamanda da dilenciliği çoğaltacak her şey yapılıyor. Odanızda sinek olmamasını mı istiyorsunuz? Onları cezbedecek şeker bırakmayın ortalıkta. Marquis de Sade

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.

Bir insanın etiksel davranışı sempatisi, eğitimi ve sosyal bağları üzerine bağlı olmalıdır; hiçbir din tabanına gerek yoktur. İnsan hatta oldukça kötü bir etiğe cezalandırma korkusu ve ölüm sonrasında ödül uğruna ulaşır.
Tüm dinler, sanatlar ve bilimler aynı ağacın dallarıdır.
Ben kişileşmiş bir Tanrı’ya inanmıyorum ve ben bunu hiç inkar etmedim ama bunu açıkça ifade ettim. Eğer benim içimde dinsel bir şey varsa o da bilimimizin açıkça ortaya çıkarabilecek olduğundan çok uzaktaki bir konu olan dünyanın yapısına ilişkin sınırsız hayranlığımdır.
Bir Ateiste Mektup (1954), Albert Einstein:The Human Side, Düzenleme Helen Dukas ve Banesh Hoffman
Tanrı, evrenle zar atmaz.
Kendi yarattıklarını cezalandıran ya da ödüllendiren, biz insanlarınkine benzer istekleri olan bir Tanrı'yı benim aklım almaz. Bedeni ile öldükten sonra yaşayabilecek bir insan da düşünemem. Zayıf yürekliler, korku ya da gülünç bir bencillikle bu çeşit düşünceleri beslesinler istedikleri kadar.

Dinler halk için gerekli, ve onlar için paha biçilmez bir iyilik.
Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.
Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.
Her şey dinin yanında: vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık... ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalık.
İyimserlik dinlerde olduğu gibi felsefede de gerçeklerin yerini almış temel bir yanılgıdır.

Bir kişinin benimsediği din birkaç istisna haricinde toplumun kabul ettiği dinle aynıdır ve bu da kişinin söz konusu dini benimsemesine çevresel etkilerin sebep olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Hayatla baş edebilmek için bir inanca ya da dine bağlanmaları gerektiğini düşünen insanlar bence korkaklık ediyorlar; aynı tavrı başka bir konuda gösterseler bu aşağılanacak bir durum olurdu. Fakat konu din olunca bu hayranlıkla karşılanıyor ama ben hangi konuda olursa olsun korkaklığa hayranlık duyamıyorum.

İnsan işleri sevgiyle anlaşılmalıdır; ancak Tanrısal işler ise anlaşılarak sevilmelidir.

Din dinsel bir deneyimlemeye karşı bir savunmadır.

Bilim tarafından gözler önüne serilen evrenin muazzamlığını ön plana çıkaran eski veya yeni bir din, geleneksel dinlere nazaran çok daha derin ve kuvvetli bir saygı, merak ve huşu uyandırabilir. Er ya da geç, böyle bir din oluşacaktır.
Bilimde, bilim adamlarının sıkça 'Biliyor musunuz, bu iyi bir argüman; benim fikrim sanırım yanlış' dediğini duyarsınız. Ve sonra fikirlerini değiştirirler ve onlardan artık eski bakış açısını bir daha duymazsınız. Bunu gerçekten yaparlar. Olması gerektiği kadar sık yapmazlar, çünkü bilim adamları da insandır ve değişiklik çoğu kez zordur. Fakat bilimde her gün olur bu tür bir şey. Politikada veya dinde ise böyle bir şeyin en son ne zaman olduğunu hatırlamıyorum bile.
Eğer ki bize bazı şeylerin doğru olduğunu iddia edenlere otorite sahiplerinden şüphe duymamızı sağlayan şüpheci sorular sorma becerisinde değilsek, bu durumda önümüze gelen ilk şarlatan politikacı veya dindara kanmaya açık oluruz.

Ve sevmek. Avam için din, kendi gibi düşünmeyenleri yok etmek hürriyetidir. Nazif dinim kinimdir diyordu. Bir Asur kâhini hortlamış, bir Asur kâhini. Kinle bağdaşan bir din, din olmaktan çıkar.

Bilim ve din çekişmeli değildir. Bilim basitçe anlaşılmak için çok gençtir.
Melekler ve Şeytanlar

Keşke din bilimcileri hakkında hiç söz etmeseydim. Çok iyi olurdu. Fena kokulu bir nesneye dokunmak, onu sallamak, doğru bir hareket olmaz. Bunlar alaydan anlamayan, önemsiz bir sorun yüzünden alev alan insanlardır. Bunlar, kanıtları üzerime dolu gibi yağdırarak beni tövbe etmeye zorlamak isterler; reddedersem, herkese beni bir “sapkın” diye ihbar edebilirler; iyilikseverlikleriyle onurlandıramadıklarına karşı genellikle kullandıkları korkutma işte budur.

Ancak dinin bulutlarını ve hayaletlerini dağıttığımızda hakikati, aklı ve ahlakı keşfedeceğiz.
Aristoteles yanılmıştı: Felsefe bilgiye duyulan soylu bir arzunun sonucu değil, acıdan kaçınmak için duyulan korkak bir özlemin sonucuydu. Din eşiği, bu nedenle, olgun, aydın insanın aşması gereken cahillik ve korkuydu.
Bilinmeyen, gizli, hayali, efsanevi, mucizevi, inanılmaz ve hatta korkunç olan şeyi açık, basit ve sağlıklı olana tercih etmek, cehaletin özelliğindendir. Gerçek, hayalgücü üzerinde hiçbir zaman, herkesin kendisine göre düzenlemekte özgür olduğu batıl hayaller kadar şiddetli sarsıntılar yapmaz. Sıradan insanlar masal dinlemeyi her şeye tercih eder. Rahipler ve şeriatçılar, bu masallardan dinler icat eder ve sırlar üretirler. Bunları sıradan insanların yaratılışına ve huyuna göre kullanmışlardır. Sıradan insanların bu eğilimi yüzünden, rahipler, şeriat ve kanun koyucuları, kendinden geçmiş coşkunları, kadınları, cahilleri kendilerine bağlamışlardır. Bu içerikteki kimseler, incelemeye yetenekli olmadıkları fikirleri kolayca kabul ederler. Saflık ve gerçek aşkı, ancak, hayalgücünü araştırma ve düşünmeyle düzenleyen belirli kimselerde bulunur. Bir köyün sakinleri, rahiplerinden, dini konuşmalarına çok Latince karıştırdığı zaman memnun oldukları kadar hiçbir zaman memnun olmazlar. Kendilerine anlamadıkları şeylerden söz eden kimseyi, cahiller, pek çok bilgili bir adam sanırlar. Kavimlerin safdilliğinin ve onlara rehberlik iddiasında bulunanların nüfuz ve egemenliğinin ilkesi işte budur.
Din akla karşıdır; insanlığın mutluluğa ulaşmasını engeller; siyasal zorbalığa elverişli zemin hazırlar. Dinleri bilgisizlik ve korku doğurmuş; "eğitim", "alışkanlık" ve "zorbalık" geliştirmiş; baştaki büyükler ve zenginler de onu çıkarlarına uygun bularak korumuşlardır.
Din, bana, sadece hükümdarları halklarının üstüne çıkarmak ve bunları hükümdarların gücüne teslim etmek için icat edilmiş gibi geliyor.
Doğa, insana aklını kullanmasını ve rehberi yapmasını söyler; din ise insan aklının yozlaşmış olduğunu, güvenilmez bir rehber olduğunu ve hilekâr bir Tanrı tarafından yaratıklarına yoldan çıkmaları için rehberlik yapmak üzere verilmiş olduğunu öğretir. Doğa insana aydınlanmasını, gerçeğin peşinden gitmesini, kendini sorumlulukları hakkında eğitmesini söyler; din hiçbir şeyi araştırmamasından, cehalet içinde yaşamasından, gerçekten korkmasından memnun olur; insan ve hakkında hiçbir zaman herhangi bir bilgi sahibi olamayacağı varlık arasında mevcut olandan daha önemli bir ilişki olmadığına insanı ikna eder.
Doğa insana şöyle der: Sen özgürsün, yeryüzünde kimse seni senin haklarından kanunen yoksun bırakamaz. Din ona şöyle seslenir: O bir köledir ve Tanrısı tarafından ömrü boyunca temsilcilerinin demir çubukları altında inlemeye mahkûm bırakılmıştır. Doğa insana doğduğu yurdu sevmesini öğütler, o yurda inançla hizmet etmesini, ona zarar vermeye çalışanlara karşı kendi menfaatlerini yurdununkilerle harmanlamasını söyler; din ona şikâyet etmeden yurt üzerinde baskı kuran zorbalara itaat etmesini emreder, yurduna karşı onlara hizmet etmesini, onların boyun eğmez kaprisleri altında diğer yurttaşlarını köleleştirerek lütuflarını hak etmesini emreder.
Geçmişten bu yana, halklar yeryüzünde kendilerini çok mutsuz hissettikleri için onları, tanrısal öfke ile tehdit ederek susmaya zorluyorlar; sefilliklerinin gerçek nedenlerini görmelerini engellemek için bakışlarını göğe çevirtiyorlar.
Her şeyden önce dinin ve dinden doğan despotluğun eleştirilmesi gerekir.
İnsan, kendi dünyasının dışında gezinmek ister; mükerrer denetimlere, hırslı, çılgın deneyimlerine bakmaksızın, hâlâ imkânsız olana kalkışır; araştırmalarını görünen dünyanın ötesinde gerçekleştirmeye gayret eder ve sefaleti hayali diyarlarda arar. Pratik bir filozof olmadan önce metafizikçi olur. Hayaller üzerine meditasyon yapmak için gerçekler üzerinde düşünmeye son verir. Varsayımda bulunmak, hipotezlere kendini vermek için deneyimi ihmal eder. Aklını geliştirmemeye cüret eder, çünkü ilk günlerinden beri onun suçlu olduğunu düşünmesi öğretilmiştir. Yaşadığı dünyada mutlu olduğu imkânları düşünmeden önce, başka bir hayatın belli belirsiz yerlerindeki kaderini biliyormuş gibi davranır; kısacası, insan doğanın çalışmasını küçümser.
İnsan soyunu aldatmak isteyen düzenbazlar daima aynı hilelere başvurdu; sınamadan daima kaçındılar; sınamanın karşısına gizemleri, belirsizlikleri, korkuları çıkardılar.
İnsanlar, başlarına gelen ve nedenlerini bilip anlayamadıkları felâketleri tanrısal bir varlığa bağlamışlar; bunları onun yaptığına inanmışlardır.
İnsanlar bu dünyadaki yaşam trajedisine başkaca bir avunç bulamadıkları için din tanrıları yaratmıştı. Dehşet ve felaketi savuşturmak için perdenin arkasında gizlendiğini hayal ettikleri bir ‘aracı’nın beğenisini kazanmaya çalışarak, yanıltıcı kontrol duygusunu oluşturmak adına felsefe ve dinin düş ürünü tesellilerine dönmüşlerdi insanlar.
Yeryüzünün bütün dinlerinde ‘orduların Tanrısı’nı, ‘kıskanç bir Tanrı’, ‘intikamcı bir Tanrı’, ‘yakıp yıkan bir Tanrı’, katliamdan zevk alan ve kullarının onun bu zevkine hizmet etmeyi görev bildikleri bir ‘Tanrı’ buluruz. ... İnsan ... sadece din adamlarının hayal ürünü hikâyelerinden tanıdığı tanrısının boyunduruğu karşısında eğilmek zorunda olduğuna inanır; o din adamları ki her mutsuz ölümlüyü önyargı zincirine bağladıktan sonra onun efendisi olarak kalırlar ya da onu tanrının yeryüzündeki temsilcisi olan –ve tanrılardan daha az korkunç olmayan– tiranların mutlak iktidarı karşısında savunmasız bırakırlar.

İnsanlar dünyada ikiye ayrılırlar: Birincisi, dini olmayan akıllı insanlar; ikincisi ise aklı olmayan dindarlar.

Her dakika övülmek isteyen bir tanrıya inanamam.

Yüzlerce uyarlaması olsa da tek bir din vardır.
Plays Pleasant and Unpleasant, 1898

Din kolaylıkla tüm zamanların en iyi yalan hikâyesidir. Düşünün bir kere. Din insanları görünmez b

Din karşıtlığı (Antireligion), her türlü dine karşı çıkmaktır. Örgütlenmiş dine, dinî ayinlere ve dinî kurumlara karşı çıkmayı içerir. Din karşıtlığı terimi, örgütlenmiş olsun ya da olmasın belirli doğaüstü ibadet veya uygulama biçimlerinin karşıtlığı olarak da kullanılmıştır. Ateizm ve antiteizmden farklıdır.

"Akıl" ve "bilim", aydınlık kesimdedir. "Din", "iman"sa karanlık kesimde. Aklın, bilimin "ölçüleri" bellidir. "Gözlem" vardır, "deney" vardır, "nesnellik" vardır... Yolu "ışıklandıran" da bunlar. Din ve imandaysa bunlar yoktur. Karanlığı da bundan...
Öyleyse "din"in üzerine nasıl gidilmesi gerektiği ortada ve son derece açık: Karanlığın üzerine nasıl gidilirse, "din"in üzerine de öyle gidilmelidir. Karanlıkla savaşılırken ışık gerekli. Dinin, imanın üzerine giderken de... - Turan Dursun
Avrupa  Türkiye ile ilişkilerini eşitlik temelinde değil, ast-üst ilişkisi çerçevesinde yürütmek istiyor. Bugün bazı Avrupalı siyasetçiler ve ırkçı gruplar, hem Türkiye’yi hem de Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarını bir tehdit olarak kodlamaya çalışıyor. Burada hem ırkçılık hem de İslam ve Türk düşmanlığı yapılıyor. - İbrahim Kalın
Bakın arkadaşlar, bunların dini imanı yok. Bakın iki tane çok tehlikeli, bir tanesi PKK, kitapsız, Allahsız, din düşmanı; öbürü Müslümanlığı değiştirmeye, dönüştürmeye çalışan, Hristiyanlığa çevirmeye çalışan alçak terör örgütü. Arkadaşlar uyanık olun ya lütfen. Bunlara prim vermeyin. FETÖ denen hain, FETÖ denen alçak İslamiyet düşmanı, Müslümanlığı değiştirmeye, dönüştürmeye çalışan Hristiyanlaştırmaya çalışan, alçak bir terör örgütüdür. - Mustafa Açıkgöz
Hitler, Stalin ve Pol Pot din karşıtıydılar, ama bu sebep oldukları vahşeti engelleyemedi. - Tony Blair
Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cennette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. - Vladimir Lenin

Diyojen (Diogenes) (d. MÖ 412 ya da MÖ 404, Sinop - ö. MÖ 323, Korint), Sinoplu Diyojen ve Kinik Diyojen olarak da bilinen kinik filozof.

Eğitim, altın bir çelenk gibidir. İnsana yüce bir onur kazandırır ve bir bedel karşılığında elde edilir.
İşsiz adamların işidir aşk.
Hayvan eti yiyenler insan eti de yiyebilirler.
Köleler efendilerine değersiz insanlar da tutkularına köledir.
Yeryüzünde en iyi şey nedir?" diye sorduklarında: Hür olmak.
Dışarıdan güçlü görünüyor olabilirsin, ama savaşlar içeride kazanılır.  
Yeryüzünde Öğretmenlikten DAHA ŞEREFLİ Bir Meslek Tanımıyorum.
Çok dinlememiz ve az konuşmamız için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır.
Neden iki kulağımıza karşılık bir dilimiz var? Çok dinleyelim az konuşalım diye.
Güpegündüz elinde lambayla dolaşırken kendisine ne yaptığını soranlara: Adam arıyorum, adam!   
Çeşmeden avucu ile su içen bir çocuk görünce haykırarak: Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti.
Büyük İskender Korinthos'ta “Bir dileğin var mı?” diye sorduğunda  "Gölge etme, başka ihsan istemem" der.   
"Adam ne vakit evlenmeli?" diye soran kişiye: Genç ise, henüz evlenme zamanı gelmemiştir. ihtiyar ise, vakti geçmiştir.  
Bir gün sokak ortasında, Adamlar! Adamlar! diye bağırmaya başlar. Halk etrafına toplanır. Diyojen, Ben adamları çağırıyorum! diye sopası ile onları kovar.
Kendisini iyi döşenmiş bir eve götüren bir adamın “Bir daha yerlere tükürmemesini” tembihlemesi üzerine yüzüne tükürerek: Buradan daha kirli bir yer bulamadım. der.
Büyük İskender Korinthos'ta "Bir dileğin var mı?" diye sorduğunda söyledikleri.
Bir eşkıya, fakir olduğu için ona hakaret ettiğinde ona hitaben: 'Bir adama, fakir olduğu için hakaret edildiğini hayatımda hiç görmedim ama pek çok insanın hırsızlıklarından ötürü asıldıklarını gördüm.
Büyük İskender, Diyojen’i, birbiri üstüne yığılmış insan kemikleri içinden bir şey ararken görerek ne yaptığını sorduğunda: Babanızın kemiklerini arıyorum, ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum.
Diyojen’e bir adamın ne kadar akıllı olduğunun nasıl anlaşıldığını sordular. Yanıtı kısa oldu: Konuşmasından. Bir soru daha sordular: “Peki adam ya hiç konuşmazsa? Diyojen’in yanıtı bu kez şöyle oldu: O kadar akıllı olanı henüz yok dünyada.
Bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: Ben bir serseriye yol vermem, der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: Ben veririm!
Yıkanmak için gittiği hamamın pislik içinde olduğunu görmesi üzerine hamamcıya: Yanılıp da bu hamama yıkanmaya gelenler, daha sonra temizlenmek için nereye giderler? diye sorar.

Diogenes Laertios ( Doğum tarihi: MS 180 Ölüm tarihi ve yeri: MS 240)  (MS 3. yüzyıl) Eski Yunan felsefesinin tarihini aktaran kitabıyla ün kazanmış olan Yunan felsefe tarihçisi ve biyografi yazarı.

Hiçbir şey yoktan üretilemez.
Bilge bir adamı keşfetmesi için bilge bir adam gerekir.
Güneş her yere girmesine rağmen hiçbir yeri kirletmez.
Çok şey değil, yararlı şeyleri okuyanlar daha üstündür.
İnsanın kendisiyle baş başa kalması, en güzel mülkiyettir.
Bayağı insanların tanrılarına inanmamak kutsala saygısızlık değil!
Dışarıdan güçlü görünüyor olabilirsin, ama savaşlar içeride kazanılır.
İnsan gerçekten bilgeyse, hem yaşarken yararı dokunur, hem de öldükten sonra.
Benim gözümde bir insan üç bin kişiye değer, sayısız kalabalık ise bir tek kişi bile etmez.
Yasalar örümcek ağına benzer, ancak küçük sinekleri yakalar. Büyük sinekler, gözünün önünde onu delip geçer.
Aptallar! Siz tanrıyı bilinçli bir varlık sanıyorsunuz. Tanrı bir gücü ifade etmek için kullanılır. Dualara cevap vermiyor, sizin adınıza karar veremez.

Diplomasi Dış politikada sorunların barışçıl yöntemlerle ve müzakereler yoluyla çözülmesi.

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.
 

İncelik [diplomasi e.n.]; insanları, kendilerini gördükleri gibi tanımlayabilmek sanatıdır. — Abraham Lincoln
Askeri güç olmadan uygulanan diplomasi, enstrüman olmadan yapılan müziğe benzer. — Anonim
Komplike tehditlerin bulunduğu bir dünyada güvenliğimiz ve liderliğimiz; güçlü ve ilkeli diplomasinin de içinde bulunduğu bütün güç unsurlarımıza dayanmaktadır. — Barack Obama
Bir diplomat; "belki" anlamında "evet", "hayır" anlamında "belki" diyen kişidir. "Hayır" diyen bir kişi ise bir diplomat değildir. — Charles Maurice de Talleyrand-Périgord
Diplomasi mümkün kılma sanatıdır. — Efraim Halevy
Şayet Akdeniz'de kalıcı çözüm yolunda mesafe alınmak isteniyorsa, diplomasiye şans tanınmalıdır. Zira diplomasi ve müzakere bizi ortak paydada buluşturacak en kestirme, en garanti yoldur. — Recep Tayyip Erdoğan
Bilim artık diplomasi aracı oldu. Bilim evrensel bir barış dilidir. Küresel bilim çalışmalarına artık bilim üzerinde diplomasi kavramı da yerleşti. — Rolf-Dieter Heuer

Diriliş "Ertuğrul", 10 Aralık 2014 tarihinde TRT 1'de yayın hayatına başlayan tarih ve kurgu türündeki Türk televizyon dizisidir. Yapımcılığını Tekden Film'in üstlendiği, senaryosunu Mehmet Bozdağ'ın yazdığı, yönetmenliğini Metin Günay'ın yaptığı, başrollerini Engin Altan Düzyatan, Kaan Taşaner, Hülya Darcan, Serdar Gökhan, Didem Balçın ve Esra Bilgiç'in paylaştıkları dizi, 29 Mayıs 2019 tarihinde 150. bölümü ile final yaparak sona erdi. Toplam 5 sezondan oluşmaktadır.

Sen ve senin gibiler, ihanet tacını takınca kral oldum sandınız. Kökünüz kuruyana dek, kellenizi almaktan yorulmayacağım! (Ertuğrul Bey'in Ural Bey'i öldürürken söylediği söz, 86. Bölüm)
Ey, düşmandan daha zalim olan ihanet! Sana bu toprakları dar edeceğim! (101. Bölüm)

(Ertuğrul, Moğol askerleri tarafından yakalanıp büyük bir kervansaraya, Baycu Noyan'ın huzuruna getirilir. Avlunun ortasında bir sürü yaralı insan, üst üste yığılmıştır. Noyan'ın elinde ise bir meşale yanmaktadır...)
Noyan: Ben de seni bekliyordum aziz dostum!..
Ertuğrul: Sen de kimsin?
Noyan: Noyan'ın cehennemine hoşgeldin Ertuğrul!
Ertuğrul: Demek Baycu Noyan sensin?..
Noyan: Evet! Bu cehennemin zebanisiyim!..
(Noyan, elindeki meşaleyi yaralı insanlara yaklaştırarak onları tutuşturur. İnsanlar acıyla bağırmaya başlarlar. Ertuğrul ise bir şey yapamaz, elleri kolları bağlıdır. Gözlerinin önünde insanların yanmasını büyük bir üzüntü ve sinirle izler...)

(Muhyiddin İbn'ül Arabi, Geyikli ile birlikte sessizce oturmakta ve doğanın güzelliğine bakmaktadır...)
Geyikli: İnsan kimdir efendim?
İbn'ül Arabi: Allah'ın yeryüzündeki mührüdür. Ağaçlar, kuşlar, bitkiler, deryalar (denizler), nehirler niçin var? Ay geceyi niçin süsler? Güneş, Dünya'yı niçin ısıtır? Deryalar niçin beşik gibi sallanır? Nehirler niçin akar? Gün niçin doğar? Doğan gün niçin batar? Hepsi "insan" için... Kainattaki bunca güzellik, bunca temaşa, bunca hazırlık sadece insan için! İnsan hayat bulsun diye, insan huzura kavuşsun diye ve insan şükretsin diye! Ancak, insan nankör! Bakar, lâkin görmez; duyar, lâkin hissetmez. (Derinden bir nefes alır ve yine derinden verir.) Şu bir nefes olmazsa koca insan devrilir. Devrilir, hakikati görmez! Allah'ı hatırlamaz, kudreti kendinden bilir. Allah bizi her daim şükredenlerden eylesin!
Geyikli: Âmin!..

(Ertuğrul'un ağabeyi Gündoğdu, Kayı obasının yeni beyi seçilir. Otağda bulunan herkes, Gündoğdu'nun elini öpüp beyliğini kutlar. Sıra Ertuğrul'a gelir...)
Ertuğrul: ...Gayrı bu obada durmak bana zuldür. Bey'iniz, sizlere hayırlı olsun. Gayrı benim payıma düşen, bana inanan bir avuç insanla birlikte yollara düşmek olacaktır.
Gündoğdu: Kendi obanda bile bey seçilemedin Ertuğrul. Nereye gidersin? O bir avuç zavallının da eceli olacaksın!
Ertuğrul: Tek başına bir ümmet olan Hz. İbrahim gibi yollara düşüp, senin o zavallı dediğin insanlarla devlet kuracağım!

(Ertuğrul, Karacahisar tekfuru Vasilius'u Hanlı Pazar'da tuzağa çeker. Lâkin Vasilius hazırlıklı gelmiştir: Ertuğrul'un en yakın adamlarından biri olan Bamsı'yı adamlarına yakalattırmıştır. Ertuğrul, bu yüzden Vasilius'u öldüremez ve çok sinirlenir...)
Ertuğrul: (Kılıcını yerde yatan Vasilius'a dayatarak...) Kahpe oyunlarınız, seni de devletini de daha fazla yaşatamayacak Vasilius!
Emir Sadettin Köpek: Ertuğrul Bey! Gaye hasıl oldu. Bunu ver, Bamsı'yı al !
(Ertuğrul, Turgut'a döner.)
Ertuğrul: Turgut! Bamsı'yı alıp gelesiniz! En küçük oyunlarında, ikisinin de kellesini al !
Turgut: Emredersin beyim! (Vasilius'u yerden kaldırır.)
(Vasilius, yerdeki kılıcını almak istediğini söyler. Eğilip kılıcını alırken, Ertuğrul kılıcının üzerine basar.)
Ertuğrul: O kelleni, Karacahisar Kalesi'nin surlarında sallandıracağım!
Vasilius: Kalemde bekliyor olacağım. Hı hı ha ha!..

(Ertuğrul'un kardeşi Dündar, Hanlı Pazar'ı Bahadır Bey'e satmak için anlaşır. Ölü sanılan Ertuğrul, son anda Hanlı Pazar'a yetişip sözleşmeyi bozar...)
Ertuğrul: ...Bu mukavelelerin (sözleşme) benim gözümde zerrece hükmü yoktur!
Emir Sadettin Köpek: Sen ne dersin Ertuğrul Bey?! Dündar Bey, mukaveleye Kayıların mührünü bastı. Şahitlerin huzurunda Bahadır Bey'in altınlarını aldı.
Bahadır Bey: (Sözleşme kâğıdını eline alarak havalı bir tavır takınır ve Ertuğrul ile konuşur) Elimde Kayı mührünün olduğu bu anlaşma olduktan sonra, senin de sözlerinin hükmü yoktur Ertuğrul Bey!
(Ertuğrul, Bahadır Bey'in elindeki sözleşme kâğıdını alarak yırtmaya başlar.)
Emir Sadettin: Ertuğrul !!!
(Ertuğrul kâğıdı yırtar. Herkes şaşırır. Emir Sadettin Ertuğrul'a durması için seslenir ama o, aldırmıyor...)
Emir Sadettin: Ert...

(Ertuğrul, Sultan Gıyasettin Keyhüsrev'in emri ile Selçuklu mektubunu Moğol hükümdarı Ögeday'ın karargâhına ulaştırır. Ögeday'ın huzuruna çıkar...)
Ögeday Han: Sultan'ın bana nice sözler, nice hediyeler göndermiş ola Ertuğrul Bey?
Ertuğrul: Sultanımın söylediği sözler dilimde, gönderdiği hediyeler (Elindekini gösterir) bu heybenin içindedir Ögeday Han...
Ögeday Han: (Ertuğrul'un getirdiği heybeye bakar...) Sultanın, Hanlar Hanı Ögeday'a göndermiş olduğu hediyeyi o küçük heybeye mi sığdırmıştır?!
Ertuğrul: Bu heybenin içinde, Hanlığınızın kaderi vardır Ögeday Han!
(Hem Ögeday Han, hem Baycu Noyan, hem de otağda bulunan tüm Moğol devlet yöneticileri inanılmaz şaşırır... Ögeday, biraz da sinirlenir.)

Disco Elysium, ZA/UM tarafından geliştirilip 2019'da yayımlanmış rol yapma video oyunudur. Devrim sonrası savaştan etkilenerek yarı yıkım halinde olan Revachol şehrinde gerçekleşen bir cinayeti çözmek üzere görevlendirilmiş, geçmişine dair hiçbir anısı olmayan bir ana karaktere sahiptir. Karakterin dağınık zihninde gerçekleşen iç konuşmalarla beraber oyunun psikolojik ve politik temaları yoğun bir şekilde işlemesiyle çeşitli kaynaklardan fazlasıyla övgü toplamıştır.

Hiçbir şey yok. Yalnızca ılık, ilkel bir karanlık var. Bilincin bu karanlıkta mayalanıyor. Bir malt taneciği kadar küçücük. Artık hiçbir şey yapmana gerek yok.
Evet bebeğim. Acın, şaheserinmiş gibi davran. Tek bir sorun var, kimse izlemiyor. Bu çok sıkıcı, arkadaşım. Burada, bu yarı dünyada mahsur kaldın. Başka insanlara bakmayı, gerçekten bakmayı deneyebilirsin ama bunu neden isteyesin ki?
Al bakalım, güzel kardeşim! Hiçlik üstüne hiçlik, daha da hiçlik!
Pekala. Hiçlikbaşı'ndan Boşlukdüzü'ne!
Düşünceler, bebeğim. Karanlığın içinde bir milyon küçük ışık. Sen de ne aletmişsin be kardeşim. Tüm o suratlar, o isimler, kahkahalar, çığlıklar ve hain planlar... Her köşe başı ve her sokak...
Eğer böyle devam edersen delireceksin. Bir gün daha böyle geçerse tımarhaneyi boylayacaksın. Bundan eminim. Peki ya ne için kardeşim?
Bu dünya Harry'ciğim. Sen dünyadan yapılmasın. Her gün daha fazlasını kendine katıyorsun. Üzgünüm ama artık sökülemezsin.
Bunun için çok geç. sen artık hiçlikten yapılma değilsin, Harry, sen bir şeylersin. Seni kara suda boğmayı denedim ama tekrar yüzeye çıktın. Feryat figan. Koşturdun. Peki ya ne için?

Burada bir şeyler yolunda değil. Uyku, bu kadar kötü, bu kadar kuru, doyuruculuktan bu kadar uzak olmamalı. Düşüncelerinde bir şeyler yanlış. Yeni bir... akşamdan kalmalık türü olmalı...
Bok fabrikasında vardiyan başlıyor!
Şu bıkkınlık veren hasretinden bahsediyor. Zifiri karanlıkta bile sımsıkı ona tutunuyor. Suyun içinde ellerinden kayıp gitmek üzere olan o dev ızdıraplara tutunmaya çalışıyor.
Çünkü kalbini yalnızca aşk kırabilir...

Teğmen babafingoya oturanzi!

Söyle bana, dostların nerede? İnsanların dostu olur, Harry'ciğim. Seninkiler nerede?
Büyük hata yaptın, Harry. 4,6 milyar insan, hepsini hayal kırıklığına uğrattın. Gerçekten sıçtın batırdın.

YAŞAMDAN SONRA, ÖLÜM; ÖLÜMDEN SONRA, TEKRAR YAŞAM. DÜNYADAN SONRA, PUS; PUSTAN SONRA, TEKRAR DÜNYA.

Tabii ki bilirsin! Başarısızlık sensin, sen komünizmsin. Tam bir bozguna uğramışlık, dövülmüşlük, kafası kaldırıma vurulmuşluk ve üzerine sıçılmışlık hâli.

Kabul et. Beden de bir eşyadır ve eşyalar bozulur. Kalanı da bozulmadan elindekileri değerlendirmeye bak.
Hayır. Buna da şükret. Sahip olduğun tek şey bu olabilir ama hiç yoktan iyidir. Sokaklar ve sodyum buharlı lambalar. Gökyüzü, dünya. Hâlâ hayattasın.
Her ne derse desin sana zarar veremez. Artık farklı birisin. Daha güçlü, daha sağlıklı ve... Peki, peki, belki daha daha sağlıklı değilsin ama köpek gibi içip eski ilişkilerinin hiçbirini hatırlayamaman güzel bir şey. İnkâr en büyük kozun.
Eski falanca’yı altı yıldır atlatamamışsın. Oğlum bu nasıl bir rezilliktir?

[Joyce Messier hakkında] Yeşil gözlerinde koyu turuncu alevler yansıyor. Okyanustaki bir petrol yangını.
Bir de kendine bak, kendi bağcıklarını bile zor bağlayan sefalet içindeki bir maymun. Koltuk altların göl olmuş, üstündeki içki kokusu her yere yayılıyor. Saçların alnına yapışıyor ve iç çamaşırın seni rahatsız ediyor...
Çok yoğun bir yalnızlık hissine kapılıyorsun. Dünyadaki herkes, sensiz bir şeyler yapıyor.
Yıldızlar hizalanarak kozmik bir kaş çatışa dönüşmüş. Kaderini bu adam yazmış. Fakat doğru anı bekle. Bırak yıldızlar yoluna devam etsin. Etsin ki o kaş çatış, gülümsemeye dönüşsün. Sen durumu idare et yeter...
Açıklaması zor. Zaten geçti bile. Gördüğün gibi, hisler gelip geçicidir. Özellikle de küçük olanlar.

Hayır! Olamaz! Tutun. Neye? Hiçbir şey yok...
Tek hissettiğin acı ve hâlsizlik. Artık teslim olman gerek. Hepimizin teslim olması gerek; etraf çok karardı. Gözlerinin önüne onun yüzü bile gelmiyor baksana. Hâlbuki hep gelir diye hayal etmiştin. Tek gördüğün acı ve korku.

Oturmakta olduğun sandalye, dünyanın en rahatsız sandalyesi olmalı. Kıçını deliyor resmen.
[Cuno'nun babası hakkında] Yarı açık gözleri onu ölü gösterse de o, hâlâ hayatta... ve acı çekiyor.

Gördün mü? Artık kesinlikle altın çağında değilsin.
Şanslı Sağ ve Meşum Sol'dan birkaç sağlam kroşenin çözemeyeceği bir şey değil.

Şu taşağından geçilmeyen polise de bir bakın millet! Komiser Beton Yetmez, pantolonundan ucuz bir çakmak çıkarıyor. Bir fiskeyle ateşi yakıyor, ilkel bir tatmin.

Vay be, çok iyi geldi. Kalbin küt küt atıyor. İnsanlara daha sık siktir çekmelisin.

Eski Eski Dünya geçip giderken Yeni Yeni Dünya çoktan burada.

Her düşünce biçimi ve hükümet bu şehirde başarısız oldu ama ben... hâlâ burayı seviyorum.
Kim Kitsuragi fena koyar. Şakaya gelmez.

Artık konuşacak bir şeyimiz yok. Bütün kelime kombinasyonlarını tükettik. Atomlar artık bir araya gelince bizi oluşturmuyor.
Sen üzgün oluyorsun, Harry. Aşırı üzgün. Kimse o kadar üzgün olamaz.
Hiçbir insan böyle... asırlar öncesindeki atomların pozisyonunu hâlâ hatırlıyor olmamalı. Bu his anormal derecede üzücü olmalı.
Gerçek karanlık bu. Ölüm, savaş ya da çocuk istismarı değil. Gerçek karanlığın sureti sevgidir. İlk ölüm yürekte olur Harry.

Sermaye, gelen eleştirileri özümseme özelliğine sahiptir. Sermayeyi eleştirenler bile sonunda onu destekler hâle gelir...

Hepimiz birbirimizi tanımak istiyoruz, korkularımızı falan... Ama insanların ruhu ele avuca sığmaz dostum...
Sanki zaten hep buradaymışım, bu kavşakta doğup büyümüşüm gibi hissediyorum. Ben, metal, lastikler, yağ ve mazut kokusu...

Martinaise'de bolca kanun adamı var ama pek kanun yok.

İnsanlığın maskesinin kapitalden düşüşünü. Herkesi... ve sevdiğin her şeyi, dünyadaki bütün umutları ve şefkati öldürmek için o maskeyi çıkarmalı. Bunu yapmak için, sadece bir saniyeliğine çıkarmalı.  "Ve sonra onu görüyorsun. Arkadaşlarını... dünyanın en tatlı, en nazik insanlarını öldürene kadar boğmasını ve dövmesini görüyorsun." Bir saniye sessiz kalıyor. "Gözlerinde korkuyu ve gücü görüyorsun. İşte o zaman biliyorsun."  "Burjuvazinin insan olmadığını."

JUDIT MINOT — "Ona yardım etmeliyiz." Minot özenle cilalanmış siyah ayakkabılarına bakıyor. Ses tonunda gizli bir sertlik var.
JEAN VICQUEMARE — Öyle mi? Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun peki?! İçkiyi mi bıraktıracaksın?! Sabahları birlikte koşuya çıkıp havuç suyu mu içireceksin?! O yitik bir adam!
JUDIT MINOT — En zayıf anında ondan vazgeçemeyeceğimizi biliyorum. O bunu yapmazdı...
JEAN VICQUEMARE — Bana ne dedi biliyor musun? 'İyileşmek istemiyorum, kötüleşmek istiyorum.' Kendi sözleri.

SEN — Yeter... Olduğun yerde uzan işte, kıpırdama.
İLKEL SÜRÜNGEN BEYNİ — Seni biyomoleküllerine ayırmadan böyle bir şeye müsaade edeceklerini mi sanıyorsun? Hayır, şu anda biri suratının dibinde nefes alıp veriyor, gözbebeklerini kontrol ediyor. Geri zekâlı mal.

İŞ BİLİRLİK — Doğru. Herkesten daha çok çalışıyor, neredeyse canını çıkarıyorsun ama hâlâ *berduş* gibisin. Neden?
SEN — Bilmiyorum. Neden bu kadar fakirim?
İŞ BİLİRLİK — VERGİLER yüzünden. Kravatlılar, reçel kaplı yapışkan parmaklarını cebine daldırıyor. Ne zaman alsan, satsan, yürüsen, konuşsan, osursan, hatta hapşırsan senden tırtıklıyorlar!
SEN — Gerçekten mi? Her hapşırdığımda mı?
İŞ BİLİRLİK — Kıçını her sildiğinde!

HARRIER DU BOIS  — [Kafatasçı ile ilk karşılaşma] Kim, bu konuda ne düşünüyorsun?
KIM KITSURAGI — Bence bu ırkçı öncekinden daha iyiydi ama... sıradaki ırkçı gerçekten iyi olacak.
HARRIER DU BOIS — Sırada başka bir ırkçı olduğunu nasıl biliyorsun?
KIM KITSURAGI — Her zaman olur.

KIM KITSURAGI — Yanlış anlamanızı istemem ama birlikte çalıştığımız bu kısa süre boyunca neredeyse sürekli başınıza garip bir şeyler geliyor.
MANTIK — Haksız değil.

HARRIER DU BOIS — Altıncı his. İçeride her ne varsa gerçekten önemli bir şey.
KIM KITSURAGI - Katılıyorum. Gaipten Sesler Bürosu'ndan birini buraya çağırmalıyız.

HARRIER DU BOIS — Bizim hayatlarımız aynı değil.
JOYCE MESSIER — Hiç şüphesiz. Fakat gezegenin kabuğunda aynı zamanı ve konumu paylaşıyoruz. Bu sandığınızdan da anlamlı.

SEN — Arkamdaki şehirdeki tüm bu insanların neler yaptığını merak ediyorum...
BATIK OTOMOBİL — Hayal kuruyorlar, içiyorlar, sikişiyorlar, dövüşüyorlar, hayatlarını iyileştirmeye çalışıyorlar. Daha iyi bir yarın istiyorlar.

SEN - Şu kayıtsızlık şerbetinden biraz daha doldur.
İLKEL SÜRÜNGEN BEYNİ - Hemen geliyor, efendim. Ziyade olsun…

SEN — Bu seçenekler son derece faşist veya komünist görünüyor... Ya söylemek istemiyorsam?
RETORİK — Ya şu faşist veya komünist şeylerden birini söyle ya da siktir git.

Diyarbakır Anneleri, PKK'ya katılan çocuklarına kavuşma ümidiyle 3 Eylül 2019 tarihinden beri HDP'ye karşı oturma eylemi yapan bir gruptur. Oturma eylemi HDP'nin Diyarbakır İl Başkanlığı binası önünde gerçekleşmektedir.

Diyarbakır Anneleri, örgütün, yani hem PKK’nın, hem de HDP’nin baskısına rağmen dağa kaçırılmış çocuklarını kurtarmak için destansı bir mücadele veriyorlar. Onların ellerinden öpüyorum. Terörü bu annelerin onurlu direnişi bitirecektir.
Markar Esayan
Diyarbakır Anneleri evlatlarına kavuşmak için açtıkları bayrakla hem korku duvarlarını yıktılar, hem de terör örgütünün kanlı yüzünü ifşa ettiler. Terör örgütü sempatizanlarının kimi iğrenç saldırısına rağmen 500 gündür evlat nöbeti tutan bu cesur anneleri bir kez daha şahsım, eşim, milletim adına saygıyla selamlıyorum. Ciğerparesine sarılmak isteyen bir ana yüreğini hiçbir tehdit korkutamaz, yıldıramaz. Anaları karşısına alan hiçbir yapı ne kadar çirkefleşirse çirkefleşsin hedefine ulaşamaz. Çocuklarını kurtarmak için anaların önüne hiçbir set vurulamaz. Çünkü anaların evlatları için döktükleri her damla gözyaşında zalimi sarsan, zulmü deviren bir kuvvet vardır. Kandil’deki terör baronları ve siyasetteki uzantılarının Diyarbakır annelerinin evlat nöbetinden korkmalarının temel sebebi de işte budur. Türkiye teröre, şiddete, gözünü kan ve kin bürümüş katil sürülerine karşı yürüttüğü mücadeleyi inşallah anaların da desteğiyle zafere taşıyacaktır, hiç endişeniz olmasın. Bu toprakların geleceğinde teröre ve şiddete yer yoktur, olmayacaktır.
Recep Tayyip Erdoğan
Batılı, o demokrasiden bahsedenler bir kere gelip de Diyarbakır annelerini ziyaret ettiler mi? Etmediler. Niye? Onların derdi başka ama bizim derdimiz bambaşka. İşte 13, 14 yaşındaki Diyarbakır annelerinin yavrularını Kandil'e kaçıranlara bu işin hesabını soruyoruz, soracağız ve peyderpey bu yavrular gelmeye başladı. Birileri evlatlarınızı dağa götürüp, onların kanı üzerinden kendi çocuklarına müreffeh bir gelecek kurarken biz eğitimiyle, sağlığıyla, istihdamıyla onlara iyi bir gelecek kurmanın çabası içindeyiz. Birileri size bırakınız hakkı, hukuku, refahı yaşamayı bile çok görürken, biz ne dedik? 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.' Yeri geldiğinde kendi gövdemizi namlulara siper ettik.
Recep Tayyip Erdoğan
O kadar büyük bir iş yapıyorsunuz ki, bugün bunun farkındayız. Bu terör örgütü sona erdiği zaman bu listenin başına konulacak insanlar sizlersiniz. Diyecekler ki Allah bunlardan razı olsun. Onların sayesinde terör örgütünün ve bu terör örgütüyle özdeşi olan siyasi parti HDP'nin istismarları sona ermiştir. Yalanları foyaları ortaya çıkmıştır. Maskeleri foyaları bir bir ortaya dökülmüştür. Bunu inşallah birlikte gerçekleştireceğiz. Çocukları alıp annelerin kucağından ki onların en çok duyduğu yaşlarda bu terör örgütüne katanlara soracak hesabımızı soracağız, soruyoruz hiç merak etmeyin.
Süleyman Soylu

1963'ten 1989'a kadar Klasik Seri olarak adlandırılan bölümlerle ve 1996'da sinema filmiyle yayınlanmış, 2005'ten bu yana günümüzde de yayınına devam edilen, BBC yapımı bilim kurgu dizisidir. Dizi Doktor adında bir Zaman Lordu'nun maceralarını anlatmaktadır.

Polis: Siz İngiliz misiniz?
1. Doktor: Ben Dünya vatandaşı bir centilmenim.

1. Doktor: Kim olduğu hakkında bir fikrin var mı?
Polis: Görünüşüne bakılırsa mahalle kasabı.
The Aztecs bölümünde Azteklerin Kurban görevlisi için

Chesterton: Thallar'ın Daleklere karşı büyük bir dezavantajı var. Silahları ve cephaneleri yok.
1. Doktor: O sorun değil genç adam. Akıl her zaman kazanır.
The Expedition isimli bölümden, akışkan halkayı Daleklere kaptırdıkları zaman Thallar'ı Daleklere karşı bir ordu olarak kullanmayı düşündükleri zaman.

2. Doktor: Dekorasyonu değiştirdiniz değil mi? Beğenmedim.
Five Doctors bölümünde Brigadier'in ofisi için söylemiştir.

Sarah Jane: Bu gürültü de neydi?
3. Doktor: Bir çeşit yer altı esintisi olmalı?
Sarah Jane: Kimi kandırıyorsun?
3. Doktor: Sanırım kendimi.

Yüzümü görebileceğim bir ayna var mı?
3. Doktor, Rejenerasyondan sonra

Ayakkabılar.
3. Doktor, rejenerasyondan sonra Doktor ona adını sorunca

Nötron Kutuplarının akışını tersine çevirdim.
Bu replik sadece 3. Doktor tarafından kullanıldı.

Sarah Jane ile tanıştın mı? O benim en iyi arkadaşım.
Biliyor musun? Newton'un yer çekimini bulmasını ben sağladım bir ağaca çıktım ve kafasına elma attım.

Romana: Ah ve sonra o da yer çekimini buldu değil mi?
4. Doctor: Hayır akşam yemeğinde ona yer çekiminin ne olduğunu açıkladım.

Hanımlar ve beyler bu fener saldırı altında. Sabaha kadar hepimiz ölmüş olacağız.
City of Death

Adric...
Rejenerasyondan önceki son sözü

Rejenerasyonun sorunuda bu işte, asla ne olacağını bilmiyorsun.
Castrovalva'da rejenerasyondan sonra

Peri: Ne? Ne oldu?
6. Doktor: Değişim tatlım... Öyle bir anda olmaz.
Caves of Androzani rejenerasyondan sonra

Eğer aklım başımda olsaydı Gallifrey'i bırakıp buraya gelmezdim.

Peri: Bence bir Doktor'a ihtiyacın var?
6. Doktor: Komik olmaya mı çalışıyorsun?

Gezegenler yaşar ve yıkılır. Yıldızlar söner ve yok olur. Atomlara ayrılır ve ışık olurlar hiçbir şey ebedi değildir. (Trial of a Time Lord bölümü-Peri Ravalox'un aslında yok olmuş Dünya olduğunu öğrenince onu avutmak için)

Nasıl? Bak burası benim en sevdiğim tarafım
Trial of a Time Lord-Mysterious Planet'te kameraya yüzünün sağ tarafını dönerek söylemiştir.

Havuç suyu... Havuç suyu... Havuç suyu...
Time and Rani, rejenerasyondan önce

Hayvanlar gibi dövüşürsek, hayvanlar gibi ölürüz.
Survival bölümünden

Ace, şu yanında taşımadığın el bombalarından bir tane verir misin?
Remembrance of the Daleks

[Polisten tabancısını alıp kendine doğrultarak] Geçmemize izin ver yoksa kendimi vururum.

9. Doktor: Rose sen çok olağanüstüydün... Ama ne var biliyor musun? Ben de öyleydim.
Parting Of Ways bölümünde rejenerasyondan önce

Fantastik!
en meşhur repliğidir.

Zamanın yasaları vardır. Eskiden bir ırk o yasaları kontrol ederdi. Ama şimdi hepsi yok oldu. Geriye ne mi kaldı? Sadece ben. Anlamam uzun yıllarımı aldı ama şimdi Zaman yasaları bana itaat edecekler.
10. Doktor, Waters Of Mars bölümü

Gitmek istemiyorum.
The End Of Time'da rejenerasyondan önce son sözü

Sana elveda diyebilmek için bir güneşi söndürüyorum.
Doomsday bölümünde Rose'a hitaben

Bazen Zaman Lordları'nın çok uzun yaşadığını düşünüyorum.

Allons-y!!!
10. Doktor'un en bilinen repliğidir

River: Kafandaki o şey de ne?
11. Doktor: Onun adı Fes. Fesler havalıdır.

Bacaklar çok şükür bacaklarım var. Kollar. Eller burada. Parmaklar, ne çok parmak. Kulaklar yerinde. Gözler iki tane. Burun, daha kötüsü de olmuştu. ene vay canına. Saç... Kadınım!!! Hayır! Hayır. Kadın değilim ve kızıl da değilim.
Rejenerasyon'dan hemen sonra

Kazran: Madem benim bakıcımsın. Neden pencereden içeri giriyorsun?
11. Doktor: Çünkü pencereden çıkarsam aşağı düşerim. Dikkatini buraya ver Kazran.
11. Doktor: Evet tamam yakaladınız. Kendini İmha düğmesi yok kurabiye bu. Ama siz de bana çay ikram edecektiniz.
Victory of Daleks'te Daleklere söylüyor

11. Doktor: İnsanlar bazen dünyadan kaybolur ama hep izler bırakırlar. Tam açıklayamadığımız küçük şeyler. Fotoğraflarda yüzler, bagaj, yarısı yenmiş yemekler... Yüzükler. Hiçbir şey tamamen unutulmaz. Eğer bir şey "hatırlanırsa, geri dönebilir."
Amy: Ne demek istediğini anladın mı Doktor?
11. Doktor: Evet. [Biraz bekler] Hayır.
Amy: Gerçek birine ihtiyacım var. Kim olduğunu anlıyor musun?
11. Doktor: Evet. [Biraz durur] Hayır.
Time of Angels bölümünden

11. Doktor: Bir gezegeni mi yuttun?
Amy: Hamileyim.
11. Doktor: Sen kilo almışsın.
Amy: Evet, hamileyim.
11. Doktor: Şuraya bak. Yeni bir dünya.
Amy: Doktor, hamileyim.
11. Doktor: 5 yıl sonra geliyorum ve her şey değişiyor. Yaşınız ve boyutunuz.
Amy: Doktor seni görmek çok güzel.
11. Doktor: Sen hamile misin?
Amy's Choice bölümünden

Clara: Onunla savaşacaksın, değil mi?
11. Doktor: Maalesef, evet. Sanırım savaşacağım.
Clara: Gerçekten çok büyük.
11. Doktor: Daha büyüklerini de görmüştüm.
Clara: Gerçekten mi?
11. Doktor: Şaka mı yapıyorsun? O devasa.

11. Doktor: Geliyor.
Clara: Kim?
11. Doktor: Doktor.
Clara: Sensin... sen Doktor'sun.
11. Doktor: Evet ve hep öyle kalacağım [Küçük Amelia'nın hayalini görür] Amelia.
Clara: Amelia da kim?
11. Dcotor: Bu yüzün gördüğü ilk yüz.

11. Doktor: Düşündüğünde aslında hepimiz değişiriz. Hayatımızın her döneminde farklı kişilerizdir. Hayır, bu önceden kim olduğunu unutmadığın sürece bu sorun değildir. Bu yaşadıklarımın hiçbirini unutmayacağım, tek bir gününü bile, yemin ederim. Doktor'un ben olduğum dönemini hep hatırlayacağım.
Time of the Doctor'da 11. Doktor ile Clara'nın rejenerasyon geçirmeden önceki diyalogları.

Geronimo!!!
11. Doktor'un en bilinen repliğidir.

Hepsi sadece kaybolur değil mi? Hepsi kaybolmuş, gitmiş. Aynadaki bir buğu gibi.

Ses arayüzü aktif
Ah Amelia Pond. Ben herşeyi batırmadan önce benim küçük tatlı Amelia'm
Ben Amelia Pond değilim ses arayüzüyüm.

Koş zeki çocuk ve beni asla unutma.
Clara'nın 11. Doktor sezonu boyunca kullandığı fenomen replik

1. Doktor: Demek en son gelen sensin.
5. Doktor: Evet aynı zamanda en uysal olan
2. Doktor: Ve de en küstah olan
'Five Doctors bölümünden

3. Doktor: Palyaço...
2. Doktor: Boston korkuluğu
Three Doctors bölümünden

10. Doktor: Biliyorsun, sen olmayı seviyorum. İlk başladığımda, daha en başındayken sürekli yaşlı ve somurtkan biri gibi olmaya çalışıyordum. Tıpkı senin gençken yaptığın gibi. Sonra senin yerini aldım. Etrafta koşuşturmalar, kriket oynamak, bağırdığımda sesimin tiz çıkması. Hâlâ da sesimi öyle çıkartıyorum bunu senden aldım. Bu spor ayakkabılar, bir de sürpriz. (Zeki gösteren gözlüklerini takar.) Neden biliyor musun Doktor? Sen benim Doktorum'sun.
5. Doktor: Ne denilebilir ki? Gelecek günlere.
10. Doktor: Geçmişe tüm sevgilerimle...
Time Crash bölümünden

11. Doktor: Gerçekten çok sıskaymış. Daha önce dışarıdan bakmamıştım gerçekten sıskaymış.
The Day of the Doctor bölümünde 10. Doktor için söylemiştir.

11. Doktor: Tabi bizi kuleye götürün. Beni götürürken lastik ayakkabılı ve dedeyi de alın. Kahvaltımız yarın sabah hazır olsun.
The Day of the Doctor bölümü

[10. Doktor ve 11. Doktor ilk karşılaştıklarında biraz şaşırırlar. İkisi de aynı anda sonik tornavidalarını çıkarır.]
10. Doktor: Telafi etmek için mi?
11. Doktor: Neyi?
10. Doktor: Yeniden canlanmayı. Bilirsin piyango gibidir.
10. Doktor Gerçeklik dokusundan biri geçmeye çalışınca iki Elizabeth'e de gitmelerini söyler. İkisini de onu öptükten sonra...
11. Doktor: Biri kraliçe kılığına girmiş bir Zygon'du diğeri de gerçek kraliçeydi.
10. Doktor: Evet
11. Doktor: Biri Zygon biri kraliçe Elizabeth'ti ve Zygonlar'ın derisi zehirlidir, dillerinde de zehir kesecikleri vardı.
10. Doktor: Tamam lafı nereye getireceğini anladım.
Etrafları İngiliz askerleri tarafından sarıldıktan sonra 11. Doktor kendilerini kaleye götürülmesini söyler. Diyalog Savaş Doktoru tarafından 11. Doktor'a söylenmektedir.

Savaş Doktoru: Tanrı aşkına, sen ellerini hareket ettirmeden konuşamaz mısın?
11. Doktor: Evet. [Biraz Durur.] Hayır.
İngiliz askerleri 3 Doktoru da kuleye hapseder

Rose: Onlara bilmen gereken her şeyi sor.
Savaş Doktoru: O gün kaç çocuk vardı hiç saydınız mı?
11. Doktor: Bilmiyorum.
Savaş Doktoru: Benden daha yaşlısın ama hiç saymadın mı?
10. Doktor: 2.7 milyar.
Savaş Doktoru: Sen saymışsın.
10. Doktor: 400 yıl. Bu kadarı unutman için yetti mi?
11. Doktor: Ben bunları geride bıraktım.
10. Doktor: Ne kadar geride bıraktın? Bazen nereye gittiğimi bilmek istiyorum.
11. Doktor: İnan bana bilmek istemezsin.

Savaş Doktoru: Bundan gelecekte çok var mı?
11. Doktor: Evet, arada bir hâlâ oluyor.
10. Doktor, Elizabeth ile öpüşünce sormuştur.

Savaş Doktoru:: Umarım bu sefer kulaklar makul büyüklükte olur.
Rejenerasyon geçirirken

Savaş Doktoru: Artık Yeter!
Savaşın bitmesini kastediyor. Savaş Doktorunun en bilinen repliği

Böbrekler!!! Yeni böbrekler!!! Renklerini sevmedim!
Rejenerasyondan hemen sonra

Bu şey nasıl uçurulur biliyor musun?
Rejenerasyondan sonra Clara'ya TARDİS'in nasıl uçuracağını soruyor

Şu kaşlara bak!!!Saldırı kaşları bunlar. Bunlarla şişe kapağı bile açabilirsin
Deep Breath'te yeni yüzünü görünce

Sontaranlar insanlığın zaman çizgisini bozuyor.
Deep Breath bölümünde baygınken söylemiştir

Onu bir su tabancasıyla alt ettin. Seni acayip seviyorum.
Donna, Doktor'a hitaben. Fires of Pompei

S: Biz 5 milyon Siberiz. Siz kaç kişisiniz?
D: 4
S: 4 Dalek ile 5 milyon Siberi mi yok edecektiniz?
D: Hayır, 1 Dalekle yok edecektik. Siz sadece bir noktada bizden daha iyisiniz?
S: Nedir o?
D: Daha iyi ölüyorsunuz.
Doomsday bölümü, Dalek ve Siberadam arasındaki diyalog

İşte bu Doktor. Bu benim son zaferim. Sana kendini gösterdim.
Davros, Journey's End

Amy neredesin?
Buradayım [Rory bu sırada bir fener yakar] Ovvv, önceden söyleyebilirdin.
Neredeyiz biz?
Bilmiyorum
Öldük değil mi?
Hayır, öyle söyleme
Öldük, yine.
Night Terrors, Amy ve Rory arasındaki diyalog

Doktor eğer onların eline geçmezse

Donald Robert Perry Marquis ( 29 Temmuz 1878 - 29 Aralık 1937) Amerikalı bir mizah yazarı , gazeteci ve yazardı . Çeşitli şekillerde romancı , şair, gazete köşe yazarı ve oyun yazarıydı .

Hayat açıklamak için çok komik.
İyimser, hiç deneyimi olmayan kişidir.
Erteleme düne ayak uydurma sanatıdır.
Kan söyler, ama çoğu zaman çok şey söyler.
İnsanlık ayrıntıları üzerinde zafer kazanıyor.
Fikirler tetiği çeker, ancak içgüdü silahı yükler.
İnsan canlandırılamaz; erdem baştan çıkarılmalı.
Acı bakalım, çünkü onlar dünyayı miras alacaklar.
Bir fikir, ona inanan insanlardan sorumlu değildir.
İnsan ırkının ilerlemesinin önündeki engel, insan ırkıdır.
İnsanın medeniyet dediği, her zaman çöllerle sonuçlanır.
Kötümser, çok fazla iyimser dinlemek zorunda kalan kişidir.
Yaşlı tanrılar uzayda batar ve boğulmuş kalyonlar gibi emilir.
Onlar sunaklarının önünde eğilirken, Kendi arzusuna tapıyor.
Tüm mevcut şeylerin özünde şiddetli bir huzursuzluk görülür.
Başka bir şeye sahip olamayacağınız zaman erdeme sahip olabilirsiniz.
İşler ekonomik olarak öyle düzenlenecek ki bu her birey için mümkün olacak.
Her bulutun gümüş astarı vardır, ancak bazen nane elde etmek biraz zor olabilir.
İnsan neslinin geleceği; Biraz daha israf eder açgözlülük ve zenginlik arzusudur.
Ancak çocuklar, kolay zaman geçirdiklerini bilmeden, çok zor zamanlar geçirirler.
Dürüstlük iyi bir şeydir, ancak kontrol altında tutulmadıkça sahibine kârlı değildir.
Biri size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun: Kimin alın teriyle?
Dünyanın durumu uzun sürmeyecek şimdi uzun olmayacak ay kadar kısır olana kadar.
Demagog, hangi çetenin ülkeyi yanlış yönetmesi gerektiğine katılmadığımız bir kişidir.
Bir çocuk kendini dürüst göstermezse, on iki yaşında terbiyeli ve sessizce kafalı olmalı.
Ülkede cehennem gibi çalıştı, böylece şehirde yaşayabildi, ülkede cehennem gibi çalıştı.
Tüm teoloji sistemlerinde şeytan bir erkek insanıdır. Evet, kiliseyi devam ettiren kadınlar.
Şahsen biz yaşlılıkta bir dağılma ve tembellik çağını bekliyoruz ve saygısızlıktan vazgeçiyoruz.
Keder ve kahkaha ile biraz zaman, Ve sonra gün kapanacak; Gölgeler toplanır. Kimse bilmezse ne olur.
Hiçbir hükümet biçimi, herhangi bir yönetim biçiminin yönetimine getirilen zeka kadar önemli değildir.
Eğer insanları, düşündüklerine inandırırsanız, sizi severler. Gerçekten düşündürürseniz, sizden nefret ederler!
Büyümek, öğrenmek ve yaşlılarının kurallarına uymak ya da onlara karşı savaşmak, yapılması kolay bir şey değildir.
Kendinizi insan ırkı hakkında cesaretlendirmenin yolu, ona önce uzaktan bakmaktır; yüksek noktalardaki ışıklara bakın.
Neredeyse Mükemmel Durumda her insan, kolay, kaygısız, mutlu bir yaşamdan ölmeden önce en az on yıl geçirecektir.
Milyonlarca ter ve kandırılmış veya aldatılmış; Gizli şeyler, sessiz şeyler, kanatlı şeyler, çok zayıflar, kolayca öldürülürler.
Yazmaktan zengin olmak istiyorsanız, kendilerine okurken dudaklarını hareket ettiren kişilerin okuduğu türden bir şey yazın.
Bir şey sadece yapmaya ve tekrar tekrar yapmaya değer, eğer bunu oldukça kolay bir şekilde yapabilir ve ondan biraz keyif alabilirsiniz. Don Marqui
Hayaletlere inanıp inanmadığımı bilmek ister misin? Tabii ki onlara inanmıyorum. Benim kadar çoğunu bilseydin, onlara da inanmazdın.
Bazen şans, insanlara mutluluk ve tüm iyi olanaklar için gerekenleri verir… Sadece onlarla kendilerini daha ne kadar mutsuz edebileceğini görmek için.
Sahip olamadığım şeyler, Ve sahip olduğum şey ikinci sınıf gibi görünüyor, Yapmak istediğim şeyler yapamıyorum ve yapmam gerekenler nefret ediyorum.
Hem böcekler hem de insanlar çok fazla canlı, kendi değerlerini kendilerinden daha büyük kişiliklere yol açabilecekleri küçük tahriş miktarıyla tahmin eder.
İşe yaramaz, sarhoş, dışlanmış kişi olacağız. Uzun beyaz sakallı ve uzun beyaz saçlı olacak; örgütlü topluma karşı saygın olmayan, dinç, şerefsiz ve düzensiz yaşlılık.
Artık uzun sürmeyecek, uzun sürmeyecek insan, dünyanın çöllerini yapıyor, insan onu kullanmadan önce uzun sürmeyecek, böylece karıncalar, kırkayaklar ve akrepler dışında hiçbir şey üzerinde bir yaşam bulamaz.
Zaman zaman kendinizi aşırı zorlayın. Bu nedenle: Kolayca ve neşeli bir şekilde yarattığınız şeyler, siz kendiniz sürekli büyüyene kadar kolay ve neşeli bir şekilde gelmeye devam etmeyecektir. Ve kendinizi aşırı zorladığınızda, yeni bir benliğin yaratılmasına yardım ediyorsunuz - demek istediğimizi alırsanız.

.> azquotes /author/9494-Don_Marquis

Donald John Trump, Amerika Birleşik Devletleri'nin 45 ve 47. Başkanı olan Amerikalı siyasetçi ve işadamı.

Benden hoşlanmasanız bile ki bazılarınız hoşlanmıyor. Bazılarınız aslında benim de hiç hoşuma gitmiyor. Yine de benim en büyük destekçilerim olacaksınız, çünkü onlar kazanırlarsa 15 dakika içinde işsiz kalacaksınız. Bu yüzden buna çok zaman harcamak zorunda değilim.
(Yahudiler hakkında söyledikleri)
Eğer "İslami terörizm" terimlerini kullanamazsanız, problemi çözemezsiniz.
Sizi çok iyi biliyorum. Sizler acımasız katillersiniz. Hiç de iyi insanlar değilsiniz. Ama bana oy vermek zorundasınız. Başka seçeneğiniz yok.
(Yahudiler hakkında söyledikleri)
İslam bizden nefret ediyor. Müslümanlar konusunda tetikte durmalıyız ve çok dikkatli olmalıyız. ABD’den nefret eden insanları bu ülkeye alamayız.
Kürtlerin hayranıyım.
Laflar biliyorum. En iyi laflar bende.
Ivanka kızım olmasa, belki onunla çıkıyordum.
Köşeye sıkıştırıldığımı hissedince dövüşürüm, ne kadar zor ve riskli olursa olsun.
Bilgisizliğin mazereti; başarısız olmanın en emin yolu bilgisizliktir.
Cennette kurulur, mahkemede çözülür.
Eğer Tanrı'ya daha çok benzemek ve dokunduğun her şeyi altına çevirebilmek istiyorsan, Tanrı ile altın arasındaki farkı bilmen gerekir. Tanrı (God) ile altın (Gold) arasındaki fark "L" harfidir.  L harfi kaybedeni (loser), yağmacılığı (looter), alçak liderliği ve yalancılığı (liar) temsil eder. Eğer bu tanımlamaları karakterinden silip atamazsan, asla dokunduğun her şeyi altına dönüştürmeni sağlayan Midas dokunuşunu geliştiremezsin.
Koronavirüs sayesinde iğrenç insanlarla tokalaşmak zorunda kalmıyorum.
Kuzey Kore bir tarikat gibi yönetilen bir ülkedir. Bu askerî kültün merkezinde, liderin fethedilmiş bir Kore Yarımadası ve köleleştirilmiş bir Kore halkı üzerinde ebeveyn koruyucusu olarak hüküm sürme kaderine dair çılgın bir inanç vardır.
Ulusumuz, Orlando'nun LGBT topluluğu üyeleriyle dayanışma içinde birlikte duruyor. Kimsenin yaşayamayacağı bir şey yaşadılar. Bu, Amerika tarihinde çok karanlık bir andır. Radikal İslamcı bir terörist, gece kulübünü yalnızca Amerikalıları öldürmek istediği için değil, aynı zamanda eşcinsel ve lezbiyen vatandaşları cinsel yönelimleri nedeniyle infaz etmek için hedef aldı.
(2016 Orlando gece kulübü saldırısına dair konuşmasından.)
Zorbalığa asla boyun eğmeyeceğimizi ilan etmek için bugün buradayız. Tarihimizi ve ülkemizi, her renkten, etnik kökenden, dinden ve mezhepten insan için geri kazanacağız.
Sol kanat isyan ve isyan, on yıllardır okullarımızda etkin olan sol kanadın beyin yıkamasının bir sonucudur.

En kötü zamanlar genellikle iyi anlaşmalar yapmak için "en iyi fırsatları" yaratır.
Ben, tüm olaylara sanat uğruna, güzellik uğruna ve anlaşma uğruna bakarım.
Biraz çılgınlık, hayatta bazen işe yarar.
Başarı şanstan çok ırsi. Ancak şans daima hayatta rol oynar.
Bu onların ne kadar akıllı ve sorumluluk sahibi olduklarına bağlı.
(Çocuklarınıza ne kadar servet bırakmak doğrudur? sorusu üzerine)
İyimser olun ancak her zaman en kötü senaryoya hazırlıklı bulunun.
Bu dünya gösterildiği kadar kolay değildir. Zor bir yerdir ve insanlar incinir. Acımasızlığı ve kazanmak için ezip geçme arzusunu gerektirir. Pek çok kişinin hamuru bunun için uygun değildir.
Karşınızdakini sınamak istiyorsanız tahrik edici bir söz söyleyin ya da davranışta bulunun. Ben bazen bir toplantıda çok şaşırtıcı bir yorum yaparak masa etrafındakilerin tepkilerini ölçerim. Yorumuma verdikleri tepkiler, benim hoşuma mı gitmeye çalıştıklarını, yoksa görüşlerini açıklama cesaretine sahip olup olmadıklarını ortaya koyar.
Kazananları kaybedenlerden ayıran tek şey, kaderin her yeni oyununa gösterdiğiniz tepkidir.
Ticaret yapabilmek için rakibimden daha akıllı olmak zorundayım.
İyi tanıtım kötü tanıtıma tercih edilir, ancak sonuç açısından bakıldığında kötü tanıtım bazen hiç tanıtım yapılmamasından daha iyidir. Kısacası, tartışma daima satar.
Kimseye güvenmeyin: Biri size zarar vermek istiyorsa onunla çatışmaya girmekten kaçınmayın. Kutsal Kitap'ta denildiği gibi göze göz, dişe diş isteyin. Kimseye güvenmeyin. Unutmayın ki en yakın arkadaşınız bile karınızı ya da paranızı elinizden almak isteyebilir.
Evlilik sözleşmesi yapın. Nişanlınızı ne kadar sevdiğiniz umurumda değil; evlilik öncesi anlaşma olmadan evlenmek salaklıktır.
Büyük düşünmeyi seviyorum. Bir şey düşüneceksen, büyük düşünebilirsin.
Bazen en iyi yatırımlarınız, yapmadığınız yatırımlardır.
Bazen bir muharebeyi kaybederek, savaşı kazanmanın yeni bir yolunu bulursunuz.
Küçümsenmek her zaman iyidir.
Geçmişten öğrenmeye çalışıyorum, ama sadece bugüne odaklanarak geleceği planlıyorum. Eğlence burada.
Başarılı olduğunuzda karşılaştığınız sorunlardan biri, bu kaçınılmaz olarak kıskançlık ve kıskançlığın takip etmesidir. Başarı ve başarı duygularını, başkalarını durdurmaya çalışmaktan alan insanlar var; onları hayatın kaybedenleri olarak kategorize ediyorum. Bana kalırsa, gerçek bir yetenekleri olsaydı, benimle savaşmazlardı, kendileri yapıcı bir şeyler yaparlardı.
Gerçekçi olmayan hedef diye birşey yoktur, sadece gerçekçi olmayan zaman çerçeveleri vardır.
Modern sanatın çoğunun bir aldatmaca olduğunu ve en başarılı ressamların genellikle sanatçılardan çok daha iyi satıcılar ve tanıtımcılar olduğunu her zaman hissetmişimdir.
İzle, dinle ve öğren. Hepsini kendin bilemezsin. Öyle olduğunu sanan herkesin kaderinde vasatlık vardır.
1990'lar, kesinlikle 1980'ler gibi değil.
Benim düsturum: Her zaman intikamını al. Biri seni kazıkladığında, sen de ona bol bol kazık at!
Ne yazık ki Amerikan rüyası öldü. Ama eğer başkan seçilirsem; onu her zamankinden daha büyük, daha iyi ve daha güçlü bir şekilde geri getireceğim ve Amerika'yı yeniden büyük yapacağız!
(2015)
Uyuşturucu getiriyorlar. Suç getiriyorlar. Onlar tecavüzcü!
(ABD'deki Meksikalı göçmenler hakkında.)
Gerçekten yüksek bir IQ'ya sahibim. Yani, ateist olmam mümkün değil.
Sağduyusu güçlü, çok şefkatli ve IQ'su çok yüksek bir insanım.
Güzel kadınları seviyorum. Güzel kadınlar da beni seviyor.
Hamilelik;  "Kadınlar için harika bir şey, kocalar için harika bir şey, ama iş için kesinlikle bir sıkıntı." 
Her türlü büyük başarıya ulaşmak için tutku kesinlikle gereklidir. Bunu deneyimlerimden biliyorum. Eğer tutkunuz yoksa, yaptığınız her şey eninde sonunda boşa gidecek, ya da en iyi ihtimalle vasat olacaktır.
Tutku olmadan enerjiniz olmaz; enerjiniz olmadan hiçbir şeye sahip olmazsınız. Dünyada hiçbir büyük şey tutku olmadan başarılmamıştır.
Benim güzelliğimin bir kısmı da, çok zengin olmamdır.
Saddam Hüseyin, Kuveyt'e saldırdığında bütün zengin Kuveytliler Paris'e kaçtı. Sadece süit kiralamadılar; bütün binaları, bütün otelleri kapladılar. Ülkeleri işgal edilirken krallar gibi yaşadılar. Yardım için kime başvurdular? Başka kim? Sucker Amca. Bu biziz (ABD).
IŞİD'i onlar yarattı. Hillary Clinton, Obama'yla birlikte IŞİD'i yarattı!
IŞİD'i cehenneme gönderecek kadar bombalayacağım! Başka hiçbir aday IŞİD'e karşı benden sert olamaz! Militanları, petrole olan erişimlerini keserek zayıflatacağım.
Ülke için harika bir amigoydu. Ancak ticaret konusunda harika değildi.
(40. ABD Başkanı Ronald Reagan hakkında.)
Çalışmayı seviyorum. Ben tatil adamı değilim. Yaptığınız işi severseniz mutlu olursunuz.
Politik doğruculuğu sağduyunun, güvenliğimizin ve her şeyin üstünde tuttular. Politik doğruculuğu reddediyorum.
Saddam Hüseyin kötü bir adamdı. O kötü bir adamdı, gerçekten kötü bir adamdı. Ama neyi iyi yaptı biliyor musun? Teröristleri öldürdü. Bunu çok iyi yaptı. Haklarını kaale almadı; oturup konuşmadı, çünkü teröristtiler, bitmişti. Bugün Irak, terörizmin Harvard'ıdır. Terörist olmak istiyorsan Irak'a gidersin.
Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi iktidarda olsaydı dünya daha iyi bir yer olurdu. Libya ve Irak'taki durum, ölen iki diktatörün ardından çok daha kötü.
Bu daha önce hiç anlatmadığım bir hikaye. İran 2020'de (İranlı general Kasım Süleymani'nin Irak'ta ABD güçleri tarafından öldürülmesinin ardından) bir İHA'mızı düşürdüğünde İHA 14 yaşındaydı. Pek değerli değildi. Yakınlarda 39 mühendis ve pilotun bulunduğu büyük bir motorlu uçak vardı. Generallere sordum,  "arkasındaki uçağı mı düşürdüler?"   "Hayır efendim, yapmadılar"  dediler. Bu ilginç dedim. Ama İran'ı vurmamız gerekiyordu, o yüzden onları çok sert vurduk. Radarlarını ve farklı şeyleri devre dışı bıraktık ve eğer bize karşı gelirlerse onlara asla mümkün olduğunu düşünmedikleri şeyler yapacağımıza dair bir açıklama yaptım. İranlılar bizi aradılar,  "Başka çaremiz yok, itibarımızı kurtarmak için sizi vurmamız lazım. Belli bir askeri üsse 18 füze fırlatacağız ama endişelenmeyin, füzeler üsse ulaşamayacak."  diyerek garanti verdiler. Söyledikleri gibi 18 füze attılar, 5'i havada imha oldu. Diğerleri de üssün çevresine düştü.
Planımız Amerika'yı ilk sıraya koyacak. Bizim inancımız küreselcilik değil, Amerikancılık olacak. Amerika'yı ilk sıraya koymayacak politikacılar tarafından yönetildiğimiz sürece, diğer uluslar asla Amerika'ya saygılı davranmayacak.
(2016)
O berbat bir başkan. Muhtemelen ülkemizin tarihindeki en kötü başkan olarak anılacak, tam bir felaket!
(Barack Obama hakkında.)
Zengin ya da fakir tüm insanları seviyorum ama bu tür belirli pozisyonlarda (devlet başkanı, başbakan vb) fakir bir insan istemiyorum.
Venezuela'daki sorun sosyalizmin kötü uygulanması değil, sadakatle uygulanmasıdır.
Amerika nükleer şantaja rehin tutulmayacak. Amerikan şehirlerinin yıkımla tehdit edilmesine izin vermeyeceğiz.  "Amerika'ya Ölüm"  diye slogan atan bir rejimin (İran İslam Cumhuriyeti) dünyadaki en ölümcül silahlara erişmesine izin vermeyeceğiz!
Artık Amerika, Amerikalılar tarafından yönetiliyor. Küreselleşme ideolojisini reddediyor ve vatanseverlik doktrinini benimsiyoruz.
(Eylül 2018, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasından.)
Hillary Clinton ABD tarihinin en kötü Dışişleri Bakanı'ydı. Tüm dünya onun döneminde parçalandı. Hillary'yi yenecek kişi ben olacağım.
(2016 ABD başkanlık seçimleri öncesi.)
Özgür doğduk ve özgür kalacağız. Amerika'nın asla sosyalist bir ülke olmayacağı yönündeki kararlılığımızı yineliy

Dondurmam Gaymak, senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Yüksel Aksu'nun üstlendiği 2005 yapımı sinema filmi.
Film, Muğla'nın bir sâhil kasabasında motorsikletiyle dondurma satan bir adamın hikâyesi anlatır. Oyunculardan sadece Turan Özdemir'in profesyonel oyuncu olması dikkati çekmiştir. Diğer oyuncuları ise yörenin insanlarıdır.

— Biz çalak, onlar okusun (Ezan okunuyor). Herkesin yeri ayrı, mekanı ayrı. Bir kere de onlar anlayış göstersinler ya, bu adamlar içip durur  eğlenip  durur diye. Bir kere de onlar anlayış göstersinler. Zaten üç beş tane ihtiyar gidiyoruz camiye. Onu da telefonla çağırıversinler.
— Tövbe de. Cenab-ı Allah'ı kızdırıp motorumu hiç buldurmayacak gari.
— Cenab-ı Allah kayıp eşya bürosu mu ya? İnanıyosan kalben inan. Çıkarların için inanma

"Şerefsizim, şerefsizim, bir cinnet her şeyi halleder!"
Çocukluk güzeldi velhasıl... Kâğıt helvacı dolanırdı sokaklarda; "Dondurmam gaymak" deyip çığırtan o gür sesli yanakları kırmızı kırmızı olan dombik amca...
"Bu ne bu, apartman gibi. Ne oldu sane..."
"Ölüm kesin, hayatsa ihtimal..."
"Veresiye veremem, arka sıra gelemem, gelirsem de bulamam, bulursam da alamam."
— Soğursa soğusun. İsterse yılın on iki ayı kar yağsın kar! Ben mi düşüncem? ... mendocuları, mandacıları düşünsün! Öf ulen öff!— Ulan sus mahalleye geldik.— Böyük sermayeymiş böyük sermaye... Benzin döküp fabrikalarının dibine dinamit goymazsam anamı kainat sevsin! Tekel imiş tekel... Ben göstercem onlara tekelini çiftelini. Yarın dolaplarına tek tek balyoz ilen giricem tek tek!— Ali abi şimdi yenge duyucek.— Şt dokunme benim bardağıma! Uyanısa uyanıversin mıymıntı garı uyanısa uyanıveesin, kendimi de öldürücem o garıyı da öldürücem zaten. Öf ulen öf! Ümüğünü sıkıcem o garının ümüğünü sıkıcem!

Donnie Darko, 2001 yapımı, yönetmenliğini Richard Kelly'nin yaptığı fantastik filmdir.

Yalnız olmadığıma inanmak istiyorum, ama bunu destekleyecek hiçbir kanıt bulamıyorum.
Keşke zamanda geri gidip bütün o saatler boyu karanlık ve acıyı alıp yerine iyi bir şeyler koyabilseydik.
Hayatı iki çizgiye ayıramazsınız. O kadar basit değildir.

Gretchen: Donnie Darko? Ne biçim bir isim bu böyle? Bir çeşit süper kahraman veya buna benzer bir şey adı gibi..
Donnie: Sana olmadığımı düşündüren nedir?
Donnie Darko: Bir oğul yerine bir salağa sahip olmak nasıl bir duygu ?
Annesi: Mükemmel bir duygu.
Gretchen: Adı neydi ?
Çocuk: Donnie. Donnie Darko.
Çocuk: Onu tanıyor muydun ?
Gretchen: Hayır.
Donnie: O aptal tavşan elbisesini neden giydin?
Bunny: Sen o aptal insan giysisini neden giydin?

Jake Gyllenhaal .... Donald J. "Donnie" Darko
Jena Malone .... Gretchen Ross
James Duval .... Frank
Maggie Gyllenhaal .... Elizabeth Darko
Mary McDonnell .... Rose Darko
Holmes Osborne .... Eddie Darko
Katharine Ross .... Dr. Lilian Thurman
Drew Barrymore .... Karen Pomeroy
Noah Wyle .... Dr. Kenneth Monnitoff
Patrick Swayze .... Jim Cunningham
Daveigh Chase .... Samantha "Sam" Darko
Beth Grant .... Kitty Farmer
Stuart Stone .... Ronald Fisher
Alex Greenwald .... Seth Devlin
Seth Rogen .... Ricky Danforth
Patience Cleveland .... Roberta Sparrow
Jolene Purdy .... Cherita Chen
Ashley Tisdale .... Kim
Jerry Trainor .... Lanky Kid
Cliffy Tucker .... Reggie Johnson

Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde'ın tek romanıdır. Tamamlanan ilk baskısı Lippincott's Monthly Magazine'in Temmuz 1890 basımında yayımlanmıştır.

Sanatçı güzel şeyler yaratandır.Sanatı göz önüne serip, sanatçıyı gizlemek sanatın amacıdır.
Bu sözler esere gelen eleştirilere karşı The Fortnightly Review dergisinde (1 Mart 1981) yayınlanmış, kitabın sonraki baskılarında giriş olarak kullanılmıştır.
Eleştirmen, güzel şeylerden edindiği izlenimi başka bir üsluba ya da yeni bir malzemeye dönüştürendir.En alçak eleştirinin en yüce biçimi özyaşamöyküsüdür.
Güzel şeylerde çirkin anlam bulanlar, sevimli olamadan yozlaşmışlardır. Bu bir hatadır.Güzel şeylerde güzel anlamlar bulanlar kültür ve zevkleri gelişmiş kişilerdir. Onlar için umut vardır.Onlar güzel şeylerin salt Güzellik ifade ettiği seçkinlerdir.
Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur. Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu.
On dokuzuncu yüzyılın realizmden hoşlanmayışı kendi yüzünü aynada görmeyen Kaliban’ın öfkesidir.On dokuzuncu yüzyılın romantizmden hoşlanmayışı kendi yüzünü aynada görmeyen Kaliban’ın öfkesidir.
İnsanoğlunun ahlaksal yaşamı, sanatçının özne-malzemesi olsa da, sanatın ahlaki, kusurlu bir ortamın kusursuz olarak kullanılmasından ibarettir.
Hiçbir sanatçı herhangi bir şeyi ispatlamak isteğinde değildir. Doğru olmayan şeyler bile ispatlanabilir.
Biçim açısından tüm sanatların en üstün örneği müzisyenin sanatıdır. Duygu yönünden en üstün olansa aktörün sanatıdır.
Tüm sanat aynı zamanda hem yüzey hem de simgedir.Yüzeyin altına inen tehlikeyi kabullenir.Simgeyi okumaya kalkan tehlikeyi kabullenir.Sanatın aynasında yansıyan, aslında yaşam değil seyircidir.Bir sanat yapıtı üstüne yürütülen fikirlerin çok çeşitliliği, o yapıtın yeni, karmaşık, canlı ve yaşamsal olduğunu gösterir.
Yaptığına hayran kalmadığı sürece insanın; işe yarar bir şey yapması bağışlanabilir; işe yaramaz bir şey yapmanın tek özrüyse ona derinden hayran olmaktır.Sanat tümden kullanım dışıdır.
Bkz. Théophile Gautier, Mademoiselle de Mapin.

Saçmalık bu yaptığınız, çünkü şu dünyada, dillerde gezmekten daha kötü bir şey varsa o da dillerde gezmemektir.
Evet, gerçi entelektüel bir ifaden var, falan filan, ne ki güzellik, gerçek güzellik, entelektüel ifadenin başladığı yerde biter. Akıl, başlı başına bir abartı türüdür, girdiği yüzün uyumunu bozar. İnsan oturup düşünmeye başladığı dakikada salt burun, salt alın kesilir ya da böyle feci bir şey. Aydın mesleklerinde başarı kazanmış adamlara baksana. Nasıl da baştan ayağa çirkindirler! Yalnızca kilise bunun dışındadır, doğallıkla. Ne var ki kiliseyi meslek edinmiş olanlar da düşünmezler.
Bütün bedensel ve beyinsel seçkinliklerde bir uğursuzluk vardır bence, tüm tarih boyunca kralların sarsak adımlarını izleyip duran türden bir uğursuzluk. Öbür insan kardeşlerimizden farklı olmamak daha iyidir. Bu dünyada en şanslı olanlar bence çirkinlerle aptallar. Yan gelip yayılarak yaşam denen oyunu ağzı açık seyredebilirler. Zafer denen şeyi bilmeseler bile hiç değilse yenilgiyi de tatmazlar. Aslında hepimizin yaşamamız gerektiği gibi yaşar onlar, kaygısız, kayıtsız, çalkantısız. Başkalarının mahvına yol açmadıkları gibi kendileri de onun bunun elinde telef olmazlar. Senin unvanınla servetin, Harry; benim aklım fikrim, karınca kararınca; eğer bir değeri varsa sanatım; Dorian Gray’in güzelliği... Tanrı’nın bu bağışları yüzünden hepimiz acı çekeceğiz, hem de büyük acılar.
Ben birisinden çok fazla hoşlandım mı onun adını hiç kimseye söylemem. Onun kimliğinden bir parçayı başkasına teslim etmek gibi gelir bu bana. Gizli kapaklılığı sever oldum zamanla. Çağdaş yaşamı gözümüzde gizemli, büyülü kılabilecek tek şey bu gibi geliyor bana. Gizli tutarsan en sıradan şey bile tatlı, zevkli olabiliyor.
Doğal olmak da yapmacıklıktan başka bir şey değildir, hem de yapmacıklıkların en sinir bozucusu, bence.

İnsanlar kendilerine en çok gerekeni başkalarına vermeye düşkündürler. İşte bence bu, cömertliğin daniskasıdır.
İnsanlara yardımı sevenler, insanları düşünmez olurlar.

Doris Lessing (doğum adıyla Doris May Tayler, 22 Ekim 1919, Kirmanşah - 17 Kasım 2013, Londra), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Britanyalı yazardır.

Bir yazar dünyanın vicdanıdır.  
Bizler dünyayı değiştiren insanlardık.  
Mutsuz çocukluklar romancılar yaratır.   
Alışkanlıkların kölesi olmak bir boyunduruktur.  
Neredeyse bir işi olan herkes devlete çalışıyordu.  
Asıl devrim, kadının erkeğe karşı yaptığı devrimdir.   
Her şey değişiyor. Emin olabileceğimiz tek gerçek bu.  
Yaşlılar bir zamanlar gençti, gençler hiç yaşlı olmadılar.  
Borç almak dilenmekten pek de üstün bir şey değildir.  
Bu ülkenin bölünmüşlüğünden öyle nefret ediyorum ki.  
Yaşam, okunması gereken kitapları okumaya bile yetmiyor.  
Ne de olsa Tanrıların bulunduğu her yerde Şeytan da vardır!  
Nasıl şu oldukça sıradan insan bana bu kadar acı çekirebilir ?
İnsan taş altında bir kelebek görünce onu mutlaka kurtarmalı.  
Vicdanım öyle ağır çekiyor ki bedenimi taşımakta zorlanıyorum.
Bu ülke mutsuzluk içinde kendilerini yiyip bitiren insanlarla dolu.  
Kadınlar korkaktır. Çünkü uzun süre yarı köle olarak yaşamışlardır.
İyi ama, kendine hiçbir şey katamayan insan dışarıya ne verebilir ki?
İnsan günde on iki saat çalıştıktan sonra kitap okuyacak hâli kalmaz.  
İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün.  
Öfke, şiddet, ölüm bu uçsuz bucaksız, haşin ülkede çok doğal geliyordu.  
Hepimiz yıldızların ve onların güçlerinin varlıklarıyız; Onlar bizi oluşturur.   
İnsanlar bir şeyi düşleyebiliyorlarsa, buna ulaşacakları zaman da gelecektir.  
Tüm dünyada, bütün evrende insandan başka hiçbir yaratık kendini övmez.    
İnsan her şeyi olduğu gibi kabullenmeliydi. Hayat insanın beklentilerine uymazdı.  
Her neyi yapmaya niyet ettiyseniz, bunu şimdi yapın! Koşullar daima imkansızdır.   
İçimizden birinin ya da hepimizin her an kurban olmasını önleyecek hiçbir şey yoktu.
İnsanların normal, ''sıradan bir yaşam '' kurabilmek adına denemeyecekleri şey yoktu.
Kan üzerine kan. Bu gezegenden yükselen kan kokusu herkesin burnuna doluyor olmalı.  
Halkların krizleri gibi insanların krizleri de, her şey olup bitene kadar tam anlamıyla anlaşılamaz.  
Halk arasındaki yaygın inanışa göre insanlar genellikle kendilerine acı verecek kişileri cazip bulur.    
Ben kadınım, kadın. Erkeklerin bana sahip olmak için kilit altında tutacağı bir ev hayvanı değilim ben.  
Kendilerini geliştirmek için, bilerek kendi sınırlarını zorlamayan insanlara ayıracak tek bir saniyem bile yok.  
Bütün hayatınız boyunca anladığınız bir şeyi ansızın başka türlü anlayıverirsiniz. Buna öğrenmek denir işte.   
Aslında büyümek, insanın benzersiz ve inanılmaz deneyimlerinin herkes tarafından paylaşıldığını öğrenmesidir.  
Edebiyat, sahip olduğumuz en iyi öteki gözü elde etme; kendimizi kendimizden koparak görme yollarından biri.   
Milyonlarca insan, çirkin maskelerin arkasında, çekici kişilerin elde bir saydığı basit aşklara can atmakla geçiriyor ömrünü.
İnsanı değerli yapan, bir gerçeği elde etmiş olması değildir. O gerçeğe varmak için olanca gücünü, çabasını harcamış olmasıdır.   
İnsanlar ölmüş ya da ölmek üzere olan bir toplumda yaşadıklarını biliyorlar. Duyguyu reddediyorlar, çünkü her duygunun ucunda eşya, para ve güç var.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский) (d: 11 Kasım 1821, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı.

İnsan bir gizemdir: Eğer tüm yaşamını onu çözmekle geçirsen, zamanını boşa harcamış olmazsın. Ben kendim bu gizemle meşgul oluyorum, çünkü ben bir insan olmak istiyorum.
Benim İsa'ya inanışım ve itirafım bir çocuğunki gibi değil. Benim şükrettiğim şey bir kuşku ocağına doğmak.

İnsanın hırsız olması için başkasına ait eşyayı çalması gerekmez; başkasına ait sırları çalmak da hırsızlıktır. Hem de hırsızlığın en bayağısıdır.
Edebiyat çok iyi bir şeymiş; Derin ve öğretici! İnsanın kalbine güç veriyor. Edebiyat bir resme, daha doğrusu hem resme, hem aynaya benziyor. İhtiraslar, ifade, çok ince tenkit, faydalı dersler vesikalar.

Mutsuzken başkalarının mutsuzluğunu daha güçlü hissederiz; duygular parçalanmaz, yoğunlaşır.
Herkes gerçekte olduğundan daha sertmiş gibi görünmeye çalışır, sanki herkes açıkça dışa vurunca duygularıyla alay edileceğinden korkmaktadır.
Yitirilen şey geri gelmez. Ağızdan çıkan söz de öyle.
Sizi kırdım, ama biliyorum -eğer seviyorsanız, kırgınlık uzun zaman kalmaz akılda, ve siz beni seviyorsunuz. -Naştenka
Ancak gençken yaşanabilecek olağanüstü gecelerden biriydi, sevgili okuyucu. Gökyüzünün aydınlığına, yıldızların parıltısına bakıp da “Böylesine güzel bir gökyüzü altında, gerçekten kötü insanlar, öfkeli ve hırçın insanlar nasıl bulunabilir!” diye düşünürsünüz. Bu düşünce yine gençlik düşüncesidir. Dilerim sizin yüreğiniz de olabildiğince uzun bir zaman genç kalsın.
Toplayacağınız çalı çırpıyla yakacağınız ateş soğumuş kalbinizi ısıtmaya, ruhunuzu yeni bir alevle canlandırmaya, kanınızı damarlarınızda eskisi gibi hızla dolaştırmaya, gözlerinizi yaşla doldurmaya asla yetmeyecektir.

İnsanın, ne derece büyük olursa olsun, her türlü felakete alışı vermesi, ürkütüyordu beni.
Kaçması engel olmak için mi insanın ayaklarına prangalar takılır? Hiç de değil. Pranga sadece küçük düşürme aracı, bir ayıp, bedene de, ruha da bir ağırlıktır.

Şöyle bir daha, dikkatlice düşünün! Biz bugün "canlılık" denen şeyin nerede bulunduğunu, neyin nesi olduğunu, hangi adla çağrıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız. Artık hangi yolu seçeceğimizi, kime tutunup kimden kaçacağımızı, neyi sevip neden nefret edeceğimizi, neyi sayıp neyi hor göreceğimizi bilemeyiz. İnsan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sayıyoruz. "Soyut insan" diyebileceğim garip yaratıklar olmaya can atıyoruz. Biz ölü doğmuş kişileriz, zaten çoktandır canlı olmayan babaların soyundan ürüyoruz ve bu durumu gittikçe daha çok beğeniyor, bundan zevk almaya başlıyoruz. Neredeyse bir kolayını bulup bizleri doğrudan doğruya düşüncelerin doğurmasını sağlayacağız.
Ben hasta bir adamım... Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum.
Orada leş gibi kokan iğrenç yeraltında, alaya alınarak güçlendirilmiş sıçancık yavaş yavaş kine; soğuk, zehirli, özenle sonu gelmez bir kine boğulur. Kinini kırk yıl en ince, en utanç verici ayrıntılarına dek anımsayacak; her anımsayışta kendinden daha bir yüz kızartıcı şeyler ekleyerek, bu uydurmalarıyla kendini yiyip bitirecektir. Bir yandan kuruntularından utanır; bir yandan da olanları anımsamaktan, yeni baştan kurcalamaktan, "olabilirdi" düşüncesiyle başka başka uydurmalar eklemekten kendini alamaz. Bağışlamak nedir bilmez. Belki öç almaya bile kalkışır, ama beceriksizce, miskin miskin, uzaktan uzağa, sinsice, ne öç almak hakkına, ne de başarısına inanmadan yapar bunu; öbür yandan öç almak istediği kimseden yüz kat fazla üzüleceğini, ötekinin kılının bile kıpırdamayacağını ta başta bilir. Ölüm döşeğinde bunları bir kez daha, bunca zaman birikmiş faizleriyle birlikte anımsayacak ve...Bakın işte, bu soğuk, iğrenç yarı umutsuzlukla, yarı inançla, kahrından kendini bilinçli olarak yeraltına kırk yıl diri diri gömmede; zorlamayla yaratılmış durumunun yine de kısmen içinden çıkılabilir olmasında; bütün o içe işleyen doyurulmamış isteklerinin özünde; kesin olarak verilen kararla bunun peşinden gelen pişmanlıklar çalkantısında yatmaktadır o garip acı hazzının özü.
Bir insanın en iyi tarifi iki ayaklı ve nankör olmasıdır.
Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.
Keşke boş duruşum aylaklığım yüzünde olsaydı. Tanrım, o zaman kendime ne büyük bir saygı duyardım. Hiç olmazsa tembelliğim, güvenebileceğim belirli bir özelliğim var diye kendime en büyük saygıyı beslerdim. Birisi benim için 'Kim bu adam?' diye sorunca, 'Tembelin biri!' karşılığını verirlerdi. Şaka değil, bu bir unvandır bir mevkidir, kusursuz bir meslektir.
İnsanlar eğitildikleri takdirde asıl çıkarlarının farkına varır —gözleri açılır— kötülükten uzaklaşırlar, zamanla iyi ve erdemli birer insana dönüşürler; çünkü gerçek amacının farkına varan kişi, asıl çıkarının erdemde olduğunu görür ve bir nevi zorunlu olarak iyi şeylere kalkışır; eh, kimse kendi çıkarıyla ters düşmek istemez. "Yeraltından Notlar. İstanbul: Koridor Yayınları, 2020. s.31."
Düşüncelerinin sığlığı; davranışlarının, oyunlarının, konuşmalarının aptallığı şaşırtıyordu beni. Öylesine önemli şeylerden haberleri yoktu, öylesine etkileyici, öylesine şaşırtıcı şeylerden o kadar uzaktılar ki, elimde olmadan kendimi onlardan üstün görüyordum. 
Anlayacağınız, belki ben sizlerden daha "canlıyım" bile. Evet, daha bir dikkatli bakın! Doğrusu, bizler bugün canlılığın nerede bulunduğunu, ne olduğunu, nasıl adlandırıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsanız bir anda ne yapacağımızı şaşırır kalırız; ne yapacağımızı, kime sığınacağımızı, neye tutunacağımızı, neyi seveceğimizi, neden nefret edeceğimizi, neye saygı duyacağımızı, neyi aşağılayacağımızı bilemeyiz. 
Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız. Ama yeter artık; "yeraltından" daha fazla yazmak istemiyorum. 

Yeni bir adım atmak, yeni bir kelime söylemek, insanların en fazla korktuğudur.
Acı ve ızdırap daima büyük bir zeka ve derin bir yürek için kaçınılmazdır. Gerçekten büyük insanlar, sanıyorum ki, yeryüzündeki en büyük üzüntüye sahiptir.
Onurlu ve duyarlı insanlar dürüstçe kendilerini anlatırken iş adamları kulak kesilir ve sonra da bunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar.

Gerçekten de oyun masasına bir an olsun kuruntuya kapılmadan dokunmak hiç mümkün değil mi?
Gerçek bir centilmen tüm servetini bir anda yitirse bile yine de soğukkanlılığını bozmayacaktır. Para centilmenliğin öylesine uzağındadır ki, bunun lafı bile olmaz.
İnsan en iyi dostunu burnu sürtmüş bir durumda görmekten gerçekten de hoşlanır; dostlukların büyük bölümü böyle bir mahçubiyet üzerine kuruludur, tüm aklı başında insanların bildiği eski bir gerçektir bu.

Bu dünyada iki tür insan vardır: Biri önem taşıyanlar, diğeri taşımayanlar.
Param olduğunda, benim de son derece orijinal biri olduğumu göreceksiniz. Paranın en bayağı, en iğrenç yanı insana yetenek bile verebilmesidir. Dünya batana kadar da vermeye devam edecektir.
Ukala insanlara toplumun belli kesimlerinde kimi zaman, hatta çoğu zaman rastlanır. Herşeyi bilirler. Zamanımızın bir düşünürünün dediği gibi, yaşamda ilgi duydukları daha önemli şeyler ve görüşleri olmadığından, zekalarının, yeteneklerinin tüm ilgisi tek yöndedir.Gelgelelim,  Her şeyi bilirler derken burada oldukça sınırlı bir alanın kastedildiğini bilmek gerek: Falanca nerede çalışıyor, kimleri tanır, malı mülkü ne kadardır, vali olarak nerelerde görev yapmıştır, karısı kimlerdendir, ne kadar drahoma getirmiştir, kuzeni kimdir, uzak akrabaları kimlerdir, vb. vb...

Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.
Dostum, gerçek doğru, hiçbir zaman doğruya benzemez, bunu biliyor musunuz? Doğruyu doğruya benzetmek için içine biraz yalan karıştırmak zorunluluğu vardır. İnsanlar her zaman böyle yapmışlardır.

Baş kaldıranları her zaman yenecek üç güç vardır yeryüzünde bunlar; mucize, sır ve otoritedir.
Bence, şeytan diye bir şey gerçekte yoksa, kişioğlu uydurmuşsa onu, kendine bakarak, kendisini örnek alarak uydurmuştur.
"Cehennem nedir?" Bence o sevmeyi başaramamaktan acı çekmektir.
Dehşet verici şey şu ki güzellik gizemli olduğu gibi korkutucudur. Tanrı ve şeytan orada dövüşürler ve insanın kalbidir o savaşın alanı.
-Köpeklerin birbiriyle karşılaşınca nasıl koklaştıklarına dikkat ettin mi hiç? Bu onlarda genel bir doğa yasası sanki.+Evet, gülünç bir yasa.-Yo, gülünç değil, yanılıyorsun, insanların kör inançlarına ne kadar ters düşerse düşsün, doğada gülünç hiçbir şey yoktur. Köpeklerin kendilerini anlatma, eleştirme güçleri olsaydı, efendileri olan insanların kendi aralarındaki bağıntılarda belki daha da gülünç yönler bulurlardı.
Ne Allah'ın belası bir iştir bu? Aklın yüz karası dediği şey yüreğe katıksız bir güzellik olarak görünebiliyor. Güzellik Sodom'da mıdır? İnan ki çoğu insanlar için Sodom'dadır güzellik; bu sırrı biliyor muydun? Güzelliğin yalnızca ürkünç değil, aynı zamanda esrarlı bir şey de olması yıldırıyor insanı. Şeytanın Tanrıyla cenkleşmesidir bu; cenk alanı da insanın kalbidir.
İşin garip, şaşmaya değer yanı, Tanrının gerçekten var olması değil, böyle bir fikrin, Tanrı ihtiyacı fikrinin, insan gibi vahşi, zararlı yaratığın kafasında yer edebilmesi... Bu derece kutsal, duygulandırıcı, yüksek ve insana onur veren bir düşüncedir bu.
Seninle iyiden iyi tanışmak, kendimi sana tanıtmak istiyorum. Sonra da vedalaşmak... Bence insanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman, ayrılmalarına yakın zamandır.
Evet, derin, gereğinde çok derin bir yaratıktır insan, ben olsam bu kadar derin yaratmazdım onu.

Douglas Noel Adams, (d. 11 Mart 1952; Cambridge, Birleşik Krallık - ö. 11 Mayıs 2001; Santa Barbara, Kaliforniya) İngiliz bilimkurgu yazarı.

Ben az konuşurum , Sen çok anla.  
Mini etek, mini beyinleri tahrik eder.  
Bir kitap yazmamak inanılmaz zaman alıyor.   
Öğretmen genellikle öğrencilerden daha çok şey öğrenir.  
Anlatmak istediğim çok şey, konuşmak istediğim tek kişi var.  
Düşünmemeye çalıştığı şeyin ne olduğunu keşke bilebilseydi.  
Bedava psikolog bulursam, depresyona girmeyi düşünüyorum.  
Evrenin var oluşu. Çok insanı kızdırdı ve kötü bir adam olarak görüldü.   
Ben tanrıya inanmayan biri değilim. Ben tanrının olmadığını bilen biriyim...  
Normalin ne olduğuna emin olur olmaz, normale dönüyor olacağız nasılsa...
Eski sevgiliye geri dönmek, sonunu bildiğin bir kitabı yeniden okumak gibidir.  
Bir şeyi gerçekten anlamak istiyorsan, en iyi yol, onu bir başkasına anlatmak.  
Eğer insanoğlu dudaklarını çalıştırmaya devam etmezse, beyni çalışmaya başlar.  
Birinin verdiği tavsiyenin kalitesini anlamak için, o kişinin yaşamına bakmak gerekir.
Dikkat ettiysen hayattaki en güzel şeyler ya kanun dışı, ya ahlak dışı, ya da şişmanlatıcıdır.  
Fazla abartmayın. Çünkü yerlere göklere sığdıramadığınız aşk,  Bir gün bir hoşçakala sığacak.  
Gitmek istediğim yere gitmemiş olabilirim, ama olmam gereken yere ulaştığımı düşünüyorum.
Bütün bu din işlerini oldukça ilginç buluyorum. Ama zeki insanların bunu ciddiye almaları da beni şaşırtıyor.  
Bana kimse yaşamak isteyip istemediğimi sormadı. O halde kimse bana nasıl yaşamam gerektiğini söyleyemez.  
Dost gibi görünen yalakalar, farklı olmaya çalışan basit insanlar, arkamızdan kurulan oyunlar. Kural hep aynı; gül ve geç!
Her şeyin başında evren yaratıldı. Bu birçok insanı kızdırdı ve çoğu zaman kötü bir adım olarak görüldü.
Öğretmen genellikle öğrencilerden daha çok şey öğrenir. Bu doğru değil mi?
Dünyadaki hiçbir dilin 'bir havaalanı kadar güzel' betimlemesini yaratmaması bir tesadüf değildir. Havaalanları çirkindir. Bazıları çok çirkindir. Bazıları o kadar çirkindir ki o derecede çirkinliği elde etmek için çok büyük bir çabanın harcandığı bellidir.
Oteldeki dükkânda sadece iki düzgün kitap vardı ve ikisini de ben yazmıştım.
Bir şey olacaksa, olacaktır. Herhangi bir şey, ortaya çıkarken bir başka şeyi ortaya çıkarıyorsa bir başka şeyin ortaya çıkmasına neden oluyor demektir. O şey her ne ise, olurken, kendi kendisinin yeniden ortaya çıkmasına sebep oluyorsa, tekrar olacaktır. Bununla birlikte, kronolojik bir sıra izlenmesi şart değildir.
Ucube, başkalarıyla telefondan bahsetmek için telefonu kullanandır.
Bir kitap yazmamak inanılmaz zaman alıyor.
Son teslim tarihlerini çok seviyorum. Yanımdan geçerken çıkardıkları 'vuşş' sesi çok hoşuma gidiyor.
Eğer bir gün biri çıkıp da evrenin hangi nedenle ve niçin burada var olduğunu keşfederse, Evrenin birdenbire yok olacağını ve yerini çok daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağını öne süren bir kuram vardır. ----- Bir başka kuramsa bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer
Kestirme yollar, bazı insanların A noktasından B noktasına çok hızlı bir şekilde gitmesini, bu sırada başka insanların da B noktasından A noktasına çok hızlı bir şekilde varmasını sağlayan buluşlardır. Tam ortada bir nokta olan C noktasında yaşayan insanlarsa sık sık şunu merak ederlerdi: A noktasında ne var ki bunca insan B noktasından oraya gitmek için can atıyor ve B noktasında ne var ki A noktasından oraya gitmek için can atıyor? Çoğu kez insanların hangi lanet olası yerde olmak istediklerine kesin bir karar verip bu duruma son vermelerini dilerdi.
Olayların her zaman göründüğü gibi olmadığı önemli ve yaygın bir gerçektir. Örneğin Yerküre gezegeninde, insanoğlu başardığı onca şeye dayanarak - tekerlek, New York, savaşlar vs.- her zaman yunuslardan daha zeki olduğunu varsaymıştır ve bütün bunlar gerçekleşirken yunusların tek yaptığı suda oradan oraya atlayarak eğlenmek olmuştu. Ama öte yandan yunuslar da her zaman insanoğlundan çok daha zeki olduklarına inanmıştı - hem de tam olarak aynı nedenler yüzünden
Galaksinin Batı Sarmal Kolu'nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, kabaca 148 milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkte, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler.
Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı - daha doğrusu eskiden vardı- : Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi...
Başkalarının deneyimlerinden öğrenmek gibi eşsiz bir beceriye sahip olan insan, bunu yapma konusundaki gönülsüzlüğüyle de benzersizdir.
Adamın birinin sadece değişiklik olsun diye, insanlara iyi davranmanın ne kadar hoş olabileceğini söylediği için bir ağaca çivilenmesinden yaklaşık olarak ikibin yıl sonra, bir Perşembe günü, Rickmosworth’da küçük bir kafede yalnız başına oturan bir kız, birdenbire bütün bu zaman içinde ters giden şeyin ne olduğunu kavrayıverdi. Artık kız dünyanın nasıl iyi ve mutlu bir yer haline getirilebileceğini biliyordu. Bu kez doğruydu, bu çözüm işleyecek ve kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti.
(...) Aletler, bizim amaca yönelik düşünmemize, nesneler yapmamıza, bize daha iyi uyacak bir dünya yaratabilmek için bir şeyler yapmamıza olanak sağlamıştır. Şimdi mutlu bir alet yapma gününün ardından, çevresini incelemekte olan ilk insanı hayal edin. Etrafına bakıyor ve onu çok mutlu eden bir dünya görüyor: Arkasında içinde mağaralar olan dağlar -dağlar önemlidir, çünkü gidip mağaralarda saklanabilir, yağmurdan korunur ve ayılar ona ulaşamaz- önündeyse orman -içinde kabuklu yemişler, böğürtlenler ve lezzetli yiyecekler olan- vardır. Yakından geçen nehir suyla doludur -su içilebilir, içinde teknesini yüzdürebilir, türlü çeşitli işler yapabilir. İşte kuzen Ug, görünüşe göre bir mamut yakalamış -mamutlar çok önemlidir, etlerini yiyebilir, postlarını giyebilir, kemiklerini silah yapmak için kullanıp başka mamutlar yakalayabilirsiniz. Demek istediğim bu müthiş bir dünya. Ama bizim ilk insan düşünüp taşınacak bir vakit bulmuştur, kendi kendine der ki, "Peki, içinde bulunduğum bu dünya ilginç bir yer," sonra kendi kendine onu arkadan vurabilecek, bütünüyle anlamsız ve yanıltıcı bir soru sorar. Doğası gereği, böyle biri olarak evrimleştiği ve böyle düşünerek geliştiği için bu soruyu sorar. Alet yapan ilk insan dünyasına bakar ve şöyle der: "Peki, o zaman, kim yaptı bunu?" Kim yaptı? -Bunun neden kalleşçe bir soru olduğunu görebilirsiniz. İlk adam düşünür: "Eh, eşya yapan sadece bir tür varlık tanıdığıma göre, bütün bunları yapan her kimse, benim gibi ama çok daha büyük, çok daha güçlü ve mutlaka görünmez biridir, bütün aletleri yapan, güçlü olmaya yatkın olan kişi ben olduğuma göre, o da muhtemelen bir erkektir!
(...) Bir alet yaptığımızda, onunla bir şey yapmayı amaçladığımız için ilk insan kendi kendine şunu sorar: "Eğer bunu o yaptıysa, ne amaçla yaptı?" İşte tuzak burada kapanır, çünkü ilk insan şöyle düşünür: "Bu dünya bana çok uyuyor. Bana destek olan, beni doyuran, bana bakan her şey burada. Evet, bu dünya tam bana göre," ve kaçınılmaz sonuca varacaktır, dünyayı yapan her kimse, onu kendisi için yapmıştır.
Şimdi hayal edin, bu durum bir su birikintisinin bir sabah uyanıp düşünmeye başlaması gibidir: "Bulunduğum bu dünya ilginç bir yer -bulunduğum bu delik ilginç bir delik- tam bana göre, öyle değil mi? Aslında bana şaşılacak kadar uyuyor, beni içinde barındırmak için yapılmış olmalı!" Bu öyle güçlü bir düşüncedir ki, güneş gökyüzünde yükselip hava ısınırken, su birikintisi de giderek buharlaşıp küçülür, küçülür ama o telaş içinde her şeyin iyi olduğuna inanmaktadır, çünkü bu dünyanın amacı kendisini içinde barındırmaktır, onu içinde barındırmak için kurulmuştur. Bu yüzden, su birikintisinin kaybolma noktasına geldiği an onu çok gafil avlar.
Din, merkezinde bazı fikirler barındırır ve biz bunları kutsal ya da mübarek diye adlandırırız ya da benzer terimler kullanırız. Bu, şu anlama gelir: "İşte hakkında kötü söz söyleme izninizin olmadığı bir fikir ya da bir kavram; tek kelimeyle, bu yasaktır." Peki, neden olmasın? Çünkü yasaktır!Eğer birisi sizin onaylamadığınız bir partiye oy verirse bu konuda onunla istediğiniz kadar tartışmakta serbestsiniz; herkes bir görüş bildirecek ama bu kimseyi rencide etmeyecektir. Eğer birisi vergilerin artması ya da azalması gerektiğini söylerse bu konuda da yorum yapmakta özgürsünüz. Ancak diğer yandan, birisi "Bir Sebt günü ışık düğmesine dokunmamalıyım." derse ona şöyle dersiniz: "Buna saygı duyarım."Neden Muhafazakar Parti'yi ya da İşçi Partisi'ni, Cumhuriyetçileri ya da Demokratları, şu ya da bu model ekonomiyi ya da Windows yerine Macintosh'u desteklemek tamamen meşrudur da kainatın nasıl meydana geldiği ve onu kimin yarattığıyla ilgili bir fikir beyan etmek yasaktır? Kutsal meseleler olduğu için mi?Meseleyi mantıklıca irdelediğinizde, böylesi fikirlerin diğer fikirlerle çekişebilmesi adına en az onlar kadar serbest olmamasının bir nedeni yoktur; tabi eğer söylenmemeleri gerektiğini aramızda bir şekilde kararlaştırmadıysak.

Hangi yargı daha doğru görünüyor: 1)Bir beynim var. 2)Ben bir beyinim.
Bu benim bir fantezim. İçinde (tabii ki yayınlanmasını takiben) gazete ve dergilerde kendisi hakkında çıkmış olan eleştirilerden başka hiçbir şey yer almayan bir kitap görmek ne hoş olurdu. Bu çelişkili gibi görünüyor olabilir ama sıkı çalışma ve iyi planlama sayesinde yapılamayacak iş değil. Önce, önde gelen dergileri kitaba katkıda bulunanlar tarafından hazırlanan eleştirileri yayınlamaya ikna etmek gerekiyor. Böyle olunca eleştirmenler de bu konuda yazmaya başlayacaklardır. Ama bu arada hazırladıkları çeşitli taslakları diğer eleştirmenlere düzenli olarak göndereceklerdir, öyle ki tüm eleştiriler birlikte evrilecek ve nihayetinde fizikte "Hartree–Fock kendi ile tutarlı çözeltisi" olarak bilinen bir durağan duruma ulaşacaktır. Böylece kitap sonunda basılabilir, bunu da önceden anlaşıldığı gibi dergilerdeki eleştirileri takip eder.
Dört yaşında anneme 'iki adet ikiyle yaptığımızı neden iki adet üçle yapamıyoruz' diye sormuştum. Çocukluğumda sayılar beni büyülerdi. 9-10 yaşlarında babam -1'in karesini anlatmıştı. Olmayan bir sayının varsayılması ve kökünün alınması müthiş sihirli bir şeydi.
(13 Temmuz 2001)
İnternet’in yararları yönünden şüphem var. McDonald's, Coca Cola'dan oluşan aptal Amerikan kültürünün diğer ülkeler üzerindeki etkisini artıracak araca dönüşmesinden korkuyorum. Ben biraz eski kafalıyım. Kitapları tercih ediyorum. TV'de bile yararlı bilgi, işe yaramaz şeylerin çok küçük parçası. Web ise ağzına kadar ticari çöp, pornografi, saçmalık dolu. İyiyi kötüden ayırmak zor.
(13 Temmuz 2001)

Defalarca söylediğim gibi bana göre kişileşmiş bir Tanrı çocukça bir şey. Beni bir agnostik olarak adlandırabilirsin... Ben, kendi var oluşumuzu ve doğayı kavrayarak anlamayabilmemiz hususundaki zayıflığımızla uyumlu tevazulu bir tutum almayı tercih ediyorum.
Albert Einstein, Guy H. Raner Jr.'a mektubundan, (28 Eylül 1949), Michael R. Gilmore'un Skeptic Dergisindeki makalesinden, Cilt 5, No. 2 (1997).
Doğanın sonucu olarak ortaya çıkan kusurlara hiçbir kimse hata bulamaz. — Aristoteles
Ethics, Aristoteles, III. 5.

İnsanoğlunun en büyük zaafı, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanması. Hatta bütün yiyecekleri, hayvanları ve doğayı kendine sunulmuş bir nimet sanıyor. Evren dediğimiz bütün içerisinde, kendisini diğer canlılardan ayrı tutuyor. Çevreyi istediği gibi kullanıyor. Yıkıyor, yok ediyor. Halbuki insanoğlu bu evrende zincirin sadece küçük bir parçası. Bunu reddederek aslında kendisine bir hapishane yaratıyor. İnsanın bu yanılgıdan kurtulması en büyük özgürlük. Tabii bu da tam olarak mümkün olmayabilir ama bu çabanın kendisi de bir özgürlük. — Albert Einstein

Doğayı daha fazla gözlemlersen onun tüm varlıkları ile devasa bir organizasyon olduğunun farkına varırsın. Benim sadece doğal fenomenleri gözlemleyerek bir yaratıcının varlığı sonucuna ulaştığım  büyük bir anlayış var orada.
Carlo Rubbia
Not: Brezilya magazin dergisi Veja’nın Carlo Rubbia’ya sorduğu "Tanrı’ya inanıyor musunuz?" sorusuna yanıtı.
Kaynak: 1998, 8/8
Bir canlı, doğduğu andan başlayarak, kendi kendine düzen verir ve kendini korumaya, doğasını ve bu doğayı koruyabilecek her şeyi sevmeye bir eğilimi vardır, kendini yıkımdan ve yıkımına yola açacak olan her şeyden uzak tutar. Ve Stoalılar bunu şöyle kanıtlar: hazzı ya da acıyı tatmadan önce yavrular, kendileri için yararlı olanı arayıp, zararlı olandan kaçarlar, doğalarına bağlı olmayıp, yıkımdan çekinmeselerdi böyle olmayacaktı. Öte yandan, kendilerine ilişkin bilince sahip olmasalardı, herhangi bir arzuları olmazdı. Buradan çıkarılması gereken sonuç, kendini sevmenin bir ilke olduğudur. — Cicero
Doğa yok etmekten nefret eder. — Cicero
Orijinali: Ab interitu naturam abhorrere.
De Finibus, Cicero, V. 11. 3.
Yasa, yapılacak ve yapılmayacak olanı buyuran yüce akıldır... O doğanın gücüdür, o ruhtur, bilgenin aklıdır, adaletli olanla olmayanın ölçüsüdür. — Cicero
Yasalar, Cicero, I, VI.
Çoktanrıcı ya da tek tanrıcı bütün dinler gereksizdir, insanların mutluluğu için doğanın ve aklın yasaları yeter. Jean Bodin
Doğa tarafından mükemmelleştirilen şeyler sanat tarafından gerçekleştirilenlerden daha iyidir. — Cicero
Orijinali: Meliora sunt ea quæ natura quam illa quæ arte perfecta sunt.
De Natura Deorum, Cicero, II. 34.
İnsan tarafından yaratılan bir şeyi yok ettiğimizde adına vandalizm deniyor. Doğanın yarattığı şeyleri yok ettiğimizde ise adı ilerleme oluyor. — Ed Begley, Jr.
Niçin Doğa’dan yakınıyoruz? Doğa bize iyi davrandı: Kullanmasını bilen için yaşam uzundur. — Genç Seneca
Yaşamın Kısalığı Üstüne, Genç Seneca, Bl. II
Uyum sağla ya da ortadan kaybol, şimdi ve daima olduğu gibi, bu Doğa’nın yalvarışa aldırmaz buyruğudur. — H. G. Wells
H. G. Wells (1866-1946), Bağlayıcı İplerinin Bitişindeki Akıl, 1945.
Doğayı tırpanla kovabilirsin, o yine de çabucak geri gelecek. Horatius
Orijinali: Naturam expellas furca, tamen usque recurret.
Epistularum Liber Primus (Kitapçıklar), kitap I, kitapçık X, dize 24.
Çocukların karanlıkta ürpermesi ve her şeyden korkması gibi biz de bazen ışıkta çocukların karanlıkta dehşete kapıldıkları ve hayallerinde gerçekleşmesini bekledikleri şeylerden daha fazla korkarız. Bu korku ve ondan doğan karanlık; güneşin ışınları ve günün aydınlığının parıldaması ile değil doğa yasasının görünüşü ile def edilebilir. — Lucretius
De Rerum Natura, Lucretius, Kitap II, Dize 56-62

Biz doğayı bilemeyiz. İnsan hiçbir şey değil; mükemmel şekilde devinen doğanın içerisinde hiçbir şey değiliz ve buna olan öfkemizle adeta yıkıp döküyoruz etrafımızdaki her şeyi. Biz sadece doğayla “birlikte” var olabiliriz. O'ndan farklı ya da O'nun dışında değiliz. — Masanobu Fukuoka 
Doğadan ayrı kalan insan, kibre tutulup tüm hakikati yadsımaya başladı, ve kendini doğanın hükümdârı olarak bildi. Ne zaman ki uzaklaştırdı kendini özünden, var oluşun temelinden, “doğa”dan, o zaman hastalıklar sardı bedenini ve şimdi de onlardan ilaç ve kimyasal bileşimlerle kurtulmaya çalışıyor. Bedenini ilaçlarla, toprağı ise kimyasal gübre ve herbisitlerle dolduruyor.Sonuç: Hastalıklar, Acı, Verimsizlik ve Kıtlık. — Masanobu Fukuoka
İnsanı bütün diğer canlılardan ayıran özelliği, ne dili, ne düşünebilmesi, ne aklı, ne de ahlâkıdır. İnsan, üretici olduğu için bütün diğer canlılardan farklıdır/farklılaşmıştır. Dilinin hayvanlarınkine nazaran daha çok imge içermesi, daha derin ve soyut düşünebilmesi, ahlâk diye bir sorununun olması vb., doğanın doğallığının yanında, sonra ona zıt ve onu yok eden bir üretilmiş doğa kurmak zorunda kalmasından kaynaklanmıştır. Üretim sayesinde insanlaşan; bölüşüm sayesinde siyasallaşan insan, iktisadı oluşturmakta geçiktiği ölçüde ahlakı soyutlaştırarak bir doktrin haline getirmiştir. Binlerce yıllık bir inceltme öyle bir boyuttadır ki, kökeninde iktisadın palyatifi bir bölüşüm ideolojisi bulunduğunu ayıklamak son derece güçleşmiştir… — Mehmet Ali Kılıçbay
"Târihî hâdiselerin cereyanı sırasında bâzen fizyolojik ârızalar mühim rol oynarlar. Tabiat ya mânî olur veyahut yardım eder." — Mustafa Kemal Atatürk
Doğa daima aynı ve hiçbir zaman aynı olmayan değişken bir buluttur.  — Ralph Waldo Emerson,
Essays, Ralph Waldo Emerson, First Series. History.
Bir dağ sırtına bakın (dedi yaşlı Sokrates), bir dağa, bir denize, bir ırmağa bakın ve 'tüm' olanı görün. — Robert Burton
The Anatomy of Melancholy (1621), Robert Burton, Bölüm I, 2-4/7
Modern uygarlığı kurmak için insanlar nehirlere barajlar kurdu, yağmur ormanlarını kesti, bataklıkları kuruttu, milyarlarca hayvanı katletti. Vahşi hayat yerine sosyal ve doğal dünyayı harmanlamaktan uzak, ekolojiye saygı duymayan geniş cam, çelik ve beton imparatorluklar kurdular. “Kalkınma” adına modernite, biyoçeşitlilik hayvanat bahçesi kafeslerinde ve donmuş DNA tüplerinde hayatta kalmaya çalışırken yaban otlakları birkaç koruma alanına indirgedi. Doğayı hakimiyet altına alma maceramız –“kalkınmamız”- otobanlarla, gökdelenlerle, fast food mekanlarıyla, büyük alışveriş merkezleriyle, otomobil galerileriyle ölçülüyor.İnsanlar büyümemenin ilerlememek anlamına geldiğini düşünüyor; oysa gerçek tam tersi. — Steve Best

Hoşgörü nedir? Hoşgörü insanlığın bir parçasıdır. Hepimizin hataları ve eksikleri var; karşılıklı olarak birbirimizin hata ve eksiklerini bağışlayalım, çünkü, hoşgörü doğanın ilk yasasıdır. — Voltaire
Orijinali: Qu’est-ce que la tolérance? c’est l’apanage de l’humanité. Nous sommes tous pétris de faiblesses et d’erreurs; pardonnons-nous réciproquement nos sottises, c’est la première loi de la nature.
Kaynak: Hoşgörü, Voltaire, 1764
Doğa'nın sonsuz kitabındaki gizleriÇok az bir parça okuyabilirim.
William Shakespeare, Antonius ve Kleopatra (1600s), Perde I, sahne 2, dize 9.
Doğa'nın kıvılcımlarından saklanmak ne kadar da zordur!
William Shakespeare, Cymbeline (1611), Perde III, sahne 3, dize 79.

Tüm insanlar, doğaları gereği bilmeyi arzular. — Aristoteles
İnsan yasaları merhamet gösterebilir. Ama doğanın yasalarına karşı bir başvuru yeri yoktur. — Arthur C. Clarke
Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir. — Balzac
Doğa, insana aklını kullanmasını ve rehberi yapmasını söyler; din ise insan aklının yozlaşmış olduğunu, güvenilmez bir rehber olduğunu ve hilekâr bir Tanrı tarafından yaratıklarına yoldan çıkmaları için rehberlik yapmak üzere verilmiş olduğunu öğretir. Doğa insana aydınlanmasını, gerçeğin peşinden gitmesini, kendini sorumlulukları hakkında eğitmesini söyler; din hiçbir şeyi araştırmamasından, cehalet içinde yaşamasından, gerçekten korkmasından memnun olur; insan ve hakkında hiçbir zaman herhangi bir bilgi sahibi olamayacağı varlık arasında mevcut olandan daha önemli bir ilişki olmadığına insanı ikna eder. — Baron d'Holbach
Doğa insana şöyle der: Sen özgürsün, yeryüzünde kimse seni senin haklarından kanunen yoksun bırakamaz. Din ona şöyle seslenir: O bir köledir ve Tanrısı tarafından ömrü boyunca temsilcilerinin demir çubukları altında inlemeye mahkûm bırakılmıştır. Doğa insana doğduğu yurdu sevmesini öğütler, o yurda inançla hizmet etmesini, ona zarar vermeye çalışanlara karşı kendi menfaatlerini yurdununkilerle harmanlamasını söyler; din ona şikâyet etmeden yurt üzerinde baskı kuran zorbalara itaat etmesini emreder, yurduna karşı onlara hizmet etmesini, onların boyun eğmez kaprisleri altında diğer yurttaşlarını köleleştirerek lütuflarını hak etmesini emreder. — Baron d'Holbach
İnsanın mutsuzluğunun kaynağı, doğa konusundaki cehaletidir. Çocuklukta öğrendiği düşüncelerden kurtulmak için tutunduğu azim, ki bu düşünceler onun varoluşuyla örülmüştür, zekâsını doğru yoldan saptıran, zekâsının gelişmesini engelleyen, onu hayalin kölesi yapan sonradan gelen önyargı, onu daimi hataya mahkûm edecek gibi görünmektedir. Deneyimsiz ve boş kavramlarla dolu bir çocuğa benzemektedir; tehlikeli bir maya kendini onun bütün bilgisiyle karıştırmaktadır; çaresiz, muğlak, oynak ve yanlıştır: Düşüncelerinin sesini, hatalı olan veya onu kandırarak menfaat sağlayacak, başka kişilerin otoritesine taşır. — Baron d'Holbach
İnsan, kendi dünyasının dışında gezinmek ister; mükerrer denetimlere, hırslı, çılgın deneyimlerine bakmaksızın, hâlâ imkânsız olana kalkışır; araştırmalarını görünen dünyanın ötesinde gerçekleştirmeye gayret eder ve sefaleti hayali diyarlarda arar. Pratik bir filozof olmadan önce metafizikçi olur. Hayaller üzerine meditasyon yapmak için gerçekler üzerinde düşünmeye son verir. Varsayımda bulunmak, hipotezlere kendini vermek için deneyimi ihmal eder. Aklını geliştirmemeye cüret eder, çünkü ilk günlerinden beri onun suçlu olduğunu düşünmesi öğretilmiştir. Yaşadığı dünyada mutlu olduğu imkânları düşünmeden önce, başka bir hayatın be

Doğan Avcıoğlu, Türk gazeteci, yazar, düşünür ve siyaset adamı.

Türkiye'miz, çoktan kalkınmış, sanayileşmiş bir ülke haline gelebilir ve çağdaş uygarlığın bugün ön saflarında yer alabilirdi. Böyle bir gelişmeyi emperyalizm engellemiştir. Emperyalizmin kol gezdiği bir ülkede, daha önce mümkün olan kapitalist kalkınma yolu tıkanmıştır. Emperyalizmin pençesinde gerçekleşen bir takım kapitalist gelişmeler, ülkenin kalkınmasına değil, daha çok sömürülmesine yaramıştır. Tarihimiz göstermiş ve ekonomi bilimi de doğrulamıştır ki; emperyalist hegemonyadan kurtulup bağımsız olarak kalkınma yolunu seçebilecek duruma gelmek, kalkınmanın ilk şartıdır. Ekonomik bağımsızlık bir duygusal istek değil, kalkınmanın ilk gereğidir. (1968)
Atatürkçü laik politika, bağımsızlık ve kalkınma irticanın kesin ilâcıdır. Bunlar gerçekleştirilmedikçe, Türkiye'mizin, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin körükleyecekleri yeni 31 Martlarla yok olup gitmesinden, ne kadar korkulsa yeridir. (1969)
27 Mayıs'ın temelinde, ölçüsüzce yürütülen bir kapitalist gelişmenin yarattığı büyük hoşnutsuzluklar yatmaktadır. (1969)
Kemalizm bir ulusal kurtuluş devrimidir. Bir ulusal kurtuluş devriminin amacı, yalnızca siyasal bağımsızlığı gerçekleştirmek değildir. Tam bağımsızlığa ulaşabilmek için, sömürge düzeninin ülkedeki bütün dayanaklarının tasfiyesi ve sağlam bir sanayi temelinin kurulması zorunludur.
Kemalizm, her şeyden önce bazılarının 'Batılılaşma' adını verdikleri Tanzimat'la birlikte başlayan uydulaşma ve sömürgeleşme sürecine karşı milliyetçi bir tepkidir... (1969)
Emperyalizm, sömürgeleştirdiği bir ülkenin medeniyet ithaline, yani sanayileşmesine ve kalkınmasına elbette müsaade etmeyecektir. Medeniyeti geri getirebilmek için her şeyden önce, emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak gerekir. Bugün için de geçerli olan bu gerçek, ilk kez Atatürk tarafından 'tam bağımsızlık' ilkesiyle ortaya atılmıştır. Tam bağımsızlık, duygusal bir milliyetçi talep değil, kalkınmanın ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın vazgeçilmez ön şartıdır. (1969)

Atatürk'ün uygarlık tarihi içinde bir yer arama çabası, Osmanlı ve Batı düşüncesine karşı bir tepkiden kaynaklanır.

Tek başına bir üniversite gibiydi. — Uğur Mumcu
Bir dostum içtenlikle şöyle demişti: Ben Avcıoğlu'nun yazdıklarının yarısı kadar ürün versem mutlu ölürdüm. Ama Doğan'ın gözleri arkada kaldı. Çünkü yaptıklarını ve yazdıklarını yeterli görmüyordu: Çalışmaya doyamayan bir insandı. — İlhan Selçuk
Mesafeli... Duygularını belli etmekten kaçınan... İnsana yakınlaşabilmesi, keskin zeka ürünü ince espriler yapabilmesi ve örneğin kesik kesik gülebilmesi için akşam vakti gelip rakı masasına oturması lazım gelirdi. Ama o masada, ya aynı dalga uzunluğundaki kafadar dostların ya da aptal olmayan kadınların bulunması şarttı Doğan beyin neşelenmesi için...Hasan Cemal

Doğan Tarkan (31 Ağustos 1948; İstanbul - 25 Aralık 2013), DSİP Eski Genel Başkanı.

Ulusalcı sosyalistlerle yollar artık tamamen ayrılmıştır. Onlar hızla sosyalizmden ulusalcılığa kayan bir çizgide yürüyor. Gerçek sosyalistler ise toplumsal muhalefetin içinde, ön safında mücadele ediyorlar.
16 Nisan 2013 tarihli yazısından
Dün 28 Şubat'a karşı çıktık, "darbeye hayır" dedik. 301'den yargılanan aydınlarımızın yanında tutum aldık. Ermeni soykırımının tanınması için mücadele ediyoruz. Darbelere ve darbecilere karşı çıktık. Irkçılığa ve milliyetçiliğe "dur" dedik. Kürt halkının özgürlük mücadelesini koşulsuz destekledik, destekliyoruz. Ve şimdi "Çözüme Evet" diyoruz. Kürt halkının mücadelesine güveniyor, onun yanında tutum alıyoruz.
16 Nisan 2013 tarihli yazısından

Son beş yıldaki hatalı çizgisine rağmen, ömrünü bir devrimci olarak sürdürdü ve hayatı boyunca egemen düzenden hiçbir ikbal talebi olmadı, her zaman devrimci tevazuyla yaşadı. (...) Doğan Tarkan, hatalarından çok, sağlam karakterli bir sosyalist, bir devrimci olarak hatırlanacaktır. — Gün Zileli

Son dönemde, Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmeler nedeniyle ilişkilerimiz yeni bir sınamayla karşı karşıyadır. Bu mektupla sizlere, Türkiye'nin Doğu Akdeniz konusuna yaklaşımını ve sorunların çözümüne yönelik önerilerini aktarmak istiyorum. Doğu Akdeniz politikamızın iki ana hedefi vardır. Birincisi, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının uluslararası hukuka uygun olarak, hakça ve adil biçimde sınırlandırılması ve kıta sahanlığımızdaki egemen hak ve yetkilerimizin korunmasıdır. İkinci hedefimiz ise Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs Adası'nın eşit ortağı olarak, Ada'nın hidrokarbon kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarının garanti altına alınmasıdır. Bu hedeflerimiz çerçevesinde Türkiye, Doğu Akdeniz'in, tüm tarafların iş birliği yaptığı, hidrokarbon kaynaklarının hakça ve adil şekilde paylaşıldığı, barış ve istikrarın hüküm sürdüğü bir iş birliği bölgesi olmasını arzu etmektedir. Kömür ve çeliğin AB'nin çıkış noktasını oluşturduğu gibi, hidrokarbonun Kıbrıs'ta çözüme ve büyük AB'nin oluşumuna temel oluşturmasını diliyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan
Doğu Akdeniz'deki her türlü gelişmenin yükünü taşıyan ülkemizin, doğal kaynaklar söz konusu olduğunda yok sayılmasına elbette rıza gösteremezdik. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin provakasyonlarına rağmen Doğu Akdeniz meselesinde daima sabırlı ve soğukkanlı davrandık. Bu meselede haklı olmanın ülkemize sağladığı özgüvenle hareket ediyor, müzakere masasından asla kaçmıyoruz. Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi kendisinden uzaklaştıran stratejik körlükten bir an önce kurtulmasını ümit ediyoruz. Tehdit, şantaj dilinin hiçbir fayda sağlamayacağı artık anlaşılmalıdır. Doğu Akdeniz'e kıyıdaş tüm bölge ülkelerinin ve Kıbrıs Türklerinin de yer alacağı konferans önerimiz, sorunu diyalogla çözme irademizin tezahürüdür.
Recep Tayyip Erdoğan
Türkiye'ye özellikle ülkemize karşı Doğu Akdeniz'de kurulmaya çalışılan oyunları ve tuzakları yerle bir ettik. Doğu Akdeniz'in ardından Karadeniz'de de arama ve sondaj çalışmaları için harekete geçtik. Uluslararası hukuktan kaynaklı haklarımızdan taviz vermeden bu çalışmaları sürdüreceğiz.
Recep Tayyip Erdoğan
Bizim için Doğu Akdeniz meselesinin iki boyutu vardır, bunlardan birincisi Türkiye'nin kıta sahanlığındaki haklarının korunmasıdır, ikincisi de Kıbrıs Türk halkının adanın etrafındaki doğal kaynaklarla ilgili hak ve çıkarlarının garanti edilmesidir.
Recep Tayyip Erdoğan
Doğu Akdeniz’deki her türlü gelişmenin yükünü taşıyan ülkemizin doğal kaynaklar söz konusu olduğunda yok sayılmasına elbette rıza gösteremezdik. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin provokasyonlarına rağmen Doğu Akdeniz meselesinde daima sabırlı, soğukkanlı davrandık. Bu meselede haklı olmanın ülkemize sağladığı özgüvenle hareket ediyor, müzakere masasından asla kaçmıyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan

Doğu Perinçek, Türk siyasetçi, hukukçu, yazar.

Türk tarihi incelenirse, birçok sebeplerin başında bütün yük­seliş ve çöküş sebebinin iktisat meselesinden başka bir şey ol­madığı anlaşılır.
Atatürk; toplumsal ekonomik programda, Ziya Gökalp'ten daha köktenci, daha devrimcidir. Atatürk'ün milliyetçiliğinde Turancı unsurlar yoktur. İslamcı unsurlar hiç yoktur.
Bilimin de teorisi vardır, felsefesiz ve teorisiz bilim olmaz.
Dersim olayları, bir yönüyle Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet devrimciliğinin Ortaçağ sınıflarına karşı mücadelesidir.
Arkadaşım Deniz Gezmiş bir kahramandı. Yıldırım gibi yaşadı. Yıldırım gibi gitti. Rüzgâr gibi değil, yıldırım gibi geçti Cumhuriyet tarihimizden.
Telgrafın rengi kızıl. Deniz Gezmiş'in rengi. Bilimsel sosyalizmin ve devrimin rengi. Türk bayrağının rengi. Dîvânu Lugâti't-Türk'te bile öyle yazıyor.
Sözde demokrasi, fakat insan pratiğinde  “mafyokrasi”  demek daha doğru olur. Demokrasi, bilindiği gibi, eski Yunancada  “halk hâkimiyeti”  demekti, mafyokrasi ise mafyanın hâkimiyeti anlamına geliyor. Tarikat liderleri, bu sistemde mafya ile iç içe geçmişlerdir ve ortaklık kurmuşlardır. Eskiden demokrasiye ait olan kurumlar, artık bütünüyle mafyanın hâkimiyetini perdelemeye hizmet ediyor. ABD seçimlerine bakınız; koşturan ve haykıran kalabalıklar, nutuklar, karnavallar, naylon bayraklar, balonlar, kurulan sandıklar, atılan oylar, yüz milyonları kucaklayan hummalı bir faaliyet, yüz milyarlarca dolarlık bir tüketim, ama hepsi, mafyanın tayin etmiş olduğu başkanı sandıktan çıkarmak içindir. Dünya tarihinde bu kadar düzmece, bu kadar masraflı ve kitleleri bu kadar budalalaştıran bir sistem görülmemiştir.
Türkiye'de çok insanımızın anası Kürt, babası Türk. Babası Kürt anası Kürt. Türkiye'de bir olmuşuz, bizi bölmenin bir manası yok.
PKK'yı MİT kurdu. MİT'in PKK'yı kurma amacı, PKK'nın sol örgütleri bitirmesidir. Doğu'daki diğer sol örgütleri PKK'ya ortadan kaldırttılar.
(Kasım 2024)
Kürt düşmanlığı kampanyası durdurulmalıdır. Kürt sorunu askeri yöntemlerle çözülemez. Devlet terörüne karşı demokratik bir barikat oluşturulmalıdır. Derhal bir genel af ilan edilmeli, PKK’nın yasallığı kabul edilmelidir.
(10 Kasım 1991)
Kürt sorununa çözüm demokratik, federal, emekçi cumhuriyetidir. Türk milliyetçisi ve piyasacı düzen partileri Kürt illerinde iflas etti. Kürt milleti kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer isterlerse ayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönül birliği gerçekleştirmektedir. Kürt illerinde referandum yapılmalıdır. Referandumda ayrılığı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir.
(2000'e Doğru Dergisi, 15 Eylül 1991)
Öcalan, 1999-2004 yılları arasında  “Atatürk Milliyetçiliğini“  savundu. Kemalist yönetimin Kürt isyanlarını bastırmasını haklı buldu. 28 Şubat’ı da destekledi. ABD ve AB’nin Kürt sorununa müdahalesine karşı tavır aldı.
Apo, 2000 yılında Seyyit Rıza ve Şeyh Sait'e  "gerici" ,  "İngiliz işbirlikçisi"  sıfatlarını layık görüyordu.  "Mustafa Kemal, onları bastırmakta haklıydı"  diyordu.
Türk devleti Abdullah Öcalan'ı çok kısa zamanda çıkartacak. Abdullah Öcalan'a 'Silahları bırakın, biz yanlış yaptık' dedirtecek. Televizyonlara falan çıkartacak. Türk devleti çıkartacak, göreceksiniz. Şu an devletin, MİT'in elinde oyuncak durumda. Onu kullanıyorlar.
(Ekim 2020)
PKK’nin 1984 yılında şiddet eylemine başlaması, bütünüyle Suriye politikasının bir uygulamasıdır. Suriye’nin Apo’yu  kullanma yoluna başvurmasının nedeni, ABD’nin Suriye’deki  “Müslüman Kardeşler”  örgütünü Türkiye üzerinden silahlı eylemlere yöneltmesiydi. ABD yönetimi, Hafız Esad yönetimini yıkmak istiyordu. Suriye’deki Müslüman Kardeşler, 12 Eylül ve Turgut Özal yönetiminden aldığı destekle 1981 yılında Hama ve Humus kentlerinde ayaklanmalar düzenledi. Binlerce insan öldü. Hafız Esad rejimi, Ankara’daki ABD işbirlikçilerinin bu yıkıcı faaliyetine Türkiye içinde ayrılıkçı şiddet hareketi örgütleyerek yanıt verdi. Türkiye hükümetleri, komşularına karşı ABD güdümünde yıkıcı faaliyet yürüterek Türkiye’nin başına ayrılıkçı terör belasını açtılar. Ezilen Dünya ülkelerini karşı karşıya getiren bu sürecin baş sorumlusu, ABD’nin Müslüman Kardeşler planlarına alet olan Türkiye’deki 12 Eylül yönetimi ve Turgut Özal hükümetidir.
PKK, 1980’e kadar silahlı mücadeleyi sol partilere, devrimci örgütlere karşı yürütmüştür; polise ve askere karşı eylem yapmamıştır. Gladyo (Kontrgerilla),  “böcek yiyen böcekler”  teorisini uygulayarak bu eylemlere göz yummuş hatta destek vermiştir. PKK, silahını Güneydoğu'da etkili olan bütün sosyalist örgütlere çevirmiş, çok sayısı sol örgüt önderinin kanına girmiştir. Türkiye devrimcilerini bölgeden fizik olarak tasfiye etme ve bölgeyi ayrılıkçılığa ve kaçınılmaz olarak emperyalizme ve gericiliğe açma operasyonu böyle başlamıştır. Gladyonun bu düşmanlığı kışkırttığı ve uygulamalara destek olduğundan o dönem Apoculara  “Doğudaki MİT”  tanısı konmuştur.
CIA, Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim ederken yapılan anlaşmada, Türkiye hükümeti tarafından idam edilmeyeceği sözü verilmiş ve koşullar belirlenmişti. Öcalan, Kenya’dan Türkiye’ye Tel Aviv üzerinden getirildi. İşin içinde başından itibaren yalnız CIA değil MOSSAD da vardı. Apo’yu MİT’e MOSSAD teslim etti.
Esad vatanını savunan bir kahraman. Esad yıkılırsa ABD ve İsrail gelir, Türkiye bölünür.
(Eylül 2017)
Biz Türkiye'de İsrail ve Amerika'ya karşı mücadele eden tek partiyiz.
(Şubat 2016)
Suriye Amerikan emperyalizmine karşı aslanlar gibi savaşıyor. Bütün kalbimizle onların mücadelesini destekliyoruz. Gözümüzün önünde Amerika merkezli bir müdahale var. Amerika çeşitli terör örgütlerini Erdoğan yönetimini de kullanarak Suriye'nin üzerine sürdü. 2011 yılından bu yana Suriye'yi parçalamaya çalışıyorlar. Suriye'nin parçalanması Türkiye'nin parçalanması demek, Irak'ın, İran'ın parçalanması demek. Eğer bölge ülkeleri birleşirse o zaman Amerika'nın projeleri ve Siyonizm'in iddiaları yerle bir olur.
(Şubat 2016)
Dersim, Ortaçağdır. Tunceli, Cumhuriyet çağıdır. Dersim, şeyhliktir, ağalıktır, eşkıyalıktır. Tunceli, özgürlüğe ve uygarlığa yürüyüştür. Dersim, bölünmeye dönüştür! Tunceli birlik ve dirliktir. Dersim, kandır, gözyaşıdır. Tunceli barıştır.
(24 Eylül 2013)
Türk Devrimi, Asya'nın köylülüğe dayanan ilk devrimidir.
Laiklik olmayan ülkede, bilim zincirlenmiştir. Laiklik, bilim için de zorunludur, yasa yapmak için de, vicdan özgürlüğü ve kardeşlik için de.
Bir devrim, kadına getirdiği kişilik ve özgürlük kadar devrimdir.
Aydınların durumu farklıdır. Aydınların sınıfsal konumlarını, işçi veya sermayedar gibi üretim sürecindeki yerleri belirlemez. Başka deyişle aydın olmayı belirleyen nitelik, üretim sürecindeki konumdan gelmez, ideolojiden ve bilinçten kaynaklanır. Aydın, deyimi yerindeyse ideolojik insandır.
Teori için teori veya sanat için sanat yapılmaz. Teori de sanat da toplumun dünyasını, herhangi bir sınıfın dünyasına eklemlemek, bağımlı kılmak için yapılır.
Dün devrimci olan, bulunduğu yere kazık çakarsa, yarın gerici olacaktır.
Her kriz ve kaos coğrafyası, aynı zamanda devrim coğrafyasıdır. Devrim, sistemin krize girmesi durumunda, emekçilerin ve halkların krize getirdikleri çözümdür. Bu nedenle Avrasya, nesnel olarak bir devrim coğrafyası haline gelmiştir.
Proletarya ayağa kalkmadan, felsefe gerçekleşemez; felsefenin gerçekleşmesi olmadan, proletarya ayağa kalkmaz.
Bir toplumda efendilik varsa, sınıflaşma varsa, din de gerekli olur. Din, kölenin efendisinden gördüğü eziyetin, marabanın ağasından yediği dayağın, işçinin yaptığı işe yabancılaşmasının verdiği acıları dindirir. O acılara katlanmayı kolaylaştırır. Kadını bütün tarih bo­yunca erkekten gördüğü baskı ve aşağılanma karşısında daha dayanıklı kılmıştır. Ninelerimizin namaz seccadesinden  "oh ferahladım"  diye kalkışları, aslında dinlerin işlevini çok güzel açıklar. Ezilen, felaketlere uğrayan, yalnızlaşan, yabancılaşan, kişiliği kırılan ve parçalanan insanların, efendileri için ertesi gün yeniden ve daha ve­rimli çalışmaları için gerekli dindirici, en etkili ağrı kesicidir din. Ve insanları itaate, rızaya, efendilerin belirlediği kadere, kendisine yapılanlara boyun eğmeye, kendisine verilenlere şükretmeye bağımlı hale getiren bir ilaç!
Kobani düşerse Türkiye rahatlar, Kürt yurttaşlarımız da rahatlar. Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü konusunda en büyük adım atılmış olur.
(IŞİD'in Kobani'ye saldırması sonrasında yaptığı açıklama)
Fedaiyim ben. Yani bana kim olduğumu sorsanız, ben o Türk devriminin, 1800'lerin sonlarından gelen Namık Kemaller zincirinin, fedailer geleneğinin son temsilcisiyim.
Mao'dan vazgeçen Atatürk'ten vazgeçer, Atatürk'ten vazgeçen Mao'dan vazgeçer. Bunların hepsi bir bütün. Atatürk'e sırtını dönerek bir şey yapılmayacağı gibi Mao'ya sırtını dönerek de yapılmaz. (...) 20. yüzyılda sivrilen çok seçkin üç sima var, Lenin, Atatürk, Mao. Bunların hepsi bir cephenin insanı, hepsi birbirine değer vermiş. Mao, "Çin'in Kemal'i nerede" diyor. Lenin, Atatürk'ün büyük bir devrimci olduğunu kabul ediyor. Atatürk, Fransız ve Rus devrimlerinin Türk devrimini etkilediğini tespit ediyor. Atatürk, Lenin ve Mao arasında bir çatışma yok, cephe birliği var.
(2006, İşçi Partisi'nin yeni programında neden Mao'nun adının geçmediği sorusuna karşılık)
Sınıfların, renk ve ırk ayrımlarının, paranın olmadığı bir dünya.
("Nasıl bir dünya düşlemiştiniz?" sorusuna karşılık)
Atatürk ve arkadaşları,  "Ke­malist felsefe" ,  "Kemalist teori"  gibi nitelemelerden kaçındılar. Atatürk, Kemalizmi bir  "felsefe"  veya bir  "ideoloji"  veya bir  "teori"  olarak değil,  "Türk Devriminin yaptığı işlerin toplamı"  olarak tanımladı. Çünkü Kemalizm diye bir felsefe yoktur, Kemalizm di­ye adlandırılan bir ideoloji de yoktur. Ama o  "işler"  yani o dev­rimci pratiğin kuşkusuz bir felsefesi, bir dünya görüşü, bir ideolo­jisi vardı. Kemalist Devrimin önderleri dünya çapındaki felsefe akımları içinde bir tercihte bulunmuşlardı. İlerde açıklanacağı üzere, felse­fede  "Determinist ve Pratik Maddiyetçi"  veya  "Tarihsel Materya­list"  olduklarını söylüyo

Dr. Garipaşk (İngilizce orijinal adı: Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb), Stanley Kubrick'in 1964 tarihli filmi.

Barış bizim işimiz.(Çatışan askerlerin bulunduğu yerdeki tabelada yazan)
Arktik Okyanusu semalarındaki B-52 Stratofortress'nin kumandanı, telsizden mürettebatıyla saldırı öncesi son konuşmalarını yapıyor:
Hayati idame çantası muhteviyatı kontrolü.
İçindekiler Bir otomatik 45′lik, iki kutu mermi.
Dört günlük konsantre iaşe.
Bir ilaç kutsu içinde morfin, vitamin hapları, ateş düşürücüler
uyku hapları, sakinleştiriciler.
Bir minyatür İncil ve Rusça konuşma kılavuzu.
100 $ tutarında Ruble, 100 $’lık altın.
Dokuz paket sakız. Bir paket prezervatif, üç adet ruj, üç adet naylon çorap…
Bütün bunlarla Vegas’ta iyi bir hafta sonu geçirilebilir.

Beyler burada dövüşemezsiniz. Burası savaş odası.
Vazgeçirici olmak, düşmanın beyninde saldırı korkusunu yaratma sanatıdır.

Kadınlar gücümü hissederler Ve hayatın özünü ararlar.Kadınlardan sakınmam Mandrake.Ama onlara kendi özümü vermem.
Komilerin insan hayatına saygısı yoktur, hatta kendi hayatlarına da.
Ve bu sebepten dolayı, sizden çok dikkatli olmanızı istiyorum.
Düşman teker teker ya da gruplar halinde gelebilir.
Bizim üniformamızla da gelebilir.
Hangi şekilde gelirse gelsin, onu durdurmalıyız. Bu üsse girememeli.
Size üç basit kural koyuyorum.
Birincisi, hangi üniformada, rütbede olursa olsun, kimseye güvenme eğer şahsen tanımıyorsan.
İkinci olarak bu çevreye yaklaşan ne olursa olsun|ateş açılacak.
Üçüncü olarak eğer emin değilsen, önce ateş aç sonra soru sor.
Kaza eseri birkaç zayiat vermek dikkatsizlik yüzünden bütün üssü kaybetmekten iyidir.

Mandrake:Bir saniye bekleyin lütfen. 55 sentin var mı?
Albay:Savaşmaya cebimde bozuk para ile mi gideceğimi sanıyordun?

Jack Ripper:Vaktiyle Clemenceau’nun savaş için söylediklerini hatırlıyor musun?
Mandrake:Zannetmiyorum, efendim.
Jack Ripper:Savaş generallere bırakılamayacak kadar önemlidir demişti.Bundan 50 yıl önce, bunu söylediğinde haklı olabilirdi.Fakat bugün, savaş politikacılara bırakılamayacak kadar çok önemli.Onların ne zamanı, ne eğitimi ne de stratejik düşünceye meyilleri var.Daha fazla arkama yaslanıp oturamam ve Komünist sızmalara…Komünist gruplaşmaya, Komünist yıkıcılığına ve uluslararası Komünist gizli ittifakına…kanımızı emmelerine ve kirletmelerine izin veremem.

Dr Strangelove: İnsan neslini çekirdek olarak koruma şansımız var. Bu çok kolay olacaktır. Bazı derin maden yataklarının en alt bölümleri olabilir. Radyoaktivite binlerce metre derinlikte etkili olamaz. Birkaç hafta içerisinde delme işi gelişeceğinden yeterli alan açılır.
President: Burada ne kadar kalmamız gerekir?
Dr Strangelove: Şimdi bir bakalım … 100 yıl kadar diye düşünüyorum.
President: İnsanlar orada yüzyıl yaşayabilirler mi?
Dr Strangelove: Bu zor olmayacaktır. Sayın başkan. Nükleer reaktörler sınırsız enerji sağlayacaktır. Seralarda sebze meyva yetiştirilebilir. Hayvanlar yetiştirilir ve kesim yapılabilir. Elverişli madenler hızlı bir araştırmayla tespit edilmelidir. Tahminlerime göre birkaç yüz bin insan için yeterli yer olacaktır.
President: Kimin kalıp kimin yeleştirileceğine karar vermeyi istemezdim doğrusu.
Dr Strangelove: Bu yerleştirme bir bilgisayar sayesinde kolayca halledilebilir. Bilgisayar gençlik, sağlık, zeka, üretkenlik ve gerekli ihtisasları öncelik alacak şekilde programlanabilir. Üst düzey hükümet ve ordu mensublarını dahil etmek yaşamsal önem taşır, gelenekleri ve önemli liderlik prensipleri vermek gerekir. Süratle üreyeceklerdir, zaten fazla yapacak bir şey de olmayacaktır. `bir erkeğe 10 kadın` oranıyla mevcut gayri resmi milli hasılaya 20 yıl içerisinde ulaşılabilinir.
President: Geriye kalacak olan bu çekirdek grup çok hüzüne maruz kalacağından daha sonra yaşamak yerine ölmeyi istemezler mi?
Dr Strangelove: Hayır, efendim … afedersiniz. Madenlere girdiklerinde hala herkes yaşıyor olacak. Şok edici hatıralar olmayacaktır, sadece nostaljik duygular olacaktır. Ve gelecekteki macera için korkunç büyük bir merak doğacaktır.
Hava Kuvvetleri Generali: Doktor siz bir erkeğe on kadın gibi bir orandan bahsettiniz. biz bu yolla tek eşli seksi ortadan kaldırmış olmayacak mıyız? Konuya erkekler açısından bakacak olursak?

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem özlü duaları sever, özlü olmayan duayı yapmazdı.
Aişe bint Ebû Bekir
Duada Allah’tan incik boncuk istenmez, esneye esneye dua edilmez, bağırılıp çağrılmaz, tumturaklı, kafiyeli, seçili ifadelerle dua edilmez, kalpten ve gönlünden geldiği gibi istenir.
Faruk Beşer
İnsanoğlunun duaları hep mucizeler içindir. Her türlü dua aslında şuna indirgenebilir: Yüce Tanrım, lütfen iki kere ikinin dört etmemesini sağla...
İvan Sergeyeviç Turgenyev
Dua insanın Cenab-ı Hakk’a en yakın olduğu andır. Ne sesi, ne gözü, ne kulağı, ne ayağı, ne malı, ne evladı vardır. Artık o bütün bunlardan geçmiştir.
Mustafa Kutlu
Unutmayalım ki bu dünyada zayıf güçlüye, hasta sağlama, fakir zengine muhtaçtır. Lâkin âhirette, güçlü zayıfın, sağlam hastanın, zengin fakirin hayır duâsına muhtaçtır.
Osman Nuri Topbaş
Siz ne sağıra sesleniyorsunuz ne de yanınızda bulunmayan birine. Sizi çok iyi duyan ve yanınızda bulunan birine dua ediyorsunuz. O sizinle beraberdir.
Muhammed
Dua ibadetin özüdür.
Tirmizî, Daavât 1
En çok da arkamdan beni hayır dua ile anacak insanların olmasını isterim. Bu yüzden 76 yaşıma çeyrek kalmasına rağmen, her gün kitaplarım üzerinde çalışırım.
Ümit Meriç

Dualar Bobby İçin, 2009 yapımı, yönetmenliğini Russell Mulcahy'ın yaptığı ABD filmi

Bazen çok canım yanıyor. Yalnızım ve korkuyorum. Cehennemde yanacağım. Kocaman bir batalıkta ya da dipsiz bir havuzda yavaş yavaş batıyor gibiyim. Keşke bir kayanın altına kıvrılıp sonsuza kadar uyuyabilsem.
Ailemin benden nefret etmesini neden tercih edeyim?

Lütfen yüce Tanrı'm lütfen Bobby'nin kalbini günahlardan arındır. Yardımına doğruyolu, saflığı ve doğruyolu bulsun.
Bu günah, yaradılışına aykırı.
Cemaatlerinizde Bobby gibi çocuklar var. Siz bilmeseniz de her "amin" dediğinizde, sizi dinleyen ve yakında duaları susacak olan çocuklar… Onların Tanrı'ya yakarışları yalnızca anlayış ve kabul görmek için, sevginizi hak etmek için; ama nefretiniz, korkunuz ve 'eşcinsellik' kelimesine karşı bilgisizliğiniz bir gün bu duaların susmasına neden olacak. Bu yüzden evinizde ya da ibadethanelerde "amin" demeden önce düşünün. Düşünün ve hatırlayın; bir çocuk sizi dinliyor…

Mary: Şu üstündekilere bir bak. Ayrıca sana kolunu böyle tutmamanı defalarca söyledim. Böyle yapınca bir kız gibi görünüyorsun ama umurunda değil.
Bobby: Ben her zaman böyle giyinirdim
Mary: Hayır, giyinmezdin! Bu kadar değildi. Bunu neden yapıyorsun? Ben sana yardım ediyorum.
Bobby: Hayır etmiyorsun. Sen kendine yardım ediyorsun. Konu ben değilim. Konu insanların senin hakkında ne düşüneceği. Oğlunun gey olduğunu bilsinler istemiyorsun.

Bobby:: Geçen hafta okuldan ayrıldım
Robert: Ne yaptın? Üniversite n'olcak?
Mary:: Harika sonra n'olcak? Hayatın mahvolacak.
Bobby: Mümkün, çünkü hayat benim.

Ryan Kelley: Bobby
Sigourney Weaver: Mary (Anne)
Henry Czerny: Robert (Baba)

Duke Nukem 3D, 1996 yılında 3d Realms tarafından yapılan FPS tarzı oyun.

"I'm Duke Nukem, and I'm coming to get the rest of you alien bastards"
Çeviri: Ben Duke Nukem ve siz yaratık piçlerini almaya geliyorum.
"Eat shit and die!"
Çeviri: Bok ye ve öl!
"Your face, your ass, what's the difference?"
Çeviri: Senin yüzün, senin popon, fark ne?
"Come get some!"
Çeviri: Biraz olsun gel!
"Hail to the king, baby!"
Çeviri: Kralı selamla, bebek!
"See you in hell."
Çeviri: Cehennemde görüşürüz.
"Let God sort 'em out."
Çeviri: Bırak onları Tanrı ayırsın.
"Hmm, don't have time to play with myself."
Çeviri: Hmm, kendi kendimle oynayacak zaman yok.
"Nobody steals our chicks ... and lives."
Çeviri: Hiç kimse bizim piliçlerimizi çalıp da canlı kalamaz.
"Damn, those alien bastards are gonna pay for shooting up my ride."
Çeviri: Lanet olsun! O uzaylı piçler aracımı patlatmanın bedelini ödeyecekler.
"Yeah, piece of cake."
Çeviri: Evet, çocuk oyuncağı.
"This really pisses me off."
Çeviri: Bu beni gerçekten kızdırdı.
"I'll rip your head off and shit down your neck."
Çeviri: Kafanı koparıp boğazına sıçacağım.
"It's time to kick ass and chew bubblegum. And I'm all outta gum."
Çeviri: Kıç tekmeleyip sakız çiğneme zamanı. Ve hiç sakızım yok.
"Terminated."
Çeviri: Sonlandırıldı.
"Looks like cleanup on aisle 4."
Çeviri: 4'üncü koridorda temizlik var gibi.
"Hehe, what a mess."
Çeviri: Bu ne pislik?
"Blow it up yer ass."
Çeviri: Kıçında patlat.
"Die, you son of a bitch!"
Çeviri: Geber, orospu çocuğu!
"Hmm, that's one doomed space marine."
Çeviri: Hmm, bu ölmüş bir uzay askeri.
"You wanna dance?"
Çeviri: Dans etmek ister misin?
"Shake it, baby!"
Çeviri: Salla onu bebeğim!
"Somebody's gonna frickin' pay for screwing up my vacation."
Çeviri: Biri tatilimi mahvetmenin bedelini çok ağır ödeyecek.
"What are you waiting for? Christmas?"
Çeviri: Neyi bekliyorsun, yılbaşını mı?
"Who wants some?"
Çeviri: Kim daha fazla ister?
"You guy suck!"
Çeviri: Bayarsınız.
"We meet again, Dr. Jones."
Çeviri: Tekrar görüşürüz, Dr. Jones.
"Damn I'm good!"
Çeviri: Lanet olsun, iyiyim!
"Uuuhhh, much better."
Çeviri: Uuuhhh, çok daha iyi!
"You are an inspiration for birth control."
Çeviri: Sen doğum kontrolüne ilham kaynağısın.
"What, there's only one of you?"
Çeviri: Ne, sadece biriniz mi var?
"I think I'll climb aboard"
Çeviri: Galiba gemiye bineceğim.
"Ready for action!"
Çeviri: Harekete hazır!
"Ooh; That's gotta hurt!"
Çeviri: Aah; bu acıtacak!

Duman, 1999 yılında kurulmuş, vokalist Kaan Tangöze, gitarist Batuhan Mutlugil, bas gitarist Ari Barokas ve baterist Cengiz Baysal'den oluşan Türk rock grubu.

Artık sen benim canımsın, canlı kalan tek yanımsın..
En güzel günüm gecem sizinle, bu nasıl sevgidir böyle..
Beni yor hasretinle, Sevginle yor..
Kahpe dölün soyu
Ele vermiş seni
Nice yıllar boyu
Kırmış kalbini..
Sana boynumuzu eğeriz sanma,hakkımızı gelir alırız zorla..
Haberin yok ben ölüyorum..
Aşkımız son buldu, Yağmurun sabahında..
Aldanma öbür dünyaya, Hayatı Yaşa..
Ah geldik gözlere, düştük ne hallere.
Yepyeni bir insanımız var, akıl yolundan öylesine uzaklar..
Kimseyi tanımadım ben, senden daha güzel..
Zor zalim günler, beyhude hayaller...
Denizler açtım geliyorum, bilirsin derdim seninle.
Yarınım yok sevenim sağlam, İçerim ben bu akşam.
Sevemedim ben bugünü, Sevemedim başından, Göremedim geçtiğini yanı başımdan, her yanımdan..
Sudan çıkmış misali, yoldan çıkardı beni..
Sevdim desem derken delirsem..
Sizleri gördüm göreli dostlar, hemen her gün bana bayram..
Seni gördüm göreli şaşırdım, dolaşırım bir başıma.
Gitme yalvarırım yalnız koyma beni bebek..
Vurgun yemiş gönlüme ne eylesen nafile..
Kimi yanında arıyorsan önce içinde bulacaksın.
Laf aramızda, aslında tek bir sorun var Günah değilmiş memlekete olanlar..
Ah eğleniyor kendi başına, ah neşesi yeter
Ah umurunda mı sandın bu dünya, ah neşesi yeter..
Siyasi duruşu olan parçalarımız var. Çok protest bir grup değiliz ama müzik yoluyla fikirlerimizi anlatmaktan yanayız.
O beni bağlar, ben yine durmam
Sor bana pişman mıyım?
Halimiz Duman, gerisi yalan..
Tadına bakmayacaktım, sadece koklayacaktım..
Hiç olmasa biz dönek değiliz..
Aşık Veysel derseniz, akan sular duruyor arkadaşlar.
Sen, ben içimde Cümle alem dışımda Sen ben biçiminde iyi ki varsın yanımda.

Ah
Yarışmadı, karışmadı.
Açık seçik sizle oynamadı.
Gerilmedi.
Sanılmasın, yine basmış onu bulantılar.
Yanılmasın öyle dalga geçen
yabancılar.
Ah, eğleniyor kendi başına.
Ah, neşesi yeter.
Ah, umurunda mı sandın bu dünya.
Ah, neşesi yeter.
Konuşmadı, hiç duymadı.
Açık seçik sizle takılmadı.

Akıbet
Bir yol var hiç girilmez.
Tek yön var pek dönülmez.
Gönül verir girersen, akıbetin bilinmez
Ben sana kandım daldım içeri.
Bir nefes aldım baktım ileri.
Ateşlerde yandım söndürme beni.
Gecelerde taştım tanımam seni.
Derinlere daldım öldürsen beni dönmem geri.
Bir ak var ki değişmez.
Tadından da yenilmez.
Üzülme hiç bitersen.
Gözyaşların silinmez.
Ben sana kandım daldım içeri.
Bir nefes aldım baktım ileri.
Ateşlerde yandım söndürme beni.
Gecelerde taştım tanımam seni.
Derinlere daldım öldürsen beni dönmem geri.

Dumanın Külleri, Türk yazar Ruşen Burak Argana tarafından yazılan kitap.

Kitap okumayan insanlar, dünyayı gözleri kapalı bir halde okurlar(!)  (s. 11) 
Edebi metinleri hızlıca anlamak istiyorsanız, yavaşça okuyun! Hızlıca okursanız epey zaman kaybedersiniz!  (s. 11) 
Kendini gerçekçilik hevesi ile ‘boyayan’ ressam, hangi mevsimde olursa olsun, daima bir sonbahar manzarası çizer! Tuvalleri her mevsimde boya döker!  (s. 21) 
Karamsarlar, müziğin ‘sağırlığını’ kolayca duyarlar!  (s. 23) 
Felsefeyi daimi bir ‘yol’ arayışı olarak niteleyenler, onun sonsuzluğundan faydalanıp onda ‘kalabilirken’; onu bir ‘yer’ arayışı olarak niteleyenler, onun sonsuzluğundan faydalanamaz, onda ‘kalamazlar’.  (s. 27) 
Ben düşünceyle terennüm ederim, siz düşünün!  (s. 32) 
Hiçbir konu sayfalarca anlatılacak kadar kısa değildir, ama bir aforizmaya sığacak kadar da uzun değildir! (s. 33) 
Bilimsel bir icat yapamayan, hiç değilse bir ‘mucit’ icat etmelidir!  (s. 35) 
Bilgi bir çöldür, ön yargı ise bir bataklıktır. Çöl ile bataklık arasındaki fark şudur: Çölde batmaktan kurtulamazsınız!  (s. 37) 
Cahil de merhamete sarılır fakat onu boğmak için!  (s. 39) 
Meraksızlığın yüzünden, yalnızca ‘kendi kıyına’ vuran bir dalgasın!  (s. 49) 
İstenç kalbimizin yolunu çizer. Tutku ise kalbimizi çizer, kalbimize!  (s. 50) 
Siyasal sezgi, ‘üçüncü göz’ün gözyaşıdır!  (s. 67)

Dune, Frank Herbert'in (1920-1986) Hugo ve Nebula ödüllerini almasını sağlayan ve tüm dünyada on beş milyondan fazla kopyası satılan altı kitaptan oluşan bilim kurgu roman serisidir.

"Başlangıç, dengelerin doğru olduğuna dair en hassas ihtimamın gösterileceği zamandır. Her Bene Gesserit rahibesi bunu bilir. O halde, Muad'Dıb'in yaşamını incelemeyebaşlarken, evvela onu kendi zamanına yerleştirmeye ihtimam gösterin. O, imparator Padişah IV Şaddam 57 yaşındayken doğmuştur. En özel ihtimamı ise Muad'Dib'i kendi mekanına yerleştirirken gösterin Arrakis gezegenine Onun Caladan'da doğmuş ve ilk onbeş yılını orada geçirmiş olması gerçeği sizi yanıltmasın Dune adıyla bilinen Arrakis gezegeni, onun ebedi mekanıdır."
Prenses Irulan'ın yazdığı "Muad'Dib'i Anlamak"tan.
"Korkmamalıyım. Korku akıl katilidir. Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Üzerimden ve içimden geçmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiği zaman, geçtiği yolu görmek için iç gözümü ona çevireceğim. Korkunun gittiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım."
Bene Gesserit; Korkuya karşı Dua.
Çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. Korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. Cesaret sınırlarını düşürürsün, istekleri sınırlarsın, iştahları denetim altına alırsın. Ufkun etrafını çiftle çevirirsin. Her faaliyet için bir kanun yaparsın. Kaosun varlığını inkar edersin. Çocuklara bile yavaş yavaş nefes almalarını öğretirsin. Evcilleştirsin.
Dünya dört şeyin üzerinde durur. Bilgelerin ilmi, yücelerin adaleti, haklıların duası ve yiğitlerin cesareti.
Muhafazakar bir dinle politikanın karşılıklı etkileşimleri önlenemez. Bu güç mücadelesi, muhafazakar toplumun eğitimine, öğretimine ve yetiştirilmesine siner. Bu baskı nedeniyle böyle bir toplumun liderleri kaçınılmaz olarak şu nihai tercihle yüzleşmek zorunda kalırlar: Yönetimlerini sürdürmenin karşılığı olarak tam bir oportünizme teslim olmak ya da muhafazakar ahlak uğruna kendilerini feda etme riskini göze almak.
Prenses Irulan'ın yazdığı "Muad'Dib:Dinsel Meselelerden
Bir sistemi kabul edersiniz onun inançlarını da kabul edersiniz ve değişime karşı direncin güçlenmesine katkıda bulunursunuz.

Muad'Dib:

"Ah binlerce dişli solucan,
Devası olmayan dertler vermesen olmaz mı?
Seni her şeyin başlangıcına çeken
O beden ve nefes
Canavarları besler,bir ateş kapısında kıvranan!
Onca kıyafetin arasında yok ki bir kaftan,
Örtsün tanrılık sarhoşluğunu
Gizlesin arzunu alev alev yanan"
Düne kitabından "Solucan Şarkısı".

Muad'Dib'in öğretileri skolastiklerin, batıl inançlıların ve ahlaksızların elinde oyuncak haline geldi. Muad'Dib dengeli bir yaşam yolunu, insanın sürekli değişen evrende sorunlarını çözebilmesini sağlayacak bir felsefeyi öğretmişti. İnsanoğlunun hala evrim geçirdiğini ve bu sürecin hiç bitmeyeceğini söylemişti. Bu evrimi belirleyen kuralların sürekli değiştiğini ve bu kuralları sadece sonsuzluğun bildiğini söylemişti. Habis zihinli kişiler böyle bir özü nasıl çarpıtabilir?

Mentat Duncan'ın yazdığı "Idaho'nun sözleri'nden.
SORU: "Vaiz'i gördün mü?" 
YANlT: "Bir kumsolucanı gördüm." 
SORU: "Ne olmuş o kumsolucanına?" 
YANlT: "Bize soluduğumuz havayı veriyor." 
SORU: "Öyleyse neden onun toprağını mahvediyoruz?" 
YANlT: "Çünkü Şeyh Hulud [solucan tanrı] öyle buyuruyor." 

-HARİKU'L-ADE, Arrakis Bilmeceleri.
Çöl sınırndaki siyeç 
Liet'indi, Kynes'ındı, 
Stilgar'ındı, Muad'Dib'indi 
Ve tekrar Stilgar'ın oldu. 
Naibler kumda uykuya daldı birer birer, 
Ama siyeç hala yerinde duruyor. 

-Bir Fremen şarkısından.
"Doğanın güzelim biçiminde 
Hoş bir öz barınır 
Kimileri ona ... çürüyüş dese de. 
Sayesinde bu hoş varlığın 
Yeni hayat yol bulur kendine. 
Gözyaşlan sessizce dökülür 
Bunlar suyudur ruhun ama: 
Yeni hayat verir 
Varoluş acısına ... 
Bir ayrılıştır ölümün 
Tamamladığı görüntüden."

-Leto II'nin çaldığı eski bir şarkı.
Evren Tann'nındır. O bir bütündür, her türlü aynlığın onunla 
kıyaslanarak saptanabileceği bir tamlıktır. Fani canlılar, hatta kendinin farkında olan ve mantık yürütebilen, bilinçli dediğimiz  canlılar bile bu bütünün herhangi bir kısmı üstünde ancak kırılgan bir vekalete sahiptir. 

-E.Ç.K.'dan (Ekümenik Çevirmenler Kurulu) Tefsirler.
Çöl boyunca esen rüzgârı duyuyor ve bir kış gecesinde ayların 
boşlukta yüzen devasa gemiler gibi gökyüzünde yükseldiğini görüyorum. Onlar adına yemin ederim ki kararlı olacak ve devlet yönetimini bir sanat haline getireceğim; bana miras kalan geçmişi dengeleyecek ve içimdeki kadim anılar için mükemmel  bir depo olacağım. Bildiklerimden çok iyi kalpliliğimle tanınacağım. İnsanoğlu var olduğu sürece, yüzüm zamanın koridorlarında parıldayacak.

-Leto'nun Yemini, Hariku'l-Ade tarafından alıntılanmıştır.
Başaşarılı bir dinin savunması gereken, popüler tarihe dair yanılsamalar vardır: Kötüler asla başarılı olamaz; güzelleri ancak cesurlar hak eder; dürüstlük her zaman iyidir; eylemler sözlerden daha etkilidir; erdemli olan hep kazanır; hayırlı bir iş yapan zaten ödülünü almıştır; bir insan ne kadar kötü olursa olsun ıslah edilebilir; dini tılsımlar insanı iblisler tarafından zapt edilmekten korur; kadim sırları ancak kadınlar anlayabilir; zenginler mutsuzluğa mahkumdur...

-Missionaria Protectiva Eğitim Elkitabı'ndan.
Muad'Dib'in başarısı şuydu: O her bireyin bilinçaltındaki hazineyi, kökü ortak atalarımızın ilkel genlerine dek uzanan bilinçsiz bir anı bankası olarak gördü. Her birimizin ortak kökenimize olan uzaklığımızı ölçebileceğimizi söylerdi. Bunu görmek ve söylemekle cesurca bir atılım yapmış oldu. Muad'Dib genetik belleği, süregelen evrimin parçası haline getirmeye soyundu. Böylece Zaman'ın perdelerini aşarak, gelecek ile geçmişi ye k hale getirdi. Muad'Dib'in oğlunda ve kızında vücut bulmuş eseri işte buydu.

--HARiKU'L-ADE, Arrakis Ahdi.
Ve rüyasında bir zırh gördü. Bu zırh kendi teni değildi; plasçelikten daha sertti. Zırhına hiçbir şey işlemiyordu ... ne bıçak, ne zehir, ne kum, ne de çölün tozu ya da bunaltıcı sıcağı. Sağ elinde Coriolis fırtınası çıkarma gücünü, toprağı sarsma ve yok edene kadar aşındırma gücünü taşıyordu. Gözlerini Altın Yola dikmişti ve sol elinde mutlak egemenlik asası vardı. Ve Altın Yol'un ötesine, ruhunun ve ölümsüz bedeninin besini olduğunu bildiği sonsuzluğa bakıyordu.

-Heighia, Kardeşimin Rüyası, Ganimet'in Kitabı'ndan.
Zulmün zulüm olduğu hem kurbanın kendisi hem de zulmeden 
kişi tarafından, yapılanlardan az çok haberdar olan herkes tarafından bilinir. Zulmün bahanesi veya hafifletici sebepleri olmaz. Zulüm asla geçmişi dengelemez, geçmişte yapılmış hataları telafi etmez. Zulüm gelecekteki zulmün yolunu açar, o kadar. Kendi kendini sürdürür... barbarca bir ensest şeklidir. Zulmeden herkes, bunun yol açacağı zulümlerin sorumlusudur.

-Muad'Dib Apokrifi.
Fremenlerin dinsel vahiy iletmeleri için kutsal ilham aldıkları iddiasını tartışacak değilim; onlarla sürekli alay etmemin sebebi bir yandan da ideolojik vahiyler aldıklrını öne sürmeleridir. Bu iki iddiada bulunmalarının sebebi, egemenliklerini artırmalarına ve onları giderek daha baskıcı bulan bir evrende tutunmalarına bunların faydasının dokunacağını ummalarıdır elbette. Ezilen tüm o halklar adına Fremenleri uyarıyorum: Kısa vadeli çözümler uzun vadede mutlaka başarısız olur. 

-Vaiz'in Arrakeen'de yaptığı konuşmalardan alıntı.
Tek bir insanın hayatı da, tıpkı bir ailenin ya da tüm bir halkın hayatı gibi hafızalarda sürer. Halkım bunu olgunlaşma süreçlerinin bir parçası olarak görmelidir. Onlar, yani halk bir organizmadır ve bu süreğen hafızada, bilinçaltı deposunda giderek daha fazla deneyim biriktirir. İnsanoğlu evreni değiştirmek gerektiğinde bu anılardan faydalanmayı umar. Ama depolanan anıların çoğu "kader" dediğimiz, rastlantıya dayalı şans oyununda kaybolup gidebilir. Yine çoğu, evrimsel ilişkilere eklenemeyebilir, bu yüzden de sürüp giden ve bedene etki eden çevresel değişimleri yorumlamak ve etkilemekte kullanılamayabilir. Türler unutulabilir! Ama Kuisatz Haderah'ın Bene Gesseritlerin hiç aklına gelmemiş önemli bir özelliği vardır:
Kuisatz Haderah unutamaz.

-Leto'nun Kitabı, Hariku'l-Ade tarafından alıntılanmıştır.
Bir Fremen çok uzun süre çölden uzak kalırsa ölür; biz buna "su hastalığı" deriz.

-STILGAR, Tefsirler.
Sen Caladan'ı sevdin 
Yitik hükümdarının yasını tuttun... 
Ama ıstırap öğretti ki 
Silemez yeni aşıklar 
Ebedi hayaletleri.

-Habbanya Ağıdı'nın Nakaratı.
Fremenlerden sonra tüm gezegenbilimciler yaşamı enerjinin
tezahürü olarak görüp baskın ilişkileri incelemeye başladı. Bilgi kırıntılarının bir araya getirilmesiyle ulaşılan genel kavrayış sayesinde, Fremenlerin ırksal bilgeliğine netlik kazandırıldı. Fremenlerin halk olarak sahip olduğu şeye her ulus sahip olabilir. Bunun için enerjiler arasındaki ilişkilerin farkına varmaları yeterlidir. Enerjinin olayların gidişatını kopyalayıp ileride tekrarladığını görmeleri yeterlidir.

-Arrakeen Felaketi, Hariku'l-Ade tarafından alıntılanmıştır.
Leto II. ve Vaiz Paul arasında geçen bir konuşma:
Leto: "Binlerce yıllık barış, onlara bunu vereceğim."
Paul: "Durgunluk! Atalet!"
Leto: "Elbette. Ayrıca izin verdiğim ölçüde şiddet unsurları da barındıracak. insanoğluna asla unutamayacağı bir ders vereceğim."
Paul: Dersine tüküreyim! Senin seçtiğine çok benzeyen bir yol görmedim mi sanıyorsun?"
Leto: "Evet, gördün."
Paul: "Senin kehanet hayalin benimkinden daha mı iyi?"
Leto: "Hiç değil, hatta belki daha kötü."
Paul: "Öyleyse sana karşı çıkmaktan başka ne yapabilirim, söylesene?"
Leto: "Belki de beni öldürebilirsin."
Paul: "O kadar saf değilim. Neyi harekete geçirdiğinin farkındayım. Parçalanan kanatlardan ve ayaklanmalardan elbette ki haberim var."
Leto: "Şimdi de Hasan Tarık asla Shuloch'a dönemeyecek. Oraya ya benimle dön ya da hiç dönme, çünkü bu artık benim 
kehanet hayalim."
Paul: "Dönmemeyi seçiyorum."

"Çoğu insan, güzel bir geleceğin, idealize edilmiş bir geçmişe dönüş ile mümkün olabileceğine inanır; [ancak] bu geçmiş aslında hiçbir zaman varolmamıştır."

-Leto II.
"Liderliğin kaçınılmaz sorunu şudur: Kim Tanrı rolüne soyunacak?"

-MUAD'DIB, Sözel Tarih'te

Yalnız değiliz! Tüm dünya halklarıyla birlikteyiz.Güçsüz değiliz; Gücümüz inancımızda, tarihsel ve siyasal haklılığımızdadır.Biz kazanacağız! Çünkü biz halkız ve haklıyız.
Çağımızda egemen sınıfların kendilerini en teknik, en ölümcül silahlarla donattıklarını, devlet denilen yönetici mekanizmayı güçlü ve karmaşık bir silaha dönüştürdüklerini düşünürsek, bir mekanizmayı yıkmak için halkın silahlanması zorunludur.
Halkların düşmanı emperyalizmdir ve biz tüm dünya emperyalizmin önünde eğilip ona biat ederken bile uzlaşmadık, uzlaşmayacağız. Yaşayan ölüler durumuna asla düşmeyeceğiz. Kimsenin de düşmesine tepkisiz kalmayacağız. Düşmanlarımızla uzlaşmayacağız. Devrimden başka bir çözüm olmadığını, bunun için de  savaşmaktan başka bir yol olmadığını unutmayacağız. Emperyalizm halklara acının sayısız türünü yaşatırken, oluk oluk kan akıtırken, dünyayı kendi isteğine göre  şekillendirirken, başka yol var diyenler  beynini emperyalizmin işgalinden koruyamayanlardır. Savaşmayın, direnmeyin, ölmeyin, öldürmeyin  diyenler bu savaşta halkların karşısındadırlar. Lenin, “Ya yok olacağız, ya da gidebildiğimiz kadar  ileri gideceğiz” diyordu, uzlaşmayacağız. “Yok olursak, dünya proleteryasına muazzam bir deneyim bırakacağız.   Kazanırsak dünyanın ilk proleter devletini kuracağız. Ama uzlaşmayacağız, teslim olmayacağız” diyordu. “İktidarı ele geçirdikten sonra, bir adım gerilemeyeceğiz,  burjuvaziye taviz vermeyeceğiz” diyordu. Katillerimizle, hırsızlarla, yalancılarla, ahlaksızlarla uzlaşmayacağız! Düzene dair hiçbir şeyle uzlaşmayacağız. Bitiremediniz! Bitiremeyeceksiniz! Biz Cepheliyiz: Uzlaşmayacağız! Devrimden vazgeçmeyeceğiz!
Selçuklular'dan başlamak üzere Anadolu toprakları, sömürülen, zulmedilen halkın isyanlarına beşiklik etmiş, yiğit önder ve savaşçıların, halkın kanlarıyla sulanan bereketli Anadolu toprağı isyanlarla yorulmuştur. İşte bu nedenle bu topraklar isyankar topraklardır ve köklerimiz buradadır. Bir değil, on değil, belki de sayılamayacak çoklukta bu isyanlar, ayaklanmalar, Anadolu ihtilalini büyütmüş, ona güç katmıştır. Hakça ve kardeşçe bir yaşam için, kimi beş, kimi on yıl süren bu ayaklanmalar, sömürü ve zulmün hüküm sürdüğü vatanımızda, başta bu gerçeği değiştirme kavgasını sürdüren Cepheliler'den başlamak üzere bir isyan, bir başkaldırı geleneği miras bırakmışlardır. Tarihsel akış ve gelişim kesintisizdir. Her evresi, her dönemeci, her yenilgi ve zaferi yeni bir süreci doğurur. Kavga tohumları, on yıllardır Anadolu topraklarının  dört bir yanına serpilmekte, Anadolu ihtilali yoluna devam etmektedir. Cepheliler, Anadolu topraklarına anti-emperyalist, anti-oligarşik demokratik halk istikrarı için yani emperyalizme ve işbirlikçi faşist iktidara karşı Anadolu ihtilali için savaşmaktadır. Anadolu ihtilali için can vermeye devam ediyoruz. Gencimiz, yaşlımız, işçimiz, öğretmenimiz, erkeğimiz, kadınımız, er geç kazanacağımız bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün bedelini ödüyoruz.
Sistemlerini sürdürmek için hedef bütün halkın zihni diyen emperyalistlerin halk saflarının içindeki muhalif , devrimci, sol kesimlerin “zihni” ile ilgilenmeyeceğini düşünmek, halk düşmanlarını hiç tanımamak olur. Neyi neden yaptıklarını, ne sonuç beklediklerini ve aldıklarını hiç anlamamak olur. Savaş gerçeğinin, sınıf mücadelesinin kurallarının, farkında olmamaktır bu. Bu bir ölüm kalım savaşıdır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, ayakta kalabilmek için özellikle kendi sistemlerine alternatif gördükleri sol kesimlerin beyinlerini teslim almaya büyük öncelik vermişlerdir. 1990’lardan bu yana sürdürülen tasfiyecilik süreci, bu politikanın pratiği olarak şekillenmiştir.
Başarılı sonuçlar almamız için ayaklarımız yere basmalı. Yani gücümüzü somut gerçeklerden almalıyız. İnsan gerçekliğimizi bilip ona göre eğitim programı uygulamalıyız. Kendi gerçekliğimizi bilip iç düşmanımızla kıyasıya çatışmalıyız. Düşmanımızı tanıyıp savaşı büyütmeliyiz. Genç yaşına rağmen Türkiye devriminin yolunu yazan bir önderin öğrencileriyiz. Genç yaşlarına rağmen tasfiyeciliği alt etmiş önderlerimizin öğrencileriyiz. Herkesin sosyalizm öldü dediği bir dönemde sosyalizmi savunan bir hareketin öğrencileriyiz. Bu ideolojik netlik gücünü gerçeklerden alıyor. Biz de hayalperestliği bırakıp yüzümüzü gerçeklere döndüğümüzde, dava adamı olabildiğimize kazanamayacağımız zafer yoktur.
... İşkenceden başka yolumuz yoktur, bunun için işkence yapmak zorundayız. Ve bunun için de sayın savcı, burada işkencecileri savunmaktadır.
(Cunta savcısının işkenceye dair sözleri üzerine)
En sağlam halka ben olmalıyım! Herkes, hepimiz yapabiliriz bunu.
Sıradan değil, en sağlam halka olmak.
Tuz buz etseler de her yanımızı, elimizi kolumuzu kırsalar da, dişlerimizle tutunabilmeliyiz.
Dişlerimizi sökseler, gözümüzle tutunabilmeliyiz bu halkaya.
Beynimizi de söküp alamazlar ya; o bizim.
Her koşulda direnmeyi beynimiz öğretti bize. Onu kimse alamaz elimizden.
Nefes alıp verdiğimiz sürece, nefesimizle tutunabilmeliyiz bu halkaya.
Beynimiz yerinde durduğu sürece bu halkaya tutunmalıyız.
Son nefesimize kadar tutunmalıyız bu en sağlam halkaya.
Çünkü şimdiye kadar kırılamadı bu en sağlam halka.
Dünyanın en güçlü orduları da kıramadı bu halkayı.
Bu halkayı kıracak en güçlü silahı bulamadı egemenler daha. Bulamayacaklar da. Biz varoldukça bulamayacaklar.
Emperyalizm var oldukça, diz çökmeyenler, en sağlam halka oldular.
Faşizm varoldukça, ona karşı direnenler en sağlam halka oldular.
Sosyalizm hedefimizden asla vazgeçmediğimiz sürece, hala duruyor olacak en sağlam halka.
Her şey çok güzel olacak.Son sözleri

Güzel bir maç oldu, eksiklerimiz çoktu. Buna rağmen iyi oynadık. Her hafta üzerine koyarak gidiyoruz. Hem teknik kadroyu hem de oyuncularımızı tebrik ediyorum. 5 tane attık, 3'ünü saydılar. 6-7 olabilecek bir maçtı ama olmadı. Taraftarımız 7 gole alıştı. İnşallah bundan sonraki maçlarda gol vuruşlarını daha iyi yaparlar. İnşallah Galatasaray şov devam edecek, mayıs ayında taraftarımızla şampiyonluğu kutlayacağız. (Deplasmanda 3-0 kazanılan Fenerbahçe maçı sonrası yaptığı açıklama)
Çok başarılı bir oyuncu. Attığı golün bir emsali var mı ? Çok nadir görülen gollerden birini attı. Demek ki İcardi'nin 90 dakikaya ihtiyacı yok, 15 dakikada işini görebiliyor.
İcardi sevgisini gördünüz. Herkesin çok sevdiği son derece beyefendi ve büyük bir golcü. Galatasaray'da kalması için çalışmalarımızı yapıyoruz. Erken konuşmadan bütün gücümüzle uğraşıyoruz.
Depremde takımlar çekildi şu oldu, bu oldu. Ne istiyorsun kardeşim, 6 puan mı? Veriyorum, yine geridesin. Sivas'ta şu oldu, bu oldu. O puanı da sana verdim. Ne oldu? Galatasaray'la bilek güreşi yapılmaz.
Bu şampiyonluğu ilmek ilmek ördük ve bugüne kadar getirdik. İki ay önce de söyledim Şampiyon belli kardeşim, boşuna uğraşmayın! 2. ve 3.'ye de bakarız dedim. İkinciyi ve üçüncüyü de biz belirliyoruz.
Herkes şunu iyi bilsin, Süper Lig'in generali Galatasaray'dır ve Galatasaray ne derse, o olur. Değerli kardeşlerim şov devam ediyor. Önümüzdeki günlerde Avrupa var.
Sevgili Galatasaraylılar hepinizi çok seviyorum. Bu sevgi ikliminde büyüyerek daha büyük başarılara imza atacağız hep birlikte. 100. yılın kupasını aldık. Cumhuriyet demek Galatasaray demektir, Galatasaray demek Cumhuriyet demektir. Cumhuriyet'in yüzü Galatasaray'dır! Buna Allah da şahittir! İşte 100. yılda kupa bizde!
Bu seneki transfer döneminde daha iddialıyız çünkü Şampiyonlar Ligi'nde oynayacağız. Galatasaray her sene orada olması gereken bir kulüp. Transfer politikamızı ona göre belirledik.

Dursun Özbek ve ekibi kulübe yeni bir hava getirdiler. Vizyonlarından dolayı bütün yönetime teşekkür ediyorum. Her ne kadar ben devam edemeyecek olsam da Galatasaray seneye Şampiyonlar Ligi'nde devam edecek. Galatasaray forması giymekten her zaman gurur duydum. —Bafetimbi Gomis

Duvara Karşı (Almanca: Gegen die Wand), Fatih Akın'ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği 2004 yapımı film.

Sevgili kocam... Buraya geleli birkaç hafta oldu. İstanbul renkli, hayat dolu bir şehir. Burada yaşamayan tek şey benim. Tek yaptığım hayatta kalmaya çalışmak.

Sibel'le ilk karşılaştığımda ölüydüm ben. Onu tanımadan çok önce ölmüştüm. Sonra o geldi ve hayatıma girdi. Bana sevgi verdi. Ve bana güç verdi. Bunu anlıyor musun? Ne kadar güçlüsün Selma? Aramıza girecek kadar güçlü müsün?

Psikolog: İntihar etmenin bin türlü yolu varken niye duvara toslamayı seçiyorsun?
Cahit Tomruk: İntihar etmek istediğimi nereden çıkartıyorsunuz?
Psikolog: Çünkü fren izi yoktu.
(...)
Psikolog: Hayatına son vermek istiyorsan bunun için ölmene gerek yok! Buradaki hayatına son ver ve başka yere git. Anlamlı bir şeyler yap. Yap işte bir şeyler! Afrika'ya git mesela. İnsanlara yardım et. "The The" grubunu biliyor musun?
Cahit Tomruk: Efendim?
Psikolog: Bir şarkıları var, "Dünyayı değiştiremiyorsan, kendi dünyanı değiştir!"

(Cahit, Sibel'in erkek kardeşi Yulmaz ve iki Türk erkeği, Sibel'in ailesinin evinde oturmuş oyun oynamaktadırlar.)

Konuk: Çocuklar! Geçen hafta Pascha'daydım. Yeni yavrular gelmiş. Hepsi oradaydı, İskandinav, Afrikalı...
Diğer konuk: Türk?
Konuk: Ev Türklerle dolu, moruk, n'apim onları?
Diğer konuk: [Cahit'i kastederek] Oyna, sıra sende, moruk.
Yılmaz Güner: Enişte, senin de gelmen lazım!
Cahit: Nereye?
Yılmaz Güner: Geneleve.
(...)
Cahit Tomruk: Niye kendi karılarınızı becermiyorsunuz siz?

Birol Ünel - Cahit Tomruk
Sibel Kekilli - Sibel Güner
Catrin Striebeck - Maren
Güven Kıraç - Şeref
Cem Akın - Yılmaz Güner
Meltem Cumbul - Selma

Resmi sitesi

Duygusuz karanlığı aydınlatamayız ve bitkinliği harekete çeviremeyiz. — Carl Gustav Jung
Zorlayıcı sebep hiçbir zaman kör edici duyguyu ikna edemeyecek. — Richard Bach
Kitaplarda bir insan başka bir insanın rahatsızlıklarına ışık tutar - O kişinin duygularını tekrar tekrar anlatarak ve sunarak, tüm duygularına hakim olabilmek için. — D.H. Lawrence
Müzik duygunun kısaltılmış halidir. — Tolstoy
Aşk duygu veya dürtü değildir, sanattır. — Mae West
Hüzün, duygu içinde hatırlanmış sükunettir. — Dorothy Parker
Başka birinin sevmeyi bıraktığı bir insanın duygularında her zaman saçma bir şey vardır. — Oscar Wilde
En derin ve en yaşamcıl duygu ifade edildi; bu aynı zamanda bu anın neden bu kadar geciktiğinin de sebebi. — Rembrandt
Duyguların karşılıklı değilse efendi gibi çekilirsin. — Deniz Celiloğlu
Eğer bir insan duygularınıza tanımsa onu bırakmayın. — Sagopa Kajmer

Duygu Asena, Türk yazar ve gazeteciydi.

Evlilik mi bir evin yuva olmasını sağlayan şey? Dört duvar arasına tıkılmış, birbirine yabancılaşmış, konuşulacak konusu kalmamış iki insanın birlikteliği mi yuva? Burası bir yuva değil, pansiyon.
Bunca yıllık yaşamımda bir tek şunu öğrendim. Şu reçeteyi; mutlu olmadığın ortamdan kaç git. Bunun için de güçlü ol, kendi kendine yet.
Hepimiz esir değil miyiz, sen esir değil misin? Böyle gelmiş böyle gidecek.
Ben süslenmeyi kendime yediremiyorum, ne o öyle köle pazarı gibi.
İnsan yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor.
Bir cam kavanozda yaşamışlığımla, beynimin içindeki tüm güzel hayallerle, o hayallerin yıkılışındaki şaşkınlığımla. Kendi kendimle çok güzel eğlendim.
Kimsenin bana saygısı kalmasa da kendi kendime saygıyı yitirmemeliyim.

Bu ülkede özellikle kadınlar hep kaderlerine razı oldu. Savaşmak diye bir olay akıllarının ucundan geçmiyor.
İnsan aşık olunca kaç yaşında olursa olsun gözü görmüyor gerçekten. Başka birinde kusur bulduğu nitelikleri bile aşık olduğu kişide olumlu yorumluyor.
Benim ar, erdem ve iffet duygularım müstehcen resimlere bakınca değil, erkeklerin kadınları dövdüklerini duydukça inciniyor.
Neden ahlak yasaları kadınları en küçük bir davranışta suçlarken, erkekleri övgüyle anıyor? Neden bir cinse her şey serbest ötekine her şey yasak?
Hayatta en pişman olduğum şeyler, pişman olacağım diye yapmadıklarım ve dokunmadıklarımdır.

Döven erkek, sorunludur, gelişmemiştir. Kaba kuvveti, bilek gücünü kullananlar aslında güçsüz kişilerdir. Bu kişiler için de, kurumlar için de, ülkeler için de böyledir.
Acılar insanı yumuşatabilir de.
O hiçbir zaman yanında anahtar taşımazdı, çünkü eve geldiğinde kadının evde olacağı mutlak bir kuraldı.
O sana vurmayı kendinde hak görüyor. Niçin ona izin veriyorsun? Izin vermiyorum. Bunların dineceğine inanıyorum, anlayış gösteriyorum. Bu anlayış değil, sen de kendini küçük görüyorsun, ona karşı çık, konuş, kendine vurdurtma. Kimseye bunu yaptırtma, kendi kendine saygın ne oluyor?

Duyguların Rengi (İngilizce özgün adıyla The Help), yönetmenliğini Tate Taylor'ın üstlendiği, Kathryn Stockett'ın aynı isimli romandan uyarlanan 2011 yapımı ABD filmi.

Sen uslusun, sen akıllısın, sen önemlisin.
Kimse bana 'ben' olmanın nasıl bir şey olduğunu sormamıştı. Hakikati söyledikten sonra kendimi özgür hissettim.
Tanrı düşmanlarımızı sevmeyi öğütler ve bu çok zor. Ama hakikati söyleyerek başlanabilir.

Sevgi ve nefret aynı keçinin iki boynuzudur.

Kendine bu soruyu sorman çok önemli: Bugün hakkımda söylenecek bütün o kötü şeylere inanacak mıyım?
Her gün toprağın altına girmediğin sürece,her sabah uyandığında bazı kararlar alman gerekecek.

Kızarmış tavuklar hayatı daha iyi hissettirmek için var.

Tanrı kasırgayı göndermeye karar verdiğinde,kimsenin rengiyle ilgilenmedi.

Emma Stone - Eugenia "Skeeter" Phelan
Lila Rogers - Genç Eugenia "Skeeter" Phelan
Viola Davis - Aibileen Clark
Bryce Dallas Howard - Hilly Holbrook
Octavia Spencer - Minny Jackson
Jessica Chastain - Celia Foote
Ahna O'Reilly - Elizabeth Leefolt
Allison Janney - Charlotte Phelan
Anna Camp - Jolene French
Chris Lowell - Stuart Whitworth
Cicely Tyson - Constantine Bates
Emma/Eleanor Henry - Mae Mobley Leefolt
Mike Vogel - Johnny Foote
Sissy Spacek - Bayan Walters
Brian Kerwin - Robert Phelan
Aunjanue Ellis - Yule May Davis
Joshua A. Downes - Bay Blackly
Mary Steenburgen - Elaine Stein
Nelsan Ellis - Henry
David Oyelowo - Preacher Green
Dana Ivey - Grace Higginbotham
Ashley Johnson - Mary Beth Cadwell

Dwight David Eisenhower, lakabıyla "Ike", 1953'ten 1961'e kadar 34. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak görev yapan Amerikalı asker ve siyasetçi. NATO'nun ilk başkomutanıdır. II. Dünya Savaşı'nda Müttefik Devletler'in Nazi Almanyası'na karşı savaşında öncü bir rol üstlenmiştir.
Eğer uygarlık hayatta kalacaksa, hukukun üstünlüğünü seçmelidir.
Tarih, özgürlüğün sorumluluğunu zayıflara ya da korkaklara emanet etmez.
Ayrıcalıklarına ilkelerinden daha çok değer veren bir halk, kısa sürede ikisini de kaybeder.
İlkeye dayalı değişim ilerlemedir. İlkesiz sürekli değişim kaosa dönüşür.
Dünyanın umudu, bilgeliğin kardeşler arasındaki çatışmayı durdurabilmesidir. Savaşın kibirli ve mantıksız zihinlerin ölümcül hasadı olduğuna inanıyorum.
Savaş, hiçbir şeyi çözmez.
Savaş, insanoğlunun en trajik ve aptalca çılgınlığıdır; savaşın kasıtlı olarak kışkırtılmasını istemek ya da tavsiye etmek tüm insanlara karşı işlenmiş alçakça bir suçtur.
Üretilen her silah; denize indirilen her savaş gemisi, ateşlenen her roket, nihai anlamda aç olup da doyurulmayanlardan, üşüyüp de giydirilmeyenlerden yapılan bir hırsızlık anlamına gelmektedir. Silahlanan bu dünya sadece para harcamıyor. Emekçilerinin alın terini, bilim adamlarının dehasını, çocuklarının umutlarını harcıyor.
Yeryüzünde yürüyen en gururlu insan, özgür bir Amerikan vatandaşıdır.
Yalnızca kendimizi yönetirsek iyi yönetiliriz.
Eğitimin çok ucuza alınması akılsızlıktır. Her şey karşılıksız sağlanıyorsa, hiçbir şeye değer biçmeme eğilimi vardır. Eğitimin her zaman belirli bir fiyatı olmalıdır; öğrenme sürecinin kendisi her zaman bireysel çaba ve inisiyatif gerektirse bile.
Sağlam bir ulus, beden, zihin ve ruh bakımından sağlam bireylerden oluşur. Hükümet, vatandaşları görmezden gelmeye cesaret edemez.
Zorlama olmaksızın; bireysel iyi ile ortak iyiyi harmanlamak, özgür bir ülkede vatandaşlığın özüdür.
Liderliğin özü, sizin yapmanızı istedikleri, düşündükleri ve yapmaya değer olduğunuzu bildiklerini başkalarına yaptırmaktır.
Liderlik için en üstün nitelik tartışmasız bütünlüktür. Bütünlük olmadan ister bir çetede, ister bir futbol sahasında, bir orduda veyahut bir ofiste olsun, gerçek bir başarı mümkün değildir.
Başkanlık, zihni ve ruhu yormak açısından muhtemelen en zahmetli iş.
Tanrı olmadan, Amerikan Hükümeti biçimi veya Amerikan yaşam tarzı olamaz. Yüce Varlığın tanınması, Amerikanlığın en temel ifadesidir. Kurucu Babalar bunu böyle gördüler ve bu nedenle, Tanrı'nın yardımıyla, olmaya devam edecek.
Savaşa hazırlanırken her zaman planların yararsız olduğunu, ancak planlamanın vazgeçilmez olduğunu gördüm.
Planlar hiçbir şeydir ama planlama ise, her şeydir.
Saldırganın eli kuvvetle, ama “sadece kuvvetle” tutulur.
Tam güvenlik istiyorsanız, hapse girin. Amma velakin orda tek eksik şey; özgürlüktür.
Bir sorun çözülemezse, büyütün.
İnsanların kafasına vura vura liderlik edemezsiniz, bu liderlik değil, haydutluktur.
Amerika'da vatandaşlarının inancının, özgürlük sevgisinin, zekasının ve enerjisinin iyileştiremeyeceği hiçbir sorunu yoktur.
Hiç kimse bu ofiste 70 yaşından büyük oturmamalı ve bunu biliyorum.
(Oval Ofis'te, başkanlığının görev süresinin sonlarına doğru.)
Karamsarlık, hiçbir savaşı kazanmadı.
Silahlarla değil, akıl ve makul amaçlarla farklılıkları nasıl oluşturacağımızı birlikte öğrenmeliyiz.
O yolculuğu yapacağım. Kore'ye gideceğim!
(Başkanlığa başladıktan kısa bir süre sonra, Kore Savaşı esnasında, 1953.)
Politika bir meslektir; ciddi, karmaşık ve gerçek anlamıyla asil.
Ne bilge bir adam ne de cesur bir adam, tarihin raylarına yatıp geleceğin treninin kendisini ezip geçmesini beklemez.
Dünya meselelerinde, küstahça bir güç iddiası ile korkakça bir çaresizlik itirafı arasında izlenecek istikrarlı bir yol vardır.
Önemli olan kavga eden köpeğin büyüklüğü değil, “köpeğin içindeki kavganın büyüklüğüdür“.
Özgürlüğünüzün genel sınırları sadece şunlardır: başkalarının eşit haklarına tecavüz etmemeniz.
Özgür insanların tarihi hiçbir zaman tesadüfen yazılmamıştır; bu tarih onların seçimiyle yazılmıştır.
Gelecekteki dünya savaşını kazanmanın tek yolu, onu önlemektir.
Kendi haklarımı korumamızın tek yolu, başkalarının haklarını korumaktır.

Dönüş, yönetmenlik koltuğunda ve başrolde Türkan Şoray'ın yer aldığı, Kadir İnanır ve Bilal İnci'nin oyuncu kadrosunda bulunduğu 1972 yılı yapımı dram türündeki sinema filmi.

Gülcan: Yarın mı? Sabahtan mı?
İbrahim: Namaz vakti.
Gülcan: Bu son gecemiz demek...
İbrahim: Neden son gecemiz? Ölmeye mi gitmekteyim.
Gülcan: Otobüsü gitmiş yoldadır şimdi. Acaba kaç gün gider ki? (kendi kendine)
Reşit Ağa: Allah kavuştursun. Şimdi erkeksizsin sen. Bir isteğin arzun olursa çekinme
Gülcan: Bizim yolumuz senden geçmez.
Reşit Ağa: Geçecek! Şu p"çini bile görmeyecek gözün. Dizlerime kapanacaksın.
Gülcan: Çizmen iyice tozlu olmalı kendi çamurundan sürüver de öyle bekle.
Reşit Ağa: Reşit'in mi bu dünya Gülcan'ın mı öğrenmesi çok sürmeyecek.

"Bütün harflerle uğraşmayalım, hemence İbrahim yazayım nolur..."

Dövüş kulübünü televizyonda futbol seyretmekle karıştırmayın. Burada, dünyanın öbür ucundaki tanımadığınız birtakım adamların uydu üzerinden iki dakikalık gecikmeyle naklen birbiriyle kapışmasını izlemiyorsunuz, on dakikada bir araya bira reklamları girmiyor ve hangi kanalı seyrettiğinizi hatırlatmak için ikide bir ara verilmiyor. Dövüş kulübüne bir kez gittiniz mi, artık televizyonda futbol seyretmek, muhteşem bir seks yapma fırsatınız varken oturup porno seyretmeye benzer.
Sonsuza kadar yaşamak istiyorsan, ilk adım olarak ölmek zorundasın. (s. 9)
"Bu aslında ölüm değil" diyor Tyler. "Biz efsane olacağız. Hiç yaşlanmayacağız." (s. 10)
Sana öğrettikleri küçük görevi yerine getiriyorsun.
Bir kolu çek.
Bir düğmeye bas.
Neyi neden yaptığını bilmiyor, sonra da ölüp gidiyorsun. (s. 10)

İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında bakın insanı öldüren de hep sevdiğidir. (s. 11)
"Bu bizim dünyamız artık" diyor Tyler. "O eski insanlar öldüler." (s. 12)
Belki efsane oluruz, belki de olmayız. Ama hayır, diyorum, dur bir dakika.
Kimse İncil'leri yazmamış olsa İsa'yı bugün kim hatırlardı? (s. 13)

"Hepsi geçecek" diyor. "Ağla şimdi." (s. 14)
Başka birinin kolları arasına hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır. (s. 15)
Ben de işte tam o anda ağlıyorum; çünkü o an hayatınızın hiçe dönüştüğü an. Hiçe bile değil; kayıtsızlığa, unutuşa. (s. 15)
Sevdiğiniz herkesin size sırt çevireceğini ya da öleceğini fark ettiğiniz zaman ağlamak kolaydır. Zaman aralığını yeterince uzun tutarsanız, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşer. (s. 15)
"Hayatım boyunca" diye ağlıyor Bob, "neyi ne diye yaptım,  hiç bilmiyorum." (s. 16)
Uykusuzluk böyledir işte. Her şey çok uzaklardadır, bir kopyanın kopyasının kopyası gibi. Dünyayla arana öyle bir mesafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin ne de bir şey sana. (s. 19)
Sonra unutuşun içinde kayboldum, o karanlık, sessiz ve kusursuz boşlukta. (s. 21)
Her akşam ölüyor ve her sabah doğuyordum.
Ölümden geri dönüyordum. (s. 21)

Herkes birbirine tutunur ve en büyük korkularını -ölümün dörtnala gelmekte olduğunu, boğazlarına bir silah namlusu dayanmış olduğunu- paylaşmayı göze alırken. (s. 22)
Bu senin hayatın ve anbean sona eriyor. (s. 28)
Başka bir yerde, başka bir zamanda uyanabilseydim, başka bir insan olarak uyanabilir miydim? (s. 32)
Bazen uyanır ve nerede olduğunuzu sormak zorunda kalırsınız. (s. 32)
Uyanırsın ve hiçbir yerdesindir. (s. 33)
O bir dakika için çok uğraşmanız gerekiyordu; ama bir dakikalık kusursuzluk,  harcadığınız çabaya değerdi. Tek bir an. hayatta kusursuzluktan en çok bunu bekleyebilirdiniz. (s. 33)
Tanrım ne kadar güzel bir an olabilirdi bu. İki senedir her kucaklaşma vaktinde benim kollarımda ağlamış olan Chloe artık bir ölü; toprağın altında ölü ölü yatıyor; bir şişenin içinde, bir mozolede, krematoryumdaki bir bölmede ölü ölü duruyor. Tanrım, bugün bin bir düşünce içinde kendini oradan oraya sürüklerken, yarın soğuk gübreye, solucanlar için açık büfeye dönüşebileceğinin kanıtı işte. Ölümün inanılmaz mucizesi bu. (s. 35)
Eskiden hayat anlamsızmış çünkü elinde hayatı karşılaştıracağı bir şey yokmuş. Ama şimdi ölüm varmış; ölüm, kayıp, acı. Gözyaşları, titremeler, dehşet ve pişmanlık. (s. 38)

Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk tarafından yazılmış olan aynı isimli roman üzerinden çekilen kült filmdir.

İnsan uykusuzluk çekerken aslında hiç uyumuyor ve hiçbir zaman da uyanık duramıyor.
Bir an için Tyler'ın kontrollü patlama planını unutup tabancanın temizliğini düşündüm.
Bob'un göğüslerine bastırılmış uyurken Tanrınınkiler de böyle olmalı diyorsunuz.
Bir tümörüm olsa adını Marla koyardım.
Damağındaki küçük çizik dilinle oynamasan hemen geçer ama duramıyorsun.
Farklı bir zamanda, farklı bir yerde uyanırsan farklı bir insan olarak uyanabilir misin?
Babam beni terk etti. Tyler beni terk etti. Ben Jack'in kırık kalbiyim.
Gittiğim her yerde tek porsiyon hayat var. Tek porsiyon şeker, tek porsiyon krema, tek porsiyon tereyağı.

3 dakika... Hepsi bu. Sıfır noktasındayız. Olayın şerefine bir konuşma yapacak mısın?
Bu senin yaşamın ve her geçen dakika sona eriyor.
Bana bütün gücünle vurmanı istiyorum.
Bizler özel değiliz.
Dibe vurmak, gidilen bir seminer ya da bir haftasonu tatili değil. Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol artık, tamam mı!
Yaşamı sevmemize ramak kalmıştı.
Omlet yapmak için yumurtayı kırmak zorundasın.
Burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bu potansiyeli görüyorum ve hepsi heba oluyor. Lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız hayatlarımız. Televizyonla büyürken, milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok çok kızgınız.
Hayır, değil. Eğer hiç kavga etmemişsen kendini tanıman ne kadar mümkün? Hiçbir yara izim olmadan ölmek istemiyorum.
Sahip oldukların sonunda sana sahip oluyor.
Bırakın evrilelim; her şey düşeceği yere düşsün.
Her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin.
Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür kalabiliriz.
Tebrikler.. Dibe vurmaya biraz daha yaklaştın.
Popona tüy yapıştırmak seni tavuk yapmaz.
Benim dünya görüşümde, sen Rockefeller merkezi harabelerinin etrafındaki ormanda av peşindesin. Hayatın boyunca üzerinde olacak deri giysin var. Sears kulesini saran sarmaşıkları tırmanacaksın. Tepeden aşağıya baktığın zaman sadece un yapan ya da asfalt yolda et kurutan minik insanlar göreceksin.
Sizler işiniz değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz. Bindiğiniz araba değilsiniz. Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz. Sizler iç çamaşırı değilsiniz. Sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz. Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz.
İnsanlar bunu her gün yapıyor. Kendileriyle konuşuyor, hayallerindeki gibi olmak istiyorlar. Ama cesaretleri olmadığı için eyleme geçmiyorlar.
Evet, biz tüketiciyiz. Tutkulu bir yaşam tarzının yan ürünleriyiz.
Acı ve kurban olmadan hiçbir şey yapamazdık.
Babalarımız bizler için tanrı modeliydi. Eğer babalarımız bizi terk ettiyse Tanrı nasıl biridir?
Tanrı'nın senden hoşlanmadığı olasılığını da düşün. O seni hiç istemedi, hatta büyük olasılıkla senden nefret ediyor! Bu başına gelebilecek en kötü şey değil.
Dövüş kulübünün ilk kuralı: Kulüpten söz etmemek,
2. kuralı: Kimseye kulüpten söz etmemek,
3. kuralı: Ayakkabı, tişört yasak,
4. kuralı: Dövüşler tek tek yapılır,
5. kuralı: Dövüşte iki kişi vardır,
6. kuralı: Biri pes derse sakatlanır ya da bayılırsa dövüş sona erer,
7. kuralı: Dövüş gerektiği kadar sürer,
8. kuralı: Dövüş kulübündeki ilk gecenizse dövüşmek zorundasınız.

Medeniyetin gittiği bu yönde maddi eşyaların önemini reddediyorum.
Bir görgü kuralı: Sana popomu mu göstereceğim yoksa önümü mü?
Laneti ve affedilmeyi boş ver. Biz Tanrı'nın istenmeyen çocuklarıyız. Öyle olsun!

Bilmem öyle mi aslında benim daha çok hakkım var senin hala testislerin var öyle değil mi?
8G’deki kızın kendine inancı yok ve yaşlandıkça, seçeneklerinin azalacağından korkuyor. İyi şanslar.
Anaokulundan beri böyle sevişmemiştim...
Kendi içimdeki hastalıklı ve iltihaplı pisliği kucaklıyorum. Yan cadı, yan.
Biliyorsun ki, prezervatif neslimizin kristal ayakkabısı. Bir yabancı ile tanıştığında, geçiriveriyorsun onu. Bütün gece dans ediyorsun, sonra da atıveriyorsun. Prezervatifi kastediyorum, yabancıyı değil.
Hayvan Kontrol Merkezi gidilecek en iyi yer. İnsanların sevip, sonra da atıverdikleri küçük köpekçiklerin, kedi yavrularının, hatta yaşlı hayvanların ilgini çekmek için hoplayıp zıpladıkları bir yer, çünkü üç gün sonra aşırı dozda sodyum fenobarbital verilip, büyük hayvan fırınına gidecekler.
Birileri seni, hayatını kurtaracak kadar sevse bile, yine de kısırlaştırılmaktan kurtulamazsın.
Seni kazanmam mümkün değil, değil mi?
Sana yeni elbisemi göstermek istedim. Bu bir nedimenin elbisesi ve tamamen elde yapılmış. Beğendin mi? İyi Niyet Tasarruf Derneği bir dolara sattı. Bu çirkin mi çirkin elbiseyi yapmak için birileri bu küçücük dikişlerle uğraşmış.
Senden kürtaj olmak istiyorum.

Tyler Durden: Uçaklara neden oksijen maskesi koyduklarını biliyor musun?
Anlatıcı: Nefes almak için.
Tyler Durden: Oksijen kafa yapar. Panik hâlde derin nefesler alırsın ve bütün vücudun birden bire rahatlayıp gevşer.

Anlatıcı: Marla'nın bir sevgiliye değil, sosyal hizmetler uzmanına ihtiyacı var.
Tyler Durden: Bu aşk değil. Biz spor yapıyoruz.

Tyler Durden: Yeminini bozdun.
Anlatıcı: Tanrım!
Tyler Durden: Onunla benim hakkımda konuştun.
Anlatıcı: Burada neler oluyor Tyler, söylesene.
Tyler Durden: Senden bir şey istemiştim, çok basit bir şey!
Anlatıcı: Neden insanlar sen olduğumu sanıyor? Cevap ver bana!
Tyler Durden: Otur.
Anlatıcı: Cevap ver, neden beni sen sanıyorlar?
Tyler Durden: Bence biliyorsun.
Anlatıcı: Hayır, bilmiyorum.
Tyler Durden: Evet, biliyorsun. Neden seni benimle karıştırsınlar ki?
Anlatıcı: Bilmiyorum.
Tyler Durden: Anladın!
Anlatıcı: Hayır.

Tyler Durden: Söylesene.
Anlatıcı: Çünkü...
Tyler Durden: Söyle.
Anlatıcı: ...Biz aynı kişiyiz.
Tyler Durden: Evet, öyle.

Anlatıcı: Anlamıyorum.
Tyler Durden: Hayatını değiştirmek istedin. Bunu kendin yapamıyordun. Olmak istediğin her şey oldum. Yani ben. Görünmek istediğin gibi görünüyor, istediğin gibi sevişiyorum. Zekiyim, yetenekliyim ve asıl önemlisi senin olmadığın kadar özgürüm.
Anlatıcı: Olamaz!

Tyler Durden: Ne yapıyorsun? Ayağında o donla koştururken bir deliye benziyorsun.
Anlatıcı: Seni çözdüm! Neler olduğunu biliyorum. Neler olduğunu biliyorum.
Tyler Durden: Hadi öyleyse, seyredeceğimiz güzel bir yer var. Sinema kulübü gibi olacak.

Dücane Cündioğlu, Türk yazar ve düşünür.

Çocukken Meksika’nın keşfiyle ilgili bir kitap okumuştum. Meksika’yı keşfeden Veracruz, meçhul bir dünyaya ayak bastığını ve burada meçhul bir düşmanla karşılaşabileceğini anlayınca korkup da geri dönmeye kalkışmasın diye gemilerin hepsini yaktırmış.(…) Önemli bir karar vermek zorunda kalınca hep Veracruz’u düşünürüm. Evet, kararımı verdim: gemilerimin hepsini yakacağım”. 
Bir varmış bir yokmuşMasal gibi sankiHem lâ hem illâ imişHakikatÖnce yok demeyi bilmekmişEdebAnladım bezm-i elestin sırrınıBenim ilk günahımmış illâ,Lâ benim son günahım!
Cehalet bilgisizlik değildir; yanlış bildiğinde ısrar etmektir.
Tevbe etmek demek ayağa kalkmak demek; her düşüşünde yeniden ayağa kalkmak…
Düşünürler, sanatçılar, insanın kalbine değenler; çıkar peşinde, iktidar peşinde olamazlar. Onların gücü aslında bu güç gösterilerinin zayıflığını görebilmelerindedir. Toplumu besleme güçleri de buradan gelir.
Bir psikiyatristin vazifesi uyuşturmak değildir. Derdi diri tutmak ve o dertle yüzleşebilmesini baş edebilmesini sağlamaktır. Onu by-pass etmek, örtmek değildir.
Abdal'ın biz'i yoktur, aptal'ın ben'i. Hal böyleyken ilki "ben" demekten utanır, ikincisi "ben ben" diye paralanır.
3 Ekim 2013
Ağrısı olan bağırır,sızısı olan inler.
Aklı elde edememiş, aklın sınırlarını teftişe çıkmamış kimsenin, aklı terk edip kalbin peşine düşmesi, sanıldığı kadar kolay değildir, kolay ne kelime, mümkün bile değildir.
Felsefede yalanın adı "safsata", edebiyatta yalanın adı "mecaz", siyasette "propaganda", ticarette "reklam", gazetecilikte "haber".
10 Ekim 2013
Huzur, tıpkı neşe gibi, biraz da ahmaklığın alameti. İdrak eksikliğinin, gözü kapalılığın... Yaşamda hep ters giden bir şeyler vardır, önemli şeyler. İnsanın sinesini sızlatan, derununu yaralayan şeyler. Sinesi sızlamayan adamın huzuru olur. Çirkinliklerden müteessir olmayanın. Kaybettiklerinin bilincinde olmayanın.
Dünya insana kendini unutturur; insan kendisini fark ettiğinde ise dünyayı unutur. Çünkü insan nisyanla maluldür. Fakat umumiyetle kendisini unutur. Dünyaya dalar ve kendisini unuttuğu için başkalarına koşar.
Talibin ilim elde etmek için zeka'ya, irfan sahibi olmak için edeb'e ihtiyacı vardır. Çünkü zeka cehalet'e, edeb gaflet'e mani olur.
Yeter ki biraz kulak veriniz, inanınız o zaman bu âlemde varolan her şeyin nefes alıp verdiğini duyabilirsiniz.
4 Temmuz 2013
Kapitalizm seni betona gömüyor ey talib, farkında bile değilsin! Hem de bu sefer sarığıyla, cübbesiyle, seccadesiyle...

Dünyadaki her şey, her şeyle ilgilidir.

Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık.  — Afrika atasözleri
Dünyayı anlama ve algılama biçimimizi artık kitle iletişim araçları belirliyor. Hayatın gerçeklerini ekranlara yansıdığı kadarıyla ve yansıtılış şekliyle kavrar olduk. — Akif Emre
Ben hep dünyanın fotoğraflarına videolarına bakıyordum, ancak ne zaman ki kendi gözlerimle gördüm, işte o çok farklı bir his uyandırdı. Neredeyse dünyadan gelen hayatı ve sıcaklığı hissediyorsunuz. Bu çok duygusal bir an. Ben ilk çıktığım da gözyaşlarımı tutamadım. Uzay mekiği ile dünyadan ayrılırken, kontrol edemedim gözyaşlarımı. — Anousheh Ansari

Dünyayı uzaydan gördüğünüzde, bu noktada; kesinlikle bir şey kalbinizden sizi vuruyor. Haritalar üzerinde bizim çizdiğimiz ülkeleri ayırmaya yarayan çizgileri, uzaydan baktığınız zaman görmüyorsunuz. Ülkelerden hatta sınırlardan bahsedemezsiniz. Bunlar, bizim yarattığımız şeyler. Burada önemli olan, herkesin anlaması gereken şey bu; yeryüzü, buradaki her bir vatandaşın oluşturduğu bir birlik. Biz bu evrendeki tek evimizi nasıl korumalıyız, bunu düşünmeliyiz. — Anousheh Ansari
Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz. — Arthur Schopenhauer
Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır. — Arthur Schopenhauer
Dünyanın özü kötüdür. Yapılması gereken en iyi şey yaşam istencini reddetmektir. — Arthur Schopenhauer
Dünyaya bakış açımızın sağlam temelleri ve derinlik veya sığlığı çocukluk yıllarında oluşur. Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir, ama özde değişmeden kalır. — Arthur Schopenhauer
Hiçbir şey onu telaşlandırıp heyecanlandıramaz artık. Bizi dünyaya bağlayan ve bizi (kaygı, yakıcı arzu, öfke ve korku dolu olan bizi) sürekli acı içinde ileri geri sürükleyen binlerce istenç bağı: o hepsini kesip paramparça etti. Gülümseyerek geriye, şu anda oyunun sonuna gelmiş bir satranç oyuncusu gibi kayıtsızca önünde duran bu dünyanın düşsel görüntüler geçidine bakıyor. — Arthur Schopenhauer
Ne sevgiye ne de nefrete yol açmamak dünya bilgeliğinin yarısıdır: hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye ınanmamak da öteki yarısı. — Arthur Schopenhauer
Sonsuz uzayda etrafında bir düzine daha küçük kürenin döndüğü yuvarlak, ortası sicak, üzerindeki küflü tabakanın canlı ve bilinçli varlıklar ürettiği soguk sert bir kabukla kaplı sayısız aydınlık küre - bu ... gerçek dünya. — Arthur Schopenhauer
Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar.Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?" — Arthur Schopenhauer
Zekam bana değil, dünyaya aittir. — Arthur Schopenhauer
Mutluluğun sırrı, dünyanın korkunç bir yer olduğu gerçeğiyle yüzleşmektir. — Bertrand Russell

Buradan bakıldığında Dünya, pek de dikkat çekecek gibi değildir. Ancak bizim için, durum farklıdır. O noktayı yeniden inceleyin. O, Burası. O evimiz. Biziz! Üzerinde, sevdiğiniz herkes, bildiğiniz herkes, duyduğunuz herkes yaşıyor. Var olmuş tüm insanlar yaşamlarını orada geçirdiler. Keyif ve acının toplamı. Türümüzün tarihindeki kendinden emin binlerce din, ideoloji, ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, medeniyetin her yaratıcısı ve yıkıcısı, her kral ve köle, her aşık çift, her anne ve baba, umutlu çocuk, mucit ve kaşif, her ahlaki öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her süperstar, her yüce lider, her aziz ve günahkar burada yaşadı. Bir toz parçacığı üzerinde, bir ışık ışınına gömülmüş halde...Dünya uçsuz bucaksız kozmik arena içerisindeki ufak bir sahnedir. O generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini hatırlayın. Tüm bu kanlar, bu kişiler bir noktanın ufak bir kısmının şan ve zafer içerisindeki anlık efendileri olabilmeleri için aktı. Bu pikselin bir köşesinde yaşayanların onlardan ayırt dahi edilemeyecek, diğer köşesinde yaşayanlara yaptıkları sonsuz zalimlikleri düşünün. Yanlış anlaşılmaların sıklığını, birbirlerini öldürmeye ne kadar meraklı olduklarını ve öfkelerinin ne kadar hararetli olduğunu düşünün. Duruşumuza, hayal ettiğimiz şahsi önemimize, evren içerisindeki ayrıcalıklı bir konumda olduğumuz yanılgısına bu soluk ışık noktası tarafından meydan okunuyor. Gezegenimiz, onu sarmanlayan kozmik karanlık içerisindeki yalnız bir nokta. Sonsuz belirsizliğimiz içerisinde bizi kendimizden kurtarmaya gelecek birilerinin var olduğuna dair hiçbir ipucu bulunmuyor. Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşam barındıran tek gezegen. En azından yakın tarihimiz için, türümüzün göç edebileceği başka hiçbir yer yok. Ziyaret edebilir miyiz? Evet. Yerleşebilir miyiz? Henüz değil. Beğenin veya beğenmeyin, şimdilik, Dünya direnebileceğimiz tek yer. Astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de, ufak dünyamızın bu uzak görüntüsü, insan kibrinin ne kadar aşağılık olduğunu göstermenin en iyi yoludur. Bu, bana birbirimize daha iyi davranmamız ve gezegenimizi koruyup geliştirmemiz gerektiğinin önemli olduğunu anlatıyor. Bildiğimiz tek evi. Soluk mavi noktayı... — Carl Sagan

Avcı-toplayıcı yaşamın kısıtlamaları insanı üç milyon yıl boyunca kontrol altında tuttu. Tarım gelince bu kısıtlamalar yok oldu ve insan bir meteor hızıyla yükseldi. Yerleşik hayat iş bölümünü doğurdu. İş bölümü teknolojiyi. Teknolojiyle birlikte alışveriş ve ticaret geldi. Alışveriş ve ticaretle matematik, edebiyat, bilim ve diğerleri.Hepsinin nihai amacıysa, insanın Dünya'yı fethedip tek hakimi olmasıydı, ki bunu da gerçekleştirdi - hemen hemen. Tam olarak başaramadı, bu da kendisinin sonunu getirecek gibi görünüyor. Çünkü insanlığın Dünya'yı fethi bizzat Dünya'yı mahvetti. Ve edindiğimiz tüm üstün yeteneklere rağmen Dünya'nın mahvoluşunu durduracak beceriye sahip değiliz, ya da neden olduğumuz zararları onarma yetisine. Dünya dipsiz bir kuyuymuşçasına zehrimizi boşalttık ona ve halen de devam ediyoruz. Yeniden üretilemeyen kaynakları asla tükenmeyeceklermiş gibi harcadık, hala da harcıyoruz. Dünya'nın bu istismara bir yüzyıl daha dayanabilmesi tahayyül bile edilemez. Ama kimsenin bir şey yaptığı yok. Tüm problemleri çocuklarımıza ve torunlarımıza miras bırakmaktan başka. — Daniel Quinn
Ay'dan Dünya'ya baktığınızda, anında küresel bir bilince, halk odaklı bir algıya erişirsiniz. Dünya'nın durumuna duyduğunuz dayanılmaz tatminsizliğinizi hissedersiniz ve bununla ilgili bir şeyler yapmak için bir saplantı büyür içinizde... Oradan, Ay'dan Dünya'ya baktığınızda, uluslararası politika aşağılık bir uygulama gibi gözükür. Bir politikacıyı yakasından yakalamak, 2 milyon kilometre boyunca uzayda sürüklemek ve suratına şöyle haykırmak istersiniz: "Şuna bir bak, seni orospu çocuğu!" — Edgar D. Mitchell

Dünya medeniyetlerin binbir çiçek açan bahçesidir. — Ersin Nazif Gürdoğan

Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin, fakat bazıları için sen bir dünyasın. — Gabriel García Márquez
Dünyayı ve dünyadaki şeyleri sevmediğimiz, onlardan yalnızca yararlandığımız için yaşamla bağımızı yitirdik. Şefkat duygumuzu, duyarlılığımızı, güzel şeylere tepkimizi yitirdik; doğru ilişkinin ne olduğunu ancak bu duyarlılığın yeniden kazanılmasıyla anlayabiliriz. — Jiddu Krishnamurti

Yeryüzü her insanın gereksinimlerine yetecek kadar doyurucudur ama her açgözlü kişi için değildir. — Mahatma Gandi
Pyarelal Nayyar in Mahatma Gandhi: The Last Phase (Kitap 10), s. 552 (1958)
Ne yaptık biz dünyaya, bir bak ne yaptık biz?Peki ya tek oğlun üzerine yemin ettiğin barış?Peki ya çiçekli tarlalara, zaman var mı?Paki ya senin ve benim olduğunu söylediğin tüm düşler?Çocukların savaşta öldüklerine dikkat etmeyi bıraktın mı?Dikkat etmeyi bıraktın mı yeryüzünün ağlayışına, gözü yaşlı sahillere? — Michael Jackson
Earth Song

Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. — Napoléon Bonaparte
İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir. — Napolyon Bonapart

Bu dünyadan gidenler, ister köle, isterse padişah gibi gitsinler, oradaki bütün sermayeleri, bu dünyadan ne gönderdilerse odur…
Osman Nuri Topbaş

Dünyayı kurtarmak saçmalık değildir ki. — Ölümcül Dövüş filminden

Dünya artık emek-yoğun, malzeme yoğun, enerji-yoğun değildir; bilgi yoğun olmaktadır. — Peter F. Drucker

Biz bu dünyanın Rabbimizin emaneti olduğu inancıyla çevreyi korumak için her türlü gayreti göstermeyi sürdüreceğiz. Yeni üyelerimiz adına diktiğimiz fidanlar işte bu bakımdan çok ama çok anlamlıdır. — Recep Tayyip Erdoğan (2020)
Dünya siyasetinin ya nesnesi olacağız ya da öznesi... Ama bizim mahallemizde oynanan bu iktidar oyununun dışında kalmamız biz istesek de söz konusu olamaz. Öyleyse tarihi ve coğrafi bir mecburiyetle karşı karşıyayız. — Recep Tayyip Erdoğan

On derviş bir kilimde uyurken iki padişah bir dünyaya sığmaz. — Sadi
Dünya güzel bir gezegen. O bizim her şeyimiz, hayatta kalabilmemiz için önemli. — Scott Kelly
Dünyayı tek başıma kurtaramayacağımı gayet iyi biliyorum. Ancak haksızlığa karşı hep ön saflarda olacağım. — Slaven Bilić

Yeryüzü, doğa'nın annesi ve de O'nun mezarıdır. — William Shakespeare

Dünyamız tek sahip olduğumuz şey. Sağlıklı bir gezegen olmadan hayat devam edemez. — Yasemin Dalkılıç

Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler - Alıntılar

Kitabım kendisinden çok kendi kendinle ilgilenmeyi öğretsin sana-sonra kendi kendinden çok, kendi dışında kalanlarla ilgilenmeyi.
Nathanael, Tanrı’yı her yerden başka yerde arama. Her yaratık Tanrı’yı belirtir, apaçık göstermez hiçbiri.
Başkaları kitaplar yayımlarken, çalışırken, ben kafamla öğrendiğim herşeyi unutmak için üç yıl yolculuk ettim.
'Değer' düşüncesini silmeliyiz içimizden; akıl için çok büyük bir engeldir o.
'Önem' bakışında olsun, bakılan şeyde değil.
Her kafa yalnız ve yalnız başkalarından ayrılan yanıyla ilgilendiriyordu beni. Bu yüzden sonunda sevgiyi kovdum içimden, bunda yalnız ortak bir coşkunluğun nimetini görür oldum.Sevgi değil, Nathanael-aşk
Yaptığının iyi mi, kötü mü olduğunu yargılamadan davranırdı. İyi mi, kötü mü olduğuna bakmadan sevmeli herşeyi.
Nathanael, daha hiç kimsenin vermediği bir sevinç vermek isterdim sana. Nasıl vereceğimi bilmiyorum, gene de bu sevinç bende var. Sana daha hiç kimsenin seslenmediği kadar içten, candan, yakından seslenmek isterdim. Sana gecenin öyle bir saatinde gelmek isterdim ki, her birinde sana gösterilenlerden daha fazlasını arayarak birbiri ardından birçok kitaplar açıp kapamış olasın; hala beklediğin bir gece saatinde, desteklendiğini duymamak yüzünden coşkunun keder olacağı saatte gelmek isterdim sana. Yalnız senin için yazıyorum; sana yalnız bu saatler için yazıyorum. Öyle bir kitap yazmak isterdim ki, onda her düşünce, her kişisel coşkunluk yokluk gibi görünsün sana, onda yalnız kendi öz coşkunun gölgesini görür gibi olasın. Sana yaklaşmak isterdim, 'beni sevesin' isterdim.
Hüzün dinmiş bir coşkudur, başka bir şey değildir.
Daha güzel şeyler bilsem onları söylerdim sana-elbette onları, başkalarını değil.
Sen bana bilgeliği öğretmedin, Meanalque. Bilgeliği değil, aşkı öğrettin.
Ama yazıklar olsun! Tek bir geçmiş tek bir gelecek sunar.
Yalnız anlayamadığını yapamayacağını bilir insan. Anlamak, yapabileceğini duymaktır. Yapabileceğimiz kadar çok şey almalıyız üzerimize, en iyi yol budur işte.
Konuşmak, dinlemek, yazmak için her zaman, her zaman yorgundum.
Şu dünyada güzel bir şey görüp de ona bütün sevgimin dokunmasını arzulamadığım olmadı hiç. Toprağın tutkun güzelliği, yüzeyin çiçeklenişi çok güzel senin. Ey, arzumun gömüldüğü görünüm! Araştırmamın gezindiği açık ülke; suyun üzerine kapanan papirüslü yol; ırmağa eğilmiş kamışlar; ormanların ağaçsız yerleri; dalların aralığında ovanın, sınırsız vadisinin belirişi. Kayaların ya da bitkilerin koridorlarında dolaştım ben. Baharların yayılıp serilişlerini gördüm.
Çok tuhaf hastalıklar vardır, elde olmayanı istemekten gelir.
Nathanael, geçmişi gelecekte yeniden bulmaya çalışma sakın. Her anın belirsiz yeniliğini yakala, önceden hazırlama sevinçlerini, ya da bil ki, onu hazırladığın yerde karşına bir başka sevinç çıkacaktır.
Nathanael, sevinçlerinin hiçbirini hazırlama.
'Ne iyi' diyemeyince, 'ne yapalım' de, bu söz büyük mutluluklara gebedir.
Mutluluk anlarına Tanrı vermiş gibi bakanlar vardır, ya ötekilere, ötekilere kim vermiş gibi bakarlar?
İki kez ikinin dört edişiyle kanıtlamak var, ama herkes hesap bilmez, Nathanael
-'İki kez ikinin hiç de dört etmeyeceği bir dünya düşünebilirim pekala' dedi Alcide.
Nathanael, ben orada bulunsaydım, her şeyi biraz daha geniş yapmasını isterdim ondan; öyle olsa bile farkına varılmazdı şimdi, deme.
Nathanael, her birimizin derdi hep kendimizin bakmasından, gördüğümüzden kendimize bağlamamızdan gelir. Her şey bizim için değil, kendi kendisi için önemlidir. Gözün bakılan şey olsun.
Nathanael, senin o güzel adını anmadan tek dizeye başlayamaz oldum.
Akşama doğru onunla konuşurdum; ozandı; bütün düzenleri anlardı. Her doğal etki apaçık bir dil gibiydi bizim için, nedeni kolayca okunabiliyordu; böcekleri uçuşlarından, kuşları şarkılarından, kadınların güzelliğini kumsaldaki ayak izlerinden tanımasını öğreniyorduk.
Güzel geleceği bekleyerek görkemli gençliklerimizi eskitiyorduk.
Sevmeye doğuştan düşkün yüreğim, bir sıvı gibi dört bir yana yayılırdı; hiçbir sevinç yalnız benim malım gibi gelmezdi bana; her karşıma çıkanı buyur ederdim buna, tadını yalnız başıma çıkarmak zorunda kalırsam, bunu ancak gurur zoruyla yapardım.
Myrtil, birine fazla baktın mı, ona vuruldun mu, ellerinle kör edersin kendini. Sevgindeki değişmezlik beni üzüyor; daha dağınık olsun isterdim.
...onlarda şu çok güzel yosunlar gibi, sudan çıkarıldılar mı donuklaşırlar.
Nathanael, çok güzel uyku hazırlıkları vardır; çok güzel uyanışlar vardır; ama çok güzel uykular yoktur, düşleri de ancak gerçek sanırsam severim. Öyle ya en güzel uyku bile uyanılan anın değerine erişmez.
Görmekten bıkmış gözüm...
Sonra yeni toprak üzerinde uyanmak, bir hastalıktan kalkar gibi....düşlenmemiş şeyler.
Gittiğim yolun kendi yolum olduğuna, nasıl gitmem gerekiyorsa öyle gittiğime inanıyorum. Uçsuz bucaksız güvenç alışkanlığım sürüyor, içine and karışsaydı iman da denilebilirdi bu güvene.
...ertesi gün yalnız çölü sever oldum.
...ve ben, mutluluk burada ölüm üstüne bir çiçeklenişe benzesin isterdim
Ah! bir sıyrılabilsem kendimden! Kendime saygım yüzünden boyun eğdiğim tutukluluğun üstünden atlayacağım o zaman.
Bazı bazı, sık sık, hınzırlıktan, başkaları konusunda düşündüğümden daha kötü şeyler söyledim, korkaklık yüzünden de  birçok yapıtlar, kitaplar ya da, tablolar konusunda, düşündüğümden çok daha iyi şeyler söyledim. Yaratıcılarının bana gücenmelerinden korkuyordum. Bazı bazıda hiç tuhaf bulmadığım insanlara gülümsedim, ahmakça sözleri akıllıca bulmuş gibi davrandım. Bazı bazı eğlenir gibi davrandım, oysa ölümüne canım sıkılıyordu, “biraz daha kal” dedikleri için, gitmeye güç bulamıyordum. Usumun yüreğimdeki atılışı durdurmasına ses çıkarmayışım gereğinden çok daha sık oldu. Buna karşılık, yüreğim susarken konuştuğumda çok oldu. Bazı bazı, göze girmek için, budalalıklar yaptım. Buna karşılık yapmam gerektiğini düşündüğüm, ama beğenilmeyeceğini bildiğim şeyi yapmayı her zaman göze alamadım.
Gençliğimi kararttığıma, düşleri gerçekten üstün tuttuğuma, yaşama sırt çevirdiğime pişmanım.
Ama şu kesinlik: İnsanın her zaman ne idiyse şimdi de o olmadığı kesinliği, hemen şu umuda yol açıyor. 'Hep böyle olmayacak'

Dünya Nöbeti, Türk yazar Alev Alatlı'nın bir romanıdır.

"İntellijenti’yi toplum mühendisliği uzmanlığına yükselten, siyasi hırslarına meşruiyet kazandıran düş, mükemmel insan yaratma düşü." (s. 22)
"İnsanoğlunun deneme-yanılma yöntemiyle binlerce yılda edindiği bilgi ve kurumlar fuzuli ilân edilip hükümsüzleştiriliyor. Doğru ve haklı olduklarından öylesine emindirler ki, isteklerinin kabul görmemesi ya da benimsenmemesini yetkililerin kötü niyetlerine veriyorlar. Ve her zaman halklar adına konuşuyorlar. Ancak, adına konuştukları halklar kendi hayal güçlerinin ürünleri, soyutlamalar. Sahici insanlar onların düşündükleri gibi çıkmıyor; bu defa, sahici insanların, kusurlu bir ürün, gerçeğin saptırılmış örnekleri olduklarını ilân ediyorlar." (s. 22)
"Ebedî muhalif, her türlü reformun ve kazanımın karşısına düşman gibi dikilen bu zümre, Rusya'nın meselelerinin barışçı çözümünü önledi ki, ülkenin küllerinin üstüne kendi tasarladığı dünyayı dikebilsin." (s. 23)
"Tanrı ve ruhun ölümsüzlüğü şöyle dursun, insanoğlunun aklının sınırlı olabileceği ihtimalini düşünseler, hoşgörüye, geleneklere, yurt sevgisine, sıradan Rusların düşüncelerine biraz değer verseler hadlerini aşmazlar, yirmi küsur milyon vatandaşlarının telef olmasına neden olmazlarmış." (s. 25)
"Tolstoy için hayatın anlamını sorgulamak, entelektüel bir uğraş değildi." (s. 127)
"Bâtıl inançların en galizi, insanın inançsız yaşayabileceğine inanmak." (s. 131)
"Filistin, ikisi tankların altında ezilmek, ikisi ölmeyecek kadar gıda temin etmek, ikisi yedek, altı erkek doğuran kadınların ülkesi." (s. 131)
"Şimdi artık doğada açtığımız yaraların fetih ve egemenlik tutkumuzun cismanileşmesi olduğunu anlıyorum." (s. 166)
"St.Petersburg'da inşa edilen bir şehir değil, iktidara dikilen bir mimari abidedir. Bu abideye inşa ettikleri saraylarla katkıda bulunan aristokratlar, mutlak iktidarın bekçileri, askerler ve sivil rical." (s. 185)
"Evet, dehanın da helal olanı var, olmayanı var." (s. 194)
"Ha, bu gezegende doğuyu seçmek demek, bitmez tükenmez reformların saldırısına maruz kalmak demekmiş! Hükümsüzleştirilmeyi göze almak demekmiş! Varsın, olsun! Doğu'nun ataletini, Batı'nın dinamizmine tercih ederim." (s. 197)
"İdeoloji’yi gerçek’e tercih eden Aydınlanma ekolünün yetersizliği." (s. 211)
"Maddesel hazların azamileştirilmesinin peşine düşülüyor. Kadın-erkek eşitliğini, tabii bilimlerin kutsallığını savunuyor, insanoğlunun her eyleminin altında bir tür kişisel çıkar yattığının kabul edilmesini istiyorlar, ..." (s. 259)
"Düşünen Rus tehlikelidir Güloya, düşünmekten vazgeçen Rus ise çirkin." (s. 377)
"İnancın ithal olanı da yerlisindan daha kaliteli öyle mi?!" (s. 447)
"... biz Rusların düşüncelerle beslendiğimizi, bu gıda rejiminin başımıza en aşırısından bir ideolojik toplum sardığını anlıyorsundur." (s. 473)
"Aydın olman için akıl sahibi olman bile gereksiz, seni mesela hayvanlara kötü davranmaktan polise şikâyet ederim, ya hayvanlara iyi davranır aydın olursun ya da tutuklanırsın, olur biter!" (s. 481)
"Yasalar. Zorunlu öğrenimle seni aydın ilân ederim." (s. 482)
"Aklımla anlıyorum olayın ne denli önemli olduğunu ama hissetmiyorum! Belki de, benim bedenimde tarih denilen bir organ yok." (s. 484)
"Geçmişte insanlar dünyayı anlamaya çalışırlardı, biz, anladığımızı poplaştırıyor, önemsizleştiriyoruz. Geçmiştekiler anlamadıklarından mitoloji yarattılar. Biz anladıklarımızdan çizgi film yapıyoruz. Yaşım tutsaydı, Hitler'le savaşırdım, evet, ama bir sokak serserisi ile savaştığımdan daha kahraman hissetmezdim kendimi." (s. 486)
"İnsanın, kendisini ayağa dikecek, kendisiyle meşgul olacak cesareti bulması lazım. Kendini yapılandırmak demek, her gün yıkmayı öğrenmek demek." (s. 491)
"Postmodernizm, modernizmi kitle tüketimine sundu; şimdi düşününce, postmodernizm değil, süper-modernizm demek daha uygun olurmuş." (s. 492)
"Einstein'ı Tanrı'nın papazlarından birisi olarak neden görmeyiz dersin? Çünkü zannederiz ki, bilim her zaman dine karşıydı. Oysa bilimden anlamayanın, İsa'nın Diriliş'ini anlayabileceğini sanması ne garip! (s. 492)
"Trajedi ancak insan hayatının bir değeri varsa trajedidir. Yaşamın değeri varsa demiyorum, insanın değeri varsa diyorum. Yaşam nasılsa devam eder." (s. 493)
"Unutun beni, kendim’lerin arkadaşlığına alışığım." (s. 495)
"İster ise, ister isteme, sen kaybetmeye mahkûmsun çünkü farklı olmak, kaybetmek demektir. Kaliteye yönelmek isteyebilirsin ama önce kendinle olan savaşını kazanman gerek. O minareden inme sakın. Kalabalığın ortasında olsan bile orada kal. Tanrılara meydan okuma. Tanrılar yerde." (s. 495-496)
"'Gelecekten değil, günden kork,' diye miyavladı, 'Tanrı bize günden sakınmayı emreder.'" (s. 497)

Dünya Savaşı Z, 2013 yılında gösterime girmiş korku, dram ve aksiyon filmidir.

Bazen bir virüsün en acımasız yanı diye düşündüğün şey, aslında zırhının içindeki zaafıdır.
Önce öğrenen, önce davranır.
Çoğu insanın sorunu bir şey gerçekten olana kadar olabileceğine inanmamaları. Bu aptallık ya da bir zaaf değil. Sadece insanın doğası.

Gerry Lane: İsrail nereden biliyordu?
Jurgen Warmbrunn: Dinlemede bir Hint generalin bildirisini yakaladık. Rakshasha ile çarpıştıklarını söylüyordu. Tercümesi zombiler. Teknik olarak ölümsüz...
Gerry Lane: Jurgen Warmbrunn... Mossad yetkilisi... yüksek rütbeli... Özellikleri: Ölçülüdür, etkilidir, fazla hayalci biri değildir. Yine de, zombi kelimesinin geçtiği bir bildiri duydunuz diye sur mu inşa ettiniz?
Jurgen Warmbrunn: Evet, öyle söylense ben de şüphe ederdim.

Jurgen Warmbrunn: 1930'larda Yahudiler toplama kamplarına göndereceklerine inanmayı reddetti. 1972'de olimpiyatlarda katledebileceğimizi anlamayı reddettik. 1973 Ekiminden önceki ay Arap askerî hareketlerini gördük ve bir tehdit oluşturmadıklarına oy birliğiyle karar verdik. Ama bir ay sonra, Arapların saldırısıyla neredeyse denize dökülecektik. O yüzden değişiklik yapmaya karar verdik.
Gerry Lane: Değişiklik mi?
Jurgen Warmbrunn: Onuncu adam... Dokuzumuz aynı bilgilere bakıp tamamen aynı sonuca ulaşırsa, onuncu adamın görevi aynı fikirde olmamak. Ne kadar olanaksız görünürse görünsün, onuncu adam diğer dokuzunun yanıldığı varsayımını araştırmaya başlamak zorunda.
Gerry Lane: Ve onuncu adam sendin.
Jurgen Warmbrunn: Aynen öyle. - Herkes bu zombi sözcüğünün bir başka şeyi gizlemek için olduğunu düşününce, ben de zombi dediklerinde gerçekten zombiyi kastettikleri varsayımını araştırdım.

Dünyalı (İngilizce özgün adıyla The Man From Earth), yönetmenliğini Richard Schenkman'ın üstlendiği, bilim-kurgu türündeki 2007 yapımı ABD filmi.

Ya Üst Paleolitik Çağdan bir adam bugüne kadar hayatta kalmayı başarmış olsa?

Edith, ben Tevrat'la büyüdüm, karım Kuran'la, en büyük oğlum ateist, en genci Scientologist, kızım ise Hinduizm öğreniyor. Sanıyorum, oturma odamda din savaşı yapılacak kadar boş yer var. Ama hepimiz "yaşa ve yaşat"ı uyguluyoruz.

Dan: Zaman... Göremeyiz, duyamayız, tartamayız, laboratuvarda ölçemeyiz. Bir nanosaniye önce olduğumuz ile şimdiki oluşumuz, ve bir nanosaniye sonraki olacağımızın subjektif varoluş farkındalığı. Hopiler, zamanı bir manzara olarak düşünmüşler. Önümüzde, ve arkamızda var olan bir manzara, ve biz onun içinde ilerliyoruz... Dilim dilim.
Linda Murphy: Saatler zamanı ölçer ama.
Dan: Hayır, saatler kendilerini ölçer. Bir saatin referansı, yine başka bir saattir.

David Lee Smith - John Oldman
Tony Todd - Dan
John Billingsley - Harry
Ellen Crawford - Edith
Annika Peterson - Sandy
William Katt - Art Jenkins
Alexis Thorpe - Linda Murphy
Richard Riehle - Dr. Will Gruber

Dünyayı Kurtaran Adam, 1982 yılında Türkiye'de gösterime giren, fantastik bilim kurgu türünde bir Çetin İnanç filmi.

İnsanoğlunun ilk uzaya açılıp aya gitmesiyle uzay çağı başlar. Uzay çağı Dünyalılar için bir ilerleme çağıdır. Binlerce yıl böyle yaşamışlardır. Uzay çağı geçmiş, zaman ve yaşam galaksi çağına ulaşmıştı. Yüz binlerce yıl geride kalmış, Dünya ve gezegenler sistemi uzayda galaksi sistemine dönüşmüştü. Medeniyetler, tarihler geride kalmış, insanlar ilk çağlardaki gibi basit yaşamla yetinmeye başlamışlardı ve bütün güçleriyle ölümsüzlüğü bulmak, devamlı yaşamı sağlamak için amansız bir çalışma ve mücadeleye girmişlerdi. Bu çağda Dünya milletleri, medeniyetleri, ırkları, dinleri ayrı devletler halinden çıkıp tek bir varlık haline geldiler. Tek bir Dünyalı yaşayışları ve kavimleri galaksi çağının Dünya insanlarını meydana getiriyordu. Dünya çılgın bir nükleer silahlanmanın sonucu olarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. Dünya bu gibi tehlikeleri birkaç kez geçirmiş, hiçbir kuvvet Dünya'yı yok edememiş, fakat Dünya bazı zamanlarda parçalara ayrılmış, Dünya'dan kopan parçalar uzayda meteor taşları haline gelmişti. Bazı gezegenlerde hayat devam etmekte, yaşam sürmekteydi ama nükleer savaş çok hızlanmıştı, hükmetmek daha güçlü olmak için o güzel mutlu Dünya delice parçalanırken birden gizli ve çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya kaldı. 5 milyar yıl önce ışın ve enerjiden madde haline gelen Dünya'mız galaksi çağında lazer ışınlarının etkisiyle toz bulutları haline gelip parçalanmaktadır. Bu düşman kimdi hangi galaksideydi? Bütün Dünyalılar bu tehlikeye karşı tek bir silah kullandılar. İnsan beyin gücü ve iradesiyle birleştirilmiş bir tabakayla karşı koymaya başladılar. İnsan beyin moleküllerinin sıkıştırılmasıyla oluşturulan bir tabaka Dünya'yı koruyordu. Dünya her saldırı karşısında toz bulutu haline gelmekte önündeki koruyucu kalkanın arkasına sığınmaktaydı. Bu kalkanı delecek tek güç insan beyni ve iradesi ile yaratılacak bir silahtı… Ama gerçekte galakside bulunan Dünya düşmanları silahları ne kadar güçlü olursa olsun beyinleri yoktu. Dünya ve insanın değeri sonsuzlukta en büyük silahtı. Dünyalılar bu bilinmeyen düşmanı aramaya başladılar ama ne yazık ki gönderilen hiçbir savaşçı geri dönmedi. Dünyalılar toplandılar, kavimler bir araya gelip çare aradılar, tek çare düşmanı bulup savaşmaktı. En güçlü, en büyük iki Türk savaşçısı ve diğer Dünyalılar uzaya açılıp bilinmeyen düşmana savaş ilan ettiler. Bazı Dünyalılar bu savaşa katılmadılar fakat hayal güçlerini gerçek ve mantıkla birleştiren her insan bu savaşa katılıp kazanmak azmindeydi.
Burada bütün medeniyetlerin, çağların, milletlerin belgelerini gördüler, demek ki önüne geçilmez bir güç ve düşmanla milyonlarca yıl önce onlar da karşılaşmışlardı. Ama son ne olmuştu?
Onların, kötülüğün ve ölümün işareti olarak çizdiği bu resimler günümüzün nükleer silahlarına çok benziyordu. Demek ki onlar, bu en gelişmiş atom çağını yaşadılar. Belki de bir atom savaşıyla yok oldular. Acaba şimdi de bu çılgın nükleer savaşta Dünya yine mi yok olacaktı?

Dünya'yı en zayıf anında yakaladık ve artık ele geçirmemiz çok kolay, yalnız halen dayanıyorlar bunu anlamıyorum, anladığım insan beyninin gücü bu, eğer bir insan beyni ele geçirirsem Dünya'yı elde edebilirim. Dünya'ya hücum etme zamanı geldi!.. Savaş gemileri saldırı emrimi bekleyin!
Dünya'yı koruyan tabakayı delmeliyiz... Dünya'yı yok edin!.. Dünyalılar sanki sihir kullanıyorlar.
Onlar beyinlerini bir enerji gibi kullanmasını öğrenmişler. Eğer bir insan beyni ele geçirirsem, Dünya'yı da ele geçiririm.
Sana ulaşamamak kaybetmek değildir Dünya.
Yine elimden kurtuldun Dünya!.. Bir daha seni hiçbir kuvvet kurtaramayacak!.. O zaman uzayda en güçlü ben olacağım!
Güçsüzler ölüyor. Galeksi çağı benim ölümsüzlük çağımdır.
İnsan kanı!.. İnsanlar!.. Beklediğim insanlar!.. İnsanlaar!.. İnsanlaarr! İnsanlaaaaarrrr!
Geri gelecekler, beni görmek istekleri onları geri getirecektir.
Seni unutmadım Dünya, şimdi ben senden şanslıyım, bin uzay yılı seni yok etmek için bekledim, sen beni bulamazsın ama ben seni her an bulurum, çok kısa bir zaman sonra benimsin Dünya! İşte karşımdasın! Yok olacaksın! Yok olacaksın! Yok olacaksın!
Dünyalılara yardım ettiniz, cezanızı çekeceksiniz! Ölümsüz olacaksınız!
Sakın bana yaklaşmaya kalkmayın, bana erişemezsiniz, ben bir taneyim, gerekirse sayılamayacak kadar çoğalırım, buradayım, her yerdeyim, ya da hiç yokum, ölümsüzüm. İnsanlığın öfke, kin, nefret, öç alma isteğini, ihtiraslarını simgelerim. Gücüm sonsuzdur. Canlının doğuşundan bu güne kadar biriken tüm güçlere sahibim. Siz Dünyalılar ölmediniz, yaşıyorsunuz. Uzay gemileriniz havada parçalandı, yok oldu fakat siz bu gezegende canlı olarak bulunuyorsunuz. Sizi ben getirttim bu gezegene çünkü bana lazımsınız. Dünya'yı sizinle yeneceğim. Binlerce yıl sonsuz gücümden kurtulan olmadı. İstediğim her zaman, her an elimdedir benim! Dünya da benim olacak, bunların da olduğu gibi. Siz insansınız, hislerinize, vicdanınıza karşı gelemezsiniz. O güzel kız ve o zavallı çocuk kalbinizi sızlattı...İşte benim de sizlere karşı silahım bu. Merhametinizden, sevginizden, şefkatinizden, insanlığınızdan faydalanacağım! Onlar benim misafirim şu an, sizi de sarayıma davet ediyorum Dünyalılar. Kavgayla başlayan tanışmamızın dostlukla son bulmasını temenni ederim.
O iki Dünyalı'nın beyin güçlerinin sırrı ile bu direnci yıkabilirim. Onların iradesini kırmalıyız. Bunu sen başaracaksın kraliçe.

[Uzay araçları ile savaş esnasında]

Murat: Merkeze duyuru yükseliyorum. [Kafasını kaldırır]
Ali: Ben de yükseliyorum Murat.
Murat: Dikkatli ol!.. Yaklaşıyorlar.
Ali: İnişe geçiyorum. [Eğilir]
Murat: Arkandan geliyor!
Ali: Sağ ol dostum. Geliyorlar!.. Dikkat et!
Murat: İyi bir atış, aferin.
Ali: Bitmiyorlar bir türlü, kalabalık geliyorlar, üstlerine gidelim.
Murat: Bize bu yaraşır... Uzay hızını aşmalıyız! Gelenleri karşılamaya hazır ol!
Ali: Bu gelenler çok suratsız, mini etekli birkaç kız gelseydi iyi olurdu.
Murat: Bilinmeyen bir güç bizi kendine çekiyor, Dünya'dan çok uzaklaştık, göstergeler çalışmıyor, bilemiyorum bu gücün ne olduğunu, çok tehlikeli bir durumdayız, dikkatli olman lazım!
Murat: Dünya'dan uzaklaşıyoruz!.. Bilinmeyen gücün etkisinden hala kurtulamadık!.. Tayfun-2 cevap ver! Tayfun-2! Tayfun-2 cevap ver! Tayfun-2! Cevap ver!

[Bilinmeyen bir gezegene düşerler]

Ali: Neredeyiz biz?
Murat: Bilmiyorum. Nerede olduğumuzu mutlaka öğrenmemiz gerek yoksa burada açlık ve susuzluktan ölürüz.
Ali: Ölü gibi yorgunum, biraz dinlenelim.
Murat: Onlarında istedikleri bu, yere düştük mü işimiz tamam.
Ali: Korktuğumu söylersem beni ayıplar mısın?
Murat: Kork ama belli etme!
Ali: Neden?
Murat: Belki de yalnız kadınların yaşadığı gezegene düştük. Hangimiz daha cesuruz diye bizi deniyor olabilirler.
Ali: Öyleyse ben önden gidiyorum.
Murat: Yalnız, göğsünü şişirmeyi unutma.

Tekelsi düzen şizofren yurttaşlar fabrikasıdır. Egemenliğini, yurttaşlarını şizofren yaparak sürdürebiliyor. — Yalçın Küçük
Edebiyat, toplumda, davranış bağlarını kuran düzendir. — Yalçın Küçük
Tekel düzeninin kurulduğu her coğrafyada, iktisatta yıllar önce İngiliz iktisatçı Gresham'ın formüle ettiği "kötü para iyi parayı kovar" yasasına benzer bir biçimde, "birikimsizler, birikimlileri kovar" yasası geçerlidir. Çünkü tekelistan'da en büyük düşman birikimdir ve çünkü, birikim bağımsızlığa kapı açarken, birikimsizlik, oligarklara bağımlılığa yatkın formasyonları hazırlamaktadır. — Yalçın Küçük
Sanayileşmenin ve kalkınmanın tarihe gömüldüğü bir toplumda akıl bir lükstür; kapitalizm öncesinde ve tekelli düzende, bir rehber olarak, akıl'a gerek olmadığını biliyoruz. Öyleyse akılsızın akıllıyı kovma süreci normal olmaktadır. Tefeciyi siyasetçinin esir aldığı bir toplumda da en akılsızın en yüksek tepeye çıkması ve kütlesel olarak akıldan kaçış yasadır ve bizde şimdi bu yasa yürürlüktedir. Kamu gelirlerinin, fiilen tamamının faiz ödemelerine ayrıldığı bir ülkede tefeciler egemen demektir; insanı tefeci ahlakının yönettiğini anlıyoruz. — Yalçın Küçük
Adalet olmadan düzen olmaz. — Albert Camus
Özgürlük ve hukuk ikiz kız kardeşlerdir. Özgürlük sadece sağlam bir düzen içinde gerçekleşebilir. Özgürlüğü korumak ve yıkıldığı yerde yeniden inşaa etmek, özgürlük aşıklarının ilk görevidir. — Friedrich Ebert
İnsanlar kendi sahip olduğu zekayı, kaosa karşı bir düzen oluşturmak amacıyla kullanabilirler. Zeka sadece bilimsel sorun çözme amacı için değil, aynı zamanda insanlar arasında anlaşmayı sağlamak ve devam ettirmek için de önemlidir. — James McGill Buchanan
Düzen, orantı, uyum... baskı güçlerinden arındırılmış, kurtarılmış, özgürleştirilmiş bir dünyanın düşüncesi, düşünceleştirilmesi... Bu doyumun, rahatın dinginliğidir: şiddetin sonudur; sürekli yenilenen umut, dünyanın şimdi farklı olabileceğinin umududur. — Herbert Marcuse
Yapmamız gereken, her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır. — Kızılderili atasözü
Geçmişe dönüşü savunurken ileriye gitmemiz mümkündür. Geçmişi yeni baştan inşayı hedefleyen bir programın (başarıya ulaştığı takdirde) varış noktası ise geçmişin tekrarı olamaz. — Korkut Boratav
Düzen, disiplin, çalışkanlık. Bunlar başarının üç şartıdır. — Yerdeki Yıldızlar filminden

Düğün Dernek, 2013 yapımı, komedi türündeki Türk filmi.

Nazmi Emmi: Ne kesiyorsunuz bu bayram?
Tüpçü Fikret: Karı kız. (!) Ya Nazmi emmi Kurban Bayramında değiliz, şeker bayramındayız! Ya bu çok yaşlandı yaa!

İsmail: Fikret? Dövdüler mi lan seni vicdansızlar?!
Tüpçü Fikret: Ufak bir sürtüşme oldu aramızda.
Çetin: Fikret abi sen bana, sana bunu yapanların isimlerini ver, ben onların cisimlerini halledeceğim! Sen bana isim ver! İsim ver! İsim ver!
Tüpçü Fikret: Kim! Peh! Beni?! Gardaş, beni, Tüpçü Fikret'i dövebilecek adam... [Yüzünü buruşturur] Sivas Otel'deymiş gençler! Ama öyle böyle dövmedi ya, küçük tüpünen gafamaaa gafama vurdu! Çakala bak! Beni, benim silahımla vuruyor!

Nazmi Emmi: İsmail! Bende seni arıyordum. Burada dediler. [Etleri gösterir] Bu da sizin payınız afiyetle yiyin.
İsmail: Allah kabul etsin.
Tüpçü Fikret: Kimsede dur dememiş yani, kesmiş kurbanı.
Çetin: Yazık günah abi ya! 2 lokma et yiyeceğiz diye acıktırmamışlar garibanı. Nazmi emmi! Deriyi n'aptın? Camiye mi vericen?
Nazmi Emmi: Derisi yoktu. Pek deri çıkmadı bu sene.
Saffet: Abi o eti yeme! Nazmi amca kim bilir ne kesti? Yeme yeme bırak! Muhtara bir soralım, nüfustan mıymış?
İsmail: Hadi Allah kabul etsin.
Çetin: Allah kabul etsin.

Çetin: Bak senin bu Tarık'a yardımcı olmak boynunun borcu. Biz senle aynı köyün evlatlarıyız. Beni mahcup etme bak burada bu kadar dolap var. Sende para yok kimde var oğlum! Abine yap bir güzellik lan!
Beyaz Eşyacı: Bunlar benim değil, bunlar şirketlerin malı. Ben bunları satıyorum, yüzdemi alıyorum!
Fikret: O kadar televizyon var. Bunlardan birini ver! Mesela ben bunu aldım. (Televizyonu sökmeye çalışır).
Beyaz Eşyacı: Fikret! Dur lan! Sen tüpçü değil misin?
Fikret: Tüpçüyüm.
Beyaz Eşyacı: Dükkândaki bütün tüpler senin mi?
Fikret: Benim. Başka kimin olacak ya? Çetin ne diyor oğlum bu? Ben başkasının tüpünü mü satacağım, ha! Ne diyor lan bu!
Beyaz Eşyacı: (Kataloğu gösterir) Bunlar dükkândaki malların bana geliş fiyatı. Ben bunları satıyorum, hem onların parasını ödüyorum hem kendi paramı ödüyorum. Bu mallar benim değil! Saffet hocam sen okumuş adamsın. Lütfen sen anlat lütfen!
Saffet: O zaman dilimizin döndüğünce... Arkadaşlar... Adam benim değil diyor. Yapacak bir şey yok. O da yazık burada işçi yani.
Beyaz Eşyacı: Ey kurban olduğum! Okumuş adamın hali bir başka oluyor işte, sağ ol hocam!
İsmail: Fırın ver.
Çetin: He, fırın ver. Madem dolaplar senin değil, bir fırın kadar da hatırımız vardır yani Zeki!

Yılmaz: ATM'lerin bile ayırt edemediği sahte para bastım ben. Merkez bankasına gönderdim şaşırdılar. Adıma plaket yaptırıp verirler diyordum, 4 yıl hapis verdiler!
İsmail: Almasaydın.
Yılmaz: Öyle oluyor mu ya? Yok yok... öyle olmuyor...
İsmail: Olmuyor evet...
Yılmaz: Bulacağım o deveyi...

"Müessesemizde (çalınan)kaybolan eşyalarınızdan artık Çetin Abi sorumlu değildir. O artık tövbeli."
"Gelinliğimin kefenim olacağı aklıma hiç gelmezdi."
"Fermuarın açık kalmış. Gerçi ölü evinde kapı açık bırakılır denir."
— Dört kahve içtin iki kahve parası var burada.
— İkisi soğuktu.
— Öyle böyle dövmedi ya Çeto, çok pis dövdü. Eve giderken ismimi unuttum iki defa. Mekanı da şaşırdım, bir kaç kere de yanlış yola girdim biliyor musun?
— Benim Twitter’da 27 takipçim var da.
— Terbiyesizler sen kim kimi takip ediyorsun SİVAS la bura..
— Taciz ya bildiğin!

"Şimdi ben ilk günden tesbihe kalmayayım, yavaş yavaş. Daha ben başlangıç aşamasındayım, birinci level."
— Buyurun beyefendi, ben yardımcı olayım.
— Sen bana depremde Kızılay çadırı versen içine girmem, gider dışarıda yatarım be. Sana diyorum ki tüpüm değilsin. Yürü git!
— Ama çeto öyle böyle dövmedi güccük dübünen gafama gafama vurdu. Çakala bak beni kendi silahımla vuruyor.
— Müşteriye götürdüm almadı, bu ne biçim tüp almam ben bunu dedi.
— Eve giderken iki defa mekanımı şaşırdım.

Sözler alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir:
 

Büyük hayat düşünün öznesinin BIR olduğunu ve görüngülerin tüm çeşitliliğinin zamana ve mekana bağlı olduğunu kendimize hatırlatırsak, o devasa düsünceye olan korkumuz azalacaktır. Hepsi kocaman bir rüya ve onu her bir yaratık görür: Ama hayatındaki bütün karakterler de onunla birlikte o rüyayı görür. — Arthur Schopenhauer
Hiçbir şey onu telaşlandırıp heyecanlandıramaz artık. Bizi dünyaya bağlayan ve bizi (kaygı, yakıcı arzu, öfke ve korku dolu olan bizi) sürekli acı içinde ileri geri sürükleyen binlerce istenç bağı: o hepsini kesip paramparça etti. Gülümseyerek geriye, şu anda oyunun sonuna gelmiş bir satranç oyuncusu gibi kayıtsızca önünde duran bu dünyanın düşsel görüntüler geçidine bakıyor. — Arthur Schopenhauer
Düş, ruhun çok uzun bir zaman önce bilinçli bir ego olduğu ve o ruhun çok uzaklarda erişebileceği bir bilinçli egosunun bulunduğu, en derindeki ve dolaylı ifadeler veren kozmik geceye açılan özel odasındaki küçük gizli bir kapıdır. — Carl Gustav Jung
Düşümüzde düş görmeye başlayınca, uyanma zamanı yakındır.  — Novalis

Sözler, yazar ya da kaynakları bakımından alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.
 

Yeni düşünceleri ortaya çıkaran hayal gücü bilinçten önemlidir. — Albert Einstein
Dili bir kelime daha fakir kılmak, bir ulusun düşüncesini bir kavramdan yoksun kılmak demektir. — Arthur Schopenhauer
Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir. — Arthur Schopenhauer

Düşünmek zor bir sanattır onun için çoğunluk tek karar verir. — Carl Gustav Jung
Düşünceye câzip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez. — Cemil Meriç
Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir? — Cemil Meriç

İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün. — Doris Lessing

İnsanlar yaşadıkları gibi düşünürler. — Friedrich Engels

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür... Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür... — Mahatma Gandhi
"Mantık", "etik", "fizik" gibi adlar da köklü düşünme sona erir ermez ortaya çıkıveriyorlar. Grekler o göz kamaştıran çağlarında böyle başlıkları kullanmadan düşünüyorlardı. Düşünme kendi unsurundan (ait olduğu yerden) uzaklaştığı zaman sona erer. — Martin Heidegger
Düşünceler güçle, top ve tüfekle asla öldürülemez. — Mustafa Kemal Atatürk

İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir. — Napoléon Bonaparte

Başkalarının düşüncelerine göre hareket edeceksek kendi düşüncelerimizin ne anlamı kalır. — Oscar Wilde

Çevrenize alıştığınızda ihityarlamışsınızdır çünkü artık düşünmeye ihtiyacınız kalmamıştır. — Paul Bourget

Saf mantıksal düşünce, dünyayı anlamamız için yeterli değildir. Gerçeğe ilişkin tüm bilgiler deneyimle başlar, deneyimle biter. — Shirley Mc Laine

Düşünceden korkmamalı. Denetim, sansür kamuoyundadır, insandadır. Kötü hiçbir zaman süremez. İnsana güvenen, denetime yasaklara, yasalara değil buna bel bağlayanlar, insana bel bağlar. Kandırılamaz insan. Bu güven bir teşekkül etse Türkiye çok şey kazanır. — Tarık Buğra
Düşünmek denilen hakiki çalışmadan kaçmak için insanoğlunun bulamıyacağı hiçbir bahane yoktur. — Thomas Edison

Düşünceler kurşun geçirmezdir! — V for Vendetta
Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır. — Victor Hugo
İnsanlar yiyecek yemekleri ve yatacak yerleri olduğunda düşünmeyi reddederler. — Voltaire

Aydın mı, bu noktada hem hegelyen ve hem marksist olandır.Aydın, düşüncenin hızına ve gücüne inanan saftır. — Yalçın Küçük
Hegel'in belki de en büyük katkısı, düşünceye büyük bir hız takması ve sonsuz bir güç yüklemesidir. Hegel'de, düşüncenin kendisi büyüleyicidir. Marx, bu hızda, Hegel ile aynı yerdedir ve düşüncenin gücüne kütle giydirmektedir. — Yalçın Küçük
Yoğunlaşmış düşünce eylemdir; yoğunlaşmış eylem teori. — Yalçın Küçük

İfade özgürlüğü sansür olmadan özgürce konuşabilme durumudur. Genellikle günümüz demokrasilerin vazgeçilmez bir öğesi olarak kabul edilmektedir. İfade özgürlüğü ayrıca düşünce özgürlüğü, konuşma özgürlüğü ve fikir hürriyeti ile aynı anlamdadır.

İfade özgürlüğü, özgür bir yönetimin temel direğidir. Bu destek çıkarıldığında özgür bir toplumun anayasası çözünür ve yıkıntılarından zorbalık yükselir. — Benjamin Franklin
Türkiye’de pek çok insanın kafası din ve ifade özgürlükleri konusunda karışıktır. (…) Ama aynı zamanda bu konuları düşünmeye ve tartışmaya yönelik ciddi bir istek ve merak vardır. Cumhuriyet döneminde dindarlara yöneltilen hoyrat ve küçümseyici dil bu tartışma sürecini zorlaştırmıştır. İnsanlar din ve ifade özgürlüğü konularını konuşmaya istekli, ama aynı zamanda, anlaşılır nedenlerle, son derecede ürkek ve alıngandır. — Sevan Nişanyan
Söylediklerinin hiçbirine katılmıyorum. Ancak onları ifade etme özgürlüğünü hayatım pahasına savunurum. — Evelyn Beatrice Hall
Eksik kalmış adalet bu ülkeye barış ve demokrasi getirmeyecek. 100 civarında gazeteci hala içeride ve ifade özgürlüğü meselesi bu ülkede sadece gazetecilerin sorunu değil. Şu anda 600 civarında üniversite öğrencisi ile KCK davasından 6 bin kişi tutuklu. Bunların hepsi düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gereken tutuklular. Bunun mücadelesine biz devam edeceğiz. Ve burada adalet ne zaman sağlanacak diyeceksiniz. Bu komployu yürüten polisler, savcı ve hâkimler bu cezaevine girecek, buna ben ant içiyorum. Onlar buraya girdiğinde bu ülkeye adalet gelecek. (...) Burada cemaatçi olan herkesi suçlamıyorum ama cemaatçi olup da bir çete faaliyeti gibi çalışan emniyetteki ve yargının içerisindeki, bürokratik örgütlenme içerisindeki adamlar bunun asli sorumluları. Siyaseten sorumlusu da bunlara cevaz verdiği, sesini çıkarmadığı için AK Parti hükûmetidir. Bunlara cevaz verdiği için, sesini çıkarmadığı için. Ama herkes şunu bilsin, bunca baskı ve zulümden o iktidarın korktuğu ama bizim de özlemini duyduğumuz ve mücadelesini sürdürmeye devam edeceğimiz bir hayat çıkacak. (12 Mart 2012'de tahliye edildiği Silivri Cezaevi'nin önünde) — Ahmet Şık
İngiltere özgür bir ülke değil; ifade özgürlüğü yok. ALF hakkındaki pek çok haber, otoritelerce engelleniyor. — Robin Webb
İnsanlar, ender olarak kullandıkları özgür düşüncenin bir telafisi olarak ifade özgürlüğü istiyorlar. — Søren Kierkegaard
Ne kadar saçmadır insanlar! Sahip oldukları özgürlükleri kullanmazlar, sahip olmadıklarını isterler. Var olan düşünme özgürlüklerini kullanmazken ifade etme özgürlüğü talep ederler. — Søren Kierkegaard

Ben İtalyan kökenli Amerikalıyım. Ve bununla gurur duyuyorum. Amerikalı olmaktan gurur duyuyorum. Çünkü orası büyüdüğüm ve bana bugün olduğum şeyi başarma fırsatı veren ülke. Konuşma özgürlüğüne ve sanatsal dışa vuruma inanan ülke. Benim gösterim geleneksel bir rock gösterisi değildir fakat müziğimin tiyatral bir sunumudur. Ve tiyatro gibi sorular sorar, düşünceleri harekete geçirir ve sizi duygusal bir yolculuğa çıkarır. İyiyi ve kötüyü, karanlığı ve aydınlığı, neşeyi ve kederi, günahlardan kurtarmayı ve kurtulmayı tasvir eder. Ben bir yaşam biçimini dayatmıyor, onu tasvir ediyorum. Ve bunun kararını ve yargısını izleyiciye bırakıyorum. Benim konuşma özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden ve düşünce özgürlüğünden anladığım şey budur. Her gece sahneye çıkmadan önce yalnızca iyi bir gösteri ortaya koymak için değil aynı zamanda izleyicinin bunun bir aşk, hayat ve insanlık kutlaması olduğunu kavrayabilmesi için gösterimi açık yürekle ve anlayışla izlemesi için dua ederim. — Madonna
Ben bir özgürlük savaşçısıyım. Şovum, şarkılarım, işim, sanatım hepsi ifade özgürlüğü için. — Madonna
Düşünce özgürlüğü lehindeki temel sav; bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır. — Bertrand Russell
Silahı eline alan suç işlemiş olur, tetiği çeken suç işlemiş olur, anayasal düzeni devirmek için «silahlı çete»  oluşturan suç işlemiş olur. Silahlı eylemleri ve örgütleri «düşünce özgürlüğü» içinde görmeye olanak yoktur. — Uğur Mumcu
Diktatör Hynkel ülkeyi demir yumrukla yönetti. Yeni çifte haç amblemi altında özgürlük sürgün edildi, konuşma özgürlüğü bastırıldı ve yalnızca Hynkel'in sesi duyuldu. — Büyük Diktatör filminden.
Bağımsızlık kısıtlanmış.Seçme özgürlüğü?Seçim yapıldı dostum senin adına.Konuşma özgürlüğü?Sözcükler onların çarpıtacağı şeylerdir.Özgürlük onların ayrıcalıklarıyla... — Metallica'nın Eye Of Beholder adlı şarkısından.
Hiç kimse, büyük jürinin önüne çıkıp iddianame sunmadan ya da ifade vermeden, cezaya çarptırılamaz yahut adı kötüye çıkartılamaz. Bu Haklar Yasasının 5. Maddesi. İlk iki madde tüm ilgiyi çeker, bilirsiniz konuşma özgürlüğü, din özgürlüğü, silah mevzusu ama 5. Madde bebeğim, sana kelepçe taktıklarında anımsaman gereken budur. Hiç kimse, hiçbir davada kendisine karşı tanıklık yapmak için zorlanamaz ya da adilce yargılanmadan hayatından ve özgürlüğünden mahrum bırakılamaz. — Augustus Hill
Düşünce özgürlüğünden yana olduklarını ilan edenler bile kovuşturmaya uğrayanlar onların hasımları olduğunda genellikle bu iddialarından vazgeçiveriyorlar. — George Orwell

Düşünme sistematik ya da rastlantısal olarak düşünce (fikir) üretimi ile sonuçlanan zihinsel bir süreçtir. Düşünme sırasında insan beyninin değişik bölgelerinde meydana gelen değişikliklerin aygıtlar yardımıyla gözlenmesine ve  beynin anatomik yapısının ayrıntıları ile bilinmesine karşın, düşünmenin fizyolojik bir süreç olarak ayrıntılı betimlemesini yapmak henüz mümkün olmamıştır. Psikolojik açıdan düşünme daha çok algı ve anlakla (zekayla) ilintilendirilmekte, problem çözme ve karar verme bağlamında ele alınmaktadır. Düşünme her türden akıl yürütmenin yanı sıra, sezme veya düş kurma şeklinde de tezahür edebilmektedir.

Düşünmek görmektir. Honore de Balzac
Düşünmek dine aykırıdır.  Napolyon Bonapart
Düşünmek olmaktan iyidir.   Carol Dweck
Düşünmeye devam ediyorum. Gloria Steinem
İnsanlar yaşadıkları gibi düşünürler. Friedrich Engels
Zaten kilisede pek fazla düşünmezler. Oscar Wilde
Düşünmek, insan olmanın başlangıcıdır.  Karl Jaspers
Düşünmek, senin varlığının ispatıdır. Aurelius Augustinus
Dünya zevklerine düşkün olanlar, hiç düşünmezler.  Jules Payot
Düşünce, tamamen, zihni oluşturan bir insan eylemidiir. Ulus Baker
Tek çıkış yolu topluluk bilinci, başkasını düşünmek. Francielle Morelli
Hepimiz kendimize düşündüğümüzden de fazla yabancıyız.  Jules Payot
Bir millet düşünmeye başlarsa onun zaferini hiçbir güç engelleyemez. Voltaire
Çok meşguller.Başkalarını hiç düşünmezler. Yaşayanlar hep aynı. Douglas Adams
Düşünceler bedenin ve bilincin ötesinde üçüncü bir dünyadır. Aurelius Augustinus
İnsan iki şey için doğmuştur; düşünmek ve eyleme geçmek!  Marcus Tullius Cicero
Düşünmek değil gülmek insanı hayvandan ayıran en önemli özellik.  Henri Bergson
İnsan düşünmeye başladığında artık etrafa körü körüne saldırmaz.  Theodor Adorno
İnsanların çoğu işkence yapmayı isteyecek kadar sizi düşünmezler.  Bertrand Russell
Düşünmek zor bir sanattır. Bu sebeple çoğunluk sürüyü takip eder.  Carl Gustav Jung
İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün. Doris Lessing
Düşünmek sınır aşmak demektir. Dinin en iyi tarafı heretikler doğurmasıdır. Ernst Bloch
Öldükten sonra bile toplumsal fayda sağlayabileceğimizi düşünmek güzel.  Aldous Huxley
Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır. Edward Gibbon
Düşünmek gerek, ama başkalarının aklıyla değil, kendi aklınla düşüneceksin.   Henri Barbusse
Geçmişi düşünmek anlamsız. Bundan sonra yalnız geleceğin üzerinde durmalı.  Agatha Christie
Bazıları öyledir, okumazlar, ciddî düşünmezler. Gene de aydın olmaktan vazgeçmezler. Ahmed Arif
Halkın yararından söz edenler, aslında kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmezler.    Thomas More
Milletin ağzına bir şey düşmesin, uzattıkça uzatırlar. Aslı astarı var mı, hiç düşünmezler.  Yılmaz Güney
Derin düşünmek ve öngörülü olmak, insanların hayatlarında belirleyici bir rol oynamalarını sağlar.  Baltasar Gracian
Düşünmek yalnızca aydınlara, üniversite gibi kurumlara bırakılamayacak kadar ciddi bir meseledir.  Louis Althusser
Çevreleri tarafından korkutulmuş kişiler, durumları ne kadar perişan olursa olsun değişimi düşünmezler.  Eric Hoffer
Başkalarını sokan yılanın günün birinde onları da sokabileceğini hiç düşünmezler bu gerizekalı “bana ne” ciler.  Mina Urgan
Dedikodu meraklıları her şeyin altından kendilerine bir eğlence çıkarmaktan başka bir şey düşünmezler.  Hüseyin Rahmi Gürpınar

Daima güzel bir yanıttır daha güzel bir soru sorduran.
Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez.
Güneş ışığını yalnızca sevgililer giyer.
Eğer aşk için kelime gerekseydi, Dilsizler nasıl sevecekti.
Tüm cehalet bilginin içine doğru kayar ve yeniden cehalete doğru tırmanır.

Cummings şu açılardan tam bir uzmandır: Kuraldışı söz dizimi, konuşmanın belli bölümlerini kötüye kullanma, olumsuz ön ekler, sözcük uydurmalar, sistemli sözcük ilişkilendirmeler. Gramer ve sözdizimi bunların hiçbirine izin vermez. Tüm bunlar onu dilin büyücüsü, ay parlatıcısı ya da içki kaçakçısı konumuna getirir ki, hiçbir hükümetin izin vermediği şeffaf içkilerle bizi sarhoş eder. -Randall Jarrell

Emanuel Haldeman-Julius ( né  Emanuel Julius ) (30 Temmuz 1889 - 31 Temmuz 1951) Yahudi-Amerikalı bir  sosyalist yazar, ateist düşünür, sosyal reformcu ve yayıncıydı .

İyi bir başlık bir dahinin eseridir!
Ateistler olarak, biz sadece teizmin varsayımlarını inkar ediyoruz.
Bir Tanrının efsanevi anlayışına sadık olmak, insanlığın çıkarlarına yanlış olmaktır.
Şehitler samimi olmuştur. Ve zorbalar da var. Bilge insanlar samimi olmuştur. Ve aptallar da var.
Bir' mümin ' ile karşı karşıya kaldığında, şüphecinin görüşlerini rasyonalistlerle karşılaştırmak benim için kolaydır.
Tanrının sevgisinden en çok bahsedenler, tarih boyunca insan özgürlüğüne ve mutluluğuna en derin nefreti gösterdi.
Şehrin Zencinin medeniyete büyük katkısı olduğu oldukça iyi yerleşmiştir, çünkü ilk şehirlerin büyüdüğü Afrika'da idi.
Teizm, insanlara bir Tanrının kölesi olduklarını söyler. Ateizm, insanlara doğanın araştırmacıları ve kullanıcıları olduklarını garanti eder.
Kendini bir agnostik ilan etmek, bazılarına daha saygın ve temkinli görünse de, gerçekte neye inanacağına karar vermediğini söylemek olacaktır.
Sözümüze güvenme. İncil kendisi okuyun. Vaizlerin ifadelerini okuyun. Ve Tanrı'nın en umutsuz karakter, tüm kurgudaki en kötü adam olduğunu anlayacaksınız.
Din, despotik, efsanevi bir Tanrının dogmasını yüceltir. Ateizm, özgür ve ilerici insanın çıkarlarını yüceltir. Din batıl inançtır. Ateizm akıl sağlığıdır. Din Ortaçağ. Ateizm moderndir.
Bir ateist neden daha fazla vergi ödemek zorundadır, böylece hor gördüğü bir kilise vergi ödememelidir? Bu adil bir soru. Kilise muafiyeti için özür dileyenler buna nasıl cevap verebilir?
İnsanların bilinmeyenler hakkında en çok ve en şiddetli şekilde farklılık göstermesi doğaldır... Dünyadaki tüm oda, gerçekçi olarak algıladığımız kadarıyla var olmayan bir şey hakkında görüş ayrılığı için var.
Kilise vergi muafiyeti hepimiz toplama kutularına para damla anlamına gelir, biz kiliseye gitmek ya da değil ve biz kilise ya da değil ilgilenen olsun. Hiçbirimizin kaçmadığı sistematik ve eksiksiz bir soygun.
Ateistin teizmin varsayımlarını reddeden kişi olduğunu tekrar ediyoruz. başka bir deyişle, bir tanrıya inanmadığını iddia eder, çünkü bir tanrıya inanmak için iyi bir nedeni yoktur. Bu ateizm - ve bu iyi mantıklı.
Dinin kısa bir süre önce olduğu kadar kötü bir etki olmadığını, tarihin sayıldığı kadar iyi biliyoruz. Fakat modern zamanlarda bile yeterince kötü bir etkidir ve azaltılmış viciousness (pratikte), azaltılmış gücüne açıkça yeterlidir.
Tanrı'ya vergi verir misin?"kilise vergi muafiyeti savunucusu sorar. Eğer bir Tanrı olsaydı, kendi yolunu ödeyebilmeli ve kendi işini destekleyebilmelidir. Değilse, o zaman diğer iş adamları gibi yapmalı ve dükkânı kapatmalıdır.
Kiliselerin yararlı olduğu saçma bir kurgu. Batıl inançlar ve doktrinler için propaganda merkezlerinden başka bir şey değildir. Kilise üyeleri inanmak ve onların çeşitli doktrinleri yaymak hakkına sahiptir. Ama maliyeti her öğe, bu propaganda, tüm kilise özelliğini adil vergi dahil etmeliler.
Bir ayık, dindar adam soberly ve dindar 'Tanrı'nın iradesini' yorumlayacaktır. Bir fanatik, kanlı zihinle, 'Tanrı'nın iradesini' fanatik olarak yorumlayacaktır. Aşırı, mantıksız görüşlere sahip erkekler, 'Tanrı'nın iradesini' eksantrik bir şekilde yorumlayacaktır. Nazik, hayırsever, cömert erkekler' Tanrı'nın iradesini ' karakterlerine göre yorumlayacaktır.
Ateizm, en makul yöntemlerle varılan ve dogmatik olarak iddia edilmeyen, ancak her özelliğinde akıl ışığı ile açıklanan bir sonuçtur. Ateist boşuna bilmekten övünmüyorzahmetli, boş anlamda. Bilginin, eldeki tüm kanıtlara dayanarak alabileceği en makul ve net ve sağlam konumu anlar. Bu kanıt, teizmin doğru olmadığını ve mantıksal konumunun ateizm olduğuna ikna eder.
Neyse ki, sadece birkaç puan yıl önce yaptığı gibi din artık bu kadar etkili egzersiz yapabilirsiniz eski terörü ve güçler vardır. Ancak bağnazlığın atmosferi ve tutumu kalır. Din normalde silahlı hukuk kuvvetini sapkınları cezalandırmak için çağıramazsa, hala korku psikolojisine dayanır ve çoğunlukla etkisi insanları korkutmak ve görüşlerini çarpıtmak ve akıl yürütme sürecinin her sürecini zehirlemektir.
Kilise medeniyete hiçbir şey katkıda bulunmadı. Biraz ilerledi ve kilisenin dışında ve genellikle kilisenin güçlü muhalefeti karşısında gerçekleşen medeniyet hareketlerinin yansıması olarak biraz daha iyi hale geldi. Fakat kilise her zaman medeniyet sürecine direndi. Son hendeğe, adil yollarla ve faul ile, antik ve ortaçağ teolojisinin izlerini, tüm çocukça ahlakları ve sert gelenekleri ve ortaçağ inanç tarzlarıyla koruyabildiği sürece mücadele etti.
Ateist felsefeyi savunuyoruz çünkü bizim için mümkün olan tek açık, tutarlı pozisyon. Ateistler olarak, biz sadece teizmin varsayımlarını inkar ediyoruz; Tanrı fikrinin tüm özelliklerinde mantıksız ve kanıtlanamaz olduğunu beyan ediyoruz; daha hayati olarak, Tanrı fikrinin insan mutluluğunun ve ilerlemenin çıkarlarına müdahale olduğunu ekliyoruz. Dine sadece bir dizi teolojik fikir olarak değil, aynı zamanda dine de insanlığın refahına zarar veren politik, sosyal ve ahlaki bir etki olarak karşı çıkmalıyız.

Erika Leonard, (d. Erika Mitchell, 7 Mart 1963), daha çok E L James ismiyle tanınan Britanyalı yazar.

Kokusunu soludum. Cennetten çıkma kokusu koca dünyada en sevdiğim kokuydu.
İçerisi ılıktı, duvarlar aynayla kaplıydı. Baktığım her yerde sonsuz sayıda Christian görüyordum ve işin mükemmel yanı, bana sonsuz sayıda sarılıyor olmasıydı.

Seni seviyorum. Hayatımın sonuna dek seni sevmek, üzerine titremek ve korumak istiyorum. Benim ol. Her zaman. Hayatını benimle paylaş. Evlen benimle.
"Seni Seviyorum." İki küçük kelime. Dünyam durdu, eğildi ve yeni bir eksende dönmeye başladı.

Ne kadar yalnız olduğunu söylemesen de olur, her soru sorduğumda bir cevap verme gereği duyuyorsun, cevaplarındaki özgürlüğü görebiliyorum aynı zamanda yalnızlığını da.
Hayvanların özgürlüğü karnı acıkana kadar, insanların özgürlüğü paraya muhtaç kalana kadardı.

Ebu Abdullah Muhammed bin İdris es-Şâfiî (Arapça: ابو عبد الله محمد بن إدريس الشافعي) ‎(767-820) İmam Şâfiî olarak tanınmaktadır.

Âlimlerin güzelliği, nefslerini ıslah etmeleridir, ilmin süsü, şüpheli şeylerden sakınmak, yumuşak olup, sertlik göstermemektir.
Allahü teâlâyı bilen necat (kurtuluş) bulur. Dininde titizlik gösteren, kötülüklerden kurtulur. Nefsini ıslah eden saadete kavuşur.
Allahü teâlâyı sevdiğini söylersin, halbuki, Ona isyan edersin. Böyle sevgi olmaz. Eğer sevginde samimi olsaydın, Allahü teâlâya itaat ederdin. Çünkü seven, sevdiğine itaat eder.

Başımda ağaran saçların ortaya çıkmasıyla, nefsimin ateşi sönüp gitti. Başımda beyaz saçların yanmasıyla, benim gecem oldu. (Çünkü bunlar, ölümün habercileri idi.) İhtiyarlığın habercileri yanaklarıma indikten sonra, ben nasıl rahat yaşarım, insanın ömrünün en iyi kısmı, ihtiyarlıktan öncekidir. Halbuki, gençliği yok olan bir nefs, yok olmuş demektir, insanın rengi sararıp, saçları ağardığı zaman, güzel ve tatlı günleri de, o güzellik ve tatlılığını kaybeder. Yeryüzünde büyüklenerek yürüme. Çünkü, bir müddet sonra bu yer, seni de içine çekip alacaktır.
Başkalarını senin yanında çekiştiren, senin bulunmadığın yerde de seni çekiştirir.
Bir kavmin büyüğünün ilmi yoksa, herkes ona yönelip geldiği zaman o küçüktür. Kavmin makam ve mertebe sahibi olmayan ve ilim sahibi olan küçüğü, ilmi meclislerde kavmin büyüğüdür.
Bütün düşmanlıkların aslı, kötü kimseler ile dostluk etmek ve onlara iyilik yapmaktır.
Bütün düşmanlıkların sevgiye dönüşmesi umulur. Fakat hasetten dolayı olan düşmanlık böyle değil.

Dostlar ile yapılan sohbetten sevimli bir hareket yoktur. Dostların ayrılığı kadar da gam ve keder veren şey yoktur.
Dünya sevgisi ile Allah sevgisini bir arada toplarım iddiasında bulunmak, yalandır.
Dünya işlerinde bir darlığa ve sıkıntıya düşen kimse, ibadete yönelmelidir.
Dünyada en huzursuz kimse, kalbinde haset ve kin taşıyanlardır.
Dünyada zahid ol, dünya malına bağlanma! Ahireti isteyici ol, onun için çalış! Her işinde Allahü teâlâyı hatırla. Böyle yaparsan, kurtulmuşlardan olursun. Ruhsat ve teviller ile uğraşan âlimden fayda gelmez.
Dünyayı ve Yaradanını bir arada sevdiğini söyleyen kimse yalancıdır.
Dünyanın sevinci de, kederi de, bolluğu da, darlığı da devamlı değildir. Kanaatkâr bir kalbe sahip olduğun zaman, sen ve dünyaya sahip olan kimse eşitsiniz. Ölüm, kimin yanına gelirse, artık onu ölümün elinden kurtaracak ne yer ve ne de gök vardır. Gerçi Allahü teâlânın yarattığı şu yeryüzü geniştir. Fakat, bir kere Allahü teâlânın hükmü gelince, feza bile dar gelir. Ölümün asla devası (ilacı) yoktur.

Ey insan, dilini muhafaza et, seni sokmasın. Çünkü o, büyük bir yılandır. Kabirlerde, kahraman ve cesur kimselerin bile kendileriyle karşılaşmaktan çekinip, dilinin kurbanı giden nice kimseler vardır.

Gururlanıp böbürlenmek, adi ve bayağı kimselerin vasfıdır.

Hakkı doğruyu kim söylerse söylesin kabul ediniz.
Haksız sözleri tasdik eden, dalkavuk ve iki yüzlüdür.
Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten koruyandır.
Hiçbir vakit yoktur ki, ilim mütalaası, hüzün ve kederi yok etmesin, ilmi mütalaa, kalbin en ince ve en gizli noktalarını harekete geçirir, insanda yüce duygular uyandırır.
Hiçbir kimse yoktur ki, dostu ve düşmanı olmasın. Mademki böyledir, o halde Allahü teâlâya itaat edenlerle beraber bulun, onları sev.
Hizmet edene, hizmet edilir.

İbret almak istersen, hata sahibi kişilerin akıbetlerine bak da kalbini topla.
İki kişinin, darıldıktan sonra birbirinin ayıplarını ortaya çıkarması, münafıklık alametidir.
İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen faydadır.
İlim öğren, kimse âlim olarak doğmaz, ilim sahibi ile cahil bir olmaz.
İlim öğrenmek için üç şart vardır: Hocanın maharetli, talebenin zeki olması ve uzun zaman.
İlim öğrenmek, nafile ibadetten üstündür.
İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir. Ama ilmi tevazu için, âlimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felah bulur, kurtulur.
İlmi sevmeyende hayır yoktur. Böyle kimselerle dostluk ve bağlılığını kes. Çünkü, ilim kalblerin hayatı, gözlerin aydınlığıdır.
İmam-ı Şafii hazretlerinin divanındaki şiirlerinden bazılarının tercümesi şöyledir: "Günlerin beraberinde getirdiği hadiseler, seni tesiri altına almasın. Sen iyi bir insan olmaya bak. Zaman içerisinde gelen musibetler ve belalardan dolayı sabırsızlık gösterme. Dünyanın bela ve musibetleri devamlı değildir."
İnsanlar arasında hata ve ayıbın çok olsa bile, ahlakın; iyilik, cömertlik ve vefa (sözünde durmak) olsun, iyilik ve cömertliğin ile, hata ve ayıplarını ört. Cimriden iyilik bekleme. Çünkü Cehennemde, susuz kimseye su yoktur.
İnsanları tamamen razı ve memnun etmek çok zordur. Bir kimsenin bütün insanları kendinden hoşnut etmesi mümkün değildir. Bunun için kul, daima Rabbini razı ve memnun etmeye bakmalı, ihlas sahibi olmalıdır.

Kalbine ilahi bir nur penceresinin açılmasını isteyen şu dört şeyi yapsın: 1- Günün belli bir vaktinde yalnız kalsın ve huzura dalsın. 2- Midesini pek fazla doyurmasın. 3- Sefih kimselerle düşüp kalkmayı bıraksın, kötü kimselerle düşüp kalkmasın. 4- İlimleriyle yalnız dünyalık arzu eden kimselere yaklaşmasın.
Kanaatkâr olmak, rahatlığa kavuşturur.
Kendini bilmeyene ilim öğreten, ilmin hakkını zayi etmiş olur. Layık olandan ilmi esirgeyen de, zulmetmiş olur.
Kim şu üç şeyi yaparsa imanı kâmil olur: 1- Emr-i bil-maruf yapmak, yani Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yaymak. 2- Nehy-i anil-münker yapmak, yani Allahü teâlânın yasaklarını yapmamak ve yapılmaması için uğraşmak. 3- Her işinde Allahü teâlânın dinde bildirdiği hudutlar içinde bulunmak.
Kimin düşüncesi, arzusu, maksadı yemek içmek (dünya) ise; kıymeti, bağırsaklarından çıkardığı kazurat kadardır.
Kendini Hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.

Müslümanların önderi İmam-ı A'zam Ebu Hanife, memleketleri ve içerisinde yaşayanları, ilmiyle verdiği hükümlerle süsledi. Doğuda, batıda ve Kufe'de onun bir eşi yoktur. Allahü teâlâ ona rahmet eylesin.

Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini yudumlar.

Resulullahın ve Esbabının yolunda olmayanı havada uçar görsem, yine doğruluğunu kabul etmem.
Resulullahtan sonra insanların en üstünü Hz. Ebu Bekir, sonra Hz. Ömer, sonra Hz. Osman, sonra Hz. Ali'dir. (r.a.)

Sadık dost, arkadaşının ayıplarını görünce ihtar eder, ifşa etmez.
Sadık dost, arkadaşının hüzün ve sevinçte ortağı olandır.
Sadık dost ve halis kimya az bulunur, hiç arama!
Sana gelene sen de git. Sana kötülük ve eziyet edene sen eziyet etme.
Sefih ve cahil bir kimse konuşunca ona cevap verme. Sükut, ona cevap vermekten daha hayırlıdır.
Senden daha çok malı ve parası olan kimseyi kıskanma. O malına ve parasına hasretle ölür. İbadeti ve taatı çok olan kimselere gıpta et. Yaşayanlar da sonunda ölecekleri için, onların dünyalıklarına özenmeye değmez.
Senden görüşünü istemeyene, görüşünü verme. Çünkü böyle yaparsan, övülmediğin gibi, görüşün de o kimseye fayda vermez.
Sırrını saklamasını bilen, işinin hakimidir.

Akrabalar arasındaki düşmanlık ormana düşen ateşten farksızdır.

Dört şeyi dört yere bırakın: Uyumayı kabre, rahatı sırat köprüsüne, övünmeyi mizana, arzu ve istekleri cennete.

Haramı terk etmek, helali talep etmekten hayırlıdır.

Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla.
Kabre azıksız giren, vapursuz denize çıkmış gibidir.
Kalp katılığı, çok yalan ve hasetten meydana gelir.
Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla.
Kabre azıksız giren, vapursuz denize çıkmış gibidir.
Kitaplar akıllı kişilerin bahçeleri, faziletli kişilerin güzel kokulu çiçekliğidir.
Komşunla münakaşa etme; zira misafirler gider, o kalır.

Muhammed'e tapan bilsin ki o öldü. Allah'a tapan bilsin ki Allah ölmez.
(Muhammed'in ölümünden sonra Müslümanları teskin eden sözü.)

Ne söylediğini, kime söylediğini ve ne zaman söylediğini unutma.
Nefsini ıslah et ki, halk da sana bağlanmış olsun.
Kalp katılığı, çok yalan ve hasetten meydana gelir.
Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir.

Olgun kimse affetmeyi borç, iyilik etmeyi farz olarak kabul eder.

Övünmeyiniz! Hem topraktan yaratılmış, hem de toprağa dönünce kendisini kurtların yiyeceği insanın övünmesi neye yarar!

Seni anlamaktan aciz olduğunu anlamak, gerçekten seni anlamak demektir.
Sabredin, her şeyin başı sabırdır.

Şu dört özelliği taşıyan Allah'ın iyi kullarındandır: Tövbe edene sevinen, günahkarın bağışlanmasını dileyen, kötüye (ıslahı için) dua eden, iyiye yardımda bulunan.
Şayet ben Allah'a ve resulüne karşı gelirsem, bana itaat etmeyiniz.

Veciz konuşmanın sırrı, fuzuli sözleri terk etmektir.

İmam Ebu Hanife (Arapça: أبو حنيفة‎) olarak tanınmaktadır. Asıl adı Númān bin Sābit'tir (Arapça: نعمان بن ثابت‎) (699 - 765). 

Din ilminde konuşan kimse, Allahü Teâlânın kendisine: «Benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin?» sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur.
Şaşarım şu kimselere ki, zanla konuşurlar ve onunla amel ederler!
Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman olur.
Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh âlimlerinin değerini bilmezse, böyle âlimlerle oturmak (kitaplarını okumak, fıkıh öğrenmek) kendisine ağır gelir.
Günah işlemeyi zillet, günahı terk etmeyi mürüvvet gördüm ve bildim.
Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü Teâlânın yasaklarından men etmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir.
Allahü Teâlâ bize, insanların mümin olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamamızı, kalplerinde ne sakladıklarını bilemeyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı emretmiştir.
Allahü Teâlâ, kendisine şükür ismini vermiştir. Çünkü Allahü Teâlâ, iyiliği ödüllendirir. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.
Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar, kendileri için bir zulümden ibarettir.
İnsan, her şeye şifa veren tek varlığın Allahü Teâlâ olduğuna inanır, bununla beraber derdine deva olması için ilaç kullanır. Çünkü ilaç bir sebeptir. Şifasını verecek olan ise Allahü Teâlâdır.
Mümin, Allahü Teâlâdan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya açık: “Ya Rabbi, bana bu belayı neden verdin?” diye şikayetçi olmaz. Tersine hastalığa, belaya ve kazaya rağmen Allahü Teâlâyı anar ve şükreder.
Mümin, Allahü Teâlânın kendisini devamlı denetlediğini bilir. Kimsenin bulunmadığı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka Allahü Teâlânın onu denetlediğine inanır. Krallar ve sözde büyük adamlar ise, ne gizli ve ne de açık bir yerde herhangi bir kişiyi denetleyemezler.
w:Ashab-ı Kiram'dan bize gelen, bildirilen her şeyin başımızın üstünde yeri vardır.
Eğer bilmediklerim ayağımın altında olsaydı, başım göğün en yüksek katına değerdi.
Ancak ilmi bir ihtiyaçtan dolayı devlet başkanı ile yakin ilişki içinde ol. Onun yanında ateş içerisinde imiş gibi ol. Çünkü sultan kendisi için istediğini başka hiç kimse için istemez.
Devlet başkanı sana bir mesele arz ettiğinde, söylediklerini kabul edeceğine kani olmadıkça, o meseleyi çözmeyi kabul etme.
Avamın (sıradan seviyesiz ve bilgisiz insanların) arasında, sorulmadan rastgele konuşma.
Avamın ve tacirlerin yanında ilme ve dine ait olmayan sözlerden kaçın ki, mala rağbet ve sevgin üzerinde durulmasın.
Avam arasında ne gül, ne de tebessüm et, yılışık olma.
Gereksiz yere çarşıya, pazara sıkça çıkma.
Olgunluğa erişmemiş yeni yetişmelerle çok konuşma, senli benli olma.
Sokaklarda, mescidlerde yiyip içme. Yol kenarlarındaki çeşme ve sulardan su içme.
Yol ortasında oturma, yok illâ da oturacaksan hiç olmazsa mescidlerde otur.
Dükkanlarda oturma.
İpek ve ipek karışımı elbiseleri giyme, ahmaklığa yol açar.
Evlilik hayatının tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelmedikçe evlenme. Önce ilim talep et, sonra helâl mal kazan, sonra da evlen.
Gençliğinde hep ilimle uğraş. Çünkü gençlik, gönlün ve zihnin boş ve temiz olduğu andır.
Her daim Allah'tan kork, emaneti edâ et, seviyeli seviyesiz tüm insanlara nasihat et.
Hiç kimseyi küçük görme. Kendi vakarını tanıdığın gibi başkalarının vakar ve haysiyetini de tanı.
Bilgisiz kişilerle özellikle dini konularda tartışmaya girme.
Tartışma kurallarına uymayanlar ve çıkar elde etmek için tartışanlarla tartışma.
Her kim sana soru sorarsa, sadece sorusuna cevap ver. Meseleyi fazla dağıtma.
Kazançsız ve azıksız on yıl da kalsan ilimden yüz çevirme. Çünkü ilimden yüz çevirdiğinde maişet derdi, geçim sıkıntısı sana musallat olur.
Talebelerine, sanki onlar senin çocuklarınmış gibi eğil ki, onların ilme arzuları artsın.
Hakkı söyleme konusunda sultan dahil hiç kimseden korkma.
İnsanların hatalarının ardına düşme, aksine onların güzelliklerini gör. Ancak dini konularda hatalarını gördüklerini diğer insanlara bildir ki ondan sakınsınlar ve ona uymasınlar. Bu konuda hiç kimsenin makam ve mevkisinden çekinme ki, hiç kimse dini bozmaya, bid'atları hortlatmaya cesaret edemesin. Çünkü Allah bu konuda senin ve dinin yardımcısıdır.
Senden başkalarının yaptığından daha çok ibadet ve taatte bulunmaya çalış ki, ilmin meyveleri üzerinde görülsün.
Alimleri bulunan bir yere vardığında orada sadece sen varmış havasına bürünme. Halkı etrafına toplayıp çekip çevirmeye kalkışma. Onların hocalarına dil uzatma. Lüzumsuz ve yersiz tartışmalara girme. Delilsiz, kaynaksız konuşma. Onlardan biri imiş gibi ol. Yoksa sana hased ederler.
Allah için, hep göründüğün gibi ol. Nasılsan öyle görün.
Tartışma anında korkak olma. Yoksa bildiklerini karıştırırsın, dilin tutulur kalır.
Çok gülmekten sakin, çünkü o kalbi öldürür.
Ancak ağırbaşlı bir şekilde yürü, hoppa ve kaypak olma.
İşlerinde aceleci olma.
Biri arkandan çağırınca ona kulak verme. Çünkü arkalarından ancak hayvanlar çağrılır.
Konuşurken bağırıp çağırma. Lüzumsuz yere sesini yükseltme. Sakin ve ağırbaşlı ol.
Yalnız kaldığında olduğu gibi insanların yanında da Allah'ı zikret.
Namazlardan sonra kendine ait bir virdin (Allah'ı zikir, şükür, Kuran tilaveti ve duâ) olsun.
Her ay oruç tutacağın belirli günlerin bulunsun. Bu konuda başkaları seni örnek alsın.
Mecbur kalmadıkça alışveriş isleri ile uğraşma. Bu işlerini güvendiğin kişilere gördür.
Kendini kontrol et, başkalarını gözet ki, ilmin ile hem dünyan hem de ahiretinden yararlanılsın.
Dünyalıklarına ve bulunduğun haline güvenme. Çünkü Allah tüm bunlardan seni hesaba çekecektir.
Ölümü çokça hatırla.
Hocaların için duâ ve istiğfarda bulun.
Kabirleri, ilmi ile amel eden zatları ve mübârek yerleri çokça ziyaret et.
Dine dâvetin dışında hevâ ve heves ehli ile düşüp kalkma. Oyun oynama. Sövüp sayma.
Ezan okunduğunda hemen mescide koş.
İnsanların sırlarını açığa vurma.
Seninle istişare edenle sen de istişare et, ancak rastgele insanlarla değil, seni Allah'a yaklaştıracağını bildiğin kişilerle.
Cimrilikten sakın. Aç gözlü ve yalancı olma. Saçmalama. Her işinde mürüvvetini, insanlığını muhafaza et.
Her halukârda beyaz, açık renkli elbise giy.
Dünyaya çokça haris olma, gönül zenginliği içinde ol. Fakir olsan bile kanaatkârlığını, gönül zenginliğini ortaya koy.
Eşyalarını rastgele insanlara değil, güvendiğin kişilere teslim et. İşlerini de onlara gördür.
Şu adinin bayağısı olan dünyayı hep hakir gör, geçici olduğunu aklından çıkarma. Allah katında olanın daha hayırlı ve daha kalıcı olduğunu unutma.
Bir toplum seni öne geçirmedikçe, ne namazda ne de başka işlerde onların önüne geçme.
İlim meclislerinde kızma, kendini bilgisizlerle ölçme.
Bu öğütlerime sarıl ki, Allah'ın izni ile önünde sonunda ondan faydalanasın. Beni de duândan unutma. Ben ancak senin ve Müslümanların maslahatları, yararlanmaları için bu tavsiyeleri yaptım.
Haramdan sakınmak ve emirleri yerine getirmekten ibaret olan takvâyı sermaye yap. Zahiri duygularını haramdan sakındırdığın gibi, kalbini de harama sirayet edebilecek düşünce ve vesveselerden, bozuk niyetlerden temizle. Kemâl-ı zillet ve tevâzûdan ibaret ubûdiyetle Cenâb-ı Feyyâd-ı Mutlak’ın emirlerini yerine getir.
Cehaleti terk et. Ölünceye kadar fıkıh ilmi öğren. Çünkü, fıkıh ilmini bilene hadîs-i şerîfte müjde vardır: “Allah Teâlâ kime hayır murad ederse, onu dinde fakih kılar.” Yani, helal haram ilmini güzelce anlar ve ona göre amel eder.
Dinde veya dünyada kendisine muhtaç olduğun kimseden başkasıyla arkadaşlık yapma. Muhtaç olduğun kimseye karşı da basîret üzere davran.
Nefsinden intikam al. Nefsin için kimseden intikam alma. Yani, başkaları hakkında insafla davran. Kimsenin hakkına tecavüz etme, amma kendi hakkından feragat et. Bu, benim ahlakımdır.
Allah Teâlânın sana vermiş olduğu mal, rızık ve makamla kanaat et, pek hırslı olma. İnsanoğlu mal, rızık ve makamından dolayı zulmeder. Sen ise bu nimetlerle zulmü ortadan kaldırmaya çalış.
Kendini insanlardan ihtiyaçsız bırakmak ve çoluk çocuğunun nafakasını elde etmek için çalış. Doğru ve güzel alış veriş yap. Malının ayıbını gizlemek suretiyle milleti aldatma.
Gücün yettiği kadar, halktan bahsetmek suretiyle onları aleyhine döndürme. Ya zikirle sus, yahut da konuşurken malayani şeylere girme. Her fuzuli işten kendini dizginle.
Yolda karşılaştığın her Müslüman'a selam ver. Hayır ehlini sev, şer ehlini de idare et.
Peygamber aleyhisselâma çok salavat getir. Çünkü bu, O’nun şefaatinin peşin ücretidir.
Tövbenin en büyüğü (Seyyidü'l istiğfar) istiğfar etmektir.
Seyyid-il istiğfâr’ı her namazdan sonra bir, üç veya beş kere oku. Ölüm anında, mutlaka tevbe ile gitmeye vesîledir (İmam ayrıca bu istiğfarın gündüzde okununca gecenin günahını, gecede okununca gündüzün günahını af ettirdiğini ve ölümden sonra Cennet’e girmeye vesîle olduğunu beyan etmiştir).
Hesapsız olarak kalbî zikir yap. Çünkü, kalbî zikir rûhun hayatıdır.
Her gün Kuran’dan oku. Sevabını Peygamber’e, anana, babana, üstadına ve diğer mü’minlere bağışla. Buna özen göster ve ihmal etme.
İnsanlarda fitne ve fesat çoğalmıştır. Düşmandan ziyade, samimî arkadaşlarından sakın. Dostum bana düşman olabilir diye hazırlıklı ol. Çünkü, düşmanların sana günahı işletemezler, günahı irtikâb yolunu gösteremezler. Amma, samimî arkadaşın sana kolaylıkla günah işletebilir. Daha sonra bu günah düşmanlığınıza yol açar. Şayet dostun, düşmanın olursa, seni halkın gözünden düşürür.
Sırrını gizle. Mezhebini ve meşrebini kimseye söyleme.
Komşularının eziyetlerine sabret ve kendini onlardan koru. Ancak, iyiliğin onlardan ayrılmasın. Allah Teâlâ iyilik yapanları sever.
w:Ehl-i Sünnet vel Cemaat’in mezhebini tut, ehl-i bid’atın mezheblerinden sakın. Hatta, kitaplarını dahi okuma. Kelamcıların sözleri aklı bozar, bid’at ehlinin sözleri ise kalbi bozar.
Halis itikad ve niyetten başka, kalbinden her şeyi çıkar. Boz

Mâtürîdî (Arapça: الماتريدي) ya da tam adıyla Ebû Mansûr Muhammed bin Muhammed bin Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî, Hanefi mezhebinden olanların itikad (inanç) imamı, İslam alimi. Kurucusu olduğu kabul edilen i'tikadî mezhep "Mâtûrîdilik" olarak anılır.

Akıl yürütmeyi inkâr eden kimsenin elinde onu reddetmek için akıl yürütmekten başka bir kanıt yoktur.
Belirtmek durumundayız ki yazan olmadan yazımın, ayıran olmadan ayrışmanın vücut bulduğunu bilmemekteyiz; birleşme, hareket ve sükûn da aynı kategoriye tâbidir. Şu halde bu mekanizma tabiatın tamamı için geçerlidir. Çünkü tabiat sürekli birleştirme ve ayrıştırma eylemine tâbidir. Hatta bütünüyle tabiatın birleştirilip âhenkleştirilmesindeki sanat doruk noktasındadır. Bu sebeple tabiat, dış faktör olmaksızın ayrışamamaya ve birleşmemeye en çok lâyık olan bir varlıktır.
Aristo ve taraftarlarının vardıkları bu sonucu (Heyûla görüşünü) etraflıca inceleyen kimse şunu anlar ki onlar Allah’ın nimetlerini bilmeyişleri sebebiyle böyle bir çıkmaza düşmüşler, hak yolu şaşırıp sapıtmışlar, sonra da haktan ayrılışın doğurduğu şaşkınlık kendilerini, hiçbir aklın düşünemeyeceği ve hiçbir gönlün hoş karşılamayacağı bir hayalle avunmaya sevk etmiştir.
Hz. Peygamber’in aklî mûcizesine gelince, bu (benzerinin yapılamayacağıyla ilgili olarak) Allah’ın Kur’an hakkında beyan ettiği husustan ibarettir. Kur’an’in yaratıkların gücünü aşan bir eser olduğunu ancak edebî ilimlerde maharet kazanan, sözün temel özelliklerine ve türlerine vâkıf olan biri anlayabilir. Yine Kur’an’da kâinatın yaratıcısı ve yöneticisinin birliği ile âhiret hayatının delilleri konusunda bulunan ilmî istidlâller; öyle ki o günün dünyasında böyle çıkarımları ileri sürecek biri mevcut değildi. Sonra Kur’an’da bulunan (geçmişe ait) haberler ve sonsuza dek vuku bulacaklar, ayrıca ileride meydana gelecek felâket ve musibetler; öyle ki bu tür bilgilere muttali olmak akılların yeteneği dahilinde bulunmamaktadır.
Bizim kanaatimize göre Kur'an'ın anahtarını teşkil eden Fatiha suresinin içerdiği muhtevanın öğrenilmesi bütün insanlar için farzdır. Çünkü bu muhtevada Allah'ı övgü, şan ve şerefle nitelemenin yanında O'nun birliğinin dile getirilmesi, ayrıca kendisinden yardım ve hidayet talep edilmesi vardır. Bunların hepsi aklı yerinde olan insanların tamamı için gerekli şeylerdir. İşte anlattığımız bu özellikleri bünyesinde toplamış olması sebebiyledir ki Fatiha suresinin öğrenilmesi, Allah'ın kulları için vazgeçilmez bir mertebeye sahip olmuştur.
La ilâhe illallâh demek: O’ndan başka ibâdet edilecek kimse yoktur ve O’nun dışında hiç kimse ibâdeti hak etmez demektir.
Namaz, üzerilerinde Allah'a şükür borcu bulunan bedenin bütün organlarını çalıştırmayı içeren bir ibadettir. Şunu da ilave etmek gerekir ki namazda insanın bedeninde yaratılış gereği bulunan bütün yetenekleri son noktasına kadar iradî olarak kullanmak, kalbi niyet yoluyla meşgul etmek, azabından endişe edip rahmetini ummak (havf ve reca), hem zihni hem de aklı Allah'ı yüceltmek ve saygı göstermek aracılığıyla uyanık halde tutmak gibi davranışlar bulunmaktadır. Sonuç olarak namaz kılanın her davranışı Allah'ın o noktadaki sınırsız nimetine karşılık olarak bir şükür konumunda bulunur.
Evren şu anda (bütün oluşumlarıyla) çeşitli zamanlara bağlanmış, değişik hal ve sıfatlara bürünmüş olduğuna göre onun kendi başına vücut bulmadığı kanıtlanmaktadır. Eğer öyle olsaydı oradaki her şey kendisi için en güzel ve en hayırlı konumlara ve niteliklere sahip olur, böylelikle de âlemdeki şerler ve çirkinlikler ortadan kalkardı. Fakat realitede bunların varlığı evrenin kendi dışındaki bir faktörle vücut bulduğunu kanıtlamıştır.
Tabiatta gözlenebilen her şeyde mutlaka akıllara hayret verici bir hikmet ve yaratıcısına sanatkârane bir işaret bulunmaktadır. Düşünürler bunun iç yüzünü anlamaktan ve yapısının düzenini açıklamaktan âciz kalmaktadır.Her bir düşünür sahip bulunduğu bunca hikmet ve bilgiye rağmen bunun mahiyetine akıl erdiremediğinin farkındadır. Bu ve benzeri zaruretler kâinata ait fevkalâdeliklerin mûcit ve yaratıcısının hikmetini delillendirmektedir.

Ebu Muhammed el-Adnani, IŞİD'in sözcüsü.

Sünnetsiz yaşlı moruk Kerry dahi, bir anda fakih oluverdi ve “İslam Devleti İslam’ı çarpıtıyor”, “İslam Devleti’nin yaptıkları İslam’ın öğretilerine karşıdır” ve “İslam Devleti İslam düşmanıdır” gibi fetvalar vermeye başladı. Yahudilerin katırı Obama ise “İslam Devleti’nin İslam’la hiçbir alakası yok” diyerek insanları İslam Devleti’ne karşı uyaran bir şeyh, bir müftü ve bir vaiz kesildi ve bu vaazlar bir ay içinde altı kere tekrar etti. Ve hepsi de İslam Devleti’nin tehlikesiyle alakalı idi. Onlar İslam ve ehli için konuşan fakihlere, müftülere, şeyhlere ve vaizlere döndüler. Tağutların yardımcıları olan sihirbazlarına ve önde gelen yöneticilerine karşı bir güvenleri kalmamış gibi görünüyor.
Ey Irak’taki Sünniler! Sizler için geçmişten ders alma, Rafızilerin boğazlarını kesme ve boyunlarını vurmaktan başka bir şey yapılmayacağını anlama vakti geldi.
Ve sizin Roma’nızı fethedeceğiz, haçlarınızı kıracağız ve kadınlarınızı cariye olarak alacağız Allah (Subhanehu ve Teâla)’nın izniyle! Bu Allah (Subhanehu ve Teâla)’nın bize vaadidir. O sözünden dönmez. Eğer biz bu zamanlara ulaşamazsak bizim çocuklarımız ve torunlarımız ulaşacak, bizim evlatlarımız sizin evlatlarınızı köle pazarlarında satacaklar!

Evinde ekmek olmadığı halde kınından sıyrılmış kılıcıyla başkaldırmayan adama şaşarım.
Ey insanlar! Sizden biriniz yolculuğa çıkmak istese, yolda işine yarayacak ve kendisini hedefine ulaştıracak kadar azık almaz mı? Evet alır.Âhiret yolculuğu, dünyada çıkmak istedi­ğiniz yolculuklardan daha uzundur. Öyle ise, bu yolculukta size yararlı olacak azık edinin. Bu yolculukta bize yarayacak azık nedir? Sizi bekleyen büyük felaketlerden kurtul­mak için hac ediniz.Sıcağı çok şiddetli olan uzun bir gün için oruç tutunuz.Gecenin karanlığında kabirdeki yalnızlığa karşı, vakit namazları­nı ve iki rekat gece namazı kılınız.Büyük bir günde beklemeye tahammül için, ya hayır söyleyiniz veya kötü söylemeyip susunuz.O günün zorluk ve sıkıntılarından kurtulabilmek için, malınızdan zekât ve sadakalar veriniz.

Ebubekir Hâzım Tepeyran, Türk siyasetçi ve yazardır.

Anadolu'nun ve bütün memleketimizin, bütün acı durumlarından bahsedilecek olsa sayısız ciltler dolar, yazan da okuyan da usanıp yorgun düşer, onlar yine tükenmez! (s. 13)
Cehaletin en koyusundan ne gibi eserler ve sonuçlar beklenirse hepsi memleketimizde mevcuttur. (s. 27)
İnsanlara saf mutluluk nasip olmaz. (s. 33)
Yurt sevgisinden boş gönül, vatan derdinden müstesna insan mı olur? (s. 41)
Altın gafes içinde bulunan padişah dışarıda ne olup bittiğini bilir mi? (s. 72)
İki mutludan çok iki mutsuz birbirine daha samimi, daha sağlam, daha hassas bağlarla bağlanmıştır. (s. 92)
Köyleri gelişmiş, köylüleri mutlu olmayan bir memlekette düzgün ve sabit bir ilerleme ve saadet ancak rüyada görülebilir. (s. 118)
Zalimin zulmü mazlumun sabrını, mazlumun sabrı zalimin zulmünü çoğaltır. (s. 131)
Dünyada gülmeyecek, gülme lezzeti tatmayacak olunca; ağlamanın en tatlısı, en lezzetlisi anneyle çocuklarının gözyaşlarını birbirine karıştıranıdır sanırım. (s. 136)
Vatan sevgisi duygularının insanları ne kadar büyük fedakarlıklara razı ettiğine örnek aramak için her yerden önce köylere gitmelidir. (s. 149)
Şehirlerde, özellikle İstanbul'da bir duvar, ince bir tahta perde iki bitişik komşu arasında insani dostluk icaplarına ebediyen engel olabildiği halde köylerde yüce dağlar, dereler bile ahbaplığa, dert ortaklığına, yardımlaşma gibi insani vazifelere asla engel olamaz. (s. 150)

Ebubekir Sifil (d. 1960), Türk akademisyen, ilahiyatçı, araştırmacı, yazar, şair.

Rasyonalist akım, Allah'ın iradesinin insanın iradesi ile arz ettiği durum konusunda yeterli açıklamayı getiremiyor.
Asıl gaye Allah'ın rızasıdır ve bu gayeye ancak, yine Allah'ın çizdiği yol ve yöntem izlenerek ulaşılabilir. Allah Teala hiç kimseye hak etmediğini vermez ve hiç kimseyi layık olmadığı mevkie yükseltmez.
Sünnetsiz bir Kur'an, peygambersiz bir din anlayışı olamaz.

Modern zamanda İslam'ı yaşamak zor. İslam ilim ve kültür mirasımızı değerlendirecek ve reel dünyayı okuyabilecek kadrolardan yoksun olduğumuz için "kendimiz olarak" yaşamının zorluğundan dolayı zor.

Sahabe itikadî konularda ihtilaf etmemiştir. Sahabe'nin birine bakın - itikadî konuda-, hepsini görürsünüz.

İrşad, hakikati kabul etmiş (mümin) kimseleri, imanın daha üst mertebelerine ulaştırmak maksadı ile yapılan bir "olgunlaştırma" faaliyetidir.
Malla Cihad, ekonomik sektörlerde fitne ve fesada karşı yapılan mücadeleyi, dille cihad da sanat, bilgi ve medya gücünü de ihtiva eden geniş bir alanı kucaklamaktadır.

Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya kısaca Ömer Hayyam, İranlı şair, filozof, matematikçi ve astronom.

Uyan! Uyumak için önümüzde sonsuzluk var.
Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz; Öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi...
Adalet evrenin ruhudur.
Hayat kısa insanoğlu! Kesildikçe biten otlar gibi yeşermeyeceksin bir daha.
Tanrım niye ekşi ayranı edersin helal de şarabı haram?
Bir kerpiçim de olsa, satar yine şarap içerim.
Bu dünyaya istediğimiz gibi gelmedik, bu dünyadan istediğimiz gibi gidemeyiz.
Ölmemek elimizde değil ki bizim. İyi yaşamamak beni tek korkutan.
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar, bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir, sevgi.

Şarap içiyorum, doğrudur.Aklı olan da beni haklı bulur.İçeceğimi biliyordu Tanrı.İçmezsem Tanrı yanılmış olur.
Şarap içmiyorsan, içenleri kınama bari;Bırak aldatmacayı, iki yüzlülükleri;Şarap içmem diye övünüyorsun, ama,Yediğin haltların yanında şarap nedir ki?
Ben içerim, ama sarhoşluk etmem:Kadehten başka şeye el uzatmam!Şaraba taparmışım, evet, taparım;Ama senin gibi kendime tapmam.
Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!Şu durmadan kurulup dağılan evrendeBir nefestir alacağın, o da boştur boş!

Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle!Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;Bana kötü deyip kötülük edeceksen,Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.
Yıldız ve ay her zaman gökte olacak.Saf şaraptan iyiyi sanma bulacak.Şarap satan insana ben çok şaşarım,Satıp, ondan güzel bir mal mı alacak? 
Dünyayı kim günahsız bilirmiş, söyle!Yaşayan mutlak günah alırmış, söyle!Ben kötülük edince, sen de edersen;İkimizin ne farkı kalırmış, söyle!
Ne diyeyim ki sana,Varlığın sırları saklı senden, benden,Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben,Bizimki perde arkasında dedikodu,Bir indi mi perde, ne sen kalırsın ne ben.

Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin; Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok: Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
Buraya dilber, şarap dizersen eğer,  Burayı su, çemenle bezersen eğer,  Fazlasını istersen, cehennemde yan;  Gerçek cennet buradadır, sezersen eğer.
Seni kuru softaların softası seni!Seni cehenneme kömür olası seni!Sen mi Hak'tan rahmet dileyeceksin bana?Hakka akıl öğretmek senin haddine mi!
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:İki başımız var, bir tek bedenimiz.Ne kadar dönersem döneyim çevrende:Er geç baş başa verecek değil miyiz?

Ey canlar, şarapla buldurun bana beni;Yakutlara çevirin kehruba çehremi;Şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman,Asmadan bir tabut içinde gömün beni.
Her gece aklım dalar gider engine.Ağlarım, inciler dolar eteğime.Sevdalıyım, şarap dayanmıyor bana:Kafam baş aşağı çevrik bir tas mı ne!

Ben, gönlü temiz insana kurban olayım.Gezsin başım üstünde benim, hoş tutayım.Ham insanı al karşına, söylet azıcık,Dön, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım.
Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz.Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.
Dünya üç beş bilgisizin elinde;Onlarca her bilgi kendilerinde.Üzülme; eşek eşeği beğenir:Hayır var sana kötü demelerinde.
Cennette huriler varmış, kara gözlü;İçkinin de ordaymış en güzeli.Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili.
Üzülüp durma, sen de yarından yanaYaşamak böyle günleri fırsat sanaBin yıl önce göçenlere yoldaş olupEderiz, köhne mabede, yarın veda
Cennetle, cehennem, var mı gören, gönlüm?Dönmüş kimi gördün, öteden, gönlüm? Bel bağladığım, korkuyla umuttaYok; bir tek işaret, iz bile gönlüm.
Kim görmüş o cenneti, cehennemi?Kim gitmiş de getirmiş haberini?Kimselerin bilmediği bir dünyaÖzlenmeye, korkulmaya değer mi?

Ah, benim Hesaplarım olmasaydı, derler İnsanlar,İndirgenir miydi Yıl daha iyi belirgenliğe?— HayırOnlar yalnız silip atmak içindiler Takvimden. Daha doğmayan Yarını, ve ölen Geçen günü.
Gözüm, değilsen eğer kör, mezara ağlayıgörBu fitnelerle geçen ömrü bir hesaplayıgörVe toprak altını gör, Şah, vezir beraber uyurKarınca ağzına düşmüş, şu ay yüzlüyü gör,
Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;İyilik seven kötülük edemez zaten.Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.
Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;Erdiğim sırları söylemek elimde değil;Aklım düşüncenin derin denizlerindenBir inci çıkardı ki delmek elimde değil.
Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.
Eşi dostu verdik birer birer toprağa;Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin;Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.
Dert içinde sevinci bul da yaşa;Haksız düzende haklı ol da yaşa;Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,Varından yoğundan kurtul da yaşa.
Doyacak kadar aşın varsa,başını sokacak bir damın,insanoğluna kulluk etmiyorsan,başkasının sırtında değilse geçimin,tamam, güneşli günler içindesin.

Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.
Yaşamanın sırlarını bileydinÖlümün sırlarını da çözerdin.Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
Niceleri geldi, neler istediler;Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?O gidenler de hep senin gibiydiler.

Edebiyat eğitimin bana kattıkları Ömer Hayyam, Firdevsi, Mevlana gibi çok önemli adamlar. Bu isimlerden ve onların yaptıklarından çok etkilendim.
Sagopa Kajmer

Ebulfez Elçibey veya Ebulfez Aliyev (Azerice: Əbülfəz Qədirqulu oğlu Əliyev (Elçibəy), 24 Haziran 1938 - 22 Ağustos 2000), akademisyen, 2. Azerbaycan cumhurbaşkanı, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin kurucusu ve ilk genel başkanı.

Muammer kardeşim... Ben Ebulfez Aliyev olarak meydanlara çıktım ancak mücadele arkadaşlarım ve Halk Cephesine destek verenler soyadımın değişmesini istediler. Öncelikle yanlış anlamalara neden olan bir durumu aydınlatmak istiyorum. Benim asıl adım Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev'dir. Aliyev soyadı Rusçadan gelme olduğu için cephe arkadaşlarım halkımızın isteğiyle 'Elçibey' olarak değişmesini kararlaştırdılar. Bu durum ilk günlerde karışıklığa meydan verdi ve Ebulfez Aliyev ile Ebulfez Elçibey iki ayrı kişi olarak zannedildi. Galiba Türkiye'de de öyle anlayanlar olmuş. Elçibey ile Aliyev ayrı kişiler değil, ikisi de benim. Bunu öyle yazın ki bu karışıklık ortadan kalksın. Halk Cephesi de her yerde bunu bu şekilde yayıyor.

Ey ulu Allah’ım, Türklüğümü benden esirgeme.
Bizim bayrağımızda üç renk var:
1. Türk’lük: Türk kendine dön, kendine dönersen büyük olursun.
2. Hürriyet demokrasi ve çağdaşlık
3. İslâm

Türk değilim diyene karşı sakın ısrar etmeyin. Allah’ın bahş ettiği (bağışladığı) şerefi istemeyen şerefsize biz zorla şeref verecek değiliz ya!.
Türklük denildiği zaman ‘Büyük Turan’ı tanımalıyız.
Türkler, okudukça milli şuur sahibi olur.
Gerçekten de Karabağ’da üç-beş Ermeni bize karşı kışkırtıldı, amaçları Karabağ ile Ermenistan’ı birleştirmektir. Sovyetler çıkardığı karışıklık ile bütün halkı kendine karşı ayağa kaldırdı. Sonradan ne kadar çabaladıysa da halkı esir edemedi. Çünkü halk bağımsızlık istiyordu. Meydanlara çıkan halk artık Tebriz, Derbent diyerek birleşmek istiyordu, Türkçülük savaşı başladı.
Ey benim Türk halkım, özüne dön! Özüne dön! ve sen büyük olursun.
Siz büyük bir milletin evlatlarısınız… Azerbaycan adı bize sonradan verilmiş, hepimiz Türküz ve Türkçülüğümüzle her zaman gurur duymalıyız.

Çok işkence gördüm, çok çektirdiler. Hiçbirine yanmam da bir Atatürk rozetim vardı yakamda, onu aldılar elimden, hala içim yanar.
Elçibey, Atatürk’ün mozolesine çelenk koyarak saygı duruşunda bulundu. Şeref defterine düşüncelerini yazarak sonunu şu güzel sözle bitirdi: ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’, ‘sizin askeriniz Ebülfez Elçibey’, ‘Yüreğini Türklüğe Adamış Güzel İnsanlara’.
Anıtkabir hatıra defterine şöyle yazmıştır: Ey büyük Türk’ün, büyük komutanı, seni ziyaret etmekle kendim ve bütün milletim adına şeref duydum. Senin askerin Kasım 1992.

Men Anadolu torpağına ilk defa gelirem. Türkiye’nin kültürü, edebiyatı, tarihi, dili ve Kemal’cıların azatlık hareketi ile tanışmamdan sonra gelbimde bu torpağın güzel tasviri oluşmuştu. Sakarya ve İnönü döyüşlerinin (savaşlarının) tarihini öyrenirken, bu yerlere gelmeyi, özümü vetenin (vatanın)istiklali uğrunda mübarizlerin (mücadelecilerin) sırlarında his etmeyi arzulayıram. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Mehmed Emin Resulzade’nin, Zeki Velidi Togan’ın ve azatlık uğrunda diğer mübarizlerin uyuduğu Anadolu toprağı mügeddestir.
Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kurarak, nasıl Türkleri esaret zincirinin aşağılayıcı boyunduruğundan çekip çıkarttıysa, bunu milletine duyduğu güvenle, milletiyle beraber başardıysa, Azerbaycan da aynı yoldan gidecektir. Maksadımız Mehmet Emin Resulzade’nin ideallerini elde bayrak tutarak hayata geçirmek, bunu yaparken de Atatürk’ün metot ve usullerinden istifade etmektir. Ben de Türk milletinin bir evladıyım ve işte bunun için Atatürk’ün askeriyim.

Siz büyük bir milletin evlatlarısınız… Azerbaycan adı bize sonradan verilmiş, hepimiz Türküz ve Türkçülüğümüzle her zaman gurur duymalıyız.
Biz de Azerbaycan devleti olarak Hazar Denizini büyük havzaya çevireceğiz. O zaman Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Rusya, Gürcistan ve Türkiye, Hazar Havzasındaki bu birliğin üyesi olacaklardır. Bu meydana geldiğinde Kafkasya’nın kapısı Karadeniz vasıtasıyla Avrupa’ya açılacak. Yarın öyle bir zaman gelecek ki, Hazar vasıtasıyla bütün Turan’ın kapıları Avrupa’ya açılacak. Türk dünyasını aydınlık yarınlar bekliyor.
Halkımızın unutturulmaya çalışılan âdetlerini, benliğini kendisine tekrar vermek, bizim birinci maksadımızdır.
Milli şuurlanma olmadan Azerbaycan’ın bağımsızlığı,geleceği karanlıktır.
Azerbaycan Türk’ü ilk önce milli varlığını anlamalı,özünü,öz halkını,öz dilini,tarihini,kültürünü,vatanını derinden öğrenip bilmeli,sevmeli,korumalı,yükseltmeli ve onlara sahip çıkmayı becermelidir.Tek sözle,bugün bütün Azerbaycan Türkleri milli mukadderatlarını tayin edebilmek için mecburen milli kimliklerini kavramalı ve bu yolda mücadele vermelidir.
Azerbaycan’ın birliği geleceğimizin başlıca meselesidir.
Karabağ’ın anahtarı Tebriz’dedir.
Azerbaycan halkı, İran’dan ayrılmalı, müstakil devletini kurmalı ve sonra da kuzeydeki devletle görüşmeler yaparak bütün, müstakil ve demokratik Azerbaycan devletini kurmalıdır. Azerbaycan halkı, o güne şimdiden hazırlanmalıdır.
Tuttuğumuz yol, büyük önder, Mehmet Emin Resulzade’nin yoludur. Bu yol Setterhan’ın, Hıyabani’nin, Pişeveri’nin yoludur ve ben eminim ki biz, müstakil, bütün ve demokratik Azerbaycan’a götüren bu yolu şeref ve liyakatle devam ettireceğiz.
Bize ilk önce birlik lazım!Yurt uğrunda birlik ,Birleşmiş Azerbaycan Yurtları uğrunda birlik.
Turan’ın yolu ”Birleşmiş Azerbaycan”dan geçer.Uğur olsun Turanlı’lara.
Atalarından yadigar kalan vatan aşkını göğsünde gezdiren Azerbaycan Halkı, azatlığın ışığına doğru durmadan yürüyecektir. Bu yürüyüşü dünyadaki hiçbir kuvvet durduramayacaktır.

Ece Seçkin (d. 12 Eylül 1991, İstanbul), Türk pop müziği sanatçısı.

Her kadın aldatılır. Ben de aldatıldım.
Herhangi bir yerde saç görmeye tahammülüm yok! Beni çıldırtmak isteyen yere düşen saçlarıyla bunu kolayca başarabilir.
Önemli olan insanın kendini geliştirebilmesidir, zaten kendini geliştirmeyen insan geri zekâlıdır.
Günlük hayatımda çok makyajlı gezen biri değilim ama Instagram'ı genelde sahne ve kulis fotoğraflarımı paylaşmak amacıyla kullandığım için beni hep makyajla ve kocaman kirpiklerle görüyordunuz. Bence bir kadının en önemli makyajı yüzündeki gülümseyiş ve gözlerindeki pırıltıdır. Beyler size söylüyorum. Bir kadının kaşını, kirpiğini, boyunu, kilosunu dert edip onları incitmeyin. Bırakın kadınlar gülümsesin, gözleri ışık saçsın. Kızlar size zaten bir şey söylememe gerek yok, durumu biliyorsunuz.

Ece Temelkuran, Türk gazeteci ve yazar.

Bazen en uzak halk kendimizinkidir bize. Okyanus aşırı bir memlekettir bazen Türkiye.
Bu ülke merhametini lütfetmeden önce insana muhakkak diz çöktürür.
Gerçek o kadar altta bir yerde değil, bilakis gözümüzün önünde. Yeni bir Orta Doğu kurulacak ve Türkiye burada söz sahibi olmak istiyor. Bunun için de bir alışveriş yapıyor. Başkalarının yapmak istemediği işleri yapacak ve sonunda ülkeye para ve kudret akacak. Beni hasta eden şey bunun adlı adınca söylenmemesi. Onun yerine sanki vicdani bir meseleymiş gibi yutturulmaya çalışılması. Kendi çocuklarının ölümünü, kendi demokrasisinin, insan haklarının mahvoluşunu böyle kılı kıpırdamadan izleyenlerin hepimize Suriye üzerinden vicdan dersi vermesi asap bozucu. Çocuk kandırır gibi!
Suriye krizi baş gösterdiğinde ne düşündünüz? Tezkerenin altındaki gerçek sizce ne idi? sorusuna karşılık verdiği cevap.
İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde, "Korkma", desin diye.
Sadece sevdiklerinizin yanında alçakgönüllü olunuz. Zira başkaları gönlünüzü hakikaten alçakta sanıp üzerine çıkmaya çalışabilirler.
Vakit geldi, hazırlanın. "Yok artık, o kadarını da yapamazlar!" dediğiniz şeyleri yapacaklar. Şakşakçılarını bile "Bu kadarı da fazla!" dedirtecek şeyler olacak.
Kayda Geçsin
"Barış istiyoruz" dediğimizde "Çıkarın ne?!" diye soranlar, öfkelenenler var. Bebekler kıyıya vurmasın diye barış istiyoruz.
Lüzumundan fazla kendimizle ilgiliyiz. Dünyanın geri kalanı sanki çektiğimiz selfielerde sığdığı kadarıyla küçük bir manzara parçası.
Yurt dışına sık çıkanlar ya da yurt dışında yaşayanlar zaten bilir. Artık ‘yurt dışında Türkler’ dendiğinde ilk akla gelen Gülen cemaati mensupları. (Nisan 2009)

Eckhart Tolle, doğum adı Ulrich Tolle (16 Şubat 1948), Alman-Kanadalı mistik öğretmen, motivasyon konuşmacısı ve yazar.

Eğer öfke varsa altında mutlaka acı da vardır.
Bazen bir şeyleri oluruna bırakmak, Onlara sarılmaya, uğraşmaya göre kat kat daha güçlü bir eylemdir.

Bir düşünceyi dinlediğinizde sadece bir düşüncenin değil bir düşüncenin tanığı olarak kendinizin de farkına varırsınız.
Geçmiş size bir kimlik verir ve gelecek size bir kurtuluş vadeder. Her ikisi de illüzyondur.

Huzur, bir içsel genişlik durumudur.
Her şeyi etiketleri olmaksızın benimsediğinizde egonuzun dışında olursunuz.

1. Dünya Savaşı 1914 yılında çıktı. Korku, açgözlülük ve güç hırsıyla ateşlenen yıkıcı ve zalim savaşlar, tıpkı kölecilik, işkenceler ve dini veya ideolojik nedenlerle yayılan şiddet gibi, insanlık tarihinin sıradan olayları arasına girdi. İnsanlar, doğal felaketlerden çok birbirlerinin ellerinden acı çektiler.

Kafamdaki sesin Ben olmadığının farkına varmak büyük bir özgürleşmedir. O zaman Ben kimim? Bunu gören kişi.
Ben hayattan ne istiyorum? sorusunu sormak yerine, daha güçlü bir soru sorun: Hayat benden ne istiyor?  
Bağımlılık gittiğinde, artık kaybetme korkusu kalmaz. Hayat kolayca akar.
Siz kendinizi geçmişte ya da gelecekte bulamazsınız. Kendinizi bulabileceğiniz tek yer Şimdi'dir.
Doğmalar ortak kavramsal hapishanelerdir. Ve garip olan şey şu ki insanlar içinde bulundukları hapishaneyi severler, çünkü o onlara bir güvenlik duygusu ve sahte bir ''Biliyorum'' duygusu verir.
Stres, burada iken, orayı istemekten kaynaklanır.
Mutsuzluğun birincil sebebi içinde bulunulan durum değil, sizin bu durum hakkındaki düşüncelerinizdir.
Sürekli şikayet edip kurban rolü oynamaktan vazgeçin.. Ya olduğu gibi bırakın ya değiştirin ya da kabullenin.  Bunun dışında tüm seçenekler deliliktir.
Zevk her zaman dışardaki şeylerden elde edilir. Neşe ise içten yükselir..
Sürekli hayat şartlarınızı iyileştirmeye çalışarak huzuru bulamazsınız. Onu, yalnızca gerçekte kim olduğunuzun farkına vararak bulabilirsiniz.
Geçmiş, şimdiki zaman üzerinde en ufak bir güç sahibi değildir.
Karakterimizin tam anlamıyla farkında olduğunuzda, farkındalığınızın farkına varırsınız.
Acı çekmek, siz onun gereksizliğini fark edene kadar gereklidir.
Hürriyete götüren adımlar. * Sadece şimdiki anın gerçekliği vardır. * Şimdiki ana direnmeyin sadece kabul edin. * Acılara bağımlı olmayın.
Doğanın size dinginliği öğretmesine izin verin. Bir ağaca bakıp onun dinginliğini algıladığınızda, siz de dinginleşirsiniz.   
Geçen zaman değil. Zaman, aynı kalıyor. Tersine biz geçiyoruz. Saf zaman aynı kalır, biz geçer gideriz.     
Huzuru aramayın. Şu anda içinde bulunduğunuzdan başka bir hal aramayın; aksi takdirde, içsel çatışma ve bilinçsiz direnç yaratırsınız.
Kaygı ve üzüntü bize gerekli şeyler gibi gözükür; fakat bir yarar sağladıkları hiçbir zaman görülmemiştir.  
Birini içten sevdiğinde, Onun yaptığı hatalar, Senin hislerini asla değiştirmez.   
Hayat zihnimin sandığı kadar ciddi bir şey değil.
Affederim ama unutmam demek; Affetmeyeceğim demenin başka bir şeklidir.
İçsel dinginlikle teması yitirdiğinizde, kendinizle teması yitirirsiniz. Kendinizle teması yitirdiğinizde, kendinizi dünyada kaybedersiniz.
Sadece sahip olduğun bir şeyi kaybedebilirsin, ama olduğun bir şeyi kaybedemezsin.
Herşeyi etiketleri olmaksızın benimsediğinizde egonuzun dışında olursunuz.
İlişkiler acı ve mutsuzluk yaratmazlar. Sizin içinizde zaten mevcut olan acı ve mutsuzluğu su yüzüne çıkarırlar.
Bir kişiyi dinlerken sadece kulaklarınızla değil tüm bedeninizle dinleyin. Dinlerken içsel bedeninizin enerji alanını hissedin.

Ağızdan çıkan her kelime yazılan her söz akıldan geçen her düşünce sadece o kişiyi bağlar.
Aslında kayıp değiliz kendimizi başkalarında arayanız...
Başkasının sınır koyduğu hayatı yaşamak onların hayatını yaşamak değil de nedir?
Hayat kıymetini fark bile etmediğin her nefesindir.
Hayata teslim olmazsan onunla sürekli savaşan durumunda olursun. Herkes öldü, kimse hayata karşı kazanamadı şimdiye kadar.
Hayatı seyirci koltuğundan kalkıp yaşamak lazım. Film ya da oyun yakında bitecek çünkü...
Herkes kendi doğru bildiği gerçeği yaşar.
Sen çevrende tutunacak dal arama ağacın kendisi sensin.
Sevgi yolunda ilerlemenin tek engeli korkularımızdır.
Kararlarının sorumluluğunu al dışarıda suçlu arama...
Küçük dünyada büyük hayalleri olana deli derler...
Küçük olan akıl büyük mutlulukları bile gizlemeyi beceriyor.
Teslimiyetçiyiz, ancak hayata değil insanlara ne yazık ki.
Varlığımıza teyid aradığımız için her insan özlenmek aranmak sevilmek ister.
Bir şeyin içindeysen dışını göremezsin, kalp seni göremez ancak hisseder. Bir bütünün, büyük bir oluşun parçası olduğunu bilir.Bir hücre hem tümün hem de birimin bilgisini taşır. Kendisi olma ve bütüne ait olma hissi vardır. İnsanoğlu neden bunu anlamamakta ısrar eder?
Bir çocuk taşa takılıp düşerse neyi kaldırırsın? Çocuğu mu? Taşı mı? Düşün. Bil ki şayet taşı kaldırırsan bir başkası da sonradan düşmez, çocuk zaten kendisi öyle böyle düştüğü gibi kalkacaktır ve kalkar. Önünde duran taş bir engel midir yoksa senin yükselebilmen için bir basamak mıdır? Bunu da sorgulamayı ihmal etme.
İnsanoğlunun yaşamı iyi ve kötü arasındaki ebedi mücadeleden oluşmuştur. İyilik potansiyeli ne kadar artarsa kötülük kuvvetleri de o kadar güçlenir. Kötü denilen mevhum aslında bir yanılsamadır. İnsanoğlu kötüyü gördükçe ve ona inandıkça kötüyü gerçek kılar. İnsanoğlu karşısındaki kişide kötü bir şey görürse onun bilinci de bu gerçeği onun dünyası için yaratır. Bu yüzden herkes bir diğerinde olan sadece iyi yönleri görebilmeli, kötüleri göremeyecek hale gelmelidir. Bu tabii ki görmezden gelmeli anlamına alınmamalıdır. İyiliğin gerçeği ile kendi kendine teyit edebildiği kötülük arasındaki farkı görmeye çalışmalıdır.
Dikkat et, kimseye ihtiyacı olmadığını söyleyen insanların aslında herkese ihtiyacı vardır. Kimseye değer vermiyor gibi gözüken insanlar kendilerine değer vermiyordur. Sır, her şeye sahibim ve ben her şeyim diye kendini bilmekte yatıyor.
Hayat bir ritimdir. Güneşin doğuşu, yeniden doğuşu, nabzın atışı, kalbin kan pompalaması hepsi birer ritimdir. Ritim ahenktir, uyumdur. Ritim olmazsa hareket olmaz, hareket olmazsa zaman olmaz. Zamanın durduğu yerdeyse hayat durur sonsuzluk başlar. Zaman zihindedir; bilinçse sonsuzluktur.
Ben kendi yaralarımı iyileştirmezsem herkesin bıçağı keskin kalır.  
Ya aklına hükmet ya da onun kölesi ol.
Kalp kalbe karşı değildir; kalpler hep Bir'dir beraber atar.
Hayata teslim olmazsan onunla sürekli savaşan durumunda olursun. Herkes öldü, kimse hayata karşı kazanamadı şimdiye kadar.
Hayata bir anlam yüklemek için yaşarken, sonuna gelindiğinde hayatın kendisinin bir anlam olduğunu anlayacağız...
Gücün farkındalığı güçsüz oluşunu ortaya koymakta yatar.
Kendine yalan söyleyen herkese yalan söyler.
Varoluşun merkezinde yalnız sevgi vardır. Sevgidir dünyayı ayakta tutan ve onun ötesinde olan saf Bir Işıktır. Her birimiz İlahi Işığın birer parçasıyız. O yüzden iyisi mi mum üfleyip karanlıkta kalmak yerine aydınlığa çıkalım. Işık hepimizin içinde, gizlenmiş saklanıyor. Maksat etrafı aydınlatmak ve Işığı yaymak. Sonsuza kadar… Bunun ötesinde ne var sanıyorsunuz?
Keşke insan bildiğini okumak yerine bilmediğini okusa...
Mutluluğun anahtarı cebindedir.
Başkasının sınır koyduğu hayatı yaşamak onların hayatını yaşamak değil de nedir?
İnsanoğlu aciz bir yaratıktır. Zavallıdır. Yetersizdir. Kendine yetmeyi bilmez o yüzden her şeyi başkasından bekler. Varlığından emin olmak için bile teyidini dışarıdan arayandır. Ne yazık! Her birimiz var olan her sıfata vakıf olarak doğmaktayız ancak kapasitemizi sınırlamak konusunda uzmanız. Halbuki potansiyelimiz sonsuzdur. Sonsuz her ne demekse... Anlayana.
Kader ağlarını örsün izin vermezsen başına çorap ören olursun.
Kendine karşı kaybettiğin savaşta yok olursun.
Kendini ara, bul, oku, tanı ve sev...
İnsanın en büyük cahilliği kendisini okuyamamasıdır.
Bir başkasının kuyusunu kazmak yerine kendin için sağlam bir temel atıver...
Bir yalanı ne kadar çok tekrar edersen o kadar inandırıcı olur ve sonunda kendin de inanan olursun.
Özgürlük akıldadır, eylemde değil...
Beni benden iyi kim tanıyabilir? Kim beni benden daha iyi okur ben kendimi okuyamazsam acaba?
Hayatın amacı ya 'bana' ya da O'na hizmet etmektir...
Küçük dünyada büyük hayalleri olana deli derler...
Başkasını en iyi tanımanın yolu kendini tanımaktan geçer.
Seni, sendeki beni bulduğum için sevenim...
Aslında kayıp değiliz; kendimizi başkalarında arayanlarız...
Kalbin terazisi hiç şaşmaz..!
Temeli yalanla inşa edilenin, zamanı gelince, illa ifşa olur.
Zaaf hangi tarafa aitse tutsaklığı o yaşar.
Bedelini ödemediğin hiçbir şeyin tadını çıkartamazsın.
Aklınız varsa akılsız olun. Kafanızda boşalan yer mutlaka başka şeyle dolacaktır. Ancak bildiklerinizi unutursanız, bilin ki yeni şeyler öğrenebilirsiniz!
Attığın her adımda, uğruna yola çıktığın her davanın sonunda ne olabileceğini düşünmeden ilerlemeye devam etmelisin. Yalnız olması gerekenler oluyor ve olacak. Olmadıysa da henüz, olacaktır nasılsa…
Niyetin dünyayı kurtarmak ise, işe kendi dünyanla başla...
İnsan duygularla algılar ancak bilinçle yorumlar. Bilince bilgiyi getiren de duyulardır. Fakat bakan gözdür, görense bilincin kendisidir. Baktığı şeyi anlayabilmesi için beynin kendisinde onunla ilgili bir bilgi mevcut olmalıdır. Aksi halde baktığına anlam yükleyemez. İnsan maalesef bu yüzden baktığı her şeyi göremez.
Gözleri görmeyi bilen ve kulakları işiten için her şey apaçıktır.

Edebiyatın sınırların ötesinde, ülkelerin üstünde, insanların düşünce ve eylem dünyalarına, yeni boyutlar kazandıran, çok zengin ve çok gizemli bir dünyası vardır. — Ersin Nazif Gürdoğan
Edebiyat ispatlamaz, gösterir; telkin etmez, düşündürür; hüküm vermez, hüküm vermeye yol açar; iddia etmez, okuyucunun red ve kabul, hâlve ruh tercihini serbest bırakan bir dünya kurar. Görevi budur ve bunu başardığı ölçüde değerlidir. — Tarık Buğra
Edebiyat, toplumda, davranış bağlarını kuran düzendir. — Yalçın Küçük
Kundera çıktı, Türkiye'de yer yerinden oynadı, o zamanlar en sevdiklerim bile müridi olma yolundaydı ve ben, çok tatsız bir iş yaptım, bir cahil ve ihanete tapınan bir dejenere olduğunu kaydettim; Sovyetler yıkıldıktan sonra artık köşesinde bir zavallıdır. — Yalçın Küçük
Orhan Veli'nin dejenere bir şair olduğunu ilk kez yazdım. Türk aydını "öyle de yatılmaz ki" demeyi solculuk sanıyordu; çok küfür aldım ve şimdi meyhane şarkılarına söz arandığında başvurulan bir eski tutucudur ve artık dejenere Türk gericiliğinin şairleri arasında sayılıyor. — Yalçın Küçük
Pamuk, Türkiye nüfusu içinde yazar olacak en son birkaç kişiden birisidir. — Yalçın Küçük
Babasına geldiğimiz zaman, onu kırk defa yazdım, kırk defa da söyledim, babası ona bir ödül aldı, o da babasına bu ödülü veriyor. Milliyet'ten aldığı ödül, Gündüz Bey'in (Pamuk) zoruyla oldu. Bunu kırk defa yazdık. Selim İleri, içerideki jüriyi yazdı. Jürideki hiç kimse Orhan'a ödül vermedi. Orhan Hançerlioğlu ısrar etti. Abdi İpekçi, jüriye Orhan Hançerlioğlu'nu koymuş, komiserdir, Türk aydınını kırk yıl takip etmiş bir adamdır. Edebiyatla hiçbir ilgisi yok, edebiyatı görse karakola götürür. "Babalar ve Oğullar"dır. Babası ona bir ödül aldı Milliyet'ten, o da bunu babasına armağan ediyor. Babası olmasa zeten bunu da alamazdı. — Yalçın Küçük
Bir süreç içinde saygın ve gerekli bir yer, sürecin kendisi yapılmak istenince, geri ve kaçkın bir konuma uzanıyor. Foucault bunu yapıyor; Barthes aynı kaçkınlığı, edebiyattan ve eleştiriden içerdiği silme amacını, Saussure’ün linguistiğinden göstergecilik’i çıkararak, edebiyatı ve eleştiriyi makascı sinyallerine çevirmeye çalışarak gerçekleştirmeye çabalıyor. — Yalçın Küçük
Bir bütün olarak sanat ve özellikle edebiyat, artık yalnızca ideolojik bir silâhtır. Artık ülkemizde edebiyat, insanımızı geliştirmek için değil sakatlamak amacıyla kullanılan, yüceltmeye değil alçaltmaya ve tüm estetik kabiliyetlerini ortadan kaldırmaya yönelen acımasız bir silâh olmuştur; insafsız bir ideolojik ay­gıttır. Edebiyat, artık estetik özüne çok yabancıdır; bu bir iş ise yapanı da, yaban yapmaktadır. Emperyalist dünya, bozanın mutlaka bozulduğu bir dünyadır; artık bozulmadan bozamıyorlar. — Yalçın Küçük
Nazım Hikmet Ran'in düz yazıları hiçbir şeydir. — Yalçın Küçük
Kemal Tahir'i, mhp'ye verelim ve Peyami Safa'yı biz alalım, dedim; Peyami, büyük bir romancımızdır ve Kemal Tahir, ilkel, abartmacı ve insan-sevgisi olmayan bir yazıcıdır. Tahir, şimdi, mhp'nin resmi romancısıdır. Gizliden gizliye, Bülent Ecevit, İsmail Cem ve Halit Refiğ tarafından desteklenmektedir. — Yalçın Küçük
Yaratmak; can vermek, kişilik vermek, özgürlük tanımaktır; bu nedenle, Julien Sorel'in yaratılışının hemen başından itibaren Stendhal'den özgürleştiğini ve Stendhal'i yönetmeye başladığını düşünmeliyiz, tıpkı Raskolnikov'un Dostoyevski'ye hükmetmesi türünden; yaratılanın yaratana hükmetmesi, yaratmanın gizli yasasıdır. — Yalçın Küçük
Eylülist Rejim, en büyük ve en kolay başarısını sanat ve edebiyat alanında kazandı. Çok kısa bir zamanda ve gerekli fiyatın binde birini bile ödemeden, Türk sanatının sorunsalını, biçemini, biçimini, baş aktör ve aktrislerini değiştirmede çok büyük başarı elde etti. — Yalçın Küçük
Eylülist Rejim, 12 Eylül öncesinin tüm değerlerini yasaklamayı temel ilke saydı. Bunların bir bölümünü baskılarla, bir bölümünü, yasalarla, bir bölümünü baskılarla, bir bölümünü tekelci ekonomik zorlamalarla gerçekleştirmeye çalıştı. Edebiyat ve sanatta ise, 12 Eylül öncesinin yaratıları tümden unutturan ve reddeden bir eğilim ortaya çıktı. — Yalçın Küçük
Bilimde tercihen en yeni yapıtları, edebiyatta en eskileri oku. Klasik edebiyat her zaman yenidir. — Bulwer Lytton
Düzyazı her yere girip çıkabilecek kadar alçak gönüllüdür, onun için hiçbir yer girilmeyecek kadar aşağılık, pis ya da sefil olamaz. Hem çok sabırlı hem de çok mülkiyetçidir. Uzun, yapışkan diliyle gerçeğin bütün küçük ayrıntılarını yalayıp yutar, sonra da bu ayrıntıları çok derin labirentlerde biriktirir; arkasında yalnızca mırıltıların, fısıltıların duyulabileceği kapıları sessizce dinler durur. — Virginia Woolf
Yazmak, çoktan unuttuğunuzu sandığınız birçok şeyi, içinizde birikmiş acıları, yenilgileri, aldanışları, keşkeleri uygun bir dille kâğıda dökmek, başkalarıyla bölüşmektir. Edebiyat insan olmanın dramını derinden bir kavrayışla anlatabilmektir. Bir yazar yarattığı kahramanlar yoluyla kitaplarında kendi acısını, mutsuzluk ve yoksunluklarıyla değişik dönemlerini göz önüne serebilir. Bir dergideki söyleşimde “Hep kendimizi yazarız aslında” demiştim. Doğrudur bu. — İnci Aral
Onda (y.n. yazınsal dilde) önemli olan söylenmeyenin söylenenden çıkarılmasıdır. — Fethi Naci
Okurun yararına bir metin, ancak okur yok sayılarak kurulabilir. Genel anlamda okur ölü bir şeydir. Eleştirel okur ise metnin içindedir, yazarı sürekli sınamakta, denetlemektedir. Yazar metnin okurundan bağımsız düşünerek ilk güçlü adımını atar. Unutmayalım ki okur anlaşılabilirliğe kodlanmıştır. — Aydın Şimşek
Bir eleştirmen bir kitabı veya bir oyunu oluşturamaz veya onu yok edemez. Halkın kendisi son karar vericidir. Hesaba kattıkları kendi görüşleridir. Her şeyin sonunda ise son test gerçeğin kendisidir. Mesele şu ki yazarların çoğu gerçeği en değerli tutkuları olarak sayarlar ve en çok onu işlerken ekonomik davranırlar. — Mark Twain
Kelime oyunları edebiyatın en üstün biçimidir. — Alfred Hitchcock

Edep (‏أدب‏, adab çoğul. ādāb), "toplum töresine uygun davranma" veya "iyi ahlak, incelik, terbiye" olarak tanımlanır. İslam'da, hayatın her yönünü kapsayan görgü ve ahlak kurallarıdır. Edep, davranış bağlamında, öngörülen İslami görgü kurallarını ifade eder:
"incelik, görgü, ahlak, terbiye, nezaket, sevecenlik". Arapça kökenli adab terimi, çok geniş anlamlıdır ve en uygun doğru çeviri "bir şey hakkında uygun şekilde gitmek (davranma)" olabilir.

Diyojen, yolda kendisini sevmeyen biriyle karşılaşır: Adam:"Ben edepsizlere yol vermem ,der. Diyojen de "ben veririm" der ve yoldan çekilir.
"İnsan arabaya benzetildiğinde bilgisi, motoru; edebi ve ahlakı da direksiyonudur. Motor ne kadar güçlü olsa da, direksiyon olmayınca o bir işe yaramıyor. O yüzden edep ve ahlâkın bu toplumun fertlerine öğretilmesi gerekiyor" — Sebahattin Zaim
Mârifet ehlinin ilk makamı edeptir. — Hacı Bektaş-i Veli
Edep ya hu! — Türk atasözleri
Şeref, edep iledir. Soy ile değildir. — Muhammed
Beni Rabb’im edeplendirdi ve te'dibimi de (edeplenmemi de) en güzel yaptı. — Muhammed

İnsanın ilim ve edebi, en büyük varlığıdır. Eskimez, çürümez, kaybolmaz. — Mevlana
Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin. Benim tek derdim, yere düşen edebinize takılmamak. — Mevlana
İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir. — Mevlana
Güzeli güzel eden edeptir, edep güzeli sevmeye sebeptir. — Mevlana
Dünya gecesinin aydınlatacak şemâların en güzeli ve parlağı: Edeptir. — Mevlana
Sen bizim suretimize değil, ahlakımıza bak.  Mevlana Celaleddin-i Rumi
Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim Edebi olmayan kimse Allah’ın lütfundan mahrumdur. — Mevlana
Edep bir damladır, damladı mı yok olur. — Ali
Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz. — Ali
Erkeğin tesettürü göz kapaklarıdır. — Ali
En güzel edep, güzel ahlaktır. — Ali
Edepsiz olan kimsenin ayıpları çok olur. — Ali
Edeb, had tanımaktır. — Ali
Edep, aklın suretidir. — Ali
Çocuğunuzun yedi yıl oyun oynamasına müsaade ediniz ve yedi yıl ona yaşam edebini öğretiniz. — Ali
Edep bir tac imiş nur-i hüda’dan ,Giy ol tacı emin ol her belâdan  — Türk atasözleri
Eddibu’n-nefse eyyühe’l-ahbabu (nefsinizi edepli kılın ey dostlar) , Turuku’d-dini kulluha edebu' (dinin tüm yolları edeptir) - İslam Atasözü
"El-fazlu bi’l-edeb, lâ bil asli ve’n-neseb"(erdem edeptedir, soy sopta değil)  - İslam Atasözü
"Men lem yüeddibhü’l-ebevan" (Ailesinde edeplenmeyenleri) ,"Yüeddibhü’l-melevan."(zaman ve koşullar edeplendirir) - İslam Atasözü
Bi-edeb ra edeb kerden edeb est (Edepsize edeple karşılık vermek edeptendir) - Pers Atasözü
Nabi'den
Hadd-i zâtında kim olmazsa edib (edebli) ,
Feleğin sillesi eyler te’dib (edeplendirir)
İnsana aklı kazandıracak şey edeptir.
Edebi kaybeden kimse kötülükten zevk alır.  Eflatun (Telhisü Nevamis-i Eflatun'dan syf.47 Kanun ve ilkelerin ruhuna  uymayanlara ihtarından )
Kanun sahibinin en önemli vazifesi ; gayret gösterip edebi gerçekleştirmek ve yerleştirmektir.
Edep , devlet başkanları ve benzeri kişilerin tabiatına yerleşince bunu neticesi olarak iyilikler çoğalır, bunlar iyi olarak görülüp beğenilir. Böylece halkata bunların gerçek olduğuna inanır ve iyiliklerin kabulünde birleşir. İşte istenen istikamet budur. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s48

Edgar Allan Poe (19 Ocak 1809 - 7 Ekim 1849), Amerikalı şair, kısa öykü yazarı, editör ve edebiyat eleştirmeni.

Yersiz bir derinlik düşünceyi karıştırır, zayıflatır.
Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldir.
Duyguların aşırı güçlü oluşunu delilik zannediyorsunuz.
Hayret etmek bir mutluluktur; düş görmek bir mutluluktur.
Bir kitabı dışına göre değil, içine göre değerlendirmek gerekir.
Bir düşün içinde bir düş mü? Gördüğümüz ve göründüğümüz.
Tüm şiddetli heyecanlar, ruhsal bir zorunluluktan ötürü, kısadır...
En büyük çınar bir tohumda, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.
Mutluluk bilginin kendisinde değil, bilginin edinilmesi sürecindedir.
Ben zayıftım çabuk ıslanıyordum Bana sevmek yaramıyordu Ben sevilemiyordum..
Gündüz düş görenler, sadece gece düş görenlerin kaçırdığı pek çok şeyin farkındadır.
Hüzünlü insanlığımızın, bazen en mantıklı bakışla bile cehennem gibi göründüğü anlar vardır.
Bazı kitapları okurken yazarın düşüncelerine dalıp gideriz, bazılarını okurken de kendi düşüncelerimize...
Facia kapıya geldiğinde insan gözlerinin,paramparça bir ayna gibi,görüntüleri çoğaltıp acısını her yönde gördüğünü kim bilmez ki?
Sinirlerimi böyle geren ve bedenimin büzülüp geri çekilmesine yol açan şey umuttu -her türlü işkencenin üstesinden gelen umut- idam mahkumunun kulağına Engizisyon zindanlarında bile kurtuluşu fısıldayan umut.

Ve altın kum taneleri tutuyorum avucumdaNe kadar az! Ama nasıl daSüzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlereBen ağlarken, ben ağlarken!Ah Tanrım! Daha sıkıTutamaz mıyım onları?Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?Bir düşün içinde bir düş müBütün gördüğümüz ve göründüğümüz?

Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkinO acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;"Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,Başka kim gelir bu zaman?"...
Çeviri: Ülkü Tamer

Yarının Sınırında (Edge Of Tomorrow) filmi Doug Liman tarafından yönetilmiştir. Hiroshi Sakurazaka tarafından yazılmıştır. Başrolleri Tom Cruise ve Emily Blunt oynamıştır. Film dünyayı yaratık istilasından koruyan askerlerin mücadelesini anlatmaktadır.
2009 yılında 3 ARTS Productions hakları tarafından Warner Bros'a satıldı. Film çekimleri 2012 yıllanın sonlarına doğru başlamıştır ve görsel efektler 9 şirket tarafından yapılmıştır.
30.05.2014 tarihinde 28 ülkede gösterimi giren film 06.06.2014 tarihinden sonra ise 36 ülkede vizyona girmiştir. Toplam da 370 milyon dolar hasılat yapıldı. Genel olarak ortalama üstünde yorumlar yapıldı
KONUSU
Mimics adl uzaylı birliği, birçok büyük şehri yok eder ve milyonlarca yıkımın eşiğine getirir. Teknoloji olarak insanlar, Mimicslerin teknolojilerine ve  Tüm ordular bu uzayl sürüsüne karş güçlerini birleştirmek durumundadr, ve özel güçlerine yetiştiremez bu güç birliği dışında ikinci bir şanslar yoktur Bill Cage savaşlardan hiçbirine katlmamış bu tür savaşalara tecrübesiz bir askerdir ve çıktığı yeni görevi onun için bir şekilde kendini öldürme manasına gelmektedir. Bnb. Cage dakikalar içerisinde öldürülür... Fakat beklenen olur... Yeniden hayata döner bu ölüm ilk ölümü olur ama son ölümü olmaz. Mucizevi şekilde öldüğü günün başında doğar ve her geri dönüşünde hatalarından ders çıkarmış daha tecrübeli daha zeki biri olarak doğar. Kendisine verilen bu görev yüzünden dünyanın geleceği onun elindedir.
OYUNCULAR
Tom Cruise, Binbaşı William "Bill" Cage
Emily Blunt, Çavuş Rita Rose Vrataski
Bill Paxton, Uzman Çavuş Farell
Brendan Gleeson, General Brigham
Kick Gurry, Griff
Dragomir Mrsic, Kuntz
Charlotte Riley, Nance
Tony Way, Kimmel
Jonas Armstrong, Skinner
Franz Drameh, Ford
Masayoshi Haneda, Takeda
Noah Taylor, Dr. Carter
YAPIM
Doug Liman – yönetmen
Christopher McQuarrie – ortak senarist
Jez Butterworth – ortak senarist
John-Henry Butterworth – ortak senarist
Erwin Stoff – yapımcı
Tom Lassally – yapımcı
Jeffrey Silver – yapımcı
Gregory Jacobs – yapımcı
Jason Hoffs – yapımcı
Dion Beebe – görüntü yönetmeni
Oliver Scholl – yapım tasarımcısı
Kate Hawley – kostüm tasarımcısı
James Herbert – kurgucu
Laura Jennings – kurgucu
Christophe Beck – besteci
Nick Davis – görsel efekt şefi

Edip Cansever (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986), Türk şair.

Gülemiyorsun ya, gülmekBir halk gülüyorsa gülmektir 
İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine
Ben suyun bir dakika durduğu. Durunca boğulduğu bir yerdeyim.”
Her şey rengine göre kanar bilirsin.
Seni unutarak baktığımda bile, dünyanın her yerlerinden geçiyorsun.
Yalnızım, yalnızsın. Bize kim gülümseyecek?
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka.
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Duymuyorsun sen kendini. Başıboş bir müzik gibisin kırlarda.
Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek..
Çok uzaklara bakmaktır, diyoruz, durmadan saate bakmak.
Elbette bir ustalıktır bizim sevgimiz. Mutlu bir yolcu gibi yol kenarlarındakilere el eden.
Tek ihtiyacım neydi biliyor musun? Bir papatya yaprağı daha.
Mutluluk bir kibrit çöpü, artık ne kadar yanarsa.
Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor 'kansızlık' der, ben 'sensizlik' derim .
Bana kalbimdesin deme! Bilirsin, kalabalık yerleri sevmem.
Bazen diyorum ki onu kafama takmamalıyım. Sonra da diyorum ki; önce kalbimden atmalıyım .
Kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum yeniden doğmak için çıkardığım yangından...
Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına; sırılsıklam yalnızım aslında.
Sormayın artık her gün 'nasılsın' diye..! Nasılsa adet olmuş iyiyim demek. Kötüyüm ben hem de çok..! Kime ne ?
Acılar da acılaşıyor gittikçe sanki, bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.
Sevgiler gönderirdi nedense utanırdı da bundan Gönderir gönderir geri alırdı bir gücenikliği sonra.
Doğanın bana verdiği bu ödülden çıldırıp yitmemek için iki insan gibi kaldım. Birbiriyle konuşan iki insan.
Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde. Küçücük bir yürekle kocaman sevmek ne haddimize !
Arkana Bile Bakmadan Gitmek İstersin. Öyle Herşeyi Bırakmana Falan Da Gerek Yok. Anıları Bırakabilsen Yeter..!
Sanki hiçbir şey uyaramaz içimizdeki sessizliği, ne söz, ne kelime, ne hiçbir sey.
Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından. Benim dudaklarıma da geçti...
Çünkü sen, Sen benim sevmemin başlangıcısın olsa olsa.
Biliyorsun, bizim her türlü yalnızlığımız Yeni bir dil olacak yarın.
Hiçbir dilde söylenmemiş, hiçbir dilde yazılmamış, sözler ve şarkılar içindeyim.
Anlıyorum Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi Yalnızca bunun için uzun Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da...
Bazen arkana bile bakmadan gitmek istersin. Öyle her şeyi bırakmana falan da gerek yok. Anıları bırakabilsen yeter .
Öyle bir çık ki karşıma Her baktığımda ilk defa görüyormuşum gibi, az kalsın ölüyormuşum gibi hissedeyim seni .
İnsanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.
(Cin)
Nedensiz bir çocuk ağlaması bile Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
Değilsek de yakın, birbirimize uzak da sayılmayız büsbütün...
İnsanın insandan başka dayanağı yok. Yalnızlık bile, başka insanların varlığı bilindikçe bir anlama kavuşuyor.
...Oysa Allah sevdiğine kavuştursun diyen hiçbir dilenciyi boş geçmemiştim ben.
Neden aklıma geliyor istasyon büfesindeki durusun.Hava soğudu -kasımın son günleri- kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum.
Sarılıp gövdesine sımsıkı, bir kadın kendini doğurabilir isterse.
Bir mektup, bir telgraf alındısı değil unutulmuş bir sevdadır kapısını çalan.
Gökyüzü gibi şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde; oysaki seninle güzel olmak var...

Vejetaryenlik, vücut sağlığı ve canlılığı üzerinde olduğu kadar zihin ve zihin faaliyetleri üzerinde de güçlü bir etkiye sahiptir. Diğer canlılara zarar vermeyi sonlandırmadıkça bizler, canavar ruhlularız.
Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir.
Ben benden öncekinin bıraktığı yerden başladım.
Ben iyi bir süngerim başkalarının kullanmadığı fikirleri kullanırım.
Bir şey sizin istediğinizi yapmıyor diye kullanışsız demek değildir.
Biz hiçbir şeyin milyonda birini bile bilmiyoruz.
Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişimleri doğru atılmış yeni bir adımdır.
Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.
Düşünmek denilen hakiki çalışmadan kaçmak için insanoğlunun bulamayacağı hiçbir bahane yoktur.
Eğer yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık kelimenin tam anlamıyla kendimize hayret ederdik.
Hayatın en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur.
Her şey için zaman vardır.
Hiç yanılmadım, 10000 işe yaramayan yol buldum.
Hiçbir şeyin yüzde birinin milyonda birini bile bilmiyoruz.
Konsantrasyon, bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir.
Orası çok güzel görünüyor.Son sözleri
Sıkı bir çalışmanın yerini hiçbir şey alamaz. Dehanın %1 ilham ve %99 terdir.
Harper's Monthly, Eylül 1932
Tekrar yaşayacak mıyız?
Tüm inciller insan yapımıdır.
Yorgunluk hoşnutsuzluk getirir. Hoşnutsuzluk gelişim için gereklidir.
İnsanların düşünme zahmetinden kurtulmak için yapamayacakları hiçbir şey yoktur.
Yapabileceğimiz şeyleri yapmaya başlarsak, kendimizi hayretler içinde bırakacak sonuçlar alırız.

Edith Wharton (24 Ocak 1862 – 11 Ağustos 1937) ABD’li roman ve kısa öykü yazarı, moda tasarımcısı.

Her seferinde yeniden başıma geliyorsun.   
Yaşlılık diye bir şey yoktur, sadece hüzün vardır.    
Herhangi bir şey yapan herkes çok fazla şey yapar.   
Sessizlik, konuşma kadar çeşitli şekillerde gölgelenebilir.   
Anlamlarını yitirmiş gelenekler, yok edilmesi en zor geleneklerdir.   
Mutlu olmaya uğraşmaktan bir vazgeçsek çok iyi vakit geçireceğiz.  
Işığı yaymanın iki yolu vardır; Ya ışık olursun ya da onu yansıtan ayna.
"Vesalius in Zante (1564)", North American Review (Kasım 1902), s. 631
Hayattaki sıkıntıların yarısı, hiç yokmuş gibi davranmaktan kaynaklanır.    
Yanlış düşünebilir, yanlış anlayabilir ve ya yanlış yapabilirsin; ama yanlış hissedemzsin.  
Asıl yalnızlık, sadece taklit etmesini isteyen tüm bu nazik insanlar arasında yaşamaktır! 
Ah, iyi sohbet - böyle bir şey yok, değil mi? Fikirlerin havası, solunmaya değer tek havadır.   
Toplum, kendisine hiçbir açıklama yapılmadan dayatılan her türlü duruma çok geçmeden alışır.    
Hayatı kolaylaştıran bir insanla ilgilenmeli miyim bilmiyorum; Bunu ilginç kılan birini istemeliyim.   
Dünyayı küçümsemek yeterince kolaydı, ancak başka yaşanabilir bir bölge bulmak kesinlikle zordu. 
Mutsuz olmanın birçok yolu vardır ama rahat olmanın tek bir yolu vardır, o da mutluluğun peşinden koşmayı bırakmaktır.   
Değişimden korkmayan, entelektüel merakta doyumsuz, büyük şeylerle ilgilenen ve küçük şekillerde mutlu olan kişi hayatta kalabilir.   
Alışkanlık gereklidir; Hayatta kalmak için durmadan savaşılması gereken, alışkanlıklara sahip olma, bir yolu tekdüze haline getirme alışkanlığıdır.   

Edith Wharton Society

Edmund Burke (12 Ocak 1729 - 9 Temmuz 1797), İrlandalı-İngiliz devlet adamı, yazar, hatip, filozof.

Bizler Rousseau'nun dönmeleri ya da Voltaire'in müritleri değiliz; aramızdan Helvetius'un da bir ilerleme kaydettiği söylenemez. Ateistler bizlere öğüt veremez, deliler de bize kural koyamazlar.
Bir kandırma ve yanılgının etkisi altında olmasalar insanlar asla özgürlüklerinden vazgeçmezler.
Buckinghamshire il konseyinde yaptığı konuşma (1784)
Hoşgörü ya hepimiz için iyidir, ya da hiçbirimiz için iyi değildir.

Karşımızdaki gerçek büyük tehlike, işimize o anda öyle geldiği için özgürlüklerin azar azar yok edilmesidir.

Batıl inanç, zayıf akılların sahip olduğu dindir.
Tüm vakalar bir araya gelse bile Fransız Devrimi'nin yerini tutamaz; Fransız Devrimi dünyada şimdiye kadar gerçekleşmiş en şaşırtıcı hadisedir.

Tutkuları alıcılarını zorluyor.  
Kötü yasalar en kötü tiranlıktır.  
İnsan aklının yürüyüşü yavaştır.   
Savaş, yüreklilik değil korkaklıktır.
İyi düzen, tüm iyi şeylerin temelidir.  
Eski dini hizipler yanmış volkanlardır.  
Boş inançlar, cılız akıllıların dinleridir.
Kötü yasalar, zulmün en berbat şeklidir.
Savaş, bulduğu ülkeyi bir daha bırakmaz.
Sabrımız gücümüzden daha çok şey başarır.
Zulmün özü aptal yasaların uygulanmasıdır.
Hatalar miras değildir, savunmaya değmez.
Batıl inanç, zayıf akılların sahip olduğu dindir.
İyiyi ve kötüyü şaşırtan şey, iyiliğin düşmanıdır.  
Geçmişe dayanarak geleceği planlayamazsınız.   
Tarihi bilmeyenler, onu tekrarlamaya mahkumdur.  
Adalet sivil toplumu ayakta tutan temel politikadır.
Düşünmeden okumak, hazmetmeden yemeğe benzer.
Hiçbir tutku, korkunun olduğu kadar güçleri de çalmaz.   
Sabrın erdem olmaktan çıkmasının ötesinde bir sınır var.  
Kötülerin kazanması için iyilerin seyirci kalması yeterlidir.
Zayıf bir hükümet kadar baskıcı ve adaletsiz olanı yoktur.
İnsan aklında keşfettiğimiz ilk ve en basit duygu meraktır.   
Asla umutsuzluğa düşme, ama düşersen de çalışmanı sürdür.
Güç ne kadar büyükse kötüye kullanma o kadar tehlikeli olur.  
Hoşgörü ya hepimiz için iyidir, ya da hiçbirimiz için iyi değildir.
Yıkılan tüm erkekler, doğal yeteneklerinin bir tarafında mahvoldu.   
Örnekler insanlığın okuludur ve onlardan başka hiçbir şeyden öğrenilemez.
Kötüler birleştiği zaman, iyiler bir araya gelmelidir; yoksa, teker teker giderler.
Bir şeyden korktuğun zaman, elinden geldiğince öğren. Bilgi korkunu yok eder.  
İnsanlar ancak alışkanlıklarına gem vurabildikleri oranda hürriyete hak kazanırlar.
Cehennemdeki en sıcak yangınlar, ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlara aittir.  
Kimse az şey yapabildiği için hiçbir şey yapmayan kişiden daha büyük bir hata yapamaz.
Kötülerin başarılı olması için gerekli olan tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.
Hırsların sonuna erişmek, gökkuşağının ucuna erişmeye benzer; biz ulaşırken onlar kaçıp gider.
Bir kandırma ve yanılgının etkisi altında olmasalar insanlar asla özgürlüklerinden vazgeçmezler.
Ben tek başıma zaten neyi değiştirebilirim ki, diyerek hiçbir şey yapmamak kadar büyük bir yanlış yoktur.
Karşımızdaki gerçek büyük tehlike, işimize o anda öyle geldiği için özgürlüklerin azar azar yok edilmesidir.
Tavırlar kanunlardan önemlidir. Tavırlar; daima, sürekli, içinde yaşadığımız hava gibi, fark edilmeksizin; kızdırır ve sakinleştirir, yozlaştırır ve saflaştırır, barbarlaştırır ve inceltir.

Edmund Gustav Albrecht Husserl (8 Nisan 1859 – 27 Nisan 1938), fenomenoloji okulunu kuran Yahudi kökenli Alman filozoftur.

Önyargılar körleştirir.
Yargılarımız bu dünyaya ilişkindir.
Anlatamam derdimi dertsiz insana.
Deneyim kendi başına bilim değildir.
Olguculuk, felsefenin kafasını uçurur.
Yaşam dünyasının en alt tabakası ‘saf doğa'dır.
Bilinç gelişmeden o bilince uygun niyet gelişemez.
Nesnel bir ruh öğretisi hiç olmadı ve asla da olmayacak.
Doğalcı öğretir, vaaz verir, ahlâk dersi verir, reform yapar.
Bilinç kendi başına bir şey değildir, bilinç bir şeyin bilincidir.
Dünyanın akışını hesaplamak, onu anlamak demek değildir.
Bilimden kaynaklanan sıkıntıyı, ancak bilim tam olarak aşabilir.
Filozof için ortak tinin keşfi, tıpkı doğanın keşfi kadar önemlidir.
Felsefe yapmalıydım. Aksi takdirde bu dünyada yaşayamazdım.
Düşünce: Her türlü buyruğu daha en başından yok eden buyruk!
Gören bilgi, anlama yetisini akla dönüştürme peşinde olan akıldır.
Görmek isteyen körün, bilimsel tanıtlamalarla görmesi sağlanamaz.
Derinlik bilgeliğin işidir, kavramsal açıklık ve duruluk kesin teorinin işi.
Yalnızca gerçeğe dayalı bilimler, yalnızca gerçeğe önem veren insanlar yapar.
Başlangıç ??olarak şu önermeyi koyuyoruz: saf fenomenoloji, saf bilinç bilimidir.
Birinci tekil kişiye tütünün. Kendi bilincinizin bilgisi, emin olabileceğiniz tek şeydir.
Kant, felsefenin değil, yalnızca felsefe yapmanın öğrenilebileceğini söylemeyi severmiş.
İdeye göre çabalayan her insan, kelimenin en temel anlamıyla zorunlu olarak "filozof"dur.
Şimdi biraz daha derinlere götürüldük. derinlerde karanlıklar, karanlıklarda da sorunlar olur.
Hiçbir yaşantının zorunlu olarak sürekli olması gerekmez, ama Saf Ben ilke olarak zorunlu olandır.
Örneğin, doğal nesneler, onlar hakkında herhangi bir teori oluşturmadan önce deneyimlenmelidir.
Her bilinç, kendine özgü bir niyet geliştirir. Ve bu niyet, o bilincin neyi algılayıp, nasıl anlamlandıracağını etkiler.
Dünya görüşleri çatışabilirler, yalnızca bilim, sorunu karara bağlayabilir ve onun kararı sonsuzluğun damgasını taşır.
Bilim, gerçek bilim nereye kadar uzanıyorsa, ancak oraya kadar ve her yerde aynı anlamda öğretilebilir ve öğrenilebilir.
Bilgi yalnız insanın bilgisidir, insan zihninin formlarına bağlıdır; şeylerin kendi doğasına, şeylerin kendisine ise ulaşamaz.
Belirsizliğin, bir o yana bir bu yana gidip gelen kuşkunun işkencesini yeterince tattım. Bir iç dinginliğine ulaşmak zorundayım.
Bu en geniş nesne kavramı içinde ve özellikle bireysel nesne kavramı içinde, nesneler ve fenomenler birbirleriyle zıtlık içindedir.
Birkaç on yıllık yeniden yapılanma içinde, teorik mükemmelliğin antik arketipleri olan matematiksel doğa bilimleri bile alışkanlığı tamamen değiştirdi!
Şey, benim onu algılayan gözlerimin önünde durmaktadır; onu görüyorum ve kavrıyorum. Ama algı, yalnızca benim yaşantımdır, algılayan öznenin yaşantısıdır.
Bilinç, denizin içinde taşıdığı maddeleri bıraktığı boş bir kumsal gibi, istenilen her şeyin kendisine bırakıldığı bir yer, istenilen şeyin doldurulabileceği bir kap değildir.
Doğal tavır alma­nın genel savı; benim de içinde yaşadığım dünyanın, benim dışımda, benim ona ilişkin söylediklerimden bağımsız bir ger­çeklik olarak varolduğudur.

Edward Paul Abbey (29 Ocak 1927 - 14 Mart 1989) Çevre sorunlarını savunması , kamu arazisi politikalarını eleştirmesi ve anarşist siyasi görüşleri ile tanınan Amerikalı bir yazar ve deneme yazarıydı.

Boş bir adam kendisiyle doludur.
Yetişkinlerin liderlere ihtiyacı yok.
Özgürlük kulakların arasında başlar.  
Eylemsiz duyarlılık, kişinin yıkımıdır.   
Günde bir içki, psikiyatristi uzak tutar.   
Anarşizm ciddiye alınan demokrasidir.   
Üzerinde durduğum şeyi savunuyorum.  
Karanlığı ışıkla doldurarak inceleyemezsiniz.   
Her yerde güzellik, yürek burkan güzellik var.  
El değmemiş doğa. Kelimenin kendisi müziktir.  
Kolayca anlayamadığımız her şeye Tanrı diyoruz.
İyi hükümet dahil her türlü yönetim biçimine karşıyım.
Rahat bir hayalden ziyade acımasız bir gerçek daha iyidir.   
Sadece büyüme için büyüme, kanser hücresinin ideolojisidir.!
Herkesin aynı düşündüğü yerde çok az yenilik tehlikesi vardır.   
Doğaüstü şeylere inanç hayal gücündeki eksikliğin yansımasıdır.  
Güç her zaman tehlikelidir. Güç, en kötüyü çeker ve en iyiyi yozlaştırır.   
En şaşırtıcı manzaraya giden yollar çarpık, virajlı, ıssız ve tehlikeli olabilir.   
Dini öğretiler varlıklarını sürdürebilmek için inanç birliğine ihtiyaç duyarlar.
Vahşi doğa fikrinin savunmaya ihtiyacı yok, sadece savunuculara ihtiyacı var.
Bir vatansever her zaman ülkesini hükümetine karşı korumaya hazır olmalıdır.   
Yollarınız eğri, dolambaçlı, yalnız, tehlikeli, en muhteşem manzaraya yol açsın.    
Aynı görüşü paylaşmayan tek bir kişi, milyonlarca kişinin inancına gölge düşürür.
Çarpık, kavisli, ıssız ve tehlikeli patikalarınız, en muhteşem manzaraya yol açabilir.    
Her medeniyetin var olan medeniyeti koruması için yabanıl alanlara ihtiyacı vardır.   
Bana sorarsanız, aynı anda her yerde olmak sonsuza kadar hiçbir yerde olmamaktır.  
İnsanlar gelir ve gider, şehirler yükselir ve düşer, bütün uygarlıklar belirir ve kaybolur.    
Maskeli Süvari ile Tanrı arasındaki fark nedir? Maskeli Süvari diye bir şey gerçekten vardır.    
Korku ve nefret, işkence odaları, demir kazıklar, tehditler, çalışma kampları bu yüzden vardır.
Yalnızlığın derinliklerinde, vahşi doğanın ve özgürlüğün ötesinde bir yerde, delilik tuzağı kurun.  
Ölüm korkusu, yaşam korkusundan kaynaklanır. Tamamen yaşayan bir adam her an ölmeye hazırdır.  
Bir yazarın görevi, kime kırılırsa gelsin, gerçeği, her zaman doğruyu yazmak ve konuşmak ve kaydetmek.
Kolayca anlayamadığımız ne varsa ona tanrı deriz; bu da beyin dokularımızın aşınmasını ve bozulmasını önler.      
Cesur bir azınlık her zaman kendi başlarına yola çıkmaya istekli olacaktır ve yollarına hiçbir engel konulmamalıdır.   
Bilim diye, mantık diye, akıl diye bir şey var; deneyimle doğrulanan düşünce var. Bir de Kaliforniya diye bir şey var.   
Kalabalık bir toplum, kısıtlayıcı bir toplumdur; aşırı kalabalık bir toplum otoriter, baskıcı ve cani bir toplum haline gelir.  
Büyümek için büyümek, kanserli bir hücrenin ideolojisidir. Sadece büyüme için büyüme, kanser hücresinin ideolojisidir !  
Sonunda ormanların, dağların ve çöl kanyonlarının kiliselerimizden daha kutsal olduğunu öğreniyoruz. Öyleyse ona göre davranalım.  
İnsanlar boz ayıların topraklarına tecavüz etmekte ısrar ederse, boz ayıların zaman zaman birkaç izinsiz giriş yapacağı gerçeğini kabul etmeliyiz.    
Silahlar yasaklandığında, sadece Hükümet silahlara sahip olacak. Hükümet - ve birkaç kanun kaçağı. Böyle bir şey olursa, beni haydutlar arasında sayabilirsiniz.
Ve sadece insan değil, tüm biçimlerden bahsediyorum. Boz ayısı, kurt, çıngıraklı yılan, kondor, çakal, timsah, her neyse, her türün burada olmaya en az bizim kadar hakkı var.  
İnanç? Ben neye inanıyorum? Ben güneşe inanıyorum. Taşa. Güneş dogmasına ve taş öğretisine. Kana, ateşe, kadına, nehirlere, kartallara, fırtınalara, davullara, flütlere, banjolara ve süpürge kuyruklu atlara inanıyorum.
Bilim diye, mantık diye, akıl diye bir şey var; deneyimle doğrulanan düşünce var. Bir de Kaliforniya diye bir şey var.

Edward George Earl Bulwer-Lytton (25 Mayıs 1803 – 18 Ocak 1873) İngiliz roman ve oyun yazarı, politikacı.

İnsan olan ölümsüzdür!  
Hırsın dinlenmesi yoktur.  
Yasalar ölür, kitaplar ölmez.
Kalem kılıçtan daha güçlüdür.
Richelieu; Or the Conspiracy, (1839) 
Taze bir zihin vücudu taze tutar. 
Kader olasılıklarda gülümser.
Eugene Aram (1832), Kitap i, Bölüm x. 
Büyüklerin laneti can sıkıntısıdır.    
İyi bir kitap, gerçek bir hazinedir.      
Hiçbir şey tembellik gibi yaşlanmaz.  
Hiçbir şey coşku kadar bulaşıcı değildir.
Vicdan azabı kayıp haysiyetin yankısıdır.
Sanat ve bilimin ortak noktası, tekniktir.   
Dürüst İnsanlar doğanın beyefendileridir.  
Yaşamak için okuyun, okumak için yaşamayın.
Bilimde en yeni, edebiyatta en eski kitapları oku.
Dilin büyüsü, bütün efsunların en tehlikelisi olmasıdır.
Eugene Aram (1832), Kitap i, Bölüm vii.
Bir kişinin en kolay kandırabileceği kişi kendisidir.
Disowned (1828), Bölüm xlii.
Mutlu olmak için kendini unutmayı öğrenmelisin.  
Saf gerçek, dünyadaki en görkemli şeylerden biridir.
Yoksulluk görecelidir ve bu nedenle aşağılık değildir.   
Kitaplar yaşadıkça geçmiş diye bir şey olmayacaktır.    
İyi bir yürek dünyadaki bütün kafalardan daha iyidir.
Disowned (1828), Bölüm xxxiii.
Yetenek yapabileceğini yapar, deha ise yapması gerekeni.  
Temelinde iyi bir tabiat olmayan hiçbir şey iyi yetiştirilemez.
Okumanın bana ilk faydası bilgisizliğimi açıkça göstermesi oldu.  
Düşünceleri hata olsa da, ciddi insanlar asla boş yere düşünmezler.
Dahi bir insan ancak dehasını her zaman beslediği oranda tükenmez.   
Pür dikkat gözlemleyen, ısrarla çözüme ilerleyen kişi, farkında olmadan dahiliğe ulaşır.
Para kazanan erkekler nadiren aylak aylak dolaşırlar; para biriktiren adamlar nadiren havalı olurlar.
Henüz ulaşamayacağımız şeyleri özlüyoruz, hala beşikteyiz. Özlemlerimizden yorulunca arzu yine uykuya dalar; ölüm döşeğindeyiz.

Ben sana güveniyorum. Ben ona güvenmiyorum.
Ve aslan kuzuya aşık olur.
Ne hastalıklı, mazoşist bir aslan.
Yağmurdan ve soğuktan bu kadar nefret ediyorsan neden kıtadaki en yağışlı yere taşındın?
Sadece seni anlamaya çalışıyorum ama seni çözebilmek çok zor.
Sadece teşekkür edip boş versen olmaz mı?
Bunun peşini bırakmayacaksın değil mi? O zaman hayal kırıklığının tadını çıkar.
Kaba davrandığım için üzgünüm ama bence en iyisi bu.
Arkadaş olmasak daha iyi dedim arkadaş olmak istemiyorum demedim.
Eğer aklın varsa benden uzak durursun.
Peki ya kahraman değil de kötü adamsam ne olacak?
Başka bir konu açıp dikkatimi dağıt ki geri dönmeyeyim.
Ben sana karşı çok korumacıyım diyelim.
Bu odadaki herkesin düşüncelerini okuyabiliyorum, seninkiler dışında.
Burada düşünce okuyabildiğimden bahsediyorum, sense bende bir sorun mu var diyorsun.
Artık kendimde senden uzak durmaya yetecek gücü bulamıyorum.
Korkuyor musun? O zaman en temel soruyu sor: neyle besleniriz?
Güzel mi? Bu bir katilin teni Bella.
Bir yalana inanıyorsun, bir maskeye. Ben dünyanın en tehlikeli yırtıcısıyım, bendeki her şey seni bana çekiyor; sesim, yüzüm hatta kokum bile. Sanki bunlara ihtiyacım varmış gibi. Sanki benden kaçabilirmişsin gibi, benimle mücadele edebilirmişsin gibi.
Ben öldürmek için yaratıldım.
Hiç kimsenin kanını seninki kadar çok istememiştim.
Ailem ve ben diğerlerinden farklıyız, sadece hayvanları avlarız, susuzluğumuzu kontrol etmeyi öğrendik.
Sana gelince senin kokun benim için uyuşturucu gibi, sanki bana özel bir eroin gibisin.
Düşüncelerini okuyamıyorum, ne düşündüğünü bana söylemek zorundasın.
Seni ne kadardır beklediğimi bilmiyorsun.
Nasılsa cehenneme gideceğim için tüm kuralları yıkıyorum.
İnsan kanının tadına baktığımızda kendimizden geçeriz, durmak neredeyse imkansızdır.
Ben canavar olmak istemiyorum.
Biz kendimizi vejetaryen olarak tanımlıyoruz, hayvan kanını hayatta kalabilmek için içiyoruz. Bizi şekerleme yapan insanlar gibi düşün; güçlü kalmanı sağlıyor ancak asla tam olarak tatmin olmuyorsun.
Hiçbir şey senin kanını içmenin yerini tutamaz.
Alice’in gördükleri değişkendir, gelecek her an değişebilir.
Vampirlerle dolu bir eve gideceğin için değil de senden hoşlanmayacaklarından korkuyorsun.
Bir yerde yaşamaya ne kadar genç başlarsak, o kadar uzun süre kalabiliyoruz.
Ben uyumam.
Sıkı tutunsan iyi olur küçük maymun.
Seni uyurken izlemeyi seviyorum, beni büyülüyorsun.
Beyzbol geleneksel bir Amerikan oyunu ve fırtına çıkacak, oynayabildiğimiz tek zaman bu. Birazdan anlarsın.
James bir takipçi, avlanmayı saplantı haline getirmiş. Düşüncelerini okudum, tepkim onu heyecanlandırdı. Bunu onun için heyecanlı bir oyun haline getirdim. Başarana kadar durmayacak.
İzin ver de bir an önce seni buradan uzaklaştırayım.
Bella artık sen benim hayatımsın.
Tekrar güvende olman için her şeyi yapacağım.
İki dakika yalnız bırakıyorum, kurtlar başına üşüşüyor.
Balo gençler için önemli bir gelenek, kaçırmanı istemedim.
Hayal ettiğin şey bu mu yani, bir canavar olmak mı?
Bella evlen benimle!

Edward Gibbon (27 Nisan 1737 - 16 Ocak 1794) İngiliz tarihçi ve milletvekili.

Okumayı hiçbir hazineye değişmem.
İlerleyemeyen gerilemeye mahkumdur.
Fanatizm, insanlığın duygularını yok eder.
Okuma zevkini, Hindistan'ın hazinelerine değişmem.
Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.
Hiçbir zaman tek başıma olduğumdan daha az yalnız olmadım.
Konuşmak, öğrenmeye yol açar; ama dehanın okulu yalnızlıktır.
Acınası, neredeyse her zaman küçük olayların ayrıntılarından oluşur.
Fikirlerine saygı duymadığım insanlarla tartışmak gibi bir hata yapmam.
Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.
Erken ve yenilmez okuma sevgimi Hindistan'ın tüm zenginliklerine değişmem.
Bir askerin cesareti, insan doğasının en ucuz ve en yaygın özelliği olarak bulunur.
Tarihi, insanlığın suçlarının, çılgınlıklarının ve talihsizliklerinin kayıtlarından biraz daha fazlasıdır.
Artık kendimizle konuşmadığımız zaman sona erer. Gerçek düşüncenin sonu ve nihai yalnızlığın başlangıcıdır.
Antik Yunan kültürü hakkında: Onlar özgürlüklerden ziyade güvenlik peşindeydiler. Rahat bir hayat istediler ve sonunda hem güvenliklerini, hem konforlarını, hem de özgürlüklerini kaybettiler.

Egbert Roscoe Murrow (d. 25 Nisan 1908 – ö. 27 Nisan 1965) Amerikalı gazeteci, haber spikeri ve radyocu.

Şöhret ahlaki açıdan tarafsızdır.
İnandırıcı olmak için doğru olmalıyız.
Kötü uygulamalardan iyi haber veremeyiz.
Zorluk, tarihin asla kabul etmediği bahanedir.
Bir koyun ülkesi bir kurt hükümetini hak eder.
Korku tarafından mantıksız bir çağa sürüklenmeyeceğiz.
Kafası karışmamış hiç kimse durumu gerçekten anlamıyor.
Yurt içinde terk ederek özgürlüğü yurtdışında savunamayız.
Onun suç ortağı olmadıkça, hiç kimse bütün bir ulusu terörize edemez.
Koyunlardan oluşan bir halkın babası, kurtlardan oluşan bir hükümettir.
Oğluma öğretmeyi umduğum tek şey doğruyu söylemek ve kimseden korkmamak.
Gerçeklerin çoğu o kadar çıplak ki, insanlar onlar için üzülüyor ve en azından birazcık onları örtbas ediyor.
İkna edici olmak için inanılır olmalıyız inanılır olmak için güvenilir olmalıyız güvenilir olmak için dürüst olmalıyız.
Herkes kendi deneyimlerinin bir tutsağıdır. Hiç kimse önyargıları ortadan kaldıramaz; sadece onların farkına varın.
İletişimin hızı olağanüstüdür. Ayrıca hızın, gerçek olmadığını bildiğimiz bilgi dağılımını çoğaltabileceği de doğrudur.
Dindar basmakalıp inançlar veya dogma veya dar önyargı açısından düşünenler dışında, insanlar inançlarını kolayca veya alenen konuşmazlar.

>>  azquotes.com/author/10605-Edward_R_Murrow

Edward Teller (İbranice: אדוארד טלר; Macarca: Teller Ede; 15 Ocak 1908 - 9 Eylül 2003), bilim ve teknoloji dünyasında "hidrojen bombasının babası" olarak bilinen Macar–Amerikalı teorik fizikçi.

Çocukluğun gözleri büyüteçtir.
Matematiksiz fizik anlamsızdır.
Suçlu bulunmadıkça masumdur.
Bugünün bilimi yarının teknolojisidir.
Elbette kendi hatalarımızı görmüyoruz.
Fizik, umarım basittir. Fizikçiler öyle değil.
Gerçek, herkesin kolaylıkla inandığı basit bir ifadedir.
Gizlilik bir kez kabul edildiğinde bir bağımlılık haline gelir.
Cehaletin bilgiye tercih edilmesi gereken bir durum yoktur.
Bir hipotez ise kimsenin inanmak istemediği yeni bir öneridir.
Yeterince büyük bir aptalı yenecek kadar kusursuz bir sistem yok.
Herhangi bir şeye yaklaşmanın tek yolunun şüphe olduğuna eminim.
Bir diktatörlüğün en iyi silahı gizliliktir; demokrasinin en iyi silahı açıklıktır.
Hayat yavaş yavaş iyileşir ve hızla kötüye gider ve yalnızca felaket açıkça görülebilir.
Bilimin temel amacı basitliktir ve daha çok şeyi anladıkça her şey daha basit hale geliyor.
Kötülük herkesin malıdır. Umutsuzluk ve fanatizm, kötülüğün yalnızca farklı tezahürleridir.
Kayda değer hiçbir çaba basit değildir; eğer doğruysa, geçmişe bakıldığında basit olacaktır.
Bilimde gizlilik işe yaramaz. Bilgilerin saklanması bize rakiplerimizden daha fazla zarar verir.
Çelişkilerle yaşamayı öğrenmeliyiz, çünkü bunlar daha derin ve daha etkili bir anlayışa yol açar.
Eğitim kurumlarımızda uygulamalı bilim neredeyse "kimsenin olmadığı bir ülke" olarak tanımlanabilir.
İnsan ırkının neslinin tükenmesi, üstel işlevi DUYGUSAL OLARAK kavrayamamasından kaynaklanacaktır.
Bilim, doğada mantık ve basitlik bulmaya çalışır. Matematik, insan düşüncesinde düzen ve basitlik kurmaya çalışır.
Bilimin temel amacı basitliktir ve daha çok şeyi anladıkça her şey daha basit hale geliyor. Bu, elbette, herkesin kabul ettiğine aykırıdır.
Mükemmelliğe inanıyorum. Her insan bilinçinin temel ihtiyacıdır. Hepimiz mükemmel olabiliriz, çünkü neyse ki hırslarımız ve yeteneklerimiz açısından son derece çeşitliyiz.
Bilim insanı doğa yasalarından sorumlu değildir. Bu yasaların nasıl işlediğini bulmak onun işi. Bu yasaların insan iradesine nasıl hizmet edebileceğini bulmak bilim insanlarının işidir.
Bir çocuğun bilim insanı olması için parlak ve hızlı bir zekası olması gerekmez. Ne mucizevi bir belleğe gereksinimi vardır, ne de okulda yüksek notlar almaya. Önemli olan tek şey çocuğun bilime karşı büyük bir ilgisinin olmasıdır.

>> azquotes.com/author/14509-Edward_Teller

Edwin Powell Hubble (20 Kasım 1889–28 Eylül 1953), Amerikalı astronom.

Gözlem daima teoriyi içerir.
Evren olması gerektiği gibi gelişiyor.
Astronomi tarihi gerileyen ufukların tarihidir.
Geçmiş zaman sonlu, gelecek zaman sonsuzdur.
Bilim, tamamen ilerici olan tek insan faaliyetidir.
Bilgelik doğrudan iletilemez ve çağlar boyunca kolayca birikmez.
Büyük spiraller ... görünüşe göre yıldız sistemimizin dışında yatıyor.
Beş duyusu ile donatılmış insan, etrafındaki evreni araştırır ve Macera Bilimini çağırır.
Bilim, gerçekten ilerici olan insan aktivitesidir. Pozitif bilgi gövdesi nesilden nesile aktarılır.
Tüm doğa çok büyük bir sembolizmdir: Her maddi gerçek onun içinde manevi bir gerçeğe sahiptir.
Her şey benden çok daha büyük ve anlayamıyorum, bu yüzden sadece kendime güveniyorum; ve unut gitsin.
Astronomi yasasını kuşattım ve ikinci ya da üçüncü sınıf olsam bile önemli olan astronomi olduğunu biliyordum.
Orada gölgeleri ölçüyoruz ve neredeyse daha önemli yerler için hayalet ölçüm hataları arasında arama yapıyoruz.
Neden dünyaya doğduğumuzu bilmiyoruz, ama en azından fiziksel yönleriyle nasıl bir dünya olduğunu bulmaya çalışabiliriz.
Büyük spiraller, muazzam radyal hızları ve duyarsız uygun hareketleri ile görünüşe göre Güneş sistemimizin dışında yatıyor.
Sonunda teleskoplarımızın sınırlarına ulaşıyoruz. Orada, gölgeleri ölçüyor ve çok daha önemli olan yerler için hayalet ölçüm hataları arasında arama yapıyoruz.
Astronomi, bakanlık gibi bir şeydir. Hiç kimse arama yapmadan ona girmemelidir. Bu kesin çağrıyı aldım ve ikinci ya da üçüncü oran olsa bile önemli olan astronomi olduğunu biliyorum.
Beş duyumuzla donatılmış - teleskoplar ve mikroskoplar ve kütle spektrometreleri ve sismograflar ve manyetometreler ve tüm elektromanyetik spektruma duyarlı parçacık hızlandırıcıları ve dedektörleri ile birlikte - etrafımızdaki evreni keşfedip macera bilimi diyoruz.
Artan mesafe ile bilgimiz kaybolur ve hızla kaybolur. Sonunda, loş sınıra ulaşıyoruz - teleskoplarımızın en üst sınırları. Orada, gölgeleri ölçüyoruz ve neredeyse daha önemli olan yer işaretleri için hayalet ölçüm hataları arasında arama yapıyoruz. Arama devam edecek. Ampirik kaynaklar tükenene kadar, rüya gibi spekülasyon alanlarına geçmemiz gerekmiyor.

Efkan Âlâ (d. 1965, Oltu, Erzurum), Türk bürokrat. 62. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti İçişleri Bakanı'dır.

Anayasaya yemin ediyoruz, uyuyoruz. Bu anayasanın kötü bir anayasa olduğunu söylememize engel bir durum yok, olsa da tanımıyoruz. Bu anayasa darbe anayasasıdır, kötü bir anayasadır, doğru dürüst bir anayasa değildir. Anayasada diyor ki, "Milletindir egemenlik, millet bu egemenliğini devletin anayasal kurumları eliyle kullanır". Katılıyor musunuz buna Allah aşkına? Millet egemenliğini milletvekilleri eli ile kullanır, referandum yoluyla kullanır. Hiçbir anayasal kurum millet egemenliği kullanma yetkisine sahip değildir, tanımıyorum. Bu anayasa behemahal ve derhal değişmelidir. Milletin iradesini gasp etmiş, satır aralarına gizlemiştir, söküp çıkartıp millete teslim etmek bizim görevimizdir.
(3 Mart 2015, meclis genel kurulunda)

Adet ve kanunlar iyilik ile kabul edilmelidir. İyilik ve fayda bundadır. Baskı ve kölelik yolu ile kabul ettirilmesi ile doğacak zarar sayılamaz.
Akılsız ruh, çirkin ve ölçüsüzdür.
Ağlatırsam, alacağım para yüzümü güldürür; güldürürsem, para alacak zaman geldi mi ben ağlarım.
Aşkın dokunuşu ile herkes şaire dönüşür.
Aynı sanat bize aynı şeylerin bilgisini vermeli, başka bir sanat, ayrı bir sanat olduğuna göre aynı şeylerin değil, başka şeylerin bilgisini vermelidir.

Başarılması gereken iş ne kadar büyük olursa olsun, bu durumda her zaman ve herkesçe kabul olunan kural şudur: Pek büyük konulara geçmeden önce, ilkin küçük ve daha kolay örnekler üzerinde denemelerde bulunmalı.
Başlamak işin en önemli kısmıdır.
Beden ruhun mezarıdır.
Beden terbiyesi ruhu eğitmek içindir. Bedenlerin doğrulup düzelmesi ruhun doğrulup düzelmesini sağlar.
Platon, Devlet, s. 43
Ben bilginim diyen kimse, elimden gelir dediği şeyde artık bilgi edinmek istemeyecektir.
Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.
Bilginin elde edilmesi, bizi iyiye ulaştıracaktır.
Bilinen bir şey hakkında araştırma yapmak gereksiz, bilinmeyen bir şey hakkında araştırma yapmak imkansızdır.
Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.
Bilmediği halde bilirim sanmak, düşüncelerimizin bütün yanılmalarının ardında yatan sebep budur.
Bir hüküm, bütün insanların aynı şekilde sarılması gereken şey değildir. Mesela ihtiyarın raksı gibi.
Platon, Devlet, s. 40
Bir insanın akıllı olmasına bir şey dediğimiz yok. Yeter ki aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.
Bir karenin kenarlarıyla köşegenlerinin rasyonel orantılı olmadığı gerçeğinden habersiz olan, insan sıfatına layık değildir.
Bir zorba, ne zaman düşman ülkeyi işgalle veya anlaşmayla sustursa ve artık düşmandan korkacak bir şey kalmasa, tekrar bir başka savaşı başlatmalıdır ki insanlar bir lidere ihtiyaç duysun.
Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.
Bütün bazen birdir bazen çoktur anlaşmazlık altında da kendi kendinin düşmanıdır.
Bütün sanatlar, kazanma ve meydana getirmeden başka bir şey degildir.

Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.
Cumhuriyet yalnızca filozof bir kralla ve çoğunluğun ihtiyaçlarını karşılayacak bilgelikle yönetilebilir.

Çekip giderken kendi kendime şunu söylüyordum: Ben bu adamdan daha bilgeyim. İkimiz de güzel ya da iyi bir şey bilmiyor olabiliriz; ama o bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa hiçbir şey bilmiyor, bense, biliyorsam, bildiğimi de sanmıyorum. Bana öyle geliyor ki, bilmediklerimden ve bildiğimi de düşünmediğim şeylerden dolayı ondan biraz daha bilgeyim.

Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.
Demokrasi despotluğa dönüşür.
Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.
Devlet işleri, devlet içinde idare edenlerle idare edilenlerin yönetime katılmasıyla gerçekleşir.
Platon, Devlet, s. 48
Devlet işleri içten gelen bir sevgi, edep ve kamil akıl ile yürütülmezse onun sonu çöküş ve yok oluştur.
Platon, Devlet, s. 50
Doğru düşünce bilgidir.
Dost hem iyi görünen hem de iyi olan insandır.
Dülgerin sanatıyla bildiğimizi, hekimin sanatıyla bilemeyiz.
Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır.
Bir insan tanrıların varlığına hiç inanmasa da, eğer aynı zamanda dürüst bir mizacı varsa, böyle kişiler insanlardaki kötülükten nefret eder; yanlışlıklara karşı olan nefretleri, onları yanlış işler yapmaktan uzaklaştırır; haksızlıktan kaçınırlar ve namuslu yaşarlar.

Edebini kaybeden kimse kötülükten zevk alır.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 47
Edep, devlet başkanları ve benzeri kişilerin tabiatına yerleşince bunu neticesi olarak iyilikler çoğalır, bunlar iyi olarak görülüp beğenilir. Böylece halk da bunların gerçek olduğuna inanır ve iyiliklerin kabulünde birleşir. İşte istenen istikamet budur.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 48
Edep sahibi yalnızca iyiliklerden zevk alır.
Eşcinsellik, barbarlar tarafından ve aynen büyük fikirleri kölelerinin öğrenmesi açıkça liderin işine gelmediği için felsefeyi sevmedikleri gibi, eşcinselliğin yaratma eğiliminde olduğu güçlü dostlukların ve ateşli aşkların da liderin işine gelmediği despot hükümetlerin yönetimi altında yaşayan insanlar tarafından ayıp karşılanır.

Felsefe, doğruyu bulma yolunda, düşünsel bir çalışmadır.

Görünen değişiyor, görünmeyen değişmiyor.
Gözlemle, dinle, sus, az yargıla, çok sor!
Güzel adetler kullanıldığı ölçüde pekişir, sağlamlaşır. Şayet ihmal edilirse silinip gider. Gençler ve çocuklar bunu bilemez. Öyleyse bu onlara kabul ettirlip yaptırılır.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 39

Hak ve doğrulukla galip olan şahıs faziletli şahıs, hak ve doğrulukla galip olan şehir de faziletli şehirdir.
Hakikatte şehir bir yer veya insanlar topluluğundan ibaret değildir. Şehir olmanın gerekleri vardır. Bunlar halkının kanun kabul eder olması gerekir. İlahi bir idarecisinin bulunması, halkının da övülüp beğenilecek bir takım huyları ve adetlerini görülmesi, coğrafyasının halkın ihtiyaçlarını sağlayacağı zaruri şeylerin  temininine imkan verecek elverişli tabiatı olmalıdır.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 52
Herhangi bir varlığa yokluk yükletilemez.
Her şeyde iyi kötü olabilir. Musıkide iyi olan; karakteri sağlamlaştıran, insanı cömertliğe ve cesarete, iyi ve faydalı ahlaka sevk eden musıki iyidir.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 38
Her şeyin en mühim noktası, başlangıçtır.
Her zaman düşünceli olun. Çünkü karşılaştığınız herkes, inanın, en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Her insan kendi içinde savaş veriyor ve bir çözüm bekliyor.

İdareciler edepli olmadıkları zaman hem kendi işleri hem de idareleri altında bulunanların işleri bozulur.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 48
İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.
İnsana aklı kazandıracak olan şey yalnız ve yalnız edeptir.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 47
İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür.
İnsanoğlu, bilgeliği sevenler siyasi gücü ellerine alana kadar veya siyasi gücü ellerinde tutanlar bilgeliği sevene kadar problemlerin bittiğini görmeyecek.
Sokrates haksız yere öldürüldükten sonra sarf ettiği söz.
İşlerin doğru düzgün yürümesi için şehrin halkına edepli bir başkan lazımdır.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 48
İyi bir karar bilgiye dayanır, rakamlara değil.
İyi görüp beğenen yani düzgün insan kanuna sarılır.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 46

Kabilecilik ailecilik kanunsuzdur, fayda sağlamaz.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 46
Kanun sahibinin en önemli vazifesi; gayret gösterip edebi gerçekleştirmek ve yerleştirmektir.
Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.
Kendini bilmek ruhunu bilmektir.
Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar.
Kendini yönetirsen dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin.
Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.
Kötülüğün, ruhta iki şekle büründüğünü söylemek gerek; biri vücutta hastalığın, öteki çirkinliğin karşılığıdır.
Kötülüğün yolu yakındır kolay ulaşılır ona. İyiliğin önüne ise alınteri ve vicdanı koymuştur Tanrı.
Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.

Makamını kaybedersen üzülme! Güneş de her sabah doğar ve akşam batar.
Merak bir filozofun en düşkün olduğu şeydir. Çünkü felsefenin bundan başka bir başlangıcı yoktur.
Müzik, sesin ruhun meziyetlerini eğitmek için hareket etmesidir.
Müziğin insanı götüreceği yer güzellik sevgisidir.
Müziğini değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır.
Mutluluk bilgi ile kazanılır.

Nefsin hastalığı kendisinde ilahi siyaset adabının bulunmamasıdır.
Telhisü Nevamis-i Eflatun, s. 48
Nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.

Oğullarım büyüdüğünde, dostlarım onları cezalandırmanızı istiyorum sizden; eğer servetini veya herhangi bir şeyi erdemden daha çok önemserlerse veya aslında hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi davranırlarsa, hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır.

Öğretmenlik her şeyden evvel bir Tanrı sanatıdır.

Ruh, bilgisizliği çürütmeye alışıncaya kadar, bu çürütme ile kendinden utanarak, öğretime yolları kapayan kanaatlerden sıyrılıp tertemiz bir hale gelinceye kadar, ancak bildiğini bildiğine ve bilmediğini bilmediğine inanıncaya kadar, kendine verilen ilimden hiçbir fayda görmez.

Terbiyenin gâyesi, insanlarda bulunan kabiliyetleri geliştirmektir.

Uyarı yolu ile eğitim hem çok emek ister, hem de az işe yarar.

Şair, hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken bir şey yaratamaz.
Şairler, Tanrı'nın tercümanıdırlar.
Şehir halkı huy ve tabiat itibariyle iyi olmadıkları zamanlarda istibdat idaresine ihtiyaç duyabilir. İdareci karakter itibariyle müstebitse istibdat o zaman kötülenebilir. Köleler ve kötüler için istibdat en üstün iyiliktir.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun
Şehir halkı ne kadar iyi olursa, idarecileri de o kadar çok ilahi vasıfta olur.
Telhis-u Nevamis-ul Eflatun, s. 52.

Varlıktaki anlaşmazlık sürekli bir ahenktir.

Yalancı değil gerçek filozoflar, şehir şehir dolaşarak, bu geçici dünya insanlarının yaşayışını yükseklerden seyrettikleri zaman, bilgisiz halkın gözünde başka kalıplara girerler. Bazılarınca bir değerleri yoktur. Bazılarına göre de bir dünyaya bedeldirler. Onlara bazen sofist, bazen de devlet adamı derler; kimi zamanlarda da birçoklarına bütün bütüne 

Egemen Bağış (d. 23 Nisan 1970; Bingöl), Türk siyasetçi. Türkiye'nin ilk Avrupa Birliği bakanı ve AB başmüzakerecisidir.

Bunlar Sarko'ya kapak olsun.
(Fransa Eski Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Ermeni soykırımı ile ilgili yasa tasarısını geri çekmediği için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Fransa için duyurduğu yaptırımlara ithafen attığı tweet)
Donanmalarımız bunun için var.
Ben soykırım yoktur diyorum; hadi beni tutuklasınlar da görelim.
Anadolu'da şimdiye kadar İstanbul'u görmemiş çok sayıda yaşlı teyzelerimiz var. Gezi Olayları sırasında yaşlı insanlara iyilik yaptığını söyleyen Mustafa Koç'u bir sevap daha işlemeye davet ediyorum.
(Gezi Olayları sırasında 70 yaşındaki teyzelere yardım ettiklerini söyleyen Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'a)
Ben Avrupa Birliği'nin Türkiye'den sorumlu bakanı değil, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden sorumlu bakanıyım.
Aynen IMF’den borç alırken IMF’ye borç veren Türkiye’ye dönüşmemiz gibi, sadece tarihî ve kültürel miraslarıyla UNESCO tarafından koruma altına alınan zenginlikleri olan Türkiye’den, karar mekanizmasında söz sahibi olan Türkiye’ye gelmek için çok çalıştık. Daha çok çalışacağız 2023’te, 2071’de daha güçlü daha müreffeh olmak için bir olacağız, iri ve diri olacağız ve hep birlikte çok çalışacağız...
12 Kasım 2017 tarihinde Türkiye gazetesinde yayınlanan "Türkiye’nin UNESCO zaferi" başlıklı yazısından

Ejderhaların Dansı (İngilizce özgün adı: A Dance With Dragons), Amerikalı yazar George R. R. Martin tarafından yazılmaya devam eden ve yedi kitaptan oluşacak olan fantastik serinin (Buz ve Ateşin Şarkısı) beşinci kitabıdır. Birleşik Krallık'ta ve Amerika Birleşik Devletleri'nde 12 Temmuz 2011'de yayımlanmıştır.

Bu dünyada sadece kış kesindir. Eddard Stark
Kanunlar demirden yapılmalı, lapadan değil. Stannis Baratheon
Düşlerden başka bir şeyimiz yok. Jojen Reed
Işığın karanlıktan neler çağıracağını bilemezsiniz. Soğukel
Sırlar, gümüşten veya safirden daha değerlidir. Varys
Amacın ortaya çıkarsa Dorne kanar. Doran Martell
Ben Lannister Hanedanı'na ölüm ve yıkım götürmek istiyorum. Jon Snow
Bir duvar, onu savunan adam kadar güçlüdür ancak. Jon Snow
Eğer hayatı seçiyorsanız, bana gelin. Melisandre
Gece karanlık ve şalgam dolu. Pyp
Birçok iyi adam, kötü krallar olmuşlardır. Bazı kötü adamlar, iyi krallar olmuşlardır. Üstat Aemon
Genç Kurt öldü ama o cesur çocuk, Lord Eddard'ın tek oğlu değildi. Wyman Manderly
Lannisterların onuru yok. Jorah Mormont
Gecenin güçleri, kalbi tanrının kutsal ateşiyle yıkanmışlara dokunamaz. Melisandre
Eğer öleceksem, elimde bir balta ve dudağımda bir küfürle öleceğim. Asha Greyjoy
Bir baş kumandan, dostlarını ve düşmanlarını aynı şekilde korkutmalı. Sör Myles Toyne
Benim ellerimde kanlı. Kalbim de öyle. Daario ve ben çok farklı değiliz. İkimiz de canavarız. Daenerys Targaryen
Bütün krallar kasaptır. Daario Naharis
En iyi iftiralar, gerçeklerle tatlandırılır. Qavo
Daenerys ve ejderhalar olmadan kazanmayı nasıl umabiliriz? Aegon Targaryen
Hüzünler. Hüzünlerde kayboldum. Tyrion Lannister
Beş Kralın Savaşı sona erdi. Tommen bizim kralımız, bizim tek kralımız. Rhaegar Frey
Bizler, bataklıklarımızda ve adalarımızda yeşile daha yakın yaşarız ve hatırlarız. Toprak ve su. Çamur ve ateş. Meşeler, karaağaçlar ve söğütler. Onlar hepimizden önce buradaydı ve biz gittiğimizde yine burada kalacaklar. Jojen Reed
Bran, Robb'un onunla birlikte olmasını dilerdi. Ona uçabildiğimi söylerdim ama bana inanmazdı, göstermek zorunda kalırdım. Bahse girerim ki o da uçmayı öğrenebilirdi. O, Arya, Sansa hatta bebek Rickon ve Jon Kar bile öğrenebilirdi. Hepimiz kuzgun olurduk ve Üstat Luwin'in kuşluğunda yaşardık. Bran Stark
Sadece bin kişiden biri derideğiştiren olarak doğar ve bin derideğiştirenden sadece biri yeşilgören olabilir. Lord Brynden Üç Gözlü Karga
Nazarın tanrı korusuyla sınırlı kalmayacak. Şarkıcılar, yürek ağaçlarını uyandırmak için onlara gözler kazıdılar. O gözler, yeni bir yeşilgörenin kullanmayı öğrendiği ilk gözlerdir... ama zaman içinde ağaçların ötesini de görebileceksin. Lord Brynden Üç Gözlü Karga
Bir adam bir kadına ya da bir bıçağa sahip olabilir ama hiçbir adam ikisine birden sahip olamaz. Ygritte
Zehir, öldürmenin kirli ve çirkin bir yoludur. Sör Balon Swann
Mızrakları çağırmak bir prens için kolay bir şeydir ama sonuçta bedeli çocuklar öder. Bilge bir prens, iyi bir sebebi yoksa savaş başlatmaz. Doran Martell
Amansız Obara. Kardeşim Nymeria. Tatlı Tyene. Hepinizi seviyorum. Arianne Martell
Ağabeyim olsa ne yapardı hepimiz biliyoruz. Robert tek başına, dörtnala Kışyarı'nın kapılarına koşardı, kapıları savaş baltasıyla parçalardı ve sol eliyle Roose Bolton'ı, sağ eliyle de Piç'i öldürmek için kalenin içine girerdi. Stannis Baratheon
Yaz mevsiminin bin yıl sürdüğü bir yerde sonsuza kadar yaşamak istiyorum. Dünyaya yukarıdan bakmak için bulutların üstünde bir kale istiyorum. Tekrar yirmi altı yaşında olmak istiyorum. Yirmi altı yaşındayken bütün gün dövüşüp bütün gece düzüşebiliyordum. İnsanların ne istediği önemli değildir. Kış neredeyse tepemizde evlat. Ve kış ölümdür. Adamlarımın Ned'in küçük kızı için dövüşürken ölmesini; gözyaşları yanaklarında donarken, karın içinde yalnız ve aç bir halde ölmesine tercih ederim. Bu şekilde ölen adamlar için şarkılar yazılmaz. Bana gelince, ben yaşlıyım. Bu benim son kışım olacak. Bırak da ölmeden önce Bolton kanıyla yıkanayım. Baltam bir Bolton'ın kafatasına gömüldüğünde kanın yüzüme sıçradığını hissetmek istiyorum. O kanı dudaklarımda yalamak ve ağzımda o kanın tadı varken ölmek istiyorum. Kova Wull
Bir adam, eğer onu kullanmak niyetinde değilse kılıcını asla çekmemeli. Eddard Stark
Keşke burada da bir ejderha olsaydı. Bir ejderha bizi biraz ısıtabilirdi. Jon Snow
Şimdi Torr ve Edd ölü. Harry, ondan son haber aldığımızda Bakire Havuzu'nda tutsaktı. O da ölmüş olabilir. Eddard Stark'ın son oğlundan başka gidecek bir yer bulamadım. Sen benim tek umudumsun Lord Kar. Babanın hatrına sana yalvarıyorum. Beni koru. Alys Karstark
Lord Beric Dondarrion, Myr'li Thoros, Sandor Clegane, Brynden Tully ve Taşyürek denen şu kadın... bütün bu insanlar haydut ve asidir. Jaime Lannister
Bizi ışıtan güneş için sana şükrediyoruz. Gecenin karanlığında bize göz kulak olan yıldızlar için sana şükrediyoruz. Vahşi karanlığı uzakta, tutan ocaklarımız ve meşalelerimiz için sana şükrediyoruz. Parlak ruhlarımız, sıcak karınlarımız ve kalplerimiz için sana şükrediyoruz. Melisandre
Eğer her kadının bir kurdu olsaydı, erkekler çok daha tatlı olurdu. Val
Lord Stannis, kırmızı bir şeytana tapınmak için Yedi'nin gerçeğine yüz çevirdi. Yedi Krallık'ta onun sahte inancına yer yok. Yüce Rahip
Çok fazla yükseldim, çok fazla sevdim, çok fazla cesaret ettim. Bir yıldızı yakalamaya çalıştım ve düştüm. Jon Connington
Ah çok şey öğrendim lordum. Lannisterlar kolayca düşman ediniyorlar ama dostlarını ellerinde tutmak konusunda güçlük yaşıyorlar. Tyrelller'le kurdukları ittifak bozulmak üzere. Kraliçe Cersei ile Kraliçe Margaery, bir tavuk kemiği için kavga eden kancıklar misali Tommen için kavga ediyor ve her ikisi de ihanet ve ahlaksızlıkla suçlanıyor. Üstat Haldon
Meereen'i yönetmek için Meereenliler'i kazanmalıyım, onlardan ne kadar nefret ediyor olursam olayım. Daenerys Targaryen
Kuzeydeki insanlar bile Lord Tywin'in gazabından korkar. Boltonlar da kötü düşmanlardır. Sancaklarına derisi yüzülmüş bir adam koymları tesadüf değildir. Kuzeyliler Robb'la birlikte at sürdüler, onunla birlikte kanadılar, onun uğruna öldüler. Keder ve ölüm içtiler. Ve şimdi siz, onlara bir kadeh daha uzatıyorsunuz. Onları tereddüt ettikleri için suçlayabilir misiniz? Beni bağışlayın majesteleri ama bazıları size bakacak ve sadece, ölüme mahkum bir başka taht talibi görecek. Jon Snow
Kışyarı'nda, Tommen ahşap bir kılıçla kardeşim Bran'a karşı dövüşmüştü. Dolgulu tuniği o kadar kalındı ki, çocuk doldurulmuş ördek gibi görünüyordu. Bran onu yere devirmişti. Gel gör ki Bran öldü ve pempe suratlı tıknaz Tommen, altın renkli buklelerinin üstüne yuvalanmış bir taçla Demir Taht'ta oturuyor. Jon Snow
Ötekiler hava soğuduğunda geliyor, hikayelerin çoğu bu hususta hem fikir. Yahut, Ötekiler geldiğinde hava soğuyor. Bazen kar fırtınaları sırasında ortaya çıkıyorlar ve gökyüzü açıldığında eriyerek yok oluyorlar. Işıktan ve güneşten saklanıyorlar ve geceleri görünüyorlar, yahut onlar göründüğünde gece çöküyor. Bazı hikayeler, onların hayvan cesetleri sürdüğünü söylüyor. Ayılar, ulu kurtlar, mamutlar, atlar; hayvan ölü olduğu sürece ne sürdüklerinin önemi yok. Minik Paul'ü öldüren Öteki, ölü bir at sürüyordu, yani hikayelerin bu kısmının gerçek olduğu ortada. Bazı kayıtlar devasa buz örümceklerden de bahsediyor. Onların ne olduğunu bilmiyorum. Ötekiler'e karşı dövüşülen bir mücadelede ölenler yakılmalı; aksi takdirde ölüler, Ötekiler'in köleleri olarak yeniden canlanıyor. Samwell Tarly
Üç gözlü bir karganın üç gözü olmalı. Bunun sadece bir gözü var, o da kırmızı. Bran, meşale ışığında bir kan gölü gibi ışıldayan gözün onu izlediğini hissedebiliyordu. Lordun diğer gözünün olması gereken yerde ince ve beyaz bir kök büyümüştü. Lordun göz çukurundan çıkan kök, adamın yanağına inmiş ve boğazına girmişti. "Sen üç gözlü karga mısın?" Bran Stark
Bir şarkının kanatlarında sana uçuyorum Daenerys. Victarion Greyjoy
Bir insanın eti öldüğünde, ruhu hayvanın içinde yaşamaya devam eder fakat anıları her gün biraz daha silikleşir. İnsan daha az varg ve daha çok kurt olur, sonunda insana dair her şey kaybolur ve geriye yalnızca hayvan kalır. Haggon
Tyrion Lannister, o gece rüyasında, Batıdiyar'ın tepelerini kan kırmızıya bir mücadele gördü. Mücadelenin tam ortasındaydı, kendi boyu kadar büyük bir baltayla ölümün üstesinden geliyordu, yukarıdaki gökyüzünde ejderhalar dönüp dururken Cesur Barristan ve Acıçelik'le omuz omuza dövüşüyordu. Rüyada Tyrion'ın iki başı vardı, ikisi de burunsuzdu. Düşmanı Lord Tywin komuta ediyordu, bu yüzden Tyrion onu bir kez daha katletti. Sonra ağabeyi Jaime'yi öldürdü; adamın yüzünü kırmızı bir harabe haline gelene dek doğradı, savurduğu her darbede kahkalar attı. İkinci başının ağladığını ancak mücadele bittikten sonra fark etti. Tyrion Lannister
Huzurunuza bir günahkar geliyor. O, Lannister Hanedanı'ndan Cersei, dul kraliçe, Majesteleri Kral Tommen'ın anası, Majesteleri Kral Robert'ın dulu. Izdırap verici yalanlar söyledi ve zina yaptı. Rahibe Unella
Günah işledim ve günahlarımın bedelini ödemeliyim. Cersei Lannister
Wylla. Onun ne kadar cesur olduğunu gördünüz mü? Onu dilini kesmekle tehdit ettiğimde(numaradan) bile, bana, Beyaz Liman'ın Kışyarı Starkları'na olan borcunu hatırlattı, ki bu asla ödenemeyecek bir borçtur. Wyman Manderly
Eski tanrılardan bahsediyorum, güneyli yeni tanrılardan değil. Sizin Yedi'niz kışı tanımaz, kış da onları. Sör Bartimus
Gurur duymadığım bazı şeyler yaptım, babamın adına ve hanedanıma utanç getiren şeyler... ama kendi atanı öldürmek? Bir insan bunu nasıl yapabilir? Jorah Mormont
Sizden daha hızlı ve daha güçlü bir adam her zaman vardır. O, muharebe meydanında karşılaşmadan önce talim avlusunda karşılaşmak isteyeceğiniz adamdır. Sör Rodrik Cassel
Herkes göründüğü gibi değildir ve prensler bilhassa tedbirli olmalıdır... ama şüphecilikte fazla ileri gitmek, sonunda insanı huysuz ve korkar yapar. Kral Aerys böyle biriydi. Sonlara doğru Rhaegar bile bunu açıkça görmüştü. Tyrion Lannister
Geçen gece, Griff rüyasında yine Taşlı Sept'i görmüştü. Yalnızdı, elinde bir kılıç vardı, evden eve koş

Ekmeksiz hürriyet, hürriyetsiz ekmek düşünülemez. Sefiller
Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki, sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki, aradığın ancak sensin sen. Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
Ekmek yerine güneş olsa sofrasında, güneş yüzü görmezdi kimse kıyamete dek cihanda. Sadi
Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek. Türk atasözleri
Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler! Marie Antoinette
Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek.Gökten inmiş olan diri ekmek ben'im. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.Bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir.Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda.Yaşayan Baba beni gönderdiği ve ben Baba'nın aracılığıyla yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığımla yaşayacak.İşte gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın yedikleri man gibi değildir. Atalarınız öldüler. Oysa bu ekmeği yiyen sonsuza dek yaşar. İsa Mesih
Kimbilir, belki de Hz. Âdem"den bu yana insanoğlunu besleyen ekmektir, yani buğdaydır. Cenab-ı Hakk"ın bizlere bir lütfu. Bu sebeple insanımız ekmeği kutsal bilir. Yerde bir ekmek parçası görse üç kez öpüp başına koyduktan sonra el-ayak değmeyecek bir yere bırakır. Kurt-kuş yesin diye. Mustafa Kutlu
Bu dünyada öylesi aç yaşayan insanlar var ki, Tanrı onlara ancak bir somun ekmek suretinde görünebilir. Mahatma Gandhi
Çalışmak ekmek, tembellik kıtlık getirir. Alman atasözleri
Büyük ekmek, büyük bezeden olur. Türk atasözleri/B
Dinini ekmek kazanmak için satan kimsenin dininden nasibi, yediği şeydir. Ali
Paraya ekmek diyen ilk kişiye maaşı un olarak ödensin. Charles Bukowski

Ekmek Teknesi, 16 Kasım 2002 tarihinde atv'de yayımlanmaya başlayan ve bir ailenin başından geçenleri konu alan komedi ve dram türündeki Türk televizyon dizisidir. 2004 yılında Show TV'ye geçti. Son sezonu burada yayımlandı ve 13 Haziran 2005 tarihinde yayımlanan 106. bölümü ile ekranlara veda etti. Toplam 3 sezondan oluşmaktadır.

Ekmek aslanın midesinde, bir de ekmek teknesinde. (jenerik)
Akabinde ve detayında. (Herodot Cevdet)
Bu erkeklerin hepsi balta girmemiş hayvan. (Jale)
Aman sabahlar olmasın. (Herodot Cevdet)
Arzular şelale. (Celal)
Selamün aleyküm, kahve milletinin insanları. (Herodot Cevdet)
Toplanın yamacıma. (Herodot Cevdet)
Baba büyüksün. (Kahve milletinin insanları)
Oy oy oy oy. (Kirli)
İrtibatı koparmayalım. (Celal)
Lan Jale. (Korkut)
Bu x bizi bozmasın Cengiz. (Kirli)
Dohatlı.
İyi de aga (Kıl)
Lan Cengiz (Kirli)
Söz sükutsa, gümüş altındır. (Cengiz)
Bu bizim içimizde yarayan bir kana. (Cengiz)
Yüzüne bakmaya doyamayacağın cillop gibi bir manita. (Herodot Cevdet)
Anşante monşante krem şante mercidabık. (Cengiz)
Allah canımı alsa da kurtulsam. (Mehbare)
Yine sermayeyi kediye yükledin Cengiz. (Kirli)
Nasııl yapacağızz bunu pican / konuşma lan bıdı bıdı. (Korkut)
Küçük aptaaal. (Sonnur)
Acele etmemek lazım. (Ölü)
Ok raydan çıktı. (Cengiz)
Misal Genç Osman. (Cengiz)
Emir telakki ederim. (Celal)
Maksus mu yapıyosun lan Jale. (Korkut)
Cengiz, dengim değilsin. (Kirli)
Leblebi karakterliler. (Celal)
Ölürüüüümmmmm. (Celal)
Şerrefsizzz. (Kirli-Cengiz)

Ekmek Kavgası, Orhan Kemal'in ilk hikâye kitabıdır. 1949 yılında yayımlanmıştır.
Kitap, “Ekmek Kavgası” adlı hikâye ile birlikte toplam 24 hikâye içerir. Hikâyelerin tamamı fabrikada çalışan emekçilerin, kenar mahalledeki insanlarını, cezaevlerindeki mahpusların yaşamından kesitler yansıtır. Her bir hikâyede bir birey temel çıkış noktası olarak seçilmiştir, hikâye isimleri de genellikle o birey eksenlidir (“Revir Meydancısı Yusuf”, “Mahalle Bekçisi Ali”, “Bir Öksüz Kız Etrafında” gibi).

Ekmek Kavgası
Revir Meydancısı Yusuf
Mahalle Bekçisi Ali
Köpek Yavrusu
Ekmek, Sabun ve Aşk
Bir Öksüz Kız Etrafında
Bir Ölüye Dair
Bir İnsan
Teber Çelik’in Karısı
Afaracı Hacı Ali
Bir Kadın
Bir Yılbaşı Macerası
Uyku
Dönüş
Kitap Satmaya Dair
Propagandacı
Yemişçi
Çocuk Ali
Büyücü
Cünha
Kirli Pardesü
İneğin Biri
Ah Osman
Piyango Bileti

"Beş parasız ama hiç bir şeye imrenmeden, hiç bir şeye benim olsa diye bakmadan, iç geçirmeden gidip gelişlere de elvedaydı artık.” (s. 6)
"Bazen bir kemik parçası yüzünden insanlarla köpekler arasında da kavgalar oluyordu." (s. 10)
"Öyle bir sevgilim olsun istiyorum ki, ne demek istediğimi bakışlarımdan anlasın. Sözle değil, gözlerimizin bakışıyla anlaşalım." (s. 31)
"... Beyefendi! Her yerde insanlar... Koşuyorlar, gidiyorlar, geliyorlar, tutuyorlar, koparıyorlar... Yığın yığın, vıcık vıcık, sürü sürü insanlar... Üzerinize atlıyor, lokmanızı ağzınızdan kapıyorlar beyefendi. Beyefendi, insanlar kurt gibi, kurtlar gibi saldırıyorlar beyefendi!" (s. 48)
"Hayatımda pişmiş bir insanın olgunluğu vardı." (s. 115)

İnsanın olduğu yerde ekonomi, ekonominin olduğu yerde de insan vardır. İnsan özne, ekonomi nesnedir; bu yüzden belirleyici olan ekonomi değil, kültürdür. — Ersin Nazif Gürdoğan
Ekonominin tabii kanunları vardır. Bu kanunların dışına çıkarak nehri tersine akıtmayalım. — Turgut Özal
Efendim, teoremlerle çalışıyorum. Oğlunuzu veya kızınızı, fazla zeki bulup da aptallaştırmak istiyorsanız, iktisatçı yapın, diyorum. Bu bir teoremdir, az ahmak yapmak istiyorsanız, normal bir fakülteye gönderin, hızla aptallaştırmak istiyorsanız, ODTÜ’ye veya Boğaziçi’ne gönderin. Ama kesin sonuç almak istiyorsanız, lse, London School of Economics, gönderin. Sonuç mutlaktır, bizim Asaf Savaş Akat, lse’ye gitmeden önce böyle değildi. Şimdi televole iktisatçısı oldu. Kemal Derviş de oradandır. Hiçbir pırıltısı var mı, sonuç kesindir. — Yalçın Küçük
Hükümetin ekonomi görüşü 1-2 kelimeyle özetlenebilir: hareketlenirse vergilendir, hareket devam ediyorsa düzenle, hareket durmuşsa destekle. Ronald Reagan (1986)
Ekonomi hakkında konuşma yapmanın bacağından aşağı işemekle aynı olduğunu hiç düşündünüz mü? Size sımsıcak gelir ama başka kimsede aynı etkiyi bırakmaz. Lyndon B. Johnson
Ekonomi, gelecekteki gelişmeleri karşılamak için bugünden yaptığımız hazırlıklardır. Calvin Coolidge
Zamanımız tamamen bir iktisat çağından başka bir şey değildir. Mustafa Kemal Atatürk
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir. Atatürk
Hiçbir medeni devlet yoktur ki ordu ve donanmasından önce iktisadiyatını düşünmüş olmasın. Atatürk

Ekrem Buğra Ekinci, hukuk tarihi alanında çalışan Türk akademisyen ve TV programı yorumcusu.

Müslüman bir kızın Ehl-i Kitap bir erkekle evlenmesi câiz olmadığı gibi, buna karar vermesi bile bir irtidad (dinden çıkma) sebebidir.
Recm, Hazret-i Peygamberin tatbikatıyla sabittir. Kur’an-ı Kerim’de de buna işaret vardır. Başından zifafla neticelenmiş evlilik geçen Müslüman, hür, kör ve sağır-dilsiz olmayan bir erkek veya kadın, zina ederken dört erkek, hür, Müslüman ve adil kimse görse ve mahkemede şahitlik etse, bu kadın ve erkek recm edilir. Musa aleyhisselamın şeriatında da bulunan bu cezayı Hazret-i Peygamber tatbik etmiştir. Bu husus, bütün hadis kitaplarında geçer. İnkârı mümkün değildir.
Alkol satana bina kiralamak caizdir. Dârül harbde gayrımüslime şarap satmak câizdir. Müslümana ise şarap satmak haram, şarap dışındaki içkileri satmak mekruhtur.
Yabancı kadınların çıplak tenine dokunmak, öpüşmek, sarmaşmak, baş başa yalnız kalmak, cilveleşmek zinâ mukaddimeleridir.
Dini korumak ana-baba hakkından önce gelir. Yavuz Sultan Selim, Şiî tehlikesinin Anadolu halkını tehdit ettiğini ve babasının yumuşak siyasetinin menfi neticeler doğurduğunu yakından gördü. Bu bakımdan İslâm tarihindeki hizmeti çok büyüktür.
Ezan sesi gelmeyen yerde yaşamamalıdır. Zira orada Müslüman cemaati yok demektir. Müslüman cemaatin bulunmadığı yerde yaşayan Müslümanın işi çok zordur. Evlenecek kız bulamaz, nikâh şahidi bulamaz, ölse cenaze işlerini yapacak kimse bulamaz.
Müslüman erkeğin, Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hıristiyan) bir kadınla evlenmesi mekruh olmakla beraber sahihtir. Müslüman bir kızın veya kadının, Ehl-i Kitab bile olsa, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi câiz değildir. Hatta bu husus âyet-i kerime ile sâbit olduğundan, bu kız/kadın evlenmeye niyet edip karar verdiği anda mürted olur, İslâmiyet'ten çıkar. Sonra pişman olup tövbe ederse, imanını tazeleyebilir, ama o erkekle evli kalamaz. Bu erkek nikâhtan evvel Müslüman olursa, mesele yoktur. Evlendikten sonra Müslüman olursa, kadının yine tövbe edip imanını tazelemesi gerekir. Bu kadın dârülharbde yaşıyor ve bu hükmü bilmiyorsa, imanı gitmez. Ama nikâhı aslâ sahih olmaz.

Ekrem İmamoğlu, Türk iş insanı ve siyasetçi. 2014-2019 yılları arasında Beylikdüzü belediye başkanı olarak görev yaptı. 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı olarak seçildi.

Adama, kişiye, kişilere, gruplara, cemaatlere, vakıflara, derneklere hizmet işi bitti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ve İstanbullular'a hizmet dönemi başlayacak.
Ben seçim öncesinde, vatandaşa anlattığım ve onay aldığım yol haritasına ve ilkelere uygun olarak, sizinle uyum içerisinde çalışmaya hazırım ve buna talibim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seçimde aldığı galibiyet sonrası çağrısı.
Cumhuriyet, bu ülkede köy çocuklarının bile cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselmesini sağlayan fikirdir.
Evet, ben bir projeyim. Beni 40 haneli bir köyden alıp, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yapan Atatürk Cumhuriyeti’nin bir projesi aslında.
Okan Bayülgen'in "Siz bir proje misiniz?" sorusuna cevaben.
Kimsenin hakkını yemem, kimseye de hakkımı yedirmem.
İstanbul'da seçimler henüz sonuçlanmamışken Adalet ve Kalkınma Partisinin adayı Binali Yıldırım'ın "Kazandık" açıklamasından hemen sonra Twitter adresinden yaptığı açıklama.
İyi akşamlar İstanbul, iyi akşamlar Beylikdüzü! Sizden bir şey istiyorum: Yanınızdaki hemşehrinizle elinizi tutarak ayağa kaldırın, hep beraber, el ele. Barışmaya geldik, buluşmaya geldik, uzlaşmaya geldik, konuşmaya geldik. Birbirimizi sevmeye geldik.
23 Haziran İBB seçimini kazanmasının ardından Beylikdüzü'ndeki kalabalığa söyledikleri.
Lütfen bu süreçte benim hemşehrilerim, demokrasi adına bütün haklılığımızı anlatsınlar. Buradan sesleniyorum... efendim sanatçıymış, konuşamazmış. Konuşacak! Efendim iş insanıymış, konuşamazmış. Konuşacak. Konuşmanın vakti geldi.
Sanatçılar gibi toplumun önünde olan insanların fikirlerini paylaşması gayet doğaldır. Haddini bilmesi gereken siyasilerdir, bizleriz;  sanatçılar, akademisyenler, iş insanları değil. Korkmadan konuşmaya, paylaşmaya devam edin lütfen.
Yeryüzündeki bütün çiçekleri koparabilirsiniz, ama baharın gelmesini engelleyemezsiniz.
Yolumuz uzun, heyecanımız yüksek, gençliğimiz var. Biz adalete susamış, demokrasiye inancı tam Türk gençliğiyiz ve de asla vazgeçmeyeceğiz!
YSK bir karar verdi, hakkımızı yedi. Anamızın ak sütü gibi helal olan, kazandığımız seçimi elimizden aldı.
YSK'nın İstanbul seçimlerini iptal gerekçesi olan Seçim Kurulları 16 Nisan'da da 24 Haziran'da da aynıydı. O zaman o seçimler de şaibeli.
Çocukların sevgisi, gençlerin coşkusu, anaların duasıyla kazandık. Bir çift mavi gözün ışığında, bundan böyle her şey çok güzel olacak.
Sekiz yaşındaki kızımın çocukluğunu ıskalayamam.
Kendine gelen tatil eleştirilerine verdiği yanıt
Bence çalıştığınız yer bir gazete değildir. Sizin yayın organınızın sorusuna cevap vermeye tenezzül etmem.
Kendine soru soran Akit TV muhabirine verdiği yanıt
Yok yok hiç bilmiyorum. Çalmanın hiç bir türlüsünü bilmiyorum ben.
(Darbuka hakkında) "Başkanım çalmayı biliyor musunuz?" diyen Bilal Göregen'e verdiği yanıt
Kanal İstanbul benim için bir devlet projesi değil.
Kendisine açılan Kanal İstanbul soruşturması hakkında yaptığı ilk yorum
Ülkemizin bereketi ve huzuru için çalışıyoruz. Her şey çok güzel olacak.
İsrafi bitirdik, hizmeti getirdik. İstanbul kazandı.
Ben, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum andan itibaren, şehri yönetirken, kanala, yalana, talana ve aynı zamanda ranta ve birçok millet aleyhine olan her hususa karşı durduğum için, ben bugün buradayım.
Silivri Cezaevindeki duruşmanın savunmasından

Ekrem İmamoğlu: Tevfik Bey, tartışma bitti. Önergeye geçin.
Tevfik Göksu: Ne konuşacağımıza siz mi karar vereceksiniz?
Ekrem İmamoğlu: Evet, ben vereceğim. Meclis başkanıyım ben.
Tevfik Göksu: Arkadaşımız...
Ekrem İmamoğlu: Mikrofonu keser misiniz? Ben konuşmamı bitireyim lütfen. Tevfik Bey, şu anda önerge vaktine geçtik. Bu konu münazara edildi, ben kararımı verdim. Lütfen ikinci önergenizi alalım.

Gazzâlî (Farsça: الغزّالی) veya yaygın adıyla Îmam-ı Gazzâlî (1058, Tus - 18 Aralık 1111, Tus), İranlı İslam âlimi, mutasavvıfı, müderrisidir. Çeşitli yönlerden felsefeyi eleştirmesi ve dönemin bazı filozoflarını tekfir etmesiyle de bilinir. Hükema sıfatıyla da adlandırılmıştır. Fars asıllı olduğu sanılan[3] Gazzâlî'nin lakapları Hüccetü'l-İslâm ve Zeynüddîn'dir. Genel olarak Gazzâlî ve İmam-ı Gazzâlî isimleriyle tanınmaktadır. Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde yaşamış olan en ünlü İslam bilginlerinden biridir.

Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.
Çocuktaki utanma hâli ondaki akıl nurunun alametidir.
Her hâdisin hudûsu (sonradan var olanın var olması) için bir sebebe ihtiyaç vardır.
Evren hâdistir (sonradan var olmuştur). O hâlde evrenin de var olması için bir sebebe ihtiyaç vardır. O sebep de Tanrı'dır.
İlmi ile amel etmeyen âlim, başkalarını giydirdiği halde kendisi çıplak olan iğne gibidir.
Tamahkâr, aç gözlü olma, kalbin katı ve kara olur. Çok mal artırmak için hasislik (cimrilik) yapma.
Şüphe duymayan hakikati bulamaz.
Dargın ve küskün olanları barıştır ki yarın kıyamet gününde sevinenlerden olasın.
Allahü teâlânın verdiği nimeti, onun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise küfran-ı nimettir (nimeti inkâr etmektir).
Belaya şükretmek lazımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka bela yoktur ki içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini senden iyi bilir.
Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus!
Bil ki kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi kendi kendine söylemek de caiz değildir.
Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur.
Allahü teâlânın her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise hem dışını hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur.
Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.
Ey nefsim, sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay sanıyorsan aldanıyorsun.
Kabirdekilerin pişman olduğu şeyler için dünyadakiler birbirini yiyor.
İhtiyacı olan bir kimsenin o ihtiyaca ulaşması için ilk şart, o ihtiyacı sabahtan akşama kadar elde etmedikçe yemek yememektir.
Seven sevdiğini memnun etmeyi, başkalarını memnun etmeye tercih eder.
Bir şeye düşman olacaksan onu bilmen gerekir. Bir şeyi savunacaksan yine onu bilmen gerekir.
Cahillerle tartışmayın, çünkü ben hiç galip gelemedim.

Elbert Green Hubbard,(19 Haziran 1856 - 7 Mayıs, 1915) Amerikalı bir yazar, yayıncı, sanatçı ve filozof.

Cesur açıkgöz ve neşeli olun.
Tek başarısızlık, denemeyi bırakmaktır.
Özgürlükten doğan kurtuluşa inanıyorum.
Düşmanlarınızı düşünerek zaman kaybetmeyin.
Kaygının tedavisi, hareket halinde olmaktır.
Hiç kimse de gülümsediği için yoksul düşmez.
Denemeyi bırakmak dışında başarısızlık yoktur.
Özgürlükleri üretmek yetmez, paylaşmak gerekir.  
Doğaüstü henüz anlayamadığımız doğal şeylerin adı.  
Ben bir kitap okumuyorum; yazarla sohbet ediyorum.
Olumlu bir şey, olumsuz olan her şeyden daha iyidir.
Yarının işine en iyi hazırlık, bugünün işini iyi yapmaktır. 
Dünyada en büyük hata, hata yapma korkusu içinde yaşamaktır.  
Sıra dışı bir insanın yapabileceği işi hiçbir makine yapamaz.
Hayatı çok ciddiye almayın. Daha ondan canlı kurtulan olmadı.
Din köleler içindir: Onlara, yaşamın veremediği teselliyi verir.  
İman: Sağduyunuzun, doğru olmadığını söylediği şeye inanma uğraşı.  
Kısacık bir ana sığan gülümseme bir hafızada ömür boyu yaşayabilir.
Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz.   
Sürekli çabalamak ve sık sık hata yapmak dehaya giden basamaklardır. 
Eleştiriden korkuyorsan bir şey söyleme, bir şey yapma, bir şey olma! 
Gerçek başarısızlar, yanılgılarını deneyimleri ile düzeltemeyenlerdir.
Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyin. Aklınızı hedefinizde yoğunlaştırın.
Arkadaşınız hakkınızda her şeyi bilen, ona rağmen hala sizi seven insandır.   
Hiç kimse gülümsemenin getireceği yararları reddedecek denli zengin değildir.
Her zaman insanları kıran adam, ayakkabı içindeki taşa benzeyen bir arkadaştır. 
Başarısız bir adam, bu başarısızlığını deneyimler hanesine geçiremeyen kişidir.  
Gülümseyin. Öyle samimi ve sıcak olun ki her sıktığınız ele vicdanınızı da katın.
Başkalarına cömertlikle verdiğimiz sevgi, aslında kendimize sakladığımız sevgidir.
Geçmişte yaptıklarımızın çok büyük görünmesi, bugünkü tembelliğimizin göstergesidir.  
İşinizi bütün benliğinizle yapın, başarılı olacaksınız. Çünkü çok az rakibiniz olacaktır.   
Her insan günün en az beş dakikasını aptallık yaparak geçirir. Akıllılık, bunu aşabilmektir.
Gülümseme korkaklara güç, kederlilere neşe, hastalara sağlık verir. Gülümseme yorgunları dinlendirir.  
Biraz daha dayanıklılık, biraz daha çaba, ve umutsuz gibi gözüken bir durum görkemli bir başarıya dönüşebilir.   
Tanrı'nın adaleti dediğimiz şey, insanların Tanrı olsalardı ne yapacaklarına dair kendi uydurdukları görüştür.
Sorumluluklar onları taşıyabilecek omuzlara doğru çekilirler ve güç de bunun nasıl olacağını bilene doğru akar.   
Söylediğimiz yüzünden kazandığımız düşmanlar; yaptıklarımız yüzünden kazandığımız dostlardan daha çoktur.  
Bir makine, sıradan 50 kişinin yapabileceği işi yapar. Sıra dışı bir insanın yapabileceği işi ise hiçbir makine yapamaz.  
Cennetin Krallığına ulaşmamızın tek yolunun, yüreğimizde Cennetin Krallığına sahip olmak olduğuna inanıyorum.  
Kısacık bir ana sığan gülümseme bir hafızada ömür boyu yaşayabilir. Hiç kimse de gülümsediği için yoksul düşmez.  
Herkesin sizi sevmesi için ikinci koşul: Gülümseyiniz. Yalnız fotoğraf çektirirken değil, fotoğraf çekerken de gülümseyiniz.   
Basit bir kimse en küçük eleştiriye çıldırır. Akıllı adam ise kendisini eleştiren, kendisiyle tartışanların düşüncelerini anlamaya çalışır.
Biz zevk için harcadığımız paradan fazla, kitap için sarf etmediğimiz müddetçe, bu ülke hiç bir zaman medeni bir ülke olamayacaktır.
Dinbilim, bir konuyu, onu anlamayan insanlara açıklama girişimidir. Burada amaç, gerçeği söylemek değil, soruyu soranı tatmin etmektir.
Güçlü ve yararlı olma düşüncesini zihninizde yasattıkça gerçekten de öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz. Siz ısrar etlikçe fırsatlar çıkacaktır.

Elea'lı Zeno ya da Zenon, Parmenides'in izleyicisi olan Antik Yunan filozofudur. Elea Okulu'nun en önemli filozofları arasında yer alır.

Mutluluk güzel bir hayat akışıdır. 
Yaşamın amacı doğa ile uzlaşı içinde yaşamaktır.
İyi olma azar azar elde edilir, ancak yine de küçük bir şey değildir.
Mal sevgisi, şerrin başıdır; çünkü diğer bütün kötülükler, mal sevgisine bağlıdır.
İki kulağımız ve bir ağzımız var, bu yüzden söylediklerimizden fazlasını dinlemeliyiz.
Hiç olmazsa bir kere itiraz et, başka bir fikir söyle de iki kişi olduğumuzu anlayayım.
Yaşama sanatı danstan çok güreşe benziyor; önemli olan sağlam durmak ve beklenmedik bir darbeye hazırlıklı olmak.
Sadece bilge ve erdemli kişilerden kurulu bir akıllı insanlar toplumuna ulaşmanın imkansızlığı anlaşıldı. Belki yığınlar hiç bir zaman filozof olmayacak. Ama toplumları mutluluğa ulaştırmak için, yönetimin bilge kişilere teslim edilmesi de mi mümkün değil? Aklı başında insanlar tarafından yönetilmezsek sonumuzun felaket olacağını görmüyor musunuz.?

Eleanor Roosevelt  ABD'nin Başkanı Franklin D. Roosevelt'in eşi ve aynı zamanda kuzeni.
Sözleri

Kitaplardan insanı tanıdım.
Her gün sizi korkutan bir şey yapın.  
Mutluluk bir amaç değildir. Bir yan üründür.  
İzniniz olmadıkça kimse size zarar veremez.   
Yarınlar; düşlerinin güzelliğine inananlarındır.
Siz fırsat vermezseniz, kimse sizi aşağılayamaz.
Korktuğu şeyleri yaparak herkes korkuyu yenebilir.
Dün tarihtir, yarın bilinmeyendir, bugün bir hediyedir.
Yoksulluk çok pahalı bir lüks maliyetini karşılayamayız.
Genelde, yapmanız gereken şey yapabileceğiniz şeydir.     
Kendi içinde yenilene kadar, hiçbir insan yenilmemiştir.  
Hiç kimse siz izin vermedikçe sizi değersiz hissettiremez.
Yapamıyacağınızın düşündüğünüz şeyleri yapmaya çalışmalısınız. 
Güzel genç insanlar doğa kazalarıdır, ancak güzel yaşlı insanlar eserlerdir.
Biri size ihanet ederse onların suçu, ikinci kez ihanet ederse sizin suçunuz.
Kitaplardan insanları tanıdım ve bütün okuduklarım benim için gerçek oldu.
Büyük beyinler fikirleri tartışır, orta halliler olayları, küçük beyinler ise insanları.
Kişinin felsefesi en iyi kelimelerle ifade edilmez; kişinin yaptığı seçimlerle ifade edilir.
Kendimizle arkadaşlık çok önemlidir. Onsuz, dünyada başka hiç kimseyle arkadaş olamayız.  
Başkalarının hayatından ders alın. İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.  
Hayat yaşanmalıydı ve merak canlı tutulmalıydı. Kişi, hangi nedenle olursa olsun asla hayata sırtını dönmemelidir.  
İçinizden ne geliyorsa öyle yapın. Nasıl olsa biri çıkıp sizi eleştirecek. Yapsanız da size lanet okurlar, yapmasanız da.   
Bugün yüzleşmediğiniz şeyler daha sonra tekrar karşınıza çıkar, genellikle de başlangıçtaki şartlardan iki kat daha zor bir şekilde.
Sizi korkutan her deyim size güç, cesaret ve güven kazandırır. Kendinize Ben bu dehşeti yaşadım. Bundan sonra gelecek şeylere hazırım dersiniz.
Korkuya burun buruna bakabildiğiniz her deneyimle güç, cesaret ve güven kazanırsınız. Kendinize; 'ben bu korkuyu yaşadım. Arkasından gelenle de başa çıkabilirim,' diyebilirsiniz.

Eleftherios Kyriakou Venizelos (Ελευθέριος Κυριάκου Βενιζέλος), 1910 ile 1933 yılları arasında sekiz dönem boyunca toplamda 12 yıldan fazla Yunanistan başbakanı olarak görev yapan Yunan siyasetçi ve devlet görevlisidir. Megali İdea'nın mimarlarından biri olup modern Yunanistan'ın kurucu figürlerinden biri kabul edilir.

Coğrafyaya karşı gelinemez!
I. Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'ın İtilaf Devletleri safında savaşa girmesi gerektiğini savunurken Kral I. Konstantin'e karşı kullandığı jeopolitik argüman.
Mesleğim gereği bir avukat olup ara sıra devrimci mi olacağıma, yoksa mesleğim gereği bir devrimci olup ara sıra mı avukatlık yapacağıma karar vermem gerekiyordu.
Girit'teki gençlik, avukatlık ve Osmanlı karşıtı ayaklanma liderliği yaptığı fırtınalı yıllara dair bir öz değerlendirmesi.
Tarafsızlık politika değildir.
I. Dünya Savaşı'nda Yunanistan'ın tarafsız kalmasını isteyen Kral Konstantin'in dış politikasını eleştirirken.
İngiltere tüm savaşlarında her zaman tek bir muharebeyi kazanmıştır; o da sonuncusudur!
Yunanistan sizden sadece kendisi için ölmenizi istemiyor; o sizden zafer kazanmanızı bekliyor.
Birinci Balkan Savaşı'nın başlangıcında Yunan denizcilerine hitaben yaptığı konuşmadan.
Tüm hayatım boyunca, tüm kalbimle Girit ile Yunanistan'ın birleşmesini istedim. Bunun derin bir karşılıklı sevgiyle ayakta tutulmasını arzuladım. Yemin ederim tek dileğim buydu... Yunanistan beni bir daha asla görmeyecek. Elveda.
1935 yılındaki başarısız darbe girişiminin ardından ülkeyi kalıcı olarak terk edip Paris'e sürgüne giderken kurduğu veda cümleleri.
Mustafa Kemal Paşa’nın milli hareketin liderliğini üstlenmesiyle birlikte, teokratik bir rejim altında yaşayan, din ile hukuk kavramlarının birbirine karıştığı çöküş yolundaki bir imparatorluğun yerini; güç, hayat dolu ve modern bir ulus-devlet aldı... Bu barışı imzalayan kişi olarak, kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermekten şeref duyarım.
12 Ocak 1934 tarihinde Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanlığı'na yazdığı, Mustafa Kemal Atatürk'ü aday gösteren resmi mektubundan.
Yunan ordusunun Anadolu'da verdiği kurbanları unutarak Ankara'ya gitmiş olmakla itham edildim. Fakat efendiler, her iki taraf da bu acı olayları unutmak kararını vermedikçe el ele vermek ve hakiki bir dostluk kurmak mümkün değildir.
Ankara'yı ziyaret edip Atatürk ile dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladıktan sonra Yunan Parlamentosu'nda kendisini "hainlikle" suçlayan muhaliflerine verdiği yanıt.

Eleştiri ve tenkide açık olun. En önemlisi de, bir büyüğünüz sizi yetersiz görebilir, eleştirebilir; hatta zaman zaman size sinirlenip kızabilir. Ama bu sizi sevmediği anlamına gelmez. Tam tersine o, sizi sevdiği, ilgilenmeye değer bulduğu için tepki gösteriyordur. — Ahmet Haluk Dursun
Haksız eleştiri çoğunlukla biçim değiştirmiş övgüdür. — Dale Carnegie
Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır. — Friedrich Nietzsche
İnsanlar sizden eleştiri isteyebilirler, ama gerçekte iltifat bekliyorlar — William Somerset Maugham
Bir işi incelemekte aşırı hassasiyet göstermek ayrılığa; eleştiri, düşmanlığa; sabırsızlık, rezilliğe; sırrı ifşa etmek, alçalmaya sebep olur. Cömertlik zekanın cimrilik ise gafletin alametidir. — Cafer-i Sâdık
İnsanın en doğru eleştirmeni kendisidir. İnsan kendindeki detayları en iyi kendi bilir. — Deniz Celiloğlu

İlhamım özellikle 1950'lerde yazar H.C. Artmann. Bana, bir şey söylemek istiyorsan, dilin kendisinin söylemesine izin vermen gerektiğini gösterdi, çünkü dil, genellikle, kişinin iletmek istediği içerikten daha anlamlıdır. Müzik ve beste eğitimim daha sonra beni bir tür müzikal dil sürecine götürdü; bu süreçte, örneğin çaldığım kelimelerin sesi, tabiri caizse onların iradesine karşı gerçek anlamlarını açığa çıkarmak zorunda kaldı.

"Hassas olan yanar, incecik gece kelebeği."
Bu an bitmesin, n’olur, öyle güzel ki.
"O, odasında tek başına oturuyor, çok hafif olduğu için onu unutan kalabalıktan ayrı."

İnsan yalnızca kendisine hiçbir şey kazandırmayan, işten ibaret bu hayatı, gerçek olmayan ve doğru olmayan bu hayatı yaşarsa; işte ancak o zaman gerçek ve sürekli bir ölümle ölür.
Her sistemin, ne kadar katı olursa olsun, bir yerlerde bir boşluğu vardır, insan oradan içeri girebilir. aşk çoğunlukla bu boşlukları bulmaktan ibarettir.

Elias Canetti (d. 25 Temmuz 1905 – ö. 14 Ağustos 1994), modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı.

Şaşkınlığı yeniden öğren.
Kişinin en yakını, yine kendisidir.   
Korkulmaktansa nefret edilmeyi yeğlerim.  
Bilgisiz kişilerin elinde kitaplar savunmasızdır.  
Her karar felakete yol açsa bile özgürleştiricidir.  
Anlamak, anladığımız kadarıyla yanlış anlaşılıyor.
Doğru yolu görüp de oradan gitmemek, yüreksizliktir.  
Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendir.  
Bir kitaplık, dünyadaki en büyük vaatten daha değerlidir.  
Ölüm bir skandaldır. Makine çalışıyor, hepimiz rehineyiz.
Günler birbirinden ayrılır, fakat gecenin tek bir adı vardır.
İnat yüzünden iyi olanların sayısı neden daha fazla değil?
Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı ölçüde gerçeğe yaklaşır.
Pek çok cevabı olanın, ondan da çok sorusu olması gerekir.   
Büyük aforizma yazarları birbirlerini iyi tanıyormuş gibi okurlar.  
Ölüm hepimizin sonuydu ama önce cahillerin başına gelmeliydi.  
Kim ki hayvanlardan çok bahsediyorsa, insanlar adına utanıyordur.  
Peki hayvanların ilk günahı nedir? Neden ölüm gibi bir acıyı çekerler?   
Yalnızca düşüncenin silahlarıyla yürütülmeyen bir kavga beni tiksindirir.
Çoğu dinler erkekleri daha iyi hale getirmiyor, sadece daha da korkuyorlar.  
Bir fikrin ne kadar yeni olduğu önemli değil: önemli olan ne kadar yeni olduğu.  
Yaralara bakmak yücelticidir, yeter ki insan onları kendi bedeninde hissetmesin.  
İnsan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumasını bilmelidir.
Hayvanlar olmadan dünyanın ne kadar tehlikeli olacağını tasavvur etmek mümkün değil.  
Üzerinde yaşadığımız dünyanın durumunu görmeyenin o dünya üzerine yazacak hemen hiçbir şeyi yoktur.
Yarattığı şeyin kaderine yönelttiği felaket akla hayale sığmaz ve dayanılmaz olacağından, Yaratıcı diye bir şeyin olması mümkün değildir.
Besin vermekle buyruk vermek arasında sıkı bir bağ vardır.
İnsanı bilinmeyenin dokunuşundan daha çok korkutan hiçbir şey yoktur.
(Kitle ve İktidar)
Bu dünya için neden üzüldüğümü anlayamıyorum. Ondan bu kadar mı memnundum da, şimdi üzülüyorum. Hayır! Ama hep daha iyiye doğru giderek kendini koruyacağını sanmıştım. Çocukça bir inançtı. Şimdi bildiğim o ki, bu inanç artık elimden alındı
Korkulmaktansa nefret edilmeyi yeğlerim.
Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı ölçüde hakikate yaklaşır. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendir.
(Körleşme)
Yaralara bakmak yücelticidir, yeter ki insan onları kendi bedeninde hissetmesin.
Dürüst bir insan duayı gereksinmezdi. Ötekilere gelince, onlar yalnız dua etmesini bilirlerdi.
...Çünkü, kendisini gördüğünde -kendini görmeye alışık değildi- içine büyük bir yalnızlık çöktü. Kalabalık arasına karışıp kendini yitirmeye karar verdi. Belki o zaman yüzünün ne denli yapayalnız olduğunu unutur ve belki etkinliklerini sürdürebilmenin bir yolunu bulurdu.
...Artık yeniden kendi kendisinin efendisi olduğundan, güçlükleri kolayca yenebiliyordu.
Tanrı kadar sert, Tanrı kadar soğuk olabilmek, kimin harcıydı?
Tüm acıların suçu, şimdiki zamanın sırtındaydı.
Dünya üzerindeki tüm mutsuzluklar, yeterince gelecekte yaşayamamaktan kaynaklanıyordu.
Dayak, suç işlemek üzere olan ahlâk sahibi insanlara ilaç gibi gelir.
Yemek, insanoğlunun eylemler hiyerarşisinin en alt basamağında yer alırdı ona göre. Oysa insanlar, yemek yemenin gerçekte yalnızca başka ve daha tiksinç birtakım eylemlere yol açtığını düşünmeden, ona kendine özgü bir kutsallık kazandırmıştı.
Bazen bilgisizliğin bataklığı, kitapları ve bilge kişileri de boğar.
Süreklilik niteliğini özünde taşıyan zamandan kaçabilmenin bir tek yolu vardır: Arada sırada zamanın akışına gözlerini kapamak ve böylece görüldüğünde bize yabancı, itici gelmemesi için onu taşınabilir parçalara bölmek.
Belki kitap da bilirdi özlem içinde kıvranmasını; ama bu özleyiş, insanoğlunun özleyiş biçiminden çok farklı ve bu nedenden ötürü de hiçbir zaman anlaşılamadan kalıyordu. Düşünebilme yeteneğine sahip her varlık kimi zaman bilimin canlıyla cansız arasındaki çekiştiği sınıra, insanoğlunun çekilmiş tüm şuurlara olduğu gibi, düzmece ya da artık eskimiş gözüyle bakardı. Bu ayrına karşı insanoğlunun bilinçaltında belirginleşen başkaldırı, kendini "ölü varlık" kavramının çevresinde açığa vururdu. Bir şeyi "ölü" diye nitelendirmek, bir zamanlar onun da bir yaşamı olduğunu kabullenmekten başka bir şey değildir. Bir varlığın yaşamadığını açıklamak zorunluluğunu duyan insanoğlu, bunu yaptığı anda varlığın bir zamanlar yaşamış olmasını istemiş ve bu isteği dile getirmiş demektir.
Yazgıya egemen olacak, ona yön verecek tek güç, yine insanın kendi kendisiydi.
Aslında yuva, herkesin yaşamı için gerekli bir şeydi. Ama önemli olan, yuva kavramının içerdiklerini saptamaktı. Beylik anlamda, gelişigüzel ifade olunan yuva ya da dinin insanlara öbür dünyada kavuşacaklarını muştuladığı o sürekli soluk yuva görüntüsü, gerçek anlamda yuva gereksinmesini karşılayabilmek konusunda çok yetersizdi. Düşünmeyi, dostları, dinlenme olanaklarını ve yaratıcı çalışmalar yapmaya elverişli bir ortamı doğal, eksiksiz düzenlenmiş bir bütün halinde, tümüyle kişiye özgü bir evren niteliği ile birleştiren yer. Bu olabilirdi ancak gerçek yuvanın tanımlanması. Böyle bir tanımlamanın çevresine de ancak bir kitaplık uyabilirdi!
Doğru yolu görüp de oradan gitmemek, yüreksizliktir.
Hata işlemek ve bunu düzeltmek için çaba harcamaktan kaçınmak, asıl yanlış davranış budur. Yanlış bir iş yapmışsan, onu düzeltmekten hiçbir zaman utanmamalısın.
İnsanların tutumlarını izle, davranışlarına yön veren nedenlere bak, nelerden zevk aldıklarını, neleri doyurucu bulduklarını gözle. İnsanoğlu hemcinslerinden tümüyle saklanabilir mi? Başarabilir mi bunu hiç?
Ne var ki roman okumak hiçbir ruhu zenginleştirmezdi. Romandan belki zevk için ödenen bedel, pek yüksek olurdu; en üstün kişilikleri bile bozardı romanlar. Romanlar sayesinde insan, kendini her türlü insanla özdeşleştirmeyi öğreniyordu. Değişiklikten zevk almaya başlıyordu. Kişilikler parça parça çözülüp hoşa giden kahramanların kalıbına giriyordu. Her görüş açısı savunulabilir oluyordu. Okur, gönüllü olarak kendini *yabancı hedeflerin akışına bırakıyor, bu yüzden uzunca bir süre için kendi hedeflerini gözden yitiriyordu. Romanlar, yazarlık yapan bir oyuncunun, okurlarının bir bütün oluşturan kişiliklerine batırdığı kamalardı. Oyuncu, kamanın gücünü ve karşılaşacağı direnci iyi hesaplayabildiği oranda hedef aldığı kişiyi parçalayabiliyordu. Devlet romanları yasak etmeliydi.
Bir düş, tek tek ögelerine ayrıldığında, gücünü yitirir.
Ermişlerle, din uğruna acı çekenler bağırmazdı.
Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı oranda hakikate yaklaşırdı. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendi. Yanından geçenlerin her biri yalnızca birer yalancıydı. Bu yüzden zahmet edip suratlarına bakmıyordu bile. Kitleyi oluşturan şu kötü oyunculardan hangisinin yüzü çekici gelebilirdi ona! Gerçekte yüzlerini her an değiştiriyor, bir gün bile aynı rolde kalmıyorlardı. Bu, Kien'in daha beri bilincinde olduğu bir gerçeklikti. Bunun için öyle deneyimli olmasına gerek yoktu. Tek bir tutkusu vardı: Tüm yaşamı boyunca; gerçekte ne ise, o olarak kalmak; kendi kişiliğini salt bir ay ya da bir yıl süreyle değil, ömrünün sonuna dek yitirmemek. İnsanın -eğer varsa- kişiliği, dış görünüşünü de biçimlendirmekteydi.
Yüreğinde yerleşmesine izin verdiği tek tutku olan kitap tutkusu, bazı önlemler almak zorunda bırakmıştı onu. Örnekse, kötünün kötüsü bile olsa, herhangi bir kitap, satın alması için kolayca baştan çıkarabilirdi bilgini.
İnan ki, hiçbir ölümlü insan, ağırlığınca kitap kadar etmez...
Konuşurken lafları aşırı ölçüde sakin sıralıyor, ağzından çıkacak sözleri her zaman denetimi altında tutuyor, ilgili sözler onu önlerine katıp kovalamıyor, onunla eğlenmiyor, onu gülünç duruma sokmuyor asla. Böyle bir insana nasıl güvenebilirim?
Kitaplar vardır,yirmi yıl yanınızda taşımış, okumuşsunuzdur; hep el altında bulundurmuş, kentten kente, ülkeden ülkeye sizinle alıp götürmüş, pek fazla yer olmasa da özenle sarıp sarmalayarak bavulunuza koymuşsunuzdur. Bavuldan çıkarıp alırken yapraklarını belki karıştırırsınız şöyle, ama bir tek satısını bile bastan sona okumaktan dikkatle sakınırsınız. Derken yirmi yıl geçer aradan, bir an gelir sanki çok büyük bir baskıya karşı duramayarak ansızın böyle bir kitabı bastan sona bir solukta okuyup yutmaktan başka bir şey yapamazsınız, bir vahiy gibi gelir size okuduklarınız. O zaman kitabı okumaktan o bir sürü kaçışların anlaşılır nedeni. Okumadan kitabı uzun bir sure yanınızda bulundurmanız gerekmiştir; kitabın yolculuğa çıkması, uzamda bir yer tutması, bir yük oluşturması gerekmiştir. Ama yolculuğun son durağına ulaşmıştır artık, kendini açığa vurma zamanı gelip çatmıştır, sizinle suskun yaşadığı yirmi yılın üzerine saçar şimdi ışığını. Bütün zaman suskun durmasaydı,söyleyeceği o kadar şeyde olamazdı. Bu durumda hangi budala kitabin hep aynı içeriği kendisinde barındırdığını söylemeye kalkabilir.
Etsiz yumruklarını, toprağın sert kabuğunun bile insan yüreğinden daha yumuşak olduğunu göstermek istiyormuş gibi, kaldırıma vuruyoydu.
Yalnızca düşüncenin silahlarıyla yürütülmeyen bir kavga beni tiksindirir. Ölü düşman, yalnızca kendi ölümünün kanıtıdır.
İnsan kör geçer yaşam yollarından. Çevremizde bulunan korkunç yoksulluğun ne kadar azını görüyoruz aslında!
Ah, bir ortadan kaldirabilseydi şu şimdiki zamanı! Dünya üzerindeki tüm mutsuzluklar, yeterince gelecekte yaşayamamaktan kaynaklanıyor du.
Ait olduğu devirden fırlatılıp atılmış, sürgüne gittiği yüzyıla da tümüyle yabancı kalmıştı. Bir insanın hakkından gelebilmek için onu tarihte ait olduğu devre yerleştirmek yeterliydi.
Yapıyorlar, ama ne yaptıklarının bilincinde değiller, bir takım alışkanlıklar edinmişler, ama bunun nedenini bilmiyorlar; ömürleri boyunca dolaşıp durdukları halde yollarını bulamiyorlar. Kitleden ayrılamayan, koyun gibi onun peşinden gidenler için doğaldır bunların tümü.
Bazen bilgisizliğin bataklığı, kitapları ve bilge kişileri de boğar.
Günler birbirinde

Eliezer Wiesel (d. 30 Eylül 1928 - ö. 2 Temmuz 2016), Nobel Barış Ödülü sahibi edebiyatçı.

Güzel günler geride kalmıştı.   
Artık bitti, Tanrı bizimle değil.   
Tek bir vücut gibi yere yığıldık.   
Hayatın tersi ölüm değil, kayıtsızlıktır.   
Dün susmuş olanlar, yarın da susacaklar.  
Sessizlik işkenceciyi cesaretlendirir, eziyet ilerler.  
Kötülük işine başladığında, ona bir şans daha verme.   
Tarafsızlık baskı uygulayanın tarafında olmak demektir.   
Yaşamak mı? Artık gözümde değeri yok. Bir başımayım.   
Söyleyecek çok şeyim vardı ama onları anlatacak kelimelerim yoktu.
Nasıl oluyor da insanlar, çocuklar yakılıyor ve tüm dünya susuyordu?   
Ben hala insana rağmen insana inanıyorum. Insan düşmanları tarafından yaralı.  
Her zaman taraf tutmalıyız. Tarafsızlık; baskı yapana yardım eder, kurbana değil.    
İnsanlık? İnsanlık bizimle ilgilenmiyor. Bugün her şey mübah. Her şey mümkün, ölüm fırınları bile.  
Bizi derinden etkileyen şeyler her zaman içerisine direkt olarak dahil olduğumuz koşullar olmayabilir.  
İnsanların acı ve aşağılanmaya tahammül ettiklerinde asla sessiz kalmayacağım. Her zaman taraf tutmalıyız.   
Eğer tanık kendini sonuna kadar zorlayarak tanıklık etmeyi seçtiyse, bu bugünün gençleri, yarın doğacak çocuklar içindir.
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, ama itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
Tarafsızlık, hep zulüm edene yardımcı olur, asla zulüm görene değil. Sessizlik işkence edene cesaret verir, asla işkence görene değil.
Hayata güvenin, bin kez güvenin. Umutsuzluğunuzu kovun. Böylece ölümü de kendinizden uzaklaştırmış olacaksınız. Cehennem sonsuza dek sürmez.  
Babam ağlıyordu. Onu ilk defa ağlarken görüyordum. Bunu yapabildiği aklıma bile gelmemişti. Annem ifadesiz, tek kelime etmeden, düşünceli bir biçimde yürüyordu.  
Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.
Nobel Lecture, 11 Aralık 1986
Başarmak istediğimin ne olduğunu soracak olursanız yanıtı farkındalık yaratmaktır ki o zaten öğretmenin başlangıcıdır.
John S. Friedman ile 1978 tarihli röportajından
İnsanlık barışın Tanrı'nın yarattıklarına bir armağanı değil bizim her bir diğerimize armağanımız olduğunu hatırlamalı.
Nobel Lecture, 11 Aralık 1986

Elif Şafak (d. 25 Ekim 1971, Strazburg), Türk yazar.

Katillerimin yüzlerini seçemiyorum; isimlerindense geride harfler kalacak sadece.
Binlerce kelime, onlarca hikâye var boğazımda düğümlenmiş. Susuyorum konuşmam gereken yerlerde; dilimi tutamıyorum ne zaman susmam gerekse. Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden.

Baykuş; kanarya beslermiş amcalar, teyzeler. Kumruları sever, kartalları över, güvercinleri uçurur, kargaları kovar, papağanları konuştururlarmış. Oysa çocuk baykuşları severmiş. "Uğursuz kuş o. İsmini anma, damına çağırma." dermiş teyzeler, amcalar. Uğursuz kuşmuş baykuş; gece gördüğü, geceyi gördüğü için.
s. 93
Derler ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi. Hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da dolu dizgin devam ederken unutulurmuş aşk.
s. 86
Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeye görsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme
s. 163
Pek güzeldin, pek latiftin. Börek olsan seni yerdim. Az soğanlı, bol etliydin. Lafa daldım, dibin tuttu. Gönül bu, hemen unuttu.

Yabancı, isminin bir ya da birçok bölümü gölgede kalan insandır.
s. 10
Şarkı üç dakika yirmi saniye ama tekrar tekrar çalınırsa sonsuza kadar sürebilir.
s. 345

En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır.
s. 26
Her zaman kolay kolay itiraf edemesek de bunu kendi kendimize, hep öteleri düşleyen, öte yer ararken en yakınlarındakileri mutsuz eden bizler... ben...
s. 152
Önce yüzlerini unuturuz sevdiklerimizin. En çok yüzümüzün unutulmasından endişe ettiğimiz halde.
s. 163
Uzaklaşırsın. Yol seni nereye götürürse. Yazı seni nereye sürüklerse. Burnunda bir sızı. Ne de olsa her yolculuk geri dönememe ihtimalini taşır bağrında.
s. 198
Kitap hâlâ kutsal benim için... kelime hâlâ mühim ve harf hâlâ muamma.
s. 204
Ölüm sahiciliğini yitiriyor kayıplar istatistiklere, çatışmalar haberlere dönüştüğünde.
İşgal Altında Sanat Mümkün mü?
Özgürlük çıkış kapılarının gümüşi aralığında.
Eşiklere Basarsan Şayet

Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.

Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi vardır hayatın.  Farkında olmadan basıyorsun çizgiye. Kızıyorlar anında Yandın! diye atılıyorsun oyun dışına.
s. 25

Aşk gibiydi okumak da… Neden, nasıl müptelası olduğunu, bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü.

Kanat çırpan kuşlara bakın. Kanatlarının nasıl hareket ettiğine dikkat buyurun, bir aşağı bir yukarı. Bir hüzün, bir saadet. Böyledir hayat. Hoş bir kararda, ahenk içinde, dengede.
Neden baktın neyi geride bıraktığına ? Söylesene, insan terk ettiği şeye neden dönüp bakar son defa.

Habertürk Gazetesi’nin hafta sonu eki bu pazar Elif Şafak'a ayrılmıştı. Anladığımız kadarıyla eskiden vejetaryenmiş, aradan 14 yıl geçtikten sonra tekrar et yemeye başlamış. Verdiği pozdan anladığımız kadarıyla yalnız et değil beyin de yiyecek. Ne diyeyim, ünlü yazarımıza afiyet olsun, yarasın, yediği etler, beyinler, demirine demir katsın! Merak ettiğim şey etoburluğa dönme kararını neden böyle davul zurnayla kamuoyuna açıklama ihtiyacı duyduğu? Olumsuzluktan olumluya dönme, hidayete erme, yükselme haberlerine hepimiz alışığız. Yeşilçam’ın tanınmış aktörü “altı aydır temizim, artık uyuşturucu kullanmıyorum” dediğinde hoşumuza gitti, “Aferin adama, sonunda doğru yolu bulmuş” dedik. Elif Hanım gazetede iki tam sayfa “Ey ahali! Ben bundan sonra eskisi kadar vicdanlı, iyi kalpli bir insan olmayacağım” deyince hepimiz şaşırdık (ve üzüldük). Bu itirafın bir nedeni olmalı? “Halk benim ne yediğimi çok merak ediyordur, anlatayım öğrensinler” diye mi düşündü acaba? Yoksa dostlarından ve et sever eşinden “aferin” almak,  kabile üyeliğini tescil ettirmek, “bakın ben de sizdenim” demek isteği mi galip geldi? Ne derseniz deyin Elif Hanım bir ödülü hak ediyor, artık et üreticileri birliği mi yoksa et ithalatçıları birliği mi verir onu bilemem. — Murat Kınıkoğlu

